SUNUCU: Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri programımıza, Mavi Karadeniz Radyo, Samsun Aks Tv, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Kütahya Destan Tv ve www.HarunYahya.Tv sitemizden devam edeceğiz. Hocam buyrun.
ADNAN OKTAR: O zaman yine biz şeyhimize bırakalım.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah Hocam. Uygun görürseniz Hocam bir haber vardı. İngiltere’de yapılan bir araştırmaya göre, son 10 yılda 100 bin İngiliz İslam dinini seçmiş. MaşaAllah. Araştırma Müslümanlığı seçen İngilizlerin ortalama yaşının 27,5 olduğunu ve bu grubun üçte ikisinin kadınlardan oluştuğunu saptamış Hocam.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Demek ki hakikati, gerçeği hemen görüyor insanlar.
ALTUĞ BERKER: MaşaAllah Hocam. Elhamdülillah. İnşaAllah Yaratılış Atlası’nın ve diğer eserlerin de İngiltere de etkisini görüyoruz.
ADNAN OKTAR: İngiltere’ de, evet. On binlerce Yaratılış Atlası dağıtılmıştı. Satışı çok yüksek oldu. Onun da çok büyük etkisinin olduğu aşikar. Çünkü daha önce böyle bir şey yoktu, aniden başladı. Demek ki anti Darwinist çalışmalar çok önemliymiş. Hemen etkisini gösteriyor.
ALTUĞ BERKER: Bugün Star Gazetesi’ndeki bir haberde Hocam; “İsrailli barış gönüllüsü Haham Froman”, sizi çok seven, buraya gelen haham. “İsrail de barışı ancak Erdoğan’ın sağlayacağına inandığını” belirtmiş. “ Tedavi gördüğü hastanede açıklama yapan Froman; “eğer bir daha Erdoğan ile görüşme fırsatım olursa, yanıma El Fetih’ten ve Hamas’tan birer temsilci almak istiyorum” demiş. Başbakan Erdoğan’ın iyi bir insan olduğunu belirterek, onun bu konuda ara bulucu olmasını ve barışa yardımcı olmasını vasiyet ettiğini de eklemiş” Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Buraya ziyaretime gelmişti Froman birkaç kere. Canlı yayına da çıkartmıştım. Çok sevecen bir insan. Müslümanlara karşı sevgisi yoğun bir insan. Allah sağlık, sıhhat versin inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Sizi ziyaretinden sonra da Amerika’ya ve Amerika Başkanı’nı ziyarete gitmişti Hocam. Siz daha iyi biliyorsunuz inşaAllah. Amerika Başkanı da ilk ziyaretini de buraya yapmıştı inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet söyledi. “İlk ziyaretini buraya yapması için konuşacağım” dedi. Hakikaten de o şekilde olmuştu.
ALTUĞ BERKER: Bugün Hürriyet’teki bir haberde; “Milli Güvenlik Kurulu’nun son toplantısından çıkan bildiri de; “Tek bayrak, tek millet, tek vatan ortak paydamızdır. Türkiye’nin resmi dili Türkçe’dir. Bu gerçeği değiştirme girişimleri kabul edilemez. Bütünlüğü hedef alan tahrik girişimleri sonuca ulaşamayacaktır”” denilmiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet bu karşı açıklamalar çok önemlidir. Çünkü bölücü açıklamalar, telkin mahiyetindedir, büyü mahiyetindedir. Sürekli insanlarımıza telkin ediliyor. Mesela gazetelerden, radyolardan, televizyonlardan sürekli bölünmenin gerekliliği anlatılıyor. Buna karşı devletin gür bir sesle, gür kararlılıkla, kesin kararlılıkla, sürekli, bölünmeye karşı olduğunu, birlik ve bütünlüğü savunduğunu ifade etmesi çok hayati. Aynı şekilde vatandaşların, basının ve köşe yazarlarının da gür bir sesle milletin bunu ifade etmesi gerekiyor. Suskunluk onlarca kabul gibi gösteriliyor etrafa. Sanki kabul varmış gibi gösteriliyor. Halbuki ısrarla, aksine Türk İslam Birliği, İttihad-ı İslam vurgulanırsa, olaylar o yönde gelişecektir. Zaten öyle olacak fakat bunun hızlanması için, bu güzel olayların hızlanması için tekrarlar, ikna çok önemlidir. İnşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Star Gazetesi’nde Ahmet Kekeç; “Ertuğrul Özkök’ün, “Türkiye’nin Güneydoğu gibi diğer bölgelerinin de yerinden yönetimle bölünmesi gerektiğiyle” ilgili yazısını eleştiren bir yazı yazmış. Özetle “ Ertuğrul Özkök’ün bilinçaltında vahşi, kastçı bir yaklaşım olduğunu, ‘pis köylüler geldi, şehirlerimizi berbat etti’ fikriyle hareket ettiğini, kısaca aklının ermediği konular da yazmamasını ve saçmalamamasını” söylemiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Aklının ermediği konularda. Aklı ermediğinden yazmıyor o. Bilerek ve kasıtlı yazıyor. Öyle rastgele yazılmış bir yazı değil. Onun, Hürriyet Gazetesi’nin Almanya’da sevenleri var, Avrupa’da sevenleri var, Amerika’da sevenleri var, destekleyenleri var, fikir teatisinde bulunuyorlar. Öyle boş bir zemin yok. Ona karşı çok güçlü karşı atak, karşı cevaplar geliştirilmesi gerekiyor. Olay bu. inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Star Gazetesi’nde İbrahim Kiraz, Sizin uzun zamandır yaptığınız Türk tanımının aynısını yazısına taşımış Hocam. “Bu milletin mensupları Arnavut, Kürt, Gürcü ya da Çerkez olabilir. Ama bu Türk Milleti mensubiyetine engel değildir. Bu vatandaşlarımızın hepsi Türktür. Türk Milleti farklı etnik kimliklerin beraberce oluşturdukları yapıdır” demiş. Bu nedenle Kürt ve Türk şeklinde bir ayrım yapmamak gerektiğini söylemiş.” inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kardeşim, yani insanların kanında Kürt kanı da var, Çerkez kanı da var, Laz kanıda var. Saf bir ırk yok Türkiye’de. Yani onların dediği tarzda bir bölünme mümkün değil. Bilimsel açıdan da mantıksız, her yönden mantıksız. Şimdi mesela Tuğçe’nin ceddine baksak, mutlaka Avrupalı da vardır, Türk de vardır.
SUNUCU: Var.
ADNAN OKTAR: Var değil mi? Bizde de öyle. Bende mesela Araplık var, Türklük var, Çerkezlik var. Hepsi var. Tabii, şimdi ben burada Çerkezce konuşulsun, Çerkezler ayrı bir bölge meydana getirsin desem çok mantıksız olacak belli. Araplar ayrı bir bölge meydana getirse desek, o da mantıksız olur. Türkiye’de Türküm diyen herkes Türktür. Ne kadar güzel bir şey bu. Her kavimden, her dilden, her lehçeden, her inançtan insanı kucaklayan bir sistem. Atatürk zaten ırk milliyetçiliğini kabul etmiyor. Hars milliyetçiliğini kabul ediyor. Dolayısıyla da bu, bütün insanlık için ideal bir sistemdir. Güzel bir sistemdir. Biz milletler olarak varız. Mesela Çerkez kardeşlerimiz de var, onların yiyecekleri ayrı oluyor, kıyafetleri ayrı oluyor, örf ve ananeleri ayrı oluyor, bu bir renk ve güzelliktir. Biz bu yok olsun demiyoruz. Ama sınırları ayırmanın anlamı ne? Yani niye sınırların konması gerekiyor? Niye küçülmek gerekiyor değil mi? Büyüyelim, sınırları açalım. Türk-İslam Birliği olsun, İttihad-ı İslam olsun. Rahat rahat bir nefes alalım. Bir güzellik olsun. Bölünme, parçalanma çok sıkıntı verici bir şeydir. Küçülme sıkıntı verici bir şeydir. Büyüme güzeldir. Gelişme güzeldir.
ALTUĞ BERKER:Bugün Zaman Gazetesi’nde Şahin Alpay, daha evvel uzun yıllar Cumhuriyet, Milliyet ve CNN Türk’te yazmış ve çalışmıştı. Sayın Fethullah Gülen’i de savunan konuşmalar yapıyor genelde ama bugün Şahin Alpay; “Kürtlerin özerklik taleplerinin ciddiyetle tartışmaya değer bir proje olduğunu, Kürtler gibi Türklerin de devletin merkeziyetçi yapısından kurtulmasını istediklerini”, özetle özerklik talebinin mantıklı ve uygulanabilir olduğunu anlatan bir yazı yazmış.
ADNAN OKTAR: Nerede yazıyor bunu?
ALTUĞ BERKER:Zaman Gazetesi’nde.
