SUNUCU:“Adnan Oktar İle Gece Sohbetleri” programımıza Mavi Karadeniz Radyo, Kaçkar TV, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Kütahya Destan TV ve HarunYahya.TV internet sitemizden devam ediyoruz. Buyrun Hocam.
ADNAN OKTAR:Sevgisiz insanların dünyası ne kadar korkunç. Allah vermesin, gericilik ne korkunç, ne pis bir dünya. Dünyada sürünmek gibi bir şey, bayağı berbat. İnsanın kendi eliyle kendini böyle berbat bir hale sokması, bir de kendi kendilerine ayrı bir din kurmuşlar, ne sahabe dönemine benziyor, ne Hz. Musa (a.s.) dönemine benziyor, ne Osmanlı dönemine benziyor, hiçbir şeye benzemiyor. Kendi kendilerine üç beş tane aklı kırık ortaya çıkmış, kötü bir din anlayışı ortaya getirmişler, kendi aralarında sevgileri net yok. Hiçbir şekilde birbirlerine sevgileri yok. İnternet sitelerine girin bakın, sevgi ifadesi taşıyan yerleri bir çıkarın bana göreyim, altlarını çizin; yok. Sevmiyorlar birbirlerini. Çıkarları olduğunda birbirlerine çok iyi davranıyorlar. Ticari bir çıkar olduğunda bayağı hürmetkarlar. Eğer ticari bir çıkarları yoksa, sevgileri de yok, muhabbetleri de yok.
Beni izleyen kardeşlerim, samimi olarak eğer hatalı bir şey söylüyorsam, bana mutlaka söylesinler. Ben haklı olan bir şeyi alenen görürüm, çok samimi oluyor bu, gerçek bir şey. Ama bana laf olsun diye, bağnazlıktan, kendi katı kafalarından kaynaklanan bir çizgi ile yaklaşırlarsa, ondan netice almazlar. Çünkü ben önümüzdeki bu on yılı daha başlangıç olarak görüyorum, daha biz hiçbir şey yapmadık, daha yeni başlayacağız. 2012’lerde Bismillah yeni başlamış oluyoruz. Allah’ın izni ile küfrü kasıp kavuracağız, inşaAllah.
Getirin bana ufaklıkları. Bunlar pırpır ile mırmır. Bakın bunlar Allah’ın ‘Cemal’ isminin tecellisi. Küçücük, ufacık bir hücreden, Allah böyle sıcak, yumuşacık, tatlı bir varlık yapıyor. Bir yobaz için bu hiçbir şey ifade etmiyordur ama bizim için çok şey ifade ediyor bunun tatlılığı, şekerliği. Mesela masum, kendisini korumaktan aciz olması insanın sevgisini artırıyor. Mesela sürekli temizlenmesi Allah’ın ‘Tahir’ isminin tecellisi. Güzelliği Allah’ın ‘Cemal’ isminin tecellisi, maşaAllah.
Araf Suresi, 128. Şeytandan Allah’a sığınırım, “Musa kavmine: ‘Allah'tan yardım dileyin ve sabredin.’”Müslüman sürekli Allah’tan yardım dileyecek. Her yardım dilemesi hem sevaptır, ibadettir, kalbini açar, bayağı güzel bir ibadet. “Ve sabredin.” İyi ahlakta sabretmek, tebliğde sabretmek, dostlukta sabretmek. Mesela Müslümanların birbirlerini sevmesi Allah’ın bir emri ve sever. Ama senede bir kere görüşüyorsa adam, bu normal bir hareket değil. Bu samimi sevgi değildir. Eğer seviyorsa; sahabeler ne yapıyordu? Sürekli görüşüyorlardı, sürekli birbirlerini seviyorlardı. Sahabe sevgisini eğer örnek alıyorlarsa Müslümanlar, birbirlerine düşkün olması ve birbirleri ile görüşmeleri gerekir. Çok nadir görüşmek istiyorsa, görüşmek istemiyorsa, Allah kalbinden sevgiyi almış demektir. Bu ne demektir? İman zafiyeti ve akıl zafiyeti demektir, bunun açıklaması yoktur. Baksınlar bir Müslümana, eğer Müslüman kardeşlerine karşı içinde bir sevgi yoksa, onlarla muhabbetten rahatsız oluyorsa, onlara yakın olmaktan rahatsız oluyorsa, imanı hastadır. Dolayısıyla söylediklerinde samimi değildir, anlattıkları da samimi değildir. Hem Risale-i Nur’a davet edeceksin, hem Kuran’a davet edeceksin, hem Resulullah (s.a.v.)’ın hayatına davet edeceksin ama Müslümanları sevmeyeceksin. O zaman kafanda sen firavuni bir din oluşturmuşsun. Firavunlaşmış beynin, kendin yepyeni bir din anlayışı çıkartmışsın. Din öyle karmaşık değil. Din; sevgi, merhamet ve şefkat dostluktur. Bunu sen yaşayamıyorsan, bu dostluğu, bu sevgiyi yaşayamıyorsan, kalbinde, kafanda ciddi bir sorun var demektir, hastasın demektir. “Gerçek şu ki, arz Allah'ındır.” Yani Amerika’nın, Rusya‘nın falan değil dünya, Allah’ın. “Ona kullarından dilediğini mirasçı kılar.” Kimi dilerse, mesela isterse Hz. Mehdi (a.s.)’a, isterse Hz. İsa (a.s.)’a, ikisi birlikte. “En güzel sonuç muttakiler içindir." Kim içinmiş? Herhangi bir insan için değil, muttaki yani samimi, candan, gerçek Müslümanlar için. “Dediler ki: ‘Sen bize gelmeden önce de, geldikten sonra da eziyete uğratıldık.’” Sen gelmeden önce de biz baskı görüyorduk ama sen geldikten sonra yine baskı görüyoruz diyorlar Hz. Musa (a.s.)’ya. "(Musa:) ‘Umulur ki, Rabbiniz düşmanınızı helak edecek ve sizleri yeryüzünde halifeler (egemenler) kılacak, böylece nasıl davranacağınızı gözleyecek’” dedi. Şimdi daha gelmeden önce müşrik yine anormal bir tavırdaydı, onun için belasını buluyordun. Hz. Musa (a.s.) geldikten sonra ne yaptın? Gittin altın buzağıya taptın, yine psikopatlık yaptın. Gittin Samiri’nin arkasından, yine psikopatlık yaptın, Allah belanı verdi, niye şaşırıyorsun? Onu Hz. Musa (a.s.)’ya veriyor. Halbuki yaptığın ahlaksızlıktan dolayı Allah belanı veriyor. Ama Musa (a.s.) ne diyor? “Umulur ki, Rabbiniz düşmanınızı helak edecek.” Deccaliyeti, firavuniyeti, iblisun ve iblisat ordularını ortadan kaldıracak. “Ve sizleri yeryüzünde halifeler (egemenler) kılacak” yöneticiler kılacak diyor Cenab-ı Allah. “’Böylece nasıl davranacağınızı gözleyecek’ dedi.” Çünkü Allah hakim eder, hakim ettikten sonra da dürüst ve güzel ahlaklı olmak lazım. İktidara geçtikten sonra psikopatlaşmak, saldırganlaşmak çok anormal bir harekettir. Sürekli güzel ahlakta sabır gösterilmesi lazım. “Andolsun, Biz de Firavun aile (çevre)sini belki öğüt alıp düşünürler diye yıllar yılı kuraklığa ve ürün kıtlığına uğrattık.” Ekonomik kriz meydana getirdik diyor Allah. Demek ki ekonomik kriz zaman zaman Allah’ın yaptığı, uyguladığı bir kanun. Niçin yaptığını söylüyor Allah? “Belki öğüt alıp düşünürler” diye. Mesela Mehdi (a.s.) geldiğinde de deccaliyeti Allah ne yapıyor? Ekonomik kriz uygulaması yapıyor ve durduramıyorlar, sebebini bilemiyorlar. Ekonomik kriz mucizedir. Gayet güzel ekonomi giderken, birden kriz meydana geliyor, teknik sebebi bulunamıyor. Dönem dönem Allah meydana getiriyor. “Kendisine bereketler kıldığımız yerin doğusuna da, batısına da o hor kılınıp-zayıf bırakılanları (müstaz'afları) mirasçılar kıldık.” Bak ‘hor kılınıp’, hor kılınmak ne demek? Hakarete uğrayan, baskıya uğrayan, iftiraya uğrayan, engellenen, iftiralar atılan, nefes aldırılmayan, dövülen, sövülen, hapsedilen. “Hor kılınıp zayıf bırakılanlara.” Nasıl zayıf bırakıyor? Ekonomik ambargo uyguluyor, ticaret yapmıyor, tecrit ediliyor, “ve böylece zayıf bırakılan” diyor. “Hor kılınıp-zayıf bırakılanları (müstaz'afları) mirasçılar kıldık.” Burada kastedilen kimdir? Mehdi (a.s.) ve talebeleridir, inşaAllah, ve İsa Mesih (a.s.) ve talebeleri. “Rabbinin İsrailoğulları’na olan o güzel sözü (vaadi), sabretmeleri dolayısıyla tamamlandı (yerine geldi).” Demek ki sabredilmesi gerekiyor. Bu asrın İsrailoğulları da Mehdi (a.s.) ve talebeleridir. Bu asrın Ben-i İsrail’i budur. “Firavun ve kavminin yapmakta oldukları ve yükselttiklerini (iktidarlarını, saraylarını) da yerle bir ettik.” Firavun yani deccaliyeti ve kavminin yaptıklarını, yani yaptıkları zulüm, baskı, Darwinist, materyalist düşünce ve inançları, “ve yükselttiklerini.” Mesela tuğyanı ve dalaleti yükseltiyorlar, acıyı, insanın üstünde baskıyı yükseltiyorlar. Terörü ve şiddeti yükseltiyorlar, her türlü melaneti yükseltiyorlar. “Yükselttiklerini (iktidarlarını, saraylarını) da yerle bir ettik.” İkinci anlamı da şu; ‘yükselttikleri’ şeytanla bağlantı kurmak için diktikleri o taşlar, ucu pramit şeklinde taş. Hz. Süleyman (a.s.)’ın mühründe de o piramitin tersi bir pramit daha vardır, ters üçgen. Bir dik üçgen vardır bir de ters üçgen vardır. Bu şeytanı etkisiz hale getirmede kullanılan vesilelerden bir tanesidir. Şeytana karşı kullanılan vesilelerden bir tanesidir, bu altı köşeli yıldız. Hz. Süleyman (a.s.)’ın da mührüdür bu. Şeytanı etkisiz hale getirmede kullanılır. Bunun detayları var ama ben sadece o kadar kısmını söyleyeyim.
