SUNUCU:“Adnan Oktar'la Gece Sohbetleri” programımıza, Mavi Karadeniz
Radyo, Aksu TV, Gaziantep Olay TV, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Kütahya Destan TV ve www.HarunYahya.TV sitemizden devam ediyoruz. Buyrun Hocam.
ADNAN OKTAR: Ben şeyhimden izin almadan...
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam, af buyurun, ne haddimize. Uygun görürseniz Hocam Fransa'da Ocakta olacak konferanslara kardeşlerimiz çok şevk ve heyecan duymuşlar Fransa’da, inşaAllah. Çok vesile olmuş, herkes dükkanlarına, mağazalarına, arabalarına afişler, posterler yapıştırıyorlarmış Hocam, inşaAllah. Onunla ilgili resimler çekmişler, göndermişler.
ADNAN OKTAR:Göreyim ama siz gene de Fatih'in İstanbul'u fethettiği yaştasın Mehter Marşı’nı hazırda tutun, çünkü bunu duyar duymaz bir hoş oldum, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Burada Hocam, biraz uzaktan çekmişler kardeşlerimiz ama kapıda, şuradaki afişlerin içinde, Darwinizm afişleri, inşaAllah. HarunYahya Konferansı olduğunu gösteren afişler.
ADNAN OKTAR:Fransa'da hangi şehirler bunlar?
ALTUĞ BERKER:Paris'te Hocam Lion'da beş-altı şehirde birden var Hocam, inşaAllah. Arabaların arkalarına yapıştırmışlar Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR :MaşaAllah
ALTUĞ BERKER:Burada içeride, inşaAllah. Kitapçı kapısında, maşaAllah hepsinde var. Fransa'dan da bir mesaj göndermişler Hocam kardeşlerimiz. "Selamun Aleyküm sevgili Adnan Hocam."
ADNAN OKTAR:Ve Aleyküm Selam Ve Rahmetullahi Ve Berekatühü.
ALTUĞ BERKER:“Fransa'da Türkiye'nin ve sizin adınızı duyan Müslümanların gözleri parlıyor. Konferansların haberini alan herkes çok seviniyor. Sizi çok merak ediyorlar, burdaki kardeşlerimize sizlerin adına selam ilettim, hepsi de selamlarınızı aldılar, tanıyanlar tanımıyanlar, Avni, İsa ve Murat.” Herhalde Nantes'dan gönderiyorlar Hocam. Nantes'da, Strazburg'da, Lion'da, Marsilya'da ve Paris’te Hocam konferanslarımız.
ADNAN OKTAR: Biz Fransa'yı yıllar önce ağır topçu ateşiyle zaten yerle bir ettik, direnme noktası bırakmadık. Bu Yaratılış Atlası Fransa’daki hemen hemen bütün profesörlere gitti, siyasilerin hepsine gitti, emniyet mensuplarına gitti, Fransız istihbaratına gönderdik; dolayısıyla direnecek pek bir halleri kalmadı, inşaAllah. Bunlarince detaylar, inşaAllah devam edeceğiz, Allah’ın izniyle, inşaAllah. Bir de ben Mehteri, buraya müzik sistemi koyun ben burada çaldıracağım, burada yer-gök inlemesi lazım, inşaAllah. Ya Allah, Bismillah.
VTR: Mehter Marşı, Genç Osman
ADNAN OKTAR:Kim derdi ki böyle Kızıl Ordu Korosu Ceddin Dedeni çalacak, Mehter Marşı çalacak? Bu çok çok olağanüstü, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Siz Rusya da Türk-İslam Birliği’ne alınacak diyordunuz Hocam, ondan sonra oldu bunlar, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Rusya; Ruslar çok güzel insanlar. Osmanlı terbiyesi vardır onlarda. Mazlum bir millettir, sanatçı bir millettir, kaliteli insanlardır Ruslar.
ALTUĞ BERKER:Hocam Rus diplomatlar sizin Türk-İslam Birliği konferanslarınıza gelip, çok iyi takip ediyorlardı Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, önce anlamadılar, Rusya'yı fethedeceğiz zannettiler. Sonra baktılar Rusya'nın hakikaten kurtulmasını, rahat etmesini, onların da zengin, bereketli, güzel bir hayat yaşamasını istediğimizi anlayınca, çok hoşlarına gitti, çok rahat ettiler.
ALTUĞ BERKER:Hocam Karzai, Afganistan'ın Sayın Devlet Başkanı. Türk-İslam Birliği dünyasının 13 devlet başkanı burdaydı bildiğiniz gibi. Burada bulunmasının, Türkiye'de bulunmasının kendisi için büyük bir onur ve zevk olduğunu ve Abdullah Gül'ün söylediği herşeyin altına imzasını koyduğunu söylemiş. Ayrıca Taliban'la
görüşmelerde Türkiye'nin ev sahipliği ve arabuluculuk yapmasını talep
etmiş. Ahmet Davutoğlu da, Türkiye olarak Afganistan hükümetinin kabul
ettiği her süreci Türkiye'de yürütmeye hazırız, diye cevap vermiş Hocam,
inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Talibanın üstündeki güç Mehdiyet’tir. Taliban başka türlüetkilenmez. Haydi Talibanı halletsen, başkalarını halledemezsin. Alevi-Sünni çatışması, Caferi-Şii farklılıkları, Sünnilerle farklılıklar, bu bölünmeler tarikat farklılıkları, fikir ayrılıkları Kıyamet’e kadar devam eder, tek çözüm Mehdiyet'tir. Afganistan Türk-İslam Birliği oluşmadan asla yatışmaz. Çeçenistan asla yatışmaz. O zaman boş yere mi mücadele verdik derler adamlar, inşaAllah. Ve anlı şanlı bitmesi lazım, onların onuruna uygun bitmesi lazım. Anlı şanlı bitmesi Mehdiyet'le olur, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam, maşaAllah. Kazakistan Başbakanı Kerim Masimov burdayken, Türkiye'deyken, Sayın Bakan Rıfat Hisarcıklıoğlu ile birlikte Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu’nun kahvaltısına katılmış TOB başkanıyla. Burada, Türkiye ile Kazakistan, Bakü, Tiflis, Kars Demiryolu Projesi’nin, Kazakistan’a kadar uzatılması konusu konuşulmuş. Ayrıca Kazakistan başkanı, ülkelerinde hiçbir yabancı şirket yok iken, Türkler’in yatırım yaparak kendilerine destek verdiklerini ve şu anda 50 milyarlık, 60 projenin Türkleri beklediğini söylemiş Hocam.
ADNAN OKTAR:Şimdi yalnız Kazakistan'ın bir eksiği var. Kazakistan'daki yetkililer bu konuya çok önem vermesi lazım. Kazak mafyası oradaki Türk şirketlerine rahat vermiyor, bu çok vahim bir olaydır. Kaç defa hatırlıyorum oradaki Türk işçileri dövdüler, şantiyelere baskın yaptılar, paralarını gasp ettiler, işyerlerini gasp ettiler, mallarına mülklerine el koydular. Orada bir mafya yapılanması Kazakistan’da devam ediyor. Onun için Türk şirketlerinin bu durumda boş yere çağırmasınlar, kimse gitmez. Önce devlet bunu bir halletsin, düzeltsin, can güvenliği sağlansın. Enka çalışanlarının falan ağızlarını, burunlarını kırdılar, darmakeşan ettiler. Yakalandı mı failleri? Birçok iş adamının malına, mülküne, parasına elkoydular. Geri verdiler mi? Vermediler. Onun için devlet yönetimine yakın kişilerden oluşan bir mafya yapılanması Kazakistan'da kan kusturuyor ve Türk-İslam Birliği’ne de zarar veren, zararlı bir teşekkül olarak devam ediyor bunlar. Bizim istirhamımız Kazakistan’ın gerçekten demokratik, güvenilir, iyi bir emniyet ve hukuk anlayışı olan ülkeye dönüşmesi. O zaman gürül gürül giderler, herkes de sever, herkes de yakın olur. Bu konuyu örnekleriyle de çoğaltabilirim. Bunu yine bir gündeme alalım sonra. Türk-İslam Birliği’ni engellemek için oynanan oyunlardan biri de budur. Oraya gidenlere can güvenliği, mal güvenliği sağlanması gerekir. Bu konuda biz bir garanti istiyoruz. Bütün Türk işadamlarına bunun sağlanması lazım. Ödleri kopuyor bir çok Türk işadamının, gidemiyorlar Kazakistan’a. Mafya hakimiyeti var, geniş bir mafya hakimiyeti var, bunu herkes biliyor. Türkiye yönetimi de biliyor, oradaki Kazak hükümeti de biliyor, tedbir almıyorlar ve Kazakistan'ı içi boş harabeye çeviridiler. Ne yatırım yapılabiliyor, ne ticaret yapılabiliyor, gideni püskürtüyorlar, malına mülküne el koyuyorlar, bu rezalete bir son verilmesi lazım, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Hocam siz sık sık Ahmet Davutoğlu’nun gelmiş geçmiş en iyiDışişleri Bakanı olduğunu söylüyorsunuz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet doğru.
