SUNUCU:İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam www.HarunYahya.Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Çay Tv, Kanal Avrupa, Ankara Beypazarı Seyelan Tv, Çorum Kanal 19, Mardin Kanal 47, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Uşak Egem Tv ve aynı zamanda HarunYahya.Tv sitemizden canlı olarak yayınlanan ‘Adnan Oktar'la Gece Sohbetleri’ programımıza hoş geldiniz. Buyurun Hocam, nasıl başlamak istersiniz?
ADNAN OKTAR:Şebnem Hocamın bayağı soruları oluyor çok şahane, hazırlıklı ve donanımlı gelmiş Şebnem. Bana zannediyorum güzel bir soru soracaktır.
ŞEBNEM SCHAEFER:Kaderden bahsetmek istiyorum. İmanın şartlarından birisi, hayır ve şerrin Allah'tan geldiğine inanmak. Ben de zaten ona inanıyorum.
ADNAN OKTAR:Hayır ve şer, evet.
ŞEBNEM SCHAEFER:Fakat bazen hani derler ya, normalde kader verilmiş tabii ki ama size de Allah akıl vermiş, bizim de çalışmamız gerekiyor. Bir yere kadar biz de kendi kaderimizi etkileyebiliriz. Şöyle bir kader çizgisi vardır -ben öyle düşünüyorum- ama Allah da bize bir akıl vermiş, biz de çalışacağız, çaba göstereceğiz. O yüzden nereye kadar kader? Aslında ben onu merak ediyorum. Nereye kadar kadercilik, nereye kadar kadere inanmak lazım?
ADNAN OKTAR:Senin bu soruyu sorman, daha annen doğmamışken sormuştun. Bütün detaylarıyla sormuştun. Aynı mimiklerle, aynı şekilde, harfi harfine sormuştun. Daha sonsuz öncede bu bitmişti, bunu söylemiştin. Sonsuz evvelde de söylemiştin ve şu anda da söylüyorsun. Bilerek ve isteyerek söylüyorsun. Ama bak daha annenin annesinin annesi doğmamışken bunu bütün detaylarıyla söylemiştin. Buradaki yazdığın yazılarda en ince detaylarına kadar çektiğin şu tire işaretine varıncaya kadar, kaderde yapmıştın sen onu.
ŞEBNEM SCHAEFER: Tamamen her şey o zaman kaderde.
ADNAN OKTAR:Tabii.
ŞEBNEM SCHAEFER:Şimdi böyle bazı kişiler var o zaman, onlara aslında Müslüman diyebilirim ama şöyle diyenler de var; “ben o zaman dersimi çalışmayayım, ben o zaman Allah'a dua edeyim, o zaman sınavım için Allah’a dua edeyim iyi geçsin diye, çalışmayayım.” Öyle olur mu? Tabii çalışacaksın ama hadi diyelim yapamadın, çok çalıştın ama sınavı yine geçemedin. O zaman dersin ki demek ki o anda bir şeyler oldu, o anda yapamadın. O zaman kader denilir. Ama hiçbir şey yapmazsan o da olmaz. Ama o çalışma gücü, isteği de mi kader? Yani karakter gibi. Karakterler de oluşuyor, karakteri kader mi belirliyor? Her şey öyle o zaman.
ADNAN OKTAR:Adam çıkıyor, diyor ki; “madem benim kaderimde, üniversite imtihanını kazanırım" diyor. Üniversite imtihanlarına da gitmiyor, evde oturuyor. “Allah yazdıysa zaten kazanacağım” diyor, kazanamıyor. O da onun kaderindedir. Daha babasından doğmadan o cins hareketi yapmıştır.
ŞEBNEM SCHAEFER:Peki, şimdi çıkıyorlar ya bazıları, yüzde yüz düşünce gücü vs. Onlar nedir o zaman, öyle bir şey yok mu o zaman? Enerji mesela. Ben dua ediyorum, pozitif olmaya çalışıyorum. Hani derler ya ‘pozitif olmak.’ Hakikaten pozitif olmak doğru bir şey bence ama dediğim gibi, nasıl anlatsam? Yani onların ne kadar dedikleri doğru oluyor. Mesela o ‘Secret’ gibi kitaplar vardır ya.
ADNAN OKTAR:Onlar insanların zavallılığından kaynaklanan hareketler. Pozitif düşünce zaten Kuran’ın emridir, her şey olumlu düşünülür, hayra yorulur. Yani şerre yorulmaz, hayra yorulur. Ama “ben bio enerjimle etrafı sarmaya başladım,” bilmem ne falan. Enerjiyi yaratan da Allah’tır. Yani onun kendisine has özelliği yoktur. Mümkündür mesela dokunur, hakikaten Allah ondaki enerjiyi vesile eder, o kişiyi tedavi eder. Ama onun kaderindedir, o Allah’ın yaratmasıyla olur. Yani onun müstakil bir gücü olmaz. İnsan her ne yaparsa yapsın, mesela Darwin, Marx, Firavun, Nemrut, bunların hepsi, daha Dünya yaratılmadan vardı bu kişiler. Darwin bir gün kafasına esip de o kitabı yazmaz. Allah'ın kaderde yaratması olduğu için yapar onu. Mesela Firavun’a ihtiyaç vardır, mutlaka Firavun’un yaratılması gerekir. Yoksa Musa (a.s.) olmaz. Musa (a.s.) ile Firavun’u Allah aynı anda yaratıyor. Yani Firavun çıkıyor da ihtiyaçtan kaynaklanıp o anda birden bire Musa (a.s.) oluşmuyor. İkisi aynı anda bütün olarak yaratılır. Yani iki tarafın orduları da aynı anda yaratılır, Müslümanların gücü de karşı tarafın gücü de aynı anda yaratılır. Şimdi Ahir zamanda da deccal ve Mehdi (a.s.) aynı anda yaratılıyor. Yani deccaliyetin tahribatı, Mehdiyetin onu yenmesi. Yoksa Mehdi (a.s.) normal adetullah içerisinde yenemez. Kaçıyorlar, Müslümanlar Firavun’un ordusundan. Normalde yakalar Firavun ordusu, onlar için en kolay iş. Piyade yürüyerek giden insanlar bunlar. Gece de gitse, gündüz de gitse, atlı arabaları var, anında yakalarlar. Ama kaderde Allah onları yakalanmayacak şekilde yaratmış. Mesela deniz çekiliyor, yarılıyor deniz, onlar geçiyor. Kaderde bu. O anda aklına gelen pratik bir çözüm değil, Hz. Musa (a.s.) için oluşturulmuş. O anda haşa Allah’ın birden aklına gelmiş değil. Sonsuz evvelde zaten o deniz yarılmış. Denizin yarılması şu anda da Allah Katında hazır durumda. Firavun ve Musa (a.s.)’yı biz göremiyoruz. Firavun ve Hz. Musa (a.s.)’yı şu an Allah görüyor, şu an sağlar. Peygamberimiz (s.a.v.) sağ şu an. Mesela hicret yapıyorlar Müslümanlar aynı anda şu an. Yani bütün anlar Allah’ın Katında hazırdır şu an. Anların bütününün birleşmesinden zaman meydana gelir. Her anı Allah yaşar, her an.
ŞEBNEM SCHAEFER: Yani önceden her şey bellidir.
ADNAN OKTAR:Tabii.
ŞEBNEM SCHAEFER:O zaman Allah bu kadar savaşları, o kadar şeyi neden çektiriyor diye bazen kendime sorduğum oluyor. “Neden yapıyorsun bunu Allah’ım?” diyorum. Nedeni var tabii ki Kendine göre. Biz onu bilmiyoruz, biz onu anlamıyoruz. Ceza da veriyor Allah, diyoruz ya; “Allah ceza verdi” Depremler oluyor vs. O zaman bunları önceden biliyor muydu öyle olacağını? Ona göre mi ceza veriyor? Bunları nasıl birleştireceğim bunları?
ADNAN OKTAR:Tabii her depremin saati, dakikası, saniyesi daha Dünya yaratılmadan bellidir. Depremin mekanizması Allah tarafından özel yaratılır. Harikadır depremin yapısı. Yani koskoca kitlenin ileri-geri gitmesi çok acayip zaten. Direkt çökebilir bir yer, aşağı inebilir. Beşik gibi sallıyor Cenab-ı Allah. Bir ileri bir geri, bir ileri bir geri, muntazam aralıklarla sallıyor, çok kısa sürüyor. Allah esirgesin çok uzun süre de sürebilir, çok şiddetli de yapabilir, tek bir hareket olarak da yapabilir. Mesela ani bir çökme olur, bir kere olur çökertir. Öyle yapmıyor, uyarıcı, hep düşük, çok düşük dozda çok sık deprem meydana gelir, az az. Her seferinde insanları uyandırır o. Yani depremlerin üstüne dikkatini çeker. Mesela “Ahir zamanda depremler artacak” diyor Peygamberimiz (s.a.v.), Mehdi (a.s.) zamanında. Kaderde belli. Aniden 1980 yılından itibaren depremlerde ciddi bir artış var. Özellikle 99’da ani bir yükselme oluyor. 99’da tavan yapıyor adeta ve tırmanıyor. Dünya tarihinde görülmemiş derecede depremlerde artış var şu an. Kaderde böyle olduğu için. 1400 sene öncesinden yer kabuğunun hareketini nerden bilsin Peygamberimiz (s.a.v.). Kaderde olduğu için, Allah öyle söylediği için, vahiyle bildirdiği için öyle söylüyor ve aynen dediği gibi çıkar. Ve aynen dediği gibi çıkar. Tek tek aynısıyla çıkmış oluyor. İmtihan olmasa hayat bomboş olur, birçok şey bomboş olur, dümdüz olur. Mesela şimdi bakın, geçenlerde de söyledim. Siz sandalyelerde oturuyorsunuz, eğer sırt dayayacak yer olmasa rahatsız olursunuz. Biz bunu öğreniyoruz burada; sırt dayayarak oturmak, bir koltukta oturmak güzeldir diye öğreniyoruz. Cennette koltuklar var, sırtları dayanmış koltuklar var. Hiçbir gerekçesi yoktur normalde. Çünkü Cennette yorulma yok.
