SUNUCU: ‘Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri’ programımıza Mavi Karadeniz Radyo, Tv Kayseri, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Kütahya Destan Tv ve Harun Yahya.Tv sitemizden devam ediyoruz. Buyurun hocam.
ALTUĞ BERKER: Sayın Başkanımız Bitlis’te bugün konuşma yapmıştı hocam malumunuz, orada Bediüzzaman’ı öven cümleler kullanmış, maşaAllah. “Bizim yolumuzu Anadolu’nun, Trakya’nın erenleri, gönül insanları aydınlatıyor. Bitlis aydınlatıyor. Bitlis’in dünyaya nam salmış alimleri aydınlatıyor. Bitlis, Şemsi Bitlisi’nin, Arvasi Hazretleri’nin, Bediüzzaman Said Nursi’nin şehridir” demiş Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şimdi bu sözleri ona bereket. Adnan Menderes korkuyordu böyle şeyler konuşmaktan ve Allah çok feci bir son meydana getirdi. Başbakan bunları söyledikçe ona bereket gelir, güzellik gelir. Bir de Arvasi Hazretleri’ni övmesi çok güzel, Şemsi Bitlisi Hazretleri’ni övmesi çok güzel, Bediüzzaman Said Nursi’yi övmesi çok güzel. Onları yad etmesi çok güzel. Bu berekettir. Helal olsun Başbakan’a, çok güzel, maşaAllah. Hatası olursa hatasını da söyleriz. Eksiği olursa eksiğini de söyleriz. Tabii vatandaş olarak, herkes görüşünü belirtmekte serbest ama bu çok isabetli, güzel bir hareket. Bakın, gitti Alevi kardeşlerimize sarıldı. Şii, Caferi kardeşlerimizi bağrına bastı. Yobazların kafasına kafasına bir manevi yumruk bu işte, çok güzel. İttihad-ı İslam’ın, Mehdiyet’in ışığı, Mehdiyet’in nuru, inşaAllah.
İmansız münafıklara Allah sinsi tilki görünümünü veriyor. Allah mahvediyor; manen, maddeten çökertiyor. Müminlerde de suhulet, ferahlık, nur, ışık, aydınlık, bereket, bolluk meydana getiriyor Cenab-ı Allah, maşaAllah.
Bediüzzaman, Tur Suresi 42. ayette münafıkları açıklıyor. Çok şahanedir Bediüzzaman’ın tefsiri; çok detaylı, çok akıllı, girift tarafları çok şahane vurgulayan bir üslubu vardır. Şeytandan Allah’a sığınıyorum. Tur Suresi, 42; “Yoksa sana bir tuzak mı kurmak istiyorlar?”Demek ki Müslümanlara tuzak kurmak için küfür her an tetikte ve ataktadır. “Fakat o kafirler, o alçaklar, tuzağa düşecek olanların ta kendileridir.” Ne yapmak istiyor? Müslümanları dağıtmak, birlikteliğini bozmak. Mesela Hz. Mehdi (a.s)’ın cemaatini düşünelim. Onu bozmak, onu kamuoyunda zor duruma düşürmek, itibarını sarsmak için münafıklar vargüçleriyle gayret edecekler. Ama Cenab-ı Allah diyor ki; “yoksa sana bir tuzak mı kurmak istiyorlar?” “Seni dağıtmak, gücünü kırmak, etkisiz hale getirmek mi istiyorlar?” “Fakat o kafirler, o alçaklar “tuzağa düşecek olanların ta kendileridir”. Allah “kendi tuzaklarını kendi başlarına çevireceğim” diyor. Bak, Bediüzzaman şimdi açıklıyor. “Veyahut fıtratları bozulmuş, vicdanları çürümüş,” bak; “fıtratları bozulmuş,” insani fıtratını kaybetmiş; “vicdanları çürümüş,” böyle tam satılmış kahpe; “vicdanları çürümüş şarlatan,” bu Bediüzzaman’ın bir kerameti, bak; “şarlatan münafıklar,” demek ki şarlatanlık yapıyor. Çıkıyor orada, burada; hokkabazlık, soytarılık, üçkağıtçılık, yalancılık, düzenbazlık, şarlatanlık… “Şarlatan münafıklar, hilekar dinsizler gibi, ellerine geçmeyen hidâyetten halkları aldatıp çevirmek, hile edip döndürmek mi istiyorlar ki, sana karşı kâh kâhin, kâh mecnun, kâh sihirbaz deyip, kendileri dahi inanmadıkları halde başkalarını inandırmak mı istiyorlar?” diyor. Peygamberimiz (s.a.v)’e yapılan iftiraları anlatıyor. Mehdiyet’e bakan yönüyle, asrımıza bakan şekliyle yorumlarsak; “hilekar dinsizler gibi, ellerine geçmeyen hidayetten halkları aldatıp çevirmek, hile edip döndürmek mi istiyorlar?” “Çünkü bunlar gizli dinsiz” diyor Bediüzzaman. Şarlatan, sahtekar, gizli dinsiz. Onun için nefret ediyor Müslümanlardan. Müslümanları bölmek istiyor. Allah diyenlere karşı içinde kin var. Alevisine, Şiisine, Vehhabisine, hepsine karşı içinde birnefret oluyor. “Lailahe illAllah Muhammeden Resulullah” demesi onun coşkusunu artırmıyor. Bilakis nefretini artırıyor. Eline geçmiş bir fırsat olarak görüp, Müslümanları yok etmek için azgın bir dil kullanıyor. “Böyle hilebaz şarlatanları insan sayıp hilelerinden, inkarlarından etkilenmiş olarak gevşeklik gösterme”. “Böyle hilebaz şarlatanları” hileci, yalancı, üç kağıtçı, “şarlatanları insan sayıp hilelerinden, inkarlarından etkilenmiş olarak gevşeklik gösterme. Belki daha ziyade gayret et.” Böyle bir şey gördü mü bir Müslüman, istinasız olarak, tavizsiz olarak daha fazla gayret eder, inşaAllah. Hilebaz, şarlatan ne yapar? Kendine benzetmeye çalışacaktır Müslümanı. Ne yapacak? Hidayetten mahrum kendisi, hidayetten mahrum etmek için ne yapacak? Şimdi dese ki, dinsiz olduğunu açıklasa, tabii kaale alınmaz. Müslüman olduğunu açıklarsa, ondan da bir şey yapamaz. Ne diyecek? Ben senden daha yüksek Müslümanım; daha bilgili, daha takva, daha üstün Müslümanım. Takva olması için ne yapmalı? Kuran’la çıksa bunu diyemiyor. Çünkü Kuran’da; “bütün Müslümanlar eşit konumda” diyor. Hükümler aynı, herkese aynı hükmü uygulayacak. O zaman diyor ki; “ben Kuran’a inanıyorum ama senin bir eksiğin var” diyor, “sen hurafeye inanıyorsun. Ben senden hurafe yönünden üstünüm” diyor. “Daha takvayım” diyor. Bak “bende ne hurafeler, ne helaller, ne haramlar var” diyor. “Benim helallerim ve haramlarım, senin helal ve haramlarınla uyuşmuyor” diyor. “Ben gerçek dini temsil ediyorum, sen sahtesin” diyor Müslümana. “Benim oluşturduğum dini sen yaşayamazsın” diyor. “Ben, o kadar karmaşık, o kadar ilaveli, hurafelerle karmakarışık hale getirilmiş bir din yaşıyorum” diyor. “Böyle hilebaz şarlatanları insan sayıp hilelerinden, inkarlarından etkilenmiş olarak gevşeklik gösterme.” Çünkü bunlar hep Ehl-i Sünnet iddiasıyla, titizlik iddiasıyla, takva iddiasıyla ortaya çıktığı için Müslümanlara muazzam bir baskı kurabilirler ve etkilenebilirler. Ki Bediüzzaman’a öyle yaptılar. Bediüzzaman’a Ehl-i Sünnet konusunda; “yirmi konuda, otuz konuda, kırk konuda Ehl-i Sünnet’e uygun değil” dediler, o zamanın bazı sahtekar alimleri, bazı üçkağıtçı alimleri. Ve küfürle ittifak ettiler Bediüzzaman’a karşı. Küfürle iş birliği yaptılar ve onu çok zor duruma sokmaya kalktılar. Bediüzzaman anlatımında aynı zamanda onlara da işaret ediyor. “Çünkü onlar kendi nefislerine hile ederler, kendilerine zarar ederler. Ve onların kötülükleri, başarıları geçicidir.” Müslümanı mesela ihbar eder. Tutuklattırabilir, hapse attırabilir veyahut kamuoyunda yanlış bir imaj verdirtmeye çalışabilir kendince ama “onların kötülükleri ve başarıları geçicidir ve istidrâcdır.” Yani “onlar onu keramet gibi görebilirler ama kafirde olan başarıdır o” diyor. Yani istidrac gösterirler. “Bir mekr-i İlâhîdir (onların hilelerine karşılık Allah’ın düzeni, oyunudur).” “Allah’ın mekridir” diyor. Allah’ın onlara karşı bir düzenidir, inşaAllah. Yani yaptıkları oyun. Ve “Allah ayaklarına dolandıracak” diyor, inşaAllah.
