SUNUCU: ‘Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri’ programımıza Mavi Karadeniz Radyo, Kaçkar Tv, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Kütahya Destan Tv ve HarunYahya.Tv sitemizden devam ediyoruz. Buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR:Şeyhim buyrun.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah Hocam. Filistin milletvekili bir hanımefendi, Cemile El-Şanti bugün şöyle demiş Türkiye için; “herkesin kendilerine sırt döndüğü bir dönemde Türkiye’nin onlara sahip çıktığını ve Türk halkının kendilerine Mavi Marmara gemisini gönderdiğini ve şehit olduklarını” söylemiş. “Filistinlilerin kalplerinde size karşı taşıdıkları muhabbet ve şükranlığı tahmin edemezsiniz. Biz Türk halkına çok güveniyoruz” demiş Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bütün İslam ümmetine güvenecekler. İttihad-ı İslam’daki bütün kardeşlere güvenecekler, inşaAllah. Sırf Türkiye’nin desteği yeterli olmaz. Sırf Filistin’in kurtuluşu yeterli olmaz. Bütün İslam aleminin kurtuluşunu istiyoruz. Türklük aleminin ve Türkiye dahil bütün ülkelerin birleşip kardeş olmasını istiyoruz, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Hocam Sayın Başbakan Erdoğan, Mehmet Akif’i anma toplantısında “Eğer biz bugün Pakistan, Bangladeş, Somali, Haiti, Şili diyorsak, Mehmet Akif'ten aldığımız ilhamla diyoruz. Biz eğer bugün Kabil, Bağdat, Beyrut diyorsak, Akif'ten aldığımız ruhla diyoruz. Bölgemizde kardeşlik, dayanışma, paylaşma ön görüyorsak, Akif'le gönlümüzü zenginleştirdiğimiz için diyoruz. Filistin, Gazze, Kudüs diye sesimizi yükseltiyorsak, Akif'e kulak verdiğimiz içindir” demiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Mehmet Akif Ersoy ne diyor?
ALTUĞ BERKER: “Vaat ettiği günler yakındır” diyor Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet. “Allah’ın vaat ettiği günler yakındır” diyor İstiklal Marşı’nda, Allah’ın vaat ettiği gün ne?
ALTUĞ BERKER: Mehdi (a.s)’ın çıkışı ve İslam’ın dünya hakimiyeti.
ADNAN OKTAR: Dünya hakimiyeti. Mehmet Akif Ersoy beş vakit namazında Ehl- i Sünnet bir Müslümandı. Mehdi (a.s)’ın gelişini aşkla bekliyordu. İttihad-ı İslam’ı ve Türk-İslam Birliği’ni aşkla bekliyordu. İstiklal Marşı’nda bu düşüncesi hakimdir. Bakanlar açıkça görürler. Bediüzzaman da çok severdi Mehmet Akif Ersoy’u. Bediüzzaman gibi değerli bir alimdir Mehmet Akif Ersoy; din alimidir, İslam alimidir. İttihad-ı İslam’ı savunan bir insandır. Nasıl Bediüzzaman Mehdi (a.s)’ı müjdelemişse, Mehmet Akif Ersoy da Mehdi (a.s)’ı müjdelemiştir. Başbakan’ın nakil yaptığı kişi böyle bir insandır.
ALTUĞ BERKER: MaşaAllah Hocam, inşaAllah. Bugün Selahattin Demirtaş’ın ilginç bir konuşması vardı Hocam. Başbakan’a demiş. BDP’nin başkanı özellik konusunda “Başbakan diyor ki” demiş; “"ben hepinizi tekleştireceğim. Tek dil olacaksanız. Benim milletim tektir, diliniz tektir"diyor. Şimdi Allah diyor ki; "ben sizleri farklı farklı yarattım."Senin haddine midir bunları tekleştirmek? Sayın Başbakan bu ne biçim Müslümanlık anlayışıdır. Hangi kitapta yazıyor, göster bakalım bize? Başbakan Allah’a şirk koşuyor” demiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Selahattin Demirtaş beş vakit namazında, muttaki bir Müslüman kardeşimiz demek ki. Kuran’dan örnek verdiğine göre, Peygamber (s.av.)’den örnek verdiğine göre dindar ama yanlış aktarıyor. Çünkü eğer öyle bir durum olursa, onun dediği gibi olmuş olursa Türkiye’nin yaklaşık en az 90 parçaya falan ayrılması gerekir. En az 90 parçaya ayrılması lazım. “Sizi kavimler olarak yarattık anlaşasınız diye” diyor. Anlaşıyoruz biz işte, konuşuyoruz, seviyoruz birbirimizi. Hepsi ayrı bir kavim. Bizim Kürt arkadaşlarımız da var, Lazlar da var, Arnavutlar var, Çeçen kardeşlerimiz de var, hepsi var. Hepsini seviyoruz. Ayrı bir kavimden olması, kan olarak, onun mutlaka orada ayrı bir toprak parçası oluşturmasını gerektirmez ki. O zaman İstanbul’da Kürt kardeşlerimiz bir bölgeyi istimlak edip; “burası Kürt bölgesi” diyecekler. Laz kardeşlerimiz de; “burası Laz bölgesi” diyecekler. Çerkezler, “Çerkez bölgesi” diyecekler, İstanbul’da. Türk asıllı olanlar; “Türküz” diyecekler. Yabancılar, Avrupalılar, Almanlar ayrı bir bölgede, İngilizler ayrı bir bölge; Türkiye, İstanbul ne olur? En az 70 parçaya bölünmüş olacak, en az. Şimdi Selahattin Demirtaş kardeşin istediği bu olmuş oluyor. Bunun gibi bir mantık oluşmuş olur. Eğer söyleseler ki; “biz federatif devletler istiyoruz. Bak, Allah bizi kavimler olarak yarattı. Hepimiz ayrı diller konuşmak istiyoruz.” Mesela “biz sadece Çerkezce konuşacağız,” “biz de Lazca konuşacağız.” Bu anlamda değildir Kuran’da kastedilen. Peygamber Efendimiz (s.a.v) zamanında da bölgede Müslümanlar iç içe kardeşler, hiçbir şekilde öyle bir coğrafi sınır, federe sınır yoktu. Hepsi birlikte kardeşlik içinde yaşıyorlardı. Müslümanlık yeterli oluyordu onlara, kardeşlik yeterli oluyordu. Dolayısıyla bir ülke varsa, o ülkenin vatandaşları içinde birçok kavimler vardır. Birbirlerini severler, koruyup kollarlar, kardeş olurlar ama paramparça olmalarını gerektirmez bu, inşaAllah. Dolayısıyla Türkiye’de olan herkes Türküm dediğinde rahatça, güzel kardeşçe, birleşmiş olarak yaşarlar. Allah “ayrılıp, dağılmayın” diyor, ayet var; bak, “ayrılıp, dağılmayın.” “Kurşunla kaynatılmış binalar gibi birlikte mücadele edin” diyor. Başbakan’ın dediği bu. “Kurşunla kaynatılmış binalar gibi olalım; ayrılıp, dağılmayalım” diyor. Allah’ın diğer ayetlerini unutup, o ayeti de yanlış tefsir edip açıklarsa, Selahattin Efendi’ye bu yakışmaz. Atalarımız neydi? Selahattin Eyyübi, ona benzeyecek. Selahattin Eyyübi ne yapıyordu? Parçalara mı ayırmaya kalkıyordu? Federe bölümlere mi ayırmaya kalkıyordu? Ne yapıyordu? Müslümanları tek bir bütün olarak alıyordu. Onların içinde kavimler vardı. Kavim olarak vardı. Allah tanışasınız diye. Aileler de var. Aileler de ayrıdır, onlar da tanışırlar. Ama bu federatif veyahut başka bir tür bölünmeyi gerektirmez. Ayrılmayı gerektirmez. Evet, umarım anlamıştır, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Bugün Hürriyet’te Hadi Uluengin, Hocam üç yıl öncesine kadar Belçika’da yaşıyormuş. Ve son gidişinden bu yana Belçika’nın şaşırtıcı bir şekilde bozulduğunu ve gerilediğini, nerdeyse parçalanma aşamasına geldiğini yazmış. Eski zenginlikten eser kalmadığını; işsizliğin, soygunların ve gaspların, cinayetlerin aşırı derecede artış gösterdiğini” söylemiş. “Gündüzleri metroya binmek, tenha bir sokakta gezmek ya da bir mağaza işletmek büyük bir cesaret istiyor” demiş. Brüksel’in yanında İstanbul’un çok çok temiz kaldığını söylemiş Hocam.
ADNAN OKTAR: İşte Darwinizmin, materyalizmin Avrupa’ya hediyesi, çirkin hediyesi, inşaAllah. Bir de ölüp, bayılarak Darwinizmi, materyalizmi istiyorlar. Onun getirdiği sistem bu işte; hayat pahalılığı, ekonomik çöküntü, ızdırap, acılar, düşmanlıklar, kinler, nefretler, korku, panik, güvensizlik, yağma, gasp, hırsızlık, soygun, cinayetler, tehditler, yaralamalar ve toplu acılar, toplu ölümler, intiharlar Darwinizmin, deccaliyetin insanlara getirdiği budur. En ziyade de zaten Danimarka, Norveç, İsveç o bölgelerde, yani kuzey bölgeleri özellikle bu şekildedir, kuzeybatı. Ki deccalin çıkacağı yer olarak hadislerde belirtilir.