‘Ehl-i Sünnet’in Önemi’ isimli bir kitabım vardı, ona dikkat çekmiş kardeşimiz. Evet, halen satılıyor bu kitabım, internette de var ‘Ehl-i Sünnetin Önemi.’ “Selam.” Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berekatühü. “Said Nursi’nin farz saydığı, en önemli ibadet saydığı, en büyük farz olarak gösterdiği Türk-İslam Birliği’ni, İttihad-ı İslam’ı sayenizde anladık. Mehdi (a.s.)’ı haber verdiğini ve şiddetle beklediğini, hayatını bu uğurda vakfettiğini ve mezarında dahi İslam’ın hakimiyetini görmeyi beklediğini birçok kez anlattınız. Said Nursi’nin yazdığı Risale-i Nur’u yaşayan Nur talebeleri, Türk-İslam Birliği’ni, Mehdiyet’i haber vermiyorlarsa ne işe yarıyorlar Hocam, neden, varlar?” Şerife isimli kardeşimiz. Nur talebesi kardeşlerimizin bir kısmının bu durumunu kardeşlerimiz çok samimi ve akılcı olarak izlesinler. Bakın nelere dikkat etsinler. Birincisi; Nur talebesi kardeşimiz, başka Nur talebesi kardeşlerimizi, mesela Yeni Asya grubunu veya Fethullah Hocamızın grubunu veya Sungur Ağabeyimizin grubunu veyahut diğer gruplardaki kişilere karşı kalbinde sevgi duyuyor mu? Bir kere ona bakalım. Görüşmek istiyor mu, onlarla sık sık bağlantı halinde olmak istiyor mu, ders yaptıkları yerde sohbet etmek, onlarla hasbahal etmek, sırdaş olmak, kardeş olmak istiyor mu? Bundan kaçınıyorsa, bunda bir hastalık vardır, bir anormallik vardır. Bir kere bunu bir kenara koysunlar. Bu çok ciddi bir hastalık alametidir, bir anormalliktir, imanında ve aklında bir zafiyet var demektir. İkincisi; Bediüzzaman ben diyor; birçok yerde bunu söylüyor. “Mehdi (a.s.)’ın pişdar bir talebesiyim, öncü bir askeriyim, ona zemin hazırlıyorum” diyor. Ve Mehdiyet’i Risale-i Nur’un ana zemini olarak çok hayati bir konu olarak görüyor ve Mehdiyet ile ilgili yüzlerce sayfa açıklama yapıyor. Ahir zamanda geleceğini, nerede geleceğini, nasıl yapacağını anlatıyor. Şimdi bir Nur talebesi, İttihad-ı İslam’ı oluşturacak olan, İttihad-ı İslam’a vesile olacak olan, Peygamberimiz (s.a.v.)’ce yüzlerce hadisle övülmüş ve anlatılmış, Mehdi (a.s.)’ın gelmesinden rahatsız olup, muhatap olmak istemiyorsa; bakın bütün kardeşlerim dikkat etsinler, o insan mutlaka rahatsızdır. Mutlaka bir problemi vardır, imani problemi vardır, ruhi problemi vardır ve bir samimiyetsizlik açıkça görülmekte bunda. Deccaliyetin tehlikesine dikkat çekmiyorsa, deccaliyetin çözümü olarak da Mehdiyet’i ve İsa Mesih (a.s.)’ın inişini görmüyorsa, ciddi bir iman sorunu vardır. Nur talebelerinin bir kısmında böyle büyük bir bela ve hastalık var. Bakın ben herkesin dikkatini çekiyorum. Bir uğursuzluk, bir bitaplık, bir samimiyetsizlik, bir karanlık üzerlerine çökmüş durumda bir kısmının. Kardeşim sen İttihad-ı İslam’ın olacağı müjdelenir de ve Bediüzzaman, 100 yıl sonra biz bunu göreceğiz, mezarımdan ben seyredeceğim der de, 1545 gibi de Kıyamet kopacak der de, bir adam bunu örtbas etmek için akıl almaz sahtekarlıklar, akıl almaz oyunlar, akıl almaz dil dansı yaparak, pis bir üslupla bunu örtbas etmeye çalışıyorsa, çok ciddi hastadır bu insan ve bir sorun vardır. Onun için kardeşlerimiz bu konuyu ana konu haline getirsinler, ana konulardan biri haline getirsinler ve bu konuda hem kitap okusunlar, hem araştırsınlar, hem incelesinler. Burada şeytanın bir oyunu var ve hayret edilecek bir şey bu. Bir Nur talebesinin diğer Nur talebelerinden nefret etmesi veya uzak durması veya çıkar olmadıktan sonra görüşmemesi çok karanlıktır. Ben seninle görüşürüm, diyor. Niçin görüşürsün? Bir ticari bağlantı, çıkar varsa görüşürüm, diyor. Çıkar yoksa senle niye görüşeyim, diyor. Küfür ne yapar? Küfür de aynısını yapar. Senin küfürden ne farkın kaldı? İsa Mesih (a.s.)‘ın varlığını, onun inişini istemek bir Müslüman için çok büyük bir zevktir. Çok büyük bir heyecandır. Bir insan bunu istemekten şiddetle kaçınıyorsa ve bunu istemiyorsa, çok ciddi bir hastalık var demektir. Ruhsuz Nurculuk, içi boşaltılmış Nurculuk, kavruk hale getirilmiş Nurculuk, kadük hale getirilmiş Nurculuk problemi var. Bir Nur talebesini kadük hale getirdilerse, Nur talebesi olmayı kadüklük haline getirdilerse, şeytan çok büyük bir oyun oynamış demeklerdir. Çünkü şeytan kavruk, içi boşaltılmış, ruhu alınmış bir Müslümanlık ister. Nur talebesinin de ruhunu alır, bedenini bırakır şeytan. Ölü bir Nur talebesi, ölü bir Nurculuk inancını oturtmaya çalışıyorlar ve çok büyük bir bela. Bakın bütün Müslüman kardeşlerimin ben dikkatini çekiyorum. Ben gözlerime inanamıyorum, hayret edilecek bir şey, fakat bunu hakikaten yapıyorlar. Ve İttihad-ı İslam’ı isteyen Nur talebelerinin sayılarına bir bakın, bir de istemeyenlerin sayılarına bir bakın, buradan anlayacaksınız. Mehdi (a.s.) aşkıyla yanıp tutuşan Nur talebelerine bakın, Mehdiyet’ten şiddetle nefret eden, Mehdiyet’i şiddetle örtbas etmek isteyen Nur talebelerine bir de bakın. İsa Mesih (a.s.)’ı aşkla bekleyen Nur talebelerine bakın, bir de İsa Mesih (a.s.)’a düşman olmuş, nefret eden Nur talebelerin durumuna bakın. Şevkli, heyecanlı talebelere bakın, bir de şevki heyecanı ölmüş olanlara bakın. Büyük bir olay var size söyleyeyim. Çok büyük bir olay var, büyük bir hastalık var. Kavruk yobazlarla, kadük yobazlarla, içi boşaltılmış, ruhu boşalmış yobazlarla Müslümanlara daldılar adeta ve epey bir kısmını şeytan aldı götürdü, kendi ülkesine götürdü. Ve şeytanın esiri oldu Müslümanların bir kısmı. Bunlara karşı kardeşlerimiz hayret içinde uyansınlar, hayret içerisinde atağa geçsinler.
