SUNUCU: İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam www.HarunYahya.TV, Mavi Karadeniz Radyo, Gaziantep Olay TV, Ankara Beypazarı Seyelan TV, Çorum Kanal 19, Mardin Kanal 47, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Uşak Egem TV ve harunyahya.tv’den canlı olarak yayınlanan Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri programına hoş geldiniz. Buyrun Hocam.
ADNAN OKTAR: Şimdi çok önemli bir olay var. Sen önce onu bir vurgula. Sultanlar Sultanı yanımızda onu bir söylemen lazım.
NADİDE SULTAN: Estağfirullah.
ADNAN OKTAR: Nadide Sultan da bizle beraber. Baktım çok candan, gördünüz. Üslup, nezaket, sevgisi, her şeyi çok güzel. MaşaAllah. Tam Osmanlı Hanımefendisi maşaAllah. Tabii, çok çok güzel. Tam Cumhuriyet kızı maşaAllah. Çok çok güzel.
NADİDE SULTAN: Teşekkür ederim. Sağ olun, onlar sizin güzelliğinizden kaynaklanıyor. Çünkü herkesle aynı, ben yakalamak isterim elbette. Bir gün herkesin birbirine merhaba dediği bir sabaha uyanmak isterim. Herkes o şekilde karşılık veremiyor veya aynı samimiyeti bulamayabiliyorsunuz. Bunun karşınızdaki insanlarla çok ilgisi var diye düşünüyorum.
ADNAN OKTAR: Mesela ne güzel, nezaketin çok güzel, üslubun çok güzel, sevgi anlayışın çok güzel, gayet şen, insancıl. Ama insanlar egoist, bencil oldu. Bütün dünyada bu yaygın yani Deccaliyet’in hakimiyetiyle. Bak o sözün ne kadar güzel. Tabii sabah kalktığımızda, sokağa çıktığımızda çöpçüye selam verelim, o bize selam versin, hal hatır sorsun. Bakkala selam verelim, neşeli canlı bir hayat başlasın. Dışarıya insanlar çıkmak için can atsın. İnsanlar dışarı çıkmak istemiyorlar. Asık suratlar, ters konuşmalar. Mesela; mağazaya gidiyor, çocukcağız zaten üç beş metre karelik bir yerde akşama kadar. Bir şey soruyor; “Ne kadar fiyatı?” diyor. Hemen tersliyor, “niye zam yaptınız buna?” Sanki çocuk, çocuk orada zaten tezgahta çalışan bir çocuk o, zam ne alaka, onu ne ilgilendirir zam? Onlar da artık yıldırılmışlar, onların da yüzü düşük ve soğuk. Çok sevgisiz oluyorlar. Halbuki pırıl pırıl bir sevgi olması lazım. İnsan kendi evladını görür gibi orada şefkat göstermesi lazım. Gönlünü alması lazım. O güzel günler en fazla bir 10 yıl içerisinde, yakında göreceğiz inşaAllah.
NADİDE SULTAN: İnşaAllah. Allah kısmet etsin hepimize. Çünkü öyle bir noktaya gelmek için öyle yetiştirilmek lazım. Bir şey yaşayıp ondan sonra bir özüne dönmeyi öğrenmek lazım o maneviyatı yaşamak için. Genelde de insanlar maalesef bir şey yapamadan maneviyata dönmüyor. Öyle bir durum var. Ya da dediğim gibi aileden öyle yetişecek. O maneviyatla yetişecek ki görüyoruz yani belli ediyor insanlar kendilerini iyi aileden yetişmiş, iyi anne-babadan yetişmiş. Hani derler ya gerçi hani bir alimden bir zalim bazen öyle şeyler de olabiliyor ama genelde iyi yetiştirilen ailelerin çocukları hakikaten kendini de bilen, kendi içine dönmeyi de bilen, empati de kurabilen, hoşgörülü, güzel insanlar oluyor diye düşünüyorum.
ADNAN OKTAR: Ama bak sende, iltifat olarak söylemiyorum, gerçekten güzel bir kişilik var, farklı. Ben birçok kişiyi tanıyorum. Çevrem benim çok geniş yani ben, bilinenlerin yanında bilinmeyenler %95’tir. Çok çok geniş çevrem var. Hakikaten çok güzel bir kişiliğe sahipsin. Ses tonun çok güzel, çok dinlendirici, güzel akıcı konuşuyorsun, çok sevgi dolusun, seçtiğin cümleler hep sevgi cümleleri ve pozitif. Allah içini aydınlatsın. Allah hidayetini arttırsın. Allah şevkini arttırsın.
NADİDE SULTAN: Amin, herkesin.
ADNAN OKTAR: Bağnaz karanlık insanların sevgisizliğine karşı böyle sevgi dolu güzel bir nesli Allah en kısa sürede ortaya çıkarsın inşaAllah. Bağnazlığın yani dinsiz bağnazlığın, güya dindar gibi görülen bağnazlığın da ezici ruhunu Allah, çirkin ruhunu tamamen yeryüzünden kaldırsın. İnşaAllah.
NADİDE SULTAN: Amin yani o zaten lafınızı böldüm Hocam. Hani galiba en korkuncu da o hani alim sınıfından gibi olup da çok bağnazlığıyla, tutuculuğuyla insanları yanlış yere götüren insanlar var. Onları gördükçe hakikaten üzülüyorum. Ama bu biraz da bizim bir şeyler okumamamızla ilgili galiba.
ADNAN OKTAR: Üzülmüyorsundur, şevkin artıyordur. Okumasan da arifsin. Çünkü Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ümmi idi. Okuma yazması yoktu. Kuran gelmeden önce de çok arifti, olgundu. Hz. İbrahim (a.s.)’in bakiye dini ile çok güzel huyluydu, güzel ahlaklıydı. İnsanın arif olması çok önemlidir. Mesela gidersin dağ köyüne cahil, çobandır ama ariftir. Yani lafını, sözünü bilir. Geçenlerde birisi demişti ya bir kereta “çobanlarla aynı konumda mı olacağız?” diye. Çok hatalı bir söz. Mesela bir çoban sürekli Allah’ın güzelliklerini temaşa eder. Allah’ın yarattıklarını temaşa eder. Hz. Musa (a.s.) da çobandı. Kuran bunu özellikle belirtiyor, Cenab-ı Allah çobanlık yaptığını. Ama Peygamberdir. Demek ki eğer insan isterse Allah’ın delillerinden çok alim olabilir, arif olabilir, derin düşünebilir. Ben de seni öyle görüyorum. Allah senin gibi güzel insanların, güzel huylu, güzel kalpli, vicdanı temiz insanların sayısını artırsın.
Ben dün de söyledim. Bu internet sitelerine bakıyorum. Müslüman bir internet sitesine girdiği zaman insanın içi açılması lazım değil mi? Böyle aşk buram buram olması lazım, Allah aşkı, Allah sevgisi, Allah’a olan coşku, Resulullah (s.a.v.) coşkusu, Resulullah (s.a.v.) sevgisi, güzel çocuk resimleri, güzel canlılar bunları görmemiz lazım. Güzel sözler, affedicilik, şefkat, merhamet, dostluk. Kin ve nefret akıyor. Kardeşim Allah’tan niye coşkuyla bahsetmiyorsun? Madem bu kadar Allah’ı seviyorsunuz değil mi? Ki sevmeniz lazım. Allah’tan coşkuyla bahsedin, sevgiyle bahsedin. Resulullah (s.a.v.)’dan sevgiyle bahsedin, sahabelere olan sevginizi anlatın. Bu bir ibret vesilesidir. Bu tip siteler bence arkadaşlar indirsinler, 10 yıl ilerisi için bir saklasınlar. Yani bu nesil nasıl bir dönemden geçtiğini Allah onlara gösterir. Yani bu tarz internet sitelerinin o yorumlar bölümünü, yazarların konuşmalarını, bir şey olmaz. Emek verip bir yerde saklasınlar. 10 yıl sonra onu yeniden bir gözden geçireceğiz.
NADİDE SULTAN: Yani Allah bütün vasıfları bizim ruhumuza üflerken, hepimiz de onun birer parçasıyız. Bir anne ne kadar hoşgörülüyse evladına onun zaten ona üfleyen o, onun kaynağı orada. Yani hoşgörünün, merhametin kaynağı orada, Allah kullarına o kadar haşa kötü davranabilir mi? Davranmayı cıs cıs diye öğretebilir mi? Yani aslında bütün ben yine okumamaktan geleceğim, benim düşüncem bu. Evet kesinlikle insanın ruhunda olan bir şey arif olmak ama Allah öyle bir çiçek gibi bataklıkta açan bir çiçek gibi öyle kimilerini arif yaratabiliyor. Ama genel olarak hepimizin insan olduğumuz için okuyarak öğrenmesi gereken çok şey var.
ADNAN OKTAR: Tabii tabii.
NADİDE SULTAN: Özellikle Kutsal kitabımızı okumuyoruz. Ondan sonra hep ‘birileri okusun da bana öğretsin’ci olduğumuz için de işte o dediğimiz hani cıs diyen insanlar var ya onların peşine takılıp yanlış şeyler öğreniyoruz ve ikinci ağızdan, üçüncü ağızdan öğrendiğimiz şeyleri bir de kalkıp başkalarına öğretmeye kalkıyoruz. Ne yapıyoruz? Bazı insanları soğutuyoruz. Bazı yaşlarda, bazı anlarda insanlar hassas olurlar. Yani tam böyle etkilenme dönemlerine gelir ve Allah affetsin çok büyük günaha girebiliriz. Çok büyük yanlışlar yaptırabiliriz. Ben ondan dolayı hani hep hoşgörü hoşgörü ve okumak diyorum. Başka da hiçbir şey söylemiyorum. Yani onun çok önemli olduğunu düşünüyorum.
ADNAN OKTAR: Doğru söylüyorsun tabii bilgi çok şey fark ettiriyor. Buna zaten Kuran ayetle, Cenab-ı Allah açıklama getiriyor. “Allah’tan ancak alim olanlar korkar” diyor. İlim sahibi olanlar, hakkıyla korkan onlar oluyorlar. İlim sahibi olanlar yani bilimle uğraşanlar. Mesela genetiği inceleyen bir insan, fizikçi, çok detaylı Allah’ın sanatını, grift yönlerini gören bir insanın Allah’tan korkusu şiddetli oluyor. Ama tabii Allah korkusu insanların ateşten korkusu gibi, bir silahtan korkusu gibi veyahut kurttan korkusu gibi değil. Allah korkusunda aşk vardır. Yani sevdiğini darıltmamaya yönelik bir derinliği vardır.
NADİDE SULTAN: Çok güzel, işte bu herhalde hassas nokta. Sevgiyi kaybetmekten korkmak.
ADNAN OKTAR: Evet yani Cehennem’den yanmanın çok daha üstündedir o, Allah’ı darıltmak. Yani onun acısı çok çok daha şiddetlidir, çok daha azap vericidir. Müslüman, Allah’ı darıltmaktan çok kaçınır. Onun üstünde durur. Tabii ki Cehennem azabından çekinir yani o bir terbiyedir, ruhumuzda güzellik meydana getirir. Ama mümin, muttaki, samimi bir insan hiçbir şekilde Cehennem’e gitmez. Yani samimi bir Müslüman Cehennem’e gitmez.
NADİDE SULTAN: Ben de öyle düşünüyorum.
ADNAN OKTAR: Evet, samimi Müslüman gitmez. Bir de Allah’ın bize karşı ne kadar müşfik olduğunu, ne kadar sevgi dolu olduğunu, yarattıkları şeydeki intizam ve mükemmellikten de ayrıca görüyoruz. Mesela bir insanın hücresine girdiğimizde, hücre yapısına baktığımızda, kromozomlarını incelediğimizde, mesela kromozomlarda yanlış bir harf varsa onu özel olarak tespit edip, haber veren proteinler var yani ruh sahibi bir varlık. Ama proteinden oluşuyor. Proteinden bir insan var. Tek molekülden oluşmuş bir insan ve insan zekasının üstünde bir zekaya sahip. Çok çok yani insan zekasıyla kıyaslanmaz proteinin zekası. Çünkü hiçbir insan, küçültülse kromozomun içine girse, kromozomun içerisindeki o hatalı harfi bulamaz. Çünkü milyarlarca kitaptan oluşmuş bir kütüphane düşünün oradaki yanlış bir harfi bulacaksın. Karanlıkta bir insana “git bul” desen, nasıl bulsun? Bulamaz yani mümkün değil, kitlenmiş. Ama o protein eliyle koymuş gibi gidip buluyor ve haber veriyor. Adamlar da imar ediyorlar, eksiğin ne olduğunu biliyorlar. Alıp o eksiği, getirip oraya tak takıyor adam. Geliyor kontrol ediyor adam. Diyor ki; “tamam kapatabilirsiniz arkadaşlar” diyor. Diğer açan proteinler de fermuarı kapatıyorlar. “Hadi kapatıyoruz” diyorlar. “Bu tamirat tamam.” Ama bunu bir tane, iki tane, milyon kere yapmıyorlar. Saniyeler içerisinde, yıldırım hızıyla yapıyorlar vücut içerisinde. Bak Allah’ın sonsuz aklının tecellileri bunlar inşaAllah. Ama tabi bu derece detaylı incelenmediğinde bunları bir insan göremez yüzeysel baktığında. Ama yüzeysel baksa bile güvercinleri görse. Bak mesela senin kedin. Adı neydi o köftenin?
SUNUCU 2:Boncuk.
ADNAN OKTAR: Boncuk, boncuğu getirin bir tanıştıralım. Kız mı, erkek mi o?
SUNUCU 2: Kız.
ADNAN OKTAR: Boncuk Hanım gelsin. Boncuk Hanım bekleniyor şu an. Mesela onun yavrularını yalaması kedinin, Allah ona mesela çok yırtıcı, vahşi hayvan. Nasıl titiz, nasıl özenli değil mi? En ufak bir şeyde, kaybolduğunda gidip bağıra bağıra hemen arıyor, buluyor, enselerinden tutuyor, güvenli bir yere götürüyor, yalayıp temizliyor. Sen şimdi onlara bir göster.
