SUNUCU:İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam HarunYahya.TV, Mavi Karadeniz Radyo, Samsun Aks TV, Ankara Beypazarı Seyelen TV, Çorum Kanal 19, Mardin Kanal 47, Tokat Turhal Super TV ve Radyo, Uaşk Egem TV’den canlı olarak yayınlanan “Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri” programımıza hoş geldiniz. Buyrun Hocam, nasıl başlamak istersiniz?
ADNAN OKTAR:Şimdi şeyhimizden destur alıp, başlayacağız, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam, estağfirullah. Af buyurun inşaAllah. Hocam eğer uygun görürseniz, bugünkü haberlerde Sayın Dışişleri Bakanımız’ın; Türkiye için 2011 yılının hedeflerini açıklarken: “Bizim bundan sonraki hedefimiz, Türkiye’yi dünyanın akil ülkesi yapmak. Sözü dinlenen, ilkeleri olan, vicdanın sesi olan, değerlerini savunan bir akil ülke, 2011’in hedefi bu olacak.” demiş, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Şahane ifade. Akil adamlar topluluğu olur bir de akil ülke olur. Akil ülke, diğer ülkeleri idare eder. Türk-İslam Birliği’nin lideri Türkiye olduğu için çok güzel ifade etmiş. Liderliğimiz berraklaşacak, inşaAllah. Çünkü bu ihtiyaç, çok büyük ihtiyaçtır, büyük bir güzellik, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Hocam siz, Alevilerin delikanlı, yiğit ve cesur insanlar olduklarını söylüyorsunuz her zaman. Cemevine saldırı olaylarında, Alevilerin Kürt vatandaşlara saldırmalarını da yine bir Alevi vatandaşımız engellemiş. Cemevinin yönetici olan Kadir Şencal adındaki bu kardeşimiz, eline megafonu alarak, Alevilere sakin olmalarını ve olayın bir provakasyon olduğunu söylemiş. Sonra 15-20 kişi kolkola girerek salgırgan gençlerin önüne geçip-durmuşlar. “Eğer biz böyle bir önlem almasaydık ölümler olabilirdi. Kardeşi kardeşe kırdırtmak istiyorlar ama o günler artık geçti” demiş Hocam.
ADNAN OKTAR:Kardeşim Alevileri ben Ankara’dan da tanırım. Kelimenin tam anlamıyla delikanlıdırlar. Ankara’da kasabaları vardı, Alevi kasabaları vardı, Alevi vatandaşlarımızdan oluşan. Halis kan delikanlıdırlar. Bu bir silsiledir, Hz. Ali (r.a.)’a benzerler yiğitlikte, onu örnek alırlar. Peygamberimiz (s.a.v.)’i örnek alırlar fıtraten ve sevgi insanıdırlar ve devlete müthiş bir sadakat vardır Alevilerde, inşaAllah. Vatanı böldürtmez, bayrağı çiğnetmez, inşaAllah. Koç yiğittirler, maşaAllah. Bütün milletimiz öyle bizim. Alevisi, Sünnisi, hepsi o şekildedir.
ALTUĞ BERKER:Akşam Gazetesi’nden Burhan Ayeri, Cübbeli hakkında bir yazı yazmış. Cübbeli’nin, kasetlerinin montaj olduğunu iddia ettiğini, ancak yeni korkusunun yeni kaset versiyonları olduğunu, bunları da; bu kasetlerde çok kişinin olduğunu, hatta erkek erkeğe kasetler olarak açıkladığını yazmış. Ayrıca Cübbeli’nin son derece bakımlı olduğunu söyleyerek, “sakalının üst kısmını epilasyon yaptırdığı kesin, çünkü pırıl pırıl. Kıvrımlı kaşlarına ise çok iyi boya kullanıyor, bakımına bayağı özen gösteriyor” demiş.
ADNAN OKTAR:Ben yorum yapmayacağım, geç. Artık bu konu konuşulacak gibi değil.
ALTUĞ BERKER:‘İslam dünyası’nın hali’ başlıklı bir yazı yazmış Şakir Tarım, Milli Gazete’den. “İslam dünyasının işkence, kan, gözyaşı ile dolu olduğunu ve Müslümanlar’ı bu durumdan kurtarmanın tek yolunun; İslam Birleşmiş Milletleri, İslam Ortak Pazarı ve İslam ortak parası olduğunu yazmış Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Kim bu delikanlı?
ALTUĞ BERKER:Şakir Tarım.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, helal olsun, çok güzel yazmış. Yalnız böyle çok uzak bir ütopya gibi falan düşünüyorlar; bayağı uzun uzun düşüneceğiz, araştıracağız, böyle bir konu yok ki. Komşu ülkelerimiz var, ‘arkadaş ticaret kolaylaşsın, muhabbet kolaylaşsın, açalım şu kapıları’ dersin, biter. Mesela bazen komşular olur, çitlerle falan ayrılır, adam komşunu çok severse çitleri falan kaldırır. Geceli-gündüzlü birbirlerini ziyaret ederler, birbirlerini severler. Bunu bu kadar uzatmaya gerek yok. Biz Suriye’ye giderken pasaport istemiyoruz, o kadar. Azerbaycan’a giderken pasaport istemiyoruz, bir kere önden bunu bir kaldırsınlar. Bakın Azerbaycan ile Suriye’nin kapıları açıldı mı, PKK sorunu biter, PKK’nın konuşacağı bir şey kalmaz, çünkü PKK küçülmeci, Türkiye büyümeci. Büyüdüğün zaman küçülen parçalanır, yok olur, PKK’nın gücü kalmaz. Bütün mesele Türkiye’nin büyümesindedir, bekletmeye de hiç gerek yok. Azerbaycan şahlanır Türkiye ile birleşirse, yani zenginlik, bereket, bolluk, güç, acayip güzel olur. Fakat bir güzellik olarak da, bir jest olarak da Ermenistan’ı da mutlaka bu grubun içerisinde Türkiye ile birleştirmek lazım, sınırını açmak lazım. O zaman itin, kopuğun konuşacağı hiçbir laf kalmaz, balon gibi sönerler, şahane olur, çok şahane olur. Hiç bekletmeye gerek yok. Her sınır açılışında oraya, sınır kapısına Mehter Takımı’nı götürmek lazım, böyle yeri-göğü inleteceksin. Memurlara da, ‘hadi işinize gidin’ diyeceksin, bu kadar. Gelsinler Suriyeli vatandaşlarımız. Bakın bayramda mesela açıyorlar-geliyorlar, ne oluyor, ne kaybediyoruz? Biliyorsunuz bayramlarda açıyorlar kapıyı, herkes istediği gibi giriyor-çıkıyor. Tamam işte bu kadar, bir şey yok, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Hocam Doğan Grubu Gazetesi yazarları, özerklik konusunda; Aslı Aydın Taşbaş, Hasan Cemal ve Ertuğrul Özkök, şöyle diyorlar yaklaşık olarak Hocam. Mesela Ertuğrul Özkök şöyle diyor; Güneydoğu’da eninde sonunda bir Kürdistan kurulacağını ve bununla kalmayıp, ülkenin diğer bölgelerinin de; örneğin sahil şeridi gibi, yerinden yönetim sistemi altında ayrılması gerektiğini yazmış. Orda başlayan tartışma yakında tüm ülkeye yayılacak. Orasıyla kalmayacak, böylece Türkiye’nin daha dinamik bir yapıya kavuşacağını, söylemiş Hocam.
ADNAN OKTAR:Doğru mu bu duyduklarım? Bu söylemiş, Ertuğrul Özkök, bugün?
ALTUĞ BERKER:Doğru Hocam, evet.
ADNAN OKTAR:O zaman bu herhelde anladığım kadarı ile arpa suyu içmiş, bir şey var. O yazıyı bir daha bir kökten inceleyelim, bir şey olmuş o zaman ona. Ne alaka, nerenin bölünmesi? Nerenin özerkliği, bilmem ne falan, öyle bir konu yok. Türkiye’deki sistem gayet güzel, herkes de halinden memnun. Tabii ekonomik yönden zayıf olabiliriz, ekmek-peynir yer millet o önemli değil. Biz maneviyattan zevk alıyoruz, sevgiden, dostluktan, kardeşlikten, delikanlılıktan zevk alıyoruz. Bir o eksikti, Antalya’ya giderken pasaportla gideceğiz yahut desturla gireceğiz, bir bu eksik kalmıştı. Bıraksınlar bunları. Bir de bu nasıl söylüyor bunları? Göster bakayım bana o yazıyı.
ALTUĞ BERKER:Mesela şurada diyor son satırda; “eğer demokratik özerkliğe sahip bir Kürt bölgesi varsa, demokratik özerkliğe sahip bir sahil bölgesi niye olmasın?”
ADNAN OKTAR:Yazıyı yukarı çıkart-bakayım. Evet şimdi olayların arkası daha iyi aydınlanıyor Türkiye’de. Neyin ne olduğu, kimin ne olduğu, neye nasıl baktıkları. Bakın bu adamlar önce Darwinizm’i, materyalizmi vargüçleriyle savundular, şimdi de bunu savunuyorlar. El mi yaman, bey mi yaman göreceğiz. Bilakis koskoca bir Türk-İslam Birliği olacak, inşaAllah. O Doğan Medya’nın önüne de getiririz Mehter Takımı’nı, orada da bir çaldırırz, böyle bir kulaklarının pası açılır. Yeri-göğü inleteceğiz Allah’ın izniyle. Bölünme mölünme, federasyon mederasyon, hiçbir şey yok. Sadece Türk-İslam Birliği var, o kadar. Bunu görecekler. Bizim milletimizin mayası bu adamlar tarafından bilinmiyor, anlayamıyorlar yani. MHP tam anlamıyla Türk-İslam Birliği taraftarıdır. Büyük Birlik Partisi Türk-İslam Birliği taraftarıdır. Saadet Partisi Türk-İslam Birliği, AK Parti Türk-İslam Birliği, CHP desen yine Türk-İslam Birliği’ni ister. Sizi destekleyecek adamları nerede buluyorsunuz? Geriye kim kaldı? Kiminle yapacalsınız? CHP de tam anlamıyla milliyetçi partidir, bölünmeyi asla kabul etmez. Atatürk milliyetçisidir CHP, şiddetle karşı çıkar. Özellikle CHP’nin son zamanlardaki çizgisi bakın; hem mukaddesatçı, hem milliyetçidir, inşaAllah. Onun için bunlar ham hayaller. Tabii biz uygun bir üslupla konuşuruz da, burası müsait değil. Ben ona güzel cevap verirdim, dolu dolu cevaplar verirdik ama işte burası olmaz. Ne demek istediğimi herkes anlıyordur.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam. Hadi Uluengin Federal Belçika’ya gitti, onunla ilgili yazı yazmıştı geçen gün, bugün de yazmış. Valonya ile Flamanya Federe Bölgeleri arasındaki farkı gördüğünde, Kürtlerin özerklik taleplerinin ne kadar sakıncalı olduğunu bir kere daha anladığını ifade eden bir yazı yazmış.
ADNAN OKTAR:Bak iyi bu.