Bakın depremler gayet normal, dünya normalleri bunlardır, bu tarzda geliyor, geliyor, geliyor. Özellikle 1999 yılında ani bir artış var, görüyorsun, 99 ve sonra muazzam bir tırmanışa geçiyor Dünya’da depremler. Peygamberimiz (s.a.v.) bunu 1400 sene öncesinden söylüyor, kader böyle. Mesela Bediüzzaman’ın gelmesi kaderdedir, Risale-i Nur Külliyatı’nın yazılması kaderdedir, Risale-i Nur Külliyatı’ndaki cümlelerin değiştirilmesi kaderdedir. Çünkü Mehdiyet ile ilgili kısımlar değiştiriliyor Risale-i Nur'da. Yani öbür kısımlara hiç dokunulmamıştır. Onlarda bir değiştirme yapılmıyor. En çekinilen konuda yapılıyor, Mehdi (a.s.) konusunda yapılıyor değiştirmeler. Hem tarih değiştirmeleri hem de şahıs olduğuna dair ifadeler Risale-i Nur'dan çıkarılmaya çalışılıyor ama çok acemice ve çırpınma tarzında. Mesela bu şahs-ı manevi inancı kaderde olduğu için çıkarılmıştır, Mehdiyete karşı bir çözüm olarak. Mehdi (a.s.)’yi durdurmak için yapılan bir harekettir. Mesela Ehl-i Beyt düşmanlığı da kaderde olduğu için vardır. Bunların hepsi insanların heyecanını ve şevkini artırır. Mesela Mehdi (a.s.) çıkıyor ama Risale-i Nur’da değişiklik yapılmasa, hadisler kapatılmasa, Mehdiyet için bu büyük bir kolaylıktır. Ama Risale-i Nur Külliyatı’nda Mehdi (a.s.)'nin çıkış vaktine ait cümleler çıkarılmaya başladı mı bu bir harikadır. Bu bir mücadelenin varlığını gösterir artık. Zamanını bildiren cümleler çıkarılmaya başladı mı bir harikadır. Hadisler hiç okunmuyorsa Nur dershanelerinin bir kısmında, Mehdi (a.s.)'den ve Hz. İsa Mesih (a.s.)’in gelişinden bahsedilmesi yasaklanıyorsa, bu çok büyük bir harikadır. Mehdiyetin karşılaştığı bir zorluktur ama aynı zamanda Mehdi (a.s.)'nin de çıktığının bir alametidir. Çünkü şiddetli korku başladıysa birdenbire harika bir şey olmuştur demektir. Durduk yere olmaz. Yani olay ciddiyet kesbetmiş demektir artık. Mehdiyet ciddiyet kesbetmiş demektir. Daha önce hurafe dinler gibi dinleyen adamlar bir de bakıyorlar ki, Mehdi (a.s.) bir gerçek. Bu onlarda müthiş bir ajitasyon ve panik meydana getirdi, bayağı bir kısmında. Mesela Cübbeli de eskiden Mehdi (a.s.)'den keyifle söz ediyordu, hurafe gibi anlatıyordu. Büyük bir heyecanla, sevinçle, coşkuyla anlatıyordu, gelmeyecek zannediyordu. Bir de baktı, hakikaten Mehdi (a.s.) doğruymuş, hakikaten alametler çıkıyormuş. Orda anlattığı alametlerin Allah-u alem olacağına asla ihtimal vermiyordur, asla. Yani hep böyle hurafe zannederler bazı kişiler ama insanları şevklendirmek için böyle şeyler söylenmiştir, söylenir. “Mehdi (a.s.) çıkacak” denir, insanlar ümitvar olsunlar diye. “Deccal çıkacak” denir, biraz da korksun insanlar, ayağını denk alsın diye söylenir. Bir de baktı ki adam hakikaten deccal çıktı, dünyaya hakim oldu ve dünyanın % 99'unu dinsiz yaptı ve Mehdi (a.s.)'nin bütün alametleri çıktı, teker teker. Daha önce saydığımız, Fırat'ın suyunun kesilmesi, Ramazan ayında Ay ve Güneş tutulmaları ve diğer alametler. O zaman ciddi bir panik meydana geldi, çok acayip şaşırdılar. Nur talebelerinin bir kısmı da Bediüzzaman ve Risale-i Nur Külliyatı’yla ilgili bir sistem kurmuşlardı. Yani çok rahat bir sistem, riski de yok, nefse de hoş gelen bir sistem. Kırmızı Risale-i Nur Külliyatı bulunan bir ev oluşturacaksın, yer halı olacak, içeride bir çay düzeni olacak, otuz-kırk tane de bardak olacak altlığıyla beraber, kaşıkla beraber, biraz da şeker; Risale-i Nur Külliyatı’nın bir yerini açacaksın, gayet sakin, uhrevi bir sesle yavaş yavaş okuyacaksın. Hiçbir riski yok. Evlenmene mani değil, Avrupa'ya gitmene, gezmene mani değil, tatiline mani değil, hiçbir şeye. Tahsil yapmana mani değil, ticaretle ilgili faaliyetler yaparsın ve hiçbir riskin içine gireceğin bir durum da yok; hapse de düşmezsin, olay da çıkmaz, hiç bir şey olmaz. Yorulmazsın, uykusuz kalmazsın. Gayet kolay bir sistem. Ve Bediüzzaman'ın kahramanlıklarını anlatırsın, böyle menkıbe. Mesela elini yüzüne koyuyor, “vay, Allah’ım ne kadar kahraman insanmış Bediüzzaman” diyor, hayretler içinde kalıyor. Halbuki Müslümanlar en az o modelde olmakla mükelleftir. Bediüzzaman modelinde olmakla mükelleftir. Böyle hikaye dinler gibi onları dinlemekle mükellef değildir. Sahabelerin kahramanlıklarını yine hikaye dinler gibi dinliyorlardı. Bir de baktılar ki Bediüzzaman'ın dedikleri de doğru, Mehdi (a.s.)’yle ilgili sözleri.
Aslında bakın göreceksiniz. Bir çok alim denilen, Risale-i Nur uzmanı denilen kişiler, “Bu Bediüzzaman'ın bir temennisiydi” diyor, Mehdi (a.s.) konusu, “Mehdi (a.s.) diye bir şey zaten yok” diyor. “O bir temenni, Hz. İsa (a.s.)'nın inişi de, o da bir temenniydi” diyor. Yani inse şöyle güzel olurdu gibisinden. Müthiş bir iman zaafı ve müthiş bir itikat bozukluğu var, inanç bozukluğu var. Olay ondan kaynaklanıyor. Mehdiyetin gerçek olduğunu anladılar, panik oldular, bu sefer Mehdi (a.s.)'nin makamını düşürmenin peşine düştüler. Mesela; “Bediüzzaman'ın yanında Mehdi (a.s.) nedir? Bediüzzaman'ın tozu bile olmaz o. Herhangi bir talebesidir Mehdi (a.s.). Risale-i Nur'u alıp okuyacak, onu; siyasete atılacak, siyasette uygulamaya çalışacak. Dolayısıyla siyaset Mehdisidir, hiçbir önemi de yoktur, önemi olmadığı için de anlatmamıza gerek yoktur. Konuşmaya dahi gerek yok. Çünkü asıl Mehdi (a.s.) de çıkmıştır. O siyaset Mehdisidir, saltanat Mehdisidir. O da temennisidir Bediüzzaman'ın. Çıkarsa çıkar, çıkmazsa çıkmaz denmiştir” diye şeytani bir çılgınlıkla Mehdiyeti örtbas etmek istiyorlar. Yani yoğun bir faaliyet var. Biz de buna karşı yoğun bir atakla, geceli-gündüzlü doğruyu anlatıyoruz. Alenen, milletin gözünün içine baka baka bu büyük gerçek insanların gözünden kaçırılmaya çalışılıyor. Bir kere Kıyametin yakın olması ve Bediüzzaman'ın verdiği tarih doğru. Allah-u alem doğru. Mehdi (a.s.)’nin çıkmasıyla ilgili sözü doğru, Hz. İsa Mesih (a.s.)’in inişiyle ilgili sözü, ikisi de doğru. Mehdi (a.s.)'yle ilgili alametler alenen çıktı. Bir tanesi, iki tanesi de çıkabilirdi, hepsi çıktı. Bir de meydana gelen paniğe çok dikkat edin. Aydın Doğan'ın gazetelerinde sürekli “Mehdi (a.s.) çıkmayacak” diye haberler çıkıyor. Televizyonlarında “Mehdi (a.s.) gelmeyecek” diye haberler çıkıyor. Cübbeli çıkıyor; “570 yıl sonra gelecek” diyor. Hatta Cübbeli apar topar Şeyh Mahmut Efendi Hocamızı asrın müceddidi ilan etti, durduk yere. O da yine Mehdi (a.s.)'yi durdurmak için onun aklına gelen pratik bir fikir, pratik bir düşünce. Mahmut Hoca tabii ki bir müceddiddir, Şeyh Nazım Hoca da bir müceddiddir, Fethullah Gülen Hoca da bir müceddiddir, Süleymanlı kardeşlerimizin Hocası da bir müceddiddir, Adıyaman Menzil'deki mübarek şeyh efendi de müceddiddir. Afganistan’da müceddidler var, İran'da var, Irak'ta var, her yerde var ve birbirinden habersizler. Her ülke kendi müceddidini ilan etti bu yüzyılda. Yani yüzün üzerinde müceddid var. Her biri ayrı müceddid. Fas’ta ayrı müceddidler var, Cezayir’de ayrı var. Onlara da törenle müceddidlik diplomaları veriliyor, bu asrın müceddidi sizsiniz deniliyor. Bu, Müslümanların bölünmüşlüğünü gösterir zaten. Gelecek olan Mehdi (a.s.) bu müceddidlerin tamamının müceddididir, hepsinin üzerinde bir müceddiddir.
ŞEBNEM SCHAEFER:Bir şey soracağım; peki bu müceddidlik halifelik gibi bir şey mi oluyor? Yani nasıl anlayabiliriz onu?
ADNAN OKTAR:Mehdi (a.s.) bütün dünyanın manevi lideridir, bütün dünyanın. Hıristiyanlığın da, Museviliğin de, bütün dünyanın. Yani dünyanın, Allah’ın dilemesiyle sahibidir, sahib-i zamandır, zamanın sahibidir. Bütün dünyaya sevgiyi, şefkati, barışı, kardeşliği, adaleti ve güvenliği getirecektir. Temel vasıfları budur. Hem sosyal adalet hem siyasi adalet hem maddi adalet her konuda adalet. Asıl vasfı adalet getirmektir. Yani denge oluşturmaktır toplumda. Anarşi ve terörü bitirmek, sevgiyi ve kardeşliği bütün dünyaya hakim etmektir. Bunu İsa Mesih (a.s.)’le birlikte yapacak. Bu önümüzdeki on yıl çok büyük olayların olacağı on yıldır. Yani en büyük olaylar bu on yıl içerisinde oluyor ve sürekli tırmanacak. Mesela Bediüzzaman’la ilgili ifadeleri örtbas eden arkadaşın sitesine girdik; 100 yılla ilgili ifade yerlerini nokta, nokta, nokta boş bırakmış şimdi de. Niye darlandınız, niye bunaldınız, niye sıkıntı bastı sizi? Niye o 100 yıl yerine nokta, nokta, nokta oluyor şu anda da? Bak, şimdi 300 dese yakalandı, diyemiyor. 100 dese o da işine gelmiyor. Ne yapsın? Nokta, nokta, nokta. Ahirette de bakalım öyle nokta, nokta konuşabilecek misin? Gerçekleri boş yere gizlemeye çalışıyorlar ve çocukça bir çırpınış içindeler, çocukça. Baş edemeyecekleri de belli, sadece mahcup olurlar ve güçleri yetmez.
“İyi akşamlar Hocam. TvNet televizyonunda Kıyamet alametleri ile ilgili bir program vardı. Katılımcı Hocanın anlattıkları sizin anlattıklarınızla bire bir aynıydı. Ayet ve hadisleri nesnel olarak değerlendiriyordu. Mehdi (a.s.)’nin ve Mesih (a.s.)’in geleceğini, İslam’ın hakim olacağını, zulmün kalkacağını, Mehdi (a.s.)’nin "ben Mehdi (a.s.)’yim" demeyeceğini, insanların onu alametlerinden tanıyacağını, otuz-kırk yaşlarında olacağını, İslam’ın yetmiş yıl kadar dünyaya hakim durumda olacağını belirtiyordu, dikkatimi çekti. Tahsin Tokaç, Hatay”
Evet, onu da sonra bir seyredelim. TvNet televizyonunda, Kıyamet alametleri, birebir örtüşüyormuş benim anlattıklarımla. Demek ki, vicdan sahibi kardeşlerimizin sayısında artma var. Yalan söylemekle bir yere varılamayacağını birçok kişi anlamış artık. Biz böyle tazyik uygulamasaydık, böyle bilimsel olarak olayları, gerçekleri anlatmış olmasaydık, bu bayağı bir hazmedilmişti. Yani Mehdiyet örtbas edilmişti, Deccaliyet de örtbas edilmişti, İsa Mesih (a.s.)’in de gelişi örtbas edilmişti bazı çevrelerde. Ben zoraki ortaya çıkarttırdım, söke söke ve şu an güçleri yetmiyor. Daha da dirençlerini kıracağım, bilimle ve akılla. Ve mecbur olacaklar bunu açıklamaya. Bir süre sonra bak göreceksiniz, hepsini teker teker, böyle bülbül gibi şakıtacağım. Söylemeyen hiç kimse bırakmayacağım. Yani bu saklama, gizleme, oyun oynama, taktik, yalan falan bunların hiçbiri kalmayacak, inşaAllah. Bakıyorum bazı internet sitelerine, Müslüman internet sitesi, yani öyle anlaşılıyor, bir sürü adam, bayanlar başı örtülü; adamlar, bayanlar. Yazar listesine bakıyorum, dedim bir bakayım neler yazıyorlar; hep dedikodu, siyasetle ilgili konular. Bir tane Allah’tan coşkuyla bahseden tek bir kişiye rastlamadım. İttihad-ı İslam’ı savunan bir kişiye rastlamadım. Türk İslam Birliği olsun, İttihad-ı İslam olsun, Müslümanlar kurtulsun; Hz. İsa Mesih (a.s)’i görelim, bağrımıza basalım; Hz. Mehdi (a.s)’yi görelim, bağrımıza basalım diyemiyorlar. Siyasetten kavrulmuş, kavruk böyle yassı, yamuk bir kafa gelişmiş. Bambaşka bir kişilik gelişmiş. İsterseniz bakın, yani bakabilirsiniz. Tek kelime Allah’tan coşkuyla bahseden, Allah’tan sevgiyle bahseden biri olursa hayret edeceğim ve çok hoşuma gidecek, bana gösterin. Tabii ki var yapanlar ama genel ekseriyetle bir gariplik var bazı kardeşlerimizde, bazı yerlerde. Yani siyaset onları kavurmuş. Ama nefret yazılarının ucu bucağı yok, öfke yazılarının ucu bucağı yok, kin ve hasetlik dolu yazıların ucu bucağı yok. Ama sevgi yazıları, şefkat ve merhamet üzerine, muhabbet üzerine yazı bulabilenler bize göndersin kardeşlerimiz. Hayret edilecek bir olaydır bu Ahir Zaman’da. Yani deccaliyetin insanların ruhunu ne kadar kavurduğunu gösteriyor. Kemik gibi böyle, enaniyetli, kavruk insanlar yetiştiriyor deccaliyet. Tabii iyi olanlar çok, %99 ama böyle hastalar az da olsa çok büyük tahribat yapıyorlar.
