SUNUCU:Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri programımıza, Mavi Karadeniz Radyo, Aksu TV, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Kütahya Destan TV ve HarunYahya.Tv sitemizden devam ediyoruz. Buyrun hocam.
ADNAN OKTAR:Berker Hocam senin bir şeyler söylemen gerekiyor.
ALTUĞ BERKER:Hocam Azerbaycan ile ilgili önemli bir haber vardı. Hakan Albayrak yazısına almış bugün. Azerbaycan’da yaşananları değerlendirmiş. “Hükümet iç karışıklık çıkarmak için uğraşıyor” diyor. “Önce camilerde ezan okunmasını yasakladı, şimdilerde okullarda başörtüsünü yasakladı” demiş. Dün Bakü’de eylem yapılmış, Eğitim Bakanlığı’nın önünde. Hakan Albayrak; “dindar insanlara karşı, büyük bir baskı politikası başlatıldı. Azerbaycan’da bir oyun oynanmaya çalışılıyor” demiş Hocam.
ADNAN OKTAR:Yo, deccal falan çıkmadı canım, bir şey yok! “Deccal, meccal çıkmamıştır” diyorlar ya. Hiçbir şey yokmuş, yani süt liman. Afganistan’da böyle kuşlar, güvercinler uçuyor. Süper neşeli, rahat bir ortam. Irak da öyle, her yer iyi, çok güzel, bir şey yok. Cübbeli de öyle diyor. Alimlerimiz, büyük; baksana Cübbeli oradan konuşuyor, öbürü oradan konuşuyor. Bu deccaliyetin dünyaya hakim olduğunun bir göstergesidir. Sorun bakayım; o kararı alan hükümet kendi mi bu kararı almış? Yani hükümet, kendisi özgür olarak bu kararı almış mı; bir sorun bakalım. Diyorlar; “vay be, hükümet bu kararı aldı.” Hükümetin üstündeki güçlerin farkında değiller. Deccaliyet onları zorluyor. Dünya deccalı zorluyor. Bütün Müslüman hükümetlerin neredeyse tamamı yakınını deccal ablukaya almış durumda ve talimat yağdırıyor adamlar; “şunu yapacaksınız, bunu yapacaksınız”, “şöyle konuşacaksınız, böyle konuşacaksınız.” Esir durumda, Müslüman ülkelerin yüzde doksan dokuzu esir durumda. Deccala esir düşmüş durumdalar. Hemen hemen bütün hükümetler; çok az birkaç hükümetin dışında, deccalın emireri durumundalar. Ne söylerse onu yapıyorlar. “Sus” diyor, susuyor; “konuş” diyor, konuşuyor. “Şunu yap” diyor, şunu yapıyor; “bunu yap” diyor, bunu yapıyor. Bağımsız bir yapı yok. En ufak bir hata yapanı da hemen suikastle öldürüyorlar, şehit ediyorlar. Hatta keyfine öldürüyorlar. Mesela deccal kuduruyor adam, içiyor; “öldürün, indirin kafasına” diyor, o kadar. Onlar da tir tir titriyorlar. El pençe divan duruyorlar. Öyle hür hükümetler, istediği gibi hareket eden hükümetler olmuyor. Bunun çözümü, bütün Müslümanların Mehdi (a.s.)’ın etrafında toplanmasıdır, İttihad-ı İslam’dır.
Dünya metafizik bir savaşın içerisinde, bunu görmeleri lazım. İblisin ordularyla Rahman’ın orduları mücadele ediyor şu an. Can Azerbaycan, güzel Azerbaycan kurtuluşu ancak İttihad-ı İslam’ladır, Türk-İslam Birliği’yledir. Sanki oradaki hükümet son derece serbestlermiş gibi. Mesela Genel Kurmay Başkanı oluyor, Azerbaycan’ın Genel Kurmay Başkanı; bakıyorsun, adamın kafasına sıkmışlar, şehit etmişler, atmışlar bir köşeye. “Kim yaptı?” diyorsun, “bilmem” diyorlar adamlar. “Bilemeyiz” diyor, “nereden bileceğiz?” diyorlar. Biliyorlar, söyleyemiyorlar. Orada da derin devlet devrede. Yani deccalın derin devleti devrede. Ve nefes aldırmıyorlar. Yani Devlet Başkanı olsun, Başbakan olsun; zannediyor ki millet, böyle elini kolunu sallayarak, muktedir insanlar, güçlü insanlar; öyle bir şey yok, tedirginlik içinde yaşıyorlar. Yani an meselesidir onların da indirilmesi. Bir kurşunla indiriyorlar. Çözüm; bütün Müslümanların birbirini sevmesi, kucaklaması, dost olması; mezhep ayrılıklarını, cemaat ayrılıklarını bırakmaları; böyle sığır gibi cahil insanların peşinden değil, samimi gerçek Müslümanların peşinden gidip arkadaşça ve kardeşçe bir birlik oluşturmalarıdır, sevgi birliği oluşturmalarıdır ve silah olarak da sevgiyi almalarıdır. Sevginin dışında silah olduğunda her şey karışır. Kuran, Kuran’dan kaynaklanan sevgi.
Berker Hocam evet, seni dinliyoruz.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah, Hocam. Radikal’de dün bir haber vardı. “HAS Kapital” demişler hocam başlığına, inşaAllah. EMEP Partisi’nden koyu Sosyalist, Marksist Prof. Cem Somel ve Prof. Zeki Kılıçaslan, Numan Kurtulmuş’un HAS Partisi’ne geçmişler. Bu kişiler, HAS Parti’nin sağa değil sola yakın bir parti olduğunu, dünyada bir çok İslamî sosyalist bulunduğunu söylemişler. “Bizim Marksist olduğumuz için savunduğumuz bazı politikaları, parti arkadaşlarımız Müslüman oldukları için savunuyorlar ama bu şekilde ortak bir noktada buluşuyoruz” açıklamasını yapmışlar. Ayrıca Türkiye’de son dönemde İslam’ın sol yorumunun derinlik kazandığının ve İran, Tunus, Mısır gibi ülkelerde yıllardır İslamî solun bir model olarak yaşadığını anlatmışlar Hocam.
ADNAN OKTAR:İşte Numan Hoca’nın gideceği noktayı daha önceden söyledik, değil mi? Teşhis on ikiden.
ALTUĞ BERKER: MaşaAllah Hocam evet, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bak başlangıçta, işte “biz Cübbeli’nin serden geçtileriyiz” diyerek… Bilmiyorum Cübbeli’nin haberi var mı? Muhtemelen Cübbeli’nin haberi yok bu adamlardan. Böyle hapçı, üçkağıtçı takımından oluşan bir internet ekibi var. Bir arada evlerde kalan değişik tipler, böyle it kopuk takımı; sorsan “Müslümanız” diyorlar. O zamanlar Erbakan Hocamız çok mağdur durumda kalmıştı, Numan Kurtulmuş döneminde. Yazıları internetten çıkartılıyor. Kendi internet sayfalarına hiç bir şekilde koymuyorlardı o zamanlar bu kahramanlar, şimdi kahraman kesilenler ve Erbakan Hocamızın adeta böyle harcandığı, yok edildiği kanaatindeydiler. Ben masaya vurunca bunların hepsi bir havaya hopladı şöyle, masanın üstündeki leblebi gibi. Sonra da pat diye yere düştüler. Ve hepsi aklını başına aldı ve Erbakan Hocamıza sahip çıktılar. İsterseniz o devrin internet sitesinden bakın, tarihlerine bakın, o zamanki üsluba bakın, şu anki üsluba bakın; tamamen ağızları değişti. Ağızları yamulmuştu, düzelttim o zamanlar. Şimdi koyu Erbakancı kesildi bunlar. Bunların Erbakancılıkları sahte. Yani güce tapan insanlar bunlar, bir yönüyle. Güç nereyi görürse o tarafa dönen adamlar. Cübbeli de mesela başlangıçta hiç çıtını çıkartmadı, Numan Kurtulmuş taraftarıydı. Baktı ki, Numan Kurtulmuş gücünü kaybediyor, Erbakan Hocamız daha güçlü; hemen Erbakan Hocamızdan yana döndü.
ALTUĞ BERKER: Ki hatta Hocam “akli melekeleri yerinde” dedi Erbakan Hocamız için. Şeyh Nazım Hazretleri’ne yaptığı gibi bir üslup kullandı.
ADNAN OKTAR:Ona da mı yaptı onu?
ALTUĞ BERKER: Tabii. “Akli melekeleri yerinde” demişti Erbakan Hocamız için.
ADNAN OKTAR:Ben Şeyh Mahmut Hocamıza söylediğini biliyorum ama Erbakan Hocama söylediğini bilmiyorum. Böyle bir şey varsa daha da büyük rezalet. Yani çünkü çok çirkin bir ima var bunlarda. Çünkü hiç bir Müslüman şu ana kadar Mahmut Hocamız ile ilgili böyle bir söz söylemedi. Yani “akli melekeleri yerinde, şuuru yerinde, on dakika konuşabiliyor” diye hiç kimse; ne aklına gelir, ne böyle bir üsluba cesaret edebilir, ne böyle bir şey konuşulur, ne de gerek duyar. Bunu söyleyince anlamı ne olmuş oluyor bunun? Çok çirkin ve garip bir anlam çıkmış oluyor. O zaman ne demek istiyor? “Ortada olan benim.” Yani anlamı bu olmuş oluyor. Yani; “asrın müceddidi de benim, müçtehidi de benim. Mahmud Hocamıza verilen aslında bana verilmiştir. Yani o temsilen onu, hükmen, usulen ona verildi, aslında bana verildi.” Bunu vurgulamak istiyor. Yani anlamı bu olur. Hiç bir mürit, hiç bir talebe, şeyhine böyle bir üslup kullanamaz. Ne adap biliyor, ne edep biliyor. Nerde görülmüş böyle bir şey? Hangi mürşit böyle bir üslupla karşılaşmıştır şu ana kadar? Hangi Nakşi büyüğü böyle bir üslupla karşılaşmıştır? Bana göstersinler. Tarihte bir tane vaka gösterin böyle bir üslup.
ALTUĞ BERKER: Mümkün değil.