ALTUĞ BERKER: Bugün Milliyet’te Taha Akyol, PKK’nın Stalinist bir örgüt olduğunu yazmış, tekrardan.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, ona bir şeyler oldu. Allah bir gelişme meydana getirdi, Allahu alem.
ALTUĞ BERKER: Sizi iyi takip ediyorlar.
ADNAN OKTAR: Evet.
ALTUĞ BERKER: Ayrıca Profesör Ayhan Aktar da söz konusu özerklik taslağının Leninist ve Stalinist bir örgütlenme modeli ön gördüğünü söylemiş. Radikal’den Ahmet İnsel de aynı mantıkta bir yazı yazmış.
ADNAN OKTAR: Hele şükür bunlara öğrettik. Yıllardan beri anlata anlata beyinleri açıldı. Nihayet, hele şükür ilk defa duyuyorum. Yeni geçenlerde de hazret konuştu. İlk defa açılma başladı, inşaAllah. Bunlar herhalde uykularına dikkat ediyorlar, okumalarına dikkat ediyorlar, bilgilerine dikkat ediyorlar. İyi gelişmeler var, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Hocam, Ertuğrul Özkök ve Doğan Grubu yazarları genellikle Müslümanların kendilerinden daha arif, daha alim bir kişiye manevi olarak tabi, bağlı olmaları ya da onu lider kabul ederek onun tavsiyelerine uymaları konusunu ‘biat kültürü’ diye adlandırarak eleştirel yazılar yazıyorlar. Ertuğrul Özkök de birkaç gün önceki yazısında, İzmir’de yaşayan insanların modernliğini överken, bu şehirdeki insanların en önemli vasıflarından birinin kimseye tabi olmama ve biat etmeme özelliği olduğunu söylemiş.
Mehmet Şevket Eygi Hocamızın bir yazısı vardı Hocam. “İslam ile Marksizm asla bağdaşmaz” adlı bir yazı yazmış. Üstü kapalı olarak Has Parti’yi eleştirmiş. Yazısında “Özelikle Marksist-Leninist ideolojiyi benimseyen kişilerin materyalist olduklarını; Allah’a, dine, ahirete inanmadıklarını, Peygamberleri kabul etmediklerini, dolayısıyla akıllı ve sağduyulu Müslümanların komünistlerle asla iş birliği yapmayacağını” söylemiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Marksistlerle, sosyalistlerle, değil mi?
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam.
ADNAN OKTAR: Darwinistlerle, materyalistlerle? Kime gönderme yapıyor Hocamız? Numan Hoca’ya var mı biraz gönderme?
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam.
ADNAN OKTAR: Tabi, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Serdar Turgut, “2011’da İstanbul Başkent” başlıklı bir yazı yazmış Hocam. Yazısında, Nostradamus'tan bile daha büyük bir kahin olduğu düşünülen Müştak Baba'nın ön görüleriyle ilgili bir program yaptığını, burada İstanbul ile ilgili çok önemli ifadeler olduğunu belirtmiş. Müştak Baba’nın şiirleri genelde Türkler ve dünyanın ileride başına gelecekler üzerineymiş. Şiirlerin çözümünde ebced hesabı kullanılıyormuş. Örneğin şunları ön görmüş; Ankara’nın 1923 yılında Türkiye’nin başkent olacağını söylemiş, 2011 yılı içinde İstanbul’un tekrar başkent ilan edileceğini. 2029 yılına dikkat çekmiş Hocam özellikle. 2029 yılının özel bir önemi olduğunu, Türkiye ve dünya açısından kırılma noktası olduğunu söylemiş.
ADNAN OKTAR: Tam mutabık,sözlerimizle mutabık. İstanbul da hakikatendünyanın kültür başkenti oldu. Müştak Baba’nın o dediği de doğru çıktı.
ALTUĞ BERKER: Siz, Hocam; “iman hakikatlerine önem vermek” dediniz. “Tahkiki imanı geliştirmek önemli. Allah’ın sanatına ait detaylar insanların imanını tahkiki hale getirir. Darwinizmin geçersizliğinin anlatılması da vesveseleri ortadan kaldırır, kalplerini rahatlatır. Putlar mutlaka yıkılmalıdır. Putların olduğu yerde namaz kılınmaz. Biz putu kırıyoruz, yıkıyoruz. Darwinizm putunun da mutlaka yıkılması lazım” dediniz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Darwinizmi önemsiz gören arkadaşlar var. “Dünyanın yüzde doksan dokuzunu ateist yapan bir sistem bu” diyoruz. “Doğru” diyor, o zaman en büyük put işte, en tehlikeli hareket. “Yok, bunlar önemli değil” diyor. “Biz mendupları, müstehapları anlatalım” diyor. Karşındaki adam direkt ateist, dinsiz, materyalist, Darwinist; sen müstehaplardan, menduplardan bahsediyorsun. O, tam takvadır, farzları yapar, vacipleri yerine getirir, sünnete uyuyordur, ona gider anlatırsın. Şimdi ana tehlike dururken, dünyanın yüzde doksan dokuzunu kaplayan tehlike dururken; menduplarla, müstehaplarla vakit geçirirsen ahirette hesabını veremezsin. Farzları ön plana alacaksın. Geçen gün de, daha önce de söyledim; milyonlarca, milyarca sünnet, müstehap bir araya gelse bir tane farzın sevabını meydana getirmez. Farzlara çok önem vereceğiz.
Bu devirde en önemli konu İttihad-ı İslam. Dolayısıyla, insanların imanlarını tahkiki hale getirmek için gayret etmek. Çünkü İttihad-ı İslam’ın oluşması için, karşısındaki şahsın İslam’ı, Kuran’ı sevmesi lazım. İslam’ı, Kuran’ı sevmesi için müstehapları, mendupları anlatırsan, o senden daha da kaçar. Bilmiyor çünkü, önce Allah’ı sevdirmek, Allah’ın varlığına inandırmak, kalplerindeki vesveseleri izale etmek gerekiyor. Kadere iman var, Peygamberlere iman var; cinlere, meleklere iman var; cennete, cehenneme iman edecek, hepsinin üzerinde Allah’ın varlığına iman edecek. Bunun için iman hakikatlerini ona sunmak gerekiyor. Allah’ın yarattığı mucizeleri ona sunmak gerekiyor. Bir dış alemdeki mucizeleri, ayrıca Kuran’daki mucizeleri ona göstermek gerekiyor. Dolayısıyla Peygamberimiz (s.a.v)’in söyleyip de doğru çıkan mucizelerini de aktarmak gerekiyor. Mesela ahir zamanla ilgili mucizelerin anlatılması çok fazla insanın iman etmesine vesile oluyor.
Cübbeli çıkıyor; “ben konuşuyorum, çok fazla insan iman ediyor, milyonlarca insan iman etti” diyor. Peki, anlattığın ne? Anlattıklarını bir göster, ayet ve hadisleri tenzih ederim, hurafeyle bir insan iman eder mi? Hiç iman hakikatleri anlatıyor musun? Hiç Peygamberimiz (s.a.v)’in Kuran mucizelerinden anlatıyor musun? Hiç Darwinizmin, materyalizmin geçersizliğini, putları yıkıyor musun? Putların etkisizliğini anlatıyor musun? Putlara senin çıtın çıkmıyor. Darwinizme, materyalizme çıtın çıkmıyor. Dünyanın yüzde doksan dokuzunu kapladı mı diyoruz? Evet “kapladı” diyorsun. İslam alemini de kaplamış durumda. Peki, burada koskoca put dururken sen ne yapıyorsun? Sen kendini övmekle meşgulsün. Boş işlerle uğraşmayacak, inşaAllah. Faydalı işlerle uğraşsın. Habire kendini savunuyor; şöyle değilmiş, böyle değilmiş, şöyle değilmiş, böyle değilmiş. Biz senin ne olduğunu biliyoruz, Türkiye de biliyor. Oturup onunla uğraşmana gerek yok. Sen sadece tevbe istiğfar et ve devam et. İslam’ı, Kuran’ı anlatmak güzel ama önce insanların imanını ortaya koymak lazım. İman etmelerini sağlamak lazım. İman zafiyeti var. Kendin iman zafiyeti içinde olduğunu açıklıyorsun. Bizzat kendisi iman zafiyeti içerisinde olduğunu, güçsüz ve aciz olduğunu söylüyor, iman yönünden. Neden? Çünkü tahkiki iman üzerinde durmuyorsun. Kendi de diyor, tahkiki imanı gereksiz gördüğünü açıklıyor. Kocakarı imanı gibi olması lazım iman, “düşünmeyeceksin” diyor. Düşünmezsen, işte hasta olursun ve nereye tutsan gider hale gelirsin. Nitekim bak, Fatih Altaylı’nın, tombul gözlüklünün bunu niye desteklediği, ortak bir yönleri olduğu şeklinde bir anlayış da anlaşıldı. Hepsinin bir ortak yönü var. Cübbeli’nin de, Fatih Altaylı’nın da, o tombul gözlüklünün de. Bir noktada hepsi aynı görüşteler, ittifak ediyorlar. Yani o görüşten dolayı birbirlerini destekledikleri ortaya çıktı, anlaşıldı. Yani bir konuda ittifak halindeler, üçü de. Cübbeli’nin yapacağı, bir kere çok güçlü bir tevbe etmek. Çok güçlü şekilde tevbe etmek, iman hakikatlerini ön plana almak. Risale-i Nur Külliyatı’na sıkı sıkıya sarılacak, iman hakikatleri okuyacak, Allah’ın varlığının ve birliğinin delillerini araştıracak, Kuran’ın mucizelerini insanlara anlatacak, dış alemde meydana gelen mucizeleri anlatacak. Peygamberimiz (s.a.v)’in söyleyip de ortaya çıkan çok fazla mucizesi var, bunları anlatacak. Atomun yapısındaki harikaları anlatsın, karıncanın yapısındaki harikaları anlatsın, arının hayatındaki harikaları anlatsın. Hurafeler onun beynini pişirir, hasta eder ve mahveder. Nitekim bak, çıktı; “ben delirdim” dedi, “ben deliyim” diye ortaya çıktı. Daha önce de beni delilikle itham ediyordu. Ben diyorum, ben Allah’ın delisiyim. Ama sen türünü belirtmemişsin, inşaAllah.