“Muhterem Adnan Hocam, siz Said Nursi Hazretleri’ni sürekli referans gösteriyorsunuz. Lakin şu an TvNet kanalında bir zat, Bediüzzaman’ın Mehdi (a.s)’nin bir şahs-ı manevi olacağını söylediğini söylüyor. Bu daha önce sizin söylediklerinizle çelişiyor, lütfen bir açıklama getirin. Mahmut Sami Kemaloğlu, Kayseri.” Tv kanalında şimdi, “Mehdi (a.s.) şahıstır” diyen insan zaten zor olur. Mehdiyet’in devrinde şahs-ı manevi çünkü çok büyük kolaylık. Şahs-ı manevi dedin mi zaten cemaatlerin birleşmesine, mezheplerin birleşmesine gerek kalmıyor. Bu sistem böyle gidiyor. Yani şahs-ı manevi çok büyük kolaylıktır. Al çayını, otur koltuğa, muhabbet dinle. Yani şahıs olduğunda Müslümanlar birleşir, İttihad-ı İslam olur. Şahs-ı manevide Müslümanlar birleşmez. Şahs-ı manevide bölünme bol olur, başka bir şey olmaz. Mesela Nur talebelerine bakın, paramparçadır. Hepsi bölünmüştür. Yani Fethullah Hocamızın cemaati bile, benim gördüğüm kontrollü bir cemaat değil şu an. Kontrolden çıkmış. Yani Fethullah Hocamızın ağırlığı görülmüyor. Fethullah Hocamız olsa mesela adamlar oraya çıkıp “300 yıl var” diyemez, demezler. Fethullah Hoca’nın kontrolünden çıktığını gösteriyor bu. Şaşar beşer Faruk Beşer çıkıp böyle gümbür gümbür, o gevrek sesiyle Bediüzzaman’ı reddetmez. Bediüzzaman ile ilgili yapılan, her yıl yapılan toplantılar durmazdı eğer Fethullah Hoca başta olsaydı. Durdu şu an. Bediüzzaman’dan bahsedilmiyor. Eskiden Bediüzzaman ile ilgili anma toplantıları yapardı Fethullah Hoca’nın talebeleri. Yapmıyorlar. Ama başka tür toplantılar yapılıyor, serbest. Ama o yapılmıyor. Bu, Fethullah Hocamızın baskı altında olduğunun başka bir alametidir. Çünkü çok vicdanlı, çok coşkulu; İslam’a, Kuran’a hayran olan bir insan, veli tıynetli bir insan. Dolayısıyla şuuru olan kardeşlerimizin geceli-gündüzlü bu fevkaladeliğe karşı mücadele etmesi gerekiyor. Hiçbir Peygamber, hiçbir veli şahs-ı manevi olarak gelmemiştir. Şahs-ı manevi ne demek biliyor musun? “Milyonlarca insanın topluluğuna” diyorlar şahs-ı manevi. Hadi bakayım, Müslümanların başına geçsin milyonlarca kişi. Geçemez. Kendi aralarında sadece parçalanır. Başsız oldu mu biter. Mesela Firavun kavminin başında bile bir insan var, Nemrut kavminin başında bir insan var. Hz. Musa (a.s)’nın kavminin başında Hz. Musa (a.s.) vardı. Hz. Musa (a.s.) olmadığında hemen kardeşini bıraktı başlarına bak, lidersiz bırakmadı Müslümanları. Mesela dağa çıktığında hemen kardeşi Harun (a.s.) devreye giriyor. Müslümanlar lidersiz kalmaz. Lidersiz kaldı mı işte böyle olur, paramparça olur. O eziliyor, beraber topluca vah vah yapıyorlar; Afganistan eziliyor, bütün İslam alemi topluca ona ağlıyor. Irak ezilmeye başlıyor, Afganistan da. Onlara ağlamaya başlıyor. Fas, Tunus, Cezayir… Mesela Cezayir’de muazzam kitle katliamları başladı, herkes dehşet içerisinde seyrediyor. Herkes derken belirli bir kısım tabii, yani o ilgili kişileri kastediyorum, seyrediyorlar. Mehdiyet olduğunda ümmette bir birlik, beraberlik, teklik, yekvücutluk olur ve müthiş bir cesaret ve kararlılık olur. O olmadığı için bak mesela Abdullah Öcalan bile, adam kabadayılık yapıyor. O dükkanından, oradan konuşuyor. Kendine orada yer açmış gibi, sanki adamın bürosu gibi yani. İstediği talimatı, istediği şeyi yapıyor gördüğüm kadarıyla. Mesela hakikaten de askeri yönden güç yetecek gibi görünmüyor, zaten askeri açıklama da oldu yani, zannediyorum Genelkurmay Başkanı açıklama yapmıştı, “biz askeri yönden baş edemeyiz” dedi yani. “O hallolacak gibi bir şey değil” dedi, yani yaklaşık, eğer yanlış hatırlamıyorsam. Yani zaten fiili durum da onu gösteriyor yani, otuz-kırk yıldan beri olay devam ediyor. Yani katlanarak ve gelişerek devam ediyor. Normalde teslimiyetçi bir çözüm anlayışı var zaten anlatanlarda. İşte verip kurtulalım gibi veyahut ne istiyorlarsa yapalım, konu kapansın. Ne istiyorlarsa söylesinler. Adamlar mafya gibi. Önce şunu vereceksin, sonra bunu vereceksin, sonra şunu vereceksin, o bölgeyi bize vereceksin, diyor. Ondan sonra, çok çok özür dileriz, biz bununla yetinemeyiz, Türkiye’nin tamamını istiyoruz diyor ve bölgeyi de istiyoruz biz ayrıca diyor. Hepsini komünist yapacağız, diyor adamlar. Zaten komünizmin gereği budur. Yani bir ülke, komünist olan bir ülke, devrim ihraç eder, özelliği budur. Yani komünistliğin özelliği nedir? Fikir olduğu için, ideoloji olduğu için o ideolojiyi yaymaktır. Mesela Doğu Almanya, o zaman komünizmi yaymak için bayağı uğraşıyordu. Mesela Kore, şu anda da mesela Kuzey Kore var gücüyle her yerde komünist propaganda yapıyor. Yani o ideolojinin bir gereğidir. Fakat Türk-İslam Birliği olduğunda böyle uzun uzun olaylar karmakarışık hale gelmez. Yani “ne tedbir alsak acaba; şunlara, adamlara nasıl bir hürriyet versek, nasıl bir hak tanısak da kurtulsak?” falan, böyle bir şey olmaz. Adamların istediği belli. “Biz” diyorlar, “Güneydoğu’yu istiyoruz. Burada bir komünist devlet kuracağız, bunu vermezseniz biz zorla almasını biliriz” diyorlar ve şu an zaman kazanılmaya çalışılan bir politika var gibi görülüyor. Yani biraz daha zaman kazanmak. Zaman kazanma ile bir yere varılmaz. Türk-İslam Birliği olduğunda PKK sorunu diye bir sorun çok komik hale gelir, öyle bir konu olmaz. “Sen ne istiyorsun?” dersin adama; adam yok, bulamazsın. Muhatap bulamazsın. Yani “nerde bu PKK?” dersin, bulamazsın. Öyle bir araziye geçerler ki, buhar olurlar. Ama Türk-İslam Birliği olmadığında Allah-u alem bölerler de, keserler de, asarlar da, biçerler de. Durmazlar, söyleyeyim. Yani Ermenistan’ı da oluştururlar, Allah esirgesin, bölgeyi de koparırlar, adım adım ilerlerler de. Adana’ya kadar ta, adamların ilk plandaki düşünceleri. Sivas falan, Karadeniz’in büyük bir bölümünü düşünüyorlar. Çünkü Karadeniz ile bağlantının kopmasını istemiyorlar. Büyük bir şerit çekiyorlar Karadeniz’e. “Hepsine hakim olacağız” diyor adamlar, hırs yapmışlar. Sen böyle bir ideolojiye karşı, hiçbir ideolojin olmadan beklersen, karşı ideoloji hakim olabilir. Çünkü zıttı yok. Dağdan bir taş yuvarlanıyor, önünde bir engel yok. Sonuna kadar o, döne döne iner aşağıya. İnebilir Allah esirgesin. Ama çelik bir set meydana getirirsen o taş çarpar, parçalanır, un ufak olur. İşte bu Mehdiyettir. Yani Mehdiyete insanlar bir süre sonra mecbur olacaklar. Başka bir çözümü yoktur. Bilmiş falan, böyle komünist, entel takılan Müslüman arkadaşlar oluyor ya böyle; entelektüel entelektüel çözüm bulan, yani PKK onları böyle düdük gibi öttürür. Öyle zannettikleri gibi olmaz. Yani orada kardeşçe onlarla beraber yaşayamazlar. PKK’yla anlaşma falan olmaz. Kudurmuş köpekle anlaşma yapamazsın sen. Alır boğar adamı. Şu an ellemiyor olabilir. Onun için hiç kimse sevinmesin, “PKK ile anlaşma yaptık, PKK bana bir şey yapmayacak” falan diye bir şey yok. Bak, söyleyeyim, düdük gibi öttürürler zamanı geldiğinde, neye uğradığınızı şaşırırsınız. Onun için aklınızı başınıza alın. Böyle it-kopuk takımıyla anlaşma olmaz. Allah’tan korkmayanla anlaşma olmaz. Komünist ideolojiyle beyni yıkanmış, karşısındakini maymun olarak gören bir adamla anlaşma yapamazsın. Tek çözüm Darwinizm-materyalizmin yerle bir edilmesi, İttihad-ı İslam, Türk-İslam Birliği’dir. Başka çözüm yoktur. Bu enaniyetli ekabir takım da bunu eninde sonunda kabul edecekler. Var ya öyle, Müslümanların içerisinde görüyoruz, kemik kafalı böyle yassı tipler. Bunlar da bunu eninde sonunda kabul edecek. Bilmişlik yapmayla, züppe komünist ağzıyla, böyle kullanmakla kurtulamaz. PKK bölgeye hakim oldu mu namazına da karışır, orucuna da karışır, her şeye karışır. Ezan da okutturmaz ama şu an tabii ki teşvik edecektir. Tabii ki karışamayacak. Stalin de zamanında kiliselere destek olmuştu, papazları topladı etrafına İkinci Dünya Harbi zamanında. Onlara yalakalık yaptı. Dini tamamen serbest bıraktı, teşvik de etmişti, denge kurmak için. Şu an tabii ki teşvik edecektir adamlar. Şimdi de mesela Kuran kursları açtırıyor PKK, dini eğitim yaptırtıyor, Hocalar oluşturuyor. Bu komünizmin ‘iki ileri bir geri’ taktiğidir, tekniğidir bu, bilinen bir şeydir.
Said Özdemir Hocamız, Bediüzzaman’ın yaşayan has talebelerinden altı kişiden birisi. Dinleyelim, inşaAllah.