MaşaAllah, bak; bir izleyicinin TRT ile ilgili gönderdiği mektup; “Sayın Cumhurbaşkanım, aşağıdaki maili TRT kurumuna gönderdim. Sizi bilgilendirmek istedim. Konuya müdahale etmenizi rica ediyor ve gereğinin yapılmasını önemle arz ediyorum. Değerli vaktinizi aldığım için beni mazur görmenizi istirham ediyorum. Saygılarımla. "Sayın yetkili, son zamanlarda hepimizin kanalı olan TRT garip bir yayın anlayışı sergilemeye başladı. Sebebini anlayabilmiş değilim. Bilimsel bir özelliği olmayan evrimi, neden insanlara bilimselmiş gibi anlatma çabası anlaşılır gibi değil. Lütfen, bu haksız ve taraflı tutuma bir son verip, bir an önce gerçekleri anlatması hem kendileri, hem de ülkemiz için daha faydalı olacaktır. Bugün ülkemizin içinde bulunduğu bu karışıklığın, terörün sebebi komünizmdir. Komünizm ise Darwinizme dayanır. Darwinizm evrimi anlatır. Eğer ki bilimsel olmayan, ideolojik bir düşünce olan evrimi insanlara empoze etmeye kalkışırsanız, bu çalışma bir tek teröre yarar. Teröristler kendilerine yandaş toplamak için insanlara evrimi empoze etmeye çalışıyorlar. Devletin kuruluşu olan resmi yayın organımız TRT, bunu yani evrimi anlatırsa ülkede sorun hiç son bulmayacak, bu kargaşa sürüp gidecektir."” Bak, “TRT evrimi anlatmaya devam ederse ülkede hiç son bulmayacak bir kargaşa sürüp gidecektir. Bu durum hiç kimsenin hoşuna gitmez. Herkes çoluk çocuk, genç yaşlı, masum binlerce insan mağdur olur. Lütfen tek taraflı olan bu yayın anlayışından vazgeçin. İlle de evrimi anlatacağız diyorsanız, hiç olmazsa bunun bir teori olduğunu vurgulayın ve yaratılışı anlatan belgesellere de yer verin. Bilimsel belgesellere yer verin ve yaratılışı anlatan bilimsel delillere de bilim adamlarının sunmasına imkan tanıyın. Tabii, tarafsız olduğunuzu iddia ediyorsanız.” Bir de, “yanlış bilimsel bilgiyi vermek de zaten bilim adamlarına yakışmaz. Bunu da ayrıca vurgulayın” diyor, “Saygılarımla” diyor, “Erdem Soylu.” MaşaAllah.
Şimdi yakışıklı, anlat bakalım, vardır sende bir şeyler.
ERDEM ERTÜZÜN: İnşaAllah. Hocam, kendilerini takva göstermeleri ile ilgili münafıkların, bir ayet vardı, inşaAllah. Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım. Bakara Suresi’nin, 13. ayeti; “Ve (yine) kendilerine: "İnsanların iman ettiği gibi siz de iman edin" denildiğinde: "Düşük akıllıların iman ettiği gibi mi iman edelim?" derler. Bilin ki, gerçekten asıl düşük-akıllılar kendileridir; ama bilmezler.” Hocam, daha önce de söylemiştiniz, inşaAllah; Peygamber (s.a.v)’in döneminde de münafıklar başka bir mescit açıyorlar ve haşa Peygamberimiz (s.a.v.)’in dini eksik uyguladığını öne sürüyorlar. Kendilerinin doğru uyguladıklarını söylüyorlar ve müminleri çekmeye çalışıyorlar hocam.
ADNAN OKTAR:Hz. Hasan (r.a)’ı, Hüseyin (r.a)’ı, Hz. Ali (r.a)’ı suçladıkları suç ne biliyor musun? Sünnete uymamak. Hz. Ömer’(r.a)’ın da Ehl-i Sünnet düşmanı olduğuna inanıyorlar. Yani sünnete karşı olduğuna inanıyorlardı, o devrin yobazları. Bu devrin yobazları da aynı kafayla Mehdi (a.s)’a karşı olacaklar işte. Acayip haset ediyorlardı Hz. Hasan (r.a)’a, Hüseyin (r.a)’a, Hz. Ali (r.a)’a, Hz. Ömer (r.a)’a. Hz. Osman; mübarek, “çift nurlu” diyordu Peygamberimiz (s.a.v) ona, Zinnureyn, iki nurlu. Azılı, yobaz köpekler, onu da öyle yine sünnete uymamak iddiasıyla şehit ettiler. Böyle alçak bunlar, böyle kahpe. Şimdi de asrımızda yine Alevi, Vehhabi düşmanlığı, Şii düşmanlığı yaparak, Müslümanları bölümlere ayırarak, hatta Ehl-i Sünnet, Hanefi, hatta kendi tarikatından, buna rağmen öldüresiye bir nefret duyan alçak kahpeler var. İsimlerini zikrettiğim şahısları tenzih ediyorum. Onlar cahilliğinden. Evet, devam et seni dinliyorum.
ERDEM ERTÜZÜN:İnşaAllah, hocam. Al-i İmran Suresi’nin 166. ve 167. Ayeti hocam, kovulmuş şeytandan Allah’ sığınırım; “İki topluluğun karşı karşıya geldiği gün, size isabet eden ancak Allah'ın izniyle idi. (Bu, Allah'ın) mü'minleri ayırt etmesi; münafıklık yapanları da belirtmesi içindi. Onlara: "Gelin, Allah'ın yolunda savaşın ya da savunma yapın" denildiğinde, "Biz savaşmayı bilseydik elbette sizi izlerdik" dediler. O gün onlar, imandan çok küfre daha yakındılar. Kalplerinde olmayanı ağızlarıyla söylüyorlardı. Allah, onların gizli tuttuklarını daha iyi bilir.”
ADNAN OKTAR:Evet, bunu da biraz açıkla, şerh et.
ERDEM ERTÜZÜN: İnşaAllah. Münafıklar Hocam müminlerin yanında menfaat elde etmek için kalıyorlar. Ya da kafirlerle işbirliği yapmak için kalıyorlar ama bir zorlukla karşılaştıklarında, zorluk anında, hemen bu karakterlerini açığa çıkarıp müminlerin yanından ayrılıyorlar, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Ayrılırken de kafir olduklarını söyleyerek ayrılmaz. Normal bir Müslüman olduğunu da söyleyerek de ayrılmaz münafık. Bak, bu çok önemlidir. Münafık, bütün Müslümanlardan daha takva, daha derin, daha Allah’a yakın, İslam’ı daha iyi uygulayan olduğunu iddia ederek ayrılırlar. Dırar Mescidi’nin köpekleri de aynı karakterdeydiler. Daha iyi İslam’ı uyguladıklarını iddia ederek ayrılmışlardı. Yani Hz. Ali (r.a)’ı, Hz. Hasan (r.a)’ı, Hüseyin (r.a)’ı şehit eden alçaklar, Hz. Osman (r.a)’ı, Hz. Ömer (r.a)’ı şehit eden alçaklar daha takva olduklarını iddia ederek ayrılmışlardı ve o yüzden şehit ettiler. Yani küfürlerini, takva görünümünde gizler bu alçaklar. Buna çok dikkat etmek lazım. İlave ve hurafeler, münafığın temel silahıdır. Çünkü mümin “La ilahe illAllah Muhammeden Resulullah” diyor. Şimdi “La ilahe illAllah Muhammeden Resulullah” diyen insan ne diyecektir? Kuran’a tabi olacaktır ve Peygamber (s.a.v)’in Asr-ı Saadet’teki gibi sünnetine tabi olacaktır. Peki, adam ne istiyor? Peygamber (s.a.v)’e ne diyorlar? “Bize uydur” diyorlar. “Yeni bir şeyler uydur, ilave getir” diyorlar. Peygamberimiz (s.a.v)’i o kadar sıkıştırıyorlar ki haşa, “az da olsa onlara meyledecektin” diyor Cenab-ı Allah. “Eğer biz seni korumasaydık az da olsa meyledecektin. O zaman sana dünyanın da ahiretin de en şiddetli azabını tattırırdım” diyor Allah. Başka bir ayette de “seni şah damarından yakalardım” diyor. Yani münafıklar bu kadar azgın varlıklardır. Telkin güçleri yüksektir münafıkların. Çünkü takva adına çıktıkları için. “Din, böyle kolay bir din olur mu?” diyor. “Bak, biz bu kadar zorluk yaşadığımıza göre, bir bildiğimiz var ki yaşıyoruz. Sen kolay yaşıyorsun. Yanlış yapıyorsun. Sen Kuran’a uyuyorsun. Peygamber (s.a.v)’in sünneti, bu böyle değil” diyor. Hurafe, hurafe yetmeyince ne yapıyor? Vahiy. “Vahiy geldi bana” diyor, ilave.
Bir başka izleyicinin TRT için gönderdiği mektup, güzel. Kardeşlerim, eğer susarsak, PKK itleri, PKK’nın köpekleri adım adım ilerliyorlar, görüyorsunuz. Bu vatana sahip çıkmamız gerekiyor. Dine sahip çıkacağız, millete sahip çıkacağız, davamıza sahip çıkacağız, devlete sahip çıkacağız, askere sahip çıkacağız, polise sahip çıkacağız. Hepsi bize ait, bizim, inşaAllah. Hepimiz kardeşiz. Dolayısıyla hükümete de doğru olan yönlerde sahip çıkacağız. Dilekçe gönderelim ki hükümet de o dilekçeleri gerekçe etsin. Şimdi TRT Şeş’te evrim propagandası yapılıyor. Ses var mı? Yok. Bu ne anlama gelir biliyor musunuz? Durumdan memnunuz. O zaman hükümet müdahale edecek gücü bulamaz. Yani ne gerekçe göstersin? Hükümet, “benim kendi kanaatim” diyecek o zaman, demesi lazım. “Ben evrime inanmıyorum.” O zaman diyecek ki hükümet, “kardeşim” diyecek, “bak vatandaşın kanaati bu. Binlerce mektup geldi. On binlerce mektup geldi vatandaş rahatsız. Buna bir şekil verin. Evrim teorisini anlattığınız kadar yaratılışı da bilimsel olarak anlatmaya müsaade edin” diyecektir. “Fosilleri gösterin” diyecektir. “Vatandaş bunu istiyor. Bilimsel deliller gösterin, hayali şeyler anlatmayın” diyecektir. Onun için hükümetin elini güçlendirmek lazım. Şimdi TRT’de sol kadrolaşma var. TRT kendi başına hareket ediyor şu an. Kafasına göre, istediği gibi program yayınlıyor. TRT-1’de evrim propagandası yapıyor. Bırakırsak devam eder. Hükümetin de yapacağı bir şey olmaz. Hükümetin eli vatandaşın dilekçesidir. Vatandaş on binlerce dilekçe gönderirse, alır hükümet koyar masanın üzerine, “vatandaşın kanaati bu” der. “Vatandaş bunu diyor” dedin mi hükümet mazur konumda olur, kimse de bir şey diyemez ona. Ama öbür türlü hükümete o zaman der adam; “neye göre sen bunu diyorsun?” diyebilirler. Bilimsel delillerle, bilimsel açıklamalarla hatta rapor halinde göndersinler. Mesela proteinlerin tesadüfen meydana gelemeyeceğini anlattık. Anlattığımız yazılardan derleme yapsınlar, göndersinler. Yahut ekinde bir kitap da gönderebilirler. “Bu bilimseldir. İncelensin” der. Mesela hükümetin bilimsel bir tetkik komisyonu kurması talep edilsin, evrimle ilgili. O komisyonun aldığı karar uygulansın densin TRT’de. O uygulanıncaya kadar ihtiyatı tedbir kararı alınıp, TRT’de evrim propagandası durdurulsun, bilimsel komisyonun hazırlayacağı rapora göre evrimle ilgili bir açıklama yapılsın densin. Ve bu komisyonda yaratılışı savunanlar da olsun, evrimi savunanlar da olsun. Onların ortak kanaati bir rapor olarak sunulsun. TRT ona göre yayınlasın. Devletin bastırdığı kitaplar, okul kitapları da buna göre düzenlensin. Çünkü Milli Eğitim Bakanlığı’nda kadrolaşmış eski solcular var. Adamlar cayır cayır evrim propagandası yapıyor, kitaplarda. TRT’de yapıyorlar. Bunlar taa otuz-kırk yılın birikmesi, bu adamlar. Hükümet kendi başına buna karar veremez. Hükümet vatandaşla hareket eder. “Vatandaş diyor” demekle de olmaz. Sözlü de anlaşılmaz. Resmi evrak gerekir. Resmi evrak, devletin arşivine kalkar. Ona numara verir devlet, devletin arşivine kalkar. Onun için her türlü belge ve dokümanı devletin ilgili kurumlarına göndersin kardeşlerimiz. Resmi evrak konumuna gelecektir. Kitapları da, mesela ek olarak, “ekinde bu kitabı gönderiyorum” denilebilir. Yaratılış Atlası mesela, ekinde göndersinler. Bir komisyon kurulsun, bilimsel olarak tetkik edilsin. Doğru mu, yanlış mı karar verilsin. Eğer doğruysa anlatılsın. Yanlışsa “bu kitaptaki bilgiler yanlıştır” desin komisyon. Devlet açıklama yapsın. Doğruysa, anlatmak durumundalar ama o zaman. Bilimsel komisyon, iki taraftan da insanlardan oluşsun. Tabii ki kusursuz bir eser olmaz ama genel anlamda doğru mu yanlış mı buna karar versinler. Bizim Dawkins gibi oltaya da takılmasınlar. Bir tane oltaya takılmış böcek resmi koydum. Bu kuşun takılacağını biliyordum. Seninki takıldı hemen, yemi yuttu. Büyük bir heyecanla çıktı basın toplantısı yaptı. “Bak, oltaya takılmış böcek koymuşlar buraya” dedi. “Böceğin kendisi değil, böceğin temsili plastik görünümünü koymuşlar” dedi. Oltaya takıldın. Takıldı ve hakikaten kitabı meşhur etti o açıklamasıyla. Tam planladığım gibi oldu, maşaAllah.