ALTUĞ BERKER: Dünyaca ünlü Foreign Policy Dergisi, Ahmet Davutoğlu’nun dünyanın en önemli 7’incidüşünürü ilan etmiş Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Niye yedinci? Birinci yapsınlar.
ALTUĞ BERKER:Dergi ayrıca Davutoğlu için; “Topkapı Sarayı’nda bir sultanoturduğundan beri, Türkiye ilk kez onun sayesinde görülmemiş bir uluslararası rol oynadı” diye yazmışlar Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Ahmet Davutoğlu, ismi de güzel, maşaAllah, soyadı da
güzel. Kendi de iyi bir insan, maşaAllah, helal olsun.
ALTUĞ BERKER:Hocam sizin yıllardan beri söylediğiniz, ilk defa sizin söylediğiniz şeylerin, Allah razı olsun Sayın Bakan uygulamaya geçirdi.
ADNAN OKTAR:Bir kısım alerjisi kabaran hastalar vardı, Ahmet Davutoğlu'na kafayı takmışlardı, onların alerjilerine mantar ilacı püskürttük, alerjileri kalmadı. Kaşıntı tutmuştu o adamları, bayağı ferahladılar ve Ahmet Davutoğlu’nu saygısız bir üslupla eleştirmekten vazgeçtiler.Bir kısım zevat, hepsini tenzih ediyoruz tabii.
Nur Suresi’niaçmışım bak, şeytandan Allah'a sığınırım"Allah göklerin ve yerin nurudur." 1959 tarihini veriyor, Bediüzzaman'ın vakti, Risale-i Nur'un serbest bırakıldığı devir. Bakın "Allah göklerin ve yerin nurudur. Onun nurunun misali içinde çerağbulunan bir kandil gibidir; çerağ bir sırça içerisindedir ki; sırça sanki incimsi bir yıldızdır." 2037 tarihini veriyor bu. Bakın, "çerağ bir sırça içerisindedir, sırça sanki incimsi bir yıldızdır ki;" ‘incimsi bir yıldız’ Mehdi (a.s.)'a bakıyor, 2037. "Doğuya da, batıya da ait olmayan kutlu bir zeytin ağacından yakılır; (bu öyle bir ağaç ki) nerdeyse ateş ona dokunmasa bile yağı ışık verir." Burada da açık açık elektrikten bahsediyor ayette. Bakın, "doğuya da, batıya da ait olmayan kutlu bir zeytin ağacından yakılır." Hiçbir yere ait olmayan bir ağaç. Elektrik şebekesi nasıl? Kökten bütün şehre yayılıyor ağaç dalları gibi. Bakın, "nerdeyse ateş ona dokunmasa da" ateş dokunmadan yanan nedir? Elektriktir. Ateş, kablolu elektrikte elektrik var ama ısı yok. Bir elektrik lambası yandığında kibritle yakmıyoruz, düğmeye bastın mı yanıyor. Ayet ne diyor? "Nerdeyseateş ona dokunmasa da yağı ışık verir." Bastın mı yanıyor. "(Bu,) Nur üstüne nurdur. Allah, kimi dilerse onu kendi nuruna yöneltip-iletir." "Allah kimi dilerse onu kendi nuruna yöneltip iletir." 1980 tarihini veriyor. Mehdi (a.s.)'ın vazifeye başladığı tarihi veriyor bak. "Allah kimi dilerse onu kendi nuruna yöneltip iletir." 1980, Risale-i Nur'a da bakıyor bu ayet aynı zamanda, Bediüzzaman'nın zamanına da bakıyor. Hakimiyet devrine de bakıyor, Mehdi (a.s.)'ın vazifeye başladığı tarihe de bakıyor, çok önemli bir suredir Nur Suresi’nin 35. ayeti.
Said Özdemir Hocamız Bediüzzaman’ın arslanlarından. Kükrüyorlar, kükrüyorlar, yeri-göğü inletiyorlar. Dinleyelim.
-VTR- SAİD ÖZDEMİR; İttihad-ı İslam’la ilgili Bediüzzaman’ın düşüncelerini aktarıyor.
ADNAN OKTAR:Allah ömürlerini uzun etsin mübarek Hocalarımızın. Said Özdemir Ağabey, çok önemli bir insan ama değerinin çok iyi bilinmesi lazım. Bunlar son nesil, Osmanlıdan kalan son nesil. Veli insanlar, alim insanlar, aynı Bediüzzaman gibi bizim için. Ha Bediüzzaman ha talebesi, onun parçası bu mübarek insanlar. En iyi şekilde değerlerinin bilinmesi lazım, takdir edilmesi lazım. “İttihad-ı İslam farz-ı ayndır” diyor. “Farz-ı ayn, bütün herkes için bir sorumluluktur. Herkes İttihad-ı İslam için gayret etmek mecburiyetindedir” diyor. Bir videosu daha var dediniz.
-VTR- SAİD ÖZDEMİR, Sayın Adnan Oktar’ın çalışmaları hakkında konuşması.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Maddiyyun ve tabiiyyun taununa karşı ilaç olduğumuzu söylüyor Hocamız, maşaAllah, elhamdülillah, himmetiyle. Ben Hocamın ayağının tozuyum, ayağının çamuruyum ben onun, inşaAllah. Allah ömürlerini uzun etsin, inşaAllah. Bak nasıl coşkuyla, nasıl aşkla İslam ahlakının yayılmasına, Kuran’a hizmet ediyor, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Hocam Hürriyet’ten Özdemir İnce, her zamanki gibi yine Müslümanlar aleyhine yazılar yazıyor. Yazılarında özet olarak kendince alaycı bir üslupla bazı hurafeci Müslümanların çağdaş dünyayı reddederek Peygamber (s.a.v.) ve dört halife döneminin görkem ve adaletine tekrar kavuşmak için Türk-İslam Birliği hayalleri kurduğunu söylüyor.
ADNAN OKTAR:Kimi kastediyor? “Görücü usulüyle evlenilmez.” Evliliği biz ondan mı öğreneceğiz? Allah Allah, bize mi öğretiyor evliliği? Nasıl yapacağımızı biz biliriz. Evet, başka ne diyor? “Tarikat şeyhleri, cemaat önderleri siyasal planda solun programına inanmadan bu izdivaç gerçekleşmez. Deneyen sol ve solcu İslamcı faşizmin kapatması olur.” Özdemir Dede meşrubat içmiş benim kanaatim, bu yazıyı yazmadan önce, Allahualem en az üç kadeh vişne suyu içmiş gibi görünüyor. Bir kere İslamiyet hakkında bilgisi yoktur, isterse gelsin burada konuşalım. Birçok şeyi Cübbeli kafasında değerlendirmiştir. Bu tiplerin mürşidleri Cübbeli oluyor. O ne derse ona göre şekil alıyor. Biz Cübbeli’yi zaten eleştiriyoruz. Sorsak Darwinizm’i, materyalizmi bilmez. İstersen deneyelim, canlı yayında deneyelim. Hakikaten bilmez, çok az bilgisi oluyor bunların. Dergilerden, oradan buradan kırıntı bilgiler. Ne paleontoloji hakkında, ne arkeoloji hakkında, ne biyogenetik hakkında bilgileri olmaz. Ne proteinin yapısını bilirler. Bunlar öyle dededen kalmaz eski bilgilerle idare eden tipler. Dini de ya bir yobazdan öğrenmiştir, ya Cübbeli’den öğrenmiştir, ya da geleneksel artık nereden öğrendiyse o tip bilgiler oluyor, onlar da yarım bilgiler. Cehaletten kaynaklanıyor. O yüzden bunların yazılarına tek tek teknik cevap verebiliriz. Dedem yalnız bu yazıyı yazarken; yazıdan anladığım kadarıyla ama bu yazı için söylüyorum, en az bak üç kadeh diyorum vişne suyu içmiş havası var, inşaAllah. Ondan sonra muhabbete başlamış kendince, kendi kafasınca. İslam’da faşizm yoktur. Faşizm komünist düşüncede vardır, materyalist düşüncede vardır, Darwinist düşüncede vardır. Şimdi faşizmin kaynağına baktığımızda; Hitler açık açık Darwin’den etkilendiğini ve faşizmin genel yapısının, genel teknik özelliklerinin doğrudan Darwinizm’e dayandırıldığının açık olduğunu görüyoruz. Mussolini’de de aynıdır, Franco’da da aynıdır. Bütün faşistler Darwinizm’e dayandırır düşüncelerini, inançlarını. Komünizmde de öyledir. Komünizmin genel yapısı Karl Marks’ın da kendi açık ifadesiyle, Darwinizm üzerine bina edilmiştir, Marksist düşünce. Leninizm de dolayısıyla ve terörist düşünce de Darwinizm’e dayalıdır. Şimdi biz Özdemir Dede’ye daha önce de söyledik. Önce dedik Özdemir Dede sana bazı sorular soruyoruz, bunları bir cevaplandır, dedik. Ne olur? İki kelime cevaplandırsın. Bir; iddia edilen Ergenekon örgütü hakkında düşünceleri nedir? Niye