SUNUCU: Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri programımıza, Mavi Karadeniz Radyo, Tv Kayseri, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Kütahya Destan Tv ve HarunYahya.Tv sitemizden devam ediyoruz. Buyrun Hocam.
ADNAN OKTAR:Berker Hocam, neler anlatalım, ne konuşalım?
ALTUĞ BERKER:Hocam, uygun görürseniz iki üç tane haber vardı gazetelerde bugün.
ADNAN OKTAR:Tamam bakalım.
ALTUĞ BERKER:Birincisi, The Guardian gazetesi; “Avrupa Birliği’ndeki Türkiye karşıtlığının temel sebeplerinden birinin Papa Benediktus” olduğunu yazmış. Papa’nın, Müslüman bir ülkenin, özellikle Türkiye’nin üyeliğine karşı çıktığını ve “Türkiye’de din özgürlüğü sağlanmadan Avrupa Birliği’ne girmesi kaygı kaynağıdır” dediğini yazmış Hocam.
ADNAN OKTAR:Biz zaten Avrupa Birliği’ne acele etmiyoruz biz. Asıl istediğimiz Türk İslam Birliği. Türk İslam Birliği olduktan sonra Avrupa Birliği’ne girmek istiyoruz. Yani biz zenginliğimizle, gücümüzle, neşemizle, aktif kuvvetimizle Avrupa Birliği’ne girmek isteriz. Yoksa Avrupa Birliği’ne “bakın bize, besleyin” diyecek halimiz yok, öyle bir şey olmaz.
ALTUĞ BERKER:Hocam, Yalçın Bayer, Atatürk’ü de konu edinerek, “Osmanlı Milletler Topluluğu hayali” demiş Hocam. Yani “günümüzde cahil insanlar” demiş, “Osmanlı Milletler Topluluğu hayali ile aldatılmaya çalışılıyor” demiş. “Halbuki Osmanlı’nın yıkılmasına bu hayalin sebep olduğunu ve Atatürk’ün de Türk-İslam Birliği’ne karşı olduğunu” yazmış. “O dönemde yabancı devletler Enver Paşa’ların başını çektiği İslamcılık ya da Turancılık adı verilen bu düşünceyi bahane ederek, imparatorluğa saldırıp, yıktıklarını, Atatürk’ün de bu gerçeği bildiği için büyüme yerine kendi sınırlarımızda kalmayı tercih ettiğini” söylemiş Hocam.
ADNAN OKTAR:Bunu Yalçın Bayer yazmış. Atatürk’ü de tanımıyor. Çünkü Atatürk, Türk Birliği’ni eskiden beri savunan, bu konuda coşkun ifadeleri olan, “Türk Birliği’ni görüyorum, yarının nesillerinde bu bir gerçek olarak karşımıza çıkacak” diye ve “İslam aleminin de devletler olarak bağımsızlıklarını kazandığını ve onlarında ileride bir güç haline ve dolayısıyla onlarla da Türklük aleminin birleşeceğini ve büyük bir Türk-İslam Birliği oluşacağını” açıkça ifade etmiştir. Biraz sonra zaten Atatürk’ün sözlerinden okursun. Oku şimdi.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Yalçın Efendi, dinle inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Şöyle diyor Atatürk; “Türk Birliği’nin bir gün hakikat olacağına inancım vardır. Ve ben görmesem bile, gözlerimi dünyaya onun rüyaları içinde kapayacağım. Türk Birliği’ne inanıyorum, onu görüyorum. Yarının tarihi yeni fasıllarını Türk Birliği ile açacak. Dünya sükununu bu fasıllar içinde bulacaktır. Türklüğün varlığı bu köhne aleme ufuklar açacak, güneş ne deme, ufuk ne demek o zaman görülecek. Hayatta yegane varlığım ve servetim Türk olarak doğmamdı” demiş Atatürk.
ADNAN OKTAR:Atatürk’ün bu sözünün üstüne bak “Atatürk’ün böyle bir sözü yok” diyor. Biz Atatürk’ün sözünü söyledik.
ALTUĞ BERKER:Bir sözü daha var Hocam inşaAllah. “Bugün Sovyetler Birliği dostumuzdur, müttefikimizdir, bu dostluğa ihtiyacımız vardır. Fakat yarın ne olacağını kimse bu günden kestiremez. Tıpkı Osmanlı gibi, tıpkı Avusturya, Macaristan gibi parçalanabilir, ufalanabilir. Bugün elinde sımsıkı tuttuğu milletler, avuçlarından kaçabilirler. Dünya yeni bir dengeye ulaşabilir. İşte o zaman Türkiye ne yapacağını bilmelidir. Bizim dostumuzun idaresinde dili bir, inancı bir, özü bir kardeşlerimiz vardır. Onlara sahip çıkmaya hazır olmalıyız. Hazır olmak yalnız o günü susup beklemek değildir, hazırlanmak lazımdır. Milletler buna nasıl hazırlanır? Manevi köprüleri sağlam tutarak. Dil bir köprüdür, inanç bir köprüdür, tarih bir köprüdür. Köklerimize inmeli ve olayların böldüğü tarihimiz içinde bütünleşmeliyiz. Onların yani soydaş Türk kardeşlerimizin, bize yaklaşmalarını beklememeliyiz, bizim onlara yaklaşmamız gereklidir” demiş Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Atatürk mükemmel bir Türk milliyetçisidir. İttihad-ı İslam’ı, Türk-İslam Birliği’ni savunan bir insandır. Büyük Türkiye ideali olan bir insandır ve bütün Türk gençliği de Türk-İslam Birliği ideali içerisinde yetişmiştir. Çocukluğumuzda da bu vardı. Yani bir Türk gencinin Türk-İslam Birliği’ni savunamaması diye bir şey düşünülemez. Dolayısıyla Yalçın Bayer’in Atatürk’ün bu sözlerinden haberi yok. Ona ayrıca kitap olarak da gönderelim, okusun. Atatürk’ü tanıtalım. Tanımıyor demek ki. “İslam ülkelerinin de birleşeceğini” Atatürk söylüyor, “Türk aleminin de birleşeceğini söylüyor. Türklerin öncülüğünde büyük bir Türk-İslam alemi birleşmesi şu an ara safhadadır. Yani %70-80 tamamlandı. Az bir şey kaldı. Yalnız o zannediyor ki; Osmanlı. Kardeşim sana nereden bu bilgi gitti? Biz Osmanlı’nın aynısını yapacağız dedik mi? Benzerini yapacağız dedik mi? Türk-İslam Birliği apayrı bir birliktir. Modern, sevgi dolu, bilimin, sanatın en yüksek noktaya çıktığı, özgürlüklerin en yüksek noktaya çıktığı Altın Çağ’dır. Osmanlı ile karşılaştıracak olursak bu birlikle, kısmen benzer kısmen. Mesela Amerika’daki hayata kısmen benzeyebilir, Rusya’daki hayata kısmen benzeyebilir. Asr-ı saadet’e benziyor. Bu çok önemlidir. Asr-ı saadet’i esas alan bir modeldir. Osmanlı’yı esas alan bir model değildir. Dolayısıyla Mehdiyet’i ağzına almak istemiyor Yalçın Bayer. Şu an gelişen Osmanlı değil, Mehdiyet’tir. İttihad-ı İslam demek Mehdiyet demektir. Mehdiyet’i de dünya ilk defa görecek. Bir model yok ki Mehdiyet’in. İki modeli var; Süleyman (a.s.) zamanı, Zülkarneyn (a.s.) zamanı vardır. Bunları görmedi bu şahıslar. Asr-ı saadet asıldır, asr-ı saadet modeli, onu da görmediler. Onun için Mehdiyet’i bir şeye benzetmeleri biraz zor olur. Ancak tahakkuk ettiğinde görecekler. Mehdiyet coşku, heyecan, bayram demektir, özgürlükler demektir. Gençlerin sokaklarda coşkuyla koşturacağı, genç kızların göğüslerini gere gere gezecekleri, güvenlik içinde gezecekleri demektir. Bağnazlık yok olur. Bir kere gericilik ve bağnazlık tarihe karışıyor. Bakın bu çok önemlidir. Materyalizmin, Darwinizmin yıkılışı gibi bağnazlık da artık tarih oluyor. Bir daha gericilik kalmıyor dünyada. Gericiliğin kökü kazınacak. Gericilik artık tarihin karanlıklarında unutulup yok olacak. Yani Mehdiyet gericiliği öyle bir ezecek ki fikren, gericiliği insanlar ancak tarih kitaplarında okuyabilecekler. Ve bir daha da hortlayamayacak. Ama bak komünist ideolojiye benzer bir ideoloji hortlayacak, bu var. Yani komünizm hortlayacak ve onların üstüne zaten Kıyamet kopuyor, son olur. Tabii bu klasik komünizm değil, onun daha değiştirilmiş, daha pespaye, rezil bir hale, daha kokuşmuş, daha kirli bir hale, daha kan dökücü ve daha azgın bir hale yani bildiğimiz bu komünist düşünce. Dolayısıyla Yalçın Bayer’ın de panik olması, İttihad-ı İslam’ın kapıda olduğunu gösteriyor. Kardeşim, bakın herkes Ahir zamandan bahsediyor, İttihad-ı İslam’dan bahsediyor, Türk-İslam Birliği’nden bahsediyor, dolayısıyla Mehdiyet’ten bahsediliyor. İki yıl önce bu var mıydı?
