SUNUCU: “Adanan Oktar’la Gece Sohbetleri” programımıza Mavi Karadeniz Radyo, Samsun Aks, Tokat Turhal Super TV ve Radyo, Kütahya Destan TV ve HarunYahya.TV internet sitemizden devam ediyoruz. Buyrun Hocam.
ADNAN OKTAR: Demin okumadığımız sorularımız var kardeşlerimizin, önce onları okuyalım. Özellikle ben biraz da sivri soruları seçtiriyorum, çünkü binlerce soru geliyor, hep böyle sevgi, muhabbetten bahseden. Asıl hani derler ya klasik ters, ters sorular, o tip sorular olduğunda özellikle ben onların üzerinde duruyorum. “Esenlikler Sayın Adnan Oktar.” Mesela bakın ilk defa duyduğumuz bir hitap şekli, güzel, maşaAllah. “Dünya görüşlerimiz çok farklı kulvarlarda.” Ben kulvarda değilim ama kardeşimiz kulvar olarak kabul ediyorsa, o ayrı mesele. Çünkü İslamiyet Cadde-i Kübra’dır, inşaAllah. Tek yoldur, inşaAllah. “Zaman zaman sohbetlerinizi dinliyor ve sizleri izliyorum. Şu bir gerçek, etrafınızda size inanan çok kişinin olduğunu kabul etmek gerek.” Tabii, sırf şu yayınları 35 milyon kişinin izliyor olması bir harikadır.
ALTUĞ BERKER: Senede 150 milyon kitap indirilmesi bilgisayarlara.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, o da çok büyük bir mucize, 150 milyon kitabın internetten indirilmesi. “Az önce AK Parti ile ilgili bir açıklama yaptınız. Şu gerçeği neden herkes veya, şöyle söyleyeyim; birçok yazar ve haberci gibi görmezden geldiniz yada unuttunuz. Irak’ta katledilen 1,5 milyon Müslümanın katledilmesinde bu iktidarın hiç mi sorumluluğu yok? İncirlik’ten kalkan ABD uçaklarının bilmem kaç bin sorti yaptığı resmen açıklandı. Sayın Oktar, bu gerçekleri es geçmeyin lütfen. Sizi seyreden, size güvenen, eserlerinizi okuyan yüzbinlerce insan hatırına.” Allah rızası için diyelim, insanların hatırı için ben bir şey yapmam, Allah rızası için yaparım. Gürhan Tolga isimli kardeşimiz. “1,5 milyon Müslümanın katledilmesinde bu iktidarın hiç mi sorumluluğu yok?” Peki Gürhan senin sorumluluğun ne kadar? En az o kadardır, en az o kadardır. Çünkü sen İttihad-ı İslam’ı savundun mu? Yok. Türk-islam Birliği’ni savundun mu? Yok. Müslümanlar katledilirken seyrettin. Sen seyredince iktidar ne yapsın? İktidar, hadi diyelim 300 kişiden oluşan bir topluluk, hadi 500 kişi diyelim. Türkiye 70 milyon, 500 kişi ile hükümet ne yapsın? 70 milyonun içerisinden bir fert olarak sen eğer Türk-İslam Birliği’ni isteseydin, İttihad-ı İslam’ı isteseydin, Türk-İslam Birliği oluşsaydı, Amerika’nın hayalinden bile geçmezdi öyle bir fitne, öyle bir zulüm ve öyle bir kan. Türk-İslam Birliği’ni savunmayan kim varsa, bu olayın içerisindedir, manen sorumludur, kim varsa. Sen savunmadıysan, sen de sorumlusun. Eğer başkası savunmadıysa, o da sorumlu. Kardeşim 30 kere söyledik; kapıdan içeriye kapıda kurt bekliyor. Burada da bir çocuk var küçük, kundakta. Aç kurt hırlıyor, mırlıyor kapıda bekliyor. Sen zahmet edip, ayağa kalkıp, kapıyı kapatmıyorsun, yüksek bir sedirden onu seyrediyorsun. Kurt içeri geldi mi, boğar çocuğu ve parçalar. Senin yapacağın ne? İstifini bozup, kalkıp o kapıyı kapatman. Kapatırsan kurt o çocuğu yemez. Sen Türk-İslam Birliği’ne bir nebze, bir damla, sevginle, aklınla, bilginle katkıda bulunmuş olsaydın, bu felaketler olmazdı. Başkalarını suçlamayı bırak, kendinin buradaki suçuna bir bak bakalım. Doğru mu?
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah, çok doğru Hocam.
ADNAN OKTAR: Darwinizm’e, materyalizme karşı mücadele verdin mi? Yok. İttihad-ı İslam’ı savundun mu? Yok. Mehdi (a.s.) sevgisi kalbinde var mı? Yok. Hz. İsa Mesih (a.s.) sevgisi var mı? Yok. Hz. Muhammed (s.a.v.)’e karşı coşkun bir muhabbet var mı içinde? Yok. Allah’ın dininin dünyaya hakim olmasını böyle ruhunda aşkla, tutkuyla istiyor musun? Yok. Eğer bunlar yoksa, sen bu işin tam ortasındasın, demin anlattığım örnek tarzında. Eğer yanlışlığım varsa bana yaz, cevabını ben vereyim. Eksiğim varsa bana söyle. “Adnan Hocam, annem ve babam Menzil Tarikatı’ndan” diyor bu kız arkadaşımız. Kendisi de her türlü aleme girmiş-çıkmış, anladığım kadarı ile, anlattığı kadarı ile. Çünkü üsluptan o anlaşılıyor, üslubu da o tarz. Başı açık hanım kızlarla niye konuşuyorsun, niye dini anlatıyorsun, diyor. Ne yapacakmışız? Diyeceğiz ki, siz gidin, küfür anlatsın size. Dinsizlerin, imansızların yanına gidin, Allah’sızların, Kitap’sızların yanına gidin, onlar size sahip çıksın. Ben sizlerle muhatap olmam, konuşmam, yüzünüze de bakmam. Adam yerine koymam, hatta nefret ederim, kinlenirim. Sen de mesela başörtülüsün, çarşafın olmadığına göre fasıksın. Hatta başörtüsünü yapmasan daha da iyi. Tam, açık hükmündedir, diyor. cehennemin odunu olmuş oluyor, açıklıyor adam, izah ediyor. Başörtülüyü küfrün kucağına iteceksin, küfrün dünyasına iteceksin. Başı açığı da küfrün dünyasına iteceksin, arkadaşlar da seyredecekler. Yok öyle şey. Onlar benim canım, onlar benim ruhum, etim, kemiğim, parçam, hepsi benim kardeşim. Ne deccalin ovasına onları iterim, ne şeytanın yuvasına onları iterim, ne de küfrün sistemine onları iterim. Bütün gücümle onlara sahip çıkarım. Ben anlatmayacağım, sen de anlatmıyorsun, cübbelisi anlatmıyor, kubbelisi anlatmıyor, kim sahip çıkacak? Ve bu yanlış politika yüzünden bu genç kızların büyük bir bölümü küfrün eline düştü, epey bir bölümü. Ve bak sen de ellerine düşmüşsün kerata, yeni yakamı kurtardım, diyorsun. Seninle ilgilenilmiş olsaydı sen bu belanın içerisine düşer miydin? İlgilenilmediği için sen bu hale gelmişsin, üslubundan anlaşılıyor. Hatta kendisinin üslubuna bakın; lağıma düştüğünü söylüyor. Bakın annesi de, babası da sofiymiş. Menzil Tarikatı’na bağlıymış annesi, diyor. İsmini de vermiş, fakat olmaz. Hangi aileye mensup olduğunu da söylüyor, tanınmış bir aile. Eğer seninle ilgilenilmiş olsaydı, sana iman hakikatleri anlatılsaydı, kalbinde Resulullah (s.a.v.) sevgisi olsaydı, Mehdi (a.s.) sevgisi, Mesih (a.s.) sevgisi, İttihad-ı İslam’ı, Türk-İslam Birliği’nin aşkla savunsaydın bu lağıma düşer miydin? İşte, benim gibi insanların olmamasından sen lağıma düştün. Ben de seni lağımdan kurtarıyorum işte. Sen istesen de, istemesen de benim etkim altındasın şu an zaten. Beni dinleyen her insan istese de, istemese de etkim altına girer, Allah’ın izniyle. İmkanı yoktur ikinci bir ihtimal olmaz. İstediği kadar dirensin; bir kere bile yüzüme bakmış olsa, 10 saniye bile bakmış olsa, etkim altına girer. Direndikça daha fazla etkim altına girer. Direnmezse daha kolay etkim altına girer, hiç fark etmez. Çünkü ben Allah rızası için görev yapıyorum. Allah’ın sevgisi ile coşmuş bir insanım ve Allah’ın aşkından delirmiş delisiyim ben. Kendimi Allah’a adadım, aşkla anlatıyorum. Genç kızları bir tarafa itiyorlar, delikanlılara da zaten bambaşka bir gözle bakıyorlar. Akıl almaz bir kepezeliktir gidiyor. Onlara daha da çirkin bir yakıştırma yapıyorlar. Ben anlatsam akıl almaz rezalet de, anlatmayayım. Onları tamamen, bakın genç delikanlıları da, genç kızları da küfrün kucağına iten bir politikaları var. Şimdi konuşursam yepyeni bir çığırı çıkacak, anlatmak istemiyorum. Bunu bırakacaklar, bu anormal politikayı bırakacaklar, ben sahip çıkacağım. Hatta ve hatta bakın örnek veriyorum; İsa Mesih (a.s.), Ruhullah, İsa İbn-i Meryem, değil ki böyle tertemiz muttaki genç kızlar, fahişelerle görüşüyor, açın-bakın İncil’de. Hep fahişe, hep fahişedir yanındaki kadınlar, çoğu fahişedir, İncil’de geçer ve özellikle onlara tebliğ yapar. Hatta diyorlar ki; ‘sen niye gidip fahişelerle konuşuyorsun?’ O da diyor ki; ‘zeten ben hastaya geldim, hastayı tedaviye geldim ben. Sağlamı tedaviye gelmedim ki, hastayı tedaviye geldim.’ Ki benim kardeşlerim nur gibi, iffetli, temiz, çok efendi insanlar. Ben fahişe dahi olsa gider konuşurum, onu da bağrıma basarım, onu da korur kollarım, onun da onurunu kurtarırım. Çünkü asıl suçlu, karşısındaki adamlar, onu fahişe yapanlar fahişe zaten. Fuhuşu onlar yapıyor, o çocuk onların ateşine kapılmış. Asıl fahişe onlar. Kadın fahişe oluyor da, erkek fahişe yok mu? Irzına geçen asıl fahişedir. Irzına geçilen mağdurdur, mağduredir. Bıraksınlar bana bu edebiyatı. Delikanlılara bakış açıları, berbat. Genç kızlara bakış açıları, berbat. Bir sapıklıktır almış gidiyor. Bu deliliği bırakacaklar. Resulullah (s.a.v.) Ukaz Panayırı’na gidiyordu, kadın erkek herkes vardı, gidip tebliğ yapıyordu. Genç kızlar da vardı. Hatta kadınlar tamamen göğüsleri açık geziyorlardı. Çamaşırla gezen kadınlar vardı. Hepsinin bulunduğu ortamda Resulullah (s.a.v.) tebliğ yapıyordu. Sonra indi bu kıyafetle ilgili hüküm. Arabistan’da öyleydi. Hatta Afrika’da halen öyledir, kadınlar göğüsleri açık gezerler, sıcak havada öyleydi. Resulullah (s.a.v.) o ortamda gidip tebliğ yapıyordu. Bu tamamen vicdani, akli bir bilgidir. Şimdi sığır gibi bir adama; psikopat ve manyaksa, sen onu kiminle görüstürürsen görüştür zaten belaya sokar o, belenın içerisine girer, fark etmez ona. Çünkü adam hayvan, hayvanın şuuru yok ki, herşeyi yapar, her türlü haltı karıştırır. Müslüman, Allah korkusu ve Allah sevgisi ile hareket ediyor. Bakın çok manidar, sülalesi hafızmış, çok ünlü bir aile. Bakın ismini vermiyorum. Lağımın içerisine düştüğünü söylüyorsun. Sen bizimle görüşmüş olsaydın, İttihad-ı İslam’ı sevseydin, Türk-İslam Birliği’ne isteseydin, iman hakikatlerini öğrensen, Kuran’ın mucizelerini öğrensen, Mehdiyet’in mucizelerini bildirsen, çelik gibi olurdu imanın, çelik gibi olurdu aklın. O mübarek Menzil Tarikatı’nın manevi ikliminden de feyz almamışsın, belli. Çünkü oranın sıcak ikliminde yetişenler çok muhteşem insanlar oluyor, oraya da yanaşmamışsın. Ama buna rağmen ben seni kardeşim kabul ediyorum, Allah sana hidayet versin, bilgini arttırsın, inşaAllah görüşelim, gel görüşelim. Sohbet edelim, kitaplarımdan hediye edeyim, inşaAllah. Benim tanıdığım binlerce kız arkadaşım var. Gel onlardan biri ol, görüşeyim konuşayım. Bir tane, iki tane değil, binlerce. Bakın, bunları söylüyorum ama aklı başında insanın kadınlarla bağlantısı ayrıdır, öküzün ayrıdır. Öküzü zaten ahıra bağlamak lazım. Ne kadına göstereceksin, adamı hiç kimseyle görüştürmemek lazım, öküzü. Öküz herkes için tehlikelidir, bir tek kadın için değildir ki. Her türlü melaneti işler o. Hırsızlık da yapar, soysuzluk da yapar, namuzsuzluk da yapar, herşeyi yapar. Biz öküzlere hitap etmiyoruz, ben insanlara hitab ediyorum. Öküzün yeri zaten ahırdır, ahırdan çıkarttın mı, o tehlikelidir. İnsanlar birbirleri ile görüşebilir, öküz görüşemez zaten. Mesela Hz. Süleyman (a.s.)’ın yanına geliyor Sebe Melikesi Belkıs; çok gösterişli bir hanım Sebe Melikesi Belkıs. Hz. Süleyman (a.s.) bir zemin yaptırmış ama zemine baktığın zaman net su gibi görünüyor; daha bu teknolojiye ulaşamadılar. Tam net su, görünüşü su, havuz zannediyor. O hanıma; ‘buyur gir suya’ diyor Hz. Süleyman (a.s.), hanım da orada suya giriyor. Orada Hz. Süleyman (a.s.) onunla görüşüyor mu, o hanımla? Sırtını dönmüyor herhalde Hz. Süleyman (a.s.) kadına, ne yapıyor? Yüzyüze görüşüyor. Kuran’da sırtını döndüğüne dair bir ifade var mı? Yok. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e de Cenab-ı Allah diyor ki; “güzellikleri ne kadar hoşuna gitse de, bundan sonra sana nikah yasak.” Çünkü sürekli evleniyordu, sürekli evleniyordu, maşaAllah. Benim dedem aslandır, aslan. Benim yiğit dedem. Gönlü o kadar coşkulu, o kadar kadın sevgisi ile dolu ki, Allah durduruyor. Ama yine de Cenab-ı Allah ona bir güzellik veriyor, diyor ki; “sana nikah yasak.” Çünkü nikahı yasaklamasının hikmeti şu; çok fazla varis olmuş oluyor, yani mal bölünümünde sorun çıkabilir, çünkü Peygamberimiz (s.a.v.)’in malı belirli. Çok çok hanım olduğunda hepsine mal bölünecek. Ama bak Peygamberimiz (s.a.v.)’i Cenab-ı Allah o kadar çok seviyor ki, “fakat elinin altındakiler müstesna” diyor. O ne demek biliyor musunuz? Uçsuz bucaksız bir kadın güzelliği demektir, ucu bucağı yok. Kendini hibe eden kadınlar, sahabe kadınlar hep aşık. ‘Ya Resulullah (s.a.v.) sen beni al veya alma kendimi hibe ettim, ben seninim’ diyor. Allah onu serbest bırakıyor. Ama bakın dikkat edin, “güzellikleri ne kadar hoşuna gitse de” diyor. Şimdi o odun kafalar bu ayete dikkat etsinler. Bakın; “güzellikleri ne kadar hoşuna gitse de, artık kadınları nikahlamak sana yasak bu andan itibaren” diyor Allah. Bakın; “güzellikleri ne kadar hoşuna gitse de,” ne kadar hoşlansan da, ne kadar onları istesen de, nikahla almak sana yasak diyor Allah ama elinin altındakiler müstesna. Yani kendini hibe eden, yahut cariye olan kadınlar hariç. Onları istediğin gibi alırsın, diyor Cenab-ı Allah. Tabii onlar bu ayetten utanç duyuyorlar bu odun kafalılar. Onların o kadar çok ki utanç duydukları. Bir tane ahmak var böyle, klasik sığır. ‘Yahu biz onları eleştirmeyelim, Kuran’da şöyle bir ayet var’ demiş bizim kardeşlere gelmiş bir tane köpek, ahmak. ‘Şimdi onlar da bu ayeti söyler’ diyormuş. Bakın ağrına gitmiş görüyor musunuz ahmağı? Önce bir namus kavramı meydana getiriyor, namuzsuz köpek. Onu namuzsuzluk olarak görüyor Kuran’daki ayeti; ‘sakın bunu konuşmayalım, onlar da bu ayeti bize söylerler’ demiş. Biliyorsun değil mi o sığırı? Var ya uzun boylu ayı. Leş gibi kokuyordu, ben bizzat yanındayken hissetmiştim, benden uzak oturtmuştum. Böyle ölmüş eşek gibi kokuyordu köpek, ayet ağırına gitmiş, Kuran ayeti. Ve ağırlarına giden birçok Kuran ayeti daha var, adamlar okuyamıyorlar, ağırlarına gidiyor bu ahmakların. Çünkü kendileri bir namus kavramı geliştirmişler, o namus kavramı ile Kuran ayeti çelişiyor. Kuran’daki ayeti namusa uygun görmüyor ve utanç duyuyor o ayetten. Ben de senden utanç duyuyorum kokmuş köpek veyahut köpekler diyeyim. Hayvan herif, mesela insanın kendi kızı da var, hayvan değilsin ki sen, sevgi ile bakıyor insan, şefkatle, merhametle bakar. Veyahut bir yengesi oluyor, ona da sevgiyle, şefkatle, merhametle bakar; aynı evde kalıyorlar çünkü. Ama hayvansa, tabii kontrolü olmuyor hayvanların. O dediği doğru, orada tedbir gerekir. Yani gerici, yobaz güruhuna, bu öküzleri hakikaten ahırda tutmak lazım, bunlar doğru. Bunları bıraktığında her türlü kepazeliği yaparlar. Yine de sokakta geziyor bu hayvanlar, o ayrı mesele. Adam kendini zaptedemiyor ki, hayvan. Çünkü aklı nerede? Beyni devamlı bacaklarının arasında. Müslümanda beyin nerede? Kafatasının içerisinde. İki türlü varlık var işte. Bir, beyni kafatasının içerisinde olanlar, bir de beyni bacağının arasında olan hayvanlar. O dedikleri onlara uygun, inşaAllah. ‘Delil verir misin?’ diyor da, ben de bir kısım deliller verdim. Çok fazla var, hadislerden de verebilirim. MaşaAllah. “Okuyana kadar mail atacağım” diyor, yani sıkıysa okuma veyahut sıkıysa bana getirmesinler, sıkıyönetim var, inşaAllah. “Feyzli geceler değerli Hocam, size selam olsun.” Ve Aleyna Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berekatühü. Ümmet-i Muhammed (s.a.v.)’e karşı sevgisini anlatmış. “Allah için biz buradayız Hocam. Biz uyumuyoruz, gaflette değiliz inşaAllah. Allah adına tebliğ yapıyoruz. TV kanallarından yıllardır Ümmet-i Muhammed (s.a.v.)’in birliğini ilan ediyorum, dua istiyorum. Kimi zaman ayet, kimi zaman hadis, Rabbimin rızası için” diyor. “1400 sene önce yaşayan Müslüman kardeşlerimize özeniyoruz, imanın gençleriyiz. İnşaAllah bu yolda muvaffak olmamız için bize dua ediniz, inşaAllah. Bundan böyle daimi dinleyiciniz olacağım, inşaAllah. Sizlerle görüşelim, inşaAllah. Kalbim Muhammedler’inle” diyor Azize isimli bie hanım kardeşim. “Telefonum sadece size gelsin Hocam” diyor. Telefon numarasını vermiş, tamam telefonun bizde kalacak. Bu ne sevgi bu, bu ne güzel muhabbet böyle, maşaAllah. Bakın coşku ile, Allah aşkı ile, hakikaten bakın sevgiden sarhoş olduğu yazısından hissediliyor, ne güzel, elhamdülillah. Böyle on binlerce, yüz binlerce kardeşimiz var, maşaAllah. Bir de beyni kavrulmuş, işte şahs-ı manevi diyerek beynini kavurmuş, kendini de kavurmuş, etrafını da böyle iğdiş etmiş tipler var. Müslümanlara büyü yaptılar ve felç ettiler. Gürbüz, böyle canlı, cıvıl cıvıl Müslüman nesil yerine, içine kapanmış, rengi-benzi solmuş, kemikleri zayıf, kansız, zor düşünen ve korkak, ürkek, titrek, iki lafı bir araya getiremeyen, kirli, patolojik insan tipi üretmeye çalışıyorlar. Bu ahmakların yüzünden Büyük Ortadoğu Projesi’ne de gerek kalmayacak, nesil de bozulacak, Allah esirgesin. ‘Türk gibi kuvvetli’ sözünü dünyaya çaka çaka göstereceğiz. Türk derken, Müslümandır Türk, o anlaşılır. Ruhen, bedenen güçlü, zinde nesiller yetiştireceğiz, Allah’ın izniyle. Böyle güzel, gürbüz nesiller, dumanla perişan olmuş nesiller değil. Aşk nesilleri, coşku nesilleri yetiştireceğiz, Allah’ın izniyle, inşaAllah. Kardeşim adamı çıkarıyorlar, bir saat konuşıuyor, bütün dikkatimi veriyorum, etrafımdakilere de soruyorum; yani ilgili, ilgisiz, hayır onun kendi adamları da oluyor bazen. Sen ne anladın, diyorum. Hakikaten bir şey anlayamadım, diyor. Karman çorman, adamların beyinleri uyuşmuş. Hikmetle konuşsana, özlü konuşsana, net söyleyeceğini söylesene, lafı niye evirip çeviriyorsun? Dini konuları tenzih ederim, küt diye söyle, açık açık söyle. Mehdi (a.s.) konusunu bir türlü anlatamıyor adam. Bir saat anlatamıyor, sonunda da bir mana çıkmıyor. Yani şahs-ı manevi mi, şahıs mı, talebeleri mi, Mehdilik nedir, anlayabilene helal olsun, bir saat anlatıyor. Karmaşaya gerek yok. Fransa’dan Muhammed Baziz. “Selamun Aleyküm Muhammed Adnan Hocam. Darwinizm’e son vermek için sizi vesile kılan Allah’a hamd olsun. İnsanların imanına vesile olduğunuz için Allah’a şükürler olsun. Allah sizden ve sizinle birlikte çalışanlardan razı olsun. Allah sizi, Müslümanların birleşmesinde ve Kuran ahlakının Türk-İslam Birliği vesilesi ile bütün dünyaya hakim olması için vesile kılsın. Allah’tan, beni Hz. Mehdi (a.s.)’ın ve Hz. İsa (a.s.)’ın bir askeri yapmasını çok istiyorum. Bana bu konuda tavsiye verebilirmisiniz lütfen. Allah’a beni Hz. Mehdi (a.s.)’ın ve Hz. İsa (a.s.)’ın bir askeri yapması için dua edin. Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berekatühü.” Yanlış mı yaptı, yani selam veriyor kardeşimiz. Ve Aleyna Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berekatühü. Hepimiz Mehdi (a.s.)’ın talebesiyiz, istesek de, istemesek de böyle zaten. Ama ben istiyorum, Mehdi (a.s.)’ın talebesi olmayı istiyorum ben. Kardeşimiz de Mehdi (a.s.)’ın talebesi olmayı istediğine göre, Mehdi (a.s.)’ın talebesi olmuş olur. Aşk meselesi bu. Sevdin mi, talebesi olursun zaten.
ALTUĞ BERKER: Hocam ‘münafıklar Müslümanları da kendileri gibi yapmak isterler, ya da dağılmasını ister. Şeytani bir zekaları vardır ama sinirleri çok bozuktur. Kendi ruhlarının kendi bedenlerine saldırdığını ve onlarda organik hastalık meydana getirdiğini anlatıyor Kuran bize. Görüş bozuluyor, cidi bozuluyor, saçı dökülüyor, kanser gelişiyor, omurgaları kayıyor. Hem mutsuz olması hem bedenen çökmesi münafığı çok kızdırır. Müslümanlara saldırdıkça, Müslümanlar daha gürbüz, daha atak, daha neşeli oluyorlar’ dediniz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Milli Görüş adına açılan bazı sitelerin; daha önce de söylemiştim, Milli Görüş ile bir bağlantısı olmadığını tesbit ettik. Özellikle Erbakan Hocamız’ın, Cübbeli’nin resimlerini kullanarak hareket ediyor bu kişiler, yani kapağa koyuyorlar. Cübbeli’ye de sorduk, bizimle alakası yok, dediler. Ve bu adamlar internette bir hayli suç işlemişler. İşledikleri suçun ucu bucağı yok. Bir de yoğun organize bir faaliyetleri var, organize faaliyet içerisindeler. Tehdit, şantaj ve yıldırma. İnşaAllah ne yaptıklarının farkındadırlar. Bu yaptıklarının büyük suç olduğunun farkında değiller, adamlar cahil. Bir de şartlı tehdit var. Silahlı ayaklanma teklifi var, yani olabilecek her türlü kepazelik aşağı yukarı. Gırtlaklarına kadar belanın içerisine girmiş durumdalar, haberleri yok. Bakın Cübbeli’ye nezaketiyle sordum, senin alakan var mı, dedim. Yok, dedi. Sordunuz değil mi?
ALTUĞ BERKER: Yardımcısına sorduk, yok dediler.
ADNAN OKTAR: Tamam. Erbakan Hocamız’a ve çevresine de sorduk, bizimle de alakası yok, dediler. Bize emanet bunlar. Önümüzdeki günlerde birer, ikişer, üçer, dörder, beşer, onar, yirmişer, inşaAllah göreceksiniz. Hukukla, kanunla nasıl hizaya geldiklerini görecekler. Bu cahilliğin, bu pervasızlığın mutlaka bir karşılığı olacak inşaAllah. Sultan Baba’nın mübarek evlatlarının güzel konuşmaları vardı, onları unutmayalım, bir daha dinleyelim.
VTR: Sultan Baba’nın mübarek evlatlarının güzel konuşmaları.
