SUNUCU:İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam www.HarunYahya.Tv, Karadeniz Radyo, Aba TV ve Kocaeli TV, Çorum Kanal 19, Mardin Kanal 47, Sivas Sipas TV, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Uşak Egem TV, HarunYahya.Tv’den canlı olarak yayınlanan Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri programımıza hoş geldiniz. Nasıl başlamak istersiniz Hocam?
ADNAN OKTAR:Efendim, önce ben adı güzel, kendi güzel Hatice’yi tanıtayım, sonra başlayalım. Nasılsın?
HATİCE:Çok teşekkür ederim, iyiyim, siz?
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, ben de çok iyiyim.
ADNAN OKTAR: Şeyhim ne diyorsun, ne anlatalım?
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah Hocam, af buyurun. Mehmet Şevket Eygi Hocamız’ın güzel bir yazısı vardı Hocam bugün. “Hangi inançtan” diyor, “ya da hangi mezhepten olursa olsun bir insanın kaliteli bir ruha sahip olması son derece önemlidir” demiş. Eğer Türkiye’de kaliteli Sünni ve kaliteli Aleviler can ciğer olursa ya da kaliteli solcu ve sağcılar bir dostluk ortamı oluşturabilirlerse o zaman çok büyük bir rahatlık olacağını söylemiş Hocam. Sizin söylediklerinizi teyit etmiş. Ayrıca “İslam âlimlerinin kurtuluşu için bir liderin seçilmesi ve Müslümanlar arasında hizipleşmeden vazgeçilip ümmet şuurunun oturması şarttır” demiş.
ADNAN OKTAR:Helal olsun Hocamıza, bayağı güzel söylemiş. Bak daha önce ben bu yönüyle Hocamızın bu konuşmasını tam hatırlamıyorum. Vardır ama ilk defa dikkatimi çekti. Çok önemli olan husus bu. Alevi, Sünni, Kürt, Laz, Çerkez, Türk; hepsini kucaklayan, hepsini seven bir birliktelik, dostluk ortamı olması gerekiyor. Bölünme acıyı arkasından getirir, ızdırabı arkasından getirir. Birlik sevgiyi, huzuru ve güveni getirir, neşeyi getirir. Düğüne geliyoruz mesela, düğüne hiç tanımadığımız adamlar geliyor, değil mi? E millet birbirine düşman mı düğünde? Herkes birbiriyle dost, arkadaş. O yüzden eğleniyor, ortam neşeli oluyor. Türk-İslam Birliği de bir düğündür. Düğünde ayrılık gayrılık olmaz. Herkes birbirini sevecek. Hatice katılıyor musun sen de?
HATİCE:Ben katılıyorum. Ölüm gibi aslında. Ölümde nasıl düşmanlıklar bir anda siliniyor, olay daha vicdani boyuta geliyor. Her ne kadar o insana yaşantısında kötü temennilerde bulunsak da öldüğü zaman hakkımızı helal edebilecek duruma geliyoruz. O yüzden bir tutuyorum ben ve ben şunu söylemek istiyorum -böyle bir program gerekli demek ki bunu açıklamam için- ben de öncelikle Elhamdülillah Müslüman’ım ama mezhebim Alevi.
ADNAN OKTAR:Hay maşaAllah, çok severim ben Alevileri.
HATİCE:Çok teşekkür ederim. Bizler Alevi olarak çok modern bir inanışa inandığımızı düşünüyorum. Alevileri tanımadıkları için çok ön yargı var bu konuda. “Aleviler camiye gitmez”, “Aleviler namaz kılmaz”, “Aleviler oruç tutmaz”, “Aleviler dua etmez.” Böyle bir şey yok. Ben çok iyi biliyorum ki, bütün dualarımı camide öğrendim ve yedi yaşımdan itibaren camiye gitmeye başladım.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah.
HATİCE: Ve bildiğim bütün duaları da oradaki Hocalarımdan öğrendim.
ADNAN OKTAR:Aleviler aslandır. Benim bizzat Tokat’ta... Küçüklüğümde giderdim Tokat’a. Benim eniştem Aleviydi. Onların evinde kalırdık biz. Muntazam, yani hiç aksatmaksızın namazlarını kılardı. Çok dışa dönüktü. Son derece efendi, herkesin çok sevdiği bir insandı. Aleviler; insan sevgisi, hayvan sevgisi, çiçek sevgisi; onu çok ön plana çıkarırlar. Çok coşkuludurlar. Demokrat olmayı önemli görürler, sevecendirler, dost canlısıdırlar, bir de delikanlıdırlar. Evet, delikanlıdır Aleviler, o yüzden ben çok severim Alevileri. Bektaşileri, zaten Türkiye’ye gelip yerleşmesi Hacı Bektaş’ın, Allah’ın bize bir lütfu, bir güzelliği. Ta Horasan’dan buraya yerleşmiş, maşaAllah. Ben Hacı Bektaş’a da gitmiştim, orada da kaldım. O Hacı Bektaş’ın hücresine de girdim. Geçende de söylemiştim; bende bir değişiklik oldu, yani bir hoşluk geldi üstüme, bir ferahlık, bir açıklık. Yani daha olgunlaştım, bir şey oldu maşaAllah. O da Hacı Bektaş’ın inşaAllah himmetiyle, Allahualem. İnşaAllah. Allah vesile etti, yani Ruhaniyeti var demek ki orada. Onun için Alevi’siyle Sünni’siyle vatandaşlarımız hepsi birbirinden güzeller, çok şen ve çok güzel insanlar. Allah Aleviliği bir hikmetle yaratıyor, Sünniliği bir hikmetle yaratıyor. Ahir zamanda hep birlikte, el ele olacağız, hep birlikte, inşaAllah, cennete de böyle cennet sofralarında kardeş olacağız inşaAllah.
HATİCE: İnşaAllah, temennimiz o.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah. Berker’im anlat.
ALTUĞ BERKER: Dün şöyle söylediniz Hocam; “sevgi olması için yüksek bir iradenin ve aklın devreye girmesi lazım” dediniz. “Hz. Mehdi (a.s.)’nin aklını ve iradesini vesile ediyor Allah” dediniz. “Bir toplantıda herkes neşesiz olabilir ama bir insan gelse orayı neşelendirir. Mesela çok gerilimli ortamı, biri gelse orayı yatıştırabilir” dediniz. “Hz. Mehdi (a.s.) de işte dünyanın bu gerilimli ortamını bayrama çevirecek kişidir. İnsanlar arkadaş olmak için vesile ararlar ama o koordinasyonu oluşturamazlar” dediniz. “Birçok toplantı yapılıyor ama birlikteliği sağlayacak adım atamıyorlar. Temenni ediyorlar, eller sıkışılıyor ama olmuyor. Hiçbir şey yapamıyorlar, yapamıyorlar. Mutlaka Hz. Mehdi (a.s.)’nin olması lazım. Hz. Mehdi (a.s.) hem sürat kazandırır, hem gerekli iradeyi sağlar” dediniz Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Düğünlerde bile düğünleri organize eden birisi olur. Sağdıçlar olur, organize ederler, o neşeli ortamı meydana getirirler. Mehdi (a.s.) de dünyanın dizaynında, dünyanın güzelleşmesinde, kardeşliğin, dostluğun oluşmasında Allah’ın vesile ettiği Allah’ın eli. Allah onu vesile ediyor. Yani manevi eli. Allah onun ağzıyla insanlara konuşmuş oluyor, vesile ediyor Allah onu ve insanları birleştirmiş oluyor son kere. Hiçbir neden yok. Mesela sen çok iyi bir insansın, çok sevecensin; niçin Alevi, ne fark eder yani, değil mi? Ne güzel. O da bir renk. Cenab-ı Allah renk renk yaratmış; Alevi’si var, Sünni’si var, Hanefi’si, Hanbeli’si, Maliki’si, Şafii, Şii, Caferi; hepsi Nur gibi tertemiz insanlar, hepsi Allah’ı aşkla severler. Biz de Allah’ı aşkla seviyoruz; siz de aşkla seviyorsunuz. Tek bir Allah’a inanıyoruz. E nedir o zaman bu? Onun için güzel günleri göreceğiz. Aleviler, Hz. Mehdi (a.s.)’yi çok severler. Mehdi (a.s.)’yi beklerler. Evet, MaşaAllah. O yüzden de Alevileri, ilave olarak bir de oradan ayrıca seviyorum. Dedemi çok severler. Ben de seyidim, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in, Hz. Ali (r.a.)’ın neslindenim. Oradan da ayrıca bir seviyorum. Ama hepsinin üstünde muttaki oldukları için, güzel ahlaklı, sevgi dolu oldukları için çok seviyorum Alevileri. Ahir zamanda Mehdi (a.s.)’nin sevgilileridir Aleviler, inşaAllah. Sünniler de öyledir, Aleviler de öyledir. Çok mühim görevler alacaklar. Kim bilir ne hikmetle Allah yarattı? Tabii hepsinde bir hikmet ve hayır var inşaAllah.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Şimdi Berker’im seni dinleyelim.
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam. Erbakan Hocamız özerklik tartışmaları için şöyle söylemiş Hocam; “bizim görüşlerimiz çok açık bellidir. Biz en büyük devletiz, eşsiz bir tarihe sahibiz ve bir Müslüman ülkeyiz. Bizim inancımızda ırk ayrımı yoktur. İnsanlar çeşitli soylardan yaratılmıştır, aralarındaki kardeşlik artsın diye. Onun için ‘şu soydan, bu soydan gelmiş’ gibi bir ayrım bizim inancımızda yoktur” demiş.
ADNAN OKTAR:Kardeşim, en kökenine gitsen ilmi açıdan, illaki istiyorlarsa, Kürt kavminin geliş yeri yine Orta Asya, Türk koludur Kürtler. Yani Macarlar da mesela, Bulgarlar da; bunların hepsi Türk kökenlidir, yani illa köken arıyorsa, ilmi köken arıyorlarsa. Ama ne fark eder? Hepimiz Âdem (a.s.) evlatlarıyız. Benim o kadar çok Kürt arkadaşım var ki, yani haberim bile yok. Çocuklara soruyorum, tevafuken öğreniyorum. “Benim büyük dedem Kürt’müş” diyor. ”Anneannem Kürt” diyor. Karışmış yani artık bu. Oturup burada iş çıkartmanın bir âlemi yok, konu çıkartmanın. Oraya küçücük bir ülke yapacaksın; gelen vuracak giden vuracak. Ezeceksin onları, sınırlarının içine alacaksın, komünist bir sistem kuracaksın. Oradaki kardeşlerimizin çektiği acı yetmiyor mu? Bir de üstüne daha ilave acı getireceksiniz, değil mi? Bir de olmayacak bir iş. Boş yere milleti tedirgin edip huzursuzluk çıkartıyorlar. Kürt kardeşlerimiz, onlar bizim canımız. İzmir’e gelirler, İstanbul’a gelirler, Azerbaycan’a gidecekler, Suriye’ye gidecekler, nereye giderlerse. Biz, oradaki asıl özgürlük ve asıl rahatlık PKK’nın çekilmesiyle olacak diye düşünüyoruz. PKK’nın oradan çekilmesi ve Türk-İslam Birliği’nin oluşması. O zaman çok sevgi dolu ve huzurlu, güzel bir ortam olacak.
