SUNUCU:Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri programımıza, Mavi Karadeniz Radyo, Kaçkar Tv, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Kütahya Destan Tv ve www.HarunYahya.Tv internet sitemizden devam ediyoruz. Tekrar sözü size bırakıyorum Hocam.
ADNAN OKTAR:Berker Hocam, neler var?
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah Hocam. Hürriyet’te Ahmet Hakan sizi her gün takip ediyor anladığım kadarıyla. Şöyle söylemişti Hocam; “Adnan Hoca’nın televizyonda programlarını yöneten Oktar Babuna’nın, sürekli inşaAllah, maşaAllah demesi şaştığım şeyler arasında” demiş Hocam.
ADNAN OKTAR:Ben de onun “inşaAllah, maşaAllah” dememesine şaşıyorum. Bir şeyi yarın yapacağım dediğinde bir insan inşaAllah demesi lazım, yani Allah’ın izniyle yapacağım, kaderdeyse yapacağım demesi lazım. Çünkü bunu der, ertesi gün ona nasip olmaz. MaşaAllah da Allah ne güzel yaratmış. Bu güzellikleri kim yaratıyor, Allah yaratıyor, maşaAllah’ın anlamı bu. O vatandaş bunu bilecek.
SUNUCU:Allah’ın adıyla başladığımız bir güne daha iyi başlarız diye düşünüyorum.
ADNAN OKTAR:Tabi ki, inşaAllah’ı, maşaAllah’ı çok kullananlar dünyaya hakim olacaklar inşaAllah. Berker Hocam, sen bana bir şey söylersen anlatacağım.
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah Hocam, sizin sahiplenmeniz ve sevginizden sonra şöyle ilerlemeler oluyor Hocam. Bugün Devlet Bakanı Hüseyin Çelik; “Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Dersine 130 sayfalık ek yapılacağını, Alevilik mezhebi ve Hz. Ali (r.a) ile ilgili bilgilerin ve Alevilik ile ilgili önemli şahsiyetlerin kitaplarından alıntıların ekleneceğini” açıklamış Hocam.
ADNAN OKTAR:Bu doğru hareket olur, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Hüseyin Gülerce Zaman Gazetesi’nde; “Abdullah Öcalan’ın avukatlarıyla yaptığı görüşmeyi iyi niyetli yaptığını ancak çok büyük hata yaptığını” yazmış. “Yaptığım bu görüşmenin, yanlış anlaşılabileceğini ve Müslümanları vurmak için bir bahane olarak kullanılacağını tahmin etmeliydim. Avukatlarla görüşmemin kendisine fatura edileceğini tahmin ederek, Hoca Efendi’den bu görüşme için izin istemeliydim. Gaflete gelip boş bulundum, Hoca Efendi’den bin defa özür diliyorum. Hakkını helal etmesi için istirhamda bulunuyorum. Hata ettim, acele ettim, istişare etmedim, bütün hizmet arkdaşlarımdan da özür diliyorum ” demiş Hocam.
ADNAN OKTAR:Evet, ben o açıklaması olduğu gibi, bir karşı açıklama yaptım. Bunun açıklığa kavuşturulmasını istedim. Biz inanmamakla beraber bir açıklama yapılmasının iyi olacağını söyledik. Hoca Efendi de güzel bir açıklamada bulunmuş. Allah razı olsun, içimiz rahatladı.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam. Aydın Doğan’ın, medya kuruluşlarını satmaya çıkartmasıyla ilgili, medyada çok konuşuluyordu Hocam. Yiğit Bulut’ta onun üzerine bir yazı yazmış. Aydın Doğan, tüm medya kuruluşlarını satılığa çıkartıyormuş. Yiğit Bulut da bu konu üzerinde şöyle diyor; “Onların çekilip çekilemediğini bilemem. Ancak, bu halk sizden çekildi. Ruh çekildi, beden yaşamaz. Bu medya onlarca hükümeti kurma, yıkma girişiminde bulundu. ” Aydın Doğan Grubu için diyor. “Türkiye’nin son 26 yılındaki her karmaşada izleri var. Bu nedenle sadece sermaye sahibinin çekilmesi yetmez. Onun yakın adamları olan bir kısım gazetecilerin de çekilmesi gerekir. Bu adamların artık bu ülkede gazetecilik yapmamaları gerekir. Her şeyin bir bedeli olmalı. Bu ülke bu kadar ucuz değil ” demiş Hocam.
ADNAN OKTAR:Yiğit Bulut, tam Türk İslam Birliği’nin koç yiğitlerinden. MaşaAllah helal olsun. Allah samimiyetini, ilmini artırsın. Bayağı güzel üslubu, samimiyeti güzel.
ALTUĞ BERKER:Bekir Coşkun, Cumhuriyet Gazetesi’nde şöyle yazmış. AK Parti’lilere yönelik yazmış yazısını. “Bu milleti tanıdığını ve öğrencilerin yumurta atma protestolarının devamının artarak geleceğini, bu nedenle, AK Parti hükümetinin kendisinin hep bu protestolara karşı koruyarak gezmek zorunda kalacaklarını, her konuşmaya şemsiye ile gitmek zorunda kalacaklarını” söylemiş Hocam.
ADNAN OKTAR:Modernlikle falan alakası yok, yumurta işinin. Bunu kaldıracaklar, bu çok rahatsız edici, yani gören için de çok kötü, yapan için de çok kötü. Hem ayıp hem adaba edebe uygun değil, çirkin bir hareket. Bundan vazgeçecekler. Yani bunu meşrulaştırmasınlar, Avrupalılar yapıyor diye bizim de yapmamız gerekmez. Çok sulu ve cıvık bir hareket, çok kötü bir hareket ve şımarıkça.
ALTUĞ BERKER:Sessizliği Bozma adlı İsrailli bir örgüt. 27 İsrailli askerin itiraflarını kitaplaştırmışlar Hocam. Askerler Filistin’de yaptıkları katliamları anlatmışlar. Örneğin; “Gazze’de bir kapıyı çaldıklarını, açılması biraz geciktiği için kapıya bomba koyduklarını ve ev sahibi kadının kapıyı açmasıyla bombanın patlayarak kadını havaya uçurduğunu” anlatmışlar. “Bu durumu askerlerin eğlenceli bulup güldüklerini” söylemişler. Ya da çatısında duran ve hiçbir tehlike arz etmeyen bir adamı, komutanın emri üzerine silahla vurduklarını ya da Takoa’da taş atılmasını önlemek için, bir Filistinliyi aracın önüne bağlayarak canlı kalkan yaptıklarını” anlatmışlar.
ADNAN OKTAR:İşte Türk İslam Birliği olursa ne Filistinlinin ne İsraillinin canı yanar. Çünkü o çocukları cinayete zorlamak da bir ahlaksızlık ayrıca, bir zulümdür. Onları öyle cinayete yatkın yetiştirmek de zulümdür. Normalde Hazreti İbrahim (a.s) nesli, onlar da Hazreti İsmail’in (a.s) soyu. Kardeşçe, dostça yaşayacakken akıl almaz bir zulüm ve psikopatlığı onlara zorla yaptırıyorlar. Biz böyle bir şeyin olmaması için çözümün Türk İslam Birliği olduğunu söylüyoruz. Bunun da açık olduğunu herkes görüyor.
ALTUĞ BERKER:Zaman Gazetesi’nde... Siz yıllardır “iddia edilen Ergenekon terör örgütünün yargı mensupları üzerinde şantaj yoluyla baskı yaptığını ve bu konunun üzerine gidilmesini” söylüyorsunuz Hocam. Nitekim Ergenekon davasıyla ilgili, yeni gelişmeler olmuş. “Çağdaş Eğitim Vakfı’nın genel merkezinde bir yargı mensubuna ait, gizlice çekilip cd’ye kaydedilen uygunsuz görüntüler ele geçirilmiş. İddianamede bu görüntülerin kullanılıp bahsi geçen yargı mensubunun yürüttüğü soruşturmaların yönlendirilmeye çalışıldığı” belirtiliyormuş Hocam.
ADNAN OKTAR:Devletin iddia edilen Ergenekon örgütüne karşı yaptığı operasyonlarda bilgisi olan herkes azim ve kararlılıkla devlete destek olup yardımcı olması lazım. Devletin de operasyonları azim ve kararlılıkla devam ettirmesi lazım inşaAllah. Bu konularda dinlendirme, nefes aldırma olmaz. Nefes aldırmadan devam edilmesi gerekiyor, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Evrim haberi vardı Hocam, Sabah Gazetesi’nde. “Kayıp Kıta Mu” hakkında bilgilerin verildiği bir haber yapılmış. Haberin içinde “kıtada ilk insanların yaşadığını söyleyerek, yanına ilk insan olarak, iki ayağı üzerinde yürüyen iki maymun çizimi konmuş.”
ADNAN OKTAR:Kardeşim, bu zorlama, çırpınmalar sadece onları komik hale getiriyor. İlkokul çocukları bile olayın gerçeğini öğrendiler. Bu adamlara acıyorlar artık. Yani bunların bu garibanlıklarına, bu inatlarına, çocuksu inatlarına bu komik olmaya doğru kararlı tavırlarına yani. Tesadüfle olayı anlatıyorsun, tesadüfe dayandırıyorsun olayları. Tesadüf olabilecek en kötü açıklamadır, en geçersiz açıklamadır.
