SUNUCU:İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam Harun Yahya.Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Kocaeli Tv, Çorum Kanal 19, Mardin Kanal 47, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Uşak Egem Tv ve HarunYahya.Tv’den canlı olarak yayınlanan ‘Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri’ programımıza hoş geldiniz. Nasıl başlıyoruz hocam?
ADNAN OKTAR: Nasıl başlayalım?
ALTUĞ BERKER: Hocam, Sayın Başbakan’ın Caferilerin lideri Selahattin Özgündüz ile sarılması var ve onları ziyareti Hocam. Sizin her zaman sahiplendiğiniz kişiler.
ADNAN OKTAR: İşte bak, Mehdiyet budur. Pırasa gibi kesmek yok, bağra basmak var, değil mi? Aleviler, Caferiler, Şiiler bizim canlarımızdır. Hepsini çok seviyoruz. Başbakanımıza da helal olsun. Çok güzel bir gelenek başlattı, güzel bir anlayış başlattı. Allah artırarak, geliştirerek devam ettirsin, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Hocam, maşaAllah, birebir söylediklerinizi aynen konuşmasında tekrarlamış Sayın Başbakan. “O günden beri hepimizin ciğeri yanıyor. Sünni’nin Caferi’ye, Caferi’nin Sünni’ye, Türk’ün Kürt’e, Laz’ın Çerkez’e, Acem’in Arap’a üstünlüğü yoktur ve olmaz, olamaz. Yani hepimiz bu ülkenin birinci sınıf vatandaşlarıyız” demiş.
ADNAN OKTAR: Helal olsun, şahane ifade.
ALTUĞ BERKER: Sayın Selahattin Özgündüz, Caferilerin lideri; “İşte devlet, işte millet, işte Ehl-i Beyt aşkında birleşen dünyada milyarı aşan ümmet. Bu fotoğraf ders olsun. Müslümanlar arasında mezhep, ırk savaşı sokmaya çalışan bir takım dış güçleri hayal kırıklığına uğratıyorsunuz.”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Hocam, 2005 yılında yaptırdığınız Türk-İslam Birliği dergisinde Caferilerin lideri Sayın Selahattin Özgündüz’ün de yazısı var, Türk-İslam Birliği, burada. Aynı zamanda konferansına da katılmıştı, Türk-İslam Birliği toplantınızın. Orada güzel bir konuşma yapmıştı ve şöyle de ifade etmişti, inşaAllah; “İçimizden bizim değerlerimizi yaşatacak bir lider mutlaka çıkacak, birleşelim diye.”
ADNAN OKTAR: Mehdi (a.s)’ı kastediyor, maşaAllah. MaşaAllah. Yalnız bu kapalı konuşmalara gerek yok. Artık açıkça, alenen söylemeleri lazım.Mehdi (a.s)’ı dillendirmeleri lazım. Çünkü bizim beynimiz Mehdi (a.s)’a göre dizayn edilmiştir, Mehdiyet’e göre. Bizim bilinçaltımızdabiz Mehdiyet’i biliriz. Ta Kalu Bela’dan Mehdi (a.s)’ı tanıyoruz. Ta ilk, zer aleminde, Allah bize Mehdi (a.s)’ı tanıttı,Mehdi (a.s)’ı biliyoruz. O yüzden o ismi duyduğumuzda zaten kalbimizde bir muhabbet meydana gelir. Onun etrafından birleşme isteği oluşur, inşaAllah.
TvNet’te Arif Aslan ve Nuh Gönültaş’ın konuk olduğu programda Üstad’ın 1545 tarihini verdiği sözünü 1525 olarak değiştirdikleri bir video var. Onun düzeltilmesi ile ilgili bir çalışmamız vardı. Onu bir seyredelim önce.
-VTR- (Bediüzzaman Said Nursi’nin Kıyamet’in tarihi olarak 1545 tarihini verdiği sözünü 1525 olarak değiştirdikleri Tvnet Kanalı’ndaki programdan)
-VTR- (Bediüzzaman Said Nursi’nin bazı ifadeleri Risale-i Nur’un bazı baskılarından çıkarılmıştır)
ADNAN OKTAR: Orada en önemlisi en vurucu olan Bediüzzaman’ın kendi el yazısıyla tashih ettiği kısım, yani olayı çökerten kısım odur. Çünkü bizzat kendi el yazısıyla yazmış ve düzeltmiş. “Mehdi (a.s) ve şakirtleri” diye ilave etmiş. Bunu çıkarttılarsa bu bir suçtur, anormalliktir. Tabii bunu çeşitli şekillerde bu arkadaşlara anlatmaya devam edeceğiz. Ama bunu kitap haline de getirelim. Bediüzzaman’ın eserlerinde değişiklikler nasıl yapıldı, değil mi? Kimler bu değişiklikleri yaptı? Küçük bir risale halinde yapabiliriz. Ve doğrusu nedir? Bediüzzaman’ın orijinal el yazmalarından, fotoğraflarla, belgelerle orijinalinden anlatalım. Tabii burada kastımız Müslümanların daha doğruyu anlamaları için. Yoksa hepsi bizim kardeşimiz, hepsini çok seviyoruz. Fakat bazı kardeşlerimiz cahillik yapıyor. Bakın, Facebook’ta da bazı kardeşlerimiz var. Bunlar hukuktan, kanundan pek anlamıyorlar, bu keratalar. Bir kere Facebook’ta tehdit bir suçtur, şantaj bir suçtur, şartlı tehdit bir suçtur ve özellikle “biz fikirle halledemediğimizi gerekirse silahla hallederiz,” bunlar çok galiz suçlardır. DGM’lik suçlardır. Böyle cahillik, akılsızlık ediyorlar. Bir kere daha uyarıyorum, Müslüman oldukları için, alınları secdeye giden insanlar oldukları için acıyorum; dilekçesi falan, hepsi hazır, bakın hepsini evden polisle toplatırım. Ailelerin ben mağdur olmasını istemiyorum, insanların mağdur olmasını istemiyorum. Çünkü cahiller, gençler, bilmiyorlar; kanunu, hukuku da bilmiyorlar. Bu tip bir kabadayılık yapılmaz. Üstelik yazılı yapıyorlar bakın. Facebook’ta bunlar sabit kalıyor. Bunları biz bir araya getirip savcılığa sunduğumuzda suç oluşmuş olur. Suç oluşturmuş olursunuz ve mecburen gerekli hukuki işlem yapılır ve evlerden de toplanırsınız tek tek. Bakın birkaç kişiye böyle oldu, sonra acıdım. Geldi, karısı araya girdi, çocukları araya girdiler, yalvardılar; “yapmayın, etmeyin” diye. İşlem başladıktan sonra beni gelip ikna etmeye çalışmasınlar. Şu an söylüyorum, akılları başlarında olsun; hakaret, tehdit, şantaj, bunların hepsini kaldırsınlar. Özellikle silahlı tehdit, onu tamamen kaldıracaklar. Cahillik yapmasınlar. Cahilliklerine veriyorum. Çünkü ben alnı secdeye giden adamla oturup uğraşmam. Bir de yeni bir moda var, birbirlerinin internet sitelerini ortadan kaldırıyorlar, yeni moda. İşi gücü bıraktılar, birbirlerine tebliğ yapacaklarına, İslam’ı anlatacaklarına, Kuran’ı anlatacaklarına; emek emek bir site kuruyorlar, onları da Facebook’a şikayet ediyorlar, mesela kırk kişi birleşip. Facebook onu kapatıyor. Onlar da onların Facebook’unu kapattırıyor. Karşılıklı, akşama kadar tahterevalli gibi, o onunkini kapattırıyor, o onunkini, o onu. Öyle olmaz, cahillik yapmayın, akıllı olun. Bir taraf cahillik yaptıysa uyarırsınız, anlatırsınız, değil mi? Güzelce sevgiyi, kardeşliği, dostluğu, efendiliği, birleşmeyi,kardeşliğin de üzerindeki duyguları, Allah aşkını, Allah’a muhabbeti, coşkuyu, bunları birbirinize anlatın. Dün mesela, dosyası vardı, acıdım vermedim dosyasını. Gönderecektim, göndermedim. İş çıkarmasınlar, akıllarını başlarına alsınlar. Yüz kere söyledim. Çünkü hakikaten gençken bilmiyorlar, 18-19 yaşında bu keratalar, atom forvet, uçuyorlar. Bir de Milli Görüş adına açmış, sorduk biz Milli Görüş’e, sen sormadın mı?
ALTUĞ BERKER: Sorduk, “hiç alakamız yok” dediler. “Zaten böyle bir şey mümkün değil” dediler.
ADNAN OKTAR: Kime sordun?
ALTUĞ BERKER: İbrahim sordu. Ankara’da Milli Görüş’ün kendi tanıtımıyla ilgilenen birime sordu.