Yüzün çok pozitif, sait karakterlisin sen. Tabii. Yüzünde bir nur var senin, maşaAllah. Çok insancıl, güzel ahlaklısın MaşaAllah. Yani sürekli sevgi akıyor yüzünden. Demek ki çocukluğundan itibaren Allah seni sait karakterli yaratmış. MaşaAllah.
HATİCE:Ne güzel ne mutlu. Ben Hocam, hep dua etmesini bilen insanım, şükretmesini bilen bir insanım. Yani kimseye bir kötülüğüm olmaz. Hep iyi temennilerde bulunurum.
ADNAN OKTAR:Anlaşılıyor, anlaşılıyor evet. Çok pozitifsin, çok iyi oldu seni tanıdığım, maşaAllah. Mesela insan uzaktan o kadar bilemiyor ama yakından konuşunca çok iyi anlıyor. Mesela bak sana sevgim benim kat kat arttı. Hem pozitif yönünü gördüm. Alevi olman ayrıca bir sevgimi arttırdı, maşaAllah.
HATİCE:Anneannem de bu sırada Pir Sultan Abdal soyundanmış.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Alevilerin içinde seyit çoktur. Köken olarak genellikle birçoğunun da Peygamberimiz (s.a.v.)’e dayanır, Hz. Ali (r.a.)’a dayanır soyları maşaAllah.
HATİCE:İbadetimize gerçekten çok düşkün insanlarız biz. Her ne kadar farklı anlaşılsak da bunu belirtmek istiyorum buradan hakikaten. Ben mesela her cuma –bunu belirtmem ne kadar doğru ne kadar yanlış bilmiyorum ama- her perşembe, cuma Yasin-i Şerif’imi açarım, okurum tüm ölmüşlerimize. Herkes de yapmalı bunu.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, maşaAllah. Sırf şu bile Müslümanlık için yeterlidir. Bir genç kız oturup Yasin-i Şerif okuyorsa o tamam; tertemiz, nur gibi Müslümandır.
HATİCE:Namaz kılmayı da çok istiyorum. İnşaAllah ilerde onu da yapacağım ama şu anda o gücü kendimde hissetmiyorum. Ama Umre gibi bir niyetim var. Umreye gitmek istiyorum ve ilerleyen yaşlarda da inşaAllah... Şarkı söylemeyi çok seviyorum Hocam. Bir anda kestirip atamam. Belki farklı bir şey ama inşaAllah ilerde de Hacca gitmek…
ADNAN OKTAR:Birlikte gidelim. Hep birlikte inşaAllah.
HATİCE:İnşaAllah, inşaAllah. İnşaAllah nasip olur. O artık işin sonu diyorum, Hac.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Sen sait karakterlisin. Birçok insan oluyor, güya “dindarım” diyorlar ama gözlerinden nefret, kin ve sevgisizlik akıyor. Bak benim canım, gözlerinden sevgi akıyor, arkadaşlık akıyor, dostluk, kardeşlik akıyor.
HATİCE:Ne güzel, o bile yeter.
ADNAN OKTAR:Tabii çok nezih.
HATİCE:Belki İslam’ın şartlarına göre çok fazla yaşamıyoruz ama inanın ben Hocam, gözümün gördüğü, yüreğimin inandığı hiç kimseyi boş çevirmiyorum. Bir şekilde yardımcı olmaya çalışıyorum. Ama tabii ki İslam’ın şartlarını dört dörtlük yerine getiriyorum diyemem. Çünkü bulunmuş olduğum ortam da buna pek müsait değil. Ama yine yineliyorum, dediğim gibi, ileride inşaAllah Allah Haccın yollarını bize nasip eder.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah. Her insan günahkâr. Dünya da günahkâr olmayan yok. Hz. İsa Mesih (a.s.) bir tek masumdur. Mutlak, her yönden masumdur. Mehdi (a.s.) ahkâmda masumdur. Onun dışında insanlar günahkârdır. Biz tövbeyi niçin ediyoruz? Tövbe etmemizin amacı odur zaten, o sebepledir, inşaAllah. Allah hidayetini arttırsın; annene, babana sağlık, uzun ömür versin, güzellik versin; sana neşe, sevinç versin; kalbini, aklını, ruhunu açsın, ferahlatsın; seni kötülerden, şerlilerden korusun Allah.
HATİCE:Sağ olun. Zaten yer gök dua üzerine, çok teşekkür ediyorum güzel dualarınız için.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah Allah seni cennette bizlere kardeş etsin inşaAllah, hepimize cennet nasip etsin inşaAllah. Nedir bu Berker Hocam?
ALTUĞ BERKER: Hocam, siz bir tehlikeye dikkat çekmiştiniz. Siz bir insana ya da hayvana şiddet uygulayan kişilerin belirli bir süre takip altına alınması tavsiye etmiştiniz birçok kez. Çünkü bu tip kişilerin bir müddet sonra ağır bir suç işleyeceğini söylemiştiniz. Nitekim karısına sık sık şiddet uygulayan bir kişiyi “pişmanım” dediği için mahkeme serbest bırakmış. Ardından, boşanan ancak eski kocasının tehditlerinden korkan kadın hem suç duyurusunda bulunmuş, hem de koruma istemiş. Ancak boşandığı gerekçesiyle bu talepleri reddedilmiş. Bir yıl içerisinde adam eski karısını sokak ortasında on yerinden bıçaklayarak öldürmüş.
ADNAN OKTAR:Bu dediğim çok önemli. Böyle şeylerde hanım kardeşlerimiz böyle psikopatların eline düşerlerse mutlaka hem savcılığa hem polise ama böyle aklı başında, mümin, muttaki insanlara da haber versinler. Mesela bak bizim hiç haberimiz yok. Böyle bir şeyde bu kadınlar yalnız kalıyorlar. Böyle bir şeyde adliyeye götürüp getirmesinde mahallenin delikanlıları yardımcı olsunlar, değil mi? Mahalledeki genç kızlar yardımcı olsunlar. Gerekirse bir süre gözetlenebilir, yani gözlemlenebilir, değil mi? Çevresinde, mesela evinde misafir kalabilirler. Mesela bir kız kardeşiyle bir delikanlı o evde kalabilir. İllaki bir psikopatlık yapar. İllaki yapacaktır. Safha safha oluyor, birden bire değil. Seyrediyorlar kardeşim. Bak daha önce de söyledim. Yani etrafındakileri uyarsınlar. Müslüman kardeşlerimize haber versinler. Milliyetçi, Müslüman, bizim milletimiz çok yamandır. Ama kimsenin haberi olmuyor.
Mesela bak hiç unutmam; bir öğretmen genç kız. Bir çakalın teki bu çocuğa musallat olmuş. O da başka bir ilçeye tayin yaptırmış, gitmiş. Bunun bir çözüm olmadığı belli. O çakal da oraya gelmiş, çocuğu arkadan satırla vurmuş ve onu katletmiş, şehit etmiş çocuğu. Hâlbuki git, orda camiye git, cemaate söyle; “müminler, Müslümanlar böyle bir durum var, böyle bir çakal var. Beni koruyun, kollayın. Ben polise de şikâyette bulundum. Savcılığı da haber verdim.” Bir de polis -bu bir güzelliktir- takip etsin bir sivil polis bir hafta, on gün, bir ay takip etsin. Bir de adam biraz böyle vakalarda hukuki, kanun olarak yani hissettirilir o. Yani alır karakola götürürsün bir saat, iki saat oturur. “Sen böyle bir şey yapmışsın nedir bu?” dersin, gider. Polisin yine yetkisinde. Alır, bir on gün sonra bir daha alır getirirsin karakola. “Hakkında böyle bir şey var. Biz tedirgin olduk. Nedir böyle bir şey?” gibisinden. Bu bir adli yöntemdir nefes aldırtmamak, polisin ensesinde olduğunu sürekli hissettirmek. Böyle kişilere polis sürekli kendini hissettirmesi lazım. Hiçbir şekilde yakasını bırakmamak, hatta takip edildiğini de hissettirmesi lazım. Adam psikopat, belli bir şey yapacak. Bırakılır mı? Seyrediyorlar. Yani polisimizi tenzih ederim. İnsanlar, bir kısmı diyelim. Mesela bak şu kadıncağızın ben şu halini bir görsem. Yalvaracak bir durum var mı burada, bu adamın konuşacak hali var mı? Bunu yaptıysa bu ruh hastası demektir bu adam. Bunu uzatmanın âlemi yok ki. Bu otuz kere denenmez kardeşim. Bıçağın altından alıyor kadını; “bir daha yapma” diyor. Bir daha yapmaz olur mu? İşte ona cesaret eden bir daha yapmaz olur mu? Yapar. Nitekim de yapıyor. Onun için çok ısrarlı, bezdirici takip gerekir. Bilecek ki hiçbir şekilde nefes aldırılmayacak. Yani bu tip vakaların tamamında.
HATİCE:Hocam, caydırıcı sebepler yok yani bu anlamda. Ben bu olayı birebir yaşadım. Bu olayla biraz alakasız gerçi, hırsızlık olayına ben değineceğim. Alt katta oturuyoruz. Üst katımıza adam güpegündüz kamyonu dayayıp, merdivenle çıkıp evi soyuyor ve oradaki mülk sahibi bu olayı görüyor ama görmezlikten geliyor veya olayın içerisine karışmak istemiyor ve o ev soyuluyor. Çok enteresan şeyler.
ADNAN OKTAR:155’e beş dakika söyle. Ne var bunda yani? Özellikle böyle psikopat tiplerde mesela komşuların çok iyi gözlemlemesi lazım. En ufak tıkırtıda, en ufak bir harekette tetikte olmaları lazım.
HATİCE:Ama işte çekingen ve korkak davranıyoruz bence bu anlamda. Belki de bulaşmak istemiyoruz. Kimse çünkü kolay kolay polisle birebir muhatap olmak istemiyor.
ADNAN OKTAR:Aslında bu medeni cesareti de milletimizin hepsinin alması lazım. Bir kısmı bunu alamıyor. Mesela birisini yaralıyor; olaya mutlaka dahil olsun. Bir şey olmaz. Allah rızası için bu çok büyük bir hizmettir, bir güzelliktir. Mesela adam yaralı yolda, “üstüme kalır” diye korkuyor. Kalsın, git yat kardeşim, adam öleceğine. Çünkü öbür türlü sen katil olmuş olursun. Ömrün boyunca katil olacaksın, değil mi? Adamı kurtardığında vicdanın müsterih olur. Niye üstüne kalsın ayrıca? Bizim memleket o kadar boş mu? Hiçbir şey olmaz. Ama tabii ki başlangıçta polis haklı olarak şüphelenir. Yani “acaba bu yaptı da gitti mi?” diyecektir. Bu makul olan bir şey. İfadeni alır, bırakırlar; ne olacak? Bu kadar uzatacak bir şey yok ki. Çünkü oluyor bazı vakalarda hakikaten yapıyor, vicdanı el vermiyor, alıp kendi götürüyor. Olabilir. Olsun şüphelensin, ne olur yani? Tutuklansan ne olur ayrıca yani? Bir can kurtarmışsın, değil mi? Onun için mesela bak ben bizim çocukları da tembihlemiştim. Geçenlerde öyle vaka olmuştu. Direkt götürdüler. Hakikaten arkadaşımız gözaltına alındı ama ondan sonra bıraktılar, inşaAllah. İlk, adam bilemez ki. Yolda araba çarpmış, bırakmışlar adamı yolun kenarına. Arkadaş da alıp götürdü. Adam sonra ifade verdi. Nasıl oldu nasıl bitti diye. Sonra da arkadaşımızı bıraktılar. Bıraksa, yolun kenarında vefat etse olur mu? Allah vermesin, katil olmuş olur o zaman. Çok korkunç bir şey bu. Onun için böyle vakalarda da mesela mahallenin delikanlıları; “biz size sahip çıkacağız” derler. Adama da bu hissettirilir. Komşuları da gelir, bütün komşular giderler; “biz senin emrindeyiz. Bir şey olduğunda bize hemen haber ver” denilir. Hatta gerekirse telefon da verilir, cep telefonu. “En ufak bir şeyde bize haber ver” dersin. Akrabaların yalnız bırakmaması lazım. Akrabaların yanına gitmesi lazım. Nihayet bir insan. Mesela bak gıcık oldum buna da.