Hükümete sahip çıkılması çok önemlidir. Hükümet vatandaşa göre hareket eder. Mesela “biz bölünmeyi istemiyoruz” diyoruz, değil mi? Adım atamazlar. Ama hükümetin elini güçlendirmezsen karşı taraf sürekli dana gibi böğürür. Dana gibi böğürmeye, aslan gibi kükremek lazım. Hükümet sırtını millete dayayacak, görecek arkasındaki gücü. Yani anti-evrimci, anti-komünist, anti-Leninist, anti-terörist gücü devlet görsün. Oraya sırtını dayasın hükümet. Onun için hükümetin dilekçeyle desteklenmesi çok hayati bir konudur. Yani bu pek bilinen bir şey değil. Çok çok önemlidir. Mesela bölünmeye karşı da, kararlılıklarını yine dilekçe ile belirtsinler. Mesela bir şeyden tedirgin olduklarında dilekçe ile belirtebilirler. Ama en hayati konu ne? Komünizmin dini Darwinizmin yok edilmesidir. İki tane din var; biri İslam, biri deccal dini, yani Darwinizm. Bu dinin yok edilmesini devletten beklersek, devlet laik, yapamaz. Yani devletin anayasayla çerçevelenmiş bir yapısı var. O yapı içerisinde hükümet taraf olamaz. Hükümet vatandaşın dediğini yapmakla mükelleftir. “Vatandaş bunu istiyor” dedin mi, hükümet onu yapar, inşaAllah. Onun için bir tane, iki tane, on tane dilekçe değil, on binlerce, yüz binlerce dilekçeyle hükümete bu konuda destek vereceğiz. Göz göre göre, bizim paramızla devletin materyalist propaganda yapmasına müsaade etmeyeceğiz. Materyalist, Darwinist propaganda istemiyoruz. Ne devletin kitaplarını istiyoruz, ne TRT’de istiyoruz. Şöyle olur, Darwinizmin sahte ve yalan yönlerini anlatabilirler, hiçbir mahsuru yok. Cevabıyla. Cevabıyla anlattın mı, zaten aranan o. O zaman Darwinizm, materyalizm diye hiç bir şey kalmaz. Ama cevabını verdirmiyorsan, bu olmadı işte o zaman. O zaman PKK’nın kapısı sonuna kadar açılır. PKK’nın kapısını toz duman edip darmakeşan etmek için bu tauna, Bediüzzaman’ın ifadesiyle bu tauna, maddiyun ve tabiiyun taununa en etkili darbeyi vurmak için bilimsel atak gerekiyor. Bunun için de bizim internet sitemizden bilimsel eserleri indirsin kardeşlerimiz, kitaplarımızı da eklerinde alıp gönderebilirler bakanlığa, anlaşıldı mı? Veyahut kendi mütalaaları kendi görüşleri de olabilir. Bunları da gönderebilirler. Mutlaka bu taunu durduralım. Bu vebayı durduracağız. Münafıklar bir yandan, yobazlar bir yandan, komünistler bir yandan vatanı ablukaya almış durumdalar, müsaade etmeyeceğiz. Yobazların, gerçi gücü az ama kokusu çok çirkin, pis. Kokularından rahatsız olduk, pis kokularından. Onu ortadan kaldıracağız. Komünizme de geçit vermeyiz. Atatürk ne diyor rahmetli? “Ey Türk Milleti! Şurası bilinmelidir ki; Türklük aleminin en büyük düşmanı komünistliktir. Behemahal her görüldüğü yerde ezilmelidir” diyor. Nerde görülüyor? Biz felsefede görüyoruz, Darwinist felsefede. Bilimsel olarak ezeceğiz. Bediüzzaman Mehdiyet için de; “Mehdi (a.s)’ın birinci vazifesi” diyor. “Ana hedefi budur” diyor, “Darwinizm ve materyalizmdir ana hedefi” diyor. “Birinci görevi budur” diyor. “Bunu çökertecek ve ehl-imanı dalalete düşmekten muhafaza etmektir” diyor. Ama neo-Nurcu bir takım türedi, neo-Nurcular. Neo Nurcu’nun özelliği Bediüzzaman’ı beğenmeme üzerine kurulu. Bediüzzaman’ın istemediği yerleri değiştirmeye dayalı. Mesela “Bediüzzaman, "Mehdi (a.s) gelecek"dedi” diyorsun, “o temennisiydi” diyor. Ulan sığır, orası temenni, burası temenni. Temenniyi senden mi öğreneceğiz biz? Hadise dayandırıyor, ayete dayandırıyor, temenni olur mu? O zaman namaza da diyeceksin, “namaz, bu da temennisiydi” diyeceksin. “Ahiret de temennisi” diyeceksin, “"keşke ahiret olsa,"o anlamda dedi” diyeceksin. Köpek herif, bunun nereye gideceğini görmüyor musun sen? Temenni memenni değil. Bunların hepsi bir gerçek, vahye dayalı izahlardır. Ve Bediüzzaman diyor ki; “Meydana geldi, gelmeye devam ediyor ve daha da devam edecek” diyor. “Görüyorsunuz” diyor Bediüzzaman. Üçkağıtçılık yapmayın. Üç yüz sene ilave etmek, beş yüz sene ilave etmek, bin sene ilave etmek. Bundan sonra abidik gubidik sahtekarlık yaptırmam ben size. Devamlı tepenize bineceğim ama cahillikle yapanlar, o ayrı. Cahillik mazurdur. Cahil bilmez. Hakikaten o yönde eğitilmiş, şaşkınlıkla öğreniyor hakikaten. Ben bilinçli, kasıtlı, Büyük Ortadoğu Projesi’nin ajanı olarak burada maaş alan bazı köpekler var, aç köpekler; dolar olarak ödeniyor bunların maaşı, bu alçaklara söylüyorum ben. Bu beş on kişilik alçak grubu var. Nur talebelerinin aralarına sızmış bunlar, ben bunları söylüyorum ve Müslümanların aralarına sızmış, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Siz daha iyi biliyorsunuz Hocam, Mehdiyet’ten bahseden, İttihad-ı İslam’dan bahseden büyük ağabeyleri de ya tecrit etmeye, ya hakkında iftira atmaya yönelik enteresan bir şey gelişti. Siz müdahale ettiniz, Allah razı olsun.
ADNAN OKTAR:Kardeşim, mübarek Seyyid Salih Özcan Ağabeyimize gitmiştim geçen senelerde. İki büklüm böyle, yalnız bırakmışlar. Üzerinde bir baskı hissediliyor. İçi açıldı bizi görünce. Böyle mübarek, mukaddes bir emanet nasıl yalnız bırakılır? Nasıl tecrit edersiniz? Bir de baktık ki suçu büyük, “Mehdi (a.s) gelecek” diyor. Onlara göre suçu çok büyük. “İsa Mesih (a.s) gelecek, İttihad-ı İslam olacak” diyor. Çok büyük suç işlemiş onlara göre ve tecrit etmişler, bir kısım avanaklar. Biz de elhamdülillah sahip çıktık Hocamıza. Allah onunla uğraşanlara hidayet versin. Ama hidayet vermiyorsa Cenab-ı Allah, helak etsin. Allah helak ettiğini de göstersin bize, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Sungur Ağabey’e de yaptılar.
ADNAN OKTAR:Sungur Ağabey’e de akıl almaz iftiralar, en çirkin iftiraları attılar. Bak, çıktı o büyük toplantıda, ne dedi? Nasıl konuştu? Sen orada mıydın? Yanında mıydın?
ALTUĞ BERKER:Evet, tam karşısındaydım hocam.
ADNAN OKTAR:Ne dedi?