“Yanınıza gelmek istiyorum” diyor “Size yapılan haksızlıkların sizi yücelteceğini biliyorum. Ama yine de gözlerim doluyor. Muazzam duygusal bir his meydana getiriyor. Sizin yüzünüz, saçınız, ifadeleriniz, anlatımlarınız çok hoşuma gidiyor. Özellikle öldüğümüz zaman kabirde gerçekleşecek olayları dikkatlice dinliyorum. Hocam o vücudun bedenden ayrılışı, gözlerin jöle olup akması bütün bunlar o anda bize acı gelecek mi? Hissedecek miyiz? Bütün bu olanları, bununla ilgili bir hadis ya da bir ayet var mı? Eskiden okuduğum kitaplarda Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in dikenli çalıyı pamuktan çekerken, pamukların bazıları çalıya nasıl takılırsa ruh da bedenden ayrılınca insana öyle acı verecek gibi bir şey okumuştum.”
Küfürde öyle, küfrün canı çıkarken dikenli çalı sökülüyor gibi vücudun içerisinden, öyle acı veriyor. Öbür türlü ayette diyor; yumuşak, böyle mülayimlikle, rahatlıkla canının alınacağını, sevinçle alınacağını söylüyor, Allah. Müslümanlarda öyledir.
“2012’de olayların olacağından bahsediyorsunuz. Bu olayların bazılarından örnekler verebilir misiniz? Maddenin gerçeği eserlerinizi okudum. Fakat algılayamadım henüz. 2012’de bütün insanların maddenin hakikatini algılayacak mı?” diyor. Oktar Babuna Hocamıza da selam varmış. Berker Hocam, sizi de çok seviyormuş Aslı Yiğit isimli kardeşimiz, Belçika’dan” yazıyor.
ALTUĞ BERKER: Aleyküm selam inşaAllah, Hocam.
ADNAN OKTAR: “Mahmut Beriç, Es Selamu aleykum Sayın Hocam ve oradaki arkadaşlar” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu.
ALTUĞ BERKER: Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu.
SUNUCU: Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu.
ADNAN OKTAR: “Ben size Katar’dan yazıyorum. Hocam, bir yıl öncesine kadar namaz nedir, Kuran nedir bilmezken, vesilenizle namaza başladım. Kuran’ı iki kere okudum ve her gün okuyorum. Ne güzelmiş Kuran’ımız maşaAllah” böyle yüzlerce mesaj geliyor MaşaAllah. Namaza başladıkları, Kuran okumaya başladıkları.
ALTUĞ BERKER: MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Allah vesile ediyor inşaAllah, maşaAllah. “Aşağıda saydığım Konya-Ereğli’nin köylerine kitaplarınızı yolluyorum Hocam. Her köye otuz kitap yolladım. Nadide Hanım (Nadide Sultan) Konya-Ereğlilidir. Teyzemlerin komşusuymuş eskiden” diyor. Nadide bayağı hanımmış, mesela çok güzel huylu, ne kadar akıllı insan. Çok mutmain böyle gayet hoş, makul, çok saygılı, efendi, kibar. Lafını sözünü biliyor. Yani ben bazı insanlarla görüşüyorum. Çok hoptirikler, akıl yedi yüz metre havada. Çok oturaklı o maşaAllah. Yani iyi insan da var. Zayıf insan da oluyor demek ki. “Sizinle ilgili ne zaman bir çalışma yapmaya kalksam tevafuklar birbirini kovalıyor.” Sürekli tevafuklar oluşuyor, MaşaAllah. “Allah’a emanet olun. Dualarınızı bekliyorum inşaAllah” diyor. “Adabağ Köyü, Işıklar Köyü, Tatlıkuyu Köyü, Gavurlar Köyü, Ulumeşe Köyü, Çimencik Köyü, Melice Köyü, Sarıtopallı Köyü, Karaburun Köyü, Taşağıl Köyü, Alhan Köyü” çok şahane köy isimleri maşaAllah.
“Selam Hocam” diyor. Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Benim nur yüzlü, güzel huylu Seyyid Muhammed Adnan Hocam. Sana olan sevgimi anlatmamın tarifi yok. Seni çok seviyorum” diyor. “İslam ahlakının dünyaya hakim olması için gece gündüz yaptığınız çalışmalarınızı her gece izliyorum inşaAllah. Sizi bazen göremiyorum. Çalıştığım zamanlarda. İş yerinde bile olsa sizi düşünüyorum. Hiç kimseyi bu kadar düşünüp merak etmemiştim. Sizi görmeyi o kadar çok arzu ediyorum ki” diyor. Gel işte görüşelim. Burada kardeşlerin var, bizler varız. Sohbet ederiz. Ama ben 02.00’de görüşebilirim. Çünkü en müsait o zaman oluyorum inşaAllah. Berker Hocam.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah Hocam. Dün söylediğiniz önemli bir şeyi hatırlatabilir miyim Hocam. Şöyle söylediniz; “Çirkin bir üslup, kendinden çok emin, enaniyetli, gururlu, dik başlı, sadece kendisinin doğru olduğunu bilen bir guruhat gelişti. Kardeşlerimiz küfrü sadece sırf komünistlerde, Darwinist materyalistlerde aramasınlar. Bu tip insanların içinde çok daha yoğundur. Müslümanları batıranlar, böyle ruhsuz, sevgisiz, aşkı unutmuş, Allah aşkını bilmeyen bazı insanlar. Bunlar niçin Müslüman olduğundan dahi haberi olmayan karanlık ruhlardır. Bunlara karşı uyarma görevini yapsınlar. Sitelerine yüzlerce güzel çiçek resmi koyabilirler. Allah’ın sanatını koysunlar. “Allah’ın nimetlerini anın” diyor, Allah ayette nimetsiz nasıl anacağız? Nimeti göstereceğiz ve anacağız. Allah’a şükredeceğiz ve sevgi yazıları yazsınlar şefkat yazıları yazsınlar” dediniz inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Şimdi bir kurnazlık yapıyorlar. Bir kısmı Cübbeli Ahmet adına, bir kısmı Milli Görüş adına, bir kısmı Erbakan Hocamız adıyla ilişikli siteler kurmuşlar. Şimdi hemen Erbakan Hocamıza sorun, Erbakan Hocamızdan ilişiği olmadığını resmi yazı olarak alalım. Cübbeli’ye de soralım. Cübbeli de ilişiği olup olmadığını bize resmi olarak bildirsin. Sonra evelAllah, bu takımı kanunla, hukukla rezil rüsvay edeceğim. Bütün Müslümanlara hakaretler, iftiralar, Şeyh efendilere, mürşitlere, alimlere. Ve tek kelime Allah sevgisinden bahsetmiyorlar. Tek kelime Peygamber sevgisinden bahsetmiyorlar. Ne şefkat ne muhabbet hep nefret, küfür, hakaret saldırı, Müslümanları tekfir etmek. İşte şu şöyle bu böyle, başı açıklara ayrı bir saldırıyorlar, başı örtülülere ayrı bir saldırıyorlar. Ehli Sünnet olmayanlara ayrı saldırıyorlar. Ehli Sünnet olup da kendi tarikatından cemaatinden olmayanlara ayrı saldırıyorlar. Kendi cemaatlerinin içinde bile bölümlere ayrılıp birbirlerine karşı cephe alıyorlar. Bir azgınlık, bir terbiyesizlik, bir şeytaniyettir gidiyor. Şimdi bunlar tek tek ismini tespit ettik. Hukuki belgelerini de hazırlattık. Ondan sonra bunların hepsinin yakasına yapışacak, hem polis yapışacak hem savcılık yapışacak. Hepsi değil de bunların içinde böyle bir çakal güruhat var. İyi olanları var tabii.
Böyle fitneci ve kavgacı, mesela bunlar zamanında Irak’ta da vardı, Afganistan’da da vardı bunlar. İşte “biz Ehli Sünnetiz, sarığın önemi şöyle, cübbenin önemi böyle” diyerek. Başı açık hanımlara ayrı laf söylerler, başı örtülü hanımlara ayrı laf söylerlerdi, çarşaf giymeyen hanımlara ayrı saldırırlardı. Amerikan işgali olmadan önce de kabadayılık yaptılar. “Bu Amerikalılar gelirlerse görecekleri var, tozlarını çıkartırız, darmadağan ederiz.” Amerikalılar bir geldi, baktık bunlar masanın altına girmişler, zangır zangır titriyorlar. Hani senin kabadayılığın çakal? Hani senin yiğitliğin? Sonra Amerikalılara Marlboro satmaya başladılar, kadın kız satmaya başladılar, ahlaksızlık yapmaya başladılar, uyuşturucu satmaya başladılar, bu ahlaksızların genel özelliği bu. Mesela bu güruhat da öyle. Türkiye hukuk devletidir. Kanunlarla yönetiliyor. Müesseseleşmiş bir sistem içerisinde gidiyor. Bunlar burayı, Türkiye’yi bazı yerlerini dağ başı gibi görüyorlar bu avanaklar. Onun öyle olmadığını bunlara fiilen ispat edeceğim, inşaAllah. Özellikle mürşitlere, büyüklere, alimlere, tertemiz Müslümanlara laf söylemeye bundan sonra güçleri yetmeyecek. Bir de it kopuk takımı ve hapçı takımı bunlar. Hap satan, esrar satan, ondan sonra zaman zaman içip sızan, sonra “tevbe ettim, vazgeçtim” diyen çakal takımı. Kadın kız satan, soytarılık yapan herifler, değil mi? Söylüyorsam bir bildiğim var ki söylüyorum. Yani ben boş yere söylemem. Yani yakalatınca ne demek istediğimi anlarsınız zaten inşaAllah.
Seni dinliyorum Berker Hocam.