-VTR- (Bediüzzaman Said Nursi’nin 12 Vekilinden Biri Olan Has Talebesi Said Özdemir İttihad-I İslam ve Hz. Mehdi (a.s.)’yi Anlatıyor)
ADNAN OKTAR:Bak, Bediüzzaman’ın aslanları kükremeye başladılar, değil mi? Seyyid Salih Özcan Hocam, bu Hocam mübarek, Sungur Hocamız, maşaAllah. Bak, kafalarına tokmak gibi iniyor bu şahs-ı manevicilerin, inşaAllah. Bu olayı örtbas etmeye çalışanların; işte iki yüz sene, üç yüz sene, beş yüz sene daha ileriye atıp konuyu kapatmak isteyenlerin başına tokmak gibi iniyor.
ŞEBNEM SCHAFFER: Şimdi bu halifelik gibi bir şey mi oluyor, bu müceddid? Onun gibi bir şey mi, ona benzer bir şey mi oluyor? Çünkü herkes kendine göre İslam dinini anlatıyor. Merak ettim.
ADNAN OKTAR:İslam hakim olduğunda ne olur, biliyor musun? Sokağa çıktığın da kuşlar gibi hür olursun, böyle elini açarak koşarsın. Gecenin bilmem kaçında ara sokaklarda gezersin. Bak, şu an korku kol geziyor dünyada. Birisinin kapısına gidersin, kapıya vurursun, “selamun aleyküm, ben Allah’ın misafiriyim” dersin, seni ağırlarlar, sevgi duyarlar, şefkat duyarlar. Şimdi iki kişi karşı karşıya geçerken bile, “acaba ne yapacak, bir şey mi yapacak, anormal bir laf mı atacak, fiili bir saldırıda mı bulunacak?” Teyakkuz halinde. Gözler yerde, çok itinalı, teyakkuz haline giriyorlar insanlar. Belirli bir vakitten sonra dışarı çıkamıyor genç kızlar. Gecenin üçünde böyle koşarak istediği gibi her yere gidecekler. İşte Mehdiyet budur. Aç açık kimse kalmaması; zenginlik, bereket, bolluk olması, adalet üzerine malın dağıtılması ve müthiş bir adaletin gelmesi. Çünkü biz mesela farz edelim limuzinde gidiyoruz, orada da çocuklar çöpten ekmek bulmaya çalışıyorlar, yemek bulmaya çalışıyorlar. Şimdi bu mutluluk verir mi bir insana? Vermez. Mutlu olmamız için ne olması gerekiyor? En az onların da bizim gibi olması gerekiyor. İşte Mehdiyet bunu sağlayacak. Mehdiyetin özelliği budur. Bilimin, sanatın alabildiğine geliştiği bir hayat şeklidir. Şu an sanat dünyada durdu. Bak, ne güzel bir tablo yapılabiliyor ne bir film hazırlanabiliyor. Ne mimari güzel bina inşa edebiliyorlar. Bak bir tane estetik bina yapamadılar, sadece beton yığını yapabiliyorlar. Yok, adamın içine gelmiyor, ilham gelmiyor, yapamıyor. Ayrıca o zevki anlayacak, o zevkten hoşnut olan insanlar da yetişecektir Mehdiyet devrinde. Yani sanattan zevk alan insanlar olacaktır. Sırf sanatın olması yeterli değil ki. Sanattan zevk alan insanlar olması çok önemlidir. İkisi birlikte olması gerekiyor. Mehdi (a.s.) devrinde sanat en yüksek noktaya çıkacaktır. Bilim en yüksek noktaya çıkacaktır. “Hastalıklara çözüm olacak” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.). Yani “bütün hastalıkların çözümü o devirde mümkün olacak” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Yani tıpta müthiş bir gelişme olacak. Şu an egoistlik, bencillik insanları kapladığı için, birçok insanı kapladığı için, insanlar sadece kendini kurtarmanın peşinde oluyor. Parası oluyor, bütün parasını çekiyor, hatta bankadan da çekiyor, evinde bir yere saklıyor. Ne olur olmaz diye, korkudan. Fabrikası varsa, fabrikasını satıyor, kapatıyor, o parayı saklıyor. Ve ekonomik kriz tetiklendi, görüyorsunuz. Yani bütün dünyayı adım adım gezmeye başladı. Her ülkeyi teker teker ezerek ilerliyor ve panik arttıkça, ekonomik kriz de artıyor gittikçe. Ahir zamanın bu duman zuhuru bir nevi. Yani bir duman kapladı, bir pus kapladı dünyayı. Bu dumanı, pusuyu dağıtacak kişiye ve kişilere biz Mehdi (a.s.) ve Mehdi talebeleri diyoruz. Hocamızın anlattığı da odur. Mehdi (a.s.)’den bahsediyor, Bediüzzaman’ın verdiği müjdeyi anlatıyor. Peygamberimiz (s.a.v)’in verdiği müjdeyi, Hocamız şerh etmiş oluyor. Yani Bediüzzaman Peygamberimiz (s.a.v.)’den almıştır bilgiyi. Yoksa nerden alacak başka türlü, değil mi? O bilgiyi de Hocalarımız şerh ediyorlar, Bediüzzaman’dan aldığı bilgiyi.
ŞEBNEM SCHAFFER: Peki, bu Mehdiyet neden bu kadar uzun sürmeyecek? Hani Kıyamet yaklaşıyor ya. Keşke daha uzun sürse?
ADNAN OKTAR:Mehdiyet, insanların ruhu öyle yani. Mesela bir topluluk, karamsarlığa sürüklemek çok mümkün oluyor bir topluluğu. Yani “mahvolmuşuz, bitmişiz” diye birisi çıksa, istese hepsini çökertebilir. Yani 99%’unu manen çökertebilir. Ama bir kişi çıksa, tamamını müthiş canlandırabilir. İyi irade ve akıl kullanırsa canlandırabilir. Mehdi (a.s.) Allah tarafından gönderilmiş özel bir insandır. Allah onun vesilesiyle bütün dünyanın ölü ruhlarını canlandırıyor. Yani o karamsarlıklarını, o bitkinliklerini ortadan kaldırıyor. Ama Mehdi (a.s.)’nin vefatı çok sarsar dünyayı. Yani çok etkilenecekler vefatında. Fakat İsa Mesih (a.s.) olduğu için o sarsıntı onları yıkmaz, olumsuz etki yapmaz. Ama İsa Mesih (a.s.)’in vefatından sonra artık manevi dayanakları kalmıyor. İnsan olarak manevi dayanağı kalmıyor. Hatta Resulullah (s.a.v.)’in vefatını duyduklarında, Müslümanlar kalplerinde bir boşluk hissettiler. Yani bu hadislerde de geçer. Bir acayip oldular. Sanki üzerlerinden bir şey alınmış gibi oldu, vefatını duyduklarında. O eski heyecan, eski şevk kalmadı. Bir anda bambaşka bir boyuta girdiler ve ondan sonra zaten hemen Müslümanların kendi arasındaki savaşlar başladı, kargaşa başladı, bölünme başladı. Lider olmadı mı, başta güçlü bir lider olmadı mı olacağı böyle oluyor işte. Bu tarz oluyor. Birbirine düşüyor Müslümanlar. İsa Mesih (a.s.)’in vefatından sonra, zaten Kıyametin yakın olduğu da bildirildiği için, it-kopuk takımı daha ön plana çıkacaklar. Yani daha iradeli ve kararlı olacaklar. O devirde deccallerin sayısı çok daha fazla oluyor. Yani alışılmışın, bilinenin çok daha fazlası. Ama Hicri 1543 gibi, yani 2120’ye yakın, Miladi 2120’ye yakın, insanların tamamı deccal gücünde oluyor. Yani tamamı deccal oluyor, hepsi. Yani bütün dünya deccal kesiliyor. Şimdi bunlara karşı öyle bir Mehdi gerekiyor ki, Cübbeli’nin dediği tarzda Mehdi işte o zaman çıkıyor. Hepsini kırıp geçirecek Mehdi gerekiyor. O kast ettikleri işte, sel gibi kan akıtma o zaman oluyor. İşte Kıyamet Mehdisi’dir. Kıyametin kendi Mehdi’dir. Ciyak ciyak bağırttırıyor. Yani hayvani sesler çıkarıyorlar, vahşi. Böyle insan sesine benzemeyecek, korkunun şiddetinden ve konuyu kısa sürede halletmiş olacak, bitiyor. Yani ondan sonra da kafir kalmamış oluyor, küfür kalmamış oluyor. Bizim neslimiz İslam ahlakının hakimiyetini görecek. Yani İsa Mesih (a.s.)’i de görür. Mesela sen göreceksin Mehdi (a.s.)’yi. Mesih (a.s.)’i görürsün, inşaAllah. Allah ömrünü uzun etsin, sizin çocuklarınız bozulmayı görecekler.
ŞEBNEM SCHAFFER: O zaman getirmeyelim dünyaya çocukları. Böyle bir mantık olabilir mi o zaman? Hani çocuğum yaşamasın o şeyi.