Mesela bakın Seyyid Salih Özcan Hocam, satın alınamayan, iblis orduları tarafından kandırılamayan, kadük, kavruk, beyni kurumuş, beyni çekilmiş, beyni konserve olmuş tipler tarafından etki altına alınamayan, nadir mübarek insanlardan bir tanesidir. Bak o aslanı kimse satın alamadı ve yıldıramadılar da ve söktüremediler de. Gerçek Nur talebesidir. Bazı kahpeler, mesela ondan bahsederken dudaklarını bükerek, böyle aşağılık bir üslupla istihzayla gülüyorlar, beğenmiyor. Çünkü onun şirketleri yok, dev tesisleri yok, patron değil. Fakir bir Müslüman, fakat gerçek bir mücahit ve asla Risale-i Nur’dan, Bediüzzaman’dan, Kuran’dan, hadisten taviz vermeyen bir insan. Onun için bazı kahpeler için o Nur talebesi değildir, kabul etmezler Seyyid Salih Özcan Hocam’ı ve tecrit etmeye kalkarlar, gerçek Müslüman olduğu için. Mesela Sungur Ağabey çok mübarek bir insandır. Demin Sungur Ağabey’in oğlu da buradaydı, yemekteydik. Onu tanıdım, ne şahane, acayip sevindim. Üslubu aynı Fethullah Hocam, bayağı güzel, çok alim. Arapçaya hakim, çok güzel Arapçası var, Kuran bilgisi çok güzel. Herhalde İslam Enstitüsü mezunuymuş, maşaAllah. Çok sevindim. Fethullah Hocam’a da hayran, bayağı sevgi dolu; Sungur Ağabey’in oğlu. Çok oğlu varmış, maşaAllah. Ben bilmiyordum, bir oğlu var zannediyordum, çok oğlu varmış. Mesela onun tavrını ve candanlığını görünce içim açıldı. Başka Nur talebesi ağabeylerimiz de vardı, kalabalıktı, demin yukarıda yemekteydik. Onların şevklerini de gördük ama şunu konuştuk aramızda. Şimdi Müslümanlık gelişiyor tamam, İslam gelişiyor ama bir kabukta gelişme ayrıdır, bir de özde gelişme ayrıdır. Kabukta gelişir de adamın içi kadük olmuş, içi iğdiş, ruhu gitmiş adamın ama kabuk Müslüman. Şimdi ona güveniyorlar, o çok büyük bir tehlike olabilir ileride. O bir anda alçaklık yapabilir, hiç ummadığın yerlerde dönebilirler onlar, böyle bir risk var. Buna karşı bir sohbet oldu, konuşma oldu. Risale-i Nur’dan anlattı ağabeylerimiz. Sık görüşelim dedik Müslümanlar olarak, Nur talebeleri olarak sık görüşelim. Onlar zaten kalender geliyorlar ama bir kısım Nur talebeleri birbirleriyle görüşmekten şiddetle kaçınıyorlar. Onlar kalender maşaAllah. Her çağırdığımızda geliyorlar aşağı yukarı. Halbuki Bediüzzaman diyor ki; “görüşmede, irtibatta ifrat olması gerekiyor” diyor. Bakın irtibatta, bağlantıda ifrat. Bakın her şeyde ifrat ifrattır, diyor Bediüzzaman. Ama “irtibatta ifrat şarttır” diyor, tabii çok güzel bir sözü bu. Sık görüşün, diyor. Adamlar mesela küfürle beraberler. Adam karşısında şarap içiyor falan, “Naci Bey nasılsınız?” falan diyor. “Arzu hürmetler ederim, efendim” falan diyor. Akşama kadar para gelen adamlarla içiçeler. Ağız ağza, nefes nefese, burun burunalar. Müslümanlarla görüşmek deyince, hiçbir şekilde yanaşmıyorlar. Bu konuda kınasın kardeşlerimiz. Nur talebesi kardeşlerimiz desinler; ehli tarik kardeşlerimizle niye görüşmüyorsunuz? Nur talebeleri ile niye görüşmüyorsunuz? Neden bağlantıyı koparıyorsunuz? Mesela Şeyh Nazım Hocamız’ın mürşidleriyle gidip görüşün diyorum, ben kardeşlerime tavsiye ediyorum. Feyz alıyorlar, gayet güzel, gayet tatlı. Gidip sohbet edin, konuşun, birlikte çay için, ellerini öpün; kardeşlik ortamı. Mesela Nur talebesi ağabeylere gidin, ellerini öpün, bilgi alın, nasihat alın, çok güzel. Bu nefreti, bu hastalığı, onlara iblis verdi. Birbirlerinden nefret etmeleri çok korkunç, çok büyük bir rezalet var. Bu Mehdi (a.s.) düşmanlığına da döndü, Hz. İsa (a.s.) düşmanlığına döndü. Adamlar birbirlerinden nefret ederlerse, Mehdi (a.s.)’dan nefret etmez mi? Hz. İsa (a.s.)’dan da nefret ediyor. Haşa neuzübillah, Allah’a da düşman oluyor, fakat gizli oluyor. Ama bunu çocukları da fark ediyor, bu ailelerin çocukları; çocukların dinle alakası kalmıyor. Onlar da babalarından, ailelerinden nefret ediyorlar, böyle bir felaket var. Onun için sevgi dolu, şefkatli, merhametli, birbirine düşkün Müslümanların gelişmesi çok önemli, çok hayati.
Bir de başı açık olan kardeşlerimize karşı azılı bir yobaz düşmanlığı olduğunu gördüm. Bu dehşet verici bir şey, ben tehlikeyi ilk defa gördüm. Ve başörtülü hanımlara da düşman olduklarını gördüm. Bana anlatıyorlardı, ben inanmıyordum, tam bir kepazelik, tam bir rezalet. İş yerlerinde de kucak kucağalar ama. Bakın hanımlar, açık hanımlar da var, hepsi var. Otobüslerde kucak kucağa, lokantalarda kucak kucağa, tatile gidiyorlar oralarda kucak kucağalar, gayet samimi. Tatile gidiyorlar, bacak bacak üstüne atıyor, şortla falan hanımlar karşısında sohbet ediyorlar. Orada bir şeyleri yok bunların. En ufağı Cübbeli’nin örneği, görüyorsunuz. Ve böylece başı açık hanımları küfre doğru itiyorlar, dalalete; ve onlardan nefret edip, kendilerinin de onlardan nefret etmesini istiyorlar. Bu çok büyük bir fitnedir. “Fitne katilden beterdir” diyor Cenab-ı Allah. O genç kızlar da, hanım kızlar da, işte olduğu gibi kalacaksınız diyorlar. Mesela, başörtülü kızlara da, hanımlara da. Halbuki bir hanım makul olarak kendine bir çeki düzen verir, bakım yapar. Onları da yasaklıyorlar, bu sefer sakallı, bıyıklı kızları sokağa bırakıyorlar. Müslüman kız, ne kadar acı bir şey? Kaşlar birbirine girmiş, sakalları, ağzından burnundan bıyıkları sarkıyor, bilmem ne falan. Çok çok kötü. Leş gibi üstü başı ve o çocuğun günahı, onu mahcup etmenin günahı onun üstüne olacaktır, onu yapanların üstüne olacaktır. Bir genç kız kendine bakım yapmaz olur mu? Tabii ki derli toplu olacak, tertemiz çiçek gibi olacak. Kendisi niye bakım yapıyor o zaman? Kendisine helal. Bana isim vermesin de, mesela bir tanesi var öyle, kaşını yaptırmış, kadın kaşı gibi, herkes gördü televizyonlarda. Benim doğal kaşım böyle, diyor. Değil, değil, tam kadın kaşı gibi yaptırmış kaşlarını. Bütün Türkiye görüyor, herkesin gözü önünde, ince ince, beni konuşturmasın. Bir genç kızın derli toplu olması, temiz olması, onun kendine güvenini getirir, öbür türlü anormal bir görünüm olur. Tabii ki bakımlı ve temiz olacaktır. İffeti de, aklıyladır iffeti. Aklını kullandı mı, iffetini korur, inşaAllah.
“Acil cevap; Hocam” diyor. “Selamün Aleyküm, internette sizin aleyhinizde yazılar var, insanların aklını karıştırıyorlar, artık yeter. Sizi seviyorum, Allah sizin yardımcınız olsun, sayenizde imanımı canlandırıyorum” diyor, Sinan Atik. “Sizin aleyhinizdeki yayınlardan çok rahatsızım” diyor.Şimdi Sinan bana zorla lehime olan bir şeyi kaybettirmek istiyorsun. Bakın, bizim internet sitemiz ilk başladığında 3 bin-4 bin kişi ziyaret ediyordu. Şu an günlük 300 binin üzerinde internet ziyaretimiz. Şimdi kardeşim benim aleyhimde yazı olmazsa, adam merak edip girer mi o internet sitesine. Adamlar her yerde benden bahsediyorlar, çok güzel bu, elhamdülillah. Aleyhte çok önemlidir. Bazı uyanıklar anladılar, şey yapmıyorlar. Ne kadar aleyhte yazı çok olursa o kadar çok İslam yayılır, din yayılır, onunla orantılıdır. Lehte yazı olduğunda adam onu okur, iyi maşaAllah, der geçer, etkili olmaz. Ama aleyhte yazı heyecan meydana getirir. Çünkü insanların kalbinde fitneye fücura yatkınlık vardır, şeytaniyet daha galebe eder, insanların çoğunluğunda, bir çoğunda. Nefsi öyledir, aleyhte bir şeyi araştırmak ister, merak eder. Araştırdığında, bizim sitemize geldiğinde, o site onu yutar. O denizin içerisine girdi mi, o deniz onun her tarafını kaplar ve konu biter. Onun için aleyhte siteleri bilakis teşvik etsin kardeşlerimiz. Ben bazen diyorum çocuklara; Hocam kapattıralım mı, diyorlar. Aman diyorum, aman aman aman, delirdiniz mi siz, diyorum, muazzam giriş yapan bir site, niye kapattıralım? Çünkü orada zaten adam şunu dedi, diyor. Mesela şu yanlış diyor, ve internet sitesi bunu anlatıyor, diyor. Artık adam kavrulur onu görmezse, çok sıkılır. Mesela diyor ki, falanca kişi geldi, şunu söyledi, diyor. Kavrulur. Her olayda 10 bin, 20 bin artış oluyor, maşaAllah. Ben onu söylemek istemezdim ama mecburen bana Sinan söyletti. Bizim gücümüz, böyle yayılmamızın, şu ana kadar yayılmamızın sebebi hep aleyhte yayınlardır. Lehte yayınlarla insanın ne şöhreti, ne gücü artmaz. Güç kazanmak için mutlaka aleyhte yayına ihtiyaç vardır. Onlar yapmazsa ben yazarım söyleyeyim. Beni konuşturmasınlar, bu Ledüni bir ilimdir. Hiç tahmin edemezsin, bir bakarsın bizim kendi sitemiz çıkar o. O çok önemlidir, tanıtım. Mesela ben de öyleyim. Birisi diyor ki farz edelim; falanca hakkında şöyle bir haber çıktı. İnsan müthiş meraklanıyor, insanın nefsinde var bu, acaba nedir diye. Hemen giriyoruz internet sitesine, hemen, meraktan. Sonuna kadar okuyorum acaba ne var diye. Yoksa bilinmez ki, başka türlü nasıl bilelim biz? İnşaAllah. Aleyhte haber çok önemlidir. Bak tekrar ediyorum, onlar yazmazsa ben yazarım. Ve bana en ziyade hizmet eden ekip de odur. Ben 300 bine nasıl çıkarayım internet sitesini? 300 bin ne demek, günlük giriş? Bu çok acayip. Sırf bir tanesi bakın, sırf bir tanesi 300 bin. Sırf HarunYahya.TV girişi. Org, net; bunlar ayrı. Muazzam bir şey bu. O alet edevatlar var ya, ne deniyor o internet aletine? O alışı sağlayan o büyük sisteme ne deniyor, çok fazla yayın yapmayı sağlayan? Ana merkez ona ne deniyor? Server. Söylemeyeyim, sayısına bereket, dudak uçuklatan bir sayıda server var şu an devrede, yetmiyor, yetmiyor. Durmadan yeni serverler devreye sokuluyor. Şimdi aleyhte yayın olmadan, bunlar olmaz, olmaz. Mutlaka aleyhte yayın gerekir, inşaAllah. Katlamalı gelişir.