ADNAN OKTAR: Şimdi bak, bu sözümüz önemli. Biz burada telefonla da arkadaşı canlı yayına bağlatalım, Milli Görüş’ten ilgili kardeşimizi yarın canlı yayına bağlatalım. Canlı yayında söyletelim, bu ilgili Milli Görüş sitelerinin Milli Görüş’le alakası yok. Bu keratalar kendi kafalarına göre yapmışlar. Ankara’da bunu sordurttuk ilgili kişilere. Onu kasten soruyorum ki bir daha vurgulasın diye. Ama canlı yayında da ilgili kişiyi konuşturacağım, bağlantıları olmadığını söyleteceğim. Ayrıca Erbakan Hocamızla da alakaları yok, Erbakan Hocamıza da sordurduk. Ankara’ya da sordurduk, Milli Görüş’le ilgili kardeşlerimize de sordurduk, alakaları yok. Tamam, sempati duyuyor olabilirler, seviyor olabilirler, bu güzel zaten. Ben Milli Görüş’ü desteklemelerinden iftihar ederim. Ama resmi destek varmış gibi, Milli Görüş’le resmi bağlantı varmış gibi, Erbakan Hocamızla resmi bağlantı varmış gibi yapmaları, o da ayrı bir suç olur. Böyle bir şey yok, o konuda da dürüst davransınlar, samimi davransınlar. Çünkü canlı yayında konuşturacağım, böyle bir şeyin olmadığını da anlayacak kardeşlerimiz. Aldatıyorlar oralardaki kerataları. Milli Görüş’ü savunun zaten, savunmayın demiyorum. Ama “Milli Görüş’ün biz resmi sitesiyiz” demeyin. “Biz Milli Görüş’ün bilgisi dahili olmadan, onların bilgisi haricinde Milli Görüş’ü destekliyoruz.” Güzel “Onlarla bir resmi bağlantımız yok. Ama kalben seviyoruz.” Tamam, yaz. Tehdidi çıkart, hakareti çıkart, o silahlı bilmem ne tehdidi falan, onları çıkart. Ne yazıyorsan yaz. Ne güzel. Mahmut Hocamızın sohbetlerini yaz, Ali Haydar Efendi’nin sohbetlerini yaz; iftihar ederiz, okuruz. Ama çakallık, terbiyesizlik yaparsanız keratalar, o zaman sizi evlerden teker teker toplarlar. Sonra vicdan azabı çekmek istemiyorum. Otuz kere söylemeyeyim. Kanun, hukuk var. Burası dağ başı değil. Kanunu, hukuku devreye sokarız ve canınız yanar. Ama aklı başında hareket edip dürüstçe çıkartırsanız, güzel; biz de gider bakarız sitelerinize. Ne güzel. Anlatın; Ehl-i Sünnet’ten anlatın, Ehl-i Sünnet’in önemini anlatın, İmam Rabbani’yi koyun, Abdulkadir Geylani’yi koyun; sevgiden, merhametten, kardeşlikten, dostluktan bahsedin, iftihar ederiz. Biz de yazı göndeririz, yayınlayın, çok güzel olur. Mesela İbn-i Haceri Mekki Hazretleri’nden koyun, Ömer Nasuhi Bilmen’in İlmihali’ni koyun, oradan ilmihal bilgisini millet alsın, indirsin. Keratalar, dedikoduyla, kavgayla vakit geçireceğinize, boş işlerle, değil mi? Şimdi bugün teklif ettiler, “Hocam dosyayı verelim mi?” diye. Acıdım, “bir kere daha uyarayım” dedim. Yani vicdanım el vermedi. Bak, bir kere daha uyarıyorum, söz dinlemezseniz hukuki işlemi başlatacağız.
ALTUĞ BERKER: Bazı haberler vardı, uygun görürseniz devam edeyim Hocam hemen. Ayşe Arman’ın yine bir yazısı vardı. Sık sık kızının Allah inancı, Allah’a olan sevgisi ve ona Allah’ı nasıl anlattığı ile ilgili yazılarına devam ediyor. Bugün yine kızıyla bir konuşmasını aktarmış. Kızına göremediği varlıkların da olabileceğini, bir varlığı görmüyor olmasının onun olmadığı anlamına gelemeyeceğini açıklamış.
ADNAN OKTAR: Ne mübarek kız bu, maşaAllah, Ayşe Arman. Çok şahane, maşaAllah. Çok zeki, bayağı kaliteli bir kız. Ama Allah’a olan sevgisi benim çok hoşuma gidiyor. Birçok kişi, yazar lakayıtlar. Ama onun kafasında sürekli Allah’a karşı sevgi, Allah’a karşı muhabbet var, o kesilmiyor onda. Sürekli onu ifade ediyor. Bayağı güzel. Allah hidayetini artırsın, ilmini artırsın.
ALTUĞ BERKER: Sayın Kılıçdaroğlu kurultay öncesi son derece sıkışık bir zamanda Konya’ya giderek Şeb-i Aruz’u izlemiş ve Mevlana türbesini ziyaret etmiş. Taha Akyol da bugün yazısında, Kılıçdaroğlu’nun ilimden ve fenden başka bir mürşit tanımayan pozitivist bir mirasın genel başkanı olarakburaları ziyarete gitmesinin topluma yaklaşma çabası olduğunu ve CHP’nin ancak toplumun değerlerini anlayarak iktidara alternatif olabileceğini yazmış hocam.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Ne anladın?
ALTUĞ BERKER: Hocam siz uzun zamandır söylüyorsunuz; “dindarlığa önem verdikçe CHP, inşaAllah %70 bile olabilir” diyorsunuz, inşaAllah. İslam Birliği, o değerleri savundukça.
ADNAN OKTAR: Taha Akyol, inşaAllah Allah hidayet versin; aklı, fikri açılsın. Dava adamlığı ruhu gelsin üzerine, inşaAllah. Oturup Cevat Babuna’yla toplantı yapıp, Cemil Çiçek’le toplantı yapıp, böyle bizlerle ilgili olumsuz sohbetler yapacağına hayır işlerinin peşinde koşsun, güzel işlerin peşinde koşsun, faydalı işlerin peşinde koşsun. O zaman güzel olur, inşaAllah.
“Veballidir” diyor, veballidir yani okunması gerekiyor. “Selamun Aleykum aslan hocam.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Allah biliyor, sizi çok seviyorum. Sizin engin bilgileriniz sayesinde, deccaliyetin o puslu havasından, Mehdi (a.s)’ın berrak, mis gibi, temiz, imanlı havasına kavuştuk. Allah sizden razı olsun, inşaAllah. Hocam ben ve benim gibi birçok Müslüman kardeşimin gönlü Mehdiyet’e hizmet için yanıyor. Şüphem yok ki bu çağın önemli mücahitlerindensiniz.” Mesela bunu de, bu olur mesela; “önemli mücahitlerindensiniz.” İnşaAllah, öyle olurum. Ama “Mehdi (a.s)’sınız,” işte; “en büyük sizsiniz, kutubsunuz,” yani bu olmaz. “Şefkatli ve sevgi dolu o kalbinize bütün Müslümanları yerleştirmişsiniz Hocam. Biz Mehdi (a.s)’a hizmet için ne yapabiliriz? Sanal ortamda fikirlerimizi yayıyoruz, gördüğümüz insanlara dilimiz yettikçe anlatıyoruz ama bu bana yetmiyor. O yolda malımı, canımı, her şeyimi feda etmek istiyorum. Ne olur bana bir yol gösterin. Günahkar talebeniz Hakan Kaya, Adıyaman.” Tabii, internet sitelerindeki faaliyetler çok önemli. Gençler genellikle hep bilgisayar başında oluyorlar. Genellikle de Facebook’a giriyorlar. Ama Facebook’ta böyle tek yanlı bilgi değil de her türlü alimin bilgisinden koyun. Mesela İmam Rabbani’den koyun, Abdulkadir Geylani’den koyun, Bediüzzaman’dan koyun. Ve seçmece;Mahmut Hocamızın sohbetlerinden koyun, Adıyaman Menzil’deki Şeyh efendilerin sohbetlerinden kısa kısa koyun; o çok güzel, çok samimi olur. Hem birleştirici olur. Tek yanlı bilgi konulması, bu sefer ufaklıklar, keratalar birbirleriyle çocuksu bir rekabete giriyorlar. Dedim ya, o onun Facebook’unu kapattırıyor, 40 kişi var mesela, keratalar, o da onunkini. Akşama kadar birbirlerinin Facebook’unu kapattırmakla uğraşıyorlar ve hizmete vakitleri kalmıyor. Bu çok çocukça. Bu şeytana yarar, iblise yarar, başka bir şeye yaramaz. Böyle akılsızca, çocukça hareketler yapmasınlar. İyi niyetle, güzel hareketler yapsınlar.
Mesela ne güzel, bir sayfa açtık biz, İmam Rabbani’nin güzel bir sözü, Bediüzzaman’ın güzel bir sözü, son çağ alimlerinden Ömer Nasuhi Bilmen’in fıkıhla ilgili açıklamaları, derya gibi olsun. Giren kütüphaneye girmiş gibi olsun. Böyle güzel hayvan resimleri koyun, bitki resimleri koyun; sevgiden, şefkatten, merhametten bahsedin keratalar. Oturuyorlar, silahtan, tüfekten, bilmem neden falan… Cahiller de öyle, filmlerde gördüklerini, onlardan özeniyorlar. Başlarını belaya sokacaklar, akıllı olsunlar, inşaAllah. Bir de samimiyetsiz başlıklar olmaz. Mesela ‘Albayrak’ın şanlı mücadelesi’ diye başlık atıyor. Bakıyoruz bambaşka çizgide adam. Yani cezbetmek için onu yapmış oluyor. Dürüst ol, kendi fikrin neyse ona göre hareket et. Mesela şehitler üzerinden hareket etmeye kalkmak, Türk Bayrağı ile ilgili böyle kullanmaya kalkmak, bakıyoruz içeride Türk Bayrağı ile ilgili bir konu yok. Tek kelime geçmiyor. Baştaki ifadeyle o nedir, alttaki? Demek ki sen cezbetmek için yapmışsın. O yakışık almaz. Dürüst olacaksın. Bayrağı koyduysan, bayrağı öv, bayrağı anlat. Mesela on altı Türk devletinin bayrağını koy, anlat, izah et. Yahut işte başka bir yerin adına açıyorsan ve özellikle Milli Görüş, Erbakan Hocamız,zaten ona bayağı iftira atmaya kalktılar. Senin yaptığın suç o kişilerin suçu gibi görünür o zaman, onlar organize etmiş gibi görünür. Niye onlar adına ortaya çıkıyorsun? Desene, “benim şahsi görüşüm, ben Milli Görüş’ü seviyorum.” Çok güzel, kimse bir şey demez ki sana. “Resmi de bir bağlantımız yok, açtım, hoşuma gidiyor.” Çok güzel, başımızın üstünde, gayet hoş. “Erbakan Hocamı seviyorum.” Ben senden yüz bin kere daha çok seviyorum Erbakan Hocamı. Ama sen onun adına resmi site açarsan, yani resmi gibi gösterirsen, senin yaptığın bir hata, suç oraya gider, değil mi? Öyle zannedilir. Çok büyük hata yaparsın. Onun için o arkadaşlarla biz görüştük, Milli Görüş’le bağlantılı kişilerle, Erbakan Hocamıza yakın kişilerle de görüştük, hiçbir bağlantısı yok bu sitelerle. Sempati duymaları çok normal, sevmeleri güzel, teşvik de ediyoruz. Ama “resmi bağlantı var” demeyecekler. Çünkü yalan.