NADİDE SULTAN: Allah’ım maşaAllah, bu senin kedin mi? Çok güzel, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Berker’im bir göstersene, yüzünü göster. Boncuk dünya şekeri. Mesela Allah, bakıyorum bana hayvan fotoğrafları getiriyorlar. İşte tavşan yavrusu, eşek sıpası, atın genci, krik böyle kollarım kasılıyor, ne kadar tatlı bir şey bunlar? Yani insan görse Allah vermesin, seveceğim diye bir şey yapabilir. Müthiş şekerler, bu kadar tırmalayıcı bir güzellik vermesi Allah’ın onlara zaten Rahman Rahim isminin tecellisi. İstisnasız, hepsinde.
NADİDE SULTAN: Hem Rahman var.
ADNAN OKTAR: Acayip. Tabii Rahman ve Rahim isminin tecellisi. Mesela; köpek yavrularına bakıyorum acayip şeker, kuyruk kudurmuş gibi sallıyor böyle zevkten, neşeden. Her biri ayrı tatlı ama hayvanlara ulaşmak o kadar kolay olmuyor. Halbuki devletin böyle bir imkan sağlaması lazım. Bize yani her yerde, her sokakta, her mahallede büyük çiftlikler olması lazım. Değil mi? Hem orada güzel meyve ağaçları olacak, meyve ağaçlarını bir görelim ve güzel hayvanları görebilelim, bir sevebilelim. Sevemiyoruz yani çok zor. Mesela bir kediyi sevmek bile lüks, bir tavşanı sevmek lüks. Halbuki çok kolay sevmemiz lazım ki öbür takım her biri birbirinden tatlı. Mesela eşek sıpası acayip tatlı bir şey, ona sarılmak. Yani acayip tatlı bakıyor.
NADİDE SULTAN: Evet çok, keçilerin yavruları da çok sevimlidir.
ADNAN OKTAR: Evet maşaAllah.
NADİDE SULTAN: Ben bu arada kirpi hiç görmemiştim. Eğer dediğiniz gibi, hayal ettiğimiz gibi her mahallede olsaydı, bütün hayvanları çocukken incelemem olacaktı. Geçen sene kirpinin neye benzediğini gördüm. Hayatımda bu kadar tatlı bir hayvan görmedim ben.
ADNAN OKTAR: Çok şeker.
NADİDE SULTAN: Öyle güzel bir surat olamaz. Allah öyle bir dikenin içine, öyle bir surat koymuş ki tavşanla, kedi arası bir surat.
ADNAN OKTAR: Acayip sevimli, boncuk gibi, burnu da boncuk gibi.
NADİDE SULTAN: Çok tatlı.
ADNAN OKTAR: Geçenlerde bizim çocuklara “bana bir kirpi alın” dedim. “Annesiyle yavrusunu birlikte alın” dedim. “Tamam Hocam” dediler. Gittiler, aldılar, geldiler. Kutunun içinde böyle, karton kutunun içinde annesi akıllı akıllı bakıyor, ufaklık da köfte o da anasının dibinde, o da bana akıllı akıllı bakıyor. Gece 12 gibi falan gelmişti. “Sabah ben bunları seveyim, şimdi acele etmeyelim, biraz da yiyecek koyun” dedim. Sabah bir kalktık, oluk gibi açılmış kutu ikisi, annesiyle beraber pırr kaçmışlar. Geçen günler yine bahçede gördüm. Pıtır pıtır geziyorlardı. Kedi peşinden gidiyor, burnunu değdiriyor, tabii kedi geri burnunu çekiyor. Zaten bırakacaktım bahçeye ama çok iyi oldu, hoşuma gitti. Gece onunla mı uğraşacak hayvan kutunun içerisinde, tabii ki kaçması gerekir.
NADİDE SULTAN: Doğasına gidecek.
ADNAN OKTAR: Evet, mesela sincap da öyle kapalı yetiştirilemiyor. Yazık hayvan çok rahatsız oluyor. Doğada çok iyi oluyor, acayip keyfe geliyor. Mesela benim sincabım vardı. Kapalıydı, baktım hayvan çok sıkılıyor. Çünkü atlıyor, geri geliyor, atlıyor, geri geliyor, sıkıldı. Açtım kapağını, ormana girdi. Offf bayıldı yani böyle acayip hoşuna gidiyor. Bizim böyle su oluğu vardı. Gitmiş onun üstüne çıkmış, orada patisiyle böyle duruyor. Misafir vardı. “Aaa sincap” dedi böyle, müthiş şaşırdı.
NADİDE SULTAN: Onlarda çok tatlı hayvanlar şöyle yiyorlar ya tutup.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Hayır diş komik, burun komik, yeme şekli komik, hepsi komik adam.
NADİDE SULTAN: Bir de elleriyle tutuyorlar, şöyle tutuyor.
ADNAN OKTAR: Evet patisiyle haşur huşur temizliyor. Müthiş akıllı, bir de gömüyor da uyanık. Mesela bir fıstık falan olduğunda gömüyor.
NADİDE SULTAN: Aa öylemi sincaplar?
ADNAN OKTAR: Tabii tabii. Mesela meşe palamudu falan oluyor. İlerde yemek için patisiyle onu kudurmuş gibi böyle eşiyor, koyuyor, içini kapatıyor.
NADİDE SULTAN: Buz Devri’nde vardı gömüyordu sürekli ondan gömüyormuş.
ADNAN OKTAR: Yalnız bir sorun var. Bu uyanıklar sonra unutuyorlar. Koyduğu yeri unutuyor. Berker’im sen neler anlatacaksın?
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam. Uygun görürseniz medyada bugün dikkat çeken bazı haberler vardı konuşulan.
ADNAN OKTAR: Tamam bakalım.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah. Sayın Dış İşleri Bakanı’nın açıklaması vardı Hocam inşaAllah. Ahmet Davudoğlu, “Türk halkının Avrupa Birliği’ne ilgisinin azaldığını, bundan sonra Türk kökenli Orta Asya Cumhuriyetleri ile yeni bir dönemin başladığını ve bundan sonraki süreçte Türkiye’nin bölgede üçlü, dörtlü birliklerinin ön plana çıkacağını” söylemiş Hocam. İnşaAllah
ADNAN OKTAR: Hay maşaAllah. Görüyor musun Müslüman Türk evladını? Fatih Sultan Mehmet gibi maşaAllah ve Türk-İslam Birliği’nin imzası işte bu bak. Bütün Türk devletlerinin birleştirilmesi ki yüz yıllık idealimizdir.
ALTUĞ BERKER: Sayın Dış İşleri Bakanı’nın söylediği birlikleri Hocam siz kaç senedir söylüyorsunuz Allah’ın izniyle. Söyledikleriniz 1200’ün üzerinde gerçekleşti. Her söylediğiniz gerçekleşiyor maşaAllah. Şimdi Osmanlı Milletler Topluluğu gündemde, Türk-İslam dünyasının birlikteliği inşaAllah. Siz bunu 2008’de, 21 Kasım’da şöyle ifade etmişsiniz Hocam MPL televizyonunda ; “Dünyanın yeni bir Osmanlı’ya, modern bir Osmanlı’ya ihtiyacı, insanın suya ihtiyacı gibi” demişsiniz. Uzunca anlatmışsınız. “Bunun sonucunda huzur ve istikrar da olacağı için bereket ve bolluk, rivayetlerin açıklamasıyla yani yağmur gibi olacak, müthiş bir ferahlık olacaktır. Çağımız Osmanlı çağıdır, Türklük çağıdır, Türk-İslam Birliği çağıdır. İslam’ın sosyal adaletinin, güzel ahlakının hakim olma çağıdır. Bunların hepsini önümüzdeki 10, 15 yıl içinde göreceğiz inşaAllah” demişsiniz Hocam. Söyledikleriniz gerçekleşiyor birer birer maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ama bu ne kadar şaşırtıcı. Mesela; Bediüzzaman söylüyor bunu, Peygamberimiz (s.a.v.) söylüyor, ben de onların anlattığıyla söylüyorum. Ve hakikaten 10 yıl içerisinde bir Türk-İslam Birliği olacak.
NADİDE SULTAN: İnşaAllah Hocam, inşaAllah
ADNAN OKTAR: Hakikaten ben de hayret ediyorum. Bak ben bizzat içinde olduğun halde ben hayret ediyorum. Hakikaten oluyor. Hakikaten hepsi teker teker gerçekleşiyor. Kimse de durduramıyor.
NADİDE SULTAN: Umarım terör de dediğiniz gibi aynı şekilde durdurulur.
ADNAN OKTAR: Hem nasıl. Şimdi Türk-İslam Birliği olunca sen diyeceksin ki, “PKK’lılar ne yapıyor?” diyeceğiz. “Nerede ki?” diyecekler adamlar. Yani kalmaz adam, buhar olur. Var ya şimdi adamlar ne yapacağız? Öyle bir konu kalmaz. Onlar o kokuyu aldığında daha kurulmadan araziye geçerler. Yok olurlar. Ama bu durumda parçalanmış olunca tabi parçalanmışa saldırırlar. Yani İslam alemi yaralı, Türklük alemi yaralı şu an delik deşik olmuş durumda, yere düşmüş. O zaman işte kurtlar, çakallar saldırır, parçalarlar. Her yeri parçalamaya çalışıyorlar. Mesela; Irak’ı parçalamaya çalışıyorlar, Afganistan’ı parçalamaya çalışıyorlar, Türkiye’yi parçalamaya çalışıyorlar, İran’ı parçalamaya çalışıyorlar. İran için hedef; İran’ı ikiye bölmek istiyorlar. Şii İran, Sünni İran, Türk İran, Farisi İran. Parçalara ayıracaklar. Hatta Mecusi İran yani büyük bir bölümünü tabii küçük küçük. Diyor ki adam; kardeşim, “Büyük Ortadoğu Projesi demokrasi projesidir” diyor. “Demokraside halklar istedikleri gibi kendilerini yönetirler” diyor. “Şimdi burada bir Türkler var mı? Ayıralım, İranlılar var, onları da ayıralım. Bu arkadaşlar da Sünni, siz şöyle geçin arkadaşım. Sizde Şii’siniz şöyle geçin. Vahabi arkadaşlar kimler siz de parmak kaldırın. “Biziz” diyorlar. Hah sizde şöyle geçin, çekin bakayım sınırları şöyle” diyor. Şimdi Irak’ı da üçe bölüyorlar.
NADİDE SULTAN: Allah esirgesin.
ADNAN OKTAR: Tabii Peygamberimiz (s.a.v.) söylüyor; “üçer bölecekler. Mehdi (a.s.) gelip birleştirecek” diyor. Onlar bölecek, Mehdi (a.s.) birleştirecek. Mesela yobazlar da var gücüyle Şiileri dışlamak, Alevileri, Bektaşileri dışlamak, hatta doğrama peşindeler. Yani Cübbeli’yi tenzih ediyorum. O da diyor gerçi ama o cahilliğinden diyor. O da “pırasa gibi doğrayacak” diyor. Göstersene onun filmini Nadide Hocam görsün.
NADİDE SULTAN: Estağfurullah, Alevileri mi?
ADNAN OKTAR: Alevileri, Bektaşileri, hepsini doğramak gerekiyormuş. Söylüyor adam. “İran’ı da Allah yıksın, perişan etsin, parçalansın ” diyor.
NADİDE SULTAN: Biraz esprili bir tarzı var. Belki espri yapmıştır.
ADNAN OKTAR: Keşke öyle olsa.
NADİDE SULTAN: Umarım espri yapmıştır. Çünkü yani zannetmiyorum.
ADNAN OKTAR: Gönlümüz öyle olmasını... Keşke çıksa da dese “ben espri yaptım, ağzımdan kaçtı, yanlışlıkla söyledim” dese keşke.
NADİDE SULTAN: İnşaAllah öyledir, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bakalım.
VTR: Cübbeli Ahmet Hoca: Allah, İran’ın Karışıklığını Arttırsın!
ADNAN OKTAR: Cübbeli benim iyi anladığım, iyi yemek yapar bu pırasa doğramayı biliyor. İnsan doğrayacağına, pırasa doğra değil mi? Bir mutfakta görev versinler, getirsinler, pırasaları doğra. Alevilerin, Bektaşilerin kılına dokundurmam, kılına. Ne tek kelime söz söyletirim. Dünya iyisidir. Benim akrabalarım vardı. İki eniştem de Aleviydiler. Çok şahane insanlardı, bayağı efendi, nezaketli, dindar, Allah’tan korkan.
NADİDE SULTAN: Merhametli.
ADNAN OKTAR: Merhametli, böyle coşkulu, hürmeti çok güzel bilen, çok nezih insanlardı. Hepsi öyledir. Ben Hacı Bektaş’ta da kalmıştım bir süre. Hacı Bektaş’a gitmiştim. Halkıyla tanıştım, çok şahane insanlar, çok temiz, misafirperver, çok olgun, hayvanlara karşı sevgi duyar, bitkilere karşı sevgi duyar, Hacı Bektaş’ın özelliğidir biliyorsunuz. Resimlerinde de vardır. Kucağında aslan, geyik falan hep beraber inşaAllah. Dolayısıyla Şiiler, Caferiler, Vahabiler, Sünniler, hepsi la ilahe illallah diyenler, herkes Müslüman ve muttakidir, tertemizdir. Başı açık olan, başı kapalı olan. Şimdi başörtülü olanlara da, onlara da “fasık”, hatta “Cehennem'in odunu” diyorlar onlara, bak başörtüsü olduğu halde. “Ne olması gerekiyor?” diyoruz, “çarşaf olması gerekiyor.” Peki çarşaf örttüğünde kurtarıyor mu? Yine olmuyor, yine Cehennem odunu oluyor. Çünkü gözleriyle günah saçıyor. Gözleriyle yani gözlerini de yok etmek gerekiyor. Tek gözünü kapatıyor, o da kurtarmıyor. “Onu da kapatması gerekir” diyor. Yani böyle tekfir ve fasıklıkla birbirlerini sapkınlıkla suçlayarak müthiş bir nefret yapılanması.
NADİDE SULTAN: Asıl sapkınlık bence o.
ADNAN OKTAR: Asıl sapkınlık budur, asıl günah budur ve fitnedir bu. Peygamberimiz (s.a.v.) zamanında yine böyle fitne çıkarmaya kalkmışlardı. “Fitne katilden beterdir” diyor Cenab-ı Allah ayette. Şeytadan Allah’a sığınırım. Yani “insan öldürmekten daha kötüdür” diyor Allah. “Katilden daha beterdir.” Suç olarak da cezası çok ağırdır İslam’da, çok ağırdır İslam’da. Ne göstereceksin Berker?
