SUNUCU:İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam, HarunYahya. Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Aba Tv, Kocaeli Tv, Çorum Kanal 19, Mardin Kanal 47, Sivas Sipas Tv, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Uşak Egem Tv, HarunYahya.Tv’den canlı olarak yayınlanan, Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri programımıza hoş geldiniz. Buyurun Hocam, nasıl başlamak istersiniz?
ADNAN OKTAR:Özellikle, soğuk mevsimlerde bol proteinli yiyecekler yemek lazım. Meyve, sebze yenilecek, salata. Soğuğa yiğitlik olmaz, bir de üstünüz kalın olacak. Hani bana bir şey olmaz derler ya bazı tipler, delikanlıyım derken bir de bakıyorsun ki
ALTUĞ BERKER: Birkaç haber vardı uygun görürseniz Hocam. Irak’ta Guardian Gazetesi’nin haberine göre, Irak Felluce’de yeni doğan bebeklerde kanser, kronik sinir yolu, kalp ve iskelet yapısının bozukluğu hastalıklarında açıklanamayan büyük bir artış varmış. Bu artışın, Amerika’nın 6 yıl önce kentte düzenlediği saldırılarda kentte kullandığı silahlar yüzünden olabileceği saptanmış Hocam.
ADNAN OKTAR:Olabilir, araştırılması lazım.
Almanya’da şu an bizim konferansımız mı var? Saat 10’da. O konferans hakkında da bana bir bilgi verin inşaAllah.
Nükleer silah, öyle bir şey zor, nükleer silah kullanmış olmaları, çünkü hemen arkasından Irak’a Amerikan askerleri geldi. Nükleer serpinti olan bir yere asker gelmez. Yani o inandırıcı değil. Strese bağlı olarak olmuş olabilir beki. Zor onun dışında.
ALTUĞ BERKER:Hocam, Sayın Abdullah Gül, son 2 gününü geçirmek için Diyarbakır’a gitmişti. Diyarbakır’da Sayın Cumhurbaşkanın gelişi büyük bir sevinç ve sevgiyle karşılanmış. Abdullah Gül’e gösterilen bu sevginin, kendine olan bu sevginin; “aslında devlete vatana ve millete olduğunu” söylemiş, Valiliği ziyaretinde, “devletin tek resmi dilinin Türkçe olduğunu ve bunun değişmeyeceğini” belirtmiş. “Geçmişte Kürt kardeşlerimize karşı birçok hata yapıldığını, vicdani ve insani olarak bu hataların düzeltilmesi gerektiğini” ayrıca “hepimiz birimiz, hepimiz Türkiye’nin eşit vatandaşlarıyız” diye de eklemiş Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Cumhurbaşkanımızın candanlığı güzel, sevecenliği güzel. Fakat komünist ideoloji, Stalinist ideoloji, böyle sözlere sadece güler. Muhatap dahi olmazlar. Tek dil, tek vatan, tek millet, yani bir komünist için, bu sadece kızdırıcı ifadelerdir, hiçbir şekilde etkilenmezler. Bu tip iknalar, bu tip sözler onların kalplerinde herhangi bir olumlu etki yapmaz bilakis, mücadele azimlerini daha da artırır, ancak komünizmin anlayacağı, bilimsel mücadeledir yani anti Darwinist, anti materyalist, anti Stalinist, anti Leninist ilmi mücadeledir, bunun dışında olmaz. Yoksa böyle hepimiz kardeşiz, işte hep kardeşler bölünmesin, işte dirlik, düzenlik içinde yaşayalım, tek dil olsun. Bir kere bunu asla kabul etmezler, adamlar bir mevzi almışlar, yol almışlar, tek dili asla ve asla kabul etmezler. Yani dil onlar için, önemli. Komünist ideolojinin uygulanmasına onlar bunu bir silah olarak görüyor, şu an. Komünizmin oturmasında da her yol mubahtır. Lenin’in bu konuda açık ifadeleri var, dini bile kullanırlar gerekirse yani iki ileri bir geri. Komünistlerin yöntemidir, bu. Onun için, bu konuşmaları, geçici fayda olarak insan düşünebilir. Halkın orada alkışlaması, yani bunların hiçbiri ölçü değildir, halkın alkışlaması. Diyarbakır’da, PKK’nın gösterilerinde, yüz binlerce insan oluyor, yeri göğü inletiyorlar. Bu da bir ölçü olmaz, Cumhurbaşkanımıza gösterilen ilgi de ölçü olmaz. Yani bunların hiçbiri ölçü olmaz. Ölçü TRT ŞEŞ’te, Darwinist, materyalist propagandanın durdurulmasıdır. TRT’de Darwinist, materyalist propagandanın durdurulmasıdır. Buna karşılık, bilimsel, anti Darwinist propagandanın başlamasıdır. Zaten Darwinizm anlatılmadan da bilimsel propaganda yapılmaz. Yani Darwinizm’in mutlaka anlatılması gerekiyor. Leninizm anlatılmadan, anti Leninist propaganda yapılmaz, Leninizm’in de anlatılması lazım. Fakat buna karşılık bilimsel cevabının verilmesi lazım. Öbür türlü Leninizm, Darwinizm, PKK militanları tarafından, ev ev sokak sokak, kahvehane, kahvehane gezilerek, yıllardan beri devam ettiği gibi, anlatılmaya devam eder. Ve devam ettikçe de, Bediüzzaman diyor; “ İkna ve telkin kabiliyeti geliştikçe, bu taun da tevessü eder, gelişir” diyor. Ve sürekli gelişir söyleyeyim. İkna ve telkin kabiliyeti; adamlar nasıl ikna ediyor, tekrarla ve telkin kabiliyeti. TRT Şeş’i açıyor, radyoyu da açıyor, televizyonu da açıyor. Şimdi diyor, “bu devletin radyosu”. Şeş Tv’de “hep beraber dinleyelim, buyurun” diyor, devlet orada Darwinizm’i anlatıyor. Darwinizm’i anlattıktan sonra, “şimdi doğru muymuş Darwinizm?” “Doğru” diyorlar koro halinde “o zaman” diyor, “orada olan evrim, toplumda da oluyor” diyor. İşte komünal toplum, feodal toplum, kapitalist toplum ve komünist toplum. Bak diyor; “oradaki evrim, toplumda da oluyor” diyor, “feodal aşama, kapitalist aşama, şimdi de komünal aşamadayız” diyor adam. “Komünizme doğru gidiyoruz” diyor. “Komünizmin uygulanması yani Leninist düşüncenin uygulanması için de teröre ihtiyaç var diyor, terör bilimsel bir gerçektir diyor.” Şimdi biz adamları yalanlarken, en başından yalanlamamız gerekiyor, en başından. Adama diyoruz ki; “Darwinizm yanlış” “Ama devlet böyle demiyor” diyor, adam. “Devlet Darwinizm’e doğru diyor” diyor adam, “nasıl düşünceki bu sizinki” diyor. Ne diyelim ki o durumda biz. “Devlet Darwinizm’i destekliyor” diyor, “savunuyor resmi olarak” diyor. “Siz de ‘yok’ diyorsunuz” diyor. “Size mi inanalım devlete mi inanalım” diyor. Ne diyelim o zaman biz? Devletin bu konuda mücadele eden vatanseverlere, milletini seven insanlara, faydalı ve etkili bir mücadele yapabilmeleri için yardımcı olması gerekiyor. Yardımcı olmasa da Darwinizm’in geçersizliğinin bilimsel olarak anlatılmasıdır. Biz hurafenin anlatılmasını istemiyoruz. Biz bilimsel delillerin ortaya konmasını istiyoruz.
Mesela, devletin depolarında çok fazla fosil var. Gerek Ankara’da, İstanbul’da, İzmir’de her yerde var, depolarda var. Göstersinler fosilleri, zoom yaparak göstersinler, mesela bir proteinin molekül yapısını, bir biyolog çağırsınlar, mikrobiyolog çağırsınlar, anlatsın. Protein tesadüfen olur mu olmaz mı? Devletin memuru anlatsın. Olamaz diyecektir, bilimsel bir gerçek bu. Bunu söylesin. Bunda ne var çekinecek? Bunlar yapılmadan, bu tarz sözler, konuşmalar, alkışlar, sadece beyinlerde geçici bir telkin yapar. Yani kendi kendimizi bir nevi kandırmış oluruz. Ve komünist düşünce de sürekli ilerler. Bakın Bediüzzaman bunu açıkça söylüyor, çok güzel söylemiş; “İkna ve telkin kabiliyeti, tevessü ettikçe bu taun da tevessü eder gelişir. “Yani Komünizm, Leninizm. Şu anda da gelişmeye devam ediyor. Üstelik partileşmiş olarak gelişiyor bakın, partileşmiş. Yani kararlı bir partileşme var. Buna karşı, karşılarında ne bir parti var, partileşmiş bir mücadele yok karşılarında, ne de ilmi bir mücadele var. Tek yanlı gelişmelerine zemin açılmış. Onun için bizim sokakta bağırmalarımız, gösteri yapmalarımız hiç etki etmez. Daha da geliştirir onları, başka bir faydası olmaz. Birçok insan şu an Diyarbakır’a, Mardin’e, Siirt’e gidemiyor. Kapısından dahi içeri giremez. Biliniyor bu, fiili bir işgal var komünistlerce. Canlarının istediklerini sokuyorlar, canlarının istemediklerini sokmuyorlar. Onun için bunu anlamazlıktan gelmenin alemi yok. Bu konuda TRT bir kere bu politikasını hemen durdurması gerekiyor. Tabi TRT rica etmekten anlar mı, pek bundan anlamaz. TRT’nin anlayacağı dilekçedir. TRT’ye kardeşlerimiz resmi dilekçe gönderecekler. Ama ıslak imzalı. İnternetten mail olarak değil. Onunla olmaz. Mail gönderirsin, adam bir düğmeyle kapatabilir. Ama dilekçeyi resmi işleme koymak durumundadır. Dilekçe çünkü ıslak imzalı. Onu mutlaka numaralandıracak ve arşive koyacak. Ve onun bir süre sonra hesabını veremez. Ama haklı ve gerçek delillere dayalı olarak dilekçenin sunulması lazım. Yani gerekçe çok iyi vurgulanması lazım. İnşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Bir haber vardı bugün Hocam, “PKK’nın çocuk bilançosu” diye. “Diyarbakır’da 4 yıl içerisinde 1776 çocuk kayboldu. Bir bölümü bulunan çocukların yüzde 39‘unun, PKK’ya katılmak için evlerini terk ettikleri belirlendi.”