cevaplamasın? Bu mesela Türkiye’nin çok önemli bir sorunu, önemli bir konu. Çık, bu bir çetedir ve bunlar Türkiye’yi 22 parçaya ayırmaya kalkıyorlar. PKK’nın kurucu örgütüdür, de. Üç milyondan fazla Türk milliyetçisini, Müslümanı şehit etmeyi düşünüyorlardı, de. Bunları çık anlat, görüşünü belirt. Darwinist ve materyalist olmadığını söyle, komünizme karşı olduğunu söyle, Leninizm’e karşı olduğunu söyle. Dolayısıyla terörizme de karşı olduğunu da söyle. Leninist terörden nefret ettiğini söyle. Ondan sonra çık konuş. Gericiliğe karşı olman bir konu değil ki, gericiliğe ben de karşıyım. Aklı başında her Müslüman karşıdır. Kuran karşı, Resulullah (s.a.v.) gericiliğe karşı, bu bir ayrıcalık değil. Ama gericiliğe karşısın ama gericiliğin yarısına karşısın, yarısına taraftarsın. Darwinist gericiliğe niye taraftarsın? Bak Sümerlilerin dini; Darwin’den binlerce sene önce Sümerliler, Darwin’in dediğinin aynısını söylüyorlardı. Eski Mısır’da da firavunun takımı Darwin’in dediğinin aynısını söylüyordu. Bu bağnazlık mı? Bağnazlık. Gericilik mi? Gericilik. Dolayısıyla gericiliğin bir kısmına taraftarım, bir kısmına karşı değilim, olmaz. Gericiliği tümden reddedeceksin. Ama iyi, gericiliğe karşı olman güzel. Fakat dine karşı olman, yanlış. O da senin cahilliğinden, bilgisizliğinden; isterseniz herhangi bir yerde getirin bu adamı, Özdemir İnce’yi, basını da getirsinler, alenen herkesin gözünün önünde ispat edeyim cahilliğini. Hatta ben ilkokul çocuklarını getireyim. Liseden öğrencileri getirin, üniversiteden öğrencileri getirin, sorun, eğer dediğim gibi cahil çıkmazsa bana ne diyorsanız deyin. Hiçbir şey bilmez. Zır cahil oluyorlar, tahmin edemeyeceğiniz kadar cahil oluyorlar bu insanlar. Din hakkında da bilgisi yoktur. Sorun, yüz noktada, bin noktada cahil olduğunu göreceksiniz. Kuran’ı bir kere baştan sona okumaz bunlar. Kuran’ın tefsirini bilmez, hadislerdeki müteşabihatı bilmez. Gericilik nedir, gerçek İslam nedir bilmez. Darwinizm’in, materyalizmin geçersizliğini bilmez. Proteinlerin molekül yapısını bilmez. Kromozomların yapısını bilmez, paleontoloji hakkında bilgisi yoktur. Fosil bilimi hakkında araştırma ne yaptın, dersen, hiç, karşılarına çıkan bilgi hiç olacaktır. Dolayısıyla ‘cahil olan cesur olur’ derler. Cahillikten kaynaklanan bir cesareti var. Yok, gel ispat et diyorsa, ben ispata hemen hazırım. Emin olun zır cahil. Zaten konuşmalarında da bunu anlarsınız.
ALTUĞ BERKER: Hocam Fatih Altaylı’nın bir yazısı vardı bugün. Müsaade ederseniz o haberi açayım. “Özal’ı kim öldürdü?” başlığıyla. “Özal öldüğünde 67 yaşında, kilolu ve by-pass’lı olduğunu, 67 yaşın zaten birçok insan için ölüm yaşı olduğunu, bu nedenle komplo teorileri kurmaya gerek olmadığını, zaten bu haldeyken ölmesine de pek şaşırmamak gerektiğini” yazmış Hocam.
ADNAN OKTAR: Allah Allah, bu Aydın Doğan’ın takım hepsi çok tedirginler. Ne üstünüze vazife sizin? Bunu zaten savcılık araştırıyor, Adli tıp araştırıyor, deliller ortaya konuluyor. Senin sözünü kim dinler? Neden tedirginsin? Neden Aydın Doğan’ın takımının tamamı tedirgin bu konuda? İstisnasız hepsi tedirgin. Rahat olun, size ne? Ucu size dokunmadığına göre, dokunuyorsa o ayrı mesele. Ama ucu size dokunmayacağına göre niye derdine düşüyorsunuz? Kim size üfürdü? Niye tedirgin oluyorsunuz? Bir kere fethi meyyit şart, açsınlar, çünkü verilen zehir kemiğe işler. Kemiğin içinde mutlaka o doku içerisinde o ilaçtan; verilen hangi ilaçsa, neyse, ondan bulunur, vakit geç değil. Ayrıca saçtan bu anlaşılmaz. Eşi diyor ya saç var, saça bir anda geçmez o zehir. Uzun vadede geçecek bir şeydir o ama kemiğe geçer, kemik dokusuna geçer, çünkü kan sistemiyle kemiğe geçmesi çok kolay. Şahitlerin ifadesine göre, üsluba göre, anlatımlara göre, Özal alenen zehirlenmiş. Enfarktüste ağızdan köpük gelmez. Ağır zehirlenmelerde olur bu, ağır. Herkes bilir, doktorları da çağırın, getirin, sorun. Olayın şekli, gelişmesi tamamen suikastı andırıyor ve daha önce suikast de yapılmış bu insana. Vurmaya kalktılar toplantıda, kurşun isabet etmedi, sekti kurşun. Dolayısıyla yapamadıklarını bu şekilde haletmiş oldular. İddia edilen Ergenekon örgütünün çeşitli öldürme metotlarından bir tanesi de, bazı doktorları kullanarak öldürmesi şeklindedir. Bazı hastanelerde, bazı doktorları, bazı önemli kişilerin öldürmesinde kullandıklarını şu anki gelişmelerden, iddia edilen Ergenekon örgütünün dosyasından anlıyoruz. Ve bir tane, iki tane, on tane değil; bunun canlı örnekleri de var. Mesela rahmetli Ecevit normal, kendi halinde bir insandı. Bir şey yaptılar adama; kim yaptı bilmiyorum, şuuru da gitti, muhakeme yargısı da gitti, dili de gitti, konuşamayacak hale geldi. Mesela kapı diyeceğine pencere, diyor. Su diyeceğine, gökyüzü, diyor. O hale geldi. Mesela ayakkabısını çıkarmış, çorapla Başbakanlıkta geziyordu. Haberi yoktu ayakkabısını çıkardığından. Yolda uyardılar; ayakkabınızı çıkardınız beyefendi, diye, haberi yok. İlaçla zehirlediler, bir şey yaptılar, tamamen gitti. Mesela dili kontrolden çıktı, konuşma kabiliyetini kaybetti. Bambaşka şeyler konuşuyordu. Muhakeme, yargı da bozulmuştu. Mesela su getiriyorlar kapaklı, onunla beraber dökmeye çalışıyor, görme de bozuldu, muhakeme de bozuldu. Aslında çok daha galiz durumlar vardı da, bu basına yansımadı. Çok daha feci durumlar oluştu. Bunu kimyasal bileşiklerle elde ettiler. Ben kimseyi suçlamıyorum bu konuda, bazı kişileri, onlar kendilerini biliyorlar. İlaç kesilince, tahribat şiddetli olduğu için yine devam etti. İlacın kesilmiş olması bir şeyi değiştirmedi. Dolayısıyla şimdi sorsan Fatih Altaylı’ya, o da yaşlıydı ve öldü diyecek. Kardeşim böyle bir şey olmaz, ağır tahribat meydana geldi. Dili dönmüyordu artık, dili gitti, şuuru da gitmişti. O halde yine de nezaketen, devlet terbiyesinden, saygıdan Başbakanlığa devam ettirdiler. Bu da bizim milletimizin alicenaplığıdır. Şuuru kapandı, bu hale geldi, demediler. Devlet terbiyesi olarak acayip saygılı davranıldı. Son ana kadar durumu muhafaza edildi. Normalde yapamaz Başbakanlık, o durumda yapamaz. Görevden alınması gerekiyor ama öyle asil bir terbiye var ki, Osmanlı’dan kalan devlet terbiyesi, nezaketlerinden almadılar görevden, Başbakanlık’tan, sonuna kadar devam etti, inşaAllah. Ecevit’e havaalanında; ben çok iyi hatırlıyorum, silahlı saldırı yapıldı, suikast yapıldı, fakat beceremediler. Süleyman Demirel’e de yapıldı, havaalanında yapıldı, yine beceremediler. Süleyman Demirel ayrıca feci şekilde dövüldü zamanında. Mesut Yılmaz feci şekilde dövüldü, ağzını burnunu patlattılar. İddia edilen Ergenekon örgütü çok pervasız bir örgüt. Deli cesareti ve çirkin bir cesarete sahip; özellikle de yalnızsa bir insan. Turgut Özal, Cumhurbaşkanlığı döneminde kardeşi Yusuf Bozkurt Özal