SUNUCU:Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri programımıza, Mavi Karadeniz Radyo, Aksu Tv, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Kütahya Destan Tv ve www.HarunYahya.Tv sitemizden devam ediyoruz. Buyrun Hocam.
ADNAN OKTAR:Mübarek Hocam neler anlattın ben yokken?
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam. Evrim teorisinin çürümesi bilimsel olarak, iman hakikatleri, İslam ahlakının hakimiyeti inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evrim teorisinde en dikkat edilecek husus; eğer girift taraflara girilirse, adamların eline düşerler, öyle olmaz. Yani detaya girmek doğru değil. Zeminden bakmak lazım. Yani bütün delilleri ortaya koymak lazım. Geniş bir harita üstüne, bütün fosilleri koyduğumuzda, herhangi bir noktada, tek bir noktada evrime dair bir delil oluşuyor mu? 350 milyon fosili bir zemine koyduğumuzda, dışarıdan baktığımızda, böyle bir şey görülüyor mu? Görülmüyor, bitti. Peki protein safhasında, proteinlerin veya kromozomların tesadüfen olması mümkün mü? Bakıyoruz, yani teknik olarak incelediğimizde, bilim adamları da bunu söylüyor, biz de bunu söylüyoruz, mümkün değil, bitti. O zaman “eksik halka bulundu, şu bulundu, bu bulundu”, bunun önü sonu kesilmez. Yer altında, milyonlarca fosil var daha çıkacak olan ve sürekli çıkıyor. Ama hepsinde mükemmel canlılar hep bütün canlılar. Yani hiçbir şekilde yamuk yumuk, eciş bücüş, ara fosil görünümü veren, hiçbir şey yok. Çekirge bulunuyorsa, mutlaka muntazam; pençeleri, ağzı, burnu, göz yapısı, simetrisi, bir kere mutlaka altın oranla yaratılmış olduğunu görüyoruz, simetrik olduğunu görüyoruz, geometrik mükemmellikte olduğunu görüyoruz, teknik açıdan da çok mükemmel dizayn edildiğini görüyoruz. Şimdi burada evrim olmaz. Evrim olması için yani onların iddiası için, her yerinin patolojik olması lazım. Eklemlerinin, kafasının, gözünün, ağzının, burnunun, her yerinin patolojik ve bozuk, mutasyon iddiası yok mu bunlarda? Mutasyon kırar, yıkar, bozar, ezer, geçer. Mesela çok kaliteli bir araba düşünelim, en azından şu şekiller oluşur, yani en hafifinden. Mesela bir mutasyon olur, bu oluşur, bir mutasyon oluşur, sürekli abuk sabuk şeyler meydana gelir. Yani mutasyonun düzgün bir şey getirmesi mümkün değildir. Biz hiçbir şekilde fosillerde yamuk yumuk, abuk sabuk şeyler görmüyoruz. Bakın geometrik düzgünlükte, matematik mükemmellikte, teknik açıdan çok mükemmel dizayn edilmiş, altın oranın mutlaka kullanıldığı, geometrik düzgünlüğün mutlaka olduğu iskelet yapılarıyla karşılaşıyoruz. Biz buna artık evrim diyemeyiz. Mesela en azından kafataslarında, eğer dedikleri gibi mutasyon olsaydı, en azından bu tarz mutasyon bozukluğu oluşması gerekir. Yani bunların arasından onların dediği delillerin ortaya çıkması gerekiyor. Tek bir tane bu tarz fosile rastlanmıyor. Hep mükemmel, düzgün, estetik ve kusursuz fosillerle karşılaşıyoruz. Dolayısıyla, bu adamların söylediklerine, bu gözle bakmak lazım. Yoksa her gün bir laf çıkaracaklardır, her gün onlarla uğraşmak lazım. Genelde değerlendirmek çok önemlidir inşaAllah. Ama biz yine de teknik olarak, çok detay olarak, evrimle ilgili bilgi veriyoruz ki, zaman zaman boş yere bilmişlik yapmasınlar. Yani bu konuları söylediklerinde mutlaka teknik, bilimsel cevaplar alacağını bilsinler diye özellikle ara ara bu şekilde açıklama yapılmasını rica ediyorum.
ALTUĞ BERKER:Ahmet Hakan’ın sizinle ilgili yazıları vardı birkaç gün içinde.
ADNAN OKTAR:Ne diyor?
ALTUĞ BERKER:Sizden “2010’un enleri” diye bahsederken, bazı isimler saymış, sizi de söylemiş. “80’lerde deli diye tımarhanelere kapatıldı” diyor, “hakkında davalar açıldı, 90’larda sosyetik gençlerle atılım yaptı. Masonlara ve evrim teorisine savaş açtı ve en sonunda 2010’da, en tv starı yani televizyon starı unvanını hak etti” diyor Hocam.
ADNAN OKTAR:Star nedir?
ALTUĞ BERKER:Televizyon yıldızı demek istiyor.
ADNAN OKTAR:Yıldıza benzetmiş. İyi güzel. Çünkü Kuran’da da, yıldız olarak belirtilen, güzel anlatımlar var, hadisler var. Bir Müslümana da o şekilde yıldız ışığı gibi ışık saçtığını iddia ediyorsa, faydalı olduğunu söylüyorsa, bu güzel İnşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Bir yazısı daha var Hocam sizden bahsettiği, şöyle diyor: “Yeni eğlencemiz Adnan Oktar’ın internetteki sohbet videoları, Cübbeli Hoca-out, Adnan Hoca-in” diyor.
ADNAN OKTAR:Ne demek o?
ALTUĞ BERKER:Siz daha iyi bilirsiniz Hocam inşaAllah, Cübbeli Hoca eskidi, Adnan Hoca revaçta, gözde anlamında inşaAllah.
ADNANOKTAR:Demek benim anlatımlarım hoşuna gidiyor, etkili oluyor, içini açıyor, kalbini açıyor, kalbine neşe veriyor, sevinç veriyor, inşirah veriyor. Çünkü doğruyu söylüyorum. Ama tabii cümle kurarken, kelimeyi nerede kullanacağını bilmiyor. Mesela hoşuma gidiyor, etkileniyorum anlatımlarından, kalbimi açıyor, inşirah veriyor diyeceğine, “eğlence” kelimesini kullanıyor. Yani hoşnutluğu dile getirecek kelimeyi bulamamış. Ona bir sözlük vereceğim ben, Osmanlıcada da çok fazla söz vardır, o ilgili sözleri bulup, yerli yerince kullanacak. Mesela biz şimdi bu anlatımda, biz burada eğleniyor muyuz, yoksa hoşumuza mı gidiyor? İnşirah buluyoruz değil mi? Sevinç buluyoruz, kalbimizi açıyor, dimağımız rahatlıyor, dimağımızda bir ferahlık meydana geliyor. Bu, bu şekilde anlatılır. Eğlence ayrıdır. Müzik falan olur ona eğlence denir. Ama yine de ne demek istediğini anlıyoruz, ama inşaAllah dillenir, daha da bilgisi artar, kelime hazinesi artar, daha iyi ifade eder inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Bugünkü yazısında da; “Müslümanlar arasında, eskiden fikir ayrılıkları, aykırılıklar, isyan ve çeşitlilik vardı. Ancak bugün durum çok farklı” demiş Ahmet Hakan. Bugünün Müslümanlarının orta bir çizgiye gelmelerini eleştirmiş, “hepsi ılımlı, muhafazakar, Ahmet Davutoğlucu, Yeni Osmanlıcı, birlik-beraberlikçi oldu” diyor. “Kısaca İslamcılar arasında, çeşitlilik, birlik ve beraberlik sağlandı, ihtilaf sona erdi. Ancak bununla birlikte, vicdan ve adalet duygusu da yok oldu” diyor.
ADNAN OKTAR:Ne demekmiş o? Sen ne anlıyorsun bu demek istediğinden? Neyi amaçlıyor?
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam. “Hepsi hükümet yanlısı oldu, hepsi bir oldu”, biraz böyle eleştiriyor kendi üslubuyla, o anlamda hükümet yanlısı oldu, o yüzden bir oldu” gibi söylüyor, ama.
ADNAN OKTAR:Müslümanların, inananların, Türk Milliyetçilerinin, Türk aydınlarının çekindiği; iddia edilen Ergenekon örgütüdür. Yani ona karşı bir ittifak, bir savunma refleksi gelişmiştir. Psikolojik olarak azizdir insanlar canını, malını, ailesini, vatanını, toprağını korumak için, ittifak ediyor. İddia edilen Ergenekon örgütü, çünkü çok büyük bir yapılanma, dev bir yapılanma, mecburen herkes ittifak edecektir. Ama asıl ittifak, Mehdi (a.s.) zamanındadır. Yani şu anki ittifak, sathi ittifaktır. Çünkü ayrılar zaten ayrılar, bölünmüşler. Ne zaman olur bu? Ancak Mehdi (a.s.) zamanında, İsa Mesih (a.s.) zamanında inşaAllah.
“Selamun aleykum. Ey Allah’ı anlatan güzel Hocamız” diyor. Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. Sizlere de iltifatlar etmiş kardeşimiz. “Letafetleriyle, nezaketleriyle vazife yapıyor kardeşlerimiz” diyor. “Ayetlerle şeytandan Allah’a sığınarak, bizlere iman hakkikatlerini anlatıyor. Siz ne güzel topluluksunuz, Allah dedikçe, nurunu arttırıyor maşaAllah. Allah’a emanet olunuz” diyor. Hanım arkadaşımız yazmış inşaAllah.