HATİCE:Hocam, ne komşuluk var ne akrabalık var, değil mi? Herkes kendi hayatını yaşıyor, bence. Önceden öyleydi ama ben bir on üç, on dört yıl öncesine gitmek istiyorum. O zaman hem komşuluk vardı hem insanlık vardı hem vicdan vardı hem iyi niyet vardı ama şimdi artık tanıdığını bile yolda gördüğün zaman selam vermek istemiyorsun. O duruma gelindi yani.
ADNAN OKTAR: Hatta annem, biri hasta olurdu, yoğurt alır götürürlerdi, usuldendi.
HATİCE: Hakikaten öyle. Şeker, un, bir şeyler alınırdı.
ADNAN OKTAR: Hasta ziyaretine gidilir, otururlar. Gerekirse sabaha kadar başında beklerler. Hep böyleydi. Ameliyatlı adam mesela asla yalnız bırakılmaz. Ölü evi zaten tamamen komşulara emanet oluyordu. Şimdi in cin top oynuyor evde, öyle şey olur mu? Çok ürkütücü bir şey bu, çok kötü. İşte Mehdiyet’in eksikliği buram buram hissediliyor burada.
HATİCE: Hocam, hayat şartları da bu duruma getirmiş olabilir mi?
ADNAN OKTAR: Tabii ki hayat şartları, yani deccaliyet zaten ekonomiyi kullanıyor, ahlakı çökertiyor. Bir kere materyalist ruhu veriyor. “Sen” diyor, “maymundan geldin, tesadüfler sonucu oldun” diyor. Adam diyor ki; “tesadüfler sonucu oluşmuş bir canlı hastalandıysa bana ne ondan?” diyor, değil mi?Ha bir kedi hastalanmış onun için ha bir böcek ha insan. “Ne alaka, niye gideyim ben ona?” diyor. Ama Allah’ın halifesi, Allah’ın yarattığı mübarek bir varlık olarak görürsen, Allah’ın tecellisi olarak; o zaman sevinçle gidersin, ibadet gözüyle gidersin ve ciddi şekilde sahip çıkarsın. Çok zevklidir. Ben mesela çocukluğumda giderdik hastaya, müthiş zevk alırdım, acayip hoşuma giderdi. Hep beraber giderdik. Bakkaldan gidip yoğurt alırdık yahut bir şey alınırdı. Yahut yiyecek yaparlardı, daha kapsamlı, pilav üzerine tavuk. Hasta ziyaretine gidilirdi. En ufak bir şeyde, her ne olursa olsun, ufacık bir şeyde bile. Askerden oğlu gelir, ziyarete gidilir. Kızı gelir, ziyarete gidilir. Gözün aydına giderler. Her bahaneyle misafirliğe gidilirdi. Misafirlik çok önemli, güzel bir şeydir; komşuları sevmek, onlarla birlikte olmak, birlikte yemek içmek. Bunun kalkması deccaliyetin etkisiyle oldu. Bu, insan sevgisine dayalı bir şey bu. Çünkü insan sevgisi çok hoş bir şeydir. En güzel duygudur yani nefsen. Mesela çocukları sevmek, yaşlı dedeleri sevmek. Mesela bir dede ziyaretine gitmek çok şahanedir. Dedeler, beyaz sakallı dedeler, değil mi? Ne şahane. Anneanneler. Ama onlar tabii mümin, muttaki ve temiz olmaları lazım. Şimdi öyle dedeler gelişti ki öyle babaanneler gelişti ki, adam gittiğine gideceğine pişman oluyor. Tabii öyle olmaz.
HATİCE: Kesinlikle,negatifler. Pozitif oldukları söylenemez.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah, tabii hepsi öyle değil. İyisi de var, kötüsü de var. Fakat inşaAllah Mehdiyet’te, biz mesela sokaklarda geziyoruz, değil mi?Akşam, akşama doğru tak tak kapı vuruyor. “Selamun Aleykum Allah misafiri biz geldik.” Sofra kurulur. Beraber yemek yersin, tanışırsın. Ne kadar güzel insanın yeni bir arkadaş çevresi olması.
HATİCE: Ona bile korkar hale geldik. Yeni bir insan tanımak, o bile korkunç hal aldı.
ADNAN OKTAR: Evet. Şimdi olsa kim bilir kim? Ama haklı da hakikaten. Kapıyı çalsa ya hırsız çıkıyor ya soysuz çıkıyor ya bir şey çıkıyor. Hepsini tenzih ederim de, çok tehlikeli oluyor. İnşaAllah genel olarak güvenilir insanların oluştuğu bir toplum oluşacak. Mehdiyet’te, Hz. İsa Mesih (a.s.)’ın zamanında her kez birbirini sevecek, güvenecek. O zaman hayat çok zevkli olur.
HATİCE: Bu gerçekten olacak mı Hocam? İnanıyoruz ama güçlü bir inanç içerisindeyiz ama olacak mı Hocam? Geç saatlerde sokağa çıkamaz hale geldik. Arabaya binerken çantamızı koltuğa değil de arkalara bir yerlere veya aşağılara koymak durumunda kalıyoruz. Kapıları kilitliyoruz. Osmanlı zamanında çok çok farklıymış her şey. İnsanlar dükkânlarını açık bırakıp gidiyorlarmış namaza niyaza. Niye biz bunlardan bu kadar uzak kaldık, yoksun kaldık Hocam?
ADNAN OKTAR: Mağazaya giriliyor, elektronik arama yapılıyor elinde alet edevatla. “Aç çantana bakacağım.” Mağazaya giriyorsun, her malın üzerine bir şey yapıştırılmış. Düdük gibi öten bir şeyler.
HATİCE:Ama çalan onu da çalıyor Hocam. Alıyor eline makası eline kesiyor. O yırtık şeyin nesini giyeceksin? O alarmını kesiyor makasla. Onları da duydum. Nasıl giyeceksin onu? Bu hale geldik.
ADNAN OKTAR:Bunu da ilk defa duydum.
HATİCE:Ben bunu duydum Hocam, sizden önce duydum.
ADNAN OKTAR:Mehdiyet, aşama aşama. Aşamanın büyük bölümü bir tamamlandı, gelişmesi tamamlandı ve devam ediyor. Şimdi Allah ömrünü uzun etsin, gençsin, hepimiz genciz elhamdülillah. On yıl sonra zaten görüşeceğiz. On yıl sonra yine görüşeceğiz. “Hocam, demiştiniz. Hayret, hayret, hayret” diyeceksin. Nefesin kesilecek. Ben öyle hayali bir şey söylemem. Mesela bazı insanlar söyler, üslubundan da anlaşılır. Benim konuşmamdan ve üslubumdan, hayat şeklimden bunun net olduğu anlaşılıyor. Ben net bilgi veriyorum. Flu olan bilgide, flu olduğunu söylerim ben. Bu net bilgidir. Yüzde yüz olacak olan bir olay. Bildiklerimden dolayı eminim ayrıca. Gördüklerim var, bildiklerim var. Bildirmediklerim var. Bildirmediklerim dolayı ve bildiklerimden dolayı, yüzde yüz eminim. Bunu göreceksiniz, inşaAllah. Aşama aşama, aşama aşama devam ediyor. Çünkü mutsuz yaşamamız anormal bizim. Normalde mutlu yaşamamız lazım. İnsanlar evlerine kapanıyor. Çıkmak istemiyor evinden dışarıya, yalnız olmak istiyor. Kime sorsam arkadaşın var mı? Yok arkadaşı. “Bir tane arkadaşım var” diyor. Ne kadar güveniyorsun? “Eh” diyor. Kaç tane var? “iki tane var arkadaşım var.” Böyle şey olur mu? İnsanın o kadar çok sırdaşı, o kadar çok arkadaşı olması lazım ki, haddi hesabı olmaması lazım. Arkadaşlarının onu paylaşamaması lazım. O da arkadaşlarını paylaşamaması lazım. Sevinç içinde yaşaması lazım. Genç kızlara bakıyorum; hep evlerine kapanıyorlar. En mutlu olduğu an, odasında yalnız olduğu an oluyor, yalnız yaşadığı an oluyor. Böyle şey olur mu?
HATİCE: Mutluluklarımız artık anlık oldu. Anlık mutluluklar yaşıyoruz.
ADNAN OKTAR: Mesela emekli olup adam tek başına yaşamak istiyor yahut sadece eşiyle, ikisi. Karı koca ikisi bütün dünyaya kapalılar. Olur mu? Cıvıl cıvıl olması lazım. Sevgi dolu olması lazım. Misafirliğe gidecek, onlar ona gidecek, onlar ona gidecek, değil mi? Sıcak bir ortam olması lazım. Mesela her gün birbirlerini misafirliğe davet etmeleri lazım. Bir gün ona, bir gün ona, o ona, o ona, o ona… Topluca yemek yiyecekler. Toplu sohbet edecekler. Öyle güzel olur, inşaAllah.
HATİCE: Ama işte bu, toplumca böyle düşünürsek güzel Hocam. Yani tek düşündüğümüz zaman olmuyor bunlar. Ben düşüneyim, siz bunu düşünmeyin; nasıl olacak bu? Eğer hepimiz düşünebilirsek, hepimiz mutlu olmak istersek mutlu oluruz zaten. Ama siz sadece tek başınıza “ben tek başıma mutlu olmak istiyorum” derseniz o zaman o yolu seçeceksiniz.
ADNAN OKTAR: O aşamadayız zaten, o aşamadayız inşaAllah. Şimdi 2010’dayız. Yakında 2011 olacak. 2021’de de yine böyle konuşacağız, inşaAllah. “Hocam” diyeceksin, “hayret” diyeceksin, “nasıl bildiniz?” Ben de diyeceğim ki; “Peygamber (s.a.v.)’in hadislerinden ve velilerin ihbarından söyledim” diyeceğim. Ama tabii özel bilgim de var. Bir bildiğim var ki, bu kadar eminim inşaAllah. Gönlün müsterih olsun. Adım adım, sen seyret, televizyonlara bak, radyolara bak. 2012’yi bak iyi gözle. Çok hayret verecek olaylar olacak, inşaAllah. 2014 yine öyledir, 2017’ler… Hatta ne dedim? “2.2.2022” dedim, değil mi? Ve “saat 22.00” dedim, inşaAllah. İkilere Kuran’da çok dikkat çekilmiştir, ikiler çok önemlidir ve bu olaylar çok nadir meydana gelir. Çok çok nadir meydana gelir. Cenab-ı Allah bizim iyi olmamızı istiyor. İnsanlar zorla kötü yapmaya çalışıyorlar, şeytanın etkisiyle. Yoksa Allah bizim mutlu olmamızı istiyor. Mesela meyvelere bakıyorum. Masanın üzerine koyuyorlar. Gıcır gıcır, fabrikada yapılmış gibi. Domatesler mesela, çok nefis duruyor. Biberler vernikli gibi, pırıl pırıl parlıyor. Elma acayip, zımba gibi, gayet sıhhatli, kıpkırmızı, “gel beni ısır” der gibi böyle, çok şeker.