ADNAN OKTAR: Zaman Gazetesi nasıl müsaade ediyor böyle bir yazıya? Şimdi bu olmadı. Zaman Gazetesi öyle, yolgeçen hanı gibi, isteyenin istediği yazıyı yazdığı bir gazete olamaz. O gazete sorumlu olur ondan. Yani bu ifadeden o gazete sorumlu olur. Yani o gazetenin görüşü olarak anlaşılır bu, yazarın görüşü olarak anlaşılmaz ki. Mesela Cumhuriyet Gazetesi’nin bir görüşü vardır, hemen hemen bütün yazarlar aynı görüştedir. Çünkü o görüşte olan yazarlar oraya gelir, yazarlık yaparlar. Adam zaten yazar olarak almaz onu. Görüşünü bir şekilde benimsiyor demektir. Dolayısıyla şimdi bu olmadı. Geçenlerde bak bu konuda uyarı yaptık, Hoca çıktı, özür diledi. Dedi ki; “Fethullah Hocamız adına konuşma yaptım. Amacını aşan bir konuşma yaptım. Özür diliyorum.” dedi. Şimdi bu ne oldu? Bu olmadı. Şimdi ben bundan rahatsız oldum. Beğenmedim ben bunu. Yani Zaman Gazetesi’nin bunu söylemesi skandaldır. Çok acayip bir şey. Malum çevreler söyleyebilir. Biz güler geçeriz. Yani malum adamlar söyleyebilir. Zaman Gazetesi’nin bunu söylemesi facia, çok acayip bir hareket. Bunu inşaAllah gazete tekzip eder. Kardeşim Şahin Alpay gitsin kendi fikrinde, görüşünde olan gazetelerde yazsın. Zaman Gazetesi’nde bunu yazması, Zaman Gazetesi’ni bağlar bu. Çok çok acayip. Mesela şimdi programımızda burada, ben dinsiz propaganda yaptırmam. Ne zorum var değil mi? Yapacağı kanallar var adamın, gidip orada yapabilir. Ama burada olmaz. Dinsizin kanalında da ben gidip konuşamam. Yani bu gayet normal bir şey. Ama şimdi Zaman Gazetesi zaten bu konuda şaibeler, şüpheler, tedirginlikler varken gidip böyle konuşma yaptığında, Zaman Gazetesi ve o camia geniş çapta töhmet altında kalır. O zaman dedikodular doğruymuş demek ki, iddialar doğruymuş demek ki düşüncesi hasıl olur. Bunun şiddetle üstüne gitsinler. Hemen tekzip olsun. Biz bunu duymamış olalım. O adam da bunu yazmamış olsun. Sen de bunu okumamış ol ve bu konu kapansın. Zaman Gazetesi, Türk-İslam Birliği’ni savunmakla mükelleftir. İttihad-ı İslam’ı savunmakla mükelleftir. Mehdiyet’i, İsa Mesih (a.s.)’ın inişini savunmakla mükelleftir. Dindar bir camiaya yönelik bir gazetedir. Ne demek o? Yani Türkiye’nin Güneydoğu Bölgesi’ni, bir kere hiçbir şekilde iyi niyetli değiller söyleyeyim. Net olarak direkt bölüp ayırma amaçlılar, bunu açıkça söyleyeyim. Yani PKK’nın görüşü orda komünist, Stalinist, Leninist bir devlet kurmaktır ve tamamen net sınırlarını ayırıp ve Türkiye’ye karşı hasmane, saldırgan ve kindar bir politika izleyecek, azgın bir devlet haline gelmeyi amaçlıyorlar. Yani yırtıcı bir devlet haline gelmeyi. Kuzey Kore gibi. Yani bütün bölgeyi komünist yapmaya kararlı, gözü dönmüş, kan dökücü canilerden oluşmuş bir sistem meydana getirmeye çalışıyorlar. Ve oradaki tertemiz vatandaşlarımızı da gözü dönmüş katillere çevirmek istiyorlar. Benim vatandaşım böyle bir şeyi kabul etmez. Benim Güneydoğu’daki tertemiz insanlarım böyle bir dehşet, vahşet örgütüne teslim olmaz. Güneydoğu halkı komünizmden nefret eder. Çok dindar, mukaddesatçı, milliyetçidir Güneydoğu halkı. Yani vatanını sever, Türkleri sever. Bediüzzaman’ın açıklamalarından bunu açık açık görüyoruz. “İslam aleminin manevi kılıcı olan bir millete karşı kılıç kalkmaz” diyor Bediüzzaman. Yani Türk Milletine karşı kılıç çekilmez diyor. Adamlar kılıç çekmişler, PKK. Dolayısıyla böyle vahim bir durumda, böyle vahim bir ortamda Zaman Gazetesi’nin ortada kalması, zaten vahamet olur. Taraf olacaktır Zaman Gazetesi. Doğrudan Türk-İslam Birliği’ni savunan, İttihad-ı İslam’ı savunan, bölünmeye şiddetle karşı olan, federatif sisteme de şiddetle karşı çıkan, federal sistem, bir kere o hikaye o. Yani öyle bir konu yok. İşte patolonya, katolonya bilmem ne modeli. Bunların hepsi hikaye. Böyle bir konu yok. Bakın net ve açıktır. Kesin. Güneydoğu’da genişçe bir bölgede, ta Karadeniz’e kadar gidecek şekilde, yani Güneydoğu’yu tamamen alacak şekilde büyük bir komünist devlet, Stalinist devlet kurmak istiyorlar. Konu budur. Bu konuda adamların yoğun bir çalışması var. Bu Stalinist, Leninist, komünist devlet, bütün bölgeyi komünist yapmayı amaçlıyor. Ve Türkiye’de de bölünmeyi öyle küçük bir noktada tutmayı düşünmüyorlar. Yani Antalya bölgesini de ayırmayı düşünüyorlar. İzmir’i ayırmayı düşünüyorlar, İstanbul’u ayırmayı düşünüyorlar. Küçük küçük, küçük küçük devletçiklere bölmek istiyorlar. Ama bu devletlerin de tamamen bağımsız olmasını istiyorlar. Öyle bir konu yok yani o yalan. Yani federasyon falan öyle bir konu yok. Bir kere sınır çektin mi bitti. Yani sınır çektin mi artık pasaport da girer, vize de girer, tamamen ayrılır. Ve hepsinin ordusu ayrı olur, askeri ayrı olur, polis sistemi ayrı olur ve birbirlerine düşman olurlar. Amaç budur. Yani bu amaçla yapılmıştır. Bunun arkasından bu milleti tamamen eritmeyi ve yok etmeyi düşünüyorlar. Müthiş bir Türk nefreti var bazı kesimlerde. Bunu Darwin ilk ortaya koymuştur. Yani ilkel bir kavim olduğunu düşünüyor ve tamamen Anadolu’nun işgali düşüncesine dayalı bir sistem vardır.
Türkiye’nin işgali konumunda zaten Türk-İslam Birliği’ni imkansız hale getirmeyi amaçlayan bir projedir bu. Yani İttihad-ı İslam’ı ve Türk-İslam Birliği’ni kilitlemek için. Bunun için birçok cahil cühela hocayı zaten satın almış vaziyetteler. Yani İttihad-ı İslam’ı durdurma projesi şu an var gücüyle işliyor. Türk-İslam Birliği’ne şiddetle karşılar. Ona karşı olan böyle sapık hocaları da, kendi saflarına aldılar. Kimini sapıklıkla, kimini ahlaksızlıkla, kimini parayla, kimini pulla, kimini tehditle kendi kontrollerine aldılar ve şiddetle İttihad-ı İslam’a, Türk-İslam Birliği’ne karşı bu ekip. Yani dünya hükümeti, gizli dünya devleti. Bu projeyi yaparken de sakin sakin kendilerince en kurnaz metodu buldular. Önce Güneydoğu’yu bir ayıralım diyorlar. “Hiçbir şey olmayacak” diyorlar. Federal devlet, federasyon öyle bir konu yok. Yani en sert, en azgın, azılı bir komünist devlete dönecektir ve zaten açık açık söylüyor, aksini söylemiyor Abdullah Öcalan. Çok net konuşuyor ve “bütün bölgeyi komünist yapacağız” diyor. Yani “komünist ihtilal, komünist ayaklanma yeniden bizler kanalıyla dünyada nevşünema bulacak, gelişecektir” diyor. “Biz başlatacağız bunu” diyor. Nitekim de hakikaten kendilerince emin adımlarla ilerlediklerini düşünüyorlar. Ayrıca TRT Şeş de, TRT de Darwinist, materyalist propagandaya devam ediyor. Yani çok garip, hayret verecek bir durum var. Bir kere hükümet hemen TRT’deki, o ilgili şahsiyetleri, ilgili zevatı, eğer kanun ölçüleri içerisinde mümkünse hemen görevinden alsın. Oraya bilimde tarafsız, gerçek bilimi savunan kişiler gelsin ilgili bölümlere, bu hükümetin yetkisi altında. Bu Darwinist, materyalist propagandaya devlet eliyle devam edilmesi durdurulsun. Federasyon fikrini savunanlara karşı da milletimiz kesin tavır alsın. Hiçbir şekilde iyi niyet yok altında söyleyeyim. Yani cahilliğinden, iyi niyetle söylemiş olanlar olabilir. O ayrı. Ama olayın teknik kökenini, teknik yapısını ben çok iyi tahkik ettim. Yani bayağı geniş araştırdık. Çok nettir, Stalinist bir devlet kurmak amaçlanıyor. Ordusu ayrı, polisi ayrı, her şeyi ayrı, sınırları da ayrı, pasaportla girilip çıkılan, müstakil bir devlet düşünün diyor. İran’da da büyük bir bölgeyi almayı düşünüyorlar. Onun için İran’la savaş düşünülüyor. İran’ı büyük bir savaşa, kendi derdine düşürüp, İran’ı paramparça etmeyi düşünüyorlar. Orda da büyük bir Kürt bölgesi oluşturup, Irak’ı da zaten böldüler, orayı da Kürt bölgesine dönüştürüp, büyük bir komünist devlet Ortadoğu’da, ortada bunu oluşturmak istiyorlar. Böylece onlar Yecüc ve Mecüc’ü de, Armageddon’un da zeminini oluşturmuş olacaklar. Çünkü bu devlet, komünist devlet, anarşist ve terörist olacağı için, yok edilmesi gerekiyor. Yok edilmesi gerekince ne yapılır? Armageddon gerekir. Armageddon nerede yapılacak? O bölgede yapılacak. Dolayısıyla bunların bir Armageddon planı var. Onun gereği olarak bunu yapıyorlar. Yani Büyük Ortadoğu Projesi olsun, Armageddon Projesi olsun, hepsi Mehdiyet’e karşı planlanmış ve dizayn edilmiş bir sistemdir.
Şimdi sen şu Darwin’ in açıklamalarını önce bir oku.
ALTUĞ BERKER: Şöyle diyor Darwin: "Doğal seleksiyona dayalı kavganın, medeniyetin ilerleyişine sizin zannettiğinizden daha fazla yarar sağladığını ve sağlamakta olduğunu gösterebilirim. Düşünün ki, birkaç yüzyıl önce Avrupa, Türkler tarafından işgal edildiğinde, Avrupa milletleri nasıl bir risk altında kalmıştı, bugün Avrupa'nın Türkler tarafından işgali bize ne kadar gülünç geliyor. Avrupa ırkları olarak bilinen medeni ırklar, yaşam mücadelesinde Türklere karşı kesin bir galibiyet elde etmişlerdir. Dünyanın çok da uzak olmayan bir geleceğine baktığımda, çok sayıda aşağı ırkların, medenileşmiş yüksek ırklar tarafından elimine dileceğini (yok edileceğini) görüyorum" diyor.
ADNAN OKTAR: Şimdi sen onu bölüm bölüm, cümle cümle bir daha baştan al.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah. “Doğal seleksiyona dayalı kavganın, medeniyetin ilerleyişine sizin zannettiğinizden daha fazla yarar sağladığını ve sağlamakta olduğunu gösterebilirim.”
ADNAN OKTAR: Medeniyetin ilerlemesine. Medeniyeti getireceğiz diyorlar. Yani Anadolu’ya, Türkiye’ye, her yere biz medeniyet getireceğiz diyorlar. Güneydoğu’ya da. Şimdi bak medeniyeti nasıl getiriyorlarmış bir dinleyelim. Evet.
ALTUĞ BERKER: Düşünün ki, birkaç yüzyıl önce Avrupa, Türkler tarafından işgal edildiğinde, Avrupa milletleri nasıl bir risk altında kalmıştı.”
ADNAN OKTAR: Zigetvar Meydan Muharebesi, Viyana Kuşatması falan, onlara dikkat çekiyor. Osmanlı’nın, Avrupa’daki fetih siyasetini açıklıyor.
ALTUĞ BERKER: Bugün Avrupa'nın Türkler tarafından işgali, bize ne kadar gülünç geliyor.