ADNAN OKTAR: Bir mürit, mürşidine böyle bir üslup kullanamaz. Çok anormal ve çok çirkin bir üslup ve iması da çok çirkin, anlamı da çok çirkin. Mesela Şeyh Nazım Hocamıza da; “aklını kaçırdı” diyor. Yani dilinin kontrolü yok, ağzına geleni söylüyor. Ne aklına gelirse yapıyor. Biz bunları uyarmak durumundayız. Bir insan hayâ eder onu ağzına almaya, öyle bir üslubu kullanmaya. Bak Sungur Ağabey’e aynı şeyi söylediler; o ifadeyi geri aldırttım. Şeyh Nazım Hocamıza söylediler; şimdi onu aldırtacağım geri. Bak Mahmut Hocamıza yaklaşık aynı üslubu kullanıyor. Onu da iyi niyet görümünde yapıyor. Her birine ayrı bir yöntem ve sitil kullanıyor. Zamanında bakın Erbakan Hocamıza cephe alanların şu an Erbakancı kesilmeleri ve Erbakan adına Müslümanlara saldırmaları çirkin bir taktik ve çirkin bir oyundur. Şimdi Erbakan Hocamız sanki Şeyh Nazım Hocamıza karşıymış gibi bir üslup vermeye çalışıyorlar. Çünkü Erbakan’ın resmini koymuşlar üstüne, Milli Görüş işte bilmem şusudur, busudur gibi bir ifade, mesela internet kanalı, orada şeyh efendilere, mürşitlere, alimlere bir saldırı var. O zaman ne oluyor? Erbakan sanki talimat verdi, onlar da böyle terbiyesizlik yapıyorlar imajı olmuş oluyor. Halbuki Erbakan Hocamızın haberi bile yok, muhatap da olmaz. Şimdi Erbakan Hocamıza karşı oynanmış bir oyun olmuş oluyor bu. Onun için bu çakallar kendi resimlerini koysunlar, Erbakan Hocamın resmini oradan kaldırsınlar. Desinler ki; “biz kendimiz bunu yapıyoruz.” Bak kendi isimlerini müstear kullanıyor; Erbakan Hocamızın ismini ama direkt veriyor, diğer mesela sevdiğimiz insanların isimlerini direkt veriyor. Madem öyle cesaretin var, değil mi kalleş kerata, sen ne yapacaksın? İsmini koy, resmini koy; “ben kendi adıma konuşuyorum” de, bir görelim bakalım. Zannediyor ki gizlenince yakalanmayacak. Böyle ben sizi uyuz porsuk gibi teker teker inlerinizde yakalamazsam siz bana ne diyorsanız deyin, inşaAllah. Teker teker, inşaAllah. Kanunla, hukukla teker teker yakalatacağım sizi, terbiyesiz herifler. Büyüklere, alimlere oradan fitne çıkartacak şekilde saldırma; buna müsaade etmeyiz. Bu da bizim boynumuza bir borç evelAllah, inşaAllah. Münafıklar, üç kağıtçılar ortalığı boş bulduklarını zannediyorlar. Tam benim işim bu konular yani. Bana bıraksınlar, inşaAllah. Nefes aldırmayacağım evelAllah, evelAllah. Bu üçkağıtçılar da olmasa insanlar hakikaten o kadar… Yani müthiş heyecan veriyor insana, mücadele azmi veriyor bunlar. Çok önemli, benzin gibi şey inşaAllah.
Berker Hocam seni dinliyoruz.
ALTUĞ BERKER: Onunla ilgili haberi buldum Hocam şurada.Erbakan Hocamızla ilgili; “yani akli muhakeme yerinde” diyor Cübbeli. O 29 Kasım’ın haberi.
ADNAN OKTAR: Bakın yöntemi görüyor musun? Getir, getir bakayım. Oku, o satırı oku.
ALTUĞ BERKER: Evet, yani önce diyor ki Erbakan Hocamız için; ”‘akıl yaşta değil, baştadır’ lafını tersten kullanırsak, okursak buraya da kullanabiliriz. Yani akli muhakeme yerinde.” Yani savunur gibi yapıyor ama böyle bir cümle kullanıyor.
ADNAN OKTAR: “Akli muhakeme yerinde.” Mahmut Hocam için de ne diyor? “On dakika konuşuyor” diyor, “şuuru yerinde.” Kendisi için niye söylemiyor? “Ben on dakika konuşabiliyorum, akli muhakemem yerinde” diyor mu kendine? Demiyor. Ama bak en kilit noktadaki insanlara bunu söylüyor. Bunu diyerek onları kendince ekarte etmiş oluyor ve kendisi ortaya çıkmış oluyor ve masumane söylemiş oluyor. Bu ne adaba, ne edebe, ne terbiyeye sığmaz bu. Bu kimin haddine, böyle bir şey konuşmak?
Evet, Berker Hocam seni dinliyoruz.
ALTUĞ BERKER: Hocam bağnazlıkla ilgili önemli bir şey söylediniz dün. Şöyle söylediniz; “bağnazlık sevgisizliği insanlara öğretti, dünyayı kapkaranlık hale getirdi, dünyayı cehenneme çevirdi. Önce sevgiyi aldılar. Bilim ve sanatı da aldılar. Biz Hz. Mehdi (a.s.) talebeleri olarak dünyaya yeniden sevgiyi, bilimi ve sanatı getireceğiz inşaAllah. Bağnazlık bekleyenler çok modern bir dünyayla karşılaşacaklar. Yobazlık başkadır, Asr-ı Saadet Müslümanlığı bambaşkadır. Komünistler; ‘biz Müslümanlığın böyle olduğunu, böyle bir hürriyet, böyle sevinç, böyle bilim, sanat anlayışı, böyle sosyal adalet olduğunu bilsek desteklerdik’ diyecekler” dediniz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Kardeşlerim burada yazmış, çok hoşuma gidiyor. “Esselamü aleyküm Muhammed Adnan Hocam. Sevgiyi anlamayan robokoplara inat ben de bir söz söyleyebilir miyim?” diyor. Bu filmlerde falan oluyor, onları mı diyor bu? “Seyidim, sultanım, canım Hocam. Seni çoook seviyorum” diyor. “İnşaAllah dua ederseniz sevinirim” diyor. Allah sana hidayet, güzellik, sağlık, sıhhat versin. Bütün milletimize bereket, bolluk versin. O güzel nimetleri bütün Müslümanlara, bütün iyi olan insanlara nasip etsin. “Dua ederseniz sevinirim güzel Hocam” diyor, Yasin Bayat.
“Adnan Hocam Mehdi (a.s.)’nin geldiğini düşünüyoruz. Peki Mehdiliğini açıklayana kadar ona bu yolda yardımcı olarak ne yapabiliriz? Seçkin.” Mehdi (a.s.), Mehdiliğini açıklamayacak. Ama bir kısım böyle kemik kafalı yobazların, bazı kendini şeyh zanneden ineklerin kafasına göre Mehdi (a.s.)’ı nasıl anlayacağız biz? Şeyh efendi gelecek, diyecek ki, o ayıyı tutacak kolundan; “bak, gel” diyecek, “seni bir yere götüreceğim. Bu görüyor musun bunu?” diyecek, “bu, Mehdi (a.s.)” diyecek. O da anırarak bir ses çıkaracak; “ha anladım” diyecek. Böyle bir şey yok. Herkes kendinden sorumludur. Herkes ayrı imtihan oluyor. Şeyh efendiler, mürşitler sadece işaret edebilirler. Hiç kimse; “falanca Mehdi (a.s.)’dir” demez. Böyle bir şey beklemesinler. Mehdi (a.s.) de çıkıp; “ben Mehdi (a.s.)’ım” demez. Adamın gözü körse Allah göstermiyor demektir. Kulağı sağırsa işittirmiyor demektir. Vicdanı körleştiyse olmuyor demektir, inşaAllah. Ama yıllar, aylar ilerledikçe daha netleşecek. 2012 özellikle, ne demek istediğimi daha çok anlayacaksınız. Çok fazla anlatmamın nedeni; net dediğim doğru. Yani hayret, hayret, hayret; hakikaten İttihad-ı İslam olacak, hakikaten Türk-İslam Birliği olacak. Hiç ummuyorlar, değil mi millet? Ummuyorlardı. Bak oluyor, görüyorsunuz. Yani “ütopya” diyorlardı, “hayal” diyorlardı. Cayır, cayır oluyor ve olacak. Mehdi (a.s.)’ı mesela bir ütopik bir varlık gibi görüyorlardı. Mehdi (a.s.) gerçekten var, Hz. İsa Mesih (a.s.) gerçekten var ve gerçekten İslam dünyaya hakim olacak; bunu göreceksiniz inşaAllah.
“Lütfen TV’de okuyunuz” diyor, inşaAllah. “Selamün aleyküm Hocam.” Aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. “Kıymetli kitaplarda ‘Mehdi (a.s.)’ı anlamak için diline bakınız. Dilinde pelteklik vardır.’ Ben fark etmemiştim” diyor. Evet, Taha sevgilerini ifade etmiş, güzel. Ama anlattıkları tabii coşkusundan bayağı sevgisini ifade ediyor.
Evet. “Sayın Adnan Oktar, fikir anlamında sizinle aynı görüşleri paylaşmasam da fikir ve düşüncelerinize saygı duyuyorum. PKK konusundaki çıkışlarınız ve eleştirilerinizin altına imzamı atarım. Bu konuda göstermiş olduğunuz duyarlılık ve kararlılık için sizi en içten duygularımla selamlıyorum.” Aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. “Allah bu ülkenin bölündüğünü bizlere göstermesin. Saygılarımla Gülcan Atmaca.” İnşaAllah, tabii İnşaAllah. Yani “bu ülkenin parçalandığını Allah bizlere göstermesin” diyor. Bu ülkeyi parçalamaya kalkanı ne yaparız? Etkisiz hale getiririz inşaAllah.
“Hocam dediğiniz gibi Numan Kurtulmuş yaptığı hata sonucunda kaybolup gitti. Kimse söz etmiyor artık. Tövbe edip geri gelmesi ve Hocasından özür dilemesi gerekir mi? Bir de D8 projesiyle ilgileniyor musunuz? Onunla bir ilgilenirseniz; bayağı zayıf kaldı organizasyon. Selamla, dua edin. Abdullah.” D8 değil; Mehdi (a.s.) Projesi vardır. D8 Mehdiyet öncesi projeciklerdir. D8’le olmaz. Allah projeyi hazırlamış. Allah’ın projesinin dışında proje yok. Mehdi (a.s.), Muhammed Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa Mesih (a.s.), Meryem (a.s.) oğlu Hz. Mesih (a.s.); ikisinin birlikte yapacağı bir dünya hakimiyeti vardır. D8, D9, D10; hepsi onun içindedir. Yani onlar projecikler. Allah’ın projesi dünyada hakim olacak. Onun dışında hiçbir proje başarılı olmaz.