ALTUĞ BERKER:Valonya’da dize kadar yükselen karlardan arabalarla gitmek büyük bir tehlike yaratıyormuş ve buralarda hiçbir belediye çalışması yapılmamış. Ancak Flaman Bölgesinin sınır çizgisinin bir santimetresinden itibaren refüjlere kadar kürenmiş, temizlenmiş, gece-gündüz çalışıldığı belli olan tertemiz ve modern yollar çıkmış. Hadi Uluengin; son derece egoist ve kavmiyetçi olan Flaman kesiminin Valonlar’ın ihtiyaçlarını karşılamak istemediklerini ve bu nedenle arada böyle bir ekonomik büyük bir fark olduğunu söylemiş.
ADNAN OKTAR:Çok iyi, aferin. Bak Hadi Uluengin; ‘Hadi’ Allah’ın Mehdiliği ifade eden vasfıdır. Aferin, güzel, berrak bir akıl demek ki. Bak berrak akılla ibret gözü ile, hayır gözü ile bakmış, güzel bir şey tespit etmiş. O E.Ö gitseydi kimbilir gözü nasıl görürdü? Ters görecekti Allahualem caddeleri, sokakları falan, tepeden bakacaktı, ters takla atmış olarak görecekti. Düzgün, samimi, derin, akılcı bakmak çok önemlidir. Öyle işte şarap kalitesini, şarap tadını ayırdetmeye benzemez bu işler, inşaAllah. Bir de anladığı da yok ayrıca, sırf hava olsun.
ALTUĞ BERKER:Hocam Ahmedinejad, yurt gezisinde yaptığı bir konuşmada; Batı ile nükleer konulardaki müzakereleri İstanbul’da yapmak istediklerini söylemiş.
ADNAN OKTAR:Ahmedinejad bu işle başedemez. Şimdi bana İran’dan büyük alimler gelecek. İran’ın en büyük alimlerinden bir ekip gelecek, inşaAllah. Bu ahir zaman konusunu konuşacağız. İran’ın kurtuluşu Mehdi (a.s.)’dadır, net söylüyorum. Atom bombası; istedikleri kadar konuşsunlar, bir kere iblisun ve iblisat İran’a kafayı taktı. Ona karar verdikten sonra; işte kaşın eğri, gözün sapa der, illaki bulaşacak bir şey bulurlar. Farzedelim İran dese ki; ben atom bombası yapmaktan vazgeçtim, yok arkadaş sende atom bombası var, der. Gel-gör, bak dese; geldim-baktım ama başka yerlerde gizli, der. Sen gizliyorsun, der. Hani böyle zil-zurna içmiş sarhoşlar olur ya adama musallat olur böyle insanlara, sokaklarda falan görürsünüz böyle. En sonunda polis alır götürür, hani öyle bir şey. Şimdi bunlar da, zil-zurna içmiş sarhoş havasında, illaki İran’a bulaşacaklar, kafayı taktı onlar. İran Türk-İslam Birliği içerisinde yerini alırsa, Amerika topuk selamına geçer, başka da bir şey olmaz, yani sevgi ve saygılarını iletecektir. Yoksa İran böyle tek başına görünümü ile; mesela özellikle Sünni bir kısım Müslümanları da çok olumsuz yönde motive ettiler. İşte onlar Şii, Caferi, Sünnilere karşı onlar, dolayısıyla yok edilmeleri gerekiyor, diye birçok ülkenin, birçok sarhoş yöneticisini ikna ettiler. Kuveyt’te, Suudi Arabistan’da bazı yöneticileri; böyle gece viski içen, viski içtiği için de namaza kalkamayan; zaten namaz kılmayan bazı yöneticiler var, isim isim de söyleyebilirim. Avrupa’ya gittikleri zaman her türlü kepazeliği yapan tipler. Bunlarda muazzam bir Şii ve Alevi düşmanlığı var, dolayısıyla İran’ın zaten ezilmesini ve yıkılmasını istiyorlar. Hatta bizim Cübbeli bile diyor, değil mi? “Allah İran’ı helak etsin, Allah darmadağın etsin” diyor, dua ediyor adam. Şimdi Cübbeli’nin bin misli tipler var orada burada, onun için çevreden talep var Amerika’ya. Siz girin-yıkın, bombalayın, biz de size üzerine para veririz, diyorlar. Siz işgali yapın, gerisini bize bırakın, diyorlar. O yüzden İran’ın yapacağı en güzel şey, hemen Türk-İslam Birliği için Türkiye ile ittifak etmesidir. Türkiye ile ittifak etmiş bir İran; İran, Pakistan, Türkiye bir ittifak etseler, bitti. Amerika sadece sevgilerini sunabilir, saygı gösterebilir, konu kökünden biter. Ve Suudi Arabistan’da orada burada, Kuveyt’te Şii düşmanı olan, Alevi düşmanı olan mihraklar da sırt üstü otururlar ve konu biter. Çünkü bakın civar ülkeler muazzam silahlanıyorlar İran’a karşı. Bahane; onların da derdi Amerika’nın silahlarını alıp, Amerika’yı beslemek. Niye silahlanıyorsun dediğinde, bak Şiiler var orada, diyor. Şiiler; dünya güzeli insanlar, tertemiz mümin, muttaki insanlar. Ne istiyorsun Şiilerden? Ne istiyorsun Alevilerden? En az Sünniler kadar temiz insanlar, en az onlar kadar mükemmel insanlar. Sünninin Aleviye, Alevinin Sünniye bir üstünlüğü yok. Hepsi Allah’ın tertemiz muttaki güzel kulları, tertemiz kulları. İttifakta gecikmemek lazım. Bakın adamlar kafayı Irak’a taktılar, geldiler Irak’ın kapısına, Saddam zaten sarhoş, bunlar da sarhoş, tam sarhoş muhabbeti oldu orada dikkat ederseniz. Buradan çıkacaksın, falan diyorlar, o çıkmam, diyor. Böyle meyhane kapısında sarhoş kavgası olur ya, aynen onun gibi. Saddam da; delikanlıysanız gelin, dedi. Tamam o zaman, biz de delikanlıyız dediler, geldiler içeriye. Neredesin sen, dediler. Adam apışmış-kalmış. Irak ordusu anında araziye geçti ve darmakeşan oldular. O yüzden bir an önce İttihad-ı İslam, Türk-İslam Birliği bütün bölge için kurtuluştur, inşaAllah. Bunda gecikmemek lazım.
ALTUĞ BERKER:Hocam ‘Ahmedinejad’ın büyük bir sırrı ortaya çıktı’ diye bir haber vardı. Birkaç gün önce ben onu gündeme getirmeye fırsat bulamamıştım. İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad, Ekonomik İşbirliği Zirvesi’de tercüman salonu terk edince Türkçe konuşmaya başlamış Hocam.
ADNAN OKTAR:Kardeşim bir bildiğimiz var ki söylüyoruz. Kuvvet Komutanlarının birçoğu; isim olarak tek tek saymayayım, Türktürler. Cumhurbaşkanı olsun, çok önemli kilit noktada olan kişiler olsun, birçoğu Türk asıllıdır, inşaAllah. Hayır fark etmez, hepsi bizim kardeşimiz, fakat bunu da ayrıca bilgi olarak söylüyorum.
Evet, Enes. Şimdi öyle yaman tipler var ki, biraz da Cübbeli konusunda; Cübbeli’ye de muhalifler ama beni de böyle biraz teşvik edecek sorular soruyorlar, hani benim böyle dümdüz etmem için, kendilerince. Öyle kurnazlar ki, ben zannetmiyorum Cübbeli taraftarı olduklarını. Fakat istedikleri, hani böyle silindir gibi dümdüz gideyim istiyorlar. Yok, ben adaletle yaklaşırım, neyse hakkı tam ona göre hareket ederim, inşaAllah. Enes, senin soruya cevap yok. “Muhammed Adnan Hocam.” Ben bunları hep anlattım muhterem kardeşim, hep aynı soruları sormazsanız çok iyi olur.
ALTUĞ BERKER:Hocam Milliyet ve Hürriyet bir evrim haberi yapmış. Aynı haber Star ve Zaman Gazetelerinde de var. Bilim adamları 400 bin yıl öncesine ait bir insan dişi bulmuşlar. Evrimci bilim adamları buradan yola çıkarak; etobur olduklarını ve pişirme becerileri olmadığı için nesillerinin tükendiği sanılan Neanderthallerin yemeklerini pişirdiklerini, meyve, sebze ve tahıl da yediklerini ve aynen insan gibi beslendiklerini söylemişler. Milliyet de aynı haberi; ‘Evrim tarihi sil baştan’ başlığı ile vermiş.
ADNAN OKTAR:Milliyet?
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Kardeşim daha önce de söyledim; benim kanaatim en fazla bir 200 bin yıl önce Hz. Adem (a.s.)’in dünyaya teşrifi. Daha önce Cenab-ı Allah dünyayı hazırlamış, hayvanlarla, bitkilerle böyle şenlendirmiş. İyice olgunlaştıktan sonra o güzellik, Hz. Adem (a.s.)’ı hazır olan dünyaya indirmiş, birden. Çünkü Hz. Adem (a.s.)’ın çıkışı birden görülüyor, yani bu modern insan birden görülüyor. Daha önceki yamuk yumuk tipler, onlar; her zaman söylüyorum, çeşitli maymun cinsleri, çok çok fazla çeşidi var. Halihazırdakiler de öyle, onlar insana çok benzerler, zaten maymunun özelliğidir o. İnsana en yakın görülen, insansı hareketleri en çok yapan varlık. Ama şuuru kapalıdır, ruh sahibi değildir hayvanlar. Ruh sahibi olmayan, insana benzeyen çok fazla canlı vardı. Bir tek ruh sahibi olan insandır. Ben neyim, ben nereden geldim, bu görüntüyü kim yaratıyor diyebilen bir varlığa biz insan diyoruz. Yoksa yaratılışta maymun gibi olan insanlar da var. Böyle ben çocukken falan da görmüştüm, yani dışarıda bayağı maymuna benzeyen insan var, yaratılıştan. Böyle patolojik görüntülü insanlar var. Mühim olan ruh sahibi olmasıdır. Mesela adam 50 santim de olabilir, ki var yani değil mi? Böyle boyu kısa kardeşlerimiz var, çok çok kısa, 50-60 santimlik ama bayağı zekiler, çünkü ruh sahibi. Boyu ile, posu ile, kafatası hacmi ile alakalı değil. Ruh verilmiş olan bedene biz insan diyoruz. Ruh verilmiş olması, bütün mesele bunda. Ruh verilmiş de Hz. Adem (a.s.)’dır. Dolayısıyla daha önce görülmüş olan varlıklar; mesela bir gibon cinsi oluyor, başında da öyle, sonunda da öyle, onlarda hiçbir değişiklik yoktur. Birdenbire insana geçti bu diyor mesela gibon cinsi veyahut bir gorilin bir anda insana dönüştüğünü söylüyorlar. Böyle bir şey yok, yani onların ara fosiller yok aralarında, öyle bir yapı da yok. Bir de o kadar kısa bir sürede, o kadar evrimleştiğini iddia ediyorlar. Kardeşim 350 milyon fosilin hiçbirinde öyle bir olay yok da, bir tek insanda mı bu evrimin yapacağı tuttu bu sistemi. Hiçbir yerde evrimin canı şekillendirmeye yanaşmıyor; ne karideslere, ne balıklara, ne istakozlara, ne kurbağalara hiçbirine dokunmuyor evrim. En iyisi ben şu insanı bir şekillendireyim, diyor. Bıraksınlar bu atışları. Atış istiyorsa poligona gitsin, akşama kadar orada ne yapıyorsa yapsın. Bunlar ham hayaller, ham iddialar. Hiçbir şekilde öyle bir delilleri yok. Verilen süre de zaten çok kısa. Hatta 200 bin yılda, 500 bin yılda akıl almaz değişikliklere uğradığını iddia ediyorlar. Biz size 150 milyon, 200 milyon, 250 milyon yıllık fosiller sunuyoruz. Şimdiki fosillerle karşılaştırıyoruz, milim-santim değişiklik yok. Hayır olabilirdi, gayet de makuldü, Allah mucize olarak oldurtmamış. Zamanla değişmesi kadar makul bir şey olamaz, son derece makul, olabilirdi. Tabii, güneş ışığından etkilenir, bilmem neyden etkilenir, hücreye bir şekilde etki eder, kromozom yapısını bozabilirdi, yani patolojik nesiller oluşabilirdi ileriki aşamalarda; bozulmuş nesiller. Mükemmelleşen değil de, bozulan olabilirdi. Bakın bu mümkündü. Mutasyonlar sonucunda nesillerin bozulması gerekirdi ama Allah, Cenab-ı Allah bozdurtmamış. Jilet gibi; mesela istakoza bakıyoruz, milimi santimine aynı. Duyargaları, gözünün yapısı, eklemler, bacaklar, hepsi. Delil ne kadar? 350 milyonu aştı, 400 milyona doğru gidiyor. Hergün yeni fosil bulunuyor. Mesela bizim evin bahçesinde baktım, bitki fosilleri var; kayalar parçalanmış, aralarında bitki fosilleri görülüyor, o kadar çok. Hatta bazen böyle tebeşirleşmiş kaya parçaları oluyor, içerisinde; inşaatlarda falan bile rastlarsınız zaman zaman, inşaata getirilen kayalarda, midye fosilleri vardır, değil mi? Çok eski, hiçbir şekilde de bozulmamıştır. Bıraksınlar bunu. Her yerden fosil kaynıyor ve Allah’ın hikmeti Allah muhafaza etmiş, bozulmamışlar. Biz ısrar edeceğiz, anlatacağız diyorsunuz, iyi biz de ısrar edip karşıt cevap vereceğiz. Nedir bu?
