SUNUCU:“Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri” programımıza Mavi Karadeniz Radyo, Kaçkar TV, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Kütahya Destan TV ve HarunYahya.TV sitemizden devam ediyoruz.
ADNAN OKTAR:Muhterem şeyhim buyrun.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam, estağfirullah, af buyurun. “İslam dünyası Türkleri bekliyor” Hocam haber. “İslam Mezhepleri Yakınlaştırma Kurumu Genel Sekreteri Ayetullah Muhammed Ali Tashiri, İslam dünyası birlik bayrağını kaldırması için hala Türkleri bekliyor” dedi Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:“İslam Mezhepleri Yakınlaştırma Kurumu Genel Sekreteri Ayetullah Muhammed Ali Tashiri, İslam dünyası birlik bayrağını kaldırması için hala Türkleri bekliyor.” Mehdi (a.s.)’ı bekliyor demek istiyor. Demek ki mezheplerin kalkması bir ihtiyaçmış ki, baksana İslam Mezhepleri Yakınlaştırma Kurumu Genel Sekreteri. Bak, özel olarak böyle bir kurum oluşturmuşlar, ihdas etmişler. Demek ki mezheplerin Mehdi (a.s) tarafından kaldırılacağı biliniyor. Evet, inşaAllah. Başka ne var Berker Hocam?
ALTUĞ BERKER:Sayın Erbakan’la ilgili bir yazı vardı Hocam bugün, Zeki Ceyhan Bey’in Milli Gazete’de. Daha önce Erbakan Hocamız’ı karalayanlar, iftira atanların bugün bir bir günah çıkarttığını, Erbakan’a yaptıkları haksızlıkları itiraf ettiklerini, 28 Şubat konusundaki gerçeklerin ortaya çıktığını söyleyerek Allah’a şükretmiş. “Dün Erbakan’a düşman kesilenler, onun Türkiye’ye zarar verdiğini söyleyenlerin bugün CIA ile birlikte iş tuttukları açığa çıkıyor. Başlarına gelenleri ibretle izliyoruz. Allah’a binlerce şükürler olsun” demiş Hocam.
ADNAN OKTAR:Erbakan Hocamız koç yiğittir, çok dürüst, gerçek Müslüman Türk evladıdır. Bütün hayatı çok şereflidir, çok soylu bir insandır. Allah ona daha da güzel makamlar nasip etsin. Ahirette de bizlere kardeş etsin, inşaAllah. O en zor günlerinde Cübbeli, Fatih Altaylı’yla kolkolaydı ve gıkını çıkartmıyordu, çıtını, ne oluyor, ne bitiyor demiyordu. Bu muhterem insana niçin böyle söylüyorsunuz, nereye gidiyor bu gidişat? Yıllarca, onlarca yıl sadakat gösterdiğimiz, İslam aleminde bu kadar çok sevilen, sayılan, bu muhterem insanı silmeye yönelik bu çalışma kaynağı nedir? Kimler bunu destekliyor? Fatih Altaylı’ya sen niye böyle konuşuyorsun, Aydın Doğan niye böyle konuşuyor, demedi, çıtını çıkartmadı. Ta ki biz muhalifleri, ben yani, Allah’ın izniyle, mükellef olarak, Müslüman olarak biz görevliyiz. Allah her Müslümana hakkı batıldan ayırmak, haklıdan yana olmak, mazlumdan yana olmak görevini vermiştir. Vefaya mecburuz, sadakate mecburuz. Ben bunun gereği olarak da Erbakan Hocamdan yana bütün gücümle tavır koydum. On binlerce, yüz binlerce insanı da karşıma aldım. Ve sonunda çok güzel bir zafer oluşturdu Allah ve o mübarek muhterem insan, hak ettiği yeri almış oldu. Cübbeli de sonradan Erbakan Hocamın hayranı kesildi birdenbire. O devirde niye sessizden seyrediyordun? Niye gizli gizli Erbakan Hocamızın etkisiz hale getirilmesi operasyonunu seyrediyordun. Bir an önce bitirilmesini neden bekliyordun? Çıksana ortaya. Bak, kendisiyle ilgili bir şey oldu mu, işte ben çıldırdım, delirdim; deliyim diye ortaya çıkıyorsun, var gücünle bağırıyorsun. Erbakan Hocamız gibi değerli bir insana bunca vefasızlık yapılırken, bunca çirkin sözler konuşulurken, gazetelerde Aydın Doğan Medyası’nda akıl almaz sözler edilirken sen nerdeydin? İşte o dönemde Cübbeli ve Cübbeli kafasındaki olanlar kaybettiler. Hakkı savunanlar tarihe, hakkı savunan insan olarak geçti. Onlar da bu imkanı, bu güzel fırsatı kaçırmış oldular, inşaAllah.
Evet, Berker Hocam sizi dinliyoruz.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam, Mehmet Ali Birand bugünkü yazısında; Türkiye’nin nihayet yeni bir enerji politikası hazırladığını, nükleer enerji fabrikaları kurmak ve nükleer yakıt üretmek üzere kolları sıvadığını yazmış. “Türkiye İran’ı bu amaçla destekliyor. Yoksa onların kara gözleri için değil” demiş Hocam.
ADNAN OKTAR:Yoo, biz İran’ı o yüzden, nükleer enerji için, egoistçe çıkar için, bencilce çıkarlar için, basit çıkarlar için değil, Müslüman kardeşlerimiz olduğu için seviyoruz. Çıkar için, egoistçe, bencilce sevgi bizim milletimize yakışmaz. Bizim öyle bir politikamız yok. Bizim politikamızda Allah için sevme vardır, biz Allah için seviyoruz İran’ı. Muttaki, Müslüman insanlar olduğu için, iyi, değerli insanlar olduğu için, kardeşimiz olduğu için, dava arkadaşımız olduğu için seviyoruz. Burada bir tashihatta fayda var.
ALTUĞ BERKER:Hocam şöyle söylediniz; ‘İsevi ruhanilerle Hz. Mehdi (a.s) ittifak edecek. Ama bunlar gizli olacaktır. Hz. Mehdi (a.s) açık galibane mücadele eder. Hz. İsa Mesih (a.s) ise gizli galibane mücadele eder. Hz. İsa (a.s) da talebeleri de gizlidir, kendilerini gizlerler, inşaAllah. Müslümanlığı andıran bir Hristiyan cemaatin içinde görev yapacaktır Hz. İsa Mesih (as). Sonra hepsini İslam'a ve Kuran'a davet edecek’ dediniz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Şimdi ahir zamanın böyle hayret verici bir vaktinde olmamız çok neşe verici, çok heyecan verici bir olay. Ne kadar şaşırtıcı bir şey? Göz göre göre, insanların gözünün önünde İslam dünyaya hakim oluyor. Ve iblis ordularına rağmen, şeytanın ordularına rağmen, deccalin haykırmalarına rağmen, buna rağmen alenen İslam dünyaya hakim oluyor. Mehdiyet de göz göre göre kollarını her yere sarmaya başladı. “Mehdi (a.s)’ın kolları uzundur” diye geçer rivayette. Kolları uzundur, bu müteşabihtir. Dünyanın her yerine ulaşır anlamına geliyor. İnternetle, televizyonla, radyolarla, kitaplarıyla, dergileriyle, yazılarıyla, fikirleriyle her yere ulaşıp, her yerde etkin olacak, o anlama geliyor, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Peygamber Efendimiz (s.a.v) şöyle buyuruyor Hocam; “Mehdi (a.s) bendendir. Alnı geniş ve açıktır ve çekme burunludur” diyor Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Çekme burunlu, hafif bombelidir. O Arapça’da özel bir kelime var, özel bir burun şeklini belirtmek için. İnceden başlayıp, hafif bombeli, kalkık, küçük burunlu. Çekme demek, zaten burnun kalkık olduğunu vurgulamak içindir. Çekmenin ifadesi bunu vurgular. Çünkü mesela bir şey çektiğinde ne olur, yukarıya doğru çektiğinde? Kalkma oluşur, kalkmış bir burun olur. Kalkık burunlu, hafif çekme, küçük ve güzel bir burnu var anlamına geliyor, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Peygamber Efendimiz (s.a.v), Hz. Mehdi (a.s) ve talebeleri çok akıllı olmaları ve şık giyimleriyle dikkat çekeceğini söylemiş Hocam. “Doğu tarafından gelen ve deha sahipleri, (çok akıllı, çok zeki ve anlayışlı geniş fikirli) oldukları halde kıyafetlerine insanların taaccüb ettikleri (hayranlıkla baktıkları) kimselerin zuhur ettiğini işittiğinizde, işte o zaman muhakkak kıyametin gölgesi üzerinize düşmüştür.”
ADNAN OKTAR:Mehdi (a.s)’ın talebeleri şık mı giyinecekmiş?
ALTUĞ BERKER:Mehdi (a.s) de ve talebeleri de, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Oku bakalım bir daha, ilginç bir hadis, ilk defa duyuyorum. İlk defa duymuyorum tabii de, Allah affetsin. Televizyonda yeni duyuluyor diyelim, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:“Doğu tarafından gelen ve deha sahipleri oldukları halde, kıyafetlerine insanların taaccüb ettikleri (hayranlıkla baktığı) kimselerin zuhur ettiğini işittiğinizde, işte o zaman muhakkak kıyametin gölgesi üzerinize düşmüştür”.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah.
O ismi duyunca artık bende böyle çok olumsuz etki meydana geliyor. Tamam, yine de Allah hidayetini arttırsın Allah günahlarını affetsin, aklını açsın. Anormallikler yapmasın, Allah müsaade etmesin. Bakalım.
-VTR-Cübbeli; cemaatinden birinden Allah rızası için malını mülkünü vermesini isterse o kişinin cemaati bırakacağını düşünüyor.
