SUNUCU:İyi geceler sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. ‘Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri’ programımıza Mavi Karadeniz Radyo, Aksu Tv, Gaziantep Olay Tv, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Kütahya Destan Tv ve www.HarunYahya.Tvsitemizden devam ediyoruz Hocam.
ADNAN OKTAR:“Hocam Selamun Aleykum.” Mehmet Akgün. Mehmet Akgün, Türkiye’de karış toprak kimseye verdirtmeyiz, gönlün rahat olsun. Sadece Türk İslam Birliği olacak 10 yıl sonra zaten görürsünüz. Ben de buradayım, siz de buradasınız. 10 yıl 10 gün gibi geçer, acele etmezlerse görürler inşaAllah. Tabi acele de edebilirler.
Kadir yazmış diyor ki: “Hocam, programınızı beğeni ile izliyorum.” Bir çocuğu dinsizmiş herhalde. “Bir türlü yola getiremedim lütfen bana yardımcı olur musunuz? Hayırlı akşamlar. Güzel programlar dilerim” diyor. Hz. Nuh (a.s.) Peygamber, oğlu dinsiz. Dinlemiyor babasını. ‘Oğlum gel gemiye’ diyor. ‘Yok beni dağ kurtarır’ diyor. ‘Ve sular onu kaplayıverdi’ diyor. Onun için dindar bir babanın oğlu illaki dindar olacak diye bir şey yok. Dinsiz olabilir gayet normal, imtihan ortamındayız. Mesela karısı Hz. Lut (a.s.)’ın, Hz. Nuh (a.s.)’ın da hanımı.
OKTAR BABUNA:Hz. İbrahim (a.s.)’in babası.
ADNAN OKTAR:Hz. İbrahim (a.s.)’in babası dinsizdi. Olabilir onda şaşacak bir şey yok. İmtihan ortamında olduğumuza göre, insanın akrabaları dinsiz olabilir, babası dinsiz olabilir, kardeşi dinsiz olabilir, makul inşaAllah. Oktar Hocam seni dinliyoruz.
OKTAR BABUNA:Bu internet kültürü ile ilgili bir açıklamanız olmuştu inşaAllah. “İnternet kültürünün bazıları üzerinde bozucu etkisi oluyor. Bunlar internetin haşa Kuran’ı aşan, hatta haşa Allah’ı aşan bir şey olduğunu düşünüyorlar. İnterneti de yaratan, bilgisayarı da yaratan Allah’tır. Hepsini Allah beyninin içinde yaratıyor haberi bile yok. Beyninin içindeki tuşlara basıyor haberi yok. Beyninin içindeki ekrana seyrediyor haberi bile yok. Dışarıda ekran var ama dışarıdaki ekran saydam karanlık. Allah beyninde ışıklı ve mükemmel olarak gösteriyor” demiştiniz Hocam inşaAllah, maşaAllah. İmam-ı Rabbani Hazretleri de; “Hz. Mehdi (a.s.)’ın, iman hakikatlerini anlatacağını” söylemişti. Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. Okuyayım mı?
ADNAN OKTAR:Oku evet.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah. Bediüzzaman ‘Şualar’ da İmam-ı Rabbani Hazretlerinin şöyle dediğini nakleder: “Mütekelliminden ve ilmi kelam ulemasından (kelam alimlerinden birisi gelecek), “bütün Hakaik-i imaniye (iman hakikatleri ) ve İslamiyeyi (İslam hakikatlerini), delail-i akliye” akli deliller ile “kemal-i vuzuh ile (en açık şekilde) ispat edecek” diyor. MaşaAllah Hocam, ‘Şualar’ sayfa 264’te.
ADNAN OKTAR:“Değerli Muhammed Adnan Hocam, sizi çok seviyorum, sizin ilminize hayranım. Allah size uzun ömür versin. Sizden bir ricam vardır. Dört yıldır panikatak hastasıyım kurtulamıyorum. Birkaç yıldır kızımda da rahatsızlıklar olmaya başladı. Lise üçe gidiyor, sınavlara girer.” Panikatağa karşı, Allah’a teslim olmak panikatağın çözümdür. Allah’a tam teslim olduğunda panikatak senden korkar o zaman. Hiç muhatap olmadığında, kaale almadığında olur biter. Ciddiye almayacaksınız, öyle bir şeye var diye de inanmayacaksınız. Uykunuza da dikkat edeceksiniz, yemeklerinize dikkat edeceksiniz, imanı kuvvetli insanlarla konuşacaksınız. İmanı zayıf, hasta adamlarla konuşmasın öyle kişiler. Coşkulu, imanı güçlü, ruhen güçlü, akıl olarak güçlü insanlarla konuşmak kalpte ferahlık meydana getirir, samimi insanlarla. Panikatağı tetikleyecek adamlarla konuşursa o ona bir vesvese veriyor, o yüzden tedirgin oluyorlar, ondan kaçınacaklar. B vitamini alsınlar. B vitamini eksikliği, özellikle uykularına dikkat etmek, ibadetlerini aksatmasınlar, Allah’a tam teslim olsunlar inşaAllah. Günde en az 8 saat uyusunlar panikatak rahatsızlığı olan arkadaşlar, inşaAllah. Ve imanı güçlü kişilerle görüşecekler bu çok önemli. Samimi, takva insanlarla görüşecekler, hiçbir şeyleri kalmaz. Birde panikatak sizden korksun, ona çok önem vereceksiniz inşaAllah.
“Selamun Aleykum Muhammed Adnan Hocam.” Aleykum selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Almanya’dan 17 yaşında bir gencim bir Nur Cemaatinde bulunuyorum. Mehdiyet’ten bahsettim susturdular, Hz. İsa (a.s.)’dan bahsettim susturdular, İttihad-ı İslam’dan bahsettim susturdular ve benim üzerime geldiler” diyor, “ne yapmamı tavsiye edersiniz?” diyor. Ezberle, Risale-i Nur’dan bizim anlattıklarımızı gürül gürül hıfzını al. İllaki o arkadaşlara anlatacaksın diye bir şey yok ki. Git, o arkadaşları tanıyan arkadaşlarına anlatırsın. Onları, çevresindeki kişilere anlatırsın. Dolayısıyla bir abluka meydana gelmiş olur. Kültürel abluka, sevgi ablukasına al, bilgi ablukasına al, ondan sonra onlar yalnız kalırlar, yalnız kalınca bırakacaktır kendisini. Ama şu ana kadar bunlara kimse bir şey dememiş. El kıran baş kesen olmuşlar, olmaz. Bunları yıldırmışlar “dershanede konuşturmam, şurada sustururum, burada bu konu açtırmam, şahs-ı manevi’dir” ve yağcılık yaparak, çünkü Bediüzzaman’dan sonra Hz. Mehdi (a.s.) gelecek diyen takva adam olarak kabul edilmemiş bir kısım çevrelerde. Hz. İsa (a.s.) gelecek diyen insanlar takva kabul edilmemiş. Takva nasıl kabul edilmiş? Hz. İsa (a.s.) geldi, öldü, Hz. Mehdi (a.s.)’da geldi vazifesini yaptı, o da öldü diyen insanlar takva kabul edilmiş. Öbürleri sapkın görülmüş. Dolayısıyla yıldırmaya ve baskıya dayalı bir topluluk yetişmiş. O toplulukta kalabilmek için adam inanmadığı bir şeyi inanıyor gibi görünmüş. Yani şahs-ı manevi’ye inanmış veyahut hakikaten inanmış ve konu örtbas edilmiş. Adam şimdi bunu anlatsa cemaatinden atılıyor. Bir başka cemaatte anlatsa yine başka cemaatlerin baskısı altına giriyor. Mehdiyet mayınlı bir arazi gibi görünmüş. Kimse ağzını açamamış. Hz. İsa (a.s.)’a kimse bir şey diyememiş. Bu çevrelerde, küçük bir çevre ama olmuş bu. Ufak yüzde bir de olsa önemli. Ama şimdi biz çıktık, televizyon, radyo, internet. Mesela şuan 35 milyon kişinin üstünde bizi seyreden. Adam ne yapsın artık bitmiş iş. Bununla bırakacak mıyım? Yok. Benim kafamı taktığım şeye nasıl kafamı taktığımı herkes bilir. Bırakmayacağız geceli gündüzlü anlatacağız. Kaç yıl olursa. Ezberlettireceğim beyinleri böyle pişinceye kadar bu konuyu anlatacağız. Su gibi ezberleteceğim, su. Kitaplar basacağım, radyo kanalı açacağız gerekirse, televizyon kanalları açacağız, yoksa televizyon kanallarını kullanacağız, kitaplar basacağım. Ve bunların bu sahtekarlığına müsaade etmeyeceğim. Hayır, yalan söylemese yine bir derece. Hayır sen hazır yazıyı değiştiriyorsun. Yani 100 yıl sözünü 300’e çıkarıyorsun. Hz. Mehdi (a.s.) ve şakirtlerini siliyorsun. Konuşturulmasını yasaklıyorsun, konuşanı uzaklaştırıyorsun. Ve gözümüzün içine baka baka sahtekarca, üç kağıtçı teviller yaparak konuyu örtbas etmeye çalışıyorsun. Şimdi bu bir anda olmaz tabi. Biz ısrarlı devam edeceğiz. El mi yaman bey mi yaman göreceğiz. Dürüstçe Risale-i Nur’dan direkt okuyarak Risale-i Nur’u anlatmaya ben bunları alıştıracağım. Bak, Risale-i Nur’dan oku, duyalım, istediğin gibi şerh et ona bir şey demiyorum. Yani tevil de etse ben ona bir şey demem. Ama okuyacaksın, Risale-i Nur’dan okuyacaksın. Önce biz bunu bir duyacağız veyahut göstereceksin. Bak Risale-i Nur’da, Hz. Mehdi (a.s.) ve şakirtleri dersen, arkasından istiyorsan tevil et. Deli zırvası gibi konuş kimse seni takmaz zaten. Ama Risale-i Nur’dan okumadan, ezberden okursan kandırmış olursun. Sahtekarlık yapmış, yalancı olmuş olursun. Buna müsaade etmeyiz. Sayıları azmış, fark etmez. On kişi de olsa bizim için çok önemli.