ALTUĞ BERKER:Bu karides Hocam. 150 milyon yıllık. 150 milyon yıldır hiçbir değişiklik olmamış.
ADNAN OKTAR:Kardeşim 150 milyon yılda bunun; onların iddiasına göre, boylu poslu bir delikanlı haline gelmesi gerekiyordu. Tabii, üniversiteye falan gitmesi gerekiyordu bu karidesin. Bak hiçbir yere gitmemiş, duruyor. Bir de kafayı insana takmış olmaları çok manidar. Bir tek onda evrim istiyorlar, öbürleri onları ilgilendirmiyor.
ALTUĞ BERKER:110 milyon yıllık ringa balığı. Günümüzde yaşayanla aynı, en ufak bir değişiklik yok.
ADNAN OKTAR:Bana portakaldan bahset, elmadan bahset, değil mi? Bak onlardan hiç bahsetmiyorlar, işlerine gelmiyor. Maydanoz değişmemiş, marul değişmemiş, hiçbiri değişmemiş.
ALTUĞ BERKER:95 milyon yıllık deniz kestanesi.
ADNAN OKTAR:Şimdi bunların da normal kestane ağacından buna dönüştüğünü falan da iddia edebilirler bunlar bir süre sonra. Kestane ağacı, deniz kestanesine dönüştü falan da diyebilirler. Çünkü hurma ağacından insan oldu dediklerine göre; tabii hurma ağacından insan oldu diyorlar. İnsandan da hurma oldu derler. Çizmenin, atışın ucu bucağı yok gibi görülüyor, bunu bırakacaklar. Gazetelerde her gördükleri haberin üzerine atlamasınlar. Mesela bakın bu hayali bir çizim, direkt hayali çizim.
ALTUĞ BERKER:Hocam geçen gün kedigillerin demiştiniz. Farklı kedigiller var, onları sıralasalar, demiştiniz. Onunla ilgili resim de var Hocam.
ADNAN OKTAR:Göster.
ALTUĞ BERKER:Mesela kediler var, vaşaklar var, kaplanlar var, çitalar var.
ADNAN OKTAR:Tabii şimdi tabii bunların fosillerini bir araya getirsen, ufaktan iriye hakikaten gelişiyormuş gibi görünebilir, eğer o kafa ile bakarsa bir adam ama hepsi ayrı. Herbiri milyonlarca seneden beri değişikliğe uğramamış ayrı hayvan fosilleri var, hiçbirinde değişiklik yoktur, inşaAllah. Ama mesela Japon kavmi ayrı oluyor, daha küçük oluyor. Danimarka, Norveç falan onlar; işte Vandallar falan zamanında var ya o tipler izbandut gibi, filimlerde falan, boynuzlu, elinde baltasıyla falan tipler var. İzbandut tipler de var, küçük tipler de var. Pigmeler vardır, çok küçüktür Pigmeler ama zehir gibidir. Avrupa’da okuyor Pigmeler üniversitelerde. Adam İngiltere’de okuyor, doçentler var, profesörler var ama köken olarak Pigme. Dolayısıyla iddiaları yanlış.
ALTUĞ BERKER:Hocam Başbakan Erdoğan özerklik tartışmaları ile ilgili olarak; “herkes kendi ana dilini konuşacak ama bunu resmi dille karıştırmayalım. Bizim ana rabıtamız Türkçe’dir” demiş. Mehmet Akif’in; “Milletler topla, tüfekle yıkılmaz. Millet ancak aralarındaki rabıtaları çözülerek yıkılırlar” sözünü hatırlatmış. Ayrıca İstiklal Marşı’nı örnek göstererek, onu bir Türk mü yazdı, Kürt mü yazdı, Arnavut yazdı. O milletlerin ortak sesi ile yazıldı, birliğimizi kimse bozamaz, diyede eklemiş hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Başbakandan beklediğimiz açıklamalar bunlardı. Daha önce de istirham etmiştik Başbakanımız’dan bu ifadelerin söylenmesini. O da bol bol böyle en kulağı duymaz, en kafası almazın bile anlayacağı şekilde gürül gürül söylüyor. Helal olsun, maşaAllah. Bir de naçizane biz bir hata görürsek, bir anormallik görürsek, gerektiğinde de söylüyoruz. Açıkça da söylerim, nezaketiyle ima yoluyla da söylerim, bir anormallik gördüğümüzde de söylüyoruz. Garip bir şey gören varsa bize söyleyesin, gürül gürül burada söyleyeyim. Ama bakın doğru olan bir şey de var, burada takdir etmek durumundayız.
ALTUĞ BERKER:Hocam Türk-İslam Birliği ile ilgili; sizi seven birisinin kendi yeri ile ilgili bir çekimi vardı Hocam, inşaAllah. Cevval Yürekli isimli Facebook’ta kardeşimizin ismi, Yakup Köse.
ADNAN OKTAR:Kalmadı dünyamızın ne düzeni ne dirliği. Çare belli, çok yakın Türk-İslam Birliği. İyi, çok güzel.
ALTUĞ BERKER:Kliniğin giriş bölümü.
ADNAN OKTAR:İyi, maşaAllah, hadi bakalım.
ALTUĞ BERKER:Olduğu gibi sizin kitaplarınızı Hocam, klinikte öyle kütüphanemsi bir yer yapıp oraya koymuş.
ADNAN OKTAR:Bak ne güzel, mesela orada hastalar beklerken açarlar o kitapları, okurlar. Mesela klinik olur, lokantalar da olabilir. Adam lokantada yemeğini yer, alır bir kitap okur veyahut pastane, masela orada küçük bir kütüphane oluşturmak orada şahane bir yöntemdir. Özellikle kahvehaneler, mutlaka oralarda bir küçük kütüphane oluşturmak lazım. Ama kitabı eve gönderme politikası, onu yapmasınlar. Okuyan mutlaka orada okusun. Çünkü okuduğunu anlatabilir de etrafındakilere, çevresindekilere falan, o çok iyi olur. Aferin, çok iyi olmuş, CD’ler falan hepsi var, bayağı güzel. Aferin çocuğa, maşaAllah bayağı iyi bir çalışma yapmış. Çok güzel, maşaAllah. Allah bereketini arttırsın. Mesela ahirette sevinç duyacak bununla, iftihar edecek kardeşlerimiz. Mesela bunlar çoluğuna, çocuğuna da iftihar vesilesidir. Mesela bakın Sungur Ağabeyle biz şu an iftihar ediyoruz. Gitmiş Bediüzzaman ile hapis yatmış, çile çekmiş yılmamış. Seyyid Salih Özcan Hocamızla ve bütün ağabeylerle iftihar ediyoruz. Niye? Üstad’ı bırakmamışlar. Aşkla, şevkle yanında olmuşlar, delikanlılık yapmışlar. Hapishaneden korkup, olaylardan korkup çekinmemişler hapishaneden. Sen suç işliyor musun? İşlemiyorsun. Buna rağmen hapise giriyorsan şereftir bu, çok büyük bir nimet, bayağı güzel, helal olsun delikanlılığınızı göstermişsiniz. Şimdi onları çok seviyoruz, niye seviyoruz? Yiğitliklerinden dolayı, cesaretlerinden dolayı. Vefalarından, sadakatlerinden dolayı seviyoruz. Şu an gördükleri hürmet neden? O sebepten. Ahirette niye hürmet görecekler, niye sevgi görecekler? Bu sebepten. Mesela Sungur Ağabey inşaAllah cennetin seyyidlerinden, Allah’ın izniyle. Seyyid Salih Özcan Hocamız yine öyle. İftihar edeceğiz, Allah ömürlerini uzun etsin tabii. Allah hepimize uzun ömür versin, İslam’ın, Kuran’ın hakim olduğunu görmekle şereflendirsin Cenab-ı Allah. Hepimize o güzelliği nasip etsin inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Hocam çevre felaketleri ile ilgili bir haber vardı bugün; Habertürk Gazetesi’ydi galiba. ‘2010’un çevre felaketleri.’
ADNAN OKTAR:Nedir onlar?
ALTUĞ BERKER:Hocam Amerika, İzlanda, Batı Avrupa, Fransa, Doğu Avrupa, Rusya, Çin, Avustralya, Yeni Zelanda; depremler, tsunamiler, yanardağ patlamalrı. Haiti, Şili; büyük kayıplar; 200 binlik, 50 binlik kayıplar ve 1980’den sonra yükselişe geçtiğini grafik olarak gösteriyor.
ADNAN OKTAR:Evet, Mehdiyet’in açıklaması ve delil olarak çok önemli, bu tabloyu muhafaza edelim, inşaAllah. Çünkü Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadiste belirttiği olayın gerçekleşmesi bu.
ALTUĞ BERKER:Dün şöyle söylediniz; ‘TRT evrim fasıllarına devam ediyor. Milletin yüzde 95’i zaten Darwinizm’e inanmıyor. Ama biz halkımızı aydınlatmaya devam edelim. Gençler de konferans verecek derecede evrim konusunda bilgi edinsinler. Bilgili olmak, kültürlü olmak çok zevklidir, bu hoşlarına gider. Önce arkadaşları arasında küçük konferanslar verirler, daha sonra düğün salonu gibi yerler tutup, çok etkili bir mücadele sistemi geliştirirler, inşaAllah’ dediniz Hocam.