ALTUĞ BERKER: Sizin kirpiniz Hocam, yavrusu.
NADİDE SULTAN: Bakın ya böyle bir tatlılık olabilir mi?
ADNAN OKTAR: Adamın poz vermeyi görüyor musun?
NADİDE SULTAN: Şu ellere bak.
ADNAN OKTAR: Çeneye koymuş elleri.
NADİDE SULTAN: Gerçekten çok sevimli bir hayvan değil mi?
ALTUĞ BERKER: Bir tane daha var.
NADİDE SULTAN: Bir de elini koymuş bak.
ADNAN OKTAR: Yürüyüş çok komik oluyor. Çalıların arasında falan torpil gibi gidiyor. MaşaAllah.
NADİDE SULTAN: Hocam, şey hani vakti gelmişken söyleyeyim konu değişir diye, kendi fikrimi. Öncelikle baktım 1996 yılı yazıyor. Umarım insanın fikirleri değişiyor. Belki fikirler değişmiştir, yumuşamıştır, kalp yumuşamıştır, bir hatayla ağızdan çıkan bir şeydir o ya da öyle düşünmek istiyorum. Bir de özellikle hani demin de dedim ya dinimizle uğraşan kişilerin daha sevgi dolu şeylerden bahsetmesi, hani sizde demin onun üzerinde durdunuz. Hani doğramak, kesmek, biçmek, işte ne bileyim bu tip irrite edici cümlelerden kaçmak gerektiğini düşünüyorum. Haşa, Allah bütün kullarını affetmek için bahane ararken neredeyse, affetmek için kimsenin onun yerine ahkam kesmeye hakkının olduğunu düşünmüyorum. O Cehennem’lik, o Cennet’lik, o değil, o öyle, o böyle, yok Hıristiyan Cennet’e gitmeyecek. Yani bana öğretilen, benim bildiğim, benim okuduğum kutsal Kitabımızdan ve diğer kitaplardan okuduğum kadarıyla tek bir inancı olan herkes Allah’ın kulu.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah senin üslubun, ruh halin çok çok güzel maşaAllah. Çok candan, samimi Müslüman üslubu var ve seni dinleyenler de çok hoşnut oluyordur, bayağı güzel. Cübbeli’yi tabii ki terbiye etmeye çalışıyorum. Çok da değişti. İttihad-ı İslam’dan hiç bahsetmiyordu. Bunu sana söyleteceğim dedim. İki yıldan beri uğraşıyordum. Geçen günler Berker’e telefon açmış. “Ben söyleyeceğim. Hocamla da barışalım” demiş. “Türk-İslam Birliği’ni, İttihad-ı İslam’ı istediğimi söyleyeceğim televizyonda” demiş. Usulen birisine bir soru sordurdu. Sonra söyledi ama bayağı vurgulaya vurgulaya. Birde Alevileri şimdi kabul etti. Bak iki yıldan beri uğraşıyordum, onu kabul etti. Diyor ki; “Ehli kıbledir onlar da” diyor. Hele şükür.
NADİDE SULTAN: Aman Allah razı olsun sizden.
ADNAN OKTAR: Hele şükür. Pırasa gibi doğranmaktan, Ehli Kıble olmaya döndü. Şimdi Ehli Kıble olunca kesemez pırasa gibi. Güya kesecek yani. Ama kesme korkusu o kadar gelmiş ki diyor ki; “Mehdi (a.s.) çıkınca beni de kesecek” diyor. Bunu da kesecekmiş Mehdi (a.s.), bir de öyle bir korkusu var. Mehdi (a.s.) seni niye kessin, ne uğraşacak senle. Mehdi (a.s.) sevgi insanıdır, şefkat insanıdır, merhamet insanı, dostluk insanıdır.
NADİDE SULTAN: Hz. Mehdi (a.s.), Hz. İsa (a.s.)’nın kendisi değil mi?
ADNAN OKTAR: Hz. İsa (a.s.) Mehdi’dir tabii o da Mehdidir. Fakat Müslümanların Mehdi’si vardır.
NADİDE SULTAN: Beklediğimiz Mehdi (a.s.)
ADNAN OKTAR: Asıl Mehdi odur. Bir tane Mehdi vardır. Asıl Mehdi ama lakabı olarak İsa Mesih (a.s.)’tir. Fakat sorulduğunda hükmü ne denildiğinde o da bir Mehdidir. Ama beklenen Mehdi-i Azam’ın vakti şu andır. Bunu bir kısım kardeşlerimiz gizlese de bir kısmı açsa da bir gerçek. Mehdi-i Azam’ı görecekler, büyük Mehdi (a.s.)’yi görecekler.
NADİDE SULTAN: Bizler görebilecek miyiz acaba?
ADNAN OKTAR: Tabii tabii, inşaAllah. Yani bu nesil Mehdi (a.s.)’yi görecek. Bediüzzaman söylüyor. Eğer güveniyorlarsa, alim olarak güveniyorlarsa Bediüzzaman söylüyor, Şeyh Nazım Kıbrısi söylüyor, Şeyh Nazım Kıbrısi hazretlerinin vekilleri söylüyor. Adıyaman Menzil cemaati söylüyor. Tabi yani böyle kapalı değil. Mahmut Efendi de söylüyor. Tabi yani işari olarak Mahmut Efendi de söylüyor. Mahmut Efendi bizim canımız ciğerimizdir. Cübbeli’nin Hocası, çok efendi, çok derin düşünen, olgun, hal ehli bir insandır, keramet ehlidir. Yani böyle hiç ummadığın şekilde söyler.
NADİDE SULTAN: Duyuyorum.
ADNAN OKTAR: Evet maşaAllah. Öyle bir insandır. Ama tabi bir hikmete binaen bir kısım kardeşlerimiz bunu gizliyorlar.
NADİDE SULTAN: Neden peki gizleniyor Hocam? Böyle bir bilgi varsa bunu gizlemek, bunun hesabını nasıl verecekler?
ADNAN OKTAR: Korkuyorlar, iki türlü korkuyorlar. Bir iman zafiyetinden korkuyorlar. Allah esirgesin ya çıkmazsa ya olmazsa. Çıkarsa da ya öldürürlerse ya bir şey yaparlarsa.
NADİDE SULTAN: Ama Allah vermiş garantisini öldürülmeyeceği için. Bu ne kadar sapkın bir yarım bir inanç bence bu.
ADNAN OKTAR: Halbuki iman edecek. İmanın özelliği budur. Biz gayba iman ediyoruz. Değil mi? Allah’ı görmeden iman ediyoruz, melekleri görmeden iman ediyoruz. Buna iman etmesi lazım. Allah söz veriyor ayette. Ve Nur suresi 55. Ayetinde açıkça hakimiyetine, İslam’ın dünya hakimiyetine söz veriyor.
NADİDE SULTAN: 40 yıl yaşayacak, değil mi?
ADNAN OKTAR: Evet maşaAllah, senin ilmin, bilgin çok güzel.
NADİDE SULTAN: Estağfurullah, yok, yarım yamalak biliyorum da ondan soruyorum.
ADNAN OKTAR: Yok, doğru. Yarım değil güzel, kalp ehli olarak biliyorsun. Yamalak olan kısım Cübbeli’de var. Çünkü o yama yapıyor, ilave yapıyor. Olmayan bir şey çıkarıyor. Hayır ben acıyorum, şefkat duyuyorum. Anlattıklarını sürekli anlatıyorum. Aslında nefis anlatıyor. Çok güzel, çok akıcı anlatıyor doğru anlattığında, hurafe anlatmadan mesela Mehdiyet’i benim gördüğüm en mükemmel anlatan kişi. Ve günlerden beri de uzun süreden beri sürekli anlattırıyorum. Benim şimdi talebem gibi şu an, sürekli anlatıyor. Ama yıllar önce söylemiş. Şu an söylemiyor. Bir Mehdi (a.s.) korkusu sardı onu tutturdu “beni kesecek” diye. Seni kesmez, bir şey olmaz.
NADİDE SULTAN: Nasıl söylüyor?
ADNAN OKTAR: “Kesecek” diyor. Ne demekse, isterseniz dinleteyim aynı böyle. Var mı onun bandı? Bulsana o kesecek dediği. Aslında gariban tabi yani acıyorum.
VTR: Cübbeli, Hz. Mehdi (a.s.)’ın “İslam’ı Kabul Etmeyen Herkesi Geberteceğini” İddia Ediyor.
ADNAN OKTAR: Bunun üstüne gitmemin sebebi aslında bunun şahsıyla da ilgili değil. Aslında acıyorum buna, çok şefkat duyuyorum. Eskiden beri tanırım. Yani aslında sevimli bir tip fakat Alevi karşıtlığı, Bektaşi karşıtlığı, Şii düşmanlığı, Caferi düşmanlığı, Vahabi düşmanlığı bir kısım çevrelerde takva alameti, üstünlük, velilik alameti olarak gösteriliyor. Onlardan nefret etmek, onları kesmeyi istemek, onları parçalamayı istemek. Mesela; İran nefreti takva alameti olarak görülüyor. Yani İran’dan nefret etmek tabii çok yaygın. Şimdi ben bunun şahsında hepsini eleştirmiş oluyorum. Öbürleri de ayaklarını denk almış oluyorlar. Yani bu sembolik aslında benim bunu anlatmalarım.
NADİDE SULTAN: Bilinen bir örnek üzerinden hareketle diğerlerine.
ADNAN OKTAR: Tabi, şimdi bak geri adım attı zaten şu an. İki yıldan beri uğraşıyorum. İlk defa geri adım attı. Ehli Kıbledir demek zaten...
NADİDE SULTAN: Tabii bitmiştir.
ADNAN OKTAR: Daha önce “Ehli kılıç onlar” diyordu. “Hepsi kılıcın altına yatacak” diyordu.
ALTUĞ BERKER: “Tekfir edilmez” diyor şu an.
ADNAN OKTAR: Ama şu an “tekfir edilmez” diyor. Kafirlikle hitap edilmediğine göre asıp kesme de olmayacak demektir. Ama artı “kardeşiz” demesi lazım. La ilahe illallah Muhammeden Resulullah kardeşiyiz demesi lazım. Şimdi onu dedirteceğim. Bak, göreceksiniz onu da dedirteceğim.
NADİDE SULTAN: İnşaAllah Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tabi yani amaç bu. Şimdi aslında bu tiplerin en muhanniti bu. Bunu çözdüğünde hepsi çözülür, öbür takımda çözülür.
NADİDE SULTAN: Ben Hocam Hz. Mehdi (a.s.)’ı çok merak ediyorum. Hani konu farklıyken farklı bir yere götürmüyorumdur inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Çok güzel yere getiriyorsun. Programımızda biz ağırlıkla Mehdiyet, Ahir zaman, Türk-İslam Birliği, İttihad-ı İslam. Ben Türkiye’nin parçalanmasından çok rahatsız oluyorum, öyle bir ihtimalden. Yani böyle çok halim selim bir insanım ama vatana, millete bir şey olduğunda deli yönüm ortaya çıkar. Ve asla böyle bir şeye de müsaade etmem. Onun için yani birçok nedenlerden bir tanesi de vatanın bölünmesini ortadan kaldırmaktır. Türk-İslam Birliği’nin oluşması, İttihad-ı İslam. Çünkü hakikaten başka hiçbir çözüm yoktur. Büyümeyen her devlet küçülüyor, Allah’ın kanunu bu, mutlaka küçülüyor, parçalanıyor. Bak Yugoslavya falan hepsi böyle oldular. Büyümediğinde küçülür. Büyüdüğünde küçülme konusunda uğraşmaya gerek kalmıyor. Öyle bir derdin olmuyor. PKK diye bir konu kalmaz mesela, Türk-İslam Birliği olduğunda. Yani gülerler adama, ne alaka PKK? Yani muhatap olacak adam bulamazsın, bu çok önemlidir. Ahir zamanda Allah bizleri teşvik etmek için birçok bela, birçok hastalık, birçok dert verdi. Onların bir tanesi PKK’dır. Allah, böyle Türk-İslam Birliği’nin oluşması için böyle bir iblusun ve iblisat ordusunu halk etti Allah. Tabi bir şerir güruhu, böyle bir firavun güruhunu yarattı Allah. Böylece bizim Hamiyeti İslamiyemizi arttırdı. Bizim milliyetçi duygularımızı Allah coşturdu değil mi? Koruma hissimizi arttırdı. Mesela; Allah Irak’ı işgal ettirdi, Afganistan’ı işgal ettirdi. Ne olduk? Delirdik, Allah aşkıyla delirdik ve koruma hissiyle delirdik. Ve söke söke alacağız. Ama bu teşvik olmayınca işte bu insanlar zayıf oluyor. Yani bu heyecanı Allah yaşatmak için bunları yaratıyor tabii.
NADİDE SULTAN: Değil mi? O ne latif, o dengeyi, o aşkı doğuruyor. Mesela anneler şehit evlatlarının başında hep “vatan sağ olsun” diyorlar. Yani nasıl bir anne böyle bir cümle kurabilir? Allah’ın verdiği güçle, çünkü öyle olması gerekiyor, öyle hissetmemiz gerekiyor.
ADNAN OKTAR: Mehdi (a.s.)’yi Cenab-ı Allah, Ahir zamanda bütün ümmeti kurtarmak için, İslam’ı böyle anlı şanlı bitirmek için, Ehli Beyt’e yapılan bir zulmün karşılığıdır aynı zamanda. Çünkü Ehli Beyt biliyorsun, hepsi şehit edildiler. Allah güzel bir hediyeyle sonlandırmak istiyor dünyayı. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e bir güzellik, ümmete bir güzellik, İsa (a.s.) ümmetine de bir güzellik yani İsevilere de bir güzellik olarak son olarak bir İslam’ın dünya hakimiyeti var. Bir kere ve son hakimiyet. Kısa bir süre sürecek, onun için de Allah Mehdi (a.s.)’i görevlendiriyor. Mehdi (a.s.) çıktığı vakit, Peygamber Efendimiz (s.a.v.); “çok acı çekecek, çok zulüm olacak” diyor. Hatta rengi soluyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in. “Benim Ehli Beyt’im çok eza ve tarda maruz kalacak” diyor. Yani gördüğü için, çünkü Allah gösteriyor. Gördüğünde rengi gidiyor Peygamberimiz (s.a.v.)’in.
NADİDE SULTAN: Hz. Mehdi (a.s.) mi eza görecek?