ADNAN OKTAR:Niye gülünç geliyor? Çünkü gücünü elinden aldığına inanıyor. Çünkü iman gücünü almış. Darwinizm’i, materyalizmi yaymış, idi daha önce. İmanı zayıf bir toplumu yok etmek çok kolay, inancını kaybetmiş bir toplumu yok etmek çok kolay, milli hislerini, manevi hislerini kaybetmiş bir toplumu ezmek çok kolay. Bölünmeye çok rahat ikna edersin. Her türlü fitneye ikna edebilirsin. Rahatça kabul eder. Buna inandığı için ve bunu elde ettiğini düşündüğü için o devirde, böyle bir çizik üslup kullanıyor. Çünkü o devirde hakikaten çığ gibi gelişti Darwinizm. Yani Darwin’in olduğu dönemde, daha adam hayattayken, Osmanlı aydınlarını falan her yeri kapladı. Kulaktan kulağa, kulaktan kulağa dedikodu şeklinde, bütün Osmanlıda kendisini gösterdi. Zaten bizim duraklama, gerileme çağı falan olaylarına baktığımızda, gerileme çağı özellikle Osmanlı’ın, Darwinizm’e dayanır. Yani o dönem, yıkılış. Şimdi orada adamların yaptığı şeyler şu; önce Türk milletini bir ilkel ırk olarak tanıtmak. Yani bir maymun ırkı gibi göstermek, bir ara ırk olarak göstermek ve bu ırkın da yok edilmesi gerektiğini yani elimine edilmesi gerektiğini empoze etmek. Bunu çok makul gördü adamlar. Bunun da içinde böyle kısa vadeli, kısa bir projeyle, savaşla bunun elde edileceğine inanmıyorlar. Onun için mezhep kavgaları, mesela Alevi, Sünni, Şii, Caferi, Vahhabi savaşı, Müslümanla’ın birbirini kırıp geçirmesi ve bölünme stratejisiyle kendi içlerini birbirine kırdırma yöntemiyle netice alacaklarını düşünüyorlar. Bakın Zaman Gazetesi’ne bunu söyletebiliyorsa adamlar, acayip yol almışlar. Fethullah Hocam kükresin. Fethullah Hocam kükresin ve bunlara bir cevap versin. Bunlar özür dilesinler. Fethullah Hocamızın kükremesini bekliyoruz. Böyle şey olmaz. Zaman Gazetesi federatif sistemi savunuyor konumuna gelirse, vahşet bu, felaket. E.Ö. oradan, Zaman Gazetesi buradan, çok çok tehlikeli. Biz onları Bediüzzaman’ın has talebeleri olarak görüyoruz. Bediüzzaman İttihad-ı İslam’ı savunmuştur, Türk-İslam Birliği’ni savunmuştur. Nerede federatif devlet? Nerede federasyon? Nerede bölünme? Büyümeyi istemiştir Bediüzzaman ve bütün ömrü boyunca İttihad-ı İslam’ı savunmuştur. Bütün İslam aleminin birleşmesini savunmuştur. Zaman Gazetesi’nde İttihad-ı İslam’dan bahsetmeyip, Türk-İslam Birliği’nden bahsetmeyip, Mehdiyet’ten, Hz. İsa (a.s)’ın inişinden bahsetmeyip, bundan çekinip de federatif sistemi göğsünü gere gere anlatması, anlatılması zulüm olur. Akıl alacak gibi değil. Yani gözden kaçtığını düşünüyorum ben bu yazının. Yazı işleri bu tip bir yazıyı getirdiklerinde “ne oluyor hemşerim?” demesi lazım. Oku devam et.
ALTUĞ BERKER: “Avrupa ırkları olarak bilinen medeni ırklar, yaşam mücadelesinde, Türklere karşı kesin bir galibiyet elde etmişlerdir.”
ADNAN OKTAR: Bakın Türklere karşı kesin bir galibiyet yani Türkleri artık felç ettiklerini, etkisiz hale getirdiklerini Darwinizm, materyalizm bataklığında onları boğduklarına inanıyorlar.
ALTUĞ BERKER: “Dünyanın çok da uzak olmayan bir geleceğine baktığımda.”
ADNAN OKTAR: Yani bu yılları kastediyor. 2010’lar, 2015’ler, 2020’ler.
ALTUĞ BERKER: “Çok sayıdaki aşağı ırkların, medenileşmiş yüksek ırklar tarafından elimine edileceğini yani yok edileceğini görüyorum.”
ADNAN OKTAR: “Avrupa tarafından Türk neslinin, Türk ırkının, Türkiye’deki milletin, insanların yok edileceğini görüyorum” diyor. Bu Avrupa’daki devletlerin resmi politikasıdır bu, yani gizli, resmi devlet politikasıdır. Mesela devletlerin bir açık politikaları vardır, bir de gizli politikaları vardır. Mesela kayda geçmez bu ama devletin resmi politikası. Mesela Amerika’nın resmi politikası vardır, gizli bir kitap şeklindedir. Amerikan Devlet Başkanları iktidara geldiklerinde, mesela; Obama göreve geldiğinde CIA getiriyor, o kitabı ona okutuyor. Gizli kitap. O gazetede yayınlanmıştı. Çok kişi görmüştür. O gizli kitapta yazar bunlar. Mesela Türk milletini haşa aşağı ırk olarak görmek, onların yok edilmesi gerektiğine inanmak, Türkiye’nin bölünmesini amaçlamak. Devletin bunun siyaseti olduğu, Darwinizm’in, materyalizmin kullanılarak, bütün bölgenin kontrol altına alınması gerektiği ve bir Armegeddona dünyanın hazırlanması, Büyük Ortadoğu Projesi ve bütün bölgeye Evanjelik inancın, materyalist inancın hakim olması. Dolayısıyla ateist dünya masonluğunun dünyayı ele geçirmesi. Buna karşı da Mehdiyet ataktadır. Fakat Mehdiyet safında olması gereken yerler başka taraflara, başka saflara geçmiş gibi görünürse bu felaket olur. Biz Fethullah Hocamızın manevi kontrolü altında olan, manevi etkisi altında olan Zaman Gazetesi’nin, Mehdiyet safında olmasını isteriz. Karşı safta değil. Mehdiyet’in sesiyle Mehdiyet’in gürlüğüyle konuşmasını ve Allah’tan yana olmasını isteriz. Allah safında olmasını isteriz. Yani Allah’tan yana olanların safında olmasını isteriz. Allah taraftarları galip gelecektir. Küresel bilmem ne falan konuşuyordu geçenlerde Hoca efendi, çok çok yanlış. Küresel güçler değil, Allah’ın gücü vardır. Biz onun için yaşarız. Allah için yaşarız. Bizim imanımız, mukaddesatımız yoksa haşa, biz de yokuz o zaman. Vatan yoksa biz de yokuz, millet yoksa biz de yokuz. İllaki insanlar her halükarda yaşayacak diye bir konu yoktur. O yüzden bu vahim duruma karşı, hemen Hocamızın bir tedbir alması ve karşı açıklama yaparak bunu çok kapsamlı düzeltmesini bekliyoruz. Zaman Gazetesi de olsun, Yeni Şafak olsun, Milli Gazete olsun, hep Mehdiyet’in sesi olması gerekir. Bütün sağ basının olduğu gibi Mehdiyet’in sesini temsil etmesi gerekir. Bölünmenin, federatif sistemin veyahut adı her ne olursa olsun, herhangi bir şekilde bölünmeyi ima eden her şeyden şiddetle kaçınmaları gerekir. Çünkü bakın tek kelime İttihad-ı İslam’dan bahsetmiyor Zaman Gazetesi. Türk-İslam Birliği’nden bahsetmiyor, Mehdiyet’ten bahsetmiyor. Adeta ödü kopuyor. Ama federatif sistem olduğunda entel dantel cevap. Olmadı; bu bütün gazeteyi bağlar ve bütün cemaati bağlar ve bütün topluluğu bağlar. Cemaate sorduğumuzda Mehdiyet yanlısılar. İsa Mesih (a.s)’dan yanalar. İsa Mesih (a.s)’ın inişini bekliyorlar, zuhurunu, Mehdi (a.s)’ın zuhurunu bekliyorlar. Peki bu ses ne? Bu konuşma ne? Arada çıkan çatlak sesleri, tamir etmeleri lazım. Sustuğunda kabul anlamına gelir. Bu hiç yakışmadı. Ben mesela duyuyordum. Israrla savundum şu ana kadar, Fethullah Hocamın cemaatini, talebelerini her zaman savunuyorum, yine savunacağım. Ve ben bunun o camianın görüşü olduğuna inanmıyorum. Ve hemen tekzibini istiyorum. Öbür türlü çok vahimdir. O zaman ne farkı kalıyor bazı çevrelerle, bazı kimselerle değil mi?
ALTUĞ BERKER: Bir haber vardı PKK ile ilgili; “PKK’nın dağ kadrosunda görev alan Kadri Cihan, 18 yıl boyunca görev almış. Resmi ifadesinde savcılıkta; “Kandilde namaz kılanlar ile alay edildiğine şahit oldum. Örgütün ideolojisine inanan başka bir inanca sahip olamaz. Hakim olan inanış zerdüştlük inancıdır” demiş.
ADNAN OKTAR: Bu da atıyor. Allah aşkına. Ne Zerdüşt olacak adam? Komünist adamın, Zerdüştlükle ne alakası olacak? O bizim bazı aklı evveller var. Devletin bazı kurumlarında eskiden kalma dedeler var, kıl bıyıklı falan rakıcı dedeler, onlar öyle akıl veriyorlar ona. “Onlar hep Zerdüşttür falan” diyor içki masasında. Onlar da çıkıp; nerenin Zerdüştlüğü? Net, tek bir tane dine inanıyorlar, Komünizm. Komünist adamlar yani Stalinist, Marksist, Leninistler. Çok net. Eğitim onun üstüne, nerede Zerdüştlük eğitimi alacak adam? Adam Zerdüştlüğe güler geçer. Yani Zerdüştlükle ne muhatap olacak?
ALTUĞ BERKER: “Bu devrin Lenini’yim” diyor terörist başı.
ADNAN OKTAR: Kardeşim çok net. Parti zaten programı ortada, parti programı yazılı olarak var. Marksist, Leninist parti. Parti tüzüğünde açıklıyor Marksist, Leninist olduğunu, Stalinist ilkelere bağlı olduklarını uzun uzun yüzlerce yerde atıflar yaparak, Marks’dan, Lenin’den, Stalin’den alıntılar yaparak parti kendisini açıklıyor. “Biz komünist partiyiz” diyor adam Türkçe konuşuyor. Nerede burada Zerdüştlük, zerdalilik? Bıraksınlar bunları. Böyle bu tip izahlar biraz dikkat dağıtmaya yönelik oluyor. Şimdi Zerdüşt deyince belli ki inanmayacak adam ona. “Nerenin Zerdüştlüğü?” diyecek. Niye komünist olduklarını gizlemeye çalışıyorsunuz? Stalinist olduklarını gizlemeye çalışıyorsunuz? Taha Akyol’a yıllardan beri anlata anlata daha yeni kabul ettirdim. Adamın kafasına yeni girdi. Kafasına o kadar çok bilgi gönderdik ki, artık kafası delindi ve bilgi girdi kafasına. Bak Stalinist, Leninist, komünist dedim bunlar. Daha Bismillah yeni yeni başladı. “Evet Stalinist” diyor. Günaydın, Üsküdar’da sabah oldu falan derlerdi bizim çocukluğumuzda.
ALTUĞ BERKER: Bediüzzaman ile ilgili bir haber vardı bugün Milliyet’te. Said Nursi’nin hayatını anlatan film ile ilgiliydi haber. Taraf Gazetesi yazarı araştırmacı Ayşe Hürün şöyle söylemiş; “Üstad’ın isyana destek verdiği gerekçesiyle tutuklandığını, ancak onun İttihad-ı İslam’ı savunduğunu, Kürt hareketine karşı çıktığı ve ayaklanmayı reddettiği” yönündeki açıklamaları olmuş.
