ERDEM ERTÜZÜN: İyi akşamlar sayın seyirciler, Kahramanmaraş Aksu Tv’den yayınımıza devam ediyoruz. Aramızda Mehmet Tanrısever Beyefendi var. Kendisi Hür Adam filminin senarist ve yapımcısı. Hoşgeldiniz Mehmet Bey.
ADNAN OKTAR: Hocam, hoş geldiniz, sefa geldiniz. Ellerinize sağlık, yüreğinize sağlık olsun. Allah hidayet versin, Allah sağlık selamet versin, Allah size daha güzel filmler daha güzel çalışmalar nasip etsin. İhya ettiniz çok güzel. Daha önceki güzel filmlerinizle de hizmet ettiniz. Bu da Bediüzzaman’ın hayatını anlatan güzel bir film. İnsanlara Bediüzzaman’ı araştırmayı, düşündürmeyi sağlayan bir film. Basında da geniş çapta yer aldı. Bediüzzaman’ın sevilmesi hayatının anlaşılması açısından film en güzel metodlardan birisi. İnsanlar kitap okumayı o kadar yapamayabilir belki.
MEHMET TANRISEVER: Kırk bin kilometre Hocam, bir filmin gücü. Bir cami yaparsanız bir kiometreden gelirler. Ama film bütün dünyayı etkiliyor Amerika’nın yaptığı gibi.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Her yerde, dünyanın her yerinde yayınlanıyor, değil mi?
MEHMET TANRISEVER: Avrupa’da, bir film yaptığınızda bütün dünyaya yayınlatabilirsiniz onu demek istiyorum.
ADNAN OKTAR: Ama aynı zamanda birçok sinemada gösterilecek.
MEHMET TANRISEVER: Avrupa‘da sekiz ülkede gösterilecek.
ADNAN OKTAR: Çok çok iyi Elhamdulillah. O gittikçe yayılır zaten. Allah daha kapsamlı, daha detaylı, daha iyi imkanlarla daha güzel filmler hazırlamayı size nasip etsin. Ama bu mevcut imkanlarla çok güzel, bütün basında yer aldı. Üstadımızın tanınması, sevilmesi ona muhabbetin artmasında çok önemli ciddi bir vesile.
MEHMET TANRISEVER: Ona muhabbet artması Hocam, Kuran’a artması. Kuran‘ı anlattığı için hayatında, Kuran’a artıyor, Peygamber’e (s.a.v) artıyor; onun muhabbeti. Ona yönlendiriyor insanları. Film bir şey anlatmıyor orada. Onun temsil ettiği makam; Kuran ve sünnet.
TARKAN YAVAŞ: Hocam, Mehmet Tanrısever önceki filmleri de maşaAllah çok büyük etki yapmıştı. Bu “Sürgün, Minyeli Abdullah 1-2”.
MEHMET TANRISEVER: Beş yüz bin seyirci gelmişti. O zaman sinema bile yoktu. Çok mübarek oldu. Belki şu andaki İslami güçlenme o zaman başladı. 1990’larda o zaman siyasi partilerin gücü bile yoktu. Yüzde on barajını çok aşamazlardı. Doksanları bir hesaplayın şimdi muhafazakarların bilinçlenmesi, güçlenmesi o yıllardan sonra başladı. Doksandan sonra ondan sonra başladı; Müslümanlara baskılar, zulümler, Şubat kararları. Benim de hesaplarıma el konuldu, evlerim kurşunlandı, taciz ettiler.
ADNAN OKTAR: Hocam mücahit. Ama hakiki mücahit, anlattıkça olaylar ortaya çıkıyor. Allah ilminizi, feyzinizi arttırsın.
MEHMET TANRISEVER: Sizin de durumlarınızı biliyorum Hocam. O zamanlardaki sıkıntılarınızı da biliyorum.
ADNAN OKTAR: Bu çok önemli maşaAllah. Radyonuz çok iyi Elhamdülillah. 24 saat Kuran okunuyor, Türkçe meal. Feza Radyo çok güzel. Bizim çocuklar sürekli dinliyor arabada gelip giderken, çok büyük kolaylık.
MEHMET TANRISEVER: Bütün aydınlar da izliyor Hocam, sanatçılar. Geçen Özcan Deniz bana ayetler anlatıyor. Biz stüdyoda beraberdik. Dedim; “sen nereden biliyorsun?” “Ben Feza Radyo dinliyorum” dedi. “O radyo benim, sahibiyim” dedim, sarıldım adama. Kuran ayetleri anlattı; Özcan Deniz kardeşimiz. “Benim radyom ona kayıtlı, arabamdaki frekans” dedi.
ADNAN OKTAR: Allah sizi böyle istihdam ediyor. Bediüzzaman’ın hayatını anlatmanız; tabiî hem Allah sevgisini anlatıyorsunuz hem Resulullah sevgisini anlatıyorsunuz hem mücahidliği hem ahir zamanı hem Hz. Mehdiyeti hem İslam ahlakının dünya hakimiyetini, İttihad-ı İslam’ı, Türk-İslam Birliği’ni de anlatmış oluyorsunuz. Çünkü Türk-İslam Birliği’ni en mükemmel savunan insandı Bediüzzaman; ahir zamanda. İttihad-ı İslam’ı en mükemmel en net en açık savunan insandı. Dolayısıyla çok güzel oldu. İnşaAllah bölüm bölüm mesela; birinci bölüm, ikinci bölüm, üçüncü bölüm olarak da, Allah inşaAllah size nasip eder. Dua ediyoruz mutlaka kafanızda güzel projeler vardır.
MEHMET TANRISEVER: Mesela; Çanakkale var şimdi, Menderes’i yapacağım, onu düşünüyorum. Abdulhamit düşünüyorum onları hep canlandırmak istiyorum. Bugünü anlatmak istiyorum bir taraftan.
ADNAN OKTAR: İmam Rabbani gelir, Abdulkadir Geylani gelir.
MEHMET TANRISEVER: Bin yıllık tarihimiz var, İslam tarihimiz. Amerikalılar gibi 200 yıllık tarih değil. Konu sıkıntısı çekiyorlar, film çekecekler konu bulamıyorlar.
ADNAN OKTAR: Hocamıza Allah uzun ömür versin, bereket versin. Mümin kardeşlerimiz de tabii her yönden Hocamızı desteklemeleri gerekiyor bizler de kalben destekliyoruz. Hocamızın şevki bayağı güzel. Öyle güzel filmler olacak ki, mesela iki yıl sonra ayrı güzel bir film, dört yıl sonra ayrı güzel bir film.
MEHMET TANRISEVER:Hocam bu film Çağrı’dan daha güzel oldu. Ondan daha çok dram daha sosyal film. Çağrı savaş filmi olarak gösterildi. Oysa Peygamberimiz (s.a.v.)’in hayatında üç günlük savaş var. Bir Uhud, Hendek, Bedir; birer gün. Oysa sosyal yönü verilmesi gerekiyordu, verilmedi nedense. Bu film öyle değil. Aksiyon yönü on dakika, geriler hep sosyal yönü. Kardeşlik, yaşantı, sıkıntılara karşı sabır, insanlık. Peygamberimiz (s.a.v)’e esas öyle film yapmak lazım. Onun için bu film ağlatıyor insanları.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, şimdi Hocam Çağrı’nın kat kat daha güzeli film hazırlayacak. İleride göreceksiniz Allah nasip edecek, Allah imkanlarını arttıracak. Hocamız daha genç daha olgunluk çağında daha, inşaAllah. Gerçek Çağrı’yı çekecek Hocamız inşaAllah. Geniş imkanlarla, geniş coğrafyada, inşaAllah. Film çekimlerinde bol malzemeye ihtiyaç oluyor, bol paraya ihtiyaç oluyor. Evde de düşündüm “Hocama bazı tavsiyelerde bulunayım” dedim. Nacizane hani var ya böyle eleştiri tarzında. Ama baktım hep parayla ilgili. Hocam, orada koyun sürüleri de olsun, tavuklar ortada gezinsin, doğal bir görüntü verelim. Mesela elbiseler eski olsun, ama elbiselerin eskitilmesi çok para, o da bir emek.
MEHMET TANRISEVER: Bin tane kostüm kullanıldı Hocam burada. Bin elli figürasyon, iki bin beşyüz obje. On beş ay önce girdim bu çalışmaya. Şu anda bir milyona yakın reklam düşünüyoruz. O projeyi de verdim, tanıtım reklamı.
ADNAN OKTAR: “Hocama bunu derken vicdanen de ben bunu nasıl söylerim” dedim.
MEHMET TANRISEVER: Merak etmeyin, Türk sinemasında böyle film çekilmemiştir. Ona iddia ediyorum. Dönem filmi çektik biz. Çıksın karşıma bu kadar kaliteli, güzel. Bir de film çekebilirsiniz ama kalp ve ruhu veremezse bir yönetmen. O da imanla olur hatta, o noktayı da veremez. İman meselesi farklı bir şey, o ruhu verirsiniz oturuşuyla, kalkışıyla, bir üstadı, bir insanı çekeceğiniz zaman. O ruhu verdiğiniz zaman işte gözlerin içindeki pırıldama başlıyor. Bu da imanla oluyor, bizim en büyük avantajımız bu; iman. Onlar mekanik anlatıyorlar, hatta duygu bile arayamıyorsun. Çünkü o ağlıyor, sen ağlayamıyorsun. Çünkü ruh yok, iman ruhu yok. Mekanik, teknoloji, bilmem ne ışıklar. Geldi-gitti ama ruh yok.
ADNAN OKTAR: Şimdi benim kanaatim, Hocamız diyor ki “şu filmden, bu filmden Türk filmlerinin en iyisi”. Bence dünya filmlerinin en iyisini yapacak Hocamız. En ünlü yönetmenlerden daha etkili olacak, en ünlü yapımcılardan daha iyi olacak, inşaAllah.
MEHMET TANRISEVER: Öyle yapmasak da namert olsun yaşadığımıza. Ölelim daha iyi. Tabii Hocam ne gerek var, yaşamaya ne gerek var. Hiç çıkmayalım o zaman, meydana çıkmayalım. Ama iddia ediyorum bu filmde. Hatta dünyada beş yüz bin film var. İlk elli film arasına girer bu. İmani yönden Tutku’yu falan aşar. Onda duygu sömürüsü, Hz. İsa (a.s.)’a dövme, sövme. Burada dozajında ama bir merhamet, bir sevgi, büyük bir kahramanlık, büyük bir sabır, büyük bir coşku filmi seyrettikten sonra huzur geliyor. Diyorsun; “ben ne kadar zenginim. Hoca Efendi bir ekmeği on beş günde yiyormuş”. Bir kilo balı üç ayda, ama hiç isyan etmemiş. Dik durmuş nağmerte karşı Küheylan olmuş. Ayağa kalkmamış, esir kampında ayağa kalkmamış. Kralın yeğeni geliyor. “Sen kimsin?” “Ben Müslüman bir alimim” diyor. Yargılanıyor idam edilecek, iki rekat namaz kılacak, koşarak gidiyor. Adam da orada merak ediyor. “Neden koşarak gittin?” “Bir an önce Rabbime kavuşmak istiyorum” diyor. Ondan sonra bırakıyor. “Tamam, sen haklısın, özür dilerim” diyor. Ruh vermek lazım topluma, iman ruhu Rabbine kavuşmak.
ADNAN OKTAR: Hocamızla biz böyle konuşmasak tanımayacaktık. Kardeşlerimizde tanımayacaklardı. Hocamızı övmek için söylemiyorum da tam mücahid, maşaAllah. Hakikaten ben normal film yapımcısı olarak biliyorum Hocamızı. Hakikaten bilmiyordum böyle dava adamı olduğunu bilmiyordum Hocamızın.
MEHMET TANRISEVER: Hocam, yirmi dört saat Kuran nasıl yayınlanır başka türlü. Ben zaten davam için yaşıyorum. Eskiden bir iki hanım daha alalım, bir iki şeyler yapalım, dünyevi şeyler, rahatlık, evler, köşkler. Bakıyorum, bakıyorum şimdi hepsine şey geldi bana, Allah sevgisi. Hepsinin önüne geçti. Ne mal ne mülk. Kuru ekmeği yerim. Ama çok şöhret de istiyorum, çok para da ama o davaya hizmet için. Ye kürküm milleti var bu zamanda. O kürke sahip olalım ama davaya hizmet edelim.
ADNAN OKTAR: Allah bereket versin, yolunu açsın. Biz bütün gönlümüzle Hocamızı destekliyoruz. Ama aklı başında, samimi her Müslüman Hocamızı desteklemesi lazım. Alenen, açıkça hakiki dava adamı Hocamız. Halis muhlis dava adamı. Coşkusu açık, şevki açık, heyecanı açık. Allah ona nasip ediyor, böyle bir filmi de bu da önemli konu. Demek ki Allah, ahir zamanda güzel hizmetler yaptıracak.