Müslümanın yapacağı etrafındaki insanlara Allah aşkını hissettirmek, Allah sevgisini hissettirmek, samimi Allah korkusunu hissettirmektir. Bediüzzaman; “en mühim mesele ahir zamanda imanı tahkiki hale getirmek” diyor. “O yüzden ahir zamanda gelecek Mehdi (a.s) en azam meseleyi esas yapacak, diğer meseleleri esas yapmayacak” diyor. Yani “siyaset ve saltanat cehdine başlangıçta girmeyecek, sadece iman hakikatlerine ağırlık verecek, maddiyyun ve tabiyyun taununu,” yani Darwinizm ve materyalizmi, “ezecek, onu etkisiz hale getirecek; bitamamiha, tam anlamıyla yerle bir edecek” diyor, Darwinizmi ve materyalizmi. “Birinci görevi bu” diyor, Mehdi (a.s)’ın. “Ve Müslümanların imanlarını kaybetmesi tehlikesine karşı tavır alacak” diyor. “Bunu engelleyecek” diyor. “Müslümanların imanlarını muhafaza edecek. Bu görevi yaptıktan sonra, yani imanı tahkiki hale getirip, imanı güçlendirdikten sonra, iman dünyada yayılıp hakim olduktan sonra siyaset ve saltanat cehdindeki faaliyetlerine devam edecek” diyor, “üç görevi birlikte yapacak” diyor. Bazı hımbıl bunaklar, Bediüzzaman’ın açık, sarih bu ifadelerini akılları almadığı için, imanları da almıyor, akılları da almıyor, mantıkları da almıyor, diyorlar ki; “bu üç görevi birden Mehdi (a.s) yapamaz.” Peygamberimiz (s.a.v)’e soruyoruz, “yapacak mı Ya Resulullah (s.a.v)? “Yapacak” diyor. Bediüzzaman Hazretleri’ne, 13. asrın müceddidine soruyoruz, “bu doğru mu?” diyoruz, “hadisi açıklama şeklimiz, hadisin ifadeleri bu şekilde mi? diyoruz, Bediüzzaman da diyor; “evet, doğru. Üç görevi birden yapacak” diyor. “Hem siyaset, hem saltanat, hem diyanet, yani imani konularda görev yapacak.” Bu üç görevi birden yaptığı için zaten Büyük Mehdi (a.s) deniliyor. Mehdi-i Azam olmasının nedeni üç görevi birden yapması. “Eğer tek bir görevi yapmış olsa zaten Mehdi-i Azam olamaz” diyor Bediüzzaman. “Ama benim zamanımda bu üç görevi birden yapmak mümkün değil” diyor Bediüzzaman. “Zaman, şartlar ve ortam açısından bu mümkün değil” diyor, “yani bu devirde Mehdi (a.s)’ın gelmesi mümkün değil” diyor. Yani kendi bulunduğu zamanda. “Ta hayatın geniş dairesinde, ahir zamanda” diyor, yani televizyonun, radyonun, internetin, her şeyin çok yayıldığı dönemde, “hayatın geniş dairesinde, asıl sahipleri, Mehdi (a.s) ve şakirdleri,” Mehdi (a.s) ve talebeleri, “Allah’ın izniyle gelir, o daireyi genişletir, o tohumlar da sümbüllenir. Biz de kabrimizde seyredip Allah’a şükrederiz” diyor. “Ben o vakitte vefat etmiş olacağım” diyor.
Bunak dedeme sorduğumda, anlamıyor bunak dedem, “nedir bu bunak dedem, kınalı dedem?” diyorum. “Bak, burada açık açık söylemiş, üçe ayırmış” diyor, “Bediüzzaman diyanet görevini yapacak” diyor, “bir Mehdi de gelecek siyaset görevini yapacak” diyor. “Herhangi bir partinin iktidara gelmesi, bu yeterlidir” diyor, “kastedilen bu” diyor. Saltanat? “Saltanat da kolay” diyor, “bol bol yer içersen, yatarsan, bu da saltanat” diyor. “Peki, ne yapacağız bunak dedem?” diyorum. “Kıyameti bekleyeceğiz, ne yapacağız?” diyor. “Ne kadar var?” diyorum. “Bir iki yüz sene ilave edeyim de rahat edeyim bari” diyor. İki yüz sene de ilave ediyor dedem. Kınalı bunak dedem, biz sana mı inanalım, Peygamberimiz (s.a.v)’e mi inanalım, Bediüzzaman’a mı inanalım? Biz Peygamber (s.a.v)’e ve Bediüzzaman’a inanıyoruz. Kınalı bunak dedeme ben inanmıyorum, inşaAllah. Akıllarını başlarına alsınlar. Holdinglerindeki böyle üç-dört tane üçkağıtçı uyanık, bunları yanlarına alıyor, “siz böyle derseniz şimdi holdinge, bilmem neye zarar verirsiniz, milletin şevkini kırarsınız, bir iki yüz yıl daha ilave et, bak palazlandık, tam zengin oluyorduk, şimdi sırası değil” diyor, “Mehdi (a.s)’ın, İsa Mesih (a.s)’ın zamanı değil” diyor. “Milletinin dikkatini dağıtma, zaten din iman da bitmiş, İslamiyet diye bir şey de kalmamış” diyor. “En iyisi bizim Avrupa Birliği’ne girmemiz, Büyük Ortadoğu Projesi içinde yer almamız. Fazla da konuyu uzatma, 200 yıl ilave yap yahut 570 yıl mı olur artık. Bin yıl da yaparsan o da senden” diyor. Cömert olanlar da var, çirkin bir cömertlik. Bu kadar. “Yan gelip yatalım” diyor. Badem bıyığa kına sürecek, kafaya da külahı geçirecek, yan gelip yatacak dedem. Ne Darwinizmle mücadele var, ne materyalizmle mücadele var, ne komünizmle mücadele var. Ne Stalinizm, ne Leninizm, adamın haberi yok. Muhatap dahi olmuyor. O kendi bodrum katlarda, leş gibi kokan ortamlarda kavruk, pis böyle, leş gibi kokunun hakim olduğu şeylerde höpür höpür çayını içecek, hurafeler anlatacak, “Bediüzzaman ne kahraman adammış” diyecek, “ne yiğit adammış” diyecek, işte “şöyle hapis yatmış, böyle hapisten çıkmış.” Peki, sen? “Biz de artık kıyameti bekliyoruz” diyor. Böyle hımbıl bunakların peşinden bir hayli genç de gidiyor. Ama bunları uyardıkça, uyardıkça uyandıklarını görüyoruz. Hipnoz kolay çözülmüyor. Onun için bizim anlatımımız çok uzun sürecek. Bana diyorlar ki; “niye sürekli Mehdiyet’i anlatıyorsun?” Kardeşim, elli sene büyü yapılmış, müsaade etsinler de biz de en az bir beş sene de o büyüyü bozacak faaliyet yapalım. Adam geceli gündüzlü şahs-ı manevi, şahs-ı manevi diyerek adamın beynini pişirmiş, kavrulmuş adamlar. Adam yoluna yürüyemiyor artık, kendini kaybetmiş. Tabii ki çözeceğiz.
Adam şevk içinde, heyecan içerisinde Allah’ın vaadinin meydana gelmesini beklemek durumundadır. Ne kadar güzel İslam ahlakının dünyaya hakimiyeti, ne kadar berrak, ne kadar neşeli. Öyle meyus, öyle hasta, öyle kavruk bir stil meydana getiriyorlar ki şizofren gibi insanlar meydana getiriyorlar. Deli gibi böyle, içine kapanmış, mahvolmuş; konuşmuyor, yemiyor, içmiyor, bir şeyden de haberi yok. Sürekli ölümü bekleyen böyle bitap insanlar meydana getirmek, ölü insanlar meydana getirmek, Büyük Ortadoğu Projesi’nde şeytanın ihtiyacı olan insan türü. Halbuki Müslüman Türk gençliği çok dinamik, aydın, gürbüz, açık kafalı, İttihad-ı İslam’ı büyük bir hırs ve heyecanla isteyen, Türk-İslam Birliği deyince tüyleri diken diken olan, yerinde duramayan, gece-gündüz Türk-İslam Birliği’ni oluşturmak için gayret eden bir insan olması lazım. Onun için böyle kınalı bunak dedelerin peşinde değil, Resulullah (s.a.v)’in peşinde, Bediüzzaman’ın peşinde hareket edecekler. Kınalı bunak dedeleri besleyen holdinglere dikkat edecekler. Adam holdingden de bir faydası yok zaten. Holdinge bakıyoruz; yiyor mu, içiyor mu, adamlar zaten zevksiz, zaten hayattan zevk alan bir şey yok. Sadece kazanmak istiyor, yani ne yapacağı da belli değil parayı. Kazanamıyor da, ayağına dolandırıyor, batırıyor Allah, mahvoluyor. Sadece Müslümanları dolandırdıkları yanlarına kalıyor, o kadar. Müslümanları da mahvediyorlar. Onun için Bediüzzaman’ın bu aslanlarına tam ittiba ederek, onların peşinde giderek güzel bir ortam meydana getireceğiz, inşaAllah, yani Resulullah (s.a.v)’in izinde, Kuran’ın yolunda. Said Özdemir Ağabey’i bir daha dinleyelim. Dumanlanmış kafalar açılır, inşaAllah; büyülenmiş kafalar. Arkasından Seyyid Salih Özcan Ağabeyimizi dinleyelim. Abdullah Yeğin Ağabey’i dinleyelim arkasından. Ağabeylerin nuruyla bir aydınlatalım şöyle kararmış gönülleri. Yani az da olsa kararmış gönüller var, onlara bir aydınlık getirelim, inşaAllah.