“Sevgili Muhammed Adnan Hocam. Sizi çok seviyorum inşaAllah. Size daha layık olabilirim ama Hocam size bir konuda istirhamım var” diyor. Cübbeli ile ilgili düşüncelerimi sormuş. Cübbeli ile ilgili zaten olay gördüğüm kadarıyla, emniyete, savcılığa intikal etmiş. Polis bayağı güzel çözer. Hiç dertlerine düşmesinler. En mükemmel şekilde çözer, ki şu anki laboratuvar imkanları, teknik analiz imkanları, dinleme imkanları çok yüksek. Eski gibi değil. Mesela orada, farz edelim birisi, saç telini bile düşürmüş olsa bulur, tespit ederler. Orada emniyete güvensinler, polisimize güvensinler. Salih İlker kardeşimiz, gönlün müsterih olsun inşaAllah, en ince detayına kadar kahraman polisimiz çözecektir göreceksiniz, yakın bir zamanda vazahata kavuşturur, gönlünüz rahat olsun inşaAllah.
“Selamun Aleykum Hocam.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. Selam veren herkese, Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Önceki gün sohbetinizde, İttihad-ı İslam’ı çağırarak dediniz ki; “bu dönemdeki şahıslar önemlidir. Bediüzzaman’ın talebeleri hayattayken yani Mustafa Sungur, Fethullah Gülen gibi salih insanlar hayattayken, Türk-İslam Birliği’ni kurmalıyız. Bunlardan sonra böyle zatlar gelmez.” Muhterem Hocam, sizin gibi birleştirici düşünen birini tabii ki Allah öne çıkarır.” Yani hüsn-ü zan güzel de inşaAllah, bir ağabeyimizi, bir büyüğümüzü, Türk İslam Birliği’nin, Allah lideri yapsın inşaAllah. Biz de onlara tabi olalım inşaAllah. Ama dikkatlice baksınlar. Yani bu insanlarla, yeni gelen neslin arasında bir fark var. Akıllarını iyice başlarına alsın herkes. Bu değerli insanların, bu son Osmanlıların iyi değerini bilelim, kıymetlerini iyi bilelim. Yani bir daha böyle alimlerin gelmeyeceği açık. Mesela Mustafa Sungur Ağabey’in kıymeti çok iyi bilinmesi lazım. Onun her türlü sırrını ondan almak lazım. Abdullah Yeğin Ağabey gibi bir insan bir daha gelmez. Senelerce çile çekmiş, sürekli hapishanelerde yatmış, her ile gittiğinde, sürekli ilin dışarısına çıkarılmış, çilelerle acılarla yoğrulmuş bir insan. Bir daha böyle bir insanla karşılaşmak çok zordur. Said Özdemir Ağabey bunlar çok önemlidir, seyyid Salih Özcan Ağabeyimiz çok önemlidir. Değerleri iyi bilinsin. Bu ağabeylerimizin bir kısmı unutulmuştur. Yani çok büyük utanç vesilesidir unutanlar için, çok büyük utanç vesilesidir. Mesela bir toplantı oluyor, oturuyorlar, değerli bir ağabeye bakıyoruz, hiç alakasız köşede bir yere koymuşlar. Şeref koltukları tabir edilen yerlere, önemli gördükleri yerlere oturtmuyorlar. Bu çok acı bir olaydır, çok anormal bir harekettir. Ve kısmı da unutulmak istenen insanlardır. Veyahut bir kısmının da üstüne gidiyorlar. Son olarak Erbakan Hocamızı, buhar haline getirmeye kalkacaklardı, son anda Elhamdülillah müdahale ettik, bütün ihtişamıyla, o son Osmanlı da ortaya çıktı. Bunlar çok değerli, büyük insanlar. Ve mücahitlik ruhunu, dava ruhunu, heyecan ruhunu bizlere çok güzel yansıtan, güzel örnek olan insanlar. Bu insanların eğer değerini bilmezsek, çok çok vahim olur. Onlar hayattayken, mutlaka Türk İslam Birliği’ni oluşturup, onların bu mutluluğu, bu saadeti görmelerini sağlayalım. Yani mutlaka görsünler. Onlar göremezse, onlar vefat ederlerse, vefatlarından sonra oluşursa, bu benim rızam içinde olan bir konu değil. Yani ben onların mutlaka bu sevinci, bu bayramı görmelerini istiyorum inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Risale-i Nur ile ilgili yeni internet siteleri, sizin eserlerinizden, anlatımlarınızdan, onu gösteriyorum inşaAllah. www.RisaleiNurEnstitusu1.com, www.RisaleHaber1.com, www.Risaleara1.com ve www.SorularlaRisale1.com.
ADNAN OKTAR:Evet güzel. İçeriği hakkında biraz bilgi ver.
ALTUĞ BERKER:Sizin canlı yayından sohbetleriniz var, Bediüzzaman Hazretleri’nin vekillerinin, gerçek Risale-i Nur talebelerinin, Hz. Mehdi (a.s), Ahir zaman ve İttihad-ı İslam ile ilgili sözleri, anlatım videoları var. Yan tarafta da bazı Nur talebelerinin yanılgılarına cevaplar var ve Risale-i Nur Külliyatı’nda yapılan değişiklikler ile ilgili bölümler var, bunlar videolar şeklinde. Anlatımlar var Ahir zaman ile ilgili Risale-i Nur’dan, sizin anlatımlarınız var röportajlardan, kitaplar var Bediüzzaman ve Ahir zaman ile ilgili sizin eserleriniz, ve yine hazırlatmış olduğunuz belgeseller var, Bediüzzaman ile ilgili ve Ahir zaman ile ilgili inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bir daha internet sitelerinin isimlerini sırayla söyle. Çünkü araştırma yapacak kardeşlerimiz, özellikle son günlerde söylediğimiz, araştırmaları, yazıları hazırlayan kardeşlerimiz için çok önemli kaynak olan yerler.
ALTUĞ BERKER:www.SorularlaRisale1.com, www.Risaleara1.com, www.RisaleHaber1.com, www.RisaleiNurEnstitusu1.com.
ADNAN OKTAR:Burada çok geniş, çok kapsamlı Risale-i Nur’daki her türlü bilgiye ulaşabilecekleri gibi, açıklamalar, anlatımlar var ve tahrif edilmeden, doğru olarak tam kesin kaynaklardan, kesin açıklamalarla var inşaAllah.
Evet söyle Berker.
ALTUĞ BERKER:Bugün Milliyet Gazetesi’nde, Aslı Aydın Taşbaş, normalde Türk İslam Birliği idealine karşı yazılar yazan bir ve batıdan uzaklaşılmaması gerektiğini iddia eden bir yazar. Ancak “Başbakan Erdoğan ve Abdullah Gül’ün arabaya binerek, Zerdari (Pakistan Cumhurbaşkanı) ve Karzai (Afganistan Cumhurbaşkanı) ile, Dolmabahçe Bezm-i Alem Valide Sultan Camiine, Cuma namazına gittiği resmine bakarak, büyük bir gurur duyduğunu” yazmış. “Dünyada bu fotoğraf karesini verebilecek, birbirine uzak bu iki lideri, bir arabanın içinde buluşturup, Cuma namazına götürebilecek tek ülke Türkiye’dir” demiş. “İşte bu yüzden ne olursa olsun Batı, Türkiye’den asla vazgeçemez” demiş Hocam.
ADNAN OKTAR:Aslı Aydın Taşbaş, helal olsun bak delikanlı kızmış maşaAllah. Böyle güzel insanların sayısının artması çok güzel. Dürüstçe, delikanlıca Müslüman Türk evladına yakışacak bir üslupla, yiğit bir genç kız üslubu göstermiş, çok güzel.
ALTUĞ BERKER:“PKK’lı yüzü maskeli bir grup, taşlarla ve sopalarla Veli Baba Cem Evi’ne saldırmış. Cemevi’nin taşlandığını duyan Aleviler de, bir grup oluşturarak, Kürt vatandaşlara ait evleri taşlamaya başlamışlar. Alevi ve Kürt vatandaşlarımız arasında çıkan çatışma, polislerin müdahalesiyle engellenmiş. İstanbul’da Küçükçekmece’de.”