MEHMET TANRISEVER: Burada olmamızla da bir hizmet şu an.
ADNAN OKTAR: EvelAllahzaten bugünden itibaren durum değişir. Ama çok iyi oldu hakikaten demek ki Bediüzzaman diyor; “her şeyde ifrat, ifrattır. Ama irtibatta ifrat olsun, sık görüşün, bağlantıda olun” diyor. Müminlerin birbirlerini tanıyıp, birbirleriyle muhabbet etmesi çok hayati bir konu. Allah ilminizi, feyzinizi, gayretinizi kat kat arttırsın. Şevk versin, uzun ömür versin, çok uzun ömür versin.
MEHMET TANRISEVER: Uzun ömüre de merakım yok. Allah hayırlı ömür versin diyelim. Bıktım, yoruldum artık dünyaya da bir daha Allah beni getirmesin. Çok zor bu dünyada yaşamak çünkü. Her taraf görüyorsunuz kirlilik, şu bu. Ben kendim için üzülmüyorum; topluluğun kirliliğini görüyorum mutlu bile olamıyorum. Her şey vermiş Allah ama mutlu olamıyor. Niye? Allah sevgisi onları görüyorum niye sevmiyorlar Allah’ı diye üzülüyorum o zaman.
ADNAN OKTAR: Ne kadar zorsa dünya o kadar çok sevap olur. Şimdi senin topladığın sevap iki yüzyıl önceki insanların sevabı ile aynı olmaz. Ahir zamanın şiddeti arttıkça sevabın şiddeti artar. Senin filmine her giden bir insandan aldığın sevabı bir düşün. Zorluklar içinde yapılan çalışmayı bir düşün. Mesela size yapılan baskıyı bir düşünün, hepsi sevap açısından çok faydalı. Onun için bir daha gelmek nasip olsa sevap açısından gelmek isterdiniz. Siz bize lazımsınız hem de çok lazımsınız. Allah hepimize cennet nasip etsin ve hepsinin başında rızasını; Allah rızasını, rahmetini nasip etsin bizlere, rızası yeter inşaAllah. Cennette Cemalullah’la şereflendirsin bizi. İnşaAllah en zor zamanlarda en iyi hizmetleri yaparak en fazla sevabı almayı nasip etsin Cenab-ı Allah. Çünkü Bediüzzaman zorluklar içerisinde sevab aldı. Onun aldığı sevabı şu an birçok kimse alamaz. Öyle siz dediniz ya; “işinde gücünde, çoluğunda çocuğunda”.
MEHMET TANRISEVER: Dinsizlik modasıydı o zamanlar, komünizm modası, faşizm modası vardı. Avrupa kasıp kavuruyordu. İkinci dünya savaşı onların başından patladı komünistler ve faşistler çıkarttı savaşı. Deccalların savaşıydı ama bu ülkeye dokunmadı. Onların sayesinde kapıya kadar geldi buraya gelmedi Bulgaristan, Yunanistan, yandı Karadeniz’in boyları her tarafı ama buraya gelmedi. Onları birbirine soktu deccal savaşıydı.
ADNAN OKTAR: O mucize. Bediüzzaman diyor; “Risale-i Nur set oldu. Anadoluya girmedi” diyor, Allah’ın vesilesiyle. Hakikaten hayret vericidir. Dünya derin devleti Türkiye’nin savaşa girmesi konusunda bir türlü başarılı olamadı. Çok bastırdılar, çok uğraştılar hiçbir şekilde girmedi.
MEHMET TANRISEVER: Güya “birsiyasi adamın dehası” diyorlar, İnönü için. Deha ise ekonomiyi niye düzeltemedi o zaman. Siyaset o kadar dehası varsa, değil mi? Allah yardım ediyor topluma. Bu mazlumları, bu Çanakkale’de şehit olmuş torunları büyütmek için bu nesli yetiştirmek için Allah sokmadı. Bir de gelseydi tamamen biterdi yani. Türkiye Cumhuriyeti diye bir şey kalmazdı, o savaşa girseydi. Almanlar falan girseydi bombalansaydı kalmazdı ülke.
ADNAN OKTAR: Filmle tebliğ hakikaten en başarılı yöntemlerden bir tanesi, her zaman kafamda olan düşüncedir. Mesela Resulullah’ın hayatını filmle anlatmak müthiş bir yöntem. Mesela Çağrı filmini çocuklar ezberden anlatıyorlar. Ama kitaptan okuyup anlatan çocuk çok nadirdir. Görsel hafıza çok önemlidir, gözüyle görüyor yaşıyor ve sıkılmadan hiç zorlanmadan detayları görebiliyor. Filmdeki detayları çok güzel birbirlerine anlatabiliyorlar. Onun için tebliğ metodu olarak çok hayati bir yöntemle, Allah sizi başarılı kılıyor. O çok dev bir olay, çok önemli bir olay. Allah inşaAllah, sizin gibi başarılı yine kardeşlerimiz geliştirsin. Sayınızı arttırsın bize çok fazla başarılı yönetmen, senarist, değerli kardeşlerimiz gerekiyor. Ahir zamanda inşaAllah onların hizmetlerini göreceğiz. Birbirinden güzel, heyecan veren çok güzel filmler olacak. Aslında en temel eğitimin filmle olması lazım. Birinci derecede eğitimin filmle olması lazım müthiş bir şey.
MEHMET TANRISEVER: Amerika örnek, Hollywood, bütün dünyayı iknası sinemayla.
ADNAN OKTAR: Hem keyifli hem rahat hem sıkılmadan hem de bilinçaltını en mükemmel etkileyen en akılcı yöntem. İkna açısından çok mükemmel bir yöntem. İnşaAllah çok iyi olur. Tabii zengin bir kadro, zengin imkanlar her yönden güçlü bir yapım olması için de dayanışma gerekiyor. Müslüman kardeşlerimizin, sevenlerin inşaAllah mutlaka böyle hayır yolda hareket eden kardeşlerimize canı gönülden destek olması lazım. Seyredip “ne kadar güzel” deyip bırakmak değil, “maşaAllah çok güzel” deyip, canı gönülden de destek olmaları gerekiyor.
MEHMET TANRISEVER: Bunu vakfa döndürmeyi düşünüyoruz Hocam, arkadaşlarla vakıf kurmak. Sanat vakfı ki, bütün Müslümanları ona ortak etmek. Çünkü benim şimdi şahıs olduğu için “Mehmet Tanrısever para kazandı” derler. Burada herkes oraya yapılan iş vakıfta kalacak. Zarar da etse, kar da etse vakıf hizmeti olsun. Amerika’da Hocam, bir şey anlatacağım. Ahmet Çalıklı diye bir iş adamı var. On iki sene önce bir görüşmemizde benim yapımcı olduğumu duymuştu. “Ben bir uçak seyahatinde bir Amerikalıyla tanıştım. Bilmem ne sinema vakfının başkanı. Bütçeleri kırk milyar dolar” dedi, 12 sene önce. Ahmet Çalıklı bana dedi ki o zaman; “ben ileride para kazanırsam ben de yapımcı olmak istiyorum” dedi, ismini de veriyorum. Kırk milyar dolar bütçesi vakfın. Onun için bizim de bunu vakıf olarak kurmamız lazım. Binlerce insanı, gönül dostlarını buna ortak etmemiz lazım. Yüz lira ise, bin lira ise, bir milyon lira ise veyahut dünyadan toplamak lazım. Böyle bir hareketi vakıf olarak yapmamız lazım.
ADNAN OKTAR: Hocamız çok iyi konuştu. Vakıf en net olay, en net olay. Şimdi mesela düşündüm, maddi yönden yardım eder. Ama hakikaten adam tedirgin olabilir, “acaba nereye gidiyor?” Ama hakikaten güçlü, böyle iyi kontrol edilebilen. Çok güvenilir insanlardan oluşmuş mütevelli heyeti var. Büyük bir vakıf, zengin ve güçlü bir vakıf. Şahane olur yani bu hakikaten acil ihtiyaç, en az bu film kadar.
MEHMET TANRISEVER: İnşaAllah bu sene onu düşünüyorum. 2011’e de böyle giriyoruz. Burada olmam tarihi bir olay. Vallahi 2011’e nerede giriyorum? Herkes rakı şişesinde, göbek dansında biz nerelerde giriyoruz, Allah Allah. Bu büyük bir devrim değil mi? Büyük bir devrim, değil mi? Büyük bir inkılab, büyük bir açılım, değil mi? Miladi bir yıl oluyor. Vallahi Hocam siz ne mübarek bir insansınız. Gerçekten ben sizi uzaktan tanıdım ama şeref duydum. İyiki geldim buraya. Benim de şirketim vardı, eskiden on beş-yirmi sene önce. Havuzlar, diskolar yaptım. Benim burada niyetim farklı. Sonra Radyo kurdum. İnsanın niyeti olacak görüntüsü değil yani.
ADNAN OKTAR: Siz iş adamıydınız, değil mi?
MEHMET TANRISEVER: Hocam dedim ya beş yüz kişi çalışıyordu bende. Danslı, diskolu fabrika diye geçiyordu bizim iş yerimiz. Mehmet Tanrısever, Hocam.
ADNAN OKTAR:Benhatırladım sizi, gazetelerde yer alıyordu.
MEHMET TANRISEVER: Hocam, hoplar zıplardık. Fabrikayı kapattık ama şimdi sinemayla, ticaretle uğraşıyorum.
ADNAN OKTAR: Ama hayret, iş adamlığından böyle bir şey inanılır gibi değil, maşaAllah, elhamdülillah.
MEHMET TANRISEVER: Medeniyeti hep avamlar kurdu. Bir Hintli, babası İngiliz, bana şunu söyledi yedi sekiz sene önce. “Ademoğullarından bugüne kadar yirmi beş medeniyet kuruldu. Bunun yirmi üç tanesini fakir insanlar kurdu. İlkokul mezunu bile değillerdi bunlar. Medeniyeti bunlar kurdu. Medeniyetin dört felsefesi vardır. Bir tanesi iman diğeri makbul iş yapacaksın. Diğeri eşitlik prensibi, sosyal eşitlik. Diğeri de dürüstlük. Bana bunu anlatıyor.
ADNAN OKTAR:Diyorum; bizim bu Kuran’da var, Asr Suresi. Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım. “Asra andolsun; gerçekten insan, ziyandadır. Ancak iman edip salih amellerde bulunanlar, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve birbirlerine sabrı tavsiye edenler başka”.İnşaAllah bu ülkede, medeniyette olur.
O zamanlar çok ciddi dikkat çekmişti. Ben hatırlıyorum. İşçileri çok seviyordu Hocamızı. Böyle çok mümin, muttaki olanları imana teşvik eden, Kuran’a teşvik eden, değil mi? Çok iyi hatırlıyorum bayağı olay olmuştu, çok dikkat çekmişti. Şimdi de maşaAllah çok iyi oldu Hocamızla tanışmamız. Bayağı elhamdülillah, çok güzel.
Fakat şu vakıf sözünüz çok hayati onu bütün Müslüman kardeşlerimiz, özellikle dikkat çeken, önde gelen ağabeylerin. Çok çok hayati.
MEHMET TANRISEVER: Ona bir kurucular yapalım. Toplumun güven duyduğu insanlar olsun inşaAllah. En sevilen, en güven duyulanları, onların şeyi şaşmaz olsun, inşaAllah. Ve onların yapacağı başarı. Dua edin, inşaAllah. Bu gecenin, 2011’in, gecenin hürmetine, bu çağın hürmetine, böyle bir vakıf da kurulsun. Yılda böyle on beş-yirmi filmi dünyaya tanıtalım.
ADNAN OKTAR: Allah nasip etsin, Allah mübarek etsin.
MEHMET TANRISEVER: İnşaAllah. Bu ülkede çok şeyler çıkar.
ADNAN OKTAR: Çok önemli. Çünkü hakikaten mesela insan evini hibe etmek isteyebilir vakfa, arsasını hibe etmek isteyebilir. Büyük mesela çok büyük dededen kalma yerler vardır.
MEHMET TANRISEVER: Zekat verebilir.
ADNAN OKTAR: Zekatını verebilir.
MEHMET TANRISEVER: Ama sinemaya olacak bu, tek bunun gayesi sinema.
ADNAN OKTAR: Tabii mesela vakfın amacı, bu tarz film.
MEHMET TANRISEVER: Film çekmek, çizgi ve sinema filmi.
ADNAN OKTAR: Hattaçekilecek filmlerin listesi de verilebilir. Vakfın amacı da budur. Bunlar yapılacak. Bir de dünyanın her tarafından bağış olur. Sırf Türkiye’den değil.