HATİCE: Ama hepsi hormonlu Hocam. Hepsi hormonlu Hocam. Hiçbir şeyin doğal olanını yiyemiyoruz artık.
ADNAN OKTAR: Hormonda aslında münasebetsizlik yaptılar. Tamamen gereksizdi. Bilmişlik yaptılar. Oturup onları zehirlediler, başka bir şekle soktular. Ama buna rağmen Allah nesli de korur, insanları da korur. Hiçbir şey olmaz, söyleyeyim. Hormonla mormonla falan hiçbir şey olmaz. Hiçbir yere de gidemezler. Bizim neslimiz çok sağlıklı olacak. Ömürler uzayacak. Hastalıkların çoğuna çare bulunacak. Hatta Allahualem kansere de tedavi bulunacak, inşaAllah. Birçok hastalık tedavi olacak. Çünkü hadiste bu açık açık belirtilmiş. Peygamberimiz (s.a.v.) diyor hastalıklara çözüm bulunacağını. Hz. Mehdi (a.s.) devrinin bir özelliğidir o. Mehdiyet’ten evvel hastalıkların yoğunlaşacağı, Mehdiyet devrinde de tedavinin mümkün olacağı inşaAllah. Bereketin, bolluğun da artacağı belirtiliyor. Fakat bir direnme olacak tabii. Direnme olmadan Mehdiyet olmaz. Mehdiyet dümdüz yolda giderse hiç engel olmadan, o Mehdiyet değildir. Ben o kişiye Mehdi (a.s.) diyemem, dümdüz yolda gidiyorsa. Mehdiyet, engebeleri ezip geçene denir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) tarif ediyor. Diyor ki; “önüne dağlar çıkacak, dağların kenarından geçmeyecek” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.), “dağı ezecek, oradan geçecek” diyor. Mehdiyet budur. Onun için Hz. İsa Mesih (a.s.) da, Hz. Mehdi (a.s.) da öyle. Ama ben Hz. Mehdi (a.s.)’ı yine makul karşılıyorum da Hz. İsa Mesih (a.s.) çok çok acayip. Bu hiç görülmemiş bir mucize, çok acayip şaşırtıcı. Fakat yine de aklımızın ihtiyarını alacak gibi değil. İki bin yıl bir insanın bir başka boyutta yaşayıp da iki bin yıl sonra dünya boyutuna getirilmesi ve onun da kendini bilmemesi çok çok acayip bir olay. Mesela annesi babası yok, akrabaları yok. Kimse olamayacak Hz. Mesih (a.s.) geldiğinde. Kendi kendini de bilmiyor ve başarılı oluyor bakın. Bu insan Hıristiyanlığı Müslümanlığa çevirecek. Oradan anlayacağız Hz. İsa Mesih (a.s.) olduğunu. Ve “mucizatlı bir Peygamber gerekir” diyor; harikalar gösterecek. Ama yine de bu, insanın aklının ihtiyarını almıyor. Yine bunu da makul görecekler, Hz. İsa Mesih (a.s.)’ı da makul görecekler. Çünkü Hz. Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa Mesih (a.s.)’ın vefatından sonra, kısa bir süre sonra insanlarda bozulma başlıyor dünyada, bütün dünyada. Ama bozulma da ani olmuyor. Tedrici olarak bozuluyor. Yavaş yavaş, yavaş yavaş bozuluyor. Sonra en dibe vuruyor. “Hicri 1543 gibi” diyor Bediüzzaman, “iyice ifsat olacaklar” diyor, tamamen bozuluyor. İki yıl kadar bunların tam sapıtık devirleri var, tam iki yıl sürüyor. “İki yıl sonra, 1545 gibi” diyor, “kafirin başına kıyametin kopmasına işaret eder” diyor. Hiç ummadıkları bir anda, böyle pür neşe kendi kafalarına göre “kıyamet olmaz” dedikleri bir anda, aniden kıyametle insanlar karşılaşacaklar. Ama güzel olan, bizim neslimizin hoşuma gidecek olan, bin dört yüz yıl sonra İslam ahlakının dünyaya hakimiyeti. Hz. Mehdi (a.s.)’ı görecekler, Hz. İsa Mesih (a.s.)’ı görecekler. Bir kısım insanlar, nadir insanlar Hz. Hızır (a.s.)’ı görecekler. Evet, yani nadir insanlar görecekler. Cinlerin hizmeti çok artacak ahir zamanda. Korkuyor bir kısım insanlar ama cinler de insanlardan korkuyor. Biraz sebep de şu oluyor; çağrıldığında bazen eşkalleri bozuk geliyorlar. Halbuki tipleri düzgün gelseler insanlar bu kadar rahatsız olmazlar da. Niyeyse onların bir asıl ana tipleri var. Halbuki isteseler normal, güzel bir görünümde de gelebilirler. Fakat eşkal bozuk geliyorlar genelde. O külahlı, dişler mişler böyle karmakarışık...
HATİCE: Hocam, ayakları ters oluyor. Hocam ben bir ara böyle karışmıştım o aleme de. Artık neredeyse görecek duruma gelmiştim ama dualarla…
ADNAN OKTAR: Sonra vazgeçtiler?
HATİCE: Evet, sonra vazgeçtiler.
ADNAN OKTAR: Aman iyi yapmışlar.
HATİCE: Ama artık garip garip sesler duymaya başlamıştım yani.
ADNAN OKTAR: Cinlerden?
HATİCE: Bayağı.
ADNAN OKTAR: İstihbaratta çok iyi oluyor, bir konu hakkında bilgi almada, eğer hakikaten samimiysen.
HATİCE: Doğru mu yani Hocam? Onlarla irtibata geçildiğinde verilen bilgiler doğru mu acaba?
ADNAN OKTAR: Ben kendim denedim. Arkadaşlarımız çağırdılar cin. Uzakta durdum. Deftere yazdım. Rakam yazdım. “Ne söyledim?” dedim. Yedi kere üst üste hepsini bildi. İstisnasız yedisini de hiç kesintisiz doğru olarak bildi. Harf yazdım, söylüyor; rakam yazıyorum, söylüyor. Yani görmesi, arkamda ayna da yok, çok uzağa gittim, çok uzakta bir köşeye çekildim. Elimle de kapattım böyle defterin üstünü, elimi de görmüyorlar. Orada yazıyorum. Soruyorum söylüyor, soruyorum söylüyor. Gece çağırmıştık, gece dört gibi çağırdık. Bir isim verdi. Hiç normal, duyulan bir isim değil. “Şu kişi” dedi, “bu isimde şahıs” dedi, “şu an şu kişiyle buluşacak” dedi. İsim verilir aslında da vermeyeyim ben isim, yakışık almaz. “O gidip şimdi onunla buluşacak” dedi, “kötü bir eylem yapacak” dedi, “kötü bir şey yapacaklar” dedi, “hemen arayın telefonla” dedi. “Ya” dedik, “şimdi gecenin dördünde olmaz” dedik, “hiç olmazsa sabahı bekleyelim. Sabah namazını bekleyelim” dedik. Aradık, sabah arattırdım. Böyle bir isim çok nadir kullanılan Türkçede bir isim. O arkadaşın hakikaten öyle bir arkadaşı varmış ve “onunla” diyor, “şimdi görüşmeye gidecektim” dedi. Biz haber verince panik oldu, vazgeçti gitmekten. “Siz nasıl bildiniz?” dedi. Dedik; “tamam, tam isabet.” Hayret yani, tam net söyledi.
HATİCE: O da bayağı inançlı bir insanmış demek ki.
ADNAN OKTAR: Çok acayip; isim öyle rastlanan bir isim değil. Ve bak ilk defa görüşüyor. “Üç yıldan beri görüşmüyordum” diyor, “ilk defa görüşecektim, sabah gidecektim” diyor. Haber verdi cin. Yine bir kız arkadaşımızı kaçırmışlardı. Ben ummadım aslında işin doğrusu cinin hakikaten doğru söyleyeceğini tahmin etmedim ama hani bir ümit olarak, “belki olur” diye çağırdık cin.
HATİCE: Hocam, o üç harfi söylemesek de, başka bir “üç harfli” desek? Ben çok korkuyorum. Ben çünkü cidden çok kötü günler yaşadım, çok kötü geceler geçirdim bu anlamda. İsmini telaffuz etmesek de Hocam, hani “üç harfli” desek daha iyi olmaz mı? Çok korktum, beni bayağı bir korkuttular onlar.
ADNAN OKTAR: Onlar benim yanıma gelemezler. Sana bir müjde vereyim. Tabii, çok yanarlar, gelemezler. İnşaAllah. Benim sevdiklerime de gelemezler, bana da gelemezler. Onlar bilir zaten, çağıranlar da gidip sorsunlar.
HATİCE: Peki size görünen iyi huylusu muydu?
ADNAN OKTAR: Tabii ki iyi, mümin cin, tabii tabii, inşaAllah. Cin çağıranlar da sorabilirler, benim hakkımda bilgi sorsunlar.
HATİCE: Gerçekten var mı Hocam cin çağırma? Fincanla bir şeyler yapıyorlar. Bana biraz oyun gibi geliyor.
ADNAN OKTAR: Onlar dalga geçiyorlar gençlerle. Öyle çağırıyorlar hakikaten. Genelde imansız cinler geliyor, onları öyle oyalıyorlar. Dediklerinin yüzde biri doğru çıkar.
HATİCE: Ruh çağırıyorlar güya. Çünkü biz de bir gün oturduk. Ablam vardı hatta. “Anneannemin ruhunu çağıralım” dedik. Ama sonra ben bir Hocaya sordum, “ruh gelmez, üç harfli gelir” denildi. Ondan sonra ben zaten çok korktum. Bir daha da hiç girmedim öyle şeylere.Aman hiç yapmayın, izleyenler. Aman aman, çok sakıncalı şeyler bunlar.
ADNAN OKTAR: Sen benim umduğumdan daha tatlısın sen, maşaAllah. Bak, sana garanti vereyim; benim bulunduğum yerde öyle münasebetsiz bir cin olmaz, gelemezler sana söyleyeyim. Yani denenmiş ve bilinen hatta bütün cincilere sorsunlar bilinen. Bir de beni sorsunlar cinlere. Verdikleri cevap hepsinde tektir, inşaAllah. Yani başka bir cevap yoktur, inşaAllah. Çok şiddetli hüsn-ü zanları var. Acayip seviyorlar. Çok seviyorlar. Aksi yok. Defalarca söyledim. Bak çağırıp, hakikaten ehline soruyoruz; “hakikaten hüsn-ü zanları var” diyorlar cinler için. Kime sorduysak, yani bütün Türkiye çapında, dünya çapında sorun. Serbest, açık, denemesi açık. Genelde zor durumlarda doğru bilgi veriyorlar ama boş işlerde doğru bilgi vermezler. Tabii bu Allah’ın emri.
HATİCE: Boş dediğiniz?
ADNAN OKTAR: Eğlenmek için, yani keyfine.