“Muhammed Adnan Hocam Selamun Aleykum.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi. “Evvela sohbet programlarınızı çok beğeniyorum ve devam etmesini temenni ediyorum. Uzun zamandır Yecüc ve Mecüc ile ilgili araştırma yapmaktayım. Londra ve Melbourne kentinde gok Yecüc, magok Mecüc heykelleri olduğunu, baba George Bush’un kendisine gok Yecüc sıfatını aldığını öğrenmiş bulunmaktayım. Melbourne Avustralya’daki heykelleri bizzat kendi gözlerimle gördüm. Yaptığım araştırmada Yecüc ve Mecüc Hazar İmparatorluğu döneminde Hz. Zülkarneyn (a.s.)’ın kurmuş olduğu seddi yıkarak dünyaya yayılmış olmasıydı. Deccal’in ilk önce İngiltere’de türemesi ile sonra ABD’ye geçtiğini öğrendim. Ve buradan deccal’in düzenini, dünyaya yaymaya zorladığı görülmektedir. Size iletmek istediğim bu bilgilerin ne kadar doğru olduğudur.” Hakkı, birçok şeyi biz senden öğrendik işin doğrusu. Yecüc- Mecüc her türlü anarşi, terördür aslında işin doğrusu. Yani kan dökücü her türlü eylem. Deccaliyet’in kan dökme eylemi, saldırganlığı, bizzat kan döken deccal’in adamlarına Yecüc ve Mecüc denir. Yani deccal’in katillerine denir Yecüc ve Mecüc diye. Ama 1. Dünya Harbinde ve 2. Dünya Harbinde dağlardan, tepelerden akın etmişlerdir. Bir milyara yakın insanı katletmişlerdir. Bu Yecüc ve Mecüc’ün büyük bir hurucudur inşaAllah.
“Adnan Hocam, Allah sizden ve Berker Hocam’dan razı olsun. Ben tam bir materyalisttim, her akşam dua ediyorum, kendimi buldum. Yüce Rabbim sizleri başımızdan eksik etmesin. Bir sorunum var. Çevremdeki insanlar bana pek inanmıyorlar” diyor, bu beni çok rahatsız ediyor. “Hocam, mümin hayatı çileli olurmuş doğru mudur? Sizi dinleyerek uykuya dalıyorum, dinlemediğim zaman bir eksiklik duyuyorum. Selamun Aleykum. Allah yar ve yardımcınız olsun. Mert.” Mert, şimdi ben anlatsam herkes doğru söylüyorsun ne güzel dese, dışarıya çıksam alkışlasalar, mesela TRT de Darwinizmi, materyalizmi yok edecek çalışma yapsa, ŞEŞ Tv de Darwinizm’i yok edecek çalışma yapsa, her dediğimizi yerine getirseler, ben Mehdi talebesi olabilir miyim? Olamam. Direnecekler. Ben de eze eze sevgiyle, bilimle ve akılla kabul ettireceğim. Ve sürekli direnecekler, sana da direnecekler, o zaman sevap alırsın. Direnmediklerinde sevap alamazsın. Olur mu? Mesela Nur talebelerinin hepsi toplu birden eğer “şahs-ı manevi yoktur, şahıs vardır, Hz. Mehdi (a.s.)’ın talebeleri vardır, Hz. Mehdi (a.s.) İstanbul’dan çıkacak, 1400’de çıkacak, Bediüzzaman bunu açıkça söylemiştir, bunun ikinci bir ihtimali yoktur” deseler, biz Hz. Mehdi (a.s.)’ın talebesi olamayız değil mi? Direnecek adam, üçkağıtçılık yapacak, karaktersizlik yapacak, itlik yapacak, sen onun it kafasını ilimle, bilimle, akılla, sevgiyle düzelteceksin, inşaAllah.
“Selamun Aleykum Muhammed Adnan Hocam. Ben Avusturya’dan Leyla Erbudak.” MaşaAllah Avusturya çaka çaka dolu kardeşlerle. “Eğer beynimizdeyse görüntü, dünya karanlık ise doğrusunuz, inanıyorum. Gündüz lambaya ihtiyaç yok ama gece neden var? Zaten her yer karanlık. Anlatırsanız sevinirim. Hocam kabir azabı var mı? Ben var diye inanıyorum.” Her yer karanlık çünkü karanlık olmasının nedeni gece dalga gelmiyor beynimize. Yani ışık dalgaları gelmiyor. Işık dalgası gelmediği için ışığı göremiyoruz. Sadece karanlığı görebiliyoruz. Ama hafif bir dalga geldiği için gecenin aydınlığını görebiliyoruz. Dalganın düşmesinden kaynaklanıyor, dalganın azalması. Gündüz Güneş’in beynimizde yaratılmasının nedeni; Güneş’in bize engelsiz olarak dalgalarını göndermesinden kaynaklanıyor. Yani engelsiz. Ama akşam olduğunda, Güneş kaldırıldığı için dalga veremiyor Güneş. Güneşin dalgası kesildiği için. Sadece ışık dalgaları hafif ışık dalgaları, diğer ışık dalgaları. Mesela Ay’dan gelen, yansıyan ışık dalgaları oluyor. Ama dalga olarak geliyor, ışık olarak değil. Biz o dalgayı beynimizde ışık olarak görüyoruz, konu bu. Dışarıda Güneş vardır ama simsiyah, dalga yayan bir cisim olarak vardır. Şimdi seni dinliyoruz.
OKTAR BABUNA:Bediüzzaman Said Nursi’nin, ‘Tarihçe-i Hayat’ kitabının resimleri geldi 1958 baskısı. Önce kapağı, 1958 baskısı ‘Tarihçe-i Hayatı Eserleri Meslek ve Meşrebi’ kitabı Said Nursi Hazretlerinin. Sayfa 215’te: “ve bir asır sonra gelecek o zat dahi bu zamanda gelseydi” inşaAllah. Ayrıca Hocam 219. sayfada: “Ta Ahir zaman’da hayatın geniş dairesinin asıl sahipleri yani Mehdi (a.s.) ve şakirtleri, Cenab-ı Hakk’ın izniyle gelir o daireyi genişlettirir ve o tohumlar sümbüllenir. Bizlerde kabrimizde seyredip, Allah’a şükrederiz” diyor Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bak çok manidar. “Ta ahir zamanda hayatın geniş dairesinin asıl sahipleri.” Yani zamanın asıl sahipleri. Bu baskılarda da “hayatın geniş dairesinde” diyor. Halbuki asıl orijinali: “geniş dairesinin asıl sahipleri yani Mehdi ve şakirtleri Cenab-ı Hakk’ın izniyle gelir”. Kitabın orijinalliğini ve basım tarihini bir daha söyle.
OKTAR BABUNA:1958.
ADNAN OKTAR:1958 baskısı. Kitabı bastıran kim?
OKTAR BABUNA: Doğuş Ltd. Şirketi Matbaası Ankara-1958’.
ADNAN OKTAR:1958.
VTR- Bediüzzaman’ın Risale-i Nur Külliyatındaki Mehdi ile ilgili sözlerinin orijinal yazma hali ve notunu gösteren video
ADNAN OKTAR:Tahsin Tora ve Said Özdemir Ağabey’in bastırdıklarına dair olan kısmı, sayfayı da bize gönderirlerse onu da yayınlarız.
“Esselamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuhu” ve aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Ben Diyarbakır’dan Yusuf. Seyyid Muhammed Adnan Hocam, Allah için sizleri çok seviyorum. Sizleri her dinlediğimde içimi bir coşku kaplıyor. Zaten anlattığınız cevheri, bilgileri içimde tutamayıp inşaAllah akrabalarımdan, iş çevrelerimden başlayarak anlatıyorum. Ehl-i Tarik olan ağabeylerime, Mehdiyet’in şu an mücadele verdiğini anlattığımda çok donuk ve acayip baktıklarına şahit oldum. Artık şaşırmıyorum çünkü Hz. Mehdi (a.s.)’ın asıl hizmet zamanının geldiğini de daha çok anlıyorum. Ehl-i Tarik bu kadar duyarsız olmamalı diye düşünüyorum. Mübarek Hocam içimdeki Mehdiyet aşkının büyümesi için dua istiyorum, inşaAllah. Rabbimin nakşına mazhar olan gönüller Mehdiyet’in aşkıyla yanıyor” diyor. Hüsn-ü zanlarını, sevgilerini belirtmiş. “Donuk ve acayip baktıklarına şahit oldum” diyor bak Mehdiyet anlatıldığında. Niye? Çünkü deccalin büyüsü altındalar. Deccal bütün dünyaya büyü yaptı. “Bütün dünyaya teshir eden deccal” diyor Bediüzzaman, “Bütün dünyaya teshir eden”. “Sihir ve manyetizma ve ispritizma neviinden” diyor. “Müthiş harikalara mazhar olan deccal ise” diyor. “Ve bütün insanlığı büyüleyecek” diyor Bediüzzaman. O büyünün etkisi ile donuk ve anlamsız bakıyorlar. Büyünün etkisi ile böyle yalan söylüyorlar. Büyünün etkisi ile olmadık rezillikler yapıyorlar kökeni bu. Biz de o büyüyü bozacağız Allah’ın izniyle ve bozuyoruz. Çok tekrar büyüyü bozar. Israrlı anlatımlar büyünün etkisini kaldırır. Sürekli dikkatlerini açmaları için uğraşmak gerekiyor. Dikkatlerini teksif etmek için uğraşmak gerekiyor. O zaman kafalarındaki o büyü gider. Bir anlatma ile gitmez büyü. Çünkü büyüyü yapanlar zaten bir tekrarla büyü yapmıyor. Mesela en az bin tekrarla yapıyor büyüyü. Biz de en az on tekrarla o büyüyü bozmamız lazım. Bin tekrara karşı en az on tekrar olması lazım. O şekilde büyü gider. İnşaAllah.