“Bu mesajı lütfen Hocama iletin, inşaAllah. Selamun Aleyküm Muhammed Adnan Hocam.” Aleyna Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Bugün iş arkadaşım olan bir hanımefendiyle Allah sevgisi, gerçek İslam anlayışı, yobazlık ve evrim üzerine bir sohbet yaptık. Kendisi Müslüman bir hanım fakat bir arayış içinde, hayattan doyum almadığını, bir eksiklik hissettiğini söylüyor. Bu arkadaşıma sizin Komünizm Pusuda kitabınızı hediye ettim ve çeşitli eserlerinizi önerdim, inşaAllah. Bu akşam ki, 17 Aralık, Cuma akşamı saat 22:00’de olan programınızı izlemesini önerdim; izleyecek, inşaAllah. Sizden haberi varmış. Türk-İslam Birliği ile ilgili paylaşımınızı izlemiş. Sizden ricam Hocam, Türk-İslam Birliği’nin niteliğinden, niçin Türk-İslam Birliği olması gerektiğinden, İslam’ın kadına bakışından, yobaz din anlayışından, insanın yaratılış amacından ve maddenin aslından kısa da olsa uygun görürseniz bahseder misiniz, inşaAllah? Hocam ellerinizden öper, saygılarımı sunarım, inşaAllah. Gökhan Alaçam.” Gökhan, bu anlattıkların benim en az 24 saat anlatmam gereken konular. Ama kısaca dediğin için, tamam kısaca anlatayım. Bakın, şimdi benim karşımdaki bu insanlar benim milletimin insanları. Tam tipik Türk kızı işte, Müslüman Türk evladı. Modern, zinde, canlı, aktif, sevecen, sevgi dolu, sosyal, her şeyle ilgilenen; bilimi, sanatı seven, neşe içinde, Allah’a coşkuyla bağlı, Allah’ı coşkuyla seven, helale-harama dikkat eden, kimseye düşmanlığı olmayan, insanları barıştırmaya, sevgiye teşvik eden insanlar. Müslüman böyle olur. Karanlık evlerde, bodrum katlarında porsuk gibi iki büklüm, beli çıkmış, ağzı falan yapış yapış olmuş, bilgisayarın başında kin ve nefret kusan çalışmalar yapanlar şeytanın etkisindeler. Akıllarını başlarına alacaklar. Mesela kapalı arkadaşlarımız da var, onlar da bizim canımız; çarşaflılar var, onlar da bizim canımız, hepsi çok yakışıyor, hepsi çok güzel. Hepsi de birinci sınıf Müslümandır, inşaAllah. Kısa bir süre var, yani yaklaşık 70 yıl kadar var. Bediüzzaman’ın dediği doğru, Kıyametyakın. Bediüzzaman ne dediyse doğru çıkmıştır. Has talebeleri de aynı şekilde, aynı kanaatteler. Mehdi (a.s) konusu doğru, Mehdi (a.s) ile ilgili anlattığım konu doğru. Hayret! Ben de şaşırıyorum, çok büyük bir mucize ama İsa (a.s)’ı göreceğimiz de doğru. Mehdi (a.s) de doğru, İslam ahlakının dünyaya hakimiyeti de doğru. Biz çocukluğumuzda okurduk, duyardık, ileride olacak, rüya alemi gibi bir şey zennederdim. Bir de baktım ki hakikaten doğru, hepsi de olmuş, oluyor. Hükümetin çalışmalarına bakın, doğrudan Mehdiyet’e göre. Amerikan dış siyaseti doğrudan Mehdiyet’e göre. Başka hiçbir çalışma olmuyor dünyada. Büyük Ortadoğu Projesi doğrudan Mehdiyet’i durdurmak içindir. Mehdi (a.s) gelmemiş olsa, Mehdi (a.s) çağı olmamış olsa, adam Büyük Ortadoğu Projesi’yle ortaya çıkar mı? Daha vakti gelmedi deyip yan gelip yatar adamlar. Hristiyanlar da farkındalar. Ateist masonlar da farkındalar. Ama ben masonların hepsinin bir süre sonra hakkı, hakikati kabul edeceğine inanıyorum, göreceksiniz, hepsi Müslüman olacaklar bir süre sonra, inşaAllah. Hepsi sevgi dolu olacaklar. Dünya barışı, dünya kardeşliği için, dünya dostluğu için böyle neşeli, şen, sevinçli, düğün havasında güzel bir dünya meydana getirmek için el ele gayret edecekler, inşaAllah. Hak din, ben samimi olarak söylüyorum; hak din, İslam. Kuran, açtığımızda, nereyi açarsak açalım, mutlaka hikmet ve ferahlıkla dolu ve güzellikle dolu. Ama Tevrat okunmaz demiyorum. Ben Tevrat’ı tashih ettim, yanlış kısımlarını, yanlış gördüğümüz kısımlarını, Kuran’a uygun olmayan kısımlarını çıkarttım. Nefistir Tevrat, Allah “nurdur” diyor ve kalplere bir şifadır. İncil de öyle, o da nurdur ve kalplere şifadır. Ben İncil de okuyorum, Tevrat da okuyorum ama Kuran’a mutabık hak kısımlarını. Ben onu ayırdım, kitap haline getirdim. İncil’i de yine kitap haline getirdim, yani hak olan kısımlarını. Tevrat ve İncil’i okunmaz diyenler şaşırtmışlar, Kuran’da Tevrat ve İncil övülüyor, var yani, böyle bir kitap var. Olmayan kitabı övmüyor Allah. Ama biz hak olan kısmını okuyacağız.
SUNUCU:Yani İncil okumak günah değil. Kimisi öyle biliyor.
ADNAN OKTAR: Hayır, hayır. Allah “İncil var” diyor bir kere. Ayrıca biz İncil’i bilmekle mükellefiz, yanlışlıklarını bilmekle de mükellefiz. Yanlış olan kısmı da bileceğiz zaten. Çünkü onlarda bir teslis inancı var, ne olduğunu göreceğiz, biz İncil’de göreceğiz. Biz müşriki görmekle mükellefiz. Müşrik nedir yani, bilemeyiz ki. Mecusi’den bahsediyor Allah. Mecuzi bir müphem varlık olmayacak. Mecusiyi bizim görmemiz lazım. Kiraz ağaçlarından bahsediyor, kiraz ağacını göreceğiz. Tevrat’ı ve İncil’i çok iyi bileceğiz. Tahrif edilmiş kısmını da bileceğiz, hak kısmını da bileceğiz, değil mi? Allah dağlardan bahsediyor, dağı göreceğiz. Nehirlerden bahsediyor Dünya’da, bunları göreceğiz. “Yollar” diyor mesela, kırmızı ve beyaz yollardan bahsediyor Allah, bunları bizim görmemiz lazım. “Gemilerin denizde dağlar gibi suları yararak gittiğini görürsün” diyor. Görmeyeceksek, görmeyeceğimiz şeyi Allah bize söyler mi? Göreceğiz tabii. Dolayısıyla bizim Tevrat’ı ve İncil’i çok iyi bilmemiz lazım. Tahrif edilmiş kısmı da bileceğiz, hak kısmını da bileceğiz, Müslümanda müthiş bir genel kültür olacak. Bilmiyorum yok, okumuyorum yok. “Ben internete girmem, gazete okumam” falan olmaz. Gazete de okuyacak, internete de girecek. Üniversite imtihanına çalışan çocuklara interneti yasaklamak bir dereceye kadar makul. Çünkü sürekli başka işlerle uğraşıyorlar. Ama üniversiteye girmiş bir gence interneti yasaklamak çok delice bir hareket, çok büyük bir vicdansızlık olur. Yani genel kültür almak için gidiyor üniversiteye, o niye okuyor zaten? Üniversitede amaç nedir? Eğitimli insan yetiştirmek değil mi? Sen ona bilgisayarı yasakladın mı ne yapmış oluyorsun? Gazete de okuyacak, bilgisayardan da istifade edecek,internete de girecek, hepsini yapacak. Öbür türlü, porsuk gibi içine kapalı, hasta ruhlu adamlar yetiştirirsin. İnsanlardan kaçan, asosyal, köşe-bucak insanlardan gizlenen insanlar bizi rahatsız eder. Öyle bir toplum olmaz. Neşeli, dışa dönük, sosyal yönü güçlü, neşe saçan insanlar olacak. Sıhhatli bir toplum olacak. Türk-İslam Birliği de öyle olacaktır, inşaAllah.