ADNAN OKTAR:Şimdi Alevi kardeşlerimizin Cemevi, camii hükmündedir, ibadethanedir. Orada Allah’ı anıyorlar, Peygamber (s.a.v.)’den bahsediyorlar. Hz. Ali (r.a)’dan, 12 imamdan bahsediyorlar, güzel ahlaktan, sevgiden bahsediyorlar, Allah aşkıyla coşuyorlar. Şimdi oraya it kopuk takımının gelip, “buradan bayrağı kaldırın” demesi, tabii ki o koç yiğitleri, o delikanlıları rahatsız etmek amacıyla inşaAllah. Onlar da kendilerini orada nefsi müdafaa içerisinde bulmuşlar ama ondan sonraki kısım olmaz. Çünkü Kürt kardeşlerimiz, onlar da bizim canlarımız, biz bilmeyiz ki hangi evde kim var, ne var. Velev ki PKK’lı bile olmuş olsa, mutlaka onu polisin, devletin kollu kuvvetlerinin engellemesi lazım ve gereğini yapması lazım. Onlar polise bildirmekle mükellefler. Ama polisin de tabi, burada, biz polisimize güveniyoruz ama daha olayı sıkı tutması lazım. Mesela Cemevlerinde mutlaka polis kapıda beklesin eğer kardeşlerimizi rahatsız etmezse, eğer tedirgin olmuyorlarsa bulunsun ve anında müdahale etsin. Vatandaşın kendi kendini savunmaya mecbur kalması olmasın. Gönlümüz bunu istiyor. Aleviler söyledim delikanlıdır daha yeni söyledim. Yani tam anlamıyla delikanlıdırlar. Öyle bağırtıdan, çağırtıdan, şamatadan, şehit edilmekten, şundan bundan hiçbir şeyden çekinmezler. Tanımadılarsa tanısın PKK. PKK’nın tozunu dumanına katar onlar. Acayip koç yiğittir onlar. Ama mutlaka kolluk kuvvetlerle yapılması gerekiyor. Yani meşruiyet zemininden hiç dışarı çıkmamak gerekir. Ama mesela askere almış olsan, hakkını verir yani öyle söyleyeyim tam hakkını verir. Kürt kardeşlerimiz de, onlar bizim canımız, ciğerimiz, dünya efendisidir onlar. PKK ile Kürt kardeşlerimizi çok iyi ayırt etmek lazım. Çünkü bilmeden masum bir Kürt kardeşimizin evine de taciz olabilir, rahatsız etmek olabilir. Velev ki PKK’lıysa bile, polis yakalasın, ilgili kanun maddelerine göre teczih edilsin. O şekilde olacak. İnşaAllah bir daha olmaz ama Cemevlerini iyi koruyup-kollamamız gerektiğini de açıkça görmüş oluyoruz. Ama bayrağa söz ettirmemeleri, onların delikanlılığını gösteriyor. Görüyor musunuz Alevileri? Daha yeni söyledim, delikanlıdırlar dedim, işte kastettiğimi gördünüz. En hafifinden böyledir. Ben Ankara’dan da biliyorum, hep delikanlıdırlar. Ankara’da da vardı Alevi kasabaları, köyleri vardı Ankara’ya yakın. Tokat’tan da bilirim, öyledirler, yiğittirler inşaAllah. Ama en güzel yiğitlik tabii demokrasi, hukuk içerisinde kalıp, akılcı hareket etmektir, fitneden ve kargaşadan kaçınmaktır. Ama ani bir durumda tabii ki can havliyle, nefsi savunma vardır. Yani bir anda polisi çağıramazsın ki sen ani durumda. Tabii ki nefsi savunma olacaktır. Ama hemen akabinde, polisi devreye sokup, devamını getirmek lazım. Nefsi savunmada da abartmaktan kaçınmak lazım. Çünkü Kuran’da; “abartılı hareket etmeyin” diyor Cenab-ı Allah. Allah’ın inayeti altında Aleviler. Çünkü onlar Mehdi (a.s) sevgisiyle kalpleri coşmuş, Ehl-i Beyt sevgisiyle kalpleri coşmuş, Mehdi (a.s)’ın mübarek evlatlarıdır, Hz. Ali (r.a)’ın mübarek evlatlarıdır, gönülleri çok rahat olsun inşaAllah, onlar bizim canımız, tüylerine dokundurmayız EvelAllah.
ALTU BERKER:Yiğit Bulut, HaberTürk’teki bugünkü yazısında; “Aydın Doğan, kızları, damadı ve Ertuğrul Özkök’ün bir toplantı yaptıklarını” söylemiş ve “bu toplantıda şöyle bir karar çıktığını iddia etmiş: “Yargı bizden yana görünüyor, seçime kadar oyalar, hele bir de koalisyon çıkarmayı başarabilirsek yola devam ederiz.” Satacaklardı medya gruplarını Allahualem.
ADNAN OKTAR:Koalisyon olursa kurtarırız mı diyorlar?
ALTUĞ BERKER:Allahualem Hocam.
ADNAN OKTAR:Niye ki koalisyon hükümeti olduğunda, legal bir hükümet olacağına göre, diğer partiler de son derece akılcı, kanun ve hukuka uygun davranacaklarına göre, kanunsuz bir iş yapmayacaklarına göre nasıl bir güven oluyor ki bu? Kanun mutlaka işleyecektir. Değil mi? Kanun hukuk mutlaka işler. Kanun ve hukuka titiz olmak, son derece hayati bir konu. İnşaAllah. O konuda çok özen göstereceğiz inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Ebubekir Sifil Hocamız’ın Milli Gazete’deki yazısında; Nur Cemaatinden kardeşlerimize yönelik bir eleştiride bulunmuş. Şöyle demiş yazısında: “Bediüzzaman’ı belirli bir cemaatin referansı olarak gören kişiler, bu cemaate mesafeli olunca, Bediüzzaman’a da mesafeli duruyorlar. Ancak böyle bir kanaatin oluşmasında elbette o cemaatin de bir payı var” demiş. “Bu cemaat mensuplarının, Bediüzzaman’dan başka bir alim yokmuş gibi davranması, 1400 yıllık geçmişi ve bu zaman içinde vücut bulmuş ilmi müktesebat ve pratiği birkaç ciltlik esere hapsetmesinin, böyle bir durumu ortaya çıkarması normaldir” demiş.
ADNAN OKTAR:Evet yorum yap.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam. Nur talebesi kardeşlerimiz, diğer İslam alimlerinin, diğer müceddidlerin eserlerinden de istifade etmesi lazım. Sadece Risale-i Nur olunca, bu sefer tarafgirlik oluyor gibi demiş galiba.
ADNAN OKTAR:Dün bana Tataristan’dan talebe grubu geldi. Bayağı nurlu, çok sevimli çocuklar, böyle hoş görünümlüler. Çok efendi, çok nezaketli, saygılı, bana karşı sevgileri de çok şiddetli maşaAllah. Sordum, hep Fethullah Hocamın okullarında yetişmişler. O çok hoşuma gitti. Demek ki güzel hizmet yapıyor Fethullah Hocamız. Yani bir kere daha teyit etmiş oldum. Çünkü Tataristan’da bu kadar dindar gençliğin yetişmiş olması çok çok güzel. Peki dedim benim kitaplarımı yasaklamıyorlar mı size dershanelerde? Çünkü ben Mehdi (a.s) gelecek diyorum, Hz. İsa Mesih (a.s) gelecek diyorum, şahs-ı manevi’ye karşıyım ben, öyle bir şey yok dedim. “Hocam” dedi, “oralarda o kadar sıkı değil Tataristan’da” dedi. “Buralarda öyle olmuyor” dedi, “rahatça okuyabiliyoruz, üzerimizde baskı yok” dedi. Her yerde oluyor demiyorum ama bazı dershanelerde, bazı yerlerde hakikaten çocukları cendereye alıyorlar. Yani “şunu okuma, internete girme.” Peki tamam okumasın, sen bir kitap çıkar, onu okuyalım. Kardeşim ne istiyorsunuz o zaman? Darwinizm’i, materyalizmi eleştiren bir kitap yazdın mı? Yani doyurucu bir eser var mı elinde? Yok. Peki benim yazdıklarımı da okutmuyorsun, sen de yazmıyorsun. Adamın durumu ne olacak? Daha komünizmden yeni kurtulmuş bir ülke ve Tataristan’da Darwinizm ve materyalizm hakim. Komünizme karşı, deccalizme karşı mücadele etmek için önce, maddiyun ve tabiiyyun taununun yerle bir edilmesi. Yani Darwinizm ve materyalizmin yerle bir edilmesi lazım. Varsa kitabın çıkart, yay, biz de yardımcı olalım, o kitapları satın alalım, dağıtalım. “Benim kitabım yok” diyor. Çalışma var mı? Yok. Bizim kitaplarımız olsun diyoruz, “onu da istemem” diyor, deli misin sen? Deccalin eline mi teslim edeceksin bu insanları? Bak o çocuklar, o yasağı kırmışlar, “Hocam bütün kitaplarınızı okuduk, inceledik” diyorlar. Hatta bayağı bir hediyeler de getirmiş, böyle ufak tefek hediye kabul ederim ama öyle pahalı hediye istemiyorum. Tatar takkeleri getirmişler, bir de Kuran getirmişler, çok güzel yeni baskı bir Kuran getirmişler. Mehdiyet’i çok iyi anlamışlar. Ben anlatıyorum Sungur Ağabey’i, olayları, biz anlatıyoruz ya bu konuları, dersleri, Tataristan’da olmalarına rağmen mükemmel yani çok çok iyi biliyorlar. Ve Darwinizm ve materyalizmi ezmeyi de, onun yıkılmasının önemini de çok iyi kavramışlar. Böyle olması lazım, doğrusu budur. Yani iman hakikatleri mesela biz karıncanın hayatını anlatıyoruz, arının hayatını anlatıyoruz. Kardeşim ya sen yap, ya bizim yazdığımız kitaplara müsaade et. Bak sen hazırla, biz seni destekleyelim. Maddi yönden de destekleriz. Yaratılış Atlası tarzında bir kitap yap, evrimi çürüten, biz maddi olarak destekleyelim, kitapları satın alalım, dağıtalım. “Ben yapmıyorum” diyor. Ben yapıyorum, peki bana müsaade ediyor musun? “Sana da müsaade etmiyorum” diyor. Deccale müsaade ediyor musun? “Ediyorum” diyor. Sen kimin taraftarı oluyorsun o zaman? Deccalin taraftarı olursun. Bu konuyu uzatmaya gerek yok. Dürüst davranacaklar, samimi davranacaklar. Benim hiçbir çıkarım yok. Zaten ücretsiz indirilebiliyor benim sitelerimden kitaplar. Dolayısıyla bu çocukları, manevi silahlardan ayrı bırakmak, onları ilim silahından, bilgi silahından, kültür silahından uzaklaştırmak, ellerini bilimsel silahtan uzak tutmak, çok büyük bir zulümdür. Onları silahsız hale getiriyorlar bırakıyorlar ve karşı tarafın rahatça ezebilecek hale getiriyorlar. Onların kendisini savunması için, mutlaka bilimsel silahlara ihtiyaçları var. Gerek paleontolojide, gerek arkeolojide, bio genetikte, mikrobiyolojide, her şeyde ilmi silaha ihtiyaçları var. Biz cephaneliğiz. Bizim sitelerimiz cephaneliktir ve bedava indiriyor cephane. O cephaneyi alıp, cepheye inşaAllah. Nerede Darwinist ve materyalist varsa, nerede vatan millet düşmanı varsa, nerede iddia edilen Ergenekon örgütü taraftarı varsa, nerede diğer sapkın düşüncede insanlar varsa, kafalarına, kafalarına o ışık silahını, o nur silahını kullanacaklar. Dolayısıyla kardeşlerimizden bunu istirham ediyoruz, ya kendiniz yapın, hizmet edin, deccalizme karşı bize güzel ilmi fikir silahları oluşturun veyahut hazır olan bilim silahını engellemeyin.