ALTUĞ BERKER:Hocam şöyle söylediniz; “Ahir zaman’da münafıklar Mehdiyet’e saldıracaktır. Mehdiyet’e, Türk-İslam Birliği’ne, İttihat-ı İslam’a saldıranlara dikkat etmek lazım. Ama onlar saldırdıkça da Mehdiyet coşar. Müslümanların boy atıp gelişmesi için gerekli bir sistemdir. Nasıl bitkinin gelişip büyümesi için toprağa, güneşe, suya ihtiyacı vardır. Müslüman’ın da gelişmek için münafığa ihtiyacı vardır. Müslüman’ın güce ihtiyacı olduğu için Allah münafığı Müslüman’a musallat eder. Müslüman da harika ataklar yapar, gücü müthiş artar” dediniz inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Tevbe Suresi 107. Şeytan’dan Allah’a sığınırım. “Zarar vermek”. Demek ki münafığın özelliği ne? Zarar vermek istemesi, maddi ve manevi zarar vermek. “İnkarı (pekiştirmek)”. İnkarı geliştirmek, yani Mehdiyet’i, İttihad-ı İslam’ı, Türk-İslam Birliği’nin oluşmasını, Kıyamet’in yakın olduğunu; bunları inkar etmek ve buna benzer. "Ve “müminlerin arasını ayırmak”. Mezheplere ayırmak. İşte “şu Alevidir, şu Bektaşidir, şu Sünnidir” diye birbirlerine düşman etmeye kalkmak. Bak; “müminlerin arasını ayırmak ve daha önce Allah'a ve elçisine karşı savaşanı gözlemek”. Mesela komünistleri, ateistleri kendilerine ittifak ettirip, onları Müslümanların üzerine kışkırtması. Ateist Masonları veyahut iftira sonucu bir şeyi organize edip Müslümanları suçlu gibi gösterme oyunları da olabilir. Bak; “daha önce Allah’a ve Müslümanlara karşı savaşanı gözlemek için mescid edinenler”. Demek ki münafıklar, mescid içinde hareket ediyorlar. Yani bir camide toplanıyorlar, bir yerlerde toplanıyorlar ki, inandırıcı olsun. Yani diyeceksin ki; “bunlar Müslüman muttaki adamlar. Yani söylüyorsa doğrudur” denmesi için mescid ediniyorlar, orada toplanıyorlar. “Ve: "Biz iyilikten başka bir şey istemedik" diye yemin edenler”. Şimdi münafıkta buna çok dikkat etmek lazım. Münafık o kadar candan konuşur ki. “Ya” diyor, “ben, senin” diyor, “ayağının tozu olurum” diyor, “sen yeter ki, bu işi yap” diyor, “bu dediğimi yap.” “Ne istiyorsun sen?” diyor. Münafığın derdi günü Kuran’dır. Kuran’ın yetersizliğini sen kabul edersen, münafık ve müşrik seninle anlaşır, bir yönüyle. Hatta Peygamberimiz (s.a.v.)’i ikna etmeye çalışıyorlar. “Az da olsa onlara meyledecektin” diyor Cenab-ı Allah, “Ben müdahele ettim” diyor Cenab-ı Allah, “az da olsa meyledecektin. ” Yani senden razı olmaları için sana baskı yaparlar diyor Allah münafıklar. Ne istiyorlar? Peygamber diyecek ki haşa “tamam Kuran yetersizdir” diyecek “bazı eksiklikleri vardır. İlaveler gerekir. Ben de o ilaveleri yapayım” diyecek, Bunu istiyorlar münafıklar. Allah “eğer onu yapsaydın” diyor “sana hayatın da ölümün de acısını kat kat tattırırdım” diyor cenab-ı Allah. Seni şah damarından yakalardım diyor Peygamberimiz (s. a. v.)’e. Bak az da olsa onlara meyledecektin diyor. Münafık diyor ki; “her konu tamam” diyor, “ama bak senden istediğim Kuran’ın yeterliliğini kabul etmeyeceksin” diyor. “Kuran’da eksiklikler var, eksiktir Kuran” diyor. “Onu hurafelerle tamamlayalım. Benim hurafelerimi eğer kabul edersen ben senin kölen olurum ne istiyorsan yapayım” diyor. “Ama öbür türlü düşmanın olurum” diyor. Allah da diyor ki; “eğer sana sebat ve güç vermeseydik az da olsa onlara meyledecektin” diyor Kuran ayetinde. Münafığın vuruş yaklaşımı ordandır. Yani Kuran’ın yetersizliğini kabul ettirerek vurmak ister. Çünkü Kuran bir kere yetersiz kabul edildiğinde, yetersiz görüldüğünde, yobazlığın kapısı patladı demektir artık sonuna kadar açılır. İşte yobazlığın kökeni budur. Bak, “Biz iyilikten başka bir şey istemedik diye yemin edenler.” Bak hem de iyilik, “biz iyilikten başka bir şey istemedik.” Onun için münafığın böyle candan gibi konuşan üslubuna aldırmamak lazım. O direkt küfür ağzıyla, pislik ağzıyla konuşur. Yani tam bir pislik ve mikroptur. Hiçbir şekilde inanmamak gerekir. Çok dikkatli olmak gerekir. Mutlaka melanet ve ahlaksızlık için yapar, ikinci bir ihtimal yoktur. İnşaAllah. “Diye yemin eden”, Allah adına yemin ediyorlar “var ya Allah onların hiç şüphesiz yalancı olduklarına şahitlik etmektedir.” Münafığın özelliği ne? Bol bol yalan söyler yani gözünün içine baka baka uydurur. Bir daha yalan söyler, rezil eder anlatırsın, deli olduğu için dinlemez, bir daha söyler. Yine yemin ediyor mesela diyorsun; “yalan söylüyorsun ispat ediyorum” diyorsun. Durur durur bir daha söyler, münafığın özelliğidir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in hadisinde de var; “Münafığın en belirgin özelliklerinden birisi yalan söylemesidir. Sürekli yalan söyler.”
Bakara Suresi, 11 “Kendilerine yeryüzünde fesat çıkarmayın denildiğinde”, münafıklara deniliyor ki; “siz fesat çıkartmayın, fitne çıkartmayın Müslümanları birbirine düşürmeyin, kargaşa çıkartmayın. Gidin, küfürle mücadele edin eğer edecekseniz. Müslümanlarla niye uğraşıyorsunuz” diyorsun, “biz sadece islah edicileriz” derler”, diyor. Yani “biz bunları ıslah etmek kastıyla anlatıyoruz” diyor. “Allah seni ıslah etsin” diyor. “Nasıl ıslah olacağım ben” diyor mesela Müslüman sorduğunda, “sen bir kere Kuran’ı bir kitap olarak alıyorsun ve hepsi bunun içindedir diyorsun” diyor Allah söylüyor bunu. “Böyle olmaz” diyor, “o zaman din olmaz” diyor. “Benim kafamda bir din var ben bunu göremiyorum Kuran’da” diyor. “Sen bu ilaveleri yap bak, Kuran’a da inan ama bu ilaveleri de yap. Ben senin peşinden geleceğim.” Halbuki kahpedir o, öyle bir şey olsa bile daha beter pislik yapar daha beter ahlaksızlık yapar. Yani onun amacı direkt dinsizlik olduğu için o usulen onu söyler. Onu yapsan o seni biraz daha ölüme yaklaştırır. Bir mesela biraz daha yapsa biraz daha yaklaştırır. Mahvedinceye kadar, şeytan olarak çıktığı için, devam eder. Onun için Peygamberimiz (s.a.v.)’e Cenab-ı Allah çok sert uyarıda bulunuyor. Yani “sakın” diyor Cenab-ı Allah, “sana hayatın da ölümün de azabını tattırırdım” diyor. Az da olsa onlara meyledecektin diyor.“Bilin ki gerçekten asıl fesatçılar bunlardır. Ama şuurunda değiller.” Yani Müslümanları fesatçılıkla itham ederler. Onun için ayet diyor ki; “asıl fesatçılar bunlardır.” Bunlara sorsan ıslah, iyilik, güzellik için konuşuyorlar. Ama bak ayet diyor; ”Asıl fesatçılar bunlardır. ”Çünkü mesela adam Müslüman’a yalancı diyor. Sen de diyorsun ki asıl yalancı sensin. Bak burada diyor ki; “fesatçı” diyor Müslüman’a, “fesad çıkarıyorsun, fitne çıkarıyorsun, Kuran’a uymuyorsun” diyor. “Nasıl uyacaksın Kuran’a? “İlave yapacaksın” diyor. “Hurafe artı kuralla Kuran geçerli olur” diyor. “Hurafe olmadan Kuran geçerli olmaz” diyor. Allah da diyor ki; “asıl fesatçılar bunlardır ama şuurunda değildirler.” Adamın şuuru kapalı yani münafığın aklı gitmiştir.
Şeytan’dan Allah’a sığınırım. Tevbe Suresi, 49 “Onlardan bir kısmı “bana izin ver, beni fitneye katma” der.” Diyor ki; ya ben şimdi bu Müslüman topluluğu içinde olmak istemiyorum. Ben çıkayım. Beni fitneye sokuyorsun, siz fitne yaşıyorsunuz, fitneye düşmüşsünüz, beni de fitne içerisine sokma” diyor. “Ben ayrılıp gideceğim” diyor münafık. Niye diyorsun. “Ya kardeşim, sen burada özgürlükten bahsediyorsun” diyor, “burada ibadetler kolay, İslam’ı yaşamak kolay, Kuran’ı yaşamak kolay, böyle bir din olmaz ki. Benim dinim, anladığım din, karmakarışık zor ve girift. Sen çok kolay bir dinden bahsediyorsun” diyor. “Ben bunu kabul etmem. Bu bir fitne” diyor, “beni fitneye katma” diyor. Ne yapmam gerekiyor, “ben gidiyorum” diyor. Münafığın özelliğidir. “Haberin olsun, onlar fitnenin ta içine düşmüşlerdir.” “Gittiği yer asıl pisliğin içidir” diyor Cenab-ı Allah. Hani diyorum ya, domuzun en pislik yerine gider yapışır münafık.
