SUNUCU: İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam Harunyahya.Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Çay Tv, Kanal Avrupa, Ankara Beypazarı Seyelan Tv, Çorum Kanal 19, Mardin Kanal 47, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Uşak Egem Tv, HarunYahya.Tv’den canlı olarak yayınlanan ‘Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri’ programımıza hoş geldiniz. Nasıl başlamak istersiniz Hocam?
ADNAN OKTAR: Şeyhimin izniyle başlayacağız inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah Hocam.Uygun görürseniz Hocam, Sayın Başbakanımızın bir beyanı vardı. Bitlis’te konuşmuş, şöyle demiş; Kürtlerle Türklerin kardeş halklar olduklarını belirterek, “bu kardeşliğin içine fitne sokmaya kimsenin gücü yetmez. İşte onun için gündelik çözümlere takılıp kalmayacağız. İş adamları, sivil toplum örgütleri, vakıflar, dernekler, kanaat önderleri kenarda durmayacak. Sadece hükümet değil herkes elini taşın altına koyacak” demiş. Bu sizin yıllardır söylediğiniz bir şeydi Hocam. “Ayrıca Müslümanlar arasındaki ayrılıklardan bahsederek Hz. Hüseyin (r.a) kendisinin Müslüman olduğunu iddia edenler tarafından şehit edildi. İşte burası çok manidardır. Bu gençleri şehit edenleri bir kenara çekip sorun kendilerine. ‘Biz Müslümanız’ diyecekler. Peki nasıl kıydın bu cana, nasıl şehit ettin? İşte burası manidar” şeklinde de bir açıklama yapmış.
ADNAN OKTAR: Başbakanımız, maşaAllah, bu konuşmasıyla da çok hoş bir üslup ortaya koymuş. Çok hayati bir konuya da dikkat çekmiş. Tabii Başbakan olduğu için, devlet laik olduğu için usturuplu konuşuyor ama çok güzel anlatmış. Yani yobaz zihniyetin, gerici zihniyetin, kahpe zihniyetin, güya dindar, takva görünen üçkağıtçıların nasıl alçak olduğunu çok nezaketli üslupla anlatmış. Cinayet onlarda, fuhuş onlarda, rezillik onlarda, dolandırıcılık onlarda, kaçakçılık onlarda. Her türlü sahtekarlık o tiplerden çıkar genelde. Çok güzel vurgulamış. O devirde de öyle kahpelik yapıyorlardı. Hz. Hasan (r.a)’ı, Hz. Hüseyin (r.a)’ı, Hz. Ali (r.a)’ı, Hz. Ömer (r.a)’ı, hepsini şehit ettiler, Hz. Osman (r.a)’ı. Tam klasik bu asrın gericilerinin aynısıydı. Takva adına ortaya çıkıyorlardı. “Biz Ehl-i Sünnet’e çok titiziz, titiz davranıyoruz. Sünnetten taviz vermiyoruz. Hasan (r.a), Hüseyin (r.a), Hz. Ali (r.a) Ehl-i Sünnet’e uygun değiller, Ehl-i Sünnet hariciler.” Hz. Ömer (r.a)’ı da Ehl-i Sünnet’e uymamakla ithaf ediyorlardı, yani sünnete uymamak daha Türkçesi. Ve o kahpeliği o zaman yaptılar. Bu alçakça menfur girişimde bulunduktan sonra sanki hiçbir şey olmamış gibi yüzsüz ve hayasız bir şekilde de ortada dolaştılar. Başbakanımız da bu konuya çok nezaketli bir şekilde dikkat çekmiş. Ve ırk ayrımına dayalı da bir bölünmenin olmayacağını da belirtmiş. Çünkü Müslümanlar kardeştir, hepimiz kardeşiz. Bizi genetik olarak araştırsalar, her şey çıkar. Lazlık da çıkar, Çerkezlik de çıkar, Araplık da çıkar, hepsi çıkar. Dolayısıyla hepimiz kardeşiz, Adem (a.s)’ın evlatlarıyız. Ona da çok güzel dikkat çekmiş. Suni bölmeye çalışıyorlar Doğuda kardeşlerimizi. Tamamen zorlama, zorla dil öğretmeye çalışıyorlar kardeşlerimize, zorla onların ayrı olduğunu hissettirmeye çalışıyorlar. Diyarbakır’dan otobüse biniyor, kısa bir süre sonra İstanbul’da. Geliyor burada lokantada yemek yiyor kardeşimiz, Türkçe konuşuyor. Yemek istediğinde nasıl konuşsun? Kürtçe söylese anlamazlar ki. Ama ayrıca isterse Kürtçe öğrenir, o ayrı mesele, hoşuna gidiyordur, öğrenir. Ama bir anavatan var, anavatanın anadili konuşulur. Bunda şaşılacak ne var? Onlar da anavatana bağlı olduklarına göre.
ALTUĞ BERKER: Fatih Altaylı yazısında bugün şöyle demiş Hocam; Kuzey Irak’ın, Irak’ın geri kalan bölgesiyle ne etnik ne de hiçbir dini bağının bulunmadığını, ancak Türkiye’nin doğu bölgesiyle böyle bir bağının mevcut olduğunu yazmış. Yazısının alt kısmında; “eğer bu bağlantı doğru kullanılır ve Türkiye cesur adımlar atmaktan çekinmez ise Türkiye’nin sınırları gelecekte değişir” demiş. “Ancak bu üniter yapı korunarak mı yapılır yoksa başka bir yapımı kurulur, orasını bilmem” demiş. “Türkiye bunları konuşmaktan ve görmekten vazgeçmemeli” diye de eklemiş.
ADNAN OKTAR: Evet yorumla.
ALTUĞ BERKER: Federasyon kurulması gibi bir şey söylüyor neredeyse Hocam, benim anladığım. Bir yandan, üniter devlet olur mu olmaz mı diye zikrederek.
ADNAN OKTAR: Devlet tabii ki üniter devlet olacaktır. Diğer devletler de üniter devletler olacaklardır. Federasyon, bir kere bıraksın, öyle bir şey olmaz. Eğer öyle bir şey iddia ediyorsa, böyle bir konu olmaz, ki umuyorum o anlamda dememiştir. Devletler kardeş olacaklar, inşaAllah. Devlet bir hizmet müessesesidir, devleti niye bölsünler? Bunun bir anlamı yok. Devlet, millet, millet olarak Türk İslam alemi, hepsi bir millettir, hepsi bir kardeştir. Ayrı devletler olabilir, bizim istediğimiz sınırların kalkması, yani pasaportun kalkması, vizenin kalkması, devletlerin muhafazası. Sınır nasıl kalkmış olur? O giriş noktasından kaldırırsın. Yani orada pasaportu kaldırdın mı, vizeyi kaldırdın mı tamamdır, yani sınır kalkmış gibi olur. Ama tabii ki sınırları olacaktır devletlerin, bu normal, onda acayip olan bir şey yok. Dolayısıyla Fatih Altaylı konuşur böyle arada sırada, sen kaale alma, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Hocam, vizelerin kaldırılmasını Türkiye’de ilk siz zikrettiniz 2007 senesinde, kimsenin hayal edemeyeceği bir şeydi. Şu an Türkiye’nin altmıştan fazla ülkeyle vizeleri kalktı. MaşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet. Şimdi ilk Bismillah pasaporta başlayacağız. O zaman da hayretler içinde onu da görecekler, şaşıracaklar. Teker, teker, teker, teker, sonunda bu konu bitmiş olacak, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Hocam, İran’ın yeni Dışişleri Bakanı göreve gelir gelmez yaptığı ilk açıklamada; Tahran’ın bir numaralı önceliğinin Türkiye ile ilişkilerini geliştirmek olduğunu söylemiş Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Geliştirmek, artı; kardeşlik bağını tam oturtmak, Alevi-Sünni ayrımı yapanlara iyi bir manevi tokat atıp, bu ayrımı tamamen ortadan kaldırmak. Daha hala Cübbeli kafasında; Alevi, Sünni, Şii ayrımı yapılıyor. Şii, Caferi, Sünni ayrımı yapılıyor. Bu çok büyük vicdansızlık olur. Hepimiz kardeşiz. “La ilahe illAllah Muhammeden Resulullah” diyen herkes kardeştir. Bölünmeye doymadılar. Böle böle, böle böle doymadılar. Bölünmenin sonucunda perişan oldular, buna da yine doymadılar. Bu bölünmeyi de inşaAllah kaldıracağız.