Ramazan Şahin kardeşimiz, internette Facebook’ta yazmış: “Sayın Adnan Oktar’dan özür diliyorum. Ben Ramazan” diyor. “Bundan birkaç ay evvel, Sayın Adnan Oktar aleyhine, gerçek dışı sözlerde bulundum, internet sitesindeki bir sayfaya yorum yazmıştım” diyor. “Yazdığım yorum maalesef doğru değildi” diyor. “Ben Sayın Adnan Oktar’ı tanımıyordum ve çalışmalarını da bilmiyordum. Bunu kendi eksikliğim olarak gördüm. O yüzden tanımadığım, bilmediğim Sayın Adnan Oktar hakkında böyle bir yorum yazmam çok büyük bir hataydı. Sayın Adnan Oktar’ın avukatları söz konusu yazımdan dolayı savcılığa şikayette bulundular ve bu şikayet üzerine polis tarafından yapılan araştırmada, bu yorumu benim yazdığım tespit edildi, evime polis tarafından baskın yapıldı, gözaltına alındım ve evim arandı ve bilgisayarıma el konuldu. Ben 17.12.2010 tarihinde, emniyette verdiğim ifademde, Sayın Adnan Oktar hakkında yazmış olduğum o yorumumdan dolayı, büyük pişmanlık duyduğumu ve kendisinden özür dilediğimi belirttim. Şimdi bu yazımla Facebook sayfası kanalıyla Sayın Adnan Oktar’dan bir kez daha özür diliyorum. Bu hadise bana Sayın Adnan Oktar’ın eserlerini inceleme ve röportajlarını inceleme fırsatı verdi. Bu vesileyle Sayın Adnan Oktar’ın, çok faydalı çalışmalar yapan, örnek bir insan olduğunu gördüm. Bunu da internet yoluyla, tüm kamuoyuna duyurmayı görev bildim” diyor Ramazan kardeşimiz yayınlamış.
Bakın daha önce de söyledim, beni buna mecbur etmesinler. Yani eleştiri yapsınlar şaka yapıyorlar, hoşuma gidiyor İnci Sözlükteki haytalar, hakikaten bayağı gülüyorum. Çok haytalar, çok cinler. Ekşi Sözlükte de öyle. Yani hakikaten çok espritüel keratalar. Ama hakaret olduğunda, böyle olaylar olur. Beni buna mecbur etmesinler. Hiç hoşlanmıyorum ama mecbur oluyorum. Ne gerek. Ben espriye bir şey demiyorum, şakaya bir şey demiyorum. Hoşuma gidiyor onların neşesi, sevinci değil mi? Ama candan, sevecen bir üslupla olursa bu güzel olur. Ama çirkin şaka, hakaretamiz üslup bu olmaz. O zaman işte adamın evine polis gelir. Götürürler merkeze derler, şey olursun herkese derler. Yani kanuni hakkımı kullanırım ve hiç istemiyorum. Bir insanın evine polis göndermek, onu evinden aldırmak, bilgisayarına el koymak, benim hiç hoşuma giden bir şey değil, istemiyorum. Ama mecburen nefsi müdafaa yapmak durumunda kalıyorum. Bak böyle başka arkadaşlarımız da var, birkaç tane daha var. Böyle bir şey olmaz. Ben hiç kimseye hakaret etmiyorum. Mutlaka ispatlı, delilli konuşuyorum. Ayrıca öyle hayta şakalara bir şey dediğim yok. Ben de gülüyorum yaptıkları şakalara ama usulünü, adabını iyi bilmek lazım inşaAllah.
“Çok sevgili Hocam” diyor. “Gazetede köşe yazarlarının, sizin fikirlerinizi, kendi yazılarında dile getirmeleri gün geçtikçe daha fazlalaşıyor” diyor. “Stalinist ideolojinin PKK’nın bölge kurmak istediği egemenliğin, asıl siyasi formülü olduğunu, PKK’ya karşı olan Kürtlere yönelik sindirme politikasının, bölgede sadece PKK’yı otorite haline getirme amacında olduğu yazıda belirtilmiş. Yani PKK’nın oradaki azgınlığı, şiddeti PKK’yı orada Stalinist düşünceyi hakim etmek için, PKK’nın bir oyunudur” diyor. Seren yazmış. Bunu hangi gazeteci yazmış, Mustafa Akyol. Mustafa Akyol benim eski talebem. Taha Akyol’un oğlu. 15 yıl yanımda kaldı. Dolayısıyla tabii ki etkilenecek 15 yıl. 15 dakika kalsa yanımızda etkilenir. 15 yıl olursa, insaf artık tabii ki etkisi olur inşaAllah.
Şimdi Serdar, Cübbeli ile ilgili emniyet olaya el koydu. Benim de zaten istediğim buydu. Gereğini de yapıyorlar. Türk polisine güvensinler. Her şeyi teker teker, polis döker çıkartır. Cübbeli’nin de gönlü çok rahat olsun. Yani çok hayret edecek bilgilere ulaşır polis, çok çok hayret edeceğimiz, gönlü rahat olsun inşaAllah.
Hocam Selamun Aleykum. Şeyh Ahmet Yasin Hocamızın, sizden bahseden bir sohbeti yeni yayınlandı. Dinledim, orada size atılan iftiralara inanan, Şeyh Nazım Hazretleri’nin tabiriyle, doğruyla yanlışı ayırt edemeyen ahmaklara cevap veriyor. Orada Hocam şunu söylüyor; Mehdi (a.s) sohbetlerine başladım başlayalı, cemaatlerden aldığım tehditler bir yana, devletlerden aldığım tehditler bir yana, başka yerlerden aldığım tehditler bir yana, herkes bana cephe aldı” diyor.” Ne mutlu Şeyh Ahmet Yasin Hocamıza. Demek ki Mehdi (a.s)’ın has talebelerinden. Demek ki Mehdiyet’in tam içinde. Demek ki hak yolda. Çünkü bir göle küçük bir taş atarsan, çok küçük bir dalgalanma olur. Ama koskoca bir taş atarsan, göl adeta havaya kalkar. Şeyh Ahmet Yasin Hocam da, çevresi çok geniş olan, sözü sohbeti yerinde olan, çok sevilen, çok etkili, mübarek bir Şeyh Efendi olduğu için, onun karşıtları da adeta dehşete kapılmış durumdalar. İttihad-ı İslam’ı, Türk İslam Birliği’ni hiç ummuyorlardı, Mehdiyet’i hiç hiç ummuyorlardı, İsa Mesih (a.s)’ın inişini hiç ummuyorlardı, bir de baktılar ki, İsa Mesih (a.s) da inşaAllah yeryüzünde, Mehdi (a.s) da yeryüzünde, hatta İttihad-ı İslam’ın oluşması da an meselesi yani o kadar ilerlemiş ki, dolayısıyla tabii ki Şeyh Ahmet Yasin Hocamıza, kendini bilmeyen bizon kılıklı cahil bazı sığırlar musallat olacaktır. Yaban bizonlarına benzeyen. İnşaAllah. Ne diyelim? Allah hidayet versin, akıllarını açsın, Allah Hocamızı şerirlerin, kötülerin kötülüklerinden korusun, Allah ilmini, feyzini, bereketini arttırsın, çok doğru yolda, bir de çok akıllı bir insan. Yani lafını, sözünü çok iyi bilen bir insan, kültürlü, görgülü, akıllı olduğu, vatanın, milletin değerlerini çok iyi bildiği, Türk tarihini, Türk milletinin güzel özelliklerini çok iyi bildiği, İttihad-ı İslam’ı canı gönülden istediği, Mehdiyet’e aşık olduğu, her üslubundan anlaşılıyor. MaşaAllah. Dolayısıyla böyle üç beş tane yaban bizonunun böğürmesi, Hocamızı rahatsız etmez, Hocam hayvanlardan pek etkilenmez. Onun için tedirgin olacak bir şey yok. Allah sevabını arttırıyor.
ALTUĞ BERKER: Fransa’dan her gün yeni resimler geliyor Hocam, bugün yine geldi inşaAllah. Sizin orada yapılacak konferanslar, büyük bir heyecan meydana getirmiş kardeşlerimizde. Birçok mağazada, dükkanda afişleriniz var Hocam maşaAllah konferansların.
Geçtiğimiz haftalarda İslam karşıtı yürüyüşler yapılmıştı Fransa’da, Müslümanlara karşı da baskıcı bazı uygulamalar olabiliyor hükümet tarafından, o nedenle sizin Fransa’nın beş şehrinde, sekiz konferans verecek olmanız çok mutlu etmiş onları. “Birlik ve beraberliğimizin pekişmesine vesile oldu” diyorlar. Röportajlarınızı yakından takip ediliyormuş Hocam, kitaplarınızı da internette okuyorlarmış. “Hocamız Darwinizm’i bitirdi” diyorlar inşaAllah. Bu resimleri Paris’ten İsa ve Marsilya’dan Mikail isimli kardeşlerimiz çekip yollamışlar. Size çok sevgi saygı ve hürmetlerini iletiyorlar Hocam inşaAllah. Bu vesileyle konferans günlerini tekrar söyleyeyim Hocam inşaAllah. 14 Ocak’ta Nant’da, 15 Ocak’ta Marsilya ve Paris’te, 16 Ocak’ta Paris’te iki tane konferans, 17 Ocak Strazburg’da, 18 ve 19 Ocak’ta Lion’da iki tane konferansımız olacak Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Konferanslar da çaka çaka doluyor maşaAllah Fransız gençler, geçen sefer de çok heyecanlanıyorlar, çok etkili oluyor maşaAllah. Ama önden binlerce Yaratılış Atlası ile en önemli Fransız aydınlarını, önden bir aydınlattık, bilgilendirdik. Yani bunlar detay çalışmaları. Fransa’da çalışmaları daha da yoğunlaştıracağız inşaAllah ilmi çalışmaları, bilimsel çalışmaları. Bir hayli güzel netice alacağız inşaAllah.