ADNAN OKTAR: Kaybolan çocukların en az yüzde 80,90’ı PKK‘yadır, geri kalanı da mafyaya götürüyorlardır. İstanbul, İzmir’deki mafya yapılanmalarına.
ALTUĞ BERKER: “Önümüzdeki ders yılında müfredata, Alevilik, Cemevi, Cem çeşitleri, Caferilik, Ehli beyt, aşure, Musayiblik, Semah, Kerbela gibi kavramlar girecekmiş. Kitaplarda Hz. Ali (r.a)’ın çocukluğu ve kişiliği yanında, Hz. Muhammed (s.a.v)’in hayatındaki yeri de anlatılacakmış. Okuma bölümünde Hz. Ali (r.a) için, bütün Müslümanların kalbinde taht kurmuş olan Hz. Ali (r.a), askeri ve siyasi başarıları, dindarlığı, ilmi kişiliği ve Hz. Muhammed (s.a.v)’in damadı olması dolayısıyla, tarih boyunca bütün Müslümanlarca sevilip sayılan, örnek alınan bir tarihi şahsiyettir” ifadesi yer almış.
ADNAN OKTAR: Yorumun ne?
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah, adım ama yetersiz gibi geliyor. Hocam İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Biz böyle bir şey söylemiş miydik daha önce böyle bir şey olsun, ders kitaplarına konulsun, Alevilik hakkında bilgi verilsin, bütün dinler hakkında bilgi verilsin, mezhepler hakkında bilgi verilsin demiş miydik?
ALTUĞ BERKER: Hepsi hakkında bilgi verilmesi gerekir. Hepsinin de anlatılması lazım demiştiniz. Aleviliği de özellikle söylemiştiniz.
ADNAN OKTAR: Kaç yıldan beri söylüyoruz?
ALTUĞ BERKER: 2,3 yıldır söylüyorsunuz Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: En sununda sözümüz, fiili uygulamaya geçmiş demek ki. Yıllardan beri anlattığımız konu bu. Alevilik, mezhepler hatta Musevilik, Hristiyanlık bütün dinler hakkında. Hatta komünizm, faşizm, Leninizm, Darwinizm hakkında, Darwinizm’in ilmi cevabı hakkında, genel kültür olarak bilgi verilmesi lazım dedim.
ALTUĞ BERKER:Evet inşaAllah Hocam. Taha Akyol’un bir yazısı vardı Hocam. Taha Akyol; Kuran ayetlerinden ebced ve cifir hesabının yapılmasını haşa eğlendirici, güldürücü bir olay olarak tanımlamış. Ve “falcılıkla eş değer tutmuş. Ayrıca Kuran’da 19 şifresi olmadığını, Kuran’ın hiçbir yerinde gizli şifreler bulunmadığını, Gaybı yalnızca Allah’ın bileceğini, bu nedenle bu tip bilgilere inanmak yerine, yılbaşında fal baktırıp eğlenilmesini” tavsiye etmiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Bir daha söyle.
ALTUĞ BERKER: Kuran’da ebced ve cifire alaycı bir yaklaşım yapmış. “Onun yerine fal bakın” demiş.
ADNAN OKTAR: Yani samimi olarak söylüyorum, çok çok cahil bir insan.
ALTUĞ BERKER: Bayağı Hocam
ADNAN OKTAR: Çok cahil. Bir kere cifir ve ebcedde Bediüzzaman’ın söylediği gaybı bilgilerde, Bediüzzaman bu açıklamaların çoğunu hadise dayandırıyor. İkincisi, bu arkadaşın rahatsız olduğu nokta, cifir ve ebcedde Mehdi (a.s)’ın, çıkış tarihiyle ilgili, İsa Mesih’in gelişiyle ilgili tarihi bilgilerdir. Rahatsız olduğu nokta bu. Başka rahatsız olduğu bir nokta yok. Bunda bir Mehdi (a.s) alerjisi var. Durur, durur program yapar. Mehdi (a.s) gelmeyecek diye. Hafta 8 gün 9 milleti topluyor başına, “Mehdi (a.s) gelmeyecek. Sakin ol. Gelmediyse niye telaş ediyorsun ki? Ebcede karşı olmasının nedeni, Bediüzzaman’a da karşı olmasından kaynaklanıyor. Çünkü Bediüzzaman’a gönderme yapıyor. Kendi aklınca, cahil cesur olur derler ya, o da cahil cesaretiyle hareket ediyor. Bir kere Bediüzzaman’ın ebcedle bildirdiği ve gaybi olarak bildirdiği her şey, mutlaka tahakkuk etmiştir. Yani yaklaşık bunlar yüzün üzerindedir. Tamamı tahakkuk etmiştir, istisnasız. Doğru olarak tahakkuk etmiştir. Net tarih vermiştir. Mesela şu tarihte şu olacak, olmuştur. Mesela 1971’de şu olacak diyor, oluyor. 97’de şu olacak diyor, oluyor. “Mezarım yıkılacak” diyor, oluyor. “Şu yaşta öleceğim” diyor, oluyor. Ama bu şöyle, bir kere diyor ki, “Allahualem” diyor. En doğrusunu Allah bilir, Allahualem. İllaki olacak da demiyor. Ama bak Peygamberlerdeki nasıl olur. İllaki olacak tarzındadır Peygamberlerin söylemesi. Velilerin söylemesinde, illaki olacak şartı yoktur. Olacaktır. Olduğu vakit doğruymuş dersin. Ama Peygamber söylediğinde olacak dediğinde daha olmadan olmuşluğuna inanmak durumundasın. O mutlaka olmuştur. Yani ikinci bir ihtimal yoktur. Acabası yoktur onun. Ama veli söylediğinde, olmaması ihtimalini bir insanın düşünmesi haram değildir. Olmaması ihtimalini düşünmesinde haramlık yok. Ama Peygamber söylediğinde, olmaması ihtimalini düşünmek haramdır. Yani mutlaka olacak. Aradaki fark budur. Bediüzzamanın da bütün söyledikleri teker teker tamamı çıkmıştır. Taha Akyol’un bu konuda tedirgin olmasına gerek yok. Ne diyor yazısında.
ALTUĞ BERKER: “Kuran ayetlerinden ebced ve cifir hesabı yapılması, eğlendirici ve güldürücü bir olay” olarak tanımlıyor. Falcılıkla eş değer tutuyor. Kuran’da 19 şifresi olmadığını söylüyor. Gizli şifrelerin Kuran’da bulunmadığını söylüyor. “Gaybı Allah’ın bileceğini bu nedenle bu tip bilgilere inanmak yerine, yılbaşında fal baktırıp eğlenin” diyor.
ADNAN OKTAR: Bir kere gülünç bulması, kendisinin gülünç konuma düşmesine sebep oluyor. Yani ne kadar cahil olduğunu göstermiş oluyor. Dini, imani bir konu gülünç olmaz. En fazla yanlış olur. Niye gülünç olsun? Kendince taraftar bulabilmek için çok ilkel yöntemler kullanıyor, çok itici yöntemler kullanıyor. Cehaletini bütün şiddetiyle ortaya koyuyor. Bir Müslümanın kullanacağı bir ifade midir bu, niçin gülünç olsun? Müslüman en fazla yanlış der. “Kuran’da 19 şifresi veya başka şifre yoktur” demek, bu da yanlış. Kuran’da 19 ile ilgili yüzlerce şifre var. Okumuş mu, araştırmış mı Kuran’ı? Yok. Neye göre söylüyor bunu? 19 ile ilgili olan yanlış şifreler var. Bu doğru ama doğru olan çok fazla şifre var. Mesela Atatürk’ün hayatında da 19’lar hakimdir. 19’da Atatürk’ün hayatı kodlanmıştır. Bu doğru bu, var. Eğer ispat et derse, ederim. Kuran’da da 19, birçok yerde kod, şifre sistem olarak geçer. 7’lerle ilgili de 7 sayısı ile ilgili kodlar vardır Kuran’da. 2 ile de ilgili 2 rakamı olarak kodlar vardır. Allah 7’ye de dikkat çekmiştir. Ama Kuran’ı incelemediği için gece, gündüz Aydın Doğan’ın talimatlarını incelediği için, detaylara dikkat veremiyor. Kuran hakkında da bilgisi olmayınca da, oradan, buradan derme çatma bilgilerle çıkıyor. Böyle olmaz.
Berker Hocam başka var mı bunun böyle anlattığı.
ALTUĞ BERKER: Bu konuda yok Hocam. Özdemir İnce, Şeyh Nazım Hazretleri hakkında, aleyhinde bir yazı yazmış Hocam. Bugün Hürriyet’te Şeyh Nazım Kıbrisi Hocamız hakkında, biraz hakaretamiz ve çirkin üslupta bir yazı yazmış Hocam, Özdemir İnce.
ADNAN OKTAR: Özdemir İnce, bu adam ne kadar karamsar, ne kadar sevgisiz insan, ne kadar şefkatsiz. Bir günden bir güne ben bu adamın, bir sevgiden bahsettiğini görmem, şefkatten bahsettiğini görmem, güzelliklerden bahsettiğini görmem, pozitif bir konu işlediğini görmem. Hep böyle karamsar, çirkin, ters, soğuk, hakaretamiz böyle ümitsiz, münasebetsiz, garip izahlar. Stili bu. Bir kere içinde sevgi olsa; Şeyh Nazım Hocamız bir kere çok tatlı, dünya tatlısı bir insan. Tarikat şeyhi olduğu için cezbe ehlidir. Kendisine has bir üslubu olur, tarikat şeyhlerinin birçoğunda bu görülür. Cezbe halindeyken konuşmaları, alışılmış konuşmaların dışında olur. Yani avamın konuşma üslubu gibi olmaz, daha değişik olur. Hatta bazen konuşmaları cezbe halindeyken küfre gidebilir. Bu bilinir, tarikat ehlinin özellikle şeyh efendilerin rastlanan bir yönüdür bu. Oturmuş; ben de baktım yazısına, Hocamızın şivesini eleştiriyor. Korkunç münasebetsiz, korkunç mantıksız ve vicdana uygun olmayan bir üslup. Vicdanlı bir insanın yapacağı bir şey değil. Mesela “deyyor” diyor Şeyh Nazım Hocamız için. Ne kadar güzel, çok hoş, o ona bir tatlılık veriyor. Diyor dese ayrı deyyor dese ayrı, deyyor çok şahane bayağı güzel. O oradaki şefkati etkileyen, muhabbeti etkileyen yönleri göremiyor. Tek gözle bakıyor, bir gözle bakıyor. Madde gözüyle bakıyor, mana gözüyle bakamadığı için göremiyor.