Bir hanım kardeşimiz uzun bir şiir yazmış, bayağı güzel. Bunları biriktiriyoruz. “Can Muhammed Adnan Hocam” diyor. “Bir kısım insanlar geçim derdindeler, bir kısmı çoluk çocuk ile uğraşıyor. Hz. Mehdi (a.s.) geldi mi gelmedi mi alametler birçok kişiyi ilgilendirmiyor. Bu bir Ahir zaman alameti” diyor, doğru. Onu zaten hadislerde Peygamber Efendimiz (s.a.v.) belirtmiş. “Cehd etmekten, İttihad-ı İslam’dan Ahir zamanda bahsetmeyecekler, bahsettirmeyecekler” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.). “Hocaların boğazından aşağıya Kuran gitmeyecek” diyor. Biz de bunları görüyoruz. Şimdi bizim zorlu bir mücadele yaptığımızı insanların görmesi gerekiyor. Yani kolay bir mücadele yaptığımıza inanırlarsa bizim Hz. Mehdi (a.s.) talebesi olduğumuza da inanmazlar. Çünkü bir elimiz yağda bir elimiz balda olursa olmaz. Bize iftira olacak, hakaret olacak, baskı olacak, saldıracaklar, inanmayacaklar, deccaliyet insanları büyüleyecek, onların büyülerini çözmeye çalışacağız. Yoğun bir hareketlilik olacak. Gecemiz gündüzümüz devam edecek ama bu 2012’lerden sonra, 2013, 2014’ten sonra gittikçe azalacak, biz de fazla emek vermeyeceğiz ondan sonra dikkat ederseniz, göreceksiniz. Daha kolay netice almaya başlayacağız. 2017’lerde falan zaten tam pişmiş olacak, inşaAllah.
Biz seyyidlerimizi dinleyelim biraz, Seyyid Salih Özcan Hocamız’ı dinleyelim, Hz. Mehdi (a.s.)’ın “şahs-ı manevi değil, şahıs olduğuna” dair. Bu şahs-ı manevicilerin kafasına tokmağı sürekli indireceğiz böyle, inşaAllah.
VTR – Seyyid Salih Özcan’ın Hz. Mehdi (a.s.)’ın şahıs olduğuna dair açıklamaları yayınlanıyor.
ADNAN OKTAR:Anlat Oktar Hocam. Kitabı basanlar kimlermiş?
OKTAR BABUNA:Doktor Tahsin Tola ve Said Özdemir Ağabeyimiz inşaAllah, Ankara gezici vaizi, neşredenler.
ADNAN OKTAR:Kitabın orijinalinde, kapağın iç kısmında yazanlar; Said Özdemir neşredenler ve Ankara gezici vaizi Tahsin Tola Ağabey. Demek ki, o devirlerde, ağabeyler faaliyete başlamışlar, bu devirde daha hala devam ediyorlar maşaAllah. İnşaAllah. Ve kitaplarda değişiklik yapmak mümkün mü artık? Değil, orijinalleri elimizde çünkü. İnşaAllah.
Eren kardeşimiz, çok uzun iltifatlar yapmış, bir sorusu var ama çok uzun bir soru, onu bugün değil de yarın okuyalım, yarın anlatalım.
OKTAR BABUNA:Evsizlere otel yapılmasıyla ilgili bir haber vardı Hocam inşaAllah. Sizin özellikle üzerinde durduğunuz bir konu olarak maşaAllah Hocam. Haberde şöyle diyor: “Ankara’da evsizlere otel” “Ankara Valiliği evsizleri bir otele yerleştirdi.” Siz Hocam, Tempo Tv 3 Aralık 2008`de diyorsunuz ki; “Kuran’da onlara “mustazaf” denir, yani fakir insanlar, acz içinde olan, tabiî ki Müslüman’ın hedefidir bu, Allah onu hedef göstermiştir. Yani fakirleri kurtarmak, onları rahatlatmak, onlara mal mülk sağlamak, imkan sağlamak, ekonomik seviyelerini yükseltmek, Müslüman için bir farzdır. El Cezire televizyonunda da 13 Aralık 2008’de Hocam, “fakirleri kollama ve onlara ferahlık ve rahatlık sunma, refah sunma son derece hayati bir konu ve bu çok kolay yapılabilecek bir şey, o zaman piyasa da canlanır, ortalık da canlanır, her şey olur” demiştiniz Hocam maşaAllah. Ankara’da evsizlere otel tahsis edilmiş Hocam maşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. İşte, Cenab-ı Allah demek ki dualarımızı kabul ediyor inşaAllah, Allah onu gösteriyor. Çünkü biz dua mahiyetinde söylüyoruz.
Yine bir kardeşimiz “Hocam” diyor , “neden” diyor “bayanlarla karşılıklı konuşuyorsunuz?” diyor. Allah’ım Yarabbim. Bu kardeşlerimiz TGRT’yi seyrediyorlar, yani bayıla bayıla TGRT’nin zaten kurucuları da, sahipleri mutaassıp insanlar dindar insanlardır yani Hüseyin Hilmi Işık Hocamız’ın talebeleridir, yani ehl-i sünnet konusunda çok titiz insanlardır. Onlar, çalgılı çengili, şarkılı, alemli olarak programlar yapıyorlar, bütün herkes seyrediyor. Bayanlar, dekolte giyen bayanlar da geliyor, konuşuyorlar, Enver Ören Ağabey’imiz şeyhtir mesela, Nakşibendi şeyhidir. Bayanlarla, açık bayanlarla falan sohbet ediyor, şen şakrak beraber yanında fasıl yapıyorlar dinliyor, eğleniyor, gülüşüyorlar. Kimse buna bir şey demiyor. TGRT yıllardır yayın yaptı ve yapmaya devam ediyor, ailece herkes karşısına geçip seyrediyor, bir şey demiyorlar. Fethullah Gülen Hocamız’ın manevi kontrolünde olan ve Fethullah Gülen Hocamız’ı sevenlerce kurulan Samanyolu TV de, bayanlar, beyler, şaka şengül eğlence, bir arada oluyorlar, hanımlar dekolteler giyiyorlar. Onları öle bayıla herkes seyrediyor, dinliyorlar, talebeleri de dinliyor, herkes dinliyor. Dindar aileler herkes seyrediyor, yanlış mı? Genç kızları çıkartıyorlar, dans ettiriyorlar, raks ettiriyorlar oynuyorlar, şarkılar söylüyorlar, fasıl, kapalı hanımlar alkışlıyorlar, beyler, sakallı beyler de gidiyor, toplantı yapıyorlar büyük salonda toplanıyorlar hatta gözyaşları içerisinde seyrediyorlar, iftihar ediyorlar yani, o, genç kızların şarkı söylemesini, dans yapmalarını, oynamalarını, iftiharla seyrediyorlar. Aileler de huşu içinde bir çok aile seyrediyor, biz gelince burada iki üç tane, kız arkadaşımızla, kardeşimizle, dinden, imandan, İslam’dan konuşmamız insanları niye rahatsız ediyor? Ben bunu anlamıyorum. Niye ben onları küfre iteyim? Niye dinsizliğe iteyim? Niye ateistlerin yanına doğru iteyim? Tabiî ki sahip çıkacağım. Başörtülü oluyor, başörtüyü de kabul etmiyorsunuz. “Hiç kapanmasa daha iyi” diyor başörtülülere, değil mi? Peki öyle mutaassıpsa madem okula niye kızını gönderiyorsun? Öğretmenlerle bakışarak, konuşarak, beraber konuşuyorlar, ders yapıyorlar. Tatile gönderiyorsun kızını, oğlunu. Herkesle iç içe değiller mi? Otobüse biniyorlar milletle iç içe, kucak kucağa beraber gidip geliyorlar. Orda bir sorun çıkmıyor. Okula liseye gönderiyorsun, öğretmenleriyle konuşuyor, iç içe oluyorlar, orda da görüşüp konuşuyorlar, orda da bir sorun yok. Kendi işyerinizde sekreterleriniz var, onlarla akşama kadar yakın oturuyor, onda da bir sorun çıkmıyor. Yine kendileri tatile gidiyorlar, oraya buraya gidiyorlar, her yerde beraberler, televizyon seyrediyorsunuz akşama kadar, herkes yine aynı şekilde. Neden buradaki programdan tedirgin oluyorsunuz? Ben bunu anlamıyorum. Hayır yapmasalar normalde, normalde en yoğun yapan tiplersiniz siz en yoğun. Hiç yapmayan bir adam olsa yani ona anlatırım, açıklarım, ama gece gündüz böyle yaşayan bir adam bana bunu sorduğunda, bunda bir samimiyetsizlik vardır.Tatilde, hanımlarla akşama kadar berabersiniz, komşularınız açık, dekolte giyen komşularınız var, onlar size geliyorlar, beraber kakara kikiri sohbet ediyorsunuz, eğleniyorsunuz. Televizyonlardaki programlara sevinçle kuruyemiş, fındık, fıstık alıp böyle ailece oturup seyrediyorsunuz. TGRT de olsun, Samanyolu Tv’de olsun, Mehtap Tv’de olsun. Peki bizim burada Allah`tan, dinden bahsetmemiz niye acayibine gidiyor? Liseye gönderdiğin kızın öğretmenleriyle iç içe oluyor, kursa gönderiyorsun öğretmenleriyle iç içe oluyorlar, yan yana oluyorlar, onların yüzüne bakarak konuşuyorlar, sohbet ediyorlar, ders veriyorlar. Sen kendin gönderiyorsun, elinle gönderiyorsun. Bakkala gönderiyorsun bakkalda senin yüzüne bakıyor kızının, konuşuyor, hanımını gönderiyorsun, markete gönderiyorsun, sokağa gönderiyorsun, sokakta herkes görüyor. Bizim burada görmemiz, konuşmamız niye acayip oluyor o zaman? Yani kardeşim, ben buradaki mantığı kavramaya çalışıyorum, anlayamıyorum. Hz. Süleyman (a.s.), Sebe Melikesi’yle niye görüştü o zaman? Sebebi ne? Hatta kadın ayaklarını açıyor, bacaklarını açıyor suya girmek için. Sırtını dönmediği belli orda Süleyman (a.s.)’ın. Hz. Musa (a.s.), o genç kızlarla niye görüşüyor? Bak diyor ki, “güçlü ve güvenilir biri” diyor, kızlar görmüşler oradaki hanımlar, güçlü olduğuna kanaat getirmişler, güvenilir olduğuna kanaat getirmişler, konuşmuşlar, yüz yüze bakmış. Ama çobanlara yaklaşmıyorlar. Yani it kopuk takımına yanaşmıyorlar. Zaten buradaki arkadaşlar böyle it kopuğa yanaşmazlar, insan olana yanaşırlar, Müslüman olana yanaşırlar. Güvenilir insana yanaşırlar. Doğru mu? Ne diyorsun Beril Hocam? Sen öyle cins hayvan gibi tiplere yanaşır mısın?