“Hocam lütfen mümkünse okuyunuz ama siz daha iyi bilirsiniz.” Yani tabii okuruz, inşaAllah. “Değerli Hocam, Allah’ın selamı ve bereketi üzerinize olsun.” Ve Aleyna Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Hocam bu sabah Beşiktaşlı ve Fenerbahçeli taraftarlar bir araya gelerek Eyüp Camii’nde sabah namazı kıldılar ve dostluk mesajları verdiler.” Çok güzel, böyle olması lazım. Ama bu hakikaten çok hoş bir şey olmuş. “Aslında normal bir habermiş gibi gelse de sizi sürekli takip edenler rahatça görebilirler ki Mehdiyet artık her yeri sarmış durumda, maşaAllah. Sporda bile Mehdiyet’in birleştirici etkisini görüyoruz ve en azından imanın nuruyla bakanlar görebilirler, inşaAllah. Bunu görmemizi sağlayan sadece sizlersiniz” diyor. Ama tabii Kuran’ın gözüyle bakıyor, ben vesile oluyorum. Allah’ın izniyle, maşaAllah, Allah o gözle baktırıyor. “Sevgiler ve saygılar, kardeşiniz Yavuz.” İskoçya’dan yazmış, inşaAllah.
“Allah’ın selamı her an sizinle olsun.” Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Selam Harun muallim. Sizi nazara eden Azeri vatandaşı. Muallim, herkese eğitim verir misiniz, benim sizin eğitiminize çok ihtiyacım var. Sizleri ama çok yahşi severem. Kurbatan illAllah.” “Allah’ınıza kurban olayım” diyor, çok şekerler Azeri kardeşler. Maşaallah acayip kalabalıklar Azerbaycan’da. Her ilde, her ilçede büyük gruplar oluşturmuşlar, maşaAllah.
“Selamun aleykum Adnan hocam. Merak ettiğim bir şey var, sizden başka kimse çıkıp kapsamlı olarak Mehdiyet’ten bahsetmiyor. Aslında bu konuyu bilmeyenler ve dikkate almayanlar var hala. Birileri zaman kaybetmeden harekete geçsin, inşaAllah. Bu gerçekleşecek olan Türk-İslam Birliği yakındır şüphesiz.” Kardeşlerime benim tavsiyem, Bediüzzaman’ın sözlerinden bir veya iki tane ezberlesinler, gittikleri yerlerde onu kısa kısa anlatsınlar. Mesela şu sözü ezberleyebilirler. Bu çok kızdırır Mehdi düşmanlarını, acayip kızdırır. Çünkü onlar sahtekarlık yapıp bu konuları örtbas ettiklerini, bir daha bunların konuşulmayacağını, konunun hallolduğunu düşünüyorlardı, hatta bir sahtekarın bir yazısını ben hiç unutmam, diyor ki; “cemaatler arasında bu konuda konsensüs oluştu, bir anlaşma vardır. Hakikaten hiç kimse Mehdilik’ten bahsetmez. Bu konu hep gizlenir” diyor. Ben o konsensüsü bozdum işte, hem de ne bozma, inşaAllah. Öyle bir konsensüs yok çünkü, yalan söylüyor. Niye konsensüs olsun? Müslümanlar iftihar eder Mehdi’den bahsetmekten, Hz. İsa (a.s)’dan bahsetmekten, hoşnutluk duyarlar. Mesela şu sözü ezberleyebilirler, Bediüzzaman’ın; Sikke-i Tasdik-i Gaybi, sayfa 172, Kastamonu Lahikası, sayfa 72, mesela sırf şunu aklında tutsun, kaynak vermek çok önemlidir. Onun kaynağını söylerse çok etkili olur. Kastamonu Lahikası, sayfa 72. Şu sözü ezberlerinde tutsunlar;
“Ta ahir zamanda, hayatın geniş dairesinde (dünya çapında) asıl sahipleri, yani Mehdi (a.s) ve şakirtleri (talebeleri), Cenab-ı Hakk'ın izniyle gelir.” Sırf şu cümleyi ezberlesinler mesela. “Ta ahir zamanda, hayatın geniş dairesinde (dünya çapında) asıl sahipleri, yani Mehdi (a.s) ve şakirtleri (talebeleri), Cenab-ı Hakk'ın izniyle gelir.” Bu bayağı çileden çıkarır onları, çok etkili olur ezberden söylemek.
Mesela Şualar, sayfa 655, bunu da ezberleyebilirlerse arkadaşlarımız çok güzel olur. “Şimdi hatıra geldi ki, eğer şeddeli "lamlar" ve "mimler" ikişer sayılsa bundan bir asır sonra zulümatı dağıtacak zatlar ise, Hazret-i Mehdi (a.s)’ın şakirtleri olabilir.” (Şualar, 1. Şua, s. 655) Bu da çok kızdırır, bunu söyleyebilirler.
Mesela başka yine; Sözler, 318; “İstikbal-i dünyeviyede 1400 sene sonra gelecek bir hakikati asırlarında karib (yakın) zannetmişler.” (Sözler, s. 318) Bu da, delirtmek istiyorlarsa bayağı etkili olur.
Mesela şu da çok önemli; Kastamonu Lahikası, sayfa 57; “Bu zamanda öyle fevkalade hakim cereyanlar var ki, her şeyi kendi hesabına aldığı için, faraza hakiki beklenilen ve bir asır sonra gelecek o zat dahi bu zamanda gelse,” (Kastamonu Lahikası, s. 57)
Bunları ezberden söylerse kardeşlerimiz çok iyi olur. Biz bunları internet sitesine koyalım. İki tanesini bile ezberlemiş olsalar, sohbetlerde söyleseler, tam anlamıyla açmaza girerler. Yani söyleyecek sözleri yok.
Şimdi onlara bir sürprizim daha var. Bu kitabın bir özelliği var. 922.97 say, 137.945 numaralı Bediüzzaman’a ait bir eser. “Tarihçe-i Hayatı Eserleri, Meslek ve Meşrebi” Doğuş limited şirketi matbaasında basılıyor. Türkiye Diyanet Vakfı İslam Araştırmaları Kütüphanesi’ndeki bir kitap bu. Biz bunu ödünç olarak aldık. Dem.numara 137.945, tasdik no’su 922.97 say. Doğuş limited şirketi matbaasında 1958’de basılmış. Ankara.
ALTUĞ BERKER: “Neşredenler; Tahsin Tola, doktor. Said Özdemir, Ankara gezici vaizi.” Üstadın talebesi.
ADNAN OKTAR: Tahsin Tola da, Said Özdemir de, her ikisi de Bediüzzaman’ın talebeleri. Şimdi kitabın doğruluğuna kanaatiniz geldi, değil mi? Şimdi sahtekar arkadaşlarımıza cevap; ”Ta ahir zamanda hayatın geniş dairesinin asıl sahipleri yani Mehdi (a.s) ve şakirtleri Cenab-ı Hakkın izniyle gelir.” Sayfa 219’da.
ALTUĞ BERKER: “Ta ahir zamanda hayatın geniş dairesinin asıl sahipleri yani Mehdi (a.s) ve şakirtleri Cenab-ı Hakkın izniyle gelir”
ADNAN OKTAR: Evet sahtekar arkadaşlarımıza sürprizlerimiz devam edecek, inşaAllah. Zaten sırf o yazı onlara yeter, başka bir şeye gerek yok.
ADNAN OKTAR: “Faraza hakiki beklenilen bir asır sonra gelecek o zat dahi” diyor. “Bir asır sonra gelecek,” hani diyorlar ya bunlar, 300 sene ilave ediyorlar. Bak, “bir asır sonra gelecek o zat dahi, bu zamanda gelse,” “hakiki beklenilen ve bir asır sonra gelecek o zat,” kendisinden bir asır sonra.
ALTUĞ BERKER: En altta şurada.”faraza hakiki beklenilen ve bir asır sonra gelecek o zat.” “Bir asır sonra gelecek” diyor.