Şeytan’dan Allah’a sığınırım. Münafıkun Suresi, 7 “Onlar ki: “Allah’ın Resulü yanında bulunanlara hiçbir infakta (harcama) bulunmayın” diyorlar Müslümanlara. Kendi harcadığı da ona acayip koyar münafığa, çok sıkar. Münafığın en acı çektiği konu, Allah yolunda bir şey harcamış olmaktır. Yani ömrünün sonuna kadar onun acısını çeker. Harcayanlara da bütün gücüyle karşı koyar. “İsraf oluyor, gereksiz harcama oluyor, sakın vermeyin. Siz kendinize bakın, biriktirin, kendi ihtiyaçlarınıza kullanın, sakın ha vermeyin” der. Bak “Allah’ın Resulü yanında bulunanlara hiçbir infakta (harcama) bulunmayın, sonunda dağılıp gitsinler.” Asıl amacı da budur. Müslüman’ın dağılmasını ister münafık, “dağılıp gitsinler. Oysa göklerin ve yerin hazineleri Allah’ındır. Ancak münafıklar kavramıyorlar” diyor. Allah veriyor zaten hazineyi. O da, rastgele yani Peygamberimiz (s.a.v.)’in özel yeteneğinden dolayı tesadüfen olduğunu zannediyor. Halbuki o malları veren Allah’tır.
Şeytan’dan Allah’a sığınırım. Al-i İmran Suresi, 173, Müslümanlar diyor ki; “Onlar, kendilerine insanlar: "Size karşı insanlar topla(n)dılar, artık onlardan korkun" dedikleri halde imanları artanlar ve: "Allah bize yeter, O ne güzel vekildir" diyenlerdir. Mesela Müslüman da diyor ki; “...kendilerine insanlar: "Size karşı insanlar topla(n)dılar...” Ne demek? Mesela Mehdi (a.s) topluluğuna da, “size karşı insanlar toplandı” diyecekler, “siz kaç kişisiniz” “313 kişi”, size karşı toplananlar kaç kişi, 3 milyon kişi.” “313’e karşı, 3 milyon tane düşmanınız var” diyor. Müslümanlar, “ne yapalım?” diyorlar, “artık onlardan korkun” diyor. Korkmanın amacı ne? “Dağılın.” “Dedikleri halde imanları artanlar”, tabii bak bilerek, münafığın atağı ne yapıyormuş. Mümin’in imanını artırıyormuş.“İmanı artanlar ve Allah bize yeter. O ne güzel vekildir” diyenlerdir” diyor. Bu işte Müslümanların sevap kazanmasına, manevi makama yükselmesine sebep olduğunu bu ayet göstertiyor. Bak münafık saldırdığında, alçaklık yaptığında Müslüman’ın, ibadet vakti girmiş oluyor. Mesela sabah namazı ne zaman başlıyor? Güneş ufukta belirdikten sonar.Ne zamana kadar? Güneş doğuncaya kadar. Münafığın ahlaksızlığa başlamasıyla, Müslüman’ın ibadeti başlıyor. Yani alçakca saldırısı başladığında, Müslüman’ın ibadeti başlamış oluyor o anda. Sevabın binlercesini almaya başlıyor,toplamaya başlıyor. Ne zamana da kadar? Münafık saldırısını durduruncaya kadar. Münafık saldırısını durdurduğunda, güneş doğmuş oluyor, artık o ibadetin vakti de geçmiş oluyor. O vakit içerisinde münafıkın saldırısıyla Müslüman sürekli ibadet sevabı almış oluyor. Yani sırf namazdan sevap alınmaz, sırf oruçtan sevap alınmaz. İnsanlar öyle zannediyorlar. Mesela münafık saldırısına karşı yapılan imani ataktan çok çok daha fazla sevap kazanılabilir. Cenab-ı Allah’ın dilemesiyle. Bak “onlardan korkun” denildikleri halde imanları artanlar ve: “Allah bize yeter, O ne güzel vekildir” diyenlerdir.” Ne diyor? Bir kere Allah’ın kendisine yeterli olduğunu biliyor. Münafık Allah’ın kendisine yeterli olduğunu bilmez. Münafık kendi yaptığını zanneder. Müslümanla arada fark var. Müslüman her şeyi Allah’ın yaptığını bilir ve “Allah bana yeter” diyor. “O ne güzel vekildir.” Allah vekildir demiyor. Bak “O ne güzel vekildir” diyor. Allah’ın güzelliğiyle tesmiye ediyor ve onu övüyor. Allah’a karşı aşkını ifade ediyor, Allah’a karşı sevgisini ifade ediyor. “O ne güzel vekildir.” Değil mi vekildir diyebilir ama, “O ne güzel vekildir” diyor Allah için. Bu da gösteriyor ki, Mehdiyet’e karşı da insanlar toplanacaklar ve tehlikeli saldırılar olacak. Belki iftira edecekler Müslümanların üstüne, belki güvenlik güçlerini gönderecekler, belki başka toplulukları gönderecekler, aldatarak yanlış bilgilendirerek, bunu yapabilirler. Kuran buna işaret ediyor. Ama Müslüman böyle bir konumda etkilenmiyor. “Allah bize yeter diyor. O ne güzel vekildir” diyor.
Şeytan’dan Allah’a sığınırım. Ahzab Suresi, 13. “Onlardan bir grup da hani şöyle demişti: “Ey (Medine) halkı” mesela şu anda Medine, İstanbul olur,“artık sizin için (burada) kalacak yer yok, şu halde dönün.” Mesela Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in zamanına bakan bir ayet, şimdi asrımıza bakarsak ”Artık sizin için burda kalacak yer yok” Çok tehlikeli artık, izleniyorsunuz, karşıtlarınız var, düşmanlarınız var, yobazlar karşınızda, it kopuk karşınızda, uyuşturucu müptelaları, mafyası her türlü çakalı karşınızda. “Kalacak yer yok.” Yani herhangi yerde barınmanız mümkün değil, bir evde kalamazsınız, bir mahallede kalamazsınız. “Şu halde dönün.” Davanızdan vazgeçin, bırakın artık diyor. “Onlardan bir topluluk da: “Gerçekten evlerimiz açıktır diye, Peygamberden izin istiyordu.” İşte münafıklar da böyle duyunca, o Müslüman topluluğu içerisindeki münafıklar; “doğru gerçekten evlerimiz hakikaten açık” diyorlar. “Biz bir gidelim” diyorlar. “Annemiz, babamız bizi bekliyor, ailemiz bizi bekliyor, istikbalimiz bizi bekliyor” diyor. “Biz neden akıl edemedik” diyorlar. “Doğru hakikaten tehlike de var etrafımızda adamlar da toplanmış. Madem öyle biz güvenli bir yere” artık domuzun ilgili yerine gidip oraya yapışıyor. ”Peygamberden izin istiyordu. Oysa onların evleri açık değildi.” Öyle bir sorun yoktu. Öyle bir konu yoktu. “Onlar yalnızca kaçmak istiyorlardı” diyor Allah.
Fetih Suresi, 11. “Bedevilerden geride bırakılanlar”, yani İslam’ı tebliğden, dini yaymadan geri bırakılanlar, “sana diyecekler ki: "Bizi mallarımız ve ailelerimiz meşgul etti.” Bedevi demek; hanzolar yani böyle cahil, görgüsüz, bilgisiz, ham, kaba insanlar. “Bu İslam’ı yaymaktan, Allah yolunda cehd etmekten geri bırakılanlar, sana diyecekler ki bizi mallarımız, ailelerimiz meşgul etti.” Niye sen diyorsun, İslam’ı yaşamıyorsunuz. Müslümanlarla beraber olmuyorsunuz. “Ticaret yapıyoruz” diyor. “Akşama kadar ticari çalışma çekler, senetler, hiç vaktimiz olmuyor” diyor. Başka? Bir de ailemiz meşgul etti. Hanımına kürk alacak, oğluna ayakkabı alacak, ben bunlarla meşgul oluyorum”, diyor. Allah onu onun içerisinde boğuyor zaten. Yani bütün vaktini alacak hale getiriyor Allah. Zaten mala ve oğlunun içerisine sokuyor. Zaten Allah Kuran’a, İslam’a, hizmete niyeti olmadığı için, Allah onu, o sistem içerisinde boğuyor. “Bundan dolayı bizim için mağfiret dile.” Bir de bize af dile diyorlar, özür beyan ediyorlar. Yani biz bunu yapıyoruz ama mecburuz. Belli mal kazanmamız gerekiyor, çocuklara bakıyoruz. O yüzden, bize dua et diyorlar. “Mağfiret dile” diyorlar. “Onlar, kalplerinde olmayan şeyi dilleriyle söylüyorlar.” Çünkü bunlara İslam’ı, Kuran’ı yayarsanız, size 100 milyar vereceğiz desen ne malını takar ne o ailesini takar, ne bir şeyini takar. Deliler gibi geceli gündüzlü. Yani şöyle bir çalışma yapacağız; gidip bir şirketin tanıtımını yapacaksın desen bir adama, sana 100 milyar vereceğiz. Ayda 100 milyar alacaksın desen, adam gecesini gündüzüne katar, yapar. Yani birçok insan yapar. Ama Allah için yap dediğinde ne diyor? “Mallarımız, ailelerimiz meşgul etti” diyor ve bahanesi oluyor. “De ki: "Şimdi Allah, size bir zarar isteyecek ya da bir yarar dileyecek olsa, sizin için Allah'a karşı kim herhangi bir şeyle güç yetirebilir? Hayır, Allah yaptıklarınızı haber alandır." Mesela Allah onu bir kanser hastası yapabilir, ani bir inme meydana getirebilir, felç edebilir. O zaman ne ailesiyle bağlatısı kalabilir ne malıyla bağlantısı kalabilir. Allah gizlice bir bela tehdidinde bulunuyor. “Hayır, Allah yaptıklarınızı haber alandır.” diyor Allah. “Bir yarar dileyecek olsa”, mesela isterse çok zengin eder. Sağlıklı, sıhhatli de yapar Allah.