BERİL HANIM:Tabii ki yanaşmam.
ADNAN OKTAR:Sen yanaşır mısın?
SUNUCU:Hayır.
ADNAN OKTAR:Hayır, tamam o zaman. Demek ki kime, nereye gideceklerini biliyorlar. Onun için yani bu akıllar yanlış akıllar, yani mesela bunu yazan arkadaş bu dediklerimi yapmıyorsa, bana yazsın. Ben o zaman konuşacağım, desin ki, “ben hiçbir şekilde okula kız kardeşimi göndermiyorum diyorsa, annesini dışarı çıkartmıyorsa, eşini dışarıya çıkartmıyorsa, hiç kimseye güvenip okula göndermiyorsa, televizyondaki Samanyolu Tv’yi seyretmiyorsa, Mehtap Tv’yi seyretmiyorsa, TGRT’yi seyretmiyorsa, oradaki programları böyle zevkle seyretmiyorsa, kendisi sokakta bir hanım gördüğünde hiçbir şekilde muhatap olmuyorsa, iş yerindeki adamların hiç yüzüne bakmadan gelip gidiyorsa, hiçbir şekilde konuşmuyorsa, kendi çocukları da buna çok dikkat ediyorsa, o zaman bana yazsın. Yoksa bunların hepsini yapıyorsa, oturup bana akıl verirse bu olmaz.
Peygamberimiz (s.a.v.)’e Cenab-ı Allah ne diyor? “Güzellikleri ne kadar hoşuna gitse de “diyor “bundan sonra sana yeni eşler almak haram” diyor. Peygamberimiz (s.a.v.) bakmasa nerden anlasın güzelliğini? Perde arkasından anlaşılır mı bir insanın güzelliği? Bak, “güzellikleri ne kadar hoşuna gitse de” diyor ayette. “Sana bundan sonra yeni eşler almak haram” diyor, Cenab-ı Allah. Görüyor, beğeniyor, almak istiyor demek ki. Başörtülüyü de açık hükmünde gördüğünüze göre, hatta çarşaflı olunca da yüzünü tamamen örtmezse yine kabul etmediğinize göre ve normal, özel hayatında da böyle tiplerin neler yaptığını zaten son zamanlarda görüyorsunuz. Değil mi? Şimdi beni konuşturmayın. Burada samimi ve dürüst olacaksınız. Türkiye’deki hanımların yüzde yetmişinin, yüzde sekseninin başı açık. Tarlalarda hanımlarımız başlarını örtüyorlar ama gene de pratik olarak başı açık hükmünde. Ve onlar bizim canlarımız, onlar bizim kardeşlerimiz, biz onlara sahip çıkıyoruz. Siz onları dışlamak istiyorsunuz, siz onları fasık hükmünde görüyorsunuz, Cehennemin odunu olarak görüyorsunuz, Cehennemlik olarak görüyorsunuz. Değer vermiyorsunuz, onlara çok değer veriyorum ben, cehennemlik olarak görmüyorum onları, biz herkes cehenneme girebilirim cennete de girebilirim. Cennete gitmelerini umuyorum ve birinci sınıf Müslüman olarak görüyorum onları, takva, tertemiz insanlar olarak görüyorum, baş tacı ediyorum. Sizin gibi böyle aşağılayan gözlerle, kibirli, enaniyetli, üsten bakan gözlerle görmüyorum onları, şefkatle görüyorum. Bakış açım bu, sevgi ve saygı. Değer verme üstüne kurulu. Yani ben, sizler gibi münafıkane, sahtekarca yaklaşmıyorum. Yani orda ayrı, burada ayrı, şurada ayrı. Din, eğer inancın varsa inancını her yerde uygula, niye uygulamıyorsun orda? Televizyon seyrederken her türlü programı izliyorsun, sokakta herkesi görüyorsun. Eşin, çocuğun herkesle muhatap oluyor, oğlun gidiyor herkesle görüşüyor, konuşuyor. İnternetten her şeyle bağlantı kuruyorsunuz, ondan sonra bana akıl veriyorsunuz. Olmaz. Bunu yapmasan tamam. Mesela geçen gün de Nur talebesi ağabeyimiz var Fethullah Hocamız’ın talebelerinden. “Hocam” diyor niye genç kızlarla böyle konuşuyorsun.” Peki Abant toplantıları, öbür toplantılar, Avrupa’da yaptığınız toplantılar, iftarlarda kadın erkek falan hep birlikte yemek yemiyor musunuz? Dekolte hanımlar gelmiyor mu? Konuşuyorsunuz, şakalaşıyorsunuz, sohbet ediyorsunuz, kokteyl veriyorsunuz. Liseli genç kızları çıkarıyorsunuz şarkı söyletiyorsunuz, dans yaptırıyorsunuz, raks ediyorlar, alkışlıyorsunuz hep birlikte. Şirketlerinizde, Samanyolu’nda, her yerde açık hanımlar var, onlarla beraber çalışıyorsunuz, iş yerlerinde çalışıyorsunuz. Ticaret yaptığınız yerlerde hanımlar var, hepsi açık hemen hemen onlarla muhatap olup konuşuyorsunuz, görüşüyorsunuz. Çocuklarınız liselerde görüşüyor, konuşuyor, kızlarınız görüşüyor, konuşuyor. Açık olan kızlarınız veyahut kapalı da olsa milletle muhatap halindeler. Demek ki yapıyorsunuz. O zaman bana niye bu özel üslup oluyor ben bunu anlamıyorum. Neden dışlamamı istiyorsunuz? Neden aşağılamamı istiyorsunuz? Neden onları fasık olarak görüp, onları küfrün kucağına itmemizi istiyorsunuz? Ben bunu yapmam. 30 kere bana bunu söyletmenizin alemi yok. Dürüst olacaksınız. Bunu son ana kadar yapan adam oturup bana bunu anlatırsa ben bunu kabul etmem. Ama hiç yapmayan bir adam gelirse ben onunla konuşurum. Ama sonuna kadar yapıp da bunu bu şekilde konuşursa ki yani özel durumlar ayrı ben ona hiç girmiyorum. Kendi özel sekreterleriyle, onlarla hayatları da ayrı ben onlara hiç girmiyorum. Onun için dürüst yaklaşsınlar. Samimi olsunlar. Yani ben nezaketen usturuplu bir dil kullanıyorum inşaAllah. Ve bu yüzden genç kızlarımızı hep dinsizliğe doğru ittiler, imansızlığa doğru ittiler, küfrün kucağına doğru ittiler, dalalete doğru ittiler ve itmeye de devam ediyorlar. Ben buna müsaade etmeyeceğim. Hepsi benim canım. Hepsini bağrıma basacağım. Hepsini koruyup kollayacağım, hepsini iman hakikatlerini anlatacağım. Hepsine sevgi saygı göstereceğim, hürmet göstereceğim, kıllarına dokundurmayacağım, kimseye de laf ettirtmeyeceğim. Bu nedir böyle? Önüne gelene fasık önüne gelene bilmem ne, önü sonu yok ki kardeşim. Hayır başörtülüler, artık iş bitmiş, geriye adam kalmadı. Çarşaflı kaç tane çıkar Türkiye’de? Türkiye’nin artık yüz binde biri kadardır çarşaflı sayısı. Çünkü başörtülülere de, aynı başı açıktan hiç farkı yoktur diyor. Dekolteli hanımdan hiç farkı yoktur diyor. “Aynı hükümde o da fasık” diyor. “Onlar da cehennemin odunudurlar” diyor, “cehennemde cayır cayır yanacaklar” diyor.” Saçının bir tane teli görünse dışarıda, o da yanacak” diyor. Bu durumda ben seninle ne konuşayım? Ben onları fasık olarak görmüyorum seni fasık olarak görüyorum. Fitne çıkardığın için. Bu kadar insanı küfrün ve dalaletin içine doğru ittiğin için, tertemiz insanları o masum genç kızları, bu hanımları, küfrün kucağına doğru, dalaletin, deccalin kucağına doğru ittiğin için azılı fasıksın ve deccal’in ordusunda görev yapmış oluyorsun bir nevi, bundan haberin bile yok, farkında bile değilsin. Değil mi? Bu mantıkla o kadar çok insan telef oldu ki. O kadar çok insanı küfrün içine ittiler ki. Ve gittikçe de kendi kabuklarına çekiliyorlar bu olmaz. Bunu söyleyenlerin sayısı ne kadardır? Çok az olabilir, çok az, az ama tahribatı çok büyük. Bizim milletimiz bir bütündür. Kardeşim onunla da bırakmadılar Alevi düşmanlığı yaptılar. “Aleviler de fasık” dediler. “Onlar da kafir” dediler. O beladan zor bela kurtardırdık. Uğraşa uğraşa. Bektaşilere ayrı düşman oluyorlar, Caferilere ayrı düşman oluyorlar, Vehabi’ye ayrı düşman oluyorlar, başı açığa ayrı düşman oluyor, başı kapalıya ayrı düşman oluyor. “Hıristiyan, Yahudi zaten onları nefret edilecek varlıklar” olarak görüyorlar. “Onların hepsi zaten asılıp kesilmesi gerekir” diyor. Dışarıda adam kalmadı ki. Kendi cemaatinde kendi adamına düşmansın. “Sana güvenmiyorum” diyor zaten adam açıkça söylüyor, o da ona güvenmiyor. Kendi elinizle kendi kendinizi yok ediyorsunuz. Sistemi yok ediyorsunuz ve bu çok büyük bir fitnedir. “Fitne katilden beterdir” diyor Allah, ayette. Masum tertemiz kızları, genç kızları, kardeşlerimizi iptal ediyorlar. Ayı gibi homurdanıyor yanından geçerken, çamura basmış ayı gibi. Yani nefret dolu bakışlarla. Bunun meydana getireceği fitneyi siz düşünmüyor musunuz? Belki senden binlerce kat daha üstün. Kalbinde sevgi yok, merhamet yok, muhabbet yok. O kendi inancına göre öyle düşünüyor olabilir. Sen de kendi inancına göre öyle düşünürsün. Ben hepsine saygılıyım, inşaAllah. Onun için bu konuyu tabi zaman zaman tabi gündeme getirmekte fayda var ve anlatacağız inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Kanada’da Ay tutulması oluyormuş Hocam inşaAllah. 