ALTUĞ BERKER: Mehmet Ali Birand, bugün Öcalan’ı öven bir yazı yazmış. “2010 yılının en önemli adamları arasında” da göstermiş Öcalan’ı. “Kürt kökenli vatandaşlarımız tarafından, ortak bir lider olarak kabul edildiğini Öcalan’ın” söylemiş. “Ve kayıtsız şartsız benimsendiğini” söylemiş. Ayrıca “Öcalan’ın demokratik özerklik ve iki dil önerileriyle, Kürt sorununun çözümüyle ilgili somut bir adım attığını” yazmış.
ADNAN OKTAR: Şimdi başta sen bir ödemli dedin.Önemli mi, ödemli mi adam, hangisi? Bence ödemli adam yani kafada böyle kan toplaması olmuş ödemin etkisiyle, Öcalan’ın kafası çalışmıyor. Şimdi Öcalan’ı, Güneydoğuda halkın desteklemesini, bir kısım vatandaşların desteklemesini, Mehmet Ali Birand çok yanlış değerlendirmiş. Bir mahallede, mesela bir fakir mahallede, bir mafya babası olsa, kimin haddine orada o adamın aleyhine konuşmak. Bir kasaba düşünelim, bir tane mafya babası adam, kapıya arabasını çekmiş, silahlı adamları var. Hapisten çıkmış, adam yaralaması var, cinayeti var, mafya babası, orada da gariban mazlum insanlar var, herkes de herkesi tanıyor. O adamın da çeşitli mahallelerde ara ara bir tane iki tane adamları var yani onun beslediği adamlar var. Halktan insanlar çıkıp da o adama karşı olduklarını, onun çirkin olduğunu, yanlış olduğunu, katil olduğunu açıkça söyleyebilirler mi? Söyleyemezler, ne yaparlar? Bilakis desteklediklerini söylerler. Mafya babası dese ki; “gelin bakalım size bir şeyler anlatacağım” dese, halk tamamı gider toplanır. Abdullah Öcalan’ın yaptığı olay da budur. Yani Abdullah Öcalan dev bir mafya babasıdır. Ünlü bir mafya çetesinin babasıdır. Eli kanlı mafya örgütünün, mafya yapılanmasının, illegal örgütün babasıdır. Dolayısıyla bir mafya babasını fakir halkın, sindirilmiş halkın, başına silah dayanmış halkın, her yeri ajan kaynayan halkın desteklemesi inandırıcı olmaz. Ne zaman inandırıcı olur? Orada silahlar kalkar, tehdit kalkar, mafya örgütlenmesi durdurulur, ondan sonra bir halka sorun bakayım kaç kişi Abdullah Öcalan’ı destekliyor. Bir elin parmaklarını geçmez, söyleyeyim. En fazla on kişi destekler. Şu an on binler destekliyordur belki ama o zaman en fazla on kişi destekler. Şiddete dayalı destek sıfırdır etkisi, anlamı da sıfırdır. Mehmet Ali Birand’ın bunu bilimsel bir gerçekmiş, sosyolojik bir gerçekmiş gibi sunması çok ayıp. Vicdanları yaralayan bir açıklama bu. Yani can korkusuyla, mal korkusuyla, evinin yakılması korkusuyla, molotof kokteyli atılması veya bombalanma korkusuyla yaşayan insanlara sen soruyorsun; “Apo’yu destekliyor musun?” Adam bilmiyor ki karşısındaki adamın ne olduğunu, zannediyor ki o Apo’nun adamı, o da onu Abdullah Öcalan’ın adamı zannediyor. Herkes birbirini Abdullah Öcalan’ın adamı zannediyor. O ondan korkuyor, o ondan korkuyor, bir kitle paranoyası meydana geliyor ve kitlevi bir ürküntü, kitlevi destek gibi görünüyor. Bunun bilimsel, vicdani, akıllı bir yönü yok. Dolayısıyla Mehmet Ali Birand’ın, bu konuda hata yaptığını ikinci bir yazıyla belirtmesi lazım. Düşünemiyor, çok dar düşünüyor. Eğer sözüm yanlışsa söylesin, doğru olduğunu biliyor. Ama düşünememiş demek ki bak, bu anlattığımı düşünememiş, çok dar düşünüyor. Benim namaz kılan, başörtülü annelerim Güneydoğu’daki, ne anlar komünistlikten, Leninistlikten, Stalinistlikten, Darwinizm’den ne anlar? Beş vakit namazında annelerim, kardeşlerim ne bilirler? Eli kanlı mafya babasını adam desteklemez, kalben nefret eder. Ama mecbur olduğu için o şekilde bir tavır alır. Mafya yapılanmalarında bu rastlanmayan bir şey mi? Bilinen bir şeydir bu. Yani adam nefret etse dahi, içinden tiksinse dahi, saygı duyuyormuş gibi görünür, saygı gösterir. Birçok yerde tehlikeli insanlara, psikopat insanlara saygı duyulur. Ama nefret dolu bir saygıdır. Korkuya dayalı bir saygıdır. Nefret dolu bir saygıyı, korkuya dayalı bir saygıyı gerçek saygıyla karıştırması çok çirkin. Mesela Bediüzzaman’a samimi saygı duyuluyor. Bediüzzaman hakikaten seviliyor. Ama Pol Pot rejiminde yahut Hitler’de; Hitler’den halk nefret ediyordu. Ama saygı duyuyorlardı. Çünkü herkes birbirini faşist zannediyordu Almanya’da. O onu faşist zannediyor, o onu faşist zannediyordu. Devletin gizli polisi herkesin içerisinde, Gestapo’nun adamlarının nereden çıkacağı belli değil. Halk korkudan dolayı, sorduğun zaman faşist olduğunu söylüyorlardı. Bütün Almanya’yı kitle paranoyasına soktular ve delirttiler adeta, o aklı başında, sevecen insanları mahvettiler. Hitler yakıldıktan sonra, kendini çok anormal bir konuma soktu adam. Yakıldıktan sonra sordular Alman halkına; “ne diyorsunuz?” dediler “nefret ediyoruz” dediler, bu kadar. Mesela Saddam’dan önce, halka sorduğunda Irak’ta, kayıtsız şartsız hepsi Saddamcıydı bütün Irak. Saddam’ı yakaladıktan sonra, mahkeme edip astıktan sonra, ki ben asılmasını istemiyorum, asılmasını istemedim tabii ki, sorulduğunda “nefret ettiklerini” söylediler. Gittiler terlikle adamın kafasına vurup, heykellerini vurmaya kalktılar. Sloganlar attılar, bayram yaptılar, döne döne oynadılar. Abdullah Öcalan da; bir şekilde etkisiz hale getirilmiş olsa, mesela Türkiye’den sürgüne gönderilse, PKK’nın gücü de kaldırılmış olsa, etkisiz hale gelse farz edelim, silah tehdidi ve baskısı kalksa, ajanları kaldırılmış olsa, halka sorarsanız, halk zılgıt çeker, halay çeker oynar, sevinçle bunu kutlarlar. Olay bu, bunu bilmeyen yok. Mussolini’yi İtalyan halkı sevdiği için mi başına getirdi? Psikopat faşistlerden çekiniyorlardı. Çünkü kimin faşist olduğu belli olmuyordu. Bu kitle paranoyasıyla, kitlenin gizli tehdidiyle, bu tip sosyolojik neticeler almak mümkün oluyor. Rusya’da da Stalin’den nefret ettiği halde, halk hep Stalinistti. Adamın eşkal bozuk, o da tam mafya babasıydı, tam it kopuktu. Klasik çakaldı. Abdullah Öcalan da aynıdır, arada bir fark yoktur. Dolayısıyla buradaki sistemle, oradaki sistemin arasında fark olmadığını bildikleri halde bu adamın ve bu fikrin desteklendiğini söylemek çok ayıp. Vicdana sığmaz bu, akla da sığmaz, bilimsel gerçeklere de sığmaz.
TRT bir yandan, bunlar bir yandan ne oluyor ben anlayamadım. Herkes aklını başına alacak. TRT’ye ıslak imzalı dilekçelere devam. Bence eğer TRT Genel Müdürü bu tek yanlı propagandayı durduramıyorsa, istifa etsin. Çok kolay, bir dilekçe yazsın. “Ben buradaki kadrolaşmayı kontrol altına alamıyorum, TRT’ye de hakim olamıyorum, Darwinist propagandaya, materyalist propagandaya hakim olamıyorum, ben bir Türk Milliyetçisiyim, bilimden ve gerçekten yanayım, Darwinizm’le ilgili gerçekleri TRT’de anlatamıyorum, fosilleri gösteremiyorum, proteinlerin tesadüfen olamayacağını açıklayamıyorum, açıklattıramıyorum. Dolayısıyla da hakimiyetim yok, fiilen görev zaafiyeti oluştuğu için, görevimden alınmamı talep ediyorum. ” Bu kadar. Ya görevini yapsın, ya istifa etsin, TRT Genel Müdürü. Başka türlü olmaz, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: BugünMehmet Altan da evrimi savunan bir yazı yazmış. “Bilim adamlarının yaşayan hücre yapmalarını, bu şekilde yapay yaşam formu meydana getireceklerini “söylemiş. Neandertallerden bahsetmiş.
ADNAN OKTAR: Mehmet Altan, profesör değil mi bu çocuk?
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam.