Al-i İmran Suresi, 167 “Münafıklık yapanları da belirtmesi içindi. Onlara: "Gelin, Allah'ın yolunda” tebliğ yapın, dini yayın, veyahut savunma yapın“savaşın ya da savunma yapın” yani Müslümanları savunun “denildiğinde,” biz tebliği bilseydik, dini yaymayı bilseydik “biz savaşmayı bilseydik elbette sizi izlerdik” dediler.” Ama bilmiyoruz” diyor. Peki, bilmiyorsun, değil mi? Ben sana diyorum “her ay üç yüz milyar para vereceğim. Şimdi savunur musun?” diyorum. “Ben bir kere bir gecede Kuran’ı baştan sona okurum” diyor “Allah’ın izniyle. Ve mükemmel tebliğ yaparım. Siz onu bana bırakın” diyor. Peki, sana “sonsuz cennet vaat ediyor” diyor Cenab-ı Allah, değil mi? Hepsinin üstünde Allah’ın rızasını vaat ediyor. Demek ki senin orada imanın zayıf ve aklın zayıf. Çünkü o parayı alırsın sen, üç yüz milyarı alırsın, hiç ummadığın bir hastalığa yakalanırsın. Daha paranın bir bölümünü bile harcayamadan, hastane parası bile yapamadan ölür gidersin. Allah isterse hemen canını alır, zaten iki günlük hayat. Bak, “Biz savaşmayı bilseydik elbette sizi izlerdik” dediler. O gün onlar, imandan çok küfre daha yakındılar.” Bak, iman zafiyeti. Demek ki sorun neymiş? İman zafiyeti. Fıkıh sorunu muymuş? Fıkıh sorunu değil. Cübbeli’nin hatası budur. Cereyanı münafıkanede sorun iman sorunudur. Kuran’da o zaman derdi “Fıkhi bilgiler yok” derdi. Bak, “O gün onlar, imandan çok küfre daha yakındılar” diyor. “Kalplerinde olmayanı ağızlarıyla söylüyorlardı. Allah, onların gizli tuttuklarını daha iyi bilir.” Kalplerinde olmayanı ağızlarıyla söylüyorlar. Kalbindeki inancı söylemiyor. Cübbeli’nin üslubu da bu. Kalbindeki inancı söylemiyor. Yani “münafıktır” demiyorum ama üslubu kalbindeki inanç değil. Kalbindeki inanç, bakın, açıkça söylüyor “İttihad-ı İslam olmalı” dedi. Kardeşim, Mehdi (a.s.)’sız İttihad-ı İslam olabilir mi? Bir sorun bakayım Cübbeli’ye, taraftarları sorsunlar. Mehdi (a.s.) olmadan İttihad-ı İslam olur mu? Olmayacağını herkes bilir. Hani Mehdi (a.s.) gelmiyordu? Hani Mehdi (a.s.) yoktu? İttihad-ı İslam’ı isteyen, mutlaka Mehdiyet’i istemek konumundadır. İsa Mesih’i istemek konumundadır, inşaAllah. Münafıklardan sık sık bahsetmemin nedeni; Ahir zaman’da asıl sorun münafıklıktır yani iman zafiyetinden kaynaklanan. Bakın, münafığın dini bilgisi eksik olmaz. Şimdi “münafık” dediğinde, fıkıh bilgisi vardır münafığın, imanı yoktur. Cübbeli bu hakikatin üstünde durmuyor. Hâlbuki insanlarda fıkıh bilgisi eksikliği yok; iman zafiyeti var. İman zafiyeti olan adama gidiyor, fıkıh bilgisi veriyor. O adamlar da yerlere yatarak gülüyorlar. Bütün mesele; iman hakikatlerinin anlatılmasında, çok imanlı, coşkulu samimi insanlar meydana getirmektedir. Mesela biz gecenin bu vaktinde tebliğ yapıyoruz. Hiçbir kazancımız yok. Yani verilen ilanlarda da hiçbir kazanç yoktur, programda da. Yani burada herhangi bir şirketin malının tanıtımı, hiçbir şey yok görüyorsunuz. Sadece Allah rızası için. Bu neyle olur? Ancak imanla olur. İmanın dışında olmaz.
Bir hayli soru gelmiş kardeşlerimizden. İran’dan var. Çin’den var, maşaAllah. İran’dan bayağı gelmiş. Her yerden haberler var, maşaAllah. Mehmet Akgül Kardeşimiz’den de haber var. Münafıklardan da geliyor, her yerden geliyor. Münafığın kafasındaki din hazırdır. Yani hazır bir din o. Mesela Müslüman dini Kuran’da bulur, Kuran’dan öğrenir. Yani Kuran’ı açar, Kuran’ın içinde bulur dini. Münafık da kafasındaki dini Kuran’da arar, bulamadığında ilave yapar. Bu çok nettir bak, münafığı tespitte bunu çok rahat kullanabilirsiniz. “Sen dini nereden öğrendin?” dersin. “Benim kafamda var” der o yani bilir. kendi kafasının içindeki din. “Peki, Kuran’da var mı?” diyorsun. “Kuran’da yok” diyor. “O zaman ne yapmak gerekir?” diyorsun. “O kolay. Ben bulurum” diyor. Onun işte kolay dediği şey hurafelerdir. Hurafe artı Kuran olduğunda münafık sistemi çarkı çalışmaya başlar. Onun için münafık hiçbir zaman için senin kendi dediğine inanmaz zaten. Çok kahpedir. Takva görünümünde ortaya çıkar. Allah’a güveni yoktur, Allah’a saygısı da yoktur.
ALTUĞ BERKER:Bir hadis-i şerifte Hocam, demin söylediğiniz konuda Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle diyor. Taberani’de geçiyor. “Kulun konuşmalarında “inşaAllah” demesi imanının mükemmelliğindendir” diyor Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Münafık hep atalarına çağırır. Sen desen ki “Bir Müslümanın Kitabı nedir?” “Kuran.” Allah diyor ki; “Kuran’dan sorulacaksınız” ahirette. Münafık da konuştuğunda seni atalarına çağırır. Diyorsun sen bu sefer; “Bak, Allah söylüyor. Allah kelamı, doğrudan Allah’ın kelamını ne için istemiyorsun?” “Hayır, benim put atalarımın söylediği esastır” diyor. “Benim put atalarım hata mı yaptı?” diyor. Önce onu soruyor. Sen Kuran’a davet edersin. “Put atalarım hata mı yaptı?” diyor. “Kardeşim, senin put atan yanlış yolda olabilir, değil mi? Yanlış düşünmüş olabilir. Münafıkça düşünmüş olabilir. Putlaştırdığın kişi değil, Kuran, saf Kuran, vahiy, Allah’ın vahyi. Buna göre hareket etmen lazım” diyorsun. “Biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz yola uyarız” diyor. Allah da diyor ki ayette; şeytan’dan Allah’a sığınırım, “Ya ataları bir şey bilmeyen kişilerse” diyor. Bak “Ya ataları bir şey bilmeyen kişilerse yine mi uyacaklar?” diyor. Senin atan sapıtmış zaten. Kuran’ı yeterli görmemiş, kabul etmemiş, Allah’a güvenmemiş, Kuran’a güvenmemiş, Resulüne (s.a.v.) güvenmiyor, Peygamberimiz (s.a.v.)’in tefsirine güvenmiyor. O zaman senin atan sapıtmış işte ve Allah’ta belasını vermiş görüyorsun ortamı. Belasını bulmuş. Atanın ne şekle geldiği görüyorsun. Sen ne zaman doğru yola kavuşursun? Doğrudan vahye güvendiğinde, doğrudan Allah’a güvendiğinde, doğrudan Kuran’a güvendiğinde ve Resulullah (s.a.v.)’in tefsir ettiği gibi Kuran’ı kabul ettiğinde. Bunun dışında kurtuluşun yok. O zaman burnun bir lağımın içine girer, bir gider çamurun içine girer, bir gider burnun batağın içine girer, sürünür durursun ve gerçek iman edememenin acısıyla kıvranır durursun. Ve pislik ve ahlaksız olduğunu bilerek, kendini ahlaklı gibi göstermeye çalışarak devam edersin. O devirde münafıklar Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e çok acayip baskı yapıyorlardı. Bak, ayette o çok manidardır; “Az da olsa neredeyse onlara meyledecektin.” diyor. Yani genellikle münafıkların, müşrikatın namus kavramı çok katıdır, çok acımasızdır. Müslümanlık daha özgür, daha candan, doğrudan sevgi doludur. Münafık ve müşrik hayatı kontrollü hale getirdiklerini, mesela bir kadını farz edelim böyle insanlıktan çıkartırsa, onu bir odaya kilitlerse, ona hayatı yaşatmazsa, onu güldürmezse, onu konuşturmazsa, onu aşağılarsa, ona Kuran'a el sürdürtmezse, İslam’a yaklaştırmazsa, Müslümanların bulunduğu yere sokmazsa, onu takva olarak görür. Onu yapanları da gayri ahlaki tavır göstermekle itham eder. Mesela Müslüman Hanım mescide girip namazını kılıyorsa, onu gayri ahlaki bir şey olarak görür. Ama camiye gelmezse Müslüman kadın, onu takva olarak görür, yani böyle. Mesela Peygamber Efendimiz (s.a.v.) kadınlara karşı müthiş bir sevgisi vardı. Münafıkların en çok bunaldığı noktanın o olduğunu Kuran’a bakan görür. Yani onunla ilgili hem sureler inmiştir, hem çok geniş açıklamalar inmiştir. Hasan (r.a.)’