21 Aralık Salı gecesi saat tam 01:33’te başlayacak ama bir özelliği olarak şunu belirtmişler Hocam bir haberde; “456 yıl sonra aynı güne geliyormuş. Kuzey Amerika’daki 21 Aralık gündönümü, bu yıl Ay tutulmasıyla aynı zamana denk düşecek. Kanada kraliyet astronomi topluluğundan Gary Boyle tam ay tutulmasının, hava şartlarının uygun olması halinde Kanada’dan görülebileceğini” söylemiş. “Ottowa Carleton Üniversitesi astronomi uzmanlarından Robert Dick ise, gece bile olsa ay tutulmasının göze zarar vermeyecek şekilde görüleceğini”, NASA'dan yapılan açıklamada ise; "kayıtlarımıza göre en son 1554 yılında gerçekleşen bu tarihi tevafuk, 456 yıl sonra tekrar cereyan edecek. Tam tutulma sırasında Ay, bakır kırmızısı rengini alacak"mış Hocam. 456 yıl sonra aynı güne denk geliyormuş.
ADNAN OKTAR:Bakır kırmızısı. Kuran’daki ifadelere bir bakalım. Ayın İncil’de de, Tevrat’da da var böyle bir renk alacağı. İnşaAllah, onlara da bir bakalım inşaAllah.
Beni eleştirenlerin, bir çocuğu sevdiği görülmüş mü bunların? Bir çiçeği sevdiği görülmüş mü? Bir sincabı, bir tavşanı sevdiği hiç görülmüş mü? Bunlara böyle ekmek arası köfte vereceksin, hırıltılar çıkararak yiyecek böyle geğirerek. Onu sever adam. Bir de uyusun, uyuyacak bir yer bulacak bu adam sığır gibi. Başka şey yok, hayatta hoşlandıkları şeyler bunların. İnşaAllah.
Şuara Suresi, 22 Şeytandan Allah’a sığınırım. “Bana karşı lütuf-dediğin nimet de, İsrailoğulları'nı köle kılmandan dolayıdır." İsrailoğullarını köle kılmış o zaman faşist devlet komünist devlet firavunun devleti. Mesela komünizmde ne oluyor? Toplum köle haline geliyor değil mi? Ne yapmış Firavun? Bütün İsrail oğullarını oradaki müminleri köle kılmış. Kendi emrinde çalıştırıyor. “Firavun dedi ki: "Alemlerin Rabbi nedir? Dedi ki: "Göklerin, yerin ve bu ikisi arasında olan her şeyin Rabbidir. Eğer 'kesin bilgiyle inanıyorsanız' (böyledir)." Yani “doğrusu budur” diyor “senin dediğin gibi değil.” Yani “Darwinist, materyalist bir düşünce değildir” diyor. “Çevresindekilere dedi ki: "İşitiyor musunuz?" Züppelik yapıyor yani, işitmediğinden değil. Vardır ya hakikaten duydun mu falan derler böyle, çakallık yapıyor.“(Musa:) Dedi ki: "O sizin de Rabbiniz, geçmişteki atalarınızın da Rabbidir." Bak, yeniden telkin yapıyor büyü altında olduğu için firavun, bir daha aynı şeyi bir daha vurguluyor. “Dedi ki”, ama kapsamını genişleterek söylüyor."O sizin de Rabbiniz, geçmişteki atalarınızın da Rabbidir." Geçmişteki atalarına kafası gitmesin diye o putperest kafasını yıkmak için, “Geçmişteki ataların da sapıktı” diyor. Şimdi var mesela müşrikler, bir şey söylediği vakit atalarına gönderme yapıyorlar. “Geçmişteki atalarınızın da Rabbidir” diyor. “Ama onlar bilmediler yanlış yaptılar” diyor. “(Firavun) Dedi ki: "Şüphesiz size gönderilmiş bulunan elçiniz, gerçekten bir delidir." Çözüm bulamayınca ne yaparlar? Deli diyecekler. Peygamberimiz (s.a.v.)’e ne yaptılar? Deli dediler. Hz. Musa (a.s.)’a deli dediler. Hz. Mehdi (a.s.)’a ne diyecekler? Deli diyecekler. Çünkü çözüm bulamayınca ne yapsın? Baş edemeyince delilikle itham edecekler. "Eğer aklınızı kullanabiliyorsanız, O, doğunun da, batının da ve bunlar arasında olan her şeyin Rabbidir" dedi (Musa)”. Bak, Hz. Musa (a.s.) asla yılmıyor. Adam psikopatça konuşmasına rağmen aynı konuyu, Allah’ın varlığını, tevhid inancını, Allah’ın birliğini çeşitli delillerle ve fakat genişleterek, kapsamını değiştirerek anlatmaya devam ediyor tebliğe. Bir sözü birbirinin aynı olmuyor ama vurguyu ve çapını genişleterek onun kafasındaki büyüyü kırmak için devam ediyor. "Eğer aklınızı kullanabiliyorsanız”, hemen aklını kullanmasına yönelik onu uyarıyor çünkü aklını kullanmadığını anlamış. Firavun büyü altında, kafa gitmiş, hipnoza girmiş. "Aklınızı kullanabiliyorsanız, O, doğunun da, batının da ve bunlar arasında olan her şeyin de Rabbidir" dedi (Musa)”. Çünkü onlarda belirli ilahlar var ya şuraya şu ilah, buraya bu ilah, “Her şeyin Rabbidir” deyince tamamını kapsayan bir güç olduğunu Allah’ın söylüyor. “(Firavun) dedi ki: "Andolsun”, bir de yemin ediyor ama kendi dinine göre yemin ediyor tabii. Müslüman yemini değil bu. Buradan da anlıyoruz ki, küfrün de yemini oluyor. Dalaletin de yemini oluyor. Mesela imansızların da yemini olur. "Andolsun, benim dışımda bir ilah edinecek olursan, seni mutlaka hapse atacağım." Resmi ideoloji, devlet dayatma yapıyor. Vatandaşa benim inancımda olacaksın diyor. Yoksa çözüm ne? Zindan, “Hapse atacağım” diyor. Hz. Musa (a.s.)’ı gerçi hapse atamamıştır ama hapisle korkutmaya çalışıyor. O zaman hukuk sistemi ile korkutmaya çalışıyor. Hukuka derin devlet hakim o devirde, normalde hapse atamaması lazım, yargılamada hakim yargılaması lazım ama derin devlet hakimiyeti olunca, derin devlet de artık mahkemeler üstü mahkemelerdir. Yani derin devlet mahkemeleri yönetir, talimat verir, mahkeme gereğini yapar. Yani hakim göstermeliktir derin devlette. “Seni mutlaka hapse atacağım” dedi. "Musa dedi ki: Sana apaçık bir şey getirmiş olsam da mı?" Çok net bir delil getirsem de mi, reddedemeyeceğin bir delil de? Mesela biz de Darwinizm’e, materyalizme karşı net delil getiriyoruz ama firavuni yapı, hiçbir şekilde kabul etmez. “(Firavun) Dedi ki: "Eğer doğru söylüyorsan, onu getir.” Yine de adam bir psikopat falan ama demokrat yanı da var aslında, o da acayip. Normalde hiç bunu dedirtmez. Çünkü gücü var direkt hapsettirir, attırabilir. Orada şehit ettirebilir ama yapmıyor. O biraz da halkın kafasında bir şey kalmasın diye her halükarda fikri yönden, imani yönden kıpırdanma olur, onu tamamen ortadan kaldırayım diye düşünüyor. Yani imani bir kıpırtının kalmasını ileride tehlike meydana getireceğini düşünerek hiçbir delil kalmasın diye uğraşıyor. “(Firavun) Dedi ki: "Eğer doğru sözlü isen, onu getir."”Tabii, onu getir dediği de bunu yok etmek için, yeni bir