“Selamün Aleyküm, Sayın Seyyid Muhammed Adnan Hocam. Allah’ın rahmeti bereketi üzerinize olsun.” Ve Aleyna ve Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhü. “12 Aralık’ta yaptığınız bir sohbette Şebnem Schaefer hanıma dediniz, ‘sen burada Türkiye’de kal, biz seni sevdik.’ Aman Hocam, Şebnem Hanım Almanya’da tanınmış bir sima. Sohbetinize katılıyor, sizden öğreniyor ve Almanya’da bir partide. Sizden aldığı düşünceleri, fikirleri burada kişilere anlatabilir, katkıda bulunabilir. Allah sizleri, bizleri muvaffak etsin. Dua edin, inşaAllah” diyor. Aydın Yıldız. Şebnem hakikaten; mesela ben hiç fark etmiyorum, bakın bu aleyhte yayınların bir faydasını görün. Mesela Şebnem Schaefer aleyhte yayınlarla bizimle tanışmış ve hakikaten çok seviyor. Muazzam bilgi edinmiş, baktım çok bilgili, ki daha önce hiç bilmiyordu. Aleyhte yayın tanıtır, çok önemlidir bu. Mesela Nadide Sultan, aleyhte yayınla tanımış olur. Merak eder, girmiş bakmış. Baktım ki, bayağı iyi biliyor konuları. Nezaketiyle ben dedim ki, ne soru sorarsın, dedim. “Mehdi (a.s.)’ın fizyonomisini anlatır mısınız?” dedi. Belli ki öğrenmiş Mehdi (a.s.)’ın fizyonomisini. Belli ki Mehdiyet’i tam kavramış, üslubundan anlaşılıyor ve imanı çok tahkiki hale gelmiş, güçlenmiş. Aleyhte haber olmadan o olur mu? Mesela Mahmut Hoca’nın talebeleri eskiden bizim sitelere hiç girmezlerdi, haberleri bile yoktu. Aleyhte yayın sayesinde Cübbeli’nin ekip gece gündüz bizim sitelerdeler. Kardeşim bu aleyhte yayın olmadan olmaz. Ki ben de onun bu konuda; mesela bir konuşması olmuş olsa, bir şeyi olmuş olsa, çok faydalı olduğunu görüyorum. Ne konuşsa hemen bizim internet sitelerine yoğun bir giriş oluyor. Bizim de aradığımız bu zaten. Şebnem Schaefer’la ilgili ne dedin?
ALTUĞ BERKER: Oda.TV internet sitesi haber yapmış Hocam?
ADNAN OKTAR:Ne diyor?
ALTUĞ BERKER: “Adnan Hoca Şebnem Schaefer’a ne görev verdi” diyor.
ADNAN OKTAR: Ne görev vermişim? Ben görev mi, hatırlamıyorum ne görevi vermişim?
ALTUĞ BERKER: Söyleyeyim Hocam, inşaAllah. “Adnan Oktar, Türk-İslam Birliği’ne dayalı Osmanlı Devletler Topluluğu’nun kurulması durumunda Şebnem Schaefer’in o devlette çok önemli görevlerde yer alabileceği temennisinde bulundu” diyor Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tabii Türk-İslam Birliği olsa, İttihad-ı İslam olursa tabii ki bir birliktelik olacak. NATO gibi bir birliktelik olacaktır. Orada herkes görev alacaktır. Benim koç yiğit sevimlilerim de görev alacaktır, sizler de görev alacaksınız, herkes görev alacak ama Şebnem Schaefer da görev alacak tabii ki. Şimdi haberin biraz alt kısmına gel, tamam. Bak şimdi ne diyor orada? “Adnan Oktar bu eleştiriden memnun olacak. Adnan Oktar’dan CIA iddiasına yanıt.” Mesela şimdi bu haberi duydu mu bir insan, “Adnan Oktar’dan CIA iddiasına yanıt.” Deseler ki; “Adnan Oktar CIA’in ajanıymış.” Adam kavrulur. Bu haberi görmeden, bunun ne olduğunu görmeden, benim buna verdiğim cevabı bilmeden uyuyamaz. Ama Adnan Hoca dese ki, “işte ben CIA’ye karşıyım dedi” dese, adamı hiç ilgilendirmez, “iyi, tamam, maşaAllah” der. Ama “CIA ile bağlantısı varmış” dersen, tavan yapar bu, çok etkiler. Onun için bu tip haberler, böyle provoke haberler çok önemlidir. Ne kadar sayısı çok olursa, o kadar fikrimiz ve düşüncemiz yayılır. Bu Ledün ilmidir, ilm-i batın. Bak diyorum onlar yapmazsa, ben yazarım, bunu bileceksiniz. Neden biliyor musunuz? İlm-i Ledün’de delil isteyeceksiniz benden; Hz. Hızır (a.s) ne yapıyor? Gemiye biniyor. Çekici alıyor, çekiç. Tahtayı kırmaya başlıyor, geminin tahtasını. Gemi denize oturuyor, tahtası kırıldığı için. Bu nedir? Ledün ilmidir. Amaç nedir? Karşı taraftaki zalimlerin eline geçmemesi için gemi. Aleyhte haber nedir? Daha çok dikkati çekmek, daha çok yayılması içindir. Aleyhte haberi kim yazar? Allah yazar. Kimi vesile eder? İblisi vesile eder. İblis yapmazsa, Müslüman yapar, anlaşıldı mı? O çok önemlidir, inşaAllah. Ki bize gerek kalmıyor, Allah onu ilgili kişilere yaptırtıyor. Çok zordur aleyhte yazı yazmak. Mesela diyor ki; “Adnan Hoca’nın Mehdiyet konusundaki yanılgıları,” hataları Mehdiyet’le ilgili, adam site yapmış. Şimdi bunu okuyan bir adam Mehdiyet’i baştan sona bir öğrenmiş oluyor. Şimdi bu adam bunu diyor ama bu sefer O ne diyor acaba diyor, cevap olarak. O ne diyor dedi mi, o artık senin safında demektir, inşaAllah. Çünkü çok cezbedici bir konudur Mehdiyet. Deccaliyet çok cezbedici bir konudur. Ona giren bir daha çıkamaz söyleyeyim. Mutlaka onun içine dalar. O ‘Mehdi’ kelimesi ‘Muhammed Mehdi’ kelimesi; Allah özel olarak dizayn etmiştir insan beynini. O Mehdi kelimesini, Muhammed Mehdi (a.s)’ı duydu mu, insan gayri iradi, içgüdüyle o tarafa doğru gitmeye başlar, cezbedicidir etkisi. Mesela İsa Mesih (a.s.), özel bir isimdir İsa Mesih (a.s.). Bunu duydu mu, insanı o çeker, gidersin oraya. Bizim beynimiz ona göre kodludur. Meryemoğlu Mesih (a.s.), mesela bunu duydun mu, sen çekilirsin o noktaya doğru. Muhammed Mehdi (a.s.)’ı duyduğunda, beyin otomatik seni oraya doğru götürmeye başlar. Bütün mesele onu bir kere duyurabilmektedir. Onlar da onu bizim adımıza duyuruyorlar orada işte. Mesela hatası dedin mi, adam acaba doğru mu diyor. Bir de bakıyor ki, hata diye gösterdikleri şeyin hepsi doğru anlattıklarımızın. Bir de bakıyor ki vulgarize etmiş, çevirmiş bizim dediklerimizi. Mesela yanlışı doğru gibi göstermiş, doğruyu yanlış gibi göstermiş, onları da tespit ediyor. Çünkü insanın en kızdığı şey nedir biliyor musun? Aldatılmak. Aldatılmak insanı çok kızdırır. Bir okuyor, mesela acaba biz mi aldattık diye düşünüyor, bir bakıyor; şimdi aldatmaya karşı isyan vardır insanda, orada okuduğunda, bir ana konuyu anlamış oluyor, iddianameyi anlamış oluyor. Şimdi cevap kısmına geçelim diyor, basıyor www.Harunyahya.org, girdi mi, bir denize giriyor. Mehdi (a.s.), Mehdi (a.s.), Mehdi (a.s.), Muhammed Mehdi (a.s.), Muhammed Mehdi (a.s.), beyni ona göre kodlu olduğu için, beyin yapışıyor oraya adeta ve Mehdiyet’i tam anlamıyla öğrenmiş oluyor. Ve karşı tarafın tıynetsizliğini, üçkağıtçılığını, nerelerde yalanlar söylediğini, nasıl zavallıca çırpındığını, Mehdiyet’i örtbas etmek için ne kadar abidik gubidik sahtekarlık yaptığını, ne kadar karaktersiz olduklarını, ne kadar kapsamlı yalan söyleyebileceklerini, ne kadar değiştirebileceklerini, ne kadar acizce bir korku içinde olduklarını açıkça görmüş oluyor. Tabii bir kısım internet siteleri için söylüyorum bunu. Ve bize muazzam hizmet etmiş oluyorlar ve Mehdiyet’in temeli buna dayanır zaten. Mehdiyet muhalefetle gelişir. Bunu Peygamberimiz Efendimiz (s.a.v) açıklamış. “Mehdi (a.s.)’a saldırıldıkça” diyor Peygamberimiz (s.a.v), “Mehdi (a.s.)’ın sırtı gittikçe genişlemeye başlar” diyor. Mehdi (a.s.), Mehdiyet sevgi ile gelişmez. Mehdi (a.s.)’a saldırı ile Mehdiyet gelişir. Ne kadar saldırılırsa, o kadar gelişecektir, inşaAllah. Biz de öncüleri olarak bu Ledün-i İlmin içindeyiz, inşaAllah.