geliyordu. Yusuf Bozkurt Özal tepeden tırnağa aranıyordu, o kadar tehlike onu sarmıştı. Ondan bile tedirgin oluyordu, kardeşinden bile tedirgin oluyordu. Bela ve ölüm ta ensesinin dibine kadar girmişti. Bakın artık öz kardeşi, kardeşi tepeden tırnağa aranıyordu. Böyle bir konumda suikast yapılmış bir insan, belli ki karşı taraf mutlaka azmetmiş, illa ki öldürecek. Yok, böyle bir şey mümkün değil, diyorlar. Ne peki o zaman bu anlattıklarımız? Köşkün içinde bütün yemekleri falan son derece özenli kontrol ediliyordu. Yemeği yemeden önce başkaları tarafından kontrol ediliyordu. Neden? Zehir konulması ihtimaline karşı. Ama sonradan tedbir gevşetildi, bu vefatından önce tedbir gevşetildi. Her türlü yemek veriliyordu. Mesela son ziyaretlerde, herkes, önüne gelen ziyaretlerde ziyafet oluşturuyordu, her türlü yiyecek sunuluyordu. Karısı bunu açıklıyor, onun kendi ifadeleri var, net olarak zehirlenme, inşaAllah. Oğlu da, oğlunu tanırım ben, çok efendi bir insan, aynı babası, maşaAllah, inşaAllah. Hanımefendi de öyle, o da çok efendi, terbiyeli bir insandır. O da dolaylı olarak tanıdığım bir insan, inşaAllah. Dolayısıyla tedirgin olmaya gerek yok. Herkes bildiği bilgileri aktarsın, Savcılığa versin ki, bu çirkin cesareti gösterenler bir daha böyle bir cesaret gösteremesinler. Bir de iddia edilen Ergenekon örgütünün kolunu, bacağını falan her yerde kırabilmek için buna ihtiyaç var. Bak bir ara geldiler, hakimlere, savcılara kabadayılık yapmaya başladılar bu çakallar, bu itler. Mermi göndermeye başladılar hakimlere. Ne dedim? “O mermileri size teker teker yuttururum. Böyle üstüne de bir bardak su içersiniz. İtlik, çakallık yapmayın ” dedim. Ondan sonra kestiler çakallığı. Çünkü mazlum görüyor, hakimleri tabii yalnız görüyor. Hakim, bir ailesi oluyor, çocukları oluyor, korkar diye düşünüyor. Hiçbir hakim yalnız değildir, bütün millet yanındayız hakimlerin, savcıların da yanındayız, emniyetin de yanındayız. Sıkıysa bir şey yapın. Ama kanun, hukukla tabii. Hukuksuzlukla karşılık almazlar. Yuttururuz derken; kanunla, hukukla yutar, inşaAllah. Dolayısıyla hiçbirine kabadayılık yaptırmayız, itlik de yaptırmayız. Nitekim ondan sonra itlikleri kesildi dikkat ederseniz. Mantar it oldukları anlaşıldı bunların, karton it. Çakal herifler. Bundan sonra yok öyle itlik, inşaAllah. Terbiyeli olacaklar, devlete saygılı olacaklar, pişman olduklarını söyleyecekler. Devleti kucaklayacaklar, devlete sahip çıkacaklar. Ne devleti yıktırırız, ne vatanı böldürürüz. Bölmeye kalkanları da Allah helak etsin, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Siz Hocam uzun zamandır PKK’nın Marksist, Leninist, Darwinist bir örgüt olduğunu ve aile, din, ahlak kavramlarını kabul etmediklerini, ancak Günaydoğu’daki Müslüman, Kürt kardeşlerimizin birçoğunun bu durumu bilmediğini söylüyorsunuz. Nitekim DTP’nin demokratik özerklik taslağında aile kurumu, kadını aşağılayan ve köleleştiren bir kurum olarak tarif edilmiş. Ayrıca taslakta, “sosyal politikamız gereği aile aşılacak bir kurum değil, ancak dönüştürülmesi mümkündür” denilmiş.
ADNAN OKTAR: Allah Allah, bunu yazan kim? Sedat Ergin. Hangi gazete bu?
ALTUĞ BERKER: Hürriyet.
ADNAN OKTAR: Allah Allah, Aydın Baba’ya bir şey olmuş, maşaAllah. Nasıl oluyor bu?
ALTUĞ BERKER: Taha Akyol da bugün benzeri bir şey yazmış Hocam.
ADNAN OKTAR: Allah Allah, iyi silkeledik demek ki, maşaAllah, maşaAllah. Haydi bakalım.
ALTUĞ BERKER: Haydi Uluengin de, Hürriyet yazarı, mutlak bir ateist olmadığını ve agnostikler gibi Allah’ın varlığına kuşku ile yaklaştığını yazmış. Herşeyde bir mantık arama alışkanlığı olduğu için metafizik varlıklara iman etmeyi de sorguladığını ancak ilahiyata ve din kültür ve felsefelerine büyük ilgi duyduğunu söylemiş.
ADNAN OKTAR: Şimdi kardeşim demek ki kafalarına fazlaca gıda gitmeye başlamış, iyi bu, şeker ve yahut diğer şeyler. Daha önce gidiyordu da, daha artmış, iyi. Aydın Baba’nın kafası da açılmaya başlamış demek ki. Demek ki dediklerimiz doğruymuş. Bütün mesele PKK’nın Marksist, Leninist, Stalinist yapısının ilmi olarak eleştirilmesinde ve TRT’nin Darwinist, materyalist propagandayı kesmesi gerekiyor. Millet bu konuda yoğun olarak dilekçe yazsın kardeşlerimiz. Marksizm’in temeli olan Darwinist propagandayı devlet yapamaz, bunu istemiyoruz. Güneydoğu’da Marksist, komünist ayaklanma var, kalkışma var şu an ve en büyük komünist ayaklanmadır. Cumhuriyet tarihinin en büyük komünist ayaklanması var şu an. Ve bu çok ciddi, devlet için tehlikelidir. Millet için en büyük tehlikedir, Cumhuriyet tarihinin en büyük olayı bu, en büyük Marksist ayaklanma. Karşımızda büyük bir komünist çete var ve bu komünist çetenin fikri olarak yerle bir edilmesinin hayati olduğunu çocuk olsa anlar. Fikri hiçbir karşılık almıyor şu an bu adamlar. Bilakis TRT’de Darwinist, materyalist propaganda yapılıyor. Kardeşim bu durumda adamlar tabii ki kavun gibi gelişiyorlar. Bunun durdurulması lazım. TRT, bir kere bu zihniyete son versin. Darwinizm’i anlatsın, fakat cevabıyla birlikte anlatsın, yoksa sussun. İkisinden birini tercih etmesi lazım. Darwinizm’i ve cevabını, materyalizmi ve cavabını veyahut susması lazım. Taraf olamaz TRT. Soruyoruz, ben tesadüfen, tevafuken fark ettim, ne bileyim ağabey, diyor müdür. BBC bize gönderdi biz de yayınladık, diyor. Kardeşim sen yaptığın tahribatın farkında mısın sen? Bu ayrıca hükümete mal olur böyle bir şey, millet bunu zanneder ki hükümet talimat verdi; gidip Darwinist propaganda yapın, onlar da yapıyor zannederler. Tahribatı büyük olur. Çok yanlış yapıyorlar. Paldır küldür girilecek bir konu değil bu. Her programın titizlikle seçilmesi lazım. Uzmanlar ve bilirkişi, bilim adamları orada bütün programları gözden geçirmesi lazım. Adam arada bölücülük propagandası da yapabilir, bölücü bir harita da yayınlanabilir. Herşeyin tespit edilmesi ve her filmin, gösterilecek her programın önceden detaylı tetkiki gerekir. Onlar yapmıyorsa biz yapalım, bize getirsinler. Yoksa onlar yapsınlar ya da yoksa bu durdurulsun.
ALTUĞ BERKER: Vatan Gazetesi evrim ile ilgili bir haber yapmış Hocam. Aynısını NTV ve Haber7.com da yapmıştı bu haberin. Neanderthal ile günümüz insanı arasında bir başka tür bulduklarını iddia etmişler. Ellerinde ise bir parmak fosili ve bir tane diş var. Asıl önemli olan ise Hocam, bu parmak fosilini daha önce yine aynı iddia ile gündeme getirmişlerdi ve bu açıklamalara siz çok detaylı cevap vermiştiniz Hocam, inşaAllah. Sitenizde bunun cevabı verilmişti. Sanki böyle bir iddia daha önce hiç gündeme gelmemiş, hiç cevabı verilmemiş gibi aynı evrim haberini gündeme getiriyorlar. Artık yeni fosiller üzerinde spekülasyon yapmaktansa, eski haberleri tekrar destekçi bulur umuduyla yeniden manşetten vermeye çalışıyorlar.