“Selamün aleyküm Muhammed Adnan Hocam. Muhterem hocam sizi seksen altı yıllarından beri, yani on altı yaşımdan beri takip ediyorum. İlk o zaman çıkarmış olduğunuz kitapların tümü bende mevcut. Size” işte “hayranım” diyor, saygılarını belirtmiş. “Mehdi (a.s.)’dan bahseden çeşitli şahıslardan bahsederken ‘inşaAllah onlar Mehdi (a.s.) olur’ diyorsunuz” diyor. “Mehdi (a.s.) neden kendini açığa çıkarmıyor, ‘ben Mehdi (a.s.)’yim, bana biat edin’ demiyor? Şu anda kimin Mehdi (a.s.) olduğu belli olmadığından kimsenin inanma zorunluluğu yoktur diye düşünüyorum. Saygılarımı sunar, duanızı beklerim. Hasan.” “Kimsenin inanma zorunluluğu yoktur.” Bir kere Kuran’ın bütününde Mehdiyet var; nasıl inanma zorunluluğu yok? O zaman Kuran’a inanmamış olursun. İttihad-ı İslam Kuran’ın bütününde var, dünya hâkimiyeti Kuran’ın bütününde var. Yani hangi sayfayı açsan Mehdiyet’ten dolaylı olarak bahseder. Nur Süresi’nin 55’inci ayetinde net, Mehdiyet çok açık anlatılıyor, dünya hâkimiyeti. “Din Allah’ın oluncaya kadar” şeytandan Allah’a sığınırım “fitne yeryüzünden kalkıncaya kadar Allah yolunda mücadele edin” diyor; bu Mehdiyet’in özüdür. Ve ayrıca Cenab-ı Allah, Tevrat’ta ve Zebur’da Mehdiyet’ten ve İttihad-ı İslam’dan bahsettiğini Kuran’da açıkça Allah ayette işaret ediyor. Anlaşılmayacak bir yönü yok. Ama Mehdi (a.s.)’nin kim olduğu… Şimdi hadisleri inceleyen bir insan, Risale-i Nur Külliyatı’nı inceleyen bir insan Mehdi (a.s.)’ı anlar. Karmaşık bir şey yok. Anlaşılmayacak bir yönü olmaz. Ama hadislere ehemmiyet vermiyorsa, Bediüzzaman’a önem vermiyorsa… Mesela Bediüzzaman’a nasıl önem vermez? “Çok seviyorum” der, dilini eğip büker. Bediüzzaman; “şahıs” diyor, adam diyor ki; “‘şahs-ı manevi’ diyor”. “İstanbul’da çıkacak” diyor; “yok” diyor, “onu demek istemedi, ‘Şam’da çıkacak’ demek istedi” diyor. “Mehdi (a.s.) Darwinizmi materyalizmi yenecek” diyor mesela Bediüzzaman, “yıkacak” diyor; “yok onu demek istemedi” diyor, “yani ‘Darwinizm materyalizm bir tehlikedir, bunu söyleyecek sadece fakat mücadele etmesine gerek yok’ anlamında dedi” diyor. Kardeşim sen artık yani her şeyi tersine çevirirsen, “siyah ne anlama geliyor?” diyorsun; “burada ‘beyaz’ demek istedi” diyor. “Burada ‘20’ yazıyor, ne demek istedi?” “Yok ‘200’ demek istedi” diyor. Şimdi bununla baş edemesin ki. Bununla uğraşılmaz. Bu adam da diyor ki; “ben” diyor, “Mehdi (a.s.)’yi göremedim” diyor. Zaten nereyi gördün ki orayı göresin sen? Hiçbir göremiyorsun zaten. Mehdi (a.s.)’nin alametlerini de göremiyorsun, doğru yazılan yazıyı okuyamıyorsun, yazının ne anlama geldiğini okuyamıyorsun yani, değil mi? Sen ‘yüz’ü, ‘üç yüz’ olarak okursan Mehdi (a.s.)’yi nasıl göreceksin? “Bak burada ‘yüz’ yazıyor burada” diyoruz; “nerede yüz yazıyor ya?” diyor, “burada” “aa ‘üç yüz’ yazıyor burada, yanlış söyledin sen” diyor. Gösterdik işte gördün bak. Adam ‘yüz’ü, ‘üç yüz’ okuyor, nasıl anlasın?
Mesela Flash TV’deki Cübbeli’nin açıklaması şu şekilde; “tabii ben yaş sorununu görmüyorum, yani yaşında bir sorun görmüyorum. Çünkü konuşması yerinde, aklı muhakeme ve hafıza yerinde olduktan sonra, ne konuştuğunu bilen bir insandan istifade edilmesi lazım.” Bitti. Yani bu, çok ağır bir vakada söylenir bu ifade. Çok çok ağır, yani ağır travmalarda, beyin travmalarında söylenir. Doktor söyler bunu, bu ne biçim laf? İnsan mürşidine bunu kullanır mı? Bak; “yaş sorununu görmüyorum.” Ne demek bu ‘yaş’? Haşa “bunadı” demeye getiriyor. Hani yaştan bunar ya bazı vakalar, “o sorunu görmüyorum.” Bir insan mürşidine ağzına alır mı bu lafı?
ALTUĞ BERKER: Erbakan Hocamız için söylemiş.
ADNAN OKTAR:“Yani yaşında bir sorun görmüyorum. Çünkü konuşma yerinde, aklı muhakeme ve hafıza yerinde.” Sen kim oluyorsun da böyle bir üslup kullanıyorsun? Sen kimsin böyle tepeden konuşuyorsun, üst perdeden konuşuyorsun, yukarıdan konuşuyorsun? Daha dünkü insan, daha dünkü adam. Erbakan Hocamın sen tırnağı etmezsin. Senin ne haddine böyle aklınla, fikrinle? Sen beynine stent taktırmış adamsın. “Bütün damarlarım tıkandı” diyorsun, “kafamdaki damarlar tıkandı” diyorsun, “şeker hastasıyım” diyorsun. Bu hastalıklara bağlı olarak kafada zaten unutma, hafıza kaybı, dikkat kaybı, konsantrasyon kaybı olabilir. Sana bunu hiç kimse söyledi mi şu ana kadar? Kimse konuştu mu? Senin ne haddine mürşitlerine, büyüklerine böyle laflar ediyorsun sen? Lafını sözünü bilmiyor. Ne konuştuğundan da haberi yok.
Erbakan Hocamız D-8 projesini çıkartırken; bak ben size bir sır söyleyeyim de en iyisi kafanız tam açılsın, Erbakan Hocamız Mehdi (a.s.)’a zemin hazırlayan bir insandır; bu bir. Milli Görüş’ün kökeninde zaten Mehdi (a.s.)’a zemin hazırlama vardır; bu iki. D-8 de Mehdiyet projesidir. Yani bir ön projedir, Mehdiyetin oturması için bir ön projedir, yani onu fikirlere oturtmak, beyne oturtmak. Erbakan Hocamız çıkıp; “bu Mehdiyet projesi” diyemez. Ona “D-8” diyor işte. Ona bir ad vermesi lazım.“Bu Mehdi (a.s.) projesi” dese olmaz. Mehdi (a.s.) projesinin adını değiştirip “D-8” demiştir. Onun şifresidir, öyle anlayın. Yani daha da fazla söyleyemem. Ondan ona, ondan ona… Erbakan Hocamız’ın yapacağı, Mehdi (a.s.) geldiğinde görevi ona devretmektir. Yani bu konuda anlattıklarım doğru.Net doğru. Ama ben bunu tabii mümkün mertebe kapatmaya çalışıyorum ama şimdi herkes de öyle soru sorunca mecburen açıklamak durumunda kalıyorum. Kapatmak istedim ama kapattırmıyorlar bak kardeşlerimiz.
Fatih Ayhan, “Karabük’te en yetkili ya da en üstteki bir ağabeye; ‘1506’lara kadar ümmetimden bir taife Kıyamete kadar doğru yol üzerine hükmedecektir. Yetmiş senemiz var. Hatta Bediüzzaman’ın yaşayan talebesinin videosu var’ dememe rağmen, ısrarla; ‘olsun sen söyleme’ gibi ifadeler kullanması bana oldukça şaşırtıcı geldi inşaAllah.Yine aynı zikzakçılıkla Risale’deki, Hizmet-i Kuraniye’ye dair ‘sadece iman bahsine bak, diğerlerine teferruat tarzında’ demesi güya sağdan yaklaşarak yıldırmaya çalışması olarak düşündüm. Bu konuda ne dersiniz Hocam?” “Sadece iman”. Kardeşim yani o kadar samimiyetsiz bir ifade ki bu “iman”. İmanın içinde Kıyamet yok mu? ‘İman’ ne demek? Kuran’da o kadar çok geçiyor ki Kıyamet, Kıyamete iman ve Kıyametten çekinmek. Allah’tan korkmak çok önemli, İslam’ın temel özelliklerindendir. Adam diyor ki; “Kıyamete önem verme, iman hakikatlerine önem ver. İttihad-ı İslam’a da önem verme” diyor, “iman hakikatlerine önem ver” diyor. Başka bir konu anlatıyorsun, mesela Kuran’da diğer konu; “ona da önem verme.” Kuran kalmadı ahmak, Kuran kalmadı! Sen hepsini götürdün. Kuran’ın özünü, yapısını, bütün dokularını yok ediyorsun sen; haberin yok. Bu duruma karşı kardeşlerimiz sabırlı ve kararlı olarak, atak olarak devam etmeleri lazım, anlatmaları lazım. Yani müthiş bir oyun oynanıyor. “Mehdiyet önemli değil” diyor; “ne önemli?” diyorsun; “iman hakikatleri önemli” diyor. Mehdiyet nedir zaten? Kuran’ı dünyaya hakim etmek değil mi? “Hz. İsa Mesih (a.s.)’ın inişini anlatalım.” “Yok” diyor, “ona girmemize gerek yok” diyor. “Ne önemli?” “İman hakikati önemli.” Bu iman hakikati, değil mi Hz. İsa (a.s.)’ın inişi?Mehdi (a.s.)’ınn çıkışı iman hakikati değil mi? Mucize değil mi? Deccalın çıkışı iman hakikati değil mi? Süfyanın çıkışı iman hakikati değil mi? Kıyamet alemetleri iman hakikati değil mi? Onların zuhur etmiş olması, Peygamber (s.a.v.)’in mucizelerinin çıkmış olması, yüz elli tane mucizesinin çıkması iman hakikati değil mi?Büyük Ortadoğu Projesinin, Vatikan’dan yönetilen bir ekip tarafından uygulamaları sonucunda bunlar ortaya çıkıyor. Vatikan Darwinist ve materyalist; adamlar hiç inkar etmiyor. “Hz. İsa Mesih (a.s.) gerçekten gelse” diyor “şahsı gelse” diyor, “biz ona karşı mücadele edeceğiz ve bu sistemden vazgeçmeyeceğiz” diyor. Adamların bu kadar gözü dönmüş artık. Ve “biz Darwinistiz” diyor adamlar ve “Büyük Ortadoğu Projesini istiyoruz” diyorlar, “dinsiz bir Müslümanlık anlayışımız var, yani Kuran’sız bir Müslümanlık anlayışımız var, Kuran’ın hükümlerinin olmadığı bir Müslümanlık anlayışımız var; bunu da yaptıracağız” diyor. Onda zaten Mehdi (a.s.)’nin olmaması lazım. Mehdi (a.s.)’yi yok etmek için neye ihtiyaç var? “Bir yirmi otuz sene bize verebilir misiniz?” diyorlar. Adamlar diyor ki; “ben sana iki yüz sene vereyim” diyor. Öbürü diyor ki; “beş yüz yetmiş sene vereyim.” Öbürü de; “bin sene vereyim” diyor. Çok az bir süreye ihtiyaçları var onların, fazla istemiyor onlar zaten. Yani onlar şeytana dünyayı teslim edip, “evet şeytan haklıdır” dedirtip, işi bitirmek istiyorlar. Biz ne diyoruz? “Şeytanı un ufak edeceğiz” diyoruz “ve denize savuracağız. Tozunu da denize savuracağız. Yakacağız ve tozunu denize savuracağız, Mehdi (a.s.) talebeleri olarak, inşaAllah.”İnşaAllah, bunu diyoruz. Yani tabii bir kısmı da cahil, mesela Cübbeli ve ismi geçen diğer kişiler cahilliğinden yapıyorlar. “Büyük Ortadoğu Projesine biz askerlik yapalım” diye yapmıyorlar tabii bunu. Cahilliğinden ve yönlendirmeyle, bunları çeşitli vaatlerle, çeşitli bahanelerle bu çizgiye getirtiyorlar. Haberleri bile yok nereye geldiklerinden.