“Selamun Aleyküm sevgili Adnan Hocam” ve Aleyna Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berekatühü. “Ben Sakarya’dan Hasret. Güzel çalışmalardan, yoğun çabanızdan, büyük özverinizden dolayı sizlere minnettarız. Biz ailecek sizi güzel duygularla her akşam dinlemek için gayret gösteriyoruz. Çabanız boşa gitmiyor, Hocam. Gitmeyecek de, inşaAllah. Allah sizlerden razı olsun. Babamın sormak istediği soru Hocam. Adnan Hocam, bizleri talebeniz olarak, her akşam sizlerleyiz. Allah öğrenci gibi derslerinizi, tenefüssüz bekliyoruz.” Hiç aralık vermeden bekliyoruz, diyor. “Saygılarımızı, sevgilerimizi, dualarımızı sunuyoruz sizlere, Hocam. Allah başımızdan eksik etmesin.” Yalnız soru asgari ücretle ilgili. Başbakan olsam tamam da, ben ne yapabilirim? Bilemiyorum. Allah inşaAllah bir bereket ferahlık verir. Mehdiyet’in zenginliği ile inşaAllah zengin olursunuz, ihya olursunuz. Mehdiyet’e kadar bu ekonomik kriz devam edecek söyleyeyim. Bunun bir aksi olmaz.
Müslümanları kucaklayan herkesi sevsin kardeşlerimiz. Mesela bir Nur talebesi gördüler, değil mi? Diyor ki; ben Fethullah Hoca’yı da seviyorum, Yeni Asya grubunu da seviyorum, bütün Müslümanları seviyorum, onlarla görüşüyorum diyorsa, bu doğrudur. Bediüzzaman’ın eserlerinde, Risale-i Nur Külliyatı’nda yazanlar neyse, olduğu gibi doğru olan odur diyorsa, değiştirmiyorsa, alçakça sahtekarlık yapmıyorsa, kahpece, kalleşçe Risale-i Nur’a saldırmıyorsa, o Nur talebesidir. Ama böyle alçakça oyun oynayıp, dil eğip bükerek, eşek dili gibi böyle dillerini oynatarak örtbas ediyorlarsa, bunlar sahtekardır onu söyleyeyim. İsmi geçenleri tenzih ediyorum.
Yabancı soru: “Alem Hakim, Esselamun Aleyküm.” Ve Aleyna Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berekatühü. Bu kardeşimizin yazısı İngilizce, Türkçe’ye çevrilmiş. “Saygıdeğer Adnan Hocam, Allah sizden ve sizin oradaki kardeşlerimizin yaptığı mükemmel işlerden razı olsun. Allah bizleri en yakın zamanda Türk-İslam Birliği altında birleştirsin. Benim sorum pek çoğumuzun karşı karşıya olduğu bir soru. Sahip olduğumuz bilgileri çalıştığımız ortamda ve Müslüman olmayan yoğunluğun olduğu dışarıdaki ortamda, özellikle baskı ve alayla karşılaştığımız çevrelerde nasıl koruyabiliriz? Bana derin imanınızla yol gösterebilir misiniz? Beynimizdeki gerçekleri örtmeye çalışan, entellektüel bulutları yok edebilmek için ne tip yollar izlememiz gerekir? Derin sevgilerimle.” İşte biz Müslümanlara yaptıkları uygulama bu. Müslümanlar’ı küçük gettolara, küçük gruplara ayırarak, işte hanımlar; mesela sizlerle bizi ayıracaklar, ben görüşmeyeceğim sizlerle, muhatap olmayacağım. O zaman diyecekler ki, çok takvasın sen. Mesela Yeni Asya grubuyla görüşmeyeceğim veyahut bir başka grupla görüşmeyeceğim; sen sağlamsın, diyecekler. Eğer görüşürsen, zaten tehlikeli adamsın. Kardeşim sen ne biçin Nur talebesisin, diyor. Gidiyorsun işte falanca grupla da görüşüyorsun, falanca grupla görüşüyorsun. Ona cephe alır, bir kısım avanaklar. Darwinizm’e, materyalizme karşı mücadele edersen, fitne çıkarıyorsun diyor adam. Darwinizm’i, materyalizmi bütün dünya kabul ediyor, sen niye karşı geliyorsun, diyor, İlahiyat hocaları, İlahiyat profesörleri de kabul ediyor. Kuran’da da var zaten diyor evrim teorisi. Bak, Allah adına yalan söylüyorlar. Onların istediği gibi ben Müslüman olsaydım, kavruk, hayatı kaymış bir adam olacaktım. Onlara muhalefet ederek Allah bizi bu güce kavuşturdu, Allah yolumuzu açtı. Benim gördüğüm en aktif, en ilmi anlamda yırtıcı, en vurucu, en etkili, arkadaş grubuyuz. Başka varsa göstersinler. Eğer başka varsa da söylemiyorlarsa, Allah’ın, meleklerin bütün insanların laneti üzerine olsun. Şu ilmi güç, şu teknik güç, şu anlatım kalitesi, şu samimiyet, Mehdiyet ve deccaliyet konularında gürül gürül, candan anlatım, İsa Mesih (a.s.)’ı anlatma konusunda bu kadar candan bir anlatım, İttihad-ı İslam, Türk-İslam Birliği konusunda bu kadar coşkulu, bu kadar azimli bir anlatım başka bir yerde varsa, bana söylemezlerse Allah’ın, meleklerin bütün insanların laneti üzerine olsun. Bana muhalif olanlar için söylüyorum, bana muhalif olanlar. Eğer böyle bir grup var da bana söylemiyorlarsa, tekrar diyorum Allah’ın, meleklerin bütün insanların laneti üzerine olsun. Çünkü ben o kadar sevinirim ki öyle bir şey olduğunda. Ayakkabısının altını öperim, bakın ayağının altını da değil, ayakkabısının altını öperim, el pençe divan dururum ve peşlerinden giderim. Olmadığı için ortaya çıktım. Yok, örtbas ediyorlar. İyi olanlar var tabii, güzel olanlar var ama bu kalitede, bu ayarda varsa bana söylesinler ama dediğim konularda. İttihad-ı İslam, Türk-İslam Birliği, hadise ve Kuran’a dayalı olarak. Darwinizm ve materyalizm ile mücadele konusunda; yine teknik, bilimsel delillere dayalı olarak, Kuran’dan ve hadisten yola çıkarak, böyle mükemmel çalışma yapan bir yer varsa bana söylesinler. Bir mürşid varsa, herhangi bir hoca efendi varsa bana haber versinler. Çünkü bilmiyorum belki vardır. O zaman niye bekleyeyim? Ne kadar güzel bir mürşide tabiyet, hemen tabi olurum ama yok. Mesela ben Cübbeli’nin stilinde olmuş olsam, Allah vermesin mahvoluruz. Bana diyecekler ki; evrim teorisi hakkında ne diyorsun? Evrim teorisi ne ki, diyeceğim. Cübbeli’nin modeli bu. Oturup akşama kadar size hurafe anlatacağım burda ve size de bakmayacağım. Bir perde çekeceğiz, perdenin arkasından sizinle konuşacağım, sesiniz gelecek veyahut hiç konuşmayacağız. Sırtımı dönmem gerek yahut bu odadan kaçmam gerek. Ve size de diyeceğim ki; kiminle görüşürseniz görüşün, size kim anlatırsa anlatsın, siz benim muhatabım değilsiniz diyeceğim. Çünkü sizin başınız açık, siz cehennemin odunusunuz diyeceğim. Her saç teliniz için ayrı ayrı cehennemde yanacaksınız, siz mahvolmuşunuz, bitmişsiniz zaten diyeceğim. Dolayısıyla da sizinle görüşmem doğru değil, sizinle küfür görüşsün, dinsizler görüşsün, siz onlara aitsiniz diyeceğim. Ben bunu demem. Ben Allah’tan yanayım, Kuran’dan yanayım, İslam’dan yanayım. Onlar da benim canım ve küfre, dalalete onları teslim etmem ve sahip çıkarım sonuna kadar. Başörtülülere de sahip çıkacağım. Çarşaflı olanlara da sahip çıkacağım. Başı açık olanlara da sahip çıkacağım. Ve hepsi de yüzde yüzlük Müslümanlar, bak doksan dokuz demiyorum, hepsi de yüzde yüzlük mükemmel insanlar benim için.
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah, Hocam. Hocam, evrim dediniz. Fransa’da Yaratılış Atlası’nızın etkisini haber yapan bir yazı vardı Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Tamam bakayım.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah. Bu Birgün Gazetesi, sol bir gazete. Orada Defne Gürsoy isimli yazar. “Fransa’daki Türkiyelilerin düşündürücü durumu” diye bir yazı yazmış. O yazının devamında Hocam şöyle bir paragraf var. “Öte yandan doğa bilim öğretmenleri ise” Fransa’dakileri kast ediyor. “Evrim teorisi yerine, Yaratılış teorisine eğilim gösteren öğrencilerin sayısındaki artışı dile getiriyor” diyor.
ADNAN OKTAR:EvelAllah, evelAllah. Fransa’yı anlı şanlı teslim aldık.