ADNAN OKTAR: Tabii Mehdi (a.s.), Mehdi (a.s.) hapsedilecektir, eza görecektir, iftiraya, hakarete maruz olacaktır, çok acı çekecektir Mehdi (a.s.). Peygamber Efendimiz (s.a.v.) vasıfları olarak; “benim neslimdendir” diyor. Seyyiddir Mehdi (a.s.) yani eşkalini belirtmiş, nerede çıkacağını belirtiyor. Bediüzzaman çok net olarak söylemiş. Peygamberimiz (s.a.v.)’de çok net söylemiş. 10’nun üstünde hadis var. İstanbul’da. Hatta sahabeler diyorlar ki; “Medine’de çıkacak” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). “ Hangi Medine ya Resulullah (s.a.v.), hangi şehir?” diyorlar. “Konstantiniyye” diyor. O zaman ki İstanbul’un ismi. “İstanbul’da çıkacak. Denizi geçecek, denizin kenarına bayrağı dikecek” diyor. Bakın İstanbul’un her yeri dev Türk bayraklarıyla doldu. Ve bayrağın rengine kadar veriyor Peygamberimiz (s.a.v.); “kırmızı bayraklar” diyor. Net “kırmızı” diyor. Sonrada “kırmızı bayraklarla, yeşil bayraklar birleşecek” diyor sonrada. Yani önce bir Türklük aleminin birleşmesi, sonrada yeşil bayraklar. Bak Dış İşleri Bakanımız açıklama yaptı. “Türklük alemini birleştireceğiz” dedi. Gelmiş geçmiş en mükemmel Dış İşleri Bakanı’dır. Ve helal süt emmiş, tertemiz bir vatan evladı. Yani ben böyle mükemmel bir Dış İşleri Bakan’ı ilk defa görüyorum. Böyle delikanlı, böyle milliyetçi, böyle vatanını seven, böyle milletini seven, böyle İslam alemini seven, böyle koruyucu, böyle yılmayan helal olsun. Allah ömrünü uzun etsin, Allah muvaffak etsin. Güzel yolda Allah o hedefini gerçekleştirecek, görecek. Devam etsin, hiç kimse de engel olamayacak bak söylüyorum. Hiç kimse engel olamayacak, yolu tamamen açık, sonuna kadar açık. Peygamber Efendimiz (s.a.v.); “Mehdi çıkacağı an Kabe baskına uğrayacak” diyor. “Kabe’de kan akıtılacak, hac engellenecek” diyor. İlk defa, Kabe’nin tarihinde ilk defa tarihte, hacc hicri 1400’de Kabe’de engellendi. Kabe işgal edildi, Kabe’de kan akıtıldı. Sel gibi kan akıtıldı.
NADİDE SULTAN: Hicri 1400.
ADNAN OKTAR: Hicri 1400, 1980. Onu gösterebiliyor musun?
ALTUĞ BERKER: Tabii Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet “Kabe’de silahlı saldırı. Mekke işgali”, Türkiye gazetesi bakın. İlk defa oluyor. Çünkü yani İslam tarihinde. “30 ölü var, 90 kişi rehin alındı” diyor. Peygamberimiz (s.a.v.); “çok insan öldürülecek” diyor.
NADİDE SULTAN: 80 yılında.
ADNAN OKTAR: 1980 yılında evet. Kanları “Cemretül Akabe üzerine akacak” diyor. Hakikaten kan revan içinde oldu oralar. Sonra uzun uzun onunla uğraştılar. Ve hacc engellendi, hacc yapılamadı o yıl. Kabe’nin işgalinden sonra diyor ki; “Irak’ta işgal olacak” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). “Afganistan işgal olacak, Azerbaycan işgal olacak” diyor. Bak üç ülkenin işgal olacağını söylüyor. Üçü de işgal edildi. “Ramazan ayında 15 gün arayla ay ve güneş tutulmaları olacak” diyor. 82’de ve 83’de 15 gün arayla Ramazan ayında ay ve güneş tutulmaları oldu. herkeste gördü. Takvim yapraklarında ispat ettim. “İki tane kuyruklu yıldız çıkacak” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Biri Halley kuyruklu yıldızıdır, biri Lulin kuyruklu yıldızı. “Bu kuyruklu yıldız” diyor, ikinci kuyruklu yıldızın; “hem önünde kuyruğu olacak” diyor Peygamberimiz (s.a.v.), “hem arkasından kuyruğu olacak. İki tane kuyruğu olacak, çift kuyrukludur” diyor. “Çift boynuzlu” diyor hatta rivayette “iki boynuzu vardır. Ve çok münevverdir, parlaktır” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Peygamberimiz (s.a.v.)’in lisanı münevver. Çok parlak hakikaten çok parlak. Ve “bütün kuyruklu yıldızların gittiği yönün tersi istikamete gidecek” diyor. Aksi istikamette gidecek. Hakikaten Lulin kuyruklu yıldızı bir tek ona mahsus olarak diğer kuyruklu yıldızların aksi istikamete gidiyor ve ki ucunda da kuyruk gidiyor. Ben böyle bir şey görmedim. Arkasında kuyruk olabilir de ucunda niye kuyruk olsun? Ucunda da kuyruk var maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Resmini göstereceğim uygun görürseniz inşaAllah.
NADİDE SULTAN: E o zaman 1980 doğumlu mu acaba?
ADNAN OKTAR: “1980’de zuhur edecek” diyor Bediüzzaman. Evet “1980’de vazifeye başlayacak” diyor. “Dokuz düşman taifesinin, dokuz cephesine gönderilmiş, inşaAllah yarım asır sonra onları darmadağın edecek” diyor. “1971’den itibaren, otuz kırk sene sonra, bu fecrikazip de olsa otuz kırk sene sonra, fecri sadık çıkacak. Yarım asır sonra onları darmadağın edecek, yani 2001’de doruğa çıkmış olacak faaliyetleri” diyor. Ama “kırk yıl imani faaliyetlerde bulunacak” diyor, Bediüzzaman. Hadislerden anladığımız kadarıyla. Kırk yıllık bir devri var, Hz. Mehdi (a.s.)’ın. “İlk devrinde anlaşılmaz. Onu, saltanat, siyaset cihetinde bekledikleri için, anlı şanlı bekledikleri için böyle anlı şanlı bekledikleri için, Hz. Mehdi (a.s.) ‘da öyle çıkmayacağı için, küçük bir talebe topluluğu ile ve zor şartlarda çıkacağı için, Hz. Mehdi (a.s.) anlaşılmayacak” diyor Bediüzzaman. “Ancak imanın nuru ile belki o eşahs-ı Ahir zaman anlaşılır” diyor. Bakın kırk yıla yakın anlaşılamıyor, Hz. Mehdi (a.s.). Cayır cayır faaliyetini yapıyor. Kırk yılın sonunda biat anında anlıyorlar. Yani en son aşamada anlıyorlar. Orada bütün dünya anlıyor, Hz. Mehdi (a.s.)’ı. Ama Mehdi (a.s.)’ye, “Sen Mehdi (a.s.)’sın” denmez. Onun birçok lakapları vardır; Sahibi zaman vardır, Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in ona verdiği yaklaşık 20’ye yakın lakap vardır. Lakaplarıyla yani Mehdi (a.s.) diye hitap edilmez. Ama, “İnsanların hidayetine vesile oluyorsunuz” deriz. Ama “Ahir zamanda beklenen, Mehdi-i Azam sizsiniz” diyemeyiz. Ama kalben anlarız. Allah-u alem odur. İnşaAllah. Çünkü Hz. İsa (a.s.) ile birlikte namaz kılacaklar. Sahih hadislerde var, Buhari, Müslim, Tırmızi, İbn-i Mace, Sünen Nesei, Süneni Davut, hepsinde var. “Hz. İsa (a.s.) onu omzundan iterek namaza geçirir” diyor. Peygamberimiz (s.a.v.) gördüğünü anlatıyor. Olmuş bir olayı anlatıyor. Var olan bir olayı anlatıyor. Fakat imanı zayıf olanlar, Bediüzzaman da diyor; “Enesi kavi” yani kendisini çok beğenen, büyüklük hissinde olan, “imanı zaif” diyor, “zaif” Osmanlıca zayıf, “bir kısım ulema da reddi cehdine gitmişlerdir, tamamını inkar etmişlerdir” diyor. Bir kısmı da hurafe tarzında anlatırlar” diyor, yani akıl almayacak şekilde. Mesela, “Hz. İsa (a.s.) küçük bir çocuk gibidir, Deccal minare boyundadır” diyor. “Bir kule gibidir. Hz. İsa (a.s.) sıçrasa bile, yerden sıçradığında bile kılıcı ancak onun dizine değdirebilir”, Bediüzzaman. Buradan kastı, Hz. İsa (a.s.)’ın talebeleri o kadar küçüktür ki, o kadar sayıları azdır ki buna kinayedir diyor. Yani deccalin askerce ve mektepçe, ilmi ve manevi ordularına nispeten çok az ve küçük olduklarına nispet ederek bir kinaye yapmıştır diyor, Peygamber Efendimiz (s.a.v.). Mehdi (a.s.)’da da öyle aynı şekilde hadisler müteşabihtir. Birçoğu müteşabih. Mesela, “Gökten bir ses gelir” diyor. Bu radyo, televizyon, internet. Ama “Gökten bir Melek seslenir” dediğinde gerçekten Melek, ama görünen bir Melek değil. Melek göründüğünde imtihan kalkar. Cübbeli kendisi de söylüyor; Bütün Melekler işaret edecekler; “Bu Mehdi (a.s.)’dır” diye. Ama Melekler birbirlerine o müjdeyi veriyorlar. İnsanlar insanlara değil. Yoksa mesela otuz bin Melek yardım ediyor, Mehdi (a.s.)’a. Mikail, Azrail, İsrafil, Cebrail, yanındalar Mehdi (a.s.)’ın. Ama görünmez. Sen Melekleri nasıl hapse sokarsın? Nasıl işkence yaparsın? “Mehdi (a.s.)’a insanlar manevi baskı ve işkence yapacaklarını”, söylüyor Peygamberimiz (s.a.v.), “çok eziyet göreceğini ama eziyet gördükçe, ona işkence yapıldıkça onun sırtı gittikçe genişler” diyor. Yani büyür ve ünü yayılır. Mesela hakaret edecekler, iftira edecekler. Farz edelim, onunla ilgili internet siteleri yapılacak, radyolarda haberler olacak, yayınlar olacak. Oralarda onun adı yayılacak. Yani insan onu duyduğunda, farz edelim hakaret ediyor...
NADİDE SULTAN:Merak edecek, bakacak.
ADNAN OKTAR:Onun için Allah onlara hizmet ettirecek, küfre hizmet ettirecek. Çünkü adından bir şekilde bahsedecek, mecburen bahsedecek, nefret ettiği için. Adından bahsedecek, “Bu şahıs kimdir ?” diyecek o zaman. “Kim?” diyecek. Bakıp incelediğinde kalbi muhabbetle dolacak. İstemeden hizmet etmiş olacaklar. Sussa da hizmet edecek, susmasa da hizmet edecek. İnşaAllah.
NADİDE SULTAN:Evet, çünkü öyle yazıldı.
ADNAN OKTAR: Tabi, Allah’ın kaderi o inşaAllah. Zaten ününü ve şanını çok yayacağını da Peygamber Efendimiz (s.a.v.) hadislerde söylüyor. “Şanı çok yayılacak, herkes Mehdi (a.s.)’den bahsedecek” diyor. Gittikçe ismi yayılmaya başlayacak ve bütün dünyada ismi duyulacak” diyor. Öbürlerini mi göstereceksin?
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR: Bak, Nadide Hanım görüyorsun iki uçlu.
NADİDE SULTAN:Estağfurullah Hocam, Nadide deyin bana. Gördüm, bir o tarafta bir bu tarafta.
ADNAN OKTAR:Yani şimdi burada kuyruk normal. Burada kuyruk yani değil mi? Bu bir mucize, bu çok şaşırtıcı. Yani bir şeyi de yaksak şimdi böyle çekersek, dumanı bu tarafa doğru gelir. Ama dumanı önde de gidiyorsa acayip bir şeydir. Yani trenin dumanının hem önden hem arkadan gelmesi gibi bir şey yani. Yani durgun havada öyle bir şey olsa, çok acayip olur.
Ben de Nadide ile beraber olmanın mutluluğunu yaşıyorum. Çünkü samimiyeti, candanlığı herkesin gördüğü gibi çok güzel, abartmıyorum. Doğru söylüyorum.
NADİDE SULTAN:Bu bana hediye edildi. Zaten bu benim oldu.
ADNAN OKTAR:Evet, daha sana çok kitap hediye edeceğim. En az 20 tane kitap hediye edeceğim. Yaratılış Atlası hediye edeceğim. Kitaplarımdan çok fazla kitap hediye edeceğim, inşaAllah.