ADNAN OKTAR:Bakın Cenab-ı Allah bize TRT’de Darwinizm’in anlatıldığını göstererek, tehlikenin ne kadar büyük olduğunu gösteriyor. Ve bu bizim hamiyet-i İslamiye’mizi arttırmak için Allah tarafından ortaya koyulmuş bir şey. Tehlikenin nerelere kadar girdiğini ve kontrol edilemediğini gösteriyor. O zaman kendi milli gücümüzle, kendi milli heyecanımızla ortaya çıkmamız gerekiyor. Ne yapacağız? Mutlaka çok kültürlü, bilgili arkadaşlar oluşacak ve bunlar her yerde konferanslar verecekler. Mesela bizim çocuklar geldiklerinde hiçbir şey bilmiyorlardı ama okuyarak, eğiterek kendilerini çok güzel yetiştirdiler. Oktar geldiğinde hiçbir şey bilmiyordu. Doktor Cihat bir şey bilmiyordu. Bakın şu an yurtdışında konferanstalar ve seri konferanslar veriyorlar şu an. Şu an son olarak neredeler?
ALTUĞ BERKER:Malezya’dalar Hocam.
ADNAN OKTAR:Malezya’dalar, maşaAllah. Mesela Fransa’da devam edecek, Almanya’da devam edecek, İtalya’da devam edecek, birçok noktada devam ediyor. Kardeşlerimiz de kendilerini yetiştirsinler, onları da biz yurtdışına böyle mücahit olarak, tebliğci bilim adamı olarak gönderebilelim. Gayet kolay; bizim internet sitelerimize girip bilgilerini arttırırlarsa 2-3 üniversite bitirmiş gibi olurlar söyleyeyim. Tam profesör olurlar eğer hakkıyla öğrenirlerse.
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah, vesile oldunuz Hocam onları öğrenmemize, inşaAllah. Şöyle söylediniz Hocam: ‘Kardeşlerimiz internette boş tartışmalara girmesinler, cahil, cüheyla ile muhatap olmasınlar. Müslümanlar kavgaya vakit ayırmaz. Müslüman; kardeşlik, sevgi, merhamet, iman hakikatleri, İttihad-ı İslam’a zaman ayırır. Mesela birisi abuk subuk konuştu, o zaman müminlerin kardeş olduğunu anlatan bir ayet, ya da uyarmak için cehennemle ilgili bir ayet yazsınlar. Böyle, biri ile vakit kaybedersen, şeytanın oyununa gelmiş olursun. Kötülük yapana Kuran ayeti yazsınlar, o insanları kazandıklarını görecekler. Karanlık adama karanlıkla cevap verirsen, kalbi iyice kararır. Aydınlık vermek lazım. Bunun usulünü Kuran’da Allah bize göstermiş. Karartılmaya çalışılan interneti nurla aydınlatacağız. Karanlık insana karanlık cevap verilmez. Dediklerimi yapsınlar, başarılı olduklarını görecekler, inşaAllah.’ dediniz.
ADNAN OKTAR:Şimdi deccaliyetin etkisine girmiş, farkında olmadan deccalin etkisinde deccalin askeri olmuş insanlarla karşılaştığımızda, yöntem olarak aynısını kullanırsan, aynı vasfı almış olursun. Mehdi (a.s.) talebesi vasfını göstermek lazım. Mehdi (a.s.) talebesi vasfı nedir? Ayetin ifadesi ile, güzel karşılık veren. Çok şaşırtıcı bir şey. Mesela adam itçe konuşmuş, sen Kuran’ca konuşuyorsun. Adam çakalca üslup kullanmış, sen Muhammedi cevap veriyorsun, bu çok etkiler. Ve ısrarla bunda devamlı olmak, Mehdiyet’in damgasını her yerde göstermek lazım. Mehdiyet’in damgası nedir? Mülayemet, sevgi, şefkat, merhamet, akılcılık, ispat, kalbi doyurmak, aklı doyurmak ve hep delilli konuşmak. İntikamcı olmamak, öfkenin esiri olmamak, makul, tutarlı, vurucu, mukni konuşmak, inşaAllah. Çünkü basit bir insanın basitliğinin etkisinde kalıp, onun teşviki ile ağzını bozmak, ters konuşmak, onun üslubuna onun seviyesine inmek, onun stilini almak Mehdi (a.s.) talebelerine yakışmaz. Ben Mehdi (a.s.) talebesiyim, bize uyanlar da Mehdi (a.s.) talebesidir, inşaAllah. Mehdiyet ağzıyla, Mehdiyet üslubu ile konuşacağız. Mehdi (a.s.) kan akıtmaz, uyuyanı uyandırmaz, şefkatle yaklaşır ve adaletlidir. Talebelerinin de aynı şekilde olması lazım. Adaletle ve şefkatle yaklaşacak. Canım istiyor ki çok ağır konuşayım, hakaret edeyim, tepeliyeyim. Nefsin isteyebilir, bu şeytanı sevindirir. Bu bizim faydalanacağımız, İslam’ın, Kuran’ın lehine olan bir şey değildir. Bakın ayette diyor ki: “Öfkelerini yenerler.” Bir kere öfkeyi yenme sevabını bir alacağız, çünkü bir hakaret var. İnsan ne ister? Dolu dolu ona karşı cevap vermek ister, karşı hakaret etmek ister; bu nefsin isteği. Allah diyor ki: “Öfkelerini yenerler.” O zaman o sevabı kazanacağız ve güzel cevap vereceğiz. Güzel cevap için Allah nasıl diyor? “Kötü bir söz işittiklerinde onlar güzellikle cevap verirler. Bir de bakarsın ki karşındaki insan dostun olmuştur.” diyor Allah ayette. Öfkeyi yenmek; bu eğitim cennet ahlakıdır, çünkü oradaki sözü yaratan da Allah’tır, ona cevabı yaratan da Allah’tır. Biz orada öfkelenmeden; imanın lezzetini alır o zaman insan, aklın lezzetini alır. Makul olmanın, tutarlı olmanın ve Allah’ın yarattığı güzel bir kul olmanın, değerli kul olmanın, asil olmanın zevkini alacaktır. Öbür türlü, basitliğin acı ortamında ızdırap çeker, inşaAllah.
“Selam Hocam.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatühü. “Muhabbetle ellerinizden öperim. Sayın Hocam, şu sıralar gündeme gelen bebek katili Öcalan ve iddia edilen Ergenekon örgütünün işbirliği ile, seçimlere 6 ay kala ortaya atılan bazı fitneler var. Bu fitnelere ne diyorsunuz? Bazı medya kuruluşları da bunu destekliyorlar.” diyor. Kardeşim, köpek köpekliğini yapacak, insan insanlığını yapacak, Müslüman Müslümanlığını yapacak. Eğer şeytan ve iblis ordusu olmazsa biz imtihan olamayız. Deccaliyet olmazsa biz imtihan olamayız. Deccaliyet yoksa, Mehdiyet de yoktur. Madem Mehdiyet var, karşısındaki deccaliyet ürecektir ve Mehdiyet de adımlarını gittikçe güçlendirerek, kapsamını daha da arttırarak devam edecektir, şaşıracak bir şey yok. Seçimlerde de zaten o kafadaki adamlar cevaplarını alırlar.
Fakat Güneydoğu’daki kardeşlerimize iyi sahip çıkılması lazım. Kürt kardeşlerimizi, kardeşlerimiz her yerde bağırlarına bassınlar. Mesela işyerine geldiğinde; mesela işe girmek için müracaat yapıyor. Nerelisin diyorsun, Diyarbakırlı’yım, Mardinli’yim, Siirtli’yim, Urfalı’yım, diyor. Bence özellikle onlara öncelik tanısınlar, Doğulu kardeşlerimizi, onları koruyup-kollasınlar. Gel hemşerim, ben seni alacağım işyerine, desinler. Onlara güzel davransınlar, sevgi göstersinler, çünkü iddia edilen Ergenekon örgütü onları çok ezdi, çok üzdü, onların onuruyla, haysiyetiyle, şerefiyle oynadı. Bu alçak köpekler, bu iddia edilen Ergenekon örgütünün bu pis salyalı sırtlanları, aşağılık köpekler, Güneydoğu’daki bu nur gibi, tertemiz, efendi kardeşlerimizi akıl almaz işkencelerle, akıl almaz zulümlerle sıkıntıya soktular ve onları kışkırttılar. Onun için iddia edilen Ergenekon örgütünün bu zulmünü onlara unutturalım. Onları bağrımıza basalım, koruyup kollayalım, sevgimizi gösterelim, onlara ne kadar değer verdiğimizi, saygı gösterdiğimizi gösterirsek, bu PKK’ya vurulmuş en büyük darbe olur. Çünkü PKK, iddia edilen Ergenekon örgütünün bir yan koludur. Birçok terör örgütü iddia edilen Ergenekon örgütüne bağlıdır, PKK da onun mühim bir kanadıdır. Türkiye’yi bölme azmindedirler, bunlar büyük medya kuruluşlarını da kontrol atında tutuyorlar. İddia edilen Ergenekon örgütü, bazı büyük medya kuruluşlarındaki cinsi sapık tipleri ellerini mahkum edecek hale getirmişler. Bunları fotoğraflamışlar, belgelemişler, dosyalamışlar, arşivlemişler, kasetlemişler, bu ahmak çakalları kendilerine hizmet ettiriyorlar. Hoş zaten onlarda da yüz kalmamış, onların kasedi çıksa da utanmazlar; haysiyetsiz oldukları için. Hatta iftihar dahi edebilirler bunlar, çünkü o kadar alçalmış, o kadar şerefsiz hale gelmişler ki bu bölücü takımı, o kadar kahpe hale gelmişler ki adamların elinde yüzünde böyle eşek oynamış. Bunlarda utanma yok. Onun için yine de, işte sizi öldürürüz, asarız, keseriz gibisinden PKK bu ahmaklara hizmet ettiriyor. Bunların hiç önemi yok. Mesela mahallede köpek ürer, kimse ilgilenmez. Bir köpek sesi geliyor diyorlar, değil mi? Ne oluyor? Herkes hayatına devam ediyor. Köpek sesinin gelmesi tedirgin etmez, şeytanın sesi her zaman duyulur, her zaman. Ahir zamanda iblis oradan buradan bağıracaktır. Madem deccaliyet var, madem deccalin orduları bütün dünyaya saldırıyor, madem Mehdiyet de onu tuttuğu yerde eziyor; onlar ürecek Mehdiyet ezecek, onlar ürecek Mehdiyet ezecek, sonunda galibiyet Mehdiyet’indir, İttihad-ı İslam’ındır, Türk-İslam Birliği’nindir, bu vatanı sevenlerindir. Kardeşim it üremesin, köpek gezmesin, rahat rahat biz de mücadelemize devam edelim. O mücadele olmaz ki, Mehdiyet’in yok olması demektir. Olmaz öyle şey. Bir de Allah kolayca ezilecek gibi yaratmış onları. Bunların bir tükürüklük canları var, bunlara o kadar önem vermeye gerek yok. Bizim milletimiz delikanlıdır, gidip gezsinler. Fakat sadece Güneydoğu komünist, Stalinist işgal altındadır. Leninist çetelerce işgal altında tutuluyor şu an. Komünist çetenin illegal işgali mevzubahis. O yüzden oradaki kardeşlerimizin; mesela ben PKK’lıyım dese bile bu geçerli olmaz, çünkü korkutularak bu söyletiliyor. Kafasına silahı dayamışsın; G3 tüfeği, adama kimi tutuyorsun, diyor adam. Adam da PKK’lıyım, diyor. Bu geçerli olmaz. O tüfeği oradan çektin mi, iddia edilen Ergenekon örgütünün oradaki baskısı kalktı mı, vatandaşlarımız hep milletini seven, devletini seven insanlardan oluştuklarını açıkça gösterirler. Tehditin kalkması gerekiyor. Tehditin kalkması için de devlete çok büyük görevler düşüyor. Bir kere TRT’nin ıslah edilmesi gerekiyor. TRT’de eski komünistlerin etkisi görülüyor, eski kadroların etkisi görülüyor. TRT’deki bu eski kadronun bir şekle şemale girmesi gerekiyor. TRT Darwinizm’i akşama kadar anlatsın. Bakın defalarca söyledim. İlmi, bilimsel, doğru olan cevapların da verilmesi gerekiyor. Yok biz buna cevap vermeyeceğiz, sadece hurafe anlatacağız diyorsa TRT, TRT’de bir şey var demektir. Hatta Demirel iktidara gelmişti, TRT size karşı, ne diyorsunuz efendim, demişlerdi Demirel’e. TRT de kim oluyor, dedi hemen. TRT varsa, bizim de imkanlarımız var, dedi. Hakikaten de TRT’de bir değişiklik olmuştu o zaman, Demirel zamanında. Ama çok şahane olmuştu, böyle TRT sanki ayrı bir kafaymış gibi, sanki hükümetin üzerinde ayrı bir güçmüş gibi konuşuyorlardı. Demirel o zamanlar bayağı okkalı bir cevap vermişti.