ADNAN OKTAR: Profesör ama Darwinizm konusunda araştırması yok demek ki bunun. Mehmet Altan’a bizim Yaratılış Atlası’nı gönderin yarın. Neandertaller iki yüz santimetreküp daha büyüktür Homo Sapiens’den. Şu anki insan kafatasından daha büyüktür. Adamlar müzikle ilgileniyorlar, müzik aletleri yapmışlar. Gayet güzel kıyafetler dikmişler. Medeni bir hayat yaşamışlar. Dolayısıyla oturup onları garip varlıklarmış gibi görmesi, ilkel varlık olarak görmesi yanlış Mehmet Altan’ın, o bir, ikincisi hücrede yapılan değişiklikler, hücrede yapılan ilaveler ekler, bilimsel yöntemlerle yapılıyor ve teknik alet edevat kullanılıyor ve çok titiz çalışmayla elde ediliyor bunlar. Yani tesadüfler sonucu olmuyor. Hazır mükemmel bir hücre var, çok çok mükemmel bir yapı var yani insanların yapamayacağı bir yapı var. İnsanlar o hücrede, bilimin ve teknolojinin bütün imkanlarını kullanarak, tesadüflerle değil bakın, çok hassas cihazlarla, hassas çalışmalarla ki binlerce dolara mal oluyor bu çalışmalar yahut on binlerce dolara mal oluyor, ince ve kapsamlı çalışmalarla bu neticeyi elde ediyorlar. Dolayısıyla tesadüfen olmuyor. Darwinizm’in iddiası her şeyin tesadüflerle olduğudur. Arada fark var. Burada bir aklın müdahalesi var, yüksek aklın hatta akılların müdahalesi var. Yüksek teknoloji kullanılıyor, tesadüfen olmuyor. Fakat Darwinizm tesadüfü savunuyor. Şimdi Mehmet Altan’ın bu aradaki farkı görememesi, ona yakışmadı. En azından; tamam solcu materyalist ama biraz mantıklı düşünmesi lazım. Burada mantığı yatırmış, tamamen yatırmış mantığı, aklı da yatırmış, bilgiyi de yatırmış, olmaz.
ALTUĞ BERKER: Hocam, şöyle bir şey söylemiştiniz iki gün evvel; “Devletlerin bir açık bir de gizli politikası vardır, kayda geçmeyen, Avrupa’nın da vardır. O gizli kitaplarda yazanlar vardır. Türkiye’yi bölmek, Türk Milletini aşağılamak, Darwinizm ve materyalizm ile tüm bölgeyi hakimiyet altına almak. Dolayısıyla dünya ateist masonluğunun dünyayı ele geçirmesidir. Buna karşı da Mehdiyet ataktadır. Ama Mehdiyet safında olanlar, başka yerlere geçmiş gibi görünürse, bu felaket olur” dediniz Hocam.
ADNAN OKTAR: Senin yorumun ne? Biraz senin yorumundan alıyım.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah Hocam. Şu anda deccaliyetin, Darwinizm’le, dünyanın yüzde doksan beşini etkilediğini söylüyorsunuz Hocam. Bir tek Türkiye’nin inşaAllah vesilenizle, otuz üç yıllık çalışmalarla. Buna karşılık eğer bu fikri mücadele yapılmasa, Türkiye bölünmeye gider. Mehdiyet’in getirdiği Allah’a inançla ancak Türkiye’miz birlikle sağ kalabilir, devam edebilir inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Darwinizm ve materyalizmin hakim olduğu bir Türkiye, paramparça olur. Sokaklara kadar parçalanır. Gerçi buna müsaade etmedik, etmeyeceğiz de, zaten yıktık Darwinizm’i ama karşı tarafın sürekli atakları durdurulması lazım. Özellikle TRT’deki atak durdurulması gerekiyor.
“Selamun Aleykum sadece benim canım Hocam” diyor. İnşaAllah Hocam sizi çok seviyorum. Bugün sizin bir kitabınızı okudum ve hayatım değişti, inşaAllah. Allah sizden razı olur inşaAllah. Sizi çok seviyorum. Ben Şeyh Nazım Kıbrısi Efendinin talebesiyim. Şeyh Dedemin size olan muhabbetini gördükçe, daha da sizi seviyorum, heyecanlanıyorum. Kitaplarınızı okullara ulaştırabileceğimizi söylediniz Hocam” diyor. Okullara olmaz, okullar resmi müesseseler, okullara olmaz. Fert fert şahıslara göndereceksiniz. Mesela bir mağaza olabilir, dükkan olabilir. Ama resmi müessese, resmi kayda alması gerektiği için, orada olmaz. Çünkü okulların alacağı kitaplar, okuyacağı kitaplar devlet tarafından tespit ediliyor. Onun dışına çıkamazlar. Şu şu şu kitaplardır gibi, olsa bile şahsına olur. Okul kütüphanesine yahut okulun onu resmi olarak okutması, devletten alınacak resmi izine bağlıdır. O yüzden sivil şahsiyetlere, resmi olmayan şahsiyetlere kitabın gitmesi esastır. Köy odaları olabilir, kahvehaneler olabilir, butikler olur, restoranlar olur, hepsi olur. Şahıs olarak akrabalarına dostlarına gönderebilir. Berber dükkanları olur, hepsi olur. Ama resmi müesseseler olmaz, inşaAllah. “Kitaplarınızı arkadaşlarıma hediye ediyorum ” diyor, güzel “inşaAllah, Allah’a dua ediyoruz, bir an önce Türk-İslam Birliği’nin kurulması için, Türk-İslam Birliği inşaAllah en kısa zamanda kurulsun inşaAllah” diyor. “Saygılar sevgiler canım Hocam” diyor “ Zeliha Akbıyık” Sevimli Zeliha, beni bir hayli seviyor, ben de onu çok seviyorum, inşaAllah. Gerçi tanımıyorum ama görmeden sevdim, maşaAllah.
“Sayın Hocam, polis memuruyum, programlarınızı elimden geldiğince izliyorum. 2011’den beklentilerim arasında, sizinle tanışmak var.” İnşaAllah buyurun, gelin bekleriz. “Hoşgörünüzü bekliyorum” iftihar ederiz “ Bediüzzaman Said Nursi filmi için sonsuz teşekkürler” diyor. Herhalde o filmi övdüğüm için onu kastediyordur. Soyadını vermeyeyim polis memuru olduğu için. Özkan Kardeşimiz Adana’dan, inşaAllah.
“Hocam, geçenlerde size” bu Yasin denen kardeşimiz “size geçenlerde bir mesaj atmıştım. Siz de canlı yayında benden bahsetmiştiniz. Öncelikle çok mutlu olduğumu belirtmek isterim. Çok teşekkür ederim. Ankara’da Yasin adında tam beş tane sanatçı var. Benim asıl ismim Yasin Tümer. Ama sanatçı ismim” bir rakam var başında. Yasin lakabın mı o? Biz yine de “Yasin Tümer” diyelim. “Albümlerimi ve diğer eserlerimi bu isimle çıkarıyorum. Beni herkes bu isimle tanır. Eğer sorun olmazsa sizi çok seviyorum, müsait olduğunuzda benim ismimi bu şekilde söyler misiniz?” Ama şimdi biraz garip yani bir rakamla isim. “Bu arada her gün sohbetlerinizi izliyorum. Ankara tamamen sizden bahsediyor. Türk İslam Birliği’nin sağlanmasındaki çalışmalarınızı sonsuza kadar destekliyoruz.” Bu doğru, ben arkadaşlarımdan da haber aldım. Ankara’da resmi zevat da dâhil yani resmi rical de dâhil, Ankara’da müthiş bir izlenme var. Bu hayret Allah’ın hikmeti, maşaAllah. Yani çünkü sorduklarımızdan bir kişi izlemiyorum demedi. Yani rastgele soruyoruz, kime sorarsak “izliyoruz” diyor, maşaAllah. “Birey olarak da elimizden ne geliyorsa destek olmaya gayret ederiz” diyor. Yasin ismin güzel de, şimdi benim o acayibime gidiyor, alışamadım. Bir rakam, arkasından da bir isim. Şöyle diyelim; Ankara’nın kod numarasını almışsın başına her halde Yasin. Ankara’nın kodunu almış isim olarak. Ama biz tabii “Yasin Tümer” deriz. Yasin Tümer Kardeşimiz, inşaAllah.