ADNAN OKTAR: 30 bin yıllık parmak mı bulmuş?
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam. Serçe parmak fosili ve bir diş.
ADNAN OKTAR: 30 bin yıllık, ne varmış onda? Göster sen haberi bakayım. Canım birçok insan ırkı var, bunda şaşıracak ne var ki? Pigmeler var, Hotantolar var, Bushmenler var, Japonlar ayrı bir ırktır, Asya ırkı ayrıdır. Mesela kafatası da ayrıdır onların. Japonların mesela daha küçüktür kafatası hacmi, Avrupalıların daha büyüktür. Ama zeki bir Japon, Avrupalı herhangi bir insandan çok daha akıllık olabiliyor, çok daha zeki olabiliyor. Dolayısıyla beyin hacmi ile değil, daha önce de söyledik, beyin kıvrımlarıyla alakalı oluyor. Ona kalırsa Neanderthal’in 200 cm3 daha büyük beyin hacmi. Adamlarda kafa böyle ama onlara göre o ilkel bir varlık. Neye göre o ilkel varlık? Adam flüt yapmış, fasıl yapıyor ekip halinde. Elbiseler yapmış, kıyafetler yapmış adam. Modern insan, normal yaşıyor. Dolayısıyla tutturabildikleri yerlerde tutturmaya çalışıyorlar, tutturamadıkları yerlerde de geçiş sağlamaya çalışıyorlar. Heryerde yakalarız, havada, karada, denizde. Boş yere uğraşmasınlar. Bu kaçıncı?
ALTUĞ BERKER: Fosil gösterelim mi onlara Hocam?
ADNAN OKTAR: Nereye konsalar şap yakalıyoruz. Evet göster.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah. 54 milyon yıllık Sassafras yaprağı, hiç değişmemiş, 54 milyon yıldır aynı. Evrimin olmadığının ispatı. Mayıs sineği larvası Hocam, 206 milyon yıllık. 206 milyon yıldır birebir aynı, hiçbir değişiklik yok.
ADNAN OKTAR: Kardeşim hiçbir şeyde bir değişiklik olmuyor da, bir tek insanda mı oluyor bu değişiklik? Bunlar durup durup serbest atış. Bakın tek bir tane fosilde şu ana kadar değişiklik görülmedi. 350 milyonun üzerinde fosil var; araştırma yapılmıştır. Aslında normal, değişebilir de ama Allah’ın hikmeti hiç değişmemiş.
ALTUĞ BERKER: Ahtapot 95 milyon yıllık.
ADNAN OKTAR: Bak aynısı, hiçbir değişikliğe uğramamış. Hatta mürekkep kesesi bile duruyor baksana hayvanın. Şimdi mesela birçok ahtapot türü var. Şimdi ahtapot türlerini bulduğunda adam çıkıyor diyor ki; ahtapotun atasını bulduk. Yüzlerce ahtapot türü var, tabii ki birbirlerinden farklı olacak. İnsan ırkları da birbirlerinden farklı, bunda şaşırılacak ne var? Maymun türleri de birbirlerinden farklı. Mesela söğüt ağacının bile birçok farklı çeşidi var, kiraz ağacının farklı çeşitleri var. Kedi farklılıkları var, köpekler farklı. Allah hepsini yüzlerce türde yaratmış, çeşitte yaratmış. Bunlar yeni bir değişik tür gördüklerinde, yeni bir görünümde gördüklerinde, atalarını bulduk, diyorlar. Atası matası, dedesi falan değil. Onlar ayrı bir tür, onlar ayrı bir tür, onlar ayrı bir türdür. Tazı hiçbir zaman için dobermana dönüşmez. Doberman da hiçbir zaman için tazı olmaz. Hep tazı tazıdır, doberman da dobermandır.
ALTUĞ BERKER: 54 milyon yıllık Sassafras yaprağı.
ADNAN OKTAR: Mesela; bir Japonun dişi de aynıdır, bir Asyalının dişi de aynıdır ama boyutları farklıdır. Mesela Avrupalıların daha iri oluyor dişler, Japonlarda daha küçük, pigmelerde daha küçüktür ama bunların hepsi insandır. Kedilerde de, köpeklerde de öyle. Küçük, ufak köpekler var avuç kadar, koskoca kamyon gibi köpekler de var ama bunların hepsi köpek türüdür. Ondan ona geçiş, ondan ona geçiş olmaz. Hepsi kendi türlerini devam ettirirler. Nasıl ispat ediyoruz? 350 milyon fosil ile ispat ediyoruz. Bundan daha ala ispat olur mu? Karşı taraf ne yapıyor? Karşı tarafın delili yok, hiçbir şekilde ara fosil gösteremiyorlar. Mesela bak gösterdikleri diş, modern insan dişi. Mesela anormal bir goril dişi buluyorlar, insanın atası diyor. Kardeşi gibon da bulabilirsin, goril bulabilirsin, maymun bulabilirsin, şebek bulabilirsin. Bunların hepsi birbirlerinden ayrı varlıklardır. Birbirleriyle bağlantılı varlıklar değil. Maymun türleri de mesela; yüzlerce maymun türü var, tabii ki birbirlerinden farklı olacaklar. Farklı bulduklarında, “oley” diye sevinmeye başlıyorlar, bulduk bulduk. Bir şey bulduğun yok, aynı şeyi tekrar ediyorsun sen, cevabını verdiğimiz konuları tekrar ediyorsun. Bir türden diğer türe geçişe ait hiçbir delil yoktur. Bunu kim söylüyor? Bunu Darwin söylüyor ve bütün bilim adamları söylüyor, böyle bir olay yoktur. Buna ait hiçbir delil oluşmamıştır şu ana kadar, bir türün diğer türe dönüştüğüne dair ellerinde tek bir tane delil yoktur. Direkt düz atış.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah. Siz hep simetriyi örnek verirsiniz Hocam. Kelebekleri gösterebilir miyiz resimlerini?
ADNAN OKTAR: Evet göster. Bak şimdi arkadaşlar ne diyorlar? Bu arkadaşta burada, şu yuvarlak, bu ortasındaki şu siyah nokta ve oradaki mavilik ve oradaki şeyi bu bir kere mutasyon oldu, tesadüfen oluştu, diyor, çerçevesi falan da. Peki öbürü nasıl oldu, diyoruz. Öyle harika mutasyon oldu ki, bir de orada yaptı aynı şekilde, diyor. Elinde cetvel mi var bu mutasyonun? Olacak iş mi o? Peki burada da olmuş, oradaki mutasyon nasıl oldu, diyoruz. Öyle bir mutasyon ki aynı anda orada da oluşturuyor, diyor. Buna inanan adamlar da var; malum tarzda, biz de inanmıyoruz. Çünkü biz aklımıza, bilime, delillere göre hareket ediyoruz. Başka göster. Var mı başka? Baksana acayip yakışıklılar, süper güzeller. Bak şimdi şu renk burada oluşuyor; bir tane mutasyon orada da oluşturdu, diyor. Bak başlığında da var, çeşitli küçük küçük parçacıklar var, aslında yakın çekim fotoğraf olsa orada daha iyi görünür. On binlerce parça karşılıklı birbirinin aynısı. Bu nasıl açıklanır? Mutasyon bir orada oldu, bir orada oldu; kardeşim bu atış, bu serbest atış. Mutasyon bir yerde bozma yapar ve genellikle de yıkıcıdır, tahrip edicidir. Simetriyi gösterecekler, o önemli. Mesela bak burada sarı, lacivert, içi mavi, dışında yine bir çerçeve var, aynısı karşı tarafta da oluyor. Bakın burada güzel bir mavi ton, siyaha doğru geçiş yapıyor, sarıya geçiş yapmış. Aynısı öbür tarafta da var. Allah simetriyi kullanıyor. Bu Allah’ın mucizesi, Allah hem geometriyi hem simetriyi kullanır, hem de altın oranı kullanıyor. Bütün canlılarda altın oran var. Hem geometrinin bütün güzelliklerini görüyoruz ve simetri istisnasız bütün canlılarda hakim. Bak mesela şahane renkler ve çok özenli bir simetri var. Bakın buradaki turuncu çizgi, aynısı orada da var. Mesela bakın oradaki yeşil parça varsa, orada da açık yeşil parça var ve siyah çerçeveli. Aklı olan, mantığı olan baktığında bunu tek tek, açıkça müşahede eder, görür. Burada da muazzam bir simetri hakimiyeti var, orada ne varsa, orada da var. Bunu mutasyonla hiçbir şekilde açıklayamazlar. Mutasyon simetriden anlamaz, bak orada kırmızılık varsa, orada da var. Kanatlarında mesela; bakın en ince çizgilerine kadar, şuradaki şu çizgi aynısıyla orada var. İkinci şu parça geçmeli üçgen bir yapı var, aynısı orada da var. Darwinistler benden yakalarını pek kurtaramazlar, inşaAllah. Baksana adamlar en sıkı modacının bile yapamayacağı güzel kıyafetleri hazır giymişler, Cenab-ı Allah onlara giydirmiş, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Hocam, şöyle söylemiştiniz, inşaAllah. ‘Kaderin anahtarıdır dua. Dua edildiğinde Allah’ın kaderi hareket etmeye başlar, toplu istek olduğunda olmayacak sanılan şey olur. Toplu duanın bir gücü vardır, Mehdiyet ısrarla istenirse çıkar. Hz. İsa (a.s)’ı ısrarla isterlerse görürler. Israrla İttihad-ı İslam isterlerse olur ama ısrarla dua olmalı. Sonrada küfür ısrarla Allah’tan belalarını isteyecekler. Bu ısrarlı dualarına karşı da Kıyamet olacak. Bütün İslam aleminin duası artarsa, Allah Hz. Mehdi (a.s)’ı gösterecek. Duaları devam edecek, sonra Hz. İsa (a.s)’ı da görecekler, dualar katlanarak devam edecek ve ondan sonra Türk-İslam Birliği’ni gösterecek Allah, bunlar duayla olur.’ dediniz inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Mehdi (a.s), inşaAllah zuhur ettiğinde bütün İslam alemini Hz. İsa (a.s)’ı görmek için duaya davet edecek ve çok yoğun dua edecek Müslümanlar. Ondan sonra Hz. İsa (a.s)’ı göreceğiz. Şu an İttihad-ı İslam için dualar var. Mesela Said Özdemir Ağabeyin bu konuşması duadır. Bakın nasıl aşkla, coşkuyla İttihad-ı İslam’ı istiyor Hocamız, maşaAllah. Tamam peki bir daha yayınlayalım, o son konuşmasını.