HATİCE: Peki siz bu durumda cezalandırıyor musunuz onları Hocam, sizi yanılttıkları zaman?
ADNAN OKTAR: Benim bir bağlantım yok. O konuda usta olan arkadaşlarım var. Yani cin konusunda usta olan arkadaşlarım var. Hatta şimdi tırnakta cin görüntüsü var. Arkadaşlarımız çağırıyorlar. Yeni ustalaştılar. Kız arkadaşlarımda da var, bizim delikanlılarda da var; usta çalışma yapanlar var. Böyle direkt ekran şeklinde görünüyor elde, tırnakta. Tırnak çağırması deniyor ona. Bakıyorlar, küçük ekran, şöyle dörtgen ekran şeklinde, net görünüyor cinler. Alenen görünüyorlar. Yani direkt onlardan bilgi alıyor, doğrudan alıyorlar. Öyle karışık bir şey yok. Ama onlar da mümin muttakileri vardır, kâfirleri vardır onların, gayr-i Müslim olanları var. Fakat Müslüman, muttaki, Allah’tan korkan bir insana cinin güçleri yetmez. Öyle bir şey yoktur. Öyle bir şey yoktur. Ayet-el Kürsi okursa bir insan tamamdır, yani uzaklaşır. Nas Suresi, Felak Suresi okunduğunda yine uzaklaşır. Mümin, muttaki insanlara cinlerin etki ettiği görülmemiş, inşaAllah. Bir şeyleri olmaz. Böyle vesveseli, imanı zayıf, aklı zayıf kişilerle oturup dalga geçerler, alay ederler. Onlarla şey yaparlar. Onun için onlarla hiç muhatap olamazlarsa konu biter. Fakat bizim çağırdığımızda mesela, çok detaylı bilgi vermişlerdi. Hakikaten sonra teyit ettiğimizde, arkadaşımız bulunduğunda. Mesela bak, “minibüste” dedi; bu doğru çıktı. “Minibüsün arka kısmında elini, ayağını bağlamışlar” dedi, “ağzı bantlı” dedi; o da doğru çıktı. “Yolda” dedi, “arabayı değiştirdiler” dedi, “başka bir arabaya aldılar” dedi, arabanın modelini de verdi hatta; o da doğru çıktı. ”Şimdi” dedi, “bir eve götürdüler” dedi, “metruk bir ev. Evde tutuyorlar şu an” dedi; o da doğru çıktı. Hepsini doğru bildirdi. Hatta kaçıranlar demişler; “biz aramızda konuşmayalım, onun cinlerle bağlantısı var” demişler, “konuşmalarımızı da duyar” demişler. O da çok acayip. Hâlbuki zaten eylemi bildiriyor cin, sırf konuşma değil. Ayrıca yani öyle bir konu olmaz zaten, inşaAllah. Eylemi bildirmesi yeterlidir.
HATİCE: Benim bu soruyu sormamdaki sebep; Hocam, benim bir arkadaşım vardı. Arkadaşım erkek. Musallat olduğunu söyledi böyle bir üç harflinin. Hatta kapısına kadar gelmiş. Ayakları dediğim vaziyetteymiş. Ondan sonra, bana anlatıyordu. Hatta benim o zamanlar patronumun köpeği kaybolmuştu. “Ben biliyorum, sorarım üç harflime. O, yaşıyorsa ya da ölüyorsa bana bir şekilde bilgi verir” demişti. Şu an ne kadar doğru ne kadar yanlış bilmiyorum. Belki de çok büyük bir aldatmacanın, kandırmacanın içine girdim, bilmiyorum. Sorduğumda; “bir tanesi yaşıyor, bir tanesi öldü” dedi. Hakikaten bir tanesi geldi patronumuzun evine. Bana “eğer beni kandırıyorsa ben onu cezalandırıyorum” diyordu. O yüzden sordum Hocam.
ADNAN OKTAR: Yok cinler zaten ürkektirler. Allah’tan çok korkarlar. Ayetle terbiye edilmeleri gerekiyor, ayetle eğitilmeleri, Cin Suresi’nin okunması, eğitilmeleri, imanlarının güçlü hale getirilmesi. Şahsın dürüstlüğüne ve samimiyetine inanırlarsa, candanlığına inanırlarsa yardımcı oluyorlar. Ama hakikaten faydalı ve önemli bir konuysa yardımcı oluyorlar. Mesela bizim arkadaşlarımız çağırdıklarında net gelir ve teyit ettirerek. Ben sağlamasını yapmadığım olayla zaten ilgilenmem. Yani bizzat sağlamasını yaptığım olayları anlatıyorum ben. Ben nakil olarak pek inanmıyorum işin doğrusu o tip şeylere. Yani ne anlatırsa anlatsın, inanmam. Sağlaması olacak bana, sağlam, benim gördüğüm sağlaması olacak; o zaman inanırım. Ki ben bizzat sağlamasını yaptım; doğru, net. Zaman zaman da çağırdığımızda zaten cinin doğru olup olmadığını anlamak için ben rakamları soruyorum önce uzun uzun, yani her harfi doğru söylemesi. Doğru söylediğine inandığımda; “tamam” diyorum, “bu mümin.” Yoksa ben oturup onlarla vakit geçirmeye hiç niyetim yok. Boş işlere girmem ben. Ondan sonra çok önemli bir konu varsa, özel bir istihbari konu varsa onu soruyorum. Onu da hakikaten doğru söylüyorlar. Ve yormuyorum da. Mesela cinleri yormak da doğru değildir. Çünkü hakikaten bitap oluyorlar, çok yoruluyorlar. Ama sevgileri bana çok yoğundur. Bak, tekrar ediyorum; çağıranlar bir sorsunlar, dünya çapında sorsunlar.
HATİCE: Peki size kötü anlamda bir etkisi oluyor mu Hocam çağırdığınız zaman?
ADNAN OKTAR: Yok, cinler sevgi dolu varlıklardır, güzel varlıklardır, mazlum, gariban. Onlar şehirlere şaşırıyorlar, insanlara şaşırıyorlar. Aslında onlar hayret ediyor. Evlerde yaşar onlar genellikle. Evlerde, köşelerde ailece çoluk çocuk yaşarlar. Kimseye de bir zararları olmaz onların.
HATİCE: Üç boyutta yaşıyorlarmış diye biliyorum.
ADNAN OKTAR:Evet. Yani biz üçüncü boyuttayız, onlar dördüncü boyutta oluyorlar. Onlar bizi dördüncü boyuttan görürler; başka bir boyut yani. Bir ikinci boyut vardır, bir üçüncü boyut vardır, bir dördüncü boyut vardır. İnsanlarla zarı zoru olmaz onların. Ama böyle zulmedenlere, zalimlere musallat oldukları olur.
HATİCE: Biz evde Hocam yani nasıl tedbirler almalıyız onlara karşı?
ADNAN OKTAR: Vicdanın temizse hiçbir şey olmaz.
HATİCE: Anladım.
ADNAN OKTAR: Samimiysen, samimi, temiz, vicdanlı insana dokunmaz onlar. Kalbi bozuklara musallat olurlar, vicdanı bozuklara musallat olurlar. Yani hiç mümin muttaki bir adama musallat olduğunu gördünüz mü? Olmaz. Kıyamazlar, şefkatle yaklaşırlar. Öyle bir şey olmaz.
HATİCE: Ama başkaları tarafından olursa?
ADNAN OKTAR: Başkası yaparsa gider onu yapana musallat olur. Yani kim onu oraya sevk ediyorsa gider ona musallat olur. Çoktur öyle. Böyle aklını oynatan cinci çoktur. Gider ona musallat olur. Mesela büyü yapar; gider ona musallat olur.
HATİCE: Bundan kastım onlardı.
ADNAN OKTAR: Tabii tabii, yok. Mesela adam gidiyor hakikaten diyor; “falancaya git, kötülük yap” diyor. Cin çağırıyor. Cin de tabii mümin muttaki oldu mu bakıyor; alçak, çok samimiyetsiz, kiralık katil gibi onu tutmaya kalkıyor. Gidip o da onu boğuyor bu sefer yani aklına zarar veriyor. “Cin çarpmış” derler ya, işte onun için, inşaAllah. Dürüst olacak, güzel huylu olacak. Allah’ı seven, Allah’tan yana olan, samimi olan bir insana hiçbir şey olmaz. Hep Allah’ın korumasında olacak, vicdanın temiz olacak, Allah’a teslim olacaksın, Allah’a şirk koşmayacaksın, bütün gücün Allah’tan olduğunu bileceksin, cinlerin gücünün Allah’tan olduğunu bileceksin, cinin tecellisinin Allah’ın tecellisi olduğunu bileceksin. Cini çünkü Allah’tan ayrı zannedersen o şirk olur. Cin geldiğinde bilgi veriyorsa o, Allah orada tecelli ediyor demektir. Cinde Allah tecelli eder. Bilgi veren Allah’tır, cini vesile eder Allah. Ama adam diyor ki; “cinin ayrı gücü var” diyor. Allah diyor; “cinlere tapıyorlar” diyor; ayette var. “Onların üstünü kabuk gibi kaplatırız” diyor. “Artık cinler onlara musallat olurlar” diyor Allah ayette. Yani “onlara tabi olurlar onlar” diyor, “cinni şeytanlara.” Müslüman’da böyle bir sorun olmaz, inşaAllah. Sen kalbini temiz tut, Allah’tan yana ol, candan ol; hiçbir şey olmaz. Bir de benim bulunduğum mekânda öyle it kopuk olmaz, söyleyeyim.
HATİCE: Tamam Hocam,biraz rahatladım.
ADNAN OKTAR: Allah’ın dilemesiyle, Allah’ın isteğiyle, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Milas’tan bir kardeşimiz yazmış. Mustafa Samut; “Allah rızası için bize yardım edin” diyor. “Kafaca Köyü.” Tabii ki, inşaAllah. “Esselamun Aleykum ve Rahmetullah.” Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Sayın Muhammed Adnan Hocam, sitenizin adresini Bodrum’da ikamet eden bir öğrenciden aldım, Allah rızası için yardımınıza ihtiyacım var.” Estağfurullah, biz bütün Müslüman kardeşlerimizin emrindeyiz. “Muğla ile Milas ilçesinin Kafaca Köyü’nden Mustafa Samut isimli vatandaşım. Köyümüze on beş kilometre uzaklıktaki Ova Kışlacık Cinni Dere mevkisinden Hüseyin Dere isimli şahıs, on dört yaşındaki Ümmühan isimli kızımı kaçırdı ve halen alıkoymaktadır. ” Bu zaten kamu hukukuna girer, çok ağır suçtur. Yani alıkoymak bir suç. Bayağı ağırdır cezası, babası şikâyetçi bile olmasa çok şey. “Olay 2 Kasım 2010 tarihinde vuku buldu. Olay önce muhtara, jandarmaya, savcılığa, Muğla İl Alay komutanlığına, şahsen TBMM’ye ve araştırma komisyonuna, Genelkurmaya ve Başbakanlığa da dilekçe ve faksla bildirerek yardım istememe rağmen elli gündür kızımı bu zalimlerden kurtaramadığım gibi hayatından endişe etmekteyiz. O günden beri perişan ve acz içindeyiz. Değerli Hocam sizden başka sığınacak ve gidecek kapımız kalmadı. Allah rızası için bize yardım edin.” Şimdi bu nasıl olur? Adam, eğer belliyse yeri, mekânı belliyse şimdi şöyle olması lazım; adam da yok, o hanım da yoksa almış kaçırmış başka bir mevkiye götürmüştür. O zaman şöyle olabilir; resimlerini televizyonlarda yayınlatabiliriz. Çünkü şahsın eşkâli ve çocuğun eşkâli oldu mu dışarı çıkamaz onlar. Çıktıysa -mutlaka bir yerlere gitmiştir- görenler hemen tanırlar. Eşkâl çok önemlidir. Onun için resimlerini gönderirse kardeşimiz, olayı tam anlatırsa. Mekânında adam o hanım kızı bırakmıyorsa bu olacak iş değil. Yani böyle bir şey olmaz. Ama benim dediğim gibi benim tahminim. Her ikisi de ortada yoklar herhalde. Böyle bir durumda en güvenilir olay eşkâl bildirilmesidir. Yani fotoğraflarının bütün kamuoyuna bildirilmesi ve gören bilenlerin hemen ilgili karakola veya savcılığa bildirmesidir. Çözüm bu olur Mustafa Kardeş. Eğer mümkünse bize fotoğrafını gönder. Diğer televizyon kanallarına da rica ederiz, onlara da dağıtırız; onlar da yayınlar. Basında da yayınlanabilir, basına da dağıtabiliriz. Gazeteler kabul ederler çünkü sosyal bir olay olduğu için.