“Selamun Aleykum.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Sadece bilgilerinize arz etmek istedim, inşaAllah” diyor. Yani o zaman okumayalım, o anlamda mı demek istiyor. Tamam okumayalım. Bunun bir mahsuru yok ki. “Burç Fm, 1 Ocak saat 12:00–13:00 arasında, imza günü programında Hüsran Mesudi Hanım’ın sunduğu ve Ali Ünal’la “Mehdi (a. s) kimdir? Mesih nerede?” kitabını konuşurken, “Mehdiyet’in şahsı manevi olduğunu” söyledi. Yanlış anlamış olmamak için bilgilerinize arz ettim. Elhamdülillah, artık her konuyu ferasetle izlemek Hocamız vesilesiyledir. Allah ondan razı olsun. Sevgi, saygı, hürmet ve selamla kalın. Selamun Aleykum, Ümran. ” Şimdi Bediüzzaman’ın Mehdi (a.s) ile ilgili sözleri, Risale-i Nur Külliyatı’nda çok açık anlatılıyor. Bediüzzaman, “Mehdi (a.s)’ı bir şahıs” olarak anlatıyor. “Ahir zaman’da geleceğini” söylüyor ve “talebeleri olacak” diyor. “Başarılı olacak” diyor. “Darwinizm’i, materyalizmi etkisiz hale getirecek, birinci vazifesi bu olacak. İman eden Müslümanların imanlarını muhafaza etmeye yönelik gayretleri olacak, iman hakikatlerini yayacak, iman hakikatlerini esas alacak” diyor. “İkinci vazifesi; siyaset ve saltanat cihetindedir” diyor. “Üç vazifeyi birden yapacak” diyor. “Yani hem bu diyanetle ilgili, yani iman hakikatleriyle ilgili çalışmayı yapacak, bu uzun bir dönemdir” diyor Bediüzzaman. “Sonra siyasetle ilgili, sonra saltanatla ilgili çalışması vardır” diyor. “Bunun üçünü birden yaptığı için, ona büyük Mehdi (a.s) denmiştir” diyor. “Yani asıl Mehdi (a.s) odur” diyor. “Ama ondan önce gelen Mehdi’ler” kendisini de dâhil ediyor Bediüzzaman “bu görevlerden bir tanesini yapmışızdır. ” diyor. Mesela Abdulkadir Geylani, diyanet yönünde geliyor. “Ben de diyanet yönünde geldim” diyor. “İmam Rabbani, diyanet yönünde yani geçmiş ulema ve âlimler hep tek görevle gelmişlerdir. ” diyor. Yahut “Mehdi Abbasi” diyor. “O siyaset yönünde gelmiştir. Siyaset Mehdi’sidir. Tek gelmiştir” diyor. “Fakat üçünün birlikte olması, ilk defa dünya tarihinde ilk defa Mehdi-i Azam, Büyük Mehdi (a.s) zamanında, ilk defa olacak son zamanda, ahir zamanda” diyor. Bunun bir işareti de Hz. İsa (a.s)’ın ona tabi olması; yani Mehdi-i Azam’ın damgasıdır. Manevi damgasıdır. Allah’ın ona işaretidir ki, Hz. İsa (a.s) ile birlikte namaz kılmasıdır. Aleni ve açık, gizli değil. Halka açık olarak aleni ve açık Hz. İsa (a.s) ile birlikte namaz kılacaktır. Hz. İsa (a.s)’a imamlık yapacaktır. Hz. İsa (a.s)’a imamlık yapan bu büyük mürşid, gerçek Mehdi (a.s)’dır. Kastedilen Mehdi (a.s) budur. Yani Hz. İsa (a.s)’la birlikte namaz kılmayan hiçbir Mehdi (a.s), gerçek Mehdi (a.s) değildir. Yani ahir zamanın o büyük Mehdi (a.s)’ı değildir. Ama insanlar sevdikleri için, Hocalarını hep Hz. İsa (a.s)’la namaz kıldıklarını söylemişlerdir. Geçmiş Mehdi’ler, mesela Ahmediler vardır Pakistan’da, Hz. İsa (a.s) ile ilgili kendilerine göre açıklamalar yaparlar. Bazı Nur talebesi kardeşlerimiz vardır, onlar da “Bediüzzaman namaz kılarken pencereden Hz. İsa (a.s)’ın girdiğini, Bediüzzaman’ın yanında namaz kıldığını, sonra pencereden çıkıp gittiğini”, bir başka kardeşimiz yine “Hz. İsa (a.s)’ın geldiğini, uzun boylu olduğunu Hz. İsa (a.s)’ın, Bediüzzaman’la namaz kıldığını, sonra öldüğünü, hemen namaz kıldıktan sonra öldüğünü, onu götürüp Isparta’da gömdüklerini, mezarının da belli olduğunu” gibi böyle çok delice, vicdansızca yalan söylüyorlar, alenen. Güya Bediüzzaman’ı koruyacaklar. Ahiretlerini tehlikeye atacak şekilde çocukça, biraz da normal bir zekâda insanın yapacağı gibi olmayan, çirkin yalanlar kullanıyorlar, acayip yani. Bunlara gerek yok, bu çocukça hareketlerdir. Çünkü İsa Mesih (as) ile olan namaz, aleni ve halka açık olacaktır. Yani binlerce insan görecektir kılınan namazı. Gizli bir namaz değil bu. İsa Mesih (as), Hz. Mehdi (a.s)’ı açıkça alenen namazda imamlığa geçirecektir. Mehdi (a.s)’ın dünya çapında imam olduğu, her yerde radyolardan, televizyonlardan duyulacaktır. Bütün dünya bilecektir. Gizli değil. Yani hem saltanat cihetinde, hem siyaset cihetinde, dünyada bütün Müslümanların lideri ve imamı olduğu dünyaya ilan edilecektir, her yerden. Hatta “gökten bir ses nida olur” diyor hadiste, değil mi? İşte gökten her yerde nida olunacaktır. Dolayısıyla Hz. İsa Mesih (as) de, alenen ve açıkça halkın içerisinde görünecektir, İsa (a.s) dünyayı gezecektir. Ülke ülke, ülkeleri gezecektir. İnsanlar İsa Mesih (as)’a gidip sarılacaktır. İsa Mesih (as) nasıl daha önce geldiğinde insanların yüzlerini mesh ediyordu, onları seviyordu, beraber yemek yiyordu görünüyorsa, aynı şekilde geldiğinde yine insanların yüzlerini mesh edecek, onlarla beraber oturup yemek yiyecek ve gezecektir dünyayı. Mehdi (a.s) da aynı şekildedir. Böyle gizli kapaklı görünmeyen bir Mehdi (a.s), görünmeyen bir İsa (a.s) olmayacak. Başlangıçta belli olmazlar. Başlangıçta belli olmaması ayrıdır, sonradan belli olması ayrıdır. Çünkü Peygamberimiz (s.a.v)’e Peygamberlik geldiğinde gizliydi Peygamberimiz (s.a.v). Alenen Peygamberlik yapmıyordu ki. Gizli gidiyordu Peygamberimiz (s.a.v). Sonra aleniyete kavuştu. Dolayısıyla Mehdiyet de önce gizlidir. Yani aşikâr gizlidir aslında. Hem aşikâr, hem gizlidir. Alenen belli olduğunda, Mehdi (a.s) bütün dünyayı gezecektir ve herkes bilecektir. İsa Mesih (as), bütün dünyayı gezip alenen bilinecektir. Böyle dev deliller varken, böyle açık bir gerçeği gizlemeye kalkmak, zavallılıktır. Cenab-ı Allah, bu kişilerin sahtekârlık yapacağını bildiği için, kaderlerinde olduğu için sahtekârlık yapmaları, Mehdi (a.s) ile de Hz. İsa (a.s)’ı bir araya getirmiş. Hz. İsa (a.s)’ı Mehdi (a.s)’a yardımcı kılmış. Mehdi (a.s) konusunda yalan söyleyen, sahtekârlık yapan, İsa (a.s) konusunda ortada kalıyor. Yani baş edemiyor. Çünkü ayetler de var, ayetleri de kapatamıyor. Şimdi “Mehdi (a.s) gelmeyecek” diyebiliyor. “Peki İsa (a.s) gelecek” diyoruz. “Ona ne diyorsun?” diyorsun, “O da gelecek” diyor. “İsa (a.s) gelince, Mehdi (a.s) gelmez mi?” diyorsun, “gelir” diyor. “O zaman Mehdi (a.s) nerede?” diyorsun. Yani böyle hırsız yakalarsın da hani polis sıkıştırır da adam mecbur olur ya itirafa, bu sahtekârları da hırsız yakalamış gibi yakalamak çok önemlidir. Açmaza sokmak çok önemlidir. En sonunda böyle ortada kalıyorlar. Yani yalanı beceremiyorlar. O kadar çok yalan söylüyorlar ki artık yalandan başları dönüyor. Daha önce ne söylediklerini unutuyorlar. Tam böyle karakolda ifade veren hırsız havasında oluyorlar. Başını sonuna karıştırıp, sonunu başına karıştırıyor, ne yapacağını şaşırıp ortada kalıyorlar. Bu onların bir sahtekârlık alametidir. Bu sahtekârlara karşı, bu samimiyetsizliğe karşı Müslümanların Bediüzzaman’ın açıklamalarını çok iyi bilmeleri önemli. Onun için bizim internet sitelerimize girsinler, çok kapsamlı öğrensinler. Bakın çok büyük bir dev delil var. Bir kere Mehdi (a.s) dünyaya hâkim oluyor. Şimdi hiç kimse bunu inkâr edemez. Hiçbir Nur talebesi “İttihad-ı İslam olmayacak” diyemez. İttihad-ı İslam olacaktır. “İttihad-ı İslam’ın başına kim geçecek” diyorsun. Birisi değil mi? O birisi Mehdi (a.s)’dır işte. “İttihad-ı İslam’ın başına geçtiğinde Hristiyanlar Müslüman olacak mı?” diyorsun. “Olacak” diyor. “Hristiyanların başında kim olacak?” “Birisi” “Kim o?” “İsa Mesih (as).” “İsa Mesih (as) kime tabi olacak?” diyorsun. “Mehdi (a.s)’a tabi olacak” “Demek ki kimmiş o baştaki kişi?” “Mehdi (a.s)’mış. ” Böyle aklından sorunu olan bazı kişilere, zekasında sorun olan kişilere, bu tip zekice, akıllı sorularla açmaza sokup, hakikati kabul ettirme imkanları var kardeşlerimizin. Çünkü çok ilkel bir zekâyla yalan söylüyorlar. Çok akılsızca yalan söylüyorlar. Ahmakça aslında tam karşılığı. Bediüzzaman da kullanıyor zaman zaman, biz de diyelim ahmakça yalan söylüyorlar. Fakat böyle akılcı, Kuran-i ve hadise dayalı delillerle açmaza sokup, mat edip, itiraf ettirmek mümkün. Ama çamura yatan deli tarzındaysa, tabii yapılacak bir şey yok o zaman. Yani gözü dönmüş, deli, psikopatsa ona yapacak bir şey yok. Ama biraz vicdanı varsa itiraz edemez, kilitlenir kalır ve hemen anlayacaktır.
Seyyid Salih Özcan Hocam zaten bu konuda maşaAllah yeri göğü inletti. Abdulkadir Badıllı Ağabeyimiz, Bediüzzaman’ın talebelerinden, emektarlarından, Urfa’nın arslanı. Bütün ömrünü Risale-i Nur’a, Risale-i Nur talebelerine, Allah rızası için vakfetmiş çok değerli bir Ağabeyimiz, mürşidimiz. Ellerinden öpüyoruz. Ağabeyimize selam söylüyoruz. Bana çok güzel hediyeler göndermiş, güzel kitaplar göndermiş Urfa’dan. Kardeşlerimiz görüşmeye gitmişti. Selamlarını iletmiş. Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. Hediyeleri için de Allah razı olsun diyoruz Hocamıza.