-VTR- Said Özdemir Ağabey Anlatıyor
-VTR- Abdullah Yeğin Ağabey Anlatıyor
-VTR- Sungur Ağabey Anlatıyor
ADNAN OKTAR:Üstadın aslanlarını görüyor musun? Bediüzzaman aslanlarını saldı. MaşaAllah, yeri göğü kükretiyorlar, inşaAllah. MaşaAllah, Hocalarımızla yine görüşelim. Bunlar çok hayati çünkü, bu konuşmalar, bunlar tarihi belgeler. Yalnız Bediüzzaman’ın bu mübarek talebelerine çok iyi sahip çıkalım. Bir kısmı unutulmuş gibi. Bu çok utanç vericidir bazı şahıslar açısından. Holdingleri desteklemek mecburiyetinde değiller; onlar Allah yanlısı insanlar, kendilerini Allah’a hibe etmiş; İslam’a, Kuran’a hibe etmiş insanlar. Holdinglere yakın durmazlar yani. Holdingi desteklemiyor diye özel bir tavır almayacaklar. Tavır alsalar ne olur, almasalar ne olur, o ayrı mesele de, inşaAllah.
“Muhammed Adnan Hocam, Selamun Aleykum.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “İnternette rastlıyorum, sizi seven bazı arkadaşlarımız sizi savunmak için Cübbeli taraftarlarıyla uzun uzun yazışıyorlar. Bu konuda sizin yorumunuzu merak ettim. Siz ne tavsiye edersiniz?” diyor, Cüneyt isimli kardeşimiz. Aman, aman, aman. Bu işler boş işlerdir. Adamların ne dediği hiç önemli değil. Sadece kardeşlerimiz iman hakikatleri, Kuran mucizeleri anlatsınlar, Cübbeli’nin taraftarlarını tenzih ederim de hani derler ya “şeyh ürer kervan yürür” derler, değil mi? Cahil cühela ile sakın muhatap olmasınlar. Ayrıca Cübbeli’nin taraftarları da, o çocuklar temiz, mazlum çocuklar oturup onlarla vakit kaybetmek yanlış olur. Fakat biraz kavgacı bir kısmı, kavga arıyorlar. Küfür, hakaret, kavga, şamata. Müslüman buna vakit ayırmaz. Müslüman; sevgi, saygı, merhamet, dostluk, kardeşlik, imanın tahkiki hale gelmesi, Kuran mucizeleri, iman hakikatleri, değil mi? Facebook’ta senin zaten az bir küçük yerin var, imkanın var; ender nadirattan bir ziyaretçin geliyor. Orada adam açtı mı hakaretle karşılaşırsa, işte Cübbeli’nin arkadaşları, başkasının, kim olursa olsun, onun küfürleriyle, onların olumsuz yönde yaptıkları dualarla karşılaşırlarsa bu insanların içlerini karartır. Neyle karşılaşacak? Güzel çocuk resimleri koysunlar, güzel çiçek resimleri koysunlar, güzel hayvan resimleri koysunlar, güzel manzara resimleri koysunlar, Allah’ın mucizelerini anlatsınlar, Kuran’ın mucizesini anlatsınlar. Kuran’dan bir ayet, bir mucize, bir ayet, bir mucize, Bediüzzaman’ın sözlerini koysunlar, İmam Rabbani Hazretleri’nin sözlerini koysunlar; orası güzel bir kütüphane gibi, iç açıcı bir kütüphane gibi olsun. O ona, o ona, o ona, o ona, bu şeytanın savaş alanı gibi olur o. Yani şeytana teslim olmak olur. Kardeşlerimiz de bunu yapmak istemeyeceklerine göre, en azından beni seven kardeşlerimiz, böyle bir şeye sakın girmesinler. Biri çirkin bir söz söylediğinde altına bir iman hakikati, Kuran ayeti yazsınlar. Kuran’dan bir güzellik. Oturup onlarla muhatap olmalarına gerek yok. Dolayısıyla şimdi eğer biz onlarla uğraşmaya kalkarsak bizi şeytan kendi ülkesine doğru çekmeye kalkar. Bizim böyle bunlara vakit ayıracak durumumuz yok. Bediüzzaman diyor; “bizim elimizde nur var, topuz yok” diyor, değil mi? Cenk topuzuyla yaklaşmıyoruz biz, nurla yaklaşıyoruz. Dolayısıyla hep kardeşlik, sevgi, muhabbet, bu. Mesela baktın abuk sabuk bir şey konuştu, hemen altına müminlerin kardeş olmasıyla ilgili bir ayet. Yahut cehennemle ilgili bir ayet ki ahireti hatırlatan, veyahut Kuran’dan bir mucize, bunları anlatmak. Böyle güzel kütüphane gibi; hiç kaale almasınlar. Onlarla baş olmaz ki şimdi. Sen ona cevap vereceksin, o sana cevap verecek, o sana. Adamın içi zaten kin ve nefretle dolu, hasta olmuş adam. Tahkiki iman gelişmediği için, iman hakikatleri okunmadığı için Allah sevgisi gelişmemiş, Allah korkusu gelişmemiş. Futbol takımı tutar gibi falanca hocayı tutuyor. “Ben” diyor, “falanca hocacıyım.” Ama futbol takımı tutar gibi, adam fanatik olmuş. Neye göre tuttuğundan da haberi yok. Kalbinde sevgiden damla kalmamış, hırs, kin, nefret, öfke, saldırganlık içini doldurmuş. Şimdi sen böyle bir adamla vaktini kaybedersen şeytanın oyununa gelirsin. Böyle olmaz. Dolayısıyla Cübbeli’nin adamı mı, o da belli değil. Belki şeytani unsurlar da olabilir onlar, hiç bilmiyoruz. Cübbeli’nin adamı diye, biz zaten öyle bir adam yok, öyle bir şey yok. Mahmut Hocamızı seven insanlar. Cübbeli’nin etrafında adam kalmadı, öyle bir şey yok. Çok az, çok, çok, çok az. O işte cezaevinde fedailer falandan bahsediyor, ona benzer kişiler var, etrafında hiç kimse kalmadı. Zaten biliniyor, o yüzden televizyonlarda konuşuyor. Herkes biliyor bunu. Çünkü millet kalbini karartacak değil, kalbini açacak şeylerin peşinde olur. Kuran anlatması güzel, hadis anlatması güzel ama hurafe anlatması, oturup bir de kendini övmeye kalkması, gizli veya açık, bu milleti sıkar. Millet neyin ne olduğunu biliyor ve anladılar, anlıyorlar da. Oturup milleti sürekli boş laflarla oyalamaya gerek yok. Ama Cenab-ı Allah diyor ayette; “size kötülük yapana iyilik yapın, bir de bakarsınız size dost olmuşlardır” diyor Allah. Kötülük yapana kötülükle karşılık vermesin kardeşlerimiz. Mutlaka bir Kuran ayeti, Peygamberimiz (s.a.v.)’den hadis, bir Kuran mucizesiyle mutlaka öyle mukabele etmeye devam etsinler. O kardeşlerimizi de kazandıklarını göreceklerdir. Çünkü kalbi kararmış insanlara, karanlıkla karşılık verirsen, adamın kalbini iyice karartırsın. Karanlığa aydınlıkla karşılık vereceksin ki kalbi açılsın. Eğer onu kazanmak istiyorsan. Yani bunun Kuran’daki gösterilen usulünü Cenab-ı Allah bize göstermiş.
Özetle kardeşlerimiz yine diyorlar, “TRT hicazkar makamından evrim fasıllarına devam ediyor” diyorlar. En güzeli, kardeşlerim kendi aralarında birbirlerini aydınlatsınlar, bilgilerini artırsınlar. Yaratılış Atlası’nı aralarında yaysınlar. Her köye, her mahalleye bir Yaratılış Atlası götürmeye çalışsınlar. Kendi aralarında evrimle ilgili uzmanlaşan gençler olsun. Onlar güzel dersler anlatsınlar. TRT’nin baş edeceği gibi bir şey yok, TRT’nin yapacağı bir şey yok. Milletin yüzde 95’i Darwinizme inanmıyor zaten Türkiye’de. Avrupa da ümidini kesti. TRT hicazkar faslından çalsın da çalsın, kimse dinlemez onu. Ama biz dilekçeye de devam edelim. Halkımızı, milletimizi aydınlatmaya da devam edelim, inşaAllah.