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Anlı şanlı teslim aldık, elhamdülillah. Çünkü baktım, Marksizm’in, Leninizm’in kalesi, Troçkizm’in kalesi. İşte süslü olacak ama egzistansiyalizm falan hepsinin kaynağı. Ne yapalım dedik? Kale Burası. Nereden başlayacağız? Kaleden başlayacağız. Ya Allah, Bismillah dedik. Osmanlı Yeniçerileri gibi oradan daldık. “Gökten felaket yağıyor” diyor, maşaAllah. Ne haber, maşaAllah. B52’lerle sanki havadan bombardıman var. Hakikaten işin doğrusu, binlerce diyeyim de fazla da söylemeyim; Fransa’da vurulmadık tek bir nokta kalmadı, öyle söyleyeyim. Tek tek nokta hareketi, böyle teker teker. Milletvekilleri, bakanlar, sanatçılar, sporcular, müsteşarlar, bakan yardımcıları, bütün emniyet teşkilatı, Fransız gizli istihbaratı, basın, nokta olarak teker, teker, teker hepsine saydırdık. Sadece bir inleme sesi geldi 3 gün sonra. Bakın, 300 yıllık kültürümüzü yaktı diyor adam, 300 yıllık kültürümüzü vurdu diyor adam. Bir gecenin içerisinde bitirdi diyor adam. Kardeşim beni sarhoş etti bu ifade, eridim. Bakın 300 yılı bir günün içinde, bir gecede bitirdi, diyor. Ne ihtişam kardeşim. Ne güzel bir söz. Elime sağlık, elime sağlık, ne güzel yapmışım. Delikanlı adam böyle yapar işte, inşaAllah.
Mehmet Alkan. Mehmet sen niye hiç İttihad-ı İslam’dan bahsetmiyorsun, Türk-İslam Birliği’nden bahsetmiyorsun? Mehdi (a.s.) sevgisinden, Mesih (a.s.) sevgisinden bahsetmiyorsun da, tecvidten bahsediyorsun, kerata. Ben sana 50 kere söyledim, ben ümmiyim. Ben Arapça eğitim almadım, Arapça bilmem, inşaAllah. Ama Cübbeli’nin her üfürdüğü böyle bir ortaya çıkıyor. Bunların ağzında tek kelime İttihad-ı İslam yok, Türk-İslam Birliği yok, varsa yoksa Cübbeli’nin hurafeleri var. Bunları bırakacaklar. Ben senden İttihad-ı İslam’la ilgili soru bekliyorum, Türk-İslam Birliği ile ilgili soru bekliyorum.
ALTUĞ BERKER:Hocam, Yeni Asya’da çok enteresan bir yazı var.
ADNAN OKTAR:Ne diyor?
ALTUĞ BERKER:Sizin değindiğiniz çok önemli bir konuya değinmiş Latif Salihoğlu. Hocam Risaleler’de, Risale’yi yayınlayan kardeş diyor ki; “Bediüzzaman’ın dehşetli bir put kırdım” şeklindeki sözünü, bazı yayınevleri tarafından neşredilen Risaleler’de “dehşetli bir pot kırdım” diye yazılmış. “Duyunca haliyle bizlerde dehşete kapıldık, zira o cümledeki bir tek kelimenin değişmesiyle asıl mana değişiyor, hatta zıddına inkilab ediyor. Bu durumda dehşete kapılmamak elde değil” diyor.
ADNAN OKTAR:Kardeşim, bak biz bu hastalığı aylar öncesinden söyledik. Adam 100 seneyi, 300 seneye çıkartıyor. Mehdi (a.s.)’ı ve şakirdlerini kaldırıyor. “Benden 100 sene sonra gelecek” sözünü kaldırıyor. Mühendislik uygulanıyor dedim. Dinsiz Müslümanlık isteniyor, Kuran’sız Müslümanlık. Buna müsade etmeyiz, inşaAllah.
“Selamün Aleyküm Hocam.” Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berekatühü. “Çok çok dikkatli yazmaya çalışacağım, inşaAllah başarırım meramımı anlatmayı. Nur talebelerinden duydum ve çok şaşırdığım bir şey var. Derler ki, bizim büyük alim ağabeylerimiz var, onlar hiç Mehdiyet’ten bahsetmezler.” Yanlış hareket ediyorlar, “...övünerek, ben de Peygamber (s.a.v.)’in Mehdi (a.s.) ile müjdelenin buyurduğunu söyleyince, eveleyip geveledi. Ve ‘tamam Hocamız Mehdi (a.s.)’ı müjdelesin ama dış görünüşünü anlatmaya ne gerek var?’ Dedi.” Bak bak bak görüyor musun sahtekarı? Resulullah (s.a.v.)’ın hadisinden rahatsız. Çünkü Mehdi (a.s.)’dan bir şekilde kurtulmaya çalışıyor. Resulullah (s.a.v.) niye anlatıyor onu? Mucizesini göstermek için anlatıyor. 1400 sene öncesinden Mehdi (a.s.)’ı kendi çocuğunu anlatır gibi anlatıyor. En ince detayına kadar, ki onun zaten çocuğudur. Resulullah (s.a.v.)’in torunu, inşaAllah. “Peygamber (s.a.v.) anlatmış sizin alim ağabeyler niye gizliyorlar diyecek oldum pek sinirlendi. Hocam tüm karşı çıkanlar bir tarafa, Nur talebelerinin bunu yapmalarını asla içime sindiremiyorum. Bir de tüm Nur cemaatini tenzih ederim ama yetiştirdikleri insanlar haydi 10 milyon da olsa onlara yetiyor sanki. Küfür dünyayı kaplamış. Onlar Üstad’a verdikleri ünvanı korumanın peşindeler. Din kardeşleri omuz omuza küfrün karşısına duracaklarına, din kardeşlerinin karşısındalar. Ben Ankara’daki yapılanmayı iyi bilirim. Kimseyle iletişim kurmazlar. Herkese tepeden bakarlar. Bir şey sorsak cahil muamelesi yapar, aşağılarlar. Hatta birbirlerini bile aşağılarlar, pek görüşmezler. Bir araya gelir biraz Risale okur, yer, içer dağılırlar ve bir sonraki toplantıya kadar bütün faaliyetleri budur. Bana öyle geliyor ki onlar böyle yapıp vicdanlarını rahatlatıyorlar. Hocam sizi görmeyi çok istiyoruz, milyonlarcası gibi. Özellikle minik kızım uzun uzun sizin gerçekten var olup olmadığınızı soruyordu. Kanaati gelmiş olacak ki size neler söyleyeceğini planlamaya başladı. Dilerim Allah’tan görüşmek nasip olur.” Olur tabii gelin. “Oktar Hocamız’ın bile güleryüzünü ve coşkusunu özledik.” Oktar Hocam gel buraya, sen davet ediliyorsun. “Belirtmeden edemeyeceğim. Yasemin Akman Ankara’dan.
“Hocam yine eşimden bir bilgi aktaracağım. Eşim Mehdiyet’e karşı” diyor. O mühim değil. Hollanda’dan Şeyma. “Çünkü ben sizi çok seviyorum Allah için. Lütfen eşime cevap verir misiniz?” diyor. Eşine bir sor bakayım önce Allah’a inanıyor mu? Peygamber (s.a.v.)’i seviyor mu ve İttihad-ı İslam’ı istiyor mu? İttihad-ı İslam’ı istiyorum derse, peki dersin İttihad-ı İslam olduğunda Müslümanların bir lideri olacak mı; olacak derse, işte onun adı Mehdi (a.s.) dersin. Ama İttihad-ı İslam’ı istemiyorsa, zaten Allah’ı da, Kuran’ı da istemiyordur. Bak Şeyma eşine sor. Önce diyeceksin ki, bak hiç utanma rahat. Allah’a inanıyor musun? Peygamber (s.a.v.)’i seviyor musun? Bütün Müslümanlara sevgin var mı? Var derse, bunu bana göster dersin. Nerede, kimi hangi Müslümanı sevdin, dersin. Hangi cemaatle, hangi toplulukla gidip görüşmüşsün? Bana yalancılık yapma diyeceksin, terbiyesizlik yapma, senin için nefret kaynıyor diyeceksin. Terbiyesizlik yapma diyeceksin. Dürüst ol diyeceksin. Şimdi Allah için bana doğru söyleyeceğine yemin et diyeceksin, yemin ettireceksin. İttihad-ı İslam’ı istiyor musun, diyeceksin. İstiyorum derse, başsız İttihad-ı İslam olur mu? Olmaz. O zaman Müslümanların başı kim olacak? Sen mi olacaksın? Bir başkası mı olacak? Mehdi (a.s) olacak. Nedir bu Mehdi (a.s.) alerjin? Nedir bu Ehl-i Beyt düşmanlığı? Hz. Hasan (r.a.), Hüseyin (r.a.) zamanında da vardı bu Ehl-i Beyt düşmanlığı, şu anda da var. Mesela bak sen Rahmani yaklaşıyorsun, Şeyma. Çünkü said karakterlisin. Şaki karakterli oldu mu, adam istemeyecektir. Kuran’ı da istemez, Kuran ahlakını da istemez, İttihad-ı İslam’ı da istemez, Türk-İslam Birliğini de istemez. Neyi ister? Enaniyet yapsın, işte kazık gibi kafasını diksin, Müslümanları aşağılasın, adam yerine koymasın, onlarla muhatap olmasın, en büyük benim desin, en üstün bizim grubumuz desin, bu olmaz. Bütün Müslümanları seviyor mu, ona bakacak. İlk alamet odur. Ben mesela Cübbeli bu kadar anormallik yaptığı halde ben ona bile şefkat duyuyorum, acıyorum, inşaAllah.