ADNAN OKTAR:İşte kocakarı itikadı dediği, düşünmeme, tahkiki iman olmaması, ilmel yakin, aynel yakin iman olmaması, aklın tasdiki, kalbin tasdiki ile Allah’ın sanatını, Allah’ın güzelliklerini, Allah’ın ihtişamını görme üzerine kurulu, derin düşünme olmadığında, işte kendi anlattığı gibi insanlar olur. Bak, “arabayı istesen gider adam, dinden imandan çıkar” diyor. “En perişan olanınız da benim” diyor. İnsanda müthiş tahribat meydana getirir, imani tahribat meydana getirir, eğer tahkiki iman yoksa. Allah’ın sanatını, Allah’ın derinliklerini insan düşünmüyorsa; kocakarı imanı dediği düşünmeme, özetle bu, böyle iman olmaz. İman, dikkat, irade, akıl kullanılarak, tahkiki olursa iman olur. Böyle bir şey düşünmeme üzerine kurulu olana, düşünmeme adı verilir, başka ne verilir? Düşünmeyen insan olmuş olur.
Evet, seni dinliyoruz Berker Hocam.
ALTUĞ BERKER:Hocam, daha önceki röportajlarınızda, kuş yuvalarından bahsetmiştiniz Hocam. ‘Osmanlı sanatı ile yapılmış çok güzel kuş evleri, bu tarzda olması lazım. Zaman zaman da hatırlatalım’ demiştiniz. “Eski okul sıraları kuşlara yuva oldu” benzeri bir şey yapmışlar Hocam, inşaAllah. 50. Yıl Avcılar lisesinde.
ADNAN OKTAR:Kuşlar çok şeker varlıklar, onların, iyi korunması gerekiyor. Onların böyle rahat edecekleri yuvalar yapmak ama tabii çok estetik, mesela böyle çok estetik bunlar. Bu tarz kuş evlerinin yapılması çok şahane. Bir de evladiyelik onlar için, bayağı güzel, görünüşü de güzel. Osmanlı zamanında ecdad hep böyle güzellikler üzerinde durmuş, maşaAllah. Ama zaman zaman da tabii onların evlerinde tamirat, tadilat ve temizlik yapılması lazım. Hayvanları böyle yirmi sene otuz sene aynı evde tutmak olmaz. Bakım yapmak lazım; onlar yokken içlerini yıkamak zaman zaman, temizlemek, daha steril daha hoş hale getirmek de önemli, inşaAllah.
Berker’im en iyisi sana sorayım, ne anlatayım?
ALTUĞ BERKER:Kuran uygun görürseniz Hocam, İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Taha Suresi, şeytandan Allah’a sığınırım. 114. ayet; “Hak olan, biricik hükümdar olan Allah Yücedir. Onun vahyi sana gelip-tamamlanmadan evvel, Kur'an'ı (okumada) acele etme ve de ki: ‘Rabbim, ilmimi arttır.’” Müslümanlar da, ilimlerinin artması için Allah’a dua edecekler. “Rabbim, ilmimi arttır” diyecekler. Biz de Cenab-ı Allah’a diyoruz; “Rabbim, ilmimi arttır”. “Kur'an'ı (okumada) acele etme” demek ki Kuran okunurken düşünerek, tefekkür ederek, yavaş yavaş okumak lazım, anlayarak. “Andolsun, Biz bundan önce Adem'e ahid vermiştik, fakat o, unuttu. Biz onda bir kararlılık bulamadık.” Adem (a.s.)’de Allah iki şeye dikkat çekiyor. Bir, verdiği sözü unutması, iki kararlılık yok. Kararlılık bulamadık, diyor Allah. Müslüman, hafızası çok güçlü olacak, dikkati çok keskin olacak, ikincisi kararlı olacak. Dini yaymada, İttihad-ı İslam’da, Türk-İslam Birliği’nde, Allah’ı sevmede, Allah korkusunda, Kuran’a hizmette kararlı olacak, hiçbir şekilde dikkati dağılmayacak, inşaAllah. “Hani Biz meleklere: ‘Adem'e secde edin’ demiştik, İblis'in dışında (diğerleri) secde etmişlerdi, o, ayak diremişti.” Ben diyor secde etmem diyor. Adem (a.s.)’a secde ettiriyor Allah, ağırına gidiyor. Hz. Adem (a.s.)’ın önünde eğilmek, secdeye kapanmak, ağırına gidiyor, kabul etmiyor. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Bunun üzerine dedik ki; ‘Ey Adem, bu gerçekten sana ve eşine düşmandır.’” Allah dikkat çekiyor; “Ey Adem bu gerçekten sana ve eşine düşmandır”, bunun özelliği budur, diyor Allah. Sana ve eşine, insanlara düşmandır, diyor. “Sakın sizi cennetten sürüp çıkarmasın, sonra mutsuz olursun” diyor. Cennette mutluluk var, cennetten çıkarsan mutsuz olursun, ‘sakın’ diyor, Allah, dikkatini çekiyor. “Şüphesiz senin acıkmaman ve çıplak kalmaman, orada, (cennette kalmana bağlı)dır.” Bakın, “şüphesiz senin acıkmaman” acıkma hissi yok cennette. “Ve çıplak kalmaman, orada, (cennette kalmana bağlı)dır.” Sürekli Allah onun üzerinde bir elbise yaratıyor cennette. Bütün elbiseleri yaratan Allah’tır. “Size giyimlikler var ettik” diyor mesela Kuran’da Allah. Çünkü biz beynimizin içinde Allah’ın yarattığı kıyafeti görüyoruz, dışarıdaki kıyafeti göremeyiz. Dışarıdaki kıyafetin ne rengi vardır, ne de öyle örtücü özelliği vardır, çünkü madde saydamdır dışarıda, simsiyah karanlık vardır. Örtücü olmasını, Allah bizim beynimizde yaratıyor. “Şüphesiz senin acıkmaman ve çıplak kalmaman orada (cennette) kalmana bağlıdır.” Cennette kalman ancak bana itaat etmenle olur, bana bağlı olmanla olur, diyor Allah. “Ve gerçekten sen burada susamayacaksın”, cennette susama hissi yok, acıkma hissi yok, çıplak kalmak yok. “Yakıcı sıcakta yanmayacaksın da” aşırı soğuk, aşırı sıcak yok. Ilıman, güzel bir iklimi var cennetin. “Sonunda şeytan ona vesvese verdi. Dedi ki; ‘Sana sonsuzluk ağacını ve yok olmayacak bir mülkü haber vereyim mi?’”, Hz. Adem (a.s.), Allah’ın sözüne güvenmesi gerekirken, şeytanın sözüne güveniyor, vesvese ediyor. Bakın, “Sonunda şeytan ona vesvese verdi. Dedi ki; ‘Sana sonsuzluk ağacını ve yok olmayacak bir mülkü haber vereyim mi?’” Zaten cennette sonsuz kalacak. Normalde sonsuz kalacak ama sonsuz kalmayacaksın. Sana ben bir yol göstereceğim, yöntem göstereceğim, o zaman sonsuza kadar kalacaksın ama benim sözümü dinleyeceksin, diyor şeytan. Halbuki Allah zaten söylemiş; “Sonsuza kadar kalacaksın” diyor. Allah’ın sözüne inanması gerekirken, şeytanın sözüne inanıyor. “Ve yok olmayacak bir mülkü haber vereyim mi?”, bu mülk, bunların hepsi yok olacak diyor ama yok olmayacak şekilde olmasını istiyorsan, sana söylediklerimi yap, diyor. Bakın cennette bile eğer iman zafiyeti olursa, insanın ne hale geleceğini Allah gösteriyor. Çünkü biz cennete gittiğimizde imanlı gideceğiz ve imanlı olduğumuz için cennette rahat edeceğiz. İmanı olmayan cennette yine vesvese edebilir, yine rahatsız olur. Mesela bir kafir cennette olsa çok rahatsız olur, çünkü Allah’tan yine şüphe eder. Biz Allah’ı, Allah’ın Kendisini bildiği gibi hiçbir zaman için bilemeyeceğiz. Allah’ın Kendi Kendisini bildiği gibi bilmesi için bir insanın haşa Allah olması lazım. Böyle bir şey de olmayacağı için, Allah’a hep iman edeceğiz, inşaAllah. “Böylece ikisi”Adem ve Havva “ondan yediler, hemen ardından ayıp yerleri kendilerine açıldı,” eğer bu meyveyi yerseniz, bu meyveyi tamam, sonsuza kadar hem yok olmayacaksınız, ölmeyeceksiniz, sonsuza kadar yaşayacaksınız, hem de mülk de kaybolmayacak, mülk de sürekli kalacak, diyor. Allah’ın sözüne güvenmeyip şeytanın sözüne güvendikleri için onu yapıp, öyle bir şey elde etmek istiyorlar. Allah’ın ondan o gerçeği gizlediğini zannediyorlar, şeytan biliyor zannediyorlar. “Ayıp yerleri kendilerine açıldı, üzerlerini cennet yapraklarından yamayıp-örtmeye başladılar.” Hemen o açılan yerlerini kapatmaya çalışıyorlar. “Adem, Rabbine