ADNAN OKTAR:Ama şimdi şöyle. Kıyametten önce eğer o masumsa, mümin, muttaki ise zaten onların canı alınıyor. Dolaysıyla tedirgin olacakları bir şey yok. Kıyametten önce onların canı teker teker alınıyor. Allah “güzel bir rüzgar gönderir” diyor, “güzel kokulu bir rüzgar” diyor. Yani “Azrail (a.s.) hepsinin canlarını tek tek alır” diyor, ayrı ayrı. Küfrün başına kopuyor Kıyamet. Mesela çocukların da öyle, çocukların da Kıyametten hemen biraz önce canı alınıyor. Görmüyorlar yani. Hatta onların alameti saçlarının bembeyaz olmasıdır, aniden bembeyaz oluyor çocukların saçları, sütbeyaz. Yani mesela simsiyahken çocuğun saçı, evin içinde bakacak adam, birden bembeyaz olmuş çocuğun saçı. Öbür çocuğun saçı bembeyaz olacak. Bu Kıyametin başladığını gösterir. Yani bir harika durumdur bu, mucize olarak oluşuyor. Sütbeyaz oluyor. Sonra diyor Cenab-ı Allah, Kıyamet başlayınca, daha önce cedir cedir züppelik, çakallık yapanlar, o enaniyet yapanlar, “sen onları diyor sarhoş sanırsın” diyor Allah, “halbuki sarhoş değillerdir” diyor. Yani cümle kurmaya çalışıyor, fakat cümle kuramıyor korkunun şiddetinden. Pilokronik hareketlere başlıyor. Yani kontrolsüz hareketler. Yani adın ne desen adını söyleyemez. Bir türlü toparlayamıyor yani. Şiddetli korkuda bu olur. Bilirler yani, cümle kuramaz şahıs. Bu oluşacaktır ama en yüksek şoku Allah yaşatacak, Kıyamet başladığında. Kıyametin yakın olduğunu anladılar, bu entel dantel takımı çok tedirgin oldu, acayip çok korktular. Baktılar 70 sene var, hemen apar topar bir 200 sene ilave ettiler. Yani hiç olmazsa bir nefes aldıracak kadar. Cübbeli’nin korkusu daha şiddetli oldu. Baktı ki 570 yıla ihtiyacı var, o 570 yıla çıkarttı. Bu arkadaş, öbür Osman Ünlü de holdinge zarar gelmesin diye Allah-u alem, anladığım kadarıyla, o da 1000 yıl ilave etti, 1000 yıl. Holding herhalde o arada iyi gelişir diye düşündü, anladığım kadarıyla. O da 1000 yıl, “deccal meccal yok tabii ki” diyor. Deccal meccal yoksa o zaman niye oturup sazlı sözlü, bilmem ne… “deccal alameti sazlı-sözlü türkü söylemek” diyorsun. Sen bizzat kendin çalıp söylüyorsun, şarkıyı, türküyü, değil mi? Dinliyorsun. Hayır alenen görünüyor, dünyanın 99%’u dinsiz olur da deccal çıkmamış olur mu? Peki, ne yapacak adam gelince bunlara yani? Bir milyar adam katletmiş, şehit etmiş, daha ne yapsın? Dünyanın kökünü kazımasını istiyor deccalin. O zaman imtihan kalmaz ki. Deccalin yapacağı budur. Bir milyar insanı şehit ettiyse, bir milyar insanı da sakat hale getirdiyse, binlerce şehri yerle bir ettiyse deccal çıkmıştır. Ve insanları karamsarlığa, mutsuzluğa, neşesizliğe sevk etmişse, insanlar intihar ediyorsa, uyuşturucu ve sapıklık dünyaya yayılmışsa deccal çıkmıştır. “Aman holdinge zarar gelmesin.” Korkma, holdingine zarar gelmez, bir şey olmaz. Mehdiyet devrinde senin holdingin katlar, gelişir, bir şey olmaz, korkma. Genellikle ben iyi olmalarını istiyorum. Akılcı, olaylara samimi bakmalarını istiyorum. Örtbas etmemelerini istiyorum. Çünkü mesela şu an bu erteleyenler, sırf şunlar bile devreye girmiş olsa, yani Türkiye’deki Müslüman kardeşlerimizin birçoğu, “evet, Türk-İslam Birliği gerekir” deseler, “İttihad-ı İslam gerekir” deseler, dünya koro halinde, hepsi kabul ederler. Topluca kabul ederler. Yani İran falan, hepsi coşar. Ama Türkiye’ye geliyorlar; ümitsiz, bitmişiz, mahvolmuşuz işte daha 570 yıl var ama böyle sürüneceğiz dersen, o da söylüyor, o da söylüyor, bu bir şeytani telkin olmuş oluyor. Yani farkında değil ama şeytani telkinin içine girmiş oluyorlar. Ve “yeis ve ümitsizlik,” Bediüzzaman’ın dediği, bak; “yeis ve ümitsizlik.” “Yeis hastalığı” diyor Bediüzzaman. Havf damarı, korku. Korku ve ümitsizliği Müslümanlara veriyorlar. O zaman çökertiyorlar ve ruhsuzluk, şevksizlik, sevgisizlik geliştiriliyor. Bak, gelmeden önce baktım, bir gazetenin ismini almışlar, oradan da bir ilave yapmışlar kendilerince, böyle özenti halleri de var. Mesela Ferre’yi taklit edecekler, Merre çıkartıyorlar. Yani en kötüsünden böyle. Bari bu kadar özenti hareketler yapmayın. Ne gerek var? Normal bir isim al yani. İlla özenti olacak. Baktım adamlara ne var ne yok diye, tek kelime coşkuyla Allah’tan bahseden bir kişi göremedim. Tek kelime. O kadar çok yazarları var ki. Hep siyaset hep buz gibi hep dedikodu, laf oturtturma. Ve laf sanatının üzerinde çok duruyorlar, böyle lafazanlık, bilmişlik, dilbazlık. Milletin dilbazlıkla kaybedecek vakti yok. Sen samimi olarak içinden geldiği gibi, aşkla, coşkuyla Allah’tan, Peygamber (s.a.v.)’den bahset, İttihad-ı İslam’dan bahset, samimiyetten bahset. Bizim ihtiyacımız bu. Yani her biri ayrı bir enaniyet heykeli haline gelirse bu Müslümanlara zarar verebilir. Akıllı olacaklar, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Hocam, sizin bir tefsirinizi hatırlatmak istiyorum uygun görürseniz. Dün otuz altıncı surenin beşinci ve altıncı ayetlerini okudunuz. Şöyle, şeytandan Allah’a sığınırım; “(Kuran) güçlü ve üstün olan, esirgeyen (Allah’)ın indirmesidir. Babaları uyarılmamış, böylece kendileri de gafil kalmış bir kavmi uyarman için (gönderildin).” Şöyle tefsir ettiniz Hocam, “Peygamberimiz (s.a.v.) zamanında babaları uyarılmamıştı, müşriklik hakimdi. Ahir zamana bakan yönüyle babaları uyarılmamış; Darwinizm, materyalizm ortalığı sarmış. Babaları körü körüne inanmış, birçok gencin babası Darwinizme inanmış. Asıl bir evvelki nesil inanmıştı, şu an internet ve bilimin imkanlarıyla inanmıyorlar. Eskiden bilimin dar sınırları içinde, bilimin yetersizliği içinde, elektron mikroskobunun olmadığı dönemde körü körüne inanılarak kazınmış durumda, yeni nesil inanmıyor Darwinizme” dediniz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Bu benim iltifatlarım sevgisiz olanlara da güzel örnek olmuş oluyor. Kemik kafalı, odun kafalı olanlara bir darbe. Çünkü hayatlarında ağızlarına sevgiyi almayan adamlar, muhabbeti almayan insanlar. Nasıl o soğuk ifadeyi verebiliyorlar yüzlerine, o kemik kafayı nasıl elde edebiliyorlar, ben anlayamıyorum. İnsan yanar, nasıl yaşıyor insanlar. Kravatı ümüğüne kadar oturtturmuş, kravat giymesine bir şey demiyorum, kravat güzel bir şey de yani sicim gibi, tam yassı odun kafa mantığı. Ne bir sevgi ruhunda ne bir şefkat ne bir merhamet. Mesela bazen genç kızlarla konuşuyorlar, sohbet ediyorlar, yüzünde sığır ifadesi var, bomboş. Sanki karşısında Allah’ın güzel bir tecellisi yok, karşısında sevilecek insan yok. Ne bir nezaket ne bir iltifat ne gönül alınacak bir söz tam kazıklaşmış bir ruh. Tam kazık kafa, odun kafa. Halbuki Müslüman’ın ruhu Allah coşkusuyla adeta sarhoş haldedir. Allah aşkıyla insan yerinde duramaz, müthiş bir muhabbet duyar. Şimdi böyle taş kafalı ayılara bunu anlattığımızda, homur homur ayı gibi homurdanmaya başlıyorlar. “Niye böyle iltifat ediyorsun, niye böyle söylüyorsun?” Ben de sana şaşıyorum, senin öküzlüğüne şaşıyorum. Sen bana şaşıyorsun, ben de senin öküzlüğüne şaşıyorum. Bir insan böyle nasıl öküz gibi olabilir, ben onu kavrayamıyorum. Nasıl bir ruhtur ve sen o ruhla nasıl yaşabiliyorsun, bu kütük kafayla nasıl hayatını devam ettirebiliyorsun? İnsan yanar kavrulur o sevgisizlikle, o muhabbetsizlikle. Gerici, bağnaz, öküz sistemde insan sevgisi yoktur. Gülmek yoktur, neşe yoktur, sevinç yoktur. Fitne fücur vardır, üçkağıtçılık vardır. Gizlice ahlaksızlık yapmak vardır ve dünyayı kapkara hale getirmek vardır. Onun için örümcek kafa derler ya, örümcek kafa, hakikaten tam yerinde bir ifadedir bu. Mesela karanlık derler ya hakikaten karanlık adamlardır, karanlığı getirmek isteyen insanlardır. Müslüman nuru ve ışığı getirir. Aydınlığı, ferahlığı ve güzelliği getirir. Onun için şu an bağnazlarla ve yobazlarla boğuşmamızın kökeni bu. Karanlıkla aydınlığın bir boğuşması var. Onların o pis dünyasını dağıttığım ve parçaladığım için böyle böğürüyorlar. Çünkü bunlar yarasa gibi karanlık dehlizlerde saklanan, karanlık pis bir dünyaları vardı. Bunlar ışığı görünce yanmaya başladılar, sıkıldılar bunlar, bunaldı. Delil de bulamıyorlar bana karşı, açıklama da getiremiyorlar, sadece böğürüyorlar. Hiçbir şey yapamadıklarını göreceksiniz, Allah’ın izniyle. Adam olacaklar, inşaAllah. Bak dikkat ettiysen birer ikişer başladılar adam olmaya, inşaAllah. Çünkü ben bayağı samimiyim, Allah’tan başka da kimseden korkmam, gayet de candanım. Mesela o üç kağıtçılarda olsa kalbi bambaşka oluyor, üslubu bambaşka oluyor. Benim kalbim ne ise dışa vuran da odur. Ben deli doluyum, Allah aşkıyla deli olan bir insanım. Ruhum da çok coşkulu, içimden ne geçiyorsa candan fikirlerim, doğru fikirlerim neyse onları şakır şakır söylerim. Kimseden de çekinmem ve devam edeceğiz, inşaAllah. Sevgisizliği insanlara öğrettiler, dünyayı kapkaranlık hale getirdiler. Önce sanatı aldılar, bilimi aldılar ve sevgiyi aldılar. Dünyayı Cehenneme çevirdi bağnazlık. Biz dünyaya yeniden hem sevgiyi hem bilimi hem muhabbeti hem sanatı hepsini geri vereceğiz, inşaAllah, Allah’ın dilemesiyle, Mehdi(a.s.) talebeleri olarak. Çırpındıkça batıyorlar, battıkça da biz fikren üstlerine gideceğiz, inşaAllah. Berker Hocam buyurunuz.
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah Hocam. Bilim ve Ütopya Dergisi Hocam, siz konuya değinmişken; “Ara formdan ne anlıyoruz?” diye başlık atmış dergisinde.
ADNAN OKTAR:Ne anlıyorlarmış?
ALTUĞ BERKER:Sıkılmışlar Hocam, hiç ara geçiş formu olmadığından bunalmışlar. “Ara geçişler evrim kavramının geneli düşünüldüğünde sadece okyanusta bir damlayı oluşturur” diyorlar. “Yok ama” diyorlar, tabii.
ADNAN OKTAR:Okyanustaki bir damlayı oluşturuyor, ne oluşturuyormuş? Ara formlar?
ALTUĞ BERKER:Ara form konusu.
ADNAN OKTAR:Ara form konusu. Şimdi kardeşim, bu Darwinizmin, materyalizmin çöküşünün bir böğürtü olarak dışa vurumudur ve nasıl çökerttiğimin açık bir alametidir. Bak, şimdi bu imzası, görüyor musun? “Evrim Teorisi’nin yok sayılmasının hiçbir bilimsel dayanağı bulunmamakta. Kaldı ki, Evrim Teorisi sadece ara form kavramından ibaret değil.” Doğrudan ara forma dayalıdır. Ağa babanıza sorun, Darwin’e. Ne diyor? “Eğer ara formlar bulunamıyorsa Evrim Teorisi yoktur” diyor adam. Bu kadar.
ALTUĞ BERKER:Hocam, şöyle diyor bir başkası; “türler arası sayısız geçişsel biçimin yokluğu, teorimi gerçekten sarstı” diyor.
ADNAN OKTAR:Sarstı değil, öbür kısımları var onun asıl. Bak diyor ki; “bütün katmanlar arandı şu ana kadar, bir ara forma rastlanmadı” diyor. “İleride de ara forma rastlanmazsa bu teorimin çöküşüdür demektir” diyor. Açıkça söylüyor bunu. Hayır dese ne olur, demese ne olur ayrıca. Bilimsel kanıtı tamamen yok olduysa, teori bitmiştir. Ara fosil, nasıl ara fosil var? Yaratılışı ispat eden ara fosiller var. Ne kadar? Üç yüz elli milyonun üzerinde, şu an dört yüz milyona doğru ilerliyor. Kardeşim bir tane, tek bir tane Evrim Teorisi’ni ispat eden, onu acaba dedirttirecek tek bir tane fosil yok. Bunlar acayip uyanık, olsa yeri göğü birbirine katarlar. Her yalan söylediklerinde sırtlarının üstüne düştüler diyeyim. Değil mi? Geçenlerde şöyle bir attılar, tuttular; Bonobo, bilmem ne falan, onlara bonbon şekeri gibi yedirttik o Bonobo maymununu ve özür dilettim. Avrupa’dan ses geldi, şaklama oradan geldi, ses. Ta Avrupa’dan özür dilettirdim, bir daha da ağızlarına alamıyorlar. Görüyor musunuz gazetelerde falan hiç artık atış-tutuş. “Ara form bulundu” falan diye atıyorlardı, artık atamıyorlar. Çünkü kollarını kırdık bilimsel olarak, artık atış yapamıyorlar. “Ara formlar, evrim kavramının geneli düşünüldüğünde, sadece okyanustaki bir damlayı oluşturmakta.” Sizin bu sözünüz, “okyanustaki bir damlayı oluşturmakta” sözünüz, evrimin bitişidir. “Yaratılışı anlatan, delillendiren üç yüz elli milyon fosil var” diyoruz. Sen bir tane ara fosil gösteremiyorsan teorin bitmiştir. Proteinlerin tesadüfen meydana gelip gelmediğini sorduğumuzda ne diyorsun? “Proteinlerin meydana gelmesi bir mucizedir, bilimsel olarak tesadüfen meydana gelmesi imkansız” diyorsun. Yine bittin, bak. Onların diliyle de diyeyim; “mikro seviyede de bittin, makro seviyede de bittin.” Onlar sever böyle süslü konuşmayı da onun için yapıyorum, onların üslup. Damlayı değil, denizi oluşturuyor ara fosiller. Hiç boş yere çırpınmasınlar, bunu herkes biliyor. Damla haline getirecek kendince kurtulacak. Damla, senin kültürün ve bilgin ve başka özelliklerin de, şimdi söylemeyeyim yani. Okyanustur deliller. Sen nasıl bilimsel delillere damla dersin? Ana delilleri damla haline getiriyorsun, o zaman kendin damla olursun. Demek ki yaratılış bir okyanus, sizin düşünceniz de damla haline gelmiş. O damlayı da biz buharlaştıracağız. Yani buharlaştırdık daha doğrusu da şimdi birden bire haber vermek istemiyorum, yüreklerine inmesin diye. Yahut insin, duyuralım.