ALTUĞ BERKER:İlk başta söz aldığında, “ben şimdi ne anlatayım kardaş?” dedi. Öyle başladı cümleye. Sonra Allah o şekilde konuşturdu, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Kıyametin çok yakın olduğunu, 1545 gibi de kıyametin kopacağını açıkladı. Şimdi holdingcileri bir dehşet sardı. Çünkü şimdi çocuğunun oğlu görecek kıyameti. Bunların bir yerleri tutuştu. Acayip paniğe kapıldılar. Çünkü malı mülkü kime bırakacak? Kıyamette gidecek. Çok bunaldı. İlave yaparsa, ahmak durduracağını zannediyor. Yani üç yüz sene ilave yaparsa hakikaten gelişecek zannediyor. Allah seni dinler mi, üç yüz sene ilaveni? Bütün alametler çıkmış.
Anlat, münafıkların kafasına tokmağı indir, manevi tokmağı, inşaAllah.
ERDEM ERTÜZÜN:İnşaAllah hocam. Hocam, Nisa Suresi’nin 88. ve 89. Ayeti, kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım; “Şu halde münafıklar konusunda ikiye bölünmeniz ne diye? Oysa Allah, onları kazandıkları dolayısıyla tepe taklak etmiştir. Allah'ın saptırdığını hidayete erdirmek mi istiyorsunuz? Allah kimi saptırırsa, artık sen ona kesin olarak bir yol bulamazsın. Onlar, kendilerinin inkara sapmaları gibi sizin de inkara sapmanızı istediler. Böylelikle bir olacaktınız. Öyleyse Allah yolunda hicret edinceye kadar onlardan veliler (dostlar) edinmeyin.”
ADNAN OKTAR:Şerh et biraz.
ERDEM ERTÜZÜN:İnşaAllah. Mümin topluluğunun içinden münafıklar ayrıldıktan sonra, yanlarına müminleri çekmeye çalışıyorlar hocam. Bunlar akrabaları da olabilir Hocam. Çekmeye çalışıyorlar, çeşitli kuruntularla vesvese sokmaya çalışarak. O yüzden müminin çok imanlı olması, onlarla muhatap olmaması lazım Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Böyle domuz pisliği gibi kokar onlar. Onlardan uzak durmak lazım, üzerine sıçrar insanın. Pislik gördü mü insan nasıl kaçar. Domuz pisliği gibidir onlar. Onlar böyle bez sarılmış domuz pisliği gibidir. Kafasına biz bez sarar. İşte “ben şöyle takvayım, böyle takvayım.” Eline de tespih alır, çok dikkatli olmak lazım. Hurafe bataklığından alır o bataklıkları kafasına sürer. Kuran’ı sorarsın, münafık Kuran’dan nefret eder. Kuran’ı asla kabul etmez ve haşa Kuran’ı yetersiz görür. Kuran’ın anlattığı din onun için şirk, bambaşka bir dindir. Yani dinsizliktir. Kuran’ın anlattığı dini, dinsizlik olarak kabul eder. Şirk dinini esas din olarak kabul eder. İnandığından mı yok. Sırf pislik olsun. Sırf ahlaksızlık olsun. Çünkü o bataklığa Müslümanları çektin mi, orada boğulacaklarını bilir. Çünkü şirk dininin yaşanamayacağını o biliyor. Çünkü o dinde, şirk dininde; gülmek yasak, konuşmak yasak. Böyle dini anlatamazsın, konuşamazsın. Sandalyede de oturamazsın, sandalyede de oturamazsın. Her şey yasaktır. Yiyecekler yasak, içecekler yasak. Ne serbest? Ağlamak serbest, üzülmek serbest, açlıktan sürünmek serbest, leş gibi kıyafetle gezmek serbest. Bunlar güzel, münafıklığa göre. Ümmeti içten boğmak için şeytanın bir oyunu. Osmanlıya yaptıkları oyunu yeni dirilen gençliğe yapmaya çalışıyorlar. Osmanlıyı yıkan zihniyeti buraya getirmeye çalışıyorlar. Hem Darwinizmi körükleyerek, hem yobazlığı körükleyerek ve azılı yobazları, en pislik adamları ön plana çıkararak. Mesela biliyor onun ahlaksız olduğunu, kadın satıcısı olduğunu da biliyor. Karanlık işler çevirdiğini de biliyor. Uyuşturucu mafyası ile iç içe olduğunu da biliyor. Her türlü pisliği biliyor. Ama bakıyor ki dini çökertecek bir münafık, üçkağıtçı, kaçırılmaz adam için fırsat olarak, onu ön plana çıkarıyorlar. Neresine giderseniz gidin İslam aleminin, bunu görürsünüz. Yani karanlık mihraklar, pislik mihraklar, nerde üçkağıtçı yobaz varsa onu ön plana çıkarırlar, dünyası karanlık kendi karanlık ve pislik. Etrafında da münafıklardan bir hale olur. Münafıklar da bunlara böyle domuz pisliği gibi yapışır. Domuzun pisliği üzerine yapışır böyle gezer ya, onlar da domuzun pisliği gibi ona yapışır, onunla beraber gezerler. Azdırlar ama pis kokarlar. Biz bu gürbüz nesli, bu aydın nesli; ne münafıkların, ne komünistlerin, ne PKK’nın eline vermeyiz. Ellerini ilimle, bilimle kıracağız. Allah kırıyor zaten görüyorsunuz, inşaAllah.
Mesela bakın, yine bir kardeşimizin TRT’ye gönderdiği mektup. “Sayın yetkili, milletin resmi kanalı olan ve bizden alınan vergilerle ikame edilen TRT’nin ekranlarında Müslüman Türk Milleti’ne, yalan ve sahte olduğu ispatlanmış, Darwinizm safsatasını ekranlarda yayınlaması, Türk Milleti’ne karşı saygıya uygun olmayan bir tavırdır” diyor. “Eğer bu Darwinizm saçmalığının doğruluğuna, bu mevzu bahis devlet kurumu inanıyorsa,” ki inanmıyor olduğu açıktır dersin, “bir vatandaş olarak delilleri ile ekranlarda görmek istiyoruz. Delilli ve ispatı olmayan bir yalanın, devletin kurumu tarafından yayınlanması, devletimizin laiklik ilkesine ters düşmektedir. Devletimiz dinsizlik propagandasında taraf olamaz. Bu doğruların ışığında TRT Televizyonumuzun bu yanlışlığı özür dileyerek düzeltmesi ve Türk Milleti’ne doğruları, bilimsel gerçekleri ekranlardan göstermesini talep ediyoruz” diyor. “Gereğinin acilen yapılmasını saygılarımla arz ederim” diyor. Muhammed Eryılmaz isimli kardeşimiz.
Darwinizm direkt dinsizliktir. Devlet dinsizlik ve dindarlık arasında taraf olamaz. Biz “Darwinizm anlatılmasın” demiyoruz, bakın bu çok önemli. Hatta çok kapsamlı anlatılsın. Bütün onların sahtekarlıklarının ortaya çıkması için detaylı anlatılması lazım. Biz bilimsel cevabının verilmesini istiyoruz. Bilimsel cevabının verilmemesi sorun. Şimdi adam diyor ki; “protein tesadüfen meydana gelir.” Neye göre? “Bana göre gelir” diyor. Bana göre olur mu? Koysana şemasını proteinin, proteinin molekül yapısını koysana ve meydana gelmesinin aşamalarını anlatsana ve bilim adamlarının karşısına dik, sor onlara, bakayım tesadüfen oluyor mu? “Oluyor” diyorsa, yani o zaman çok ilginç bir durum olmuş oluyor. Ama hiçbir bilim adamı, hiçbir Darwinist şu ana kadar “bu tesadüfen olur” demedi. Yani o kadar da yüzsüz bir adam çıkmaz.
OKTAR BABUNA: Ama sizin vesilenizle hocam, maşaAllah. Siz açıklayınca, Dawkins de en son uzaylılara sığındı. Diyordu “tesadüfen olur” diye.
ADNAN OKTAR:Kardeşim, de, onu diyebilirsin, yasak değil. Çık TRT’ye, de ki, “uzaylılar yaptı” de, ben bir şey demiyorum. Ama bize de cevap hakkı ver. Biz “uzaylılar yaptı demek, yasaklansın” demiyoruz ki, değil mi? Dawkins’i getirin. Adam, “uzaylılar yaptı” diyor, açıkça anlatıyor. Havaya bakıyor böyle, “uzaydan geldiler” diyor adam. Sıkışınca onu diyor. TRT daha hala 1940’ların yalanlarını anlatırsa, bu olmaz. Hem de bizim paramızla, bizim vergilerimizle. Bu olmuyor. Darwinizm sonuna kadar anlatılsın, bilimsel cevapları da sonuna kadar anlatılsın. TRT niye fosil göstermiyor? Devletin müzelerinde, depolarda var fosiller. Sürekli araştırmalarda devletin resmi kurumları bunları buluyor ve depolanıyor, numaralanıyor. Gösterin vatandaşa bulduğunuz fosilleri, TRT’de görelim. Niye çekiniyorsunuz? Devletin elinde binlerce fosil var. Depolarda duruyor. Bilimsel değil mi bunlar? Bilimsel. Üniversitelerin hocalarını getirin, yaşlarını da belirleyin. Zaten bilimsel olarak yaşları tespit edildikten sonra depoya kaldırılıyor. Yaşıyla beraber, kaç yaşında olduğunu göstererek ekranlardan millete gösterin fosili. Yorum da yapmayın, yorum yapmaya da gerek yok. Şimdi yengeci gösterecek, diyecek ki mesela, “yüz milyon yıllık yengeç.” Vatandaş gördü mü zaten anlar, hiçbir değişikliğe uğramamış. Volkswagen arabaya dönüşmemiş yengeç, duruyor. Onun için, eğer bunu seyredersek, bu durumu seyredersek, bu durum katlanarak gider, söyleyeyim. Çünkü bak eski komünistler, kadrolu komünistler; yani zamanında yer tutmuş, bazı solcular, bazı materyalistler devletin kurumlarında emekliliği bekleyerek orada oturuyorlar. Ve vazifelerini yapmaya devam ediyorlar. Bu pervasızlığın nedeni ne biliyor musun? Vatandaşın ses çıkarmaması. Vatandaş ses çıkarmasa tahmin tahayyül edemeyeceğiniz olaylar olur. Mesela ses çıkartmayınca Osmanlı yıkıldı. Osmanlının yıkılma sebebi, ses çıkartmamadır. Osmanlı aydınları içinde Darwinizm anlatılıyordu. Kimse gıkını çıkartmadı. Yani Darwinizm yanlıştır diye ortaya çıkan olmadı. Hepsi sustu. Çok cılız sesler çıkıyordu, yavaş sesler çıktı. Adamlar, küt, işi bitirdi. Münafıklara da kimse bir şey demedi, yobazlara da bir şey demediler. Bir tek Bediüzzaman çıktı işte, onun da gücü yetmedi tabii, belli bir dereceye kadar oldu. O, “Mehdi (a.s) yıkacak” diyor, Darwinizmi, materyalizmi. Mehdi (a.s)’a bırakmıştır, inşaAllah.