karşı gelmiş oldu da şaşırıp-kaldı.” Cenab-ı Allah kendi gücünü gösteriyor. Hani kaybolmayacak mülkten bahsederken, o mevcudu da kaybediyor, üzerindeki elbiseleri de gidiyor, inşaAllah. “Sonra Rabbi onu seçti, tevbesini kabul etti ve doğru yola iletti.” Çok pişman oluyor tabii Hz. Adem (a.s.), “ve onu doğru yola iletti” diyor. Onun için imanlı olmanın önemini Allah bize gösteriyor. Çünkü cennette de müminler Allah’tan razı olmuş olarak, Allah da onlardan razı olmuş olarak tahkiki imanla gidiyorlar. Cennette de sonsuza kadar Allah’a iman ediyor mümin, hiç Allah’tan kuşkusu olmuyor. Her zaman Allah’ı seviyor, her zaman Allah’a bağlı oluyor. Tahkiki imanın önemini de Allah burada göstermiş oluyor. Şeytandan Allah’a sığınıyorum. Cenab-ı Allah “Dedi ki; ‘Kiminiz kiminize düşman olarak, hepiniz ordan inin.” Adem de, eşi de, şeytan da hepsi. “Artık size Benden bir yol gösterici gelecektir; kim Benim hidayetime uyarsa” Mehdi (a.s)’a uyarsa “artık o şaşırıp sapmaz ve mutsuz olmaz." Tabii ayette gelecek Peygamberlere işaret var, Mehdi (a.s)’a işaret var. Ama ayetin ebcedi tek bir ayette ebced var. 1982 yılını veriyor. “Kim Benim hidayetime uyarsa” Mehdi (a.s)’a uyarsa “artık o şaşırıp sapmaz” şaşıran sapan deccaliyetin eline düşmüş oluyor. Mehdi (a.s)’a uyan da Allah’ın ‘Hadi’ isminin tecellisine uymuş, hidayet bulmuş oluyor, inşaAllah. “Ve mutsuz olmaz,” neşeli, sevinçli olur. Deccaliyet mutsuzluk getiriyor. Üzüntü, acı ve elem getirir. Mehdiyet neşe, sevinç, candanlık, dışa dönüklük getirir. “Kim Benim hidayetime uyarsa” diyor Allah, şart olarak onu veriyor. Ahir zamanda hidayet nedir? Kuran’dır, Kuran’a uymaktır. Mehdi (a.s.) ne yapacak? Kuran’a davet edecek, inşaAllah. “Artık size Benden bir yol gösterici gelecektir.” Mutlaka Peygamberler gelecek. Ama burada tabii ayetin ilk anlamı, “Artık size Benden ‘bir’ yol gösterici gelecektir.” Bu bir çok Peygambere baktığı gibi alenen Mehdiyet’e de bakıyor, inşaAllah. “Kim de Benim zikrimden yüz çevirirse.” Allah’ın Kitabı’ndan yüz çevirirse. “Artık onun için sıkıntılı bir geçim vardır.” Artık sıkıntı veririm, diyor Allah. Psikilojik gerilime düşer, sürekli bunalır, sıkılır. Sıkıntıdan dolayı uyuşturucu içer, sigara içer, alkol içer kurtulmaya çalışır, fakat kurtulamaz. Bak “Kim Benim zikrimden yüz çevirirse. Artık onun için sıkıntılı bir geçim vardır.” Ekonomik yönden de çökertirim, ekonomik kriz meydana getiririm, diyor Allah. Ekonomik krizin nedenini de açıklamış oluyor. “Biz onu kıyamet günü kör olarak haşr edeceğiz.” diyor Allah. Çünkü görüntünün ve görmenin tesadüfen olduğunu söylüyor, Darwinistler. Madem öyle, diyor Cenab-ı Allah, madem göz tesadüfen meydana gelmiş, beyin tesadüfen meydana gelmiş, Darwinistler’e Allah gözü meydana getiriyor, ahirette, göz meydana geliyor. Tesadüfen meydana geldi diyorlar ya, tesadüfen meydana gelmiş gibi bir göz, mesela sırtında göz, bacağında da bir tane göz, sinirler de beyine bağlı. Beyninde de onların tesadüfen oluştu dediği bir görme merkezi de oluyor. Peki şimdi kim görecek? O göz görüntüyü getiriyor, göz görüntüyü gözden alıp beyine getiriyor. Beyinde duruyor, tamam elektrik akımı olarak var. Şimdi kim görecek? Görecek biri yok. Ne oluyor? Kör olmuş oluyor o zaman. Çünkü görecek biri gerekiyor, bir ruh gerekiyor, Allah’ın yarattığı bir ruh lazım. Adam inanmıyor ruha, Allah’ın yarattığına. Görüntü de beyine gelmiş ama bir işe yaramıyor. Cenabı-Allah ona dikkat çekiyor. Bak “Biz onu kıyamet günü kör olarak haşr edeceğiz.” Çünkü bir etkisi olmuyor. Ruhun ihtiyacına Allah dikkat çekiyor. Ruhun varlığına, ruhu Kendisinin yarattığına. Ve ekonomik krize de Allah açıkça dikkat çekmiş oluyor. “Kim benim zikrimden yüz çevirirse.” Onun için diyor bak; sıkıntılı. Adamlar ne yapıyorlar ekonomik krizde? Boşanıyorlar, birbirilerini dövüyorlar, sövüyorlar, intihar ediyorlar. Neden? Sıkıntı veriyor ekonomik kriz. Onun için diyor ki Allah bak; “Sıkıntılı bir geçim vardır.” Neşeli bir ekonomik kriz değil, acı dolu, ızdırap dolu, gerilimli bir ekonomik kriz meydana getiririm, diyor Allah. “Ve biz onu Kıyamet günü kör olarak haşr edeceğiz.” Madem Darwinistler buna inanıyorlar; Allah Darwinistler’in ve materyalistlerin karakterine de dikkat çekiyor, “kör olarak haşr edeceğiz.” Çünkü göz bir işe yaramıyor. Kulak var, kulak da bir işe yaramıyor. Adamın kulağı olacak, sesler kulağında toplanacak. Örs, çekiç, üzengi kemikleri hepsi tamam ama duyan ruha ihtiyaç var. Onu nasıl yapacak evrim? O yok işte. Olmayınca sağır oluyorlar, duyamıyorlar. Hem göremiyor, hem duyamıyor. "O da (şöyle) demiş olur: -Ben görmekte olan biriyken,” dünyada benim gözüm görüyordu, “beni niye kör olarak haşr ettin Rabbim?” diyor. Sen demiyor musun tesadüfen oldu diye? Tesadüfen olan göz işte böyle oluyor. Bunda şaşıracak ne var? Gözünde kamera sistemi var; o da tesadüfen olmaz da, Allah onu yapıyor. Gözü oluyor, mor gözü var, sinirleri de var ama gören ruh yok. Niye şaşırıyorsun sen? Ruha inanmıyordun zaten. Ruh görmüyor, ben görüyorum, diyordun. İşte ruh yok orada, ne yapacaksın şimdi? Niye şamata yapıyorsun? Bak “Sur'a üfürüleceği gün, Biz suçlu-günahkarları o gün, (yüzleri kara, gözleri) gömgök (kaskatı ve kör) olarak' toplayacağız.”Mesela yüzleri kara. Madem evrimle oluyor cilt; öyle inanıyorsun, hiç beğenmeyecekleri bir cilt meydana getiriyor Allah. Gözleri de; renkli yeşil göz, siyah göz, çok etkileyici bir göz yok. Gömgök, morarmış, mor bir göz meydana getiriyor Allah. O da tesadüfen olmaz ama onlar dediği için öyle yapıyor Allah. Bak, ‘kaskatı’ ve fonksiyonu yok. Bakın demin anlattım, görüntü beyine geliyor fakat beyinde ruh olmadığı için göremiyor, inşaAllah. Dünyada kendi aralarında konuşuyorlar. Ne diyorlar? “’(Dünyada) Yalnızca on (gün) kaldınız’ diye kendi aralarında fısıldaşacaklar.”diyor Allah, 10 gün kaldı. Orada da yine derya muhabbeti gibi, sarhoş muhabbeti gibi konuşmaya giriyorlar. “Onların sözünü ettiklerini Biz daha iyi biliyoruz. Tutulan yol bakımından onların daha üst olanları ise: ‘Siz yalnızca bir gün kaldınız’ derler.”diyor. O gün de akıldane olanlar da, bir gün kaldınız, o kadar kısa kaldık, diyorlar. Çünkü zaman mefhumu kalktığı için, zamanı kavrayamıyorlar. Zaman bir algı biçimi. Zamanın izafi olduğunu Allah Kuran’da çok fazla örnekle gösteriyor. Daha önce inanmıyorlardı. Ne kadar sene inanmaları? 1300 sene inanmadılar. Zamanın izafi olduğuna, mekanın izafi olduğuna inanmadılar. Sonunda izafi fizik ortaya koydu; Einstein’in anlatımlarından kanaatleri geldi, ki zaman izafi, mekan izafi ve zaman ve mekanın sonradan oluştuğunu yeni anladılar. Onlar zannediyorlar ki zaman sonsuzdan gelir sonsuza gider, mekan da sonsuzdan gelir sonsuza gider. Bir de baktılar ki 10 veya 15 milyar yıl önce zaman ve mekan yaratılmış.
Berker Hocam şimdi buyur.