VTR: Abdulkadir Badıllı Ağabey
ADNAN OKTAR: Yemin etmek, “kati kanaat” demektir, kesin. Bakın, Allah adına yemin ediyor Bediüzzaman. “Kesinlikle İslam dünyaya hâkim olacak” diyor. Çünkü Kuran ayeti var, ayette açık olduğu için yeminle belirtiyor. Badıllı Ağabeyimiz de dünya iyisidir, maşaAllah, inşaAllah. Şimdi Seyyid Salih Özcan Hocamızı dinleyelim. Çok önemli Bediüzzaman’ın talebelerinin açıklamaları. Çünkü bir oyun oynanıyor, bu oyunu ortadan kaldırmamız gerekiyor.
VTR: Seyyid Salih Özcan Ağabey
ADNAN OKTAR: Bu konuda, Nur talebelerine yönelik büyük bir oyun oynanmış, büyük bir fitne ortaya konmuş ve Nur talebeleri pasifize edilmiş bir kısmı. Yani şevkleri kırılmış, heyecanları, “Mehdi (a.s) da gelemeyecek, İsa (a.s) da gelmeyecek, şahs-ı manevi’dir. Bediüzzaman şart-ı muallakla bunu söylemiştir. Olabilir de, olmayabilir de. Artık biz Kıyameti bekliyoruz. Kendini kurtarma zamanı, herkesin ölümü kendi kıyametidir” gibi böyle laflarla insanları pasifize edip, böyle içine kapalı, bitkin, bitap, şevksiz, heyecansız, gayesiz, güçsüz bir nesil yetiştirmeye kalktılar. Biz bu oyunu bozduk, inşaAllah. Bediüzzaman'ın arslanları kükremeye başlayınca ortalık sükunete kavuştu, elhamdülillah. Abdullah Yeğin Ağabeyin konuşmasını hazırlayın. Bak akşam misafirimizi gördün. Nasıl şaşırdı? "Aaa" dedi, "biz böyle bilmiyorduk, ben böyle bilmiyordum" dedi. Seyyid Salih Özcan Hoca’yı dinleyince şok oldu, hayret etti. Emek emek onu bambaşka bir yola çekmeye çalışmışlar. "Ben" dedi, "gidip onlara anlatayım" dedi. Kitaplardan da verdim. Şimdi işte böyle gittikçe sayı artarsa, bu tarz kardeşlerimizin sayısı, fazlası da değil. Yani mesela yüz kişi bile olmuş olsa, bu fitne komitesinin etkisini ortadan kaldırır. Çünkü deccal ne istiyor? Mehdi (a.s)’ın çıkmasını istemiyor. Deccal ne istiyor? İsa Mesih (as)’ın çıkmasını istemiyor. Bu arkadaşlar ne yapıyor? Mehdi (a.s)'ın çıkmasını engellemeye çalışıyor. İsa (a.s)'ın çıkmasını engellemeye çalışıyor. O zaman deccalin komitesinde, isteyerek ya da istemeyerek yer almaya çalışıyorlar. Deccale hizmet etmiş oluyorlar. Bediüzzaman diyor; "deccaliyet, cereyanı münafıkane" diyor. Demek ki, bu münafık cereyanı, isteyerek veya istemeyerek böyle destekçi olan kardeşlerimiz oluyor. Biz bunları doğru yola getirmek için, doğru kaynaklardan doğru bilgiler veriyoruz. Eğittikçe, anlattıkça kafaları açılacak. Açıldıkça da Mehdiyet gelişecektir, güçlenecektir. 2011'de hızımız bir hayli artacak. Ama 2012'de, evelAllah, dalaleti köprüye getireceğiz. 2017'lerde falan da tuşlamış olacağız. Tamam dinleyelim.
VTR: Abdullah Yeğin Ağabey
ADNAN OKTAR:İslam ahlakının dünyaya hakim olması demek; bütün dünyanın ferahlaması, rahatlaması, kurtulması demektir. Bütün dünya gerilim içinde. Bak ekonomik kriz durdurulamıyor. Acılar durdurulamıyor. Manevi ve maddi çökme durdurulamıyor. Allah bunu mucize olarak meydana getiriyor. Her yer bir felaket denizine dönüştü. Tek çözümün; Mehdi (a.s)'ın çıkışı, Hz. İsa (a.s)'ın inişi olduğunu Allah gösteriyor. Yalnız Mehdi (a.s)'ın çıkışı için, toplumun dua etmesi lazım. Bütün Müslümanların dua etmesi lazım. Çünkü kader sürekli dua ile ilerliyor. Allah kaderde duayı vesile etmiş. Dua edecekler ve Mesih (as)'ın görünür hale gelmesi için de Allah'a dua etsin Müslümanlar. Mesih'e sarılmak, Mesih'i sevmek için. Onun sohbetinde bulunmak için, dünya gözüyle onu görmek için dua etsinler. Yani bu dualar yoğunlaşsın. Allah bunu istiyor. Yani Mehdi (a.s) içinde, Mesih (as) için de dua çok önemlidir. Mesela Museviler, 3000 yıldan beri dua ediyorlar. O duanın, inşaAllah, Müslümanların yaptığı duanın kabulü olacak. Bu duanın çok samimi ve candan olması lazım. Ve gittikçe yayılsın bu dua, gittikçe güçlensin, inşaAllah. Abdülkadir Badıllı Ağabeyimizi bir daha bir dinleyelim, inşaAllah. Hem güzel yüzünü bir daha görelim, bir daha dinleyelim, inşaAllah.
VTR: Abdülkadir Badıllı Ağabey
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bakın ama başımızda bu büyüklerimiz varken Abdülkadir Badıllı Ağabeyimiz de dahil, Bediüzzaman'ın talebeleri, bakın yaşları ileri bu ağabeylerimizin. Bu ağabeylerimiz bir süre sonra, Allah ömürlerini uzun etsin, vefat ettiklerinde biz yalnız kalırız. Bakın çok yalnız kalırız. Kimse kalmaz. Mahmut Hocamız, Allah ömrünü uzun etsin, Şeyh Nazım Hocamız ve bu mübarek mürşitler. Bediüzzaman'ın son talebeleri. Bediüzzaman'la hayatları birlikte geçmiş. Bu nesil gittikten sonra biz yalnız kalacağız. Onlar bizim başımızdayken, Türk İslam Birliği’ni kuralım. Bakın bu konuyu böyle gevşek tutmak doğru olmaz. Çok yanlış olur. Gevşek tutanlara kimse ittiba etmesin, bağlanmasınlar. Sonra çok müthiş bir yalnızlığa ve boşluğa düşerler. Çok büyük bir hata yaparlar. Bunlar son Osmanlı, değil mi? Çok iyi değerlendirelim bu vakti. İttihad-ı İslam'ı mutlaka oluşturalım, Türk İslam Birliği’ni mutlaka oluşturalım. Uçsuz bucaksız coğrafyada, bütün Türki devletlerin tamamını birleştirip bir kere Turani bir birlik, tamamını, bir kavim olarak Türkleri, topluca bir birleştirelim. Bu necip millet ahlaken, ırk demiyorum, bu necip millet, İslam aleminin lideri. Onun için "Türk İslam Birliği" diyoruz. Çok kararlı ve yaman bir millet. Cesur, kaliteli, vefalı, akıllı bir millet, değil mi? Türk milletinin öncülüğünde Türk İslam Birliği’ni oluşturup, Türkiye'nin ağabeyliğiyle, liderliğiyle, öncülüğüyle bu güzel vazifeyi bitirelim. Bütün dünya bir kurtuluşa kavuşsun. Avrupa da ferahlasın, Amerika da ferahlasın, Rusya da ferahlasın. Anarşi, terörü kökünden bir kazıyalım. Silahlanmaya ayrılan paralar da bir ortadan kalksın. Onu fakire, fukaraya dağıtalım. Katrilyonlar harcanıyor silaha. Katrilyonları fakire, fukaraya dağıtalım, ev yapalım onlara, yiyecek verelim, yollar yapalım. Bu bela kalksın dünyanın üstünden. Bir de İslam'ın sıcaklığını, sevgisini, güzelliğini, medeniyetini, sanatını, bilgisini, özgürlük anlayışını, neşesini ve sevincini insanlara gösterelim. Ve Türk İslam Birliği’nin en güzel yönlerinden biri, Mehdiyet’in en güzel nimetlerinden bir tanesi de, yobazlığın bir daha dirilmemek üzere yok edilmesidir. Bakın yobazlık bir daha dirilmemek üzere yok ediliyor, Allah'ın izniyle. Yobazlığı kazıyacak Mehdi (a.s) aynı zamanda. Yani gericiliği kazımış olacak, inşaAllah. Böyle zinde, pırıl pırıl, aydın, sıhhatli bir gençlik ortaya çıkacak. Sıhhatli bir toplum, neşeli bir toplum meydana gelecek. Böylece Atatürk'ün vasiyeti de yerine gelmiş olacak, inşaAllah. Allah'ın emri, Peygamberimiz (s.a.v)’in sünneti, Atatürk'ün de vasiyetidir İttihad-i İslam ve Türk-İslam Birliği, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Hocam Amerika'da sizinle ilgili bir yazı çıkmış, inşaAllah. The Huffington Post isimli Amerika'nın tanınmış sitelerinden; Eğitimdeki evrim, Darwinizm konusundan bahsediliyor. "İslam, bilim ve okullarda Yaratılışçılıkla ilgili kaygılar" diyor. Uzun uzun sizi anlatmışlar Hocam, inşaAllah, çalışmalarınızı. "Kuran ayetlerine bağlı olarak, Yaratılışçı düşüncenin anlatımını yapan Harun Yahya'nın kitaplarına ait kapsamlı bir liste, kendisinin internet sitesinde bulunuyor ve ücretsiz olarak indirilebiliyor" diyor. Kitaplarınızdan bahsetmiş. Arkasındaki Darwinizm, evrimin çöküşü anlatımlarınızdan bahsetmiş uzun uzun.