delil varsa onu yok etmek istiyor. Bir sorun çıkmasın diye kendi kafasınca. “Bunun üzerine asasını bıraktı, bir de (ne görsünler) o, açıkça bir ejderha oldu”. Böyle hareket etmeye başlıyor asası herkesin gözü önünde. “Elini çekip çıkardı” kalbinin üzerine doğru sokuyor elini, “Bir de (ne görsün) o, bakanlar için 'parlayıp aydınlanmış'” diyor. Bak, hem parlamış hem aydınlanmış. “(Firavun,) Çevresindeki önde gelenlere” yani oradaki seyredenlere, "Bu” dedi, "Doğrusu çok bilen bir büyücüdür", çok bilgisi var, çok yaman bir büyücü diyor. "Büyüsüyle sizi yurdunuzdan sürüp çıkarmak istiyor; ne buyurursunuz?" Bak, "Büyüsüyle sizi yurdunuzdan sürüp çıkarmak istiyor; ne buyuruyorsunuz?" Şimdi halkı ikna etmek için, halkı galeyana getirmek, verilecek cezayı yönlendirmek için devlet erkanını tahrik ediyor. Yani hukuki sistemle tahrik ediyor. Meydana gelecek eylemi makul hale getirmeye çalışıyor. Belli ki ya şehit etmek amacında veyahut hapsettirecek. Ama şimdi orada biraz da demokrat ve hoşgörülü takıldığı için, öyle bir üslup verdiği için direkt uygulayamıyor. Onu makul hale getirmek için zemin ve topluluğu tahrik ederek onların desteğini almaya çalışıyor. Bak, "Büyüsüyle sizi yurdunuzdan sürüp çıkarmak istiyor; ne buyuruyorsunuz?" Şimdi adamın malının mülkünün elinden alınıp sürülüp çıkarılması, şimdi bu masum bir amaç değil onlar için. Adamları tahrik ediyor. Adamları ne ile tahrik ediyor? Malınızı mülkünüzü elinizden alacak. Adam mala mülke zaten hasta, kafayı onunla bozmuş, aklını onunla bozmuş mal, mülkle. Mal mülk delisi olduğu için en hassas noktaları, “Sizin malınız mülkünüzü elinden alacak” diyor. Ve “Yurdunuzdan sürüp çıkarmak istiyor”, onu, “Yurdunuza hakim olmak istiyor” diyor. Onların milliyetçi duygularını tahrik ediyor. “Ne buyuruyorsunuz?” diyor. Böyle deyince zaten bir insan ne der? Hemen asalım, keselim diyecektir. “Dediler ki: "Bunu ve kardeşini oyala, şehirlere de toplayıcılar gönder." Normalde onlardan öldürelim demesini beklerken adamlar da biraz o devletin sisteminden dolayı demek ki biraz tartışmaya, fikre açık olmuşlar o dönemde firavunun takımı. “Dediler ki: "Bunu ve kardeşini oyala, tutukla, şehirlere de toplayıcılar gönder", bunu ispat edin diyorlar. Tehlikeli bulmuşlar benim gördüğüm. Yanlış olduğunu, bunun bir büyü olduğunu ispat edelim. "Bütün uzman-bilgin büyücüleri sana getirsinler." Bütün bilim adamlarını sana getirsinler. Yalnız bu, “Yurdunuzdan sürüp çıkarmak istiyor” buna takıntılı zaten firavun. Bunun sebebi Tevrat’ta Hz. Mehdi (a.s.)’ın dünya hakimiyeti olacağına dair çok fazla açıklama var Tevrat’ta. Buna Tevrat’ı okutmuşlar, firavuna, anlaşılan o görünüyor. Tevrat’ı da okumuş, incelemiş. Tevrat’ta dünya hakimiyetini görünce, bütün dünyaya hakim olacağını görünce Hz. Mehdi (a.s.)’ın, Hz. Musa (a.s.)’ın zamanında bu olayın olacağını düşünmüş gibi görünüyor. Bizzat Hz. Musa (a.s.)’ın bu hakimiyeti yapacağını zannetmiş olabilir. Çünkü Hz. Musa (a.s.) öyle bir iddiada değil. Hz. Musa (a.s.)’ın isteği, diyor ki, “Beni ve kavmimi bırak, biz gidelim sadece” diyor. “Senin vatanın, milletin sana kalsın” diyor. “Bizim topraklarımız da sana kalsın” diyor. Kendi topraklarından da vazgeçiyorlar onlar. “Onu da sana vereceğiz. Her şeyi sana vereceğiz. Biz canımızı kurtarmak istiyoruz. Sen bizi bırak gidelim” diyorlar. Firavun da diyor, “Yok, siz gitmek amacında değilsiniz. Siz dünyaya hakim olmak istiyorsunuz” diyor. “Ve siz Mısır ülkesine de hakim olmak istiyorsunuz” diyor. Allahualem Tevrat’tan kanaati gelmiş. Halbuki o Hz. Mehdi (a.s) devrinde olacak bir olay, Hz. Musa (a.s) devrinde değil. O korkudan dolayı fikri, yönden üstün geleceğinden korktukları için sürekli bilimsel yönden ezmeye, bilimsel yönden neticelendirmeye çalışıyorlar. Şu anda da Darwinistler yenildiler ya, bilimsel yönden galip gelebilmek için bu sefer çırpınmaya başladılar, devletin imkanlarını kullanmaya başladılar. Mesela ŞEŞ Tv’yi kullanıyorlar, TRT’yi kullanıyorlar Darwinistler. O zaman firavunun takımı böyle yapıyordu, şimdi de Darwinistler bunu yapıyor. Bu devrin materyalistleri de, firavun gibi onlarda materyalist düşüncedeler. Tabi ben onlar firavundur demiyorum. Ama materyalist düşünce açısından aynılar materyalistler. Dolayısıyla galip gelmek için, artık devletin imkanlarına da sarılmış durumdalar. Yani ŞEŞ Tv’yi ve TRT’yi kullanıyor olmaları ve Bilim Teknik Dergisi’nde halen Darwinist yazılar yazmaları ve bilimsel olarak ispat ettiğimiz halde, bilimsel delilleri hiçbir şekilde yayınlamaya yanaşmamaları, bunu gösteriyor. Demek ki bilimsel yönden galip gelmeye çok önem veriyorlar. Galip gelemezler ayrı mesele. "Bütün uzman-bilgin büyücüleri sana getirsinler." Bak hep uzman, paleontoloji uzmanı oluyor, jeoloji uzmanı oluyor ve bilgin. Uzman ve bilgin, fakat büyücü. Doğru söylemiyor çünkü. Telkin yapıyor, yanlış ve doğru olmayan, yalan olan bilgileri veriyor. Mesela, hiçbir şey yok, fosil yok kullanacakları. Ama çizim olarak kullanıyorlar. Mesela proteinler tesadüfen meydana gelemiyor, ama meydana geliyormuş gibi gösteriyorlar. Halbuki, hepsi biliyor olmayacağını. “Böylelikle büyücüler bilinen bir günün belirli vaktinde bir araya getirildi” Yani büyük bir toplantı yapıp getiriyorlar, mesela onlar da ne yapıyor şu anda da? Televizyon kullanılıyor, radyo kullanılıyor, geniş kitlelere hitap edebilmek için. “Ve insanlara siz de toplanıyor musunuz? dendi.” Yani insanların da kanaatini getirmek istiyorlar. Çünkü demek ki Hz. Musa (a.s.), halk arasında etkin hale gelmiş ki, onlarında kanaatini bozmaya çalışıyorlar. Kendi kafalarına göre bozmaya çalışıyorlar. Mesela diyor ki, “Musa'ya: "Kullarımı gece yürüyüşe geçir, çünkü izleneceksiniz" diye vahyettik.Bunun üzerine Firavun şehirlere (asker) toplayıcılar gönderdi. "Gerçek şu ki bunlar azınlık olan bir topluluktur;".Mesela Mehdi (a.s.) cemaati de azınlık olan bir topluluk. “Ve elbette bize karşı da büyük bir öfke beslemektedirler” Bakın, devleti tahrik etmek için neler yapıyorlar.”Bize karşı ayaklanmaya hazırlanıyorlar, bize karşı öfke duyuyorlar, vatanımızı elimizden alacaklar, değil mi? Bunlar hep tahrik edici ifadeler. “Biz ise uyanık bir grubuz” dedi” Yani “biz kültürlü, bilgili, kaliteli insanlarız” diyor, “ama onlar değil” diyor. Yani onların gururlarını da okşuyor. “Böylelikle Biz onları (Firavun ve kavmini) bahçelerden ve pınarlardan sürüp çıkardık;”yani, demek en güzel yerler onların elindeymiş, bahçeler, pınarlar yani zenginlik devletin zenginlikleri, milletin zenginlikleri onların kontrolünde, “hazinelerden” devletin hazinesi de onlarda, “ve soylu makamlardan da” işte krallık, prenslik, “ hepsinden sürüp çıkarttık” diyor Allah, “işte böyle; bunlara İsrailoğulları`nı mirasçı kıldık”. O devrin Müslümanlarına mirasçı kıldık diyor Allah.