ADNAN OKTAR: Evet, Sultan Baba dünya tatlısı, çok mübarek bir mürşitti, Allah rahmet eylesin. Bakın evlatlarını da görüyorsunuz; dünya iyisi, çok muhterem,tam Anadolu kokan tertemiz mübarek insanlar. Allah hepsinin nuraniyetini, feyzini, bereketini artırsın. Allah üzerlerine rahmet ve bereket versin, güzellik versin, huzur versin, sağlık sıhhat versin ve uzun ömür versin. Bütün milletimize de inşaAllah. Benim Başbakan’ımızdan bir istirhamım var. Adli Tıp Kurumu; ben ta eskiden beri, mesela benim olayımda da, bu kokain iddiası konusunda, beni Adli Tıp’a sevk etmişlerdi. Adli Tıp’a gittik, 24 saatte kokain kandan atılır, dedik. 72 saat geçti, bende 5 mikrogran/mililitrenin üzerinda, yani en yüksek dozda kanda kokain çıktı., Aldi Tıp bunu açıklasın, dedik. Adli Tıp’ın yapacağı neydi? Diyecekti ki; ‘kokain 24 saat kanda kalır, dolayısı ile bu emniyette verilmiş’ bu kadar, bu da karmaşık bir şey yok. Adli Tıp’a sorduk, ‘soruyu tam anlayamadık’ dediler mahkemede. Tamam, bir daha gönderdik. ‘Buradaki kavram mikrogram mı, mililitre mi, neyi kastediyorsunuz? Bunu anlayamadık.’ Halbuki çok açık yazıyor, yine ‘anlamadık’ dediler. Tamam, anlamadıysanız, dedik bir daha gönderdik. Yine cevap geldi, ‘yine anlamadık.’ Allah Allah, kardeşim bu kaçıncı? 7 kere, 7 kere bize sordular neyi kastediyorsunuz diye. Burada anlamayacak ne var Hoca? Diyeceksin ki; ’24 saat kokain kanda kalmaz.’ bu kadar. O zamanda o anlı şanlı o Emniyet Müdürü de görevde. ANAP dönemi, rahmetli Turgut Özal görevde, Allah razı olsun ondan, yani çok ilginç bir dönemdi. 7 kere anlamazdan geldiler, biz de 7’sinde de gönderdik. En sonunda dediler ki; ‘kokain 24 saat kanda kalmaz, emniyette verilmiş’ dediler. Kardeşim niye uzatıyorsunuz? Belli ki bunu diyeceksiniz. Bir görseniz, içler acısı rapor. ‘Anlamadık, ne demek istiyorsunuz?’ Biz de diyeceğiz ki; ‘tamam, uzatmayalım, konu kapansın.’ Adli Tıp pek o kadar hata kaldıracak bir kurum değil. Özellikle işkence olaylarında mazlumun yanında olması gerekir, herkesin, değil mi? Mazlumdan yana olması lazım, güçlüden yana değil. Biz tabii Adli Tıp’ın şu an dürüst olduğuna inanıyoruz, samimi olduğuna inanıyoruz, iyi niyetli olduğuna inanıyoruz ama gözler üzerlerinde olması lazım. Adli Tıp’ı kontrol eden mekanizmanın çok güçlü olması gerekiyor ve sık sık kontrol edilmesi lazım. Özellikle işkence olaylarında hakkı ortaya koyan samimi ifadeler olması gerekir. Adli Tıp’ın hiç kimsenin etkisi altında kalmaması lazım. Biz iyi niyetlerine, dürüstlüklerine güveniyoruz ama oranın bir aydınlatılması gerekiyor, Adli Tıp’ın. Hem de bir hayli aydınlatılması gerekiyor. Gözünü çevirdin mi, bazen oraların ışığı noksan oluyor. Cübbeli’nin bir videosu varmış, nedir o?
ALTUĞ BERKER: Eski bir videoyu kastediyorlar herhalde Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet, o zaman Cübbeli’nin sesini duyalım bir şekilde. O güzel anlatıyor Mehdiyet’i, anlattırın ona.
VTR: Cübbeli; Hz. Mehdi (a.s.)’ın Türk-İslam Birliğini kuracağını anlatıyor.
ADNAN OKTAR: Evet, özlediğin adaleti getirecek ama sen ‘570 sene sonra’ diyorsun. Hem deccal çıktı, ortalık mahvoldu, İslam alemi zirüzeber oldu, diyorsun. 570 sene, 570 sene bu ümmet nasıl dayansın? Bu insanlık nasıl dayansın? Ve senin vicdanın nasıl kabul ediyor 570 sene beklemeyi? Bizim artık 570 saniye bekleyecek halimiz yok. Aşkla, şevkle desene, Yarabbi bize İttihad- İslam’ı nasip et, Türk-İslam Birliği’ni nasip et, bizi Mehdi (a.s.) ile müşerref et, desene. Mehdi (a.s.) bir de senin gırtlağına gidip yapışmıyor ki. Kimse o, diyoruz biz. İnşaAllah Mahmud Efendi olur. İnşaAllah diğer Hoca efendiler olur. İnşaAllah Şeyh Nazım Hocam olur. Ne fark eder? Elinden öper, peşinden gideriz. Yeter ki çıksın. Yeter ki hürriyet, sevgi, güzellik, neşe, sevinç ve bayram ortamı olsun. Ben böyle bir dünya istemiyorum. Böyle samimiyetsizlik istemiyorum, karmaşık bir şey yok. Berker Hocam, seni dinliyoruz.
ALTUĞ BERKER: Hocam şöyle söylediniz. ‘Münafığın atağında, Müslümanın imanı artar. Münafık saldırdığında, Müslümanın ibadet vakti girmiş olur. Sırf namazdan sevap alınmıyor, münafık saldırısına karşı yapılan imani ataktan Allah’ın dilemesiyle çok fazla sevap kazanılabilir. Müslüman her şeyi Allah’ın yaptığını bilir, Allah bize yeter der. Münafık her şeyi Allah’ın yaptığı bilmez. Mehdiyet’e karşı da insanlar toplanacakar ve tehlikeli saldırılar olacak, belki iftira atacaklar, belki yanlış bilgilendirerek, aldatarak güvenlik güçlerini gönderecekler ama Müslüman böyle bir konumdan etkilenmez’ dediniz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Kardeşim şimdi karşı atak olmazsa, hangi konuları anlatabiliriz? Anlatabileceğimiz çok az konu var. Akşam düşündüm, programlarda başka konulara da ağırlık vereyim mi, dedim. Ama kafamda hep iman hakikatleri, Darwinizm, materyalizm, Kuran mucizeleri, bitkilerdeki ve canlılardaki harikalar ve ahir zaman. Ben bu çizginin dışına çıkmak istemiyorum. En aciliyetli konular olarak bunları görüyorum ve burada yoğunlaşmayı istiyorum. Gevrek gevrek vakti olanlar anlatsınlar hurafe anlatacaklarsa, zaten kimse dinlemez onu. Nedir bu?
ALTUĞ BERKER: Hocam, Taha Akyol bir kitap yazmış ‘Bilim ve yanılgı’ adında. Bu kitapta İslam ve Osmanlı uygarlığının, o dönemde İpek Yolu’nun ülkeye taşıdığı zenginliğe bağlı olduğunu yazmış. Zenginliğe bağlı olarak bilim ve eğitim çıtası da yükseliyordu ve uygarlık gelişiyordu. Ancak Haçlıların İslam dünyasının topraklarını ele geçirmesi ve İpek Yolu’nun önemini yitirmesiyle İslam’ın ve İslam dünyasının Batı karşısında geri kaldığını söylemiş. Taha Akyol’un kitabında böyle geçiyormuş Hocam.
ADNAN OKTAR: Taha Akyol, sağa dönüyor para, sola dönüyor para, aşağıya iniyor para, yukarıya çıkıyor para. İmanla, imanladır, para ile değildir, iman. Samimi iman, Allah aşkı, Allah’a coşku ile bağlı olmakladır. Para ile bir yere varılmaz. Para ile varılsaydı Amerika bu halde olmazdı. Tabii, bu perişanlığı yaşamazdı. Evet, başka ne var.
ALTUĞ BERKER: Güneri Cıvaoğlu’nun dikkati çeken bir de dünkü bir yazısı vardı, Hocam. Onda da şöyle diyor: Dünya ahlaken hızlı bir çöküş içerisinde. İsviçre Senatosu’nda; ailenin reşit bireyler arasından cinsel ilişkiyi suç olmaktan çıkaran bir yasa önerisi sunulmuş. Önerinin kabul edilip edilmeyeceği henüz belli değilmiş. Güneri Cıvaoğlu da bu örnekten yola çıkarak, dünyanın artık yaşlandığını ve gidişatın anormalliğini vurgulamış.
ADNAN OKTAR: Bakın o bile Kıyamet’in kapıda olduğunu anlamış. O bile farkında. Fakat bizim daha dünyayı yeni keşfeden holdingcilerimiz; 200 yıl, 500 yıl, daha paraya doyamadılar. Paranın tadını daha yeni aldılar, acayip heyecanlandılar. Yani yazlıkların falan yeni tadını almaya başladılar. Halbuki dünya 2 günlük bir metadır, gelip geçer. Şakır şakır sırayla ölüyorlar, daha hala dünyaya bel bağlıyorlar. Ayakta duramıyorlar. Kiminde romatizma var, kiminde sırt ağrısı var, buna rağmen deliler gibi dünyayı seviyorlar. Bu acizliklerine rağmen. Yürüyemiyor bile, birçoğu yürüyemiyor, deli gibi dünyaya bağlılar. O 200 yılda sanki ne işine yarayacak? Sen zaten belki 2 gün sonra öleceksin, salak. Ne alakası varsa, 200 yıl senin ne işine yarayacak? Mal, mülk çoluğa çocuğa kalacak ya, onların bir 200 yıl daha en azından torun, tosuna kalsın da rahat yaşasınlar diye 200 sene daha ilave etmeye çalışıyor. Senin ilaveni Allah dinler mi? Allah kendi dediğini yapar, inşaAllah.