Hasan kardeşimiz diyor ki; “Selamun Aleykum Hocam.” Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Dünkü sohbetinizde bir yarışmadan söz etmiştiniz. Onu hatırlatmanızı rica edebilir miyim bir daha?” diyor. Benim kardeşlerime güzel bir istirhamım var. Şahs-ı manevi ve şahıs konusu var, biliyorsun. Mehdi (a.s) şahıstır ama adamlar şahs-ı manevi diyorlar. Neden böyle bir oyuna ihtiyaç duyuyorlar? Neden 200 yıl, 300 yıl, 500 yıl ileri atmaya kalkıyorlar? Neden İttihad-ı İslam’ı istemiyorlar? Neden Mehdi (a.s) konusunu yasaklıyorlar anlatılmasını? Ki “Resulullah (s.a.v) günde 5 vakit namazda konuşuyordu” diyor rivayetlerde, sürekli Peygamberimiz (s.a.v)’in gündemde tuttuğu bir konu Mehdiyet. Sürekli sahabelerin konuştuğu bir konu. İlk defa ahir zamanda Mehdi (a.s) konusu yasaklandı. Deccal konusu yasaklandı. İsa Mesih (a.s)’ın inişi konusu yasaklandı, konuşturmuyorlar. Birçok yerde bu böyle. Bunun nedenlerini kardeşlerimiz bize yazsınlar. Bir yarışma programı. Ben ödülü değiştiriyorum. İki tane Reşat altını, birinciye. İkinciye bir tane Reşat altını, üçüncüye de yarım altın. Evet, Reşat altını. İki tane Reşat altını. Anlaşıldı mı? Süre de, bir ay süre verelim. Süratle yazıp göndersinler kardeşlerimiz bize, inşaAllah.
TR1 diye bir kanal mı var? TGRT’ye ait bir frekans üzerinden yayın yapıyormuş. Evrim propagandası yapıyormuş. Kardeşim TRT yaparsa TR de yapar, KR de yapar, CR de yapar. Hepsi yapar. Yani TRT yaptıktan sonra. Bunlar özel kanallar, onlara bir şey diyemeyiz. TRT bizim paramızla yapıyor, bu çok önemli. Burada çok acayip bir konum olmuş oluyor. Benim istemediğim, inanmadığım bir şeyi bilimsel olmayan; doğru olmadığı, yalan olduğu ispatlanmış bir şeyi TRT bize gerçekmiş gibi anlatıyor. Şimdi bu olmaz. Biz ayrıca TRT’nin evrimi anlatmasında biz artış olsun istiyoruz. Çok detaylı anlatsın Darwinizmi, materyalizmi. Ama bakın hayati bir nokta; bilimsel cevabını da aynı süre içerisinde yayınlasın ki Darwinizm nasıl bir sahtekarlık ve aldatmaca, nasıl bir oyun ve nasıl bir yalan olduğunu milletimiz anlasın. Çünkü yalanı göstermezsek, doğruyu anlatırsak insanlar anlamaz. Önce yalanı anlatmamız lazım. Onun için de Darwinizmi, materyalizmi dümdüz anlatsın TRT. Ama cevabını da dümdüz anlatacak. Anlaşıldı mı? Yoksa bize tek taraflı yalanı anlatırsa TRT, doğru olmayan bilgileri aktarırsa ki TRT’nin kasten yaptığını zannetmiyorum. Çünkü TRT Genel Müdürü’nün haberi bile yoktur, ne olduğundan. Yayından bile haberi yoktur Allahualem onun öyle yapıldığından. Veyahut haberi olsa bile gücü yetmiyor olabilir. Yani bir tavır koyamayabiliyordur. Yani yetkisinin haricinde bir şey olabilir. Ama mektuplar, dilekçeler yetkiyi ortaya koyar. Tamam? İnşaAllah.
OKTAR BABUNA:Yarışmanın sitesinin adresini vereyim mi Hocam, inşaAllah?
ADNAN OKTAR:Evet.
OKTAR BABUNA:yarisma.ahirzamansohbetleri@hotmail.comadresine gönderirlerse hocam inşaAllah, dediğiniz gibi; birinciye iki Reşat altını, ikinciye bir Reşat altını ödül var, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Üçüncüye de yarım altın.
OKTAR BABUNA:Üçüncüye de yarım altın, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bir ay da süre verelim. Yani bu abiduk gubidik sahtekarlığı niye yapıyorlar? Bunun psikolojik, sosyolojik, tarihi kökenlerini bize bilimsel olarak yazsınlar. Yani bu üçkağıtçılığa niye gerek duyuyorlar? Çünkü Bediüzzaman çok net söylüyor. Kaç yerde söylüyor? Belki yirmi yerde söylüyor; “Mehdi (a.s) ve şakirtleri.” “Muhammed Mehdi (a.s) ve talebeleri. “100 yıl sonra” diyor, “benden bir asır sonra,” “71’den sonra,” 1371’den sonra, 30-40 sene daha ilave ediyor Bediüzzaman üzerine ve “yarım asır sonra darmadağın edecek” diyor. Yani 2001 yılını veriyor. 2000’li yılları veriyor. Çok net. O kadar çok yerde vurguluyor ki bunu. Böyle güzel deliller vererek Risale-i Nur’dan, özellikle Risale-i Nur ağırlıklı delilleri vererek anlatacaklar. Risale-i Nur’dan delil vermeleri çok önemli. Güzelce, akılcı fakat hakaret de olmasın ki yayınlayabilelim. Birinci olan kardeşimize ödül vereceğiz. Tamam, inşaAllah.
“Sayenizde evrim sahtekarlığına karşı Müslümanlığın delillerinin ne kadar güçlü olduğunu görüyoruz” diyor. “Bilimin gücünü ortaya koyduğunuz için çok teşekkür ediyorum” diyor. Bunu insanlara fark ettirdiğiniz için de size teşekkür ediyorum” diyor. Numan Kendirli kardeşimiz yazmış. Evet, teşekkür ediyor. Biz de evrim sahtekarlığına karşı tabii bütün imkanlarımızla, delillerimizle gerekli açıklamayı yapmaya devam edeceğiz ki Türkiye’de şu an yüzde 95 başarı elde ettik, elhamdülillah. Eskiden tam tersiyken, 1970’lerde falan çok azdı yaratılışa inananlar, çok çok azdı. Evrim ezici şekilde hakimdi. Ama Anadolu’da karış karış yaptığımız mücadele sonucunda Yaratılış Atlası’nın ağır bombardımanıyla, ilmi bombardımanla evrim teorisini yerle bir ettik. Yüzde 95’i kim açıkladı, biliyor musunuz? Avrupalı bilim adamları açıkladılar. Geldiler, dediler “Türkiye gitmiş” dediler. “Türkiye’ye yapacak bir şey yok, geçmiş olsun” dediler. “Türkiye yaratılışçıların kontrolüne girmiş” dediler. “Çözüm olabilir mi?” diyorlar, bak adama soruyorlar; “çözüm maalesef yok” diyor. “Bitmiş” diyor. Yani “artık yalanları bu millet yutmaz” diyor. Bunu daha anlayamadınız mı; bizim milletimiz zeki, akıllı bir millettir. Sahtekarlığa, yalana, oyuna, düzene gelmez. Vurdular bilimsel tokadı ve indirdiler sizi aşağıya. Ve Avrupa’da acı acı böyle inleme sesleri geliyor. Izdırap sesleri geliyor.
OKTAR BABUNA:Avrupa Parlamenterler Meclisi toplantı yapmıştı hocam, inşaAllah. Başkanı olan hanım elinde sizin Yaratılış Atlası’yla çıkıyor. O toplantıda onlarca maddeyi sırf nasıl durdurabilir diye, sizin gıyabınızda Hocam, durdurulabilir diye toplantı yapmışlardı.
Bir de Hocam geçtiğimiz haftalarda basında yine haber çıktı. Avrupa’da bütün sol partiler toplanıp dört yüz tane toplantı yapmışlar. Sol niye bitti diye, Avrupa’da? MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Sol niye bitti, biliyor musun? İstanbul’dan, Fatih Sultan Mehmet’in ağır topları vardı biliyorsun büyük, onlar nasıl Bizans’ın surlarını yıktıysa bu Yaratılış Atlası da Avrupa’da solu bitirdi işte, inşaAllah.
VİDEO- Mehter Takımı ve Kızıl Ordu Korosu- Ceddin Deden
MaşaAllah, Rus Kızıl Ordusu’nun korosu aşkla, şevkle Ceddin Deden’i söylüyor. Rusya ile Türk-İslam Birliği içerisinde ittifak halinde olacağız. Türk-İslam Birliği’nin en şanlı, şerefli üyelerinden birisi de Rusya’dır, inşaAllah. Mehdi (a.s)’ın Rusya’yı ziyaretinde Ceddin Deden ile karşılayacak Rus Kızıl Ordu’nun korosu. Allah provasını yaptırıyor şu anda, inşaAllah. Rusya’yı Ceddin Deden’le inim inim inleteceğiz, inşaAllah. Onları bağrımıza basacağız. Çok güzel millettir Ruslar, devletleri aziz olsun. Allah zengin etsin hepsini, bereketli kılsın. İslam’ı hakim kılsın, inşaAllah.
Yarışmaya gelen cevaplar. Yalnız yarışmaya biraz cevapları uzun yazın. Üç sayfa falan olsun, bir sayfa olmaz. Risale-i Nur’dan delil vererek yazacaksınız. Şartım o. Risale-i Nur’dan delil vereceksiniz, inşaAllah. Güzelce vurgulayarak böyle ciğerine ciğerine vuralım bu üç kağıtçıların. O zaman üç A4 sayfası olsun. Risale-i Nur’dan örnek versinler. Bir de rahat ulaşabilmemiz için telefon numaralarını versinler ki birinciyi açıklayalım. Müjdeyi verelim, inşaAllah. Reşat altınlarını da gönderelim onlara yahut gelsinler burada vereyim, inşaAllah.