ın ve Hüseyin (r.a)’ın evlilikleri, Peygamberimiz (s.a.v.)’in evlilikleri münafıkların içine bir dert olmuştur. Onların neşesi, sevinci, kadınlara olan sevgisi, muhabbeti bayağı onların içlerine oturmuştur. Yani ızdırap vesilesi olmuştu. Peygamberimiz (s.a.v.)’e özellikle hanımların kendini hibe etmeleri, çok fazla kadının kendini hibe etmesi, sevgiyle Peygamberimiz (s.a.v.)’e yaklaşmaları büyük fitne unsuru olmuştu o devirde. Cenab-ı Allah bu konuyla ilgili ayet indirdi. Hem Cenab-ı Allah yaptığı bu hoş uygulamayı, onun bu coşkun sevgisini, muhabbetini tasdik eden mahiyette bir de ilave olarak münafıkları daha da kızdıracak yeni ilave hükümler indirdi Allah. Mesela Peygamberimiz (s.a.v.) eskiden teyzesinin bir kızını alıyordu. Mesela halasının bir kızını alıyor. Allah “hepsini al” dedi. “Hepsini alacaksın” dedi. Münafıkları delirtti bu o devirde. Onların namus anlayışıyla bu çok çelişiyor. Yani Peygamberimiz (s.a.v.)’in yaptığını namuslu bir tavır olarak görmüyordu münafıklar. Allah bunun güzel olduğunu söyledi ve “mehirini verdiğin eşlerini, cariyeleri ve kendisini hibe eden kadınları Allah sana helal kıldı” diyor. Cenab-ı Allah helal kıldı. Ayrıca özel bir hüküm indirdi Allah; “Sırf sana mahsus olmak üzere teyzenin kızlarını, halanın kızlarını, dayının kızlarını da sana helal kıldık” diyor. Münafıkları işte çileden çıkaran husus bu olmuştu. Ve çok baskı yaptılar Peygamberimiz (s.a.v.)’e. Yani evlilik yapmaması için, Hz. Hasan (r.a.) ve Hz. Hüseyin (r.a.)’a da çok baskı yaptılar. Yani bu şekilde yapmaması, yani kadınlara olan sevgisi onların acayibine gidiyordu, garibine gidiyordu. Hâlbuki kadına olan sevgi, Allah’a olan sevgiden kaynaklanıyor. Çocuğa olan sevgi, Allah’a olan sevgiden kaynaklanır. Mesela kediye olan, köpeğe, tavşana, çiçeğe olan sevgi, Allah’a olan sevgiden kaynaklanır. Münafıkların kalbinde de sevgi olmadığı için bunu gayri ahlaki ve namus dışı bir hareket olarak görüyorlardı. Münafıkların aklı bacaklarının arasındadır. Beyni orada yaşar. Onlarda beyin yoktur, münafıklarda. Beyni onların aşağı taraftadır. Hep oradan düşünürler. Yani ona göre, kafaları oraya göre gider. Kafataslarının içi bomboş, böyle saman doludur, odun kafadır. Onun için Allah “kof kütüğe benzetiyor” onları. Ve bütün kâinatı da bacaklarının arasına göre yönetirler. Yani bütün sisteme bakın, münafıklarda, kadınlara yapılan baskı ona göredir, kendi aralarındaki münasebetleri, bağlantıları ona göredir. Bütün hayatı, bacaklarının arasındaki o kavruk beyne göredir. Ölmüştür bunlar, hayatta hep kavrulmuş, hep içi çekilmiş, çökmüş bitmiş tiplerdir. Allah bütün gücü üstlerinden almıştır. Müslümanlar da son derece neşeli, güçlü, hayat dolu, cıvıl cıvıl, gürbüz bir beyne sahip, gürbüz bir hayata sahip, bayramın, düğünün insanlarıdır. Dolu dolu bir hayat yaşatırlar. Dolu dolu bir hayat isterler. İşte demin anlattığım münafık karakterinin zamanımızdaki açıklamasının da adı yobazlıktır. “Örümcek kafalı yobaz” dedikleri işte bunlardır. Pislik mahlûkat, iblisun ve iblisat. Yani kadın ve erkek iblisler. Bunlar leş gibi pislik, böyle leş gibi kokan, akılsız, ahmak ve sevgiden nasip almamış insanlardır. Bunlardan tek kelime insan sevgisi duyamazsın. Git yanlarına iblis gibi sana bakarlar, hayvan gibi. Ayı gibi homurdanırlar. Yani yanından birisi geçsin, böyle çamura basmış ayı gibi homurdanır. Hiç tahammülü yoktur. İllaki onun mezhebinde olacaksın, cemaatinde olacaksın. Buna rağmen yine hasutturlar. Kendi cemaatlerinde de birbirlerinden nefret ederler. Yani kendi toplulukları içerisinde can güvenlikleri bile olmuyor. Bakın, kendi cemaati içinde de can güvenliği olmuyor. Yani namus güvenliği zaten yok da, can güvenliği de yok. Onun için hayvani ve çok sert, acımasız tedbirlerle kendilerini korumaya çalışırlar. Hâlbuki Müslümanlıkta vicdan yeterlidir. İnsan vicdanıyla hareket eder. Allah’tan korkarak hareket eder. Bunlar hayvan gibi ağıllara ayırırlar. Mesela ayı gibi böyle hayvan sürüsü gibi. Arayı açtığında perdeyi, bunlar kırar geçirir birbirini. Onun için sert disiplin meydana getirir münafikun ve münafıkat. Ve acımasız bir dünyaları vardır; simsiyah karanlık bir dünya. Mesela gülmek yasaktır. Neşe yasaktır. Bir arada yemek yiyemezsin. Bilim yasaktır. Sanat yasaktır, her şey yasaktır. Ve o pis karanlık dünyalarına Müslümanları çekmek isterler. O zamanlar işte Peygamberimiz (s.a.v.)’e çok baskı yapmışlardır. Birkaç ayette belirtiliyor bu baskı. Ve hiçbir şekilde Peygamberimiz (s.a.v.) taviz vermedi, kabul etmedi onların baskısını. Hz. Ali (r.a.)’ın şehadeti, Hz. Hüseyin (r.a.)’ın, on iki imamın şahadetlerinde, Ehl-i Beytin şahadetlerinde bu iblisat ve iblisun ordusuyla Hizbullah’ın, Allah Hizbinin mücadelesi olmuştur. Bu iblisat ve iblisun ordusuyla hizbullahın, Allah hizbinin mücadelesi olmuştur. Ve bu mücadelede de onlar şehit edilmişlerdir. Olay budur. Ve bu asrımıza kadar da devam etmiştir. Mesela şu an Mehdi (a.s.)'i istememelerinin nedeni, adam Mehdi (a.s.)'ın, kendi kavminden olmasını istiyor. O nedenle istemiyor. Yani Ehl-i Beyt düşmanlığından oluyor. Bu kahpelerin özelliği budur. Çünkü İbrani soy, Arap soyu, Kureyş, beni Kureyş'ten, beni Adnan olması, adamların ağırına gidiyor. Kendi hemşehrisi olacak. Kendi adamı olursa onu kabul eder. Yani burada ırkçı ve kavmiyetçi azgın ruh ve faşizan bir kafa olduğu için ayrıca Mehdiyet’e karşı tavır alıyorlar. Bir kısım zevat diyelim, inşaAllah.
Münafığın, mesela onun putları vardır. Mesela sen dersin ki; "Kuran yeterli." "Peki sen falanca alime de mi karşı geliyorsun?" der. O da senin gibi iblisun ve iblisat takımındaysa, evet, ona da karşı geliyorum. Yani senin putuna ben saygı mı göstereceğim? Diyor ki; "benim putuma da mı saygın yok?" diyor, "bana saygın yoksa." Sana da, putuna da saygım yok. Benim Kuran'a saygım var. Resullullah (s.a.v.)’e saygım var, değil mi? Sana ne saygım olacak. İnandıklarından değil bu alçakların. Yani hiçbir münafık inanmaz. Yani onların zırvaladıklarını çok iyi bilir. Hurafe yaptıklarını çok iyi bilir. Fakat bu köpeklerin dine karşı başka bir silahı, gücü olmadığı için mecburen putlarını ortaya koyar. Yani bu üçkağıtçı, yobaz, münafık takımı bu hurafelere inandıklarından değil, bunlar kendi özel hayatlarında bunlar tam it, çakal takımı. Bunlarda esrar da var, kadın-kız satmak da var. Her türlü ahlaksızlık var. Her türlü terbiyesizlik var. Yani gerekirse ispat da ederim. Beni konuşturmasınlar. Her türlü ahlaksızlık var. Tam klasik dinsizler. Mesela evde olduklarında namaz kılmazlar. Yani tam kafa denkleri olduğunda namaz kılmazlar. Böyle üçkağıtçılar. Ama tarif edilemeyecek bir delilik ruhları var, ama hayret edilecek bir delilik ruhu. İlla ki dünyayı simsiyah yapacak, karanlık yapacak, kan-revan içinde bırakacak. Küfürle de iş birliği yapıp, bu şeytani amacı gerçekleştirmeye çalışıyorlar, idi. Buna müsaade etmiyoruz, olay bu, etmeyeceğiz de. "El mi yaman, bey mi yaman?" demiş. Bey hepsinden yaman. Bunu görecekler, inşaAllah, Allah'ın izni ile.