ALTUĞ BERKER:Yoktu Hocam. Ama siz söylüyordunuz, şimdi gerçekleşiyor. Allah’ın izniyle, 1200’ü aştı söylediklerinizin gerçekleştiği. Türk-İslam Birliği emin adımlarla geliyor Allah’ın izniyle. Bakın, siz şu andaki haberler; “Batı Balkanlar artık Türklere vizesiz”, Sırbistan’da en son kaldırıldı. Kalmadı vize uygulayan. “Türkiye’ye vize uygulayan ülke kalmadı Batı Balkanlar’da” inşaAllah.
Siz 2008’de bunu söylüyordunuz Hocam, 19 Aralık’ta; “Sınırlar açılsın, vizeler kalksın, gürül gürül ticaret yapalım, bağrımıza basalım onları, bir sevinç olsun, bayram olsun, bereket-bolluk böyle her yeri bir sarsın.”
Yine 14 Temmuz 2008’de; “Vize olayının kalkması gerekir. İstediği gibi gidip-gelsin insanlar, ticaret alabildiğine rahat olsun, bağlantılar olabildiğine rahat olsun.” Şimdi gerçekleşiyor birebir söyledikleriniz , inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Kardeşim, adam evinde otururken kendi ayağına ip bağlasa iki ayağına, koluna da ensesinden ip bağlasa, ne bileyim evdeki çay bardaklarını dolabın içine koysa, onu kilitlese yani bu anormalliktir. Şimdi dünyada meydana gelen olay bu. Durduk yere insanlar kendi kendilerine ayaklarına bağ bağlıyorlar. Kendi dolaplarını kendileri kilitledi. Kardeşim, biz Azerbaycan’a niye pasaportla gidelim? Yani neden bize Azerbaycan bir rüya gibi olsun. Normal arabamıza biner, Azerbaycan’a buradan belediye otobüsü kalkması lazım. Tabii, direkt Azerbaycan’a akşamları otobüs kalkması lazım Güneydoğu’da böyle, ondan sonra hatta saat başı, yarım saatte bir normal belediye otobüsleri kalkması lazım. Nerenin pasaportu? Nasıl biz Kadıköy’e gidiyorsak aynı şekilde Azerbaycan’a gitmemiz lazım. Aynı şekilde Suriye’ye de gitmemiz lazım, aynı şekilde Irak’a gitmemiz lazım. Mesela niye biz sokağa göğsümüzü gere gere çıkmayalım kardeşim? Güvenlik içinde çıkalım. Niye bizim neşemizi kaçıran şeyler olsun? Sevinç içinde çıkalım. İşte Mehdiyet’te budur. Yalçın Bayer, korkuyu anlatan insanlardandır. Baskıyı anlatan, tedirginliği anlatan ve insanlara üsten bakmayı anlatan bir insandır. Mehdiyet’te bütün insanlar, bütün Müslümanlar ve bütün insanlar hep birinci sınıf insandır, aşağılanan bir insan grubu olmayacak. Aşağılanan bir ırk yok. Aşağılanan bir topluluk yok. Herkes birinci sınıf insan, herkes seviliyor, herkese muhabbet var, herkese saygı duyuluyor. Yalçın Bayer alışmış böyle baskıya, soğukluğa, tepeden bakmaya, büyüklük hissine ve Müslümanların dünya hakimi olmasından da gocunur ve rahatsız olur bir üslubunu gördüm. Türklük alemiyle bizim birleşmemiz zaten Kuran’ın şartıdır. “Sizi...” diyor Allah, “...kavimler olarak yarattık.” Biz kavim olarak bir kere parçalanmışız. Türk kavmi bir kere bütün bir kavim olması lazım, tek millet değil mi? Devletler ayrı ama tek milletiz. İslam alemi içerisinde de bir kavim olarak biz, Türkler olarak girmemiz gerekiyor. Mesela İran var, Pers kavmi ayrıdır, Arap kavmi ayrıdır. Ama Müslümanlık içerisinde biz bir bütünüz, inşaAllah. Yalçın Efendi’ye anlatırız daha çok şey anlatırız. Başka neler var?
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam. Sayın Başbakan da Hocam, bugün söylediklerinize paralel şeyler söylemiş birlik beraberlikle ilgili; “Milli birliğimizi, beraberliğimizi, bütünlüğümüzü engellemek isteyenlere prim vermedik. Bir olacağız, beraber olacağız, iri olcağız, diri olacağız dedik. Ne terör ne çeteler ne mafya ne kışkırtmalar bizi asla ve asla engellemeyecek. Açık söylüyorum; birileri insanımızın huzura kavuşmasından ciddi şekilde endişe duyuyor. Oynanan oyunları beraber bozacağız. Huzur, kardeşlik, istikrar yeniden inşa ediliyor” demiş Hocam.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, inşaAllah. Mehdi (a.s.) devrinin, temel vasıfları, temel özgürlükleri.Bana bir soru sor.
SUNUCU 3:İttihad-ı İslam ne demek? Bahsediyoruz ama anlamını bilmiyorum.
ADNAN OKTAR:İttihad-ı İslam. İttihad; birlik demektir. Tevhid-ittihad-birlik. Müslümanların bir olması, dayanışma içinde olması. Allah “Müslümanlar kardeştir” diyor Kuran’da. “Kurşunla kaynatılmış binalar gibi...” diyor, “...birlikte mücadele ederler” diyor. Yani “kurşunla kaynatılmış” ne demek biliyor musun? Lehimlenmiş. Mesela dört tane demir parçası olsa, bir araya getirdiğimizde lehimlendiğinde ne oluyor? Blok haline geliyor. Kurşunla kaynatılmıştan kasıt budur. Lehimlenmiş, bütün blok haline gelmiş ve birbirinden ayrılmaz. Bu oluşacak işte. Biz mesela akşama Şam’a tatlı yemeğe gideceğiz, Şam tatlısı yemeğe gideceğiz, akşama buradayız. Kimliğimizle. Suriye gençliği, Türk gençliği, Ürdün gençliği hep iç içe olacak, kardeş olacak. Birlikte eğlenecekler, sohbet edecekler, konuşacaklar ama kimse kimseye zulmetmeyecek. Kimse kimseye acı vermeyecek, rahatsızlık vermeyecek. Mehdiyet’in özelliği budur.
ALTUĞ BERKER:Hocam, “İftarda Alevi-Sünni Kardeşliği Çağrısı” Risale Haber’deydi bugün. “Değişik kesimlerden isimleri bir araya getiren dünya Ehl-i beyt vakfı tarafından düzenlenen, muharrem iftarında Alevi-Sünni kardeşliği çağrısı yapıldı” diyor Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Ne güzel, ne güzel, ne güzel maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Diğer din temsilcileri de var galiba Allah-u alem Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Çok güzel maşaAllah. Çok güzel. Bu işte İttihad-ı İslam’ın bir başka tecellisi. Her mezhebe her düşünceye her inanca şefkat duymak. Değil mi? Her insanı birinci sınıf olarak değerlendirmek.
ALTUĞ BERKER:Bugün Taraf gazetesinde bir yazı vardı Hocam. Şöyle bir şey söylüyor, Emre Uslu yazısında; “İrtica ile eylem planında başarılı olamayan bazı çevrelerin, cemaate yakın” Fethullah Hoca cemaatinden kastediyor inşaAllah. “bazı kişileri uyuşturucu kaçakçılığıyla irtibatlandırmaya çalışacaklarını” yazmış. “Dünya çapında yayılan Gülen ağı, uyuşturucu ağıyla irtibatlandırılacak ve cemaatin bazı aktivitelerinin bu yolla finanse edildiği iddiası ortaya atılarak, sahte şahit getirilecek” demiş. “Cemaate komplo var” başlığı altında bir yazı yazmış Hocam.
ADNAN OKTAR:Biz cemaate komplo yapanın, bu muhterem insanlara, bu candan insanlara komplo yapanın yakasına yapışırız. Yani o öyle kolay değil. Boş yere tedirgin de olmasınlar. O biraz zor. Yani, biraz zoru nezaketiyle söylüyorum, yapamazlar. Kanun ve hukukun hakim olduğu bir devirde, aklın ve adaletin hakim olduğu bir devirde, böyle klasik kepazelikler yapmaya kimsenin gücü yetmez. Sıkıysa bir yapsınlar bakalım. Ben sevdiklerime toz kondurmam. Fethullah Hocaya ben sevgi duyarım, oradaki mübarek insanları da seviyorum, öyle bir oyuna kimsenin takati yetmez. Rezil rüsvay eder, ortaya çıkartırım, bayağı kepaze olur. Sıkıysa yapsınlar. Kim yaparsa kanunla, hukukla teker teker delillendiririm. Bayağı da vakit ayırırım. Hukukun pençesi altında böyle köpek gibi kafaları ezilir. Yani hukukun, kanunun girmeyeceği kapı, girmeyeceği bir yer olmaz. Yeter ki titiz davranılsın, akılcı davranılsın inşaAllah.