Darwinizm konusunda uzmanlaşan çok fazla kardeşimiz olsun, gençler. Mesela konferans verecek derecede gücünü artırsın. Okursalar bizim sitelerden, o bilgileri alırlarsa, ezberlerse. Önce küçük konferanslar versinler arkadaşlarına, sonra biraz daha genişletsinler. Bilgisini artırdıkça, konferans verdikçe, ilim onların hoşuna gidecektir. Bilgili olmak, kültürlü olmak çok zevklidir. İnsanların onları dinlemesi de hoşlarına gidecektir. Gittikçe genişletsinler. Ondan sonra büyük salonlar tutarlar. Hatta düğün salonu tutabilirler, büyük toplantı salonları tutabilirler, sonra otellerin büyük salonlarını tutabilirler. Oralarda çok güzel konferanslar tertip edip, çok heyecanlı, güzel, etkili bir mücadele şekli geliştirebilirler, inşaAllah.
“Değerli kardeşlerim. Ben Gaziantepliyim. Bugün Merinos Halı’nın sahipleri namaz kıldırmıyor haberini hocamız röportajında anlatıyor” diyor. “Hocamızın bu söylemesinden sonra” diyor, yani Merinos’ta Cuma namazı konusu hallolmuş, öyle bir şey yokmuş.
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam, bir haber var onunla ilgili. “Öyle değil” diyorlar, kendi sahipleri. Siz de öyle söylemiştiniz Hocam, aynı şekilde söylüyorlar.
ADNAN OKTAR:Helal olsun, maşaAllah. Demek ki Müslüman evladı gençler, kardeşlerimiz. İbrahim, Ali ve Mahmut, isimleri de güzel, helal olsun. Her yerde böyle olacak, inşaAllah. Namaz kılan insana saygı duymak lazım, ibadet yapacak insana saygı duymak lazım, inşaAllah.
“Canımın içi Muhammed Adnan Hocam. İsa (a.s)’dan bahseder misin? Ona Cebrail (a.s) mı yardım edecek?” Evet, Cebrail (a.s) yardım edecek. “21 Aralık’ta Ay’ın tutulmasının İsa (a.s) ile ilgisi var mı?” diyor. Bayağı iltifatlar yazmış, bir hanım arkadaşımız. Çok sevgi dolu, maşaAllah. “21 Aralık’ta Ay’ın tutulmasıyla İsa (a.s) ile ilgisi var mı?” Allahualem, hatırladığım kadarıyla yok. Ama gökten göksel hareketler olacak diyor İsa (a.s), ben gelmeden önce diyor. İsa (a.s) kendisi gelmeden önce, “göksel alametler, gökten alametler olacak” diyor. O anlamda tamam, inşaAllah.
“Selam Değerli Hocam, bir kadın iki çocuğu olmasına rağmen,” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu, “eğer eşi ona zulüm yapıyorsa, hizmetine engel oluyorsa ve sürekli düzeleceğim diyerek kandırıyorsa, o kadının eşinden ayrılması gerekir mi? Yoksa milletin dediği gibi ayrılırsa,” bir kısım kişilerin dediği gibi diyelim, “ayrılırsa çocuklar babasından ayrılıyor diye cehennemlik mi olur? Sırf çocuklar babasından ayrılmasın diye veya annesinden ayrı olmasın diye ömür boyu istemediği, sevmediği bir insanla evli kalmak zorunda mıdır? Allah razı olsun Hocam. Sevgili Hocam, sizi çok seviyorum, inşaAllah. Saygılar” diyor. İsmini vermeyelim. Çünkü bu sefer eşiyle kavga edebilirler. Yani Müslüman bir kadın eğer karşısındaki kişi onun İslam’ı yaşamasına net olarak engel oluyorsa, Kuran’ı yaşamasına engel oluyorsa, küfür alametleri gösteriyorsa, Allah Kuran’da söylüyor açıkça; “itaat yoktur” diyor. Anne, babaya bile itaat yok. Eşine niye itaat etsin. Köle değil ki o. Attığı imzayla bir mal akdi yapmış değil ki. Bir malı, bir evi ona satıyor da değil. Evliliğin amacı nedir? Karşılıklı sevgi, saygı, şefkat, merhamet, hayranlık ve güzellik oluşması içindir. İnsan, Allah’ın tecellisini sevmek ve ahirette de Allah’ın tecellisiyle beraber olmak için evlenir. Dolayısıyla zulüm varken, rezalet varken, kepazelik varken evlilik devam eder mi? Yani bunu çocuk olsa anlar, ben bunun cevabını vermeme dahi gerek yok. Yani aklı başında bir insan buna çok rahat karar verecek konumdadır. Kuran’ı bilen, İslam’ı bilen bir insan, zulmediliyorsa; adam ahlaksızsa, dinsiz, imansızsa bunun neyini soracaksın? Çok açıktır yani. Düzelmesi için uğraşacaksın. Olmuyorsa olmuyordur, değil mi?
Neandertaller sebze yiyorlarmış. Demek ki domates, biber, patlıcan falan, ne varsa. Adamlar bak, fasıl yapıyor ekip halinde, sebze yemeği yapıyorlar, dikiş dikiyor, elbise giyiyor. Kim bilir ne gıcır elbiseler giyiyorlar adamlar, değil mi? “Neandertaller ilkeldir” diyor. Git onlara sor bakalım, o da sana ne diyor bakalım. O güç şartlarda adam onu yapıyorsa. Adamlar muazzam mağara resimleri yapmışlar.
ALTUĞ BERKER:Tarihleri M.Ö. 35 bin yıla kadarki mağara resimlerindeki boyalarda dönemin insanları mangan oksit, demir hidroksit, dentin kili (omurgalı hayvanların dişlerindeki kolajen ve kalsiyum tuzundan meydana gelen iç kısım) gibi elementler ve maddeler kullanıyorlardı.
ADNAN OKTAR:Bu çok hayati, anlattığın kısım. O kimyasal kısım, çok önemli o. Demir hidroksit, doğru mu? Kalsiyum tuzu, öyle mi?
ALTUĞ BERKER: Demir oksit, mangan oksit.
ADNAN OKTAR:Demir oksit, mangan oksit, demir hidroksit,
ALTUĞ BERKER:Gibi elementler kullanıyorlar hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:“Omurgalı hayvanların dişlerindeki kolajen ve kalsiyum tuzundan meydana gelen iç kısım gibi elementler ve maddeler kullanıyorlar. Kimya eğitimi almayan bir insandan, bu resimlerden herhangi birindeki boyayı elde etmesi istense, bu kişi hangi elementi kullanacağını, bu elementi nereden, nasıl bulabileceğini, hangi elementi hangisiyle nasıl karıştırması gerektiğini bilemez.” Doğru, adam nereden bulsun demir oksit, demir hidroksit? Bunlar özel maddeler. Şimdi herhangi bir insana söyle sen, "git bunları bul, yap" desen, yapamaz. Adamların yaptığı boya 30 bin yıldan beri solmuyor. Adam adamı beğenmiyor. Sen yap da bakalım, bu resmi yapabiliyor musun? “Ben ağabey yapamam” diyor. O zaman sen adam beğenmezlik yapamazsın, değil mi? Adamı ilkellikle itham edemezsin. Adam da seni ilkellikle itham eder. “Gel sen şu boyayı yap” diyecek, “ben yapamıyorum” diyor adam. “Gel şu resmi yap” diyor, “bunu da yapamıyorum” diyor. Onun yaptığı fasılı yapabiliyor musun? Adam kavalla, tefle, darbukayla falan alem yapıyor. “Ben bilmem” diyor, “müzikten anlamam. Yemekten de anlamam, dikiş dikmekten de anlamam” diyor, “resim yapmaktan da anlamam.” Adamlar yapıyor. Sen adamlara ilkel diyorsun. O da sana ilkel der, olmaz. Doğru mu?
ALTUĞ BERKER:Tabii Hocam, çok doğru.
ALTUĞ BERKER:Aynı zamanda hayvanların üzerinde de bilgiler var. Organizmaların üzerinde de bilgileri olduğu anlaşılıyor. “Mağara resimlerinde kullanılan boyalar, kimya eğitimi almış bir üniversite öğrencisinin dahi elde etmesinin oldukça zor olduğu bir karışımla yapılmıştır. İngiliz antropolog Roger Lewin, bu boyama tekniğini şöyle anlatmaktadır: "Boya yapımında kullanılan maddeler (pigmentler) ve mineral dolgu maddeleri, Üst Paleolitik insanlarca özenle seçilerek, özel bir karışım oluşturmak üzere 5-10 mikrona dek inceltiliyordu. Siyah boya, tahmin edileceği gibi, odun kömürü ve manganez dioksitti. Ancak ilgi, daha çok, dolgu maddeleri üzerine yoğunlaşmıştı. Dolgu maddeleri, renklere canlılık verdiği gibi, adından da anlaşılacağı üzere, boyayı kalınlaştırmaya da yarar. Dört değişik türü olduğu anlaşılan bu maddeleri, araştırmacılar birden dörde kadar sıralamışlardır: Talk, barit, potasyum feldispat ve biyotit (mika) ağırlıklı feldispat potasyum. Fransız tarihçi Clottes ve arkadaşları bu dolgu maddelerini kendileri de denemişler ve çok etkili olduğunu görmüşlerdir."”
ADNAN OKTAR:Kardeşim, olay bitmiş. Bitmiş yani, bu kimyasal maddeleri ne üniversite; kimyagere bile söylesen bulamaz, elde edemez yani. Çok zor. O devrin şartlarını, adamın bunu elde edip, böyle mükemmel boyayıp, bir de muazzam tablolar yapması… Kalıp gibi oturtmuş resimleri, çok güzel. Üç boyutlu resim yapıyorlar ayrıca.
ALTUĞ BERKER: Lascaux mağarası, 17 bin yıllık resimler. Atın ayağı kabartmalı bir zeminde çizilerek hareketli izlemini veren gelişmiş bir yöntem kullanılmış Hocam.