ADNAN OKTAR:Evet, “yani Osmanlı ordusu gibi" diyor. Türkiye'yle zaten evelAllah bizim milletimiz imanlı millet. Bediüzzaman diyor; "imanlı millet, kahraman ordu" diyor. Bakın Türk ordusu için Bediüzzaman; "kahraman ordu" diyor. Bediüzzaman kimseye boyun eğmez onu söyleyeyim. Delikanlıdır. Yani öyle kimseye durduk yere iltifat etmez. "Kahraman ordu" diyorsa, ordu kahramandır. Onun için diyordur. Bakın "imanlı millet" diyor, "kahraman ordu." "Kuran'ın ışığı ile" diyor, "hakikat hali göreceği ve o dehşetli komitenin tahribatını tamire çalışacağı, rivayetlerden anlaşılıyor" diyor. İddia edilen Ergenekon örgütünün muazzam bir tahribat faaliyetine geçeceğini, 60-70 yıl öncesinden söylüyor.
ALTUĞ BERKER: MaşaAllah, bizzat canı pahasına yardımcı oluyor orduya.
ADNAN OKTAR: İddia edilen Ergenekon örgütü, o zaman da vardı. Bediüzzaman'ın zamanında da vardı ve Bediüzzaman'a akıl almaz işkenceler yaptırdı, iddia edilen Ergenekon Örgütü. Defalarca suikasta yaptı, fakat kaderinde hizmet var. Allah hiçbir şekilde onun hizmetini engellettirmedi. Cezaevinde de faaliyet yaptı. Cezaevinin dışında da faaliyet yaptı, her yerde faaliyetine devam etti Bediüzzaman, maşaAllah. Son bin yılın en büyük müceddididir. Ben bu konuyla ilgili bir kitap hazırlıyorum. Yani “son 1000 yılın müceddidi Bediüzzaman Said Nursi” diye. Burada neden son 1000 yılın müceddidi olduğunu, delillerle gösteriyorum, detaylarıyla. Yani kimsenin aksini inkar edecek durumu olmaz. Çok net. Mehdi (a.s)'a zemin hazırlayan bu insan bak ne diyor; "ben Mehdi (a.s)'ın pişdar bir neferiyim. Öncü bir askeriyim" diyor. "Onun bir dümdarıyım, ona yer hazır ediyorum" diyor. Böyle mazlum, böyle temiz, böyle mübarek ve muhterem bir insandır. Allah onu harikalara boğmuştur, harikalara. Yani her günü keramettir, her günü harikadır, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: O da Mehdi (a.s)'a "acip şahıs" diyor Hocam, inşaAllah, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, maşaAllah. Mehdi (a.s) da çıktığı vakit, onun değerini, onun güzelliğini, onun üstünlüğünü, Bediüzzaman'ın büyüklüğünü, bütün dünyaya duyuracak. Şu an dünyada Bediüzzaman kısmen biliniyor. O zaman onun sevgisi dünyaya hakim olacak. Hakim olarak bilinen bir sevgi olacak. Öyle sathi değil. Yani Risale-i Nur'u bilmeyen, tanımayan, Bediüzzaman'ı bilmeyen, tanımayan tek bir kişi kalmayacaktır. İsa Mesih (as)’ı da göreceksiniz, inşaAllah Bediüzzaman'ı övecektir, ona sevgisini ifade edecektir, ona olan muhabbetini ifade edecektir, Risale-i Nur'ları takdir edecektir, tahsin edecektir. Aynı şekilde Mehdi (a.s) da, Risale-i Nur'ları takdir ve tahsin edecektir. Bunu göreceksiniz, inşaAllah.
“Böyle bir cemaat-ı azîme (Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in soyundan gelen büyük seyyidler cemaati) içindeki mukaddes kuvveti tehyic edecek (coşacak), harekete geçirecek ve uyandıracak hâdisat-ı azîme (büyük olaylar) vücuda geliyor." İşte PKK olayları, Irak'ın işgali, Afganistan'ın işgali bunlara dikkat çekiyor Bediüzzaman. Büyük olaylar. "Elbette o kuvvet-i azîmedeki (büyük kuvvetteki) BİR HAMİYET-İ ALİYE (büyük koruma hırsı) FEVERAN EDECEK" harekete geçirecek. Yani Müslümanlara muazzam bir heyecan, muazzam bir şevk gelecek. "Ve" bunun sonucunda ne olacak diyor Bediüzzaman? "Ve HAZRET-İ MEHDİ (A.S) BAŞINA GEÇİP," Müslümanların başına geçip, "TARİK-I HAK (hak yoluna) ve HAKİKATE (gerçeğe) SEVK EDECEK . (Mektubat, sf. 473)" Mehdi (a.s) ne yapacakmış? "Başa geçecek" diyor, Bediüzzaman. Geçti demiyor, "geçecek" diyor, inşaAllah. "Bu hakikatten de anlaşılıyor ki" diyor, Bediüzzaman. "Sonra gelecek o mübarek zat." "Geldi" demiyor, "sonra gelecek. " Bak "sonra gelecek o mübarek zat, Risale-i Nur Külliyatını bir programı olarak neşir ve tatbik edecek." Demek ki Risale-i Nur'a sahip çıkacak. Demek ki Risale-i Nur'da gizlenen gerçekleri halka açıklayacak. Bunu aynı şekilde İsa Mesih (as)'ın da yaptığını göreceksiniz, inşaAllah. Aynı şekilde Mehdi (a.s) da. Yani Risale-i Nur çok hayati bir eserdir, hayati bir kitaptır, çalışmadır. İçinde birçok sırlar vardır. İlhamla yazılmıştır. Bunu görecek insanlar.
ALTUĞ BERKER: Bediüzzaman'la ilgili Hocam şöyle söylemiştiniz. "Herkesin anlayabileceği gibiydi ama anlamazlıktan geldiler Bediüzzaman'ı. Çünkü Bediüzzaman'ı anlamak hapishane demekti. Adamlar keyif ve zevklerini arıyorlardı. Hz. Mehdi (a.s) da; 'ben keyfimi, dünya zevklerimi bıraktım' diyecek. 'Benim için tek Allah' diyecek. Ve 'Allah'ın rızası' diyecek. Hz. Mehdi (a.s)'a talebe olmak isteyen de 'şehit olmayı, hapis olmayı, Hz. Mehdi (a.s)'a atılan her iftirayı da kabul ediyorum' diyecek. Böyle derse Hz. Mehdi (a.s)'ı, Allah gözünde ayna gibi gösterir. Hiçbir şeyden, ailesinden, çocuğundan vazgeçemiyor. O zaman göremezsin. Yolun da, kafan da kapalı olur. O zaman göreceği yer şeytanın, nefsinin, deccalin gösterdiği yerler olur." dediniz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bediüzzaman Risale-i Nur Külliyatı'nda Mehdi (a.s)'dan bahsederken, şimdi bak çok ilginç bir şey anlatacağım. Yani insanların konuları nasıl çarpıttığına örnek. "Bu hakikatten anlaşılıyor ki, sonra gelecek o mübarek zat, Risale-i Nur'u bir programı olarak neşir ve tatbik edecek. " Yani "Risale-i Nur'u okuyacak" diyor, değil mi? Ve anlatacak, insanlara deliller verecek. "O zatın ikinci vazifesi, Kuran ahlakının esaslarını, Peygamberimiz (s.a.v)’in sünnetini icra ve tatbik etmektedir. " İkinci vazifesi. “O zatın üçüncü vazifesi, hilâfet-i İslâmiyeyi (İslam halifeliğini) İttihad-ı İslâm’a (İslam birliği üzerine kurarak) bina ederek, İsevî ruhanîleriyle (Hristiyanlarla) ittifak edip din-i İslâm’a (İslam dinine) hizmet etmektir. ” Şimdi bakın, burada “o zat” geçiyor. Burada da “o zat”. Mehdi (a.s)’dan sürekli “o zat, o şahıs”. Bazı aklı parlaklar ne diyor biliyor musunuz? Şimdi internet sitesinde de var arkadaşların internet sitesinde. Aklı parlak diyeyim artık. “O zat, o zat,o zat kaç tane geçiyor burada” diyor. “beş yerde geçiyor” diyor, “demek ki çokmuş” diyor. “Demek ki şahs-ı manevi’ymiş” diyor. “Hani şahs-ı manevi değildi?” diyor. Yani mesela ben Berker’den bahsediyorum. Bir kere Berker diyorum, arkadaşımız Berker, veyahut o kişi, o zat, o arkadaş, o muhterem diyorum. O zaman ne demek istemiş oluyorum? Bir ordudan bahsediyorum. Berker’den bahsetmemiş oluyorum. Yani böyle parlak zekalı arkadaşlarımız da var. Allah hidayet versin, Allah akıllarını açsın.
O hangi internet sitesiydi? Onu gösterelim de bir kardeşlerimiz görsünler.
ALTUĞ BERKER:Öğreneyim Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Yani maşaAllah, maşaAllah, zeka fışkırıyor böyle maşaAllah.
“Selamun Aleykum” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Canımdan çok sevdiğim, arslanların arslanı, çok güzel mübarek Hocamız Sayın Muhammed Adnan Oktar. ” Aman Allah’ım, bu ne muhabbet böyle. Yasin kardeşimiz “kardeşlerime yeni yılda mutlu, huzurlu, neşeli, güzel günler diliyorum” diyor inşaAllah. “Bütün varlıkların kalplerindeki kini, nefreti, öfkeyi Allah atsın, gidersin ve hep daima en yüksek derecede sevgiyi, kardeşliği, merhameti yerleştirsin. Ve özellikle en önemlisi Allah’a karşı sevgimizi artırsın yüce Mevlamız Allah’ımız. İnşaAllah, amin. Allah size en iyi cenneti nasip eylesin. Allah’ıma sonsuz şükürler olsun en büyük nimeti bana verdi. Yani sizi görmek” en büyük nimet demeyelim de en büyük nimetlerden birini. Çünkü en büyük nimet imandır, Allah’ı sevmektir. “En büyük nimetlerden birini bana verdi. Yani sizi görmek. Bir de çok sevdiğimi canım Peygamberim Hz. İsa (a.s)’ı da görmeyi nasip etse, o zaman esas bahtiyar ben olmuş olacağım” diyor kardeşimiz maşaAllah.
Nedir hazır mı o site?
