SUNUCU: İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam www.HarunYahya.Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Aksu Tv, Kaçkar Tv, Çorum Kanal 19, Mardin Kanal 47, Sivas Sipas Tv, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Uşak Egem Tv, HarunYahya.Tv’den canlı olarak yayınlanan, Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri Programımıza hoş geldiniz. Buyrun Hocam söz sizde.
ADNAN OKTAR:Sözüm ne olabilir, şeyhime sormam lazım.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah hocam. Estağfirullah ne haddimize. Basındaki haberlerle uygun görürseniz, Mehdiyet’ten bahseden bir haber vardı bugün Sabah gazetesinde; “Nostradamus’un bilinmeyen kehanetleri” adında bir haber yapılmış. Haberde; “Nostradamus’un 2016 yılında Asya’da, Mehdi (a.s.)’ın çıkacağını ve dünyanın 2016-2020 yılları arasında Altın çağ’ını yaşayacağını” söylediği ve ayrıca “2050 yılında yerküre üzerinde, 57 yıl süre barışın hakim olacağını bildirdiğini” yazılmış inşaAllah hocam.
ADNAN OKTAR:Acayip bunu bilmesi. Yani hadis-i şerifleri demek ki çok iyi incelemiş, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Allah-u alem hocam.
ADNAN OKTAR:Hangi gazete bu?
ALTUĞ BERKER:Sabah gazetesi.
ADNAN OKTAR:Çok güzel evet. Nostra, başka.
ALTUĞ BERKER:Mümtazer Türköne Zaman gazetesinden, Osmanlı Milletler topluluğu konusunda, getirilen eleştirilere cevaben; “bu yeni dış politika için, yeni Osmanlı terimini kullanılmasının yanlış olduğunu, çünkü ortada böyle bir plan olmadığını” yazmış. “Amaçlanan bölgede Osmanlı tarzında bir hakimiyet sağlanması değil, bölge ülkeleri ile sınırların kalktığı, ekonomik ve sosyal dayanışma içinde bir istikrar ve barış ortamı meydana getirmek olduğunu” söylemiş. Ayrıca “böyle bir birlik bölgenin en acil ihtiyacıdır” demiş inşaAllah hocam.
ADNAN OKTAR:Helal olsun, helal olsun, helal olsun. Osmanlı’nın evlatları, Atatürk’ün evlatları ortaya çıktılar maşaAllah. İnim inim inletiyorlar. Çok güzel bir ifade maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Hocam ilk defa bunu siz zikrettiniz yıllar önce ve Allah’ın izniyle şu an gerçekleşiyor. Ve söylediklerinizin gerçekleşmesi 1200’ü aştı inşaAllah. Bakın bir haberde yine; “Türkiye İslam aleminde model değil, lider” diyor İngiliz The Guardian gazetesinde inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Kırmızı bayraklar, yeşil bayraklar; bak aynı hadis-i şerif’in belirttiği gibi.
ALTUĞ BERKER:Evet tam maşaAllah.
ADNAN OKTAR:İki yıl önce anlattığımda, hikaye anlatıyorum zannediyorlardı. Doğru muymuş?
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah hocam ne dediyseniz.
ADNAN OKTAR:Doğruymuş. Bir de “neden önemli ki bu konular”” diyorlardı. Bak dünyanın bir numaralı konusu oldu bunlar. Dünyadaki ana konu bu oldu. “Ya” diyorlardı, “başka konular var anlatsana.” Kardeşim hurafe anlatan zaten adamlar var. Hurafe anlatan, kafa ütüleyen hocalar da var. İki saat kafa ütülüyor. Yani ne anlattığını kendi de anlamıyor zaten. Boş muhabbetler eden hocalar da var. Biz en acil olanını seçiyoruz. En acil olan nedir? Türk-İslam Birliği, İttihad-ı İslam, milletin kurtuluşu, dünyanın kurtuluşu ve Mehdi (a.s.) sevgisi, Mesih sevgisi bu inşaAllah. Kuran’a tam tabiyet. Hepsinin üstünde Allah’ı aşkla sevilmesi, Allah aşkı, Allah’ı coşkuyla muhabbet duymak, sevmek, Resulullah (s.a.v.)’i aşkla sevmek. Bütün Peygamberleri, sahabeleri aşkla sevmek, bizim mesleğimiz bu, konumuz bu. Ben burada fitneyle, fücurla böyle kafa ütülemeyle, hurafeyle vakit geçirtmem, müsaade etmem. Kimse bizden hurafe beklemesin inşaAllah. Kafa ütüleyenler zaten gece gündüz ütülüyorlar, milletin yani canını bağrını yakıyorlar ve onları atalete, ümitsizliğe, şevksizliğe sürüklüyorlar. Bak bir kısmı da, 200 sene ilave etme peşinde. Yeni çıktı bunlar da. Haberimiz yok, hatta başka tipler de var yeni yeni.
Üstad’’ın geniş daire sözünü anlatan videoyu seyredebiliyor muyuz?
ALTUĞ BERKER:Sizin sözünüzü de hatırlatabilir miyim hocam? Bu haberde; “Türkiye model değil, lider” diyor The Guardian gazetesinde. Siz tam üç sene evvel, Aralık 2007’de röportajınızda, Vatan Tv’de söylüyorsunuz hocam. “Türkiye hem İslam aleminin, hem Türklük aleminin lideri olacak. Bunun da 10-20 yıl içerisinde gerçekleşeceğini umuyorum” dediniz hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Biz asıl ona 2012’lerde başlayacağız. Bak söyledim. Daha hiçbir şey yapmadık biz. Sadece bir tanıtım, bir ön çalışma yaptık. 2012’den sonra delireceğiz Allah aşkıyla inşaAllah. Geceli-gündüzlü abanacağız. Türk-İslam Birliği illaki olacak, İttihad-ı İslam illaki olacak. Kararlıyız yani inşaAllah.
Kim bu güzel hanım?
ALTUĞ BERKER:Hocam geçen gün vefat eden Ceyla Gölcüklü. 38 yaşında.
ADNAN OKTAR:Allah rahmet etsin. MaşaAllah bayağı güzelmiş.
ALTUĞ BERKER:Evet. Sabah gazetesi bir haber yapmış hocam. Sosyete mensuplarıyla yapılan bir röportajı olmuş gazetenin; “İlk defa hepsi toplu olarak Allah’ın adını anarak ölümden bahsetmişler. Bu ölüm üzerine şok olduklarını, bu güzel yüzün ve bu güzel bedenin eriyip, gitmesinden şaşkınlığa düştüklerini, hayatın çok kısa olduğunu kendilerine sık sık hatırlatmaları gerektiğini, eğer ölümü düşünürlerse daha iyi birer insan olabileceklerini, hayatlarını bir daha gözden geçirdiklerini” söylemişler. Ayrıca “bu ölümün bir son olmadığını ve Ahiret hayatının başladığını” da bazıları zikretmiş inşaAllah.
ADNAN OKTAR:İşte yanlışlık orada. Bazıları değil, hepsinin anlatması lazım. Ahiret’te çok daha güzel olacak. Burada eksikli, kusurlu oluyor. Allah Cennet nasip etsin. Cennet’te görürüz kardeşimizi inşaAllah.
Hazır mı film? Bakalım.
VTR: Bediüzzaman’ın Mehdi (a.s.) Hakkındaki Sözleri.
ADNAN OKTAR:Evet iyi bu film. Bizi seven kardeşlerimiz, ahir zamanın en büyük sahtekarlıklarından biri olan, bu konunun üstünde çok dursunlar. Yani biz bu konuya çok teksif olacağız. Bu konu tamamen sökülünceye kadar, yıllarca da olsa uğraşacağız. Yani Bediüzzaman’ın Ahir zaman ile ilgili verdiği tarihleri değiştiren bir çete var. Bir sahtekar güruhu var. Bunların yüzünde eşek oynamış. Utanma diye bir şey yok. Alenen ve açıkça, gözümüzün içine baka baka, Müslüman kardeşlerimizin aklıyla, zekasıyla alay ediyor adeta bu ahmaklar, kendilerini çok akıllı zannediyorlar, yedire yedire yalan söylüyorlar net olarak. Mesela Bediüzzaman Şam hutbesinde, çok net konuşuyor. 81, 91, 2001 tarihini veriyor. Herkes ezberden bilir bunu. Ve her konuşmasında da “yüz sene sonra” der “Mehdi (a.s.)’ın vakti için.” Üç yüz seneden sonraki yüz’ü de ayrıca söylüyor. Yani 1300’den sonraki yüz olarak söylüyor, o 1300’den sonraki yüz’ü, üç yüz yıl sonraya çevirdiler, ilave yaptılar. Ve dolayısıyla iki yüz yıl daha ilave ettiler. Bu benim kabul edeceğim, bir kere söyleyip geçeceğim bir şey değil. Beni bilen bilir yani kafamı taktım mı takarım. Bu çok büyük bir ahlaksızlık, seviyesizlik ve cibilliyetsizlik. Bunu sonuna kadar takip edeceğim bu sahtekarlığı. Çok hayati bir konu. Bütün sevenlerimiz de takip etsin, bu konuda sahtekarlığa kimse müsaade etmesin. Yani Türkiye’de bu üçkağıtçılık bitinceye kadar uğraşacağız. Çünkü bu yalancı ruhtan dolayı kendilerine saygıyı da kaybetti bunlar, deli gibi oldular. Yani suratlarına baktığında insan, boşluğa bakıyor gibi oluyor. Delirdiler yalancılıktan. Çünkü yalan insanın ruhunu karartır, içini karartır. Aptallaştırır ve aptallaştılar. Buna müsaade etmeyeceğiz. Mehdi (a.s.) için Bediüzzaman açıkça söylüyor; “Hicri 1400’de” diyor. Onu tevil ediyor, onu tevil ediyor, bütün hayatın yalana döndü sahtekar. Ne gerek? Dürüstlüğün candanlığını yaşasana, dürüstlüğün ferahlığını yaşasana. Bırak kendini, rahat ol, Bediüzzaman böyle diyor de, korkma. Senin üç yüz sene ilave etmende Kıyamet durmaz. Be hey salak. Zaten kopar Kıyamet, sen yani ilave edince Cenab-ı Allah senin sözünü dinleyip, iki yüz sene daha ilave etmez. Bediüzzaman; “1545’te” net olarak söylüyor Kıyamet’in tarihi olarak. “Kafirin başına Kıyamet’in kopacağını remzen işaret eder” diyor. Bozulmadan sonra zaten Kıyamet gerekir. Yani hiç Allah’ın anılmaması demek ne demektir? Küfrün tam hakim olması...“1543’te” diyor, “küfür tam anlamıyla hakim olacak” diyor Bediüzzaman. Yani “her yere hakim olacak” diyor. Artık geriye bir şey kalmıyor. İki yıl daha Cenab-ı Allah bekletiyor ve Kıyamet’i küfrün başına koparıyor. Ama bu konuları tabi beyni yıkanıp, gece gündüz eğitimden geçip, hipnoza giren kardeşlerimiz de var. Yani bunlar iyi niyetli ama büyü yapılmış bunlara, büyünün etkisiyle bu hale gelmişler. Bir kısmı bu konuyu hiç okumadığı için, az okuduğu için, cahilliğinden ve yüzeysel bakıp, cahilce karar veriyor. Ama benim bu söylediğim sahtekar takımı, bunlar dediğim gibi beş on kişi. Ben bunlarla ilgileniyorum. İnşaAllah.