Şeyh Nazım Hocam aklıma geldi, o kadar şahane bir lehçe ve üslupla konuşuyor ki, mesela deyyor diyor, acayip güzel, çok nefis. Onun yanında yaşamak, oradaki kardeşlerimiz için dünyanın en büyük nimetlerinden bir tanesi. Aman benim Şeyhimin maneviyatına zarar getirecek tek bir söz olmasın. Hocam’a çok iyi baksınlar, o dünya tatlısına ve Cübbeli’den de o özürü bekliyoruz Şeyh Nazım Hocam’a. Bak çok ağrıma gitti, daha hala gece-gündüz aklımda. Özür dileyeceğim dememiş miydi sana?
ALTUĞ BERKER: Söyledi Hocam. Sizinle görüşmeyi tekrar istedi, dün aradığında. Ben de...
ADNAN OKTAR: Görüşeceğim, söz. Benim üç tane çekincem var. Bir; o kasette çok berbat bir şey çıkarsa, hiç görüşmem, yani Allah vermesin. İkincisi; Bediüzzaman’a attığı o iftirayı kaldıracak. Üçüncüsü; Şeyh Nazım Hocam’a söylediği o hakareti kaldıracak. Dua ediyorum inşaAllah o kasetten öyle berbat bir şey çıkmaz.
ALTUĞ BERKER: Yarınki programda takip edeceğiz dedim ben Hocam, Şeyh Nazım Hazretleri ve Bediüzzaman Hazretleri ile ilgili konuşmasını.
ADNAN OKTAR: Bunu bu kadar uzatmanın, insan zaten vicdanı kaldırmaz bunu. Ben dünya tatlısı bir insana sehven insan bir şey bile söylese, insanın eti, kemiği parçalanır, vicdan azabından uyuyamaz. Bu kadar tatlı, bu kadar mübarek, bütün ömrünü İslam’a hasretmiş, Allah için yaşamış; bak gecenin üçünde daha hala Allah’tan bahsediyor, maşaAllah. Coşkuyla gece namazlarına kalkıyor. Cinlere bile ders yapıyor, maşaAllah. Bir de Sungur Ağabey, bir; Seyyid Salih Özcan Hocamız, iki; Said Özdemir Hocam, üç; ve diğer ağabeylere kardeşlerimiz hep dua etsinler. Çok ilgi ve alaka olması lazım, çok sevgi göstersinler. Onları biz böyle başımızın üzerinde taşıyacağız. Onları üzeni Allah üzsün. Onları tedirgin edeni Allah tedirgin etsin. Ama önce Cenab-ı Allah hidayet versin, hidayetle düzelsin. Eğer düzeltmezse, Allah onları lafla üzeni, Allah azapla üzsün, inşaAllah. Vay, nihayet amacıma ulaştım, buz gibi ayranımız, maşaAllah. Mübarek ne şahane bir şey. Atatürk Orman Çiftliği’nde olurdu eskiden böyle güzel ayranlar. Memleket daha da güzelleşti. Biz eskiden Atatürk Orman Çiftliği’ne giderdik; o da mı reklama giriyor. Artık devletin tesisi yani, bir şey yok onda. Bir de eskileri anlatıyorum, yeniyi değil. Böyle karton kutu içinde dondurma olurdu, açardık. Bir de onun şöyle ince, kontroplak incesinden kaşığı olurdu onun, kardeşim çok güzel dondurmaydı, maşaAllah. Ayranı şahaneydi, nefis, böyle mis gibi tereyağı kokusu vardı. Kardeşim oranın köfteleri de çok hoştu da artık söylemeyeyim dedim ama söyletiyorsunuz adama. Şahane böyle açık köfteciler vardı o zamanlar, çocukluğumuzda. Atatürk’ten Allah razı olsun, ne iyi yapmış o Atatürk Orman Çiftliği’ni yaptırmakla. Çok da kıraç bir yere yaptırmış. Bakın ondaki ağaç sevgisi ne kadar güzel, hayvan sevgisi, bitki sevgisi.
ALTUĞ BERKER: Evet, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kemik kafalı birçok yobazda yoktur bu sevgi ama bak onda var, maşaAllah. Bir de çok güzel sofra tanzim ediyor Atatürk, maşaAllah. Fotoğrafına bakacağım, aynı o kristalleri elde etmeye çalışacağım, aynı o porselenleri elde etmeye çalışacağım, çok şahane sofrası, maşaAllah. Adap, edep, üslup, maşaAllah. Berker, sen birşeyler anlat bakalım.
ALTUĞ BERKER: Bir kurbağa var Hocam, değişik bir şey, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bakayım. Nedir bu? Seviliyor, o sevilen tarafa dönüyor. Ne şeker şeymiş bu? Sevilmek istiyor, bir de sırıtıyor. Bunun derdi sevilmek. Bak gözlerini de açıyor. Bu herif ne tatlı şeymiş böyle. MaşaAllah sevilmeye doymuyor da. Ahbap olmuşlar bunlar. Aferin, maşaAllah. Böyle hayvanlara güzel bakan insanları o kadar çok seviyorum ki, maşaAllah. Mesela kedilere bakıyorum; hayvan çok gürbüz, keyfi yerinde, temiz bir yerde, çok güzel buluyorum. Başka ne var?
ALTUĞ BERKER: Kediler var Hocam.
ADNAN OKTAR: Bakayım. Bunların üçüyle beraber yatağa girip yatmak çok zevkli olur. İnsanın böyle biri sağında, biri solunda, biri de tepede. Çok şekerler, bunların gagalarını ısırmak çok hoşuma gidiyor. Mesela bak bu tam sarılmalık. Yiyeceğim ben bunları. Bunlarla ekip olarak beraber birlikte yatmak lazım. Şekerliğini görüyor musun, pamukluğunu, kaymaklığını? Bunun burnu öpmelik mesela. Bunun patisi de tam ısırmalık. Ne tatlı varlıklar, elhamdülillah, maşaAllah. Allah cennette bunlarla içiçe bizi yaratsın. İnsan doyamıyor, dünyada çok az sevebiliyoruz, imkanımız oluyor. Fatma Betül kardeşimizden bir yazı gelmiş. Mustafa Kamil Ata’dan gelmiş. MaşaAllah, maşaAllah, maşaAllah. Hindistan’dan çok fazla izleyenimiz var, maşaAllah. Orası kale, maşaAllah. Biraz Hocaefendilerden dinleyelim. Şeyh Ahmed Yasin Hocamız’ı dinleyelim. Onun son konuşmasını dinleyelim. Şeyh Ahmed Yasim Hocamız dünya iyisi, maşaAllah. Allah ömrünü uzun etsin.
VTR: Şeyh Ahmed Yasin Hazretleri’nin Mehdi (a.s.)’ın hayatta olduğu ile ilgili konuşması.
ADNAN OKTAR: Evet, maşaAllah. “Selamün Aleyküm” Aleyküm Selam. “Canım Adnan Hocam, benim bir sorum yok. Sizi çok seviyorum, iyi ki varsınız.” MaşaAllah, acayip şekerler. Efendim Ahmed Gülcan, Almanya’dan soruyor, Münih’ten göndermiş. “Şeyh Abdülkerim Efendi hakkında görüşleriniz nedir Hocam?” diyor. Şeyh Abdülkerim Efendi de, Allah rızası için kendince gayret eden bir kardeşimiz, bir muhterem şeyh efendi. Şeyhimizi çok sever, Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretlerini çok sever. Fakat vekili değildir, halifesi veya vekili değildir, öyle o tarz bir bağı yoktur ama sever. Onu sevdiği için biz de onu seviyoruz. Bizim sevdiğimizi seveni, biz severiz, inşaAllah. Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri’ni muhabbetle sevdiği için, ona karşı saygısı, hürmeti olduğu için bizler de böyle alimleri, böyle kişileri seviyoruz. Her ne olursa olsun, her ne konuşursa konuşsun, ne tavır alırsa alsın, sevgimiz, muhabbetimiz çok olur, inşaAllah. Vekili olmasa da, halifesi olmasa da seviyor olması bizim için yeterlidir, inşaAllah. Bütün alimler, bütün Hocaefendiler Allah rızası için gayret ediyorlar. Hastalığı, eksikliği olanları da uyarıyoruz, hatırlatıyoruz, inşaAllah. Mustafa Kamil Ata, Mustafa senin soruna yarın cevap versem bir mahzuru var mı? Yarın cevap vereyim, çünkü bayağı değişik bir soru. “Çok sevgili Adnan Hocam, çok doğru dediniz. Mesela ben sizden fikirce kaçmaya çalıştıkça daha da yakınlaştım. Doğrusu ara sıra bağlantılarımı kesmek istedim. Söylediğiniz bir şey beni bazen uzaklaştırır gibi oldu ama çok kısa bir süre sonra onun hikmetini anlayınca, Allah içimde yeni anlayışlar, pencereler açıyor ve size çok daha fazla yaklaşıyorum. Zıt zannettiğim bir fikir çok hikmetlere sebep oluyor. Bunu anladıktan sonra da, size değil, o karıştığım anlarda kendi nefsime buğz eder, Allah’a sığınırım.” diyor. Efendim uzun uzun sevgisini, hürmetini anlatmış. Biz de çok seviyoruz Fatma Betül’ü, Allah cennette kardeş etsin, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Hocam münafıklar için şöyle söylediniz. ‘Münafık o kadar candan konuşur ki; senin ayağının tozu olurum, sen yeterki şu işi yap. Ne istiyorsun deyince, Kuran’ın yetersizliğini kabul edersen, münafık ve müşrik seninle bir yönü ile anlaşır. Kuran eksiktir, onu hurafelerle tamamlayalım. Benim hurafelerimi kabul edersen, senin kölen olurum. Öbür türlü senin düşmanın olurum, diyor. Münafık Kuran’ın yetersizliğini kabul ettirerek vurmak ister. Bir kere yetersiz dedin mi, cereyanı münafıkanenin kapısı sonuna kadar açılır. İyilik istiyoruz, diyor. Candan gibi konuşan üslubuna aldanmamak lazım. Küfür ağzıyla, pis bir ağızla konuşur. Mutlaka melanet ve ahlaksızlıkla konuşur’ dediniz Hocam.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bakın Said Özdemir Hocam bana bu kitabı hediye olarak göndermiş. Mübarek eliyle o gün derste okuduğu kitap, bu kitabı herkese tavsiye ediyorum, İttihad-ı İslam ile ilgili. Benim yiğit Hocam’ın, canım Hocam’ın tavsiye ettiği kitap. Ben de herkese tavsiye ediyorum. Ayrıca İngilizce ve Arapça’sı da var gördüğüm kadarıyla, çok güzel. Hem Arapça, hem İngilizce, hem Türkçe. Çok güzel özlü güzel bir eser. Bir de Şeyh Nazım Hocam’ın hem yüzünü göreyim, o mübarek yüzünü, içimiz bir ferahlansın, bir hal alalım, inşaAllah.