Ben fıtrat olarak, kişilik olarak, böyle net samimi inanmadığım bir şeyi savunmam. Yani bir de çok tahlil ederim yani. En ince detayına kadar araştırırım. Emin olmaya çalışırım. Emin olduğumda hareket ederim. Şimdi kardeşlerimiz yani illa böyle Mehdiyet’i ispat heyecanı olmalarına gerek yok. Mehdiyet zaten eze eze ilerler. Yani bazı kardeşlerimiz telaş ediyor.”Ya anlayamazlarsa”, o zaman Mehdiyet’e inanmıyorsun demektir.Öyle bir şey olmaz.Mehdiyet’in hiç kimseye ihtiyacı yoktur. O bir kader çünkü Allah’ın kaderi. Kader durdurulamıyor. Durduramaz kimse. Ama bir heyecan bir mücadele ortamı olması gerekiyor. Allah onu yapıyor. Mesela Mehdi (a.s.)’ı benim kadar anlatan kişi yok şu an. Dünyada bu kadar gündemde tutan hiç kimse yoktur. Ve bu kadar anlatıldığı halde de, bıkkınlık ve usanç meydana getirmemesi de çok acayip. Bak 2 yıldan beri anlatıyorum. Birçok insanda bu bıkkınlık ve usanç meydana getirebilirdi. Hiç anlatmamışım gibi. Aynı şevk ve heyecanla duymak istiyorlar. O Mehdi (a.s.) sevgisinin kalplerde meydana getirdiği bir harikadır. İsa Mesih’e olan sevginin kalplerde meydana getirdiği bir harikadır. İttihad-ı İslam’a olan muhabbettin bir tecellisidir. Hepsinin üstünde Allah’ı samimi aşkla sevmenin bir tecellisidir. Allah’ı bir insanı samimi aşkla seviyorsa, mutlaka İttihad-ı İslam’ı ister. Mutlaka Türk-İslam Birliğini ister ve bütün dünyanın kurtuluşunu ister. Ve İsa Mesih’i görmek bir Müslüman için ne kadar heyecan verici bir şey. 300 yıl sonraya atıyorsa bir insan, Mehdi (a.s.)’ı da görmek istemiyor demektir, İsa (a.s)’ı da görmek istemiyor demektir. Hiçbir şeyi görmek istemiyor demektir. Buna rağmen de Cennet’e gireceğini zannediyor. Ama bakın işin doğrusunu söyleyeyim; bu insanlar Cennet’e de, Cehennem’e de ciddi şekilde kuşkuyla bakıyorlar. Onlar sadece bu dünyada rahat, huzurlu böyle biraz entel, biraz sohbetle işte ailesiyle, çoluğu çocuğuyla, rahat yaşamak, işte tahsilini yapsın, ortalığı fazla karıştırmayın. Böyle hani lakayt dedeler olur ya etliye sütlüye karışmaz, böyle lakayt dede ruhuyla yaşamak istiyorlar. Çünkü Mehdiyet onlara çok karmaşık ve zorlu geliyor. Onun için Mehdiyet’i savunan insanların telaş etmesi çok yanlış olur. Çünkü Mehdiyet telaşla gidecek bir sistem değil. Fakat matkap gibi de sürekli delmek gerekiyor. Böyle iridyumlu platin matkap gibi. Yani değil mi, o çeliği bile deliyor, inşaAllah. Elmas uçlu matkap gibi. Sürekli delerek devam edeceğiz. Her anlattığımız bir şeytanın başına düşen taş oluyor. Her anlattığımız. Bir de benim anlattıklarıma, internet sitelerinin bazı yerlerde cevap vermişler. Kitap olarak ta bazen cevap verenler oluyor. Hakikaten eğer mantıklı bir cevap vermiş olsalar inanın kabul ederim. Yani yemin ederim, kabul ederim. Allah adına yemin ediyorum. Hakikaten mantıksız. Hakikaten çırpınma mantığında. Yani dürüst cevap vermiş olsalar yani çırpınma kastıyla yapmasalar cevap veririm. Mesela ben diyorum ki; Mehdi (a.s.)’a gökten seslenme varsa, herhangi bak, “gökten bir ses, nida olunur” diyor. Burada Melek geçmiyor. Bu radyo ve televizyona işaret ediyor diyorum. Bu gayet normal bu. Ama gökten bir melek nida ettiğinde, o melektir diyorum. Ama bu da görünmez diyorum. Adam oturmuş onu eleştiriyor. “Melek derken, meleği anlatırken, meleği sen bize internet, radyo, televizyon olarak anlatıyorsun, dolayısıyla yanlış bilgilendiriyorsun.” Ben böyle bir şey yapmıyorum. Senin o fındık kafanın milyonlarca misli akıl bende var. Sen kafanı yorma o konuda. Allah bana o aklı veriyor elhamdülillah. Senin o ay çekirdeği aklınla bu işler yürümez. Yani senin gördüğünü ben yüz bin kere görürüm, inşaAllah. Ama insanız tabi, hata yapabilirim. Ama hata, hakikaten gördüğümde samimi kabul ederim ben. Ya kardeşim bu nasıl örtülür? Bak mesela diyorum ki; “Mekke’de, Kabe’de baskın olacak” diyor. Kardeşim olmuş işte. Görüyorsun gazetede sürmanşet, sekiz sütun manşet. Bütün kapağı ona ayırmışsın. Aynı adam diyor ki; “Böyle bir alamet olmadı.” diyor. Niye onu gazeteden verdin o zaman? O haberi niye verdin o zaman? “Bu kuyruklu yıldız çıkmadı” diyor. “Bu iki uçlu kuyruklu yıldızı çıkmadı” diyor. Kardeşim fotoğrafla, belgeli ispat ediyorum, işte çıkmış. Halley kuyruklu yıldızı inkar ediyor. İşte çıkmış onu da ispat ettim.15 gün arayla ay ve güneş tutulmaları. Bunu da ispat ettim. Gösterdim, takvim yapraklarıyla. Yani benim ispatım öyle fulu bir ispat değil ki. Bilimsel, net teknik ispat yapıyorum. Bediüzzaman mesela “Hicri 1400’de çıkacak” diyor “Mehdi (a.s.).” Net söylüyor. “Benden bir yüzyıl sonra” diyor. Defalarca birçok yerde bu ifade geçiyor. “Hicri 1400 ile 1500 arası her şey olup bitecek” diyor Bediüzzaman. Yani Mehdi (a.s)’ın çıkışı, İsa (a.s.)’ın inişi, İttihad-ı İslam’ın oluşu. Hatta sonlarına doğru da, “Hicri 1506’ya doğru zayıflama başlayacak ve sonunda 1545 gibi kıyamet kopacak” diyor. Adam diyor ki; “Bediüzzaman burada zelle hata yapmıştır, yanlış düşünmüştür” diyor. Peki Bediüzzaman hata yaptı. Peygamber (s.a.v.) hata mı yaptı? Peygamber (s.a.v.)’de aynısını söylüyor. 7000 yıllık bir takvim veriyor.” 5600 senesi geçmiştir” diyor. Ne demektir bu? 7000’den 5600’ü çıkarsan, 1400 kalır. 1400 ile 1500 arası her şey bitecek demektir. “Peygamber (s.a.v.) de hata yapmıştır” diyor. O zaman dinsizim desene ya, ne uğraştırıyorsun? Sana saygı duyarız biz, bir şey olmaz. Nurcu olmayan Nurcu. Risale-i Nura karşı olan Nurcu. İmansız Nurcu. Bu ayrıdır yani bu olabilir. Ama açıkça söyle de ki; “ben haşa imansızım ama Nur talebesiyim” de. Ama “ben 300 sene daha ilave etmek istiyorum. 200 sene daha ilave etmek istiyorum. Şu kadar çıkarmak istiyorum” diyorsan, yani malum durumdasın demektir. Yani hiçbir geçerliliği olmaz bunun. Bediüzzaman Hutbe-i Şamiye’de açık açık Mehdi (a.s.)’nin vaktini söylüyor. Diğer açıklamalarında da ebcedlerde de söylüyor, diğer açıklamalarında söylüyor. Net olarak defalarca vurguluyor. “Ben den 100 yıl sonra” diyor. 100 yıl sonra, 100 yıl sonra. Başka bir açıklaması yok. “Bütün bunları biz kabul etmiyoruz” diyor. Kardeşim Risale-i Nur’u kabul etmiyorsun demektir. “Hadisleri de kabul etmiyorum” diyor. Kuran ayetlerini gösteriyoruz, Hz. İsa (a.s.)’ın inişiyle ilgili. “Onları da kabul etmiyorum” diyor. Desene yani dinsizim desene, ne uzatıyorsun. Dinsizsen gayet normal bir şey bu şaşırılacak bir şey yok. Marksist arkadaşlar var, komünistler var, ateist masonlar var. Saygı duyuyoruz biz bunlara, olabilir. Allah öyle yapmış. Niye sahtekarlık yapıyorsun yani? Niye uzatıyorsun yani? “Arkadaş” de “biz öyle bir camia oluşturduk. Bir çıkar grubu oluşturduk, yiyip içip, çay içip, yan gelip yatıyoruz. Hepimiz evlendik işimizde, gücümüzde, çoluk çocuk var. Kızlar da zaten malum. Çocukların durumu da malum. Bizim durumumuz da malum” dersin. “Biz bu kadar zayıf ve aciz bir insan olarak ancak bu kadar devam ettirebiliyoruz. Yani dolayısıyla bir iman durumu yok bizde” dersin. Berraklık getirirsin. O zaman ne olursun biliyor musun? Dürüst insan olmuş olursun. Dürüst dinsiz olursun. Samimi dinsiz olursun. Böyle bir insana düşman olunmaz, saygı duyarız biz. Ama hem Nur talebesiyim deyip hem sahtekarlık, üçkağıtçılık yaparsan sahtekar münafık konumuna düşersin. Üçkağıtçı münafık konumuna düşersin.
NADİDE SULTAN:En kötüsü de münafık olmak.
ADNAN OKTAR:Çok kötü, çok kötü. Korkma bir şey olmaz. Söyle dinsizsen bir şey olmaz. Yine git, ne yapıyorsan yap. Bir şey demez kimse sana. Tabii adı geçen kişileri tenzih ediyorum. Daha önce bu konuları savunan kişileri tenzih ediyorum. Onlar cahilliğinden.
Nadide sen bana Mehdi (a.s.) hakkında bir soru sor. Bu konuda ben Allah-u alem bir nevi uzman sayılırım. Yani su gibi ezberimdedir. Sen sor ben sana söyleyeyim. Sen sor sürekli.
NADİDE SULTAN:MaşaAllah. Bir sürü sorum var. Mesela fizyonomisi nasıl olacak? Peygamberimiz (s.a.v.)’e mi benzeyecek? Hani o konuda da çok şeyler yok. Ondan sonra bir de şey dediniz “eze eze” hani “kendini kabul ettirir.” Çünkü bu Allah’ın yazdığı bir şey. Yani o zaman diğerlerinin reddetmesinin hiçbir manası hiçbir hükmü olmayacak. Onlar da isteseler de istemeseler de kabul edecekler.
ADNAN OKTAR: Mehdi (a.s)’ı reddetmeleri, Mehdiyet’in şerefini artırmak için Allah tarafından yaratılıyor. Yani yoksa mesela Nur talebeleri çıksa dese ki “evet Bediüzzaman yüz yıl sonra Mehdi (a.s.) gelecek demiştir, İstanbul’da gelecek demiştir. Bu da çok açıktır. Bunu on yerde vurgulamıştır. Bunun reddedilecek bir yönü yok. Tabii ki Mehdi (a.s.) vardır. Hatta falanca cemaatte Mehdi (a.s.) da olabilir.” Mehdi (a.s.) da ki bütün sevabı alır bu. Yani acayip alır. Yani milyon sevap alacaksa, 1 e düşer. Yani Mehdilik vasfını elinden almış olursun. Halbuki Mehdi’nin vasfı fikren ezmesidir. Yani karşıdan psikopat çıkacak. O da onu ezecek. Münafık çıkacak, ezecek. Küfür çıkacak, ezecek. Ezme vasfı var çünkü Peygamberimiz (s.a.v.) diyor; “Dağlar önüne çıkar” diyor. Dağın yanında yol bulur demiyor. “Dağı ezer ve geçer” diyor. Dağı ezer diyor, yani vasfı o. Allah sırf ezmesi için böyle yaratıyor. Harika olarak yaratıyor. Yoksa mantık yok ki zaten o olayda orada. Yani bir insan çıkıp Bediüzzaman on yerde birden “100 yıl sonra gelecek” diyorsa, 10 yer birden ki yüzlerce sayfa bu. Bak toplam yüzlerce sayfa. Yüzlerce sayfayı birden reddedip ben Nurcuyum, Nur talebesiyim deyip, yüz sayfayı birden reddedip, 300 sene 500 sene ilave yapıyorsa, psikopattır bu adam.
NADİDE SULTAN:Peki neye dayandırıyorlar? Yani neyin hesabı bu?
ADNAN OKTAR:Hiçbir delil yok.
NADİDE SULTAN:Hiç mi bir delil yok?
ADNAN OKTAR:Hiçbir delil yok. “Böyle olmasını istiyorum” diyor. “Ben inanamıyorum” diyor yani “bu yüzyılda dünyanın biteceğine, İslam’ın biteceğine inanamıyorum, dünyaya doymadım ben” diyor. “Çoluğum çocuğum var, holdinglerimiz var. Yani beni karamsarlığa itiyor” diyor. “Korkutuyor beni” diyor. Yani yüzyıl sonra, yani 1545 gibi Kıyametin kopması, beni dehşete düşürüyor” diyor. “Ben istemiyorum, ilave yapmak istiyorum” diyor. Bak hemşerim, ilave "yapsan da kopacak Kıyamet. Yani senin ilaveni dinlemez Allah. Ahmaklık yapma. Akılsızlık yapma. Allah’a teslim ol, samimi hareket et. Ama tekrar diyorum; adı geçen kişileri tenzih ediyorum. Çünkü ben o zaman hiç konuşamam. Onlara yönelik değil sözüm. Mehdi (a.s.)’ın dış görünümü, Peygamberimiz (s.a.v) hiçbir insanı bu kadar detaylı anlatmamıştır. İsa Mesih’i de anlatıyor. Mesela İsa Mesih uzun saçlı, güzel yüzlü, minik tatlı bir burnu var. Gridir gözleri İsa Mesih’in. Kızıl saçlıdır İsa Mesih. Kızıl ve açık kahverengi karışımı. Yani sarışın.
NADİDE SULTAN:Kızıl kumral.