ADNAN OKTAR: Çok güzel, çok şahane, çok güzel doğrusunu söylemiş. Tam net o şekildedir. Yalnız filmde Bediüzzaman’ın böyle gıcır gıcır giyinmesi, biraz doğal olması lazım. Mesela orada biraz eskitme yapmışlar o olmuş. Ama biz çocukluğumuzda böyle ilkokulda temsiller yaparlardı. Mesela efe kıyafeti olurdu, pırıl pırıl olurdu. Kızlar gıcır gıcır. Halbuki elbisenin kullanıldığını hissettiren, hayatın doğal olduğunu hissettiren bir doğal eskitme gerekir. Hem elbiselerde, hem şapkasında, arabaları falan hepsinde eskitme gerekir. Her şey gıcır gıcır, sokaklar gıcır gıcır, evler gıcır gıcır. Böyle film olmaz. Mesela; Avrupa’da yapılan filmlerde eskitmeye çok özen gösteriyorlar. Hakikaten o devre gidiyor insanlar adeta değil mi? Mesela Ortaçağı yapıyorlar. Her yer eski püskü tamamen, istisnasız her yere özen gösteriyorlar. Ama bismillah, ilk başlangıç açısından iyi olmuş, güzel. Bundan sonrakilere inşaAllah özen gösterirler.
ALTUĞ BERKER: Hocam Sabah gazetesinde, Aslı Aydın Taşbaş; ölümle ilgili bir yazı yazmış. “Babası iki yıldır komadaymış. Babasının komaya girmesinden bu yana ölümle ilgili farklı düşündüğünü ”söylemiş. “Eskiden ölümü uzak ve korkunç bir son olarak düşündüğü için uzun yaşayabilme amacıyla bir sürü tedbir aldığını” söylemiş. “Ancak daha sonra ölümün de hayatın bir parçası olduğunu kabullendiğini ve dünyanın sonu olmadığını anladığını” yazmış. “Babasını da ahiret ile dünya arasında bir yerde gibi düşünüyormuş.”
ADNAN OKTAR: Sevimli Aslı güzel düşünüyor da fakat bizim internet sitelerimize girse, bu konuda çok detaylı bilgi edinebilir. Daha imanı güçlenir, daha berrak, daha keskin, daha açık olur. O fluluktan kurtulmuş olur. Çünkü flu iman da insanı çok yorar ve azap verir. Keskin, net, kararlı iman, Allah’ın beğendiği imandır inşaAllah. Ama başlangıç açısından çok iyi. Allah hidayet versin. Allah nurunu arttırsın. Babasına da Allah hayır nasip etsin, hepsine bütün milletimize Allah hayır nasip etsin.
ALTUĞ BERKER: Bugün Yeni Asya’daki bir haberde Hocam, “Avusturya Katolik Kilisesi, Viyana Kardinali Dr. Christoph Schönborn, İslamiyet hakkında verdiği demeçte; “Viyana da başını örten ve kendileri ile gurur duyan birçok genç bayan gördüğünü, bunu kökten dincilik olarak anlaşılamayacağını, kültürel kimlik olarak tanımlanabileceğini” söylemiş. Minare konusundaki hassasiyetin sorulması üzerine de “ülkede yüzde ona yakın mensubu olan bir dinin, kendini açıkça ifade etmesinde bir engel olmamalıdır” şeklinde cevap vermiş Hocam.
ADNAN OKTAR: “Selamun Aleykum. Allah’ın rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.” Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. maşaAllah. “Allah sekeratimizi kolaylaştırsın. Yani ölüm anında kolay bir ömür nasip etsin” diyor. “Kelime-i şahadeti kalbimize indirip can vermeyi nasip etsin.” İnşaAllah tabii imanla ahirete gitmek çok önemli. Hüsnü hatime ama böyle bir korku olmasın Müslümanlarda. Yani son anda vesvese olur mu? İşte şöyle olur mu? Böyle olur mu? Allah insanlara zulüm etmez. Öyle bir şey olmaz. Ölüm anında mümin tertemiz ölümle ölür. Yani o şeytandandır. Tabii ki vesveseler gelir ama onu kaale almaya gerek yok. Onu düşünmek, ondan tedirgin olmak son anda falan, o bu sefer onda saplantı haline gelir. Öyle düşünmeyecek Müslüman. Allah hiçbir zaman için kuluna zulmetmez. İnşaAllah berrak bir akılla, berrak bir imanla mümin canını Allah’a teslim eder. “Hocam az önce Cübbeli Ahmed Hoca’nın sitesinin 3 Aralık sohbetine baktım Habertürkteki ama yayın kalkmış ve sizin sitenizden izledim. Şeyhin elini öpüyor.” Şeyh dediği herhalde Şeyh Nazım Hocamızı kastediyor. “Ama gel gelelim ki gıyabında konuşma gibi durum meydana gelmiş” diyor. “Cübbeli’nin bu tavrını hiç idrak edemedim ve yanlış buluyorum. Ve ayrıca Mehdi (a.s) konusunda da fazla konuşmuyor. Bir şey açıklamıyor. Alevilik hakkında ne düşünüyorsunuz?” diyor. Ben Alevileri canım gibi severim. Aleviler Allah’ın aslanlarıdır, Serkan kardeşimiz. Cübbeli’nin şu an biraz psikolojisi değişik, tavırları da değişik. Allah akıl, fikir versin. Allah hidayet versin. Hata yapmaktan korusun. Garip, değişik, ilginç bir insanmış. Ben onu göründüğü gibi zannediyordum. Ama hayret verecek derecede değişik bir insan. Yani arka planının bu kadar değişik olduğunu, bu kadar hayret verici bir kişiliğe sahip olduğunu bilmiyordum. Hakikaten şok oldum. Hakikaten çok şaşırdım. Bir insan bu kadar değişik olur. Yani halka, insanlara bu şekilde, başka yerde bambaşka bir insan. Buna nasıl gücü yetiyor? Bunu nasıl vicdanında toparlıyor ve bunu nasıl yaşıyor? Garip, Allah ıslah etsin. Allah hidayet versin. Şeyh Nazım Hocamıza da hiçbir şey olmaz. O tertemiz mübarek, muhterem bir insan inşaAllah. Allah Hocamızı şerlilerin şerrinden korusun inşaAllah.
“Sayın Muhammed Adnan Hocam inanın sizi izlemek için yapacağım ne iş varsa hepsini erteliyorum. Sizin sohbetlerinizi internetten ful indiriyorum. Siz kimseye benzemiyorsunuz. Bambaşkasınız, İslam’a ve Müslümanlara yeni bir kimlik kazandırıyorsunuz. Aslında buna şöyle diyebiliriz. Neredeyse yok olmaya giden bir insanlığı kurtaracak gibi duruyorsunuz. Çok zor gibi görünse de sizin ilminiz bunu başaracaktır inşaAllah. Helal olsun size. Ben bir sanatçı olarak bütün sevenlerimle yanınızdayım Hocam. Ankara’da en az beş bin kişiye sizi yönlendirdim. Bu daha bir başlangıç. İyi sohbetler dilerim.” Yasin diye bir sanatçı arkadaş Ankara’dan. “Ben bir sanatçı olarak bütün sevenlerimle yanınızdayım Hocam. Ankara’da en az beş bin kişiyi sizi yönlendirdim.” Yasin, bilinen bir insan demek ki. Ankara’nın koç yiğitlerinden herhalde. Ankara’da öyle Ankara’nın güzel kültürünü, Ankara’nın kendine has bir sıcaklığı vardır, tatlılığı vardır. Oyun havaları ayrıdır, yemekleri ayrıdır. Ankara tavası vardır, Ankara’nın. Böyle arpa şehriyeden yapılır. Arpa şehriye hafif kavrulur, pilav haline getirilir. Önce bir yutkunmama müsaade edin. Böyle büyük incik, kalın et parçası haşlanıp sonra kızartılıyor. İncik onun suyuyla kaynıyor, pişiyor, kızartılıyor. O pilavın üstüne konuluyor. Et suyuyla yapılmış. Meşhur Ankara tavası. Ankara’nın efeleri, Ankara’nın oyun havası çok güzeldir. Kendine hastır. Hakikaten böyle bir yiğitlik kokar. Delikanlılık kokar Ankara’nın seymenleri. Seymenler, saf Türktür. Hakikaten çok şeydir. Yani ırk olarak, ben ırkçı değilim ama ırk olarak hakikaten saftırlar. Vehbi Koç da Ankara’nın yerlisidir. Çekik gözlü falandır biliyorsunuz. Ankara’nın türküleri de kendine hastır. Böyle delikanlılık kokar, yiğitlik kokar. Çok şahaneydi bizim zamanımızda Ankara’nın eski evleri, komşuluk münasebetleri çok güzeldi. Ben tam o vakte yetiştim inşaAllah. Ankaralılar delikanlıdır hepsi maşaAllah. Bütün milletimiz gibi yiğittirler. Yasin de Ankara’nın delikanlılarından gördüğüm kadarıyla maşaAllah. Tanınan bir arkadaş maşaAllah. Allah şevkini arttırsın, sevincini artırsın, ilmini artırsın, hidayetini arttırsın. Cennette kardeş etsin bizlere inşaAllah Yasin kardeşimizi de, ismi de güzel maşaAllah.
“Selamun Aleykum güzel yüzlü, aslan yürekli Hocam.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Arkadaşlarımızla her akşam sizin çıkıp bizlere güzellikleri anlatmanızı bekliyoruz. Sizi dinlediğimizden ve tanıdığımızdan beri hayatımızda ciddi ve olumlu değişiklikler oldu. Kısaca hayata bakış açımız değişti. Sizi çok seviyoruz. Rabbim her türlü kötülükten esirgesin inşaAllah.” Niye inşaAllah’ı kısalttın? Olmaz, inşaAllah’ı coşkuyla, güzelce yazın. İnşaAllah, Allah’ın ismini de A’yı büyük yazarak “inşaAllah” şeklinde yazın inşaAllah. “Konuşmalarınız çok güzel ve açıklayıcı ve en güzeli bizleri korkutacak değil de, sevdirecek tatlı bir dille dinimizi öğretiyorsunuz.” Allah korkusu da çok güzel ve zevklidir. Allah sevgisi de çok güzel ve zevklidir. Her ikisi de aşığın özelliğidir. Allah aşıklarının iki mühim, güzel yönüdür inşaAllah. “Bazı hocaların, cahil cühela hocaların, anormal konuşmaları sizde yok. Hurafe izahları sizde yok” diyor. “Dini işkence gibi anlatıyorlar. Halbuki Hocam siz o kadar güzel, şahane, insanın yüreğini coşturan, sevgi dolduran bir hitamla, tatlılıkla, güzellikle anlatıyorsunuz ki, sizi çok sevdik. Rabbimize emanet olun. Erdem Ünal” diyor. Biz de sizleri çok seviyoruz canım kardeşlerim. İnşaAllah Allah cennette kardeş etsin, cennet sofralarında inşaAllah mutlu, bahtiyar, sonsuza kadar yaşamayı Allah nasip etsin hepimize inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Güneydoğu’daki kardeşlerimiz için şöyle söylediniz Hocam; “Onlara iyi sahip çıkılması lazım” dediniz. “Kürt kardeşlerimizi, kardeşlerimiz her yerde bağrına bassınlar. Mesela iş müracaatı yapıyor, “nerelisin?” diyorsun. “Diyarbakırlıyım, Mardinliyim, Siirtliğim, Urfalıyım.” Bence özellikle onlara öncelik tanısınlar, doğulu kardeşlerimize. Onları koruyup kollasınlar. Ben seni alacağım desinler. Onlara güzel davransınlar, sevgi göstersinler.”