“Maddenin varlığı hakkında,” madde beynimizde görüntü olarak oluşuyor işte, karışık bir şey yok. Ben mesela şu an Esra’yı beynimin içinde görüntü olarak görüyorum. Ama hakikaten uzaktaymış gibi görünüyor. Hakikaten elime bakıyorum; elim hakikaten, o kadar net ki görüntü beynimde. İnanmayan beri gelsin. Mesela fincana bakıyorum, net uzakta fincan. Hakikaten elimi uzatmak hissi geliyor. Halbuki elimin uzatılması görüntüsü beynimin içinde oluşuyor. Mesela şimdi hazırlandım, ıhlamurun tadını alacağımı düşünüyorum, mesela bu fincanı havaya kaldıran Allah’tır. Bana doğru yaklaştıran da Allah. Fakat elimi vesile ediyor. Eğer elim vesile olmadan kalksa imtihan ortamı kalkar. Mesela şu an bir şeker tadı verdi Allah, yani şeker tadını hissettim. Allah yerine getirdi, geri koyuyor. Fakat ben kendim yapıyormuşum gibi görünüyor. Baştan sona mucizedir. Cennette el olmadan bu kalkar. Böyle kendinden gelir, çünkü ele hiç ihtiyaç yok. El sebep olsun diye yaratılıyor, hiç ihtiyaç yoktur. Gelir bu, sana böyle içirir, hatta “Allah’a hamd olsun” der, konuşur, gider yerine oturur. İstersen şarkı da söyler, ne istiyorsan yapar. İstediğin şekli de alır. Öyledir, yani kafandan geçmesi yeterlidir. Aynı sistem, cennetteki aynı sistem şu an işliyor. Fakat çok girift sebep silsileleri var, çok girift. Mesela bu kahve, işte Brezilya’da ağaçta kahveler oluşur. Orada işte kurur, onlar giderler, çekirdeği çıkar, çekirdeğini kavururlar, sonra bilmem ne falan. Buraya gemiyle gelir, bunlar hep olayın hikaye kısmıdır. Bunu yaratan doğrudan Allah’tır. Cennette öyle, mesela cennette içkilerin hiçbiri Brezilya’dan gelmez. Doğrudan orada yaratılır. Fakat bizim aklımızın alması için öyle ara silsileler koyar Allah. Mesela porselen doğrudan yaratılır bu, Allah tarafından yaratılır ama aklımızın alması için, işte oradan geçti, buradan geçti, şuraya geçti, buraya geçti falan, bu tarz hikayeleri vardır. Aslını yaratan doğrudan Allah’tır. Kiri yaratanda da Allah’tır. Fabrikayı yaratan da Allah’tır. Bütün ara sebeplerin tamamını Allah yaratır. Hatta denizdeki gemiler için de diyor Allah. Aslında Dünya’nın yaratılışı çok harikadır, insanlar bunun farkında değiller. Beni izleyen kardeşlerimiz aslında bu konuyu gittikçe geliştirerek anlatmaya devam edebilirler. Azınlık olmaları önemli değildir. İnananlar hep azınlık olmuştur. Dünyada bu böyledir. Kuran’da bu böyle geçer. Allah bunu kanun olarak yarattığını belirtiyor. Yani ikinci bir ihtimal olmaz zaten, hep azınlıktır. İlk defa azınlık çoğunluğa galip gelecek. İlk defa İslam ahlakı hakim oluyor. Normalde Müslümanların hep azdır sayısı. Allah, çoğunluğun peşinde değil Cenab-ı Allah. Az, fakat kaliteli insan peşinde Cenab-ı Allah, onu istiyor; az, eğitimli insan. Çünkü cehenneme de Cenab-ı Allah; “doldun mu?” diyor, “daha var mı?” diyor cehennem. Cehennem çok açtır insana. Allah onu da belirtiyor. Fakat Allah’ı insanlar tanırken, yanlış bir şey yapmamaları için söylüyorum; Allah son derece şefkatli ve merhametlidir. Bize şefkati, merhameti öğreten O’dur. Biz O’nun öğrettiği şefkatle zaten merhamet hakkında bilgi veriyoruz etrafa. Yani O’nun söylettiği bilgiyi sunuyoruz. Acıma hissini bize veren Allah’tır, merhamet duygusunu bize veren Allah’tır. Mesela cehennemdekilerin konumunu bize düşündüren de Allah’tır. Yoksa biz bilmeyiz. Mesela bazı ahmaklar olur, Allah’a merhamet dersi vermeye kalkar, haşa, yani “niye cehenneme adam koyuyor?” diye. Halbuki onu yaratan da Allah’tır, haberi yok. Yani o hissi ona verdiren, onu konuşturan Allah’tır. O kendisi özgür konuştuğunu zanneder. Kendi samimi kanaati olarak konuştuğunu zanneder.
Bismillah. Şeytandan Allah’a sığınırım. Lokman Suresi çıkmış. Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla. “Elif, Lam, Mim. Bunlar hikmetli Kitab'ın ayetleridir; muhsin olanlara bir hidayet ve bir rahmettir.” Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu’nun rahmetle anılması için Cenab-ı Allah bizlere bu sayfayı da çıkarmış olabilir. Onun güzel isminin Kuran’da geçmiş olması çok güzel. “Muhsin olanlara bir hidayet ve bir rahmettir.” Allah’ın hidayeti, yani mehdiliği ve rahmetidir, inşaAllah.
SUNUCU:Kısa bir aradan sonra tekrar birlikteyiz. Programımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Nasıl devam ediyoruz hocam?
ADNAN OKTAR: En önemli konu Müslümanların birbirini sevmesi, koruyup kollaması. Müthiş bir muhalefet ruhu var. İnsanların ruhunda böyle mücadeleye karşı, fitneye-fücura karşı bir eğilim vardır. Şeytanın bu dürtüklemesine karşı Müslümanlar vargücüyle sevgiyi ve kardeşliği savunacaklar. Hayrettir, mesela “savaş” desen adamlar, “nerede?” der; “barış” diyorsun, çok yabancı geliyor ona, çok acayip geliyor. Sanki lüks bir şey söylüyorsun. Mesela “kardeşlik” diyorsun, sanki olmayacak bir şeymiş gibi. “Düşmanlık,” başı açık gidiyorlar. Mesela dikkat ediyorum, diyorum ya; internet sitesinde sevgi bağı kurun, birbirinizi sevin, değil mi? Mesela yabancı birçok site var, kardeş siteler oluşturun, onlara dostluk önerin, birbirinizle sevgi bağı. Mücadele oldu mu deli enerjisi geliyor. Sevgi, kardeşlik oldu mu içlerine afakan geliyor, yapmıyorlar. Çok yanlış. Sevgide, kardeşlikte coşku olması lazım. Ayrıca her görüşe karşı bir sevgi. Ama çok sapkın ve anormal görüşler olursa ayrı, tabii onlara fazla da ilişmemek lazım. Sadece uyarıp kendi haline bırakmak lazım. Uyarmak lazım. Onlar da gariban, onlar bizim muhatabımız değil. En güzel çalışma Müslümanların birleşmesi için yapılan çalışmadır. Yani “ben iyiyim, ben hasım, benden başka iyi yok” denildi mi bu çok anormal bir şey olur. Eksik, kusurlu da olsa kardeşlerimizi sevmemiz gerekiyor. Hiç fark etmez, inşaAllah.
Mesela güzel kardeşlik siteleri oluştursunlar internette, herkese açık olsunlar. Ama herkes dostane yazılar göndersin, kardeşçe yazılar göndersin. Mesela Esad Hocamın talebeleri de göndersin, Mahmut Hocamın talebeleri göndersin, Fethullah Hocamın talebeleri göndersin; Fas, Tunus, Cezayir’den yazılar gelsin. Genişletin, okuyun, araştırın. Kısa, özlü yazılar özellikle, güzel. Bunlar sevgiyi pekiştirir, muhabbeti pekiştirir. Bir de iyilik yapıyorum diye büyük fikirlere, büyük ideallere, büyük insanlara zarar vermeye kalkmak çok büyük vicdansızlık olur. Mesela Milli Görüş, adı üstünde bizim milletimizin sevgiyle bağrına bastığı bir görüştür. İslam ahlakı, Kuran ahlakıdır. Ama sen onu alır da orada kavgaya alet için kullanırsan, fitne için kullanırsan, insanlara düşmanlık için kullanırsan zulmedersin. O görüşe de zarar vermeye kalkarsın. Mahmut Hoca mesela nur gibi bir insandır. Çok değerli, mübarek, makbul bir insandır. Sen kavga zihniyeti için, kargaşa için, fitne için Hocamızın ismini kullanmaya kalkarsan zulmedersin. Şahsın adına ortaya çık. O değerli insanların, o güzel isimlerini lekelemeye kalkma, inşaAllah.
Duhan Suresi, 32; “Andolsun, Biz onları bir ilim üzere alemlere üstün kıldık.” Şeddesiz 2011, şeddeli 2029 veriyor. 2011 şeddesiz, şeddeli 2029. “Andolsun, Biz onları bir ilim üzere,” bir bilgiyle, “alemlere üstün kıldık.” “Dünyaya hakim ettik” diyor Allah.