SUNUCU:Kısa bir aradan sonra tekrar beraberiz. Kaldığımız yerden devam ediyoruz. Buyrun Hocam.
ADNAN OKTAR: “Muhterem Hocam, ellerinizden hürmetle öpüyorum. Evrimcilerin tüm fikirlerini yerle bir etmenize rağmen, bazı kişiler hala evrimi savunuyorlar. Bugün işyerinde bir grup arkadaşla konuşurken, Müslüman arkadaşların bile bilinç altında maalesef evrim savunuculuğunun yattığını gördüm.” Birçok alim, hoca zaten savunuyor. İlahiyat profesörleri evrimi savunuyorlar, gazetelerde de öyle. Hürriyet’in, Milliyet’in köşe yazarlarından birçok profesör savunuyor evrimi. “Sizin Yaratılış Atlası’nızdaki fosilleri haşa çarpıttığınızı söylediler. Hatta ağzında olta iğnesi olan bir fosili örnek gösterdiler. Sizden öğrendiklerimizle onlara gereken cevapları vermeye çalıştım, inşaAllah. Bir proteinin tesadüfen nasıl oluştuğunu sordum, cevap veremediler. Yaratılışı ispat eden milyonlarca fosil varken, bir tane arafosil olmadığını söyleyince onlar, Erzincan’da bir evrim açıkhava müzesinin bulunduğunu ve orada bir süre arageçiş formuna örnek olduğunu söylediler. Eğer bir tane varsa, sizin 10 trilyon vereceğinizi ekledim. Hemen arafosil örneğini ona götürerek memuriyet hayatından kurtulun dedim. Muhterem Hocam, Erzincan’daki evrim müzesinden bahseder misiniz veya dünyada arageçiş formunun olduğunu gösteren başka müzeler var mı? Belki daha önce anlattınız ama ben farketmemiş olabilirim. Cevap verirseniz memnun olurum, inşaAllah. En kalbi hürmetlerimle, Muhammed.” Kardeşim bakın, bu arkadaşlar madem Erzincan’da; Ali Demirsoy Erzincan Üniversitesi ile ortak bir fosil müzesi açmış, bunu kastediyorlar. Erzincan Üniversitesi, bakın devletin üniversitesi ile; Ali Demirsoy Darwinist, materyalist bir insan, ki Bilim Ütopya’da falan da yazıları çıkıyordu bildiğim kadarıyla.
ALTUĞ BERKER:Evet, çıkıyor Hocam. Bir haberi vardı, “Türkiye’nin ilk doğa müzesi Kemaliye’de” diye, Erzincan Platformu’nda çıkmış.
ADNAN OKTAR:Evet, bu kadar mı? Tamam. Şimdi bak ne yapsınlar biliyor musun oradaki arkadaşlar? İsterlerse bana buraya Noter getirsinler, resmi Noter. Tek bir tane Erzincan’da veyahut dünyanın herhangi bir yerinde; bir müzede, arafosil olduğunu bana ispat etsinler veyahut fotoğrafını göstersinler; söz bir Allah bir, 10 trilyon para vereceğim, bir tane arafosil getirirlerse. Yok. Olmadığını bildikleri için gıkları çıkmıyor. Ama bilmeyen adam olduğunda, artık orada esip-savuruyor falan, böyle derya muhabbeti yapıyorlar. Yarım şişe rakıyı devirdiler mi, başlıyorlar muhabbete. Dünyada tek bir tane arafosile rastlanmamıştır, yok, bir tane yok. Hepsi mükemmel, simetrik, altın oranla yaratılmış, teşekkülatı tamamlanmış, mükemmel fosillerdir. Erzincan’da yayınlanan fosiller de öyle, hepsi mükemmel, arafosil özelliği göstermeyen, yaratılışı ispat eden fosillerdir. Bir tane öyle fosil yoktur. Bunu kim söylüyor? Darwin’in bizzat kendisi söylüyor. Darwin ne diyor? Bütün yeryüzü katmanlarını araştırdık; kendi zamanında, onbinlerce işçiyle kazıyorlar, hiç arafosil bulamıyoruz, hep mükemmel canlılara rastlıyoruz, bir tane arafosil bulamadık ve aranmaya da devam ediliyor diyor. Ama bütün bunlara rağmen arafosil yoksa, benim teorim de yoktur, diyor. Adam daha ne desin? Bakın aradan geçen süreyi gördünüz. 100-150 seneden beri aramalar daha da yoğunlaşarak devam ediyor; yok, tek bir tane arafosil yok. Bütün yeryüzü katmanları didik didik arandı, hep mükemmel, hep bitmiş, hep düzgün, simetrik, geometrik yönden mükemmel, altın oranla yaratılmış, kemik yapısında kusursuzluk olan canlılar buluyoruz ve hepsi yaratılışa delil olan canlılar.
-VTR-Evrimcilerin ara geçiş formu aldatmacası.
ADNAN OKTAR:Bakın sonra kardeşimiz burada diyor ki: “Bir proteinin tesadüfen nasıl oluştuğunu sorduğumda, cevap veremediler” diyor. Kardeşim bitmiş, cevap veremediyse bitmiş işte. Protein tesadüfen olmuyorsa, evrim kökten gitmiş oluyor. Çünkü bakın bir proteinin olması için bir başka proteine ihtiyaç var. Arkadaşlar söylüyorlar ya 950 sıfırda bir ihtimal falan, yok öyle bir şey. 950 bin tane sıfır olsa bir rakamın yanında, 950 milyar sıfır koysan yine olmaz. Bakın bir proteinin oluşması için başka bir proteine ihtiyaç vardır, bu ne demektir biliyormusunuz? Sıfır ihtimal demektir, yani sonsuz sıfır, kilitlenmiş, imkansızdır. Yaratılışın dışında proteinin oluşması mümkün değildir, bunu bütün bilim adamları söylüyor. Zaten Dawkins’e soruyorlar, adam göğe bakıyor, düşünüyor düşünüyor, uzaylılar yapmış olabilir, uzaylılar gelmiştir protein, diyor. Bitmiş işte, daha ne desin adamlar? Fakat çok demogoji yaptıkları için, çok resmi konu olduğu için; bakın Türkiye gibi bir ülkede bile hükümetin gücü yetmiyor, devletin gücü yetmiyor Darwinistler’i durdurmaya. Devlet müdahale edemiyor. Bakın adam TRT’de cayır cayır Darwin propagandası yapıyor, evrim propagandası yapıyor, hükümet ne oluyor diyemiyor ve dünyanın her tarafında bu böyle. Hiçbir yerde hükümet müdahale edemiyor. Ne Milli Eğitim’e müdahale edebiliyorlar, ne oranın milli televizyonlarına etki edip, müdahale edebiliyorlar. Hiçbir devlet başkanı şu ana kadar çıkıp, ben evrime karşıyım diyemedi, dünya tarihinde yok. Çok büyük olay olur, diyemiyorlar. Mesela elhamdülillah der, maşaAllah der ama ben evrime karşıyım diyemez. Dünyada bana bir tane devlet başkanı gösterin. Darwinist diktatörlük dünyayı inim inim inletiyor, deccaliyet. Darwinist diktatörlüğün diğer ismi deccaliyettir, kol salmıştır. Türkiye’de de insanlar deccaliyetin farkında değiller tabi ki. Farkında olmadan deccaliyetin etkisinde kalıp o mantığı muhafaza ediyorlar ve koruyorlar; bir kısım insanlar. Mesela bakın AK Parti muhafazakar bir parti, mukaddesatçı, milliyetçi bir parti. Normalde, ne oluyor, demesi lazım. TRT Genel Müdürlüğü’nü çağırıp; ne oluyor, hesap verin, demesi lazım, diyemiyor ve diyemez de. Bilim Teknik Dergisi’nde mesela alenen Darwin’in hikayesi anlatılıyor, izah ediliyor; resmi, devlete ait bir dergi. Cayır cayır evrim propagandası yapılıyordu. Biz, yeri-göğü birbirine kattık, zor bela kısmen durdurabildik, zor bela. Bakın TRT şu an kontrol edilemiyor. Hükümet de kontrol edemiyor. Adamlar geceli-gündüzlü; mesela Şeş TV zannettik ki anti-komünist, anti-Stalinist, anti-Leninist yayın yapmak için devlet tarafından oluşturuldu zannettik. Bir de baktık öyle bir şey yok, bilakis Darwinizm’i anlatıyor, materyalizmi anlatıyor. Ve geceli-gündüzlü Şeş TV Darwinist, materyalist propaganda yapıyor. Hükümet kontrol edemiyor, böyle bir durum var. Onun için bunu millet yapacak. Bilgisini arttıracak, kültürünü arttıracak, kitapları yayacak, Yaratılış Atlası’nı birbirlerine hediye etsinler. Mesela her kahvehanede, her yerde bir tane Yaratılış Atlası bulunsun. O oltayı Dawkins yuttu ama birçok onun takımından adam da yuttu. Ben her yere evrimin olmadığını ispat etmek için bir fosil, bir de yaşayan halini koydurttum. Tek bir yerde böyle oltaya takılı plastik böcek, ama aynısı; böceğin aynısı, tıpatıp birebir aynısını, onu koydum. Dawkins, İngiltere’de adam küçük bir balık gibi yuttu bunu. Basın toplantısı yaptı, bütün dünyaya tanıttı kitabı. Bakın buraya oltaya takılmış plastik böcek koymuş, burada hata yapmış, dedi. Bütün dünya atlası tanımış oldu. O minik balık daha çok şeylere takılacak.