VTR: Said Özdemir Ağabey “İttihad-ı İslam Farzdır”
ADNAN OKTAR: Bir tane daha vardı herhalde, onu da dinleyelim. Çünkü Hocamızın her sözü bizim için çok önemli.
VTR: Said Özdemir Ağabey Sayın Adnan Oktar’ın çalışmaları hakkında konuşması.
ADNAN OKTAR: Cübbeli zihniyetinden apayrı bir şey Bediüzzaman’ın dediği. Vehhabilere; “onlar da bizim kardeşimiz,” diyor. “Onları incitecek bir söz etmeyin” diyor. Şiiler, Aleviler, Bektaşiler zaten bizim canımız ciğerimiz, hepsini bağrımıza basalım, hepsiyle birleşelim, İttihad-ı İslam budur, diyor. Yoksa Sünnilerin birleşmesi, Vehhabilerin birleşmesi; bu parçalanmadır, başka bir şey değil. Ayrıca Sünni birleşmesi de olmuyor, Sünniler kendi aralarında ayrı ayrı birleşiyorlar. Nakşiler ayrı birleşiyor, Kadiriler ayrı birleşiyor. Ayrıca Nakşi dahi olsa kendi içlerinde parçalara ayrılıp, birbirlerine düşebiliyorlar. Kadiri olsalar birbirlerine düşebiliyorlar. Mehdiyet böyle değil. Mehdiyet’te blok bir bütünlük var. Kurşunla kaynatılmış bir bina gibi oluyorlar, Kuran’ın ifadesiyle.
ALTUĞ BERKER: Hocam bir kelebek resmi daha vardı, altın oranı gösteren, onu da izninizle göstereyim. Birbirine olan oranları altın oranlı Hocam, göz gibi gözüken kısımları, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, şuradaki çizgide ifade edilmiş. Bütün canlılarda bu hakim.
Biraz hadis anlatayım. 23. sayfa, ‘Beklenen Mehdi’nin Alametleri’ Ahmet Haceri el Mekki Hazretleri’nin eseri. “Bir hadiste ‘Âhir zamanda ümmetimden bir halife çıkacak malı sayıp hesap etmeden bol bol insanlara verecektir’ denilmiştir.” Mesela şimdi mal dağıtılırken kayıt yapılıyor; ismin ne, adın ne, ne kadar verildi, diye. Böyle değil Mehdiyet’te. Mehdiyet’te avuç avuç dağıtılıyor sadece, kime rast gelirse. Zengin olursa, zengin de alıyor bazen, zengin utanıyor, geri getirmek istiyor; biz almayız bir daha, ihsan ettiğimiz malı geri almayız, diyorlar. Bu, ayrım yapılmadığını gösteriyor hadiste. Şu an mesela fakir tespiti yapılmadan biliyorsunuz mal verilmiyor. Mehdiyet’te fakir-zengin tespiti yok, doğrudan zibil gibi dağıtılıyor fisebilillah, avuç avuç, kamyon kamyon dağıtılıyor, inşaAllah. “Ümmetimden Mehdi (a.s) çıkacaktır. Allah-u Teâlâ Hazretleri insanları zengin kılmak için onu gönderecektir.” Bak, herkes zengin oluyor. “O zaman ümmetim nimetlenecek hayvanlar bolluk içinde ve arzın nebatatı çok fazla olacak.” Meyve, sebze üretimi çok fazla olacak. “Hz. Mehdi (a.s) insanlara eşit şekilde bol bol mal dağıtacaktır.” Eşit şekilde, herkese dağıtılıyor. Resulullah Efendimiz (s.a.v) ferman ediyor; “Yemin ederim ki Allah-u Teala benim neslimden alnı açık, yeryüzünü adaletle doldurarak, malı ve eşyayı insanlara bol bol ikram eden bir evladımı gönderecektir.” Bak, “benim neslimden” diyor, “benim evladım” diyor. Adamlar diyor ki; Peygamber (s.a.v) dünyaya hakim olamadı da Mehdi (a.s) mi hakim olacak? Bakın, şeytani bir açıklamadır bu. Peygamberimiz (s.a.v) bu anormal ifadeleri izale etmek için ne diyor? “Benim evladım hakim olacak” diyor. Evladın hakim olması nedir? Resulullah (s.a.v)’in hakim olması demektir.
Çevreci bir grup bir mesaj göndermiş. “Bizler de 2000 yılından bu yana Türkiye’de, beş aydır da Kahramanmaraş Afşin Elbistan Termik Santrali için gösteri yapıyoruz. Sizin çevrecilerle ilgili düşünceleriniz nedir? Saygılarımızla.” Adres de vermişler, telefon numarası da vermişler. Ben Mehdiyet terbiyesi içinde olduğum için, Kuran terbiyesi içinde olduğum için, Resulullah (s.a.v)’in terbiyesi içinde olduğum için, güzelliklerin bozulmasını istemem. Her yer yeşillik, bağlık, bahçelik, hayvanların rahatça yaşayacağı gibi olsun isterim. Böyle göğe dumanlar saçan, zehirler saçan, etrafı cehenneme çeviren hiçbir tesisi istemem, hiçbirini. Mesela farzedelim asbest kullanıyor, akciğer için öldürücü etki yapar asbest. Asbestin kullanılmasını asla kabul etmem. Bana yetki versinler, derhal yasaklarım. Bir güzelim köy, güzelim bir kasaba, yemyeşil; oraya adamlar homaça gibi bir fabrika kuruyorlar, zehir gibi duman bütün kasabayı kaplıyor. Ne imal ediyormuş? İşte şu, ben istemiyorum. Ben yeşillik ve güzellik istiyorum. O benim için daha hayati ve daha önemli. Hayvanların, kuşların rahatça yaşadığı bir dünya istiyorum ben. İnsanların, çocukların rahatça koşuşturduğu, sevinç içinde yaşadıkları bir dünya istiyorum. Göller zehirlendikten sonra, deniz zehirlendikten sonra, ovalar zehirlendikten sonra ben o teknolojiyi istemiyorum, o teknolojik aletleri de istemiyorum. Güzel bir çimenlik alana gideceğiz, yaygıyı sereceğiz, evde hazırladıkları yiyecekleri getirecekler güzelce, o güzelliği seyrederek, mis gibi havada biz onları yiyeceğiz ve sohbet edeceğiz. Teknolojik aletlerde eksiklik varmış, eksik olsun, biz istemiyoruz. Termik santralle ben ısınacak mışım, ısınmayayım. Ben kazak giyerim ama yeter ki oralar yemyeşil olsun, çok güzel olsun. Ayrıca ısınmak için sadece nükleer enerji ile çalışan ve etrafa zehir saçan şeyler, biz bunları istemiyoruz. İlla yapılacaksa, hiç görmeyeceğiz bir yerde, hiç zehir saçmadan, hiç kullanılmayan, iptal olmuş bir alan varsa, ölü bir alan, orada yapsınlar. Ama cennet gibi güzel yerlerin karşısına lök gibi oturtmak o canavar gibi görünen şeyleri, bunu ben istemem.