ADNAN OKTAR: 17 bin yıl, evet.
SUNUCU: Hayvanlar da aynı, herhangi değişime uğramadığının da.
ADNAN OKTAR: Tabii, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Çok katmanlı özel bir teknik kullanılmış. Öndeki kırmızı bir inek, onun arkasında ise büyük boynuzlarıyla siyah bir öküz var. Peche Merle Mağarası, 16 bin yılık resimler. Chauvet Mağarası, 32 bin yıllık resimler.
ADNAN OKTAR: Eskiz çalışmaları yapmışlar. Güzel Sanatlar Akademisi öğrencileri bile bunu çok zor çıkartırlar, böyle bir resmi.
ALTUĞ BERKER: 32 bin yıllık aslan resimleri.
ADNAN OKTAR: Bak, kalıp gibi çıkartmış resimleri.
ALTUĞ BERKER: Çok katman kullanılan başka bir resim; önde bir at, arkada öküz görülüyor.
ADNAN OKTAR: Bak, resim tekniğinde de harika bir yapı oluşturmuşlar fakat boya tekniği çok mükemmel, boyada kullanılan malzemeler yani, çok karışık kimyasal maddeler kullanmışlar. Kardeşim, müzik onlarda, sanat onlarda, kıyafet sanatı onlarda. Sen? Sen hazır kıyafeti bile giyemiyorsun. Bazı evrimci arkadaşlara söylüyoruz. Hazır boyayı veriyorsun, adam resim yapamıyor. Mesela versen eline kavalı acayip sesler çıkartır. Bak, adamlar orada ince fasıl yapıyorlar. Kim bilir ne parçalar, ne güzel sözler.
ALTUĞ BERKER:“Hüzne kapılmak haramdır” dediniz Hocam. “Sıkıntıya düşmek de haram. Kendi yaptığını düşündüğü için Allah’tan bağımsız olduğunu düşündüğü için sıkıntıya düşer. Kim korkuyorsa, sakınıyorsa, helale-harama dikkat ediyorsa, iyilik ediyorsa, Allah onlarla beraberdir diyor Allah. Şu an konuşturan bütün konuşmaları yaratan, her şeyi yaratan Allah. Her şeyi Allah yarattığına ve her şey hayırla yaratıldığına göre üzülmek ve sıkıntı haram. Onları ben meydana getiriyorum anlamına gelir, haşa. O zaman şirk koşuyorsun, hüznün ve sıkıntının kökeninde şirk vardır. İnsanları şirk koşuyordur, Allah’ın tecellisi olarak görmüyordur. Her şeyi ve görüntüyü Allah’ın yarattığını bildiğinde kime ve neye üzülüyorsun o zaman?”
ADNAN OKTAR:Şu anki konuşmamızı da baştan sona kadar Allah yaratıyor. Bizi dinleyenlere de görüntüyü meydana getiren yine Allah, inşaAllah.
Seyfullah Tokgöz, Seyfullah, şimdi biz anlattığımız konuları yazılı olarak çok kapsamlı, güzel, internet sitesinde ifade ediyoruz ama çıkıp televizyona, bir cahil insanın karşısına çıkıp onun demagojisiyle muhatap olarak vakit kaybetmeyi akılcı bulmayız. Mesela Peygamberimiz (s.a.v)’den hadis var, diyor ki; “Dünyanın ömrü yedi bin yıl. Bunun 5600 yılı geçti” diyor. 7000’den 5600’ü çıkarttığımızda 1400-1500 arası bir vakit kalır. Şimdi cahil bir hocayı benim karşıma çıkaracaksınız, ben bunu söyleyeceğim, o da diyecek ki; “bundan hesap çıkmaz.” Şimdi, ben bununla mı uğraşayım? Hesap çıktığı açık. 7000’den 5600’ü çıkarırsan 1400 kalır, çocuk olsa anlar. Eğer adam bunu anlayamayacak konumdaysa ve bu hesabı yapamayacak konumdaysa benim onunla konuşacak bir durumum olmaz Göz göre göre, yedi bin yılla ilgili hadis varken, "yok böyle bir hadis" diye ortaya çıkarsa, ben bu adamla ne konuşayım? Arkasından da, "evet, böyle bir hadis var" deyip, Arapçasını söylüyorsa, ben bu adamla ne konuşayım? Mehdi (a.s)’ın çıkış alametleri açık ve aleniyken, alenen reddediyorsa adama ne söyleyeyim? Bununla ne tartışabilirsin, ne konuşabilirsin? Çünkü Peygamberimiz (s.a.v) diyor ki; “Mehdi (a.s)’ın çıkacağı yıl Kabe’de baskın olacak ve kan akıtılacak” diyor ve hac engellenecek. Bu Kabe tarihinde ilk defa oldu. “Oldu” diyorsun, adam başka konuya geçiyor, cevap dahi vermiyor. Ramazan ayında on beş gün arayla ay ve güneş tutulmalarını Peygamberimiz (s.a.v) söylüyor hadiste; “bu da oldu” diyorsun, adamda cevap yok. Ve kuyruklu yıldızların çıkmasını anlatıyoruz, “iki ucu parlak kuyruklu yıldız da çıktı” diyoruz, “diğer kuyruklu yıldız da çıktı” diyoruz, adam da yine cevap yok. Şimdi tartışabilmemiz için makul bir mantık olması ve makul cevaplar vermesi lazım. Makul mantık ve makul cevap olmayınca ne konuşalım? Mesela Bediüzzaman Mehdi (a.s)’ın vaktini açıkça söylemiş, “hicri 1400’de” çıkacak diyor, adam ona 200 yıl daha ilave ediyor, ben ne konuşayım ona? İmam Rabbani, “Peygamberimiz (s.a.v)’in vefatından bin yıl sonra Mehdi (a.s) çıkacak” diyor. Adam, “yok, 3000 yıl sonra” diyor. “Nereden çıkarttın?” diyorsun, “kafamdan çıkarttım” diyor. Ben bu adamla ne tartışayım? Biz kitaptan kaynaktan göstererek, ispat ederek anlatıyoruz. Adam, başka türlü. Dolayısıyla tartışabilmek için makul bir mantık, makul bir kafa, makul bir üslup gerekir. O zaman konuşabiliriz. Ve belgeyle konuşmak gerekir. Adam belge gösteremiyor. Belge de gösterdiğinde ona karşı sessiz kalıyor, geçiştiriyor. O zaman ne söyleyeceksin?
Cübbeli’yle uğraşa, uğraşa, uğraşa İttihad-ı İslam’ı söylettim geçenlerde ama bir kere söyledi. Ondan sonra yine; yasak savar gibi, haşa. Bir kere söylettik, herkes de duydu, Flash TV’de. Ondan sonra yine sustu. Yine başladı kendini anlatmaya. Sen kendini anlatma bize; Allah’ı anlat. Allah’ın varlığını, birliğini; Allah’ın varlığına, birliğine ait delilleri, iman hakikatlerini, Kuran mucizelerini ve Peygamberimiz (s.a.v)’in çıkan mucizelerini anlat. Mahmut Efendi Hazretleri’nin yetiştirdiği yüzlerce alim, hepsi Ehl-i Sünnet’in değerli alimleridir. Bak, şimdi o alimlerden sana bir örnek gösterelim, alim nasıl olurmuş bir gör. Mehmet Talu Hocamızı getirin, Seyfullah Tokgöz dinlesin. Gerçek alim nasıl olurmuş bir görsün, inşaAllah.
VTR: Mehmet Talu Hocaefendi: “Hz. Mehdi (a.s)’ı Ben de Şahsen Göreceğime İnanıyorum.”