Şeyh Ahmet Yasin Hocamız’ın güzel sözleri vardı, onlara yine devam edelim konuşmalara inşaAllah.
VTR: Şeyh Ahmet Yasin Hazretleri: “Hz. Mehdi (a.s.) Hayattadır.”
ADNAN OKTAR: Evet, Şeyh Ahmet Yasin Hocamızın ağzından nur akıyor maşaAllah. Allah ilmini, feyzini arttırsın. Enaniyet yapmayan insanları, güzel huylu insanları Allah aziz ediyor. Enaniyetli, kibirli, büyüklük hissi içerisinde olan ahmakları da Allah, rezil rüsvay ediyor ve çok aşağılıyor. Bak, mucize olarak görüyorsunuz değil mi iki büklüm yapıyor. Tam aksiyle Allah karşılık verir. Her tuzak bozulmuş olarak yaratılır. Böyle ahmak ve gerici kafasıyla birisi tuzak kurduğunda, Allah nasıl aşağılıyor görüyorsunuz. Samimi candan bir Müslüman’ı da enaniyet yapmayan, büyüklük hissine kapılmayan Müslüman’ı da Allah’ın nasıl aziz ettiğini nasıl sevdirdiğini görüyorsunuz. Bu Allah’ın kanunudur, herkes de görüyor inşaAllah.
“Tv Net programında, şahs-ı manevi konusundan bahsedilmiş.” Kardeşim bununla baş edemezler. Arif Aslan kardeşimiz Mehdiyet için; “Şahs-ı manevi” diyormuş. Niye bu kadar telaş ediyorsunuz? Madem şahs-ı manevi’ymiş, rahat oturun evinizde yani geceli-gündüzlü, şahs-ı manevi’dir, şahs-ı manevi’dir heyecanlanmayın, bir şey yok. Tabii ki şahs-ı manevi var. Ama nasıl oluyor; şimdi burada mesela Berker Hocam bizim Hocamız. Biz de onun talebeleriyiz ve bir şey konuşuyoruz, burada bir şahs-ı manevi oluyor ama bir lider var, talebeleri var ve oradan meydana gelen bir şahs-ı manevi var. Ama lider yok, kimse yok fakat şahs-ı manevi meydana geliyor; böyle şey olmaz. Bediüzzaman bunu açıklıyor, bu konuda boş yere kurnazlık yapmasınlar. Bakın “Mehdi (a.s.), talebeleri ve talebelerinden meydana gelen şahs-ı manevi’den” bahsediyor. Tabii ki yani Mehdi (a.s) olduğunda, talebeleri olduğunda nasıl şahs-ı manevi olmasın? Ama bakın çok acayip bir şey bu. Mehdi (a.s.)’dan bahsetmek istemiyor, talebelerinden bahsetmek istemiyor ama şahs-ı manevi’den bahsetmek istiyor. Bu olmaz. Üçü bütündür. Yani şahs-ı manevi varsa, Mehdi (a.s.)’da vardır, talebeleri de vardır. Durduk yere şahs-ı manevi olmaz. Mesela Bediüzzaman zamanında, şahs-ı manevi vardı. Kim var? Bediüzzaman var, talebeleri var ve meydana gelen şahs-ı manevi var. Abdülkadir Geylani var, talebeleri var ve ondan meydana gelen şahs-ı manevi var. Abdülkadir Geylani olmadan şahs-ı manevi olmaz. Bediüzzaman olmadan şahs-ı manevi olmaz. Mehdi (a.s.) olmadan da şahs-ı manevi olmaz. Boş yere çırpınmasınlar. Arkadaşlar çırpınıyor da diyemem tabii de, fakat eksik anlatıyorlar, yanlış anlatıyorlar. Eksik anlatınca böyle anlam bozukluğu meydana gelir.
ALTUĞ BERKER:Ben de üç dakikasını seyredebildim, beş dakikasını, orada da eksik anlatım vardı. Bir soru geldi, Üstad’ın 1545 tarihi verdiği Kıyamet ile ilgili, Hocamız ona “1525’te alametleri başlayacak” dedi ama 1545’ten hiç bahsetmedi. O konuyu bu şekilde geçiştirdi.
ADNAN OKTAR:Şimdi bak arkadaşların orada bahsedememesi bölümü çok hayati. Onu biz burada da yayınlayalım, yayınlayalım görelim.
VTR: TV NET’te, Gizli Dosyalar Programında, Mehdi (a.s.)’ın Şahıs Olmadığı İle İlgili Yanlış Anlatımlar.
ADNAN OKTAR: Bakın, perişanlığı görüyor musunuz? İşaretler, semboller geçiştirmeye çalışıyor. Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadisleri açık, net ve kesindir. Alametler açık, net ve kesindir. Bediüzzaman da çok net tarihler veriyor. “Hicri 1400’de çıkacak” diyor, “benden 100 yıl sonra çıkacak” diyor ve “Hicri 1545’te de Kıyamet kopacak” diyor. Öyle bu arkadaşların ağızlarında geçiştirmek istediği gibi değil ve Mehdi (a.s.) şahıstır. Bunu kimden öğreniyoruz? Bediüzzaman’dan öğreniyoruz, Risale-i Nur’dan öğreniyoruz ve Bediüzzaman’ın has talebelerinden öğreniyoruz. Şimdi bakın orada yanlış bilgilendiren arkadaşlara, bizzat Bediüzzaman’ın yanında yaşamış, “Bediüzzaman’dan ben bizzat duydum” diyen ve Risale-i Nur’u okuyup, düz anlamı üstüne samimi konuşan gerçek alim, Seyyid Salih Özcan Hocamızdan bu arkadaşlara bir cevap alalım. Buyurun.
VTR: Seyyid Salih Özcan Hoca, Hz. Mehdi (a.s)’ın Şahıs olduğunu anlatıyor ve Hz. Mehdi (a.s.)’ın yapacağı vazifeleri anlatıyor.
ADNAN OKTAR: İsa Mesih’in inişi mesela, İsa (a.s.) da şahıstır, Mehdi (a.s.) da şahıstır. Arkadaşların bu paniği, dünyadaki genel paniğin bir devamı. Yani çünkü İsa (a.s.)’a şahs-ı manevi dersen, bir risk yok yani konu kapanmış oluyor. Küfür açısından da sorun yok. Mehdi (a.s.)’a şahs-ı manevi dersen, zaten Müslümanlar bölünmüş, bölünmüşlüğünü daha da artırıyor, yine bir sorun yok. Şahsını ve talebelerini yok sayıyor arkadaşlar fakat “şahs-ı manevi vardır” diyor. Şahs-ı manevi de zaten malum durumu da meydana getirdiğine göre, Avrupa Birliği’nin, Büyük Ortadoğu Projesi’nin önünde hiçbir engel kalmamış oluyor, gibi görünüyor. Zaten Büyük Ortadoğu Projesi’ni kendilerince bitirmek üzereler yani kendi kafalarına göre, Avrupa Birliği de “biz sizin gibi adamı almayız” diyorlar, yani kendi düşünce, kendi mantıklarına göre ve karmaşık bir olay ve oyun sistemi var. Ama arkadaşlar tabii kasten yapıyorlar demiyorum. Cahilliklerinden bu oyunun içinde farkına varmadan yer alıyorlar. Evet bakalım.
VTR: Bediüzzaman’ın Has Talebelerinden Seyyid Salih Özcan, Hz. Mehdi (a.s.)’ın Şahıs Olarak Zuhur Edeceğini, Hz. İsa (a.s.)’ın Tekrar Geleceğini Anlatıyor.
ADNAN OKTAR: Evet ne diyorsun?