Hindistan’dan acil bir soru, İngilizce. “Esselamün Aleyküm.” Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berekatühü. “Efendim ben size İslam dini ve bir Hindu dini olan Caynizm hakkında bir soru sormak istiyorum. Ben bir Cayn kızı ile evlenmek üzereyim ve o da İslam’ı Allah rızası için candanlıkla kabul etti. Ailesi neden bunu yapması gerektiğini soruyor. Her ikisi de insanlığın izinden giden bu iki din arasında ne fark var. İslam’ın ona kazandıracakları nedir? Ayrıca bu inancı içinde taşıyabilir mi? Onların bu sorularına cevap vermem gerekiyor. Lütfen yardım edin. Ben uzman değilim ama iyi iletişim kurabilen biriyim. Onlara bunu açıklayabilirim. Çok kısa süre içinde evleneceğiz, inşaAllah. Lütfen bizim için dua edin. Cevabınızı çok yakında bekliyorum. Saygılarımla Sacid Mistri.” Şimdi bu Caynizm Allah’a inanmayı gerekli görmüyor, böyle bir din. O zaman zaten bitiyor olay. Yaratıcıyı reddettin mi, dinsizlik oluyor zaten, ateist olmuş oluyor, olmaz. Ne yapacak? Dünyada tek bir hak din var, İslam dinidir, Müslümanlıktır. Müslüman olacak. Olmuş zaten. Tamam işte, Müslüman olduysa konu biter ama ne alaka Caynizm, kaynizm bilmem ne falan? Karmakarışık şeylere gerek yok. Ne güzel, Allah bir, cennet var, cehennem var. Ölünce dirileceğiz. Allah’ın bütün kitapları hak. Tevrat, İncil, Zebur hepsi haktır, inşaAllah. Ama son Kitap İslam, Kuran; biz Kuran’a tabi olduk. Berraklık ne güzel bir şey dinde, elhamdülillah. Karmaşa yok, bir acayiplik yok. Her şey berrak ve açık.
İran, İran’dan Mustafa kardeşimiz. “Selamun Aleyküm. Ben aşure ve Yezid Bin Muaviye ve Hüseyin Bin Ali arasındaki savaşla ilgili bilgi edinmek istiyorum. Şimdiden teşekkürler”. Mustafa ne alaka Allah aşkına, biz şimdi bin küsur sene önce olmuş bir savaşla mı ilgileneceğiz, İttihad-ı İslam’la mı ilgileneceğiz? İttihad-ı İslam’ı yapalım. Kim o devirde zulüm yaptıysa, Allah ona lanet etsin. Maktul ortada yok, katil ortada yok. O devirde şehit olan mübarekler, zaten Allah’ın Katında şehitler. O konuları işlemek, bizi birbirimizden ayırmak olur. En güzeli bu konuları unutmak. Ne yapacağız? İttihad-ı İslam’ı yapıp, birbirimize sarılacağız, konu bitecek. Böyle bir konuya girdiniz mi İttihad-ı İslam olmaz. Bu konuya girersen, seni yutar bu. Bu bir deliktir; kara delik gibi, seni alır içerlere, savurur atar, cehennemin ateşine atar. Bu konulara hiç girmeyeceğiz. Ben seyyidim, Peygamberimiz (s.a.v.)’in soyundanım. Benim dedem şehit edildi. İntikam alacaksam ben alırım, bizler alırız, inşaAllah. Ben hakkımdan feragat ediyorum, inşaAllah. Allah intikam alsın. Zaten adamlar ortada yok. Ben o devirde olsam ayrı. O zaman tabii bambaşka bir durum olurdu, inşaAllah. Beni bilen bilir, inşaAllah. Bu konular değil, İttihad-ı İslam. Alevi, Sünni, Şii ayrımı yok. “La ilahe İllAllah Muhammeden Resulullah” diyenleri bağrımıza basacağız, kardeş olacağız, İttihad-ı İslam’ı yapacağız. Ben şimdi bu konuya bir girsem, on gün anlatsam bitmez bu konu, ne gerek? Mehdi (a.s.)’ın etrafında toparlanalım, İsa Mesih (a.s.)’ın etrafında toparlanalım, İttihad-ı İslam’ı yapalım, kardeş olalım. Zaten az bir şey kaldı Kıyamet’e, çok az var. “2120 gibi de Kıyamet kopacak” diyor Bediüzzaman, inşaAllah. Neye dayandırarak? Hadis-i şeriflere dayandırarak söylüyor, inşaAllah.
Ne anlatayım Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA:Estağfirullah, Hocam. Çok güzel konular anlattınız, maşaAllah. Biraz önce de izliyorduk. Şeyi de söylediniz. Mehdiyet’e saldırdıkça, Mehdiyet büyür dediniz, maşaAllah Hocam, elhamdülillah.
ADNAN OKTAR:Saldırılmadan Mehdiyet’in büyümesi yok. Hadis-i şeriflere göre, Peygamberimiz (s.a.v.)’in anlatımına göre, Ledüni İlimle Mehdiyet gelişiyor. Mehdiyet, sevilerek, sevgiyle, küfrün sevmesiyle, alçakların, kahpelerin sevmesiyle, üçkağıtçıların, yobazların, Ehl-i Beyt düşmanlarının, itin, kopuğun, esrar satıcılarının, sahtekarların sevmesiyle Mehdiyet olur mu kardeşim? Onların düşmanlığıyladır Mehdiyet. Onlar düşman olacak, Mehdiyet’i örtbas etmek isteyecekler, biz de onları öküz gibi böğürterek, bağırta bağırta Mehdiyet’i yayacağız. Onlar böğürdükçe, Mehdiyet gelişir. Onlar böğürmezse, gelişmez Mehdiyet. Öyle bir Mehdiyet yok zaten. Deccali anırtmadan, Mehdiyet var mı?
Taha Suresi, açtım Taha Suresi geldi. 130. ayet; Şeytandan Allah’a sığınırım, “Şu halde onların söylediklerine karşı sabırlı ol,” demek ki küfür bir şey söylediğinde sabırlı olacağız. Yağmur gibi olacak, o bir Rahmani güzelliktir. Sabrettikçe, İslam gelişir. Mehdiyet’e eğer saldırı olmasa, Mehdiyet nasıl gelişsin bana bir anlatsınlar. Hayır, şöyle olur deyin de bana bir anlatın. Adam, Risale-i Nur’da Bediüzzaman’ın ifadelerini değiştirecek ki, biz onları böğürte böğürte hizaya getirelim. Yüz yılı çıkaracak, adam üç yüzü ilave edecek, Mehdiyet şahlanacak. Benden yüz sene sonra diyecek Bediüzzaman, adam onu çıkaracak Mehdiyet şahlanacak. Oradan bir fevkaladelik olduğu anlaşılır. Direnilmiyorsa, Mehdi (a.s.)’a direnen yoksa nasıl Mehdiyet’miş bu? Direnç yok, it kopuk yok, çakallar yok, yarasalar yok, yobazlar yok, gericiler yok, sahtekar takımı yok, fakat Mehdiyet de ilerliyor. Mehdiyet onları eze eze ilerleyen sisteme denir. Bunlar olmadı mı, Mehdiyet olmaz.
OKTAR BABUNA:Bir de bir ölçü vermiştiniz Hocam, en çok deccaliyet kime düşmansa; bu şeytanın ekibi, inşaAllah, adres odur demiştiniz, Mehdi (a.s.) için de, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Enbiya Suresi, Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla, “İnsanları sorgulama (zamanı) yaklaştı,” Kıyamet yaklaştı diyor. Ne kadar var? Çok az, çok az var. 110 sene var. “Kendileri ise gaflet içinde yüz çeviriyorlar” Adam holdinglerle uğraşıyor, işte karısını yurtdışına götürüyor gezmeye. İlave yapmaya çalışıyor, ki biraz daha dünyanın tadını çıkarabilsin. Adam kendi yaşamayacağını bildiği halde yine üç yüz sene olmasını istiyor. Küfür hiçbir zaman için Kıyamet’in kopmasını istemez, Kuran’da vardır. Küfrün en çekindiği şey Kıyamet’in kopmasıdır. Ya ilave yapar, ya hiç Kıyamet yok der. “Kıyametin de kopacağını zannetmiyorum” diyor küfür, ayet var. “Ama olursa” da diyor, “Kıyamet olursa, mutlaka kurtulacağımı düşünüyorum, cennetlik olacağımı düşünüyorum” diyor. Şimdi bizim bu devrin avanakları da, kalbi iğdiş olmuş, bedeni iğdiş olmuş tipler de bu kafadalar. Ama tekrar ediyorum, ismi geçenleri tenzih ediyorum, onlar ayrı onlar cahil adamlar. “Rablerinden kendilerine yeni bir hatırlatma geldiğinde,” diyor. “Rablerinden kendilerine yeni bir hatırlatma” mesela, yeni bir hadis söylüyorsun, İttihad-ı İslam olacak diyorsun Mehdi (a.s.)’