Şimdi kardeşlerimiz çeşitli sorular sormuşlar ama biz en önemlilerini araştırıp, bakıyoruz.
“Saygılarımı sunuyorum Hocam” diyor. “Saygıyla ve sevinçle izliyorum, dinliyorum sizi Hocam inşaAllah” diyor. “Hocam sizleri çok seviyoruz, eserlerinizi izliyoruz” diyor. Muhabbet için yazmış kardeşimiz.
“Muhammed Adnan Hocam. Dünyanın ömrünün bir takvim başlangıcından itibaren 7000 yıl olduğu ile ilgili konuyu siz defalarca anlattınız. Fakat ben internette bazı yazışmalara rastlıyorum. “Milyonlarca yıllık fosiller nasıl oluyor” diyorlar. Hocam bu konuyu bir kez daha izah eder misiniz? Mert.” Yani hiç duymamış birisi için tamam da, defalarca anlattığımda artık insaf. Kardeşim Miladi takvime göre biz kaçtayız? 2010. Hicri takvime göre 1432. Demek ki çeşit çeşit takvimler var. Peygamberimiz (s.a.v.) de o devirde kullanılan bir takvime göre, “dünyanın ömrünün 7000 yıl olduğunu, bunun da 5600 yılının geçtiğini” söylüyor. Yani Kıyamet’in vaktini belirlemek için ümmetine bir mesaj vermiş oluyor. 7000’den 5600’ü çıkardığımızda, 1400 kalıyor. Hicri 1400’deki Müslümanlara, Peygamber (s.a.v.)’in bir mesajıdır bu. Sadece Hicri 1400’ün Müslümanları bunu net kavrayabilecek konumdadırlar. Çünkü diğer zamanlarda, daha vakit olduğu için, Hicri 1500’e çok daha vakit olduğu için, Kıyamet’in vaktinin tespiti mümkün değil. Yani hiçbir şekilde mümkün değil. Çünkü bundan 100 sene evvel, 200 sene evvel, 300, 400, 500, 600, 700 sene evvel, 800 sene evvel, 900 sene evvel mümkün değil. Ne zaman mümkün? Mehdi (a.s) devrinde mümkün. Çünkü neden? Hesap kitlenmiş. Bak kilitlenen bir hesap var. 7000’den 5600’ü çıkarttığımızda, 1400 kalıyor. Biz kaçtayız? Hicri 1400’deyiz. O zaman en son vakit ne oluyor? Hicri 1500 oluyor. O zaman bu yüzyıl, kilitlenmiş yüzyıl. Mehdiyet’in devri, tam net ortaya çıkmış oluyor. Bu 7000 yıl ile ilgili hadisi niçin söylemiş Peygamberimiz (s.a.v.)? Mehdi (a.s) devrinde, zamanın net tesbiti için söylemiş. Ama diğer zamanlarda tespit mümkün değil, çünkü 300 yıl önce söylendiğinde, daha 300 yıl daha var yani tespit mümkün değil. Yani bu yüzyılda Mehdi (a.s) gelecek diyemiyorsun. Daha çünkü 300 yıl var. 200 yıl varken de diyemiyorsun, ama 100 yıl olduğunda, başka da 100 yıl kalmayınca, bir tane 100 yıl kalıyor, bir tane ve içinde bulunduğun yüzyıl. Başka da yok. O zaman Mehdi (a.s) ve İsa (a.s) için başka vakit var mı? Yok. Hadisin açıklanmasının amacı ne oluyor? Mehdi (a.s)’a yardım, Mehdi (a.s)’ın vaktini belirlemek, İsa Mesih (a.s)’ın vaktini belirlemek, Kıyamet’in vaktini yaklaşık olarak belirlemek ve Peygamberimiz (s.a.v.), bu hadisiyle, bu amacına ulaşmıştır ve bu zamanımızda tahakkuk etmiştir. Çünkü 500 yıl önce, 600 yıl önceki Müslümanlar bu hadisi kullanamazdı. Zaman belirlemede kullanamayacaklardı. Ama şu an kilitlenmiş vakit olduğu için kullanılabiliyor.
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in, bir hadisini okuyabilir miyim bu konuyla ilgili?
ADNAN OKTAR:Evet.
ALTUĞ BERKER:Resulullah Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyor: “Ben Kıyamet’in kopacağı aynı saatte gönderildim. Ancak şunun şunu geçmesi gibi, ben Kıyamet saatini geçip, biraz evvel geldim” buyurdular ve orta parmağı ile şahadet parmağını gösterdiler.” Buhari’de, Tırmızi’de geçiyor Hocam.
ADNAN OKTAR:Evet ne kadar yakın olduğunu gösteriyor. MaşaAllah.
“Almanya’dan Halime Deverioğlu. Değerli Muhammed Adnan Hocam, Almanya’dan selam ve muhabbetler.” Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Osman Ünlü vs. hocalarla yaptıkları yanlış açıklamalarla ilgili bir yüzleşme programı yapmayı düşünüyor musunuz? Sizleri severek dinliyoruz ve çok seviyoruz. Selam ve dua ile.” En güzel yüzleşme, sanal yüzleşmedir. İnternette konuşmayı yayınlıyoruz, karşısına kitabın orijinal sayfalarını açıp, cevabını veriyoruz. Çok mükemmel bir teknik. Adam konuşuyor zaten. Adamı bir kere de konuşturmuyoruz. Kaç defa yüzleştiriyoruz? 20 kere, 30 kere, 40 kere yüzleştiriyoruz. Adamın söylediği açık, bizim verdiğimiz cevap da çok açık. Biz cevabı nereden veriyoruz? İmam-ı Rabbani’nin kendi kitabını açarak. İmam-ı Rabbani’ye cevap verdirtiyoruz ona. Osman Ünlü’yü kiminle tartıştırıyoruz biz? İmam-ı Rabbani ile tartıştırıyoruz. Onu kim yeniyor? İmam-ı Rabbani yeniyor. Adam ne yapıyor? İmam-ı Rabbani’yi yalanlamaya çalışıyor. İmam-ı Rabbani ne yapıyor? Onu mat ediyor ve etkisiz hale getiriyor. Kendi kitabını ona açıp gösteriyor, bizi vesile ediyor ve İmam-ı Rabbani’dir orada ona konuşan. Ona yazılı cevap veriyor İmam-ı Rabbani. Bediüzzaman hakkında da mesela adam diyor ki; “100 yıl daha var” diyor, bu doğru. 300 yıl var dediğinde, bu yanlış. Ne yapıyoruz? Bediüzzaman’a cevap verdiriyoruz bunlara. Adam mesela “525 sene” diyor. Yanlış söylüyor 525 diye. Biz ne yapıyoruz? Bediüzzaman’ı onun yanına getiriyoruz. Bediüzzaman diyor ki: “Benimle sohbet etmek isteyen, Risale-i Nur Külliyatı’nı açsın” diyor. Biz de Risale-i Nur Külliyatı’nı açıp, onunla sohbet ettiriyoruz. Ve Bediüzzaman ona Risale-i Nur’dan doğrudan cevap veriyor, biz cevap vermiyoruz, Bediüzzaman cevap veriyor. Yine abuk sabuk konuşanlar olduğunda, Resulullah (s.a.v.)’e cevap verdiriyoruz. Adam Resulullah (s.a.v.)’i yalanlamaya çalışıyor, biz sahih hadislerden veya tahakkuk edip, sahih olduğu anlaşılan hadislerden, o kişiyi mat ediyoruz. Ne yapmış oluyoruz? Bediüzzaman’a cevap verdirmiş oluyoruz, İmam-ı Rabbani’ye cevap verdirmiş oluyoruz ama en üstünde, Resulullah (s.a.v.)’e istirham ediyoruz, Resulullah (s.a.v.) cevap vermiş oluyor, bizi vesile etmiş oluyor. Çünkü hadisler Resulullah (s.a.v.)’in orijinal konuşmaları inşaAllah. Dolayısıyla bu kişiler demogojiyi sevebilirler. Demogojiye değil de biz gerçeğe yöneldiğimiz için, teknik kaçamayacakları gibi, net cevap sistemi kullanıyoruz. Burada zaten Osman Ünlü’nün yapacağı bir şey yok ki. İmam-ı Rabbani’nin Mektubatını açıp, İmam-ı Rabbani’ye cevap verdiriyoruz. Adam İmam-ı Rabbani’yi yalanlamaya çalışıyor, biz İmam-ı Rabbani’ye cevap verdirip, konuyu bitiriyoruz. Dolayısıyla tartışacak hali de kalmamış oluyor.
“Selamun Aleykum.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Sevgili Muhammed Adnan Hocam, sohbetlerinizi çok büyük bir ilgiyle dinlemekteyiz. Aklımıza takılan soruları daha size sormadan cevap buluyoruz. Sizleri çok seviyoruz. Şu an internetten eşimle birlikte sizi dinliyoruz. Sizden hayırlı bir evlat için dua istiyoruz inşaAllah. Çok düşündük, böyle bir dua istenir mi diye ama sizin samimiyetinize güvendiğimiz için istiyoruz.” EvelAllah. Eğer çocuğu Allah’a adıyorsanız değil mi? Zekeriya (a.s)’da olduğu gibi, diğer Peygamberlerde olduğu gibi Allah’a adıyorsanız, Allah mübarek etsin. Allah size güzel bir çocuk versin. İmanlı, akıllı, İslam’a, Kuran’a kendini adamış bir çocuk versin. Çocuk Allah’a adanarak Allah’tan istenir. Hz. Meryem (a.s) ne yaptı? Allah’a adadı. Peygamberler ne yapıyorlardı? Allah’a adıyorlardı çocuklarını. Yani sırf Allah için yaşamasını isteyerek, Allah’a adayarak olur inşaAllah. Bu şekilde niyet ederseniz, Allah size güzel, hayırlı bir evlat versin inşaAllah.