ALTUĞ BERKER:Hocam nasıl “şahs-ı manevi” diyebiliyorlar şaşırıyorum diyor, Ahir zaman alameti inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bak “hatta” diyor, “Hz. İsa (a.s.)’ın nüzulü, yeryüzüne inişi dahi ve kendisi İsa (a.s.) olduğu, nur-u iman dikkatiyle bilinir, herkes bilemez. Deccal ve süfyan gibi eşhas-ı müthişe (ürkütücü şahıslar), kendileri dahi kendilerini bilmiyorlar.” Bak Deccal insan, süfyan da insan, İsa (a.s.) da bir şahıs. Mesela, “Sihir ve manyetizma ve ispirtizma gibi istidracı harikalarıyla hipnoz ve ruhlarla bağlantı tarzında sahte mucizelerle kendini muhafaza eden ve herkese teshir eden (etkisi altına alan), büyüleyen, aldatan o dehşetli Deccal'i yok edecek, mesleğini değiştirecek; ancak harika ve mu'cizatlı (mucizeler gösteren) ve umumun makbulu (bütün dünyadaki insanların makbulu) ve herkesin kabul ettiği, bir zat olabilir ki; O zat” şahs-ı manevi demiyor, “O zat, en ziyade alakadar ve ekser insanların Peygamberi olan Hazret-i İsa Aleyhisselamdır.” Burada şahs-ı manevi ‘den bahis yok. Mesela bak vakti de açık net bildiriyor Bediüzzaman; “İstikbali dünyeviye de (dünyanın geleceğinde), 1400 sene sonra gelecek bir hakikati” yani Mehdi (a.s.)’ın gelişini, “asırlarında karib (yakın) zannetmişler. 1400-1980 yani Hicri 1980 net tarih veriyor Bediüzzaman. “Hicri 1545’e kadar devam edecek bu mücadele, 1545’te de Kıyamet kopacak” diyor. Arkadaşların böyle çırpınmaları tabii çok heyecan verici ve çok değişik. Bak “Hz. İsa (a.s.)’ın nüzulü ile yeryüzüne inişiyle, o dinsiz meslek mahvolur ve yok olur” diyor Bediüzzaman. Çok açık söylemiş. “Büyük Mehdi (a.s.)’ın çok vazifeleri var. Siyaset aleminde, Diyanet aleminde ve Saltanat aleminde ve mücadele aleminde, çok dairelerin icraatları olduğu gibi” diyor Bediüzzaman. “İsa aleyhisselâm'ı nur-u iman ile tanıyan ve tâbi' olan cemaat-ı ruhaniye-i mücahidînin kemmiyeti (sayısı), Deccal'ın mektebce ve askerce ilmî ve maddî ordularına nisbeten çok az ve küçük olmasına işaret ve kinayedir. (Şualar, s. 588-589).”Bak, “İsa aleyhisselâm'ı nur-u iman ile tanıyan ve tâbi' olan bir cemaat” var. İsa (a.s.) var, ona tabi olan bir cemaat var, İsa (a.s.) ve cemaatinden oluşan birde şahs-ı manevi var. Arkadaşlar ne yapıyorlar? Sırf şahs-ı manevi’yi alıyorlar. İsa (a.s.) ne oldu? “Gömdük” diyorlar. Talebeleri, “yok.” Nasıl oluyor bu? İsa (a.s.)’ın varlığı ve şahsı hem hadislerde hem Kuran’da açıkça şahıs olarak geçiyor. Şahs-ı manevi olarak hiçbir Peygamber gelmemiştir, hiçbir veli gelmemiştir. Böyle mantıksız direnmeye de boş yere girmesinler. O panik ne? Ve Tv Net’te niye bu tip olaylarda gerçekleri anlatan insanlara kapıları açmıyor? Seyyid Salih Özcan varken, bu işin asıl üstadları varken, Bediüzzaman’ın has talebeleri varken, gidip hiç alakasız insanlara sorup, insanları yanlış yönlendirmenin alemi ne? Açsın Risale-i Nur Külliyatından Tv Net dürüstçe anlatsın. Bediüzzaman böyle diyor desin, yorumu bize bıraksın. Halka bıraksın yorumu değil mi? Adamlar kendi yorumlarını anlatıyorlar. Yapılacak nedir? Bediüzzaman’ın anlatımını olduğu gibi halka aktarmaktır. Ve Bediüzzaman’ın has talebesi olan, Seyyid Salih Özcan Hocamızı ve diğer talebelerini çıkarıp, açıkça bu konuları anlattırmaktır. Bunu yapmayıp da böyle örtbas ederlerse, biz de buradan o hatalarını düzeltiriz inşaAllah. Bak Bediüzzaman ne diyor? O, İlerde gelecek acip, (şaşılan, hayret uyandıran, benzeri görülmeyen) şahsın (yani Mehdi (a.s.)’nin) bir hizmetkarı ve ona yer hazır edecek bir dümdarı, (yardımcı kuvveti) ve o Büyük Kumandanın pişdar bir neferi, onun (önden giden bir askeri) olduğumu zannediyorum.” Bak “O, İlerde gelecek acip, (şaşılan, hayret uyandıran, benzeri görülmeyen) şahsın”, şahs-ı manevi demiyor, şahıslar da demiyor, “acip şahıs yani hayret uyandıran şahıs.” Onun neyiyim diyor Bediüzzaman? “Hizmetkarıyım” diyor. Mehdi (a.s.)’ın başka ne görevini yapıyorsun üstadım diyoruz, “ona yer hazır edecek bir dümdarı, (yardımcı kuvveti)’yım” diyor, “yer hazır ediyorum.” “ve o Büyük Kumandanın”, şahs-ı manevi değil, “o Büyük Kumandanın, pişdar bir neferi, onun (önden giden bir askeri) olduğumu zannediyorum” diyor. Nerede burada şahs-ı manevi?
Baş edemezler, baş edemezler. Boş yere hiç bu işlere girmesinler.
Şeyh Ahmet Yasin Hocamız’ın, evet onu da dinleyelim.
VTR: Şeyh Ahmet Yasin Hazretleri: “Hz. Mehdi (a.s.) Şahs-ı Manevi Değildir.”
ADNAN OKTAR: Yine bak Bediüzzaman Emirdağ Lahikası, sayfa 260’da, Mehdi (a.s.) için; “O zat” diyor, şahs-ı manevi demiyor. “bütün ehl-i imanın (iman edenlerin) manevî yardımlarıyla ve ittihad-ı İslâmın muavenetiyle (İslam birliğinin yardımlaşmasıyla) ve bütün ülema ve evliyanın (alimlerin ve velilerin) ve bilhassa Âl-i Beyt'in neslinden (özellikle Peygamberimiz (sav)’in neslinden) her asırda kuvvetli ve kesretli (çok sayıda) bulunan milyonlar fedakâr seyyidlerin iltihaklarıyla (peygamber soyundan gelen fedakar kimselerin katılımlarıyla) O vazife-i uzmayı (büyük görevi) yapmağa çalışır” diyor. (Emirdağ Lâhikası-1, sf. 266-267). “O zat” diyor. O zat’ın tabiî ki talebeleri var, tabiî ki bir şahs-ı manevi’si olur. Ama Mehdi (a.s.)’ın kendisi olmadan, talebeleri olmadan şahs-ı manevi dediğinde, doğru söylememiş olursun. Biz de buradan o doğru olmayan şeyi açıklarız.
ALTUĞ BERKER:Hocam, Üstad her ikisini birden geçirip, açıkladığı bir alıntısı var. Müsaadenizle okuyabilir miyim onu?
ADNAN OKTAR:Evet.
ALTUĞ BERKER:Diyor ki; “Bu üç vazife birden, bir şahısta yahut bir cemaatte, bu zamanda ( kendi zamanında) bulunması, ve mükemmel olması ve birbirine cerhetmemesi (çürütmemesi), pek uzak, adeta kabil mümkün görünmüyor. Ahir zamanda, Al-i Beyt-i Nebevi’nin (a.s.m.), cemaati nuraniyesi temsil eden, Hz. Mehdi (a.s.)’da ve cemaatindeki şahs-ı manevi de ancak içtima edebilir (bir araya gelebilir)” diyor.
ADNAN OKTAR:Bak Mehdi (a.s.) var, talebeleri var ve Mehdi (a.s.) ve talebelerinden oluşan bir şahs-ı manevi var. Arkadaşlar Mehdi (a.s.)’ı ve talebelerini çıkartıyorlar, sadece şahs-ı manevi kısmını bırakıyorlar. Buna kimse inanmaz, yapmasınlar. Ama eskiden bunu yani böyle hakikaten inandırıyorlardı insanlara, bayağı inandırıyorlardı. Çünkü yasaktı konuşulması. Dershanede konuşamıyorsun, sokakta konuşamıyorsun, adamı aforoz ederler. Ama ben çıkıp konuştum. Seyyid Salih Özcan Hocam çıktı konuştu, diğer alimler çıkıp konuşuyorlar. Artık bunu örtbas edemezler. Bediüzzaman’ın çünkü açık ifadeleri var, nasıl kapatacaksın değil mi? Boş yere bu konuda bir debelenme içinde olmasınlar. Ama debelenmeleri, daha iyi anlatmamıza sebep oluyor, o yönden hayır var. Bak Bediüzzaman diyor ki; Kastamonu Lahikası, sayfa 50, “şahs-ı manevi” diyor ya arkadaş. Bak cevap veriyor Bediüzzaman. “Evet hadis-i şerifin ifadesiyle” diyor Bediüzzaman, “Hazret-i İsa (a.s.)’ın semavî nüzûlü kat'î ve kesin olmakla beraber;” nerede burada şahs-ı manevi? “Kati ve kesindir” diyor “İsa (a.s.)’ın inişi.”
Ta Ahir zamanda” diyor Kastamonu Lahikası, sayfa 99’da Bediüzzaman, “Ta Ahir zamanda, hayatın geniş dairesinde” yani şu zamanda televizyon, radyo, internetin yayıldığı dönemde, “Risale-i Nur Külliyatı’nın asıl sahipleri yani Mehdi (a.s.)”, şahs-ı manevi demiyor bak ”yani Mehdi (a.s.) ve şakirtleri (talebeleri), Cenab-ı Hak’kın izniyle gelir.” Şahs-ı manevi gelir demiyor. “Mehdi (a.s.) ve talebeleri gelir” diyor. Mehdi (a.s.) ve talebeleri olunca zaten şahs-ı manevi olur. Yani sen istemesen de olur, istesen de olur. Değil mi? Onu demeye bile gerek yok ama olur. “Ve o daireyi genişlettirir, o tohumlar sünbüllenir, bizler de kabrimizde seyredip, Allah’a şükrederiz.”