ın şu alameti var, bu var diyorsun. “Bunu mutlaka oyun konusu yaparak dinliyorlar.” Etkilenmiyorlar, diyor. Değiştiriyorlar, oyun oynuyorlar. Kendi ahmak kafasınca alay etmeye çalışır, reddeder, küfreder, bağırır çağırır. Bak diyor ki; “Bunu mutlaka oyun konusu yaparak dinliyorlar,” bir hatırlatma geldiğinde. “Onların kalpleri tutkuyla oyalanmadadır” holdingleriyle, karısıyla, çocuğunun tahsiliyle, işiyle, gücüyle, gelirle oyalanmadadır. “Zulmedenler, gizlice fısıldaştılar:” kendi aralarında konuşuyorlar, “Bu sizin benzeriniz olan bir beşer değil mi?” diyorlar. Ne var bunun özelliği, Mehdi (a.s.)’a nereden benziyor bu, diyor mesela. Peygamber olamaz diyor bu. Peygamber Efendimiz (s.a.v) için indi bu ayet ama ahir zaman için ben yorumluyorum. “Bu sizin benzeriniz olan bir beşer değil mi?” Mehdi (a.s.) olamaz diyor, Mehdi (a.s.) zaten gelmeyecek. “Öyleyse, göz göre göre büyüye mi geleceksiniz?” Onun telkinlerine mi kapılacaksınız, diyor. Büyüden kasıt o, telkin veyahut herhangi bir yolla beyninin etki altında kalması. “Dedi ki: ‘Benim Rabbim, gökte ve yerde söylenen-sözü bilir; O, işitendir, bilendir.’” Sizin gizlice fısıldaşmalarınızı Allah bilir, diyor Allah ayette. “’Hayır’ dediler. ‘(Bunlar) Karmakarışık düşlerdir;’” Ne diyorlar şu an Mehdiyet’le, İsa (a.s.) gelişi için? Karmakarışık düşünceler, düş bunlar, hayal. Nereden çıkarıyorsunuz bunu, diyorlar. Aynısı. İttihad-ı İslam diyorsun, hayal bu, düş bu nereden çıkartıyorsun, diyor. Bak, aynısı. “Hayır, onu kendisi uydurmuştur; hayır o bir şairdir.” Bak binbir türlü iftira ve münasebetsizlik, küfrün ahmaklığı, saydırıyorlar tek tek. “Böyle değilse, öncekilere gönderildiği gibi bize de bir ayet (mucize) getirsin.” Nasıl mucize? Başının üzerinde bir bulut olsun, bu Peygamber (s.a.v.) diye söylesinler diyor, ayet var, Kuran ayeti. İspat etsin bize, diyor. Cübbeli Hocam ne diyor? Başının üstünde bir bulut olsun, bu Mehdi (a.s.)’dır, desin diyor. Onunla da yetinmiyor, diyor ki; gökyüzü meleklerle dolsun, her dilden Sırpça, Hırvatça, Boşnakça, Macarca, her dilden gökyüzünde onun Mehdi (a.s.) olduğunu söylesinler, o zaman kabul ederim, diyor. Mehdi (a.s.) zaten Mehdi (a.s.)’ım demeyecek ki zaten, sana gökyüzünden ispat olsun. Bir de gökyüzünden melekler onu söyler de, melekler yalan söylüyor der mi Mehdi (a.s.)? Nasıl desin? Vahyi hükmünde oluyor zaten. Onun için bakın bu insanlar tam bir karmaşa içindeler, tam bir açmaza düşmüş durumdalar. Mehdi (a.s.)’a karşı mücadele için komik hallere düşüyorlar ve çok acınacak hallere düşüyorlar. Bu Mehdi (a.s.) paniği sizin de dikkatinizi çeksin.“Kendilerinden evvel yıkıma uğrattığımız hiçbir ülke (halkı) iman etmemişti; şimdi bunlar mı iman edecek?”diyor Cenab-ı Allah. İmana karşı direniyorlar. “De ki: ‘Herkes gözetlemektedir; siz de gözleyip durun’” Biz mesela hepimiz Mehdi (a.s.)’ın çıkışını gözetliyoruz. İsa Mesih (a.s.)’ın gelişini gözetliyoruz, “siz de gözetleyip durun.” Biz de diyoruz ki onlara ehli dalalete, üçkağıtçı takımına da, siz de gözetleyip durun. “Sonunda, dümdüz (dosdoğru) yolun sahipleri kimlermiş ve doğru yola ulaşan kimlermiş, pek yakında öğreneceksiniz.” Tam 2023 tarihini veriyor. Cumhuriyet’in yüzüncü yılı, kuruluşunun yüzüncü yılı. Gürül gürül İttihad-ı İslam’ın, Türk-İslam Birliği’nin kurulduğu yıl olacak, inşaAllah. Bak o ülkücü kardeşimiz de, maşaAllah onun da kanaati oymuş bak, o koç yiğitin de, maşaAllah.
Bu Nur talebesi deyip, Müslümanları böyle iğdişliğe, kavrukluğa iten, kendileri hımbıl, ruhları hımbıllaşmış, enaniyetten kafaları havada gezen tipleri, psikolojik bir vaka olarak kardeşlerimiz çok iyi izlesinler. Bir baksınlar bunların sevgisizliğine. Bunların gurur ve enaniyetine bir baksınlar, nasıl kendilerini beğeniyorlar, nasıl enaniyet yapıyorlar? Risale-i Nur konusunda nasıl alenen ve ahmakça yalanlar söylüyorlar. Ahmaklıklarını sürekli kafalarına vursun Müslümanlar. Ey sahtekar, desin eğer samimiyse, bak burada yalan söylüyorsun, doğrusunu söylesin. Gözüne gözüne soksunlar. Hatta büyütün böyle, büyüteç getirin. Gel be hey ahmak dersin, büyüteçle gösterirsiniz. Alın bir büyüteç, atla, deve değil, alın. Hakikaten büyüteç kullansınlar. Çünkü adamın gözü kör, görmüyor. Kör derken manevi kör, gerçek körlerin makamı yüksek olur onların. Onların, o manen kör gözlerine onları göstersinler. Ve Bediüzzaman’ın ifadelerini nasıl saptırıyorlar, nasıl gizliyorlar, hayretler içinde göreceklerdir. Ama kardeşimiz bunlar azınlıktır, diyecek. Az olsun, azınlığa da anlatmamız lazım. Ama çoğunluğu aklı başında insanlardır. Ve Mehdiyet’i gizleyenlerin başına acayip bela oldum. O kadar emek vermişlerdi ki Mehdiyet’i gizlemek için, bakın kaç yıldan beri Bediüzzaman’ın vefatından beri, emek emek gizlediler. Ben de gürül gürül anlattım. Böyle okyanusun içine dağ düştü sanki, böyle yer-gök birbirine karıştı. En korktukları konuydu bu Mehdiyet’in açıklanması. Bir de o kadar bol delille anlattım ki, İsa Mesih (a.s.)’ın inişini o kadar bol ve bütün sahtekarlıklarını da ortaya çıkarttım, oyunculuklarını. Şimdi insan içine çıkacak halleri kalmadı.
Şimdi kudurmuş gibi bizim internet sitelerimizi hacklemeye çalışıyorlar bunlar. Onları yarın bir teker teker evlerden toplatacağım polis kanalıyla, o kerataları. Bir de önce hukuki yönüne bakacağım, sonra yayınlayacağım da bunları, teker teker, resim resim, poz poz böyle; bu sahtekar, bu çete kuranları. Çünkü yaptıkları organize bir çete. Çünkü bak tehdit var, yıldırma var, silahlı tehdit var, ayaklanma tehditi var, küfür ve hakaret var ve bunun organize yapılması var. Bakalım nasıl açıklayacaklar hakim önünde? Sonra yalvarmaca yok. Bak bir çoğunu yakalattım, yalvarıyorlar. Aslında birkaç tanesini de ibret için tanıtmakta fayda var herhalde. Nasıl yalvardıklarını da gösterebilirim. Hocam, ev artık polis kaynıyor, diyor. İt herif, sen böyle itlik yaparsan, devlet de tabii ki senin yakana yapışır. Kanun hukuk ölçüsünde yapışacak tabii. Bıktım diyor sürekli savcıya mahkemeye gitmekten. Çakal sen o yazıları yazmaktan bıkmış mıydın o zamanlar? Yazarsan hesabını vereceksin, burası dağ başı değil ki! Hukuk devleti.
OKTAR BABUNA:Bir de günlerdir de uyarıyorsunuz, Hocam.
ADNAN OKTAR:Kaç defa uyardım, kaç defa uyardım, oturmuş bana acındırıyor. İsim vereyim mi bir tanesinin? Çok iyi bilinenlerden bir tanesi. Dur bakayım ibreti alem için birkaç tanesini söyleyeceğim sonra.
Özetle; sahtekar olan Nur talebelerinin bir kısmını can damarından yakaladım ben bunları, acayip eğlenceli. Bakın bütün Müslüman kardeşlerimiz bizi takip etsin. Bu sahtekarlara dünyayı dar edeceğim. Bilimle, ilgiyle, akılla, sevgiyle, doğruları anlatarak, teknik deliller kullanarak bu sahtekarlara dünyayı dar edeceğim. Açıkça, alçakça, utanmadan yalan söylüyorlar ve utanmadan da değiştiriyorlar. Bu aciz ve ahmakça çırpınışa niye gerek var ve nasıl başarılı olacaklarına inandı bunlar; inanılır gibi değil, bu aptallığının derecesini gösteriyor. Alenen yazan bir şeyi sen nasıl değiştireceksin, olacak iş mi bu, yüz sayfa var belki, hangi birini değiştireceksin? Bu eğlenceli ve zevkli olan bu mücadelede kardeşlerim bana yardımcı olsunlar. Önümüzdeki günlerde daha da yoğunlaştırarak devam edeceğiz ve Türkiye’yi büyük Türkiye yapacağız. Ne PKK bırakacağız, ne de diğerlerini, hiç birini bırakmayacağız. Bölgenin en büyük süper devleti haline gelecek Türkiye. İttihad-ı İslam’ı oluşturacağız. Bütün Türk ülkelerini birleştireceğiz, inşaAllah. Dev bir Turani devlet oluşacak; devletlerden oluşan tek millet, inşaAllah. Dünyayı inleteceğiz. Ne Amerika ne Rusya kalacak, Allah’ın izniyle. Onları da biz kurtaracağız; Amerika’yı, Rusya’yı da biz kurtaracağız, inşaAllah.
SUNUCU:Bizi yarın 22:00’den itibaren HarunYahya.Tv internet sitemizden, Mavi Karadeniz Radyo’dan, Aksu TV ve Kaçkar TV ekranlarından takip edebilirsiniz.
ADNAN OKTAR:Bir de yalnız dikkat edin, bakın benim her kükreyişimde, her sahtekarın ağzını nasıl düzelttiğimi milletimiz görüyor. Her üçkağıtçının, her kalleşin, her kahpenin ağzını nasıl düzelttiğimi görüyorsunuz. İsmi geçenleri tenzih ederim, ama nasıl dana gibi böğürttüğümü görüyorsunuz. Vatan hainlerine nefes aldırmam, ilimle, fenle, sevgiyle, inşaAllah.
Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Allah'ın Güzelliklerinden Bir Demet
Devamı ...Web siteleri
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...