ADNAN OKTAR:Evet, kızıl karışık yani hepsi var. Düz saçları omzuna dökülüyor. Fakat saçları dolgun böyle ıslak gibi. Yani saç kalitesi alışılmışın dışında, çok nadir insanda görülür, bazı İsraillilerde de görülür o. Yani İbrani kavimde olan bir şey o. Zaman zaman rastlanıyor, böyle ıslak gibi. Burnu, yüzü çilli, elleri de çilli, ayakları da çilli. Tabii İsa Mesih’in özelliği o. Bütün boydan boya çilli. Çok keskin ve böyle etkileyici bakışları olan bir insan. Tabii asıl aklı çok dikkat çekecektir. Orta boylu, ince bellidir İsa Mesih. Zaten onun Mesih denmesinin bir sebebi de odur, ince belli olmasından da. Geniş omuzlu atletiktir. Yani kibar bir vücuda sahiptir İsa Mesih. Küçük yüzlüdür. Yüzü küçük böyle çok kibar küçük bir yüzü var. O özellikle belirtilmiş hadiste. Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in yanında bir boş yer bıraktı Peygamberimiz (s.a.v.). Boş yer bıraktı vasiyet etti. Benim yanıma gömün dedi Peygamberimiz. Onun için Peygamberimi (s.a.v.)’in yanında genişçe bir yer var. O gömülmesi için. Bekliyor. Yani oraya gömülecek inşaAllah. Mehdi (a.s.)’da yine Peygamberimiz neslinden. Peygamberimiz (s.a.v.); “bana” diyor “cismen pek benzemez” diyor. Yani tam benzemez demiyor da, “pek benzemez.” Ama “huyu benzer” diyor yani böyle kalenderliği, neşesi, sevecenliği, sevgi dolu olması, yardım severliği, o yönüyle benzer diyor. “Geniş alınlıdır” diyor. Alnı geniş. Fakat alnında bir detay vermiş Peygamberimiz (s.a.v.); “Hafif iç bükeydir” diyor “alnı.” Şii kaynaklarda, hafif iç bükey yani dışa doğru bombeli değil, hafif içe doğru. “Kaşları kavislidir” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v). “Kaşında” diyor “bir kısmında bir eksiklik var” diyor. Yeni buldum aklım durdu yani hayret ettim. Bu kadar detay veriyor. “Burnu küçüktür” diyor. Burnu için kullanılan Arapça da özel bir kelime var, ince başlayıp hafif bombe meydana getirip, küçük kalkık burun için söyleniyor. O kelimeyi kullanıyor Peygamber Efendimiz (s.a.v). Sırf orda kullanılan bir kelime. “Yüzü aydınlık ve parlaktır” diyor. “Yanağında bir ben vardır” diyor. “Alnında bir yara izi” vardır diyor. Bir iz vardır diyor. “Sakallıdır” diyor, “sakalları kenardan incedir” diyor, “aşağıdan da cezm edilmiştir” diyor. “Meczum”, meczum kelimesini kullanıyor. Toparlanmıştır sakalı. Yani böyle geniş ve şey gibi değil hani bu Cübbeli’nin sakalı tarzında bir sakal değil. Cezm edilmiştir, toparlanmıştır. Yanlardan da incedir diyor.Yani böyle zayıf ince ve sakal için kullanılan bir kelime. Yani ince sakal için kullanılan bir kelime kullanıyor Peygamberimiz (s.a.v). Boyu, “orta boyludur” diyor. Cübbeli gerçi sıkıldı burnunu uzatmaya kalktı ama onu da yakaladım, söyledim. “Buğday tenlidir” diyor Peygamberimiz (s.a.v). Yani sütbeyaz değil, pembeye çalar beyaz. Yani soğuk beyaz vardır. O tarz bir beyaz değildir, diyor. “Esmerdir” diyor. Cübbeli daha önceki konuşmalarında diyor ona buğday tenlidir diyor. “Rengi buğday tenlidir” diyor. Açıklama yapmış. Sonra sıkıldığı için, birilerinden bunaldığı için “koyu esmerdir” diyor öbür konuşmasında, son konuşmasında, sıkılmış. Dedim mübarek, niye yalan söylüyorsun. Yalan demeyeyim de niye böyle konuşuyorsun? Bak adama bunu doğrusunu söyletirler. Sen daha önce demişsin zaten. Arapçası da ortada. Nasıl değiştireceksin? Mesela Arapçasını yine göz göre göre değiştiriyor. Peygamberimiz diyor ki (s.a.v.); “O Beni İsrail cismindedir” diyor “görünüşü” diyor. Yani İbrani görünümdedir. Yani Hz. İbrahim (a.s.) soyunun özelliği. Beni İsrail görünümü. “Boyu” diyor “Beni İsrail boyundadır” diyor. Bak o sırf Beni İsrail’e benzer dememek için, o görünümü bozmak için. Boyu diyor ama bak cismi İsrail. Açık Arapçasını da söylüyor, duyuluyor. Diyorsun işte cisim diyorsun. Cisim ne demek? Bedeni. Bedeni İsrail’idir. İsrail görünümü yani ağzı, yüzü, görünümü, vücudu heybetli ve acar anlamında, Beni İsrail. Boy ayrıdır Arapçada boyu ifade eden kelime ayrıdır. Ya şimdi bu bardağın cismi nedir? Bütünüdür. Bütününe dersin sen, değil mi? “Cismi Beni İsrail’dir” diyor kendin söylüyorsun. Niye değiştiriyorsun halkın gözünün içine baka baka. Onu da ona söyledik. Bunu da doğru söyledik yani. “Omuzu geniştir” diyor Peygamberimiz (s.a.v) fakat İsa (a.s.) gibi değil. “Boydan boya geniş Mehdi (a.s.). Alnı da geniş, kafası büyük, omuzları geniş, göğsü geniş, karnı da geniştir” diyor Peygamberimiz (s.a.v.) ve “uylukları da geniştir” diyor. Uyluklarının geniş olduğunu Cübbeli anlatıyor zaten. Kendince kendi üslubuyla anlatmaya çalışıyor. “Sırtında bir ben vardır” diyor Peygamberimiz (s.a.v.), “ben de olduğu gibi” diyor, “kendisinde” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Yani kendisinin benine benzetiyor. “Kalp hizasında, kürek kemiğinin üstünde büyükçe bir ben. Ama ikinci bir benden daha bahsediyor ki artık hiç itiraz edenlerin kafasına tokmak olsun diye Allah öyle yaratmış. “Mersin ağacının yaprağı gibi” diyor. “Üç boyutlu bir Ben daha var. Mersin ağacının yaprağı gibi” diyor. Yani dışa çıkık bir ben. Normal benler düzdür biliyorsun. Siyahtır böyle.
NADİDE SULTAN:Evet evet.
ADNAN OKTAR:Bir de et beni vardır dışarıya çıkık. “Et benidir” diyor. “İkinci Ben de onun biraz üstünde” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). “Hemen bitişinin biraz üstündedir” diyor. “Bir et beni daha vardır” diyor. “Mersin ağacının yaprağı gibidir” diyor. “Bir de sağ ayağında da bir ben vardır” diyor. Yani artık öyle bir detaya girmiş ki Peygamberimiz (s.a.v.). Yani görüldüğünde inkarı mümkün değil, inşaAllah. Çünkü bakın bu, neden biliyor musunuz? Mehdiyet’e karşı eşekler gibi direnecekler. Eşeklik yapanlara da eşeklik yapamayacak derecede kilitleme yapmış Cenabı-Allah. Yani çünkü “yaban eşeklerine benzetiyor”” onları. Mehdi (a.s.)’ı Peygamberimiz (s.a.v.) “Arslana” benzetiyor.
ALTUĞ BERKER:Bir ismine göre.
ADNAN OKTAR:Evet bir ismi de Arslan’dır. “Arslandan kaçmış, yaban eşekleri gibidirler” diyor Allah. Yaban eşeği gibi kaçacakları için. Kaçacakları hiçbir delik, hiçbir mağara bırakmamış Cenabı-Allah. Gerek alametlerle, gerek dış görünümü ile. Yürüyüşünün de “ayaklarını dışa doğru basar” diyor Peygamberimiz (s.a.v). “Bazen dili sürçer” diyor. “Onu da elini depretir” diyor. “Sağ elini depretir” diyor. Yani o şeyi çözmek için, elini hareket ettirir diyor. Yani “dilinde tutukluk vardır” diyor. “Zaman zaman bazı cümleleri kuramaz” diyor. Bu Hz. Musa (a.s.)’da da var.
NADİDE SULTAN: Hz. Harun (a.s.) galiba onun yerine konuşuyor değil mi çoğunlukla.
ADNAN OKTAR: Heyecanlandığında konuşamıyor, çok tatlı Hz. Musa (a.s.). Allah-u alem iptal oluyor benim anladığım. Konuşması tamamen duruyor. Çünkü bak diyor ki; ”göğsüm daralıyor” diyor. “Göğsüm daralıyor, dilim tutuluyor” diyor. Heyecanın şiddetinden. Fıtraten müthiş heyecanlı bir ruha sahip Hz. Musa (a.s.). Onun şahsına mahsus olarak, imtihanında. Mesela Allah da en çekindiği şeyleri ona yapıyor. Mesela yılan acayip korktuğu bir şey, çekindiği bir şey. “O ne” diyor Allah “elindeki ne” diyor? “Asam” diyor. “Neye yarar” diyor “o” Cenab-ı Allah. Bildiği halde soruyor yani onu yatıştırmak için Allah-u alem biraz daha rahatlasın diye. İşte “davarlarıma yaprak onunla silkeliyorum, birçok işimde onu kullanıyorum” diyor. Acayip tatlı huyu. “Onu at Musa” diyor. Bir atıyor yılan haline geliyor. Allah diyor ki; “arkasına bakmadı” diyor. Arkasına bakmadan kaçıyor böyle Allah-u alem metrelerce kaçmış olabilir.
NADİDE SULTAN: Empati kurdum, ben de biraz korkağımdır.
ADNAN OKTAR: O korku çok makbul tabi. Çünkü o Allah korkusu şeklinde tecelli ediyor. Korkak olmayan bir insanın, korkuyu bilmeyen bir insanın, Hz. Musa (a.s.)’a ben tabi ben korkak demiyorum da, korkuyu bilen bir insanın korkuya direnmesi çok makbuldür. Mesela bazılarının yanında en ürkütücü bir şey olsa bile etkilenmez adam, hani var ya böyle mafya filmlerinde oluyor süper lakayt, mat gözlerle bakıyor, onun gibi. Bu makbul değildir. Korkuyu bilip, korkuya direnip, korkuyu yenmek çok önemlidir. Allah diyor ki; “Ey Musa, Peygamberler Benim Katımda korkmaz, dön” diyor. “Gel, onu tut” diyor yılanı. En korktuğu olaylardan bir tanesi ama Allah emrettiği için geliyor. Yılanı kuyruğundan tutuyor, tuttuğunda hemen anında yılan yeniden asaya dönüşüyor. Çünkü o devirde Evrim Teorisi çok yaygın Musa (a.s.)’ın devrinde. Aynı Darwinistler diyor ki Firavun; “Nil’in çamurlarından tesadüfler sonucunda insanlar, bitkiler ve hayvanlar oluştu” diyor. İnanç öyle. Hz. Musa (a.s.)’da; “Allah yarattı” diyor. Şimdi oturup adama anlatsa adam dinleyecek gibi değil. Böyle katı kafalı. Çünkü etrafında sahte büyücü bilim adamları var, onlar açıklıyorlar Nil’in çamurlarından nasıl olduğunu, hurafelerle anlatıyorlar. Bir de halkı da kandırıyorlar. Mesela çamurlu suyun içinde, mesela orada bir varlık oluşuyor, mesela bir bitki, kokuşma oluşuyor, “bak” diyor “burada bir canlı var görüyorsun” diyor. Veyahut orada küçük bir böcek bile oluşmuş olsa çamurun içerisinde işte bunlardan insanlar oluştu dediğinde, cahil insanı ikna ediyor. O evrim inancını yıkmak için Allah tahtayı bir anda yılana çeviriyor. Yılana çevirince o evrim inancı yıkılmış oluyor. Ondan sonra zaten onun inancını kabul ettiler büyücüler. O vakte kadar inanmıyorlardı, direniyorlardı. Fakat tahtanın açıklaması yok, orada kuru tahtanın, alenen görüyor, gözlerinin önünde yılana dönüşüyor. Birde yılan yutuyor, öbür adamların meydana getirdiği, göz aldanması olarak meydana getirdiği yılanları yutuyor. Onlar da zannediyorum deriden yapılmış ince derinin, eklemli derinin içine cıva koyuyorlar, cıva da hareketli olduğu için attığında, hafif eğimli yerden deri hareket eden yılan halinde görülüyor. Böyle hareket ediyor ama çok ustaca yapmışlar o devirde nasıl yaptılarsa keratalar.
NADİDE SULTAN: İllüzyonistler gibi.
ADNAN OKTAR: Evet, onlar hareket eder gibi gözlere öyle göründü diyor. Bilmiyorum nasıl bir teknik kullandılar. Hz. Musa (a.s.)’ın attığı asa da meydana gelen yılan da o atılanları teker teker yutuyor, hepsini yutuyor. Yutunca büyücü adamın başka inanmayacak bir durumu kalmıyor ki net inanıyor. Evrim inancı kalktığı için Allah’ın varlığına yaratılışa inanıyorlar ve konu bitiyor. Ama bir kısım insanlar tabi Hz. Musa (a.s.)’ın bunun illüzyon gösterisi yaptığına inanıyorlar, onlar da inanmıyorlar. “Hipnoz meydana getirdi” diyorlar, “gözlerimize etki yaptı kitle hipnozu meydana getirdi en büyük büyücü bu” diyorlar zaten.
NADİDE SULTAN: İşte inanmak istemeyene zaten inanmamak için bir sürü sebep, inanmak isteyene de inanmak için binlerce milyonlarca her tarafta sebep dolu.
ADNAN OKTAR: “O büyücülerin büyüğü bu o zaman” diyorlar Firavun’un takımı da. “Üstadları bu” diyorlar. “Onlar ondan öğrenmiş herhalde” diyorlar. Hz. Musa (a.s.)’dan öğrendi bunlar da” diyorlar “bu ilmi” diyorlar. Halbuki kendisi kaçıyor zaten Hz. Musa (a.s.) öyle bir durumu yok ki. Kendisi çekiniyor zaten o yılandan. Ama orada asıl olan evrim inancının yok edilmesidir. Bizim de orada yaptığımız evrim inancını yok etmektir.
Mehdi (a.s.) ile ilgili anlatıyordum. “Mehdi (a.s.)’ın saçları güzeldir” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.) . Normalde ileri yaşlarda olduğunda saçı olacak. Normalde erkeklerin saçları dökülür biliyorsunuz, ileri yaşlarda dökülür. Peygamberimiz (s.a.v.) özellikle onun saçlarına dikkat çekmiş. “Saçları güzeldir” diyor. “Sakalının nuru saçlarına doğru yükselir” diyor. O kadar teknik detaylar var ki bir tane iki tane on tane değil ben bir kısmını söylemiyorum. Çünkü onu söyledik mi bambaşka bir yorum modeline giriyorlar. Onlarla da uğraşmak istemediğim için söylemiyorum.
ALTUĞ BERKER: Kaçırmadıysam iki üç tanesini söyleyebilir miyim Hocam? “Gözleri yeşildir” diyor.
ADNAN OKTAR: “Gözü yeşil hatta yaprak yeşilidir.” Yaprakta kullanılan yeşili söylüyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.).
ALTUĞ BERKER: “Kaş arası tektir” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.).