ADNAN OKTAR: Evet işe alınırken öncelikle alınmaları çok isabetli olur. Çünkü hakikaten çok temiz, çok efendi, çok saygılı, vefalı ve sadık insanlardır. Güzel ahlaklıdır. Yani büyüğe saygıyı çok iyi bilirler. Kanaatkardırlar Güneydoğu halkı, bütün milletimiz gibi. Sakın bazı ahmakların gösterdiği tavır gibi böyle nüfus cüzdanlarına bakıp, aman sakın falan demesinler. Bu çok büyük bir fitnedir. Gayri ahlaki bir davranıştır. Çok büyük bir vicdansızlıktır ve zulümdür. Çok anormal olur. Baktılar Mardin, “Oh” diyecek. Gel benim aslanım. Bağrına basacak. Hemen, derhal işe alıyorum seni, nerede istiyorsan her türlü kolaylığı göstersinler. O insanlar, Güneydoğu halkı sevgiden çok hoşlanır, vefadan çok hoşlanır. Vefasızlık yapmaz. Sadakatsizlik yapmaz. Bire ondur onların tavırları. Sen bir adım gösterirsen, sana on adım gelir. O kadar sevgi dolu ve nezaketli insanlardır. Hürmetkardırlar ve Bediüzzaman’ın, Selahaddin Eyyubilerin evlatlarıdır ve çoğu da seyyiddir. Ve milletimizin en dindar kesiminin olduğu bir bölgedir. Onu da söyleyeyim. En dindar Güneydoğudur, genel bilinir. Bütün hocalar, alimler, ulema, meşai hep oradan çıkar genellikle. Onun için deccaliyet orayı pilot bölge ilan etti. “Önce burayı komünistleştirelim” dediler. Sakın ha sakın, kardeşlerimizi PKK’nın eline bırakmayalım. İt kopuğun eline bırakmayalım. Nerede görürlerse kardeşlerimizi kardeşlerimiz sahip çıksınlar, hürmet etsinler. Ben mesela karşılaşıyorum. Ne kadar hürmetkar insanlar, ne güzel insanlar, ne kadar saygılı insanlar. Sakın ha sakın.
ALTUĞ BERKER: “Sevgi göstersinler. Çünkü iddia edilen Ergenekon örgütü onları çok ezdi, çok üzdü. Onların onuruyla, haysiyetiyle, şerefiyle oynadı. İddia edilen Ergenekon örgütü, Güneydoğuda nur gibi tertemiz kardeşlerimize akıl almaz işkencelerle, akıl almaz zulümlerle sıkıntıya soktular ve onları kışkırttılar. Onun için iddia edilen Ergenekon örgütünün bu zulmünü onlara unutturalım. Onları bağrımıza basalım, koruyup kollayalım, sevgimizi gösterelim. Onlara ne kadar değer verdiğimizi, saygı gösterdiğimizi gösterirsek PKK’ya vurulmuş en büyük darbe olur” dediniz Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kardeşim ben bu alçakları daha önce görürdüm. Bunlar şimdi “işte biz Türk milliyetçisiyiz, vatanperveriz” derlerdi. Allah Allah, inşaAllah öyle olurlar diye düşünürdük. Bu kemik kafalı, odun kafalı tiplerdi, böyle sevgisiz, hayvan gibi etrafa bakan, nursuz, pislik görünümlü tiplerdi. Ama yine de insan acaba diyordu. Baktık, adamlar Türkiye’yi yirmiikiye ayırmaya kalkan, sapık ve aşağılık mahluklar. İddia edilen Ergenekon Örgütü mensupları. O ahmakların şimdi yağcıları ve yalakaları devreye girmiş durumda. Bir kısmı cahilliğinden yapıyor, bir kısmı direkt örgütün tehdidinden yapıyor, bir kısmı da onlara yalakalık yapıp, daha iyi hizmet vereceğini düşünüyor. Canavarın ağzında sen, hizmet yapmaya kalkıyorsun. Ne kadar aptalca bir hareket bu. Canavarın dişinde yaşıyor adam. Öyle olmaz. Mehdiyet canavarın dişlerini tuz buz eder, ağzına döker. Bizim milletimiz çok imanlı millet. Çok kaliteli, çok nezih ve yiğit bir millettir. Ne Güneydoğu istiyor bölünmeyi, ne Anadolu istiyor. Hiçbir yer istemiyor. Neden istesin kardeşim? Allah Allah. Ben mesela şu an Mardin’e gitmek istiyorum. Binerim uçağa giderim. Binerim arabaya giderim. Niye kapıda biz pasaportla, bilmem ne ile uğraşayım? Olacak iş mi şu? Bunların gözü dönmüş, bunlar delirmişler. Bunlar ne yaptıklarını bilmiyorlar. Onun için aklı başında olan kardeşlerimiz parti ayrımını bıraksınlar şimdi. Yani Saadet Partisi, MHP, BBP ayrımını bıraksınlar. Yani el birlik, ittifakla, bölünmeye karşı milletimiz kükresin. Ve hiçbir şekilde mukaddesatçı, milliyetçi bildiğimiz basın, bu tip bir üslup kullanmasın. Kullanıyorlarsa biz o basını, o gözle değerlendiririz artık. Yani bitmiştir o artık bizim için. Es kaza olabilir, yanlışlık yapabilir, hatayla yazabilir. Ama politik olarak bunu yapıyorsa, demek ki biz yanlış tanımışız. O zaman, çok küçük bir bölüm demektir. Küçük bir bölümün adamı olmuş demektir. Çok küçük bir bölümün adamı olmuşlar demektir. Herkes adını, yerini belli etsin. PKK’dan yana olanlar göstersin. Vatanını, milletini sevenler, Allah yanlıları, Mehdiyet’i savunanlar, Türk-İslam Birliği’ni savunanlar da yerini belli etsinler. PKK bir avuç it kopuk takımı. Bunlar kim oluyor? Bunları kaale alıyorsunuz? Adam yerine koyuyorsunuz. Çantacı Necmi Ağabey ile kardeşler konuştular. Altuğ Eti gitti değil mi?
ALTUĞ ETİ: Çok Selam söyledi inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu.
ALTUĞ ETİ: Bediüzzaman’ın yaptığını, bugün en güzel şekilde dünyada temsilcisi olduğunuzu söyledi inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şimdi sen bana en baştan anlat. Sen nerede görüştün Hocamızla?
ALTUĞ ETİ: İzmir’de kendi evinde inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: İzmir’e gittin. Çantacı Necmi Ağabeyin. Çok sevimli değil mi tipi?
ALTUĞ ETİ: Çok maşaAllah. Çok hoş sohbet. “Gözlerinizden öptüğünü, saygı duyduğunu, çok selam söylediğini, eskiden o, ilk siz hapisteyken kardeşlerimize ders yaptığını Sungur Ağabey gibi ders yaptı. Kardeşlerimizin de Nur talebesi olduğunu, sizin de hiç çekinmeden kendisine kardeşleri göndermekle gerçek bir Nur talebesi olduğunuzu, inşaAllah, böyle cemaatçi değil de Nur talebesi, Bediüzzaman’în tam bir talebesi, şakirdi olduğunuzu söyledi inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Çantacı Necmi Ağabey ile tanışmak, konuşmak bizim için zaten bir şereftir. Bir nimet. İftihar ederiz. Onun biz ayağının tozuyuz Hocamızın, ne demek? Hz. İsa (a.s) ve Mehdi (a.s) hakkında ne dedi?
ALTUĞ ETİ: “Hz. İsa (a.s) ve Mehdi (a.s) gelecek inşaAllah” dedi.“İttihad-ı İslam gerçekleşiyor, şu an oluyor inşaAllah” dedi. “Vizeler kalkıyor, sınırlar kalkıyor” dedi. Aynı sizin söylediklerinizi tam teyit edecek şekilde inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Röportajda, “Bediüzzaman bin yılın en önemli alimidir sözünüzden dolayı teşekkür etmiş, gözlerinden öperim” demiş, öyle mi?
ALTUĞ ETİ:Aynen öyle söyledi. Dedi ki; “hiç kimse söylemiyor bunu” dedi, “bir tek Hocamız” dedi. “Ben röportajda gördüm, çok teşekkür ediyorum. Allah razı olsun öyle söylediği için” dedi inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Ama şimdi bakın, ben tarafgirlik yönüyle, yani ben, gözü kapalı hani var ya adamlar böyle bir kulüp tutar gibi tutarlar, gözü dönmüş. Mesela adam, sığır gibi adamı asrın müceddidi ilan ediyor. Adam ahmak böyle bizona benziyor, yaban bizonuna benziyor, herif ahırda geziyor zaten hayatı ahırın içinde geçiyor. Yaban bizonuna benzeyen sığırı asrın müceddidi ilan ediyor. Ben şimdi ona ne diyeyim? Bediüzzaman’ın son bin yılın en büyük müceddidi olduğunu, ben teknik olarak ispat ederim, yani bilimsel olarak ispat ederim. Açıklamalarla ispat ederim. Yani benimkisi böyle gözü kapalı bir savunma değil. Gerçekleri söylüyorum ben. Bin cihetten ispat ederim, en az bin cihetten. Gerçekten ben İmam-ı Rabbani’nin ayağının tozuyum, İmam-ı Gazali’nin ayağının tozuyum. Ama kıyası kabil değildir Bediüzzaman’ın. Yani teker teker ispat ederim.
ALTUĞ ETİ:Cübbeli’nin de, Bediüzzaman’a karşı olan menfi konuşmalarını sizin engel olup ona özür dilettiğiniz için, “kardeşler bunu başardı da, bunu yaptılar” dedi. O konuda da inşaAllah “teşekkür etti” Hocam.
ADNAN OKTAR:Vesile olduk, evet. Çünkü cahil, bir ara coştu, bayağı güçlü olduğunu zannetti. Fatih Altaylı’nın desteğini almış, Aydın Doğan’ı desteğini almış, uçuyordu o. Bak, Allah tepetaklak havalarda Allah onu böyle uçurttu ve tepetaklak Allah yere düşürttü ve perişan etti Allah. Neye uğradığını şaşırdı ve bak, son konuşmasını gördünüz Habertürkteki içler acısı durumu. “Ben delirdim” diyor. Bak, Allah adamı işte bu hale getirir inşaAllah.
ALTUĞ ETİ:Mehdiyet’le ilgili uzun bir ders yaptı, inşaAllah Hocam. Bediüzaman’dan okudu inşaAllah. Sizin anlattıklarınızı teyit eden anlatımları oldu, inşaAllah Hocam. Ve “zat olarak geleceğini” de inşaAllah söyledi.
ADNAN OKTAR:Biz de çantacı Necmi Ağabeyimize, Allah’tan uzun ömür diliyoruz. Onun emrindeyiz, biz onun talebeleriyiz, ayağının tozuyuz. Muhterem ağabeyimize Allah böyle bereketli, ilmini güzelce yayabileceği hoş sohbetler yaptığı güzel ortamlar versin, inşaAllah.