İkinci bir film daha vardı.
VTR: Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Mehmet Görmez; “Kıyamet üç yüz sene sonra gelecek.”
VTR: Sungur Ağabey.
ADNAN OKTAR: Bakın şimdi burada, Bediüzzaman’ın kendi orijinal açıklaması ve Bediüzzaman’ın has talebesi Sungur Ağabeyin açıklaması var. Şimdi bunun üstüne kimse açıklama yapamaz. Yani Bediüzzaman ve Sungur Ağabey. Diyanet İşleri Başkanı çıkıp da, Bediüzzaman da yanlış söyledi, Sungur Ağabey de yanlış söyledi, ben doğru söylüyorum anlamında bunu söylemiyor. Diyanet İşleri Başkanı yanlış bildiği için söylüyor. Yani samimi bir insan, çok sevdiğimiz bir insan, Bediüzzaman’ı seven bir insan, ama gerçekten bilgisinin eksikliğinden. Başka bir şey yok yani. Bediüzzaman’ın kendi açıklamasını duydunuz, Sungur Ağabeyin kendi ağzından duydunuz. “2120’ye kadar devam edecek” diyor dünya. Kıyamet 2120’de kopacak” diyor. 2117’de de din, iman, İslam hiçbir şey kalmayacak diyor. Yani hiçbir din kalmıyor 2117’de. Bediüzzaman’ın kendi açıklaması bu. Bunu neye dayandırarak söylüyor? Suyuti’nin sekiz tane hadisi var bu konuda, ona dayandırarak söylüyor. Ayrıca Diyanet İşleri Başkanımızın açıklamasının yanlışlığını, bakın ben, Emirdağ Lahikası Bediüzzaman Said Nursi, Sözler yayınevi, kitabın kendisinden göstereyim. Orada 300 sene diye bir şey yok. “Ey yüz sene sonra gelenler” diyor.
ALTUĞ BERKER:"Ey yüzden ta üç yüz seneden sonraki yüksek asrın arkasında gizlenmiş ve sakitane benim sözünü dinleyen ve bir nazar-ı hafî-i gaybî ile beni temaşa eden Said, Hamza, Ömer, Osman, Yûsuf, Ahmed ve size hitap ediyorum.”
ADNAN OKTAR: Şimdi bak 1300’den sonraki yüz. Orada bak “yüzden” bahsediyor görüyor musunuz? Yüzden bahsediyor Bediüzzaman. Üç yüz dediği, 1300’ü kastediyor. “1300” de diyor Bediüzzaman, çok yerde geçiyor zaten 1300. Bir yerde vurgulamıyor Bediüzzaman. “Biz 1300’deyiz”” diyor. “Benden yüz sene sonra” diyor. Orada yine üç yüz dediği, 1300’dür. Bir daha o cümleyi oku 1300 ile yüz’ün geçtiği cümleyi.
ALTUĞ BERKER: “Ey yüzden ta üç yüz seneden sonraki.”
ADNAN OKTAR: Bak “ey yüzden, üç yüz.” Yani 1300’den sonraki yüz. Zaten onu öbür sayfada şerh ediyor. Sayfanın devamına geç.
ALTUĞ BERKER: “Ey yüz sene sonra gelenler.”
ADNAN OKTAR: Orada da şerh ediyor. “Yüz sene sonra.” Üç yüz sene diye bir ifade yok. Diyanet İşleri Başkanımız orada iyi niyetle, yanlış bir bilgiyi yanlış olarak aktarmış. O dürüst insan. Ben ona kefilim Diyanet İşler Başkanına.
ALTUĞ BERKER: Allah-u alem siz daha iyi bilirsiniz hocam, o değiştirilen kitaplardan herhalde.
ADNAN OKTAR: Evet. Değiştirilen kitaplar, değiştirilen yazılar, değiştirilen internet sitelerinden alıyorlar. En güveneceği Bediüzzaman’ın orijinal el yazmalarıdır, Sungur Ağabeyin açıklamalarıdır, Seyyid Salih Özcan Ağabeyimizin açıklamalarıdır ve diğer Bediüzzaman’ın has talebelerinin açıklamalarıdır. Sakın sakın yani bu yönlendirmeye kimse kapılmasın. Çünkü Büyük Ortadoğu Projesi’nin oluşması için, en azından bir yüz seneye yani 2100’den sonra bir yüz seneye daha ihtiyaçları var. En azından. Dolayısıyla bu arkadaşlara, “bize bir iki yüz seneyi bir ayarlayın” dediler. Kimi farkında olmadan cahilce 570 sene verdi bunlara, kimi iki yüz sene ilave yaptı, kimi bin yıl ilave yaptı. İşin doğrusu bunların sadece bir otuz seneye ihtiyaçları var. Yani Türklük alemini yok etmek, Büyük Ortadoğu Projesi’ni oluşturmak, İslam alemini de paramparça etmek için bunların sadece bir otuz seneye ihtiyaçları var. Biz de buna müsaade etmeyeceğiz. Böyle hımbıl ve uyuşuk bir Müslüman gençlik oluşturmak istiyorlar, böyle hımbıl uyuşuk Nurcu, Nur talebesi tipi oluşturmak istiyorlar. Civa gibi Nur talebeleri, civa gibi Müslümanlar oluştu maşaAllah. Hiçbirinin de gücü yetmeyecek inşaAllah. O yüz sene sözü doğru olandır, üç yüz sene sözü yanlış olandır. Yani o konuda doğrusunu mutlaka ezberleninceye kadar anlatacağız. “Başka mühim konular var.” İşte başka mühim konuları Cübbeli anlatıyor zaten. Adamın mühim konusu ne biliyor musun? Hurafe. Benim hurafeyle uğraşacak vaktim yok, anlatmam da. Türklük alemi işgal altında, paramparça, Müslüman alemi paramparça, cinayetler geceli gündüzlü devam ediyor, hayat pahalılığı bir yandan devam ediyor, ahlak çöküntüsü bir yandan devam ediyor, her yerde Müslümanlar feryat figan içerisindeler. Biz de diyeceğiz ki; “size hurafe anlatalım, dinler misiniz?” Yahut “kafa ütüleyelim” diyeceğiz. Bir saat, yarım saat adam kafa ütülüyor. Kendi dediğini kendi dahi anlamıyor. Kendi yazdığını kendi de anlamıyor. Ne okuyan anlıyor ne dediğini, ne dinleyen anlıyor. Beynini uyuşturuyor milletin. Ben böyle bir şeyin içerisinde değilim. Gayet anlaşılır konuşma taraftarıyım ben. Ve gayet de güzel anlaşılır anlatıyorum. Ama iyi niyetle, cahilliğinden yapan insanlar çok çok fazla. Ben fitneci, sahtekar, Büyük Ortadoğu Projesi’nin ajanları için bunları söylüyorum. Beş, on tane ajan var, Büyük Ortadoğu Projesi ajanı. Müslümanları birbirine düşürmek, Müslümanları böyle mankutlaştırmak, beynini dondurmak, onlara büyü yapmak, bitkinleştirmek, gelecekten ümitlerini kesmek, heyecanlarını kırmak, şevklerini kırmak, Mehdiyet heyecanını, İsa Mesih’in geliş heyecanını, onlara olan sevgiyi yok etmek, Ehl-i Beyt sevgisini yok etmek gibi çok karanlık amacı olan gizli bir komite, güruh. Bunlara karşı ben suskun kalırsam, manevi sorumluluk altında olurum. Geceli gündüzlü, hem internetten, hem her yerden anlatacağız.
VTR: Cübbeli, Hz. Mehdi (a.s.)’ın Zuhurunun Ve İslam Ahlakının Dünya Hakimiyetinin Çok Yaklaştığını Söylüyor.
ADNAN OKTAR: Tv Net kanalında Arif Aslan ve Nuh Gönültaş; “Üstad’ın 1545 sözünü 1525 yılı” şeklinde yorumladıkları bir video var.
Bak Cübbeli de gayet güzel anlatıyor.
ALTUĞ BERKER: Kırkıncı Hocanın sözleri vardı Mehdi (a.s.) ile ilgili hocam, okuyabilir miyim onu inşaAllah?
ADNAN OKTAR: Oku evet.
ALTUĞ BERKER: Tam 25 Ekim 1979’da hocam, bir mektubunda söylüyor. Tam Hicri 1400’de Mehdi (a.s.)’’ın çıkış tarihinde.
ADNAN OKTAR: Hicri 1400’de Mehmet Kırkıncı Hoca söylüyor.
ALTUĞ BERKER: Kırkıncı Hoca, muhterem Hacı Mustafa Efendiye yazdığı bir mektupta, Antakya’da İslam dini yayılmasına yönelik hizmetlerde bulunan mübarek bir insan bu. Şöyle diyor; “Aziz ve muhterem Hacı Mustafa Efendi. Artık zulümata bedel nur, hissiyata bedel akıl ve hikmet hükmedecektir. Hidayet galip, dalalet mağlup olacaktır. Mehdiyet hakim, deccaliyet mahkum olup, netice de hayır şerre, sıdk (doğru söz) kizbe (yalana), iman küfre galip gelecektir. Biiznillah Antakya’nın halas ve salahı, Türkiye’nin ve bu milletin halas ve salahı da, alemi İslam’ın necat (kurtuluş) ve salahına rahatlığına vesile olur kanaatindeyim. Çünkü devr-i nur geldi. Devr-i zulümat kapanacak. Mehdiyet geldi, deccaliyet gidecektir. Evet çağ Mehdiyet çağıdır, yeis ve ümitsizliğe mahal yoktur. Selam ve hürmet ederim” diyor hocam.