Cübbeli’nin yakında onun savcılık ve emniyet hepsini ortaya çıkartır hiç derdine düşmeyin, her şey anlaşılır, o konu biter.
Şeyh Ahmet Yasin Hocamızı dinleyelim inşaAllah.
VTR: Şeyh Ahmet Yasin Hoca
ADNAN OKTAR:Mübarek Hocamızı eleştirenler, cahil cühela takımı hakikaten. Aptal kereviz efendi tarzı mahlukatlar. Aklı başında bir insan, dürüst, samimi bir insanı, Allah için gayret eden bir insanı eleştirmeye kalkıyorsa, haklı delili olmadan da bunu yapıyorsa, vicdansızdır, başka bir şey değildir. Bu kadar candan, bu kadar güzel insanı, samimiyetsizce, sırf hasetliğe dayalı, sırf kereviz kafalı olduğu için, sırf aptallığından kaynaklanıyorsa, ben ona ne derim, aptal kereviz derim. Dürüst insanlar, dürüst insanları, iyi insanlar, iyi insanları severler, biz de Hocamızı çok seviyoruz. Talebeleri de kıymetini biliyor. Daha da üstünde Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri Hocamızı da çok seviyoruz. Dünya tatlısı o, Hocamıza laf yok inşaAllah. Mesela Ahmet Yasin Hocamızı, Allah ne kadar gündeme getiriyor. Hocamızı işin doğrusu, o kadar ismini duymazdım. Bak şu an bütün dünya duyuyor, herkes biliyor, bütün İslam alemi biliyor. Allah şanını, şöhretini, iyiliğini, güzelliğini herkese duyuruyor. Ufak, küçük bir konuşma yapıyor, bütün dünya duyuyor. Demek ki Allah dürüst kullarının, iyi kullarının yanında. Yaban bizonları, kereviz kılıklı olanlar da aşağılanıyorlar, ahmaklıklarını ortaya koyuyorlar. Aptal takımı da aşağılık olduklarını ortaya koyuyorlar ve Allah rezil rüsva ediyor. Dolayısıyla biz aklı başında, kaliteli insanların sözüne değer veririz. Böyle ahmakların, yaban bizonu kılıklıların, cahil cühelanın, kaba softaların, ham yobazların, leş gibi kokanların sözüne itibar etmeyiz. Ama bu vesileyle de, böyle değerli mürşid efendiler, daha çok gündeme geliyorlar, vatanını milletini seven insanlar daha çok gündemde geliyorlar, Mehdi (a.s) muhipleri, Mehdi (a.s) aşıkları daha çok gündeme geliyor, herkes daha çok seviyor. Mesela bakın Ahmet Yasin Hocamıza günbegün sevgimiz artıyor, güvenimiz artıyor. Hocamızın asası bize nasip oldu ki, silsile ile gelen bir asa, Menzil’in Şeyh Efendilerinden gelip, Hocamıza intikal eden, oradan da bana intikal eden bir asa, onun arkasından Hocamız da bir terazi göndermiş şimdi de maşaAllah, o da mübarek bir emanet, Adalet Terazisi inşaAllah. Yani onu temsil ediyor. İnşaAllah adaletin dünyaya hakim olacağını işaret ediyor. İnşaAllah Şeyh Ahmet Yasin Hocamız’ı da Allah başımızdan eksik etmesin, onun güzel öncülüğünde, mübarek mürşidlerin güzel öncülüğünde, özellikle Şeyh Nazım Hocamızın güzel öncülüğünde çok güzel günler göreceğiz Allah’ın izniyle inşaAllah.
Mikail ve İsa isimli kardeşlerimiz de bayağı güzel hizmetler yapıyorlar, Allah onların feyzini, bereketini, iyiliğini, güzelliğini kat kat arttırsın, Allah uzun ömür versin onlara inşaAllah.
“Sayın Hocam, Şeyh Muhammed Nazım El Rabbani El Kıbrısi El Kutb’ul Aktab Hazretleri” Bak ne güzel çok güzel bir isim. “23.11.2010 tarihinde, “vaktin sahibi çıksın, tekbir çeksin” buyurmuşlardır inşaAllah. Bu sözü biraz açıklar mısınız? Sayın Muhammed Adnan Hocam, ben Fatih Koyuncu. Şayet Berker Hocam videoya bakmak isterse, Facebook’ta” adres vermiş, “oradan bakabilir” diyor. “Hocam mübarek ellerinizden öpüyorum” diyor. “Vaktin sahibi çıksın, tekbir çeksin”, “İslam alemi birleşsin, İttihad-ı İslam olsun, Müslümanlar birbirini sevsin, tekbirle başlayalım” diyor. “Allahuekber diyerek başlayalım” diyor. Güzel konuşmuş işte. Hep ağzından Allah’ın adı çıkıyor. Bak o haliyle ki piri fani, sürekli Allah’ı anıyor, gecenin ikisinde üçünde Allah anılıyor ayağa kalkıyor, var gücüyle Allah yolunda cehd etme azminde, ilimle fenle, güzellikle, sevgiyle. Ve Avrupa’da da en çok sevilen Şeyh Efendidir. Avrupalılar acayip seviyor. Amerikalılar, Almanlar, akın akın Hocamızı görmeye geliyorlar. Tatlılığına geliyorlar, güzelliğine geliyorlar, güzel ahlakına, tatlı diline, insancıllığına, yüzündeki nura, coşkusuna. Melanetten, fitneden hoşlanmıyor insanlar. İyilikten, güzellikten hoşlanıyorlar.
ALTUĞ BERKER: Hocam şöyle söylediniz dün inşaAllah: “İnsanlarda en önemli şey; tahkiki imandır. Din, derin düşünmenin üstüne kuruludur. Allah derin derin düşünmemizi emrediyor. Bazı kimseler İttihad-ı İslam’dan, Hz. İsa (a.s)’dan, Hz. Mehdi (a.s)’dan bahsetmezler. Bu iman zafiyetinden olur. Coşkulu iman, coşkulu sevgiyi getirir. Allah’ın yarattıklarına karşı coşkulu sevgi duyar. “Peygamberimiz (a.s.v.)’i göremedik, onun torunlarını göreceğiz” der, müthiş sever. 2000 yıl sonra, Allah’ın Peygamberi’nin gelecek olmasından müthiş heyecan duyar. Bir an önce görmek ister. Bu konulardan kaçınmalarının nedeni; iman zafiyeti. Zaten iman zafiyetine göre, “Hz. İsa (a.s) da gelmez, Hz. Mehdi (a.s) da gelmez, ahiret de yoktur haşa Allah da yoktur diyorlar”” dediniz Hocam.
ADNAN OKTAR:Tabii şimdi adam Mehdi (a.s)’a inanamadığında, Hz. İsa (a.s)’a inanamadığında, zincirleme gelir onun arkası ondan sonra, “kadere inanamıyorum” diyor, “cinlere inanamıyorum, melekler enerjidir” diyor, en sonunda da haşa “Allah’a inanamıyorum” diyor. Yani iman zafiyetinden kaynaklandığını Bediüzzaman söylüyor: “Enesi kavi, imanı zayıf” diyor. “Bir kısım ulema da reddi cihedine gitmişlerdir” diyor. Muazzam bir enaniyet ve muazzam bir iman zafiyeti olmuş oluyor, onun için iman hakikatlerine çok önem vermek, tahkiki imanı geliştirmek, mesela bizim anlattığımız konular, hayvanlardan, bitkilerden, canlılardan, hücrenin yapısından anlatılan Allah’ın sanatına ait detaylar, insanların imanını tahkiki haline getirir. Deccalizmi yerle bir etmek, Darwinizm’i yerle bir etmekte, insanların kalbindeki vesveseyi ortadan kaldırır, bir ferahlık verir. Çünkü putlar insanı tedirgin ederler. Putlar mutlaka yıkılmalıdır. Yani put olan yerde namaz kılınmaz. Önce put kaldırılır değil mi puta karşı namaz kılmıyoruz biz, putu kaldırıyoruz. Onun için Darwinizm’in özellikle ortadan kaldırılması gerekiyor. Devletin de bu konuda hassasiyet göstermesi gerekiyor. Materyalizm’in Darwinizm’in kökeni olan, materyalizmin, komünizmin, Stalinizm’in, Leninist düşüncenin kökeni olan Darwinizm’i, devlet resmi olarak desteklerse, bu çok vahim olur. Hükümet resmi olarak desteklerse, bu çok vahim olur. Mutlaka bilim adamlarına, onun karşıtlarını da verdirsinler. Biz hurafe istemiyoruz ki. Tam bilimsel karşılık, tam ilmi laboratuarda tespit edilmiş karşılıkların verilmesini istiyoruz. Biz hayali bir konuşma yapılsın demiyoruz ki. Fosil olduğu gibi gösterilsin. Bir proteinin molekül yapısı, bilim adamları tarafından açıklansın. Bu tesadüfen olabilir mi, olur mu? Bilim adamları bunu açıklasınlar. Bizim istediğimiz bu. Bu gerçekler gizlenip de, proteinlerin tesadüfen meydana gelemeyeceği açıkça bilindiği halde bu hakikat niçin gizlensin? Ve halka “proteinler tabii ki tesadüfen meydana gelir” dersen, bu halkı yanlış yönlendirmek, yanlış bilgilendirmek olmaz mı? TRT’nin görevi halkı yanlış bilgilendirmek mi, doğru bilgilendirmek mi? Laf aralarında çaktırmadan halkı Darwinist, materyalist propaganda, TRT’ye yakışmıyor, TRT Genel Müdürüne de yakışmıyor. İlgili personel müdürü mü artık kimse o yetkili kişi, bunlar da gerekli tedbirleri alsınlar ve kardeşlerimiz de dilekçe göndermeye devam etsinler.