Şimdi Tv Net ne yapacak biliyor musunuz arkadaşları çıkarttığında? “Hocam” diyecek, “Bediüzzaman’ın bu konuyu, konuşmalarını bir okuyalım, orijinal kaynağından görelim” demesi lazım. Dikkat ederseniz bu arkadaşlar, Bediüzzaman’ı okumuyor, orijinal kaynaktan bilgi vermiyor, kafa kaynaklarından, kendi kafa kaynaklarından veriyorlar. Kendi kafa kaynaklarını kendilerine saklasınlar. Hadislerden vermiyorlarsa Bediüzzaman’ın ifadelerini versinler. Oradan okusunlar, ondan sonra şerh edip açıklasınlar. Okuyamazlar. Nasıl okusun şimdi bunu? Zaten okursa konu bitiyor. Mesela diyor ki; “Ta Ahir zamanda, hayatın geniş dairesinde, Risale-i Nur Külliyatı’nın asıl sahipleri yani Mehdi (a.s.) ve şakirtleri (talebeleri), Cenab-ı Hak’kın izniyle gelir ve o daireyi genişlettirir.” Şahs-ı manevi’ci ne yapsın burada? Güm diye patlar, yapacağı bir şey yok. Darmakeşan olur, bütün milletin huzurunda patlayacaklar. Patlayacağını bildiği için okuyamıyor. Okuyamadığı için kafadan patlıyor, olmaz. Değil mi? Olmaz. Mesela diyor ki Bediüzzaman; “Fakat o, ilerde gelecek acip, (şaşılan, hayret uyandıran, benzeri görülmeyen) şahsın (yani Mehdi (a.s.)’nin) bir hizmetkarı ve ona yer hazır edecek bir dündarı, (yardımcı kuvveti) ve o Büyük Kumandanın pişdar bir neferi, onun (önden giden bir askeri) olduğumu zannediyorum.” Adam bunu nasıl okursun? Mecburen yasaklayacaktır. Yasakladıktan sonra çıkıp böyle kafadan, ne diyelim, savurma demeyelim de yani söyleyecek, kafadan söyleyecektir. Onlar beni pek hesaba katmamışlardı ama bak görüyorlar karşılarındayız. Ve ne yaparlarsa yapsınlar, ister dershanelerde çırpınsınlar, isterseler televizyon kanallarında çırpınsınlar, ister Yalçın Bayer’i çıkartsınlar, ister Aydın Doğan’ı çıkartsınlar, ister Cübbeli Ahmet’i çıkartsınlar baş edemezler. Ne Büyük Ortadoğu Projesi’ne müsaade edeceğim ne İttihad-ı İslam’ın engellenmesine müsaade edeceğim. Eze eze, söke söke, söz bir Allah bir Türk-İslam Birliği’ni oluşturacağız Allah’ın izniyle. İstediklerini yapsınlar. Avrupa’dan habire üfürüyorlar, o üfürük onlara geri dönüyor inşaAllah. Baş edemeyecekleri işin içine hiç girmemeleri lazım.
Bak “ümmetin beklediği Ahir zamanda gelecek zatın” şahs-ı manevi’nin demiyor bak, “ümmetin beklediği” “bekliyoruz” diyor Bediüzzaman. Gelse “bekliyoruz” der mi? “Bekliyoruz” diyor, “beklediği Ahir zamanda gelecek” bizim beklediğimiz demiyor, “ümmetin, bütün İslam alemi bekliyor” diyor. Nur talebeleri bekliyor demiyor. Herkes bekliyor, ümmet bekliyor. “Ümmetin beklediği Ahir zamanda gelecek zatın” şahs-ı manevi’nin değil, “üç vazifesinden” Kaç taneymiş vazifesi? Üç. Arkadaşlar kaça indiriyor? İki, bazıları bire indiriyor. Senin indirmenle, değiştirmenle olmaz. Bak “üç vazifesini.” “En mühimi ve en büyüğü ve en kıymetlileri olan, imanı tahkikiyi yaymak ve ehl-i imanı delaletten kurtarmak.” Mehdi (a.s.) ne yapacakmış? İman hakikatleri ile ilgili kitaplar yazacak, eserler hazırlayacak, cd’ler hazırlayacak, programlar yapacak, anlatacak ve ne diyor, “ehl-i imanı dalaletten”, Darwinizmden, materyalizmden kurtarıyor. Ehl-i imanı dalalete düşmekten kurtarıyor. Batıl inançlardan kurtarıyor, gericilikten kurtarıyor. Dalalet bu. Dalalete düşmekten kurtarıyor. Birinci vazifesi buymuş Mehdi (a.s.)’ın. Ama “bir taneyle bitmeyecek” diyor Bediüzzaman. İkinci ve üçüncü vazifeleri de var. Adamlar diyor ki; “Ya Mehdi (a.s.)’a bu birinci görevi vermeyelim.” Sen vermezsen kaç yazar değil mi? Allah vermiş ona o görevi, sen nasıl alacaksın? “İmanla ilgili görev vermeyelim” diyor, “siyaset ve saltanat görevlerini verelim” diyor. Niye vermek istemiyorsun? İman hakikatlerini anlatsa ne olur? Darwinizmi, materyalizmi yıksa ne olur? Niye bunaldın, niye? En hayati konuyu neden Mehdi (a.s.)’a vermek istemiyorsun? Değil mi? “Onu yapmasın” diyor. Onu yapacak, küfrün de canına ot tıkayacak işte. Yapacak onu. Onu yapmayacak kişi saltanat ve siyaset görevi alır mı? Değil mi? Mehdi (a.s.)’ın üç özelliği var zaten. O zaman iki özelliğe düşürmüş oluyorsun sen, azaltmış oluyorsun. Ve neden yapmasın yani niye sıkılıyorsun? Sen anlatıyorsun iman hakikatlerini, sen anlatıyorsun, senin bir mahsurun yok. Mehdi (as.)’ın anlatmasında ne mahsuru var? Niye rahatsız oldun? “Yok” diyor, “Mehdi (a.s.) anlatmasın.” Bak “ben anlatırım” diyor. “Ben iman hakikatlerini anlatırım” diyor. “Halktan birisiyim, ben anlatırım” diyor. Mehdi (a.s.) anlatabilir mi? “Yok o anlatmayacak” diyor. “O siyasetten anlar” diyor, “saltanattan anlar” diyor. Mehdi (a.s.)’ın bak üç vazifesi; hem diyanet, hem siyaset, hem saltanattır, boşa çırpınmayın. Bunları çırpındırmak ne zevkli oluyor, maşaAllah. Bediüzzaman diyor ki bak; “Ahir zamanın en büyük fesadı zamanında, elbette EN BÜYÜK BİR MÜÇTEHİD (ihtiyaç oluştuğunda ayetlerden hüküm çıkaran büyük İslam alimi) hem EN BÜYÜK BİR MÜCEDDİD (her yüzyıl başında dini hakikatleri devrin ihtiyacına göre ders vermek üzere gönderilen büyük İslam alimi, yenileyen, yenileyici), hem HAKİM, hem MEHDİ hem MÜRŞİD (doğru yolu gösteren kişi) hem KUTB-U AZAM (Müslümanların kendisine bağlandıkları büyük evliyalardan, zamanın en büyük mürşidi) olarak BİR ZAT-I NURANİYİ (nurlu bir zatı)GÖNDERECEK.” Bak “bir”, iki, üç, dört rakamlar vardır, bak, “bir” diyor. Ben bunlara artık ilkokul çocuğuna öğretir gibi bir’i öğretiyorum. Bir ne demektir biliyor musun? Bir demektir. Yani tek, yek, nasıl söyleyeyim yani. Bak “BİR ZAT-I NURANİYİ (nurlu bir zatı)” bir kişi “GÖNDERECEK” gönderdi demiyor bak “GÖNDERECEK.O ZAT da”, bak o zat da “EHL-İ BEYT-İ NEBEVİDEN (Peygamberimiz (sav)'in soyundan) OLACAKTIR. (Mektubat, s. 411-412)” Yani Ahir zamanın bu kadar harika olması inanılır gibi değil. Koskoca adamların, gözümüzün içine baka baka böyle zekamızla, aklımızla alay eder gibi bizle yanlış bilgi vermesine, hayretler içinde bakıyorum ve gözlerime inanamıyorum. Çok şaşırtıcı. Adam nasıl bak gevrek gevrek nasıl sakin anlatıyor. Peki madem öyle samimisin, madem anlatıyorsun okuyarak anlatsana Risale-i Nur’dan. Niye Risale-i Nur’dan okuyarak anlatmıyorsunuz? Hiçbiri bu tiplerin, bakın dikkat edin, Risale-i Nur’dan okuyarak anlatamıyor. Madem öyleymiş, ne güzel işte var kaynağı aç oku. Okumayıp, “ben kafamdan okuyorum” diyor, “kafamdan anlatıyorum.” Kafandan okuyorsan yanlış konuşursun. İnşaAllah. Tabii bu arkadaşları tenzih ediyorum. Onlar cahilliğinden.
ALTUĞ BERKER:Ben bir alıntı okuyabilir miyim müsaadenizle Hocam. Kastamonu Lahikası, sayfa 57. “Bu zamanda öyle fevkalâde hâkim cereyanlar var ki; her şeyi kendi hesabına aldığı için, farazâ hakiki beklenilen ve bir asır sonra gelecek O zât dahi” diye devam ediyor Hocam.