ALTUĞ BERKER:Siz her gün delilli konuşuyorsunuz Hocam. İsterseniz gösterelim, arzu ederseniz. Otuz üç milyon yıllık kaplumbağa.
ADNAN OKTAR:Bak, bu kaplumbağa kardeşi önce göster. Canlısını göster önce. Bu kaplumbağamız, bahçelerde falan gezinir. Bu dergiye de bir tane kaplumbağa hediye edelim, eğer iyi bakacaklarsa. Bak, olduğu gibi duruyor. Şimdi de göster. Ne kadar yıllık?
ALTUĞ BERKER:Otuz üç milyon yıllık.
ADNAN OKTAR:Otuz üç milyon yıldır “ben buradayım” diyor kaplumbağa kardeş.
ALTUĞ BERKER:Hiç değişmemiş.
ADNAN OKTAR:Hani nerede evrim? Bak damlaya da benzemiyor, kiloluk. Başka?
ALTUĞ BERKER:Kaşık burunlu mersin balığı, doksan beş milyon yıllık.
ADNAN OKTAR:Kaşık burunlu mersin balığı. Bunun ızgarası çok iyi olur, inşaAllah. İşte öyle damlaymış, yok kovaymış, yok bilmem ne değil. Bunlar okyanus delillerdir, okyanus. Damla olan onların fikirleri.
ALTUĞ BERKER:Elli milyon yıllık erguvan yaprağı.
ADNAN OKTAR:Berkerim başka ne var?
ALTUĞ BERKER:Hocam, Nisa Suresi, 75. ayeti okutmuştunuz, şeytandan Allah’a sığınırım; “Size ne oluyor ki, Allah yolunda ve: "Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar, bize Katından bir veli (koruyucu, sahip) gönder, bize Katından bir yardım eden yolla" diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar adına mücadele etmiyorsunuz?” Şerh ettiniz; “İşte bu duanın kabulü, Ahir zamanda Hz. Mehdi (a.s.)'nin gelişidir” dediniz. “Müslümanlar nasıl lider istiyorlar? Allah bu duayı Ahir zamanda kabul ediyor. Yardım edenler değil, veliler değil, çoğul değil, bir tane veli, bir tane yardımcı istiyorlar. Lider istiyorlar, bu Allah’ın Sünneti’dir. Allah’ın Adetullahı'dır. Hadislerde de Müslümanların liderinin olması farz olarak geçer, birçok hadis kitabında da geçer” dediniz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Şimdi Şeyh Ahmed Yasin Hocamızın o güzel konuşmalarını dinleyelim. Hayrettir, maşaAllah, böyle nefsini mutmain hale getirmiş; enaniyeti, azameti ruhundan atmış nadir insanlardan bir tanesi, maşaAllah. Bu ne candanlık, bu ne güzel mücahitlik ruhu, bu ne efendi bir kişilik, maşaAllah, elhamdulillah. Hocamızın dinleyelim, inşaAllah.
-VTR- (ŞEYH AHMED YASİN HAZRETLERİ)
ADNAN OKTAR:Evet, Allah böyle candan, samimi mürşitlerin sayısını arttırsın, Cenab-ı Allah. Enaniyetten kurtulmuş, azametten kurtulmuş değerli alimlerin sayısını çok arttırsın. Çok fazla böyle alimlerimiz var ama Allah daha da çoğaltsın daha da arttırsın, inşaAllah. Said Özdemir Hocamız da bak çok güzel, bayağı sevgi dolu, nurlu, Bediüzzaman’dan bize emanet olan, Bediüzzaman’ın mutlak vekillerinden Said Özdemir Ağabeyimiz ne diyor? Mehdi (a.s), beklenen Mehdi (a.s.) ile ilgili olarak; “şahıs mıdır, şahs-ı manevi midir?” diye sorduğunda, “şahıstır” diyor. Seyyid Salih Özcan Hocam ne diyor? “Şahıstır” diyor, böyle güzel, kendi üslubuyla. Şahs-ı manevicilerle böyle yoğun bir mücadele içinde olacağız, inşaAllah. Ama 2012’lerde falan bayağı bir kafalar açılacak. Bayağı bir, görsel de çok etkilenecekler birçok şeyden, birçok olaydan, inşaAllah. Bak, alenen söylüyorum, Şebnem sen de göreceksin, bak çok hoşuna gidecek, şaşacağın bir şey. İslam dünyaya hakim olacak ve bağnazlık bekleyen adamlar çok modern, çok kaliteli bir dünyayla karşılaşacaklar. Çünkü eskiden çocukluğumuzda duyardık biz, “İslam ahlakı dünyaya hakim olacak” denilince, insanlar karanlık çökecek gibi zannederlerdi böyle, değil mi? Her şey yasaklanır, mutluluk olmaz, gülme olmaz, sevinç olmaz, asarlar, keserler, biçerler falan. Bak, Bediüzzaman diyor ki; “"bambaşka olacak" dedi” diyor Sungur Ağabey, “bambaşka olacak.” Asr-ı Saadet bambaşkaydı. Yobazlık bambaşkadır, Asr-ı Saadet bambaşkadır. Yani hatta diyecekler ki dinsizler, komünistler; “biz böyle olacağını bilseydik Müslümanlığın, bütün gücümüzle desteklerdik, biz ne bilelim böyle olacağını” diyecekler, inşaAllah. “Böyle bir hürriyet, böyle bir sevinç, böyle bir bayram havası, böyle bir sanat ve bilim anlayışının olacağını bilsek; böyle bir neşe ortamı ve güvenlik, sosyal adalet ortamı olacağını bilsek komünist olmamıza rağmen desteklerdik” diyecekler, göreceksiniz. Buraya doğru gidiyoruz, inşaAllah. Ama belirli yollardan geçmemiz gerekiyor, yani birden bire olursa olmaz; hem imtihan olamamış oluruz, hem de böyle çok zor yollardan geçerek İslam hakim olduğunda coşku çok şiddetli olur, heyecan çok şiddetli olur. Çok kolay yoldan gelse heyecanın gücü azalır. Mesela Hz. Yusuf (a.s.) hem kuyudaydı biliyorsunuz, hem hapisteydi. Oradan çıkıp böyle sultan olunca o çok coşkuludur, o sevinç hissediliyor üslubunda. Ve çok nezaketli, annesini-babasını getiriyor tahta oturtuyor. Bu ne demektir? Mehdiyet milleti bağrına basacak, millete karşı çok sevgi dolu olacak, değil mi? Bütün annelere, babalara karşı derin bir şefkat ve merhamet olacak ve muhabbet olacak demektir. Kuran’ın işareti budur. Affedicilik çok yaygın olacağı anlaşılıyor o ifadeden. Affetmenin müthiş bir yaygınlık göstereceği anlaşılıyor. O devirde Hz. Yusuf (a.s.)’u anlayamayan kişiler yine Müslümanlar, o devrin Müslümanları. Hz. Yusuf (a.s.)’u anlayamıyorlar. Sonra diyorlar; “sen Yusuf musun?” diyorlar, “evet, ben Yusuf’um” diyor. ‘Yusuf’ kelimesi aynı zamanda Mehdi (a.s.)’yi ifade eden bir kelimedir. Kasten, Allah özellikle o sureyi koymuştur. Yusuf Suresi’ni koymuştur. Derin sırları vardır. Kardeşlerinin onu uzun süre anlayamamaları, Müslümanların Mehdi (a.s.)’yi anlayamamasının sembolik anlatımıdır Kuran’da. Zamanı gelince birden anlamaları da, Mehdi (a.s.)’yi de zamanı gelince birden anlayacaklarına işarettir. Demek ki yobazlar, o devrin azgın taş kafa, kemik kafalı karanlık yobazları, Mehdi(a.s.)’ye karşı amansız bir mücadele verecekler, Kuran buna işaret ediyor. Ama sonunda Mehdi (a.s.)’ye muhtaç hale gelecekler. Çünkü bak kardeşleri Hz. Yusuf (a.s.)’a muhtaç hale geliyorlar, Kuran’da. Yani ondan medet umuyorlar. İşte yobazlık da bu taş kafa zihniyette, Mehdiyet’ten çok şey bekleyecek zamanı gelince ve medet umacaklar. Mehdiyet’in de onları bağışlayacağı anlaşıyor. Mehdi (a.s.)’nin de onları bağışlayacağı anlaşılıyor, Kuran’ın ayetlerinden. Çünkü Hz. Yusuf (a.s.) kardeşlerinden intikam almıyor. Kuran buna özellikle dikkat çekmiş. Babalarından bağışlanma istiyorlar, babaları da diyor ki; “bir süre sonra sizin için bağışlanma dileyeceğim.” Yani “tam böyle kafanızı bir düzeltin, samimi olduğunuza kanat getireyim, ondan sonra bağışlanma dileyeceğim” diyor. Ama Yusuf (a.s.) hepsini bağışlıyor ve “güvenlik içinde artık şehre girin” diyor. Demek ki Mehdiyet de bütün şehirleri, bütün beldeleri, köyleri, nahiyeleri, kasabaları güvenli hale getirecek, Kuran’ın işareti budur. Bak, “güvenlik içinde şehre girin” diyor. Ayet bu, Kuran ayeti. Güvenlik içinde göğüslerini gere gere giriyorlar ve halka yiyecek dağıtılıyor bol miktarda, Hz. Yusuf (a.s.) kanalıyla. Mehdi (a.s.)’nin de aynı şeyi yapacağını anlıyoruz. Yani Yusuf (a.s.) kıssası doğrudan Mehdiyet’i anlatır. ‘12’ ve ‘7’ Yusuf Kıssasında hakim olan sayılardır. ‘12’ ve ‘7’. Mehdiyette de ‘12’ ve ‘7’ hakim olan sayılardır. Veyahut Yusuf Suresi’nden doğrudan anlatabilirim.
ALTUĞ BERKER:Peygamberimiz (s.a.v.)’in bir sözü vardı Hocam, Hz. Muhammed (s.a.v.) ile Mehdi (a.s.)’yi anlatıyor. Şöyle diyor Peygamberimiz (s.a.v.); “"Bu gaybetin (Mehdi (a.s)’nin) sahibinde dört Peygamberin sünneti vardır." Dedim ki: "Hz. Yusuf (a.s.)’un sünneti nedir?" Buyurdu ki: "zindan ve gaybet."”