“Ekşi Sözlük yazıları hakkında bir şeyler yapın ne olur. Gençliği kötülüğe ve günaha zorluyorlar. İsimsiz.” “Ekşi Sözlük”. Ekşi Sözlük, İnci Sözlük; bunlar yani bu kadar karanlık ve gizli olmaması lazım. Devletin istihbaratı, Emniyet İstihbaratı, Devletin Milli İstihbaratı bunu çok rahat tespit edecek durumda. Bunlar avuç içi gibi bilinen insanlar. Bunlar gizli olmasın, bunlar bilinsinler. Yani kimin ne yaptığı bilinsin. Yani bu kadar karanlık, böyle anlaşılmaz, güç yetirilemez, hukuki müdahale yapılamaz bir gizli kol sürekli milletin tepesinin üstünde olursa, bu milletin huzurunu, keyfini kaçırır. Ekşi sözlüğün de, İnci sözlüğün de veya diğer hangi sözlükler varsa, bunların sahipleri, yöneticileri, yazarları liste olarak mutlaka mecburen oraya konması gerekir. Hepsi adresiyle hatta bilinmesi gerekir. Çünkü bütün yazarlar biliniyor, köşe yazarları. Adresleri de biliniyor. Mesela Hürriyet Gazetesi’nin yazarı belli, adamın ismi şu. Yani adli bir olay olduğunda muhatabın belli. Burada adli bir olay olduğunda muhatabın yok. Böyle olmaz. Onun için devlet hemen bir düzenleme yapsın, Hükümetimiz. Bu adamların hepsi bilinsin. Yani bu şımarıklık, keyfilik ortadan kalksın. Yani yer yer yaptıkları şımarıklıklar. Tabii bazen, heryer de anormal değil ama birçok yerde anormallik görüyoruz.
Evet, seni dinliyoruz, Berker Hocam.
ALTUĞ BERKER: Hocam, Yusuf Kıssası’nı okudunuz inşaAllah. Şöyle söylediniz, tefsir ettiniz; “Hz. Yusuf (a.s.) annesini ve babasını bağrına basıp, tahtta oturtuyor. Hz. Mehdi (a.s.) devrinde, Hz. Mehdi (a.s.)’nin milleti bağrına basacağını, çok seveceğini, değer vereceğini anlıyoruz. Affedicilik çok yaygın olacak, o anlaşılıyor. O devirde Hz. Yusuf (a.s.)’u anlayamayanlar yine Müslümanlar. Sonra yine “sen Yusuf (a.s.) musun?” diyorlar. “Evet ben Yusuf’um” diyor. Hz. Mehdi (a.s.)’yi de başlangıçta tanımayacaklar, anlamayacaklar. Birdenbire Hz. Yusuf (a.s.) olduğunu anlamaları da, Hz. Mehdi (a.s.)’yi birden anlayacaklarına işaret ediyor. O devrin yobazları da Mehdi (a.s.)’ye karşı mücadele edecek ama sonra ona muhtaç hale gelecekler. Hz. Yusuf (a.s.)’un kardeşleri de ondan medet umuyor. Zamanı gelince yobazlar da Mehdi (a.s.)’den medet umacaklar. Mehdi (a.s.)’nin onları bağışlayacağı anlaşılıyor. Çünkü Hz. Yusuf (a.s.) kardeşlerinden intikam almıyor. Hz. Yusuf (a.s.) hepsini bağışlıyor ve “güvenlik içinde şehre girin” diyor. Mehdi (a.s.) devrinde de tüm beldeler, köyler, kasabalar, şehirler güvenlik içinde olacak. Yusuf Kıssası’nda on iki ve yedi hakim olan sayılardır. Hz. Mehdi (a.s.)’da da on iki ve yedi sayıları önemlidir. Yusuf Suresi on ikinci suredir. On iki imam, on iki pınar fışkırması, on iki kabile ve diğer on ikiler; iki bin yüz yirminin içindeki on iki, iki bin on ikinin içindeki on iki, bir ve tekrarlayan ikiler…” dediniz Hocam.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.“Sevgili Muhammed Adnan Hocam, ben Çanakkale’den Ertuğrul Ulaş. Yayınlarınızı her gece izlemeye gayret ediyorum. Allah sizlerden razı olsun inşaAllah. Sizin mübarek yüzünüzü görmek bile bana anlatılmaz huzur veriyor inşaAllah. Mübarek Hocam, Rabbimiz size güç, kuvvet, sabır versin. İlminizi gani gani artırsın inşaAllah. Rabbimiz sizi Hz. Mehdi (a.s.)’nin askeri yapsın” diyor. İnşaAllah Allah seni Mehdi (a.s.) eylesin, inşaAllah. “Mübarek Hocam doğrusunu Allah bilir, siz buna en çok layık olan kişisiniz inşaAllah” diyor. İnşaAllah mürşitlerimizi, Hocalarımızı Allah Mehdi (a.s.) yapsın. Onlar olsunlar inşaAllah. Biz, gönlümüz onu çok ister. Allah tabii bizleri de yapsın, kardeşlerimizi de. Kim layıksa Allah onu Mehdi (a.s.) yapsın, inşaAllah. “Bir de Hocam günde üç-dört saat uyku ile nasıl dayanıyorsunuz? Anlaşılır gibi değil. aslında bir keramet inşaAllah, anlayabilene.” Üstelik de arada mesela telefon geliyor, kalkıyorum. Yani sırf böyle kesintisiz uyku da değil. Mesela namaza kalkıyorum, namazımı kılıyorum yine yatıyorum. Bütünü o kadar olmuş oluyor. MaşaAllah. “Saygılarımı sunuyorum. Ayağınızın tozu olmaya razıyım. Sizi çok seviyorum mübarek Hocam. Yüce Rabbimiz bizleri Mehdi (a.s.)’ye talebe etsin inşaAllah. Mübarek ellerinizden öpüyorum Adnan Hocam” diyor. Biz sizin ayağınızın tozuyuz inşaAllah. Tabii biz sizin köleniziz inşaAllah. O bizi sevenlerin kardeşlerimizin kölesiyim ben inşaAllah. Ayaklarının tozuyum inşaAllah.
Çantacı Necmi Ağabey. Ama acayip şeker bir şey o da.Büyük bir coşkuyla anlatıyor. Mesela maşaAllah bak o yaşında tam bir mücahit, candanlıkla anlatıyor. Ama öyle alışmışlar, stil olarak öyle alışmış. Ama Necmi Ağabey’e de söyleyelim artık. “Hocam” diyelim; “Bediüzzaman’ın risalesini okuyun. Mehdiyet ile ilgili bölümleri, oradan okuyup, okuyup anlatın” diyelim. Vakit saat geldi. Anlatsın, ne var? Seyyid Salih Özcan Hocam’ı dinletelim. Birisi gitsin hocamızla konuşsun. İnşaAllah. Gösterin. “Bak Bediüzzaman burada açık açık söylüyor” dersin, “bunlar ne anlama geliyor?” dersiniz.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Evet. Beril Hocam Kuran’dan okuyayım mı biraz?
SUNUCU: İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Bismillahirrahmanirrahim, bir sayfa açalım. Müminun Suresi, 96’ncı ayet. “Kötülüğü en güzel olanla uzaklaştır; Biz, onların nitelendiregeldiklerini en iyi bileniz.” Kötülüğü en güzel olanla nasıl uzaklaştırırsın? İlimle, bilgiyle, sevgiyle anlatarak, ikna ederek. Biz ne yapıyoruz? Aynısını yapıyoruz. En güzel olanla; küfürle, bağırtıyla çağırtıyla değil. “Ve de ki: "Rabbim, şeytanın kışkırtmalarından Sana sığınırım.”” Şeytan münafıkları kışkırtır, deccalı kışkırtır, it kopuk takımını kışkırtır. “Onlardan sana sığınıyorum Ya Rabbi” diyoruz. Müslümanın bizzat kendini de şeytan kışkırtabilir olumsuz yönde, hepsinden Allah’a sığınacağız.
"Ve onların benim yanımda bulunmalarından da Sana sığınırım Rabbim."Yani iblis ordusu, iblisun ve iblisat. Müslümanlara deccalın elemanlarının yanaşması; nasıl olur? İnternetten yanaşır, başka kanaldan yaklaşır, gazetelerden yaklaşır, evine yaklaşır, değil mi? Televizyon kanallarında Müslümanların aleyhine faaliyet yapar. Darwinizmi materyalizmi anlatır, ateizmi anlatır. “Hepsinden Sana sığınırım” şeklinde Müslüman dua ediyor. “Sonunda, onlardan birine ölüm geldiği zaman, der ki: "Rabbim, beni geri çevirin.”” Ölüm geldiğinde küfür her seferinde bunu söylüyor. Canını almaya Melekler gelince anlıyor. Mesela döverek canını alıyorlar. Bas bas bağırıyor; “beni geri çevirin” diye, “ben tavrımı düzelteceğim” diyor. Yani “böyle ahlaksızlık yapmayacağım” diyor. İşte “Darwinizm’e materyalizme inanmayacağım. Allah’ın bir olduğuna inandım. Beni geri çevirin, Müslüman olduğumu göstermek istiyorum” diyor. "Ki, geride bıraktığım (dünya)da salih amellerde bulunayım." “samimiyetimi göstereyim” diyor, “dönüp iyi bir insan olduğumu göstermek istiyorum, bana vakit tanıyın” diyor. Allah diyor ki, bak cevabı şöyle, tek bir tane söylüyor Allah; “asla” diyor Allah. Reenkarnasyoncular var ya; işte, “döneriz”, “şöyle oluruz, böyle oluruz”, “geri geliriz.” Öyle bir şey yok. Bak Allah ne diyor? “Asla.” Asla ne demek? İmkansız. “Gerçekten bu, yalnızca bir sözdür, bunu da kendisi söylemektedir. Onların önlerinde, diriltilip kaldırılacakları güne kadar bir engel (berzah) vardır.” Bak; “Onların önlerinde, diriltilip kaldırılacakları güne kadar bir engel (berzah) vardır.” Bir boyutla kapatılmış. Başka boyuta alınmış çünkü. Öldüğü an başka boyuta alınıyor. Artık o boyuttan bu boyuta geçemez. O berzahı geçemez, mümkün değil. O, o boyutun içinde kalıyor artık, dirileceği güne kadar.