“Selamun Aleykum Değerli Muhammed Adnan Hocam.” Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatühü. “Allah (c.c) sizi ve bütün Müslümanları korusun. İlminizi ve gücünüzü artırsın. Sizi, inşaAllah Resulullah Efendimiz (s.a.v)’e cennette komşu eylesin.” İnşaAllah, hepimize Allah nasip etsin, bütün Müslüman kardeşlerimize. “Değerli Hocam, değerli şeyhimiz Nazım Adil el-Kıbrısi Hazretleri, yurtdışındaki kardeşlerimizden anavatana dönmelerini istedi ve tekrar eski düzene ve Mehdi (a.s) devrine dönüleceğini söyledi” diyor. Zaten işi biten dönüyor yurtdışından, inşaAllah. Bir insanın asıl yeri yurdudur ama eğer orası da yurt olduysa, yurt haline getirdilerse; azınlıksa, eziliyorsa dönmesini söylemiştir Hocamız ama bir tehlike bir risk varsa. Yoksa orada hakim iseler, orası bir yurt olduysa, orada mesela Almanya’da Türkler vardır, üç milyon, dört milyon. Artık orası yurt olmuş, o ayrı, artık orası Müslüman Almanya olmuş. Başka ülkelerden Almanya’ya gelsinler, anlamına gelir o zaman, inşaAllah.
“Mehdi (a.s.)’ın isminin Risale-i Nur’da bahsedilmesi münasip görülmüyor” demiş, Üstad. Bu mevzuyu izah eder misiniz? “ Peki kardeşim uzun uzun yüzlerce sayfa, Muhammed Mehdi diye, Mehdi (a.s)’dan niye bahsediyor o zaman Bediüzzaman? Kastettiği o değil, yanlış anlıyorlar. Bediüzzaman, “Risale-i Nur Külliyatı’na Mehdi, demeyin. Doğru değil bu dediğiniz. Hem de siyasileri evhama getirirsiniz, şüphelendirirsiniz. Olmayan bir şeyi de söylemiş oluyorsunuz” diyor, bunu söylüyor.
ALTUĞ BERKER:“Müceddid’dir diyebilirsiniz.” diyor.
ADNAN OKTAR:“Müceddid’dir deyin” diyor. “Ehli siyaset evhama bir kısım hocalar itiraza başlar. Onun için Risale-i Nur’lara o ismi vermek münasip görülmüyor, belki Müceddiddir, onun bir pişdarıdır, denilebilir. Umumu kardeşimize de binler selam” diyor. Yoksa Mehdiyet’i yüzlerce sayfa, yüzlerce kere Mehdi (a.s)’ı vurguluyor, Bediüzzaman. İttihad-ı İslam’ı vurguluyor. Ne alakası var? “Ben Mehdi değilim, Risale-i Nur da Mehdi değil” diyor. Daha nasıl söylesin Bediüzzaman? “Boş yere ehli siyaseti evhama sürüklüyorsunuz doğru olmayan bir şeyle” diyor.
En’am Suresi 48, “Biz elçileri” Mehdi’leri “müjde vericiler ve uyarıp korkutucular olmaktan başka bir nedenle göndermiyoruz” Ne yapıyormuş gelen Mehdiler, elçiler? “Uyarıp korkutucular ve müjde vericiler”, hem uyarıyor, hem cehennemle tehdit ediyor, Allah’ın azabı ile tehdit ediyor ve müjde veriyor, İttihad-ı İslam ile Hz. İsa Mesih (a.s)’ın inişiyle, mutluluk ve sevinçle, bereket ve bollukla, zenginlikle, hepsinden önemlisi Allah’ın rızası ile, inşaAllah. “Şu halde kim iman ederse ve davranışlarını düzeltirse artık onlar için korku yoktur. Onlar mahzun da olmayacaklardır” Burada gizli bir sır var. Kuran’ın gizli bir sırrıdır. İyi düşünülürse bir harika ile karşı karşıya olduğumuzu anlarsınız. “Şu halde kim iman ederse ve davranışlarını düzeltirse”, iyi, samimi, halis bir Müslüman olursa, gerçek bir Müslüman olursa, “Artık onlar için korku yoktur. Onlar mahzun da olmayacaklardır” diyor Allah. Dünya hakimi oluyorlar. Mahzun olmak değil, bilakis bayram sevinci içinde oluyorlar. Demek ki gerçek Müslümanlar oluştuğunda mutlaka sevinç oluyor. Demek ki sorun iman zafiyetinde, Allah’a imanda zayıflıkta.
Ayşa Bint Mahbup, “Bismillahirrahmanirrahim, Allahümme Seyyidina Muhammed, Essalamü Aleyküm ve Rahmetüllahü ve Berakatühü” ve Aleyna Aleyküm Selam ve Rahmetüllahü ve Berakatühü. “Harun Yahya kardeşimiz, eğer 1433’ün 15. Muharremmin’deki ay tutulmasını veya Muharremin 29’unda oluşacak güneş tutulmasının önemini anlatır mısınız? Allah razı olsun. Allah sizi korusun.” Bu yeni olacak olaylar, bu konuyu incelemedim, onun için inceleyeyim, yarın söyleyeyim, inşaAllah.
Mudassar, “Efendim size iki soru sormak istiyorum; derslerinizden İmam Mehdi (a.s)’ın benim anladığım kadarı ile ilk adımlarını 1967’de attığını duydum. Eğer bu doğru ise çevremizde bir yerde olmalı ve her an çıkabilir. Efendim derslerinizden doğru anlamış mıyım?” 1967’de ilk adımını attığını söylemedim ben. Bu nereden çıktı acaba? Hangi internet sitesinin hangi bölümünde onu söylerse, çünkü Mehdi (a.s)’ın göreve başlaması 1980’dir. 1979-1980’dir. Hadislere göre, delillere göre, aleni ve açık olarak böyledir. Bediüzzaman’ın açıklamalarına göre böyledir. Ehl-i Sünnet alimlerinden elde ettiğimiz bilgilere göre böyledir. “İkinci sorum; dünyaya 2012’de çarpması muhtemel olan, ‘Planet X Marduk’la ilgili, hadisteki iki çarpışmanın ardından dünyanın yönünü değiştirmesi buna mı işaret ediyor, efendim? Bu kadar büyük bir İslam aliminden sorularımın cevaplarını alırsam çok onur duyacağım. Essalamü aleyküm” Büyük bir İslam alimi, ben öğrenci talebeyim. İnşaAllah alim oluruz. İnşaAllah da büyük alim oluruz, dua etsin ama şu an öğrenciyim ben talebeyim. 2012’de bir şey çarpmayacak, rahat olsun, öyle bir şey yok. 2012’de Mehdiyet’in şahlanması ve olağanüstü olaylar vardır. Daha iyi anlaşılması vardır ama o tarihte bir çarpma yok, ona daha var, daha çok var ona, inşaAllah. 1545, hicri 1545 gibi, inşaAllah.
“İsevi ruhaniler olarak kimi anlamamız gerekmektedir? Burada Papalık makamı yoksa diğer rahipleri mi anlayacağız? Yoksa maneviyatta görevi olan ruhaniler mi kastedilmekte? Hz. Mehdi (a.s)’ın üçüncü vazifesi İsevi ruhanilerle ittifak etmesi ise diğer Risalelerde, Hz. İsa (a.s)’ın Müslüman İseviler namına bir cemaatin başına geçmesi ve deccal komitesini dağıtacağı beyanı belirtilmiş. Hatta şahsı deccalin öldüğünü, fakat onun şahs-ı manevisini temsil eden bir ifsat komitesinin olduğunu Hz. İsa (a.s) ve cemaatinin bu yapıyı dağıtacağı Risalelerde açıklanmıştır. Karışık gibi bir durum var, bunu izah etmenizi istiyorum. Allah’ a emanet olunuz muhterem Hocam Essalamün Aleyküm ve Rahmetullahi ve Berekatühü.” Evet İsevi ruhanileriyle Hz. Mehdi (a.s) ittifak edecek, bizzat Papa da bu ekibin içinde olabilir, bir kısım kardinaller olabilir, rahipler olabilir ama bunlar gizli olacaktır. Açık ve aleni bir çalışma Hz. İsa (a.s)’ın faaliyetleri içerisinde yok. Mehdi (a.s)’da aleni ve açıktır, açık galibane. Hz. İsa (a.s)’da gizli galibane. Bakın iki farklılık vardır. Mehdi (a.s) açık galibane mücadele eder, İsa Mesih (a.s.) da gizli galibanedir. İsa Mesih (a.s.)’ın bütün faaliyetleri gizlidir. Talebeleri gizlidir kendilerini sezdirmezler. Ne kıyafetle ne üslupla sezdirmezler. Hatta İsa Mesih (a.s.) da kendini gizleyecek ne gerekiyorsa yapar onu söyleyeyim, inşaAllah. Müslümanlığı andıran bir cemaat, Müslümanlığı andıran bir Hristiyan cemaatin içerisinde faaliyet yapacaktır İsa Mesih (a.s.). Sonra hepsini Kuran’a ve İslam’a davet edecektir, tamamını, inşaAllah.