VTR: Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri 30 Haziran 2009 tarihli sohbetinde ümmetin ömrünün 1500 seneyi geçmeyeceğini anlatıyor.
ADNAN OKTAR: Şeyh Nazım Hocam bayağı dinçleşti, çok iyi oldu. Mesela bir ara böyle grip, nezle olmuştu; bak en hasta halinde, en zor halinde bile gecenin üçünde de olsa bakın Allah’tan bahsediyor, İttihad-ı İslam’dan bahsediyor ve müjde veriyor. Bizim sığırlar kömüş gibi oldukları halde eşek gibi yan gelip-yatıyorlar. Orada burada fink atıyorlar. Bakın bu mübarek gecenin üçünde, gecenin üçünde kalkıyor bakın. Grip oluyor, perişan hasta oluyor, aşkla, coşkuyla Allah’ı anıyor, Allah’ın adı geçti mi, ayağa kalkıyor, değil mi?
ALTUĞ BERKER: Bir de Mehdi (a.s.)’ın adı geçtiği zaman.
ADNAN OKTAR: Bir de Mehdi (a.s.)’ın, maşaAllah. Böyle mübarek dünya tatlısı. Hangi vicdan, hangi dil böyle mübarek bir insana karşı kalkar. Kim olabilir? O tombul gözlüklü ve Cübbeli. Tombul gözlüklü, ağza alınmayacak, çok çirkin hakaretler etti benim Sultanıma, ki Allah ahirette ondan soracak bunu, inşaAllah. Bir de Cübbeli. Cübbeli hem Allah’a tevbe etsin, hem de özür dilesin, inşaAllah. Mesela bir şey söylediğinde, bir hikmetle söyler. Zahir gözüyle bakarsan, göremezsin tabii. Batın gözüyle bakacaksın. Bazen de hal ehli olduğu için cezbede oluyor, onu da fark edemiyorlar, yani tarikat sarhoşluğunda oluyor sülükünü tamamlarken. İmam-ı Rabbani onu uzun uzun anlatıyor. İmam-ı Rabbani kendisi de o cezbe haline giriyor; onu kendisi söylüyor, onda da oluyor, İmam-ı Rabbani’de. Adbülkadir Geylani’de de oluyor. Hatta Allah vermesin, küfür söz dahi çıkabilir ağzından, diyor, küfür. Beklenecek, o geçer, geri iner, yani sülükünü tamamlar, iner, açılır, kendine gelir, ondan sonra konuşur, inşaAllah. Yani yekaze halinde oluyor, tarikat sarhoşluğu, manevi sarhoşluk, cezbe halinde oluyor. O bambaşka bir alemdir. Ne konuşuyorsa, sevgi ile, şefkat ile bakmak lazım. Cezbeden çıktıktan sonra şakır şakır konuşuyor, her şeyi anlatıyor. Bakın İmam-ı Rabbani’de oluyor, Abdülkadir Geylani, bütün tarikat büyüklerinde olur bu, hepsinde olur cezbe halindeyken, inşaAllah. Hiç kimse terbiyesizlik yapmaz böyle bir şeyde, saygılı ve edepli olur. Mesela insan rüyasında konuştuğunda sorumlu olur mu? O da onun gibi bir şey, cezbe halinde öyle olur. İttihad-ı İslam Birliği kitabından bir bakayım. MaşaAllah, maşaAllah, çok güzel. Bakın ne diyor? Emirdağ Lahikası, sayfa 112. “İkincisi” diyor. “350 milyon Müslümanların,” şu an 1,5 milyar. “Nefretlerini kardeşliğe çevirmekle,” çünkü o, ondan nefret ediyor, o, ondan nefret ediyor. Sen Alevi’sin, sen Sünni’sin, sen Bektaşi’sin; hepsi nur gibi insanlar, ne güzel. Bakın; “Nefretlerini kardeşliğe çevirmekle bu memleketin en büyük nokta-i istinadını temin etmektir.” Risale-i Nur’un hedeflerinden bir tanesi. Baktık, ne oldu? Nur talebesiyim diyorlar, adamlar birbirlerine düşman. Mesela bir araya getirmeye çalışıyoruz, çok zor oluyor. Mesela bir kısmı diyor ki; ‘bir menfaat var mı? Gelelim ama ticaret olacak mı? Bize para verecek misiniz? Bir katkınız olacaksa gelelim.’ Kardeşim ne kadar ayıptır? Bir insan dostuna misafirliğe gittiğinde para için mi gider? Çıkar için olur mu? Allah rızası için olur tabii. Sevdiğinden, muhabbetinden oluyor. Bir insan komşusuna gittiğinde, ne çıkarın var, para getirdin mi, niye geldin denir mi? Allah için muhabbetlerde Müslümanlar birbirlerini severler. Menfaati, Allah’ın rızasıdır, inşaAllah. Uğur Karabacak, Artvin, Hopa. “Selamun Aleyküm aslan Hocam. Bu Cübbeli’nin işi bitti. Bunun videosu ile internet kaynıyor. İki kadınla ne yaptığı apaçık ortada. Şimdi ne yapacaklar Hocam?” Doğru mu, böyle bir şey var mı? Niye işi bitsin, yani niye böyle konuşuyorsunuz? İşi bitince ne kazanacağız? Farzedelim Cübbeli’nin işi bitti, adam yattı, bitti. Veyahut dinsiz oldu farzedelim, ne kazanacağız? Bu bir zafer olmaz. Bu sevinç duyulacak bir şey değil. Velev ki olsa bile, oldu diyelim, tevbe eder. İnsandır, o an belki aklı gitti, Allah vermesin. Belki bir cinnet getirdi, farzedelim oldu, Müslümanlıktan çıkmaz, yine Müslüman kardeşimizdir. ‘İş bitti’, çok ayıp Uğur Karabacak, bunu bir kere bu sözünü geri al, Artvin, Hopa’dan. Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berekatühü. Bir kardeşimizi kaybetmiş oluruz. Kazanmanın peşinde olacağız. Allah Cübbeli’ye hidayet versin, aklını açsın, İslam’a hizmetçi etsin, mücahid etsin, cehd ehli etsin, güzel ahlakla donatsın. Velev yapsa bile gözden çıkartmam söyleyeyim ve sahip çıkarım. Ona hakaret edenler de, iftira edenlerin de ağzını yırtarım onu da söyleyeyim. İlimle, hukukla, bilgiyle. Kimse terbiyesizlik yapmasın. Eleştirmek ayrı, eksik yönleri var, ben onu eleştiriyorum ama niye işi bitsin, niye bir insan yok olsun? Ne işimize gelecek? Allah vermesin sakalını, bıyığını traş etti farzedelim. Dedi ki; ben dinsizim. Sakalsız olması bir sorun değil, sakallı da olur, sakalsız da. Arkadaşlarımın hepsi sakalsız aşağı yukarı, o ölçü değil de, dese mesela. Alkışlayacak mıyız yani? Müslümanların bir kaybı olur bu, güzel bir şey olmaz. Herkes aklını başına alsın. Böyle bir şey temenni edilmez, böyle bir şey istenmez. Tamam, iyi niyetle yapıyorsun, bize karşı sevgin de güzel ama böyle yapma, böyle olmaz. Mesela Cübbeli hurafe anlatmaktan vazgeçerse seviniriz. İttihad-ı İslam’ı savunursa seviniriz, değil mi? Yakın biliriz, kardeş biliriz. Böyle bir haber olacak da biz de sevineceğiz buna, niye sevinelim kardeşim? Böyle bir şey olmaz. Bir de işi mişi bitmez, niye bitsin? O zaman dünyanın %99’unun işi biter. Eğer böyle bir şeyle iş bitiyorsa, dünyanın %99’u günahkar, %99’unun işi bitmiş o zaman. Ne oluyor işi bitti? Al kenara koy, olur mu öyle şey. İşi bitmez. Tevbe eder, daha şevkli, daha aşkla İslam’a hizmet eder. Velev ki olsa dahi, velev ki olsa dahi, inşaAllah. Ama bunu neye göre dedi, acaba doğru mu, var mı böyle bir şey internette?