ALTUĞ BERKER:Evet inşaAllah. Hocam söylediklerinizin çıktığı 1200’ü geçti sayısı, maşaAllah. Röportajlarınızda Türkiye’nin bir çok yerinde fakirlere yardım edilmesi gerektiğini söylüyorsunuz Hocam. Son 2 yıldır Türkiye’nin bir çok yerinde fakirlere yiyecek yardımı yapılıyor, inşaAllah. Mesela Beylikdüzü’nde “Fakirin ekmeği askıda.” Fakirler için özel bir ekmek yeri, gelenler oradan alıyorlarmış Hocam, inşaAllah. Bandırma’da da aynı şey yapılmış. “Askıda köfte uygulaması.” Aç olan ihtiyaç sahipleri oradan alıyorlarmış, inşaAllah. Havran’da, orada ekmek yapmışlar. Niğde’de de, yine ekmek aynı şekilde. “Sepette pide uygulaması” Düzce’de de pide, fakirlere yardım. Kocaeli’nde, Seydişehir’de, inşaAllah. Bu şekilde bir çok ilde böyle uygulama olmuş Hocam, inşaAllah, maşaAllah. Söylediğiniz gibi fakirlere hassasiyet arttı. Siz söyledikten sonra, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet. “Selamün Aleyküm.” Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berekatühü. “Seyyid Muhammed Adnan Hocam. Kader konusunu sizlerden defaaten dinledik. Çok şeyler öğrendik, elhamdülillah. Benim sorum; her hareketimizi Allah yapıyor. Mesela bir adam,” böyle kötü örnek vermeyelim de. Mesela bir camı kırdıysak diyelim. “Bunu yapan Allah dediğimiz zaman, Cebriyye’ye doğru kaymış olmaz mıyız?” Cebriyye mezhebine doğru gitmiş olmazmıyız veyahut Cebriye mezhebinde olmuş olmaz mıyız?” Cebriyye mebriyye falan bunlar laf değil. Önce inancı meydana getirip sonra bunu Kuran’da aramak olmaz. Kuran’da bir şey söyleniyor, hak oluyor ama sen daha önce bir inanç meydana getiriyorsun, batıl bir inanç. Diyorsun ki buna uyuyor, o zaman ne yapalım? Kuran’ın tarif ettiğinden vazgeçelim. Çünkü vazgeçmezsek sapkın ve anormal bildiğimiz bir şeye uymuş olacağız, diyorsun. Böyle olmaz. Biz inancı doğrudan Kuran’da buluruz. Bir sapkın adam almış olabilir. Stalin almış olabilir, Lenin almış olabilir, Marx almış olabilir, bizi ilgilendirmez o, onun almış olması. Cebriyye almış olabilir, başkası almış olabilir, hiç ilgilendirmez. Biz Kuran’a göre hak olana bakarız, ona tabi oluruz. Ne diyorsa Kuran, biz ona göre hareket ederiz. Kuran’a göre herşeyi Allah yaratmıştır. Bak Cenab-ı Allah ne diyor; “Allah dilemeden” Şeytandan Allah’a sığınırım. Bak “Allah dilemeden siz dileyemezsiniz.” Bitti, çok net. Önce Allah diliyor sonra biz diliyoruz. Ama adam ne demek istiyor? Ben önce dilerim, sonra da Allah diler, diyor. Sen şirk koşmuş oluyorsun, haşa Allah olduğunu iddia etmiş oluyorsun. Olur mu öyle şey? Önce Allah dileyip sonra sen yapıyorsan, Cebriyyesi mebriyyesi kalmamış bu işin. Hepsini Allah yapıyor. Ama bir zorlama var mı? Yok. Şu an siz beni dinlerken herhangi bir zorlama hissediyor musunuz? Bir baskı hissediyor musunuz? Yok rahat. Gayet rahat. Beni de kimse baskı altına almış değil şu an, kendi içimden gelerek anlatıyorum ama bu benim kaderimde. Ne zaman ben bunu anlattım? Daha Big Bang olmadan, Dünya yaratılmadan. Hz. Adem (a.s.)’in çamuru karılırken, Hz.Adem (a.s.)’in çamuru heykel halindeyken daha, ben bunu anlatmıştım. Kader böyle. Ama kendim yapıyormuşum gibi görünüyor, kendi isteğimle yapıyormuşum gibi görünüyor. Cüzi irademiz yok mu? Var. Cüzi irade var. Kim yaratıyor cüzi iradeyi? Allah yaratıyor. O zaman külli, cüzi hepsini kim yaratıyor? Hepsini Allah yaratıyor. O zaman süslü konuşmaya gerek yok. Bütün güç Allah’ın elinde. Cüzi iradeyi ben yaratıyorum, Allah yaratamaz diyorsan, o zaman bir daha Kelime-i Şehadet getirmen lazım, Müslümanlıktan çıkarsın. Sen çünkü haşa ilah olduğunu iddia ediyorsun. Allah’tan daha büyük olduğunu iddia ediyorsun, daha güçlü olduğunu iddia ediyorsun. Olmaz haşa.
“Ayrıca sohbetlerinizde Hz. Mehdi (a.s.)’ı imanın nuruyla tanıyabileceğimizi söylediniz. Bana, Şeyhin imanın nuruyla Mehdi (a.s.)’ı tanıyamadı da sen mi tanıyorsun, diyorlar. Bu konuda onlara nasıl cevap verebiliriz?” diyor İbrahim kardeş. Bir Şeyh Efendi birisinin Mehdi (a.s.) olduğuna kesin teşhis koyamaz, zanneder, tahmin eder, hüsnü zan edebilir. Bu hüsnü zannını da açıklaması bazen tehlikeli olabilir. Mesela ben çıksam desem ki, falanca Mehdi (a.s.) olabilir, hüsnü zan ediyorum dersem, bu çok riskli olur. Bunu herkes yapamaz. Çok kapalı bir uslüpla söylenebilir ancak, çok çok kapalı. Nitekim de bu böyledir. Ama mesela bir tarikat; mesela Menzil cemaati diyelim. Ne diyor Hoca efendi orda, mürşid olan Gavs Hazretleri? Mesela Seyyid Muhammed Raşid Erol Hazretleri, biz onun ayağının tozuyuz. Onun hayatını anlatan “Seyda Hazretlerinin Hayatı” diye bir kitap var. Selahattin Kınacı, Dr. Selahattin Kınacı. Bu kitabın bu sayfasında diyor ki; “Gavs Hazretlerine soruluyor. Efendimiz bu kadar cezbe ehli, muhabbet ehli, vird ehli vardı.” Tarikat ehli vardı. “Şimdi hepsi” bak istisnasız tamamı “gevşemişler ve tembellik içindeler. Bu niçin böyle oluyor?” Ne oldu bu insanlara, diyor. Ne oldu bu tarikat ehline? Daha önce böyle değilken, güçlüyken, kararlıyken neden bu hale geldiler, diyor. “Gavs Hazretleri buyuruyor. “Evet,” diyor, tasdik ediyor. “Artık hidayet kalmamıştı ondan.” Çünkü Şeyhlerden, mürşidlerden hidayete vesile olma gücü, Mehdiyet gücü alınmış da ondan, diyor. Mehdilik vasıfları yok. “Bizimkisi” diyor, Gavs Hazretleri kendisini kast ediyor, “bu zamanda vallahi.” Diyor, Allah adına yemin ediyor, “bir idaredir, aldatmaca gibi bir şey.” Usülen yapıyoruz diyor. “Çünkü tam hidayet.” hidayete vesile olmak. “Artık” şu zamandan sonra. “Artık Hz. Mehdi (a.s.)’ın elindedir.” Yedi emanındadır Allah’ın dilemesi ile. “Hz. Mehdi (a.s.)’ın elindedir. Tam manası ile, gerçek anlamda hidayeti o yapacak.” Mehdi (a.s.) yapacak. “Biz ise çoluk çocuk nasıl aldatılırsa, eğlendirilirse, öyle yapıyoruz.” Bizim bir etkimiz olmaz, çok zayıf olur bizim etkimiz, diyor. Şimdi ben o cemaatin bir mümtesibi olduğumu düşünsem, Mehdi (a.s.)’ın faaliyette olduğunu net olarak anlarım. Neyi anlarım ayrıca? Mehdi (a.s.)’ın tarikatla alakası olmadığını anlarım. Bir Şeyh veya mürid olmadığını anlarım. Çünkü bak diyor ki; “Cezbe ehli, muhabbet ehli, vird ehli vardı. Şimdi hepsi gevşemişler, tembellik içindeler. Bizimkisi bu zamanda vallahi bir idaredir.” yemin ediyor, “aldatmaca gibi bir şey. Çünkü tam hidayet artık Hz. Mehdi (a.s.)’ın elindedir. Demek ki tarikat ehli değil Mehdi (a.s.). Artık bu kadar bilginin üstüne daha ilave bilgi olmaz. Bunun dışında artık Mehdi (a.s.)’ın alametlerine bakacak, bu mürşidin sözlerine bakacak ve Mehdi (a.s.)’ı bulacak.
Bunun üstüne şudur derse, Bu artık çok büyük bir olay olur, olmaz, bir çok cihedden olmaz. Mesela oraya giden insanlar her halükarda yine o mürşide hüsnü zan ederler, hüsnü zannını tam anlamıyla kırmak istemez. Ama öyle bir uslüp kullanır ki, öyle bir konuşma yapar ki, çocuk olsa anlayacak gibi konuşur. O kadar açık konuşmuş ki ama buna rağmen anlamıyorsa, mürşidin yapacağı ne var, ne yapabilir artık, daha ne desin? Çok açık konuşmuş. Bu kadar söyleyebilir bir mürşid. Mesela Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri Mehdi (a.s.) ile ilgili; “Bu yüzyılda gelecek. Yetmiş yıl var, Mehdi (as) çıktı” diyor. “Mehdi (a.s.) İstanbul’da çıkacak” diyor. Daha ne desin? Bunun üzerine daha ne denebilir? Adam diyor ki kendisinin kömüş olduğunu iddia ediyor, ahırda bir sığır olduğunu. Boynuzundan, kulağından tutacaksın bu sığırın, ot da vereceksin, dışarıyada çıkaracaksın. Bak diyeceksin, karşında Mehdi (a.s.). Sen ne olmuş oluyorsun? Sen de sığır olmuş oluyorsun o zaman. Böyle olmaz. Mürşidler bu kadar işaret ederler. Daha ne desin bunun üzerine? Artık adres, sokak veremez artık, bu kadar söyleyebilir. Başka da söyledikleri vardır, eğer dikkatlice bakarsan ordan da çıkartırsın; dikkatli bir talebe ise. Adam herşey hazır olsun istiyor. Yemeğini bile şeyhi yedirecek. Banyoya bile şeyhi götürecek. Sen ne olmuş olursun? Şuuru kapalı bir hayvan olmuş oluyorsun o zaman. Sen Mehdi (a.s.)’ı görsen ne olur o zaman? O kadar hayvansan, o kadar sığırsan; zaten sığırlık görevi yapabilirsin, Mehdi (a.s.)’ın sığıra ihtiyacı yok ki, Mehdi (a.s.)’ın hayvana ihtiyacı yok ki. Mehdi (a.s.)’ın insana ihtiyacı var. Sen orada zaten hayvanlığını ilan etmiş olursun o zaman. İmanın nuruyla Mehdi (a.s.) anlaşılır. Ben anlamak istemiyorum; doğru, istemeyenler de olabilir. Doğru derken, bu yapılan şey doğru anlamında demiyorum. Allah affetsin, yanlış anlaşılabilir. O şahsın sığırlığı doğrudur. Anlamak istemiyorsan anlamak istemezsin.