“Böylece Sur'a üfürüldüğü zaman artık o gün aralarında soylar (veya soybağları) yoktur.”İşte, “‘hangi millettensin? Türk müsün, Kürt müsün, Çerkez misin, Laz mısın?’ bu yok diyor artık Allah.“Ve (üstünlük unsuru olarak soyluluğu veya birbirlerine durumlarını) soruşturmazlar da.” Yani; “‘senin memleketin neresi? Sen hangi ildensin, hangi köyden?’ bunu da soruşturamazlar” diyor Allah. “Bunu sormaya güçleri yetmeyecek” diyor Allah.“Artık kimin tartısı ağır basarsa, işte onlar, kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.” Yalnız buradaki ‘sur’ denilince insanların hep aklına, “bir küçük boru vardır” gibi, o, Allah’ın Katı’nda özel; o zaman gördüğümüz vakit anlayacağımız gerçekler. Mesela hiç ummadığımız bir şeyle karşılaşabiliriz, hiç tahmin etmediğimiz. Ama Allah ona “sur” demiş. “Sura üfürüldü.” Mesela o olayın olması sura üfürülme olmuş oluyor. Mesela diyor ki; “tartısı ağır basarsa”. Şimdi ‘tartı’ deyince aklına ne gelir adamın? “Teraziye mi çıkacağız?” der. O değil. Günahları ve sevapların oranlanmasına terazi deniyor, tartılması. Yoksa gram, dirhem falan; o tarz bir şey değil. “Dediler ki: “Öldüğümüz, bir toprak ve bir kemik olduğumuz zaman, gerçekten biz mi diriltilecekmişiz?”” diyorlar ehl-i küfür, 82’de. ““Andolsun, bu tehdit, bize ve bizden önceki atalarımıza yapılmıştı; bu, geçmişlerin uydurma masallarından başka bir şey değildir.”” diyorlar. “Bu tehdit, bize ve bizden önceki atalarımıza” yani “hep kadim dinlerde de bu vardır zaten” diyorlar, yani “ölüm, ölümden sonra dirilme; biz buna inanmıyoruz.” Diyorlar. “Bu, geçmişlerin uydurma masallarından başka bir şey değildir.” “Bunlar bir mitosdur” diyorlar, “yani böyle eski mitolojik bilgilerdir. Dolayısıyla efsanedir. Bir gerçekliği yoktur bunların” diyorlar ehl-i küfür, tuğyan. “De ki: “Eğer biliyorsanız (söyleyin:) Yeryüzü ve onun içinde olanlar kimindir?”” Yani “yeryüzü ve içinde olanlar kimindir?” “Allah'ındır” diyorlar. “Ama” diyor, “ben Allah’ı kabul ediyorum; dini kabul etmiyorum” diyor. Var ya öyle tipler. Şimdi Kuran ona dikkat çekiyor. ““Allah’ındır” diyecekler. De ki: “Yine de öğüt alıp-düşünmeyecek misiniz?”” “De ki: “Yedi göğün Rabbi ve büyük Arş'ın Rabbi kimdir?”” Yani “göğü kim yarattı? Arşı kim yarattı?” diyor. “Allah’ındır” diyor yine, “Allah yarattı” diyor. “De ki: “Yine de sakınmayacak mısınız?”” diyor Allah. “De ki: “Eğer biliyorsanız (söyleyin:) Her şeyin melekûtu (mülk ve yönetimi) kimin elindedir? Ki O, koruyup kolluyorken Kendisi korunmuyor.”” Allah, herkesi koruyup kolluyor ama Kendisi korunmuyor. Müstağni olduğu için Allah, güç sahibi olduğu için. ““Allah'ındır” diyecekler. De ki: “Öyleyse nasıl oluyor da böyle” bakın, dikkat edin “büyülenebiliyorsunuz?” diyor Allah. Deccaliyete dikkat çekiyor. Deccal büyüyle bunu elde ediyor. Çünkü bak, Allah’ın varlığına herkes emin, inanıyorlar. “Allah var ama din yok” diyor. Allah varsa, var olduğuna göre, her şey bir sebeple yaratılmış. Kalem, kalemlik yapıyor. Bardak, bardaklık yapıyor. Masa, masa için gerekli. Ayakkabı, ayakkabı gerekiyor. Ceket, ihtiyaç olduğu için. Kitapların amacı var. Harflerin amacı var. Her şeyin bir amacı var. Nasıl yaratılışın amacı olmuyor o zaman? Nasıl dünyanın bir amacı olmuyor, değil mi? Yani çünkü amaçsız hiç bir şey yok. Hepsini sayıyor adam, bir milyar tane saydırsan, sayar adam sana. Şunun şu amacı var, bunun bu amacı var; hepsini söyler. Peki, dünyanın nasıl amacı olmuyor? Bak, diyor ki Allah;“öyleyse nasıl oluyor da büyüleniyorsunuz?” diyor Allah, “niye bu büyünün etkisindesiniz?” İşte Ahir zamanda deccaliyetin yaptığı büyünün etkisinde şu an insanlar. “Sihir ve manyetizma ve ispritizmanın nevinden” diyor, “müthiş harikalara mazhar olan deccal ise” diyor “daha ileri gidip, cebbarane surî hükümetini bir nevi rububiyet kabul ederek” yani “kendini ilah olarak göstererek ilahlığını ilan eder” diyor. Yani “‘Allah benim’ der” diyor, hâşâ. “Hayır, Biz onlara hakkı getirdik, ancak onlar gerçekten yalancıdırlar.” Çünkü Darwinizm, materyalizm ve gericilik, bağnazlık ancak yalancılıkla ayakta duruyor. Dikkat ederseniz, bağnaz ve gericiler, yobaz takımı sürekli yalan söylüyorlar. Münafıklar sürekli yalan söylüyor, küfür sürekli yalan söylüyor. Başka türlü gidemezler. Bakın, küfür yalan söylüyor. Darwinist ve materyalistler; ispat ediyoruz yalan söylediklerini, değil mi? Münafıklar; zaten bütün üslupları yalan üstüne kurulu oluyor. Yobaz takımı, müşrik takımı; onlar da yalancılar, sürekli yalan söylüyorlar. Onları da ispat ediyoruz, görüyorsunuz. Tabii Cübbeli’yi tenzih ederim, o cahilliğinden yapıyor veyahut ismi geçen diğer kişileri.
“De ki: “Rabbim, eğer onlara va’dolunan (azab)ı mutlaka bana göstereceksen,Rabbim, bu durumda beni zulmeden kavmin içinde bırakma.”Bak, Kıyamet kopacaksa, büyük bir felaket gelecekse ne diyor? “Rabbim, bu durumda beni zulmeden kavmin içinde bırakma.” “Beni ayrı tut.” Ayrı tutmayınca ne oluyor? Mesela Mehdi (a.s.) var, ayrı tutmayınca ne oluyor? Kıyamet duruyor. Kıyamet hareket halindeyken, dünyanın üstüne doğru gelirken birden duruyor. Soruyorsun Kıyamete; “niye durdun?” diyorsun. “Mehdi (a.s.) var” diyor. Mehdi (a.s.) gittikten sonra Kıyamet ilerleyebiliyor. Hz. İsa Mesih (a.s.) gittikten sonra ilerleyebiliyor. Ondan sonra çöküyor dünyanın üstüne Kıyamet, inşaAllah. “Gerçek şu ki Biz, onları tehdit ettiğimiz şeyi şüphesiz sana gösterme gücüne sahibiz. Kötülüğü en güzel olanla uzaklaştır; Biz, onların nitelendiregeldiklerini en iyi bileniz” diyor Allah. Yalan söylüyorlar, üçkâğıtçılık yapıyorlar, işte sahtekârlık yapıyorlar.
Mesela bak, burada açtık; deccaliyet var ve Mehdiyet var. Adam diyor ki; “nerede deccaliyet?” Senin gözün körse ben ne yapayım? Bakmıyorsun ki sen Kuran’a. “Dediler ki: “Öldüğümüz, bir toprak ve bir kemik olduğumuz zaman, gerçekten biz mi diriltilecekmişiz?”” Bunu kim söylüyor? Deccaliyet söylüyor işte. “Hayır; onlar, geçmiştekilerin söylediklerinin benzerini söylediler” diyor bak, Cenab-ı Allah. Mesela Müslümanlığı, Kuran’ı, İslam’ı adam nasıl değerlendiriyor? “Mitolojik bir bilgi” diyor “bu” diyor. Marksizm, Leninizm nasıl söylüyor? “Mitoloji” demiyor mu İslam için? Aynısını söylüyor işte Kuran. Marksizm, Leninizm, Darwinizm, materyalizm ne? Deccaliyet. İşte deccaliyeti anlatıyor Kuran ve “büyülenmişler” diyor Allah, “büyü yapıyor” diyor. “İnsanlar büyünün etkisine girdi” diyor. Müslümanlara, İslam’a yatkın olanlara, dünyadaki insanlara Allah sesleniyor. “Öyleyse nasıl oluyor da büyüleniyorsunuz?” diyor Allah, “büyünün etkisine giriyorsunuz?” diyor. “Deccalın büyüsüne karşı koyun” diyor Allah, “direnin” diyor, “büyünün etkisinden çıkın” diyor. Bak, “bu tehdit, bize ve bizden önceki atalarımıza yapılmıştı; bu, geçmişlerin uydurma masallarından başka bir şey değildir.” Aç materyalistlerin, Marksistlerin kitaplarını; aynısı, kelimesi kelimesine böyle. Aynısını söylüyorlar. Ne diyorlar? “Kıyamet tehdidi geçmiş dönemlerde, en eski tarihi dönemlerde de hep mitolojik bir vaka olarak işlenmiştir. Bu mitolojiden gelen bir uydurmadır. Böyle bir şey yok.” diyor adam.
ALTUĞ BERKER:“İsrailiyat” diyor Mehdiyet’e.
ADNAN OKTAR:“O da İsrailiyat.” Yani çok akılsızlar. İsrailiyat, zaten İsrailiyat olması Mehdiyet’in doğruluğunu gösterir. Çünkü Kuran zaten İsrailiyat’a gönderme yapıyor. Neye? Tevrat’a ve Zebur’a gönderme yapıyor. Kuran gönderme yapıyor. Allah gönderme yapıyor. Orada zaten Mehdiyet’ten bahsediliyor.
Beril Hocam şimdi zat-ı aliniz bir sayfa açacaklar, inşaAllah. Ya Allah Bismillah. Hud Suresi’ni açmışsın.