“Mehdiyet neden örtbas ediliyor?” Bir kardeşimiz göndermiş, ismini şimdi vermiyorum, yarışmanın kurallarına aykırı. “Cevap: Mehdiyeti örtbas etmek isteyen Türk-İslam Birliği karşıtlarını ikiye ayırabiliriz. Mehdiyet’in getireceği huzur ve eşitlikten paralarını kaybedecek olan kapitalist ve para imparatorları, silah tüccarlarıdır.” Bakın, çok güzel, “Mehdiyetin getireceği huzur ve eşitlikten paralarını kaybedecek olan kapitalist, ateist, mason, para imparatorları ve silah tüccarlarıdır. Bunlar geçmişte komünizm ve evrim teorisini, savaşların alt yapısını hazırlamak için kullanmışlardır. Şu anda da terörizmi kullanıyorlar. Mehdiyet bunların önünü kesecektir, inşaAllah. Bundan çekiniyorlar” diyor. Çok güzel, aferin. İsmini söylemeyeyim ama dereceye girer gibi geliyor bana, inşaAllah. Ama biraz ilave göndersin, iki sayfa daha. Risale-i Nur’dan da örnek göndersin ki düşünelim. “Şu an verdiği fetvalar boşa çıkacak olan bazı din alimleri, biz biliyoruz ki Mehdi (a.s) çağının bazı din alimleriyle ters düşecektir. Çünkü Mehdiyet’in ezber bozan bir yaşamı olacaktır. Ama aslında bunların hepsi Mehdiyet’e hizmet etmektedir. Çağımızın üstadına davasında başarılar” diyor kardeşimiz. “Hz. Mehdi (a.s)’ın devrinin örtbas edilmesinin sebepleri; 1. “Bazı Nur talebelerinin bizzat Mehdi (a.s)’ın Üstad olduğunu düşünüyor olmaları (şahsı manevi inancı)” diyor parantez içinde. “Yine bazı insanların iş, güç ve ticaret amaçlı İslami ortamlara giriyor olmaları” diyor. Bazı gruplara, topluluklara, “ben de Müslümanım, ben de Nur talebesiyim” diyor. O ticari topluluktan istifade ediyor. Mesela diyorlar ki; “sen bizim dershanemize bir teberruda bulunursan biz seni aramıza alırız.” Tamam, bu insani bir şey, legal de yani, bir makbuz mukabilinde alıyorlar. “Biz de seni bu ticari birliğin içine alırız. Ama adam çıkar için gelmiş. Ticari çıkar için gelmiş. Bu adam Mehdi (a.s)’ı ister mi? İsa Mesih (a.s)’ın gelişini ister mi? Adam ticaretine bakar. Ama işte bunları biraz şerh etsin kardeşimiz, bunu yazan kardeşimiz. Belki ilk deneme olduğu için biraz acele etmiş olabilir. Ama şerh ederek ve okuyabileceğimiz gibi olsun. Düzeltme, tashihe ihtiyaç olmasın. “Yirminci yüzyılda başlayıp bu günlere kadar büyüyerek, güçlenerek gelen Nurculuk akımı içindeki bazı insanlar bu büyümeye, güce kendilerini kaptırmıştır. Hal böyle olunca arkadaşlarımız deccaliyet için kolay bir av haline gelmiş bulunmakta, imanı zayıflayan bu kişileri “ya Mehdi (a.s) gelmezse" inancının sarsılmasıyla, “Said Nursi’nin söyledikleri çıkmazsa, sahip olduğumuz bu gücü kaybederiz” korkusuna kapılmış durumdalar”. Çok güzel bir tespit. “Kısacası kendilerini deccalin önüne altın tepside sunuyorlar. Bunu bütün Nur talebeleri için tabii ki söyleyemeyiz. Küçük bir bölüm için söyleyebiliriz ama Risale-i Nur’un değiştirilebilmesi, Nurcu olduğunu iddia eden birçok insanın imanının yok denecek kadar az olduğunun kanıtıdır.” Değiştirmekten utanmaması, değil mi? Çok net, “yüz yıl” diyor, bakın orijinalini getirdim kitabın, Bediüzzaman’ın. Adam gözümün içine baka baka iki yüzyıl daha ilave ediyor. “Neticede imanı zayıflayan ‘ya Mehdi (a.s) gelmezse’ düşüncesinde olanların ve münafıkların sahip oldukları gücü rantı koruyabilmek için geriye kalan tek çareleri ancak Darwinistlerin, deccaliyet uşaklarının yapacağı amatörce bir çalışma. Risale-i Nur kitaplarındaki Mehdiyet tarihini biraz ileri atmak ve Türkçe uyarlamalarındaki bölümlere ‘kesin değildir’ ibareleri eklemek.” Burada kardeşimiz, tam Bediüzzaman’ın değiştirilen ifadesini koysun, net ifadesini koysun. Mesela “Mehdi (a.s) ve şakirtleri” çıkartılan bölüm, mesela “yüzyıl sonra” diyor, adam “300 yıl sonra” diyor. Bunları net bilimsel olarak versin. “İbareler eklemek ve çıkartmak şeklinde bu sahtekarlığı yapıyorlar” diyor. “Benin asıl merak ettiğim Mehdi (a.s) gelip değiştirilen Risale-i Nurların hesabını sorduğunda ne söyleyecekler?” diyor. Ama bunu kardeşimiz tabii bir ön çalışma olarak yapmış. Biz tam profesyonel bir çalışma istiyoruz. Çok teknik, güzel, detaylara yönelik bir çalışma istiyoruz. Kaynak için de bizim sitemizden istifade edebilirler. Her türlü bilgi var, inşaAllah. Bir de Bediüzzaman’ın Mehdi (a.s) ile ilgili açık sözlerini ezberlesinler kardeşlerimiz. Her gördüğü Nur talebesine söylesinler; kudurtur onları, o sahtekar olanları. Gerçek Nur talebelerini coşturur, yüzde 99’unu coşturacaktır. Çünkü halis, muhlistirler; Bediüzzaman onlara garanti veriyor. Ama sahtekarlar var içlerinde, onları da Mehdi (a.s)’ın dümdüz edeceğini söylüyor Bediüzzaman.” “Risale-i Nur’u hazır bir program olarak neşr ve tatbik edecek Mehdi (a.s)” diyor. Çünkü Risale-i Nur’u doğrudan okuyacak dese Risale-i Nur’u zaten herkes okuyor. Demek ki sahtekarların okumadıkları, okutturmadıkları ve değiştirdikleri yerleri, gizli sırları ve hakikatleri Mehdi (a.s) ortaya koyacak. Biz de öncüsü olarak, talebesi olarak; bu eylemleri yaparak, bu çalışmaları yaparak Mehdiyet’e zemin hazırlamış oluyoruz, talebelik yapmış oluyoruz, inşaAllah.
Rusya Tatarlarından haber gelmiş, yani Rus Türkleri kardeşlerimiz. “Esselamun Aleyküm ve Rahmetullahi ve Berekatuhu Sevgili Ağabeyimiz.” Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Muhammed Adnan Hocam, siz Mehdi (a.s) konusuyla ilgili Türkiye’de Fethullah Gülen Cemaatinden olan, eskiden Rusya’da hizmet yapan bir ağabeyimizin bize yolladığı mektubu gönderiyoruz. Lütfen röportajınızda cevap verirseniz, size onu gönderelim. Sevgilerle Rusya Tatarları” diyor. “Kardeş, araştırma anlayışına saygı duyuyorum. Ben de sabaha kadar kitap okuyan bir insanım. Harun Yahya ile ilgili bilgileri ben ağabeylerden değil, ben kendi araştırmalarımdan ve onun hakkında ihlaslı insan sözleri ve gerçek medyada olmayan Mehdi (a.s) ile ilgili kendisinin ifade etmeye çalıştığı sözlerle ilgili görüşlerini inceliyorum. Yoksa ben Harun Yahya’ya iftira atmaya yanaşacak bir insan değilim” diyor. “Bu konudan Allah’a sığınırım. Mehdi (a.s) meselesini bu kadar inceliyorsan, şunu bilmek gerekiyor ki; nasıl ki Peygamberimiz (s.a.v) kırk yaşına kadar Peygamberliğini Cebrail Efendimiz (a.s) ona gelmeden bilemiyordu, Mehdi (a.s) ile ilgili hadislerde de Mehdi (a.s) kendisinin Mehdi (a.s) olduğunu bilemiyor, zamanı gelmeden. Mehdi (a.s) Arabistan’da çıkacak, kendisi Arap kökenli olacak; kendi ismi Muhammed, baba ismi Abdullah olacak. Yanağında siyah bir ben olacak, arkasında kaburga kemikleri arasında bir mühür olacak gibi birçok özellik hadislerde ifade edilmekte. Arabistan’da ve Hac esnasında Kabe’de imamlık yapacak kişileri ve kişinin öldürülmesi ve Kabe’de çok Müslümanın öldürülmesine sebep olacak karışıklıklar sırasında yedi tane büyük alimin Mehdi (a.s)’ı arayıp bulup Kabe’de imamlık yapmasını istemekle ilgili çalışmaların arkasından Mekke dağlarında Mehdi (a.s)’ı bulup kendisine "bütün işaretler senin Mehdi (a.s) olduğunu gösteriyor" deyip, ona biat etmeleri; arkasından Mehdi (a.s)’ın başının üzerinde bir bulut oluşacak, buluttan bir melek şöyle seslenecek; "bu Mehdi (a.s)’dır, buna biat edin" şeklinde. Bu, hadislerde bu şekilde geçmekte, onun için Mehdi (a.s) şu an varsa da biat vakti demek ki gelmemiş. Vakit geldiğinde Allah’ın izniyle bunu sen ve ben de bileceğiz, inşaAllah. Bizim araştırmalarımıza göre Mehdi (a.s) şu an bir yerlerde olacak” diyor. “Allah kaç yaşında hizmete takdir ederse İslam aleminin çoğunun ittifakıyla bizler ona biat ederiz, inşaAllah” diyor.