Bediüzzaman anlaşılmayacak gibi miydi geldiği vakit. Herkesin anlayacağı gibiydi, işine gelmediği için anlamadı insanlar. Çünkü Bediüzzaman’ı anladığında ne olmuş oluyor? Bediüzzaman demek, eşittir hapishane. Çünkü Bediüzzaman’ın yanına gittin mi çıkışta, gel hemşerim hep beraber gidelim, diyorlar. Niye gittin oraya, diyorlar. Sevdiğim için gittim, diyor. Talebesi misin onun, diyorlar. Evet, diyor. Tamam otur bakalım. Adın ne, soyadın, baba adın, anan adın, savcılığa, savcılıktan sonra mahkeme, oradan sonra hapishaneye. Adam bunu göze almaz, bunu kabul etmez. O zaman anlamamaya ihtiyacı vardır. O zaman diyecek ki; benim mürşidim dehşetli bir insan ve büyük insan, ben ona tabiyim. Ne yapıyor senin mürşidin? İman hakikati anlatıyor mu? Yok. İmanı tahkiki hale getiriyor mu? Yok. Deccaliyete, tuğyana karşı mücadelesi var mı? Yok. Başarı elde etmiş mi? Yok. Küfür ondan korkuyor mu, çekiniyor mu? Yok. Bediüzzaman’da ne var? Hepsi var. Niye anlamazdan geliyorsun? Başım belaya girer diye, diyor. O zaman konuşmana da gerek yok, sen gerçeği aramıyorsun. Sen keyfini, zevkini arıyorsun. Mehdi (a.s.)’ı da ahir zamanda arayan önce ne diyecek? Ben belamı arıyorum, diyecek. Keyfimi bıraktım, diyecek. Dünya zevklerini bıraktım, diyecek. Ailem, çoluğum çocuğum benim birinci hedefim değil, diyecek. Tek benim hedefim Allah ve Allah’ın rızası, diyecek. Şehit olmayı, hapsedilmeyi her şeyi kabul ediyorum. Her türlü iftirayı kabul ediyorum. Mehdi (a.s.)’a atılan her türlü iftirayı da kabul ediyorum, diyecek ve Mehdi (a.s.)’ı o zaman Allah onun gözünde böyle ayna gibi gösterir. Arkadaşım sen iftiraya tahammül edemiyorsun, Mehdi (a.s.)’a atılan iftiraya tahammül edemiyorsun, ailenden, çoluğundan çocuğundan, tahsilinden, titrinden, fitrinden vazgeçemiyorsun, o zaman göremezsin. Yolun kapalı olur, kafan da kapalı olur. Senin göreceğin yer nefsinin, şeytanın, deccalin gösterdiği yerler olabilir ve onları göreceksin. Mehdi (a.s.) sana kapanır artık, sen sadece deccali berrak olarak görebilirsin, o sana çok şirin gelir. Şeytanı çok berrak olarak görebilirsin, o da çok şirin gelir, çok tatlı gelir, hiçbir sorun da çıkmaz, çok rahat ulaşabilirsin. Ama Mehdi (a.s.)’ı Allah sana kapatır, perdeyle. Göremiyorum; göremezsin tabii, Allah kapatır gözünü de onun için göremezsin.
ALTUĞ BERKER:Seyda Hazretlerinin mübarek asası sizde Hocam, silsileden gelen, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:İyi yani de, bağlantı ne şimdi. Berker’im şimdi öyle bir laf ettin ki; şimdi Mehdi (a.s.)’ı arayan işte bulurlar, asa kimdeyse Mehdi (a.s.) odur, gibi olmuş olur, böyle sözlerden kaçının. Çünkü asa, evet Seyda Hazretleri’nin elini, mübarek ellerini sürdüğü, Gavs Hazretleri’nin mübarek ellerini sürdüğü ve silsile olarak diğer mürşidlerin de ellerini sürdüğü, en sonda da mübarek Şeyhimiz’in elini sürdüğü asadır. O onun himmeti, duası mahiyetinde gelmiş, şu garip cahil kardeşinize bir manevi güç olsun diye, bir manevi güzellik olsun diye lütfettikleri bir hediye. Bu yanlış anlaşılabilir, onun için bizim ne bir Mehdilik iddiamız var, ne öyle büyüklük iddiamız var. Ben Allah’ın gariban, cahil bir kuluyum. Talebeyim ben, daha yeni İslam’ı öğreniyorum, Kuran’dan öğrendiklerimi de anlatıyorum. Bizler büyüklere bağlıyız, mürşidlere bağlıyız, ben mukallitim, inşaAllah. Hiçbir zaman öyle bir iddiam olmadı, olmaz da, inşaAllah. Sen o kasıtla sormadın ama bana o çağrışım yaptı. Seni dinliyoruz.
ALTUĞ BERKER:Arılarla ilgili gösterim yapabilir miyim Hocam?
ADNAN OKTAR:Evet yapalım.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah. Her bir arı kolonisinde, 1 kraliçe arı, birkaç yüz erkek arı, 10-80 bin arası da işçi arı olmak üzere 3 ayrı arı çeşidi bulunuyor mağlubunuz. Erkek arılar bir haftada, işçi arılar 1-6 ay arası, kraliçe arı ise 5 ile 7 yıl arası yaşıyorlar. Yuvarlak içerisine alınarak işaretlenmiş pulcuk, işçi arının tükürüğünde bulunan özel bir salgıyla çiğnenip, yumuşak bir kıvama getirilir ve altıgen petekler inşa edilir. Kraliçe arı yumurtalar için hazırlanmış hücreye yumurtlarken arıların karınlarında çıkan pulcuklar yaklaşık 3 milimetre uzunlukta ve 0.1 milimetre kalınlıktadır. Balmumu sıvı halde salgılanır. Hava ile temas edince pulcuklar halinde sertleşir. İşçi arı arka bacağının ucundaki kanca ile balmumu pulcuklarını ceplerden çekip çıkartır ve alt çeneyle taşır.
ADNAN OKTAR:Şimdi bak orada duralım, sen bir geri gel bakalım. Şimdi Cenab-ı Allah bak önce bu hayvanların bal yapacağını biliyor. Balı nasıl muhafaza etmeleri gerektiğini de biliyor, ona göre yaratıyor. Balı muhafaza etmeleri için hayvan ona göre dizayn edilmiş. Bakın, detaylara bakın. Karnın altından sunta gibi plakalar halinde pulcuklar çıkıyor, yaklaşık 3 milimetre uzunlukta ve 0.1 milimetre kalınlıkta. Balmumu sıvı halde salgılanıyor, hava ile temas edince katılaşıyor, pulcuklar halinde sertleşiyor. İşçi arı arka bacağının; bakın şu arka bacağının, ucundaki kanca ile; bakın Allah bacağını da özel olarak dizayn etmiş. Onu tutacak şekilde kancası; bu elektron mikroskopta büyütülmüş halde. Balmumu pulcuklarını ceplerden çekip çıkartıyor, tutuyor katılaştığında ve alt çenesine taşıyıp çiğnemeye başlıyor. Şimdi devam edelim.
ALTUĞ BERKER:Petek hücrelere şekil verirken, bir çok işçi arı aynı anda çalışır ve kafalarını, ayaklarını, gövdelerini kullanarak balmumunu düzleştirirler.
ADNAN OKTAR:Bakın onu orada, ağzı ile çiğneyip şekillendiriyor ve yeniden incecik plaka haline getiriyor; çok ince plaka haline getiriyor. Tam petekte kullanılacak şekli de aldırıyor, kafasını, ayaklarını ve gövdesini kullanarak balmumu düzleştiriyor ve ona açı veriyor, plakaya. O belirgin açıyı tam tutturuyor, sonra altıgen için üst kısmını yapıyor, sonra yan kısmını yapıyor, sonra altıgenin diğer yan kısmını, sonra altıgenin alt kısmını, sonra altıgenin diğer yan kısmını yapıyor. Hepsini birbirlerine monte ediyor ve dünyanın en mükemmel altıgenini yapıyor ve açılarında asla kusur yapmıyor ve inceliğinde de asla kusur yapmıyor. Bunları yaparken de vücudunun her yerini kullanıyor; bir sıva ustası nasıl bir malayla çalışırsa, o da patisini, kafasını, vücudunu, her yerini kullanarak o düzlemleme ve düzeltme işlemini yapıyor, sıvama işlemini yapıyor. Kusursuz olarak o altıgeni tam oluşturduğunda, ikinci altıgene geçiyor. Onu yaptığında üçüncüye geçiyor ama hepsinide aynı biçim, aynı açı, aynı küçüklük, aynı kalitede yapıyor. Bunu sen, imkan verilse güç verilse yapabilir misin?
SUNUCU 2:Yapamam.
ADNAN OKTAR:Sen yapabilir misin?
SUNUCU1:Yok yapamam.
ADNAN OKTAR:Arının ustası yok, öğretmeni yok. Arının ustası da öğretmeni de Cenab-ı Allah’tır. Allah onu o şekilde yaratıyor.
ALTUĞ BERKER:Balmumu yapma dönemi sona erdiğinde ise arıların karnındaki balmumu bezlerinin yapısı bozularak düz bir hücre katmanı halini alıyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Ondan sonra, ihtiyaç bittikten sonra vücudunda artık o salgılanma olmuyor ve kapanıyor. Bak o vakti de Cenab-ı Allah bildiği için ona göre onu dizayn etmiş. Sadece balmumunu yapacağı vakit kadar ona bu imkanı veriyor, karnın altından o salgılanma işlemi oluyor. Bittikten sonra gerek kalmadığı için kanal kapanıyor, vücudu düz hala geliyor, normal hala geliyor.
ALTUĞ BERKER:Hücre duvarları hep aynı kalınlıkta ve her zaman diğerine 120 derece açı ile inşa edilir.
ADNAN OKTAR:Bakın açıda da hata yok. 120 dereceyi tam tutturuyor, açı ölçer ile ölçse bile onu çok zor yapabilir. Aynı kalınlıkta bir arının bir balmumu plakasını çıkartıp, çiğneyip peteğe yapıştırması yaklaşık 4 dakika sürüyormuş. Bak 4 dakika uğraşıyor onu yaparken.
ALTUĞ BERKER:Tek bir peteğin inşası için yaklaşık 80 bin pulcuk gerekir.
ADNAN OKTAR:Tek bir peteğin oluşması için?
ALTUĞ BERKER:Evet.