ADNAN OKTAR: Şimdi bu alametleri de görünce dış alametleri bende görünce “sen tamam, Mehdiliği’ni ilan ediyorsun.” O zaman çözüm? Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerini gizlemem gerekiyor. Diyeceğim ki; 1400’de Mehdi (a.s.) çıkmayacak, 300 sene ilave diyorum veyahut 570 yıl daha ilave ettim. Mehdi (a.s.) şahs-ı manevi’dir. Böyle de bir özelliği yoktur. Peygamberimiz (s.a.v.) bildirmemiştir demem gerekiyor. Ben bunu yapmam. Diyeceğim ben bunları. Mesela “alnında kaş çatma çizgisi vardır” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.), “alnında da bir çukurluk vardır, sabit bir çukurluk alnının orta kısmında. Ve kaş çatma çizgisi tektir” diyor. Şimdi bende olunca ben bunu anlatmayıp niye gizleyeyim. Ne diyeceğim şimdi ben? Benim kaş çatma çizgim tek. Şimdi ben bunu dersem şimdi kendimi ima ettiğimi düşünecekler, ben söylemeyeyim. O zaman hiçbir hadisi konuşamayız ki. Mehdi (a.s.) İstanbul’da çıkacak diyor. Ben diyeceğim ki İstanbul’da görev yapıyorum o zaman ben söylemeyeyim. Yüzlerce hadisi söyleyemem o zaman. Ama ben ne diyorum? “Ben Mehdilik iddia etmiyorum” diyorum. “Vallahi billahi tallahi ben ölünceye kadar Mehdilik iddia etmeyeceğim” diyorum. Daha ne diyeyim? Lanetleştim de. “Yok diyorlar, illa sen eninde sonunda Mehdi (a.s.) olarak çıkacaksın” diyorlar. La havle vela kuvvete. Bir cinnet hali var üstlerinde cinnet. Ne yapacaklarını şaşırdılar. Mesela Cübbeli coşkuyla anlatırken Mehdiyet’i, ödü koptu. Kitap çıkarttı benim Mehdi (a.s.) olmadığıma dair. İşte “koyu esmerdir” diyor. Adam da diyecek ki madem koyu esmer, Adnan Hoca da buğday tenli olduğuna göre o Mehdi (a.s.) olmaz diyecek. Bak, çocukça yöntemlere bak. “Burnu uzundur” diyor. Halbuki özel olarak belirtiliyor “burnu küçük burunludur.” O kelime zaten o anlamda kullanılan bir kelime.
NADİDE SULTAN: Bunlar sahih hadislerde, hadis kitaplarında zaten yok mu?
ADNAN OKTAR: Ahir zaman hadislerinde Mehdi (a.s.) ile ilgili hadislerin bulunduğu hadis kitapları Buhari, Müslim, Tirmizi, İbn-i Mace, Sünen-i Nesei, Sünen-i Davut. Ama ayrıca özel hazırlanmış eserler var. Mesela Ahmet İbni Haceri Mekki’nin El Kavlul Muntazar fi alametil Mehdi Muntazar isimli eser var mesela bu çok ünlü bir eserdir. Bu İbn-i Haceri Mekki aynı zamanda hadis imamıdır. Yani zayıf hadisle güçlü hadisi birbirinden ayırt eden, sahtesini ayırt eden bir alim. Mesela Celalettin Suyuti de bir hadis alimidir. Bütün Ehl-i Sünnet’in göz bebeğidir, güvenilir bir hadis alimidir. Ali Bin Hüsamettin El Muttaki’nin hadislerinden seçerek hazırlamış bu eseri. Çok değerli bir eser. Dolayısıyla inkar edecekleri gibi bir durum yok. Bir de Ahir zaman hadislerinin şöyle bir özelliği vardır; tahakkuk ettiğinde sahih hadis haline gelir. Mesela diyor ki; “Kabe de kan akıtılacak” diyor. Ne zaman? “Mehdi (a.s.) çıktığında Hicri 1400’de ve ilk defa İslam tarihinde ilk defa oluyor bakın hiç yok. Kabe’nin tarihinde yok, ilk defa oluyor. İşgal edildi mi? Edildi. Kan akıtıldı mı? Akıtıldı. Hac engellendi mi? Engellendi. Peygamberimiz (s.a.v.)’in dediği hadis ne olmuş oldu? Sahih hadis olmuş oldu. Hem mütevatir sahih oldu, tam hadis. 15 gün arayla ay ve güneş tutulmaları oldu mu? Oldu. Hadis neymiş? Sahihmiş. İki tane kuyruklu yıldız ve Lulin kuyruklu yıldızı iki uçlu çıktımı? Çok parlak ve diğer kuyruklu yıldızların aksi istikamete gidiyor, tam Peygamberimiz (s.a.v.)’in dediği gibi. Fırat’ın suyu kesildi mi? Gazeteler yazı dedi ki; “Fırat’ın havzası kurudu.” İlk defa bakın Fırat Nehrinin, 10 binlerce yıllık tarihinde, ilk defa Fırat’ın havzası kurudu, gazeteler yazdı. Keban Barajında kesildi, Fırat’ın havzası kurudu. Bu Mehdi (a.s.)’ın çıkış alameti. Hatta Hz. Ali (r.a.) diyor; geliyor Fırat’ın kenarına “buradan zaman gelecek” diyor, “burada ışık ve ısı olacak bu ırmakta” diyor. Işık ve ısı nasıl olur bu? Barajla oluyor, ısı meydana geliyor, elektrik ve ışık meydana geliyor. Bak iki kelime söylüyor “ısı ve ışık olacak.” O an o devirde insanlar anlamıyor bunu, çıkaramıyor “ne demek istedi.” Çünkü nehir ısı ve ışık ne olabilir? En fazla nehrin suyunu kaynatırlar herhalde demiştir, değil mi? Oradan ışığı da çıkaramamışlar Allah-u alem ışık nasıl olur gibisinden, binbir türlü yorumlanacak gibi. Ama bakın dedikleri aynısıyla olmuş oluyor ve “aynı bölgede” diyor Peygamberimiz (s.a.v.), “Fırat’ın suyunun kesildiği dönemde, müthiş kan akacak” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). PKK’nın terörü başladı o dönem, aynı dönemde. “İnsanların çok büyük bölümü katledilecek” diyor Peygamberimiz (s.a.v.) o dönemde. Aynısıyla oldu mu? Oldu. Ne olmuş oluyor? Sahih hadis haline gelmiş oluyor. Bütün bu mesela “Irak’ın işgali, Afganistan’ın işgali, Azerbaycan’ın işgali olacak” dedi. Hepsi oldu mu? Oldu. Ne oldu? Sahih hadis haline geldi. Ayrıca Peygamberimiz (s.a.v.); “Mehdi (a.s.)’ın, Tevrat’ta müjdelendiğini” söylüyor, “Zebur da müjdelendiğini” söylüyor. Tevrat ve Zebur’a baktığımızda Mehdi (a.s.) ile ilgili yüzlerce açıklama var. Aynısı Peygamberimiz (s.a.v.)’in anlattıkları gibi boyu, posu, faaliyetleri, “yüzü” mesela “çok güzeldir” diyor. Ne zaman çıkacağını belirtiyor, onu zamanın da ekonomik kriz olacağını söylüyor. Peygamberimiz (s.a.v.) de diyor; “Mehdi (a.s.)’ın zamanında” bir de yedili tarih vererek söylüyor bakın 2007 de başladı ekonomik kriz, yedili tarih veriyor “ekonomik kriz olacak” diyor. Tevrat’ta söylüyor aynısını, 3000 yıl önce Tevrat bildiriyor Mehdi (a.s.)’ı ve tıpkısının aynısı aynıdır. Diyor ki; “Mehdiyet, İsrailiyat’tır” diyor. İşte tamam sen Hak Kitapta Allah’ın Kitabında, 3000 in yıl öncesinde Allah bildiriyor Zebur’da da var zaten. Ve bunu kim, neresi söylüyor? Kuran söylüyor, Cenab-ı Allah söylüyor, var mı o ayet?
ALTUĞ BERKER:Okuyorum Hocam, şeytandan Allah’a sığınırım; “Andolsun, biz Zikir’den sonra Zebur’da da: Şüphesiz Arz’a salih kullarım varisçi olacaktır diye yazdık.” Enbiya suresi, 105.
ADNAN OKTAR:Zebur ve Kitap. Bu ne? İkisi de biri Tevrat, biri Zebur açıkça bak Allah, Tevrat’ta açıkça söylüyor Kuranda, Zebur’u da söylüyor.“Arza Salih kullarım”, yani dünyaya “hakim olacaktır.” Kaç tane hakimiyet var dünyada? Dünya hakimiyeti var? Bir tane var. Peygamberimiz (s.a.v.) diyor “iki tane kafir Buhtunnasr.” Öbürü kim? “Nemrut.” “Zülkarneyn ve Süleyman Müslüman’dır” diyor, iki tane de Müslüman hakim olmuştur. “Beşinci olarak da evlatlarımdan Muhammed Mehdi (a.s.)” diyor. “Dünyaya hakim olacak” diyor. Şimdi o kadar zevkli ki, bağırta bağırta söke söke İslam’ı hakim edeceğiz. Bakın, seyredin beni, herkes de seyretsin. Durduramayacaklar, adım adım söke söke. İki yıl önce söyledim bakın; “vizeler kalkacak” dedim cayır cayır kalktı vizeler, kim bilebilir bunu? Kimsenin aklından geçmeyecek bir şeydi. Yani çok fantezi bir düşünceydi bu fantezi bir inanç olmaz diye düşünüyorlardı aynısı ile oldu. Bak “Türk Birliği olacak” dedim “büyük devletler birleşecek” dedim, şu an devletin resmi politikası. Bakın Türk Devletinin resmi politikası Türk Birliği ve İslam Birliği.
ALTUĞ BERKER: 18 Ocak 2009 da söylemiştiniz Hocam. “Yani pasaport ve vizenin kalkması, sınır kapıların açılması.” Daha öncede söylemiştiniz bu kaynakları 2008 de. Mesela Sırbistan’ın en son Sırbistan’la 3 Aralık tarihinde kaldırıldı vizeler ve 60 ülkenin üstünde. Hiç kimsenin hayalini bile edemeyeceği bir şeydi ilk siz zikrettiniz ve gerçekleşiyor maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet, maşaAllah. Hz. Musa (a.s.), zamanında Hz. Musa (a.s.) üç kere Allah’tan Mehdi (a.s.) olmaya dua etmiştir. Çünkü Tevrat’ta çok uzun Mehdi (a.s.)’den bahsedildiği görünce.
SUNUCU:Mehdi olmak mı istiyor?
ADNAN OKTAR:Mehdi (a.s.) olmak istemiş üç kere, üçünde de Allah kabul etmemiştir. “Yarabbi beni Mehdi (a.s.) yap” demiştir, Yarabbi beni Mehdi (a.s.) yap, Yarabbi beni Mehdi (a.s.) yap” üç kere. O devirde Firavun’un devrinde sahte yaratılış inancı vardı. Yani Darwinizm. Biz buna karşı gerçek yaratılışı ortaya koyduk. Firavun devrinin inancı ile şu an ki inanç arasında hiçbir fark yoktur. Sümerlerdeki inançla, şu an ki Darwinistler’in inancı arasında hiçbir fark yoktur. Sümerlerde insanların sulardan, çamurdan, tesadüfler sonucu, evrim sonucu evrimleştiğine inanıyorlardı Sümerler. Bak binlerce yıl önce. Mısır Firavunları da aynı inançlardaydılar, dolayısıyla gerici düşünce her zaman evrimi savunmuştur, evrim inancı. Ve gayri bilimsel, hiçbir zaman delilleri olmamıştır. Allah Kuran’da; “delilleri yoktur” diyor Allah. Ama bak “yaratılışın delilleri var” diyor Allah. “Gidip bakın” diyor “yaratılışın delillerine” değil mi?
ADNAN OKTAR: Evet göster.
ALTUĞ BERKER: Yüz elli milyon yıllık yusufçuk. Bir de bugünkü yusufçuğun resmi de var. Yüz elli milyon yıl önce aynı birebir günümüzde yaşayan, hiç değişmemiş. Demek ki evrim olmamış.
ADNAN OKTAR: Evet, evrim düşüncesi, yaratılışın sahte açıklanmasıdır. Bizim anlattığımız, yaratılışın gerçek, doğru açıklamasıdır, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Doksan beş milyon yıllık kılıç balığı.
ADNAN OKTAR: Tıpkısının aynısı hiçbir değişikliğe uğramamış. İşte Hz. Musa (a.s.) o zamanlar fosillerle değil, tek bir hareketle ispat ediyor. Çünkü adamları orada ikna etmenin başka imkanı yok. Cenab-ı Allah o zaman o mucizeyi meydana getiriyor. Ama şu an bu fosillerinde yer altında çıkması bir mucizedir. Yani yüz elli milyon yıl fotoğraf gibi kalmış olması nasıl açıklanır? Yani normalde kalmaması lazım, yüz elli milyon yıl ne yapar bir şeyi? Darmakeşan eder.
ALTUĞ BERKER: Yüz elli milyon yıllık güneş mercanı.
ADNAN OKTAR: Bak o da taşlaşmış. Bu Allah’ın bir mucizesi, Allah’ın taşlaştırıp muhafaza etmesi. “Mehdi (a.s.) zamanında” diyor, Peygamberimiz (s.a.v.); “kemikler konuşur ” diyor. “Binlerce yıllık kemikler konuşur” diyor. Yani fosillere işaret ediyor.
NADİDE SULTAN: Evet, hakikaten de öyle şimdi. Bilim adamları, kemiklerden insanların yaşını, cinsiyetini kaç milyon, binlerce yıl önce yaşamış insanları bulabiliyorlar.
ADNAN OKTAR: Tabii, yaratış inancını anlatmada kemikler konuşmuş oluyor. Mesela bak Peygamberimiz (s.a.v.)’in bir veciz sözü. Şimdi Cübbeli’ye göre nasıl oluyor? Kuru kemik çıkıyor, ayağa kalkıyor, kuru kafa, var ya filmlerde oluyor iskelet böyle gider konuşur “merhaba, hemşerim nasılsın” falan der. Cübbeli böyle olacak zannediyor. Böyle değil işte onun baktığı mana fosiller.