MEHMET TANRISEVER: O ülkelere de gidilecek film seyredilecek.
ADNAN OKTAR: Tabii tabii. Mesela; Suudi Arabistan’dan da olur, Kuveyt’ten de olur. Her yerden olur. Bahaneleri de olmaz. Çok şahane. Mesela dünyaca hatta mütevelli heyetinin dışında da böyle mesela başka vakfın yan kolları oluşturulur. Orada da dünyanın çok ünlü yine ileri gelenleri.
MEHMET TANRISEVER: Sinema okulları açılabilir, kurslar verilir. Kendi beyin kadrolarımıza sahip çıkılıp, inşaAllah. Dua yapalım, olabilir. Zor değil bunlar.
ADNAN OKTAR: Hocam acayip müteşebbis. Ben o zaman biliyordum. Müthiş enerjisi var.
MEHMET TANRISEVER: Sevap kazanalım, inşaAllah. Toptan değişim yapmamız lazım. Dedelerim de Akseki’den gelme zaten.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Kardeşimiz çok candan, maşaAllah. Allah şevkini arttırsın. Çok sevap kazanıyorsun. O devirden beri bak şimdiye kadar kesintisiz, nerede hizmet edilecek şey varsa hep böyle. Bir de alışılmışın dışında ataklar yapıyor. Mesela boş alanları iyi seçiyor Hocamız. Mesela eksik yerlerden ve en etkili olacak yerlerden yaklaşıyor.
MEHMET TANRISEVER: Okullarım da var Hocam benim, okullar da açtım.
ADNAN OKTAR: Öyle mi? MaşaAllah.
MEHMET TANRISEVER: Dershaneler var. Onları Fethullah Hocanın grubuna verdim. Onlar işletiyorlar. Benim Mombasa’da okulum var mesela.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
MEHMET TANRISEVER: 12-13 sene önce açtım. Orada ilkokul, şimdi belki 1000 kişi vardır, bilmiyorum.
ADNAN OKTAR: Elhamdülillah.
MEHMET TANRISEVER: İki sene kendim işlettim, devrettim.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdülillah.
MEHMET TANRISEVER: Aradan bir sene geçmiştir. Orada 11 kişiyle başladık, talebe. Bir sene içinde bir şifre geldi. “Bir kardeşimiz” dedi, “imana geldi” dedi. Mesela orada bir zenci çocuk. Obama’nın memleketi işte, Hasan (r.a), Hüseyin (r.a.)’in memleketi. Dershaneler açtık, burslar verdik. Biz hep hizmetin içindeyiz zaten. Başka bir davamız yok.
ADNAN OKTAR: Allah size daha çok sevap kazanma imkanı versin. Yolunuzu açsın o vakıf konusunda, inşaAllah.
MEHMET TANRISEVER: Buna dua yapalım. Bu çok önemli.
ADNAN OKTAR: Evet öncelikle o çok hayati.
MEHMET TANRISEVER: Fert olarak değil,toplumsal bakış vermek lazım, toplumsal eğitim. Çünkü onu görecek, kendi çocuğunu kaybettiğini görüyor, çevreyi ve kirlenmeyi görüyor ki, bu internet, televizyon, film. O zaman ben de sahip çıkayım. Ben de bin lirasını vereyim o zaman. Benim de yüz lira katkım olsun bu filmde.
ADNAN OKTAR: Ama şimdi bu vakıf olayı hakikaten bu tebliğde en vurucu olan olacağı için, vuruş gücü en yüksek olan olduğu için; Müslüman kardeşlerimizin de en ziyade dikkat etmesi ve en ziyade desteklemesi gereken sistem olarak görülüyor. Çünkü mesela derse ki; “bir matbaa kuralım”. Matbaadan çok daha etkili olur. Kıyası kabil değil yani, açıklanamaz.
MEHMET TANRISEVER: Kıtalar arası füze gücünde bu, atom bombası. Buradan atıyorsun on bin km, 40 bin km. Bu farklı bir olay sinema, işte buna Allah uyanıklık versin Müslümanlara yani uyanıklık versin. Bunu çok önemsememiz lazım. Türkiye’de 1 milyar dolar bile harcasa böyle bir sinema için Kültür Bakanlığı, çok şey mi? 1 milyar nedir? 200, 350 milyar dolarlık bir bütçede binlerce film yapılabilir. Onlarca çizgi filmle çocuklarımızı eğitebiliriz. Takviye olur, eğitime takviye. İleride belki Tayyip Bey’e de söylerim. Belki onu da getiririz.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah Hocamın ufku o kadar geniş ki yani, şimdi biz. Mesela çizgi film.
MEHMET TANRISEVER: Tayyip Erdoğan gelirdi, hep alkışlardı. Emine Erdoğan gelecek bizim filmimize inşaAllah, galaya gelecek.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah.
MEHMET TANRISEVER: Benim kardeşim bütün dünyadaki herkes. Hıristiyanları bile “Allah” diyorsa, küfre karşı dürüst davranıyorlarsa, zalim değillerse ben kardeş olarak görürüm. Hepsi Adem (a.s)’den, Havva’dan gelme zaten.Allah’a inanıyor. Üstad’ın işte bu filmde bunu anlatıyor. Diyor ki; “kardeşim yaz Hahambaşına, Vatikan’a. Bu zamanda küfre karşı birlikte olalım. Tek Allah’a inanıyoruz” diyor. Bunlar filmde geçiyor. Yazmışlar, böyle yazdırmış yani. Amerikaya serzenişte bulunuyor. “Amerika gibi dine saygılı bir ülke, siz Kuran’la giderseniz Kuran’la müşerref olabilir” diyor. 80 sene önce yazdıkları var benim elimde, onlar filmde geçiyor. Belki Amerika farklı bir boyuta geçiyor. Şimdi işte bir şeyler oldu. Bu filmde bu şifreler de veriliyor.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Şimdi bak Hocamız çizgi filmden bahsetti. İkinci dev silahtır bu, manevi silah. İlim muazzam, yani çocukların eğitiminde ana konu diyebilirim. Çizgi filmle çocuk eğitmek hem çok kolay hem çok zevkli ve hem çok etkileyici, muhteşem olur. Ama bunda tabii çok büyük bir kadroya, maddi güce ihtiyaç var. Onun için Hocamızın bu vakıf düşüncesine bütün Müslümanlar, kardeşlerimizin yurt dışında da, yurt içinde de tarikat, mezhep hiç fark etmez. Herkesin canı gönülden destek olması lazım. Çünkü Hocamız çok şevkli.
MEHMET TANRISEVER: Şu filmi Hocam, Amerikalılar 100 milyon dolara çekemezler. 15 ayda çekemez bu filmi sıfırdan başlayıp.Bir tanesine dedim ki, bir arkadaş, sinema yanlı “Amerika’da 50 milyon dolara çekerler” dedi. “Ben daha ucuz yaptım” dedim. “Yok 100 milyon dolara yapılmaz bu film” dedi. 163 dakikalık film. 2 buçuk saatin üzerinde bir film, “Çağrı” gibi.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Müteşebbis olmak çok ayrı bir ruhtur bu. Hakikaten böyle çok ayrı bir şeydir. Bu şevk işi bu, heyecan duyacak adam. Bundan zevk alacak Allah rızası için. Ufku açılır, hür teşebbüsün yapabileceği bir şey.
MEHMET TANRISEVER: Bir de Peygamberlik mesleği Hocam. 25 yaşında evlendi. 40 yaşına kadar yine müdürdü. Ticaretle uğraşıyordu.
ADNAN OKTAR: Ticaret yapıyordu.
MEHMET TANRISEVER: Evet alıp satıyordu.
ADNAN OKTAR: Tüccar.
MEHMET TANRISEVER: Çobanlık yaptı. Bu Peygamber mesleği. Hz. İsa (a.s)’da öyleydi.
ADNAN OKTAR: Çobanlık da, ticaret de vardı doğru. Tüccardı evet, güzel.
MEHMET TANRISEVER: O ruhta gelişti, toplumu tanıdı. Alış-verişlerde tanıdı, evlendi, sonra müdür oldu. Yine büyüttü işlerini. Peygamberimiz (s.a.v) hepsini, servetini Allah yolunda harcadı. Tecrübe orada, orada eğitildi.
ADNAN OKTAR: Yalnız tabii vakıfta, bir cemaate ait bir vakıf olması şey olur. Ondan kaçınacağız inşaAllah.
MEHMET TANRISEVER: Ben cemaatler üstündeyim. Allah, Kuran davası, bu. Burada radyomuz bir cemaat mi? Kuran anlatılıyor, mealden.
ADNAN OKTAR: Evet, çok güzel.
MEHMET TANRISEVER: Herkes benim Hocam, herkes benim kardeşim. Ben buraya niye geldim size? Fikirlerinizi, düşüncelerinizi seviyorum.
ADNAN OKTAR: Elhamdülillah.
MEHMET TANRISEVER: Fethullah Hocayı da severim. Abdulaziz Bayındır Hoca, onu da severim. Ben kimseye muhalefet değilim, herkesi seviyorum. Yeter ki “Allah” desin.
ADNAN OKTAR: Hocam, siz vakıf başkanı olursanız bizim gönlümüz müsterih olur. Öbür türlü rahat edemeyiz biz. Sizi vakıf başkanı yapacağız Allah’ın izniyle. Öyle olduğunda benim gönlüm rahat olur. Çünkü cemaatler üstü olduğunuz görülüyor. Bu çok hayatidir. Cemaatler üstü, bütün cemaatleri kucaklayan.
MEHMET TANRISEVER: Ben buraya niye geldim ki sizin duanızı almaya geldim.
ADNAN OKTAR: Çok güzel, evet, elhamdülillah.
MEHMET TANRISEVER: Şaibeleri bırakın, benim de hakkımda var. Ama yaptığım eylemler var.Ne anlatıyorsunuz? Allah’ı, Peygamber (s.a.v)’i anlatıyorsunuz. “Bunu sevin, bu yolda gidin” diyorsunuz. “Zındıkaya karşı dik durun. Eğmeyin başınızı”.
ADNAN OKTAR: Elhamdülillah, maşaAllah.
MEHMET TANRISEVER: Onlara imanı anlatıyorsunuz, Kuran’ı anlatıyorsunuz. Bu yeter.
ADNAN OKTAR: Şimdi cemaatler üstü olduğunuzu öyle bana ispat ettiniz ki, tam kanaatim geldi. Çünkü en uç vakalarda bile siz böyle düşünüyorsanız tamamdır.
MEHMET TANRISEVER: Amaöyleyimdir. Mesela bu filmde, filmin aslına uygun hep Kürtçe verdik konuşmaları. O halkın, yörenin konuşması hep Kürtçe alt yazı veriyoruz. O da bir milletti yani. Onların da kendi etnik konuşmaları, saygı duyuyorum. Ancak öyle kardeşim olur. Ama üstad da diyor; “Bu Türk milletine kılıç çekilmez” diyor. “Bin senelik İslam’a bayrak olmuş millete kılıç çekilmez. Haramdır” diyor. Onları da veriyorum.
ADNAN OKTAR: Yalnız şimdi kardeşimizin bir yönünü daha gördük. Çok yaman bir Nur talebesi aynı zamanda, yani öyle bir yönü de var.
MEHMET TANRISEVER: Estağfurullah, çok değilim. Bir senedir yeni tanımaya çalıştım, gerçekten söylüyorum.
ADNAN OKTAR: Yok yok, üsluptan anladım.
MEHMET TANRISEVER: Hepimiz Nurcuyuz. “Kuran” diyoruz. Nur demek, Kuran demektir zaten, açılım o. Üstad Kuran’ın tellalıyım yani o hep Allah’ı anlatmış, Allah’ın olduğunu, varlığını anlatmaya çalışmış. Bütün Risalelerde amaç o. Kitap diye koyuyorlar üzerine bir kitap. Öyle bir şey yok. O ayetlerle diyor ki; “bu Allah’ın varlığını anlatıyor, bu dirilmeyi anlatıyor, bu şunu anlatıyor” diyor. Ama sayfalarca anlatmış. Özü şu kadar ama onu yüz sayfaya anlatmış. Allah var, ahiret var, haşr var. Hep onu anlatıyor. Başka bir şey yok. Yani okuduğun zaman tefsir, açıklama, anlatıyor. Bir sayfada almış bir şeyini iki, üç sayfa yapmış, üç yüz sayfa yapmış. Bütün teması şu kadar, ana tema. Ama çok onu ikrar etmeye çalışıyor. Akla, bilgiye, kalbe ikna ediyor; Allah var. Ama o zamanda böyle moda varmış. Şimdi de televizyon modası var. Şimdi de bunu çözüm yapmışlar. O zaman komünizm modası vardır. Dinsizlik, fen modası vardı, felsefe modası vardı. Faşizm, ırkçılık modası vardı. Şimdi farklı bir moda başladı. Kasıp kavuruyor dünyayı, buna karşı ne yapmak lazım? İşte sinema.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah ne kadar güzel maşaAllah.Hocamızın bak o devirlerde başlayan şevkinin hiç düşmeden artarak devam etmesi.Ben hakikaten sizi konuşturdukça, sizi tanıdıkça daha sevgim, muhabbetim arttı. Bir de samimiyetiniz hayret verici, maşaAllah. Mesela cemaatler üstü olmak çok hayati bir konudur.