ALTUĞ BERKER: Görmüş galiba Hocam anladığım kadarıyla.
ADNAN OKTAR: Hiçbir şekilde de bitmez söyleyeyim, isterlerse koysunlar internete. Hiçbir şey olmaz. Tevbe eder biter, başka bir şey olamaz. Daha coşkuyla, daha aşkla İslam’ı, Kuran’ı savunur, ben bizzat sahip çıkarım, öyle bir konu olmaz, inşaAllah. Beni söyletmesinler şimdi bu tipler. Onlar Cübbeli’nin bu dediklerinin 1000 mislini yapıyorlar, 1000 mislini. Kimsenin de onlara bir şey dediği yok. Onlar bir kurcalansa, onun 1 milyon misli çıkar onlarda. Olabilir, insanlık hali, Allah esirgesin belki bir cinnet hali gelmiştir, belki bir boşluk anına gelmiştir. Farzedelim diyorum, farzedelim. Ayrıca gerçek mi, doğru mu, o da belli değil, inşaAllah. Ben Cübbeli’ye şefkat duyuyorum ama benim korktuğum Allah vermesin; korktuğum demeyeyim de, çekindiğim çok çirkin bir şey olmasın da, inşaAllah Allah vermesin. Yoksa montaj falansa, evvelAllah zaten anında hallederiz, inşaAllah. Hukuken ispat ederiz. Gerçek değilse, onu da yine Allah affetsin günahlarını, tevbe eder, devam eder. Kaldığı yerden daha hızlı, daha şevkle devam eder. Said Özdemir Hocam’dan Allah razı olsun, şahane, şahane, şahane. Bakın Bediüzzaman’ın aslanları nasıl coştu.
ALTUĞ BERKER: MaşaAllah, vesile oldunuz Hocam, Allah razı olsun.
ADNAN OKTAR: Ama bakın bu çok önemli. Said Özdemir Hocam, bir. Sungur Ağabey, iki. Ve özellikle Seyyid Salih Özcam Hocam, üç. Bunların düşmanlarını Allah helak etsin. Bu mübareklerin canını yakanların Allah canını yaksın. Bunları sözle üzenlerin Allah canlarını yaksın. Ama hidayet versin, hidayetle düzeltsin Cenab-ı Allah. Eğer hidayetle düzeltmezse, Allah iflahlarını kessin, perişan etsin, inşaAllah. Onlar bizim canımız. Onları psikolojik olarak üzerek böyle onları çökertmeye kalkarlarsa, gece-gündüz böyle haklarında dua ederiz, Allah’ın onları helak etmesi için. Hidayet versin, hidayet vermiyorsa, helak etmesi için. Diğer kardeşlerimiz de böyle dua etsinler, inşaAllah. “Evet Risâle-i Nur'a perde altında hücum eden, ecnebi parmağıyla bu vatandaki milletin en büyük kuvveti olan âlem-i İslâm’ın teveccühünü ve muhabbetini ve uhuvvetini kırmak ve nefret verdirmek için siyaseti dinsizliğe âlet ederek perde altında küfr-ü mutlakı yerleştirenlerdir ki, hükûmeti iğfal ve adliyeyi iki defadır şaşırtıp, der: ‘Risâle-i Nur ve şakirdleri, dini siyasete âlet eder, emniyete zarar ihtimali var.’"Diye iftira ediyorlar diyor. “Hey bedbahtlar! Risâle-i Nur'un gerçi siyasetle alâkası yoktur; fakat küfr-ü mutlakı kırdığı için, küfr-ü mutlakın altı olan anarşiliği ve üstü olan istibdad-ı mutlakı esasıyla bozar, reddeder.” Şualar, sayfa 311. Şahanedir Risale-i Nur Külliyatı, herkese tavsiye ederim. Özellikle bu eser mutlaka baştan sona kadar kardeşlerimiz tarafından okunsun, inşaAllah. Zaten bu tip eserler kar amacı ile yapılmıyorlar. Fiyatı da yazmıyor ama herhalde çok çok cüzi bir şeydir, canı gönülden helal olsun. Gerçi Hocamız bana ücretsiz gönderdi ama biz yine de, Bediüzzaman parasını zorla veriyormuş böyle kitap aldığında. Fakat gelen kardeşlerimden istirham ediyorum, sakın bana hediye getirmesinler. Mesela bazen değeri yüksek oluyor, geri iade ediyorum, sakın ha! Ama mesela ne bileyim? Bir belge; mesela Darwinizm’i, materyalizmi çürüten bir belge veyahut iman hakikati ile ilgili bir kitap olursa, ucuzsa alırım. Ama pahalıysa, mutlaka ücretini ödemem şartıyla getirirlerse alayım, anlaşıldı mı? O şekilde kabul ederim. Ondan sonra hediye olarak; hediye çiçek kabul ederim, saksısında canlı. Çok büyük değil, küçük. Ufak saksıda canlı çiçek, o olur, hediye olarak kabul ederim onu. Ama bunun dışında pahalı hediye, sakın ha sakın. Çünkü ben mahcup oluyorum, geri iade ederken de mahcup oluyorum, yani ortam bir acayip oluyor, buna gerek kalmasın. Ama bilimsel belge, delil, bunları getirirseniz evvelAllah hiç itirazsız kabul ederim. Mesela Risale-i Nur’un orijinal el yazması olursa, Risale-i Nur’un baştan sona el yazması orijinali varsa kardeşlerimizde ben ne fiyat istiyorlarsa ödeyeceğim ama Bediüzzaman’ın kendi kaleminden. Ben sınır koymuyorum, ne diyorlarsa parasını vereceğim, tamam mı? Çünkü bu çok önemli. Ben bu adamlarla uğraşıyorum, bunların şakası yok. Bunlar Risale-i Nur’u değiştirmeye azmetmişler, kararlılar. Ben de Bediüzzaman’ın kendi el yazılarını onların gözlerine gözlerine getireceğim, yaklaştıracağım, çünkü bu güruhun gözü dönmüş. Bu Büyük Ortadoğu Projesi’nden adamlar besleniyorlar, nemalanıyorlar ve Bediüzzaman’ın kendi harflerini, kendi yazılarını gördüler mi kafaları dümdüz olacaktır. Bir de Hüsrev Altınbaşak Ağabey’in talebeleri ile bağlantıda olalım, onları bir görelim inşaAllah. O da çok mübarek, büyük bir alimdi Hüsrev Altınbaşak Ağabeyimiz. Onlar el yazması ile çoğaltıyorlar biliyorsunuz. Bir de Risale-i Nur’un 1959’a kadar olan; gerçi bende bir takım var ama yine çoğaltmak istiyorum. 1959’a kadar Risale-i Nur’un ilk baskılarından, 60 baskısı değil, 1959’a kadar baskılarından elinde olan kardeşler varsa, onların da değeri ne ise o değerden satın almak istiyorum, tamam mı? İnşaAllah. Çünkü bu adamların hakikaten sağı solu belli değil. Bunların gözü dönmüş, utanmaları yok. Adamların yüzünde böyle eşek oynuyor, utanma hissini kaybetmişler. Bakın rezil ediyorum, yine eşek gibi utanmadan yalan söylüyorlar. Bediüzzaman’a çok sıkı sahip çıkılması lazım. Risale-i Nur’u mutlaka okuyarak ve kitaptan anlatmalarını ısrarla isteyin. Bakın kitaptan okumuyorsa veyahut ezberden söylediğinde aynen birebir ezberden söylemiyorsa, kabul etmesinler. Öyle atış tutuş, yalan, bilmem ne bunlar yok bundan sonra. Sahtekarlık istemiyoruz. Bediüzzaman adına yalan söylemek yok, yasak, inşaAllah. Niye yasak? Çünkü haram. Bir insanın söylemediği bir şeyi söyledi dersen haram olur, inşaAllah. MaşaAllah; “bu dehşetli tahrip edicilere karşı (deccal ordusuna karşı) ancak ve ancak hakikat-i Kuran’iye etrafında İttihad-ı İslam dayanabilir.” Yani Mehdi (a.s.) topluluğu dayanabilir, diyor Bediüzzaman. “Ve beşeri bu tehlikeden kurtarmaya vesile olduğu gibi, bu vatanı istila-i ecnebiden ve bu milleti anarşiden kurtaracak yalnız odur.” Bakın burada çok önemli bir konuyu söylemiş, çok hayati bir konu. Bütün milletim dikkatle dinlesin. “Ve beşeri bu tehlikeden kurtarmaya vesile olduğu gibi,” bütün dünyayı mahvolmaktan kurtardığı gibi, “bu vatanı” Türkiye’yi, “istila-i ecnebiden” yabanci bir devletin işgal etmesinden, hazırlık o zaten, uzun süreden beri yapılan o. Büyük Ortadoğu Projesi’nin asıl ayağı budur. Müslümanları, Nur talebelerini etkisiz hale getirmek. İşte 500 sene, 1000 sene ileri diyerek Mehdiyet heyecanını kırmak, İttihad-ı İslam heyecanını kırıp, pasifleştirip, onları böyle güçsüz, zayıf, iradesiz, ruhen ve bedenen çökmüş hale getirip, üzerlerine bir vuruşla dümdüz etme düşüncesi. Bunu yapanların ellerini bilimle, akılla, sevgi ile kıracağız. “Ve beşeri bu tehlikeden kurtarmaya vesile olduğu gibi, bu vatanı istila-i ecnebiden (yabancı bir devletin işgal etmesinden) ve bu milleti anarşiden kurtaracak yalnız odur.” Anarşi dediği, işte PKK terörü. PKK teröründen yalnız o kurtarır, diyor, İttihad-ı İslam, yani Mehdiyet. Başka çözüm yok, diyor. Bu memleketin böyle bir fitneye 500 sene dayanacak hali var mı? Ayrıca Bediüzzaman nerede diyor? Her yerde en fazla 100 sene demiştir. Biz 1300’deyiz 1400, başka bir tarih vermemiştir. “Evet, hariçte iki dehşetli cereyana karşı bu kahraman millet,” Darwinizm, materyalizm, ateizm ve komünist düşünceye karşı, “bu kahraman millet” Türk Milleti neymiş? Kahraman milletmiş. Bana diyorlar ki; ırkçılık mı yapıyorsun? Bediüzzaman söylüyor, hadislerle Peygamberimiz (s.a.v.) söylüyor. Millet kahraman, ne diyelim? Değil mi diyeyim? Doğru olanı söylüyorum.