Dolayısıyla şimdi bakın Ali Demirsoy, şu bu falan, mesela Erzincan’da da bu tarz çalışmalar oluyor. Fakat Erzincan’a kardeşlerimiz gitsinler, baksınlar fosillere. Dikkatlice baktıklarında hepsinin yaratılışı ispat eden fosiller olduğunu göreceklerdir. Kendi teknikleri ile kendileri alta düşüyorlar. Şimdi bu arkadaşlar da kendi oyunlarıyla tuşa gelmiş oldular. Arkadaşlar gidip baksınlar, hepsinin mükemmel ve kusursuz olduklarını göreceklerdir. Çizimler, canım adam çizim de yapar, çizime çözüm yok, çizim yapar. Çizimi geçecekler, çizim onlara kalsın, sorun değil. Sabahtan akşama kadar çizsinler. Orijinal fosile baksınlar, milimi milimine aynı olduğunu göreceklerdir. Bir kere geometrik yapının düzgünlüğünden anlayacaklar. Mükemmel bir dizayn göreceklerdir. Altın oranla yaratıldığını göreceklerdir. Kemik yapılarında muhteşem bir matematik düzgünlük göreceklerdir ve yaratılışın ispatı olduğunu göreceklerdir. Ayrıca aynı devirde, aynı türde çok fazla hayvan olduğunu göreceklerdir. Daha önceki yüzyıllarda da, milyonlarca sene öncesine gittiğimizde de aynısını göreceklerdir, milyonlarca yıl sonrasına gittiğimizde de aynısını göreceklerdir.
Mesela atın evrimi diye ortaya çıktılar; bir at fosili var, attan daha küçük bir hayvan daha bulmuşlar, ondan daha küçük bir hayvan daha. Kardeşim yer gök fosil kaynıyor, bulursun. Ama hepsi simetrik, hepsi düzgün, hepsi mükemmel hayvanlar. En sonuna da tilki kadar küçük bir hayvan koymuşlar, ufak. Ama o da son derece düzgün, kusursuz, mükemmel, patoloji sıfır. Patoloji olmaz. 350 milyon fosilin hiçbirinde patoloji yoktur, hep düzgünler. Erzincan’dakiler de onu göreceklerdir. Şimdi adamlar atın evrimi sıralamasına bakıyorlar; yahu biz yeni fosil bulduk, şunu çıkartalım; hani çocukların oyun tahtaları olur ya, şunu koyalım. Bakın bu fosil daha da uydu buraya, diyor, çünkü o kadar fazla çeşit var ki, alıp onu koyuyor. Atın fosili sıralaması defalarca değiştirilmiştir, defalarca. Halk da zannediyor ki, bunlar hakikaten bir şey buldu, sabit de bir sıralama var, böyle. Adamların aklına estikçe değiştiriyorlar, birçok sıralama vardır dünyanın birçok yerinde ve hepsi mükemmel hayvanlardan oluşmuştur. Atın evrimi dediler, o gösterdikleri sıralamadan daha eski atın fosili var, at fosili var. Nereye gitti sizin sıralamanız o zaman? Mesela daha ilkel hali diyor, daha ilkel hali, attan daha küçük varlıklar vardı dedikleri dönem var. O döneme ait küçük at benzeri ama ayrı türde hayvanlar var. Aynı zamanda orijinal atın fosili de var. Ne yapacağız şimdi? Bitti. Atış yok, attığınızı havada yakalarlar, inşaAllah. Hatta biz koskoca at fosilini de getirdik buraya; kiloluk falan, bir ara getirelim. 60 milyon, 70 milyon, 100 milyon yıllık fosiller var. Bunların yapacağı nedir? Mesela biz bir fosil gösterdik şimdi değil mi? Arkadaş ben bu kadar yaşlı olduğuna inanmıyorum diyor, değil mi? Bakın masrafını ben yapacağım; adres verelim arkadaşlar gelsinler, hep beraber üniversiteye birlikte gidelim. Benim dediğim yaşta çıktığını görecekler üniversitede, yani yapılan testte. Peki onların dediği yanlış çıkarsa ne yapacağız? Kulaklarını mı çekelim, ne yapalım? Bir şey yapmamız gerekiyor. En azından bir özür dileyecekler. Bütün basının önünde; biz hata yaptık, yanlış yaptık diye özür dileyecekler. O şartla kabulüz. Bakın bizde açıklık var kardeşim. Bunlarda açıklık yok. Biz fosil kullanıyoruz, adamlar hayali konuşuyorlar. Mesela bak bu karides fosilini alıp götürsünler adamlar. Türkiye’de de baktırabiliriz, yurt dışına da götürelim orada da baksınlar, yaşını tespit etsinler. Milim santim değişiklik varsa bana söylesinler. Milim santim değişiklik yok, aynısı. O zaman? Proteinler tesadüfen oluşamıyor, arafosil de yok. Ne konuşuyorsunuz o zaman? Ali Demirsoy’u çıkarttılar, anuştayn aşağı, anuştayn yukarı; Einstein’a anuştayn, diyor dedelere. Sokaktan çekirgeleri toplamış, onları iğneye takmış hayvanları, kurutmuş. Bak ben keşif yaptım, diyor. Sokaktan böcek yakalayıp onu iğneye takmak marifet mi? Onu ilkokul çocuğu bile yapar. Ben burada tespit yaptım, diyor. Neyin tespitini yapıyorsun? Milyonlarca seneden beri değişmedikleri açık ve amber içerisinde bunlar. Amber içerisinde ne olmuş? Bütünüyle kalmış, dokusuyla beraber duruyor, dokusuyla beraber, bozulmadan. Ne kadar var? Milyonlarca amber var. Hatta bütün böcek çeşitleri, mesela 50 milyon, 60 milyon yıl öncesine ait hayvanların tüyleri içinde kalmış, bozulmadan amberin içerisinde kalmış. Nereye atıp tutuyorsunuz? Mutlaka yakalarız.
ALTUĞ BERKER:Bir tanesi; Evcikli Böcek, karakanatlı mantar sivrisineği. 25 milyon yıllık.
ADNAN OKTAR:Bakın 25 milyon yıldan beri en ufak bir değişiklik yoktur. Amber içerisinde de dokusuyla, hücreleriyle olduğu gibi kalıyor. Amberin özelliği budur. Fosil olarak değil, et dokusuyla, sinir dokusuyla kalıyor, bu çok önemli. Mesela gözleri falan orijinal, aynı. Böyle dondurulmuş gibi kalıyor. Amberin antiseptik özelliği olduğu için okside de olmuyor, mikrop da etkilemiyor, dolayısıyla hiç bozulmadan kalıyorlar. Onun için yapabilecekleri pek bir şey yok, pek değil hiçbir şey yok. Sadece arkadaşlarımızın bizim internet sitelerimize girip, buradaki bilgileri sürekli indirmeleri gerekiyor.
Bakın şu an kardeşlerimiz internette mükemmel bir sistem kurmuşlar; geçenlerde de söylediğim, 2 milyon 600 küsur şu an bizi internetten izleyenler, bütün Avrupa, Çin dahil. Kızıl Çin’de acayip bir izleme var, Kızıl Çin’de. Fransa, Amerika simsiyah görünüyor böyle. Her düğmeye basışımızda mesela şurada 120 bin kişi, şurası 128 bin kişi, şurası 350 bin kişi. Toplam sayıları da veriyor. Hayretler içerisinde kaldım. Demin tevafuken girdim içeriye, bizim çocuklar hayretle bakıyorlardı. Hakikaten Türkiye simsiyah görünüyor artık böyle noktalardan, böyle bastın mıgörünüyor. Mesela Konya’da şu kadar, Türkiye’de izlemeyen hiçbir yer yok. Türkiye’nin tamamı, komple, inşaAllah. Bulgaristan, Yunanistan, Romanya, İtalya, hepsi, maşaAllah. TRT de böyle faaliyet yapıyormuş, yapsın. Ama kardeşlerimizin beklememeleri gerekir, kendilerini eğitecekler, bilgilerini arttıracaklar.