MEHMET TANRISEVER: Hepimiz kardeşiz.
ADNAN OKTAR: Evet çok güzel.
MEHMET TANRISEVER: Kürtler de benim kardeşim. Ben milliyetçi bir Türk’üm mesela çok koyu milliyetçiydim 70’lerde. Gidip bir Kürt’ün hayatını film yapar mıydım? Şimdi benim Hocam oldu. Neden? Dik durdu davasında, Kuran davasında. İsterse çingene olsun, isterse Yahudi olsun. Bu davada dik duruyorsa benim Hocamdır. Ben onun yaparım filmini yani taassup yok.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Hocam bir de Allah’ın aşkıyla delirmiş. Mesela o çok güzel yani coşku var. Deli aşık, bizim en beğendiğimiz gerçek mücahid vasfı.
MEHMET TANRISEVER: Biraz kaçırıyorum işte.
ADNAN OKTAR: Hayır çok güzel.
MEHMET TANRISEVER:Biraz burada da deliliğim var. Aşırı mı gidiyorum? Bilmiyorum.
ADNAN OKTAR: Orada aşırı mesela cezbe haline geliyorsunuzdur. Cezbedeyken insan inşaAllah sorumlu olmaz.
MEHMET TANRISEVER: Bu zalimler böyle, üzülüyorum çok bu zalimlere.
ADNAN OKTAR: Size her türlü imkanı veren Allah. Sizi koruyup kollayan Allah. Onlara gücü de veren Allah. Eğer onlar olmasaydı siz imtihan olamazdınız.
MEHMET TANRISEVER: İnşaAllah. Ama kardeşlerimiz imansızlığa doğru gidiyor. Pasife olmaya doğru gidiyor.
ADNAN OKTAR: Şimdi Ahir zamandayız. Ahir zamandayız. Onlar illaki olacak. Peygamberimiz (s.a.v) diyor; “Mehdi (a.s) zamanında Afganistan işgal olacak, Irak işgal olacak, Azerbaycan, bütün Müslümanlar birbirlerine düşecek. Kan gövdeyi götürecek. Fırat’ın suyu kesilecek, orada, o bölgede çok fazla kan akacak” diyor, Resulullah (s.a.v). Ve o ahir zamanın zaten ana özelliği deccaliyetin ana özelliği; küfrün ve dalaletin zenginliği, gücü, Müslümanların perişanlığı, kan akması, acılar içinde olması, Müslümanların birbirlerine düşmesi, mezheplere ayrılması, acı içerisinde çıkması. Yani Mehdi (a.s)’nin zuhuru için Allah bu zemini hazırlıyor. Yoksa Mehdi (a.s)’nin çıkmasının bir amacı olmaz o zaman. Mesela Allah önce Firavun’a bir güç veriyor. Zenginlik ve ihtişam veriyor.
TARKAN YAVAŞ: İnşaAllah.
MEHMET TANRISEVER: İnşaAllah deme, Firavun yerin dibine batsın Firavun zihniyeti.
ADNAN OKTAR: Allah’ın izniyle anlamında.
MEHMET TANRISEVER: Firavunlar batsın yani Hocam.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah, Allah’ın izniyle, anlamı o. Herkese malı veren Allah. Allah diyor, “sakın onlara bu malı vermemle onlara bir iyilik yaptığımı zannetme” diyor, Allah. Bak açıklıyor. “Onların canının azap içinde çıkması için ben bunu yapıyorum” diyor, Allah. Onun gerekçesini söylüyor. “Helakın şiddetini artırmak için yapıyorum” diyor, Allah. Kuran ayeti var. “Bu malı vermemin sebebi bu” diyor, Allah. “Sakın onların malları ve çocukları seni imrendirmesin. Ben bir tuzak kuruyorum” diyor, Allah. Kuran ayeti. Allah Firavun’a ve Nemrut’a tuzak kurmuştur ve onunla helak etmiştir. Yani o zenginlik, güçle zamanın Mehdi (a.s)’si kimdi? Hz. İbrahim (a.s)’di. Allah, Nemrut’u zengin etti, İbrahim (a.s) fakirdi o zaman. Nemrut’u helak etti. Hz. İbrahim (a.s)’i zengin etti.
MEHMET TANRISEVER: Dönem değişecek diyorsun, inşaAllah. Yaklaştı o zaman.
ADNAN OKTAR: Evet aynı şekilde şimdi ahir zamanda da deccaliyet zengin ve güçlüdür. Allah diyor; “onların yurtlarına, mallarına, her şeyine Allah sizi mirasçı kılacak” diyor, ahir zamanda. Kuran ayeti bak yine bu da. “Allah sizi mirasçı kılacak, salih olan müminleri mirasçı kılacağım” diyor. Hadislerde zaten Peygamberimiz (s.a.v)’in hadislerinde; “bu ayetten gaye Mehdi (a.s)’nin ahir zamanda dünyaya hakimiyetidir” diyor. Nur Suresinin 55. ayetinde Allah; “Sabrederseniz, imanlı ve salih olursanız, samimi olursanız sizi dünyaya hakim edeceğim. Ve daha öncekileri de daha muhteşem bir zenginliğe sahiptile (Daha önceki Firavunlar da)” Kuran ayeti yine. “Daha büyük mala ve servete sahiplerdi. Hepsini batırdım” diyor, Allah. Mesela Allah, Karun’a da mal veriyor, biliyorsunuz zenginlik veriyor. “Hatta büyük bir topluluk o anahtarları taşıyor”. Onlara zor geliyordur yani o kadar güç. “Onun muhasebesini yapan, onun kontrolünü yapan büyük bir topluluk vardı. Allah malıyla beraber hepsini batırdım” diyor. Allah’ın kurduğu tuzaktır bu yani mal verilmesi, sonra elinden alması bir tuzaktır. Allah’ın sistemidir. Bu Allah’ın sünnetullahı.
MEHMET TANRISEVER: Elhamdülillah. Vallahi büyük bir moral oldu bana şimdi bunları duymak.
ADNAN OKTAR: Allah’ın sünnetullahıdır. Zaten imtihan bunun üstüne oluyor. Bunu çok kapsamlı Kuran’da açıklamıştır, Allah. “Mallar, oğullar, kantar kantar altına karşı insanda bir sevgi kılındı kalplerde” diyor, Allah. Fakat imtihan vesilesi olarak söylüyor, Cenab-ı Allah. Hatta yolda gelirken ben çocuklara söyledim ayeti. Konuştuk beraber. Bak eşleriniz, çocuklarınız, yarım kalmasından korktuğunuz ticaret, evleriniz, aşiretiniz”, uzun uzun Allah sayıyor. “Eğer Allah’tan, Resulünden ve Allah yolunda mücadeleden, cehd etmekten daha hayırlıysa bekleyin, belanızı vereceğim” diyor. Onun için buradan ne anlıyoruz biz? Allah demek ki insanlara eşler veriyor, mallar veriyor, çocuklar veriyor, aşiret ve çevre veriyor. Onları, imtihan için, çekecek, cezbedecek mallarla ve imkanlarla donatıyor. Bunun dışında bir imtihan yöntemi yok zaten. Allah’ın yaptığı imtihan yöntemidir bu. Bununla batırıyor ve bununla çökertiyor Allah. Bak, “sakın da yanlış anlamayın” diyor, Allah ayrıca. “Ben onlara mal veriyorum diye sakın yanlış anlamayın”. Bizi uyarıyor, müminleri. “Onların canının azap içinde çıkması için özel yapıyorum” diyor, Allah. Özel bir Allah’ın sünneti olduğunu söylüyor bunun. Onun için yani mesela şu an deccaliyet çok güçlü, Hitler çok güçlüydü. Ama Allah yerle bir etti. Mussolini’yi ayağından astı, Cenab-ı Allah. Hitleri de feci şekilde...
MEHMET TANRISEVER: Kendi kendine intihar etti, vurdurttu.
ADNAN OKTAR: Tabii.
MEHMET TANRISEVER: Yaktırdı bir de cesedini aynı zamanda.
ADNAN OKTAR: Aynı zamandayakıldı tabii. Bak diyor ki; “kendi kalelerini kendi elleriyle yıkıyorlardı” diyor, Allah ayette. Kendi kendilerine yıktırıyor Allah, ayet var. Adam kendi yapıyor yani hiç kimseye gerek kalmadan. Binaları, birçok yeri kendileri ateşe verdiler. Kendileri yakıp yıktılar. Onun için Mehdiyet devrindeyiz biz, Allah sizi Mehdiyet devrinde istihdam ediyor. Sizi görevlendirmiş. Yani siz gayriiradi yapıyorsunuz bunu haberiniz yok. Mehdiyet’in zıl ve gölgesi altındasınız şu an.
MEHMET TANRISEVER: Yani kim kontrol ediyor?
ADNAN OKTAR: Cenab-ı Allah.
MEHMET TANRISEVER: O zaman özel kuvvet gibi, oraya bağlı çalışıyorum.
ADNAN OKTAR: Tabii, Mehdiyet’in zıl ve gölgesi altındasınız. Yani birçok kişi bunun farkında değil şu an. Bütün dünyada bu böyledir.
MEHMET TANRISEVER: Hz. İsa (a.s) da var mı Hocam? Gelecek mi? Geldi mi?
ADNAN OKTAR: İsa Mesih (a.s) dünyada şu an. Ama Bediüzzaman onu açıklıyor: “Siyaset cihedinde hizmet yapacak” diyor.
MEHMET TANRISEVER: Şimdi Hocam bir rüya anlatayım. Tabii bu özel ve önem uyandırdığı için. 12 sene öncesindeki bir rüyasında eşim, ofisteki bir toplantıda İsa (a.s) da yanımdaymış benim. Ben Hz. İsa (a.s)’nın sağ koluymuşum.
ADNAN OKTAR: Mesela bak demek ki çok büyük bir hizmet vereceksiniz ki çok büyük bir çalışma ki, yapıyorsunuz da yani.
MEHMET TANRISEVER: Üstad da başka bir arkadaşın rüyasında, benimle beraber olduğu zaman “Seyfullah” diyor benim için. O da on sene önce, iki binli yıllarda.
ADNAN OKTAR: Bediüzzaman “ilim kılıcı” diyor zaten. Bizim “elimizde nur var, topuz yok” diyor biliyorsunuz. Yani nurdan bir kılıç var. Onun kesebileceği sistem de deccaliyettir. Deccaliyet eğer zengin olmazsa gücü olmazsa zaten deccaliyet olmaz o zaman. Mesih Deccal’in özelliği ne? Bütün dünyaya hakim olması. Peygamberimiz (s.a.v.) ne diyor? “Onun yanında ekmek dağları, çorba dağları vardır” diyor. Ne demek? Gıda sektörü onun elindedir. Yiyecek sektörü onun elindedir. Dünyadaki bütün sistem onun elindedir. Bu anlama geliyor. “Yani dağlar gibi imkanlar elindedir ve muazzam harikalar gösteriyor, deccal” diyor. Demek ki bütün teknolojik imkanları, ahir zamanın bütün gücünü elinde bulunduracak. “Hatta Hz. İsa Mesih (a.s) gelir, kılıcıyla onun dizine dahi yetişemez” diyor Peygamberimiz (s.a.v.), Mesih deccal’in.
MEHMET TANRISEVER: Maddi güç olarak.
ADNAN OKTAR: Maddi güç olarak tabii. Buradan da zaten bu olay çok açık anlatılıyor. Bediüzzaman diyor; “askerce ve mektepçe, ilmi ve maddi ordularına karşı İsa Mesih (a.s)’in asker gücünün, talebe gücünün az olduğuna kinayedir” diyor. Mehdi (a.s) için de; “her ne kadar az da olsalar manen bir ordu kadar kıymetli ve kuvvetli sayılırlar” diyor, Bediüzzaman, Mehdi (a.s) talebeleri için. Yani Hicri 1400’de zuhur edeceğini çok açık söylüyor Bediüzzaman. 1400’de, Sözlerde. İnsanların gözünden kaçmış o. “1400 sene sonra gelecek hakikati asırlarında karib zannetmişler, yakın zannetmişler” diyor. Net tarih veriyor Bediüzzaman. “Benden 100 yıl sonra gelecek” diyor.