ALTUĞ BERKER: Niye Türk-İslam Birliği diyorsunuz, diyorlar.
ADNAN OKTAR: Niye? Kahraman millet de onun için söylüyorum. “Kuran kuvveti ile dayanabilir” diyor. Bakın Kuran kuvveti ile. “Yoksa küfr-ü mutlakı, istibdad-ı mutlakı,” küfr-ü mutlak, işte komünizm, Marksizm, Darwinizm, materyalizm. “İstibdad-ı mutlakı,” faşist darbeler, sıkıyönetim. “İstibdad-ı mutlakı, sefahet-i mutlakı” yani böyle rezalet, her türlü sefahat alemi. “Ve ehl-i namusun servetini serserilere ibaha etmesini alet ederek” zenginlerin mallarını serserilere dağıtma, ki komünist düşünce. “Dehşetli bir kuvvetle gelen bu cereyanı durduracak,” komünist cereyanı durduracak, “ ancak İslamiyet hakikatiyle mezcolmuş, ittihad etmiş ve bütün mazideki şerefini İslamiyet’te bulmuş, bu millet dayanabilir.” diyor. Türk Milleti dayanabilir, diyor. Hepsini ezer-geçer diyor Bediüzzaman. Nitekim de bakın hepsi gariban, gelen vuruyor, giden vuruyor. Afganistan kabadayılık yaptı, delikanlıyız dedi, Amerika bir koydu, küt düştüler. Irak’ın nasıl kabadayılık yaptıklarını gördünüz işgal etmeden önce. Biz şöyle kabadayıyız, böyle delikanlıyız, dediler. Amerika bir geldi, nerede bu kabadayılar, dedi. Yok, araziye geçtiler. Irak ordusu bir gecede kayboldu, dediler. Peygamberimiz (s.a.v.) hadiste diyor. “Bir gecede ordu kaybolacak.” Aynısı, değil mi? Ama Türk Milleti, hepsi efedir, delikanlıdır söyleyeyim. İman kuvveti ile efedir. Kuran kuvveti ile efedir, onun için kimse yanaşamıyor. Yoksa 100 kere işgal ederlerdi. Boğazına sığmıyor, yırtıyor boğazını da onun için, öyle bir özelliği vardır. Ağzına alır, boğazını da yırtıp ta sırtına kadar açılır. Keşke bu işi yapmasaydım, der. “Bu milletin hamiyetperverleri ve milliyetperverleri,” Türk milliyetçileri “herşeyden evvel bu mümteziç ve müttehid milliyetin can damarı hükmünde olan hakaik-ı Kur'âniyeyi” milleti birleştiren, iman hakikatlerini, Kuran sevgisini, İslam ahlakını, İslam sevgisini, “terbiye-i medeniye yerine esas tutmak” modern ahlak aylayışı yerine onu tutmak, “ve düstur-u hareket yapmakla o cereyanı durdurur inşaAllah.” Modern ahlak; ahlaksızlığı, üçkağıtçılığı, namussuzluğu getiriyor, görüyorsunuz diyor. Bunun yerine Kuran ahlakı ile hareket ederseniz, o cereyanı durdurur, diyor. Darwinist, materyalist, ateist cereyanı, PKK düşüncesini durdurur, diyor, inşaAllah. MaşaAllah, ne şahane kitapmış, maşaAllah. “İşte biz Risale-i Nur’la (Nur Külliyatı ile) bu memleketin ve istikbalin en büyük iki tehlikesini defetmeye çalışıyoruz.” Materyalizm, komünizm, faşizm, her şey. “Ve bilfiil çok emarelerle, hatta mahkemelerde kısmen ispat etmişiz. Birinci Tehlike: Bu memlekette, hariçten kuvvetli bir sûrette girmeye çalışan anarşîliğe karşı sed çekmek.İkincisi: Üç yüz elli milyon Müslümanların” tabii 350 milyon şu an 1,5 milyar. “Nefretlerini kardeşliğe çevirmekle,” Bakın iki tehlike var, diyor. Biri; yobazlık cereyanı, münafıkane cereyan; bizim anlattığımız. İkincisi; Darwinizm, materyalizm ve komünizm düşüncesidir, başka bir şey yok diyor Bediüzzaman. Buna Kuran’la karşı konulabilir, diyor Bediüzzaman. Kuran ahlakı ile.
“Değerli Hocam, Allah’ın selamı ve bereketi üzerinize olsun.” Ve Aleyna Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berekatühü. “Hocam, Cübbeli’ye olan bu hoşgörünüz ve hatta onu kazanma çabanız inanılır gibi değil, maşaAllah. Sizi annem ve babamdan daha çok sevdiğim için hayranlığım dah ada fazla artamaz diyordum. Ama açık söylüyorum bu akşam bu sonsuz hoşgörünüz benim hayranlığımı daha da arttırdı, inşaAllah. Hepimize güzel bir ders oldu, maşaAllah. Sevgiler ve saygılar.” diyor kardeşimiz, maşaAllah. Doğru, doğrusu budur, inşaAllah. O garibanı ezsek ne olacak? Ezilse bu çok delice bir şey olur. Marifet mi? Oh bir Müslümanı daha kaybettik mi diyeceğiz? Hata yaptıysa, düzeltiriz hatasını. Tamire çalışıyoruz, hatasını tamire çalışıyoruz. Yoksa bayağı yetenekli, çok zeki. Ama akıllı olmasını sağlamaya çalışıyoruz. Zeka ayrı akıl ayrıdır. Mesela Kuran’ı mükemmel okuyor, çok şahane okuyor, sesi de güzel ama hurafeyi de devam ettiriyor. Ve kim dürttüyse, bir yerden dürtmüşler; İttihad-ı İslam’a karşı da tavır almıştı. Söylettim ama usulen söylemiş gibi, bir daha tekrar etmedi. Kardeşim coşsana, hergün söylesene. Hergün Allah demiyor musun? Hergün La İlahe illAllah, demiyor musun? Elhamdülillah demiyor musun? SubhanAllah demiyor musun? Allah-u ekber demiyor musun? İttihad-ı İslam en büyük farz, niye susuyorsun. Ne yapıyoruz Beril Hocam?
SUNUCU: Bizi yarın 22.00’den itibaren HarunYahya.TV internet sitemizden, Mavi Karadeniz Radyo’dan ve Kocaeli TV’den takip edebilirsiniz.
ADNAN OKTAR: Devam ediyoruz, evet. Kuran’dan bir ayet açalım. Ya Allah bismillah, aç bakalım. Şeytandan Allah’a sığınırım. Müminun Suresi, 40. (Allah) Dedi ki: "Az bir süre (bekle), onlar gerçekten pişman olacaklar." diyor Allah. Biz de az bir süre bekleyelim. En fazla bir 10 yılımız kaldı evvelAllah. “Ve de ki: ‘Rabbim beni kutlu bir konakta indir. Sen konaklayanların en hayırlısısın.’” Bizi de Allah kutlu bir konakta indirdi, İstanbul’da indirdi bak. Burası da kutlu bir konaktır, inşaAllah. Evet, www.HarunYahya.Tv’den devam ediyoruz.
ALTUĞ BERKER: Bir kardeşimizin mesajı var Hocam müsade ederseniz. Uğur Karabacak diyor; “sözümü geri alıyorum Hocam, Allah beni affetsin. Tabii ki kimse kenara atılmaz. Ben bir boşluğa geldim Hocam, affedin beni.” diyor
ADNAN OKTAR: Hiç önemi yok, ben senin iyi niyetini anlıyorum. Coşmuşsun, sevginden söylüyorsun, fakat doğrusu budur. Hadi bakalım, inşaAllah.
Güncel Yorumlar
Devamı ...Evrimcilerin İtirafları
Devamı ...
Konferans setleri
Devamı ...Ses kasetleri
Devamı ...Makaleler
Devamı ...
Sizden Gelen Güzellikler
Devamı ...