Şeytan’dan Allah’a sığınırım, Araf Suresi, 105; “Benim üzerimdeki yükümlülük, Allah'a karşı ancak gerçeği söylemektir.” Müslüman dürüst olacak, gerçeği söyleyecek, samimi olacak. “Rabbinizden size apaçık bir belge ile geldim. Artık İsrailoğulları'nı benimle gönder.” Bak, “Rabbinizden size apaçık bir belge ile geldim.” Ne? Tevrat, Tevrat-ı Şerif. “Artık İsrailoğulları'nı benimle gönder.” Firavun’dan istediği Musa (a.s)’ın sadece bu; “İsrailoğulları’nı benimle gönder” diyor. “Benim devlette, senin hükümetinde bir işim yok” diyor. “Benim bir talebim yok sizden” diyor. “Sadece bu mazlum insanları, bu mazlum Müslümanları bırak, biz buradan gidelim” diyor. Firavun delileniyor, kendi kendine vesvese yapıyor. Daha önce de söylemiştim, vesvese yapmasının sebebi, Tevrat’ta çok kapsamlı olarak Mehdi (a.s)’ın dünyaya hakim olacağını açıklanması. Onu okuduğu için Firavun, bir Mehdilik iddiası olacak ve dünya hakimi olmak için onun devletine de saldıracaklar ve oralara hakim olacaklar zannediyor. Halbuki zaten o vahiyle oradan gitmek istiyor, orada durmak istemiyor. O memleketten çıkacak zaten. Firavunun istediği o değil mi zaten? Müslümanlardan ayrı olmak istiyor, zaten “gideceğiz biz” diyor. Ona müsaade etmiyor adam. “(Firavun) Dedi ki: "Eğer gerçekten bir ayet getirmişsen ve doğru söylüyorsan, bu durumda onu getir (bakalım)."” Yani, “bir belge, delil getirmişsen, doğru söylüyorsan, bu durumda onu getir bakalım.” “Böylelikle (Musa) asasını fırlatınca, anında apaçık bir ejderha oldu. (Bir de) Elini sıyırdı, o da anında bakanlara bembeyaz (göründü)” diyor. Böyle sağ elini kalbinin üzerine doğru koyuyor Hz. Musa (a.s), çıkarttığında bembeyaz eli görünüyor. “Firavun kavminin önde gelenleri dediler ki: "Bu gerçekten bilgin bir büyücüdür."” Bakın bilim adamıdır, onu öncelikle vurguluyor, “bilim adamı” diyor, “bilgin.” Ama “büyücüdür” diyorlar. Çünkü şu an dünyada materyalist-Darwinist düşünceyi anlatırken bilimle değil de bilimle büyü karıştırılarak elde ediliyor. Büyü nedir, biliyor musunuz? Bol tekrar ve ikna ve telkin kabiliyetinin gelişmesiyle elde ediliyor büyü. Bediüzzaman zaten bu büyüyü açıklıyor, “deccalin büyü özelliği vardır” diyor. Onu da şöyle açıklıyor; “ikna ve telkin kabiliyeti geliştikçe, tevessüh ettikçe bu taun da tevessüh eder, gelişir” diyor. Yani tek açıklaması bu, bu şekilde. İkna ve telkin kabiliyeti. Mesela radyolarda sürekli aynı şeyi söylemek, televizyonlarda sürekli aynı şeyi söylemek, ona ait deliller sunmak. Mesela diyorlar ki, bir hafta geçiyor, “bir yeni ara halka bulundu” diyorlar, fosillerle ilgili. Adam tam onu kafasında toparlarken, bir tane daha diyorlar, “şimdi bir tane daha ara fosil bulundu.” İşte, “bir proteinin tesadüfen oluşacağına dair bir bilimsel delil bulundu.” Hepsi yalan ama büyü etkisi yapıyor. Onlar bir, iki, üç, on derken en cahil insan bile bir de bakıyor ki Darwinist olmuş. Haberi bile yok. İnanıyor Darwinizme. Mesela Nikaragua’ya gidiyorsun, yahut işte Kongo’ya gidiyorsun, adam zenci, Kongolu; “nasıl yaratıldı insanlar?” diyorsun, “evrimle yaratıldı” diyor. Dünyanın neresine giderseniz gidin, bakın sorun. “Bilgin ne?” diyorsun, ya Kongo radyosunda bir konuşma duymuştur, ya Kongo’da gazetelerde, dergilerde falan birkaç yazı okumuştur, konu bitiyor. O ikna kabiliyetine, telkin kabiliyetine, “bu taun” diyor Bediüzzaman, “böyle gelişir” diyor. Ona karşı da sürekli karşı açıklama yapılması gerekiyor. “Bu gerçekten bilgin bir büyücüdür.” “Uzman bir büyücüdür” diyorlar. “Sizi topraklarınızdan sürüp-çıkarmak istiyor. Bu durumda ne buyuruyorsunuz?” diyor. Halbuki bak, topraklardan zaten kendisi gitmek istiyor. Ne diyor burada? “Artık İsrailoğulları'nı benimle gönder.” Yani firavuna, “sen kavmini al, topla git” demiyor ki. “Ben gideceğim” diyor ve açıkça da söylüyor. Ama onlar ne diyor? “Sizi topraklarınızdan sürüp-çıkarmak istiyor. Bu durumda ne buyuruyorsunuz?” Yani “bütün Mısır’a hakim olmak istiyor” diyor, bütün bölgeye. Sebebi; o zaman firavunun istihbaratı, o zamanın devlet istihbaratı tabii ki Tevrat’ı inceliyorlar, Tevrat hakkında bilgileri var. Tevrat’ta çok kapsamlı olarak dünya hakimiyetinden bahsediliyor, Mehdi (a.s) döneminde. Fakat o avanak, o zaman, kendi döneminde olacağını zannedip, Allahualem panik oluyor.
ALTUĞ BERKER: Zebur’da da var.
ADNAN OKTAR: Zebur’da da var çünkü. Zebur’da da var. Onu kendi ülkesine yönelik olacak zannediyor, dünyaya yönelik olacağını zannediyor. “Dediler ki: "Onu ve kardeşini şimdilik beklet (vereceğin cezayı ertele), şehirlere de toplayıcılar yolla."” “Beklet” demek, gözaltına almaktır. Çünkü “ben gideceğim” diyemiyor. “Sen otur, bekle” diyorlar. O gözaltına alma, tutuklanmış yani. “Şehirlere de toplayıcılar yolla.” Bir şehre değil bak, birçok şehre. Firavun demek ki çok önemli görmüş konuyu. Büyük bir sosyal çalkantı meydana getirmiş. Hz. Musa (a.s)’ın fikirleri, anlattığı inanç ve iman esasları, yaratılış düşüncesi, onun evrim düşüncesini parçalaması devleti derinden sarsmış. Çünkü o kadar çok şehir var ki Mısır’da. Bak, şehirlerin hepsine toplayıcılar gönderiyor. Onların hepsine özel araba çıkıyor, adam çıkıyor. Kilometrelerce, belki elli kilometre, yüz kilometre yol alıyorlar. O şehirlerden bütün bilginler, büyücüler bir araya getiriyor. Şimdi yapılıyor ya, konferanslar yapılıyor, sempozyumlar yapılıyor, öyle bir şey yapmaya hazırlanıyorlar. “Bütün bilgin büyücüleri sana getirsinler.” Çünkü bir kısmı değil, ne kadar bilgin varsa, büyücü demiyor bakın; “bilgin,” bilim adamı. O devirde bilim adamı olan fakat büyücü olan. İnsanları ikna ve telkinle yanlış düşünceye aktaran; bilimi, büyünün bir aracı olarak kullanan kişi. “Sihirbazlar Firavuna gelip dediler ki: "Eğer biz galip olursak, herhalde bize bir karşılık (armağan) var, değil mi?"” dediler. Allah rızası olmadığı için küfürde, mutlaka çıkar vardır. Biri bir şey yapacağı vakit ne çıkarı var onu düşünüyor; ya para karşılığı, ya rüşvet, böyle bir şeydir yani. Firavun diyor ki; “evet” dedi, (O zaman) Siz en yakın(larım) kılınanlardan olacaksınız.” Demek ki Firavun bayağı panik olmuş. Yaptığı eylem paniği gösteriyor, bütün şehirlere adamlar göndermesi. “En yakın(larım) kılınanlardan” ne demek? “Saraya alacağım sizi” diyor, Firavunun sarayına ve “sizi yanımda tutacağım” diyor. Dev bir olaydan, devletin yıkılmasından tedirgin. “Dediler ki: "Ey Musa (ilk olarak) sen mi atmak istersin, yoksa biz mi atalım?" Dediler ki: "Ey Musa (ilkin) sen mi atmak istersin, yoksa biz mi atalım?" (Musa:) "Siz atın" dedi.” Bakın, bu ne demektir? Önce deccaliyetin ortaya çıkması gerekir, önce süfyaniyetin ortaya çıkması gerekir, önce küfrün atak yapması gerekir, önce gece olması gerekir. “Attıklarında, insanların gözlerini büyülediler,” yani insanlara öyle gibi görünüyor, “onları dehşete düşürdüler ve (ortaya) büyük bir sihir getirmiş oldular.” Benim gördüğüm kitle hipnozu yapılmış. Çünkü bak, onları dehşete düşürecek, esaslı bir gösteri yapılmış. Çok sarsıcı bir olay olmuş ve büyük bir sihir getirmiş oldular. Yani bütün o ipler falan hepsi oynamaya başlamış orada. Allahualem, benim anladığım; halkı, oradaki insanları hipnoza sokmuşlar. Ayakta, kitle hipnozu olmuş. “Biz de Musa'ya: "Asanı fırlat" diye vahyettik.” Yani o anda, Allah ona, içine vahyediyor; “asanı fırlat” diye.