ADNAN OKTAR: Şimdi, Seyfullah Tokgöz Efendi, gördün mü alim nasıl olurmuş? Mahmut Hocamızın gerçek talebesi nasıl olurmuş gördün mü? Bak, olgunluk, efendilik, nezaket, ilim, samimiyet, dürüstlük ve doğru konuşma. Alim böyle olur işte. Bak, hakkı açıkça söylüyor; “ben de inşaAllah Mehdi (a.s)’ı göreceğim” diyor ve “İttihad-ı İslam’ı istiyorum” diyor, Türk-İslam Birliği’ni. Böyle mübarek insanlar, bir tek Allah’tan korkarlar ve kendilerini de putlaştırmazlar, ön plana çıkartmazlar, en büyük benim kafasında olmazlar. Toprak gibi mütevazi olurlar. Ben böyle alimin elini öperim ve peşinden de giderim. Çok değerli bir alim. Mahmut Hocamızın yetiştirdiği bence en büyük alimlerden bir tanesi. Ama bana göre de en iyisi, açıkça da söyleyeyim. Allah ömrünü uzun etsin. Mübarek Hocamıza geçenlerde bir suikast yapıldı. Demek ki birilerini rahatsız etmiş onun mükemmelliği, olgunluğu, aklı. Bir şeyler yapmaya çalıştılar; kanunla, hukukla elleri, kolları kırıldı yapanların. Bundan sonra da hiçbir şey yapmaya cesaret edemezler, Allah’ın izniyle. Allah’ın hıfz-ı emanında Hocamız, inşaAllah. Biraz düşünen bu karanlık olayların nerelerden kaynaklandığını çok iyi bilir. Karanlık diplerden, derinlerden gelen bu oyunların nereden filizlendiğini bilir. Böyle değerli hocaları Cenab-ı Allah korur. Allah onları insanlara sevdirir, hürmet ettirir. Mahmut Hocamızın da görüşü, inşaAllah, Allah’ın izniyle bu yüzyılda Mehdi (a.s)’ın çıkması, İttihad-ı İslam’ın olmasıdır. Mehmet Talu Hocamızın görüşü de budur. Değerli alimlerin bundan başka bir görüş açısı olmaz. Çünkü onlar hadislere uyuyorlar. Ve bütün Ehl-i Sünnet alimleri ittifakla aynı noktada birleştiler, birbirlerinden ayrı olmazlar. Mesela Bediüzzaman ile Mahmut Hocamız ayrı değil, aynılar. Şeyh Nazım Kıbrisi de aynı. Ne diyorlar? Hepsi “bu yüzyılda olacak” diyorlar, ittifak var. Cübbeli ne diyor; “570 yıl daha ilave ettim” diyor. Peygamberimiz (s.a.v)’in bunca hadisine rağmen, bunca alamete rağmen görmezden geliyor. Bu kadar hadisi görmezden gelen bir insanla biz ne konuşalım, ne anlatalım? O, ortak özelliğe sahip olan bazı kişilerle ittifak halinde hareket ediyor. Tombul gözlüklü, Fatih Altaylı ve Cübbeli; üçünün de aynı olduğu bir nokta var. Aynı oldukları bir özellik. O yüzden birbirlerine çok düşkünler. Allah hidayet versin, Allah akıllarını açsın, Allah bilgilerini arttırsın. Bunca açık hadisi inkar etmesini görmemesi kardeşlerimizin hayret vericidir. Sayıları az da olsa bu hayret vericidir. Mesela Peygamberimiz (s.a.v) diyor ki; “Afganistan işgal olacak.” Afganistan işgal oldu işte, gözünle görüyorsun. Oldu hadis, tahakkuk etti. “Irak işgal olacak Mehdi (a.s) devrinde” diyor, onu da gördün. Ve “İslam alemi hercümerç içinde olacak, kan revan içinde olacak” diyor, bunu da gördün. Hiç şüphelenmiyor musun? Adam, tek kelime Mehdi (a.s)’ı ağzına almak istemiyor. İsa Mesih (a.s)’ı ağzına almak istemiyor. Ve onları 570 yıl geriye çekti ve kendini ön plana çıkarttı. Bundan şüphelenmiyor musun sen? Ve Peygamberimiz (s.a.v)’in bunca alametini, söylediği bunca alametinin tahakkuk ettiğini gördüğü halde, bunu büyük bir sevinçle, hayranlıkla ve hayretle anlatması gerekirken, setredip kapamanın peşinde. Mesela Peygamberimiz (s.a.v) diyor; “Fırat’ın suyu kesilecek.” Fırat’ın suyu kesildi, havzası kurudu, gazetelerde yazdı, gördünüz. “Aynı bölgede kan akacak” diyor, bunu da görüyorsunuz. Bu Peygamberimiz (s.a.v)’in bir mucizesidir, aynısıyla tahakkuk etmiş. Kendisi de diyor; “minberlerde Mehdi (a.s)’den, deccalden eskiden hep bahsedilirdi. Bahsedilmesinin kesilmesi deccalin çıktığı alametidir” diyor. “Deccaliyet alametidir” diyor. Kardeşim, peki sen ne yapıyorsun? Sen de gizliyorsun, sen de setrediyorsun, sen de Mehdiyet’i kapattın. Bak, “deccaliyetin alametidir bu” diyor, “deccal devrine girdiğimizi gösterir bu” diyor. Ahir zamanın mühim bir özelliğidir bu, “sahabe devrinde beş vakit Mehdi (a.s)’dan, deccalden bahsediliyordu” diyor, beş vakit, “ama şimdi hiç bahsedilmiyor” diyor. Sen bahsediyor musun? Sen de bahsetmiyorsun, sen de kapattın. Sen de birlikte hareket ediyorsun, değil mi?
-VTR- Cübbeli Ahmed
ADNAN OKTAR: Cübbeli Hoca artık bu konulardan bahsetmiyor. Bahsetmemesi bir ahir zaman alametidir. Demek kiMehdi (a.s)’ı sezdi, hiç bahsetmemesi çok acayip. Çünkü birdenbire böyle bir olay oldu. Daha önce coşkuyla, sevinçle anlatan adam, elinden geldiği kadar hadisleri kapatmaya, ayetleri okumamaya, özellikle dünya hakimiyetiyle ilgili ayetleri okumamaya; Mehdi (a.s)’ın çıkan gerçeklerini, olayları, Peygamberimiz (s.a.v)’in mucizelerini anlatmamaya özen gösteriyor. Bu nedir? Bu bir ahir zaman alametidir. Dolayısıyla böyle bir insanla ne konuşacaksın, ne anlatacaksın? Ama bu ilmi bir konu olduğu için delileriyle anlatılır, izah edilir. Nitekim de kardeşlerimiz gayet güzel bunu kavrıyorlar, anlıyorlar. Biz bir de böyle kişilerle oturup, atışmak, böyle ortada konu çıkarmak sevdasında değiliz, böyle bir derdimiz yok. Biz bize karşı yapılan anormal hareketlere karşı daima şefkatle ve akılla karşılık vereceğiz. Ayetin hükmü açık, bakın; “size bir kötülük yapılırsa, siz ona iyilikle karşılık verin, karşınızdakinin size dost olduğunu görürsünüz” diyor. Cahil insanlara, kararmış insanlara oturup sert üslup kullanılırsa, karanlığa karanlıkla karşılık verilirse bu olmaz. Biz onlara karşı Kuran mucizeleriyle, iman hakikatleriyle, Peygamberimiz (s.a.v)’in anlattığı güzel sözlerle karşılık vereceğiz ve internet de, Facebook da hep böyle nurla, ışıkla dolacak. O karartılmaya çalışılan interneti biz sürekli aydınlatacağız. Onun için böyle kişilerle oturup aşık atmak, atışmak falan, bunlar isabetli hareket olmaz. Bu dediklerimi yapsınlar, çok başarılı olduklarını görecekler, inşaAllah.
Mustafa Mutlu yine kendince bir şeyler yazmış, beni de o arada geçiriyor, benden de bilgi veriyor. Ama asıl derdinin ne olduğu da anlaşılıyor. Böyle kişiler ne Cübbeli’yi sorun haline getirir ne de… Çünkü Cübbeli falan, bunlar kendi içinde çökmüş insanlar, kendi kendini bitirmiş insanlar. Böyle bir konusu yok bunların. Bu insanları, Darwinizmi, materyalizmi kim çökertiyorsa, o rahatsız eder. Kim iman hakikati anlatıyorsa, o rahatsız eder. Kuran mucizelerini kim anlatıyorsa, o rahatsız eder. Çünkü adam materyalist, Darwinist görüşü savunuyorsa, o sistemi kim yıkıyorsa ondan rahatsız olur. Cübbeli’nin öyle bir özelliği olmadığına göre adamı rahatsız etmez o. Cübbeli adamlara ilginç geliyor; bağırıyor, çağırıyor, bir şeyler yapıyor. Son zamanlarda zaten daha da ilginçleşmeye başladı. Daha da garip, dikkat çeken şeyler yapmaya başladı. O yönüyle dikkat çekiyor. Adamlar için, materyalizm için, Darwinizm için tehlike yönü olmadığını zaten daha aylar öncesinden, yıllar öncesinden tespit ettiler. Ve Mehdiyet’i savunmayan, İttihad-ı İslam’ı savunmayan, deccaliyete karşı dikkat çekmeyen bir adam onları neden rahatsız etsin? Peygamberimiz (s.a.v)’in ahir zamanda çıkan mucizelerini anlatmayan bir adam neden onları rahatsız etsin? Mehdi (a.s)’ın yüzün üzerinde alameti çıktı, Mehdiyet’in alameti çıktı. Cübbeli bunları kapatmakla uğraşan bir adam. Dolayısıyla Cübbeli’den rahatsız olmaz, bilakis desteklerler adamlar, tam aradıkları gibi bir tip. Bir de bazı özellikleri onlarla aynı. Mustafa Mutlu’yla da aynı Cübbeli’nin bir özelliği, ittifak halindeler o noktada yani. Bir özellikleri yönünden bir çoğu aynıdır. Dolayısıyla karşı gibi görünmelerine rağmen, var gücüyle destekler bu adamlar. Öyle bir konuları yok. Yarın bir gün imkanı olmuş olsa, bu da çıkarır, bu da konuşturur. Diyor ya Cübbeli; “özelde görüşelim” falan diyor bunlara, gider bu da görüşür, öyle bir konusu olmaz.
Dolayısıyla bizim kardeşlerimiz ısrarla, güzelce, akılcı bir üslupla Bediüzzaman’ın talabelerinin anlattıklarını anlatarak, Resulullah (s.av)’ın hadislerini anlatarak, Kuran ayetlerini anlatarak ve bilimsel delilleri vurgulayarak ilerlemeye devam etsinler, anlatmaya devam etsinler. 10 yıl sonra net netice alacaklar. Bak, ben onlarla beraberim. Cübbeli bile uyanmış; “ben 2012’de” diyor, o da benden duyma bak, hep 2012, o mesela hiç öyle bir şey söylemez. Beni taklit ama çok çocuksu taklit yapıyorş hoşuna giden şeyler. Mesela ben dedim ki; “ben Allah’ın delisiyim” dedim, “ben deliyim” deyip ortaya çıktı, ne tür deli olduğunu söylemedi ama. Ben mesela 2012’ye dikkat çektim, o da 2012’ye dikkat çekti, ilk defa yapıyor. Birdenbire bir kahraman kesildi üslup falan, coşkulu. Sen o konuşmanda hiç İttihad-ı İslam’dan bahsettin mi? İttihad-ı İslam’dan bahsetsene. Türk-İslam Birliği’nden bahsediyor musun? Bahsetmiyorsun. Mesela orada çıktı, uzun uzun konuştu. Desene; “İttihad-ı İslam olacak, Türk-İslam Birliği olacak, İslam dünyaya hakim olacak” desene. Tek kelime; bak, bağıra bağıra söylesin.