ADNAN OKTAR:Tam ben de o sayfayı açtım. Bak “Bu zamanda öyle fevkalâde hâkim cereyanlar var ki” mesela komünizm, faşizm işte her türlü kapitalist düşünceler. “her şeyi kendi hesabına aldığı için,” yani her türlü siyasi düşünce, kendi çıkarına göre olayları aldığı için, “, farazâ hakiki beklenilen” bak beklenilen ve süresini de veriyor, “bir asır sonra gelecek O zat.” “O zat.” Bu koç yiğitlerin bir özelliği var, buradan işkillenmişler, rahatsız olmuşlar, canlarını yakmış bu ifade “bir asır sonra gelecek” sözü var ya, bunu mübarekler, bir ara böyle hafiften küçük bir el hareketiyle çıkartmışlar. Ama ben ellerini yakaladım, doğru konuşacaklar. Risale-i Nur’da değişiklik yaptırtmayız, yaptırmam, yapamayacaklar. Hiçbir Müslüman böyle bir şeyi yaptırtmaz. Yani bu tip olayların içine boş yere girmesinler. Ama arkadaşlar mesela bakın burada, bu arkadaşlarımız cesaret etmiş yapmışlar. Arkadaşlarımızın yazdıkları Risale-i Nur Külliyatı’nı gösteriyoruz. Arkadaşlarımız değiştirmişler, Kastamonu Lahikası’ndaki ifadeyi değiştirmişler.
ALTUĞ BERKER:Altı çizili yer; “Hayatın geniş dairesinde asıl sahipleri,” orada yani ve Mehdi (a.s.) ve şakirtleri olması gerekirken yok, “Cenab-ı Hak” olarak devam ediyor. Yani, Mehdi (a.s.) ve şakirtleri kelimesi çıkartılmış.
ADNAN OKTAR:Kardeşim şimdi bunlar bu işleri yapmasalar, Allah-u alem şimdi bu konuyu da açamayız ve böyle bu kadar da değil mi zevkle yani çünkü bunları fikren ezmek çok hoş bir şey.
ALTUĞ BERKER:Bir sözünüzü hatırlatabilir miyim, dün söylediniz Hocam. “İttihad-ı İslam’ı, Mehdiyet’i, iki yüz yıl sonrasına, 570 yıl sonrasına, bin yıl sonrasına ertelemek istiyorlar. Allah Kuran’da; “Ertelemek küfürde artıştır” diyor. Erteleme kime yarar? Büyük Ortadoğu Projesi savunucularına yarar. İslam aleminin parçalanması, ezilmesi planlarını kolaylaştırır, başka bir şeye yaramaz” dediniz Hocam.
ADNAN OKTAR:Evet. Bütün Müslüman kardeşlerimiz, beni izleyen kardeşlerim bana bu konuda yardımcı olsunlar, birbirlerine anlatsınlar, nefes aldırmayalım. Bu şahs-ı manevi ile Müslümanlığı boğmak isteyen düşünceye karşı var gücümüzle atak yapalım. Türk-İslam Birliği’ni bak durdurmak için nasıl gayret ediyorlar. Her yer kaynıyor şu an. Gazeteler hep bundan bahsediyor. Türk-İslam Birliği, İttihad-ı İslam. İşte Neo Osmanlı. Bir kere Neo Osmanlı falan öyle bir iddiamız yok bizim. Mehdiyet vardır, İttihad-ı İslam vardır, Türk-İslam Birliği, başka bir şey yok. Hiç karıştırmasınlar ve engelleyemeyecekler. Bakın engelleyemeyecekler, engelleyemeyecekler. Cayır cayır, söke söke, eze eze Türk-İslam Birliği’ni kuracağız. Bütün Türk devletlerini birleştireceğiz, bunu göreceksiniz. Bütün İslam alemini ta Afrika’ya kadar, İtalya’ya kadar dev bir Türk-İslam Birliği oluşacak ve dünyaya bayram havası getireceğiz, bayram olacak, bayram, düğün bayram yani bu olacak inşaAllah. Ve PKK bilmem ne falan bunların hiçbiri kalmayacak onu da söyleyeyim.
Hocam da maşaAllah ilim ehli. MaşaAllah bak beş vakit namazlarını kılıyor. Diyorlar ki bize, “niye genç kızlarla böyle konuşuyorsun sen.” Daha önce namaz kılıyor muydun sen?
SUNUCU 2:Kılmıyordum.
ADNAN OKTAR:Kuran’dan haberin var mıydı? Çok azdı. Bak beş vakit namazını kılıyor, Kuran’a da gayet güzel hakim. Kaç defa Kuran okudu. MaşaAllah. Hadisleri inceliyor. Dolayısıyla başı açık hanımları böyle tersleyen, onlara düşman gözüyle bakan, onlara öfkeyle nefretle bakan gözleri ben ilimle, bilimle yani etkisiz hale getireceğim. İnşaAllah sevgiyle. Kardeşim ben zannettim ki başörtülüler olunca adamlar razı oluyorlar. “O daha beter” diyor. Allah Allah, Allah Allah yani bak geriye kalan da başörtülü desen, onları da direkt kafir ve fasık konumuna alıyorlar, lanetlenmiş olarak görüyorlar. Çok galiz bir üslupla, çok galiz bir bakış açısıyla onları da din dışı, İslam dışı ilan ediyorlar. Geriye kim kalıyor? Çarşaflı kardeşlerimiz kalıyor. “Onlar da” diyor, “yüzünü açmış kardeşim, yüzü görünüyor” diyor. “O da bir fasıklık alameti, o da bir fısk” diyor. Tekrar tekrar söylüyorum ki, fitnenin büyüklüğü anlaşılsın diye. Ne yapması gerekir diyoruz. “Bir gözüyle bakması gerekir” diyor. Adam bir gözüyle baktığında, “yine fitne” diyor, “gözüyle bakıyor, hiç bakmaması lazım” diyor, “peçe takması gerekiyor” diyor. Peçeyle dışarıya çıkıyor, “varlığı fitne, dışarıya çıkmaması gerekiyor” diyor. Sen ne yapmak istiyorsun biliyor musun? İslam’ı kökünden kaldırmak istiyorsun, hayatı yok etmek istiyorsun. Sevgi yok, iltifat yok, muhabbet yok, güzellik yok, bir sofra adabı yok, güzel bir ev yok, bilim yok, sanat yok. Belanı mı arıyorsun sen? Nerede pislik varsa üstünüzde. Ne yapıyorsunuz siz böyle? Buna müsaade etmeyiz. Yani bu mümkün değil. Genç kızlar neşesiyle, o genç kızlık coşkusuyla, coşkuyla gezecekler dışarılarda bayram havasıyla. Onlar bizim çiçeklerimiz. Onların o güzelliğini, onların neşesini biz göreceğiz ve birinci sınıf insan, birinci sınıf güzellik olarak baş tacı edeceğiz. Meclisin en az yarısı kadın olacak Allah’ın izniyle göreceksiniz, en az yarısı. İş yerlerinde genel müdürler onlar olacak, Başbakan da olacak kadın, bakan da olacak ve her yerde kadın güzelliğini, kadın üstünlüğünü göreceğiz. Bu nedir böyle? Başörtüsü örtüyor, o da olmuyor. Daha ne istiyorsun? Nefes aldırmıyorlar çocuklara. Başörtüsü bağlıyor, onu da beğenmiyor, bağlama şeklini de beğenmiyor. Bir öldürmediğin kalıyor artık, geriye ne kalıyor. Bırakın yakalarını bırakın. Benim milletin huzur içinde, güven içinde yaşasın. Coşkuyla mesela Alevi kardeşlerimiz coşkuyla Allah’ı anıyor, haşa onları da kafir ilan ediyor, onları da fasık ilan ediyor. Bak Cübbeli’yle uğraşa uğraşa, eğite eğite şimdi o ağzını düzeltmiş. “Alevilerde ehli kıbledir” diyor. Hele şükür, hele şükür. “Tekfir edilmez” diyor. Ama fasık ilan edilir mi, onu anlatmıyor. Allah esirgesin Allah-u alem onu sorsak yani ona bambaşka bir şey söyleyecektir. Yine hiç olmazsa tekfir etmiyor. Tekfirle kurtardık. Kılıcın altından çıkarttı. Daha önce “öldürülmeleri gerek” diye konuşuyordu, “pırasa gibi doğranmaları.” Şimdi o pırasa doğramak işinden vazgeçmiş, kendi artık mutfakta pırasa doğrayacak herhalde normal pırasa. Ondan vazgeçmiş. Tekfir ediyor, o iyi bir gelişme. İttihad-ı İslam bak iki yıl uğraştık. Demedim mi söyleteceğim diye. Söyleteceğim dedim değil mi defalarca. Gürül gürül söylettim. Adam daha sormadan söylüyor, bir daha söylüyor, bir daha söylüyor, cayır cayır söylettik. Elhamdülillah.