“(O da elindeki asayı atınca) bir de baktılar ki, o bütün uydurduklarını toparlayıp yutuyor.” Normalde hipnozun kalkmaması gerekiyor. Yani hipnozun devam etmesi gerekir. Oradaki o ipler, o odunların durması gerekiyor ve onların inancına göre hipnozun da devam etmesi gerekiyor. Bakın hipnoz için kullanılan odunlar, tahtalar, hepsini yutuyor yılan. Bu çok olağanüstü bir olay. “Böylece hak yerini buldu, onların bütün yapmakta oldukları geçersiz kaldı.” Yani bütün yaptıkları geçersiz oluyor. Ama bir kişi, iki kişi değil. “Orada yenilmiş oldular ve küçük düşmüşler olarak tersyüz çevrildiler.” Biz de programa çıktık Habertürk’te, Darwinistleri yerle bir ettik. Ne oldular? Orada yenilmiş oldular. “Ve küçük düşmüşler olarak tersyüz çevrildiler” diyor. Onlar da küçük düştüler, tersyüz çevrildiler. Ve hatta yanımıza da gelemediler, biliyorsunuz. Başka bir odada falan tuttular onları. “Ve sihirbazlar secdeye kapandılar” diyor Cenab-ı Allah. İman ediyorlar. “"Alemlerin Rabbine iman ettik" dediler. “Musa'nın ve Harun'un Rabbine.” Yani, “hak kitapta açıklanan şekilde Allah’a iman ettik.” Bak, Firavun diyor ki; “Ben size izin vermeden önce O'na iman ettiniz, öyle mi?” “Resmi ideoloji izin vermeden, devlet size izin vermeden, devletin inancının dışında, devletin din anlayışının dışında nasıl bir inanç geliştirebilirsiniz” diyorlar. Yani “resmi ideoloji esastır” diyorlar. “Mutlaka bu, halkı buradan sürüp-çıkarmak amacıyla şehirde planladığınız bir tuzaktır.” Küfürde müthiş bir şüphecilik vardır, halka bir türlü güvenmezler. Yani küfre dayalı devletlerde halk hep aşağılık görülür ve hep devleti yıkacak potansiyel tehlike; ayaklanacak, pislik yapacak, rezalet çıkaracak, kan dökecek, müesses nizamı yıkacak bir sistem olarak görürler. Hep böyle, tarihte hep böyle olmuştur. Halk hep küçümsenmiştir, idareciler de hep tepeden bakmışlardır küfür sistemlerde.Halk potansiyel suçlu olarak görülmüştür her zaman. Onun için hep tepelerinden silahlı güç eksik olmamıştır. Orada da diyorlar; “Mutlaka bu, halkı buradan sürüp-çıkarmak amacıyla şehirde planladığınız bir tuzaktır.” Şüpheci devlet yapısı. “Bir tuzak kurdunuz, hazırlık yaptınız” diyor. Ortada bir şey yok. Küfür devlet paranoyaktır, sürekli şüphe eder. Mesela bir araya toplansalar, “devleti mi yıkacaksınız?” Bir şey yapıyorsunuz, “sistemi mi ortadan kaldırmaya kalktınız?” “Resmi ideolojinin inancına niye inanmıyorsunuz? Buna inanacaksınız” der ve tek bir inanç olur. Halk da mecburen, bir kısmı koyun gibi o sistemin içine giriyor ve kabul ederler. Başka, serbest, hür iradesiyle bir inanç geliştiremez. Tek bir inanç olur. “Öyleyse siz (buna karşılık ne yapacağımı) bileceksiniz. Muhakkak ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve hepinizi idam edeceğim.” Yani dehşet, şiddet ve terör bu tarz devletlerin özelliğidir. Klasik faşist devlet, görülüyor.Yani faşist yönetim. Kan dökmek, kanla korkutmak ve idamla korkutmak. Böyle fikre açık değil. Eğer samimiysen anlat fikrini. Hür olması lazım. Bak, demokrasi yok, fikir özgürlüğü yok, insan hakları yok, inanç özgürlüğü de yok. Hepsi rafa kalkmış. Onlar da diyorlar ki; “"Biz de şüphesiz Rabbimiz'e döneceğiz" dediler.” Müthiş bir iman gelişmiş. Yani normalde böyle bir korkuda, böyle bir tehditte kolay kolay kimse bunu söyleyemez. Çok nadir insan söyleyebilir. “Oysa sen, yalnızca, bize geldiğinde Rabbimiz'in ayetlerine inanmamızdan başka bir nedenle bizden intikam almıyorsun.” “Sadece Allah’ın ayetlerine inandığımızdan dolayı bizden intikam alıyorsun” diyorlar. Bak, Tevrat’a da tabi olmuşlar o dönemde. Kitaba tabi olmuşlar. Diyorlar ki; “Rabbimiz'in ayetlerine,” ayet de değil, bak; “ayetlerine inanmamızdan başka bir nedenle bizden intikam almıyorsun. Rabbimiz, üstümüze sabır yağdır ve bizi Müslüman olarak öldür.” Ölüme de hazırlar. Bak, tam Müslüman üslubu. “Firavun kavminin önde gelenleri, dediler ki: "Musa ve kavmini bu toprakta (Mısır'da) bozgunculuk çıkarmaları, seni ve ilahlarını terk etmeleri için mi (serbest) bırakacaksın?"” Onlar da onu tahrik ediyorlar, etrafındakiler. Böyle devletin içinde, derin devlet yapılanması var, burada gördüğümüz kadarıyla. Onlar da psikopat ve paranoid olduğu için, Firavunun da paranoid ve şüpheci olduğunu bildiği için, böyle deli devlet anlayışını körükleyen bir üslupları var. Bak, diyorlar ki; “Firavun kavminin önde gelenleri,” yani derin devlet mensupları, “dediler ki: "Musa ve kavmini bu toprakta (Mısır'da) bozgunculuk çıkarmaları,” ne bozgunculuğu çıkaracaklar? Zaten gitmek istiyorlar. Bozgunculuk olur mu? Bozgunculuk, içeride kalsa, içeride hakim olmak istese tamam. Ama öyle bir durum yok ki. “Bırak, gidelim” diyorlar, başka bir şey istemiyorlar.“Seni ve ilahlarını terk etmeleri için mi (serbest) bırakacaksın?” Demek ki asıl dertleri, bak; vatandaşını bırakmıyor da psikopat devlet. Adamlar canını kurtarmak istiyor, “yok” diyor, “ben sizi bırakmam.” Yurtdışına çıkış yasağı getirmiş. Halka yurtdışına çıkış yasağı getirmiş. “Gitmeyeceksiniz” diyor. “Seni ve ilahlarını,” yani senin inancını, senin ideolojini, resmi devlet ideolojisini, “terk etmeleri için mi (serbest) bırakacaksın?” “Eğer bırakırsan” diyor adamlar, “kendi inançlarına göre bunlar Müslüman olur, rahat yaşarlar” diyorlar. “Bırakma” diyor, “ez, üstlerine çık, hapset; azgınca ve küstahça zulmet ve kendi inancını onlara zorla dayat faşistçe ve kabul ettir” diyorlar. “Ama bırakma” diyor. Yani onların özgür, dışarıda yaşamasını istemiyor. Eziyet etmek istiyor, “dursunlar” diyor. “(Firavun) Dedi ki: "Erkek çocuklarını öldüreceğiz,” bak daha da psikopatlık. Faşist devletin, komünist düşüncenin acımasızlığı. Burada hem faşist sistem var, hem komünist sistem var. İkisi de var. “Dedi ki: "Erkek çocuklarını öldüreceğiz."” Yani müthiş bir terör estirecekleri anlaşılıyor. “Ve kadınlarını sağ bırakacağız.” Kadınların işlerine yarayacağını düşünüyorlar, erkek çocuklarını yok etmek istiyorlar. “Hiç şüphesiz biz, onlara karşı kahir bir üstünlüğe sahibiz.” Yani “kahredici bir üstünlüğe sahibiz” diyorlar. Askeri gücüne güveniyor, faşist gücüne. Bir avuç Müslüman, mazlum insan, sana ne desinler ki? Musa (a.s) diyor ki; “Musa kavmine: "Allah'tan yardım dileyin ve sabredin. Gerçek şu ki, arz Allah'ındır; ona kullarından dilediğini mirasçı kılar."” Ebcedi yine Mehdiyet’in devrini veriyor, inşaAllah. Bak, “Gerçek şu ki, arz Allah'ındır;” Dünya Allah’ındır, “ona kullarından dilediğini mirasçı kılar.”Burada Mehdiyet’e işaret var. Çünkü Tevrat’ta açık açık Mehdi (a.s)’den bahsediyor. Uzun, uzun bahsediliyor. Ama buradaki mübareklerin öyle bir talepleri yok. Yani arza hakim olma şeyleri yok. “Biz sadece gitmek istiyoruz” diyorlar orada. Onların teklifleri bu. “En güzel sonuç muttakiler içindir" dedi.Dediler ki: "Sen bize gelmeden önce de, geldikten sonra da eziyete uğratıldık."” Yani Hz. Musa (a.s) bir Mehdi, gelmeden önce deccaliyet var, tabii ki eziyete uğrarsın. Ama geldiğinde Mehdiyet ile deccaliyet tabii ki bir çatışmaya girecektir, tabii ki eziyete uğrayacaksın. Ama sonunda kurtuluşa ulaşacaksın. “(Musa:) "Umulur ki, Rabbiniz düşmanınızı helak edecek ve sizleri yeryüzünde halifeler (egemenler) kılacak,” yani bütün dünyaya hakim olacaksınız. “Böylece nasıl davranacağınızı gözleyecek" dedi.” Tabii o devir için demiyor Hz. Musa (a.s)’ya bu sözü. Mehdi (a.s) devrindeki hakimiyet, Moşiah devrinde olacaktır bu. Tevrat’taki dünya hakimiyeti Moşiah devrinde olacağı belirtiliyor. Tevrat’ta Hz. Musa (a.s)’a vaat edilen o kutsal topraklardır. Kudüs’ü de içine alan, Güneydoğu Anadolu’ya kadar da gelen, biraz Suudi Arabistan’a doğru giden geniş bir alan. Bunu Cenab-ı Allah, Ben-i İsrail’e vaat etmiştir bu toprağı, bütün bu bölgeyi Ben-i İsrail’e vaat etmiştir. Bu asrın Ben-i İsrail’i Mehdiyet’tir. Yani Moşiah, Mehdi (a.s)’dır; Kral Mesih, Mehdi (a.s)’dır; Shiloh, Mehdi (a.s)’dır. Dolayısıyla o bölgeye hakim olacak da yine Ben-i İsrail, yani Mehdi (a.s) ve talebeleridir. Ben-i İsrail, yani Mehdi (a.s) ve talebeleri hakim olduğunda, bütün Müslümanlar rahat edecek, Museviler rahat edecek, bütün Hıristiyanlar rahat edecektir. Uçsuz bucaksız bir özgürlük, uçsuz bucaksız bir rahatlık, uçsuz bucaksız bereket, bolluk, güzellik; sanat ve bilimde böyle akıl almaz bir büyüme, insanların tahmin tahayyül edemeyeceği bir büyüme olacaktır. Bu Tevrat’ta Allah’ın vaadidir, Zebur’da Allah’ın vaadidir, Kuran’da da Allah’ın vaadidir ve hadislerde de Peygamberimiz (s.a.v)’ın vaadidir. Dünya derin devleti şu an sadece bu konuyu konuşuyor. Özellikle son 30 yıldan beri dünya derin devletinin tek konusudur. Moşiah yani Mehdi (a.s) ve İsa Mesih (a.s), yani Meryem oğlu Mesih (a.s)’ın inişi. İnsanlar hiç fark etmediler. Mesela Büyük Ortadoğu Projesi dediler. Ne denildiğini anlamadılar. Yani iyi bir şey zannettiler Büyük Ortadoğu Projesi’ni. Halbuki Büyük Ortadoğu Projesi Mehdiyet’i engellemek için, Moşiah’ı engellemek için yapılmış bir projedir. Afganistan’ın işgali onun için yapılmıştır, Irak’ın işgali onun için yapılmıştır ve Amerika’nın trilyonlarca lira para harcayıp yaptığı askeri üstlerin tek amacı yine Mehdiyet’i durdurmak içindir. Birçok askeri üst yaptırmıştır Amerika. Başka da hiçbir tehlike yoktur Amerika için ve dünya derin devleti için. Tek bir tane tehlike vardır. Çin tamamen kontrolündedir Amerika’nın, Çin tehlikesi diye bir şey yok. Çin, böyle uslu kedi gibidir şu an. İstese, Amerika ve Rusya birleşseler, Çin’i çok rahat ekonomik yönden çökertirler. Bir anda diz üstü oturtabilirler. Yani sırf ticari bağlantılarla çökertebilirler. Ama Mehdilik bütün dünyayı sarsacak bir harekettir.