ADNAN OKTAR: Kitabın orijinal olduğunu da bak ispat ettik. Numarasını da veriyorum, değil mi? Açıkladık, bundan sonra üçkağıtçılık yapanlar ona göre dikkatli olacaklar. Sahtekarlığa müsaade etmeyiz, İnşaAllah. Ama cahilliğinden yapanlar onlar ayrı onları tenzih ediyoruz, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Hocam, Teksas’da otobüslerde birtakım şeyler var Hocam. Peygamberimiz (s.a.v), ahir zamanla ilgili, Allah’ın varlığının açıkça inkar edileceğini şöyle haber vermiş; “Allah apaçık inkar edilir hale gelmedikçe kıyamet kopmaz.” Amerika’da Allah’ın varlığını inkar eden otobüs ilanları şu anda kullanılıyor Hocam. Üzerinde açıkça yazıyor. Şöyle yazmışlar ilanda; “Milyonlarca Amerikalı Allah olmadan rahatça yaşıyor” diyor, haşa. Bir de “olağandışı olayların olağandışı kanıtları olması gerekir” diye sloganlar kullanarak otobüslerin üzerinde açıkça inkar etmişler Hocam.
ADNAN OKTAR: Ahir zamanda Peygamberimiz (s.a.v) ne diyor? “Açıkça Allah inkar edilmedikçe Mehdi (a.s) çıkmaz” diyor. Açıkça da Allah inkar edildiğine göre; Dawkins’in takım da öyle, otobüslere bu tarz yazılar yazdılar ve sokaklarda gezdiler. Bu alenen Allah’ın inkarı işte. Yani kastedilen olay oluşmuş oluyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Mehmet Şevket Eygi Hocamız bugün bir yazı yazmış Hocam. “Bütünlük ancak Müslümanlıkla sağlanır” başlıklı yazısında, “İslam dini, İslam bayrağı, İslam barışı gölgesi altında birleşirsek vatanımızı, devletimizi, halkımızı kurtarabiliriz. Müslüman Türkiye için İslam dışında kurtuluş, selamet, izzet yoktur” demiş Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet. Türk İslam Birliği bir kurtuluştur. Bunu herkes artık görmeye başladı, görmeyenlere de göstereceğiz, inşaAllah.
-VTR- Bediüzzaman Said Nursi’nin on iki vekilinden biri olan has talebesi Said Özdemir İttihad-ı İslam’ı ve Hz. Mehdi (a.s)’ı anlatıyor
ADNAN OKTAR:Evet, Said Özdemir Hocamızın açıklamaları çok önemli. Bak, “Bediüzzaman 40-50 sene sonra” diyor, 71’den sonra, yani 2001 tarihini veriyor, net. 2001 tarihinde; o devirde artık İttihad-ı İslam’ın ayyuka çıktığı, artık İttihad-ı İslam’ın gelişmeye başladığı ve neticeleneceği vakti gösteriyor, inşaAllah. Dolayısıyla 300 sene ilave edenlere tokattır Hocamızın cevabı da. Aynı şekilde Bediüzaman’ın diğer izahları da tokattır. Kardeşlerimiz bu sene ilave etme işine çok titiz olsunlar. Bakın Cübbeli’yi çıkarttırdılar, ona da 570 yıl ilave ettirdiler, bunda bir oyun var, bir acayiplik var, bir gariplik var.
“Saygı değer Hocam, öncelikle dinsizlik cereyanına karşı göstermiş olduğunuz gayret ve hizmetten dolayı sizleri tebrik ediyorum. Allah razı olsun. Size iki sorum var, birinci sorum; Bediüzzaman Said Nursi hayatı boyunca on dokuz defa zehirlenmiştir. Nihayetinde belli mihraplar mezarını Urfa’dan kaçırmışlar, bu komiteler mezardan bile rahatsız olmuşlardır. Bediüzzaman risalelerde birçok defa "gizli zındıka komiteleri" diyor ve "çok tehlikeli" diyor. Siz iddia edilen Ergenekon olayını gizli zındıka komitesi açısından değerlendirmiştiniz.” Evet, biz bunu defalarca söyledik. Bediüzzaman açıklıyor, gizli zındıka komitesinin ne olduğunu açıklıyor Bediüzzaman. Ben bunu röportajlarımda defalarca vurguladım. “Kahraman ordu ve imanlı millet, Kuran’ın ışığıyla hakikat hali göreceği ve bu gizli komitenin melanetlerine engel olacağı” diyor. Yaklaşık olarak söylüyorum, “rivayetlerin işaretinden anlaşılıyor” diyor. Ve bunun üç devresinden de bahsediyor bunların. “Soru: Risalelerde sarıklı genç mevzusu var. Hulusi Ağabey’in rüyasını tevil ediyor bu sarıklı genç kim olabilir? Mustafa Tuğran-Elazığ” Sarıklı genç; Fettullah Hoca için de diyorlar, Said Özdemir Ağabey de olabilir. O da sürekli sarıklı, başındaki sarığı hiç çıkarmıyor. Ama bence Said Özdemir Ağabey, çünkü hiç çıkarmıyor başındaki sarığı. Çok şeker bir ağabey, bayağı güzel, coşkulu. Bakın, İttihad-i İslam’a nasıl kalbi bağlanmış; nasıl akıcı, nasıl coşkulu anlatıyor. Hımbıl bazı şahıslar var; 300 yıl, 500 yıl ilave ediyor. O açıkça aslanlar gibi söylüyor. 2001 yılında atağın başlayacağını söylüyor ve İttihad-i İslam oluşacak diyor, inşaAllah.
Fransa’dan Murat Bozan; “Selamun Aleykum Sevgili Hocam.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi Berekatuhu. “Allah’ın selamı ve sevgisi üzerinize olsun.” Hepimizin, inşaAllah. “Hocam bugün Bloomberg Tv’de 17. yüzyılda yaşamış olan bilim adamı Newton’la ilgili bir belgesel vardı. O dönemde bilim dışında İncil’in şifreleri ile ilgili bir şeyler yazmış. Tabii o zaman kiliseye ters düşmemek için bunlar hiç yayınlanmamış. Bu yazılar tam 200 sene sonra bulunmuş. Bu yazılarında teslis inancının İncil’de olmadığını, kıyametin yakın olduğunu, Hz. İsa (a.s)’ın ikinci kez geleceğini, Kudüs’te bir Yahudi Devleti kurulup Hz. Süleyman (a.s) Mabedi’nin tekrar inşa edileceğini, bu yüzden de büyük bir savaş çıkacağını,” yok, yanlış bu. Hz. Süleyman (a.s)’ın mabedi yeniden yapılacak fakat savaş çıkmayacak. Çünkü Mehdi (a.s) yapacak mabedi Ve bütün Hıristiyanları, Musevileri, Müslümanları bağrına basacak Hz. Mehdi (a.s), koruyup kollayacak. “Hz. İsa (a.s)’ın deccali öldüreceğini,” o doğru. Yani Darwinizm ve materyalizmin dünya çapındaki, devlete oturmuş sistemini yıkacak. Mehdi (a.s) fikren yıkacak, İsa (a.s) da siyasi yönden yıkacak, siyaseten yıkacak. Yani devletlerden söküp atacak. “Mehdiyet’ten hiç bahsetmemesi, Newton yazılarını İncil’den okudukları için Allah’ın kendisine özel bir anlayış verdiğini yazması, eğer öyleyse Mehdi (a.s)’ı anlatması imkansız. Allah bilir, belki belgeseli yapanlar Hz. Mehdi (a.s) ile ilgili bölümleri kesmiş olabilirler diye düşündüm.” Tabii ki, Mesih (a.s)’in gelişi, “su testisi taşıyan adam” diye Mehdi (a.s) İncil’de açık açık belirtilir, Mehdi (a.s)’ın varlığı. Çok kapsamlı. Ve “o kişinin arkasından gidin” diyor. “O hangi eve giderse siz de o eve gidin” diyor. “Mehdi (a.s)’a tabi olun” diyor Hz. İsa (a.s). Ama Tevrat’ta Mehdi (a.s) yüzlerce Tevrat hükmü ile açıklanmıştır, yüzlerce. Çok kapsamlı açıklanmıştır. Ve firavun paniğe kapılmıştır onları da okuyunca. Onların örtbas etmesi normal, bizimkiler örtbas ediyor da onlar örtbas etmez olur mu? Bak, bizde alim bilinen adamlar örtbas ediyor. “Hocam bu yazılara daha sonra bir Yahudi tarafından alınmış ve İsrail devleti kurulunca İsrail devletine verilmiş. Hocam sevgi ve saygılarımla. Allah’a emanet olun, inşaAllah.” Yahudiler pek ilgilenmez öyle bir yazıyla. Onlar için pek önemli bir şey değil. Ama ünlü bir fizikçinin dindar olması, Allah’tan korkuyor olması, Allah’ı seviyor olması, Allah’ın birliğine inanıyor olması tabii fevkalade bir şey, o önemli.
“Esselamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuhu.” Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Peygamber torunu Seyyid Muhammed Adnan Hocam. Aziz Hocam, geçen hafta benim Vehhabi kardeşlerimizle, Hz. Mehdi (a.s), Darwinizm, deccaliyet vesair konular hakkında sohbetlerim oldu. "Alametler çıktı" diyorlar "ama Mehdi (a.s) çıkmadı" diyorlar. Ben onlara çok hadis anlattım; müteşabih, mecaz ve işari olanları. Kabul etmiyorlar. "Dünyanın ömrü 7000 yıldır" hadisinin zayıf olduğunu ve o hadisi bazı alimlerin kabul etmediğini söylüyor. "Ümmetin ömrü 1500’ü geçmeyecek" hadisinin zayıf olduğunu söylüyorlar. Ama ispat etmiyorlar. Aziz Hocam, sorum; “İnsanlar 1400 senesinde Hz. Mehdi (a.s)’ın yanında toplanacaktır.” (Risalet-ül Mehdi, sayfa 108) Hocam bu hadis hangi kaynakta, tam açıklama verin. Hadis sahih mi yoksa mütevatir mi? Hangi alimler sahih deyip belirtiyor. Azerbaycan’dan sizin talebeniz Tarlan” diyor. MaşaAllah, her gün bir talebemiz çıkıyor Azerbaycan’dan. Şimdi ahir zaman hadislerinin dışında, fıkıhla ilgili de birçok hadis zayıftır. Sahih hadis, çok azdır sayısı sahih hadisin, çok çok azdır. Kütüb-i Sitte’de bile tam böyle mütevatir sahih hadis sayısı çok azdır. Şimdi bu kardeşlerimize ben çok önemli bir şey söyleyeceğim; mütevatir sahih hadis nasıl anlaşılır, ben ona güzel ölçü vereyim. Şimdi mesela desek ki, bugün Berker Hocam buraya gelecek. Berker Hocamız da buraya gelse, bu çok zayıf bir ihtimal olsa, çok zayıf bir açıklama olsa, zayıf bir hadis olarak düşünelim. Geldi mi ne olur? Bu sahih ve mütevatir olur. Netleşmiş, görülmüş. Şimdi Peygamberimiz (s.a.v) ne diyor? “Hz. Mehdi (a.s) çıktığında Kabe’de kan akıtılacak” diyor. “Hac engellenecek.” Şimdi bu zayıf bir hadis. Hicri 1400’de Kabe baskını oldu mu? Oldu. Kan akıtıldı mı? Oldu. Kabe tarihinde ilk defa hac engellendi mi? Engellendi. Hadis ne olmuş oldu? Mütevatir sahih hadis olmuş oldu. Onun için yeniden mütevatir sahih hadis kitabı yazılması gerekiyor, bir daha, hadis alimlerince. Tahakkuk etmiş çünkü. Tahakkuk edince bitti. Onun için Vehhabi kardeşlerimize bunu anlatırken, bu hadisleri olacakmış gibi anlatırsa, tabii ki o zaman zayıf hadisler. Ama olduğunu göstererek anlatırsa, onun mütevatir ve sahih olduğunu anlamış olur. Olmuş. Şimdi mesela, “deccal çıkacak dünya dinsiz olacak” diyor Peygamberimiz (s.a.v). Yüzde 99’u dünyanın dinsiz oldu işte. Aslında yüzde 99 virgülü de var da, biz yüzde 99 diyoruz. Deccal çıkmış işte. Deccalin ana vasfı budur, yani dünyayı dinsiz yapmasıdır. Ana vasfının üzerinde durmak lazım. Mehdi (a.s) ne yapar? İslam’ı dünyaya hakim eder. Ana vasfı, ana delilidir. İşte “Mehdi (a.s)’ın kaşı uymadı, burnu uymadı,” olmaz, bu ölçü değil. Delil ne? Dünyaya İslam ahlakını hakim etmesidir. Hakim etti mi? Bitti. Sen kaşını, gözünü benzetsen de benzetmesen de fark etmez. Deccalde ana delil dünyayı dinsiz yapması, Mehdi (a.s)’da ana delil dünyayı dindar yapması, bak iki delil. Deccal dinsiz yaptı. Şimdi de Mehdi (a.s) dindar yapacak, o kadar. Konu bu.
“Sayın Hocam, iyi akşamlar. Öncelikle verdiğiniz bilgilere çok teşekkür ediyoruz. Sizden Allah razı olsun. Sorum şu; Allah’a tam teslimiyet nasıl olur? Bunun için ne yapmalıyız? Bu konuda bilgi verirseniz çok memnun olurum. Allah’a emanet olunuz. Saygılarımla, Serap Soyal.” Serap Hanım, Serap kardeşim, şimdi yapılacak olan şu; samimi olmak. Çünkü samimi olmak sık sık unutulur. Bu beladır, hastalıktır. İnsan samimi olmayı unutunca ne olur biliyor musun? Onu afakanlar basmaya başlar, sıkılır, canı yanar. Üzerine böyle bir ağırlık çöker, bela çöker. Şeytan üstüne çöker, hissedilir bu. Garip bir gerilime girer. Konuşması bozulur, çok çok özür dilerim, zırvalamaya başlar bazen de. Samimiyet, vicdanı tam rahat bırakmanın adıdır. Allah’a kendini tam bırakmanın adıdır. Şimdi mesela biz konuşuyoruz. “Aman ne güzel konuşuyor” derse bir adam, bu şirk olur, “Allah ne güzel konuşturuyor” derse, bu teslimiyet olur. “Allah ne güzel tecelli ediyor” derse, bu teslimiyet olur. Ama “ne akıllı adammış” derse, bu şirk olur. “Allah ne güzel akıl tecelli ettiriyor” derse, bu teslimiyet olur. Çünkü biz görüntüden ibaret bir varlığız nihayetinde, beynimizde Allah bizi görüntü olarak gösteriyor. Dışarıda varlığımız var ama kimsenin bir işine yaramaz o görüntü simsiyah, karanlık, saydam bir varlık. Dolayısıyla Allah’a kendimizi tam anlamıyla bırakacağız. O’nun bizi konuşturduğunu bileceğiz, O’nun bize nefes aldırdığını bileceğiz, O’nun bize hatırlattığını bileceğiz. Mesela bazen olur, insan en yakınının ismini bile çıkaramaz. Bazen görüyorsunuzdur; neydi, neydi, gelmiyor aklına bir türlü. Allah vermiyor bilgiyi, Allah gücünü gösteriyor. Mesela bu fincan değil mi? Adama “bu ne?” diyorsun, “neydi?” diyor, aklına gelmiyor adı. Düşünüyor, düşünüyor, düşündükçe de panikliyor, iyice de aklına gelmiyor. Gelmez. Çünkü bak; “nutku veren Allah” diyor. Konuşmayı Allah verir. Şeytandan Allah’a sığınırım, Cenab-ı Allah diyor ki; “Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz.” Önce Allah dileyecek, sonra biz diliyoruz. Mesela diyoruz ki; “bana kalemi verir misin?” Önce Allah’ın bunu bize söylemesi lazım. Kalemi istemeyi Allah bize söyleyecek, ondan sonra biz onu söyleyebiliyoruz.
SUNUCU:Biz zannediyoruz ki biz istiyoruz.
ADNAN OKTAR:Yok, olmaz öyle şey. Mümkün değil. Bir kere teknik olarak öyle bir gücü olmaz insanın. Zavallı bir varlıktır insan. İmkansız öyle bir şey olması. Onun için Cenab-ı Allah, şeytandan Allah'a sığınırım; “Allah’ın kadrini hakkıyla takdir edemediler” diyor Allah, Kuran'da ayet var. İnsanların genellikle böyle bir belanın içinde olduklarını söylüyor Allah. “Hakkıyla kadrini takdir edemediler.” Yani “gücünü takdir edemediler” diyor.