ALTUĞ BERKER: Ben sizin sözlerinizi hatırlatayım, inşaAllah Hocam yine. Şöyle söylediniz; "Mehdiyet’in faaliyeti aklın ihtiyarını alacak hale gelmez. Hatta Peygamberimiz (s.a.v.)'in gelişi bile Tevrat'ta kapalı, İncil'de kapalı belirtilmiştir. Aleni olarak, çok açık olarak olmaz. Dinde bu yok. Tevrat da Hz. Mehdi (a.s.)'ın gelişini anlatır. Ama yerini, yurdunu biz şifrelerden anlarız. Hadislerden sarih anlarız. Mehdiyet’in doğrudan anlaşılmaması, aleni olarak anlaşılmaması, Mehdiyet’in faaliyetini kolaylaştırır, rahatlatır" dediniz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Münafıklık Mehdiyet’in ana hedefi olduğu için, münafıklığı tabi sık sık sürekli gündeme getireceğiz. Bu tarifler içerisinde bulmaya çalışacağız. Ama bakın, dikkat edin bu çok önemlidir. Münafık coşkuyla putlarını, üçkağıtçı kendi Hocalarını falan savunurlar. Bakın, onlar mürşitliğini kabul ettiği kişilerden nefret ederler. Size bunu kesin söylüyorum, nefret ederler. Ve onların ahmak olduğunu herkesten daha iyi bilir onlar. Çok çok iyi bilirler. Hatta onu bir özel konuşturabilsek böyle tipleri, kendi mürşitlerinin aptallığını akılalmaz delillerle, akılalmaz vurgularla izah ederler. Ama insanlara etki edebilmek için onları putlaştırıp, "sen benim putuma laf mı söylüyorsun? Benim putum yanılmaz" derler. Peygamber (s.a.v.)’in de onun için ahirette tek bir tane şikayeti var. Şeytandan Allah'a sığınırım. "Ya Rabbi" diyor, "benim kavmim bu Kuran'ı terk edilmiş bıraktılar" diyor. Bu özellikle Ahir zamanda Mehdi (a.s.) zamanına işaret edilen bir gerçektir. Demin de konuşmuştuk, normalde Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında zaten Kuran gürül gürül yaşandı. Sahabeler gürül gürül yaşadı. Peygamberimiz (s.a.v.)’in etrafında olan kişilerden, Kuran'ı reddeden kimse yoktu. Kim var Peygamberimiz (s.a.v.)’in kavminden ve Peygamberimiz (s.a.v.)’in ümmetinden? Ahir zaman’daki Deccal ordusu var. Ağırlıklı olarak onlara işaret ediyor, inşaAllah. Tabi anlamı geniş olmakla beraber ona işaret ediyor. Münafıklar hazır putları kullanır. Halk da tabi ona bir şey diyemez. Mesela diyor ki; sen "Kuran yeterli" diyorsun. "Peki" diyor. "Bak sana bir put ismi söyleyeceğim" diyor. "Bakayım ona karşı gelebilecek misin? Falanca put, ne dersin?" diyor. Adam tabii şöyle bir duruyor. Şimdi put hakikaten büyütmüş putu. Kocaman bir put. "Ben o puta ne diyebilirim? Bir düşüneyim" diyor. Düşünecek bir şey yok. O da put, sen de putçusun. Tam klasik putçu, inşaAllah. Biz de ne kadar putçu varsa, onların tepesine bineceğiz, bilimle, fikirle, akılla, aydınlıkla, ışıkla, nurla, sevgiyle, coşkuyla, aşkla bineceğiz.
Fakat şunun üstünde çok duralım. Hiçbir münafık ve yobaz kendi hurafesine hiçbir şekilde inanmaz. Yani diyorlar ya; "adam inanıyor." İnanın bana, hiçbir şekilde inanmıyorlar. Özel sohbetlerin hepsi hurafe olduğunu biliyorlar konuşmalarında. Yani kendi putlarına da bunların hiçbir şekilde saygısı yoktur. Sıkıştırdın mı mesela bakarsın kendi putuna hakaret etmeye başlar. Eğer üstüne gidersen kendi putuna hakaret eder. Yani çok örnek de verebilirim.
SUNUCU: Müslüman kardeşlerimizin birçoğu bu konuyu merak ediyor. Reenkarnasyon bilimle ilgili açıklandı ama dinen bunu münafıkla bir alakası var mıdır?
ADNAN OKTAR: Yok, bu yanlış bilgilenme. İnsanlar hayvanlara bakınca böyle ilkel bir mantık geliştirmişler. "Hani bizim ruhumuz var, onların da ruhu var. Acaba ruhlar bunlar arasında dönüp, dolaşıyor mu?" Bir sivri akıllı ortaya atmış onu. Hani "bir deli bir taş atar" derler.
SUNUCU: Hocam, bu bir münafıklık değil mi?
ADNAN OKTAR: Yok, münafıklık değil. Münafıklıkla alakası yok. O yanlış bir inanç. Put inançtır o, bir şirk inancıdır. Yanlış bir inanç. Biz öldüğümüzde bir başka boyuta geçeriz. Allah diyor ki; "arada bir perde vardır artık" diyor. Bir şey yani boyut perdesi var. Onu geçmesi mümkün değil. Daha önce söylemiştim. Bakın mesela bu kitapta şurada iki tane boyut var. Bir şöyle enine, bir de bir boyu var. İki boyutlu. Şimdi bunun içinde yaşayan insanlar nereyi görebiliyor? Bir eni görür, bir boyu görebilir, değil mi? Biz üçüncü boyuttayız, hepsini görüyoruz. Ama biz de bir yüzey üstündeyiz. Bir en, bir boy olarak. Üçüncü boyuttan da bizi böyle görüyorlar. Ayna gibi görürler. Ama biz onları göremeyiz. Yani biz bir perde üstünde olduğumuzu düşünün. Perdeyi dışarıdan seyreden bizi nasıl görür? Çok rahat. Ama biz perdenin yüzeyini görebiliyoruz ancak. Perdenin içindeyiz biz çünkü. Ama dışarıdan bakan bizi çok açık görür. Onun için biz dış alemi göremiyoruz. O işte üçüncü boyuttan, dördüncü boyuta geçen daha geri gelemez, Kıyamet vaktine kadar. Dirilme vaktinde zaten orada hepsi eşit olmuş oluyor, inşaAllah. Çünkü verilen vakit çok uzun zaten. Yani bir insan kediye girip ne yapacak? Yani kedi, ruhun hiçbir işine yaramaz ki. Yani eğitici, öğretici hiçbir yönü yok. Ciğer yemeyi öğrenirsin. Başka ne öğrenecek yani, değil mi? Hiçbir anlamı olmadığı belli. Yani bir mantığı da yok. Çünkü eğer olgunlaşması için vakit istiyorsa bol bol vakit veriliyor. On gün bile yeter insana. Bir hafta bile yeter. Ama Cenab-ı Allah 60-70 senelik ömür veriyor. Orada ne öğreniyorsa o. Bir eğitimdir, kurs, cennet kursu, inşaAllah.
Münafıklar toplumun putlaştırdığı hazır putlardan istifade ederler. Yani münafıklar küçük putlara pek yanaşmazlar. Mesela topluma bir bakar. Böyle besili putlar kim? En etkileyici putlar kim? "Sen" der, "bu koca putlara laf mı söylüyorsun?" Çünkü eğer toplumda bir putlaştırma varsa toplumu arkasına alır kendi kafasına göre. "Kuran mı, putlar mı?" der. Sen "Kuran" dersen, o zaman o putlarıyla sana saldırıya geçer kendi kafasına göre. Onun için puta güvenerek azgınlaşır münafık. Yani putlara güvenerek azgınlaşır. Onun için küfrü arkasına alıyor, üçkağıtçıları arkasına alır, ahlaksızları arkasına alır. Yani münafığı destekleyen iblisun ve iblisat ordusu çok büyüktür. Müslümanların sayısı genelde az oluyor. O kalabalığa güvendiği için münafık kudurur ve azgınlaşır. Yani meydana gelen o pislik cesaretin sebebi odur. Yani münafıklar çok korkak, alçak ve kahpedirler. Yani sadece çıkarının peşinde ve bunalımdadırlar. Yani Allah'a inanan olmamanın verdiği acının içerisindedir. Ama "isterler ki" diyor, Cenab-ı Allah ayette; "sizler de onlar gibi olasınız ve eşit olasınız." "Yani sizin de dinsiz olmanızı isterler" diyor, manen rahatlamak için. Çünkü imanlı Müslümanları hep kıskanıyorlar. Onlardan rahatsızlar. Ve onların samimi iman ettiklerini bildikleri için, kendileri de samimi iman edemedikleri için. Ya ahiret varsa korkusuyla onları da eşitlemek istiyorlar. Öylece cehenneme hep birlikte gireriz kafası oluyor. "Hep beraber gideriz" O, kendince ondan kuvvet buluyor. Ve onları da kendi haline getirmek ister. Mesela bir ahlaksız adam ne yapmak ister? Başkasını kendine benzetmek ister, değil mi? Mesela bir esrarkeş ne yapar? "O da esrar içsin" der. Mesela kötü yola düşen biri ne yapar? "O da kötü yola düşsün" der. O psikolojik rahatlık sağlar onda. Onun için Müslümanları da kendi gibi yapmak ister münafıklar. Yoksa münafığı ilgilendirdiğinden değil. O psikolojik baskıdan kurtulmak için Müslümanlara saldırıyor. Ya dağılmasını ister ya kendisi gibi olmasını ister. İkisinden birisi.