ADNAN OKTAR: Hay maşaAllah maşaAllah. Mehmet Kırkıncı Hocam aslandır, aslan. Koç yiğittir maşaAllah.
VTR: Tv Net Kanalında, Arif Aslan ve Nuh Gönültaş’ın, “Üstad’ın 1545 sözünü 1525 yılı” şeklinde yorumlamaları.
ADNAN OKTAR: Evet bak hocamız da “şahs-ı manevi” diyor, tarihleri değiştiriyorlar, üslup değişiyor, konular değişiyor. Yani hemen hemen anlatımın en kilit noktalarının tamamını değiştiriyorlar. Buna karşı çözüm; Risale-i Nur’u mutlaka orijinalinden okumak, ana kaynağından okumak. Çünkü arkadaşlar okurken önlerinde kitap yok. Bakın dikkat edin bu kişilerde, hiçbir zaman için kitap okuyor görmezsiniz. Kitaptan okuyup anlatmak da yoktur. Hep kafadan, hep böyle piyale paşa yöntemleri yani uçan kaçan havasındalar. Böyle olmaz. Samimi olmaları için, bu arkadaşların televizyona çıkıp, başka yerlere çıktığında, “hocam” diyecekler, “bize Risale-i Nur Külliyatı’ndan kitabı getirin, açın, okuyun, okuyarak bize ispat edin, delillendirin.” Böyle kafadan olursa, olmaz. Bu kafadan. Bak hep kafadan anlatıyorlar dikkat ederseniz. Ve dolayısıyla da karşısındaki insan, bu nerede yazıyor demiyor. Nereden çıkarttın bunu demiyor. Böyle olmaz. Mutlaka kitaptan, orijinalinden okuyacak, hatta mümkünse satırları gösterecek, o şekilde olacak. Böyle olursa, böyle yanlış, hatalı, eksik olaylar olur.
VTR: Tataristan’da Yapılan Konferans
ADNAN OKTAR: Evet Tataristan’da yapılan konferansta; Mehdilik, Ahir zaman anlatıldı. Benim kitaplarım anlatıldı, çok güzel oldu. MaşaAllah. Aynı şekilde Özbekistan’da böyle çalışmalar var, Tataristan’da var, hepsinde var. Türkistan’da var. Hatta Doğu Türkistan’da bile faaliyetimiz var elhamdülillah, çalışmalarımız oluyor, ilmi çalışmalarımız oluyor. Tabi orası çok riskli bir yer, onun için de kardeşlerimiz de çok özenli oluyorlar.
“İyi akşamlar Hocam” diyor. “Size bir soru soracağım. Bunu Cübbeli Ahmet Hoca’nın ağzından duydum. Kimsenin günahını almak istemem. Cübbeli dedi ki; “Adnan Oktar, her gün televizyonlara çıkmak için milyarlarca lira para veriyor. Bende bu kadar para yok” dedi. Bunu lütfen açıklığa kavuşturun. Ben Gülşen, Fransa’dan.”
Allah Tevbe Suresi 41. ayette; “Mallarınızla ve canlarınızla” diyor. Doğru, para veriyoruz tabi ki. Malımızla; çünkü hiçbir çıkarımız da yok. Allah rızası için, anlatabilmek için geniş kitlelere, bu ahlaksızlıkları, bu üçkağıtçıları, Müslümanları böyle boğma faaliyetlerini anlatmamız için, Büyük Ortadoğu Projesi’nin alçak ajanlarının kafalarını ezmek için tabi ki her türlü yöntemi kullanıyoruz. Biz internete de para veriyoruz, radyoya da para veriyoruz, televizyonlara da para veriyoruz. Mesela televizyon kanalı kuruyoruz, oraya da para veriyoruz. Geceli gündüzlü çocuklar çalışıyorlar, ticaret yapıyorlar, kazanıyorlar, kazandıklarını Allah yolunda oraya veriyorlar. Biz Cübbeli gibi parayı aldığımızda Türkiye turuna çıkmıyoruz. Böyle teleskilerde, ayağında lastik terliklerle böyle elinde sopayla tebessümle dağlarda gezmiyoruz. Değil mi? Yahut gidip Hıristiyan kiliselerinde vay be şu mermerlere bak ne sanat bilmem ne falan oralarda da gezmiyoruz. Yahut Malta adasına gidip paraları yemiyoruz. Bayanlarla böyle iç içe onlarla gidip yüzmüyoruz. Allah yolunda, İslam yolunda harcıyoruz. Benim eğlencem yok. Yani hiçbir şekilde keyfime, zevkime para harcama olayım yok. 30 yıldan beri ben tatile gitmiyorum. Hayatımda tatile gitmem yani. Eğlenceye de para harcamam, gezmeye de para harcamam. Dolayısıyla ne oluyor? Ne imkanım varsa, Allah yolunda kullanıyorum. Arkadaşlarımızın da ne imkanları varsa, Allah yolunda kullanıyor. Ne güzel. Kendimizi tam Allah’a adadık. Birçok kişi yaz geldiğinde, direkt yazlığa gidiyorlar. Bizi yazın burada sürekli gördünüz. En sıcak aylarda da gördünüz, en soğuk zamanlarda da gördünüz, bayramda da buradayız değil mi? Her gün buradayız. Biz Cübbeli gibi ekibi toplayıp böyle tek tek turistik gezilere çıkmıyoruz. Ondan sonra yazlığa gidip eğlenmiyoruz. Bizim yazımız kışımız yok. Ne zamandan beri? Otuz yıldan beri, kırk yıldan beri böyle. Bütün imkanlarımızı Allah yolunda harcıyoruz.
“Sayın Oktar, yaklaşık bir yıldan beri internet sitelerinizden hizmetlerinizi takip ediyorum. Bir Türkiye Ermenisi ve dindar bir Hristiyan olarak, Allah rızası için yaptıklarınızdan dolayı teşekkür ederim. Özellikle Allah’ın varlığını inkar eden, tahta beyinlerin kitlesel beyin yıkama projelerine karşı verdiğiniz mücadeleden dolayı size dua ediyorum. Sizin fikrinizi bilemem. Ben dindar, sizin tabirinizle sığır olmayan Müslümanları seviyorum. Saygılarımla, Lisa Erçetin.”
Biz de; yani sığır yüzünden anlaşılıyor. Tam klasik inek, inşaAllah.
“Selamün aleyküm, Muhammed Adnan Hocam.” Ve aleyna aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. “Mübarek hocam, çok sabırlı, kararlı ve çok güçlü iman neşesi içinde bizler için gece-gündüz Allah’a hizmet ediyorsunuz.” Allah için, Allah rızası için. “Allah gücünüze güç katsın, Allah razı olsun sizden hocam. Size iki ayetin tefsirini sormak istiyorum inşaAllah. Allah Hakka Suresinin 32. ayetinde; "Daha sonra onu, uzunluğu yetmiş arşın olan bir zincire vurup gönderin" diye buyuruyor. Ayette yedi sayısı var ve bu yetmiş arşın ile Allah bildiğimiz bir zinciri mi yoksa daha farklı bilemeyeceğimiz bir sisteme mi işaret ediyor acaba?Allah Mearic Suresi’nin 4. Ayetinde, şeytan’dan Allah’a sığınıyorum; “Melekler ve Ruh (Cebrail), ona, süresi elli bin yıl olan bir günde çıkabilmektedir.” Hocam Allahmekandan münezzeh ve Yüceler Yücesidir. Bu ayeti nasıl anlatabiliriz acaba? Baran.”
Şimdi zaman izafi. Kuran’da birçok yerde geçiyor, çeşitli zaman birimleri veriliyor. Ama Allah için zaman, tek bir andır. An nedir? Olabilecek en kısa zaman. Yani sonsuz kısa zaman. Sonsuz kısa zaman. Sonsuz önce ve sonsuz sonra içerisindeki elli bin yıl olan bir günde Allah’ın Katına çıkıyorlar. Allah onu bir güzellik olarak yapıyor. Onu melek öyle alıyor, elli bin yıl olarak alıyor. Mesela bir başkası da, bin yıl olarak alıyor, bir başkası bir gün olarak alıyor, bir başkası bir saat olarak alıyor, o bir güzelliktir. Mesela kimi de bir dakika olarak alıyor. Mesela elli bin yıllık yolu bir dakikada almış oluyor. Allah hoşlarına gitsin, güzellik olsun, azameti, büyüklüğü iyi takdir edilsin diye böyle bu harikaları yaratır Cenab-ı Allah. “Uzunluğu yetmiş arşın olan bir zincire vurup gönderin." Biz bunu Ahiret’te göreceğiz, bilemiyoruz. Ama mesela biz ahir zamanda Mehdi (a.s.) konusunda, İsa Mesih konusunda olsun, mesela ahir zaman alametlerinde, insanın kafasında bambaşka bir imaj oluyor, olayın olma şekli, olay oluyor ama bizim kafamızdaki imaj gibi olmuyor. Mesela “Kabe baskını” dedi Peygamber Efendimiz (s.a.v.), oldu ama kimsenin dikkatini çekmedi. Yani bak ilk defa oldu İslam tarihinde ve net ama tam karşılığı, tam karşılığıyla olduğu halde bile insanların dikkatini çekmiyor. Ama mesela bakarsın, Ahiret’te, adamın eli sarılıdır, mesela elinde yetmiş arşın uzunluğunda bir zincir vardır. Ama ince bir zincirdir, yetmiş arşındır. Veyahut adamlar çok büyük bir hacimde Allah tarafından bize gösterilebilir. Hakikaten yetmiş arşındır onları saran zincir. Çünkü Ahiret’te aklın ihtiyarı zaten kalkmış oluyor. Öyle bir konu yok. Ama mesela bir de bakarsın ki bir azap zinciridir yetmiş arşınlık. Mesela ışıktan bir zincirdir, adamı sarmıştır ve azap veriyordur ona. Mesela acı zinciridir, acıyı veren bir zincir olabilir. Hz. Süleyman (a.s.)’da da Cenab-ı Allah diyor; “zincirlerle birbirine bağlanmış, şeytanlardan” bahsediyor. Bu zincirler belki manevi zincirler söyleniyor. Yani muhtemelen de Allah-u alem, manevi zincir. Çünkü Mehdi (a.s.) da mesela ahir zamanda, dinsizleri de, ateistleri de İslam’a hizmet ettirecek. Ama başıboş bırakılmaz. Bir manevi zincir olur. Yani onu ona bağlarsın, onu ona, yani bir kontrol sistemi olur. Zincir demek; o adamı kontrol edilir hale getirmektir. Yani insanlara zarar vermeyecek hale getirilmesi. Manevi zincir. Manevi zinciri çünkü Bediüzzaman da söylüyor; “Deccal” diyor, “manevi zincirleri koparır, insanlarda hürmet ve merhamet gibi” bakın “manevi zincirleri koparır, hevesat bataklığında birbirlerine saldırtmak için, cebri serbestlik verir” diyor. Demek ki bir manevi zincir olayı var. Bediüzzaman’ın açıklamasında da bunu görüyoruz, Hz. Süleyman (a.s.) kıssasında da görüyoruz. Ama Ahiret’teki şekliyle olay mutlaka oluyor ama hiç tahmin etmediğimiz bir şekilde de olabilir. Mesela adam hiç kolunu kıpırdatamıyordur, kolunu kıpırdatamaz, Allah ona mesele yetmiş kat zincir vurmuştur. Görünür mesela ateş zinciri de olabilir bu, bir azap zinciri olabilir, bildiğimiz klasik zincire de benzeyebilir. Hiç görmediğimiz maddeden de oluşabilir. Yani bilemeyiz. Biz zincir deyince iç içe girmiş halka olarak görüyoruz. O tarz bir zincir de olmayabilir. Yani çok daha değişik teknikle yapılmış bir zincir de olabilir. Akla gelen zincir o değil mi? Demirlerin birbirine geçmesi olarak. Allah mecbur değil onu aynı bizim zihnimizde olduğu şekliyle yaratmaya mecbur değildir Allah. Allah benim dediğim zincir bu derse, kastedilen zincir odur. Onu orada görmüş oluruz. İnşaAllah.