NADİDE SULTAN: Derin bakabilmek aslında. Biraz tabi, tutucu insanların derin bakması biraz şey. Ama şey tabi, derin bakmak lazım her şeye. Öyle düz mantık bakarsanız hakikaten kemiklerin konuşması gerekir dile gelip. Allah istedi mi olmayacak iş midir? Hayır, tabii ki değil. Ama yani her şey o kadar net ki bilim çağındayız, bilim adamları çıkartıyorlar işte konuşmuş oluyor kemikler.
ADNAN OKTAR: Bence birçok konuda Cübbeli samimi değil. Bence Mehdi (a.s.)’ın zuhur ettiğinden emin o, anladı. Yani Ahir zamanda olduğumuzun da farkında, deccal’in de farklında. Çünkü deccaliyet’in İslam alemini nasıl mahvettiğini perişan ettiğini uzun uzun anlatıyor ve alametleri sayıyor. Deccal’in çıkış alametlerini sayıyor. O zaman “deccali diyor nasıl reddedersiniz?” diyor.
NADİDE SULTAN: O zaman Mehdi (a.s.)’ın de gelmiş olması gerekiyor. Deccal ile Mehdi (a.s.), onu kabul edenin onu da kabul etmesi lazım. Paralel zaman değil mi?
ADNAN OKTAR: Tabi, deccal varsa zaten onu ezecek Mehdi (a.s.)’da var demektir.
NADİDE SULTAN: Onu demek istiyorum.
ADNAN OKTAR: Fakat Mehdi (a.s.), deccal’in ilk devrinde gelmez. Çünkü o zaman deccal’lik yapamaz. Yani deccal hayatta faaliyetine devam ediyor Mehdi (a.s.) durdurduğunda, Mehdiliğinin vasfı kalmaz. Mehdiyet olmaz. Deccal tahribatını tam anlamıyla yapıp bitirecek. Mehdi (a.s.) o dev tahribatı ortadan kaldıracak. O zaman Mehdilik görevini yapmış olur. Yoksa tahribat olmayan bir yere gidip Mehdi (a.s), sağlam bir yerde görev yapamaz.
NADİDE SULTAN: Deccal kişi mi yoksa, ben sanki kişi gibi biliyorum.
ADNAN OKTAR: Kişi tabii, kişi yani Ahir zaman şahıslarının hepsi kişidir. Ama bir fikir sistemi ortaya çıkıyor, bir düşünce. Mesela benim gördüğüm, Darwin deccaliyet’i temsil eden kişi. “Saçı sakalına karışmıştır” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). “Bodurdur” diyor, “rüzgar geldiğinde saçı sakalı karışır” diyor yani “savrulur” diyor ve ateizmi, dinsizliği bütün dünyaya hakim edeceğini, dünyanın dinsiz olacağını, o devirde işte camilerin, havraların, kiliselerin kapatılacağı, Allah Allah diyenin kalmayacağı, Allah inancının açıkça inkar edileceği” ateizmin yani hatta Tevrat’ta da geçiyor, “ateistlik inancı yayılır” diyor ve “dünyada sel gibi kan akacağını” söylüyor. Peygamber Efendimiz (s.a.v.); “Fitnenin fücurun artacağı, emin insanların hain ilan edileceği, hainlerin emin gösterileceği, hafızların Kuran okuyacakları yani güzel tecvidli Kuran okuyacağı fakat boğazından geçmeyeceği”, yani “Kuran’ın adı kalacağı yani Kuran’ı bir hayat kitabı olarak kabul etmeyip, hurafelere göre hareket edecekleri, Kuran’ a göre hareket etmeleri gerekirken, Kuran’ı terk edeceklerini” söylüyor.
Zaten Peygamberimiz (s.a.v.)’in bir tane şikayeti var ümmetinden, Ahiret’te tek bir şikayeti var. Şeytandan Allah’a sığınırım “Yarabbi, benim bu ümmetim Kuran’ı terk ettiler” diyor. Bu ne zaman oluyor? Peygamberimiz (s.a.v.) zamanında Kuran’ı terk eden oldu mu? Herkes sarıldı Kuran’a tam Kuran yaşanıyordu. Ne zaman terk ediliyor? Deccal zamanında. Deccaliyet’in hakim olduğu devre işaret ediyor ayet ağırlıklı olarak. Yani birçok anlamı var ama özellikle deccaliyet’e işaret ediyor. Deccal’in zamanında hem yobazlar hem gericiler Kuran’ı terk edecek. Hem ehli küfür, küffar, yani iblusun ve iblisat orduları terk edecekler. Dolayısıyla Müslümanlar az kalacak. Yani gerçek Müslüman’ın sayısı az kalacak. İşte öyle bir ortamda Mehdi (a.s.) ortaya çıkıyor.
Nur Suresinin 55. ayetinde de Allah, İslam’ı dünyaya hakim edeceğini açık açık söylüyor. Deminki ayette zaten gördük. Oku, Nur suresinin 55. ayetini.
ALTUĞ BERKER:Şeytandan Allah’a sığınırım. “Allah, içinizden iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara va'detmiştir: Hiç şüphesiz onlardan öncekileri nasıl "güç ve iktidar sahibi"kıldıysa, onları da yeryüzünde "güç ve iktidar sahibi" kılacak, kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak ve onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir.”
ADNAN OKTAR: Buradaki ayette, bütününde çok sarih olarak Mehdiyet anlatılıyor. Çok net. Korkuların arkasından güvenliğe kavuşacak. Korkular, korkuyu kim meydana getiriyor? Deccaliyet meydana getirecek. Güvenliği kim meydana getirecek? Mehdi (a.s.) meydana getirecek. Dini sabit kılmayı kim yapacak? Mehdi (a.s.) yapacak ve bütün dünyaya hakimiyeti kim yapacak? Mehdi (a.s.) yapacak. Kuran neyi anlatıyor? Bütün dünyaya İslam’ın hakimiyetini anlatıyor. Bölüm bölüm söyle ayeti, ben anlatayım.
ALTUĞ BERKER:“Allah, içinizden iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara va'detmiştir:”
ADNAN OKTAR: Bir kere Allah vadinden dönmüyor, Allah’ın vadi var. Evet.
ALTUĞ BERKER:“Hiç şüphesiz onlardan öncekileri nasıl "güç ve iktidar sahibi"kıldıysa”
ADNAN OKTAR: Onlardan öncekileri öğrenmek için ne yaparız biz? Kuran’a bakarız. Kuran’a baktığımız da iki tane hakimiyet var. Bir Zülkarneyn (a.s.) , bir Süleyman (a.s). Kuran Kuran’la tefsir olur zaten. Kuran ayetleri, Kuran’la tefsir olduğuna göre. İki tane hakimiyeti Kuran’da görüyoruz. Zülkarneyn (a.s.) ve Süleyman (a.s). Onun gibi bir hakimiyetten bahsediyor ama “kimleri hakim edeceğim?” diyor Allah. Samimi olanları. Samimi olan ne yapar? Kuran’ı bağrına basar. Kuran’ a tam uyar ve son derece samimi olur. Hurafeye gitmez. Bana vahiy geldi diye ilaveler yapmaz, Allah’ın kitabını yeterli görür, kitaba ilave getirmez. Evet.
ALTUĞ BERKER:“Onları da yeryüzünde "güç ve iktidar sahibi"kılacak.”
ADNAN OKTAR: Bak, yeryüzü demek nedir? Dünya. Bak, “güç ve iktidar sahibi,” şimdi güç sahibi olmak ayrıdır, iktidar sahibi olmak ayrıdır. İktidar sahibi dediğinde; siyasi, askeri, sosyal, iktisadi, hepsine hakim olacaksınız diyor, tamamına. Hepsine Müslümanlar hakim olacak diyor. Evet.
ALTUĞ BERKER:“Kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak.”
ADNAN OKTAR: Şimdi bir hareketlidir din; adam oradan oraya hicret eder, oradan oraya, sıkıntılar içindedir, yaşayamıyordur. Bak, “yerleşik kılıp sağlamlaştıracak.” Sağlamlaşınca ne olur? Sökemezsin. Kaçak gidip namaz kılmazsın. Çekine çekine sokaklarda gezmezsin. Korkuların arkasından güvenliğe kavuşursun. Evet.
ALTUĞ BERKER:“Ve onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir.”
ADNAN OKTAR: Bu işte Mehdiyet’tir. Korkuyu deccaliyet temsil eder. Güvenliği de Mehdiyet temsil eder. Bu olacak diyor.
Cübbeli Hazretlerine gerçi bu ayeti daha okutamadık ama iyi şimdi bak en girift kısımları, en zor kısımları söylettim. Bir İttihad-ı İslam’ı söylettim. Gürül gürül söylüyor böyle, gürül gürül. Daha sormadan söylüyor. Ama iki yıl uğraştım bak. Herkes şahit. Doğru mu? İki yıl.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam, herkes otuz milyon kişi en az şahittir inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şu Alevilere karşı üslubunu ortadan kaldırdı. Hani “pırasa gibi doğrayalım, Bektaşileri doğrayalım, Caferileri doğrayalım”, onları kaldırdı. “Onlar Ehl-i kıbledir” dedi. Eğer ben böyle uğraşmasaydım bu daha katlayarak bu düşüncesini geliştirecekti. Yani Alevi düşmanlığını, Bektaşi düşmanlığını, Caferi düşmanlığını, onları asıp kesmeyi toplumun içerisinde müthiş geliştirecekti yani onlara karşı muhalefeti.
NADİDE SULTAN:Yaygınlaşacaktı tabii ki.
ADNAN OKTAR: Kardeşim, kesme ne demektir kesme, pırasa gibi doğrama? Pırasanın özelliği nedir? Üst üste istif edersin, değil mi? Tek bir bıçak darbesiyle, hepsini doğrarsın zamandan istifade etmek için. Pırasayı kimse tek tek doğramaz. Bakın özellikle benzetiyor. Bir de pırasaya benzetiyor. Yani bak insan olarak bile görmüyor, o üslubunda ota benzetiyor yani. “Ot doğrar gibi doğrayacak onları” diyor. Allah’ın o nurlu mübarek kullarına. Hz. Ali (r.a.) aşıklarına, Hz. Ali (r.a.)’ın ismini duyduğunda göz yaşlarına boğulan bu koç yiğitleri bakın, neye benzetmeye kalkıyor, idi. Müslüman gibi konuşmasını sağladım. Acımak ayrıdır, hakkı söylemek ayrıdır. Acıyorum, şefkat duyuyorum ama hakkı söyletirim. Fikren yakasını da bırakmam. On yıl, yirmi yıl. Yani beni bilenler bilir. Benim için yirmi yıl daha yeni başlamıştır. Bir şeye kafamı taktım mı takarım yani, inşaAllah. Ben de en düşük limit yirmi yıldan başlar, Allah ömür verirse İnşaAllah.
Muhterem Hocam sen kapanışı yap.
NADİDE SULTAN:Kapanıyor mu? Ben bir şey soracaktım. Tamam, program bitsin sonra sorarım.
ADNAN OKTAR:Evet, sor. Sen hepimizin Nadide Sultanı’sın, hepimizin kardeşisin, sen bizim canımızsın. Seni aşkla, şevkle övüyorum, seni samimiyetle övüyorum. Gerçek, aksini söyleyen bana bir kişi çıksın söylesin. Şu candanlığı, şu dürüstlüğü, şu efendiliği, şu Allah aşkını, şu sevecen yaklaşımı insanlar kaç kişide görebiliyor? Doğru söylüyorum. En uç insanlara bile bak şefkatle yaklaşıyor. En uç vakalara bile şefkatle yaklaşıyor. Ve bak birleştirici, kardeş yapıcı ruhu var ve sevecen, candan bakıyor ve üslubu da çok güzel. Ses tonuyla beraber çok çok güzel. Bizim canımız, hepimizin canı. Milletimizin nadide göz bebeklerimizden birisin inşaAllah. Tertemiz bir insansın. Allah ufkunu açsın, Allah hidayetini arttırsın, ilmini arttırsın, şevkini arttırsın, Cennet’te bize kardeş etsin. Allah imanla ölmeyi hepimize nasip etin, imanla göz yummayı Allah nasip etsin. Birbirimizden ayırmasın. Bereket, bolluk, iyilik, güzellik versin bütün milletimize. Mehdi (a.s.)’ı bağrımıza basmayı Allah bize göstersin. İsa Mesih (a.s.)’ı bağrımıza basmayı bize göstersin, o güzel yüzünü, şöyle bir elimle tutacağım.
NADİDE SULTAN:İnşaAllah görürüz.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah göreceksiniz, İnşaAllah. Allah’ın izniyle.
SUNUCU:Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri Programımıza, 00:30’dan itibaren Mavi Karadeniz Radyo, Kaçkar Tv, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Kütahya Destan Tv ve www.HarunYahya.Tv internet sitemizden devam edeceğiz.
ADNAN OKTAR:“Hayır,” diyor Cenab-ı Allah Zuhruf Suresi’nde; “ Ben onları ve atalarını kendilerine hak ve açıklayan bir elçi,” bir Mehdi “gelinceye kadar yararlandırdım.” 2015 tarihini veriyor, ebced olarak. Biz 2010’dayız.
NADİDE SULTAN:2011’e girmek üzereyiz.
ADNAN OKTAR:Evet, bak “Hayır, Ben onları ve atalarını kendilerine hak ve açıklayan bir elçi,” bir Mehdi “gelinceye kadar yararlandırdım.”
ALTUĞ BERKER:Biraz evvel sordunuz, “Minim” diniymiş Hocam.
ADNAN OKTAR:Minim dini, evet, ateizm. Tevrat’ta geçiyor. “Mehdi (a.s.)’ın çıkış zamanında, Minim dini yayılacak” diyor, Tevrat. Yüzlerce ayetle belirtilmiştir Mehdi (a.s.)’nin özellikleri ve Zebur’da da.
Bak Cübbeli diyor ki; “Peygamberimiz (s.a.v.) günde vakit Mehdi (a.s.)’den ve deccal bahsediyordu” diyor, günde beş vakit. Mehdi (a.s.)’nin ve deccal isimlerinin unutulması, söylenmemesi, Mehdi (a.s.)’ın, deccal’in çıkış alametidir. Cübbeli’ye sorun anlatıyor.
ALTUĞ BERKER:Talmud Sanhedrin. Talmud’da geçiyor, inşaAllah. Yarım saat sonra Kaçkar Tv’deyiz, inşaAllah.
Basında Harun Yahya
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Harun Yahya Etkiler
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...