Çeşitli alametleri saymış, uzun anlatmışlar. Şimdi Fethullah Gülen Cemaati’nden bir kişi böyle bir yazı yazmaz. Mümkün değil, mutlaka Risale-i Nur kaynaklı yazacaktır. Bu arkadaşları geçiştirmek için yazılmış bir yazı, onları biraz uyuşturmak… Cübbeli zihniyetiyle yazılmış bir yazı. Onları pasifize etmek için. Çünkü başının üzerinde bir bulut olması Cübbeli’nin Müslümanları pasifize etmek, kendi sistemini devam ettirmek için ortaya attığı bir inanç. Başının üzerinde bir melek olacak, doğru. Şu anda da bizim yanımızda melekler var, bu da doğru. Mehdi (a.s)’a da otuz bin melek yardım edecek; Cebrail (a.s), Mikail (a.s), İsrafil (a.s), Azrail (a.s) Mehdi (a.s) ile beraber olacaklar, bunlar da doğru. Görünecekler mi? Görünmeyecekler. Bunu kim söylüyor? Resulullah (s.a.v) söylüyor. Cübbeli kendisi de söylüyor bunu ama işine gelmediği yerde ne diyor? “Mehdi (a.s)’ın devrinde bu melekler görünecek, gökyüzünü kaplayacak melekler” diyor. Mesela Beyazıt’taki turistlere; Fas, Tunus, Cezayirliyse, Arapça, Farsça, Sırpça, Hırvatça, Rusça, Boşnakça her dilden parmaklarını uzatarak, “"falanca kişi Mehdi (a.s)’dır " diyecekler” diyor. Cübbeli buna inandığından mı? Değil. Mehdiyet’i geçiştirmek için böyle bir oyuna ihtiyacı var. Çünkü melekler onu göstermesinin nedeni, birbirlerine gösteriyorlar. Meleklerin gökteki sevincidir bu, yeryüzündeki sevincidir; birbirlerine müjdeliyorlar Mehdi (a.s) olduğunu. Olay bu. Yoksa “insanlar duyacak” demiyor Peygamberimiz (s.a.v). Öyle olursa aklın ihtiyarı kalkar. Cübbeli de diyor; “melekler görünür hale gelse aklın ihtiyarı kalkar” diyor, değil mi? “İmtihan ortamı kalkar” diyor. Bunu herkes biliyor. Meleklere iman gaybe imandır. Aklın ihtiyarının kalkacağı açık bellidir. Arkadaşın bunu böyle söylemesi, Mehdiyet’i kilitlemek için yapıyor. Dikkatlerini dağıtmak için. Mehdi (a.s)’ı fark etmiş, onları yanlış yollara sürükleyerek, yanlış tevillerle onları oyalayıp deccaliyete zemin hazırlamış oluyor. Dolayısıyla bu samimi değil, inşaAllah. Böyle oyunlar yapabilirler, dikkatlerini dağıtmak için. Bir de ayrıca Fethullah Hoca’nın cemaatinden de olduğunu zannetmiyorum bu kişinin. Çünkü Risale-i Nur’dan da kaynak vermemiş oluyor. Kendi başına, kendi kafasına göre bir açıklama yapmış. Fethullah Gülen Hocamızın da böyle bir ifadesi yok, değil mi? Bu nasıl Fethullah Gülen’in talebesi ki kendi hocasını hiçe sayıyor, Bediüzzaman’ı hiçe sayıyor ve hiç duyulmamış Cübbeli üsluplarıyla olayı örtbas edip, kilitleyecek bir stil kullanıyor, yöntem kullanıyor. Müteşabih hadisleri açıklamaya dahi gerek duymuyor. Bu olmaz, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Melek ayetini okuyorum hocam, şeytandan Allah’a sığınırım; “Ve derler ki: "Ona bir melek indirilmeli değil miydi?" Eğer bir melek indirilseydi, elbette iş bitirilmiş olurdu da sonra kendilerine göz açtırılmazdı.”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bunu zaten Cübbeli de açıklıyor, hadislerde de açıklanıyor, Kuran’da da açıklanıyor, yani böyle bir şey olmaz. Hatta küfür istiyor bunu, kafirler ne diyor? Müşrikler, Peygamberler geldiklerinde, bir Melek olsun senin peygamberliğini bize söylesin diyorlar. Arkadaş ne diyor, bir Melek olsun onun Mehdi (a.s) olduğunu söylesin diyor. Buradaki arkadaş da ne diyor aynısını söylüyor. Dolayısıyla müşriklerin stilidir bu. Ve dolayısıyla kardeşimiz buna inanmasın ona oyun oynuyorlar, Mehdiyeti geciktirmek, Mehdiyeti örtbas etmek için uygulanan stillerden, Mehdiyeti kendi içinde boğmak için uygulanan stillerden biridir.
Bizi çok dikkatlice izlesinler. Bediüzzaman’dan, Fethullah Gülen Hocamızın izahlarından, benim izahlarımdan doğruyu bulmaya çalışsınlar. Fethullah Gülen Hocamız açıkça Mehdi (a.s)’ın şahıs olarak geleceğini söylüyor, çok açıktır. Ve yıllardan beri anlattığı bir konudur bu. İttihad-ı İslam için ortaya çıkmıştır, Türk-İslam Birliği için ortaya çıkmıştır, İttihad-ı İslam ne demektir? Mehdiyet. Türk İslam Birliği nedir? Mehdiyet. Müslümanların bir başı olacağını Fethullah Hoca çok iyi bilir. Aksi mümkün mü, gidin sorun bakalım? “Başsız bir Müslümanlık mı olacak?” deyin bakayım. “İttihad-ı İslam olmayacak mı bu yüzyılda” deyin. İttihad-ı İslam’ın bu yüzyılda olacağını söyler Fethullah Gülen Hocamız. Türk-İslam Birliği’nin bu yüzyılda olacağını da söyler. Gidin, sorun. “Müslümanların başında bir lider olacak mı?” diye sorun, “olacak” diyecektir. Olacaksa, işte o Mehdi (a.s)’dır. Mehdi (a.s) ile ilgili Bediüzzaman’ın açıklamalarını örtbas edecek tıynette bir insan değildir Fethullah Gülen, dürüst bir insandır. Yalan söyleyecek bir insan da değildir. Bazı sahtekarlar gibi örtbas etmez; açıkça, mertçe konuşur. Onun ağzı yalana alışık değildir. Ama arkadaş doğru söylemiyor, yalan söylüyor. Onlar oyuna getiriyorlar, dikkatli olsunlar.
Bu yarışma programı için, yalnız kardeşlerimiz bizden haber beklesinler. Biz bunun izinlerini bir alalım, resmi iznini alalım, onun hukuki zeminini de bir oluşturalım, acele etmesinler. Yazsınlar, ayrı mesele ama yarışmaya katılmak için acele etmesinler. Yarışmanın izinlerini bir alalım, ondan sonra açıklayacağız, inşaAllah. Resmi izin alınmasını beklesinler, inşaAllah. Kolay, onu hemen yaparız inşaAllah.
Şimdi Rusya Tatarı kardeşlerimiz konuyu anladılar, değil mi? Deccal Mehdiyet’i, örtbas etmek için bin bir türlü oyun oynuyor. Onların oynadığı oyunları biz saymaya kalksak, sabaha kadar bitmez. Bunlar deccalin ordusu, bir çakal ordusudur; oyuncu, sahtekar ve yalan söylerler. Sakın oyuna gelmesinler. Kaynak Kuran, Peygamberimiz (s.a.v)’in hadisleri, Bediüzzaman’ın açıklamaları ama değiştirilmemiş şekliyle, abidik gubudik sahtekarlığa müsaade etmeyiz. Ve Mehdiyet gürül gürül ilerliyor, durdurulacak bir şey değildir Mehdiyet. Hani yeteneğine bağlı; Mehdi (a.s) çıkar, becerebilirse, yapabilirse, gücü yeterse, böyle bir şey yok. Mehdi (a.s) bunu bitirmiş olarak yaratılıyor, yani Mehdiyet ve bitirilme, başarı bir bütündür zaten. Mehdi (a.s)’ın sırtındaki beni yaratan Allah, Mehdi (a.s)’ın başa geçtiğini de yaratmış durumda. Bitmiş durumda dünyaya hakim etmiş durumda. Çünkü bir insanın sırtındaki hücreler, milyonlarca hücreden oluşur bir ben, o milyonlarca hücreyi tek tek Allah yaratıyor. Sırtındaki ikinci beni yaratan Allah, dünyaya İslam’ı hakim eden Allah’tır. Bacağındaki beni yaratan Allah, dünyaya İslam’ı hakim eden Allah’tır. Atoma hakim olan Allah, dünyaya da hakimdir. Amerika’ya, Rusya’ya da hakimdir; derin dünya devletine de hakimdir, masonluğa da hakimdir, Tapınak Şövalyeleri’ne de hakimdir, Gül Haç Teşkilatı’na da hakimdir, gizli teşekküllere de hakimdir ve Mehdi (a.s)’a da hakimdir. Mehdi (a.s)’a hakim olan Allah, Mehdi (a.s)’ın hakim olmuş halini anlatıyor bize. Bitmiştir bu konu, bunu görecek kardeşlerimiz. Başarı, akıllı olması, başarması, böyle bir konu yok; bitmiş zaten. “Bakalım yapabilecek mi?” Böyle bir konu yok ki. Bitmiş bir şeyi, “bakalım yapabilecek mi” olur mu? Konu bitmiş çünkü, inşaAllah.
Devlete sahip çıkmak her Türk gencinin görevidir, orduya sahip çıkmak her Türk gencinin görevidir. Vatana sahip çıkmak, bölünmezliğine sahip çıkmak, üniter yapısına sahip çıkmak, bayrağa sahip çıkmak, Türk-İslam Birliği’ne sahip çıkmak, İttihad-ı İslam’a sahip çıkmak, bütün Türk devletlerinin birleşmesini istemek her Türk gencinin idealidir. Bütün Turani devletlerin birleşmesini istemek, Türklüğün dünyaya hakim olmasını istemek her Türk gencinin idealidir. Ama nasıl bir hakimiyet, ırk üstünlüğü mü? Yok; sevgi, barış ve kardeşlik, şefkat ve hizmet aşkıyla. Biz bütün ülkelere hizmet edeceğiz, Türk Milleti olarak. Kolay iş değildir ki bu; adaleti sağlamak, barışı sağlamak, kardeşliği sağlamak, değil mi? Türk Milleti hizmet için var, inşaAllah. Ve bütün milletler Türk Milleti sayesinde barışı, kardeşliği, huzuru, zenginliği, bereketi ve bolluğu görecekler, inşaAllah. Rusya’nın vatandaşlarını, genç kızlarını yurt dışına çıkartmasına ihtiyaç olmayacak. Güzel sonuç alacağız, güzel netice alacağız, inşaAllah.