“Bu mesajı canlı yayında okumayın” diyor kardeşimiz. Şimdi bak ismini verirsem tamam bu doğru ama koskoca üniversitede yapılan toplantı bu. Burada seni kim bilecek orada değil mi, arkadaşı kimse bilemez. Yani ben insiyatifimi kullanıp, ben bunu okuyayım size bir şey yok bunda. Altı kişi, beş kişi yapsa toplantı tamam ama üniversitede yapılan bir toplantı bu. Neyse tedirgin olmuş, okumayayım da yani anlayamadım bir daha kendisi bir not göndersin ona göre konuşurum.
“Abdülkadir Şeker, Almanya’dan. Selamün aleyküm. Değerli Muhammed Adnan Hocam” diyor. Benle de “görüşmek istediğini” söylüyor. Abdülkadir ne zaman istersen gel, ondan sonra kardeşlere de haber ver. Seni çok seviyoruz, her zaman görüşürüz, kardeşimizsin, mesajını da aldım inşaAllah. Allah sevginden dolayı da senden razı olsun inşaAllah. Gelmiş görememiş benim can kardeşim, ona biraz hüzünlenmiş. Neyse vardır bir hayır, her şeyde bir hayır vardır. Hüzünlenecek bir şey de yok inşaAllah. Yalnız sakın hediye gönderme bir daha. Çikolatanı aldım fakat hediye kabul etmiyorum. Sakın, gelen kardeşlerimiz yanlarında hediye getirmesinler. Sakın sakın sakın, ısrarla söylüyorum, ondan kaçınsınlar inşaAllah. Ama bütün mesajını okudum haberim var inşaAllah. Bir de böyle arkadaşlarımız geldiğinde mutlaka görüşmesini sağlayın, çünkü uzaktan geliyor, ne adaba ne edebe ne vicdana uymaz, gelir beş dakika bir hal hatır sorarız gider, birşey yok.
“Selamün aleyküm Muhammed Adnan Hocam.” Aleyküm selam. “Hocam bu sene hacı olan bir kardeşimizin izlenimlerini aktarmak istiyorum. Kardeşimizin anlattığına göre, diğer ülke hacılarında Mekke etrafında, Türklere karşı büyük sevgi oluşmuş maşaAllah. Mesela kardeşimiz Mekke’de tıraş olmuş, Türksün diye para almamışlar. Esnaftan alış verir yaparken, esnaf Türk olanlara büyük hürmet ve sevgi gösteriyormuş. Pakistanlı, Afrikalı Müslümanlar gelip, kardeşlerimizin göğsündeki Türk bayrağını öpüyorlarmış. Erdoğan, Gül, Osmanlı deyip bağırlarına basıyorlarmış maşaAllah hocam. Vesileniz ile Allah Müslümanların kalplerini birleştiriyor, sevdiriyor inşaAllah. Ellerinizden hasretle öperim, Kemal Zengin Gaziantep.”
Ama bir de inşaAllah Müslüman cemaatler, Müslüman topluluklar birbirini severse, özellikle Nur talebesi kardeşlerimizin birbirini sevmeleri çok önemli. Bak mesela biz sorduk dedik; “Ağabeyleri toplayabilir miyiz?” Belirli bir dereceye kadar başarılı olabiliyoruz. Yani bir kısmını ancak bir araya getirebiliyoruz. Halbuki mesela olsa, her ay toplansınlar ne güzel birbirlerini sevsinler, muhabbet etsinler. Zor, çok zor, tabi.
Bir hanım kardeşimiz de bir şiir yazmış, çok güzel bir şiir maşaAllah.
Berker’im ne anlatayım?
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah hocam. Bende bir tane video var hocam, kavuklu ile ilgili ama.
ADNAN OKTAR:Nedir o? Nasıl bir şey bakayım. Bu bizimki, fasıl yapıyor. Bu görüntüyü nereden aldınız? İnternetten indirmişler. Alkollü mü öyle konuşması falan bir acayip. Allah akıl fikir versin. O ne yapmış öyle? Yanında bir hanım var, onunla fasıl mı yapıyor?
ALTUĞ BERKER:Başka hanımlar da var, fasıl yapıyorlar.
ADNAN OKTAR:Allah akıl fikir versin. Allah hidayetini arttırsın. Orada da kavuğu çıkarmamış kafasından. Balkabağı gibi kafaya geçirmiş, orada duruyor. Allah-u alem eğer yanlış görmediysem, üslup ya yaşlılıktan dolayı ama alkol almış gibi bir üslubu var. Yani öyle bir şey yaptığını zannetmiyorum, yapmaz da fakat üslup onu andırıyor yani o tarz. Yapmaz inşaAllah, ama tabi öyle bir şey olacağını ummuyorum ama bir daha sesini dinlet bakayım bana. Bana mı öyle geliyor. Bir acayip değil mi? Ya kardeşim anlatıyorum, insanlar inanmıyorlar. Yani çok acayip bir durum var. Allah hidayetlerini, akıllarını arttırsın. Kimi birbiriyle görüşmez, kimi kafasına kavuk geçirip ortaya çıkıyor, kimi kafa ütülüyor, kimi hurafe anlatıyor. Ne oldu, bu deccal insanlara öyle bir üfürdü ki, öyle bir büyü yaptı ki bambaşka bir şey oldu. Korku filmi gibi. Allah’ın hikmeti. Onun için aklı başında samimi Müslümanlar birbirlerini çok sevsinler, çok iyi koruyup kollasınlar. Bir de heyecanlanmasınlar. Daha vakit var. “Hocam” diyor, “anlatıyorum anlatıyorum, anlamıyor” diyor. Ne olması gerekiyor? Anlatacaksın hemen anlayacak. O zaman nerede senin sevabın? Sevap direnmesiyle olur. Direnecek ki sevap olsun. Değil mi? Direnecek ki sen coşkuyla anlatasın. Allah bunu özel olarak yapıyor, tabi. Mesela Cübbeli eğer bana karşı olmasaydı, mesela bizim arkadaş grubumuzun dağılmasını istemese, Mehdiyet’e karşı olmasa, bana karşı olmasa, benim söylediklerimi kendince çürük delillerle, yanlış delillerle çürütmeye kalkmasa, onu ne Habertürk’e çıkarırlar, ne de başka yere çıkarırlardı. Bu da Allah’ın Ledüni bir ilmidir. Mesela Allah onu vesile ederek, Mehdiyet’i müthiş yaydı. Eğer onu televizyona çıkartmasalar biz de ona cevap veremezdik ve Mehdiyet bu kadar geniş anlatılamazdı. Allah çok ince bir sistem kurmuş oluyor. Önce bize muhalif hale getiriyor Allah onu, bize muhalif. Mehdiyet’e karşı hale getiriyor, Hz. İsa (a.s.)’ın inişine karşı hale getiriyor, “570 sene sonra gelecek” diyor Mehdi (a.s.), Kıyamet kopmayacak, çok rahat olun” diyor. “İttihad-ı İslam olmayacak, Türk-İslam Birliği de olmayacak” diyor. “Adnan Oktar’ın etrafındaki kişiler dağılsın, bir an önce ayrılsınlar” diyor. Değil mi?
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah evet.