ALTUĞ ETİ:Haftaya da gelmek istiyor ziyaretinize inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Şeref duyarım, onur duyarım. Bizim için çok büyük bir sevinç vesilesi. Ben bu müjdeden şu an coştum, acayip hoşuma gitti. Hocamız’ın elini saygıyla hürmetle öpüyoruz inşaAllah. Ne dedi? Maddiyyun tabiiyyun taunu mu dedi?
ALTUĞ ETİ:Evet Hocam inşaAllah. “Bediüzzaman’ın maddiyyun ve tabiiyyun taununun ortadan kalkacağıyla ilgili bir Mektubat’ından bir yer okudu. Ve bu yüzyılda maddiyun ve tabiyyun taununundan Bediüzzaman’ın,
ADNAN OKTAR:Taunundan evet, “veba hastalığı” diyor.
ALTUĞ ETİ:İnşaAllah. “Bu yüzyılda Bediüzzaman vesilesiyle kurtulduğunu, sizin de inşaAllah yaptığınız çalışmalarla bunu tamamladığınızı ve en güzel şekilde bu çalışmaları bilimsel yönüyle ortaya koyduğunuzu” söyledi, inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Ne kadar candan, ne kadar güzel bir insan, maşaAllah. Allah ömrünü uzun etsin, Allah bize bağışlasın, bütün İslam alemine bağışlasın Hocamızı. İnşaAllah Mehdi (a.s)’ı görmeyi nasip etsin Hocamıza, İsa Mesih (a.s)’ı görmeyi nasip etsin Hocamıza. Videoya aldın ama video daha hazırlanamadı, değil mi?
ALTUĞ BERKER:Hazırlanıyordu inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Yarın mı? İyi tamam, inşaAllah.
Makedonya Allah Allah. Makedonya’dan kardeşlerimiz yazmışlar. Şu çok iyi oldu. Bilgisayarda kardeşlerimiz bir sistem kurmuşlar, anlattım ya dün. Bütün Avrupa ve dünyada bizim izlenmemizi teknik olarak tespit edebiliyoruz. Çok şahane. Ne var bu Amerika, Teksas’ta? Orası simsiyah koyu görünüyor böyle acayip noktalar var. Mesela bir basıyoruz kasabalar, köyler ve hepsinde acayip izleme var. Colorado falan, aşağılara doğru her yerde, yukarılarda her yerde var. Acayip bir yoğunluk var. Ama Çin’e hayret ettim. Çin’de acayip bir yoğunlaşma var. Doğu Türkistan Allahualem benim anladığım kadarıyla, Doğu Türkistanlı kardeşlerimiz, maşaAllah. Çin’e de teşekkür ediyoruz gençlere internete girme imkanı verdiği için. Çin’i eleştirdim “yapmayın, etmeyin” dedik. Beni davet ettiler Çin’e. Arkadaşlarımla “gelin, görün” dediler. Şimdi biz tabii ki Çin’i tam anlayamadığımız için temkinli davranıyoruz ama iyi davranmaya başlamışlar. Tavırlarını politikalarını değiştirmişler. Ama o evden almaları, kaybetmeleri yine devam ediyormuş, onu durdursunlar. Çin’e Allah hidayet versin, bereket versin, devletlerini Allah aziz etsin, Kıyamet’e kadar baki olmalarını nasip etsin. Bizim Çin devletine karşı bir sözümüz yok. Çin milleti Türktür zaten Türk kökenlidir. Yani genetik olarak hepsi Türktür Çinlilerin. Bir kolu gelmiştir aşağıya orada yaşamışlar, zaten baksınlar öyledir. Ama ben ırk açısından demiyorum ama illa istiyorlarsa, merak ediyorlarsa, Türk kökenlidirler. İnşaAllah Allah Müslümanlıkla şereflendirsin. O gariplerim nasıl donuklar, nasıl yaşama sevincini kaybetmişler, nasıl insanlıktan çıkmışlar. Yazık, günah onlara. Bırak İslam’ın neşesi, sevinci, bereketi, coşkusu, o düğün ruhu onların üzerine gelsin, Darwinizm, materyalizm anlatıla anlatıla, bilmiyorum göreniniz var mı? Çin’e giden var mı? Mahvetmişler adamları? Üç metre kare, en geniş yerleri dört metre kare evleri, karı koca. Mesela adamlar iki buçuk metre kare yerde yaşıyorlar, sürünüyorlar yazık günah değil mi? Koskoca Çin, geniş geniş evler yaptırın rahat rahat yaşasın adamlar, bol bol yiyecek gönderilsin. Bırak aç kapıları, istedikleri gibi ticaret yapsınlar. Böyle hayat olur mu? Ama bize pozitif tavır sergilemeleri çok hoşuma gitti. Yani eleştiriye açık olması Çin Hükümeti’nin. Ben ummadım hakikaten eleştirince, çünkü yıllardan beri, on yıllardan beri eleştirilir Çin hiç tınmazlar. Ben eleştirdim, net bütün politikasını değiştirdiler. Mesela kitle halinde o tutuklamaları kaldırdılar, şiddet uygulamayı kaldırdılar. Onlara yol yapmaya başladılar, evler yapmaya başladılar, yani her şey değişti. Bir anda değiştirdiler. Ondan sonra bize resmi olarak yazı gönderdiler, “buyurun, sizi bekliyoruz” dediler Çin’e. Beni ve arkadaşlarımızı “buyurun istediğiniz gibi gelin görün.” Ama şimdi Çin’e gitmek de biraz.
ALTUĞ BERKER:Aslında daha evvel Ortadoğu Gazetesi’ni de çağırmışlardı Hocam. Sizin orada ki yazılarınız tam sayfa Doğu Türkistan’la ilgili, onlar gazeteden zannedip, gazetecileri çağırmışlardı. Halbuki sizin yazılarınızdı onlar.
ADNAN OKTAR:Evet, ben o zamanlar çok kapsamlı yazılar yazıyordum. O gazetenin beni yazarı zannettiler Allahualem tahmin ediyorum. Hayır, ayrıca çağırmışlardır o mümkün ama o yazıdan ve yayından çok rahatsız oluyordu o tip şeylerden. Ama haklı eleştirirken biz hayali eleştirmedik. Hukukun oturması gerekiyor Çin’de. Hukuk tam oturursa Çin nur gibi memleket olur, gayet güzel olur. Camilerdeki o tabelaları kaldırsınlar, cami kapılarında memur giremez, gençler giremez. Kim girecek o zaman kardeşim? Öyle bir liste vermişler ki girecek adam kalmamış neredeyse. Piri fanilere müsaade var. Yok, çok net sen gözlerine inanamıyorsun. Yani böyle koskoca tabela mesela iki metreye bir buçuk metre, caminin kapısında asılı, Çince yazıyor; “ey vatandaşlar şimdi camiye giremeyeceklerin listesini veriyoruz” diyor. Bir, yaş sınırlaması koymuş, kırk küsur, elli yaşına kadar mı? Yani tam hatırlamıyorum. Kişiler bir kere “komple giremez” diyor. Gençlerin girmesi mümkün değil, bir. “Devlet memuru olan hiç kimse giremez” diyor, iki. Bayağı bir maddeler var, şimdi tam onları, kaynak olarak, orijinal kaynağı bakayım da. Tabelanın kendisinin fotoğrafını getireyim oradan bakalım. İnanılır gibi değil. Bir kere o tabelaları söksünler Allah’ın evi bu cami ne alaka. On beş yaşında çocuk da girer, yirmi beş yaşında delikanlı da girer, değil mi? Memur da girer, işçisi de girer. Sana ne? Çin hükümetinin bu gudubetliği kaldırması lazım inşaAllah.
Şimdi o kadar çok asrın müceddidi var ki ama bir kısmına ben hayret ediyorum. Mesela bir kafasına kabak gibi bir şey geçiren tip var, “bana vahiy geliyor” diyor. Onu asrın müceddidi ilan ettiler. Bir tanesi ahırdan çıkmıyor, tam sığır, yaban bizonuna benziyor. Hiç abartmıyorum resmini de göstereyim anlayacaksınız, tam sığır. Ona da şiir yazmışlar diyorlar; “sen asrın müceddidisin.” Önüne gelen asrın müceddidi oluyor. Her yer asrın müceddidi doldu. Fas’ta ayrı, Tunus’ta ayrı, Cezayir’de ayrı, Pakistan’da ayrı, her yer asrın müceddidleriyle dolu. Asrın müceddidi bir tane olur ve o bütün Müslümanların üzerinde bir müceddidtir. Hanefilerin, Hambelilerin, Malikilerin, Şafilerin, Şiilerin, Caferilerin, Vahhabilerin ve diğer mezhep sahiplerinin tamamının müceddidir. Onun adı Muhammed Mehdi (a.s)’dır. Bunu Peygamber Efendimiz (s.a.v) müjdelemiş. Bunun dışında öyle parça parça bölünmüş mücedditler olmaz. Asrın mücedditleri olmaz. Asrın mücedditleri savaşı var, böyle şey olur mu? Herkes kendi bölgesinde asrın mücedditliğini ilan ediyor, “ben ilan ettim oldu” diyor. “Ben yaptım oldu” diyor. İşte “bize yüz kişi biat etti” diyor. Yüz Hoca müceddid olduğunu ilan etti, bize üç yüz Hoca, öbürüne dört yüz tane Hoca. Kardeşim milyonlarca Hoca var. Milyonlarca Müslüman var. Herkes bölgesinde bir tane müceddit ilan ederse ne olur? Özenti ve anormal bir tavır gösteriyorlar. Müceddidin özelliği; bütün İslam alemini toplayıp deccaliyeti ezip yok etmesidir. Zavallı müceddid olmaz, gariban müceddid olmaz, ezilmiş müceddid olmaz, kimsenin tanımadığı müceddid olmaz. Müceddid dediğin yeri göğü inletir, dünyayı inletir. Küfre diz çöktürür, küfür onun altında pestil gibi ezilir, biz buna asrın müceddidi deriz. Zavallılardan, garibanlardan müceddid olmaz, cahil cüheladan müceddid olmaz. Ama tabii ki değerli alimlerimiz vardır, büyüklerimiz vardır, Ehl-i Sünnet alimleri vardır, onlar müceddidlerdir. Bak, müceddid değil, müceddidlerden biridir. Onlar başımızın tacı her yerde vardır İslam aleminde. Kimini üç yüz Hoca destekler, kimini beş yüz Hoca destekler, kimini bin alim destekler. Tabii ki onların alimlerden oluşan bir talebe topluluğu vardır, o talebe topluluğu da tabii ki o Hocalarını desteklerler. Biz iftihar ederiz. Bu güzel ama bütün bu alimler Mehdi (a.s)’a bağlıdırlar. Mehdi (a.s) olmadan, o zaman İslam alemi paramparça olur. Nasıl bir müceddid ki bütün Müslüman alemini paramparça ediyor. O paramparça parçalardan bir tanesi. Yani şarapnel parçası gibi. İslam alemi parçalanmış, bir şarapnel parçası gibi yere düşmüş, “ben müceddidim” diyor. Binlerce şarapnel parçası var, olmaz öyle. O parçaları toparlayıp bir araya getiren kişiye Mehdi (a.s) denir, asrın müceddidi denir. Birleştiremiyorsa müceddid değildir. Birleştiremeyip bilakis bölüyorsa belirli bir grubun, belirli bir hizbin Hocasıysa değildir. Ama hizmet ediyordur, hizmeti başımızın üzerine, o çok güzel. Tabii ki böyle olacaktır. Mehdi (a.s)’ın zamanında değerli mücceddidler, alimler olacaktır. Bediüzzaman ne diyor? “Bütün ulema ve evliyanın, bilhassa Ehl-i beyt’ten fedakar milyonlar seyyidlerin iltihaklarıyla o vazifey-i uzmayı yapmaya çalışır” diyor. Demek ki o devirde büyük müceddidler, büyük alimler olacak Mehdi (a.s) devrinde. Her devrin, her bölgenin, her şehrin, her memleketin, her mezhebin, her tarikatın büyük alimleri, büyük müceddidleri Mehdi (a.s)’da ittifak edecekler. Ve asrın müceddidi olan Mehdi (a.s)’a tabi olacaklar.