MEHMET TANRISEVER: Hocam, şey de gördüm. Bediüzzaman’ın, Mehdi-i Azam olarak da benim okuduklarımda o da çıktı. Şahsı manevi olarak kendini bahsetmiyor da Risalelere veriyor. “Onun şeyi bu olacak, işte zor şartlarda yazacak ama daha sonra gelenler daha şatafatlı güç olacak, onlara milyonlarca kişi destek verecek o hizmetlere ama biz kışta geldik. Siz cenneti baharda geleceksiniz” diyor.
ADNAN OKTAR: Bakın Bediüzzaman diyor ki bu konuda, Barla Lahikası sayfa 162’de. “O ileride gelecek acip şahsın”. Şimdi Bediüzzaman dediğinde doğrudur. Bediüzzaman’ın sözünü değiştirme uygulamaları var Ahir zamanda, bu da deccaliyete bir hizmet, bilmiyorlar. Bediüzzaman’ın sözüne dürüstçe yaklaşmak lazım. Bakın “o ileride gelecek acip şahsın, Mehdi (a.s)’nin bir hizmetkarı”, neymiş Bediüzzaman’ın görevi? “Mehdi (a.s)’nin hizmetkarıyım ben” diyor. Şimdi Bediüzzaman yalan söylüyor dersen, ben de o adama sen de yalan söylüyorsun derim. O zaman olmaz. “Ve ona yer hazır edecek bir dümdarı, Mehdi (a.s.)’a zemin hazır edecek bir dümdarı, yardımcı kuvveti ve o büyük kumandanın,” bak Mehdi (a.s)’ın mesleğini söylüyor, Bediüzzaman. “O büyük kumandanın pişdar bir neferi, önden gelen bir askeri olduğumu zannediyorum”. Bediüzzaman hangi görevle geldiğini çok açık anlatıyor.
MEHMET TANRISEVER: Onun neyi olduğunu zannediyorum diyor Hocam, Pişdar?
ADNAN OKTAR: “Pişdar bir neferi, öncü bir askeri olduğumu zannediyorum” diyor. Yani “ona zemin ishar ediyorum” diyor. Bak “o ileride gelecek,” geldi demiyor. “Acip şahsın, hayret verecek şahsın bir hizmetkarı, hizmetçisiyim” diyor. “Ve ona yer hazır edecek, yani zemin isare edecek bir dümdarı, yardımcı kuvveti ve o büyük kumandanın.” Mehdi (a.s)’ın görevini söylüyor bak. “Büyük kumandanın pişdar bir neferi, öncü bir askeri olduğumu zannediyorum” diyor. Çok net açıklamış.
ALTUĞ BERKER: “Geldiklerinde kabirde olacağım” diyor.
ADNAN OKTAR: Evet. Mesela bak diyor ki Mehdi (a.s)’nin vazifesi için; “birinci fen ve felsefenin tasallutuyla madiyyun ve tabiyyun taunu (Darwinizm ve materyalizm hastalığı) beşer içinde intisar etmesiyle, bütün dünyaya yayılmasıyla”, ki şu an yüzde doksan beş’ini kapladı Darwinist düşünce. Materyalist dünya şu an. “İntişar etmesiyle, yayılmasıyla her şeyden evvel” diyor. Mehdi (a.s)’ın birinci görevi olarak; “her şeyden evel,” bak her şeyden evvel demek ne demek? Ana görevi bu olacak. “Her şeyden evvel felsefeyi ve madiyyun fikrini materyalizm ve Darwinizm ve ateizm gibi fikirleri, Allah’ı inkar eden dinsiz akımları tam susturacak bir tarzda” diyor. Bakın, yarım değil, tam, kendi ifadesi. “Tam susturacak bir tarzda imanı kurtarmaktır”, yani iman hakikatlerini esas alıp imanı kurtarıyor. Ama Darwinizm’i ve materyalizmi yıkmayı birinci görev olarak belirtiyor Bediüzzaman. “Tam yapacaktır” diyor. “Ve ehl-i imanı, dalaletten muhafaza etmek. Ehl-i imanın da Darwinizm’e, materyalizme kaymasını engelleyecek” diyor. Bak, “dalaletten muhafaza etmek” diyor.
MEHMET TANRISEVER: Peki Hocam Hz. İsa (a.s.) Türkiye’de mi, Amerika’da mı?
ADNAN OKTAR: Bediüzzaman’ın sözü var. “Amerikada da olabilir, Avrupada da olabilir” diyor. Tam Bediüzzaman yer belirtmiyor. İsa Mesih (a.s.)’ın yerini söylemek zaten İsa Mesih (a.s)’a karşı...
MEHMET TANRISEVER: Peki benim o rüya doğru mu? Hz. İsa (a.s)’nın sağ kolu.Bu rüyayı eşim bir anlattı. Kıvırcık saçlı, oval yüzlü. Kaza falan geçirdi. Kiliseye gittim. Benim dostumdu Marovich. Baktım İsa (a.s)’ın orada resmi var. Ona benziyor eşimin anlattığı. Hatta ona da anlattım. O cevşen okudu orada bana. Tabii o da bir kaza geçirdi, şimdi evinde tekerlekli sandalyeyle. Ona da Allah şifa versin. İmanlı bir insandır.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah ben de çok seviyorum. Ben de hastanede ziyaretine gittim. Bize yemeğe de geliyordu. Diğer Hristiyanlarla beraber yemeğe de geliyordu. Hakikaten çok mazlum, temiz bir insan.
MEHMET TANRISEVER: Evet nur yüzlü.
ADNAN OKTAR: Allahualem şimdi duyulması belki şey ama bence gizli bir Müslüman.
MEHMET TANRISEVER: Biz fabrikaya geldik Hocam, biz Kuran okuduk bir sayfa. Dedim ki; siz bir İncil okuyun burada. Saygı duyuyoruz dininize” dedim. Çıkardı cevşen okudu.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. MaşaAllah.
MEHMET TANRISEVER: 10 sene önce.
ADNAN OKTAR: Bakın, Bediüzzaman Sözler sayfa 359’da diyor ki; “Şimdi Hz. Mehdi (a.s) gibi eşhasın, bak Hz. Mehdi (a.s) gibi eşhasın hakkındaki rivayatın (rivayetlerin) ihtilafatı ve farklılıkları ve sırrı şudur ki: Ehadisi tefsir edenler, (hadisteki açıklamalar) metn-i ehadisi tefsirlerine (hadis metinlerindeki açıklamalarına) istinbatlarına gizli manaları meydana çıkmalarına tatbik etmişler uygulamışlar”. Mesela diyor bakın örnek veriyor, buradan zaten anlaşılıyor. “Mesela: Merkez-i saltanat.” Neredeydi merkez-i saltanat? İstanbuldaydı. “O vakit Şam’da veya Medine’de olduğundan, vukuat-ı Hz. Mehdiyye, (Mehdi (a.s)’ın vuku bulması, Mehdi (a.s)’ın ortaya çıkması, faaliyete başlaması) ve Süfyaniyye’yi (Darwinizm ve materyalizm süfyaniyet) Hz. Mehdi ve Süfyan ile ilgili olayları Mearkez-i saltanat civarında olan Basra, Kufe, Şam gibi yerlerde tasavvur ederek, düşünerek öyle tefsir etmişler açıklamışlar)”. Halbuki Mehdi (a.s)’ın yeri neresiymiş? Merkez-i saltanat. “Merkez-i saltanatta çıkacak” diyor.
MEHMET TANRISEVER: İstanbul.
ADNAN OKTAR: “İstanbul’da çıkacak” diyor.Yani net söylüyor.
MEHMET TANRISEVER: O zaman biz İstanbul’da yaşıyoruz. Mehdi (a.s)’nin askerleriyiz hepimiz.
ADNAN OKTAR: Yani Bediüzzaman söylüyor; “ben Mekke’de, Medine’de olsam yine buraya gelirim. Hatta bana dediler ki; ‘sana hakaret ve iftira atılmaz. Onuruna biz söz söylenmez seni Amerika’ya götürelim. Amerika’ya, Avrupa’ya götürelim’ dediler. Ben hepsini kabul ediyorum. Yine buradan ayrılmam ben. Kale burası. Asla ayrılmam” diyor, Bediüzzaman.
MEHMET TANRISEVER: Beni Mekke’ye götürsen yine buraya gelirim. Burada yaşarım. Onun için 35 sene o hayata onun için razı oluyor. Bir seyid hapiste kalabilir mi? Ev hapsinde bilmem gözetim altında. Kaçar gider. Yani İran’a, Irak’a gider. Çileye katlanıyor, maşaAllah mübarek adam.
Size hayranım, maşaAllah. MaşaAllah, Müslümanların dilinin şerbeti olması güzel ahlaklardan biri. Ama bak ilk defa bu kadar çok konuşan gördüm. Siz bunları nasıl yetiştirdiniz Hocam, bu talebeleri? MaşaAllah, mübarek, hepsi pırıl pırıl. Cennetlik bunlar, yüzlerinden nur akıyor.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdülillah.
MEHMET TANRISEVER: Bu müritler yeter.Kendi evimmiş gibi bir de burada, öyle bana bir feyz veriyorsunuz ki rahat konuşabiliyorum. Ondan elektrik alıyorum yani enerji, öyle bir enerji veriyorsunuz ki o ilhamınız bana geçiyor. Elhamdülillah. 2011’e de nasıl giriyoruz bak.
ADNAN OKTAR: Elhamdülillah, elhamdülillah. Böyle mübarek bir Hocamızla giriyoruz elhamdülillah.
MEHMET TANRISEVER:Esas siz mübareksiniz. Ben askerim. Kılıç işte, davaya hizmet. Ben aciz, zayıf, ilmi olmayan, ilkokul mezunu bir insanım ben.
ADNAN OKTAR: Allah’ın inayetiyle.
MEHMET TANRISEVER: Benim ilmim falan yok, ben ilkokul mezunuyum. Onu da size söylüyorum. Kızdım film yapımcısına ben de çekeceğim daha iyisini dedim, çektim.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Allah yönetiyor sizi, Allah hareketlendiriyor.
MEHMET TANRISEVER: Filmi gelip göreceksiniz. Benim hayatımda yönetmenlik kursuna, herhangi bir yere gitmişliğim yok, setlerde gördüm. “Sürgün”ü çektik. 4 ödül aldı. Tam Osmanlı filmi yaptım. “Çağrı” gibi güzel bütçeli, güzel de oldu. Atlar, savaş sahneleri, animasyonlar kulladım. Müziklerini Prag’da yaptırdım. Senfoni çaldılar. 100 kişilik senfoni, 40 kişilik koro yaptırdım. Öyle müzikler var ki insanın böyle ruhaniyeti yükseliyor. İngiltere’de, bir şey anlatacağım, kusura bakmayın nasıl olsa sohbet... Orada montaj mix yapıyoruz. Diyor ki; “şu müzik ruhaniyeti veriyor, onu verin” diyor. O müziğin de ana temesa ya Cemil, ya Allah. Allah’ın isimlerini verdik. Oradan yola çıktık. Oradan nota gönderiyorlar. Ya Cemil Ya Allah’ı söylüyorlar. Koro sözler veyahut müzikle öyle yaptık, elhamdülillah. Hocam ne olacak, niye biz küçük görelim kendimizi kardeşim. Hepiniz yüksek tutun “imanın varken, kainata meydan okuruz” diyor Üstad.
ADNAN OKTAR:Bak Bediüzzaman, diyor ki; “şu sırdandır ki; Mehdi (a.s.), süfyan gibi ahir zamanda gelecek eşhasları çok zaman evvel hatta tabiin (Peygamberimiz (sav)'i sağ iken görmüş olan sahabeler zamanında dahi beklenmiştir” diyor, Mehdi (a.s.). Sahabeler sürekli soruyorlar Peygamberimiz (s.a.v)’e. Cübbeli de diyor; “günde beş vakit soruyorlardı” diyor. Peygamberimiz (s.a.v.) sürekli deccal, Mehdi(a.s.). Ne zaman gelecek? Nasıldır? Boyu nasıl? Nasıl faaliyet yapacak? “Sürekli sorarlardı” diyor, Cübbeli değil mi? “Ama şimdi hiçbir yerde minberlerde artık deccalden, Mehdi (a.s.)’dan bahsedilmiyor” diyor. Bu da deccalin, Mehdi (a.s.)’ın geliş alametidir. Deccaliyetin var olduğunu ve Mehdi (a.s.)’nin de faaliyette olduğunun alametidir. Ne zaman söylüyor ama bunu 10 yıl önce söylüyor. Biz de şimdi onu ortaya çıkarttırıyoruz tabii. Bak mesela “o dehşetli deccali yok edebilecek, mesleğini değiştirecek; ancak harika ve mucizatlı ve umumun makbulü bir zat olabilir ki, o zaten ziyade alakadar ve ekser insanların (insanların çoğunluğunun) Peygamberi olan Hazret-i İsa (a.s.)’dır diyor. Zat, şahıs olarak Hz. İsa (a.s.)’ın geleceği söylüyor, Bediüzzaman.