SUNUCU:Yani biz bir şeyi dilerken aslında Allah diliyor.
ADNAN OKTAR: Tabii, Allah diliyor. Hiçbir şeyi insan, ne küfür olsun, ne Müslüman olsun, hiç bir şeyi ama hiçbir şeyi gerçek anlamda kendi isteğiyle yapamaz. Mutlaka kaderinde olduğu için yapar. Bazı cahil kardeşlerimiz diyor ki; “kardeşim, tabii ki bize iki yol göstermiştir” diyor. Tamam, onu Allah yaratır. “Biz, yollardan birini seçeriz” diyor. O yolu seçmeni kim sağlıyor? Allah sağlıyor. “İrade-i cüz-i var” diyor, cüzi irade. Tamam, senin cüz-i iradeni kim yaratıyor? Allah yaratıyor. O zaman bütün iradeyi; külli iradeyi de, cüzi iradeyi de kim yaratıyormuş? Allah yaratıyormuş. İllaki kendilerini bir putlaştıracaklar. İllaki kendilerine Allah gücü vermeye kalkıyorlar. Böyle bir şey mümkün değil. İnsan acizin acizidir, Allah’a tam teslim olmuş bir varlıktır, inşaAllah. Tabii, asıl bu konu üzerinde derinleşmek gerekir.
Ben bu konuları zaman zaman anlatıyorum; aklı olan, vicdanı olan bu konu içindeki harikuladeliği benim defalarca söylememe gerek kalmadan düşünüp bulur. Ben bu konunun anahtarını, inceliklerini anlatıyorum. Her gün anlatmıyorum. Vicdan sahibi olan bunu fark eder. Yaklaşık anlatıyorum ama vicdan sahibi olan buradaki harikuladeliği anlar. Mesela desem ki ben; “biraz sonra buraya olağanüstü varlıklar gelecek” desem ve “biz buradan başka bir yere gideceğiz, çok kısa sürenin içerisinde olacak, bir saniyenin içinde olacak bu” desem, sonra sohbete devam etsem; adam bununla hiç ilgilenmiyorsa, bunu çok alelade bir haber olarak görüyorsa, bu bir anormallik değil midir? Çünkü fevkalade bir şey söylüyorum; çok önemli bir şey söylüyorum. “Bir saniye içinde buradan kendi evimize gideceğiz” diyorum, “olağanüstü bir şey olacak” diyorum, “mucize olacak” desem, “harika, keramet olacak” desem, çok harikulade bir şeydir. Ben de diyorum ki; “madde beynimizde görüntü olarak görünüyor” diyorum. “Ha, öyle mi?” diyor. “Hakikaten çok ilginç” diyor. Halbuki bunu bir kavramış olsa, heyecandan ölecek hale gelir neredeyse. Çok büyük olay anlatıyorum ben. Ama konuları değiştiriyorum tabi. Başka konulara da giriyorum; işte Cübbeli’den, kubbeliden bahsediyorum, şuradan buradan bahsediyorum, onun için dikkatleri dağılıyor. Dikkatlerini dağıtmayacaklar. Ben önemli bir şey söylediğimde dikkatlerinin o noktadan hiç çekilmemesi lazım. Bir kere Allah hiç unutulmaz, kader hiç unutulmaz. Maddenin hakikati de hiç unutulmaması gereken bir gerçektir. Onun içerisinde beni dinlemeleri lazım. Ondan çıkarak beni dinledin mi gaflete gidebilirler. O hiç çıkılacak bir konu değildir. Allah aşkı unutulmaz, Allah korkusu unutulmaz, ölüm unutulmaz, bizi Allah’ın yarattığı unutulmaz, her şeyi Allah’ın yarattığı unutulmaz, her an bizi Allah’ın seyrettiği unutulmaz, konuşmalarımızı Allah’ın dinlediği unutulmaz. Bunu Müslüman her zaman bilecek, ona göre dinleyecekler.
SUNUCU:Peki bizim irademiz nerede başlıyor?
ADNAN OKTAR:Bizim irademiz sıfırdır, sana söyleyeyim. Yoktur. Evet, cüzi irademiz var, tamam. Mesela bak, daha önce de söylemiştim, ıhlamur içmek istiyorum ben mesela şu an. Kimse beni zorlamıyor, Cenab-ı Allah dilerse inşaAllah içeceğim. Bismillah, alıyorum elime, Allah bardağı kaldırdı, getirdi, yaklaştırdı. İçtim, ıhlamur tadı verdi, şimdi Cenab-ı Allah bardağı geri indiriyor. Kolumu vesile ediyor. Cennette, daha önce de söylemiştim, kol vesile olmaz. Kola ihtiyaç yoktur, kendiliğinden gelir. Aslında cennetteki sistemi insanlar burada görüyorlar. Yaratılışı da burada görüyorlar ama o kadar çok sebep zinciri var ki. Sebep zinciri müthiş bir ülfet ve alışkanlık meydana getirip, akıllarında bambaşka bir stil meydana getiriyor ve akılları iptal oluyor bir anlamda. İşte buna biz gaflet diyoruz. İnsanları gaflet perdesi sarıyor. Gaflet perdesinden dolayı Allah'ın sanatını insanlar göremeyecek hale geliyorlar. O gaflet perdesi ortadan kalkarsa, bazen insanlar onu kaldıramayacak duruma da gelebiliyorlar. Gaflet biraz da ihtiyaç oluyor insanlar için. Çünkü çok berrak da fark ederse aklı onu kaldırmayabilir. Çok şiddetli heyecanlanıp, aşırı korkuya kapılabilir. Allah hafif bir gaflet perdesi meydana getirip, onun içerisinde gerçekleri görmemizi sağlıyor. Mesela adam diyor ki; “Adem (a.s) nasıl yaratıldı?” diyor. Ben gelmeden önce sen yoktun. Geldim, seni birden gördüm. Ben var mıydım burada odada? Birden Allah yarattı işte. Hz. Adem (a.s)’ın yaratılışı da böyledir. Çok kolaydır Allah için yaratmak. Cennet ve cehennemdeki yaratma da bu şekildedir. Birden yaratılır insan, olur. “O her an bir iştedir” diyor Allah ayette, Kuran ayeti var. “Her an yaratır sizi” diyor, her an. An an yaratılıyoruz. Allah tek bir an içerisinde sonsuz önceyi ve sonsuz sonrayı yaratıp bitirmiş.
SUNUCU:Bir şey soracağım, Allah insanlara bir akıl vermiş, seçmek için. O nasıl olacak?
ADNAN OKTAR:Biz seçiyoruz zaten. Onu bize göstertiyor.
SUNUCU:Mesela önümde iki yol var; ya buraya gideceğim ya da oraya gideceğim. Buna ben mi karar veriyorum?
ADNAN OKTAR:Sen karar veriyorsun ama kaderinde olan kararı veriyorsun. Allah’ın yarattığı kararı. Ve bu kararı ne zaman almış alıyorsun biliyor musun? Daha Big Bang olmadan, daha kainat yaratılmadan. 15 milyar yıl önce yaratıldı ya kainat, ondan önce bitmiş oluyor. Sonsuz öncede o kararı vermişsin, bitmiş.
SUNUCU:Anladım. Biz onları şimdi yaşıyoruz.
ADNAN OKTAR:Tabii. İnsanlara o kadar şiddetli gaflet perdesi getiriliyor ki, mesela sabah bir çıkıyor, insanlar dolmuş kuyruğunda, otobüs kuyruğunda; o görüntü hipnotize ediyor insanları adeta. Mesela sandalcılar orada, ekmek arasında balık satıyor. Öbürü mesela üşüyor, kıyafetini üzerine daha fazla bastırıyor. Orada bir simit satıcısı var. Hayat o kadar doğal gösteriliyor ki görüntüde, insanların ikinci bir ihtimal vermesi imkansız hale geliyor. Bu Allah’ın sanatıdır. Hakikaten dışarıda var zannediyor beynindeki görüntüyü. Mesela babası azarlıyor, öğretmeni çıkışıyor; “niye dersini yapmadın” falan diyor. “Ya bu olamaz” diyor, “görüntü olamaz” diyor. “Mutlaka hakikat” diyor. O Allah’ın bir sanatıdır. Halbuki dışarıda var fakat biz görüntüsüyle muhatap oluyoruz.