ALTUĞ BERKER:Hocam Çin’de söylediğiniz camide yasak olanlar, camii kapısında levha var üstte Hocam. “Bir, partiye girmeye namzet öğrenciler. İki, devlet memurları, işçileri ile emeklileri.
ADNAN OKTAR:Bakın “partiye girmeye namzet öğrenciler” giremiyor, bir, cami yasak. Partiye namzet. Daha belli değil, partiye girecek mi, girmeyecek mi, namzet, namzet olması yeterli oluyor. İki, “devlet memurları. Üç, işçiler, emekliler, izne ayrılmış olanlar, 3 ve 18 yaş altındakiler, kent yöneticileri ve memurlar ve kadınlar camiye giremiyor.” Bakın yazıyor orada da Çince.
Çin Komünist Partisi, Sincan, Doğu Türkistan bölgesine yönelik Yüz gün sert vuruş” adlı bir operasyon kararı almış. Bugün canlı yayın radyo bağlantısında dinlemiştik.”
Yüz gün sert vuruş. Bakın, bin gün sert karşılık alırlar. Sakın ha. Çin böyle bir çılgınlığın içerisine girmesin. Demokrasiden ayrılmasın. Akıllarını başlarına alsınlar. Sevgiyle, şefkatle, akılla, bilimle, bilakis demokrasi ve özgürlüğü teşvik ederek hareket etsinler. Böyle yaptıkça, Çin çöker. Ne ticaret olur, ne Türkiye’den kimse onlarla ticaret yapar, ne Avrupa’dan, ne Amerika’dan; ticareti keserler ve Çin feci şekilde çöker. Akıllarını başlarına alsınlar. Şiddet yurdu olmasın orası, dehşet yurdu olmasın. Demokrasinin yaşanmadığı, kimin ne olduğu belli olmayan, kim vurduya gidilen bir yer haline gelmesin. Çin güvenlik yurdu olsun, demokrasi yurdu olsun. “Yüz gün sert vuruş”, bir kere bunu bir daha ağızlarına almasınlar. Böyle bir üslubu da kaldırsınlar. Çin bize resmi açıklama yapsın. “Yüz gün sert vuruş, diye bir şey yoktur, bu bir dedikodudan ibarettir” diye bize resmi açıklama yapsın. Bunu yarın Çin Büyükelçiliğine de sorun. Bu nedir? Bu yüz gün sert vuruş. Biz buna inanmıyoruz şu an. Doğu Türkistan Sincan Bölgesi’nin, biz son derece özgür, son derece rahat, sevinçle gidilip gelinen, bir düğün ortamı olmasını, bir bayram ortamı olmasını istiyoruz. Çin ile biz rahat rahat ticaret yapalım, turistik geziler yapalım, güvenlik içinde gidip gelelim. İnsanlar aileleriyle gidiyor. Çoluğuyla çocuğuyla gidiyor. Kardeşim şimdi yüz gün sert vuruş, adam oraya gittin mi ya sert vuruşla karşılaşırsa ne olacak değil mi? Bir de oradaki Türk ve Müslüman Sincan halkına karşı bu yapılacak. Çok büyük vahşettir. Bunun dedikodudan ibaret olduğunu, Çin bize resmi açıklamasını yapsın. Yarın haber bekliyoruz, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Hocam size Şeyh Ahmet Yasin Bursevi’nin hediye ettiği asa ile ilgili bir şey göstermek istiyordum ekranda. Size hediye edilen asanın silsilesi: Şeyh Muhammed Ziyaüddin Tillo Hazretleri, Seyyid Tahahi Hazretleri, Abdülhakim Hüseyni Hazretleri, Muhammed Raşit Erol Hazretleri, Şeyh Ahmet Yasin Bursevi Hazretleri’nden size geliyor Hocam inşaAllah. Asanın kendisi. Bilgiler var Hocam, mübareklerle ilgili inşaAllah.
“Seyyid Tahahi Hakkari Hazretleri, Anadolu’da yaşayan büyük velilerdendir. Silsile-i aliyyenin otuz birincisidir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in neslinden olup Seyyid Abdülkadir Geylani Hazretleri’nin on birinci torunudur. Hicri 12.asrın müceddidi olan Mevlana Halid-i Bağdadi Hazretleri’nin halifelerindendir. 1853 yılında Şemdinli yakınındaki Nehri’de vefat etmiş” kendisi inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Allah rahmet etsin.
ALTUĞ BERKER “ Abdülhakim Hüseyni Hazretleri. Son devirde Suriye’de yetişen evliyadan Şeyh Ahmet Haznevi’nin halifelerindendir. İsmi, Abdülhakim’dir. Seyyiddir. Hazreti Hüseyin( r.a.)’ın soyundan geldiği için Hüseyni nisbesiyle meşhur olmuştur. Gavs-ı Bilvanisi lakabıyla da bilinir. 1902 senesinde Siirt’in Baykan ilçesine bağlı Kermat köyünde doğdu. 1972 senesinde Ankara’da vefat etti. Adıyaman’ın Kahta ilçesine bağlı Menzil köyünde defin edildi.”
“Muhammed Raşid Erol Hazretleri. 1930 yılında Siirt’in Baykan ilçesine bağlı Siyanüs köyünde doğmuştur. Daha çok “ Seyda” ve “ Sultan Hazretleri” unvanlarıyla tanınmıştır. Dedesi Seyyid Muhammed (k.s.), medreselerde yetişmiş, çok büyük bir alimdi. Nakşibendi halifesi olarak icazet ve hilafet almıştı. Babası Gavs-ı Bilvanisi Seyyid Abdulhakim Hüseyni (k.s.) hazretleri Nakşibendi büyüklerindendir. Baba ve dedeleri ilim ve tarikat ehli olan Seyda Hazretleri, Peygamberimiz (s.a.v.)‘in soyundan olup Bilvanis seyyidlerindendir. Hz. Hüseyin (r.a.) soyundan geldiği için de “El-Hüseyni” denilmektedir.
“Şeyh Ahmet Yasin Bursevi Hazretleri. Ahmet Yasin Hazretleri 1962 tarihinde Bursa’da dünyaya gelmiştir. Nesebi hem anne hem de baba tarafından Buhara’ya, Şahı Nakşibendi Hazretleri’ne dayanmaktadır. Çocukluk dönemleri Bursa’da geçer. 2000 Şeyh Molla Yahya Hazretleri’ne bağlanır. Bu zatta da çok kısa bir sürede seyri sülukunu yeniden bitirir. Aralık 2004’de verilen işaret üzere Sultan şeyh Muhammed Nazım Hazretleri’ne zahiri ve batıni ilmini tamamlamak ve son noktayı koymak için bağlanır.”
MaşaAllah oradan da size intikal ediyor asa Hocam inşaAllah. Sultan Şeyh Muhammed Nazım Hazretleri’ne zahiri ve Batıni ilmini tamamlamak ve son noktayı koymak için bağlanır maşaAllah oradan da size intikal ediyor asa Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah hepsi birbirinden güzel, hepsi Peygamberimiz (s.a.v)’in neslinden, mübarek seyyidler. Bediüzzaman seyyidlere Risale-i Nur Külliyatı’nda ehemmiyetle dikkat çekilmiş. “Milyonlar fedakar seyyidlerin iltihaklarıyla bu vazife-i uzmayı yapmaya çalışır” diyor. “Ve bu hamiyet-i İslamiye feveran edecek” bak “feveran edecek seyyidler neslinde seyyidlerde bir feveran olacak” diyor. “Seyyidler neslinde feveran olacak ve Hz. Mehdi (a.s.) başlarına geçip, tariki hak ve hakikate sevk edecek diyor” inşaAllah. 12 büyük tarikatın tamamı Mehdi (a.s.)’a bağlanmıştır ahir zamanda, asrımızda. Bütün meşai, bütün büyükler bunu tasdik ediyorlar, kabul ediyorlar. Bunun bu şekilde olduğunu. Bir gerçek olduğunu ifade ediyorlar. Fakat tabii ahir zaman çok şiddetli bir devir olduğu için, çok uyanık ve çok akıllı olmak lazım inşaAllah.
“Çin Komünist Partisi’nin politikalarını eleştiren, İslami kaynaklara da yer veren bir internet sitesi sahibi, önce ortadan kayboluyor ve 2 ay sonra tutuklu olduğu ortaya çıkıyor. Mahkeme bu kişiye ömür boyu hapse mahkum ediyor.” Şimdi bak bunlar karmakarışık işler. Bunları devlet açıklığa kavuştursun, Çin Komünist Partisi. Çin devleti açıklığa kavuştursun. Bize karanlık anlaşılmaz, ürkütücü ne idüğü belirsiz bir ülke görünümü vermesinler. Her şey berraklaşsın. Ve önüne gelene de müebbet hapis, önüne gelene idam cezası. Bir kere idam cezası Çin’de kalksın. Bak idam cezası Çin’de kalksın. Bu dehşet verici bir olay. Her şeye idam kardeşim, sağa dön idam, sola dön idam. Selamun Aleykum diyorsun, hadi sana idam cezası verdim. Bu nasıl mahkeme, bu nasıl kanunlar, nasıl savcılar, nasıl devlet? Böyle ilkel bir yapı olmaz. Böyle ilkel bir sistem olmaz. Bir kere hemen Çin’de, idam kalksın. Çünkü ben dedim oldu diyorlar adamlar, ertesi günde bakıyorsun asmışlar, taramışlar. Bir kurşun, bak kurşun sıkıp infaz ediyorlar; bak hayret edilecek bir şey söyleyeceğim size, şimdi infaz ediyor, evden alıp götürüyorlar, asker vuruyor şehit ediyorlar “masrafınız şu kadar” diyorlar. Gelip kurşun parası istiyorlar, ailesinden. Devlet diyor “harcama yaptık, emek verdik adama” diyorlar “şehit etmek için mermi harcadık, merminin parasını istiyoruz” diyorlar. Merminin de parasını alıyorlar. Böyle bir vahşette, Çin’e hiç kimse gitmez. Çin aklını başına alsın. Bu çok delice bir hareket yani bunlar. Çok çok özür diliyorum psikopatlık. Hemen Çin Komünist Partisi toplansın, Çin meclisi toplansın, idamlar bir kere kalksın. Bu bir, biz bunu bekliyoruz. Avrupa’da da bu konuda bir kamuoyu oluşturalım inşaAllah. Türkiye’de bir kamuoyu oluştursun, Çin’e bu yönde demokratik bir baskı uygulansın, demokratik baskı yani uyarı. İdamlar kalksın. Bir de cezalar çok ağır kardeşim. En hafifinden müebbet hapis. En basit sıradan bir şey. Adam diyelim bir antika kaçakçısı oluyor, mesela gariban cahil insanlar bilmeden bir suç işliyor, vergi kaçakçılığı yapıyor farz edelim, şak müebbet hapis. Buna benzer, çılgın bir üslup kullanıyorlar, bu kalksın. Avrupa ülkeleri esas alınsın, Avrupa’daki ceza hukuku esasa alınsın ve idamlar da kalksın. Avrupai bir ülke olsun Çin, bu nedir bu vahşet?