Münafık sinirleri bozuk mahlukattır. Yani böyle bir yönleri vardır. Kuran buna işaret ediyor. Şeytani bir zekaya sahip olduklarını Kuran işaret ediyor. Ama sinirlerinin çok bozuk olduğunu ve kendi ruhlarının, kendi vicdanlarının, kendi iç dünyalarının, kendi bedenlerine saldırdığını ve onlarda organik hastalık meydana getirdiğini Kuran anlatıyor. Mesela üzüntüden, acıdan, gerilim ve sıkıntıdan kansızlık meydana geliyor, omurgalarında çökme oluyor, görüşü bozuluyor, cildi bozuluyor, saçları dökülüyor, o kemik bozuklukları başlıyor, kanser gelişiyor, urlar başlıyor vücudunda. Yani vücut kendine saldırıyor. Bu acıdan kurtulmak için de onla debelenme başlar münafıkta. Yani vücudunda da onu hissetmeye başlar münafık. Gün ve gün çöktüğünü görür o. Hem mutsuz olması hem bedenen çökmesi münafığı çok kızdırır. Onun için Müslümanlara saldırıp eşit düzeye getirmeye kalkıyor. Onun için delice bir debelenme ile Müslümanlara saldırır münafık. Müslümanlara saldırdığı için, Müslümanlar daha neşeli, daha gürbüz, daha canlı, daha atak, daha sağlıklı oluyorlar. O da onları daha da delirtir. Yani öyle Allah ters bir sistem meydana getirmiştir. Onları ezmek için, acı vermek için. Münafık dünyayı başıboş zanneder. Mesela kendi gücü ile bir şey yapabileceğini zanneder. Halbuki münafığın, bütün münafıkane eylemlerinin hepsini Allah yaratır. O aptal da kendi ahmak kafasında bir şeyler yaptığını zanneder. Halbuki onun putlarını da yaratan Allah'tır. Daha önce güvendiği putlarını yaratan da Allah'tır. O putlarına insanlar tarafından kabul ve saygıyı da yaratan da Allah'tır. Çünkü münafığın putlarına güvenmesinin nedeni; toplumda o putlara karşı saygı, güven ve dokunulmazlık meydana gelmesinden dolayıdır. Çünkü insanlar bir şeyi putlaştırdı mı kimse dokunamıyor puta. Mesela Çin'de adam "Mao'ya karşıyım" diyebilir mi? "Haşa" diyorlar. Mesela bir Budist topluluğunda sapkın bir inanç adam tahtadan bir put yontuyor, oyuyor. Kimse orada o puta bir şey söyleyemez. Bilirler rezalet olduğunu ama söyleyemezler.
"Selamun Aleykum. Allah'ın selamı ve rahmeti, tüm İslam aleminin üzerine olsun." Ve aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Değerli Muhammed Adnan Oktar Hocam.” Bir şeyh efendinin, büyük bir şeyh efendiye söylediği sözleri almış kardeşimiz. Hazret diyor ki özetle “Benim kolumdan tutsunlar” diyor. “Yemek yiyeceğim yere beni götürsünler. Bana diyor “Mehdi (a.s.)’ın kim olduğunu göstersinler, ben ona uyayım” diyor. “Bana doğru yolu göstersinler o tarafa gideyim” diyor. “Bana yemeğimi göstersinler, yiyeyim. Bana suyu göstersinler, içeyim.” Sen aklını kullanarak bulacaksın. Senin şeyhin, senin mürşidin sana ışığı verir, aydınlığı verir, alametleri verir, ondan sonraki kısımları sen kendin bulacaksın. Çok değerli bir şeyh efendiye düşman ve haset ediyor, biliyorum. Yani cahil ve görgüsüz. Hakikaten bir topluluğu fitneye düşürmek istemişti. İşte bir yerlere ajanlık yapmıştı o serseri daha önce. Onu biliyorum ben. Yani içeriden bilgi alıp, götürüp, böyle olay çıkartmak, fitne çıkartmak isteyen biri. Fakat bunu biz cahilliğine yoralım, akılsızlığına yoralım, görgüsüzlüğüne yoralım ve adam etmeye çalışacağız. Dolaylı yoldan adam ediyoruz inşaAllah. O anlayacaktır. Nezaketiyle işaret edilir, sen de anlarsın, değil mi? Şeyhin seni banyoya götürecek, seni yemek yedirtecek, öyle bir şey yok. Öyle bir şeyhlik öyle bir talebelik olmaz inşaAllah. O mübarek şeyh efendi de dürüstlüğünü, candanlığını gürül gürül gösteriyor. Allah herkese sevdiriyor. Sevap alamaz eğer ona bir sığır musallat olmazsa, bir domuz musallat olmazsa, bir uyuz köpek musallat olmazsa, kudurmuş bir köpek musallat olmazsa, o şeyh efendinin makamı yükselmez, cehd sevabı alamaz. Onun için Allah ona münafıkları, üç kağıtçıları, sahtekarları, böyle inek görünümlü, kendini mürşit zanneden magandaları da musallat eder. Ama vız gelir tırıs gider. Hiçbir şey olmaz. Gönülleri çok rahat olsun. Mühim olan ineği bile eğitebilmektir. Mesela bak kurbanda ne yapıyorlar inekler? Bazen kaçıyor, değil mi? Kulağından, tutuyorlar, kuyruğundan hayvancağızı ite kaka götürüyorlar. Biz de bunu kulağından tutacağız, kuyruğundan tutacağız, bunu arabaya bindireceğiz, ahırından çıkaracağız, normal yerine getireceğiz inşaAllah. Acele etmesinler.
Bediüzzaman’ın da, münafıklar hakkında çok güzel sözleri var. Bediüzzaman münafıkları çok ince ince, detay detay çok mükemmel izah etmiştir inşaAllah.
Şimdi, güzeller güzeli Şeyh Nazım Hocamızı dinleyelim de öyle kapatalım. Şeyh Nazım Hocamız’ın çok eski yıllarda bir sohbeti vardı.
VTR: Şeyh Nazim Kıbrisi Hazretleri’nin Adnan Oktar ile 1987 Yılında Yaptıklari Bir Konuşma
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Şeyh Nazım Hocam yobazlığa karşı, bağnazlığa karşı ve münafıklığa karşı bir kaledir. Yani Ahir zaman’ın çok önemli bir şahsıdır. Kutup olması doğru. Yani hakikaten Kutbu-l aktab’tır. Cübbeli de kendisi de söyledi, “Kutbu-l aktab” dedi. Ama o galiz üslubundan dolayı özür dilemedi. Halbuki özür dilese onun için bir onurdur. Şeytan ona özür diletmiyor. Enaniyeti ona özür diletmiyor. Çok ayıp yapıyor ve Allah’tan bu kadar tokat yemesine rağmen, bu kadar küçük düşmesine rağmen. Allah onu kaç yerden küçük düşürüyor. Buna rağmen inat ediyor. Şeyh Nazım Hocam Everest Dağı gibidir, Ağrı Dağı gibidir. O öyle üflemekle, onun üzerine vurmakla, hiçbir şekilde o mübareğe zarar gelmez inşaAllah. Granit gibi Allah’ın izniyle, kimse zarar getiremez. Kendine zarar yapıyor. Yani kafasını Şeyh Nazım Hocam’a vurdukça kendi kafasını yarar, kendini küçük düşürür. Hocamız’a hiçbir şey olmaz. O sözünü değiştirsin. O sözünü özürle düzeltsin inşaAllah ve aynı zamanda Bediüzzaman Hazretleri’ne yönelik sözünü de. Onu bekliyoruz. Bir kere yasak savar gibi “İttihad-ı İslam’ı kabul ediyorum ben” demekle olmaz. Gürül gürül sürekli duyacağım ben ondan İttihad-ı İslam’ı. İttihad-ı İslam da, Mehdi (a.s.)’sız bir İttihad-ı İslam olabilir mi, olamaz mı? Buna da bir cevap versin. Şimdi Mehdi (a.s.)’sız olduğunda, yüz tane müceddid oluyor. Her cemaatin ayrı bir müceddidi olur ve Müslümanlar paramparça olur. Mehdi (a.s.) müceddidlerin müceddididir. Asrın müceddidlerinin müceddididir, hepsinin üstündedir. Dolayısıyla Mehdiyet’le İttihad-ı İslam’ın ayrılmayacağını çok iyi bilen bir insan. Burada bunu da dürüstçe, açıkça söyleyecek. Yani Mehdi (a.s.)’sız İttihad-ı İslam olmaz. Bunu da söyleyecek, bunu da duyacağız inşaAllah. Ve bu yüzyılda istediğine göre Cenab-ı Allah’tan, bu yüzyılda Mehdi (a.s.)’ı istediğini de söyleyecek. Daha önceki dualarını tekrar edecek, inşaAllah.
SUNUCU: Bizleri yarın 22:00’den itibaren HarunYahya.TV, Mavi Karadeniz Radyo, Samsun AKS ve TV Kayseri’’den takip edebilirsiniz. Yayınımıza www.HarunYahya.TV internet sitemizden devam edeceğiz.
Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Kitaplar
Devamı ...Evrim Sözlüğü
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...