74. ayette, "Hayır" dediler. "Biz atalarımızı böyle yaparlarken bulduk."Darwinistler ne oluyor? Atalarını bu şekilde bulmuşlar. 1940’lardaki ataları böyle, Sümerler böyle, firavunun ekibi böyle, hepsi Darwinist. (İbrahim) Dedi ki: "Şimdi, neye tapmakta olduğunuzu gördünüz mü?" "Hem siz, hem de eski atalarınız?"Yani “böyle sapkın ve yanlış bir inanç izindesiniz” diyor. Onun için bizi takip eden kardeşlerimiz Darwinizm konusunda hiç dikkatlerini dağıtmasınlar, ısrarla hem TRT`yi uyarsınlar, hem ŞEŞ Tv`yi hem devleti uyarsınlar, yani devletin gücü yetmiyor demek ki şu an, hükümetin gücü yetmiyor, bu görülüyor. Yani hükümete destek verelim, yani hükümetin gücü yetmiş olsaydı, TRT`de bunu durdururlardı. Demek ki hükümetin üstünde bir güç bu yapı. Yani hükümetin kontrol edemediği bir durum var. Çünkü hükümet gidin Darwinizm’i anlatın demez, materyalizmi anlatın demez, bak, Darwinist, dünyadaki Darwinist etkinin gücünü burada görün işte. Onun için hükümete burada destek verip, ısrar edilince, hükümet sizlerin desteğini ve ısrarını gerekçe gösterip, orda bir bilimsel müdahale yapma imkanı doğabilir ki bütün Avrupa’yı karşısına alması gerekir, bütün Amerika’yı karşısına alması gerekiyor böyle bir şeyde. Yani “Darwinizm bir aldatmacadır” diyen hiçbir başbakan çıkmamıştır. Hiçbir başbakan çıkıp diyemez dünyada. Siz hiç duydunuz mu?
OKTAR BABUNA:Duymadık Hocam, evet.
ADNAN OKTAR:Diyemezler. Yani bir protein tesadüfen meydana gelemez diyemez bir başbakan. Ama “Darwinizm’e ben inanıyorum” diyen başbakanlar yüzlerce, binlercedir. Hepsi der, büyük bir bölümü der. Yani çok nadirdir demeyen. Ama “350 milyon fosil, yaratılışı ispat ediyor” diyemez bir başbakan. Cumhurbaşkanı diyemez bunu. Ama “evrim doğrudur, Darwinizm doğrudur” derler, inşaAllah. İşte bu da, dünyadaki Darwinist diktatörlüğün gücünü gösteriyor.
Özkan Coşkun`un yazıları var kardeşlerimizden, Almanya`dan var, Bulgaristan`dan yazan kardeşlerimiz var, Almanya`dan, ben bu konuların çoğu anlattığım konular, bunlar için internet sitelerine bakın .
İstanbul’dan Yunus Emre, kardeşimiz yazmış “Selamun Aleykum Muhammed Adnan Hocam. Sizleri çok seviyoruz Aslan Hocam” diyor, “sizin güzelliğinizle, sevginizle ve aşkınızla biz de aşkla, Allah aşkıyla doluyoruz Aslan Hocam, gümbür gümbür inletiyorsunuz dünyayı Aslan Hocam” diyor, “Allah sizden razı olsun, ittihad-ı İslam’ı aşkla şevkle coşkuyla bekliyoruz” diyor, “saygılarımla” diyor. İnşaAllah. Ama işte bu dediklerime de çok özen gösterin inşaAllah.
Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. Selam vermediğim herkese Aleyna ve Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu.
Gökyüzündeki alametlerin arttığını yazmış kardeşimiz, doğru.
OKTAR BABUNA:Hocam deminki konuyu hatırlattılar şimdi, 456 yıl sonra görülüyormuş, 19x 24`müş Hocam inşaAllah, bu sayı, 24. Surede Nur Suresi Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, evet, sonra onu daha detaylı anlatacağım, daha detaylı inceleyeceğiz inşaAllah. Haset edenlere de artık haset etmemelerini söyleyelim, ne diyelim başka, Allah, “hasidin iza hased”, Kuran’da geçer. Haset yok, haset etmeyecekler, inşaAllah. Biz söyleyeceğimizi söyledik artık.
Müminun Suresi, 96-97Bismillah. Şeytandan Allah`a sığınırım.“Kötülüğü en güzel olanla uzaklaştır; Biz, onların nitelendiregeldiklerini en iyi bileniz” diyor Cenab-ı Allah. Bak, “Kötülüğü en güzel olanla uzaklaştır” Kötülük nedir? İnsanları ikiye bölmek, insanları fitneye sürüklemek, Alevi Sünni diye kardeşlerimizi ayırmak, kapalı açık diye hanımları ayırmak, insanların yüzde doksan dokuzunu fasık ilan etmek, bunlar fitnedir. “Kötülüğü en güzel olanla uzaklaştır” diyor Cenab-ı Allah. “Biz, onların nitelendiregeldiklerini en iyi bileniz” nasıl nitelendiriyor? İnsanların yüzde doksan dokuzunu fasık olarak nitelendiriyorlar. Biz de mümin ve muttaki olarak görüyoruz kardeşlerimizi. “Ve de ki: "Rabbim, şeytanın kışkırtmalarından Sana sığınırım." Biz şeytanın kışkırtmalarıyla hareket etmeyiz, fitneye düşmeyiz, Alevi’si, Bektaşi’si, Vahhabi’siyle, Caferi’siyle, Sünni’siyle bütün Müslümanları kardeşlerimiz olarak görüyoruz. Başı açık olan, başı kapalı olan, çarşaflı olan hepsini kardeşlerimiz olarak görüyoruz, hepsini çok seviyoruz. Hepsiyle konuşuruz, hepsiyle görüşürüz, hepsine tebliğ yaparız, hepsiyle saygı ve sevgi sınırları içerisinde güzel bir bağlantımız olur inşaAllah.
Alışmışlar ruhsuzluğa, sevgisizliğe, öküz gibi yaşamaya, gariplerine gidiyor. Bir bakın adamlara nasıl kemik kafalılar. Yani yüzünden düşen din parça, konuşmalarında meymenet yok, çok arada sırada güler, çok arada sırada konuşur, o da homurtuyla. Nefret cümlelerine bir bak, hayatlarının yüzde 99,99`u nefret. Sevgiden hiç bahsetmez, şefkatten bahsetmez, muhabbetten bahsetmez, bir ceylanın yavrusuna bakıp o, böyle coşkuyla sevgi gösterdiğini gördünüz mü bu ayıların? Güzel bir çocuğa hayranlıkla bakıp, Allah ne güzel yaratmış dediklerini gördünüz mü?
OKTAR BABUNA:Görmedik Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bunlara patlıcan oturtma olacak, pilavla karıştıracaklar geğirerek yiyecekler böyle sığır gibi, dedikodu yapacaklar, höpürdeterek çay içecekler, leş gibi kokacak, sonra uykusu gelecek o koltuğun üstünde uyumaya başlayacak, “uyumuşsum” falan diyecek. Böyle kütük, sığır takımını adam edeceğiz, Müslüman haline getireceğiz inşaAllah, güzel huylu hale getireceğiz inşaAllah.