ADNAN OKTAR:Şimdi bunu deyince, adamlar, “büyük bir dehayla karşılaştık. Böyle bir imkanı biz kaçırmayalım” dediler. Hemen ne yaptılar? Aldılar Habertürk’e çıkarttılar onu ve meşhur ettiler. Şimdi meşhur edince, diğer kişiler de bunu önemli gördü, onlar da olayın üstüne atladılar, bu şahsın üstüne atladılar ve gündeme getirdiler. Ve bizim tam aradığımız bir sistem oluşmuş oldu. Ve onun sayesinde, dikkati çeken birisi olduğu için, onun kendi diliyle Mehdiyet’i anlatmaya başladık. İsa Mesih’in inişini anlatmaya başladık ama mükemmel bir anlatıma dönüştü. Yani daha önce anlatıp unuttuğu videoları çıkartıp, onları kendi oyunlarının içerisinde çökerttik. Kendi oyunlarını, Allah kendi başlarına doladı. Ve şu an Mehdiyet’i en mükemmel anlatan kişi haline getirdik onu. Zaten onun bir işe yaramayacağını anlayınca, Habertürk ne yaptı? “Ya” dedi, “bize bir film getirdiler. Filmde kadınlar da var, üç ayrı film varmış, getirdi gösterdiler” dedi değil mi adam? Şüyu bulması, vukuundan daha beter bir olay yaptı Habertürk. Tamamen müphem, şu an bilmiyoruz yani sapkın bir şey mi, tahmin edemediğimiz derecede çirkin bir şey de çıkabilir, çok ürkütücü bir şey de olabilir. Ama biz yine de hüsn-ü zan ediyoruz, dua ediyoruz ki inşaAllah çok berbat da bir şey çıkmaz diye inşaAllah kötü bir şey çıkmaz diye. Dolayısıyla hem onu koruyan konumunda oldular kendilerince, “bak biz sana istesek bunları yayınlardık ama yayınlamadık” diye, belki de yayınlanmasından daha beter vurmuş oldular. Bu yayınlanmasından çok daha beter şu an. Çünkü ne olduğu belli değil. Akla en kötü ihtimaller de gelir, her şey geliyor akla. Ve yıllarca onun üstünde kalacak gibi görünüyor. Söz de dinlemiyor. Bak dedik ki; “eğer kendine güveniyorsan, sahte olduğunu düşünüyorsan, laboratuvara gönderelim, teknik tespiti yaptıralım, hangi kamerada çekildiğini, hangi bilgisayarla çoğaltıldığını, nasıl yapıldığını, hepsini tek tek numaralarıyla bir bir çıkartırız ve yapanları da yakalarlar, rezil ederiz” dedik. Çekiniyor. O zaman, insanın aklına bin bir türlü kötü ihtimal geliyor. Daha da beterleri geliyor insanın aklına. Halbuki güvenip, ortaya çıksa konuyu kökünden hallederiz inşaAllah.
SUNUCU:Bir de gündemler çabuk değişir ama böyle muammalar hep merak edilir.
ADNAN OKTAR:Tabi adam mesela bunu asla unutamaz. Çünkü aydınlığa kavuşmadı. Ne olduğu belli değil. Çünkü teknik imkan varken, yalanlanma imkanı varken yapılmıyorsa, akla ne getirir bu? Çünkü “montaj” diyor. Kardeşim bu o kadar kolay ki yani teknolojiyle, hemen ortaya çıkar ve hemen aklanırsın. Ama sen şiddetle kaçınıyorsun. Şimdi Fatih Altaylı’nın, o tombul gözlüklünün yerlere yatarak gülmesinin hikmetini anlamış olduk. Filmin onlara, o röportaja çıkmadan önce onlara ulaştığını anladık ve Cübbeli’nin de oraya nasıl davet edildiğini de biraz düşünen anlar. Yani Cübbeli’ye hem ailelerin zarf içinde hediye getirmesi, hem de başka bu ricayı yerine getirmelerini isterken, başka ilginç tekliflerde de bulundukları anlaşılıyor. Yani hem “bak sana zarfla hediyemizi getirdik, seni koruyup kollayacağız, çok iyi olacaksın ama bir de şöyle de bir durum var, her konuda biz seni koruyacağız, sen çık Adnan Oktar’ın etrafındaki gençlerin dağılmasını iste, Bilim Araştırma Vakfı’nın dağılmasını iste, Mehdiyet’in olmadığını söyle, İsa Mesih’in inmeyeceğini söyle, Kıyamet’in uzun vakitte olduğunu söyle, 570 sene sonra olacağını söyle ve aleyhte konuş, her türlü imkanını kullan, biz de sana her türlü desteği sağlayacağız” şeklinde Cübbeli’yi ikna etmişler. O da artık saflığından mı, cahilliğinden mi, buna kendince uydu. Bir de “kitap yaz” demişler buna. Yani daha doyurucu olsun. Kitapta Mehdiyet’i anlatır hale geldi, kendi konuşmaları da Mehdiyet’i anlatır hale geldi ve oyun tam tersine döndü, Allah ayağına dolandırdı. İnşaAllah.
SUNUCU:Kısa bir aradan sonra tekrar sizlerleyiz.
SUNUCU:Programımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Nasıl devam ediyoruz hocam?
ADNAN OKTAR:Ben şeyhime danışmadan genellikle pek bir iş yapmam.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah hocam, af buyurun inşaAllah. Bir haber vardı hocam, Güngör Mengi’nin bir yazısı daha doğrusu, Vatan gazetesinde, diyor ki; “Mısır’lı bir öğretim üyesinin yaptığı bir çalışmadan yola çıkarak, yüzde 42’lik halk kesimin, AK Partiye neden güvenmediğini” yazmış. “ Bu araştırmaya göre, İslamiyet’i bir dava olarak benimseyen insanların, devlet adamlığı, hakimliği, asker ve polisliği hakkaniyet ve eşitlik temelleri üzerine oturmuyormuş. Dindar insanlarda İslam’ın dünyaya egemenliği tek kavram olduğu için, demokrasinin egemenliği hedeflenmiyormuş. Bu nedenle İslami bir parti olan AK Partinin yönetimde olduğu sürece, laik rejimin güvence altında olmasına kuşkuyla bakılıyormuş.” Kendi yorumu olarak.
ADNAN OKTAR:Laf söyledi Güngör diyelim. Yok, AK Parti benim gördüğüm, laik, demokrat bir parti. Her fikre ve her düşünceye karşı da eşit mesafede. Sadece derin devlet çetelerine karşı, iddia edilen Ergenekon örgütüne karşı hoşgörülü değil. Başka bir konu yok. Böyle olması lazım zaten. Ayrıca AK Partiye oy veren kesimde çok fazla solcu var. Çok büyük bir bölümü namaz kılan insanlar değiller AK Partiye oy verenlerin, çok büyük bölümü. Bir çoğu modern gençlerdir, normal ailelerdir. Dindar namazında niyazında bilinen yani klasik anlamda en fazla yüzde 3 çıkar AK Partide, yüzde 3 veya 4’tür en fazla. Hadi yüzde 5 olsun. Yüzde 40’ı laik kesimdir. Laiktir, demokrat ve laik insanlarımızdır. Yani arada sırada namazını kılan, camiye giden, gericiliğe karşı uyanık, dikkatli insanlardır ve teyakkuzdadırlar. Yani öyle bir olay olmaz. MHP’de de zihniyet o tarzdadır. Yani laik, demokrat bir zihniyet hakimdir. CHP’de de öyle. Yani bizim milletimizde oturmuştur laiklik ve demokrasi. Hatta gericilerin çocukları bile gericilikten nefret ediyor. Yani ben gerici ve yobaz takımın birçok insanın çocuğunu tanıyorum. Kızlarını da tanıyorum. Kızları babalarından nefret ediyor, annelerinden nefret ediyorlar. Biliyorsunuzdur, siz de biliyorsunuzdur değil mi yani doğal bir nefret var. Çünkü onlar gericiliğe karşı olan önemi bizden daha iyi görüyorlar bazen. Birçok kişiden daha çok görüyorlar. Çünkü her gün onların pisliğini, ahlaksızlığını, kokuşmuşluğunu, adiliğini görüyorlar ve üçkağıtçılıklarını, sevgisizliklerini, muhabbetsizliklerini görüyorlar, dedikoduculuklarını görüyorlar, akılsızlıklarını, ahmaklıklarını, muhakeme ve yargılarının bozukluklarını, cahilliklerini, kültürsüzlüklerini görüyorlar. Çocuklar modern tabi, internete giriyorlar, okula gidiyorlar, liseye gidiyor, arkadaşlarını görüyor, bakıyor muazzam fark var. Geceyle gündüz gibi. Onları adeta bir pislik yığını gibi görüyor. Nefret ediyor, hatta bazen uç hareketler yapıyor o yüzden. Dinsizliğe doğru da kayıyorlar. Yani o yönden çok tehlike var. Mesela dindar ailelerin birçoğunun çocuğu, daha azgın, daha gözü dönmüş dinsiz oluyor. Yani dindar dediğim yobaz. Yanlış anlaşılmasın. Dindar ayrıdır. Dindar, Allah aşkıyla coşmuştur, sevgiyle doludur, kalbi muhabbetle doludur. Sahte dindar; gerçek dindar ayrıdır. Gerçek dindar, Cennet sevinci içindedir. Her şeye Allah’ın nuruyla bakar, Allah’ın sevgisiyle bakar, Allah’ın tecellisi olarak görür. Kalbinde bir ferahlık vardır, hep sevinci arar, huzuru, güveni arar, korkuları yok etmenin peşindedir. Kendi rahatını da düşünür ama insanların rahatını da düşünür. Çünkü insanın kendisinin rahat etmesi için, etrafındakilerin de rahat etmesi gerekir. Etrafındakiler rahat etmeden insan kendisi rahat edemez. Etrafındakilerin güvenliğini sağlamadan, kendi güvenliği insanı rahatlatmaz. İnsanlar acı çekerken değil mi Müslüman. Ama ben o kadar biliyorum ki en azılı yobazların çocuklarına bakıyorum, en şiddetli dinsiz onlar oluyor çocuklar, en azılı yobazların. Bak şimdi birçok kişi “evet haklısın hocam” diyor yani şu an duyuyorum inşaAllah. Değil mi? Çünkü onların pisliğini o kadar detaylı görüyorlar ki. Gerektiğinde direkt bir dinsiz gibi hareket ettiğini de görüyorlar bu yobazların. Mesela çıkarıyla çatıştığında. Mesela farz edelim “faiz haram” diyor değil mi? Çıkarıyla çatıştığında, hemen faizi alır. Mesela içki haram der, ama bir eğlence yerinde, arkadaşı ısrar etse hemen içer. Mesela “zina haram” der ama Moldovalı kadınları getirdiklerinde, paçalı donla odaya dalar. Yani şimdi kimseyi ima etmiyorum da. Yalan söylemek gerektiğinde sonuna kadar yalan söyler. Namazın, gece namazlarının önemini anlatır, kendisi horlayarak uyur, milleti de gece namazına teşvik eder ama kendisi de horlayarak uyur. Ve münafıkların çoğu da namazlarını kılmayan insanlardır. Yani bu yobaz takımının büyük bir bölümü namazlarını kılmıyor. Ama birisi gördüğünde, huşu içinde namaz kılar. Böyle boynunu büker kendini kaybetmiş şekilde. Cezbelenir, şöyle irkilir, bir şeyler yapar. “Cezbe hali geldi, mübarek temessül etti şu anda kalbimde” diyor. Daha da olmasa bağırıp kendini yere atar, bir şeyler yaparlar. Ama yeni nesil cin gibi maşaAllah. Acayip zekiler. Yani bu yobazların çocukları da çok uyanıklar. Onlar anlıyorlar, o kadar çok tanıdığım var ki öyle, biliyorum çocuklarını. Eve gitmek onlar için böyle bir pislik kuyusuna düşmek gibi oluyor acayip nefret ediyorlar onlardan. Ne gerek bu rezilliğe, niye dürüst samimi Müslüman olmuyorsun? Çünkü yobaz olmak çok zor bir şeydir. Yani münafık olmak, yobaz olmak dünyanın en zor işidir. Yobaz münafık olacağına, üçkağıtçı olacağına dürüst olsana, ne kadar güzel ferah. Samimi olsana. Samimiyet ne kadar beyni rahatlatan bir şey. Doğru söyle, ferahla. Ne güzel. Yalan söylememek çok zevklidir. Yani sürekli doğru söylemek müthiş kafayı dinlendirir, insanı dinlendirir. Sürekli samimi olmak, kuş gibi olursun acayip ferahlarsın. Beynin ferahlar, kafan ferahlar. Üstünden bir ton yük kalkmış gibi olur. Eline yüzüne bir nuraniyet gelir. Konuşman düzelir, üslubun düzelir. Yani birbirlerine bir silsile almışlar, işte Müslüman dediğin kavruk olacak, birbirinden nefret edecek, sadece kendi grubunu savunacak, leş gibi kendilerine klasik kıyafet modeli geliştiriyorlar birkaç tane, onu giyinecek, leş gibi kokacak, biri bir laf söylediğinde şüphelenecek, konuştuğunda laf sokarak konuşacak, böyle sürekli uyuntu bir hali olacak, sürekli ayakta uyuyacak, enerjik olmayacak, canlı olmayacak, hımbıl olacak, bile bile gerçekleri alenen milletin gözünün içine baka baka saklayacak. Bir de münafığın yalanı, o kadar kötü ve ahmakça oluyor ki, şimdi hani çocuk yalanları oluyor ya, çocuk yalanından daha da beter. Çocuklar diyor ya bazen, “kaplumbağa bindim gezdim” falan bahçede bilmem ne, abuk sabuk küçükken çocuklar yalan söyler ya, ondan daha beter bu ahmakların yalanları. Mesela alenen yazıyor Bediüzzaman yani net ifade olarak, “yok” diyor, “orada öyle bir şey yok, nereden çıkardın” diyor. “Orada şahs-ı manevi yazıyor” diyor. Birde genizden acayip bir konuşuyor, şahs-ı manevi, desene şahs-ı manevi normal. İlla ki artistlik yapacak, illaki münasebetsizlik yapacak. Gıcık böyle gevrek bir ses, kavrulmuş, pişmiş şey gibi ya böyle lastik gibi sesleri bir acayip. Onu nasıl elde ediyorlar Berker?