MEHMET TANRISEVER:Hz. İsa (a.s)’ı görelim, vallahi özledik. Ben görürüm, değil mi Hocam?
ADNAN OKTAR:Şimdi müminler zaten herkes sağ kolu, siz de sağ kolusunuz. Ama sağ koldan sağ kola fark var. Siz herhalde daha güçlü, daha atak bir faaliyettesiniz ki, Cenab-ı Allah size öyle güzel bir rüya göstermiş.
MEHMET TANRISEVER:Bir söz var Hocam, bir şey daha anlatacağım. Bilmiyorum yanlış mı? Doğru mu? Bir İngiliz geldiği zaman 7-8 sene önce bizim fabrikaya dedi ki; “ben iki senedir geliyorum” dedi. Annesi Hintli. “Uygarlık buradan doğacak” dedi, bizim fabrikayı gösterdi. Ben iki senedir, sonra ortadan kayboldu. 9 lisan biliyordu. 20 küsur tane milyon insan, bir daha da kayboldu. Telefonunu istedik vermedi, öyle de gitti.
ADNAN OKTAR:İşte yapacağınız hizmeti işaret etmiş, inşaAllah.
MEHMET TANRISEVER:Sonra da yayına başladık radyo kanalda Kuran.
ADNAN OKTAR:Haberiniz bile yoktur, belki Hızır (a.s.) gelmiştir.
MEHMET TANRISEVER:Telefonunu ver dedik. “Yok, siz beni bulamazsınız, ben sizi bulurum” dedi.
ADNAN OKTAR:Bak maşaAllah. Yapacağınız güzel hizmete.
MEHMET TANRISEVER:“Uygarlık buradan doğuyor” dedi. Onun söylediğini söyledim yalan yok bende, Allah biliyor.
ADNAN OKTAR:Güzel bir örnek, güzel bir çalışma olacağına manen işaret etmiş oluyor. “Hayırlı bir faaliyet olacak, hayırlı bir çalışma olacak” diyor.
MEHMET TANRISEVER:Şu anda da iş birliği için buraya geldim. Gönlüm nereye getirdi mübarek cuma gününde. Ben sizi aradım, siz beni aramadınız.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, elhamdülillah.
MEHMET TANRISEVER:Hocam, bayılıyorum sizin maşaAllah’larınıza. Bütün gün maşaAllah, inşaAllah’la geçiyor hayatınız.
ADNAN OKTAR:Elhamdülillah. Kehf Suresin’de geçiyor ikisi de. MaşaAllah da, inşaAllah da Peygamber (s.a.v); “deccal zamanında, Kehf Suresini okuyun, deccaliyet zamanında. Sır oradadır” diyor. Kehf Suresi’nde genç topluluğu var biliyorsun. Ailelerinden ayrılıyorlar. Ufak bir genç topluluğu. Onların başarılı bir çalışmasından bahsediyorlar, onların sonra ortaya çıkışı. Sonra Hızır (a.s.)’ın ortaya çıkışı. Ledün ilmi yani zahirde acayip gibi görünen yanlış gibi görünen bir insanın, batınında doğru olduğu. Halkın insanların yanlış yolda olduğunu zannettiği bir insanın aslında doğru yolda olduğu, Mehdi (a.s.) da böyle olacaktır. Halk yanlış yolda olduğunu zannedecektir Hızır (a.s.) gibi fakat, Mehdi (a.s.)’ın doğru yolda olduğu sonradan anlaşılacaktır. Faaliyetin doğru olduğu. Sonra da Allah ayetin devamında “Hızır Kıssası” bittikten sonra “Zülkarneyn Kıssasına” geçiyor. Dünya hakimiyetine geçiyor. Bu Kehf Suresin’de. Hep küçük topluluk Ledün ilmi, Batın ilmi, tanınmamak küçük bir grubun faaliyetleri derinlik ve etki ve arkasından dünya hakimiyetinden bahsediliyor. Kehf Suresi zaten Mehdiyetin hikayesidir. İnşaAllah siz Mehdiyetin dünyaya hakimiyetinin de bir filmini hazırlarsınız. İsa Mesih (a.s.)’ın inişinin filmini de hazırlarsınız, inşaAllah. Risale-i Nur Külliyatı ve hadislere göre çok çok şahane olur.
MEHMET TANRISEVER:Galamıza gelin Hocam.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah.
MEHMET TANRISEVER:Söz almış olayım da inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Gala hangi gün?
MEHMET TANRISEVER: Ayın dördünde TİM’de, 7-8 de kokteyl var. Maslakta TİM var, gelin, inşaAllah. Şeref verirsiniz, renk olursunuz. Filmi seyredin ondan sonra tekrar konuşuruz.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah.
MEHMET TANRISEVER:Hocam, iş birliği yapalım, ben buraya o yüzden geldim. Duanızı almaya geldim. Yaptığım eserleri görün dedim. Ben her şeye varım burada. Burada canım feda olsun.
ADNAN OKTAR:Allah rızası için, elhamdülillah.
MEHMET TANRISEVER:Sabah kalktım dedim ki. Benim içimden bir şey geçti, onu söyleyeyim. Hoca Efendiyi rüyamda Fetullah Hoca’nın cübbesini giydirdim. Allah Allah dedim. Bize Yusuf (a.s.)’ın medreses-i Yusufiye nasip olacak mı bakalım. Bir de baktım ki iş yerine geldim savcılık bana başsavcı soruşturma başlatmış. İçimden ne geçiyor? Medrese, hemen orada başlatmış. Bu cübbe giydirmek ne demek Hocam? Hoca Efendiye ben cübbe giydirdim, rüyamda.
ADNAN OKTAR:Şimdi güzel hizmetlerinizin, Allah böyle güzel işaretlerle bu yolda devam etmeniz için sizi şevklendirecek. Böyle rüyalar, harikalar sürekli olur zaten, sürekli olacaktır. Bundan sonra da olacaktır. O cemiyete, o topluluğa da güzel hizmet yaptınız, onlara da faydalı olduğunuzu gösteriyor, Cenab-ı Allah. Ona hizmet etmeniz, ona yardımcı olduğunuzu gösteriyor. Dolayısıyla İslam’a, Kuran’a yardımcı olduğunuz gösteriyor. Hocamıza cübbe giydirmek ne demek? Hizmet eden, hizmet ehli ama şerefli bir görevde olduğunuz anlaşılıyor. Herhangi bir görev değil de, güzel bir görevde olduğunuz anlaşılıyor. Şevkinizden de öyle olduğu anlaşılıyor. Size de bir şey olmaz. Medrese-i Yusuf’a sizin niyet etmeniz de yeter ama öyle bir şey olmayacak.
MEHMET TANRISEVER:Sabah işe giderken; Allah’ım bize de nasip olacak mı dedim? O da bir makam, oraya da girelim şeref alalım. Sonra bunu da duyunca dedim; herhalde bu şerefe şimdiden başladık.
ADNAN OKTAR:Ahir zaman, siz sevilen insansınız. Sanatçı insansınız. İslam’a ve Kuran’a hizmet ediyorsunuz, bayağı samimisiniz. Filmde zaten ortada öyle bir şey yok. Ama sizi çekemeyenler olabilir, bilmem ne. Savcılık zarureten tabii ki soruşturma açar. Mesela birisinin hakkında da bir şey söylendiğinde açar. Her şey olur, sizin gönlünüz müsterih olsun.
MEHMET TANRISEVER:İnşaAllah bu davalarda beraber hizmet edelim. Dualarınızla. Sık sık görüşelim, belirli zamanlarda.
ADNAN OKTAR:Her zaman yanınızdayız.
MEHMET TANRISEVER:İstediğiniz zaman ziyaretinize de gelirim.
ADNAN OKTAR:Elhamdülillah, inşaAllah. Bediüzzaman diyor ki; “hattâ, ‘Hz. İsa (a.s.) gelir, Hz. Mehdi’ye namazda iktida eder (uyar), tabi olur’, diye rivayeti bu ittifaka (birleşmeye) ve hakikat-i Kur’aniye’nin metbuiyetine ve hakimiyetine (Kuran hakikatlerine uyulmasına ve tabi olunmasına) işaret eder”, bütün dünyanın Müslüman olacağını söylüyor. Hz. İsa Mesih (a.s.)’ın gelişi ile beraber.
MEHMET TANRISEVER:Şöyle hesapladım, kıyametin kopacağından bahsediyor. Allahualem diyor tabii. 2070 kadar büyük yükselişi anlatıyor. Bundan sonra 2010’dan sonra başlıyor.
ADNAN OKTAR:2120 diyor Bediüzzaman kıyamet için.
MEHMET TANRISEVER:2070’e kadar.
ADNAN OKTAR:Tabii doğru. 70 yıllık bir hakimiyet var. Onu göreceğiz. Siz çok güzel bir zamandasınız. Bir bildiğim var ki söylüyorum.
MEHMET TANRISEVER:Görebileceğiz yani.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah.
MEHMET TANRISEVER:O zamanlar gelsin bir hizmet yapayım. Filmler çekeyim. O zaman diyeyim, oh elhamdülillah.
ADNAN OKTAR:Bak Sungur ağabey’e de dediler ki; “ölmek üzere, git, gör. Aklına da zayilik geldi. Bir görüşseniz iyi olur. Son artık yetişebilirseniz iyi olur” dediler. Gittim Sungur ağabeyi “sen velisin, senin aklına hiçbir şey olmaz. Gayet berrak kalacak senin aklın ve vazifeni yapmadan da ölmeyeceksin sen. Sen görevlisin ahir zaman da” dedim. Ne dedi? “’Ben görmeyeceğim, sen göreceksin Mehdi (a.s.)’ı’ dedi” dedi, Bediüzzaman.
MEHMET TANRISEVER:Mehdi (a.s.)’ı mi?
ADNAN OKTAR:Evet Mehdi (a.s.)’ı.
MEHMET TANRISEVER:Öyle mi dedi Hocam?
ADNAN OKTAR:Evet Sungur Ağabey söyledi. Talebeleri de vardı, kalabalık ortamda söyledi. Ben onunla, Kılıç Ali Paşa Camii’nde karşılaşmıştım. İlk geldiğim vakitler bizim çocuklar böyle yerde caminin girişte sağ tarafında böyle bir daire oluşturmuşlardı. O zamanlar hepsi sarıkla namaz kılıyorlardı. Papatya tarlası gibi olmuşlardı. Daire şeklinde oturmuşlardı. Sungur Ağabey gelince ben hemen ayağa kalktım. Kapıdan giriyordu, üzerinde oksit sarı bir cübbe vardı, devetüyü gibi. Başında o takkesi yine devetüyü gibi. Hemen elini öpmek istedim. Elini öptürmüyor zaten, Sungur Ağabey. “Adın ne senin kardeş?” dedi. “Adnan, Hocam” dedim. “Soyadın ne?” dedi. “Oktar” dedim. “Nerelisin?” dedi. Ankaralı’yım dedim. Hemen cebinden küçük defter çıkardı, kalemle. Bir ebced hesabı yaptı. Yani hiç konuşmadı. Bizim çocuklar da çok heyecanlandılar. Şaşırdık çünkü birdenbire adımı soyadımı sorması. Ben Hoca Efendi ile biraz aşağı doğru ilerledim. Camiinin aşağısına. Çünkü bayağı kalabalıktı kardeşler. En az 20 kişi vardı. Sungur Ağabey de çok iyi hatırlıyor. “Hocam Mehdi (a.s.), Nur talebesi mi olacak?” dedim. Merak ettiğim için. “Mehdi (a.s.) Nur talebesi olmayacak” dedi. Yani “Bediüzzaman öyle dedi” dedi.
MEHMET TANRISEVER:Kaç sene önce duydun Hocam bunu?
ADNAN OKTAR:1986’lardı. O zamanlar Sungur Ağabey derse de geliyordu çocuklara, ama ben görüşmemiştim. İlk defa camide.
MEHMET TANRISEVER: Nur talebesi olmayacak mı dedi?
ADNAN OKTAR: Peki nasıl olacak dedim ben yani o zaman. Böyle iki eliyle “’bambaşka olacak’ dedi” dedi. Bediüzzaman için. Bambaşka olacak. Ama bak beni daha yeni görmüş, ilk defa görüyor, bu çok mühim bir sırdır. Yani benim bildiğim hiç kimseye söylemez herhalde bunu.
ALTUĞ BERKER: Söylememiştir Hocam.