ALTUĞ BERKER:Hocam siz, Üstad’ın, “korkaklıktan dolayı İttihad-ı İslam’ı istemediklerini” söylediğini” anlatmıştınız daha evvel. Şöyle diyor Üstad Hazretleri: “İhfa (gizlenmek), havf (korkmak), riyadandır, gösteriştendir, iki yüzlülüktendir. Farzda riya, gösteriş, iki yüzlülük yoktur. Bu zamanın en büyük farz vazifesi, görevi; ittihad-ı İslam’dır.
ADNAN OKTAR:Bakın farzların ifasında, iki yüzlülük yoktur. Namaz alenen kılınabilir, açıkça, gizlemeye gerek yok. Ama ittihad-ı İslam, en büyük farz vazifedir” diyor ve “bunun alenen ve açıkça yapılması lazım” diyor Bediüzzaman. En büyük farz vazife. Yani müstehaplarla, menduplarla vakit geçirmek değil, en büyük farz vazifeyi yerine getirmek gerekiyor. Çünkü müstehaplar, menduplar farzı ortadan kaldırıyorsa, kişi harama girer. Mesela bir milyon sünnet, bir tane farzın yerini tutmaz. Bir milyon mendup ve müstehap, trilyonlarca müstehap ve mendup bir farzın yerini tutmaz. Farzı ön plana almak lazım. Farzdan artan vakitte sünnet olur inşaAllah.
VTR: Said Özdemir Ağabey.
ADNAN OKTAR:Bediüzzaman’ın talebelerinin böyle çıkıp, şahs-ı manevicileri böyle toz duman edeceği, hiç akıllarından geçmemiş olabilir. Çünkü bu mübarek talebeleri, Bediüzzaman’ın bize bu emanetlerini, bir köşeye koyduklarını zannettiler. Yani bunlar etkisiz hale gelir. Zaten fakirler, zaten maddi güçleri yok, evlerinde unutulurlar, konu kapanır zannettiler, hepsini Cenab-ı Allah ortaya çıkardı. Allah bizleri vesile etti, bak inim inim inletiyorlar ortalığı ve hiçbir şekilde de durduramazlar. Artık bunlar tarihe geçti bu konuşmalar. İttihad-ı İslam dendiğinde adamın tüyleri diken diken oluyor, Türk İslam Birliği dendiğinde tüyleri diken diken oluyor, holding dendiğinde gözleri parlıyor, para dendiğinde gözleri parlıyor, yok öyle şey. Yine holdingini yap, paranı kazan ama Allah için, İttihad-ı İslam için, Türk İslam Birliği için kullan. İki dünlük dünya herkes ölüp gidecek inşaAllah.
“Muhterem Hocam” diyor. “Cübbeli çok sinirli ve asabiydi” diyor. “Eski esprilerinden eser yoktu” diyor. Cübbeli’nin hiç sinirlenmesine gerek yok. Gönlü çok çok rahat olsun, polisimize güvensin, savcılarımıza güvensin. Savcılarımız öyle yaman ki, öyle güzel yetiştiriliyor ki, polisimiz öyle mükemmel imkanlara sahip ki, polise ait laboratuvarlarda, en ufak bir detay bile olayı çözmek için yeterli oluyor. Parmak izi tespiti yapabiliyorlar, saç tüyünden, hatta bir kumaş parçası, bir ayakkabı izinden bile her şeyi çıkarıyorlar. Şakır şakır hepsini çözeceklerdir, gönlü çok rahat olsun, müsterih olsun. “Olur böyle vakalar” derler, Türk polisi o konuyla ilgilenir inşaAllah. Gönlü çok rahat olsun.
“Selamun Aleykum Sayın Hocam. Hocam biz buradan birlikten, kardeşlikten, dostluktan konuşurken, milletin bir kısmı halen Cemevlerini taşlıyorlar, bombalıyorlar. Ne zaman bunlar sona erecek inşaAllah. Hocam Hz. Hızır (a.s)’dan biraz anlatabilir misiniz, Hz. Hızır (a.s)’ı bir gün tanıyabilecek miyiz?” Cemevleri, Müslüman kardeşlerimizin ibadethaneleridir. O yerler, Allah’ın anıldığı, demin de söyledim coşkuyla Allah aşkının ifade edildiği, sazla, sözle çok güzel, dostça ifadelerin serdedildiği yerler inşaAllah. Oraları taşlayanlar, şeytan, iblisun ve iblisat. Orayı taşlayan camiyi de taşlar, başka mukaddes yerleri de taşlar, her yeri taşlar. Cemevleri, devletin korumasındadır, daha titiz koruyalım. Alevisi, Sünnisi olmaz, herkes koruyacak. Hemen polisimize bildirecek, polisimiz de hemen gerekeni yapıyor maşaAllah. Ama bence özellikle stratejik semtlerde, anarşi ve terörün mümkün olduğu semtlerde olan Cemevlerinin yakınında, bir polis biriminin bulunmasında fayda var. Yani çok yakınında değil ama yakınında. Yani vatandaşın gözünden uzak ama anında da müdahale edebilecekleri gibi. Çünkü tam Cemevinin karşısında polis, o da biraz rahatsız edici durabilir, öyle olmaz, mesela bir sokakta, yakın bir yerde durur. Bir durum olduğunda, aslan polisimiz, aslan gibi üstlerine çöker inşaAllah.
“Saygıdeğer mübarek Adnan Hocam. Anlamadığım bir nokta var, Dinozorlar nasıl yok oldu? Onlar yok olurken, bizler nasıl yaşamamızı sürdürdük?” Dinozorların zamanında, insan yoktu. Sonra insanlar yaratıldı. İnsanların yaratılması çok yakın vakittir. Yani en fazla 100-200 bin sene falandır. Yani bildiğimiz bu insanların yaratılışı. Onun dışında insana benzeyen maymunlar vardı. Halen de var. Yani goril cinsleri var. Aynısı, tıpkısı ben bazen görüyorum maymunu, hareket, parmaklarını kullanış şekli, adamın bir konuşmadığı eksik. Değil mi? Alaycılığı, gülmesi, işaret ederek gülüyor, çocuklarını sevmesi, çocuklarının şımarıklığı, kendi hareketleri aynı yani insanı çok andırıyor. Yani ona benzeyen, şuuru olmayan, ruhu olmayan çok fazla maymun türü vardı. İki ayağı üzerinde yürüyen de maymun türleri vardı vahşi maymun türü, benziyor insana. Hayvanların hemen hemen tamamı insana benzer. O yüzden biz hayvanlardan zevk alırız. Mesela kedi, köpek resimleri var, bakıyoruz bakışları hep insan gibi çok tatlı bakıyor, çocuk bakışı gibi, ürkmesi öyle, şaşkınlığı öyle, dikkati öyle, saftirikliği, yani insana benzediği için çok hoşumuza gidiyor. İnsana benzediği için zevk alıyoruz. Allah özellikle insana benzer yaratmıştır. Mesela ağzın, burnun konumu, gözlerinin yerleştiriliş şekli. Mesela hayvanın gözü arkada olsa beğenmezdik, burnu karnında olsa beğenmezdik. Yani en mükemmel dizayn, bu dizayndır. Şeytan’dan Allah’a sığınırım, “Ahsen-i Takvim” diyor Allah, “en güzel surette yarattım insanı” diyor. O Ahsen-i Takvim’e modeline yakın olan görüntüleri çok beğeniyoruz. Hepsinde hayvanların gözleri iki tarafta oluyor, burun ortada olur, ağız altta olur, o yüzden de hoşumuza gider, zevk alırız. Hayvanlardan böyle şiddetli zevk almamızın sebebi budur. İnsana çok benzemeleri ama özelliklede saftirik olmaları, korunmaya muhtaç olmaları, zavallı olmaları, şefkat duygusunu çok tahrik etmeleri. Mesela kedi yavrusunun zavallı yalvarışı iç parçalayıcı yani var gücüyle bağırıyor. Benim ufak bir kedi vardı, giderdim ciğer almaya, gözünde dehşet ifadesi olurdu ciğeri gördüğünde yani kokusunu tam anlayamazdı, paketi açarken, üstüme tırmanıyordu böyle ağaca tırmanır gibi. Ben de mecburen paketi atıyordum, paketi güzel açıyordu, içindeki ciğerlere el koyuyordu, diğer patisini de üstüne koyuyordu, başka biri alabilir diye, acayip zevkli sesler çıkararak yiyordu hem hırlama hem garip sesler çıkartarak. Mesela onun aldığı zevk, insanın çok hoşuna gidiyor, onun mutluluğuyla insan mutlu oluyor. O acıktığında insan hakikaten rahatsız oluyor. Onu mutlu etmek için ciğerci üç kilometre uzaktaydı, oraya kadar giderdim ben. Sırf sevinsin diye. Çünkü hoşuma gidiyordu sevinince. Akşam yatarım gelir pıtır pıtır yürür gelir, tam göğsümün üstüne gelir çöreklenirdi, sevinç sesleri çıkarmaya başlıyordu, biraz sevdiğimde daha da yoğun sesler çıkarıyordu, yatağa alıyordum yastığa beraber onu ama tabii insan uyurken hayvana bir zarar verebilir diye dayanamayıp, çıkarıyordum yazık bir şey olmasın diye. Ama çok şahane ona sarılıp yatmak, onun mutluluğu. Sevinci arttıkça hırlamanın gücü daha da artıyor. Özellikle gıdısının altının sevilmesi, ona bayılıyor gıdısının altının sevilmesine. Her türlü sevilme. Onun için kedim benim hiç eksik olmazdı. Tavşan insanın içini gıdıklıyor artık tatlılığından. Yumuşak, sıcak ve şeker. Yani sevmek de insanı doyurmuyor, insan ne yapacağını bilemiyor. Ne yapayım bilemiyorum ki. Öpmeyle rahatlamıyorum, sevmeyle de rahatlamıyorum, en iyisi unutacaksın yani başka çare yok. O yüzündeki o saftirik ifade, zavallı ifade, korunmaya muhtaç ifade, müthiş güzel bir etki meydana getiriyor, çok çok güzel bir etki meydana getiriyor. Ahiret’te de, Cennet’te de vardır onlar. Hiçbir hayvan yok olmaz. Hiçbir varlık yok olmaz. İstediğimiz, sevdiğimiz her hayvanı Cennet’te görebileceğiz. Mesela köpeği ölenler onu görecekler, kedisi ölenler onları görecekler veyahut karacası olmuş oluyor, başka bir hayvanı olmuş oluyor veya atı olmuş oluyor, hepsini Cennet’te görecekler inşaAllah. İstedikleri an, tahayyül ettiğinde hemen karşısında olur. Çünkü hiçbir varlığın kaybolması mümkün değildir. Yani haşa Allah’ın kaybolması gerekir o varlığın kaybolması için. Yani asla ve kesinlikle kaybolmaz. Bir kere var olduğu görüldüğünde, bir daha yok olmaz, mümkün değildir. Yani sonsuza kadar yok olmaz.