Bismillah, Sebe Suresi 26, şeytandan Allah’a sığınırım. “De ki: "Rabbimiz (kıyamet günü) bizi bir araya toplayacak, sonra da hak ile aramızı ayıracaktır. O, (gerçek hükmünü vererek hak ile batılın arasını) açandır, (her şeyi hakkıyla) bilendir." “O, (gerçek hükmünü vererek hak ile batılın arasını) açandır, (her şeyi hakkıyla) bilendir."Bu ayetin ebcedi 2010 tarihini veriyor. Aynı zamanda Mehdiyet’e bakan bir ayet. Cenab-ı Allah’a burada hitap var ama Mehdiyet’e de ikinci işari anlam olarak bakıyor. Bakın, “O, (gerçek hükmünü vererek hak ile batılın arasını) açandır.” Cenab-ı Allah demek ki hak ile batılın arasını2010’dan sonra daha da şiddetlendirecek, Darwinist, materyalist düşünceyle Mehdi (a.s) cemaati arasında muazzam bir uçurum olduğunu halk görecek. Ve her şeyi hakkıyla Cenab-ı Allah’ın bildiğini görecekler. Ebcedi de 2010 tarihini veriyor. Cenab-ı Allah’ın tabii bu ayet her devre bakıyor ama Mehdiyet devrine baktığı da açıkça görülüyor. 28. ayet; “Biz, seni ancak bütün insanlara, bir müjde verici ve uyarıcı olarak gönderdik, ancak insanların çoğu bilmiyorlar.”Mehdi (a.s)’ı bilecekler mi? İnsanların çoğu başlangıçta bilmeyecekler. “Onlar: ‘Eğer doğruyu söylüyorsanız bu va’d ettiğiniz ne zamanmış?’ derler.” Mehdiyet ne zaman hakim olacak, İsa Mesih (a.s) ne zaman inecek, İttihad-ı İslam ne zaman hakim olacak. “De ki: 'Sizin için belirlenmiş bir gün vardır ki, ondan ne bir an ertelenebilirsiniz, ne de (bir an) öne alınabilirsiniz.” Hem Kıyamet’e bakıyor, hem İttihad-ı İslam’a, Türk-İslam Birliği’ne bakıyor hem İsa Mesih (a.s)’ın görünmesi, Mehdi (a.s)’ın alenen belli olmasına da bakıyor ayet. Bak “De ki: 'Sizin için belirlenmiş bir gün vardır ki, ondan ne bir an ertelenebilirsiniz, ne de (bir an) öne alınabilirsiniz.’” O gün geldiğinde Mehdi (a.s) mutlaka ortaya çıkar, o gün geldiğinde Hz. İsa Mesih (a.s) ortaya çıkar, o gün geldiğinde de Kıyamet mutlaka kopar. “Biz hangi ülkeye bir uyarıcı gönderdikse,” biz hangi ülkeye bir Mehdi (a.s) gönderdikse, “mutlaka oranın 'refah içinde şımaran önde gelenleri'” zenginlikten kudurmuş, şımarmış, enaniyet yapmış, büyüklük hissine kapılmış veyahut Müslüman olduğu halde holdingci olmuş, holdingci olmanın verdiği şımarıklıkla, enaniyetle kendini kaybetmiş böyle kişiler diyorlar ki, şeytandan Allah’a sığınırım. “Gerçekten biz, sizin kendisiyle gönderildiğiniz şeyi tanımıyoruz demişlerdir.” Biz ne Peygamber (s.a.v.)’i tanırız diyorlar o dönemde, ahir zamanda ne diyorlar? Biz Mehdi (a.s)’ı tanımayız, Mehdi (a.s) gelmeyecek. Nedir, nasıl gelmeyecek? Ertelemek istiyoruz veyahut şahs-ı manevi demek istiyoruz veyahut geldi geçti demek istiyoruz, gibi bahanelerle engellemeye çalışacaklar.
ALTUĞ BERKER:‘O ülkeyi’ İstanbul’a işaret ettiğini söylemiştiniz Hocam, ayetteki, inşaAllah. 34 ayet, 34. sure olması itibariyle.
ADNAN OKTAR:Evet, evet. 34 İstanbul’un kodu olduğu için bak, “Biz hangi ülkeye bir uyarıcı gönderdikse,”bir Mehdi (a.s) gönderdikse, “mutlaka oranın 'refah içinde şımaran önde gelenleri” çünkü bir kısım Müslümanlar biraz paralanınca, biraz mal mülk edinince, holdingleşince, dinden, imandan ayrı bir çizgiye gelirler, bambaşka bir kafaya gelirler. “Refah içinde şımaran önde gelenleri: 'Gerçekten biz, sizin kendisiyle gönderildiğiniz şeyi tanımıyoruz' demişlerdir.” Ne Mehdi (a.s)’ı tanıyorlar, ne İsa (a.s)’ı kabul ediyorlar, ne İttihad-ı İslam’ı, ne Türk-İslam Birliği’ni. “Ve: ‘Biz mallar ve evlatlar bakımından daha çoğunluktayız.’” Demek ki dertleri neymiş? Mallar ve evlatlar. O yüzden de yanaşmak istemiyorlar.“Ve bir azaba uğratılacak da değiliz demişlerdir.” Allah bize bela da vermeyecek, bir şey yok, diyorlar. Kıyamet de yok, çok uzun süreler sonunda olacak, diyorlar.
Bismillah, Sad Suresi, şeytandan Allah’a sığınırım. “Biz Davud'a Süleyman'ı armağan ettik.”Cenab-ı Allah onu bir nimet olarak veriyor, Süleyman (a.s)’ı. “O, ne güzel kuldu. Çünkü o, (daima Allah'a) yönelip-dönen biriydi.” Devrinin Mehdi (a.s)’ı Hz. Süleyman (a.s). Ki Peygamberimiz (s.a.v) diyor, “Hz. Zülkarneyn (a.s.) ve Süleyman (a.s.) gibi evlatlarımdan Mehdi (a.s) dünyaya hakim olacak” diyor. “Hani ona akşama yakın”bak, çok manidardır, “akşama yakın” bunu sonra bunun hikmetini açıklarız, inşaAllah. “Bir ayağını tırnağı üstüne diken, öbür üç ayağıyla toprağı kazıyan, yağız atlar sunulmuştu. O da demişti ki: "Gerçekten ben, mal (veya at) sevgisini Rabbimi zikretmekten dolayı tercih ettim." Allah için seviyorum bitkileri, hayvanları, malı, sarayları, hepsinin üstünde insanları. Müthiş bir kadın sevgisi vardı Hz. Süleyman (a.s.)’da biliyorsunuz. "’Gerçekten ben, mal sevgisini Rabbimi zikretmekten dolayı tercih ettim.’ Sonunda bu atlar (koştular ve toz) perdesinin arkasına saklandılar. ‘Onları bana geri getirin’ (dedi).” Bakın hayvan sevgisini Allah burada vurguluyor. “Sonra (onların) bacaklarını ve boyunlarını okşamaya başladı.” Bakmayla gözü doymadığı için dokunmak istiyor, dokunduğunda ruhu rahatlıyor. Bacaklarını okşadığında, boynunu okşadığında atların rahatlıyor. “Andolsun, Biz Süleyman'ı imtihan ettik, tahtının üstünde bir ceset bıraktık. Sonra (eski durumuna) döndü.” Sonra bunu yine açıklarız, bu da çok hikmetli ve çok önemli bir konuya bakıyor. “Sonra (eski durumuna) döndü. Rabbim, beni bağışla ve benden sonra hiç kimseye nasib olmayan bir mülkü bana armağan et.” Küfürden hiç kimseye hakim olmayan, yoksa Müslümanların mülkün hakimi olmasını ister, çünkü Mehdi (a.s) çıkacak Mehdi (a.s) zamanında bütün dünyaya İslam hakim oluyor ve görülmemiş bir mülk olacaktır. “Şüphesiz Sen, karşılıksız armağan edensin."
SUNUCU: Bizi yarın 22.00’den itibaren www.HarunYahya.TV, Mavi Karadeniz Radyo, Çay TV ve Kanal Avrupa’dan takip edebilirsiniz.
Evrim Sözlüğü
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Bunları Biliyor Musunuz?
Devamı ...Bunları Biliyor Musunuz?
Devamı ...