Mehdiyet’e karşı hareket Allah tarafından özel olarak dizayn edilmiştir, özel olarak yaratılmıştır. Mesela Büyük Ortadoğu Projesi’ni hazırlayan da Allah’tır. Eğer Hızır (a.s)’ın buradaki görevini de söyleyecek olsam insanların aklı tamamen bir acayip şekle girebilir. Mesela Irak’ın işgali, Irak’ın yıkılmasında kimlerin görev aldığını insanlar bilse, Afganistan’ın işgalinde kimlerin görev aldığını bilse… Allah’ın sanatını hayret içinde izleyecektir insanlar ve şaşıracaklardır, çok şaşırırlar. Mesela dünya derin devletini de yaratan Allah’tır. İllaki gerekir dünya derin devleti. Yoksa Mehdiyet havayla mücadele edemez. Yani Mehdiyet’in karşısında çok güçlü, inatçı unsurlar olması lazım. Onu Allah özel olarak yaratır, hususi yaratır. Cebbar ismiyle yaratır ve olur, karşısına dikilir. Bu hususlar genellikle pek anlatılmaz insanlara. Belki ahirette öğrenecekler. Yani Hızır (a.s)’ın sırları, mesela ledün ilminin sırları insanların biraz kafasını karıştırabiliyor ve pek de ihtiyaçları olan bir şey değil. Yani doğal, dış görünüş esastır insanlar için. Ama mühim olan, bakın Mehdiyet bir mücadele yaparak ve mücadelede sanki önüne bakın göreceksiniz paket gibi gelecektir Mehdi (a.s)’ın önüne ve bir paket gibi de parçalanacaktır. Yine bir paket gelecektir, yine parçalanacaktır ve Mehdiyet hakim olacaktır. Ama o paketleri Allah gönderir. Ve Hızır (a.s)’ın bilgisi dahilinde olur o. Yani hiçbir şey öyle başıboş olmaz, hiçbir şey kontrolsüz olmaz.
ALTUĞ BERKER: “Musa (a.s) da şaşırıyor Hz. Hızır (a.s)’ın yaptıklarına” diye anlatmıştınız Hocam, inşaAllah.
Fransa’da konferanslarınız vardı Hocam. İsterseniz resimlerini gösterebilirim, inşaAllah. Bir ay sonra gerçekleşecek olan evrim bilimsel konferansının şu an afişleri…
ADNAN OKTAR: Fransa’daki afişleri, evet
ALTUĞ BERKER: Bunlar Paris’in iki büyük caddesinden görüntüler Hocam. “Hayatın kökeni hakkında bilimsel konferans” diyor, “İslam barış dini” diyor hocam, inşaAllah. Bir başka caddede yine.
ADNAN OKTAR: Paris’te bu, değil mi?
ALTUĞ BERKER: Burası Paris hocam ama konferanslar Nount, Marsilya, Lyon, Strasbourg, Paris dahil birkaç şehirde.
ADNAN OKTAR: Bizim yapacağımız konferanslar?
ALTUĞ BERKER: Biz yapıyoruz, bir ay içinde
ADNAN OKTAR: Yani Darwinizmi yıkacak, İslam’ın barış dini olduğunu anlatacak konferanslar.
ALTUĞ BERKER: Evet Nocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Paris’in caddelerini, sokaklarını afişlerle donatıyoruz.
ALTUĞ BERKER: Donattık, bir ay daha kalacak o afişler, inşaAllah
ADNAN OKTAR: EvelAllah. Bir de Mehter takımıyla Paris’i inleteceğiz, Allah’ın izniyle, inşaAllah. Faydalı işlerle uğraşmak lazım, biz faydalı işlerin peşindeyiz, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Hocam vesilenizle 79’dan beriki bu bilimsel çalışmalar neticesinde Allah’a inanmanın oranı yüzde doksanın üzerine çıktı Türkiye’de. Bu Amerika’nın yaptığı bilimsel araştırma. Yüzde 50’lerdeydi daha önce, 80’li yıllarda. Sizin vesilenizle oldu, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Eğer Türkiye’de inananlar yüzde 40’larda olsaydı, yaptıkları araştırmada, Türkiye için bambaşka planları vardı. Bak, Allah’a inanmaya göre Amerika içerisindeki derin unsurlar operasyon kararı alıyorlar. Yüzde 40’larda olsaydı bunu çok müsait anlamına gelen kırmızı dosyayla değerlendireceklerdi, Yüzde 40. Ama Yüzde 90 olduğunda, bu boğazı yırtacak anlamına gelir, gırtlağını yırtacak anlamına gelir. Böyle bir enayiliğe küfür asla yanaşmaz. Yani o kadar da aptal değildir küfür, inşaAllah. Yani yutamayacağı lokmaya yanaşmaz. Yüzde 90’ı imanlı olan bir millete yapacak hiçbir şey yoktur, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Vesilenizle hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, inşaAllah.
Harun Doğan, “Hocam Said Nursi Hazretleri’nin talebelerinden programınıza çıkarır mısınız?” diyor. Seyyid Salih Özcan Hocamızı çıkardık işte, konuşturduk. Anlattık, izah ettik güzel, Hocamız da çok detaylı anlattı. Fakat Said Özdemir Ağabey’i bir de, inşaAllah düşünüyoruz. Eğer sağlığı müsait olursa. Ama yapacağız, inşaAllah.
Ama bu başı açık, başı kapalı inancına kardeşlerimizin bir son vermesi lazım. Onlar bizim hepsi canımız ciğerimiz, çok sevdiğimiz kardeşler. Geçenlerde Nur talebesi bir ağabeyimiz geldi ama en ileri gelenlerden, yani lider ağabeylerden bir tanesi. “Hocam, programınıza niye hanımları çıkarıyorsunuz?” dedi. İsmini vermeyeyim, çok sevdiğim bir ağabeyim, çok değerli. Samimi olarak söylüyor. Pek bir şey demedim, yani dinledim. Çünkü bir şey demedim. Desem ki; “hocam, siz de Samanyolu televizyonunda hanımları çıkarıyorsunuz. Hepsinin başı açık, şen şakrak konuşmalar yapıyor, gayet neşeli konuşmalar yapıyor. Kız çocuklarını çıkarıyorsunuz, baliga genç kızlar, kadın olmuş artık kızları çıkarıp onlara şarkı, türkü söyletiyorsunuz, değil mi? Çalgılı, hatta çengili diyelim artık, ondan sonra danslı manslı, sazlı sözlü muhabbet, alem oluşturuyorsunuz. Alem meydana geliyor adeta. Peki, bu caizse, bizim burada toplanıp tertemiz bu hanım kardeşlerimle Allah’tan, dinden bahsetmemiz niçin rahatsız edici oluyor, değil mi? Baktım, Samanyolu TV’nin şeylerine, hanımlar hep açık, hem de bayağı açıklar, inşaAllah. Bayağı da şenler; şaka, şengül, sohbet, konuşma, yani öyle bir şey de yok. Hayret edilecek şakalar yapıyorlar. Bayağı, çok hareketli bir ortam var. Toplanıyorlar mesela kapalı hanımefendiler, hatta çarşaflı hanımlar geliyor ama genç kızları çıkarıyorlar fasıl yaptırıyorlar. Türk Sanat müziği falan, ayrıca raks edenler var, eğlenenler var, hepsi var, alkışlıyorlar da. Peki, biz burada Bediüzzaman’dan bahsettiğimizde, Kuran’dan bahsettiğimizde, İslam’dan bahsettiğimizde bu niçin rahatsız edici oluyor, ben bunu anlayamadım. Hayır, ben saygı duyuyorum ağabeyimize, kardeşimize saygı duyuyorum. Ben bunu öğrenmek istiyorum sadece. Üniversiteye kızlarını gönderiyorlar, hocalarla karşı karşıyalar, yüz yüzeler, kursları var, kendi okulları var. Kendi okullarında da genç kızlar hep açıklar. Öğretmenlerle yüz yüzeler, akşama kadar beraber ders yapıyorlar, sohbet ediyorlar. Doğru mu? Okullarda konuşmuyorlar mı? Yüz yüzeler.
ALTUĞ BERKER: Sürekli, tabii ki.
ADNAN OKTAR: Hanımlar, öğretmenlerin hepsinin başları açık. Bütün öğretmenlerin başı açık, kapalı hiç öğretmen yok. Öğrenci genç kızların tamamının başı açık, bakımlı hanımlar hepsi de, yani şimdi bu ortada. Yüzlerce okulda, binlerce okulda hanımlarla iç içe yaşadıklarına göre, sohbet edip konuştuklarına göre, öğretmenler öğrencilerle iç içe yaşadıklarına göre, benim burada üç tane hanımefendiyle, üç tane canım kardeşimle konuşmamdan bu kadar mutazarrır olmalarını anlamakta güçlük çekiyorum.
SUNUCU 3: Sırf başı açık diye mi?
ADNAN OKTAR: Sırf başı açık diye.
SUNUCU 3: Pardon benim bildiğim Kuran’ı Kerim’de “örtününüz” diye bir ayet var. O “örtününüz,” başınızı örtünüz anlamında değil, yani “giyininiz” anlamında mı?
ADNAN OKTAR: Şimdi iki türlü anlayan kardeşlerimiz var. Mesela diyorlar ki bir kısmı; “Kuran’daki humur başörtüsü anlamında değildir” diyorlar. “Yani herhangi bir örtüdür, göğüs üzerine, göğsü kapatma anlamındadır” diyorlar. Öyle bakan kardeşlerim, ben onlara saygı duyuyorum. Bir kısmı diyor ki; “başörtüsüdür, hem göğüsün hem başın örtülmesi ama herhangi bir örtü, yani bir başörtüsü olabilir, bir türban da olabilir, herhangi bir şekilde örtmesi. Hatta zorda kalırsa peruk bile olur” diyor. Mesela bir kısmı böyle diyor. Ama genellikle herhangi bir başörtüsü yeterli. Bir kısmı da diyor ki; “başörtüsü hiçbir şekilde olmaz aynı açık hükmündedir, çarşaf olması gerekir” diyor, “siyah çarşaf olması gerekir” diyor. Ben ona da saygı duyuyorum, yani hürmetle karşılıyorum, değer veriyorum. Bir kısmı da diyor ki; “çarşaf olsa dahi yüzü açık olamaz, yüzünün tek gözüyle bakabilir” diyorlar, “bir tek gözüyle bakabilir” diyor. Ben ona da saygı duyuyorum. O inanca da saygı duyuyorum. Bir kısmı da diyor ki; “bir gözüyle de baksa yine fitnedir, gözüyle de bakamaz. Peçe olması gerekir” diyor. Ben ona da saygı duyuyorum. Dolayısıyla onlar benim hepsi canım ciğerim kardeşim. Hepsine hürmet duyuyorum ben bu inançtaki insanların.