“Almanya’dan Mehmet Nehir. Selamün aleyküm.” Aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. “Muhammed Adnan Hocam.” Kardeşim, bu Muhammed ismi ne şahane bir isim. Vallahi yüreğime ferahlık geliyor. Muhammed Adnan çok şahane bir isim. Çok güzel bir müziği var, Muhammed. Ne kadar nefis Peygamberimiz (s.a.v.)’in ismi bakın; Ahmed-i Mahmud-u Muhammed Mustafa. Şu ahenge bak, şu güzelliğe bak, Ahmed-i Mahmud-u Muhammed Mustafa, şahane. Daha ismi duyunca insanın kalbi ferahlıyor yani. “Türk-İslam Birliği için bize düşen görev nedir? Bugün sizin bahsettiğiniz Türk-İslam Birliği’ni birine anlattığım zaman, “hayalden ibarettir” diyorlar. Hatta Türkler, “biz Ay’da yaşamaya başlayınca, dünyaya hükmederler” diye dalga geçenler var. Ben Almanya’da yaşıyorum. İslam Birliği kurulduğu zaman, biz gurbetçileri Almanya’nın Türkler üzerinde uyguladığı aşağılama kompleksinden kurtaracak mı? Sizi ve diğer değerli Hocalarımızı seviyorum.” Türk milleti, necip bir millettir, asil millettir, zekidir. Atatürk onu ta yıllar öncesinde sağlığında, rahmetli söyledi. Değil mi? Delikanlı millettir, yiğit millettir. Haset ediyorlar zekasına, aklına, sevecenliğine, muhabbetine haset ediyorlar. Olay bu. Sevgisiyle Allah, üstünlüğüyle daha önce de Osmanlı döneminde de dünya hakimi etmişti, tarih bir daha tekerrür ediyor 1400’den sonra bir daha dünyaya dünya’ya hakim oluyoruz inşaAllah.
“Böylece işledikleri kötülükleri kendilerine isabet etti ve alaya aldıkları şey, kendilerini sarıp-kuşatıverdi.” (Nahl Suresi, 34) “Dalga geçme” zaten böyle başlar. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’le de böyle kendilerince alay ediyorlardı değil mi? Hz. Musa (a.s.)’la da güya alay ediyorlardı. Ne oldu? “Alay edenleri” diyor Cenab-ı Allah, o alay ettikleri şey, sarıp kuşattı” diyor. Değil mi? Şu an onları sarıp, kuşattı. Niye hopluyorlar o zaman, madem öyle alay edilecek, dalga geçilecek bir şeymiş. Dalga geçseler ya, bir ağlamadıkları kaldı bak ciyak ciyak bağırıyorlar Türk-İslam Birliği geliyor diye.
Evrim Teorisinin çok üstüne gitsinler. Bak TRT’de, devletin televizyonunda, yine noel baba gibi birisini çıkardılar, Evrim propagandası yaptı adam. Bak devlet Darwinizme karşı resmi olarak tavır alamıyor. Devlet Darwinizmi korumakla mükellef şu an Türkiye’de ve bütün dünyada bu böyledir. Hayır Allah yarattı diyemezsin TRT’de. Diyemiyorsun. Darwinizm yanlıştır diyemiyorsun. Bir protein tesadüfen meydana gelmez diyemiyorsun. 350 milyon adet fosil var, hepsi yaratılışı ispat ediyor diyemiyorsun. Evrimci profesörlerin samimi itiraflarını anlatamıyorsun. Ancak Evrim var denebiliyor resmi olarak. Bu yüz seneden beri böyle. Ta ikinci Mahmut döneminden beri böyle. Osmanlı’dan itibaren böyle devam etti. Bunu yıkıyoruz işte. Bağırtı çağırtı bu, bunu yıkacağız, bastırsınlar arkadaşlarımız, bastırsınlar kardeşlerimiz. Yani onlar şimdi dut gibi dökülecekler. Yani dut nasıl silkelendiğinde dökülüyor. Nasıl ağaca sıkı vurursan daha fazla dökülür, olgunlaştılar. Vurdukça dökülecekler inşaAllah. İlimle, bilimle felç edeceğiz inşaAllah.
O arada, başı kapalı, başı açık bu muhabbeti bıraksınlar. Bütün kardeşlerimiz benim canım, bütün hanımların hepsini çok seviyorum. Başörtülüleri çok seviyorum, çarşaflıları çok seviyorum, başı açıkları çok seviyorum. Hepsi birbirine eşittir. Yüzde yüz, yüzde yüz, yüzde yüz. Sakın onların iftiralarına, hakaretlerine aldırış etmesinler, hiçbirinin aslı yok. Hepsi Allah katında tertemiz mümin muttaki insanlar. Bizim Türk gençliğinin kızları aslan gibiler maşaAllah. Allah sağlıklarını sıhhatlerini arttırsın, gericiliğe karşı da kale gibiler. Yarının anneleri inşaAllah, hiç fütur etmesinler, devam inşaAllah. İltifatlarımdan da bayağı bir gocunan var. Diyorum şu kemik kafalara bir bakayım. Hep yamuk yumuk tipler yani bir tane normal adam görmedim. Yazılarına bakıyorum acaba bir yerde sevgiden şefkatten bahsediyor mu, muhabbetten bahsediyor mu. Bahsetse gidip konuşacağım. Ruhu kemikleşmiş, ruhu taşlaşmış. Böyle hep nefret hep öfke hep saldırganlık. Bir Allah aşkından bir bahset, Allah’ı, Rabbimi deliler gibi seviyorum de, aşkla seviyorum de. Bir kere bir söyle bunu. Diyemiyor bunu. Usulen söyle hiç olmazsa münafık herif. Yani münafıklığının gereği olarak usulen yap. Buna da gücü yetmiyor değil mi? Yani Müslümanları kandırmak için yapabilir istese, Allah buna da müsaade etmiyor, ağızlarını kilitlemiş. Allah’ı aşkla, coşkuyla seviyorum diyemiyor, Allah’a aşığım diyemiyor, Resulullah (s.a.v.)’e aşığım diyemiyor. Allah dedirtmiyor. Ama kin ve öfke dediğinde diyor. Bana da şaşkınlıkla bakıyor. “Bu sevgisi nereden geliyor, bu muhabbeti” diyor. Allah veriyor kalbime sevgimi inşaAllah. Bir de sizin şom ağızlarınızla, o münafık ağızlarınızla, o cahil ağızlarınızla, çizgimden vazgeçmem. Mehdi (a.s.)’ı da savunacağım, İsa (a.s.)’a da sevgimi anlatacağım, kadınlara coşkun sevgimi de anlatacağım, Allah’ın tecellilerine, çocuklara karşı coşkun sevgimi anlatacağım, Allah’ın yarattığı hayvanlara, bitkilere sevgimi anlatacağım. Ben deli aşığım bunu yaparım ben, yapacağım. Yani beni durduramazsınız, isterseniz deneyin inşaAllah, Evvel Allah, Cenab-ı Allah’ın izniyle. Allah’ın hıfzı emanındayız Allah’ın izniyle. Yedi kudretindeyiz, O’nun kontrolü altındayız, hiçbir kuvvet Allah’ın izniyle beni hak yoldan çeviremez söyleyeyim. Onlar yırtındıkça, daha da yırtıcı olarak devam ederim mücadeleme inşaAllah. O ne paniktir kardeşim, her yer hopluyor, zangır zangır sallanıyor, dünya sallanıyor. Bak Amerika, Avrupa bütün gazeteler bağırıyorlar “Türk-İslam Birliği” geliyor diye. Ne oldu, ne oldu? Çok mu sert vurduk yani. Değil mi? Ne bu ciyaklamalar, bağırmalar. CIA’in açıklamaları öyle, dış ülkelerin, basının öyle. Yırtınıyorlar “geliyorlar Türkler geliyor” diye. Geliyoruz evet. Durdurabilirsen durdur bakalım. Sevgiyle, muhabbetle, coşkuyla geliyoruz. Silahla, tankla, topla gelmiyoruz. Sen bizim imanımızın, sevgimizin önünde duramazsın. Değil mi? Bendimizi aşıyoruz biz inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Hocam şöyle söylemiştiniz; “Benim meşrebim Hz. İbrahim (a.s.) modelidir, yöntemidir” dediniz. “Tüm Müslümanlar gibi ben de Hz. İbrahim (a.s.)’ın yolunu izliyorum. En başta Resulullah (s.a.v.)’in yolunu ama Hz. İbrahim (a.s.)’ın da yolunu. Kuran’dan Hızır (a.s.) dersini alan tüm Müslümanlar, Hz. Hızır (a.s.)’ın talebesidir. Yeteneğine, gücüne, imanına göre Hızır (a.s.)’ın talebesi olurlar. Ben de Hz. Hızır (a.s.)’ın talebesiyim inşaAllah” dediniz Hocam.