“Allah sizden razı olsun Hocam. Kemal Kılıçdaroğlu’nun sol anlayışıyla ilgili ne düşünüyorsunuz? Ersin Özbükey.” Kemal Kılıçdaroğlu komünist değil, materyalist de değil, Müslüman evladıdır. Solculuğu, sosyal adalet anlamında, o kadar. Komünist solculuk değil, Leninist solculuk değil. O zaman herkes solcu, bütün Müslümanlar solcu o anlamda. Eğer sosyal adalet, barış ve kardeşlik anlamında ben solcuyum diyorsa buna solcu demesine gerek yok ki. Bunun adına Müslümanlık denir. Bunun adını Allah koymuş başında bunun adına solculuk dememiş ki Allah. Barış, sevgi, kardeşlik, hürmet, affedicilik, nezaket, bilimde sanatta ilerlemek, bütün Müslümanları bağrına basmak, her düşünceye saygı göstermek; komünistine de, dinsiz, imansızına da sahip çıkmak, onlara da insancıl hayat şartları meydana getirmek Müslümanlıktır, inşaAllah.
“Hocam Selamun Aleyküm.” Ve Aleyna Aleyküm Selam ve Rahmetüllahi ve Berekatuhu. “Geçen günler Nur talebeleriyle ilgili bir konuşma yaptınız. Evde çay içen Nur talebeleri eğer holdingci bir nesil yetiştirirse kötü olur diye. Hocam, ben Gaziantepliyim. Gaziantep’te Nur talebelerinin en büyük holdinglerinden biri bulunuyor. Hizmete çok düşkün, Gaziantep’te çok güzel okullar, yurtlar yaptıran, hatta cemaatin ikinci üniversitesi olan üniversiteyi kuran Nur talebeleri olan, herkes biliyor” diyor. “Ben yine kendilerini çok severim ama geçen gün anlayamadığım şekilde Gaziantep’te başlamış oldukları bir konut projesinin açılışında Ajda Pekkan’ın katıldığı bir konser ve şenlik gecesi yaptılar” diyor. İşte kardeşim, ben bunu anlamıyorum. Ben size mesela burada dini, imanı anlatıyorum. “Niye anlatıyorsun?” diyorlar. Peki, sen orada Ajda Pekkan’la şarkı söylüyorsun, kadını çıkarıp orada. La havle ve la kuvvete illa billahi. Evet, “konseri gece yaptılar. Yavaş yavaş durum…” diyor. Enver Ören Ağabeyimizi ellemeyin. Ben o ağabeyimi eleştirebilirim, çok sevdiğim bir ağabey. Mesela hakikaten pişman yani, rahat değil o. Bizimle konuşmuştu. “Biz ne kadar ihlaslıydık” demiş. “Ne kadar iyiydik zamanında, ne kadar şendik, ne kadar güzel hizmet ediyorduk, sonra biz ne hallere düştük” demiş. Pişman yani, durumdan pişman. O da bütün sanatçıları çıkararak; ama oturuyorlar bana akıl vermeye kalkıyorlar. Ben bu insanlara sahip çıkmazsam, Türkiye’nin %70-80’i hanımların başı açık. Ben onları niye küfre bırakayım? Tabii ki sahip çıkacağım ben. Deli misiniz siz? Çok büyük fitne çıkarıyorsunuz. Hayır, başörtülüleri de fasık diye onları da itiyorlar. Onları da küfür ve dalalet içinde görüyorlar. Kim kaldı geriye? Başörtülü olmak yetmiyor adama, onu da kabul etmiyor. Sakalı yoksa adam arkasında namaz kılmıyor. Ona da “fasık” diyor. Allah Allah. Kravatlı olan zaten gidiyor. Fitnenin en azgın, en şiddetlisini çıkarıyorlar. “Fitne katilden beterdir.” Devlet fitneden kaçınır. Bakın, devlet öyle kendi kendine karar almaz. Devleti de Allah yönetiyor. Devlet fitneden kaçınır, sözümü anlasınlar. Fitnenin içine koşmasınlar, balıklama. Ben başı açık bütün hanımları çok seviyorum. Hepsine sahip çıkıyorum, hepsi benim canım, hepsi benim kardeşim. Başı kapalı olanlara da her zaman söylüyorum. Çarşaflıların hepsine sahip çıkıyorum, inşaAllah. Hepsi birbirinin aynıdır, hepsi kardeştir, hepsi yüzde yüzlük Müslümandır. Hiçbiri fasık değildir, hiçbiri yanlış yolda değildir. Hepsi doğru yolda ve güzel insandır, inşaAllah.
Emre Gaza, diyor ki; “Irak’ta çok feci olaylar olmuş hocam” diyor. “Kafirlerin bu yaptıkları onların yanına mı kalacak?” Muhammed Mehdi (a.s) zamanında bütün bu melanet, pislik bitecek. Mehdiyet’e karşı kudurmuş gibi saldırmalarının nedeni bu kan denizini devam ettirmek istemeleridir. Şeytan kan istiyor, Mehdi (a.s) de kanı durduracağı için şeytan ordularını Mehdi (a.s)’ın üzerine gönderiyor. Kimi kafasına sarık sarıyor, kimi kafasına başka bir şey takıyor. Ama Mehdi (a.s)’ın üzerine saldırtıyor. Mehdi (a.s)’ın de kaderinde hepsini püskürtmek ve yerle bir etmek vardır, inşaAllah. Ama adı geçen kişileri tenzih ediyorum tabii.
Masonların hepsi Müslüman olacaklar. Bu konuda rahat olun, inşaAllah. Masonlar çok kaliteli insanlar normalde. Benim tanıştıklarım çok kaliteliler. Şimdi daha büyük ekipler halinde de gelecekler. Allah sevgisini, Allah korkusunu kalplerine daha güçlü hale… Allah’ı seviyorlar benim tanıştıklarım, görüştüklerim. Daha şiddetlendireceğiz. İslam’a karşı derin bir muhabbetleri var. İnşaAllah Müslümanlığı onlara anlatacağız ve inşaAllah daha da sevdireceğiz. Ve hepsini kardeş yapıp, bağrımıza basacağız. Onları küfrün eline bırakmam masonları. Tapınak Şövalyelerini küfrün eline bırakmam, deccalin eline bırakmam. Hepsini kurtaracağız, Allah’ın izniyle.
Kardeşim bu nedir böyle, bütün her yerden geliyor yazılar, maşaAllah. Bak, dünyanın her yerinden var, maşaAllah. Elhamdülillah. “Selamun Aleyküm, hayırlı akşamlar, iyi yayınlar hocam.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Münafıkların olduğu gibi, özellikle dış ülkede Müslüman olup da toplum baskısından dolayı o toplumun inandığı dine mensup olduğunu söyleyen insanlar muhakkak ki vardır. Bu konu hakkındaki fikirleriniz nelerdir? Fahri.” Ölümle tehdit ediliyorsa bir Müslüman, Müslüman olmadığını söyleyebilir. Yani öldürüleceği kesinse, mesela Hristiyan olduğunu söyleyebilir yahut dinsiz olduğunu söyleyebilir. Yani adam der mesela, “sen dinsiz olduğunu söylemezsen seni çekip vuracağım” der. Adamın şaka yaptığına dair bir alamet yoktur. Orada diyebilir. Kuran’da bununla ilgili bir ayet var. Zorlandığı durumunda diyebilir. Ama oradan çıktığında hemen “Ya Rabbi! Ben zorda kaldım, tevbe ediyorum” der. Zaten geçersizdir o. Çok zorda kalırsa tabii, başka türlü olmaz. Mesela yurtdışında da oluyor. Allah vermesin, mesela küfrün eline düşer, adam sorar mesela; “sen nesin?” Nasıl kurtulacak? Hangi cümleyle kurtulacaksa onu söyler kurtulur. Çünkü canını kurtardıktan sonra İslam’a hizmeti devam edecek. Bir an öyle söylemesiyle zaten o Müslümanlıktan çıkmaz. Daha şevki artar, daha imanı artar. Daha Kuran’a, İslam’a sarılmış olur, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Size bir misafir gelmişti hocam. Haham Musevi, mason misafiriniz. Onun çocuğunun resimleri vardı. Gösterelim mi hocam?
ADNAN OKTAR:Tamam, göster. Ne şeker şey. Bu köfte tam ısırmalık, bu herif. Bunun burnunu falan ısırmak lazım. Tam köfte, acayip şeker. Burnunun tatlılığını görüyor musun sen? Civcive benziyor. Acayip nurlu ve tatlı. Buna şimdi düşman olunur mu? Ne büyük zulümdür bu. Nur gibi, tertemiz. Allah “hepsi İslam fıtratı üzerine doğarlar” diyor. Tertemiz bir varlık, kuzu gibi, maşaAllah.
SUNUCU:Tamam, inşaAllah. Bizi yarın 22:00’den itibaren HarunYahya.Tv internet sitemizden, Mavi Karadeniz Radyo’dan, Asu Tv’den takip edebilirsiniz.
ADNAN OKTAR:Evet, bir ayet okuyalım. Ya Allah, Bismillah. Açtım, Hud Suresi geldi, 117. ayet. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Halkı, ıslah eden kimseler iken,” tebliğ yapan, İslam’ı, Kuran’ı anlatan insanlar iken, “Rabbin o ülkeleri zulüm ile helak edecek değildi.” Yani işgal olmaz, depremle yerle bir olmaz, felaket gelmez. “O ülkede bereket olur” diyor Allah, “güzellik olur” diyor. Ebcedi 2020. Türkiye’de Mehdi (a.s) olduğu için Türkiye Mehdi (a.s)’ın bereketini yaşıyor şu an. Ne ekonomik kriz oldu, ne yabancı ülke işgaline uğradı. Ne şu oldu, ne bu oldu. Aslanlar gibi İttihad-ı İslam’ı yapmaya doğru, uygulamaya doğru ve inşaya doğru gidiyor bu mübarek millet, maşaAllah.
OKTAR BABUNA:“Deprem de geldi, Adalardan çıkıp Avcılar’dan çıktı, İstanbul’a değmedi” demiştiniz.
ADNAN OKTAR: Değmedi, maşaAllah. İstanbul’a dokunmadı. İstanbul’da olduğu için Mehdi (a.s). Evet, Harun Yahya Tv’den devam edeceğiz.
Basında Harun Yahya
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Makaleler
Devamı ...