ADNAN OKTAR:Bak düşünün ne kadar emek veriyorlar, ne kadar özenli bir çalışma yapıyorlar.
ALTUĞ BERKER:Sağdaki ve soldaki resimlerde kraliçe arı larvası için özel olarak inşa edilmiş hücrecikler görülüyor. Yukarıda; yeni doğan kraliçe arı hücresinin kapağını açıp çıkarken.
ADNAN OKTAR:Evet onun içerisinde hazreti tutuyorlar demek ki.
ALTUĞ BERKER:İşçi arıların tamamı kraliçe arı gibi dişidir. Ancak bir tek kraliçe arı çiftleşme ve yumurtlama özelliğine sahiptir. Kraliçe arı da işçi arılarla aynı yumurtadan çıkar. Boya ile işaretlenmiş olan kraliçe, boyut olarak diğerlerinden daha büyük. Tek fark larva döneminden itibaren kraliçenin arı sütüyle beslenmesi, işçilerin ise polenle beslenmesidir. Kraliçe beslenme farklılığından dolayı 5 ile 7 yıl yaşar. İşçiler ise birkaç ayda ölürler.
ADNAN OKTAR:Bak 5 veya 7 yıl yaşıyor bir tanesi, işçi arılar ise birkaç ayda ölüyorlar. Çünkü onların bir fonksiyonu kalmadığı için, fonksiyon ihtiyacı olanı uzun yaşatıyor Allah, mesela ona 7 yıl ömür veriyor. Ama diğerine bir ihtiyaç olmadığı için onların Allah canını alıyor. Bakın şu peteklerdeki düzgünlüğü görüyor musunuz? Hangi usta bunu bu düzgünlükte yapabilir? Mesela hayvan bak onu bitiriyor, ona geçiyor. Onu bitiriyor, ona geçiyor. Çok muntazam sıvıyor. Açı; mesela 120 dereceyi mutlaka tutturuyor. Simetrik ve düzgün olarak iki taraftan başlıyorlar örmeye. Bu ağızlar geliyor geliyor, yaklaşıyor tam ağız ağıza çakışıyorlar. Mesela biri kovanın bu tarafından başlıyor bir ekip, bir ekip kovanın öbür tarafından başlıyor. Bak ortadaki çatışma noktasını görüyor musunuz? Tam karşılaşıyor. İnsana böyle bir imkan verilse yapabilir mi insan? Arının şeklini aldığını düşünün bir insanın ve eğitim de almadığını düşünün, bu şekilde bunu yapması çok büyük bir mucizedir.
ALTUĞ BERKER:Arının kanat kasları Hocam, saniyede 400-500 kanat çırpmasını sağlayacak güçte, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bakın bir saniyede, motor olsa yanar. Bak tik tak deyinceye kadar 500 kere kanat çırpıyor. Bir insanın 500 kere kolunu indirip kaldırdığını düşünün bir saniyede, ne olur o kol?
SUNUCU:Kopar gider herhalde
ADNAN OKTAR:Kopar, yanar, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Hocam, Ben dediniz, “Mehdiyet terbiyesi, İslam ahlakı terbiyesi, Kuran terbiyesi, Resulullah (s.a.v.) terbiyesi içinde olduğum için güzelliklerin bozulmasını istemem. Yeşillik bahçeler olsun isterim, etrafa zehir saçan, göğe dumanlar çıkaran, etrafı cehenneme çeviren hiçbir tesisi istemem. Mesela asbest kullanıyorlar, öldürücü etkisi var. Bana imkan verseler yasaklarım. Güzelim yeşil köye adamlar bir fabrika kuruyor, tüm köyü zehir, duman kaplıyor, ben istemiyorum. Ben yeşillik, güzellik istiyorum. Bu benim için daha hayati, hayvanların, kuşların daha rahat yaşadığını, insanların, çocukların sevinç içinde yaşadığı dünya istiyorum’ dediniz Hocam.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Doğru demişim. Şimdi bu arı konusunu geniş geniş işleyeceğiz, bölüm bölüm, teker teker, çok kapsamlı. Bunun çünkü düşünülmesi ve tefekkür edilmesi gerekiyor. Oradaki hayret ediciliğin kavranması için ona bayağı ciddi vakit ayrılması lazım. İyi konsantre olunması lazım. Sırf arının varlığı bile, bir insanın Allah’ın varlığını anlaması için çok çok çok fazla yetecek durumdadır; Allah’ın gücünü, sanatanı anlaması açısından. Hayvanın şuuru tamamen kapalıyken, doğrudan vahiyle hareket ediyor. Bakın arının bizim bildiğimiz anlamda hiçbir şekilde aklı yok, şuuru tamamen kapalı varlığın. Fakat gösterdiği disiplin, akıl, gözler önünde. Sırf o peteği oluşturması bile; mesela ona bir de açı veriyor, balın aşağıya dökülmemesi için, böyle dümdüz yapmıyorlar. Yaparken hafif açıyla yapıyorlar ki, balı doldurduğunda bal arkaya doğru dolsun, öne doğru akmasın. Ve doldurdukça da gittikçe seviyeyi yükseltiyorlar; o uçtaki bent kısmını. Çaka çaka doldurduktan sonra tamamen ağzını kapıyorlar. Kapattıktan sonra hiçbir şekilde dökülmüyor. Binlerce gözcük oluyor biliyorsun, petek oluyor küçük. Hepsini çok kaliteli bal ile dolduruyorlar. Balın oluşması ayrı bir olaydır. Yavruların bakımı ayrıdır, kapıdaki bekçiler ayrıdır. Arının hayatında yüzlerce detay hepsi birbirinden harikadır. Onları zaman zaman, bölüm bölüm inceleyelim. Birçok bölümü ayıralım, hergün bir bölümü inceleriz, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Bu konuda kitabınız var, internet siteniz var. www.HarunYahya.org’dan bulabilirler kardeşlerimiz, inşaAllah Hocam
ADNAN OKTAR:İnşaAllah. “Muhammed Adnan Hocam, Selamun Aleykum” diyor. Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatühü. “Cübbeli Müslümanlarla tartışmak istediğini söylüyor, Müslüman hocalarla. Peki Hocam neden önce İstanbul Teknik Üniversiteli, Boğaziçili, ODTÜ’lü gençlerle karşısına çıkıp, bu öğrencilerle tartışıp, onları ikna etmiyor?” diyor, Burcu soruyor. Müslümanlarla demogoji kolay olacak da onun için. Hakikaten mesela İstanbul Teknik Üniversiteli gençlerin karşısına çıksa Cübbeli, darmakeşan olur. Ne Darwinizm’i biliyor, ne materyalizmi biliyor, ne felsefeyi bilir, ne modern bilimleri biliyor, anında darmakeşan olacaktır. ODTÜ’lü öğrencilerin karşısına çıksa, yine darmakeşan olur. Ama bir hocanın karşısına çıkıp, insanların böyle hassas olduğu yerlerden yaklaşacak kendince, oradan onları mağlup edeceğini düşünüyor. İşte, diyologcular, bilmem Hristiyanları kucaklayanlar var, gibisinden ifadeleri oluyor. Diyolog miyolog, oturup bu konuda kahramanlık yapmasına gerek yok. İslam hak dindir. Bir tane din vardır, Müslümanlık vardır. Bunu herkes biliyor, Cübbeli’nin bunu bize öğretmesine gerek yok. Bunu Kuran söylüyor zaten. Aksini söyleyenler var, diyor. Desin kardeşim, sen ne derdine düşüyorsun? Her zaman aksini söyleyenler var. Ucuz kahramanlığı bırakacak. Müslümanın, 1400 yıldan beri gelen Kuran’ın, İslam’ın değişecek durumu yok. “Allah Katında din İslam’dır” diyor Cenab-ı Allah, zaten açıklamış. Buna ilaveye gerek yok ki zaten. Bir ayetle Allah konuyu bitirmiş zaten. “Allah Katında din İslam’dır.” Bas bas bağırıyor, kahramanlık yapıyor; memleket gitmiş, Müslümanlık gitmiş, bu zavallı da çırpınıyor, kurtulmaya çalışıyor gibi. Böyle bir konu yok. Kuran bunu apaçık anlatmış, izah etmiş. Senin bizi bilgilendirmene ihtiyaç yok. Aksini diyenler var, diyor. Allah’ı inkar edenler de var, Darwinizm’i, materyalizmi savunanlar da var. Yüzde 99’u dünyanın böyle, o bizi ilgilendirmez, sorun değil. Cayır cayır eziyoruz, fikirle, bilgiyle, akılla eziyoruz. Diyologcu; şimdi bir Hristiyan olduğunda, biz onunla görüşürüz. Peygamberimiz (s.a.v.) görüşmüş, cübbesini çıkarmış, altlarına sermiş. Maria annemiz Hristiyandı; onu cariye olarak aldı Peygamberimiz (s.a.v.), onunla beraber oldu, ona iltifatlar etti, gönül koydu ona, muhabbet etti, sarıldı, helali oldu onun o, annemiz oldu. Neydi bu insan? Hristiyandı. Suyuti annelerimizle ilgili çok detaylı bilgi vermiş; oradan da detaylı bilgi vereceğim. Şimdi tercüme ettiriyorum. Peygamberimiz (s.a.v.)’e kendini hibe eden hanımların haddi hesabı yok. Helal olsun annelerimize. Gayri Müslim; Musevi annelerimiz var, Hristiyan olan annelerimiz var, kendilerini hibe ediyorlar Peygamber (s.a.v.)’e. Cariye olarak gelenler var. Nikah da edebilir, ayrıca nikahlı olarak da alabilir, inşaAllah. Dolayısıyla Hristiyanlara karşı öyle bir nefret olsaydı, Allah bize onlarla evlenmemizi helal kılmazdı. Yemeklerini yememizi helal kılmazdı. Allah diyor, “yemekleri size helaldir. Onları nikahlamanız da size helaldir” diyor, bitti. Bizim onlardan nefret etmemize yönelik bir yön ne olabilir? Biz onların teslis inancından nefret ederiz, onu kabul etmeyiz. Put oluşturuyorlarsa, putu kabul etmeyiz. Yanlış olan inançlarını kabul etmeyiz. Doğru olan kısımlarında onlara muhabbet ederiz, sevgi gösteririz. Yanlış olan kısımlarında da buğz ederiz, düzeltmeye çalışırız. Kendi çocuğu oluyor dinsiz, imansız; yavrum, evladım, diye bağrına basıyorsun sen. Yine hiç olmazsa o Hristiyan, senin oğlun dinsiz, ona ne yapacaksın? Niye evladım, diyorsun peki ona? Niye bağrına basıyorsun? O çok çok daha acayip bir durumda. Ehl-i Kitap potansiyel Müslümandır ve Hz. İsa Mesih (a.s) geldiğinde hepsi Müslüman olacaklar zaten, niye telaş ediyorsun? 