SUNUCU 3: Ama çarşaf olarak bir ayet yok, değil mi?
ADNAN OKTAR: Yorum yani, o şekilde yorumlayabilir.
SUNUCU 3: O kendine göre öyle yorumluyor.
ADNAN OKTAR: Yorumlayabilir, yorumlamadan dolayı ben onu kınamam. Hatta iftihar ederim. Yani ne güzel, hatta çarşaf çok yakışıyor kadınlara, ben görüyorum, bayağı beğeniyorum, hakikaten yemin ederim, beğeniyorum. Çok güzel görünüyor. Allah adına yemin ediyorum yani, samimi olarak söylüyorum, çok beğeniyorum. Süper yakışıyor kadına, acayip güzel oluyor. Başörtüsü de yakışıyor. Ama açık, sizi de ben çok güzel buluyorum. Yani bu da çok hoş, bu da güzel ve hepsini yüzde yüz eşit görüyorum. Yani yüzde yüz, yüzde yüz, yüzde yüz. Peçeliyse, ona da çok saygı duyarım, yani derin hürmet duyarım, o da çok güzel. Hepsine sevgi duyarım. Dolayısıyla hepsini biz canımız ciğerimiz, kardeşimiz olarak bağrımıza basmamız lazım. Bu üslubu Allah aşkına terk etsinler. Ben o ağabeyi çok seviyorum, tabii zaten bir araya getirmek sorun Nur talebesi ağabeyleri, şimdi oturup bir de orada tartışma ortamı yapmak istemem. Gerçekleri orada söylesem mahcup olacak, onun için söylemedim. Ama bu bir gerçek, yani yüzlerce okulunuz var. Her okulunuzda bütün genç kızların ve öğretmenlerin de başları açık. Öğretmenlerle iç içe yaşıyorlar, gözlerinin içine baka baka öğretmenle ders yapıyor. Sohbet ediyorlar, gayet normal de bu ayrıca, güzel de, bir şey de yok. Bir şey demiyorum. Ama bana gelince niye böyle oluyor, ben bunu anlayamıyorum. Hayır, sazlı sözlü toplantı yapıyorlar, kadınlar şarkı söylüyor, dans ediyorlar.
SUNUCU 3: Biz onu da yapmıyoruz.
ADNAN OKTAR: Biz onu da yapmıyoruz. Etmeyin, çatmayın.
ALTUĞ BERKER: Peygamber Efendimiz (s.a.v)’den örnek verdiniz hocam. “Ukas panayırında herkese tebliğ yapıyordu” dediniz. Açıkladınız da, inşaAllah. “Bu tamamen vicdani, akli bir bilgidir. Akılsız bir adamı kimle görüştürürsen o gider belanın içine girer, onun için fark etmez. Müslüman Allah korkusu ve Allah sevgisiyle hareket ediyor. Aklı başında insanın kadınlarla bağlantısı ayrıdır, akılsız olanın ayrıdır. Akılsız olan herkese tehlikedir. Sadece kadın için değil, her türlü melaneti işler. Biz akıllı olanlara hitap ediyoruz” dediniz.
ADNAN OKTAR: İmanlı, akıllı olduktan sonra insan tamamdır. Yani ne yapacağını, ne edeceğini bilir; nerede, nasıl hareket edeceğini bilir ama vahşi sığır gibiyse adam, zaten sığır niçin ahıra konuyor hayvan, üstü kilitleniyor? Hayvan olduğu için, hayvan gibi adamı da zaten hakikaten kontrol altına almak lazım. O doğru yani. Ama biz insan olduğunda insan aklıyla hareket eden bir varlık, biz ona güveniriz. Dolayısıyla, yani böyle hayvanlara uygulanan yöntemleri onlara uygulamaya gerek yoktur. Müslümanların tamamı da aklı başında insanlar olduklarına göre, medeni insanlar olduklarına göre biz onların hepsini çok seviyoruz ve hepsine güveniyoruz. Hangi düşüncede, hangi şeyde olursa olsun. Ama psikopat, saldırgansa; terörist, anarşist kafadaysa, kan dökmek istiyorsa, rezillik yapmak istiyorsa onun yeri tabii ahır gibi bir yerdir. Başka türlü olmaz, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: “Şefkat gözüyle bakmak gerekir” dediniz hocam bu konuda, inşaAllah. “İnsanlara şefkat gözüyle bakmadıkları için pek çok kişiyi küfrün eline itiyorlar. "Siz gidin, küfür size anlatsın. Onlar sizinle konuşsun, Allah’sızlara gidin, onlar size sahip çıksın" diyorlar. Ben insanları ne deccalin yuvasına onları iterim, ne şeytanın ovasına iterim. Ne de küfrün sistemine onları iterim. Bütün gücümle onlara sahip çıkarım. Ben sahip çıkmazsam kim sahip çıkacak? Genç delikanlıları da, genç kızları da küfrün kucağına iten bir politikaları var” dediniz Hocam.
ADNAN OKTAR: Kardeşim, şimdi bak, başı açıklardan nefret ediyor adamlar. Bu bir kere fitnedir bu. “Fitne katilden beter” diyor. Başı açıklardan nefret ediyor. Peki, başı kapalılar? Bakın şaşırtıcı, belgeleriyle size göstereyim, yazılarıyla göstereyim. Başı kapalı, türbanlı hanımlar, onlardan akıl almaz nefret ediyorlar. Yani “tam bir fasık ve günahkar” diyorlar. Başını kapatmış işte istiyorsun, onu da yapmış. “O da olmuyor” diyor. Çarşafa giriyor, “yüzü açık” diyor. “Yine fitneci bu” diyor. Sen ne istiyorsun? Aklını başına al, ne konuştuğundan haberi yok ki. Onun için bunları böyle bu şekilde değerlendirmek değil de; bütün insanları, bütün Müslüman kardeşlerimizi, açık olsun, kapalı olsun, hepsini şefkatle, sevgiyle bağrımıza basıyoruz. Hepsi çok değerli, hepsi yüzde yüz birinci sınıf Müslüman’dır, tertemiz insanlardır. Bu şekildedir, inşaAllah.
Azerbaycan’dan çok fazla yazı geliyor, maşaAllah. “Selamun Aleyküm.” Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Muhammed Adnan Hocam, mübarek sohbetlerinizle deccaliyete, küfri akımlara son noktayı koyan hocam” diyor. İnşaAllah öyle oluyor. “Mübarek nazarlar ile kalbimize Allah’ın izni ile şifa olan, nur olan hocam. Anlatın bize ki, vücut alemimize giren virüsler temizlensin. İmanımız taşsın, aşkımız deli aşk olsun, İttihad-ı İslam’a koşalım, Mehdiyet’e koşalım. Değerli hocam bazen öyle oluyor ki kafamızdaki soruyu daha sormadan cevap veriyorsunuz. O yüzden çoğu zaman soru sormaya gerek kalmıyor, maşaAllah. İzin verirseniz sizin vesilenizle şu an Avrupa’da seferde olan sultanımız Şeyh Ahmed Yasin Efendimize de Türkiye’den selam ve hürmetlerimizi iletiriz.” Şeyh Ahmed Yasin Hocamız, bakın bütün samimiyetimle, kalbimle söylüyorum, bütün talebelerine yönelik de söylüyorum ve diğer talebesi olmayan ve talebesi olmak isteyen kişilere de söylüyorum; tam anlamıyla güvenebilecekleri, çok samimi, değerli bir Müslüman. Muhteşem bir insan. Enaniyetini kırmış, benliğini kırmış. Allah’a teslim olmuş, candan, çok vefalı, güzel huylu, çok munis bir insan. Gönül huzuruyla hocamıza yakın olsunlar, onu çok sevsinler, desteklesinler hocamızı. Çok mübarek bir insan. Şeyh Nazım Kıbrısi Hocamızı da çok sevdiğim için, o gül ağacının bir dalı o, inşaAllah. Şeyh Nazım Hocamızın bir dalı, inşaAllah. “Sevgili hocam, size alışanlardan değil, her sohbetinizde daima coşanlardan, heyecanı her daim artanlardan olalım, inşaAllah. Mübarek ellerinizden öperim canım hocam” diyor. Hanım kardeşimizin ismini vermeyelim, inşaAllah. Çünkü tanınan bir isim.
SUNUCU: ‘Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri’ programımıza 00.30’dan itibaren Mavi Karadeniz Radyo, Kaçkar Tv, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Kütahya Destan Tv ve HarunYahya.Tv sitemizden devam edeceğiz.
ADNAN OKTAR: Evet Kuran’dan bir ayet okuyayım. Ya Allah, Bismillah. Şeytandan Allah’a sığınıyorum. Şuara Suresi; “Ancak iman edenler, salih amellerde bulunanlar,” yani samimi davrananlar, “ve Allah’ı çokça zikredenler ile zulme uğratıldıktan sonra,” yani hapsedilip, ezilip, hakarete uğratıldıktan sonra veyahut şehit edilenler olabilir içlerinde, “sonra zafer kazananlar başka. Zulmetmekte olanlar, nasıl bir inkılaba uğrayıp devrileceklerini pek yakında bileceklerdir.” Yani “deccaliyet yıkılacak, yerine Mehdiyet gelecek” diyor Cenab-ı Allah. Allah’ın vaadi. 227. ayet, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Yarım saat sonra Kaçkar TV’deyiz, inşaAllah.
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Allah'ın Güzelliklerinden Bir Demet
Devamı ...Evrimcilerin İtirafları
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...Makaleler
Devamı ...