Bütün İslam alemi işgal altında perişan; Müslüman kadınların, kızların ırzlarına geçiliyor. İngilizler ayrı, Amerikalılar ayrı. Irak’da kadınların ırzları payimal ediliyor, birçoğunun. Afganistan’da çocukların, genç kızların namusu paymal ediliyor ve hayatlarına kast ediliyor. On binlerce, yüz binlerce kardeşimiz şehit edildi ve edilmeye devam ediliyor, şehit edilmeye. Bunları anlatıyorsun, çözümünü söylesene. “İttihad-ı İslam’dır bunun çözümü” desene, “Türk-İslam Birliği’dir” desene. Bak yine söylemedi, bir kere yasak savar gibi dedi ki; “efendi hazretleriyle bizi görüştürün” diyor. Sen bir kere ahlakını düzelt, eksik yönlerini düzelt, hatalarını düzelt, tevbe istiğfar et, samimi olarak yaptığın hatalarını da itiraf et -neyse artık onlar- İttihad-ı İslam’ı da istemeye ısrarla devam et, Türk-İslam Birliği’ni ısrarla istemeye devam et, sana kimse bir şey demez. Ama bunlardan kaçınıyorsun sen. Mesela benim hiçbir konuşmamda Türk-İslam Birliği’ni söylemediğim konuşmam olmaz. İttihad-ı İslam’dan bahsetmediğim bir konuşmam olmaz, Mehdiyet’ten bahsetmediğim hiçbir konuşmam olmamıştır. Ama Cübbeli’ye bir kere onu söyletebildik, bir konuşması var. İki yıldan beri ısrarla söylemiyor. Israr, ısrar, ısrar, bir kere söyledi. Yasak savar gibi. O da benimle görüşebilmek için. “Bunları söylesin, o zaman görüşürüz” dedim. Baktık, adamın başka yönleri patlak verdi. O zaman görüşmeyiz tabii. Onları da düzeltecek, inşaAllah.
Dolayısıyla böyle futbol takımı savunur gibi olmaz, Seyfullah. Samimi olarak savunacaksın. Madem tok gözlüsün, ismine uygun bir insan ol. Seyfullah Hz. Ali (r.a)’ın lakabıydı. Hz. Ali (r.a) gibi ol. Hz. Ali (r.a) İttihad-ı İslam için bütün ömrünü verdi, değil mi? Mehdi (a.s) aşkıyla yanıp tutuşan bir insandı Hz. Ali. Mehdi (a.s) da onun neslindendir. Tek kelime Mehdi (a.s)’dan bahsetmiyorsunuz Facebook’ta. Türk-İslam Birliği’nden tek kelime bahsetmiyorsunuz? Ateşten kaçar gibi kaçıyorsunuz. Bahsetsene. “Ya Rabbi! Bize Mehdi (a.s)’ı nasip et. Ya Rabbi! Bize Hz. İsa Mesih (a.s)’ı nasip et” desenize. “Ya Rabbi! Bize İttihad-ı İslam’ı nasip et, Türk-İslam Birliği’ni nasip et. Müslümanların birleştiğini görmeyi nasip et. İslam dünyasındaki bu fitne fücurun kalktığını göster bize Ya Rabbi! Müslümanların birlik olduğunu, beraber olduğunu göster Ya Rabbi!” desenize. O yok. Ona laf, buna laf, şuna laf, çirkin sözler, hakaretler, böyle olmaz. Ama oradaki o cahil cühela çocukların muhatabı olursak, bu da olmaz. Bunlar küçük bir ekip. Ama birçok yerden girdikleri için, birçok hesap açtırdıkları için kalabalıkmış gibi görünüyor. Hiç muhatap olmaya gerek yok. Yani o zaman şeytanın damına düşerler, çok büyük hata yaparlar. Güzel bir tavır göstererek hep Kuran’ın birleştirici ayetlerini, İttihad-ı İslam’la ilgili ayetleri, her hakaretin üzerine bir ayet koysunlar. İttihad-ı İslam’la ilgili bir ayet koysunlar, Türk-İslam Birliği’yle ilgili bir söz koysunlar. Şeytan kavrulacaktır. Şeytan yanacaktır. Şeytana şeytanın ağzıyla cevap verirseniz olmaz. Şeytanı yakacak olan sevgi, barış, kardeşlik, dostluk, İttihad-ı İslam, Türk-İslam Birliği, Mehdi (a.s), Hz. İsa Mesih (a.s)’ın gelişi. Her sözlerinin üzerine bir Mehdi (a.s)’ın bir alametini yazın, Mehdi (a.s)’ın bir çıkış alametini yazın, çıkan bir mucizeyi yazın. Mesela adam hakaret etmiş, hemen üzerine Mehdi (a.s)’ın alametlerinden ne var mesela; ‘Fırat’ın suyunun kesilmesi,’ o hadisi koyun. ‘Kuyruklu yıldızın çıkışı,’ onu koyun. “Mehdi (a.s) Ben-i İsrail’den bir Resul gibidir” diyor mesela hadiste, onu koyun. Böylece şeytan yanıp kavrulacaktır. Cübbeli’ye tabi olan çok iyi niyetli çocuklar da var, gençler de var. Fakat özel elemanlar da var Cübbeli’nin çevresinde toparlanmış, özel elemanlar. Şimdi özel elemanlara karşı insanlar onların üslubuyla karşılık verirse, özel elemanın özel görevine, özel hizmet etmiş olursun, olmaz. Müslüman böyle bir oyuna gelmez, inşaAllah.
Berker’im seni dinliyoruz.
ALTUĞ BERKER: İman hakikati gösterebilir miyiz?
ADNAN OKTAR: Evet.
ALTUĞ BERKER: Sebzeler ve meyvelerden bahsetmiştiniz Hocam, biraz evvel inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Hepsinin kromozomları var, kromozomlarda hepsinin kodları belli. Mesela domates, çilek, hepsinde; kavun da, karpuz da, bunların hepsi canlı varlıklardır. İnsanlar buna baktığı vakit bunları ölü bir varlık olarak görüyor. Ama hepsi canlıdır, hepsinin hücreleri var. Mesela portakal dalından koptuğunda canlı olmuş oluyor. Uzun süre canlılığını muhafaza eder. Ölmesi çok vakit alır meyvelerin. Bakın, hepsi hücrelerden oluşuyor. Her hücresinde o meyvenin bütün detayları, on binlerce, yüz binlerce, milyonlarca detayı kodlu. Mesela elma kabuğundan çok küçük bir parça alın; elmanın kokusu, tadı, rengi, içindeki mineraller, vitamin oranı, hepsi kodludur. Ağacın büyüklüğü, elma ağacı nasıl olacak, dalları nasıl olacak, elmanın çiçekleri nasıl olacak, hangi mevsimde nasıl açacak, erkeklik organı nasıl olacak, dişilik organı nasıl olacak, döllenme nasıl olacak, döllendikten sonra meyve nasıl gelişecek, meyvenin sululuk oranı, yani bütün detayları; aromasının mükemmelliği, şeker oranı; her şeyi, yani binlerce, on binlerce özellik, hepsi kromozomlarında kodlu, bütün bu meyve ve sebzelerde.
ALTUĞ BERKER: Nahl Suresi, 11. ayet, şeytandan Allah’a sığınırım; “Onunla sizin için ekin, zeytin, hurmalıklar, üzümler ve meyvelerin her türlüsünden bitirir. Şüphesiz bunda, düşünebilen bir topluluk için ayetler vardır.”
ADNAN OKTAR: Fussilet Suresi, 36. ayet, şeytandan Allah’a sığınırım; “Şayet sana şeytandan bir kışkırtma gelecek olursa,”yani şeytanın adamlarından, şeytana uyanlardan, şeytanın emrinde olanlardan, şeytana gizli veya açık hizmet edenlerden, iblisat ve iblisundan; cahil insanlar internette, radyoda, televizyonda herhangi bir yerde bir kışkırtmada bulunursa; Müslümanları birbirine düşürmek, Müslümanların Türk-İslam Birliği düşüncelerini ortadan kaldırmaya kalkarlarsa, İttihad-ı İslam’ı ortadan kaldırmaya kalkarlarsa; sevgiyi, barışı, kardeşliği, muhabbeti kırmaya kalkarlarsa, Müslümanları başı açık, başı kapalı diye fitneye düşürüp birbirine kırdırmaya kalkarlarsa, Alevi-Sünni ayrımı yapıp birbirini kırdırmaya kalkarlarsa, yani “şeytandan bir kışkırtma gelecek olursa,” “hemen Allah'a sığın. Çünkü O, işitendir, bilendir.” İnşaAllah.
Biz burada tabii ismi geçen kişileri tenzih ediyoruz. Bütün anlattıklarımızda ismi geçen kişileri tenzih ediyoruz. Fakat bu Kuran’ın açık bir hükmüdür. Biz bu hükme titizlikle riayet edeceğiz, inşaAllah.
Güncel Yorumlar
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Makaleler
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...