570 sene gerisine atıyor Cübbeli. 570 sene değil, bu yüzyıl içerisinde Müslüman olacaklar ve bütün Hristiyanlar ve Musevi kardeşlerimiz Muhammedi olacaklardır. Muhammedi Hıristiyan, Muhammedi Musevi. Çünkü biz neyiz? Ben, Muhammediyim. Musevi miyim? Aynı zamanda Museviyim. İsevi miyim? Evet İseviyim, İbrahimiyim, Yakubiyim, Nuhiyim. Bütün Peygamberleri seviyorum. Aynı şekilde Musevi olan bir insan da bütün Peygamberlere uymak durumundadır. Hiçbir Peygamberi birbirinden ayırdedemez bir Musevi. Dolayısıyla Nuh (a.s.)’u nasıl kabul ediyorsa, Yakub (a.s.)’ı, İsmail (a.s)’i, İlyas (a.s)’ı, Yusuf (a.s)’ı, Harun (a.s)’ı, Musa (a.s)’ı nasıl kabul ediyorsa, Hz. Muhammed Mustafa Efendimiz (s.a.v.)’i de kabul ile mükelleftir. Bir tane Peygamberi reddeden dinden çıkar. Mesela bir Müslüman dese ki; ben bütün Peygamberler’i kabul ediyorum ama Nuh (a.s)’u kabul etmiyorum, derse (haşa), dinle, imanla alakası kalmaz. Aynı şekilde bir Musevi de bütün Peygamberleri kabul etmek durumundadır, Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.) dahil. Aynı şekilde bir Hristiyan da bütün Peygamberleri de kabul etmek durumundadır, Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.) dahil. Dolayısıyla Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.)’ya ittiba edecek, Muhammedi olacak, Kuran’a ittiba edecek, o zaman o da bizim gibi hem Musevi olur, hem Hristiyan olur, hem de Muhammedi olur. Muhammedi olmadan Musevi olunmaz. Ben has Museviyim, gerçek Museviyim ama Muhammediyim, Kuran talebesiyim. Kuran’a tam tabi olarak ben Musevi olabilirim. Hz. Musa (a.s)’ın bakın bütün dediklerini biz Kuran’ı açtığımızda görüyoruz. Hz. İbrahim (a.s)’ın bütün dediklerini görüyoruz. İshak (a.s)’ın dediklerini görüyoruz. Hakiki İbrahimi olmak için Hz. İbrahim (a.s)’in gerçek vahyine, Hz. İbrahim (a.s)’a inen gerçek vahyi biz burada Kuran’da görüyoruz. Tevrat’taki gerçek hükümleri de Kuran’la sağlamasını yaparak tespit edebiliriz. Kuran’a uyuyorsa Tevrat’ın hükmü, doğrudur. İncil’in hükmü Kuran’a uyuyorsa, doğrudur. Kuran’a uymuyorsa yanlıştır, ölçü budur. Allah ne kadar güzel kolaylık vermiş. Hz. Musa (a.s)’yı biz aşkla, canımız gibi seviyoruz. Onun getirdiği hükümleri Allah bize açıklıyor. Beni İsrail ile ilgili bütün bilgileri de bize açıklıyor Cenab-ı Allah. Peygamber soyudur, İsrail’den gelen bir soydur. Hz. İbrahim (a.s)’den gelen soydur Ben-i İsrail. Biz onları soy olarak mukaddes biliyoruz. Kuran’a uymamalarını kabul etmiyoruz, buna buğz ediyoruz. Kim uymuyorsa ona buğz ederiz. Ama potansiyel Müslüman olarak görüyoruz. Çünkü bir Musevi ile evlenilebiliyorsa, konu bitmiştir. Evlenmek ne demektir? En şiddetli sevginin gösterildiği şey nedir? İnsan eşine en güzel sevgiyi gösterir. Sarılır, bağrına basar, öper, coşkun bir sevgi gösterir. Evlilikte amaç nedir? Allah’ın tecellisini sevmektir. Sonsuza kadar onunla beraber olmak için evlenirsin. Et, kemik olarak alınmaz, onun ruhuyla evleniyorsun. Hastalansa da seviyorsun çünkü. Çirkinleşse de seviyorsun, yaşlansa da seviyorsun, her halükarda seversin, çünkü Allah’ın sana bir emaneti, Allah’ın bir tecellisi. Cennette onunla beraber olacaksın, inşaAllah. Onun için Cübbeli’nin bize bunları öğretmesine gerek yok, biz bunları biliyoruz, Kuran bize öğretmiş zaten. Kuran bizim mürşidimiz, Cübbeli değil bizim mürşidimiz. Resulullah (s.a.v.) bizim mürşidimiz. Asr-ı Saadet’tir bizim bilgi kaynağımız, Resulullah (s.a.v.)’ın, Kuran’ı tefsiridir.
Bizim Cübbeli’den hurafe öğrenmeye hiç niyetimiz yok. Ucuz kahramanlık yapmasına da ihtiyaç yok. Bas bas bağırıyor; memleket gidiyor diye. Hiçbir şey olduğu da yok. Mehdiyet gelişiyor. Mehdi (a.s) düşüncesi gelişiyor dünyada, Mehdi (a.s) inancı gelişiyor. Bütün mezhepler kalkacak, Mehdiyet etrafında bütün İslam alemi birleşecek. İsa Mesih (a.s)’de faaliyette, İsa Mesih (a.s) de ortaya çıkacak, çok güzel bir sonuç meydana gelecek. Kendini böyle kahraman gibi göstermesine gerek yok. Biz neyin ne olduğunu biliyoruz, hepsini biliyoruz, inşaAllah. Şeyh Nazım Hocamıza oturmuş “Papa’ya niye sarıldı?” diyor, konu arıyor. Bir kere diyor ki; “Papa’yla konuşulabilir, tebliğ yapılabilir” diyor. Gözün görmüyor mu senin? Şeyh Nazım Hocamız ne yapıyor? “La ilahe illAllah” diyor Papa’ya. Bütün dünya gördü televizyonda, La ilahe illAllah. Bu nedir bu? Bu tebliğ değil mi bu? “Allah birdir” demesi bir insanın Papa’ya, tebliğ değil mi bu? Gözü görmüyor ki, illaki kusur gözüyle bakacak ya. La ilahe illAllah’a davet etmesi, La ilahe illAllah demesi derstir, tebliğdir. Ayrıca Papa kimin talebesi onu biliyor musun? Onu da bilmiyorsun. Papa da geldi, Şeyh Nazım Hocamıza sarıldı. “Vay nasıl sarılırmış.” Peki evlendiğinde insan niye Hristiyan olan hanımına sarılıyor, helaline? Şeyh efendinin, mübarek bir mürşidin La ilahe illAllah diye bir Papa’ya tebliğ yapması çok mübarek bir olaydır. Doğru mu?
ALTUĞ BERKER:Çok doğru Hocam
ADNAN OKTAR:İnşaAllah. Ve Şeyh Efendiye de sarılıyorsa demek ki muhabbet duymuş ona, sevmiş. Demek ki doğru bulmuş sözünü. La ilahe illAllahı doğru bulmuş ki sarılıyor, yoksa itiraz ederdi. Derdi, La ilahe illAllah yok, üçleme var, derdi haşa. La ilahe illAllah dedikten sonra gidip sarılıyor ona. Bu ne demektir? Cübbeli işte bunu anlamıyor, inşaAllah. O dünya tatlısı, muhterem, mübarek bir insan. O bizim canımız, haliyle, hareketiyle neşe veriyor dünyaya, sevinç veriyor. Hal vardır o mübareklerde, hal. Mesela bak şimdi buraya bir gelsin, burası bayram yerine döner, acayip açılırsınız. Hemen ruhaniyeti etki eder. Sen var mıydın bize geldiğinde Şeyh Nazım Hocam?
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Ne hissettin geldiğinde?
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah, hemen bir ruhaniyet çöktü Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bayram neşesi geldi ortalığa, acayip. Hitabeti güzel, sohbeti güzel, kendi güzel, nezaketi güzel. Mesela birisi bir hata yapar, hiç sezdirmeden; kapalı bir menkıbe anlatıyor, bu menkıbenin içerisinde o şahıs dersini alıyor. Hayrettir, gözünden kıl kaçmaz. Mesela gazeteciler geliyor, hiç anlamamış gibi soru soruyor, bir daha soruyor. Anlamadım bir daha söyle, diyor. Onların sinirlerini, kişiliğini test ediyor veyahut şahsiyetini uzun uzun test ediyor. Sonra bir başlıyor sünihatla konuşmaya, yağmur gibi akıtıyor. İlk bakan anlamaz. Bakıyor yani, saygılı mı, hikmet gözüyle mi bakıyor, mana gözüyle mi bakıyor, sulu cıvık bir şey mi? Kişiliksizse, şahsiyetsizse ona göre tavır alacak, onu anlıyor. Saygılı, hürmetli birisi mi, onu anlıyor. Böyle mübarek Şeyh Efendilerle uğraşmak değil, onları kıymetini bilip, bağrımıza basmamız lazım milletçe. Bir daha gelmez böyle mübarekler, bir daha bulamazlar. Son işte bu mübarekler, maşaAllah.