ALTUĞ BERKER:Hocam siz daha iyi biliyorsunuz inşaAllah, o dershanelerde, o okumanın bir makamı var. Yani o makamla farklı bir uhrevi hava, değişik bir şey oluyor. Gerçekçi bir konuşma stili olmuyor. Bir makamla okuma var.
ADNAN OKTAR:Makamla okumak ayrı. O güzel okusun ona bir şey dediğimiz yok. Mesela karşısındaki diyecek, “karşısındakı” diyor. Adam gibi konuşsana. Her şeyleri kıl. Tip kıl, konuşma kıl, yürüyüş kıl, hareketler kıl, mantık berbat. Yani gıcıklığın içine batırmış, çıkarmış gibi. Tam kıl otu yani böyle. Gören de tabi doğal olarak nefret ediyor. Bir de üstüne üstlük o zavallılığına rağmen, enaniyetli ve kibirli, kafa acayip havada, kimseyi beğenmiyor. O zavallılığına rağmen bir de alaycı. Pis pis sırıtmalar böyle alaycı sırıtmalar, kimseyi beğenmemeler, herkese tepeden bakmalar, adam yerine koymamalar. Halbuki Müslüman her an Cehennem’e gidebileceği düşüncesiyle son derece mazlumdur, boyun eğicidir ve sevgi doludur, şefkatlidir. Her insana acır Allah rızası için. Mesela ben Komünistlere de acıyorum, dinsizlere acıyorum. Açıkça söylüyor adamlar. Dua ediyorum Allah’tan, hidayet vermesi için onlara. Ve iyi olmalarını istiyorum. Yani ben hakikaten bu Bayrampaşa’da o Marksist kızların kaldığı bölümde operasyon yapılmıştı. Çocuklar üstlerine elbiseler falan almışlar, eli yüzü yanmış, dumanlar içinde. Yani acayip öfkelenmiştim, acayip acımıştım o çocuklara. Kimi yandı cayır cayır böyle demir parmaklıkların içerisinde yandı. Mesela bazı ahmaklar onlara “oh olsun” dediler. Ben acıdım, şefkat duydum ve asla öyle bir şeyin olmasını istemem. Asla ve kesinlikle. Merhamet etmek gerekir, şefkatle bakmak gerekir. Nihayet sen Darwinist yetiştirmişsin, materyalist yetiştirmişsin. Sen eğitmişsin, o adam da öyle olmuş yani olay bu. Başka bir şey yok. Senin imalatın, sen Darwinist-Materyalist eğitmedin mi? İşte o da öyle olmuş işte. Darwinist-materyalist eğitirsen, adam sonra da Marksist olur. Şaşacak bir şey yok. Yani yapan ilgili kişileri kastediyorum tabi inşaAllah.
Bediüzzaman münafıklar için ne diyor: Mektubat sayfa 346. Münafıklar için ne kadar güzel bir ifade Bediüzzaman’ın; “Fakat o derece alçaklığa düşmüş bir vicdan ki” bak “o derece alçaklığa düşmüş bir vicdan ki” yani artık vicdanı alçaklığın en şiddetli noktasına gelmiş. “Bilerek dinini dünyaya satar.” Mesela Risale-i Nur’da olan bir şeyi çıkarıyor, hadiste olan bir şeyi görmezden geliyor, iki yüz sene ilave ediyor, üç yüz sene ilave ediyor, beş yüz sene ilave ediyor. “Bilerek dinini dünyaya satar ve bilerek hakikat elmaslarını, pis, muzır, şişe parçalarına değiştirir.” Yani küçük, aşağılık çıkarları için, elmas hükmünde olan çok kıymetli gerçekleri, doğruları örtbas etmeye başlar. İttihad-ı İslam’ı, Türk İslam Birliği’ni, Müslümanların birliğini, mesela Darwinizm’e, materyalizme karşı mücadeleyi; bunları hem durdurmaya çalışır, o çalışma içerisindeyse oradan ayrılır ve karşı atağa geçer veyahut o mücadele içerisinde değilse, doğrudan Müslümanların candan faaliyetlerini durdurmaya çalışır. “Şişe parçalarına değiştirir derecede münafıklığa girmiş insan suretindeki yılanlara” bak “insana benzer ama” diyor ama “yılandır onlar” diyor Bediüzzaman. Hakikatleri söylemek, hakikate karşı bir hürmetsizliktir.” Yani ne kadar hakikati anlatırsan anlat, hakikate karşı etkili bir bakış açıları yoktur diyor. Yani etkilenmezler diyor. Yani onlara ısrar etmek bir hürmetsizlik olur diyor. “Çünkü bu işleri yapanlar kaç defa hakikati Risale-i Nur’dan işittiler. Ve bilerek hakikatleri, dinsizlik ve inançsızlık sapıklarına karşı çürütmek istiyorlar. Böyleler, yılan gibi zehirden lezzet alıyorlar.” Bak diyor ki Bediüzzaman; “Çünkü bu işleri yapanlar kaç defa hakikati Risale-i Nur’dan işittiler.” Şimdi açık açık yazmıyor mu Risale-i Nur’da, “yüz sene sonra” demiyor mu? “Mehdi (a.s.) gelecek” demiyor mu? İsa Mesih inecek demiyor mu? “Otuz, kırk sene sonra” diyor Hutbe-i Şamiye’de, “yarım asır sonra onları darmadağın edecek” diyor. “Dokuz düşman taifesinin, dokuz cephesine göndermiş, inşaAllah onları yarım asır sonra darmadağın edecek” diyor. “Mehdi (a.s.) ve şakirtleri gelecek ve o tohumlar sümbüllenecek” diyor. Hepsini açık açık söylediği halde, adamlar alçakça, sahtekarca, yüzünde eşek oynamış bir haysiyetsizin ifadesiyle ve Müslümanların aklıyla, zekasıyla da alay ederek değiştiriyorlar. Bediüzzaman da diyor ki bak; “Çünkü bu işleri yapanlar kaç defa hakikati Risale-i Nur’dan işittiler. Ve bilerek hakikatleri, dinsizlik ve inançsızlık sapıklarına karşı çürütmek istiyorlar.” Yani tam tersini söyleyip, kapatmak istiyorlar. Yani Risale-i Nur’u değiştirmek istiyorlar, bambaşka bir stile sokmak istiyorlar. “Böyleler, yılan gibi zehirden lezzet alıyor” diyor Bediüzzaman. “Münafık imansızdır, inançsızdır, kalpsizdir ve vicdansızdır. Peygamber (a.s.v.)’ın aleyhindedir.” Mehdi (a.s.)’ın da aleyhindedir, Hz. İsa (a.s.)’ın da aleyhindedir. Mehdi (a.s.) düşmanlığının nedeni münafıklarda; Hz. Resulullah (s.a.v)’e olan düşmanlıktır ve onun Ehl-i Beyt’ine de düşmandırlar bu kahpeler. Emirdağ Lahikası, sayfa 78-79.