ADNAN OKTAR:Mehdi (a.s.) bütün Peygamberlerin özetidir, yani bütün Peygamberlere benzer. Hz. İbrahim (a.s.)’e benzer, Hz. Yusuf (a.s.)’a benzer, Peygamberimiz (s.a.v)’e benzer. Yani o benzedikleri zaten çok detaylı hadislerde belirtilmiş. Mesela bak ayette, ben geçerek anlatayım ayetleri. Yusuf Suresi, 12. suredir zaten Yusuf Suresi. 12 imam, 12 pınar, Kuran’da 12 pınar fışkırmıştır, biliyorsun. 12 kabile ve diğer on ikiler. Ve 2120’nin içerisindeki on iki. 2012’nin içersindeki on iki. Bir ve iki ama tekrarlayan ikiler. Evet, mesela 6. ayet; Şeytandan Allah’a sığınırım; “Böylece Rabbin seni seçkin kılacak.” Bir tane ebcedi var, 2018 tarihini veriyor, bir tane, 2018. Allah’ın Mehdi (a.s)’yi seçkin kılacağına işaret eder, inşaAllah. “Sözlerin yorumundan (kaynaklanan bir bilgiyi) sana öğretecek.” Mehdi (a.s.) de demek ki güzel tefsir yapacak. Kuran’ı güzel yorumlayacak, hadisi güzel yorumlayacak, buna işaret var. “Daha önce ataların İbrahim ve İshak'a (nimetini) tamamladığı gibi senin ve Yakub ailesinin üzerindeki nimetini tamamlayacaktır.” Hz. İbrahim (a.s.) ailesinin soyunun en son olarak nimetinin tamamlanması, ne oluyor? Dünya hakimiyeti. Hz. İbrahim (a.s.) soyunun anlı-şanlı sonucu. Resullulah (s.a.v.)’ın veladeti, Peygamber olması ve Peygamberimiz (s.a.v.)’in soyundan Mehdi (a.s.)’nin çıkışı ile Kuran’ın bu ayeti tam tahakkuk etmiş oluyor. Bak, ne diyor ayette ; “Yakub ailesinin üzerindeki nimetini tamamlayacaktır.” “İbrahim ve İshak'a (nimetini) tamamladığı gibi senin ve Yakub ailesinin üzerindeki nimetini tamamlayacaktır.” İşte bu nimetin tamamlanması oluyor. Ahir zamanın Ben-i İsrail’i Mehdi (a.s.) ve şakirtleridir. Ben-i İsrail hakiki halis Müslümanlara verilen isimdir ve Ahir zamanda Mehdi (a.s.) ve şakirtleri dünya hakimi olacaklardır, inşaAllah. “Andolsun, Yusuf ve kardeşlerinde soranlar için ayetler (ibretler) vardır.” Bakın, “Andolsun, Yusuf ve kardeşlerinde,” Mehdi (a.s.) ve talebelerinde, “soranlar için ayetler (ibretler) vardır.” Ebcedi 2019 tarihini veriyor; bir tane ebcedi var, 2019 tarihini veriyor. “Onlar şöyle demişti: "Yusuf ve kardeşi babamıza bizden daha sevgilidir.” İşte yobazların sıkıntısı bu olacak; kıskançlık ve hasetlik. Mehdi (a.s.)’ye karşı azgınlıkların kökeninde bunu göreceğiz. Kuran buna işaret ediyor. Bak, ne diyor o zaman, Mehdi (a.s.) karşıtı hareket ne diyor? “Onlar şöyle demişti: "Yusuf ve kardeşi,” yani Mehdi (a.s.) ve İsa (a.s.), “babamıza bizden daha sevgilidir.” Daha çok seviliyorlar. Ne olacak? Şeyhleri ikinci plana gidecek, Hocaları ikinci planda kalacak. Bu ağırlarına gittiği için Mehdi (a.s.)’ye karşı tavır alacaklar. “Oysaki biz, birbirini pekiştiren (tutan) bir topluluğuz.” O zamanki yobazlar birbirlerini desteklediklerini söyleyecekler, “biz bir ittifak eden topluluğuz” diyecekler. “Gerçekte babamız, açıkça bir şaşkınlık içindedir.” Şimdi de bak, alimleri bunaklıkla, akılsızlıkla, aptallıkla (haşa) itham eden saygısız, terbiyesi bozuk adamlar türedi, değil mi? Şeyhini, mürşidini bu şekilde itham ediyor. Cübbeli’yi tenzih ediyorum ama Cübbeli lafını sözünü bilmiyor, lafın nereye gideceğini bilmiyor, ağzına geleni konuşuyor. Şeyh Mahmut Efendi Hocamız hakkında da diyor ki; “on dakika da olsa konuşabiliyor ve şuuru açık” diyor. Şimdi bunu duyan insan ne anlar? İnsan mürşidi için böyle söz söyler mi? Bak, “on dakika konuşabiliyor” diyor. “Konuştuğunu duydum” diyor. Bu müthiş bir münasebetsizliktir. “Ve şuuru açık” diyor, aksini iddia eden mi var? Bu ciddi bir şaibe ve şüpheyi meydana getirmez mi? Mesela ben sana desem, “on dakika konuşabiliyor ve şuuru açık” desem, bu hakaretamiz bir sözdür, çok anormal bir söz. Böyle bir şeyi insan mürşidine söylemez. Lafını, sözünü bilmiyor, ne anlama geleceğini bilmiyor. Şeyh Nazım Hocamıza da gitti, “kutub” dedi; elini öptü, bu sefer de “aklını kaybetti” dedi, “aklını oynattı” dedi. Bak ne diyorlar; “Gerçekte babamız, açıkça bir şaşkınlık içindedir” diyor. Demek ki Ahir zamanda da mürşitlere böyle yakışıksız sözler edilecek. Buna işaret var. Bak, o zamanın yobazları ne diyor; “Öldürün Yusuf'u veya onu bir yere atıp-bırakın ki babanızın yüzü yalnızca size (dönük) kalsın.” Yani dikkati çeken topluluk siz olun. Çünkü Mehdi (a.s.) varsa adamın hem mürşidi, hem topluluğu eski süksesini kaybetmiş olacak, onun görüşüne göre. Çünkü her Müslümanların bir kısmında bayağı bir enaniyet ve büyüklük hissi var. “Benim mürşidim en büyüktür, bizim topluluğumuz en büyüktür” diyor. Şimdi Mehdi (a.s.) çıkınca ne olacak? Mehdi (a.s.) ve talebeleri çıkınca onu en büyük olarak görecek, talebelerini en büyük görecek, kendisi ikinci planda olacak. Bunu kaldıramadığı için, bak ne diyor? “Onlar şöyle demişti: "Yusuf ve kardeşi babamıza bizden daha sevgilidir; oysa ki biz, birbirini pekiştiren bir topluluğuz. Gerçekte babamız, açıkça bir şaşkınlık içindedir."” Demek ki bundan kurtulmak için bunu söyleyecekler. Bediüzzaman’a da akıl hastası dediler biliyorsunuz o zamanlar, yani meczup dediler, akıl hastası dediler. Ahir zamanda demek ki ulemaya, alimlere bu tarz iftiralar atılacak, bu tip sözler söylenecek. Ve Mehdi (a.s.)’ye ve talebelerine karşı bir hasetlik ve kıskançlıktan kaynaklanan topluluklar ve onların liderlerinden oluşan organize karşı koymalar olacak. Buna işaret ediyor Kuran. “Öldürün Yusuf'u veya onu bir yere atıp-bırakın ki babanızın yüzü yalnızca size (dönük) kalsın.” Siz sadece dikkati çeken kişiler olun, siz en çok önde olan olun. Yani asrın en büyük alimi sen ol, en büyük müceddidi siz olun; en büyük önde gelen topluluğu, en seçkin topluluğu siz olun. Yani kurtuluşa ermiş topluluk siz olun. “Ondan sonra da salih bir topluluk olursunuz." Yani mükemmel, samimi bir topluluk olursunuz. Yani diyor mesela; “bu cemaat üstüne cemaat yok” diyor. “Kurtuluşa eren cemaat” diyor. “İçlerinden bir sözcü dedi ki: "Eğer (mutlaka bir şey) yapacaksanız, öldürmeyin Yusuf'u."” Demek ki Mehdi (a.s)’yi de öldürmeye çalışacaklar. Bütün Peygamberleri şehit etmeye çalıştılar, Mehdi (a.s.)’yi de şehit etmeye çalışacakları anlaşılıyor Kuran’ın anlatımından. “Onu kuyunun derinliklerine bırakıverin de bir yolcu kafilesi alsın.” Yani “öyle bir yere atın ki” diyor, “öldürülme ihtimali de olsun veyahut onu etkisiz hale getirecek bir sistem olsun.” Mesela bir insanı bir insan öldürmeye cesaret edemiyorsa, ne yapıyor bazen? Onu rahatça öldürebilecekleri bir yere bırakıyorlar, rahatça öldürülebilecek bir yere. Böylece eğer öldürülürse veyahut şehit edilirse diyecekler ki; “ben öyle bir şey kast etmedim. Ama o orada, o adamlar tarafından öldürülmüş yahut şehit edilmiş, benim bir bilgim yok” denilecek. Kuran böyle kalleşliklerin yapılacağına da işaret ediyor. “"Ey Babamız," dediler. "Sana ne oluyor, Yusuf'a karşı bize güvenmiyorsun? Oysa gerçekte biz, onun iyiliğini isteyenleriz."”Demek ki Ahir zamanda üçkağıtçı, sahtekar Hocalar çıkacak. Bak, burada mesela yalan söylüyorlar açıkça. Taktik yapacaklar, oyun oynayacaklar, kurtarıyoruz gibi gösterip alçakça tuzağa düşürmeye çalışacaklar. Kuran buna işaret ediyor. “Onu yarın bizimle gönder, gönlünce gezsin, oynasın. Elbette biz onu koruyup-gözetiriz.” Yani gören de çok dürüst, efendi, koruyucu zannediyor ama değil. Kalleş, öldürücü ve yıkıcı. Böyle insanların türeyeceğini işaret ediyor Kuran.“Dedi ki: "Sizin onu götürmeniz gerçekten beni üzer ve siz ondan habersiz iken onu kurdun yemesinden korkuyorum."” Şimdi burada iki tane Peygamber zellesi var. Bir kere üzülme haramdır, Peygamber üzülmez, bu bir zelledir, Peygamber zellesidir. İkincisi; zaaf bildirilmez. Yani bir topluluğun, bir cemaatin veyahut bir şahsın zayıf yönünü bildirildiğinde adamlar gelir oradan vurmaya kalkarlar, bildirilmez. İki tane zelle var. “Onu kurdun yemesinden korkuyorum.” Bak, adamların aklına düşürmüş oluyor, fikir vermiş oluyor. “Dediler ki: "Andolsun, biz, birbirini kollayan bir topluluk iken, kurt onu yerse, bu durumda şüphesiz kayba uğrayan (aciz) kimseler oluruz."” Yani kendilerince taktik yapıyorlar. “Kurt onu yerse, bu durumda şüphesiz kayba uğrayan (aciz) kimseler oluruz.” Garanti veriyorlar, yani demek ki bir üçkağıtçının verdiği bir garantiye güvenmemek gerekiyor. Yani Mehdi (a.s.) devrinde de mesela Mehdi (a.s.) karşıtı hareketlerde de böyle sinsi oluşumlar olacaktır. Buna karşı Müslüman tetikte ve çok uyanık olacak.“"Ey Babamız, gerçek şu ki, biz gittik, yarışıyorduk. Yusuf'u da yiyeceklerimizin (veya eşyamızın) yanında bırakmıştık. Fakat onu kurt yemiş. Ne var ki biz doğruyu söylesek bile sen bize inanacak değilsin."” Ahir zamanda işte Mehdi (a.s.) karşıtı hareketin ne kadar aptalca, ne kadar avanakça, sahtekarca yalanlar söyleyeceğini ve halkı aldatmak için böyle abudik-gubidik yapacağını, üç kağıtçılık yapacağına Kuran işaret etmiş oluyor. Ve buna karşı çok uyanık olacak Müslüman. Demek ki yalancılık yayılacak, üçkağıtçılık yayılacak. Bir kısım alimler, Hocalar insanların gözünün içine baka baka, alenen ve açıkça yalan söyleyecekler. Çünkü bu çok acemice ve aptalca bir yalan görünüyor bu. Bak, “biz gittik, yarışıyorduk. Yusuf'u da yiyeceklerimizin (veya eşyamızın) yanında bırakmıştık. Fakat onu kurt yemiş.” Mesela bu hem cinayete teşebbüs var, hem zulüm var, hem yalan var. Müslüman bunu yapmaz. Fısk içindeler. İnşaAllah Allah affetmiştir sonra.