Şeyh Ahmed Yasin Hocam bir mektup göndermiş, maşaAllah. Mübarek elleriyle yazı yazmış. “Es Selamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berekatühü Sayın Mübarek Muhammed Adnan Oktar Hoca Efendiye. Gücünüzün keskin ve parlak olduğunu bir kez daha ispat ederek, camiamızı, kardeşlerimizi ziyadesiyle memnun ettiniz. Yapmış olduğunuz bu güzel hareketler, tarikat şeyhlerinin sessiz kaldığı bir devirde, tarikatları muhafaza eden ve koruyan Said Nursi Hazretlerinin icraatına bire bir benzemektedir” diyor. Bediüzzaman da, o zaman şeyh efendileri, mürşidleri hep korumuş, onlara söz çıkarttırmamış. Zulüm edenlerden hep onları muhafaza etmiş. “Bu hususta sizi tebrik ediyorum. Allah yolunda kuvvetinizin artmasını dileyerek, dualarımızla sizleri unutmuyor ve destekliyoruz. Saygılarımla. Hadimin Müslimin” diyor. Müslümanların hademesi, çok güzel bu, Osmanlı padişahlarının da söylediği güzel bir sözdür. Hademelikle kendilerini itham ederler, süslerler. “Hadimin Müslimin, Müslümanların hademesi, Şeyh Ahmed Yasin El Buhari El Bursevi Hazretleri.” Evet çok güzel bir mektup, çok şık. Bayağı güzel görünüşü, maşaAllah. Biz tabii Şeyh Ahmed Yasin Hocamız’ı da çok seviyoruz, Şeyh Nazım Hocamız’ın diğer mürşidlerini de çok seviyoruz. Ama o mübarek camiiaya bazı sığırlar musallat olmaya çalışıyorlar tabii. O sığırlar ahıra giderler, gerçek mürşidler ortaya çıkarlar, inşaAllah. Şeyh Ahmed Yasin Hocam diyor; “tarikat devri bitmiştir.” Doğru söylüyor. “Görev Mehdi (a.s)’dedir”diyor. Ama tarikat bitmiştir deyince tabii tarikatlar kenara çekilip hiçbir şey yapmayacak anlamında değil. Klasik anlamında tarikat vasfı kalkmıştır, artık iman hakikatlerini anlatan, Kuran’ı anlatan mübarek mürşidlere dönüşmüşlerdir, inşaAllah. Artık Mehdi (a.s.) talebeleri olmuşlardır. Mehdiyet’in tavrını almışlardır artık. Bizler gibi iman hakikatlerini en güzel şekilde ilmi, akılcı anlatan değerli mürşidlere dönüşmüşlerdir. Çünkü artık hidayet Mehdi (a.s)’da, bunu ben söylemiyorum, bunu bütün mürşidler söylüyorlar, ben de onlardan naklediyorum.
Ama bu mübarek camiaya şeytan taraftarlarının, deccallerin, iblusun ve iblisatın musallat olması bu topluluğun, bu güzide cemiyetin temizliğini, tahirliğini, mübarekliğini ve Mehdiyet’in ışığını taşıdığını gösteriyor. Deccal durduk yere musallat olmaz, deccal durduk yere musallat olmaz. İçlerinde de işte böyle bizon gibi, sığır gibi, cahil insanlar da zarar vermeye, ajanlık yapmaya kalkabilirler; o mübarek cemaatin içine sızmaya kalkabilirler. Allah onların da basiretini, ferasetini körleştirmiş zaten, göremiyorlar. Kör gözlüler, bir şey göremiyorlar. Allah onları tıkamış, basiretlerini bağlamış, akıllarını bağlamış. Allah Şeyh Nazım Hocamız’la uğraşanları hidayetle şereflendirsin, hidayet vermediklerini de Allah etkisiz hale getirsin. Kalben ve kasten Müslümanlığa zarar vermek ve İslam’a zarar vermek için Şeyhimize, bu mübarek insana musallat olanları Allah etkisiz hale getirsin, inşaAllah. Çünkü vargücüyle bu ileri yaşında, ki piri fani, bütün gücüyle İslam’a, Kuran’a, vatana, millete hizmet ediyor, inşaAllah. Bizim için çok değerli. Diğer mürşid efendileri de çok seviyoruz. Menzil’deki mübarekleri de çok seviyoruz, Esad Coşan Hocamızın talebelerini de, Mahmud Hocamızın talebelerini de çok seviyoruz. Değerli insanlar ama her yere sızan ajanlar, pislikler, fasıklar olur. Allah onları o güzide cemaatlerden uzak tutsun, inşaAllah.
Seni dinliyorum Berker Hocam.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam. Bediüzzaman’dan bahsedildi. Siz Hocam; bazı kimselerin ateizm, komünizm, faşizm, herkes dünyaya hakim olur ama Müslümanlar olamaz mantığında olduklarını bazı kimselerin, söylemiştiniz. Bediüzzaman Hazretleri de bildiğiniz gibi bundan bahsediyor Hocam. “Ve yeis ve ümitsizlikle zannediyorsunuz ki dünya herkese ve ecnebilere terakki (ilerleme) dünyasıdır. Fakat yalnız biçare, (çaresiz) ehli İslam, Müslümanlar için tedenni (geri kalma ezilme) dünyası oldu diye pek yanlış bir hataya düşüyorsunuz” diyor.
ADNAN OKTAR:O kadar nefis açıklamış ki Bediüzzaman burada. Hakikaten Avrupa Birliği olur zannediyorlar, Akdeniz Birliği olur, Karadeniz Birliği olur. Müslüman sadece ezilir, sadece aşağılanır, horlanır, gittikçe gücünü kaybedip yok olur inancındalar. Şeytan böyle bir telkin vermiş bir kısım insanlara. İşte Mehdiyet bunu tam tersine çevirdi. Şu an Mehdiyet’in kahredici gücüyle, Allah’ın verdiği kahredici gücüyle ezdiğini görüyoruz deccaliyeti ve muazzam atakta Mehdiyet, durdurulamıyor, bir fırtına gibi. Bazı sığırlar, sığır sesi çıkararak, biz göremiyoruz, diyorlar. Sen ahırında ot yemeğe devam et sığır. Sen daha çok göremeyeceksin, çünkü sığırsın. Allah sığırların gözünü kapatmıştır. Muttaki olanlara Allah gösterecektir. Allah’ın ‘Hadi’ ismiyle tecelli ettiği insanlar göreceklerdir. Onların kalbi rahat olsun, gönülleri rahat olsun, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Hocam hadis kaynaklarında bildiğiniz gibi, Kuran’da Hz. Mehdi (a.s)’a işaret eden ayetler vardır. Bu ayetlerden biri Tevbe Suresi’nde 33. ayeti, inşaAllah. Şöyle buyuruyor Cenab-ı Allah, şeytandan Allah’a sığınırım. “Müşrikler istemese de, O, dini (İslam'ı) bütün dinlere üstün kılmak için elçisini hidayetle ve hak dinle gönderen O'dur.”
ADNAN OKTAR:MaşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Burada Hocam Hz. İmam Sadık bu ayetle ilgili şöyle buyuruyor; “Allah’a hamdolsun ki bu ayette zikredilen vaad henüz gerçekleşmiş değildir. Kaim, kıyam edecek olan Hz. Mehdi (a.s) zuhur edinceye kadar da bu gerçekleşmeyecek” diyor.
ADNAN OKTAR:Evet aptal kereviz efendilerin anlayacağı bir şey değil bu ayetler. Mana gözüyle, sevgi gözüyle, derin gözle, aşk gözüyle bakanlar görebilirler. Allah aşkıyla bakanlar görebilir. Allah’ı sevenler görebilir. Ne diyorlar ot yedikleri yere? Onlar ot kabının içinden kafayı çıkarmıyorlar ki. Ot kokan bu sığırlar, ot olarak kalıyorlar böyle.
Son olarak Bediüzzaman’dan bir şey okuyayım. Bismillah. Bediüzzaman ne diyor? Kastamonu Lahikası sayfa 57: “Hakiki beklenilen ve bir asır sonra gelecek,” yüzyıl sonra, Bediüzzaman’dan yüz yıl sonra. Bediüzzaman 1300’lerde geldi. Bir asır sonra ne yapar? 1400. “Hakiki beklenilen bir asır sonra yani 1400’de gelecek olan o zat dahi bu zamanda gelse” siyasetle ilgilenmeyecek, sadece iman hakikatlerine önem verecek, Darwinizm’i ve materyalizmi aşağıya indirecek, diyor Bediüzzaman. 30-40 sene sonra, yarım asır sonra onları darmadağın edecek, diyor. Yarım asır ne yapıyor 71’den sonra? 2001 evet. “Hatta” diyor Bediüzzaman, "Hazret-i İsa Aleyhisselam gelir, Hz. Mehdi'ye namazda iktida eder, tâbi olur."diye rivâyeti bu ittifaka (Hristiyanlarla, Müslümanların birleşmesine) ve hakikat-ı Kurâniye'nin matbuiyetine ve hakimiyetine(Kuran hakikatlerine uyulmasına ve tabii olmasına) işaret eder.”Demek ki bütün Hristiyanlar Kuran’a uyacaklar. Bütün Ehl-i kitap Kuran’a uyacak. Cübbeli, orada ucuz kahramanlık yapmasına gerek yok, Cenab-ı Allah zaten vaat etmiş Kuran’da. Bütün dünya Müslüman olacak. O malum faaliyetlerini durdurup doğru yollara gitsin, doğru yollarda hareket etsin, o zaman mesele kalmaz, inşaAllah.
SUNUCU:Bizi yarın 22.00’den itibaren HarunYahya.TV, Mavi Karadeniz Radyo, Aksu TV ve Kaçkar TV’den takip edebilirsiniz.
ADNAN OKTAR:Maide suresi geldi. 56. ayet. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Hiç şüphe yok, galip gelecek olanlar, Allah'ın taraftarlarıdır” diyor Allah. Mehdi (a.s) ordusu, inşaAllah, 2007. İlim ordusu Mehdi (a.s)’ın, inşaAllah. Ne yapıyoruz? HarunYahya.TV’den devam.
Basında Harun Yahya
Devamı ...Güzel Konular
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...