Hud Suresi ve bir evvel Yunus Suresi var. Yunus Suresi, 109’uncu ayette bitiyor; Hud Suresi başlıyor. “Mekke’de indirilen sure 123 ayet. Rahman Rahim olan Allah'ın adıyla.” Şeytandan Allah’a sığınırım. “Elif, Lam, Ra. (Bu,) Ayetleri muhkem kılınmış”. Bak, yobaz takımı iyi dinlesin. Münafıklar da iyi dinlesin. Ne diyor Allah? “Ayetleri muhkem kılınmış”. “Namaz kılın.” “Oruç tutun.” “Zekât verin.” Net ifadeler, inşaAllah. “Şarap haramdır.” “Hımr.” Açık. “Kumar oynamayın.” Net. Demek ki ima yollu, kapalı bir hüküm, helal, haram yok. Açık hüküm var. Münafıklara göre nasıl var? “İma yollu, imayla anlatılıyor.” İmayla din olmaz. İmayla helal, haram olmaz. Net, açık hüküm gerekir. Ne diyor Cenab-ı Allah? Bak; “ayetleri muhkem kılınmış”. ‘Muhkem’; açık. “Sonra hüküm ve hikmet sahibi ve her şeyden haberdar olan (Allah) tarafından” şeytandan Allah’a sığınırım “birer birer (bölüm bölüm) açıklanmış bir Kitap'tır.” “Hepsini de açıkladım” diyor Allah, “anlaşılmayacak gibi değil” diyor. Münafığa, müşriğe sordun mu ne diyor? “Anlaşılmaz Kuran” diyor. “Çok kapalı” diyor, “ve eksik” diyor. Allah ne diyor? “Hepsi tamam” diyor, “ve hepsi içinde var. Ne arıyorsanız içinde var ve ayrıca açıkladım” diyor Allah “ve muhkem kıldım” diyor. “Öyle ki, Allah'tan başkasına ibadet etmeyin.” Yani müşriklik yapmayın, şirk koşmayın. Üçkâğıtçı, sahtekâr bazı hocaların hurafelerine kanmayın. “Vahiy geliyor” diye yeni yeni kitaplar ekleyen sahtekârlara uymayın. “Gerçekten Ben, sizi O’nun tarafından uyaran ve müjdeleyenim” diyor. “Ve Rabbinizden bağışlanma dileyin; sonra O'na tevbe edin.” Yani günahlarınız için bağışlanma dileyin. “O da sizi, adı konulmuş bir vakte kadar güzel bir meta (fayda) ile metalandırsın ve her ihsan sahibine kendi ihsanını versin. Eğer yüz çevirirseniz gerçekten Ben, sizin için büyük bir günün azabından korkarım.” Kıyamette Allah’ın alacağı intikam. “Sizin dönüşünüz Allah'adır. O, her şeye güç yetirendir. Haberiniz olsun; gerçekten onlar, ondan gizlenmek için göğüslerini büker.” Münafıkların böyle dil eğip bükmeleri var ya; sahtekârlık, üçkâğıtçılık. “Ben anlayamadım” diyor “Kuran’da nerede?” diyor. Adamın gözü kör. Mesela diyor ki; “İttihad-ı İslam’ı ben göremedim Kuran’da” diyor. Bakmazsan göremezsin sen. Bak, diyor ki Allah; “ondan gizlenmek için göğüslerini büker (Hak'tan kaçınıp yan çizer)ler.” “Sahtekârlık yaparlar” diyor Allah. “(Yine) Haberiniz olsun; onlar, örtülerine büründükleri zaman, O, gizli tuttuklarını da, açığa vurduklarını da bilir.” Örtülerine neyle bürünüyor? Çarşafına bürünüyor, kafasına sardığı o beze bürünüyor veyahut herhangi bir kumaş parçasına bürünüyor. “O, gizli tuttuklarını da, açığa vurduklarını da bilir. Çünkü O, sinelerin özünde saklı duranı bilendir.” Bak; “çünkü O, sinelerin özünde saklı duranı bilendir.” Yani “içlerindeki gizli münafıkane, sahtekârca duyguları veya samimiyetlerini; hepsini bilenim Ben” diyor Allah. Örtülerine bürünmelerinden kasıt da tabii kendilerini sezdirmediklerini zannediyorlar. Aslında bu, münafık olduğu halde kendisine Müslüman görüntüsü veriyor. Mesela örtüsüyle, sarığıyla, cübbesiyle yahut başka bir şeyiyle kendini Müslüman imajıyla gizliyor. Ve konuşmalarıyla; o da bir örtüsü oluyor, münafığın örtüsü. Mesela bir görüyorsun, sürekli fısır fısır fısır fısır fısır konuşuyor. Bakıyorum; dedikodu.
“De ki: “Ey insanlar, şüphesiz size Rabbinizden hak gelmiştir. Kim hidayet bulursa, o ancak kendi nefsi için hidayet bulmuştur.”Hidayet bulma nedir? Mehdiyet’tir. “Kim saparsa, o da”. Saptırıcı, sapma nedir? Deccaliyettir. “O da kendi aleyhine sapmıştır. Ben sizin üzerinizde bir vekil değilim.”
Genç kız sigara içer mi kardeşim? Genç kızın cildini bozar, saçını bozar, bakışlarına etki eder, sağlığına etki eder. Ne gerek kardeşim? Üstüne de para verip saf duman, inanılır gibi değil! Bizim çocuklar, hepsi sigara içiyorlardı, aşağı yukarı. Kızlar-erkekler fosur fosur sigara içiyorlardı. Bir gün dedim ki; "çocuklar" dedim, "sigarayı bırakalım toptan" dedim. "Rica ediyoruz" dedim. "Yani bırakın" dedim. Zınk! O gün kesildi. Hiç kimse sigara içmedi. Sevgi çok önemlidir. Mesela adam, on yıldan beri sigara içen adam ne terapiste gitti, ne doktora gitti, ne bilmem neye gitti. Günde iki paket sigara içenler vardı, böyle koyu tiryakiler. Söyler söylemez... Sevgi çok önemlidir. Beni deli gibi sevdikleri için, Allah rızası için, Allah aşkı ile sevdikleri için ne terapiste ne şuna buna; hiçbir şeye ihtiyaç duymadılar. Hemen o gün bitti. Konu halloldu, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah, Allah razı olsun.
ADNAN OKTAR: Şu sorulara geçelim, evet. Yalnız beni seven kardeşlerimiz öyle ifadeler kullanıyorlar ki ben mağdur durumda kalıyorum, mecburen yazıyı değiştiriyorum. Yapmayın bunları Allah rızası için. Tamam sevginiz güzel, muhabbetiniz çok güzel ama yani öyle bir iltifat ki, yani ben belli ki böyle bir şeyi savunmam ve söylemem. Yapmayın bunu. Ama mesela sevginizi hissettireceksiniz, onlar güzel. Ama böyle yani Mehdiyet’i ifade eden, bütün dünyanın liderliğini ifade eden sözler, yani olmayacağı belli bu sözlerin. Ben ne konuşurum, ne de böyle bir iddiam var. Yapmayın, doğru olmaz. Bir de kendileri açısından da mahsuru olur. Ne gerek kardeşim? "Hocam, inşaAllah Allah sizi Mehdi (a.s.) etsin." İnsan düşünebilir, söyleyebilir sevdiğine. Ama böyle bu tip ifadeler olmaz.
"Her şey öyle kolay geliyor ki, sizi dinledikçe ümitsizlik diye bir şey kalmıyor Muhammed Adnan Hocam" diyor. "Eskiden hiçbir şeyin asla düzelmeyeceğini düşünüp, 'neden böyle pislik içinde yaşamak zorundayız' diye isyan ederdim. Sonra her şeyden vazgeçerdim. Böyle planlı bir kötülük olduğunu anlayamazdım. Dinde, Kuran'da sunulanların, o düzenin gelemeyeceğini, bir hayal olarak kalacağını düşünürdüm. İnsanın ona uymasının çok zor olduğunu, insanın üzerinde bir düzenden bahsettiğini düşünüyordum. Oysa çokça sınırlı, bana öğretilmiş bir düşünceymiş bu. Şimdi çok daha umutluyum. Yirmi bir yaşında, on yedi yaşında halimden daha keyifliyim. Umarım gerçeklerden uzaklaşmam. Umarım eski halime dönmem. Ve bir an önce bu düzen değişir, huzurlu, özgür bir dünyada yaşarız. Saygılarımla, Melike Serdar.” Melike Hanım. Melike, bana güven, öyle güzel bir zamandasın ki, öyle güzel zaman. Bir de küfrü böyle ciyak ciyak bağırttırarak, İslam'ı hakim etmek öyle bir zevkli ki. Bakın hipnotize oldu. Şu özellikle Baron'un takımı böyle aslan görmüş porsuk gibi tüyleri kabardı, köşeye çekildiler. Anladılar olayı, nefesleri kesildi. Cayır cayır, gümbür gümbür İslam dünyaya hakim olacak. Hakikaten şaşırtıcı, ben de şaşırıyorum; ama doğru. Ve hiçbir şekilde direnemeyecekler. Koydu mu oturtacağız, vurduk mu devireceğiz Allah'ın izniyle; İlimle, bilgiyle, fenle, sevgiyle, güzellikle. Ve şahane bir dünya, düğün dünyası, bayram dünyası kuracağız, inşaAllah, Allah'ın izniyle. Şu yobaz, porsuk takımı var ya bu gerici, pislik kokan takım; hiçbiri kalmayacak. Bu hani sahtekar, yalancı, yobaz takımı var ya, milletin böyle yaka silktiği, tiksindiği; hiçbiri kalmayacak. Nur gibi sahabe Müslümanlığı, Asr-ı Saadet Müslümanlığı geliyor, gürül gürül, inşaAllah.
"Muhammed Adnan Hocam. Hocam Rabbim hizmetinizden dolayı sizleri daha da güçlendirsin, daha da kuvvetlendirsin inşaAllah. Benim sorum şu olacak; Mehdi (a.s.) ve deccalın mücadelesi toplumda nasıl etkisini gösterecek? İman sahiplerinin ayrılığa düşmemesi için nasıl bir hal içinde olması gerek?" diyor, evet. Mehdiyet ve deccaliyet çok şiddetli belirgindir ama çok şiddetli de gizlidir. Yani bu çok büyük bir mucizedir, Allah'ın bir sanatıdır bakın. Çok alenidir, aynı zamanda çok gizlidir. Mesela Darwinizm, materyalizmi kimse anlamadı. Bak dünyada yüzde doksan dokuzunu yuttu. Dünya perişan oldu. Bas bas bağırdıktan sonra o ciyaklamalar arasında deccalın onları yuttuğunu anladılar. Daha yeni farkına vardılar deccalın yuttuğunun onları. Şimdi Mehdiyet atağa kalktı. Mehdiyet'i de bak fark edemiyorlar. Allah binbir türlü örtü ile gizliyor Mehdiyet'i. Bir kere çok Mehdi iddiaları var ya; bir kere bu çok büyük örtüdür. ‘İki yüz yıl’cılar var ya; onlar ayrı bir örtüdür. ‘Beş yüz yıl’cılar bir ayrı örtüdür. "Bin yıl var" diyenler, ayrı bir örtüdür. Her biri ayrı bir örtüdür. Ve Mehdiyet göğsünü gere gere yayılıyor bu ortamda işte. Ve durduramıyorlar ve durduramayacaklar inşaAllah.