ALTUĞ BERKER: Hocam bugün “Moskova buzdan heykele döndü” diye bir haber var Hocam. “Kısa süreli bir yağmur olmuş, ardından da don olmuş, şehir buzdan heykele dönmüş Hocam, sonra da rüzgar çıkınca 5000 ağaç devrilmiş.” Onun resimleri de vardı.
ADNAN OKTAR:Ama bayağı güzel görünüyor. Kardeşim Rusya zaten hep eksi otuza, eksi kırka alışmış adamlar yani Rusya için bu bir sürpriz değil. Ruslar güzel insanlardır. İnşaAllah Türk İslam Birliği içerisinde, Rusya ile de beraberliğimiz olacaktır. Rus milletinin, Rus devletinin, biz aziz olmasını, bereket içinde, sevinç içinde, Kıyamet’e kadar yaşamasını isteriz. Hiçbir devletin yıkılmasını istemeyiz. Hiçbir milletin yok olmasını istemeyiz. Allah hepsine hidayet versin, iman versin, Kuran ile şereflendirsin, İslam ile şereflendirsin, mümin kardeşlerimiz olmalarını nasip etsin, devletlerini de Allah baki kılsın. Devletlerinin yıkılmasını istemek çok anormal bir hareket olur. Milletlerin yıkılmasını istemek çok anormal bir hareket olur. Biz onlar için, hidayet, güzellik, zenginlik, bereket, bolluk istiyoruz.
ALTUĞ BERKER:Ben sizin söylediğinizi hatırlatmak istiyorum; “Deccal iman zafiyeti noktasından vuruyor” dediniz Hocam. “Deccalin amacı; imanları zayıflatmak, Darwinizm’in amacı; imanları çökertmek, ben o yüzden en çok imanın üzerinde duruyorum. Şeytan’da buna çok kızıyor, insanları tetikliyor, “iman konusunun üstünde durma” diyor, “hurafe anlat” diyor. Ben Kuran’ın yeterliliğini anlatırım, ben anti-hurafeyim, Asr-ı saadet Müslümanıyım, Asr-ı saadet imanını anlatıyorum. Peygamberimiz (s.a.v.) zamanında nasılsa, İslam’ın o şekilde yaşanmasını istiyorum” dediniz Hocam.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah.
“Selamun Aleykum.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Güzel yıldız” diyor, “ışıltılı yıldız Hocam” diyor. “Hoş geldiniz, şeref verdiniz, sizi gören gözlerimiz nurlandı. Tüm hücrelerimize kadar, canımıza can geldi, kanımıza kan geldi” diyor. Bu ne sevgi böyle. “Şu ekrandaki heybetinize, ihtişamınıza, yüreğimiz kanatlanıp uçuyor, içimiz kaynayıp coşuyor. Sonsuz muhabbetlerimizi, yüreğinize sunarım” diyor. “Canım Hocam” diyor. Bir hanım kardeşimizden gelmiş. Biz de ona, sevgilerimizi, selamlarımızı, muhabbetlerimizi iletiyoruz. Allah Cennet’te kardeş etsin inşaAllah.
“Dawkins hakkında ne diyorsunuz” diyor. Adamı otuz kere çağırdık, gelmedi, adam arazide, şu an firarda, aranıyor. Ben de istedim, Yiğit Bulut da dedi, “gel Hocamızla seni tartıştıralım” dedi, İngiltere’de gazetelere ilan da verdik, tartışalım diye, yarım saat de yeter bana dedim. Adam ilkokul çocuklarıyla tartışıyor, ortaokul çocuklarıyla tartışıyor, Rahiplerle tartışıyor, Hahamlarla tartışıyor, bana gelince arazide. Başına geleceklerden emin demek ki. Yarım saatini ver diyorum başka bir şey istediğim yok. En iyi otellerde seni ağırlayacağım dedim, gel bir yarım saat basınla beraber tartışalım dedim.
Nahl Suresi, 125. Ayet. Şeytan’’dan Allah’a sığınırım. “Rabbinin yoluna hikmetle”kısa ve özlü sözle, “ve güzel öğütle” yani pozitif delile dayalı, akılcı, doğru, ikna edici, mukni, kalbin ve vicdanın aklın tasdik ettiği şekilde,“güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel bir biçimde mücadele et.” Akılcı, doğru, delile dayalı, samimi, candan, Kuran’a, hadise dayalı, sahabe döneminin özelliklerini taşıyan bir üslupla, “en güzel bir biçimde mücadele et. Şüphesiz senin Rabbin yolundan sapanı bilendir ve hidayete ereni de bilendir.” Yani Mehdi (a.s) olanı da bilendir. Mehdi kelimesinin anlamı; hidayete eren, hususi hidayete erdirilmiş, hidayete vesile olan anlamına gelir Mehdi. “hidayete ereni de bilendir” O zaman Mehdi olanı da bilendir anlamına da geliyor inşaAllah. “Sabret; senin sabrın ancak Allah(ın yardımı) iledir. Onlar için hüzne kapılma”, hüzne kapılmak haram, yasak. “ve kurmakta oldukları hileli-düzenlerden dolayı sıkıntıya düşme.” Sıkıntıya düşmek de haram. Müslümanın kalbi müsterih olacak. Çünkü her şeyde bir hayır vardır, her şey hayırla yaratılır, her şeyi Allah yarattığı için. Sıkıntıya niçin düşer insan? Kendi yaptığını düşündüğü için, Allah’tan bağımsız olduğunu düşündüğü için sıkıntıya düşer. Allah’ın yarattığı bir şeyde, biz sıkıntıya düşer miyiz? Düşmeyiz, niye düşelim, mutlaka hayırla yaratıyor Allah. “Şüphesiz Allah korkup-sakınanlarla ve iyilik edenlerle beraberdir.” Kim korkuyorsa, sakınıyorsa yani helale harama dikkat ediyorsa, iyilik ediyorsa, Allah onlarla beraberdir diyor. Şu an Allah bizi dinliyor mu? Dinliyor. Beni konuşturan kim? Allah. Sizleri karşımda böyle gösteren kim? Allah. Beni sizlere gösteren kim? Allah. Şu ana kadar yaptığımız benim bütün konuşmaları kim yarattı? Allah yarattı. O zaman birisi oturup üzülüp, sıkılıyorsa harama girer. Çünkü her şeyi Allah yarattığına göre, her şeyde bir hayır olduğuna göre, bir üzüntü ve sıkıntı olduğunda anlamı nedir? Ben haşa şirk koşuyorum anlamına gelir o kişi için. Yani o anlama getirmiş olur. Yani ben yaptım, ben ettim, olayları ben meydana getiriyorum, benim istemediğim olayları meydana getiren de Allah değil anlamına gelir haşa. Dolayısıyla ben de bundan sıkılıyorum diyor veyahut üzülüyorum diyor. O zaman sen şirk koşuyorsun. Olmaz. Onun için Allah yasaklıyor. Hüznün kökeninde şirk vardır. Sıkıntının kökeninde şirk vardır. Sıkılan bir düşünsün, şirk koştuğunu anlayacaktır. Üzülen bir düşünsün, şirk koştuğunu anlayacaktır. İnsanları şirk koşuyordur. Allah’tan ayrı bir varlık olarak görüyordur. İnsanları Allah’ın tecellisi olarak görmediğinde insan sıkılır ve üzülür. Çünkü her şeyin Allah’ın yarattığını bildiğinde, görüntüyü Allah’ın yarattığını bildiğinde ve karşısındakinin de Allah’ın konuşturduğunu bildiğinde, her şeyi Allah yaptığına göre kime üzülüyorsun, neye üzülüyorsun o zaman?
İsra Suresi. Rahman Rahim Olan Allah’ın adıyla. Şeytan’dan Allah’a sığınırım.
“Bir kısım ayetlerimizi kendisine göstermek için, kulunu (Resulullah (s.a.v.)’i, bir gece Mescid-i Haram’dan, çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa’ya götüren O (Allah) yücedir. Gerçekten O, işitendir, görendir.”Peygamberimiz (s.a.v.)’in mucizesinden bahsediyor Cenab-ı Allah.
7. ayet. “Sonunda vaad geldiği zaman” 2019 tarihini veriyor. Mehdi (a.s.) zuhur ettiğinde, ona da işaret ediyor inşaAllah. Hem Kıyamet, hem Mehdi (a.s.)’a işaret var.
Vaktimiz bitti. Ne yapacağız? İnternetten devam mı edeceğiz? HarunYahya.Tv’den inşaAllah.
SUNUCU:Bizi yarın 22:000’dan itibaren www.HarunYahya.Tv, Mavi Karadeniz Radyo ve Gaziantep Olay Tv’den Takip edebilirsiniz.
Güncel Yorumlar
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Allah'ın Güzelliklerinden Bir Demet
Devamı ...