HATİCE: Çok böyle vakalar var ama Hocam, görüyorsunuz.
ADNAN OKTAR: İnanılır gibi değil. Mesela benim yetkim olsa bu, yerin altına girse yine bulurum, Allah’ın izniyle. Ne alaka yani? Elimle koymuş gibi bulurum.
HATİCE: İki tarafın da rızası olan bir şey bu bence. Hocam siz de öyle mi düşünüyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Olabilir de fakat tehlike de olabilir. Şimdi hanım kız, çocuk tehditle de gitmiş olabilir, rızasıyla da gitmiş olabilir. Ama rızasıyla da olsa kanunen zaten suç o. Ama ya rızasıyla gitmediyse ya zulmediyorsa çocuğa; o çok vahim. Biz en kötü ihtimali de düşünmek durumundayız. Onun için kardeşimiz fotoğraflarını gönderirse basına dağıtırız, kanallara dağıtırız. İlgileniriz, inşaAllah.
“Canparem Hocam” diyor. Ne güzel hitap bu, maşaAllah. “Menzil sofisiyim.” Bütün menzil cemaatine hürmetler, selamlar, maşaAllah. Allah yollarını açık etsin. Çok mübarek insanlar, çok temiz insanlar, çok dürüst insanlar. Hep seyitlerden oluşan bir mürşit topluluğu, maşaAllah. “Şu an Seyide Hazretleri Kavacık’ta Tekke Dergâhının içerisindeki yeşil apartmanda ziyarete açık. Sizden ricam, görüşüp fikri desteğinizi göstermenizdir” diyor. “Kıyamet alametleriyle ilgili konuları görüşür müsünüz?” diyor. Tabii ki çok iyi olur. Pazartesi Adıyaman’a gidecekmiş Seyide Hazretleri, Nurdan Hanım söylüyor. Bizim, dergâhtan mürşit efendilerle görüşmemiz var, karşılıklı selam ittihadımız da oluyor. Çok seviyorum o insanları. Bir davet de oldu görüşmemiz için. Ben “bunu söylemeyeyim” dedim ama söylüyorum. Görüşeceğiz, inşaAllah.
“İyi sohbetler Hocam. Geçenlerde Cübbeli Ahmet Hoca’nın bir videosunda Alevilerle ilgili Müslümanlığa uymayan şeyler dinledim. Bunlar doğru mudur? Bu konu hakkındaki düşünceleriniz nedir? Osman.” Bak, benim canım Alevi, benim güzelim Alevi. Bak, insan sevgisiyle dolu, sevgi, şefkatle dolu, dürüst, efendi, tertemiz bir insan. Benim bizzat akrabalarım vardı Alevi. Çok muttaki, koç yiğitlerdi. Ve hep delikanlıdırlar. Hz. Ali (r.a.) gibidir cesaretleri. Allah’ın hikmeti; acayip cesur olurlar Aleviler. Bütün bizim milletimizde vardır Alevi ruhu, Hz. Ali (r.a) ruhu, Resullullah (s.a.v)’in o yiğitliği, maşaAllah. Dolayısıyla Alevilerin aleyhinde konuşanların durumunu görüyorsunuz. Benim fazla söz söylememe gerek yok. Birkaç tane daha önce de vaka vardı, onların durumunu da herkes biliyor. Yani ben ilave daha yapayım mı bunun üstüne, ilave? Aleviler aslandır. Onlar Hz. Ali (r.a.)’ın ruhaniyetini taşıyan koç yiğitleridir. Haysiyetine, şerefine, namusuna çok düşkün olur aleviler. Vatanperverdirler, vatanına düşkündürler. Sıkıysa gelin; mesela bir yabancı işgale kalksınlar, bir şeye kalksınlar; tozlarını çıkarırlar. Bizim bütün milletimizde bu vardır; delikanlı ruhludurlar, izzet-i nefsine çok düşkündür Aleviler. İzzet-i nefsiyle oynadın mı aslanlık yönleri ortaya çıkar. Sanatçı ruhludurlar; her şeye güzel gözle bakar, sevgi gözüyle. Mesela ceylanı görür sever, kediyi görür sever, insanı görür sever; güzel sözü sever, güzel şiiri sever, güzel müziği sever. Allah aşkıyla yanıp tutuşur Aleviler. Alevi budur yani.
HATİCE: Allah’ın verdiği her şeyi severler Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet, maşaAllah. Hakk aşığıdır, Allah aşığıdır.
HATİCE: Çok teşekkür ediyorum.
ADNAN OKTAR: Ben de sana teşekkür ediyorum. Bu güzel ziyaretin için, maşaAllah. Sünni’si, Alevi’si, Caferi’si; hepsi birbirinden güzeldir.
“Selamun Aleykum çok sevgili Seyit Muhammed Adnan Hocam. Hocam, size çok merak ettiğim bir şey sormak istiyorum. Hocam, Mübarek Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri, yanındaki müritlerine Papa’nın elini öpmelerini söyledi. Bunun hikmeti nedir? Çünkü İslami açıdan zahiren bunun çok kolay anlaşılabilir bir yönü yok. Fakat batini olarak bakıldığında Mübarek’in ledünî ilimle bunu yaptırdığını şükürler olsun ki anladım. Ama bunu açıklayamadığım etrafımda birçok arkadaşım var. Onlara bu konu ile ilgili bir açıklama yapar mısınız? Emre Taştan.” Benim canım Hocama kimse bir şey diyemez. Şeyh Nazım Hocam ne yapıyorsa doğrudur, ne konuşuyorsa doğrudur. O benim canım. Sevgi gözüyle, muhabbet gözüyle baksınlar. Ahir zamanın ehemmiyetli bir şahsıdır Şeyh Nazım Adil el Kıbrısi Hazretleri. Ne biliyorsunuz kimin, kimin talebesi olduğunu? Papa olabilir, Cumhurbaşkanı olabilir, Başbakan olabilir. Kimin, kimin talebesi olduğunu nereden biliyorsunuz? Bu yeter mi Berker? Daha başka bir şey söyleyeyim mi?
ALTUĞ BERKER: Yeter Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tamam, inşaAllah. Ankara’dan Atilla Polat; “Hocam Selamun Aleykum.” Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Müsaadenizle benim bir sorum olacak.” Estağfurullah, tabii. “Üstat Hazretleri sayısı milyonları bulan seyitlerin Hz. Mehdi (a.s.)’a yardımcı olacağını söylüyor. Anadolu’muzun her tarafında yayılmış olan seyitlerin birçoğu seyit olduğunu bilmiyorlar. Şu anda sizi canı gönülden takip eden, size inanan ve fikirlerinizi çevresinde yayan kardeşleriniz seyitler cemaati olabilir mi? Ayrıca bir kişi seyit olduğunda nasıl anlayabiliriz? Saygılarımla." Ben seyit olabileceğime ihtimal vermiştim. Yani çünkü görününüm açısından yani kabileden ayrı bir yapısı vardı bizim sülalenin, ayrı bir görünümü var. Soyadından da bir de kuşkulandım; çünkü Arslanoğulları. Hz. Ali (r.a.)'ın lakabıdır biliyorsun Arslan. Öyle bir söz de vardı, yani seyit olduğumuza dair kulaktan gelen flu bir bilgi vardı. Rusya'da görev yapan bir profesöre, buradan Nüfus Müdürlüğünden bütün bilgileri topladım en son aşamaya kadar, teslim ettim. Dedemi Rus Gizli arşivinden buldu. Dedem, Rusların katletmek için sıraya koyduğu seyitlerin içerisinde üçüncü sırada. Seyit, seyitlerin içerisinde. Hatta dedem için diyor ki oradaki yazar; "görünüşüyle" diyor, "çok Avrupai’ydi" diyor. "Hiç benzemiyordu diğer insanlara" diyor. Yani onla ilgili özel kitap yazmış adam, dedemle ilgili. Yani "dış görünümü" diyor, "çok Avrupai bir yapısı vardı" diyor. Sonra onun babasını bulduk, sonra onun babasını... Zincirleme, yaklaşık otuz üç kuşağa kadar gittik. En son Hz. Ali (r.a.)'a dayanıyor, inşaAllah. Arada da seyide, şerife anneler var evlenen, dedelerimle. Kimi seyide kimi şerife anneler var, öyle bir silsile. Oradan anladım ben seyit olduğumu. Ben de bilmiyordum seyit olduğumu. Olabilir, yani kardeşimizin dediği doğru. Mesela konum itibariyle bakıyorum, şüphe ediyorum. Araştırıldığında, iyi emek verilirse, teknik bir çalışma yapılırsa birçok seyit ortaya çıkarılabilir.
ALTUĞ BERKER:Ben yüzünden tanıdığınızı da gördüm Hocam seyitleri.
ADNAN OKTAR:Kaç defa, kaç defa... Mesela bizim bak bu Cihat gelmişti. Yüzüne baktım, "sen seyit misin?" dedim. "Evet, seyidim Hocam" dedi. Yine başka bir yazar gelmişti, bir kitap yazarı gelmişti. Yani çünkü yüzlerce insanla görüşüyorum ben, kimseye demem. Ona baktım, yüzüne. "Sen seyit misin?" dedim. "Evet, seyidim Hocam" dedi. Yine bizim evimize bir ziyaretçi gelmişti, ona sormuştum. "Siz seyit misiniz?" dedim. O da dedi; "seyidim" dedi. Kendilerine has bir yüz ifadeleri oluyor. Daha değişik oluyorlar. Böyle daha nurlu, Avrupai bir yapıları oluyor.
HATİCE: Ben seyit değilim, değil mi Hocam?
ADNAN OKTAR:Sen Hz. Ali (r.a.)'ın manevi neslindensin, veled-i manevisisin. Dolayısıyla manen seyidesin, inşaAllah. Her Alevi her Hz. Ali (r.a.) aşığı manen seyidedir hanımlarda, beylerde seyittir, inşaAllah. Manen Hz. Ali (r.a.)'ı kim seviyorsa seyit olur inşaAllah, manen. Ama genetik seyitlik için teknik araştırma yapılması gerekiyor, o zaman anlaşılıyor.