"Selamün aleyküm Muhammed Adnan Hocam. Hayırlı yayınlar. Sizi çok seviyorum ve başımın tacısınız, öğretmenimizsiniz, arslan ama arslansınız" diyor, maşaAllah. Sizin gibi cengaver göremiyorum. Allah razı olsun sizden, talebelerinizden ve samimi kardeşlerimizden, inşaAllah. Allah yardımcımız olsun, inşaAllah. Alevi kardeşiniz, Maltepe'den İstanbul” Erol kardeşimiz "Erol Sekine." Sükunet. Hz. Musa (a.s.)'nın Sandığı’ndaki sekine, inşaAllah. EvelAllah, Hz. Ali (r.a.) gibi cengaveriz. Ama Şeyh Nazım Hocalarım ortada, Şeyh Ahmet Yasin Hocam ortada, değil mi? Döne döne Hz. Ali (r.a.) gibi Haydar-ı Kerrar gibi mücadele ediyorlar. Bak iki büklüm haliyle o canlar canı, keskin nazarıyla, keskin gücüyle, mübarek seyyidimiz gürül gürül bizlere şahs-ı maneviyi ve şahsı ayırt edip, "şahs-ı manevi yoktur; şahıs vardır" diyor, değil mi? Eğer Bediüzzaman'ın bu mübarek halifeleri olmasaydı, mübarek vekilleri olmasaydı bizleri avutacaklardı. “İki yüz sene”, “şahs-ı manevi”, işte “gelmiş geçmiştir”, “ölmüş, yok olmuştur”. Bediüzzaman'ın açık ifadelerine rağmen, aleni ifadelerine rağmen ifadeleri değiştirerek, başka şeyler yaparak engel olacaklardı. Bak Seyyid Salih Özcan Hocam Allah'ın aslanı, Resullullah (sav)'in nurlu torunu çıktı, gümbür gümbür yıktı, tepelerine çökertti. Bak gıkları çıkmıyor. Haydi çıkın bakayım delikanlıysanız Hocamın karşısına. "Yanlış söylüyorsun" deyin, değil mi? Sahtekar bülbüller, çıkın bir konuşun bakalım. Deyin yahu; "Seyyid Salih Özcan yalan söylüyor" deyin, "yanlış söylüyor" deyin. Böyle uyuz porsuk gibi sustular. Gıkları çıkmıyor, değil mi?
ALTUĞ BERKER: Vesilenizle Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Diğer vekilleri de öyle, aynı şekilde Bediüzzaman'ın.
ALTUĞ BERKER: Said Özdemir Ağabey, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Aynı şekilde Sungur Ağabeyimiz de. Yeri göğü birbirine katıyorlar, maşaAllah. Said Özdemir Hocamız nasıl coşmuş bak. Aslanımı görüyor musun? Bak “İttihad-ı İslam” diye kitap yazmış ve elinde okuduğu o mübarek kitabı da hocam bana göndermiş. O mübarek hurmalarıyla, bizzat elinin değdiği o mübarek, temiz hurmalarla. Nur saçıyorlar nur. Allah'ın aslanı onlar. Ben onların ayağının tozuyum, hizmetçisi, köleleriyim ben onların. Onlar benim canım. Hepsini ekarte edeceklerdi. Sungur Ağabey’i de ekarte edeceklerdi, Seyyid Salih Özcan Hocam’ı da ekarte edeceklerdi. Bu köpeklere "hoşt" deyince, kuyruklarını kıstırıp kaçtılar. Sıkıysa bir şey yapsınlar da bir göreyim bakayım, inşaAllah. Allah'tan bize emanet onlar, mübarek emanetler. Biz de onların kölesiyiz, kapıda bekçileriyiz, inşaAllah. Sungur Ağabeyimi ziyaret ettiğimde "Sed-i Zülkarneyn oldun" dedi, maşaAllah. "Küfür seni aşıp bize gelemiyor" dedi, maşaAllah. "Bana üstadım söyledi" dedi, “‘ben görmeyeceğim, sen göreceksin’ dedi" dedi bana. Ama bizim çocuklar da gidip sıkıştırıyorlar Sungur Ağabeyi. “Ağabey anlat, ağabey anlat.” Anlatır mı size öyle? Allah Allah. O aşka gelecek, o gerektiğinde söyler. Bizim çocuklar haydi koşarak gidiyorlar Hocamızın yanına. Olmaz, o nerede konuşacağını bilir.
ALTUĞ BERKER: Doğru Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Camide bak yanıma geldi; "bambaşka olacak" dedi böyle, "bambaşka olacak" Mehdi (a.s.) için. "‘Nur talebesi olmayacak’ dedi" dedi. Bak Bediüzzaman'ın anlattıklarından. "‘Bambaşka olacak’ dedi" dedi. Ama daha hala şaşarım. Daha ilk gördüğünde böyle bir sırrı bana neden söyledi ve neden ismimin ebcedine baktı daha hala bilemem. O da onun bir sırrı. Kim bilir Bediüzzaman ona ne söyledi, Üstad ne söyledi? Ve ben hiçbir ağabeyde, hiçbir yerde bunu duymadım. Bakın Nur talebesi olmayacak ayrı. Ben Nur talebesi olacak sanıyordum. "Nur talebesi olmayacak" diyor. Şimdi, "bambaşka olacak" öyle bir acayip ifade ki bu, bunun ucu bucağı yok yani. “Bambaşka olacak.” Bambaşka olduğu için yobazlar kuduracaklar işte. O Medine'deki azılı yobaz, Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerde bildirdiği o sahtekar yobaz Mehdi (a.s.)'ye karşı huruc edecek. Yani ünlü, tarihi şahıs huruc edecek. Yani ‘huruc’; saldıracak, itlik yapacak, köpeklik yapacak, havlayacak. Mehdi (a.s.) de onu kovalayacak tabii. O da, hani köpek kuyruğunu kıstırıp kaçar ya acayip sesler çıkararak, biliyorsunuz ‘i’, ‘y’ ve ‘k’ harflerden oluşan, onun tekrarlarından oluşan. Gözünde canlandı, değil mi Beril Hocam, inşaAllah?
Bizim milletimizin bak güzelliğini şuradan anla; Allah bu milleti, Anadolu'daki Türkleri seçmiş. Kazak Türklerini de seçmemiş, mesela bu çok acayip. Özbek Türklerini de seçmemiş; Türkiye'yi seçmiş, Anadolu'yu. Burada, burada çıkartıyor Allah Mehdi (a.s.)'ı. Bu mübarek milletin sıcak sevgisi, bu sıcak güzelliğini bütün dünya öğrenecek. Gidin Amasya'ya bir bakın. Köylerine gidin Amasya'nın. Halkına gidin bir konuşun. O tatlılığı, o sıcaklığı dünyanın başka yerinde bulursanız gelin bana söyleyin. Gidin Ankara'ya. Gidin Seymenlerle konuşun. Antep'e gidin, inşaAllah. Ondan sonra Diyarbakır'a gidin. Diyarbakır'ın koç yiğitleriyle gidin, konuşun. Öyle "abey" diye. Öyle acayip güzel böyle çok candan, sevgi doludurlar. Dünyanın hiçbir yerinde bulamazsınız böyle arkadaşlığı, dostluğu, kardeşliği. Edirne'nin güzelliğini, İzmir'in sıcaklığını, sevecenliğini, o buram buram insan sevgisi kokan ruhunu dünyanın hiçbir yerinde bulamazsınız. Allah bu güzelliği, bu dünya öğretmenlerine öğretmeleri için vermiş ve bunu dünyaya öğretecekler işte. Bilmiyorlar; git Güney Amerika ülkelerine bilmezler. Nikaragua'ya git, bilmezler. Anadolu'nun sıcaklığı, sevgisi oralara oturacak. Orada güzel Osmanlı camileri yapacağız. Ama ne camiler böyle, ne güzellikler, ne evler, ne saraylar, ne köprüler, ne yollar inşaAllah! Yani diyecekler ki; "kardeşim" diyecekler, "ya kaç yıl oldu? Daha beş yıl oldu. Kardeşim beş yüz yılda yapılmayacak şey beş yılda oldu. Bu nasıl oluyor?" diyecekler. Şaşıracaklar. Bakın beş yüz yılda olacak bir şey beş yılın içinde olacak, göreceksiniz. Tabii. Milletin aklı duracak. Adrenalin eksikliğinden; bütün bu sıkıntıların kökeni budur. Aşk eksikliğinden, coşku eksikliğindendir. En güzel sanat eserleri hep aşk dolu insanların ruhundan teraş-u etmiştir. Osmanlıca konuşayım.
Evet, Berker Hocam seni dinliyoruz.
ALTUĞ BERKER:Hocam üstadın şu sözünü okudunuz; "sonra gelecek o mübarek zat, Risâle-i Nur'u bir program olarak neşir ve tatbik edecek." Şöyle söylediniz üstüne; "Hz. Mehdi (a.s.)'nin programları içinde Risale-i Nur olacak. Program olarak neşretmek ne demek? Radyo, televizyon, internet; o devrin tüm imkanlarından faydalanarak Risale-i Nur'un gerçeklerini anlatacak. Örtbas etmek isteyenlere karşı, samimiyetsizce tevil edenlere karşı geceli gündüzlü anlatacak. Risale-i Nur'u değiştirmeye kalkanların faaliyetlerini durduracak" dediniz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Kardeşim inanılır gibi değil. Bakın Allah aşkına kardeşlerimiz bir dikkatini toplasın. Bediüzzaman diyor ki; "Mehdi (a.s.) ve şakirtleri" diyor. "Hocam, kardeşim” diyoruz, “bak burada; ‘Mehdi (a.s.) ve şakirtleri’ diyor. Ne bu anlamı?" diyorsun. "Orada ‘şahs-ı manevi’ diyor, görmüyor musun?" diyor. Yani bu büyünün şiddetine bakın ya. "Burada bak ‘üç yüz’ yazıyor, hocam" diyorum. Gösteriyoruz, “üç yüz”. Yani ‘ü’ ve ‘ç’ harfleri ve ‘y’, ‘ü’, ‘z’. "Yok” diyor, "orada ‘yüz’ yazıyor" diyor, "‘y’, ‘ü’, ‘z’” diyor, “yazıyor" diyor. Yani biz söylüyoruz; "yüz" diyoruz. Onlar "üç yüz" diyor. Bu akıl alacak gibi değil.Öbürünü de gösterdik; “burada ‘bin sene sonra’ diyor, ‘Peygamberimiz (s.a.v.)’in vefatından bin yıl sonra” diyor, “yok” diyor, “üç bin yıl sonra” diyor. Bin nerede, üç bin nerede? Yüz nerede, üç yüz nerede? Yüzü; Bediüzzaman bütün eserlerinde, orijinal yazmaların hepsinde “yüz” yazıyor, tamamında. Üç yüz; bu sene çıkardılar. Yeni, yeni ilave.