İsmail Nedim kardeşimiz, “Fethullah Hocamız’ın, hangi talebesiyle görüştüğümü” soruyor. Hepsini söylemeye mecbur muyum? Ama çok bilinen, çok tanınan ünlü bir talebesi. Çok sevdiğimiz bir ağabeyimiz, çok hürmet duyduğumuz bir insan. Nur talebeleri genellikle çok modern, güzel huylu, sahabe ahlaklı insanlardır. Ben model olarak çok beğeniyorum. Aslında onlar, bizim modelimizi aldılar işin doğrusu. Yani kendileri de söylüyorlar. “Hakikaten on yıl sonradan sizin modelinizi aldık” dediler. Konuştuk bunu söylediler. Çokta iyi yaptılar, gayet güzel yaptılar. Modern bir bakış açısıyla, sahabe ahlakıyla bütün insanları kucaklayan, herkese sevgi duyan, herkesle diyalog halinde olan, bağlantı halinde olan, zinde, güçlü bir nesil yetiştirdiler, Allah razı olsun çok güzel. Ben sevdiğimi eleştiririm, eksik gördüğüm yönleri açıklıyorum, anlatıyorum. Ama camia olarak çok seviyorum onları. Çünkü çok şahane bir model. Yani bizim modelimizin, değişik bir uygulamasıdır inşaAllah. Eskiden öyle değildi. Fethullah Hocam’ın talebeleri içine kapalıydılar, asosyal bir yapı vardı yani kendi içlerinde bir yapı vardı. Sonra bu modeli olduğu gibi alıp, bunu genişletip, büyüttüler ve dünya çapında güzel bir çalışmaya çevirdiler. Kadınlarla görüşürler, sohbet ederler, bayanlarla toplantıları oluyor, konuşuyorlar da, tebliğ de yapıyorlar, okullarında genç kızlar var, büyük bir bölümünün başları açık, başı kapalı olanlar da var, öğretmenleri onlara ders yapıyor, sohbet ediyor. Eskiden bu mümkün değildi. Kadın öğrenci zaten hiç okula almaz, öyle bir okul açmaz bir, okul açsa bile kız okuluysa erkek öğretmen hiçbir şekilde onlara ders yapmaz, kadın öğretmen de hiçbir şekilde erkek okuluna gidip ders yapmaz. Böyle bir sistem vardı, onlar bunu kaldırdılar. Yani herkesi kucaklayan, herkesi seven, halkla iç içe olan, hatta solcularla da, materyalistlerle de iç içe olan, onlarla konuşan, görüşen bir stile çevirdiler. Bu dünya hakimi olmanın modelidir. Bu model, ideal modeldir. Yani Mehdiyet modelidir. Mehdi (a.s.) modelidir. Doğru yaptıkları doğru. Aynı şekilde bu modeli, diğer cemaatlerde de gördük. Diğer cemaatlerde, birçok cemaatte bunu gördük. Bir kısmı uygulamadı ama geniş çapta uygulayanlar bu şekildedir. Mesela Hüseyin Hilmi Işık Hocamız’ın talebeleri de halkla kucaklaştılar, insanlara açıldılar. Eksik, yanlış yönleri var, ben onları açıklıyorum, uyarıyorum, ayrı mesele. Ama bunlar büyük cemaatlerdir, büyük yapılanmalardır. Yine çoğaltabilirim örnekleri ama bu yeterli inşaAllah. Fethullah Hocamız bizim canımızdır. Fethullah Hoca’yı en iyi koruyup kollayan, en çok seven insanlardanım. O da bizi sever, ben de onu çok severim Fethullah Hocamız’ı. Yani karşılıklı bir sevgi, muhabbet vardır. Ama Müslüman’lar birbirlerinin eksik ve yanlış yönlerini görmemezlikten gelemezler. Birbirlerini mutlaka “Emr-i bil maruf nehy-i ani’l münker” yapmakla mükelleftirler. Ben Fethullah Hocama laf söyletmem. Yüzlerce açıklamam var benim televizyonda, radyoda. Kaç defa iftira atmaya kalktılar, çelik gibi cevap verdim. Çok doyurucu ve muğni cevaplar verdim. Hatta bir ara coştular, dediler; “bu devlet içerisinde yapılandılar, her yere hakimler, polise hakimler, şuraya hakimler buraya hakimler, devleti sardılar” dediler, ben onları çürüttüm. Çok detaylı açıklamalarla çürüttüm. Bir ara Aydın Doğan Medyası’nda da, çok yoğun buna benzer tarzda, bunu andırır üsluplar oluyordu, benim konuşmalarımdan sonra kestiler. Çok net açıkladım, izah ettim, benim izahlarımın samimi ve gözleme dayalı olduklarını bildikleri için, o panik tarzdaki üslubu kaldırdılar ve bitti o konu. Dolayısıyla İsmail Nedim, gerçi İsmail Nedim’in kendi ismi değil ama olsun normal yani öyle bir şey olması. Birde şaşırıyorlar. Kendi ismi olmayanları söylüyorum. İsmail Nedim’in kendi ismi değil. Mesela bak bunu belki keramet gibi görecek ama doğrusunu söylüyorum inşaAllah.
“Selam.” Aleykum Selam. Azerbaycan’dan. “İmam Hüseyin (r.a.) niye şehit oldu?” İmam Hasan (r.a.)’da, Hüseyin (r.a.)’da, Hz. Ali (r.a.)’da, benim dedelerim, babalarım benim. Onları şehit edenleri Allah helak etsin. Ama artık kaderdeydi o, kaderdeydi. Cenab-ı Allah, bir hikmete binaen onları cennet’e aldı inşaAllah, cennet’te yaşamalarını Allah diledi ama onun evlatlarından Muhammed Mehdi (a.s.)’a da dünya hakimiyeti verdi Allah ona karşılık. Onların orada canını aldı, dünya saltanatı, dünya hükümranlığı vermedi ama “sizlerin soyuna vereceğim” dedi. Hz. Ali (r.a.)’ın, Resulullah (s.a.v.)’in soyuyla, en güzel şekilde neticelenecek, dünya hakimiyeti ile neticelenecek inşaAllah. Normalde ben bütün Müslüman kardeşlerime karşı, derin bir sevgi duyuyorum. Zaten İttihad-ı İslam onlarla olacak. Ama eleştirmemek hainlik olur, hıyanet olur, samimiyetsizlik olur. Ben en keskin şekilde, en açık şekilde eleştiririm. Ama en iyi de ben koruyup, kollarım inşaAllah. En çok sevgi, saygı gösteren de ben olurum inşaAllah. Mesela ben Hüseyin Hilmi Işık Hocamız’ın cemaatini, lise yıllarından beri takip ederim ve çok severim. Ama o cemaate zarar gelecekse tabi ki buna karşı uyarırım insanları. Mesela oturup Darwinizm propagandası yaparlarsa, hemen uyarıyorum. Yaptırmıyorum. Anlatıyorum ve yapmıyorlar şu an. Ama eskiden hafta sekiz, gün dokuz Darwinizm anlatılıyordu Türkiye Gazetesi’nde, TGRT’de de bu tip şeyler oluyordu, bunu durdurduk. Yani Türkiye Gazetesi’nde oluyordu daha çok. Onlara da tabi belgelerle gösterdik. Ben yaparsam, benim bir hatam olursa, onlar da beni uyarsınlar, uyaracaklar. Bu kardeşliğin bir gereğidir. Yani Müslümanlığın bir gereğidir, ibadetin bir gereğidir. Yani sırf seviyorum, saygı duyuyorum demekle olmaz. Makul, samimi, candan eleştiriler gerekir. Delile dayalı ama kafadan değil, kafadan olmaz. İnşaAlllah. Kafadan olursa yakışık almaz.
Enfal Suresi, 71. ayet. Şeytan’dan Allah’a sığınırım. “Eğer sana ihanet etmek isterlerse, onlar daha önce Allah'a da ihanet etmişlerdi; böylece O da, "bozguna uğramaları (için) sana imkan vermişti. Allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.”Bak, “Eğer sana ihanet etmek isterlerse”, Ahir zaman’da münafıklar, Mehdi (a.s.)’a ihanet edeceklerdir. Ona da işaret var. “onlar daha önce de Allah'a ihanet etmişlerdi.” Ne yapmışlardı? Dini değiştirmişlerdi, ilaveler yapmışlardı, yobazlığı geliştirdiler, atalarının dinine uydular. Kuran’a uymadılar, sünnete, sahabe ahlakına uymadılar. “Allah'a ihanet etmişlerdi” nedir? İttihad-ı İslam’ı istemediler, Mehdi (a.s.)’ın gelişini istemediler, İsa Mesih’in inişini istemediler. “böylece O da, "bozguna uğramaları (için) sana imkan vermişti.” Allah Mehdi (a.s.)’a, onları bozguna uğratacak imkan verecek. Hadislerde bu açıkça geçiyor zaten. “Allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.” Biz de Mehdi (a.s.) öncüsüyüz. Tabi ki onun bizde de tecellileri olur. Yani Güneş’ten bir ışık geldiğinde bir insana, ışık yansır insanda. Tabi ki bizde de Mehdi (a.s) yansımaları olacaktır. Mehdiyet yansımaları olacaktır. Çünkü Mehdiyet’in zil ve gölgesi altındayız inşaAllah. İslam ahlakı haklim olduğunda, bakın açıkça söyleyeyim; başı açık hanımlar da olacak, başı kapalı hanımlar da olacak, çarşaflı hanımlar da olacak, Yahudiler de rahat yaşayacak, Museviler de rahat yaşayacak, herkes rahat yaşayacak. Öyle baskı, çakallık, asmak, kesmek, dövmek, sövmek yok. Bundan sonra öyle rezilliğe, Cenab-ı Allah müsaade etmeyecek, bunu görecekler inşaAllah. Herkese saygı duyulacak. Başı açığa da saygı duyulacak, başı kapalıya da saygı duyulacak, çarşaflıya da saygı duyulacak, sakallıya da saygı duyulacak, sakalsıza da saygı duyulacak, cübbelisine de saygı duyulacak, cübbesizine de saygı duyulacak, İttihad-ı İslam bu şekilde olacaktır inşaAllah. Tam bir demokrasi, tam bir özgürlük, tam bir sevgi, tam bir coşku, tam bir bayram havası olacaktır inşaAllah.
SUNUCU:Bizi yarın 22:00’dan itibaren, www.HarunYahya.Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Çay Tv ve Kanal Avrupa’dan takip edebilirsiniz.
ADNAN OKTAR:Bir ayet söyleyeyim o zaman. Kuran’dan herhangi bir sayfa. Bismillah. Şeytan’dan Allah’a sığınırım. Sad Suresi, 86-87-88 “(Ey Peygamber) De ki: "Ben, buna karşı sizden bir ücret istemiyorum ve (kendiliğinden) bir yükümlülük getirenlerden de değilim." Yani sizden bir para istemiyorum, Allah rızası için tebliğ yapıyorum. “(kendiliğinden) bir yükümlülük getirenlerden de değilim." Size şunu yaparsanız tebliğ yaparım, bunu yaparsanız tebliğ yaparım diye şart koşmuyorum. "O (Kur'an), alemler için yalnızca bir zikir (öğüt ve hatırlatma)dir." Yani Allah’ın anılmasıdır, Kuran zikirdir. "Gerçekten onun haberini bir zaman sonra öğreneceksiniz." Ne zaman öğrenecekler? 2023’lerde, 2021’lerde tam öğrenmiş olacaklar. Bak ne diyor ayet: "Gerçekten onun haberini bir zaman sonra öğreneceksiniz." Kuran ahlakının dünyaya hakim olduğunu inşaAllah. Tabi işari manasıyla ama manası geniş. Ben bir yönünü anlatıyorum inşaAllah.
Basında Harun Yahya
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...İlanlar
Devamı ...
Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...