Evrim o kadar aciz bir sistemdir ki, Darwinizm o kadara aciz bir teoridir ki, ezmesi çok kolaydır. Böyle tereyağını ezer gibi ezerler, son derece kolaydır. Tamamen cehalet üzerine kurulu, çizimlere dayandırılmış, hayali ve son derece mantıksız, boş mantık üzerine kurulmuş, tamamen taesadüflere dayandırılmış bir sistemdir. Tesadüf dünyadaki en mantıksız açıklamadır. Puta tapanlar bile putun varlığını kabul ediyorlar ama yine Allah’ın varlığını da kabul ediyorlar. Bunlar tamamen tesadüfe dayandırıyorlar. Mesela bir Einstein’ın oluşumunu sorduğumuzda, nasıl oldu bu insan dediğimizde; çamurlu sulardan tesadüfler sonucunda Einstein diye bir bilim adamı oluyor ve o adamdan sonra da, mesela o devirlerde, şu anki devirlerde de bilim adamları elektron mikroskop yapıyorlar. Diyorlar ki elektron mikroskobunun başına geçip; yahu biz çamurlu sudan nasıl tesadüfen olduk, bir bakalım. Çamurlu sudaki çamurlar bir süre sonra kendini elektron mikroskop yapıp inceleyecek konuma geliyor. Bakın çamurlu suyun içindeki çamur atomları tesadüfler sonucunda, kör atomlar, sağır atomlar, şuursuz atomlar bir araya gelip, resim yapan, beste hazırlayan, üniversitede okuyan, dünyayı tam renkli gören, üç boyutlu duyan, yani stereo duyan, çok geniş düşünen, muhakeme yargısı olan adamlara dönüşüyor. Kim yaptı dediğiniz zaman, çamurdaki atomlar tesadüfler sonucunda yaptı, oldu diyor. Darwinizm bunu anlatıyor ve bu kadar mantıksız bir teoriye şeytan insanları inandırdı. Şeytan insanlarla alay ediyor şu an, yerlere yatarak gülüyor şeytan. Dünyanın yüzde 99’unu buna inandırdı, şu an şeytan dünyayla eğleniyor, dalga geçiyor ve insaları kucağına düşürdü. Şeytan tesadüfen oldu, diyor. Ey şeytan doğru söylüyorsun, diyorlar. Yanlış mı söyledim diyor şeytan, yok doğru söyledin, ne kadar akılcı konuşuyorsun, diyorlar. Çok mantıklı konuşuyorsun ey şeytan, diyorlar. Bakın her şey tesadüftür, diyor. Atomlar tesadüfen meydana geldi, hormonlar tesadüfen meydana geldi, hücre tesadüfen meydana geldi, her şey tesadüfen oldu, diyor. Siz de tesadüfen meydana geldiniz, tesadüfler sonucu oluşmuş bu varlıklar şehirleri meydana getirdi, diyor. Her şey tesadüftür diyor, doğrusun ey iblis, diyorlar. Dünyanın yüzde 99’una diz çöktürdü şeytan. İşte buna karşı Mehdiyet atakta. Biz de Mehdi (a.s.) talebeleri olarak mücadele veriyoruz. Dünya tarihinde görülmemiş bir olay oldu. İblis bütün dünya ile alay eder hale geldi. Şu an dünyaya büyük bir oyun oynadı iblis ve onları hipnoza soktu. Manyetik etkisi altına aldı, telkin yaptı ve inandırdı onları. Dünyanın en mantıksız açıklamasına inandırdı onları, tesadüfe inandırdı. Her şey tesadüf, diyor. Mesela sizin görmeniz tesadüfen oldu, duymanız tesadüfen, dokunma hissiniz tesadüfen, portakallar, limonlar, üzümler, kavunlar, karpuzlar, hepsi tesadüfen oluştu, diyor. Zürafalar, aslanlar, geyikler, kainat, hepsi tesadüfler sonucunda, diyor. Ey iblis, doğru söylüyorsun, diyorlar, iblisin karşısında secdeye kapanıyorlar. Allah yok, benim dediğime inanacaksınız, diyor iblis. Sen doğru söylüyorsun, biz sana inanıyoruz, diyorlar. Böylece şeytan vaadini doğrulamış oluyor. Allah ayette diyor; “hemen hemen insanların tamamını saptıracağım, bir tek senin halis kulların müstesna, samimi kulların müstesna” diyor şeytan. Mehdi (a.s.) kolu, Mehdiyet, Peygamberler ve onlara uyanlar ve ahir zaman Mehdi’si ve İsa Mesih (a.s.), bunlar hariç. Şeytan bunları hariç tutuyor. Hepsini saptıracağım ama bana vakit ver, diyor. Allah; “sana vakit verildi” diyor. Allah, “sen benim samimi kullarımın hiçbirini saptıramazsın” diyor. Ama Allah ayette; “şeytan vaadini doğruladı” diyor. Ve bakın şu an vaadini doğrulamış işte. Dünyanın yüzde 99’unu tesadüfe inandırdı ve alay ediyor şu an bütün şeytan orduları. Şeytan da hayret ediyordur nasıl kandırdığına. Ve nasıl ikna ettiğine o da hayret ediyor. İblisun ve iblisat dünyaya hakim oldular. Dünyada ilk defa şu an iblis yeniliyor. İblis ordularına karşı Mehdi (a.s.) orduları ilmi olarak, bilim orduları savaş halindeler, atak halindeler. Mehdiyet tuttuğunu indiriyor ama iblis ordusu çok kalabalık ve insanları cehalet damarından, tembellik damarından, dikkatsizlik damarından yakalayıp, perişan ediyor deccal, çünkü tahkik etmiyor, araştırmıyor. Çamurlu sularda atomlar vardı, birden protein oluştu, diyor. Sonra bir başka yerede de protein oluştu, onlar sağ elli, sol elli olarak ayrıldılar, diyor. Bir anda sol elliler ayrı bir araya geliyorlar, sağ elliler ayrı bir araya geliyorlar. İçtima vaziyeti almışlar; bir araya gelmişler, yapışmışlar, bir şekilde hücreyi meydana getirmişler. Proteinler hemen oluşmuş, hücre hemen oluşmuş, hücre çoğalmış, karşınızda insan oluşmuş tesadüfler sonucu. Kavun, karpuz, zürafalar, hepsi oluşmuş. Kardeşim dedim, şimdi böyle büyük kazanlar yapsak, çok büyük, ev büyüklüğünde kazanlar, içerisine o sizin dediğiniz bütün çamurları, mamurları, suları doldursak; ayrıca proteinin oluşması imkansız olduğu için, bir ayrıca sizlere hazır protein tozları alalım böyle büyük torbalarla, protein tozlarını içerisine dökelim, o suların içerisine. Kaynatmak serbest, ısıtın, şimşek çaktırın, ne yapıyorsanız yapın. Milyonlarca sene, milyarlarca sene o kapların başında bekleseniz, oradan ne zürafa çıkar, ne üzüm ağacı çıkar, ne elma ağacı çıkar, ne insan çıkar, aslan, kaplan, hiçbir şey çıkmaz. Milyonlarca sene beklesen, sadece o orada durur, protein tozu harekete geçmez. Yaratılış, doğrudan doğruya Allah’ın mucizesidir.
Bir de farkında olmadıkları büyük bir hakikat daha var Darwinistler’in. Maddeyi beyinlerinin içerisinde görüyorlar. Mesela Darwin hiçbir zaman için beyninin dışına çıkıp, olayları tespit edememiştir. Mesela Ali Demirsoy, hiçbir zaman için beyninin dışına çıkamaz. Beyninin içerisindeki laboratuvarda bunları anlatabilir, konuşabilir. Mesela İstanbul Üniversitesi’ndeki profesörlerin hiçbiri beyinlerinin dışına çıkamaz. Hepsi şu kadar, mercimek kadar yerdeki hücrelerinde hayatlarını yaşıyorlar. Oraya elektrik akımı geliyor, o elektrik akımını ruhları görüyor, oradaki ekranda, oradaki monitörde hayatları geçiyor. Hiçbir insan beyninin dışına çıkıp kainatı görmemiştir. Hep beyninin içerisindeki monitörden dünyayı seyretmiştir. Mercimek kadar bir yerde; babasını, dedesini, okulunu orada görür, arkadaşları ile orada görüşür, internete orada girer; onun dışına çıkamaz. Bu bilimsel bir gerçektir, aksini söyleyen olamaz. Bütün dünyanın ittifakla bildiği bilimsel bir gerçektir bu. Sesi de orada duyar, görüntüyü de orada görür. Dolayısıyla, mesela Amerika’daki bütün profesörler, hepsi beyinlerinin içerisinde mercimek kadar yerde yaşıyorlar. Yemeleri içmeleri oradadır, gezmeleri oradadır, araba ile gezmesi onun içindedir; onun dışına çıkamazlar. Dıştaki bedenlerini, dıştaki dünyayı asla göremezler. Dışarıdaki dünya simsiyah karanlıktır. Bütün bilim adamları bunun farkında ve biliyorlar. Güneş simsiyah karanlıktır ve maddenin tamamı dışarıda saydamdır. O yönüyle o da onların pek işlerine gelmez, yani bilimsel açıdan pek muhatap olacakları gibi değildir veyahut olurlar diyelim ama göremezler. Allah’ın gösterdiği görüntünün dışında hiçbir şey göremiyor insanlar. Dolayısıyla bir Darwinist’e de beynindeki bilgi aktarılıyor, beynine gelen. Mesela Darwin’e, Allah’ın beynine gönderdiği bilgi geliyor, onun dışında Darwin bir şey söyleyemez. Darwin onu hür düşüncesi ile yapıyor gibi görünüyor, fakat ona onu söyleten, o görüntüyü veren, o sesi veren Allah’tır. Darwin mercimek kadar yerde yaşar ve onun dışına çıkamaz. Engels de, Marx da, Stalin de, hepsi mercimek kadar yerdedir. Bu büyük bir gerçektir, dünyanın hakikatidir ama bunu çok az insan bilir, imtihan olarak o yapılır. Mesela şeytanın böyle insanlarla aley etmesini sağlayan da Allah’tır. Mesela dünyadaki insanların yüzde 99’u ile alay ediyor şu an şeytan ve bu bir mucizedir, tesadüfe hangi insan inanır? Bir televizyon tesadüfen oldu dersem, inanır mı insan? İnanmaz ama adam inandırıyor işte, gayet makul görüyor adam, ki televizyon da Allah tarafından insanın beyninde yaratılır. Hiç kimse, mesela şu an bizi seyredenler, televizyonda seyredenler; hepsi beyinlerinde mercimek kadar bir yerde beni seyrediyorlar. Peki televizyon varsa, bir gözünü kapatsın, bir eliyle gözüne yandan bastırsın. Televizyon cihazı diğer eşyalarla beraber hareketlenirler, oynar. Niye? Çünkü buradaki kamerayı oynattın. Kamerayı oynatınca görüntü de oynadı. Görüntü oynadığına göre sen kiminle muhatap oluyorsun? Görüntü ile muhatap oluyorsun. Ses de aynı şekildedir. Hiçbir şekilde dışarıdaki maddenin aslını insan görmez, sadece görüntüsünü görür. Dolayısıyla o görüntüyü de Allah meydana getirir beyinlerinde insanların. Bunun farkına varmamak, düşünmemekten kaynaklanıyor. Düşünen bir insan için bu harikulade bir bilgi değil. Tamam olay harikulade de, bunu kavramak zor bir şey değil, harikulade bir şey değil. Gayet rahatça kavranacak bir şeydir. Onun için Darwinistler’in akıllarının alamayacağı asıl konuya, bu konuya ben daha hiç girmedim; yani olan akılları da gitmesin diye. Yavaş yavaş kavramalarını istiyorum. Onun için kitapta da böyle sadece bilimsel anlatıyorum, pratik kavrayacakları gibi anlatmıyorum, onu kaldıramazlar, Allahualem. Çünkü birçok kişiden ben haber alıyorum, dehşete düşüyorlar. Fakat ince düşünen bir insan, biraz derin düşünen bir insan bunu çok rahat farkeder. Bakın beyinde mercimek kadar yerde; gözden elektrik akımı geliyor, o elektrik akımını ruh mercimek kadar yerde görüntü olarak seyrediyor. Hiç kimse şu an evindeki televizyonu seyretmiyor, kafalarında Allah’ın yarattığı televizyonu seyrediyorlar. Bakın hiç kimse asla dışarıdaki televizyonla asla bağlantıya geçemez. Dışarıdaki televizyon zaten simsiyah, ışığı da yok, onu söyleyeyim. Sadece dalga yayar dışarıdaki televizyon. Saydam bir cisimdir ve sadece dalga yayar, görüntü yaymaz; bakın bu çok önemli. Çünkü dışarıda renk de yoktur, ışık da yoktur. Renk ve ışık olmadığından; televizyon da renk ve ışıktan oluştuğu için, öyle bir vasıfta olmamış oluyor ama dalga yayar. O dalgalar gözümüze gelir, iriste ters olarak o görüntü oluşturulur, sinirler onu alır elektrik akımını çevirir beyine götürür. Elektrik akımının amperi çok zayıf, voltajı da çok çok düşüktür; çok düşük bir elektrik akımıdır; beyinde görme merkezine gelir, görme merkezinde oluşan o bilgi şuura gelir, şuurda insan onu görür. Ne kadarcık yerde? Toplamı şu kadarcık, parmağımın ucu kadar bir et parçası. Oradaki elektrik akımını ruhumuz görüntü olarak görüyor. İşte bizim televizyonumuz o mercimek kadar yerde olan televizyondur. Mülkümüz dediğimiz şey, bize ait dediğimiz şey, Allah’ın gösterdiği görüntüdür. Bize ait değildir o görüntü, tamamı Allah’a aittir. Onun için Allah diyor; “siz fakirsiniz, Ben zenginim.” Malın sahibi olan siz değilsiniz, Benim malın sahibi, diyor Allah. Çünkü hiç kimsenin malı yok, sıfır malı var. Her malın, her eşyanın insan görüntüsü ile muhatap olur. Hiçbir zaman ne parası, ne arabası, ne eşi, ne evi ile insan doğrudan bağlantıya geçemez. Mutlaka onun görüntüsü ile muhatap olur. Dolayısıyla bütün mülk Allah’ındır. Allah, “mülk Benim, Bana ait” diyor. Biz onun gölgeleri ile görüşebiliriz. Mülk dışarıdadır, biz onunla muhatap olamıyoruz, inşaAllah.