ALTUĞ BERKER: Hocam müsaade ederseniz Azerbaycan’da güzel bir konferans olmuş bugün. Salon dolmuş, ek sandalyeler koymuşlar, onlar da dolmuş. Fosil sergisi olmuş, çok ilgi görmüş, inşaAllah. Resimleri.
ADNAN OKTAR:Azerbaycan’ın koç yiğitleri, maşaAllah. MaşaAllah, Azerbaycan gençliği bizim canımız. Direkt Anadolu’daki gençlerin aynısı. O kadar gıcık bir şey ki Azerbaycan’dan ayrı olmamız; inanamıyorum ben, rüya görüyorum gibi. Konya ile ayrı olmamız gibi. Ne alaka kardeşim? Her şeyimiz bir ama her şeyimiz. Aynı Konya yani, aynı. Son derece suni bir şey ayrı olmamız. Geldiğimizde sınır kapısına, “Selamun Aleykum” demeleri lazım, bu kadar. Başka bir şey yok, çekip gideceğiz. Ne alaka? Bize neden pasaport sorsunlar? Almanya’yı aklım alır da Azerbaycan’la ne alaka?
“Sayın Hocam, Allah sizi inşaAllah galip kılmıştır, sarf ettiğiniz çaba inşaAllah karşılıksız kalmaz.” Biz Allah rızası için yapıyoruz tabii, dünyevi bir karşılık peşinde değiliz. “Şeytan değil mi ki bizi fırkalara ayıran, bölen, parçalayan. Şeytanın oyununa İttihad-ı İslam ile inşaAllah galip geleceğiz. Sevgiler, Sinan.”
Yine Cübbeli’yi savunduğunu iddia eden gençler bir yazı yazmışlar. “İslam Birliği, İttihad-ı İslam Ehl-i Sünnet Müslümanlarının birliğidir” diyor. “Dolayısıyla Şiiler, Aleviler, Vehhabiler bu birlik içerisinde değillerdir” diyor. Al sana bir şeytani üslup daha. Bölünme ne peki o zaman? Bölünmenin adını tarif et sen bana? Yine parçaladın Müslümanları sen. Ehl-i Sünnet, orada da rahat duruyor musun? Orada da rahat durmuyorsun. Nakşibendi oluyor, bir başka Nakşibendi’ye akıl almaz hakaretler ediyor. Acayip saldırganlaşıyor. Mesela Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri benim kanaatime göre bu asrın kutbudur. Ve dünya tatlısı, dünyanın en güzel insanıdır, halihazırda benim gördüğüm. Şakacı, hoş sohbet, nezih, insancıl, sevgi dolu, ilim irfan sahibi, kalp ehli, ehli velayet bir insandır. Ona akıl almaz hakaretler ediyorlar. Her yerden tutuyor bakın; Ehl-i Sünnet mi? Ehl-i Sünnet. Hanefi mi? Hanefi. Hanbeli, Maliki de değil, Şafi de değil, Hanefi. Nakşibendi mi? O da Nakşibendi. Nefret ediyor musun? Ediyorsun. Şeytanın tavasında hopluyorsun. Allah sana hidayet versin. Allah aklını başına getirsin. Be hey azgın. Be hey şeytanın tuzağına düşmüş zavallı. Senin birlik anlayışın bu. Sen ancak kendi cemaatinin içinde belli bir fraksiyonun arkadaşlığını kabul ediyorsun. Kendi cemaatini de kabul etmiyor. Onlar içinde de fraksiyonlar meydana getiriyor. Onun içinde şucu bucu olacak, o kendi ekibindekileri normal Müslüman kabul ediyor. Bak, açık ispatı bu. İttihad-ı İslam’da bütün Müslümanlar kucaklanıyor, hepsi. Mehdi (a.s.)’ın görevi budur. Ve Hristiyanlara ve Musevilere de sahip çıkıyor. Bakın, bu çok önemlidir, hatta ateistlere de sahip çıkıyor. Onlar da Allah’ın kulu. Onların da korunması ona ait oluyor, Mehdi (a.s.)’a ait oluyor. O da, Mehdi (a.s.)’ın yed-i emanında oluyor onlar da. Birinci sınıf vatandaş oluyor onlar da. Bu zihniyette doğramacı takım, önüne geleni doğrayacak. Bunların Şeyh Nazım Hazretleri’ne bakış açılarını da görüyorsunuz, başka cemaatlere bakış açılarını da görüyorsunuz, Bediüzzaman’a bakış açılarını da görüyorsunuz. İttihad-ı İslam fikri değil, parçalanma fikri, bölme fikri ve paramparça etme fikri var. Mehdiyet, İttihad-ı İslam’ı yapacaktır, inşaAllah. Şeyh Nazım Hocamızı dinleyelim, inşaAllah.
-VTR - Şeyh Nazım Hazretleri Anlatıyor
ADNAN OKTAR: Ne anlattı hocamız orada?
ALTUĞ BERKER: Kıyametin 15. yüzyılda olacağını söyledi Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: O çok hayati bir konu, diğer Müslümanları kandırmaya çalışanlara bir tokat bu, hocamızın bu açıklaması. Geçen günler de açıklamıştı, şimdi yine açıklıyor. Hadise dayandırıyor ve alametlere dayandırıyor. Mesela Allah vermesin, ben düşünüyorum; Şeyh Nazım Hocamızın Allah ömrünü uzun etsin, mesela vefat ettiğini düşünelim; Fethullah Hocam, Allah ömrünü uzun etsin, vefat ettiğini düşünelim; Said Özdemir Ağabey, bunların mesela on yıl, yirmi yıl içerisinde vafat ettiğini düşünelim; ondan sonraki gençliğin durumunu insanlar kafalarında bir canlandırsınlar bakalım. Yani 300 yıl ileriye atıyorsun, 570 yıl ileriye atıyorsun, ne kadar devam edebilir Müslümanlık, bir düşünün. Hazır büyüklerimiz başımızdayken, bu mübarek nesil başımızdayken, Allah ömürlerini uzun etsin, İttihad-ı İslam’ı mutlaka hakim kılmamız lazım. Ondan sonra bu iş olmaz söyleyeyim, Allahualem olmaz. Ondan sonra yan yatar, Allah vermesin. Küfür sistemi yan yatar ve batar. Batağa doğru gider. Onun için böyle tecrübeli büyüklerimiz, sevdiklerimiz başımızdayken dua etsinler, onlarla birlikte İttihad-ı İslam’ı görelim. Daha şu safhada Cübbeli şu hale düşmüş, düşünün. Deccaliyet onu ne hale getirmiş? Nefsinin esiri hale getirmiş onu. Ve sürekli doğru söylemeyen, sürekli Müslümanlara yanlış bilgi veren ve ispat ettim, gösterdim de; hangi sözü doğru, hangi sözü yanlış insan bilemiyor. Kuran ve hadisi tenzih ederim. Peki, böyle insanlarla İttihad-ı İslam olur mu? Böyle insanların devamını istemiyorsa insanlar, bu bereketli neslin, bu mübarek mürşitlerin hayatta olduğu dönemde İslam ahlakının hemen dünyaya hakim olmasını istesinler. Vakit kaybettirmeden. Şeytandan Allah’a sığınırım, “erteleme küfürde bir artıştır.” Kuran’da buna ayetle işaret ediliyor, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Fosillerden gösterebilir miyiz Hocam?
İstiridye, 206 milyon yıllık istiridye.
ADNAN OKTAR:206 milyon yıldan beri değişmemiş. Evrimcilerden bizim istirhamımız da bu, böyle bize açık delil getirsinler, getirmiyorlarsa sussunlar.
ALTUĞ BERKER: Bu da 108 milyon yıllık cırcır böceği.