Ömer Canpolat; “değerli Muhammed Adnan Hocam. Sizin programınızın manevi bir cazibesi var. Sizin ele aldığınız konular, hayatın içinden konular. Yaklaşım tarzınız bize Yunus Emre'yi hatırlatıyor.
Aşksızlara verme öğüt,
Öğüdünden alır değil.
Aşksız âdem hayvan olur,
Hayvan öğüt bilir değil.
Bu şiiri Cübbeli ile..."
Neyse, Cübbeli'ye biz acıyoruz, inşaAllah. Allah hidayet versin. Allah aklını açsın. Şeyh Nazım Hocam diyor ya; "Fındık zanneder, fıstık..." Onu bir yayınlasana, bak tam anlatmış aslında Cübbeli'yi. "Sorum şu; Mehdi (a.s.) kamuoyunun çok yakından tanıdığı biri olmayacak mı? Çok iyi bildiğimiz biri olmayacaksa etkisi nasıl oluyor? Mehdi (a.s.) şu an görevi aldı mı; yoksa gaybet dönemini mi yaşıyor?" Ömer, şimdi konuşsak "hah" diyeceksin bu sefer. Ben de sana "hah" dedirtmemek için bir şey demeyeceğim soruna. Tabii ki Mehdi (a.s.) şu an Bediüzzaman'ın açıklamalarına göre, seyitlerin açıklamasına göre, ulemanın açıklamasına göre, Mehmet Talu Hocamız’ın açıklamasına göre, dolasıyla Mahmut Efendinin açıklamasına göre, Ali Haydar Efendi’nin işaretlerine göre, Şeyh Nazım Hocamız’ın açık beyanlarına göre ve Şeyh Nazım Hocamız’ın mübarek vekilleri ve özellikle Şeyh Yasin Efendi’nin açıklamalarına göre Mehdi (a.s.) şu an elen hayatta. Mehdi (a.s.) elen hayatta olup da görünmemesi, bilinmemesi tabii ki zor. Ama bir harika var da bilinmiyorsa, bilemiyorum. Ama makul olan bilinmesi inşaAllah, yani ortadadır.
-VTR- Şeyh Nazım Kıbrisi Hazretleri, Cübbeli’yi anlatıyor.
ADNAN OKTAR: Yani şu analiz mükemmel, mükemmel. Tam anlatıyor Cübbeli'nin konumunu.
Velilerde akılda fikirde bir gerileme olmaz. Velilerin kerametidir bu. Bir çökme olmaz. Ama cezbe halindeyken konuşmalar insanların alıştığının dışında olur. Manevi cezbe haline geldiğinde, mesela sülukunda onlar ilerlerlerken cezbeye girer, halk fark edemez cezbede. Dolayısıyla bazen küfür sözler de çıkabilir ağzından. Bak İmam Rabbani açıkça söylüyor, küfür söz olarak çıkar cezbe halindeyken. O sülukunu tamamlayıp indiğinde yine eski tavrında devam eder. Tarikat ehlinde bu vardır. Özellikle şeyh efendilerde, cezbe ehli olan şeyh efendilerde bu olur. Hocamız da cezbe ehlidir. O bir manevi makamda oluyor. İnsanlar zannediyor ki o normal bu dünyada zannediyor. Halbuki cezbe halinde olmuş oluyor. Yani şöyle söyleyeyim; uyanıklığı andıran manevi bir rüya halinde oluyor ama dışarıdan sen zannediyorsun ki bağlantısı devam ediyor, öyle değildir. Şeyh Nazım Hocamız bir şey söylediğinde, bir şey yaptığında hikmetle yapar, inşaAllah. Onun sevgi yönüne iyi bakmak lazım. Bak sevgi, şefkat, merhamet, dostluk, insancıllık, değil mi? Onun o asıl öz olan kısmına bakmak lazım. Kabuğa bakan genellikle yatar söyleyeyim. Yani çıkaramayabilir. Kabuğa bakmayacaklar. Öze bakacaklar. Onun bu kadar seveni olması, bu kadar etrafındaki insanlarda meydana gelen o manevi ferahlık ve cezbe hali, o derinlik ve o insan sevgisinin şiddeti, sıcaklığı ve Allah'a karşı sevgilerindeki coşku, onun verdiği manevi elektrik; ona bakacaklar. Konuşmadan her şey çıkarmasınlar. Şimdi Cübbeli ile ilgili mesela konuşmuş. O kelimeleri o seçerek konuşuyor teker teker, hepsi hikmetli. Bana "tefsir et" derseniz, hayret edersiniz açıklarsam. Diyorlar ki mesela; "Papa'nın elini niye yanındaki adama elini öptürdü?" Papa'nın kimin talebesi olduğunu biliyor musun? Bilmiyorsun. O zaman ne konuşuyorsun? Dünyadan haberin yok. Papa'nın külahına aldanıyorlar, inşaAllah. Ahir zamanda olduğumuzu da unutuyorlar. Hüsn-ü zanla baksınlar, inşaAllah.
-VTR- Cübbeli, hapiste hahambaşıyla kaldığını anlatıyor.
ADNAN OKTAR:Şimdi bak orada diyor ki; “yanıma kimseyi vermediler” diyor. Sonra diyor ki; “yanıma hahambaşını verdiler” diyor. “Yok, hahambaşı değil de hahamdı” diyor. Şimdi diyor; “bu katiller falan, her çeşit adam vardı benim bulunduğum bölümde” diyor, “beraber kalabalıktık” diyor, “herkes vardı” diyor. Bunların hangisi doğru kardeşim? Yani bak orada diyor ki; “kimseyi çıkartmadılar yanıma” diyor, “tek başımaydım” diyor, uzun uzun anlatıyor. Orada da; “herkes vardı yanımda” diyor. Bunların bir tane ifadesi, hangisi doğruysa onda bir sabitkadem olsun. Bu kaçıncı ifade değişmesi? Sürekli değişiyor; siyah-beyaz, siyah- beyaz. Adam bak, hahambaşının özelliğine bak, sonradan onu hahamlık rütbesine indirdi yeniden şimdi. Şimdi bir de bakacağız. O devirde oraya haham girmemiş ayrıca, hiç öyle bir şey de yok. Ya bunu “hahamım” diye kandıran biri oldu, bilmiyorum. Yani nasıl bir şey olduğunu da anlamadım. Merkez vaizi yapacak güç; Başbakan bile yapamaz merkez vaizi istediği an bir adamı ve istediği an bunu tahliye edebiliyor. Yani bak, cezaevinden anında tahliye. Adalet Bakanlığı’nın üstünde adam. Başbakan bir insanı tahliye edemez. Adam Başbakanın üstünde bir güç; istediği an tahliye. Ve adam istediği an hapse giriyor ve istediği anda da çıkıyor bu adam, böyle bir güç adam. Yani bu anlattığında Başbakandan daha güçlü. Şimdi, Şeyh Nazım Hocam’ın dedikleri haklı işte, ne diyorsa haklı. Bu hikâyelere ne gerek var? Sürekli çelişen bu hikâyelere ne gerek var? Allah akıl fikir versin. Allah aklını açsın. Evet, Berker’im seni dinliyorum.
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah Hocam. Bir haber vardı. 2017’de deprem olacağına dair İngilizler tarih vermişler. İngiliz Gazetesi Telegraph; 9 Mart 2017’de İstanbul’da deprem olacakmış. “Otuz beş bin kişi ölecek” diyorlar.
HATİCE: Hocam, bu deprem bitmedi bir türlü. Vallahi bitmedi. Her gün deprem yaşıyoruz aslında bu ülkede.
ADNAN OKTAR:Evet, 2017’de.
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam.
HATİCE: Bayağı da bir zaman var.
ADNAN OKTAR:2017’de bir deprem olacak da onların bildiği gibi bir deprem değil.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah. Manevi deprem olacak, manevi deprem inşaAllah. Mehdiyet depremi olacak inşaAllah. Türk-İslam Birliği depremi olacak. Derdine düşmesinler, İstanbul’a hiçbir şey olmaz. Mehdi (a.s.)’ın olduğu yerde hiçbir şey olmaz İstanbul’a. 2017 geldiğinde o gazete kupürünü onlara götüreceğim, inşaAllah. Öyle bir şey yok. Bak daha önce de dediler; “oldu olacak”, “oldu olacak.” Şu an konuşabiliyorlar mı? Ben ne dedim? “Mehdi (a.s.)’ın olduğu yerde deprem olmaz” dedim. Hepsi süt liman oldu ondan sonra. Depremci dedem de sustu. O Kızılderili gibi bir arkadaş vardı, o da her gün söylüyordu; “şu gün şu saat deprem olacak.” Toptan bu şamata kesildi, deprem şamatası. Şimdi dışarıdan ses gelmiş. Dışarıdan şamata yapıyorlar. Bak, bir daha altını çizerek söylüyorum, Kuran ayetine göre de böyledir; tebliğ yapılan bir yerde, hakkın açıklandığı bir yerde, Mehdi (a.s.)’ın olduğu bir yerde deprem olmaz. Başka yerde olur mu? Olur. Ama İstanbul’da deprem olmaz inşaAllah. Olmayacak da inşaAllah.
HATİCE: Hocam, Eyüp Sultan Camii’ndeki yatırlar da çok büyük etken değil mi bu konuda?
ADNAN OKTAR:İstanbul’da büyük depremler olmuştur. Çok büyük depremler oldu. Eyüp Sultan Hazretleri’nin yatırı da burada tabii, bir çok sahabe mezarı da buradadır inşaAllah ama buna rağmen depremler oldu. Fakat tebliğin yapıldığı yani “emri bil marul, nehyi anil münker”in yapıldığı, Mehdi (a.s.)’ın olduğu bir ortamda -Kuran ayetinin işaretine göre de ayrıca- deprem olmaz. Yani büyük, toplu bir felaket olmaz ve olmayacak. Bu sözümü zaten birkaç kere duysalar bir daha söylemezler. Bak ekonomik kriz için de dediler ki; “en fazla altı ayı var” dediler, “en en fazla dokuz ayı var” dediler. Sonra bir yıla çıkarttılar. Ben dedim ki; “lafı uzatmaya gerek yok. Ekonomik kriz yedi yıl sürecek” dedim. Ta dışarıdan haber geldi. IMF’in toplantısı sonucu IMF merkezi açıklama yaptı. “Yedi yıl sürecek” dedi, “ekonomik kriz” dedi. Gidin sorun. Gazeteciler gitsin sorsunlar. Halk da sorabilir. “Arkadaş bunun, bu bilginin kaynağı nedir?” diye sorun bakayım. Bilginin kaynağı benim. Benim söylediğim bilgi. Bunun dışında bilgileri yok.
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Ben de Tevrat, Kuran, hadis benim kaynağım da. Öncelikle Kuran, sonra hadis ve sonra Tevrat, Tevrat’ın bozulmamış kısımları. Ne dediysek çıkıyor. 2014’e kadar devam edecek. O da 2014’te Mehdiyet’e olan sevgi artacağı için, Hz. İsa Mesih (a.s.)’a olan sevgi artacağı için, imanî inkişaf olacağı için bu kasılma çözülecek.
HATİCE: Peki Hocam, bize ne önerirsiniz? Kriz bizi de bayağı bir vurdu, herkesi vurduğu gibi. Biz ne yapalım Hocam? Bize bir yol gösterin.