“Bu zamanda Müslümanların en önemli tehlikesi” diyor Bediüzzaman. Bak en önemli tehlikesi, “fen ve felsefeden gelen bir sapkınlığa” yani Darwinizm’e, materyalizme ve Darwinist, materyalist düşüncenin etrafa yayılmasıyla, “kalplerin bozulması ve imanın zedelenmesidir.” Çünkü alim hoca denen adamlar bile savunuyorlar Darwinizm’i, materyalizmi. Hatta Müslüman birçok gazetede, dergide biz durdurduk zoraki. Yani zoraki derken, sürekli ısrarlı anlatımlarla, sürekli ilanlarla, sürekli yazı göndererek ikna ettik. “Bunun tek çaresi Nur’dur. Nur göstermektir ki, kalpleri ıslah olsun. İmanlar kurtulsun. Eğer siyaset topuzuyla hareket edilse, üstün gelinse o kafirler münafık derecesine iner.” Yani “zor kullanırsan” diyor Bediüzzaman, var ya “asarız, keseriz, pırasa gibi doğrarız, anlamayana kurşunla anlatırız” falan böyle ahmaklar oluyor bazen, münafıklar oluyor, onlara karşı diyor ki Bediüzzaman; Nur’la yaklaşmanız lazım. Nur nedir? Kuran ve Kuran’dan telaşu eden her türlü güzellik, sevgi, merhamet, şefkat, akıl ve fikir. “Eğer siyaset topuzuyla” yani askeri operasyonla, yahut kan dökerek olursa” diyor, “eğer üstün gelinse” diyor, “o kafirler münafık derecesine iner.” Hani diyor ya, “namaz kılmayanı sopayla biz zorla kıldırırız” işte o zaman “münafık olurlar” diyor Bediüzzaman. Yani istemeyerek yaparlar ve münafık olurlar. “Münafık, kafirden daha fenadır.” Yani kafir dürüst açıkça söylüyor, münafık gizli. Onun için münafık, kafirden daha fenadır. “Demek topuz böyle bir zamanda kalbi ıslah etmez.” Yani asıp, kesmek, dövmek, sövmek Mehdiyet’in stili, yöntemi değil. Peygamberimiz (s.a.v.) onun için ne diyor? “Mehdi (a.s.) kan akıtmaz, uyuyan kişiyi uyandırmaz, bir kişinin burnu dahi kanamaz” diyor. Bediüzzaman işte o konuyu anlatmış oluyor. “Böyle bir zamanda topuz, kalbi ıslah etmez, o vakit küfür kalbe girer, saklanır ve münafıklığa dönüşür” diyor Bediüzzaman. Nitekim de şu an Müslümanların karşısındaki en büyük güç münafıklardır ve kök söktürüyorlar Müslümanlara.
ALTUĞ BERKER:Hocam Üstad, Mektubat sayfa 56’da müsaade ederseniz, diyor ki münafıklarla ilgili; “Ehli kemalin başına geçecek, Al-i Beyt’ten Muhammed Mehdi isminde bir zat-ı nurani, o süfyanın şahs-ı manevisi olan cereyanı münafıkaneyi, etkisiz hale getirip, dağıtacaktır” diyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bak şahs-ı manevi, şahıs dağıtıyor. Şahs- manevi, süfyaniyet, Şahs-ı manevi. Çünkü şahsı çıkmış, aynı anda ona karşı şahısları çıkmış, fakat yenememişler süfyanı. Yenerse süfyanlık görevini yapamaz. Değil mi? Süfyan eze eze, eze eze Müslümanları, ilerlemiş. Ama muazzam bir şahs-ı manevi meydana getirmiş. “İşte ona karşı” diyor Bediüzzaman, Muhammed Mehdi isminde bir şahsın zuhur edeceğini söylüyor ve talebeleriyle beraber. Mehdi (a.s.) ve şakirtleri diyor. Şimdi Mehdi (a.s.) var, şakirtleri var. Peki Mehdi (a.s.) susuyor mu? Yok, şakirtleri susuyor mu? Yok. Mehdi (a.s.) ve şakirtleri konuştuğunda meydana gelen güce ne diyoruz? Şahs-ı manevi diyoruz. “Şahs-ı manevi” deyip söylüyor. Şahs-ı manevi tamam var da, bu ses kimden çıkıyor, kim konuşuyor onu söylesene sen. Mehdi (a.s.)’ı söylesene, talebelerini söylesene; onu söylemiyor. Böyle kendince de alaycı bir üslupla, “eskiden insanlar öyle zannetmişler” diyor. Bir de Risale-i Nur’dan oku da bir görelim değil mi? Niye eline almıyorsun o kitabı? Okusana satır satır. Oku oradan tefsir et, açıkla. Tek kelime Risale-i Nur’dan okumuyorlar. Hep kafadan. Olmaz. Hayır kafadan ezberden söylese, onu da kabul ederim. Yani Risale-i Nur’da Bediüzzaman, şu ibareyi şöyle konuşuyor diye, kelimesi kelimesine ezberden söyler. Bu da yok. O zaman olmaz.
Cübbeli Hocamızı biraz dinleyelim. Mehdi (a.s.)’dan anlatsın Cübbeli biraz dinleyelim. Bakalım.
VTR: Cübbeli; Hz. Mehdi (a.s.)’ın İslam Ahlakını Dünyaya Hakim Edeceğini Anlatıyor.
ADNAN OKTAR: Cübbeli’nin biz derin ilminden istifade etmek istiyoruz ama bu şahsı bize bir türlü açıklamadı. Yani Medine’de, ki Peygamberimiz (s.a.v.)’e soruyorlar; “hangi Medine, ya Resulullah” diyorlar, “Mehdi (a.s.)’ın çıkacağı şehir olarak “hangi Medine” denildiğinde “Konstantiniyye” diyor, “İstanbul” diyor. İstanbul’da, bidati, uydurmaları, hurafeleri sünnet zannederek millete anlatan ve hurafe denizi olan bir sahtekar hocadan bahsediliyor hadiste. Değil mi? Ahir zamanda çıkacak, adam bir hurafe denizi olacak, hurafeye alışmış ama hurafeleri sünnet zannediyor. Mehdi (a.s.) çıktığında da, Mehdi (a.s.) gerçek sünneti uyguladığı için, onu sapkın zannediyor ve sünneti terk etmekle onu suçluyor. Cübbeli ne dedi? “Çıkacak, sünneti terk etmekle yani ehl-i sünnete karşı olmakla onu suçlayacak” diyor. Demek ki böyle biri çıkacak. Böyle biri çıktıysa söylesin Cübbeli. Yani Mehdi (a.s.)’a karşı gerçi alerjisi var ama. Bence o biliyordur Cübbeli. Yani böyle bir yobaz, aklı zayıf, küfrün kullandığı, dalaletin kullandığı bir yobaz olması gerekiyor. Büyük Ortadoğu Projesi’nde, hizmet ettirilen, kukla gibi oynatılan zavallı bir hokkabaz. Böyle birisinin olması gerekiyor. Bu hurafeleri sünnet zannediyor. Mehdi (a.s) ile karşılaştığında ne diyor? “Bu adam bizim dinimizi değiştirdi, bu uydurma bir din getiriyor” diyor haşa ve “Ehl-i sünnete karşı” diyor. Bak kendisi söyledi Cübbeli. “Sünnete karşı diyecek” diyor. Böyle bir kişi eğer kalbine ilham oluyorsa, bize söylesin. Biz arıyoruz bulamadık da onun için. Cübbeli biliyordur gibi geliyor bana. Umarız söyler. Şimdi Nur talebelerinin sahtekarlığıyla uğraşmak yani beş on tane Nur talebesi var sahtekar, bütün Müslüman kardeşlerimizin üstüne bir borç söyleyeyim, beni sevenler yahut dinleyen kardeşlerimiz. Bizim zekamızla, aklımızla alay eden bu ahmakları rezil rüsva etsinler. Bayağı aşağılayacağız bu köpekleri. Çünkü Risale-i Nur’da açık açık yazan gerçekleri, bize tamamen saptırarak anlatıyorlar. Eğer bunların yakası bırakılırsa yani dinlendirilirse, bu alçaklar sevinirler. Bunları insan içine çıkamayacak hale getireceğim, bu adileri, bu sahtekarları. Said Özdemir Hocam bak kükrüyor, Seyyid Salih Özcan Hocam kükrüyor. Mehdi (a.s.)’ı, şahs-ı manevi diye bizi aldatmaya çalışan, bu sahtekarların kafasına ikisi de tokmak gibi vuruyorlar. Ama cahilliğinden, bilgisizliğinden, eksik bilgiden dolayı bunu söyleyen çok insan var, kardeşlerimiz var, bu çok normal, ben ona bir şey demiyorum. Ama Büyük Ortadoğu Projesi’nin ajanlarını ben hedef aldım, Hocalarımız da bu ajanların kafalarına istirham ediyoruz, vursunlar şu an inşaAllah.
VTR: Bediüzzman Said Nursi’nin 12 Vekilinden Biri Olan, Has Talebesi Said Özdemir, İttihad-ı İslam ve Hz. Mehdi (a.s.)’ı Anlatıyor.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, bak Hocamız ; “Mehdi (a.s.), şahs-ı manevi değil, şahıstır” diyor. MaşaAllah. Çok güzel bir sohbet olmuş. Seyyid Salih Özcan Hocamı, bütün Müslüman kardeşlerimiz ve bütün Nur talebeleri, bu mübarek insanı tanısın ve bilsinler. Seyyid Salih Özcan Hocam, çok hayati bir insandır. Büyük Ortadoğu Projesi’nin mühendisleri, o hocamızı unutturmak istiyorlar ve onu gözlerden silmek istiyorlar. Bu ajanlar, bu köpekler diyeyim, bu nur insanı, bu yiğit, koç yiğit delikanlı insanı, Bediüzzaman’ın coşkuyla sevdiği bu büyük veliyi, bu güzel mücahidi bizlere unutturmak istiyorlar. Çok çok değerli bir insan; bütün Müslümanlar, bütün kardeşlerimiz kıymetini bilsinler. Çok çileler çekmiş, Bediüzzaman’ı çok seven bu muhterem alimi Allah bizlere bağışlasın, Allah ömrünü uzun etsin, Allah ona zulmedenleri helak etsin, Allah ona zulmedenleri helak etsin, Allah ona zulmedenleri helak etsin. Ona düşman olanlara hidayet versin, hidayet vermediklerini de Allah yine helak etsin inşaAllah. Şimdi hocamızı dinleyelim inşaAllah.
VTR: Seyyid Salih Özcan Hoca, Hz. Mehdi (a.s.)’ı Anlatıyor.