“Ne var ki biz doğruyu söylesek bile sen bize inanacak değilsin.” Demek ki Müslüman her lafa hemen inanmaz. Bak onlar da biliyorlar, onlar da kendi zaaflarını ortaya koyuyorlar. Bak, “doğruyu söyleyecek olsak bile sen bize inanacak değilsin.” Bunu söyledi mi bir insan tamamdır, değil mi? Allah onu uyarmış oluyor, Peygamberi. Yani yalan söyleyeceklerine dair bir alamet olmuş oluyor, onların verdiği zaaf da bu. “Ve üzerine yalandan kan (sürülmüş) olan gömleğini getirdiler.” Demek ki dalalete düşen, böyle sahtekar insanlar, bu tip sahte deliller de oluşturabilecekler. Yani Mehdiyet’e karşı sahte deliller, oyunlar. Yani Mehdiyet’i çökertmek için hakikati bozabilecekler. Mesela hak olan delilleri yok edebilecekler.“"Hayır" dedi. "Nefsiniz, sizi yanıltıp (böyle) bir işe sürüklemiş. Bundan sonra (bana düşen) güzel bir sabırdır."” Müslüman’ın özelliği zaten sabretmek. Sabır özelliklerinden bir tanesidir Müslüman’ın. Bak, “Sizin bu düzüp-uydurduklarınıza karşı,” düzüp uydurma, şimdi de bak, asrımızda münafıkların, yobazların, üçkağıtçı Hocaların sürekli yalan uydurdukları, düzmecelerle ortaya çıktıklarını görüyoruz. Ayet ne diyor?“Sizin bu düzüp-uydurduklarınıza karşı,” uydurmacılık yayılacak demek ki, “karşı (Kendisi'nden) yardım istenecek olan Allah'tır."” “Allah’tan ben yardım isteyeceğim” diyor. “Bir yolcu-kafilesi geldi, sucularını (kuyuya su almak için) gönderdiler. O da kovasını sarkıttı.” Kova burcuna işaret. Ayrıca o sucularda da bir işaret var tabii. Kafilede de ayrı bir işaret var.“"Hey müjde...” Biz ne yapıyoruz? Mehdi (a.s.)’yi müjdeliyoruz. Bak, “Hey müjde... "Bu bir çocuk."” İşte bu Mehdi (a.s.)’nin müjdesi. “Hey müjde,” bak Mehdi (a.s.)’yi müjdelemenin önemi. Peygamberimiz (s.a.v.) ne diyor? “Mehdi (a.s.)’yle müjdelenin.” Biz ne yapıyoruz? Mehdi (a.s.)’yi müjdeliyoruz. Burada ne diyor? “Hey müjde... "Bu bir çocuk."” Yani Mehdi (a.s.)’nin müjdelenmesine açıkça işaret eden bir ayet. “Başlangıçta onu pek önemsemediler” diyor bak.“Onu ucuz bir fiyata, sayısı belli (birkaç) dirheme sattılar.Onu pek önemsemediler.” Mehdi (a.s.) de başlangıçta hiç önemsenmeyecek. “Kendi kendine konuşuyor işte, kendi kendine çıkıyor” falan, “Ehl-i Sünnet harici, din harici, İslam harici bir adam, dolayısıyla da hiç kale almaya gerek yok” diyecekler. Bu Mehdi (a.s.)’nin Allah tarafından perdelenmesidir. “Böylelikle Biz, Yusuf'u yeryüzünde (Mısır'da) yerleşik kıldık.” Mehdi (a.s.) ne yapacak? Yeryüzünde hakim olacak. “Ona sözlerin yorumundan (olan bir bilgiyi) öğrettik.” Mehdi (a.s.) ne yapacak? Çok güzel bir yorum kabiliyetine sahip olacak. Yani ayetleri ve hadisleri çok güzel yorumlayacak. Ona işaret ediyor.“Allah, emrinde galib olandır.” 2014, ayet. Bak, bu cümle; “Allah, emrinde galib olandır.” Allah galiptir, Allah galip olacak, Allah taraftarları, Allah hizbi galip olacak. 2014 tarihini veriyor. “Ancak insanların çoğu bilmezler” diyor. Ahir zamanda da şimdi Mehdi (a.s.)’nin dünyaya hakim olacağını çok az insan biliyor.İki, iki,yirmi iki. “Erginlik çağına erişince,” mesela bak ayeti çok manidar, yirmi iki; iki, iki. “Erginlik çağına erişince, kendisine hüküm ve ilim verdik. İşte Biz, iyilik yapanları böyle ödüllendiririz.” Ledün ilmi ve vehbi ilim. Demek ki Mehdi (a.s.)’nin şahsi kabiliyeti, şahsi aklı değil. Nasıl? Doğrudan Allah’ın ilkasıyla, an an Allah’ın akıl vermesi ile Mehdiyet mevzu bahis oluyor. Yoksa Mehdi (a.s.) zaten akıllı insandır, kendi telif eder diye bir konu yok. Her şeyini konuşturan Allah’tır Mehdi (a.s.)’nin. Her hareketini meydana getiren Allah’tır. Evet, burada çok fazla delil var. Mesela bir ahmağın biri de diyor ki, azılı ahmak; “şimdi bak, Adnan Oktar’ın sitelerinde ben size mason sembollerini göstereyim” diyor. Mesela bir sütun görmüş, “bak bu sütun mason sembolü” diyor. “Ay var” diyor mesela, ay görünüyor. “Bu mason sembolü” diyor. “Güneş, bu da mason sembolü” diyor. “Güneş resmi koymuşlar” diyor. “Yıldızların resmi var” diyor, “bunlar da mason sembolü” diyor. Kuran’da Ay’dan bahsediyor, değil mi? Ay’dan çok fazla bahsediyor. Güneş’ten de çok fazla bahsediliyor.
ALTUĞ BERKER: Sure adı var aynı şekilde.
ADNAN OKTAR: Yıldızlardan çok bahsediliyor. O zaman Kuran mason sembolleri ile dolu o zaman, öyle mi? Senin ahmak kafana göre Kuran o zaman masonlukla ilgili bir kitap. Senin beyinsiz kafana göre. Kuran’da sütunlardan bahsediliyor, o zaman ne olmuş oluyor? Bu ahmağa sorarsan o zaman diyecek ki; “masonlar hazırladı bu Kuran’ı diyecek. Bu ahmak kafa onu oraya getirir. Kuran’da aslandan bahsediyor, masonlukta kutsaldır aslan. Peygamber (s.a.v.)’in hadislerinde var aslan. Mehdi (a.s.)’nin de sembolüdür aslan. Bir ismidir. Masonlukta da çok önemli bir semboldür aslan sembolü. Kova, masonlukta bir semboldür. Burada da geçiyor, bak okuduk. On iki rakamı Yusuf Suresi’nde geçiyor, masonlukta on iki kutsal sayıdır. Yedi, Yusuf Suresi’nde hakimdir her yerde. Masonlukta kutsal sayılardan biridir yedi, yedi rakamı. Yani ahmaklarla esaslı bir mücadeleye gireceğimiz anlaşılıyor. Anlatıyoruz, ahmak beyninde bir ışık, bir aydınlık bile oluşmuyor. Yani sanki taşa anlatıyoruz. Onun için diyorum taş kafa diye, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Hocam, Yusuf Suresinin elli altıncı ayetini okuyorum, inşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Biz yeryüzünde Yusuf'a güç ve imkan (iktidar) verdik.” Ebcedi 2017, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım; “ve iyilik yapanların ecrini kayba uğratmayız.” O da 1998’i veriyor, ebcedi. Baksınlar, ebced çok bilen insan var, tam net tarihleri. Yani gerici akılsızlığı, ahmaklığı, o gerici kavrukluğu hayret vericidir. Yani çok cılız oluyor beyinleri. Beyin değil, sanki böyle haşlanmış mantar gibi. Bunların ben röntgenle baktıracağım kafalarına. Yani bu kadar ahmak olmalarına şaşıyorum, bu kadar aptal olmalarına. Yani bir şeytani zekaya da sahip değiller. Yani gerici aklı inanılmaz derecede aptal bir yapı oluyor, böyle tarif edilemeyecek bir aptallık gösteriyorlar. Onun için onların ahmak kafasını fikirle, bilgiyle ezmek çok çok kolay oluyor. Mesela deccaliyet daha azgındır. Yani daha şeytani ve daha girifttir. Mesela Darwinizm-materyalizm böyledir. Yani onlarla çok uğraşmak gerekiyor. Ama gerici aptallığını ezmek çok kolaydır. Gericinin beyni çok zayıf çok acayip, yani incecik bir damarla çok zayıf beslenir beyni, yani nefes alıp vereceği kadar, inşaAllah. “Hocam” diyor, “niye bu adamları işte köpeğe, öküze benzetiyorsun” diyor. Canım ciğerim kardeşlerim, bak kaç defa anlattım; Allah bunları maymuna, domuza ve köpeğe benzetiyor Allah ve taşa ve oduna benzetiyor. Ben ne diyorum? Taş, odun, öküz yine biraz daha şey. Bak, Cenab-ı Allah; domuz, maymun ve köpeğe benzetiyor Allah. Müslümanları da aslana benzetiyor. Mehdi (a.s.)’nin bir lakabıdır aslan. Aslan ne yapar? Aslan geldi mi ormana, bak daha önce de anlattım, bütün uyuz sırtlanlar falan onu peşi sıra gelirler hafif hafif yakınına ama girdi mi orada ne kadar karga marga sürüsü varsa bir anda ürker kaçarlar. Aslanın özelliği budur. Onun için Cenab-ı Allah Mehdiyet’i ve Müslümanları aslana benzetiyor Cenab-ı Allah. Aslan ortaya kalktı mı bak arkasından yaban eşekleri gibi kaçarlar diyor Müslümanlardan. Yaban eşeği. Mesela zebra sürüleri, aslanı gördü mü ne yapıyor? Delirmiş gibi kaçmaya başlıyorlar. Aslan ne yapıyor? Paralele alıyor, çok ihtişamlı bir kovalamaca başlıyor, değil mi? Koşuyor, koşuyor, koşuyor, koşuyor, koşuyor, birden kapıyor yandan. Aldığıyla altına alıyor. İşte Mehdiyet’in de yapacağı budur. Şimdi eşek sürüsü gibi kaçmaya başladılar yobaz takımı ve it kopuk takımı. Mehdi (a.s.) de onları şu an kovalıyor. Kaçacak, kaçacak, kaçacak, o paralelden aldığıyla vurup altına ezer. Mehdiyet’in özelliği bu, ilimle ve bilgiyle. Ben Allah’ın Kuran’da anlattığı metotla konuşuyorum, üslupla konuşuyorum. Allah, “dayandırılmış kof kütük gibidir, odun gibidirler” diyor Allah, değil mi? “Ve Cehennemde taştırlar” diyor. Taş, taşa benzetiyor Allah ve oduna benzetiyor. Hatta diğer birçok surede de var, Leheb’in karısı da odun hamalı olarak, inşaAllah. Dolayısıyla üslup doğru ama Kuran’ı bilmeyen, Kuran’ın dışında bir üslup geliştiren, kendi kaidelerini geliştiren adamlar için bu üslup yanlış olabilir. Ben hiç ilgilenmem öyle bir şeyle, ben Kuran’ın üslubuna bakarım. Ben Kuran’a göre yaşıyorum. Onlar kendi kafalarına göre her şeyi bir modele sokuyorlar. İslamiyet’i kendilerine göre şekillendiriyorlar. Mehdiyet’i şekillendiriyorlar. Ahir zamanı şekillendiriyorlar. Ben bunları yara yara ilerliyorum dikkat ederseniz. Benle konuşan delille konuşsun, Kuran’dan delil göstersin, inşaAllah
SUNUCU: ‘Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri’ programımıza 00:30’dan itibaren Mavi Karadeniz Radyo, Tv Kayseri, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Kütahya Destan TV ve www.HarunYahya.Tv sitemizden devam edeceğiz.
ADNAN OKTAR: O zaman bir ayet açayım, bakayım. Yunus Suresi geldi, 14. ayet. Şeytan’dan Allah’a sığınırım; “Sizi yeryüzünde halifeler kıldık.” Ebcedi 2048’i veriyor. Açıp baksınlar.
Web siteleri
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Evrimcilerin İtirafları
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...