ADNAN OKTAR:Ahir zamanda böyle bir ekonomik kriz olacağı söyleniyor. Hatta Bediüzzaman’ın da var Risale-i Nur Külliyatı’nda geçiyor. “Şükür ve iktisat bereketiyle” diyor, “karşılık vereceğiz” diyor Bediüzzaman, “şükür ve iktisat bereketiyle.” Allah’a şükrederek ve iktisat bereketiyle. “Türkiye’yi ekonomik kriz etkilemeyecek” dedim ben. “Az etkisi olacak” dedim, “zayıf etkisi olacak” dedim. Aynen dediğim gibi de çıktı, gördünüz.
ALTUĞ BERKER:Nitekim Hocam Avrupa’da şu anda, “Kriz Avrupa’yı kötü vuruyor. Aileler bile iflas ediyor” diyor Hocam.
ADNAN OKTAR:Bak “Avrupa’yı vuracak” dedim, “Avrupa’yı çökertecek” dedim. “Yok, bitecek” dediler. “Bitmeyecek” dedim, “devam edecek” dedim. Devam ediyor, görüyorsunuz. Öyle bilmişlik yapanlar oldu gazetelerde, gördünüz. Benim dediğim doğru çıkıyor. Bak, deprem konusunda da konuştular; benim dediğim doğru çıktı, inşaAllah. Onun için beni iyi takip etmeleri daha faydalı olur inşaAllah.
Bediüzzaman’ın bir şiiri, Sözler ve Şualar kitaplarında olan bir şiir:
Yıkılmış bir mezarım ki, yığılmıştır içinde
Said’den yetmiş dokuz emvat (ölüler) bâ-âsâm (günahlarla birlikte) âlâma (acılar).
Sekseninci olmuştur mezara bir mezar taş,
Beraber ağlıyor hüsrân-ı İslâm’a.
Mezar taşımla pür-emvat (ölülerle dolu) enîndar (inleyen) o mezarımla
Revânım (gidişim) saha-i ukbâ-yı ferdâma (yakın gelecekteki ahiret meydanına).
Yakînim (kesin inancım) var ki, istikbal semâvâtı, zemin-i Asya (Asya kıtası)
Bâhem (birlikte) olur teslim yed-i beyzâ-yı İslâma (İslam’ın en parlak eline).
“Yed-i beyzâ-yı İslâm”; İslam’ın en parlak eli Mehdiyet’tir, Mehdi (a.s.)’dır inşaAllah. Mehdi (a.s.)’ın eline de şiirlerde işaret edilmiştir. “Elleri” diyor, “sanki Hz. Musa (a.s.)’ın elleri” diyor, “beyaz” diyor, “beyaz, bembeyaz” diyor Mehdi (a.s.)’ın eli için.
Zira yemin-i yümn-ü (imanın bereketli eli) imandır,
Verir emn ü eman (emniyet ve korkusuzluk) ile enâma (insanlara).
Bak, “emniyet ve korkusuzluk olacak” diyor, “kesin eminlik olacak” diyor. Bu İslam ahlakının dünyaya hakimiyetiyle olacak olaylardır. Mehdi (a.s.)’ın eline İslam aleminin teslim edileceğini söylüyor. Bütün Asya kıtasının tamamına İslam ahlakının hakim olacağını söylüyor. Mezarının yıkılacağını söylüyor. “Said’den yetmiş dokuz emvat”; ve ölüm tarihini veriyor Bediüzzaman’ın. Bak; “Yıkılmış bir mezarım ki, yığılmıştır içinde”. Yani taşlar yığılmış. “Yıkılmış mezarı” yıkıldı hakikaten, taşlar yığıldı. Aynen yıllarca önce söylüyor mezarının yıkılacağını. Ölüm tarihini veriyor. Hicri olarak veriyor ölüm tarihini. Mehdi (a.s.)’ın elinin beyazlığını söylüyor inşaAllah. Mehdi (a.s.)’ye teslim olacağını söylüyor İslam aleminin inşaAllah. Emniyet ve korkusuzluk hakim olacağını ve kesin bir eminlik oluşacağını söylüyor inşaAllah. Tabii bu şiirin ebcedleri de ayrı, çok manidar. Üstad, Miladi 1960’ta vefat etti. Miladi 1960, Hicri 1379’a tam tekabül ediyor. Bediüzzaman da diyor ki; “yetmiş dokuz emvat (ölüler) bâ-âsâm âlâma”. Hicri 1379 yılında vefat edeceğini söylüyor.
Abdullah Yeğin Ağabey diyor ki; “biz bu şiire bakarak; ‘acaba Üstadımız yetmiş dokuz sene mi yaşayacak?’ diye düşünmüştük. Aynı sene gelince gördük ki vefat edeceği tarihi söylüyormuş” diyor. Sonradan anlamışlar, inşaAllah. “‘Sekseninci olmuştur mezara bir mezar taş’ kıtası, bir sonraki ‘beraber ağlıyor hüsrân-ı İslâm’a’ kıtasıyla birlikte iki işaret veriyor. Birisi; Bediüzzaman hicri 25 Ramazan 1379’da vefat ettikten üç ay sonra 1380’e giriliyor.” 1380 yılına, hicri 1380’e. “Ama miladi 1960 henüz devam ediyordu. İşte aynı sene içinde 27 Mayıs 1960 ihtilali oldu. ‘Sekseninci’ kelimesi bu ihtilale bakar. Zira o tarih bu kıta içinde mana aynı noktada kesişiyor.” “Müslümanlar ağlaşacak” diyor. Yani; “orada hüzünlü bir olay olacak” diyor, “insanlara acı verecek bir olay olacak” diyor, 1960 tarihini veriyor. Yani ihtilalin tarihini de veriyor. Zaten söylüyor Bediüzzaman; “biz gidiyoruz” diyor, “onlar da gidecekler” diyor Bediüzzaman. Yani Menderes’in gideceğini söylüyor, inşaAllah. “İkincisi 1380; 12 Temmuz 1960 tarihinde Üstadın mezar yeri değiştirilerek Urfa’dan alıp Isparta’ya getirilmiştir. ‘Sekseninci’ ve ‘mezara bir mezar taş’ kelimeleri kelamları ile tarihleriyle beraber 1380, yani yeni bir mezar taşına, yani yeni bir mezara sahip olacağına apaçık bir şekilde işaret ediyor Bediüzzaman.” Şiirinde “Sekseninci” ve “mezara bir mezar taş”; “yeni bir mezar oluşacak” diyor “ve o mezarın da taşı olacak” diyor. “Çünkü 1380 tarihinde ‘yıkılıp kaçırılmış yeni mezara bir taş’ manası aynı noktada buluşmaktadır” diyor. “‘Beraber ağlıyor hüsrân-ı İslâm’a’ kıtasıyla 1379’un son günlerinde başlayıp 1380’de şiddetini artıran 1960 ihtilalinin çok menfi olacağını, yani İslam’ın zararına ağlanacağına işaret eder. Öyle de olmuştur. O günleri yaşayan bütün ağabeyler ‘60 ihtilalinde kendilerinin ve sair Müslümanlar’ın çektikleri sıkıntı ve tarasutları hep anlatmışlardır.” Yani asılmasına tabii Müslümanlar’ın çoğu ağlamıştı o zamanlar. Ağlama yoktur İslam’da ama oluyor yani inşaAllah.
Yakînim var ki, istikbâl semâvâtı, zemin-i Asya
Bâhem olur teslim yed-i beyzâ-i İslâm’a.
Said Ağabey diyor ki; “hiç şüphesiz, bir şekilde gerek istikbal semavatı, gerek Avrupa ve Asya, İslam’ın parlak eline” tabii burada “teslim olacaktır” diyor. “Bu müjdeler şimdiden çıkmaya başladı” diyor, “Elhamdülillah” diyor. “İslam’ın parlak eli” aynı zamanda Mehdi (a.s.)’ın elidir inşaAllah. İslam’ı temsilen, inşaAllah.
Zîra yemîn-i yümn-i imândır,
Verir emn ü emân ile enâma.
Said Ağabey diyor ki; “imanın bereketi insanlığa emn ve emniyet, sulh, huzur ve saadet getirecektir.” Yani Mehdiyet zamanında olacak olayları söylüyor. İnsanlığa emniyet, sulh, huzur ve saadet getirecek inşaAllah. Çünkü Mehdi (a.s.) olmadan böyle bir şeyin olması mümkün değildir inşaAllah. “Üstadın bu müjdeleri ve diğer haber verdikleri gibi görülecektir. Asr-ı Saadet’e yakın bir asır yaşanacaktır” diyor inşaAllah.
“Risale-i Nur’da iki tane Eddâî şiiri vardır. Birisi Sözler kitabının sonunda, diğeri Şualar kitabının On Üçüncü Şua’sı içindedirler. Sözler mecmuasındaki Eddâî’de 79, Şualar’ındakinde 69 tarihleri geçer. Bunun hikmetini Üstad Bediüzzaman Hazretleri Urfa’dan Isparta’ya kaçırılan kabrini 1969 yılında bulan Mustafa Bestil Ağabey (Minareci Mustafa) şöyle izah etmiştir; ‘ben Üstadımız’ın Isparta’daki kabrinin yerini vefatından dokuz buçuk sene sonra, 1969’da buldum. Mübarek Üstad’ın yüzünde hiçbir bozulma yoktu. Yalnız bir yerine ilaç dökmüşler, belli oluyordu” diyor. “Başka hiçbir yerinde bozulma yoktu” diyor. “‘Yıkılmış bir mezarım ki, yığılmıştır içinde / Said’den yetmiş dokuz emvât bâ-âsâm âlâma’ diyor Üstad Hazretleri. Üstadın hicri takvime göre vefat tarihi 1379’dur, buna işaret eder. Şualar’daki Eddâî şiirinde ise; ‘Yıkılmış bir mezarım ki, yığılmıştır içinde / Said’den altmış dokuz emvât bâ-âsâm âlâma’demektedir. Üstad Hazretleri burada “altmış dokuz” ifadesiyle, Üstadımız’ın Isparta’daki yeni mezarının on yıl sonra bulunduğu miladi 1969 senesine işaret etmektedir. On sene fark bunu gösteriyor. Minareci Mustafa Ağabey’in izahı böyle” diyor ve devam ediyor. Daha geniş açıklamalar var, onu sonraki programda anlatırız.
SUNUCU:Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri programımıza Mavi Karadeniz Radyo, Aksu TV, Gaziantep Olay TV, Tokat Turhal Super TV ve Radyo, Kütahya Destan TV ve HarunYahya.Tv sitemizden devam edeceğiz.
ADNAN OKTAR: Bir ayet okuyayım. Ra’d Suresi 11. “O'nun (insanın) önünden ve arkasından izleyenleri (takipçileri) vardır, onu Allah'ın emriyle gözetip-korumaktadırlar.” Meleklerin korumasındadır müminler. Cini, şeytanı, geldi mi kovalarlar. “Gerçekten Allah, kendi nefis (öz)lerinde olanı değiştirip bozuncaya kadar, bir toplulukta olanı değiştirip-bozmaz.” Yani Osmanlı’nın neden yıkıldığına da Kuran işaret etmiş oluyor. “Allah bir topluluğa kötülük istedi mi, artık onu geri çevirmeye hiçbir (biçimde imkan) yoktur.” Yani ne Abdülhamit durdurabilir, ne başka kimse durdurabilir. “Onlar için O'ndan başka bir veli yoktur.”
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...
Sizden Gelen Güzellikler
Devamı ...