ADNAN OKTAR: Özellikle Şeş Tv’de görevli arkadaşlar,TRT’de görevli arkadaşlar bunları dikkatlice bir izlesinler. Şeş Tv Müslümanlara, Türk Milleti’ne doğru bilgi vermiyor evrim konusunda, yanlış bilgilendiriyor. Hurafe bilgiler veriyor, bilimsel olarak geçersizliği ispat edilmiş bilgiler veriyor. Şeş Tv’yi kardeşlerimiz protesto eden yazılar göndersinler. Başbakanımıza dilekçe göndersinler, TRT Genel Müdürlüğü’ne dilekçe göndersinler. Doğru bilgi vermiyorlar. Doğru bilgiler bu tarzda olur. Yani bize fosiller göstersinler, belgeleri göstersinler, bu şekilde bilgi versinler. Hayali çizimler, hayali bilgiler istemiyoruz.
ALTUĞ BERKER: 23 milyon yıllık istiridye kabuğu hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bak, hiçbir değişikliğe uğramamış. Şeş Tv istesin, TRT istesin, binlerce fosil getirelim, göstersinler. Proteinlerin molekül yapısını göstersinler, bunun bilimsel olarak olamayacağını açık açık onlara gösterelim, ispat edelim. Ama böyle yanlış bilgilerle insanları yanlış yönlendirirlerse bu çok acı bir olay olur.
ALTUĞ BERKER: 37 milyon yıllık yengeç. Bildiğimiz yengeç.
ADNAN OKTAR: Hiçbir değişikliğe uğramamış.
ALTUĞ BERKER: Hiçbir değişikliğe uğramamış, 37 milyon yıl boyunca.
ADNAN OKTAR: Sayın Başbakanımızın da, bakanlarımızın da dikkatini çekelim. Çünkü TRT’de eskiden kalma bir sol yapılanma var, materyalist yapılanma var. Bunlar her şeye rağmen, halkın inançlarına karşı tam zıt bilgiler vermekten çekinmiyorlar. Evrim propagandasını insanların gözlerinin içine baka baka alenen yapıyorlar. Bilimsel geçersizliğini kendileri de biliyorlar. Buna rağmen pervasızca bu politikalarını devam ediyorlar. Gerekirse diğer devlet kurumlarına da kardeşlerimiz dilekçe göndersinler. Bu yanlış bilgilendirme politikası dursun. Doğruları aktarsınlar. TRT’nin bizim verdiğimiz vergilerle, bizden aldıkları paralarla halkı böyle yanlış bilgilendirmesi kabul edilebilir bir şey değil. Burada kardeşlerimiz hiç üşenmesinler, mutlaka hem Başbakanlığa hem bakanlığa hem TRT Genel Müdürlüğü’ne dilekçe yazsınlar. İki satır bir şey.
VTR- Protein Sentezi
ADNAN OKTAR: Mesela bu anlatılanlar bilimseldir, eğer bilimsel değilse TRT Şeş bize cevap versin. TRT cevap versin, bakanlık mutlaka bize bu konuda açıklama yapsın. Yani bakanlığın bu konuyu kontrol edemediği bir durum varsa zaten bu çok vahimdir. Oradaki solcu kadrolaşma eğer bakanlıkça kontrol edilemiyorsa ve bunlar borularını rahatça öttürebiliyorlarsa bu çok vahim, çok acayip. Yani sessiz kalınacak bir şey de değil bu.Yaratılışın bilimsel delillerinin anlatılması yasak olup da Allah’ın inkarının bir safsataya dayalı, güya bilimsel gibi görünen sahte delillerin anlatılması nasıl serbest oluyor? Bizim anlattığımız delillerin geçersizliğine dair en ufak bir açıklama yapsınlar. Mesela bu fosillerin doğru olmadığına dair bir şey söylesinler. Üniversite alsın, mesela bu yengeç fosilini gönderelim, “bu fosil sahte” desin, “bu fosil yok” desin, biz de konuşmamızı durduralım. Durdurmayız da yani anlasınlar diye söylüyorum. Yani “evet, doğru söylüyorlar” diyelim.Samimi, dürüst olacaklar, devletin imkanları var. Üniversiteler incelesin, hepsi doğru. Proteinle ilgili açıklamanın tamamı doğru, şu an yaptığımız açıklamanın. Bütün bilim adamları bunun doğru olduğunu biliyor. Bunun tam tersini çıkıp TRT Şeş, Güneydoğu’daki vatandaşlarımıza anlatırsa, PKK da “gelin, buyurun TRT Şeş’i dinleyin” diyor. “Neyi dinleyeceğiz?” diyorlar. “Şimdi evrimle biz uğraşmayalım” diyor, “evrimi size anlatmakla niye uğraşalım” diyor PKK’lılar. “Evrim teorisi doğru, size komünizmi anlatacağız ama önce evrimin olduğunu, kainatın tesadüfen oluştuğunu, Allah’ın var olmadığını biz size bir anlatalım önce” diyorlar. Yani “komünizmin temelini size anlatacağız.” Açıyor adam TRT Şeş’i, buyurun, başlıyor evrim propagandası. “Şimdi anladın mı?” diyor adam, “Allah’ın olmadığını, her şeyin yaratılışının tesadüfen oluştuğunu? Şimdi beni dinle” diyor, “burada oluşan evrimi Karl Marx kendine temel olarak almış ve kendi teorisini kurmuş” ve onun üzerine onu anlatıyor. “Şimdi evrim bilimsel mi? Bilimsel, Marx’ın teorisi de bilimsel o zaman” diyor. “O zaman Leninizm nedir?” diyor. “Marksizm’in fiiliyata geçmesi. Lenin ne diyor?” diyor, “Leninizmin gereği nedir? Terör ve şiddet ve kan akıtma.” Lenin ne diyor? “Ben şaşıyorum; bizim akıttığımız kana, yaptığımız şiddete, vicdani tepki gösterenlere hayret ediyorum. Yani bunlar bir hastalık, çocukluk hastalığı” diyor. Yani “mutlaka şiddet gerektiği, kan akıtılması gerektiği açık değil mi?” diyor. “Polisleri, jandarmayı, askerleri öldürmek devrimci güçlerin vazgeçmeyeceği vasfıdır” diyor. Sen ne yapmış oluyorsun o zaman TRT Şeş? Adamlara hazır bilgi gönderiyorsun? Onların istediği sistemi meydana getirmiş oluyorsun istemeden, farkına varmadan. Çünkü komünizmin Darwinizmi anlatmaya ihtiyacı vardır. Darwinizm olmadan komünizm olmuyor. Yani Darwinizmin üzerine kurulur komünist teori, komünist felsefe, Marksist felsefe. Sen adamlara kolaylık göstermiş oluyorsun. Sen bunu bilmeden yapıyorsun ama adam bilerek kullanıyor işte. Onun için biz bunlara karşı fikri mücadele yapalım derken, bunlara fikri olarak katkıda bulunan bir sistem oluşmuş oluyor farkında olmadan, istemeden. Eğer bu durdurulmazsa, yani bu o zaman anlamı çok çok çirkin oluyor. Bakın ben uyarıyorum, anlatıyorum; kardeşlerimiz dilekçe yazsınlar. Dilekçeleri tarihli olarak göndersinler. Dilekçeyi gönderen kardeşlerimiz de bize dilekçe tarihlerini de versinler. Biz buradan yayınlayalım, ki bu acayipliğe dikkat çekilsin.
“Bir tanecik Hocam, bu maddeyi çok düşünmekten korkmaya başladım” diyor. Yok, yok, korkacağın bir şey yok. Çünkü insanların hatası şudur; Allah’ı gölge varlık olarak görmek isterler, kendilerini gerçek, mutlak varlık olarak görmek isterler. Korkmak değil, bilakis sevinçle ve aşkla düşünmek lazım. Çünkü bunu anlayan cenneti, cehennemi ve ölümü ve dirilmeyi tam kavramış olur. Cennetin ve cehennemin vasfını tam kavramış olur. Tam derinlik almış olur. Dolayısıyla bu konuda ve diğer konularda derin düşünmek Kuran’ın emridir, çekinilecek bir şey yok.
Bulgaristan’dan bir kardeşimiz yazmış, Bulgaristan’da da bayağı bir çevre var. Kardeşlerimiz çok seyrediyorlar, maşaAllah.