“Selamun Aleykum Hocam. Hasetçilerin hasedine inat” diyor “sizleri bin kat daha çok seviyoruz sizi. Bütün müminleri de Allah için çok seviyoruz. Türk arkadaşlarımın adına yazıyorum. Selam Allah’ın güzel kullarına olsun”. Yasemin Akman/Ankara.
Sırf tirajı artsın diye hepimiz Zaman Gazetesi’ne üyeyiz. İsteyin Hocam Zaman Gazetesi’ne hepimiz mesaj atalım” diyor. Şimdi mesaj, Zaman Gazetesi’nin ben güçlü gazete olmasıyla ben iftihar ederim 1 milyon 1,5 milyon satsın ama bu olay nedir? Gözlerime inanamıyorum. İnanılır gibi değil. Bunu Zaman Gazetesi hemen düzeltsin. Biz bunu okumamış olalım, duymamış olalım yanlışlık oldu, baskı hatası olsu. Ne demek bu? Federatif bir sistemi savunmak. Bu nereye götürür? Zaman Gazetesi, Mehdiyeti savunacak, Türk İslam Birliği’ni savunacak, İttihad-ı İslam’ı savunacak ve savunuyor. Bu gençler Kongo’ya oraya, buraya federatif bir sistemi savunmak için mi bütün ömürlerini adıyorlar bu gençler, o çocuklar. 200 dolara Güney Afrika’da onun için mi çalışıyorlar okullarda, geceli gündüzlü gayret ediyorlar. Onun için mi okullarda güzel netice aldıktan sonra bütün ömürlerini Allah’a vakfediyorlar. Amaçları ne? Türk İslam Birliği’dir, İttihad-ı İslam’dır, büyük Türkiye’dir. Federatif sistem ne demektir? Mahvoldu demektir Türkiye Allah esirgesin. Çok büyük bir tehlike, bunda masumluk yok. Yani olabilecek en büyük zulümdür millete yapılacak, en büyük oyundur, sakın ha sakın. Bunun üstüne daha ne olur? Federatif sistem eşittir Türkiye’nin paramparça olması demektir. Buna kibar isimler koymaya gerek yok. Pis şeylere, kötü şeylere, yanlış şeylere kibar isim koymak çok büyük hatadır. Bunun adı bölücülüktür başka bir açıklaması yok.
“Selamun Aleykum Adnan Hocam. Ben Zaman Gazetesi’ne aboneyim. Şahin Alpay’ın yazısını okudum, orada sadece ifade özgürlüğünden bahsediyor. Federal sistemin Türkiye’de açıkça zarar vereceğini de belirtiyor. Ayrıca Zaman Gazetesi’nin de asla ve asla federal yapıyı savunmuyor, bilakis karşı çıkıyor. Bu mesajı, okuduğum Zaman Gazetesi hakkında şüphe duyulmaması için atıyorum. Selametle hayırlı yayınlar, inşaAllah.” Abdülkadir Sudaduran. O yazıyı bir daha getir bakayım.
ALTUĞ BERKER:Şimdi Hocam diyor ki; “BDP'nin getirdiği 20-25 bölgeye yetki devrini (devolüsyon) öngören demokratik özerklik projesi ciddiyetle tartışılmaya değer bir öneridir. Hak-Par ve KADEP, federalizm önerilerini ayrıntılandırmalıdır”.
ADNAN OKTAR:İşte kibarca anlatmış olmuyor mu böylece? Bu ne demek? Bir daha oku.
ALTUĞ BERKER:“BDP'nin getirdiği 20-25 bölgeye yetki devrini (devolüsyon) öngören demokratik özerklik projesi ciddiyetle tartışılmaya değer bir öneridir”.
ADNAN OKTAR:“Demokratik özerklik” peki ne anlama geliyor bu, nedir bu?
ALTUĞ BERKER:Zaten “fedaralizm” diyor, “hem bunu ayrıntılandırsınlar tartışalım” diyor.
ADNAN OKTAR:Neyi tartışacağız? Tartışma diye bir şey yok. Direkt reddediyoruz. Bir kere çok ayıp çirkin bir hakarettir bize “federal sistemi” teklif etmeleri, küfürdür bu bize, küfrediyor. Alay eder gibi bir ifade bu, ne demek? Biz büyümenin peşindeyiz. Ne konuşuyor bu adamlar? Türk İslam Birliği’ni istiyoruz ve İttihad-ı İslam’ı istiyoruz. Mehdiyet adım adım ilerliyor, neredeyse bitmek üzere adamlar oturmuşlar federatif yapıdan, özerklikten. Tamam biz yanlış duyduk kabul ediyoruz, yanlış kabul ediyoruz oradaki yazıyı da yanlış düşünelim Allah rızası için bir daha bu anlama gelecek, bak bizi yanlış yorumladığımızı düşünüyoruz, ben yanlış okudum ve yanlış yorumladım özür diliyorum, tekrar tekrar özür diliyorum Zaman Gazetesi’nden ve bütün camiasından. Ama sakın bizim böyle anlayacağımız gibi bir cümle veyahut kelime kullanmasınlar, istirham ediyorum rica ediyorum. Cahilliğime versinler yanlış anladım Allah rızası için bir daha böyle bir üslup olmasın. Kardeşim hassasiyet ortadayken, millet hop oturuyor hop kalkıyor. Büyük muhasara var Türk milletine. Böyle bir ortamda biz net ifade kullanmalıyız “arkadaşım biz vatanı böldürtmeyiz” bu kadar. Türk İslam Birliği’ni istiyoruz, İttihad-ı İslam’ı istiyoruz, bunun dışında konuşamayız biz, nettir bizim düşüncemiz. Karmaşık böyle endek döndek her anlama gelecek cümleler oynak kelimeler kullanılmaz. Oynak cümleler kullanılmaz, oynak yorumlara gidecek gibi bir üslup olmaz. Sonunda oynak yorumlar ortaya çıkmış oluyor, biz buna karşıyız. O zaman net “Büyük Türkiye” idealini Zaman Gazetesi ortaya koysun, iftihar ederiz, 1,5 milyon satsın 2 milyon satsın Türkiye’nin en büyük gazetesi olsun. Zaten canı gönülden destekliyoruz. Çok kaliteli bir gazete, üslubu güzel, herkes bütün Müslümanlar iftihar ediyor, bütün millet olarak iftihar ediyoruz. Ama bizim bu konuda ne kadar titiz olduğumuz belliyken flu cümleler, yoruma açık cümleler, Allah rızası için olmasın. Net konuşulsun inşaAllah.
“Selamun Aleykum. En sevdiğim insanlardan olan canım Muhammed Adnan Hocam” bak olmuş, aferin. Çünkü bakın diyor ki; “en sevdiğim insan” biz en çok sevdiğimiz Peygamberimiz (s.a.v)’i severiz. Ama bak güzel söylüyor; “en sevdiğim insanlardan olan” şimdi oldu. “Canım Muhammed Adnan Hocam. Benim merak ettiğim sizde mi Neşet Ertaş hayranısınız?” Neşet Ertaş’ın bir parçasının ismini söylemiş. “Bu şarkı sizin için söylenmiş sanki” diyor. “Size on üzeri 950 kat daha da fazla seviyorum” diyor maşaAllah. Kardeşimiz Ali Haydar, hay maşaAllah. Ne güzel Hz. Ali (r.a.)’ın güzel ismi Ali Haydar. Haydar Peygamber Efendimiz (s.a.v) tarafından Hz. Ali (r.a.)’a ithafen verilmiş güzel bir lakaptır. Allah’ın aslanı. Ali Haydar Murtaza inşaAllah. Haydar-ı Kerrar, döne döne dövüşen Allah’ın aslanı anlamına geliyor Haydar-ı Kerrar inşaAllah. Biz de bütün kardeşlerimizi, bütün Alevi kardeşlerimizi, Sünni kardeşlerimizin hepsini canımız gibi seviyoruz” inşaAllah.
Fransa’dan “hayırlı akşamlar olsun Hocam” diyor inşaAllah. “şu an Fransa’dan sizi internetten takip ediyoruz. Gurbette biz Müslümanların yaşadıkları zorluklara da değinirseniz, insanlar biraz daha duyarlı olsunlar inşaAllah. Yüreğimize ışık veriyorsunuz Hocam, iyi ki varsınız. İmanımıza vesile oluyorsunuz” diyor inşaAllah. Doğuş. Gurbet, niye gurbet olsun. Fransa da bizim, İtalya da bizim yani kendi topraklarında yaşıyorlar rahat olsunlar. Gurbet derse orayı Türk İslam Birliği içerisinde görmüyor demektir. Orası Türk İslam Birliği’nin sınırları içerisindedir. Bak “Estergon Estergon” diyor. Yedi krala saray olan Estergon diyor. Biz seni Allah’a Nemçelilere emanet ediyoruz. Nemçelileridir oraları “Allah’a emanet verdik” diyor. “Ve işte şimdi almaya geldik” diyor maşaAllah. Evladı Fatihan içeri girmiştir önceden, önce Osmanlıda önden bir akıncılar girerdi, sonra Osmanlı ordusu giderdi. Onlar akıncılar, içerisine girmişler fethediyorlar işte, manen. Fransa kibar güzel insanlar memleketidir. Temizdir Fransızlar, kaliteli insanlardır. Türk İslam Birliği’nin en güzel, en şerefli, en hoş üyelerinden birisi olacaktır, Fransa ve Fransa halkı. Almanlar da öyle çok çalışkan, temiz, dürüst insanlardır Almanlar. Türk İslam Birliği’nin sınırları içerisindedir. İtalya da öyle. “İtalya’yı alacak” diyor Peygamberimiz (s.a.v). “Bütün İtalya’yı alacak” diyor. En son alınacak yer orasıdır, İtalya’dır. Sayıyor Peygamberimiz (s.a.v), “önce İstanbul” diyor manen. Manevi fetihlerdir bunlar, sevgi fetihleridir. Fransa’da sevgisizlikten geceli gündüzlü intiharlar oluyor, mutlu değil insanlar. Uyuşturucu acayip yaygın, sapıklıklar anormallikler gırla gidiyor. Bunları kaldıracak, manen fethedecek Mehdi (a.s.). Yoksa devletleri baki kalsın. Fransız devleti, Kıyamet’e kadar bereket, bolluk içerisinde yaşasın Fransız milleti. Hiç kimsenin toprağında gözümüz yok. Milletinin dağılmasını istemeyiz. Sadece mutlu olmalarını istiyoruz, manen kurtulmalarını istiyoruz. Manevi fetihtir.
Son olarak Mehter marşı ile bitirelim.
SUNUCU:Bizi yarından 22:00‘dan itibaren Harunyahya.Tv, Mavi Karadeniz Radyo ve Kocaeli Tv’den takip edebilirsiniz.
Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...