ADNAN OKTAR: Yani söylememiştir. Çünkü hiç kimseden duymadım bunu. Yani görür görmez daha on dakika geçmeden söylemesi beni çok şaşırtmıştı. Ben de heyecanlandığım için, ayıp olmasın diye başka da soru sormadım. Şimdi yani tedirgin etmeyeyim diye hiçbir şey demedim.
MEHMET TANRISEVER: Peki Hocam. Sizi de böyle şey yapıyorlar. Mehdi (a.s.) şeyi var. Ruhaniyeti siz de de var diye. Kaç tane ruhani olacak. Kara Kuvvetleri gibi, Deniz Kuvvetleri gibi, kurmay gibi böyle komutanlar mı olacak? Mesela o komutanların hangisisiniz siz? Hangisini hissediyorsunuz siz?
ADNAN OKTAR: Bakın mesela sizin üzerinizde de Mehdiyet halleri var. Mehdiyet insanların üzerinde tecelli eder. Mesela Fethullah Hoca’da da tecelli etmiş.
MEHMET TANRISEVER: Evet evet. Ben inanıyorum onun da. Sizde de aynı tecelli etmiş. Sizde de bir kanadında tecelli etmiş. Bu kardeşlerimiz sizin yolunuzda biat ediyorlar. Öbürüne gitsen onlar şey yapmazlar. Ama bu kadar gençlerimize sahip çıkıyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Evet. O ruhaniyet tecellidir, o çok normal. Sizin üzerinizde var. O hissediliyor. Fethullah Hocam’da da var.
MEHMET TANRISEVER: Sizin de Hocam nur var ellerinizde. Ver şu elini bir öpeyim senin.
ADNAN OKTAR: Estağfurullah.
MEHMET TANRISEVER: Nur böyle, seyrediyorum. Bembeyaz nur. Bak, şimdi de ayrı bir moda geçtiniz yani; kırmızılaştınız, gül gibi oldunuz. MaşaAllah. Selamun Aleyküm.
ADNAN OKTAR: Aleyküm Selam. MaşaAllah. Allah ilminizi arttırsın. Ben sizin şevkinizi, heyecanınızı çok çok güzel buldum. Allah hidayetinizi arttırsın. Siz çok güzel hizmet edeceksiniz.
MEHMET TANRISEVER: Ben buradan konuşuyorum Hocam.
ADNAN OKTAR: Müslümanlar arasında böyle olması lazım, Allah aşkıyla delirmiş, coşkulu, sevinçli, neşeli, yerinde duramayan bu şekilde bu Mehdilik halleridir, inşaAllah.
MEHMET TANRISEVER: Bir şey var Hz. Musa (a.s.)’ın tek hüneri o da biliyorsunuz dürüsttü yani. O zaman müjdeyi gösterdiği zaman “Musa (a.s.)’ın tanrısına inandık” dediler. O büyücüler ve Firavun da; “Musa (a.s.)’ın tanrısı” dedi. Çünkü Hz. Musa (a.s.) çok dürüsttü, dürüstlük Peygamberin özü. Düz konuşmak düzgün olduğun zaman herkes inanmaya çalışıyor. Ama kıvırdığın zaman şudur budur, içten geldiği gibi konuşacaksın. Peygamberimiz emin, bu Peygamber ahlakı. Ben onu olmaya çalışıyorum. Hayatımda ne yaparsam yapayım ama dürüst olmaya çalışıyorum. Kimseyi kandırmamaya çalışıyorum. Zaten içimde bir şey o zaman hemen gerilime geçiyorum. Hemen doğru söylüyorum, gerçi yalan söylemiyorum da ufak bir mübalağa bile olsa içime sıkıntı giriyor. Hemen onu diyorum; açıklamasını yapın, şöyledir şöyledir diye. Şu hareketlerimin hiçbir şeye riya değil. Samimi buradan geldiği gibi.
ADNAN OKTAR: Sizin candanlığınızı herkes görüyor zaten, biz de görüyoruz. O samimiyet taklit edilecek bir şey değildir.
MEHMET TANRISEVER: O da güzel, samimiyet taklit edilemez.
ADNAN OKTAR: Yapılamaz, adam yapamaz onu. Bir de Allah böyle başarı vermez. Size mesela Allah başarı veriyor. Bunlar öyle herhangi bir konu değil ki, siz ilkokul mezunuyum diyorsunuz. İş adamısınız, okullar açıyorsunuz, radyolar açıyorsunuz.
MEHMET TANRISEVER: CNN dünyaya haber yaptı.Türkiye’nin bir şirketi var 700. sıradaydım ekonomide, Türkiye’ye milyonlarca dolar döviz kazandırdım. O zamanlar para olmadığı zamanlar 2000’li yıllarda.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdülillah
MEHMET TANRISEVER: Elhamdülillah, o görevi de yapıyordum. Allah yapıyor tabii bende bir şey yok. Samimi olursan Allah yaratıyor. Dediğim gibi ben neyim yani O’nun kölesiyiz biz.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
MEHMET TANRISEVER: Sizdeki şu nuraniyeye bak maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kastamonu Lahikası sayfa 50, Bediüzzaman diyor ki; “Evet, hadisi şerifin ifadesiyle” bak Resulullahın sultanımız, dünyanın nuru olan sultanımız Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’ın fermanı, diyor ki; “Hazret-i İsa (a.s.)'ın semavî nüzulü (gökyüzünden inişi) kat'î (kesin) olmakla beraber” Yani diyorlar; “şehs-ı manevi” diye. Bak “kati” diyor, Bediüzzaman, hadisi açıklarken.
MEHMET TANRISEVER:Bunlar hep Risalelerden alınma mı Hocam?
ADNAN OKTAR:Tabii tabii Kastamonu Lahikası.
MEHMET TANRISEVER:Bana bir örnek verebilirsen, ben de onları Nurcu arkadaşlara göstereceğim. Bunların açıklamalarını verin bakayım diye. Zaten sizin kitaplarınızı ben hep almıştım. İman hakikatleri kitaplarınızı alırdım, CD’lerinizi alırdım.
ADNAN OKTAR:Mehdi (a.s) için Kastamonu Lahikası, sayfa 57’de, Bediüzzaman diyor ki; “hakiki beklenilen ve bir asır sonra gelecek o zat”. Ne zaman gelecekmiş? Bediüzzaman’dan bir asır sonra. Bediüzzaman ne zaman geldi? Hicri 1300’de. Mehdi (a.s.) ne zaman geliyormuş? 1 asır sonra 1400’de. “O zat” diyor. Bediüzzaman diyor ki; “benim zamanımda Mehdi (a.s.)’ın gelmesi mümkün değil” diyor, açıklıyor. “Üç vezaifi birden bir şahısta, cemaatte bu zamanda bulunması (kendi zamanında bulunması) ve mükemmel olması ve birbirini cerhetmemesi (bir birine engel olmaması) pek uzak, adeta kabil görülmüyor (Mehdi (a.s.) gelemez benim zamanımda)” diyor. “Ne şahıs olarak, ne cemaat olarak, ne şahs-ı manevi olarak mümkün değil” diyor. Nasıl açıklıyor bak. Ancak, “Ahir zamanda, Al-i Beyt-i Nebevi'nin (Peygamberimiz (s.a.v)’in soyunun) cemaat-i nuraniyesini temsil eden (o seyyidler topluluğunu temsil eden), temsilcisi olan, başı olan Hazret-i Mehdi (a.s)’da”, bakın çok net konuşuyor, “ve cemaatindeki şahs-ı manevi de”, bak “bir Mehdi (a.s.) gelecek, cemaati olacak, hem Mehdi (a.s.) ve cemaatinin de bir şahs-ı manevisi olacak” diyor. Demek ki bakın, hem Mehdi (a.s.) var, cemaati de var, şahs-ı manevisi var. Ne zaman gelecek diyor, Bediüzzaman? “Ahir zamanda gelecek” diyor, kendisinden sonra, Ahir zamanda. “Al-i Beyt-i Nebevi'nin (seyyidler topluluğunu) temsil eden Hazret-i Mehdi (a.s.)’da ve cemaatindeki şahs-ı manevi de ancak içtima edebilir”. “Üç görevi birden ancak Mehdi (a.s.) yapabilir. Ben yapamam. Benim vaktim zamanım da müsait değil” diyor.
MEHMET TANRISEVER:Peki o da Risalelerle iman hakikatlerini anlattı.
ADNAN OKTAR:Zaten “Risale-i Nur’u hazır bir program olarak neşr ve tatbik edecek” diyor, Mehdi (a.s.) için Bediüzzaman.
MEHMET TANRISEVER:Üstad’da Mehdi (a.s.) değil mi, o zaman? Ben onu Mehdi (a.s.) olarak görüyorum. Hatta Mehdi-i (a.s.) Azam diyorum.
ADNAN OKTAR:Mehdi (a.s.)’ın hasıdır.
MEHMET TANRISEVER:Üstad, değil mi?
ADNAN OKTAR:Tabii ki Mehdi (a.s.)’ın hasıdır.
MEHMET TANRISEVER:Ben bu filmde onları gördüm Hocam. Altı bin sayfa kitap okudum. Üstad’a bir Mehdi-i (a.s.) Azam olarak baktım. Ondan sonra diğer Mehdiler olabilir. Ama onu ben bir Mehdi (a.s.) azam olarak görüyorum. Zaten onun filmi de, onun için çıktı 2011’de inkılap oluyor şimdi. Ölüsünden bile korkuyorlar Hocam. Kız mı kaçırmış, adamı öldürmüş, soygun mu yapmış, ihtilal mi yapmış? Ama ondan korkmuşlar, düşünsenize böyle bir insandan korkulur mu?
ADNAN OKTAR:Şimdi zannediyorlar ki Mehdi (a.s.) çıktığında, Bediüzzaman’ın değeri ikinci plana gidecek. Diyecekler ki; “Bediüzzaman da kimmiş” haşa. Bak Mehdi (a.s.) çıktı, her şey Mehdi (a.s)’da. Halbuki Mehdi (a.s.) Bediüzzaman’ı dünyanın harikası haline getirecek. Bütün dünyanın, yani en harika şahıs haline getirecek ve en büyük müceddid haline getirecek.
MEHMET TANRISEVER:Onun yolundan gidecek. Onun yazdığı felsefelerde gidecek.
ADNAN OKTAR:Tabii. Diyor ki; “bu hakikatten de anlaşılıyor ki, o ileride gelecek acip şahıs. Risale-i Nur’u diyor hazır bir program olarak neşir ve tatbik edecek” diyor.
MEHMET TANRISEVER:Onu okudum Risale’de evet.
ADNAN OKTAR: Daha ne desin Bediüzzaman? Ama Mehdi (a.s.)’ın ben pişdar bir neferiyim, öncü bir askeriyim, hizmetçisiyim” diyor.
MEHMET TANRISEVER:Ama saklıyorlar onu Hocam, kendini saklıyor orada. Mehdi (a.s.) olarak da saklıyor.
ADNAN OKTAR: Bediüzzaman ne diyorsa dürüstçe biz onun ifadesine güveniriz.
MEHMET TANRISEVER:Şahs-ı maneviye vuruyorlar orada.
ADNAN OKTAR: Bediüzzaman’ı aşağılamaz Bediüzzaman’ı yükseltir Mehdi (a.s).
MEHMET TANRISEVER:Ama tevazuludur Hocam o, hep hayatını tevazu yaşamış hep.
ADNAN OKTAR: Pek tabii, Mehdi (a.s)’da öyle olacaktır. Peygamberimiz (s.a.v) de mütevaziydi, bütün peygamberler, alimler de mütevaziydi.
MEHMET TANRISEVER:O da kendini saklıyor muydu Peygamberliğini? Peygamberimiz (s.a.v) de saklamış mıdır?
ADNAN OKTAR: Peygamberimiz (s.a.v) tabii ki saklamaz.
MEHMET TANRISEVER:Mehdi niye sakladı kendini o zaman? Şartların zor olduğu, deccal fitnesinin büyük olduğundan dolayı mı saklıyor? Şimdiki Mehdilerde olsa, saklayacaklar mı kendilerini? Zor mu anlaşılacak?
ADNAN OKTAR: Mehdi (a.s.); “Mehdi (a.s.)’ım” derse zaten Mehdi (a.s.) değildir. Olmaz öyle şey.
MEHMET TANRISEVER:Öyle mi?
ADNAN OKTAR: Bunu Abdullah Yeğin Ağabey o kadar güzel açıklıyor ki; “İttihad-ı İslam olur, Türk İslam Birliği olur” diyor. Seyyid Salih Özcan Hocamız, “Mehdi (a.s.) gelecek. Bu kesin, açık” diyor. “Şahs-ı manevi değil, İstanbul da çıkacak, net” diyor, Seyid Salih Hocamın en hassas.
MEHMET TANRISEVER:Salih Hoca.