Berker’im ne diyorsun anlattıklarıma?
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah Hocam, Allah razı olsun. 30 yıldır bunları anlatıyorsunuz Hocam ve Türkiye’de Allah’a inanma oranı şimdi vesilenizle yüzde 95 oldu. 80’lerde, 30 yıl evvel yüzde 50/50 idi, belki daha da azdı.
ADNAN OKTAR:Kardeşim şimdi gitsinler, anketör gençler oluştursunlar, gidin gezin bakalım. Eskişehir’e gidin, Erzincan’a gidin, Diyarbakır’a gidin, Samsun’a, Edirne’ye, İzmir’e, Antalya’ya, Ankara’ya, her yere gidebilirsiniz. Gençlere bir sorun bakayım; Allah’a inanıyor musunuz? Yüzde 95 evet çıkacaktır. Evrime inanıyor musunuz? Yüzde 95 hayır çıkacaktır. Allah bizi vesile etti. Deccaliyet, iblisat ve iblisun Türkiye’de yenildi. Her yerde yeneceğiz Allah’ın izniyle, her yerde. Şu an Fransa da, Allah’ın izniyle, ilmi ablukamızda. Osmanlı orayı şu an muhasara altına aldı Allah’ın izniyle. Bakın kaç cephede birden ilmi muhasara var. Malezya’da, Endonezya’da, her yerde inşaAllah şu an yine Osmanlı’nın evlatları muhasaraya devam ediyorlar inşaAllah, ilmi muhasaraya.
ALTUĞ BERKER:Hocam iman hakikati gösterebilir miyiz? İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet, inşaAllah. İşte bakın evrimcilere göre bunların hepsi tesadüfen olmuş. Böyle durduk yere, birdenbire kokuları, tatları, vitaminleri, çamurdan öyle kendi kendine oluşuyormuş böyle. Bakın her birinin ayrı bir lezzeti, her birinin ayrı bir kokusu, her birinin ayrı bir faydası var. Birbirinden nefis nimetler ve güzellikler, maşaAllah. Allah ahirette küfre cehennem meyvaları sunuyor. Onların dediği gibi tesadüfle nasıl bir meyve meydana gelir, Allah onu sunacak. Tesadüf de olmaz da, onların anladığı tesadüf açısından diyorum. Çünkü hepsinde ayrı bir güzellik, tat, koku ve kalite var. Kıvamları çok güzel. Kokuları, mesela çilek; çok şahane tadı var. Kavunun çok şahane, elmanın tadı ayrı, armudun tadı ayrı, kirazın çok güzel, portakalın ayrı. Mesela eriğin, kara üzüm, mısır.
Şimdi küfür ve dalalete düşen insanlar, Darwinizm ve materyalizmin içine giren insanlar, bütün bu meyvelerin tesadüfen olduğunu söylüyor. İnsanların da tesadüfen olduğunu söylüyor. O zaman işte Allah ahirette tesadüfen meydana gelmiş gibi insanlar yaratıyor. Tesadüfen meydana gelmiş gibi tabiat ortamı meydana getiriyor. Tesadüfen meydana gelmiş gibi yiyecekler meydana getiriyor, adamların işine gelmiyor bu. Madem tesadüfen, oradan buradan ateşler kaynıyor, buharlar, dumanlar, cehennemin özelliğidir bu, her yer ateş kaynar. Çünkü bakın yerin altı mağma. Bir elmayı düşünün, elmanın kabuğu nasıl incecik, değil mi? Elma kabuğunun altında etli kısmı var, elmanın eti var. İşte dünyada şu an aynı öyle, üst kısmı elmanın kabuğu kadardır, şu anki soğuk toprak kısmı. Mağma kısmı o etli kısmı şeklindedir. Fokur fokur kaynayan o ateşin üzerinde biz yaşıyoruz şu an. Artık ışık parlaklığında, o kadar şiddetli kaynıyor fokur fokur. Zaman zaman biliyorsunuz yanardağlardan da püskürüyor. O ateş topunun içerisinde, incecik bir kabuğun içerisinde Allah bizi yaşatıyor. Mesela Cenab-ı Allah isterse ne hale gelebileceğini biliyorsunuz dünyanın. Şimdi ahirette de işte tuğyan ve dalalet tam o hayal ettikleri ortamda, tesadüf ortamında yaşıyorlar. Mağma her yerde çıkıyor, her yer ateş, her yer fokurduyor, onlar da o ortamda. Bitkiler de; tesadüfen meydana gelmiş bitkiler nasıl olur, Allah onlara onu gösteriyor. Böyle tadı acı, ızdırap verici, rahatsızlık verici. Mesela sular kükürtlü, tuzlu, berbat, yerden kaynayan sular, içemiyorlar, kaynar su çıkıyor. Normalde de öyle olması lazım, çünkü altı mağma olduğuna göre oradaki su ne olur? Mağmanın içinden geçen, metalin içinden geçen, minerallerin içerisinden geçen sular ne olur? Normalde çok tatsız-tuzsuz berbat bir şey olması lazım. Çünkü bakırdan geçecek, bakırsülfattan geçiyor, tuzdan geçecek, magnezyum bileşiklerinin içinden geçecek, çok iğrenç ve zehirli bir suya dönüşmesi lazım. Çıkan su; buz gibi, çok nefis ve bayağı güzel. İşte ahirette Allah o nimeti ellerinden alıyor, ehli dalaletin. Kaynar ve çok tiksinecekleri, böyle metal kokusu olan, içinde her türlü ızdırap verici, rahatsız edici maddenin olduğu bir su çıkıyor. İnsanlar yamuk yumuk; hani mutasyona uğradı diyorlar ya, mesela gözü sırtında, kolu ensesinde, kafası ters dönmüş, gözleri mor, insana benzemeyen anormal mahluklar şeklinde. Tesadüfe inandığına göre, niye şaşırıyorsun o zaman? Ben bilimi sonuna kadar savunuyorum diyorsun, evrimle oldu diyorsun, al sana evrim işte. Cehennem tam istedikleri gibi olacak. Yeryüzü de tam istedikleri gibi, tahmin tahayyül ettikleri gibi. Bitkiler ve hayvanlar son derece iğrenç ve patolojik olacak. Mesela hayvanlar, kediler, köpekler falan cehennemde; mesela kafası karnının altında, kuyruğu burnunun üzerinde; madem mutasyonla olduğuna inanıyor, değil mi? Göz zevkini ve akıl zevkini tamamen ellerinden alacak Cenab-ı Allah, çok perişan bir ortamda yaşatacak. Ve söyleyecek sözleri de olmayacak, çünkü hiçbir şekilde (haşa) Allah yok, her şey de tesadüf, diyorlar. Tamam işte, tesadüfen olmuş o da, bir itirazın var mı? Hayır ne diyeceksin sen? Tesadüf bunu yaptığına göre; tesadüfün elinden gelen bu. O zaman bağırıp çağırmana gerek yok. Allah yarattı dersen, o zaman mükemmellik olur. Tesadüf yarattı dersen, abuk sabukluk olacaktır. Bunda senin yakınacağın ne var? Yakınmaman gerekiyor. Demek ki aradıklarını bulacaklar. Ki onu da yaratan Allah’tır, hiçbir zaman için tesadüf olmaz, tevafuk vardır, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Hocam; ‘İman hakikatlerine önem vermek; tahkiki imanı geliştirmek önemli. Allah’ın sanatına ait detaylar, insanların imanını tahkiki hale getirir. Darwinizm’in geçersizliğinin anlatılması da vesveseleri ortadan kaldırır, kalplerini rahatlatır. Putlar mutlaka yıkılmalıdır. Putların olduğu yerde namaz kılınmaz. Biz putu yıkıyoruz, Darwinizm putunun da mutlaka yıkılması lazım’ dediniz.
ADNAN OKTAR:Darwinizm, materyalizm; işte bütün Peygamberler bu devire dikkat çekmişler. Bütün dünyanın yüzde 99’unun dinsiz olacağı bir dönem gelecek, diyor Peygamberimiz (s.a.v). Bütün Peygamberler buna dikkat çekmiştir, bunun adına deccaliyet deniyor. İblisin dünyadaki zaferi olmuş oluyor, ilk defa ve bu kadar geniş çaplı. Ve ilk defa da Mehdiyet devrinde de iblisin ölümü var. Mehdi iblisi öldürür diyor rivayette, inşaAllah. Ayağının dibine serilecek Mehdi (a.s.)’nin, iblis, inşaAllah.
“Değerli Hocam, Allah’ın selamı ve bereketi üzerinize olsun, inşaAllah.” Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatühü. “Hocam otizm teşhisi konan 6 yaşındaki oğluma daha önce canlı yayında dua etmiştiniz, Allah razı olsun. Dua ettiğiniz günden beri kendisinde müthiş gelişmeler gördük. Ve şu an Allah Harun’u neredeyse tamamen iyileştirdi diyebiliriz, inşaAllah.” diyor. MaşaAllah, Harun Yavuz. “Ben dün gece atom mucizesi, göz mucizesi, arı mucizesi gibi iman hakikatlerini çalışmaya karar vermiştim. Bu sabah ofise girdiğimde ise, oğlum Harun sizin ‘Gözdeki Mucize’ kitabınızı almış resimlerine bakıyordu, maşaAllah. Annesine o kitabı nasıl bulduğunu sordum. Kendisi de sabah kalkınca ilk iş olarak göz kitabının yerini sordu, ben de o kitap olduğunu düşünerek onu verdim. Bana da ilginç geldi. Aylardır o kitabı hiç görmemişti bile, dedi maşaAllah. Hocam ben bu vesile ile uygun görürseniz sizden kendisi için bir kez daha dua etmenizi rica edecektim, inşaAllah. İsminin Harun Yavuz yani H.Y olması, Harun Yahya olması ve ne zaman sizi ekranda görse Türkçe bilmediği halde sizi izlemesi, kitaplarınıza çok fazla ilgi duyması, o kitaplarda bile sizin resminize durmadan bakıp incelemesi ve sizi ne zaman görse gülümsemesi bana çok manidar geliyor, inşaAllah. Değerli vaktinizi aldığım için özür dilerim, saygılar ve hürmetler. Talebeniz Serdar Yavuz, İskoçya.” Bu sevimli Harun Yavuz’a Allah şifa versin, aklını açsın, onu daha da güzelleştirsin, derinleştirsin, rahatsızlığını tamamen üzerinden alsın. Bu bir mucize tabii, maşaAllah. Harika düzelmesi. Allah daha da iyilik, sağlık versin, inşaAllah. Bütün milletimize de bereket, bolluk, huzur, güzellik versin, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Yarım saat sonra Kaçkar TV’den inşaAllah devam edeceğiz.
ADNAN OKTAR:Kaçkar, Karadeniz, hadi bakalım, inşaAllah.
SUNUCU:“Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri “ programımıza Mavi Karadeniz Radyo, Kaçkar TV, Tokat Turhal Super TV ve Radyo, Kütahya Destan TV ve HarunYahya.TV sitemizden devam edeceğiz.
Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Kitaplar
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Bunları Biliyor Musunuz?
Devamı ...Radyo programları
Devamı ...Web siteleri
Devamı ...