OKTAR BABUNA:Bugün Azerbaycan’da konferans vardı Hocam, sizin adınıza bağlanmıştık oraya, maşaAllah. Evrimin geçersizliğini anlatmışlar, elhamdülillah. Biz de Darwinizmin getirdiği belaları sizin kitaplarınızdan inşaAllah ve İslam Birliği’ni anlattık. İslam Birliği’ni Allah’ın Kuran’da vaat ettiğini, inşaAllah. Bunun da bir kader olduğunu, Peygamberimiz (s.a.v)’in mucizelerinin gerçekleştiğini, çok büyük memnuniyetle dinlediler, maşaAllah Hocam, kardeşlerimiz oradaki.
ADNAN OKTAR:Azerbaycan’ın gençliği koçyiğit, bir de onlar şaha kalktı, maşaAllah. Aslanlar gibi kükrüyorlar; aşkla, şevkle, coşkuyla bütün Azerbaycan’a yayılsınlar. Çok güzel, üslupları da güzel. Azerbaycan devleti yobazlığı istemiyor, gericiliği istemiyor. O konuda ittifak halindeyiz, güzel. Azerbaycan gençliği de istemiyor yobazlığı, gericiliği, bu da çok güzel. Bölücülüğü istemiyorlar, bu da çok güzel. Mezhep ayrımlığına dayalı sahtekarlığı da istemiyorlar, bu da çok güzel. Demek ki Mehdiyet Azerbaycan’a kol salmış. Helal olsun, inşaAllah. Yalnız Azerbaycan’da bir kardeşimiz diyor ki, bir başörtüsü yasağı varmış herhalde. Hiç gerek yok, hiç bir mantığı da yok. Tedirgin olunacak bir şey de yok. Azerbaycan gençliği son derece aydın, aklı başında ve modern, sevgi dolu bir gençliktir. “Esselamu Aleykum Sayın Muhammed Adnan Hocam. Hocam, Azerbaycan’da kız çocuklarına ‘okula başörtüsü ile gitmek yasak’ kararı vermek istiyorlar. Hocam, biz Müslüman olarak devlete dilekçe verdik” diyor. “Hocam, sizden bizim için dua ve yardım istiyoruz. Hocam lütfen gücünüz yettiği kadar televizyon ve diğer kurumlar vasıtasıyla bizler için yardım istiyoruz” diyor. Bakın, Azerbaycan halkı, son derece aydın ve medenidir. Gençliği de, çelik gibi bir Müslüman gençliği var. Çok aklı başında, aydınlar. Başörtüsünden tedirgin olmalarına hiç gerek yok. Bıraksınlar gençler girsin okullara. Ben kefilim yani, söylüyorum, bir şey olursa bana gelsinler. Hiçbir sorun çıkmaz. Ama başörtülü genç kızlardan istirhamımız şu; kardeşlerini bağırlarına bassınlar. Başı açık, başı kapalı, yüzde yüz tertemiz Müslümandır hepsi. Bunu gürül gürül her yerde söylesinler. Fitnenin kaynağı bu, anlaşıldı mı? Başörtülü olanlara da, çarşaflı olanlar çirkin gözle bakmasınlar, onların da birinci sınıf Müslüman olduğunu söylesinler. Bu bir fitne unsuru olmasın. Çünkü bak; “fitne katilden beterdir.” Eğer devlet fitne görürse, yasaklar. Kuran ayetine uygun olarak yasaklar. “Fitne katilden beterdir.” Yani insan öldürmekten daha beter bir şeydir fitne. Fitne çıkartmasınlar. Ne diyecekler? Başı açık, değil mi? Hepsi bizim kardeşimiz. Nasıl bir Müslüman? Birinci sınıf bir Müslüman. Kaçlık? Yüzde yüzlük Müslüman. Başörtülü nasıl? Yüzde yüzlük Müslüman, halis Müslümandır. Kusursuz Müslüman, inşaAllah. Çarşaflı? O da tertemiz, yüzde yüz Müslümandır. Bu ruhu siz yayın, evelAllah o yasağı kaldırtacağız, inşaAllah. Siz bunu söyleyin yeter ki. Çünkü bak, aksi fitne olur. “Fitne katilden beterdir.” Fitneyi engelleyeceğim gerekçesiyle, devlet yasaklar. Fitneyi kaldırın, bu konu kalksın, inşaAllah. Şimdi bak, bir şey biliyorum ki söylüyorum.
Deniz Çelikbaş, Trabzon’dan yazmış; “Sayın Hocam, ben de sol görüşlü bir insanım. Ama bu evrim teorisine inanmıyorum”. Helal olsun, doğru. “Siz neden bunu bütün sol görüşe mal edebiliyorsunuz? Yanlış ve haksız bilgilerden kaçınınız.” Şimdi Deniz, sen bunu bilimsel bir açıklama olarak mı yaptın? Vicdani kanaatin olarak mı yaptın? Bana önce onu bir bildir. Bilimsel açıklama olarak yaptıysan sen bittin. Çünkü Marksist ideoloji Darwinizme dayanır. Yani Darwinizm olmadan Marksizm yoktur. Ama sen ayrı, yeni bir, Marksizm dışında bir sol görüş geliştirdiysen, yani Marksizme dayalı değilse sol görüşün, o zaman ayrı. “Ben bir felsefeciyim, yeni bir görüş geliştirdim” diyorsan, Numan Kurtulmuş Hoca gibi, sol Müslümanlık anlayışı gibi yeni bir şey geliştirdiysen, o yeni bir felsefedir, onu ayrı konuşuruz. Ama “Marksistim” diyorsan, yani “Marksizme dayalı, Marksist-Leninist düşünceden kaynaklanıyor” diyorsan, o zaman konu bitti. O zaman konuşacak bir şey yok. Çünkü Marksizmin, Leninizmin kökeni Darwinizme dayanır. Bilimsel bir gerçektir. Bunu Karl Marx’ın bütün eserlerinde, kitaplarında görebilirsin. Lenin’in bütün açıklamalarında görebilirsin. Aksini düşünen de hiçbir Marksist ve Leninist bulamazsın. Darwinizm olmadan, Marksizm, Leninizm olmaz, herkes bilir. Ama bilgisizliğine dayalı olarak söylediysen, yani Marksizmi bilmeden solcu olduysan o ayrı mesele. Yani o vatandaş solcusu, o ayrı. Öyle simit-lahmacun solcusu olmak ayrıdır, seni tenzih ederim de, ama Marksist, Leninist solcu olmak ayrıdır. Biz bunu ayırt ediyoruz, inşaAllah. Yahut başka türlü bir solcudur mesela, kendisine yeni bir sol anlayış geliştirmiştir, o da ayrı bir şeydir. Yani şunu akıllarına koyacaklar, benim burada muhatap olduğum şey Marksizm, Leninizmdir. Adam “solcuyum” der, “solcunun kenarıyım” der, “ortanın solundayım,” “solun kenar kısmının yukarı kısmındayım” der, onlar bambaşka şeyler, onlar ayrı bir şey. İnsan kafasının ürünleri onlar, onlarla bizim bir alıp veremediğimiz yok, inşaAllah.
SUNUCU:Sayın izleyicilerimiz, ‘Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri’ programımıza Mavi Karadeniz radyo, TV Kayseri, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Kütahya Destan Tv ve HarunYahya.TV sitemizden devam edeceğiz, iyi akşamlar.
ADNAN OKTAR:Fusillet Suresi, 4; “Bir müjde verici ve bir uyarıcı olarak,” Cenab-ı Allah, gönderdiğini söylüyor, “ama çoğu yüz çevirdiler. Artık onlar dinlemezler” diyor. Yüz çevirenler olacak, ama bakın, ebcedi 2057. Buna rağmen, İslam dünyaya hakim olacak, inşaAllah. “Dediler ki: "Bizi kendisine çağırdığın şeye karşı kalplerimiz bir örtü içindedir, kulaklarımızda bir ağırlık, bizimle senin aranda bir perde vardır” diyorlar. Buna rağmen İslam hakim olacak, inşaAllah. Çünkü onları öyle yaratan da Allah’tır. “Sonra, duman halinde olan göğe yöneldi” diyor Cenab-ı Allah, 11. ayet. Gök, duman ve tozla 11 Eylül’de doldu mu? Bunu hadiste belirtiyor mu Peygamberimiz (s.a.v)? 11. ayette ne diyor? “Sonra, duman halinde olan göğe yöneldi” diyor. Toz ve duman kaplamıştı, değil mi?
Ses kasetleri
Devamı ...Sakın Unutmayın
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Kitaplar
Devamı ...