ADNAN OKTAR:Evet, evet. Önce Seyid Salih Özcan Hocamızdan başlayalım. Mehdi (a.s) açıkladığı.
MEHMET TANRISEVER:Filmi izlediği zaman “Üstad’ı karşımda gördüm” dedi, sandalye ile getirdiler tekerlikli sandalye ile.
ADNAN OKTAR:Dünya tatlısı ama delikanlı ve yiğittir kimseden korkmaz bir tek Allah’tan korkar.
VTR- SEYİD SALİH ÖZCAN AĞABEY
ADNAN OKTAR:Bak, yerini de söylüyor Seyid Salih Özcan Hocam bak, “göreceğim” diyor.
ALTUĞ BERKER:“Yakında göreceğim” diyor.
MEHMET TANRISEVER:Çarşamba beraberdik.
ADNAN OKTAR:Şimdi en muteber kimdir? Bediüzaman’ın yanındaki has talebeleri ki, bu 12 kişiydiler, 6 kişi kaldılar. Mutlak vekilleri, mutlak vekilleri bunu söylediğinde, konu bitti, değil mi?
MEHMET TANRISEVER:O da çok mübarek ağabey, ona da filmi izlettim, o da ilk izleyenlerden.
ADNAN OKTAR:Dünya tatlısı çok.
MEHMET TANRISEVER:Çok ağladı o da, çok mübarek.
ADNAN OKTAR:Bakalım Mehdi (a.s) hakkında ne diyor Hocamız.
VTR- ABUDULLAH YEĞİN
MEHMET TANRISEVER:Bunlar da bana moral oldu.
ADNAN OKTAR:Bak, şimdi çok net konuşuyor.
MEHMET TANRISEVER:Risaleler’de böyle anlatılmıyor. Demek ki onlara bir şey mi yaptılar o zaman? Bak, şimdi ben bu ağabeylerin ikisine de inanıyorum, bunlar talebesi.
ADNAN OKTAR: En iyi bilenler bu kişiler.
MEHMET TANRISEVER:Çok güzel.
ADNAN OKTAR:Değil mi? Hatta Seyid Salih Özcan Hocamız Allah “ıslah etsin aksini söyleyenleri” diyor. Mehdi (a.s) gelmeyecek şahs-ı manevidir diyenlere. Allah ıslah etsin diyor.
MEHMET TANRISEVER:Urfa’dan bir talebesi daha gelecek, neydi onun ismi? Uçak biletlerini gönderdik bugün.
ALTUĞ BERKER:Badıllı.
MEHMET TANRISEVER:Badıllı.
ADNAN OKTAR:Badıllı, onun da filmi var şimdi onu da yayınlayacağız, yarın da onu yayınlayacağız.
MEHMET TANRISEVER:Ben tanıştım onunla, oraya gelirseniz onunla da tanışırsınız, bunla rda gelecek galaya.
ADNAN OKTAR:Öyle mi maşaAllah.
MEHMET TANRISEVER:Gelmiyor musun sen Mehdi (a.s)’ın ordularının arasına?
ADNAN OKTAR:Biz Mehdi (a.s)’ın ordularının kapıcılarının, kapıcısıyız ayaklarının tozuyuz biz.
MEHMET TANRISEVER:Estağfurullah olur mu? Herkes burada bir hizmet yapıyor, Allah herkesin ne yaptığını biliyor.
ADNAN OKTAR:Hepimize tabii bir Mehdilik halleri olur, bütün Müslümanlarda olur, Ahir zamanda. Çünkü zıl ve gölgesi altındayız. Sizde de var, biz de var, Berker Hocamda da var, herkes de tecelli ediyor; bu Allah’ın bize bir lütfu.
“Çok defa mektuplarımda işaret ettiğim gibi, Hz. Mehdi (a.s) Al-i Resul’ün temsil ettiği kudsi cemaatinin şahs-ı manevisinin üç vazifesi var” diyor. Bak Mehdi (a.s) var, talebeleri var ve onlardan meydana gelen bir şahs-ı manevi var. “Eğer çabuk kıyamet kopmazsa, bütün beşer, bütün yoldan çıkmazsa, Peygamberimiz (s.a.v.)’in soyundan gelenlerin yapacağını rahmet-i İlahiyyeden (Allah’ın rahmetinden) bekliyoruz. Ve onun Mehdi (a.s)’ın üç büyük vazifesi olacak” diyor, Bediüzzaman.
MEHMET TANRISEVER:Anlat Hocam onlara.
ADNAN OKTAR: “Üçbüyük vazifesi olacak” evet.
MEHMET TANRISEVER:İnşaAllah, dinleyiciler de seyirciler de anlasınlar çok mübarek oldu. Ben şahsen çok huzur doldum.
ADNAN OKTAR:Bak Emirdağ Lahikası.
MEHMET TANRISEVER:Bilgim yoktu, 30 senedir bu işin içindeyim, bu kadar bilgim yoktu. Hem orada göstermeniz görüntülerle, benim daha bir netleşti kafamda.
ADNAN OKTAR:Seyid Salih Özcan Hocamız’ın çok filmi var.
MEHMET TANRISEVER:Bunların ikisi de çok değerli.
ADNAN OKTAR: Asıl Nur Talebesi dediğin zaman, bunlar.
MEHMET TANRISEVER:90 yaşına gelmiş hiç evlenmemiş Abdullah Yeğin Ağabeyimiz, hayatını vakfetmiş, yalan söyler mi?
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
VTR- SEYİD SALİH ÖZCAN
VTR- ÇANTACI NECMİ AĞABEYİMİZ
ADNAN OKTAR: Ben şimdi Bediüzzaman’ın büyüklüğünü, üstünlüğünü anlatırken, bir tarafgirlik gözüyle anlatmıyorum. Hani vardır ya insan bazen şeyhini gözü kapalı savunur. Ben öyle değil, ben ispat ederim, gelsinler. Kim gelirse gelsin, candan samimiyetimle ifade ederim. İmam Rabbani’den de, İmam Gazali’den de, Abdulkadir Geylani’den de, ilim yönünden üstün bir insan, açıkca söylüyorum. Bediüzzaman derinliği, gücü, etkisi kıyası kabil değil. En az yüz cihetten ispat ederim. İmam Rabbani benim canım, çok severim, İmam Gazali, Abdulkadir Geylani ben onların ayağının tozuyum, o mübareklerin ama bir gerçek var. Hz. Mehdi (a.s.) bütün İslam aleminin imamı oluyor, hepsinin müceddidi, müctehidi olacak. Şiilerin de, Alevilerin de, Bektaşilerin de, Vahabilerin de bütün İslam alimlerinin üstünde. Bütün mezheplerin üstünde, mezhepleri kaldıracaktır. Mehdi (a.s.) mezhebe tabi değildir, mezhepleri kaldıracaktır, Mehdi (a.s.). Bediüzzaman mukalliddi.
MEHMET TANRISEVER: Mukallid nedir Hocam?
ADNAN OKTAR: Mukallid mezhep taklidi yapar.
MEHMET TANRISEVER: Kusura bakmayın Hocam, cahilliğime verin. Kelime hazinem o kadar geniş değil.
ADNAN OKTAR: Estağfurullah. Biz de mukallidiz. Ben mezhebe tabiyim, mukallid mezhebe tabi olan. Büyük müceddidler, müçtehidlere mesela biz mezhebe tabiyiz.
MEHMET TANRISEVER: Siz de Seyid’lik var mı Hocam?
ADNAN OKTAR: Evet, ben Seyid’im. Hz. Ali (a.s.) dan itibaren zaman zaman hem annelerden var ama doğrudan, Hz. Hasan (a.s.)’a bağlanıyor .
MEHMET TANRISEVER: Bizim de soyumuz öyle Hz. İbrahim Ethem ve oradan Hz. Hüseyin (a.s.) geliyor.
ADNAN OKTAR: Hem Hz. Hasan (a.s.) dan, hem Hz. Hüseyin (a.s.) girişler var annelerimden.
MEHMET TANRISEVER: Şeyh Nazım Hocamı da çok severim ben.
ADNAN OKTAR: O da Seyid’dir.
MEHMET TANRISEVER: O söyledi zaten. “Mehmet Bey, senin Hüseyin (a.s.) neyin olur?” dedi. “Babam olur” dedim. “Yok başka bir Hüseyin” dedi. Sonra “Hz. İbrahim senin deden Hz. Hüseyin’e dayanıyor” dedi. Bunu başka biri daha söyledi, üstadın talebelerinden o da söyledi. 10 -15 sene önce biz seyidliği de yeni öğrendik.
ADNAN OKTAR: Ben de seyid olduğumu bilmiyordum. Rusya’da görev yapan profesör ona rica ettik. Biz şeceremizi gönderdik Rus gizli arşivinden dedemin ismini buldu Rusya’da şehid edilmek üzere seyidlerin listesi çıkarılmış Rus gizli polisi çıkartmış.
MEHMET TANRISEVER: Ne zaman ? hangi yılda?
ADNAN OKTAR: Bu Bolşevik ihtilalinden daha önce ki dönemler. Üçüncü sırada dedem, seyid açıkca yazıyor.
MEHMET TANRISEVER: Hocam, şöyle diyebilir miyiz? Bu seyidlerin çoğunluğunun büyük bir görevi var, hepsi değil de genel olarak hep seyid soyundan çıkıyor.
ADNAN OKTAR: Hep mesela, Şeyh Nazım Hocamız seyid, Seyid Salih Hocamız seyid, Fethullah Hocamız seyid, Üstad seyid. Üstadın seyid olduğunu yeni öğrendik, Bediüzzaman reddediyor. Biz Bediüzzaman’ın ifadelerine göre değil ama Bediüzzaman özel olarak çağırmış Seyid Salih Hocamızı. “Ben hem Hasan-i, hem Hüseyniyim” demiş. “Seyidim ama bunu sakın kimseye söyleme” demiş.
MEHMET TANRISEVER: Niye saklıyor Hocam peki?
ADNAN OKTAR: Hızırdan aldığı bilgi olduğu için söylememiş olabilir.
MEHMET TANRISEVER: Biz de manevi şahsiyetlerden aldık bilgiyi, bizim de şeceremiz meceremiz yok. Şeyh Nazım’ın sözü, başka bir velinin sözü, benim duyduklarım bunlar.
ADNAN OKTAR: Şecereye bağlı, elinde fiili olarak yani yazılı bir şecere olmadığı için bunu söylemek istememiş olabilir.
MEHMET TANRISEVER: Peki bu veliler geriye doğru gidebiliyorlar, Hocam değil mi? İleriye geriye gidebiliyorlar Hocam.
ADNAN OKTAR: Allahualem Bediüzzaman.
MEHMET TANRISEVER: Yok, yok Şeyh Nazım Hocam için diyorum böyle delip gidebiliyor.
ADNAN OKTAR: Zamanın dışına çıkabiliyorlar Allahualem, öyle bir harika yönleri var. Yetmiş bir’deki olayları biliyor, doksan yedi’deki olayları biliyor Bediüzzaman, 2011, 2021 yani Bediüzzaman acayip.
MEHMET TANRISEVER: Yani Şeyh Nazımı da diyorum geçmişe doğru gidebiliyor.
ADNAN OKTAR: O da çok harika bir insandır. Ben Asrın Kutbu olarak görüyorum, Şeyh Nazım Hocamı Kutbu-l Aktab olarak görüyorum .
MEHMET TANRISEVER: Beni o vekil yaptı. “Sen Türkiye’nin vekili, benim vekilim ol” dedi. Bundan sonra ona bir çiftlik kurdum 10-15 yıl önce. Beni 1-2 yıl önce vekil tayin etti. Vekil ama müridlerim yok. Müridlere baktım, dedim defter kitapla müridlik nasıl bir şeymiş, vekillik neyse öyle kaldı. Ben içten konuştuğum için böyle. Bir şey bildiğimizden değil de. Yardım etmiştim. Dedi; “git Türkiye’de sıkıntılar var” 2008 krizi zamanı. “Git oralarda kömür dağıt” dedi. “Sen benim vekilimsin bundan sonra.”
ADNAN OKTAR: Talebesi olarak çok büyük bir hizmete girdiniz, görüyorsunuz Hocamızın kerameti. Çok büyük bir velidir, çok değerli bir insandır. Birçok kral, birçok devlet başkanı onun talebesidir.
MEHMET TANRISEVER: Prens Charles mesela.
ADNAN OKTAR: Gizli açık çok fazla insan talebesi var.
MEHMET TANRISEVER: Malezya Devlet başkanı ona orada jip almıştı. Bir de cami yapmış Londra’da.
ADNAN OKTAR:Bitti mi diyorsunuz program? Biz kendi aramızda sohbete devam ederiz o zaman. Hadi bakalım.
Kitaplar
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Evrimcilerin Sahtekarlıkları
Devamı ...Web siteleri
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...