ALTUĞ BERKER:Hocam siz olmasanız Allah-u alem oturturlardı ama siz kesin bir tek siz yapıyorsunuz, durduruyorsunuz, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Kardeşim bak, seçtikleri kelimelere bak; “Mehdi (a.s.) ve şakirtleri” mesela bunu çıkarıyor. “Yüz sene sonra gelecek” diyor “Mehdi (a.s.)” mesela; “yüz sene” en kilit kelime, onları çıkarıyor, o cümleleri çıkarıyor. Mesela “yüz sene sonra” diyor. Bakıyor; “yüz sene bitmiş zaten. Az, bir yetmiş yıl var. Ne yapalım? Hemen bir iki yüz yıl daha ilave.” Bir de bayağı sessiz sedasız ilerliyorlardı. Bayağı bir internet sitesine hakim olmuşlar. “Hop hemşerim” dedik, “ne oluyor?” dedik. Öyle deyince durdular, inşaAllah. Böyle üslupla da özellikle konuşuyorum ki, bir Mehdilik iddiam olmadığını görsünler diye. Özellikle avamî üslupla konuşuyorum. Çünkü öbür türlü diyecekler; “bak, Mehdi (a.s.) havasında, Mehdi (a.s.) üslubunda konuşuyor” diyecekler. Özellikle de biraz avamî dilin, işte hafif de diğer yöntemleri kullanıyoruz, inşaAllah.
“Selamun aleyküm Muhammed Adnan Hocam. Sizin sesinizden sorularımı duymayı çok özledim inşaAllah. Bir sorum var inşaAllah, uygun görürseniz. Hocam, ‘20.12.2010 çok hikmetli, tevafuk bir tarih’ demiştiniz.” Hülya kardeş, Hülya on bir dakikamız var güzel Hülya. Bunu yarın veyahut öbürsü gün anlatayım.
“Selamun aleyküm.” Aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. Bu ne sevgi, bu ne sevgi böyle? Yasin, Rize’den, Karadeniz’in aslanı, canım kardeşim benim, maşaAllah. Öyle coşkulu ki sevgisi anlatamam. Telefon numarasını da vermiş. “Hocam” diyor, “illaki görüşmek istiyorum” diyor. Yasin gelsin, görüşelim Yasin’le inşaAllah. MaşaAllah, maşaAllah. Öyle mütevazı, öyle sevgi dolu ki ifadeleri maşaAllah.
Bütün bu yazılar çok şimdi biraz uzun olacak. Bunları yarın inşaAllah. Biz yine Kuran’dan ayet okuyalım.
Sen bu köfteleri mi göstereceksin bize?
ALTUĞ BERKER: Müsaade ederseniz Hocam.
ADNAN OKTAR: Göster de bunları bir yiyeyim ben bunları.
-VTR- Sevimli Canlılar Resimleri
ADNAN OKTAR: “Gökyüzünde yılın en büyük görsel şöleni olarak nitelendirilen İkizler Göktaşı Yağmuru, 13 ve 14 Aralık tarihinde zirveye ulaşacak. Saatte yüz yirmiye yakın göktaşı dünyaya düşecek.” İkizler, iki, 7 Aralık’ta başlıyor, 17 Aralık’a kadar sürecek. Dikkat ediyor musunuz sözlere? Bak; “ikizler” iki, “saatte 120’ye yakın” yine iki. 2120, 120, 2010. 7 Aralık, 17 Aralık’a kadar devam ediyor. 14 Aralık’ta zirveye ulaşıyor. On dört, yedinin iki katı. Bir saatte yüz yirmi göktaşı. Saat iki gibi en yoğun seviyeye ulaşacakmış. Saat 22.00’de başlayacakmış. Bak ikileri görüyor musunuz, yoğunluğunu? Bak; “22.00’de başlıyor, saat 02.00’de en yoğun seviyeye ulaşacak” diyor. Allah ikilere dikkat çekiyor. Tekrarlayan ikiye inşaAllah. Mesela bu da Ahir zamanın harikalarından bir harika, gözü görene. Köre ben ne anlatayım? “Gözüm görmüyor” diyor adam. Görmüyorsa görmüyordur.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Oktar Hocam oralarda yoğun olarak dolaşıyor.
OKTAR BABUNA: Estağfirullah, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Gel gel. Biraz da Oktar otursun, sen kalk. Gel, gel. Oktar’ın bu beşinci geliş gidişi yani. Gel, cemal-i alini görelim gel şöyle. Alkışlar arasında gelmen lazımdı senin.
OKTAR BABUNA:Tam sizin yayın saatinizde Hocam, 22.00’de tam.
ADNAN OKTAR:Evet, Nemesis’le ilgili Berker Hocam bir şeyler gösterecekti herhalde.
-VTR- Nemesis
ADNAN OKTAR:Evet, Nemesis de biliyorsunuz dünyaya yaklaştırıldı. Kahverengi cüce, görülemiyor. Her an dev bir göktaşı, bir kuyruklu yıldız fırlatma gücüne sahip ve vurmuş da zaten. Bazı yıldızları vurmuş, parçalamış.
Oktar Hocam nasılsın?
OKTAR BABUNA: Estağfirullah Hocam, çok iyiyim elhamdülillah.
ADNAN OKTAR:Nihayet amacına ulaştın. Geldin gittin, geldin gittin, geldin gittin.
OKTAR BABUNA: Hocam, çok büyük şeref sizin yanınızda çıkabilmek, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Oktar hocam, anlat.
OKTAR BABUNA:Estağfirullah Hocam. Anlattıklarınızı yukardan takip ediyorduk zaten, maşaAllah. Allah’ın izniyle Hocam ezim ezim Mehdiyet geliyor, maşaAllah. Allah da sizi vesile ediyor, Allah razı olsun.
ADNAN OKTAR:Eze eze, söke söke, yırta yırta, bağırttıra bağırttıra, değil mi? Evet. Ama akşam İngilizce programlar nasıl oluyor? Bütün dünya dinliyor. İnternet girişleri, kardeşim yani ben bu derece yükseleceği aklımın ucundan geçmezdi- hayret edilecek bir sayıya çıktı.
OKTAR BABUNA:Sizin vesilenizle Hocam maşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Özellikle akşamları, mesela normalde bizim kırk, elli bin, altmış bindi ilk başlangıçta. En az iki yüz yetmiş binin üstünde oluyor. İki yüz yetmiş bin. Yani iki yüz yetmiş binin altına düşmedi. MaşaAllah, muazzam sayı. Hem televizyonun izlenme oranında muazzam bir yükselme var. Mesela ben Ankara’da bir araştırma yaptırdım; Ankara’da dinlemeyen yok. Yani üst bürokratlardan, devletin böyle kilit kademelerinde olan insanlardan yahut orta dereceli yüksek bürokratlardan dinlemeyen, izlemeyen aşağı yukarı yok. MaşaAllah. O kadar yüksek maşaAllah.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah, biz de hayret ediyoruz Hocam. Sizin söylediklerinizi devlet başkanları tekrarlıyor, dünya çapında politikacılar tekrarlıyor, bilim adamları tekrarlıyor, elhamdülillah. Mesela sırf şu bile; “ekonomik kriz 2014” demiştiniz, bütün dünyanın otoriteleri “2014” diyorlar ekonomik krizin sonu için. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:Şimdi yalnız 2014’ü ben şartlı söyledim. Allah’ı, dini sevecekler, Mehdiyet’e muhabbet duyacaklar; yoksa bağıra bağıra çökerler, iyice çökecekler söyleyeyim. Yani Allah’ı unutan bir ekonomi, Allah’ı unutan bir dünya olamaz; mutlaka ezilirler. Söz dinleyecekler. Sözümün doğru olduğunu anladılar. Çünkü IMF’in benim sözümü olduğu gibi alması demek ki masonluk çok iyi takip ediyor, dünya masonluğu çok iyi takip ediyor ve sözlerimin metafizik kaynaklara bağlandığını da çok iyi anlamışlar. Çünkü benim açıklamam teknik bir bilgiye dayalı değil; onların açıklaması teknik bilgiye bağlı. Sorun bakayım IMF’e; yani bir ekonomik, teknik delile dayalı olarak mı söylemişler? Tamamen metafizik bilgiye dayalı olarak söylediler.
Böyle dilim sürçüyor ya arada sırada. “Hocam” diyor bir tanesi kardeşimizin, yazmış; “tamam” diyor. Şimdi onu kasten yaptığımı düşünebilirler bir kısmı, halbuki hakikaten dilim sürçüyor zaman zaman. Çok şekerler maşaAllah, hüsn-ü zannı. Allah onları Mehdi (a.s.) etsin inşaAllah. Mürşitlerimizi Mehdi (a.s.) etsin, büyüklerimizi Allah Mehdi (a.s.) etsin. Yeter ki İttihad-ı İslam olsun. Allah kim layıksa ona nasip etsin inşaAllah.
Evet, iki dakikamız varmış. Kapanış konuşmasını yap sen inşaAllah. Ben de bir ayet okuyabilirim, inşaAllah.
SUNUCU:Bizi yarın 22:00’den itibaren HarunYahya.Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Gaziantep Olay TV’den takip edebilirsiniz.
ADNAN OKTAR:Ya Allah, bismillah. Açtım, neresi geldi? Ahzab Suresi. “Ve sizi” diyor Cenab-ı Allah 27’nci ayette. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Onların topraklarına, yurtlarına, mallarına ve daha ayak basmadığınız bir yere mirasçı kıldı. Allah, her şeye güç yetirendir.” Ne anlatılıyor burada? Mehdiyet. Hani Mehdi (a.s.) ile ilgili ayet yoktu? Ebcedi de 2079. En ihtişamlı son yıllar, inşaAllah. “Allah çok güçlüdür, üstün ve galib olandır.” 25’inci ayet. Ebcedi de 2000 tarihini veriyor. “Allah, inkar edenleri kin ve öfkeleriyle geri çevirdi, onlar hiçbir hayra varamadılar. Mücadelede (cihatta) Allah (nasib edici olarak) mü'minlere yetti” diyor Allah. “Ben size yeterim” diyor. “Allah çok güçlüdür, üstün ve galib olandır.” Hizbu’l-galibun; Allah hizbi galip olandır. 2000 tarihini veriyor ebcedi. “Allah'a ve elçisine itaat edin ey Ehl-i Beyt” ey Ehl-i Beyt, münafıkların düşman olduğu Ehl-i Beyt, Peygamberimiz (s.a.v.)’in soyu “gerçekten Allah, sizden kiri (günah ve çirkinliği) gidermek ve sizi tertemiz kılmak ister.” MaşaAllah. 33’üncü ayet, Ahzab Suresi 33. Her ikisi de 33, çok manidar. Evet, ayet de sure numarası da 33, Ehl-i Beyt’ten bahseden.
Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Web siteleri
Devamı ...Kitaplar
Devamı ...