ADNAN OKTAR: Evet Seyyid Salih Özcan Hocam olsun, Said Özdemir Hocamız olsun, Sungur Ağabey olsun, bir daha insanlık böyle güzel insanları göremeyecek. Yani onlar sağken, onların değerini çok iyi bilip, manen çok şiddetli istifade etmek lazım. Değerlerini çok iyi bilmek lazım. Yani bir daha öyle insan yetişmez söyleyeyim, Allah-u alem yetişmez bir daha. Çünkü bunlar çile devrinde yetiştiler, acılar içinde yetiştiler, böyle şiddetli ızdırapların içerisinde yetiştiler. Onlar halis dava adamıdır, dürüst adamlar. Sonradan böyle entel dantel, holdingci, sahtekar abidik gubidik bazı Müslüman tipleri de oluştu, onların pek işine gelmedi bu mübarek veliler. Ve onları köşeye sıkıştırmayı ve onları yok etmek istediler. Allah onları ins ve cins şeytanların kötülüklerinden korusun. Allah iblisin ve iblisatın zararlarından onları korusun, münafikun ve münafikatın zararlarından korusun. Allah onlara zulmedenlere, Allah intikam kılıcıyla cevap versin Cenab-ı Allah, inşaAllah. Allah onlara hoşnutluk, ferahlık, uzun ömür ve güzellik versin, iyilik versin. Çok hayatidir, yani her konuşmaları hayatidir. Aslında mümkünse, Hocalarımızı yormadan sürekli konuşmalarını videoya alalım. Gelecek nesillere armağan olarak. Tabi yani Bediüzzaman’ın parçaları. Bediüzzaman yaşıyor onlarda. Çünkü gören insan çok önemlidir. Nasıl Resulullah (s.a.v.)’i, sahabeler gördüler, çok önemlidir sahabeler. Aynı şekilde böyle değerli, büyük mürşidleri görenler de, bizzat görenler de çok değerli, önemlidir. Bediüzzaman’ın has talebeleri. Bir de Bediüzzaman övmüş bu kişileri, has talebesi olmuş oluyor Bediüzzaman’ın. Bediüzzaman adeta bunlar da yaşıyor. Bu büyük alimlerde. Bunlar da demeyeyim Allah affetsin, bu muhterem Hocalarımızda. Fakat dua çok önemlidir. Allah düşmanlarına hidayet versin, akıllansın. Ama hidayet vermeze Cenab-ı Allah, Allah helak etsin. Allah ellerini ayaklarını kırsın inşaAllah. Onları bize kimse unutturmaya çalışmasın, her zaman yanlarındayız inşaAllah.
“Sevgi Yılmaz” hanım yazmış. “Sayın Adnan Oktar beyefendi, şu anda sizi izlemekteyim, inanın ayağa kalktım, sizi alkışlıyorum, ağzınıza dilinize sağlık. Yobazlığın ve gericiliğin tasviri bu kadar güzel yapılabilir. Bunlara karşı içimdeki birikmiş olan nefreti sayenizde biraz hafiflettim. Tekrar teşekkür ederim size. Ben 59 yaşında Cumhuriyet kadınıyım. Eski bir bankacıyım. Dinimi de en güzel, en düzgün ve en çağdaş, güvenilir bir biçimde yaşamaya çalışıyorum. Sevgi ve saygılarımla.” Biz de sevgilerimizi, Sevgi Hanıma iletiyoruz. Gönlü çok rahat olsun, ne kadar it kopuk, yobaz takımı varsa, gerici güruhat varsa, insanlık düşmanı, sevgi düşmanı pislikler varsa, bu kokuşmuş mahlukları, Allah’ın izniyle etkisiz hale getireceğiz ve bunlar tarihe karışacak. Hatta var hadiste; “o kokusu etrafa yayılır” diyor. Yani bunlar manevi ceset haline gelecekler, manevi ceset, bunların pis kokusunun etrafa yayılacağı var hadislerde var. Tabi. Yani Mehdi (a.s.) bunlarla mücadele ediyor, aslında bunları manen öldürüyor. Onlar gerçek öldürme olarak almışlar. Ve “bunların” diyor, “leşlerinin kokusundan insanlar rahatsız olur” diyor, “yayılır” diyor. “Bir manevi yağmur iner” diyor, “yağmur iner ve bu pislik kalkar ortadan” diyor. İşte o yağmur, Mehdi (a.s.)’ın rahmet yağmurudur. Mehdi (a.s.)’ın vesilesiyle, Allah onu Mehdi (a.s.)’ı vesile ediyor, rahmetini Mehdi (a.s.) vesilesiyle dünyaya aktarıyor, o rahmet yağmuruyla bu pis kokuşmuşların pis kokusu ortadan kalkacak. İnşaAllah.
Fransa’dan kardeşimiz yazmış. “Selamün aleyküm sayın Hocam. Ben Fransa’dan Ercan. Sizi beğenerek ve takdirle izliyorum” diyor. Hz. Mehdi (a.s.) geldiğinde, İslam’ı tebliğ görevini yapacağını söylediniz. Fransa’da veya dünyanın herhangi bir yerinde İslam’ı tebliğ yapmak için sefere çıkan cemaatler var. Hz. Mehdi (a.s.)’da sefere çıkacak mı?”
Mehdi (a.s.)’ın mekanı İstanbul’dur. Konstantiniyye eski ismiyle. Peygamberimiz (s.a.v.) “orada duracak” diyor. Mehdi (a.s.) oradan giderse, söylemeyeyim. İlla ki orada duracaktır. Yani İstanbul’un bekçisidir Mehdi (a.s.). Allah onu o şekilde. İstanbul Mehdiyet için fethedilmiştir zaten. Millet eğlensin, alem yapsın diye fethedilmedi.
ALTUĞ BERKER:Herhalde Fransa’da etkisi büyük olacak demek istiyor olabilir.
ADNAN OKTAR:Yok haklı yani sorusu güzel. Mehdi (a.s.)’ın talebeleri yapacaktır. Mesela ben de İstanbul’u asla bırakmıyorum. Mehdi (a.s.) öncüsü. Bediüzzaman da diyor; “Bana teklif ettiler, “Amerika’ya götürelim, başka ülkelere götürelim, sana hakaret de olmaz, iftira da olmaz, aziz olursun, çok değerli olursun, saygı görürsün. İstanbul’da kalırsan sana hakaret ederler, zulüm görürsün” dediler” diyor. “Ben bütün bu teklifleri reddettim, İstanbul’da kalırım ve hiçbir şekilde de etkilenmem dedim” diyor, mealen yaklaşık. Hiçbir şekilde de İstanbul’u Bediüzzaman bırakmamıştır, Türkiye’yi bırakmamıştır. Demin de Said Özdemir Ağabey diyor; “Ben Mekke’ye, Medine’ye gidecektim, “sakın kardeşim” dedi” diyor. “Yer burası.” Türkiye’de de merkez İstanbul’dur. İnşaAllah. Bediüzzaman da diyor; “Hatta ahir zaman, eşhas-ı ahir zamanın çıkacağı yer olarak da İstanbul’u söylüyor. Yani burası birçok kutsal emanetin olduğu, bütün dünyanın kalbi olan bir yerdir İstanbul.
Uzun bir yazı kardeşimin yazısı. Gürhan senin yazını 00:30’dan sonra cevaplandıralım.
“Muhammed Adnan Hocam” diyor. Annem Menzil Dergahına ve babam da aynı şekilde” diyor. “Menzil Dergahına mensuplar” diyor. Çok güzel. Çok uzun senin yazın da, senin yazını da yine aynı şekilde ikinci yarıda anlatalım inşaAllah. Evet Medine şehir anlamındadır doğru. Biz onu defalarca söyledik, anlattık.
Berker’im seni dinliyoruz.
ALTUĞ BERKER:Hocam münafıklarla ilgili şöyle söylemiştiniz iki gün evvel; “Müslüman dini Kuran’da bulur, öğrenir, münafığın dini kafasında hazırdır. Kafasındaki dini Kuran’da arar, bulamadığında ekleme yapar, hurafe artı Kuran olduğunda, münafık sistemin çarkı çalışmaya başlar. Münafık hep atalarına çağırır. Allah söylüyor dersin, Allah’ın kelamını istemez, “benim put atalarımın söylediği doğrudur” diyor. Putlarına çok önem verir. İnsanları da putlarıyla yönlendirmeye çalışır. “Benim putum bunu diyor, nasıl inanmazsın” der” dediniz inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Münafığın bir özelliği de, hiçbir şekilde İttihad-ı İslam’ı istemez, Türk İslam Birliği’ni istemez. Yani anlamak istiyorsanız bu ölçüyü koyabilirsiniz. Hakkı bilerek değiştirir ve hiç alakası olmayan konularla ilgilenir. Aklı fikri nefsani olayların peşindedir. İşte evlensin, aile kursun, iş kursun, dedikodu yapsın, laf soksun, kepazelik yapsın, hurafe oluştursun, hurafeleri ortaya döksün, konu budur. Dolayısıyla güzel bir memleketteyiz, güzel bir çağdayız inşaAllah. Hepimiz bütün Türk milleti Mehdi (a.s.)’ın talebesidir, hepimiz talebesiyiz. Çok şahane güzel bir netice alacağız. Türk İslam Birliği’ni anlı şanlı olarak oluşturacağız inşaAllah.
Sen bir şeyler söyle, ben devam edeceğim.
SUNUCU:Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri Programımıza, 00:30’dan itibaren Mavi Karadeniz Radyo, Samsun AKS, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Kütahya Destan Tv ve HarunYahya.Tv sitemizden devam edeceğiz.
ADNAN OKTAR:Şeytan’dan Allah’a sığınım. Zuhruf Suresi, 61
“Şüphesiz o, ( Hz. İsa Mesih) Kıyamet-saati için bir ilimdir. Öyleyse ondan (Kıyametten) yana hiçbir kuşkuya kapılmayın ve Bana uyun. Dosdoğru yol budur.” Ebcedin 2026 olması çok acayip maşaAllah. Bak “Şüphesiz o, ( Hz. İsa Mesih) Kıyamet-saati için bir alamettir. Öyleyse ondan (Kıyametten) yana hiçbir kuşkuya kapılmayın” yani “bu konuda kuşku duymayın” diyor Cenab-ı Allah. MaşaAllah.
Tamam yarım saat sonra,
ALTUĞ BERKER:Samsun AKS Tv’deyiz inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet inşaAllah.
Makaleler
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...