ADNAN OKTAR:Adamların Hz. İbrahim (a.s.)’dan haberi yok ki. Diyor ki; Hocam falanca tavrı niye böyle yaptın” diyor. Aç Kuran’ı bir bak. Hz. Yusuf (a.s.) ne yapmış bir bak, Hz. İbrahim (a.s.) ne yapmış bir bak. Meşrebim İbrahim-i, meşrebim Muhammed-i, meşrebim Yusuf-i, meşrebim Davud-i. Oradan oluyor bu harikalar, Allah meydana getiriyor inşaAllah. Allah aşkıyla sarhoş gibiyim, böyle coşkuluyum. Bak gecenin bu vaktinde 3 saat uykuyla sabaha kadar. Sabah yine faaliyetler başlayacak. Şimdi daha hayat benim için yeni başlıyor. Tabii ta 11’e kadar falan, 11:00’ de yatıyorum, 3’e kadar yatıyorum en fazla, 3, 4’e kadar, yine kalkıyorum, yerimde duramıyorum yani maşaAllah. Evvel Allah.
Adamların kafası başka bir yerlerine indiği için sevgiyi pek anlamıyorlar. Adamlarda beyin kalmamış. Beyin başka yerlerinde var. Onun için herkesi de kendileri gibi zannediyorlar. Beyin kafatasındadır odunlar. Beyin kafatasındadır. Böyle vahşi hırıltılar falan çıkarıyor, anormal sesler çıkartıyor. “Niye iltifat ediyor muş?” Ben beynimde yaşıyorum yani kafamda kafatasımda benim beynim. Senin gibi başka bir yerimde değil. Be hey ahmak, yani inşaAllah. Yani mesela nasıl sığırı kontrol edemiyorsun var ya kurbanda sığırlar kontrol edemiyor adamlar böyle. Kendini kontrol edemiyor. Değil mi mesela caddeye koşuyor gidiyor, eczanenin içine giriyor sığır olduğu için. Bunlar da böyle. Ben Kuran’a taabi olan akıllı bir varlığım. Kendimi çok güzel kontrol ediyorum inşaAllah.
“İsa (a.s.) namazını Hz. Mehdi (a.s.)’ın arkasında kılacaktır.” Adamlar şahs-ı manevicilere, o konuda yenide bir ikna çalışmasına başlayacağız. Çünkü Tv Net’in bu adamları çıkarıp, böyle konuşturması, nerede böyle değişik adamlar varsa, anti-Mehdi, İttihad-ı İslam’ı istemeyen, Türk-İslam Birliği’ni istemeyen adamaları ısrarla bunları çıkarıyor. Kardeşim asıl kaynakları çıkarsana. Seyyid Salih Özcan Hocamızı çıkartsana. Seyyid bak seyyid Ehl-i Beyt’ten ve Bediüzzaman’ın gözünün nuru, göz bebeği Bediüzzaman’ın, çok sevdiği ve sürekli yanında tuttuğu mübarek bir insan. “Ben kulağımla duydum” diyor. Onu çıkartsana.
“Yerde ve gökte herkes Mehdi (a.s.)’dan razı olacaktır. Mali eşit bir şekilde insanlara dağıtacaktır.” Sosyal adalet sağlıyor, maşaAllah.
Cübbeli’nin bugün sesini hiç duymadık. Şöyle Mehdi (a.s.)’ı müjdeleyen bir sözünü duyalım.
VTR: Cübbeli: “Mehdi (a.s.) Gelse de Yardım Etsek Diye Aşkla, Şevkle, Hasretle Bekliyoruz” Diye Allah’a Dua Ediyor.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah maşaAllah. Yalnız Cübbeli’yi ben anlamıyorum. Mesela çıksa dese ki; “Şeyh Nazım benim mürşidimdir, Hocamdır. Cahillikle, yorgundum, boş bulundum yani yakışıksız sözler söyledim, Allah beni affetsin, Hocamdan da özür diliyorum. Bediüzzaman da büyük bir ehl-i sünnet alimidir, ben onun talebesiyim. Ben daha hiçim, ben neyim ki onun yanında, tırnağı etmem onun” dese, “cahilce haddimi aşan bir söz ettim” dese bitecek. İşi inada bindirdi. Bak şimdi beni de bu konuda ısrar ettiriyor. Bunu da eninde sonunda yapacaksın, vakitlice yap şu sözümü de. Değil mi? Çıkartsın bunları üstünden inşaAllah. İlmine, irfanına inşaAllah Allah güzellikler katsın, iyilik katsın. Ama hurafeleri Allah kalbinden temizlesin, batıl düşünceleri temizlesin, hakkı ve hakikati kalbine yerleştirsin. Yoksa hitabeti güzel, Kuran’ı da çok güzel okuyor. Hakikaten aşkla okuyor, benim çok hoşuma gidiyor. Aslında bir hafız efendi getirelim de ara ara burada Kuran tilavet ettirelim. Kardeşim, Kuran bambaşka bir güzellik, Allah’ım Yarabbim, yani coşup deliriyorum adeta aşktan. Acayip güzel bir ahengi var. Arapça orijinali çok güzel maşaAllah. Öyle yapalım inşaAllah.
Sen kapanış konuşmasını yap, ben bir şeyler söyleyeceğim.
SUNUCU:Bizi yarın 22:00’dan itibaren HarunYahya.Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Asu Tv’den takip edebilirsiniz.
ADNAN OKTAR:Ya Allah Bismillah. Şeytandan Allah’a sığınırım. Vakıa Suresi, “ Yüklü dalları bükülmüş kiraz (ağaçları)”diyor Cenab-ı Allah 28. ayette. “Üstüste dizili meyveleri sarkmış muz ağaçları,” Cennet’te bak. “bükülmüş kiraz (ağaçları)” dalları sarkmış, “Üstüste dizili meyveleri sarkmış muz ağaçları, Yayılıp-uzanmış gölgeler, Durmaksızın akan su(lar); Ve (daha) birçok meyveler arasında, Kesilip-eksilmeyen ve yasaklanmayan (meyveler). Yükseklere-kurulmuş döşekler (sedirler). (büyük yataklar) Gerçek şu ki, Biz onları yeni bir inşa (yaratma) ile inşa edip-yarattık.” Evrimle değil, “yepyeni bir yaratılışla yarattık” diyor Allah. “Onları hep bakireler olarak kıldık,” hep kız. Bak Allah onun üstünde duruyor, “hep bakireler olarak kıldık” Yani Allah kadın sevgisini, öyle şiddetli ruhumuza koymuş ki, Cennet’te de en büyük nimet olarak Allah bize müjdeliyor. Kadın sevgisi, kadın en büyük nimettir. Allah’ın tecellisinin dışında yani insan olarak tecellisinin dışında en büyük nimettir. Bak “hep bakireler olarak kıldık.” Namusun güzelliğine Allah dikkat çekiyor. Namus insanın ruhunda coşkuyu artıran, kadına karşı sevgiyi artıran en şiddetli unsurlardan bir tanesidir. Yani kadına karşı aşkı, muhabbeti, isteği arttıran çok mühim bir özelliktir. “Eşlerine sevgiyle tutkun (ve) hep yaşıt,” Bak, Eşlerine sevgiyle tutkun” bir kere sevgi. Kadında sevgi olmazsa zaten bir anlamı kalmıyor. Delice bir sevgi. Allah aşkıyla delirmiş ama “tutkuyla” bak tutkun” diyor, “tutkun ve hep yaşıt” Hepsi genç ve dinçler, eşitler. Bak Allah bu nimeti detaylandırarak veriyor. Bakın diyor ki; “Yükseklere-kurulmuş döşekler (sedirler).” Eşleriyle döşekteler, birlikteler. Adam bu ayetlerden utanç duyuyor ahlaksız herif, aşağılık herif Allah’ın ayetlerinden utanç duyuyor. Yani ahmakça cinselliğe bakış açısı olduğu için bunu onur kırıcı olarak görüyor. Yani din aleyhinde zannediyor. En büyük nimettir bu. Cennet’te ne güzel insanlar helaliyle birlikte olması, yüksek yataklarda, yüksek geniş döşeklerde, muhteşem bir manzara, meyve ağaçları var ve tutkuyla bağlı. Gözlerinden tutku akıyor ve namuslu hanımlar. “Sadece eşine bakar” diyor Allah ayette. Sadece eşinden etkileniyor. Kimseden etkilenmiyor. Bakın bu çok güzel bir nimettir. Cennet dolu, Cennet insanları var, Cennet delikanlıları var. Kadın kime bakıyor? Sadece eşine bakıyor, sadece ondan haz duyuyor, sadece ondan etkileniyor cinsel olarak, başka kimseden etkilenmiyor. Öbürlerini de insan olarak seviyor. Ama bütün kilitlenmesi onun üstüne. Allah bunu garantilemiş. Yani kadın istesin veya istemesin sadece eşinden etkileniyor. Eşi de sadece kendi helalinden etkileniyor, karısından etkileniyor. Başka hanımdan etkilenmiyor. Cennet’in bir özelliğidir bu ve nimettir. “ve hep bakireler olarak kıldık” diyor Allah. Yani bakirenin güzelliğini Allah dikkat çekmiş oluyor. Yani insanın ruhunda bakireye karşı eğilime dikkat çekmiş oluyor ve onu Allah bir nimet olarak sunuyor, cinsel temizliği, cinsel berraklığı. Değil mi? “ve tutku” bak aşkın en ileri aşaması “tutkuyla” diyor Allah “bağlılar” diyor, “ve hep yaşıt” dinç ve güzel inşaAllah.
Makaleler
Devamı ...Bunları Biliyor Musunuz?
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...
Makaleler
Devamı ...