ALTUĞ BERKER:Galiba “sorularlarisale”ydi ama yerini bulmaya çalışıyorum şimdi Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Kim yazdıysa onu, sorularlarisale’deki tüm kardeşlerimi tenzih ediyorum. Yani hepsine sevgim var, saygım var. Ama o parlak zekalı kardeşimizi takdir etmek için o yazıyı görmekte fayda var. Yani pırıl pırıl bir zeka, pırıl pırıl bir deha maşaAllah. Ne güzel de tespit etmiş. “O zat, o şahıs” diye Mehdi (a.s)’dan bahsediyor. “Bak çoğunluk işte, görüyorsunuz” diyor. Yani “ben demiyorum, Bediüzzaman diyor” diyor.
“Selamun Aleykum Hocam” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Üniversitelerde bildiğiniz gibi Darwinizm resmi olarak hakim durumda. Üniversite öğrencilerinin akademik kariyerinde önünün açılması için Darwinist olması gerekebiliyor” diyor. “Darwinist Hocalar öğrencilerin de Darwinist olmasını isteyebiliyor. Benim sormak istediğim gizli Darwinist yaşayıp, üniversite eğitimini tamamladıktan sonra yani ortam müsait olduğunda, asıl görüşlerimizi açıklayıp, Darwinizm karşıtı çalışmalar yapmak doğru mudur? Yoksa gerçek iman sahibi olmak için her durumda Darwinizm olmadığını, Allah’ın mutlak egemen olduğunu söylememiz mi gerekir? Mustafa.” Bak ne kadar inananları açmaza sokmuşlar, görüyor musun? Yani “üniversitede Darwinist görünebilir miyim” diyor. Kariyerim açısından diyor mesela asistan olabilmek için, doçent olmak için, profesör olmak için. Zaten Darwinist olmadan da Allahualem pek yapmazlar. Yani bu Darwinizm’in resmi hakimiyetinin dünyadaki etkisi şaşılacak boyutta. Bütün dünyada hakim, resmi olarak hakim. Hiçbir devlet başkanı, başbakan çıkıp “ben Darwinizm’e karşıyım” diyemiyor, diyemedi. Tarihte yok yani. Kimse ağzına alamıyor. Mesela “Allah yok” diyebiliyor haşa. “Peygamber yok” diyebiliyor. Ama “Darwinizm yok” diyemiyor. Bu yüzyılın özeliği. Yani adamın hayatı kayıyor. Bakın, bir tane Başbakan veya Cumhurbaşkanı, şu ana kadar “Ben Darwinizm’e inanmıyorum” diyemedi. Çok büyük mucize bu, hayret edilecek bir şey. Şimdi üniversitede doçent olarak, asistan olarak, profesör olarak etkili olmaktansa, doğrudan doğruya halka yönelik çalışma yapmak çok daha etkilidir. Üniversitede insanın gücü sınırlıdır. Yani bir doçentin, bir asistanın etki mekanizması, etki gücü çok çok sınırlıdır. Mesela ben doçent de değilim, profesör de değilim. Ama dünyayı sallıyorum Allah’ın dilemesiyle. Demek ki, özgür, bireysel çalışma, sivil çalışma çok çok daha etkili oluyor, değil mi? Kıyası kabil değil. Yani obüs mermisi gibi, bak şimdi bu Yaratılış Atlası’nı nereye göndersek, cam çerçeve aşağı iniyor. Binalar yerle bir oluyor, kaleler yani inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Bulduk Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bulduk. Bu dahi olan kardeşimizi bir gösterelim.
ALTUĞ BERKER:Sitenin kendisinin yazısı galiba Hocam anladığım kadarıyla.
ADNAN OKTAR:Evet. “Mehdi (a.s)’ın, bir şahs-ı manevi olduğunu gösteren önemli bir mektuptur” diyor. “Üç kez "o zatın" ifadesinin geçmesi ve üç vazifenin de aynı şahsın yapacağı hakikati bize açıklıkla ifade ediyor ki, Mehdi (a.s) bir şahs-ı manevi’dir ve üç vazifeyi de o şahs-ı manevi yapacaktır. Her üç vazifeyi temsil eden şahıslar farklı olabilir ve olacaktır. Ancak her üç şahıs da, o şahsı manevinin uzuvları olacaklardır. Nasıl ki bir adamın her bir uzvu farklı farklı vazifeler yaptığı halde, bütün işler o adama mal oluyor. ” Ne güzel bak örnekleme de çok güzel. Zeka fışkırıyor maşaAllah. Bu dahi olan kardeşimizden bayağı istifade etmemiz gerekiyor. Bak Bediüzzaman’ı üç kez yani o zat, o zat, o zat diye belirtiyor Mehdi (a.s)’dan bahsederken, üç taneden demek ki üç ayrı şahıs. Yani bu ne demektir? Üç yüz bin de olabilir anlamına geliyor. O zaman işte şahs-ı manevi. Karışık bir şey yok, çok net. Biz yanlış anlamışız, güya yani. “Bu hakikatten anlaşılıyor ki, sonra gelecek o mübarek zat, Risale-i Nur'u bir programı olarak neşir ve tatbik edecek" ifadesi de, Üstad'tan sonra gelen, hayat ve şeriat dairesini temsil edecek şahıslar, şahs-ı manevi’yi oluşturan eserleri rehber edineceklerdir. Dolayısıyla şahs-ı manevi’nin birer organı olarak ortaya çıkacaklardır. ” Bak, “Bu hakikatten anlaşılıyor ki, sonra gelecek o mübarek zat” mesela çok net, değil mi? “Risale-i Nur'u bir programı olarak neşir ve tatbik edecek” Risale-i Nur’dan istifade edecek, Risale-i Nur’dan anlatacak konuları” diyor Bediüzzaman çok sarih. Bu dahi olan kardeşimiz ne diyor? “Üstad'dan sonra gelen, hayat ve şeriat dairesini temsil edecek şahıslar, şahs-ı manevi’yi oluşturan eserleri rehber edineceklerdir. Dolayısıyla şahs-ı manevi’nin birer organı olarak ortaya çıkacaklardır.” Şimdi bu dehaya biz ne diyelim? İftihar ediyoruz kardeşimizle maşaAllah. Bak ne güzel anlamış. Bak “o mübarek zat” diyor, adam bak ne hale getirmiş. Helal olsun. Hangi internet sitesiydi bu?
ALTUĞ BERKER:Sorularlarisale.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah maşaAllah. Parlak zekalı kardeşimizin Allah aklını, zekasını daha da artırsın. Allah hidayet versin. Allah şeytanın, deccallerin etkisinden onu korusun. Allah ufkunu açsın, kafasını açsın da Allah ona doğruları göstersin inşaAllah. Bediüzzaman üç kere Mehdi (a.s)’ı vurgulamak için “o şahıs, o zat, o zat” diye vurgulamalar yapıyor. Mesela “o zat şöyle yapacak, o zat şöyle yapacak, o zat şunu yapacak” diyor. “Bak kaç defa söylemiş” diyor. “Üç kere söylemiş.” Üç çarpı üç yüz bin. İşte bu kadar. Al sana şahs-ı manevi. “En azından üç kişi olduğu anlaşılıyor” diyor. Pırıl pırıl bir zeka maşaAllah. İnanan inansın. İnanmayan da buraya gelsin inşaAllah. Allah hidayet versin. Seyyid Salih Özcan Hocamız ne diyor böyle kişilere? “Allah ıslah etsin” diyor.
Sorularla Risale “Üstad Ahir zaman Mehdi’si mi?” diyor “Üstad’dan sonra Mehdi (a.s) gelecek mi” sorularla Risale, maşaAllah maşaAllah. Kardeşimiz dahiyane bir buluşta bulunmuş, bak. Bediüzzaman Mehdi (a.s)’a üç defa atıfta bulunuyor “o zat şunu yapacak, o zat bunu yapacak, o zat şunları yapacak” diyor. Üç kere söylemiş olması, üç kişi olduğuna göre, üç yüz ile de çarpabilirsin. Nerede kardeşim yani şimdi ben bir insandan bahsederken defalarca “o zat, o kişi, o zat, o şahıs” dersem, bin kere bile demiş olsam o kişiden bahsediyor olurum ben. Kardeşimiz “bin kere bahsettiysen bin ayrı şahıstan bahsediyorsun” diyor. Sorularla Risale’yi tebrik ediyoruz oradaki kimse o kardeşimiz.
VTR -Seyyid Salih Özcan: “Büyük Mehdi (a.s) Ahir zamanda gelecek inşaAllah”
ADNAN OKTAR: Şimdi Sorularla Risale’deki o parlak zekalı kardeşimize göre; Seyyid Salih Özcan Hocamız çok yanlış yolda, çok yanlış biliyor. Risale-i Nur’u da bilmiyor, Bediüzzaman’ın anlattıklarını da bilmiyor. Ama buradaki parlak zekalı kardeşimiz biliyor. Bak ne güzel açıklamış. Bir de diyor ki Bediüzzaman bak onu da böyle açıklıyorlar. Şimdi Bediüzzaman; hatta ben bunu şaka yollu söyledim. “Böyle derler” dedim. Adamlar üstüne atladılar. “Hakikaten bu anlamda demiştir” dediler. Şimdi Hocamız “Allah ıslah etsin” diyor bu kafadaki bu insanlara. Bak “tevil ediyorlar, tevil” diyor. Defalarca söylüyor “tevil ediyorlar” değiştiriyorlar, değil mi? Değiştirme. Şimdi Bediüzzaman “ben görmeyeceğim, sen göreceksin” dediğinden kasıt” diyor “kendi kendini Bediüzzaman göremediği için” diyor yani baktığında, “ben kendimi göremiyorum, sen görüyorsun beni” o anlamda dedi” diyor. Kardeşim o zaman sen melekleri de inkar edersin, Allah’ı da inkar edersin, cenneti cehennemi de inkar edersin. O zaman sen dersin ki; “cennet de güzel ortama “cennet” deniyor. Acı çekilen yere de “cehennem” deniyor” dersin. Nitekim böyle tipler çıktı. “Melekler de pozitif güçlerin hepsine “melek” denir” diyor. Bu kafaya gidersin sen arkasından. Bu samimiyetsizliği bırakacaksınız, dürüst olacaksınız. Hz. İsa (a.s)’ın geleceğini, açık açık Bediüzzaman söylüyor. “Hristiyan alemi Müslüman olacak” diyor ve “Hz. İsa (a.s) başına geçecek” diyor. Çok net konuşuyor. “Mehdi (a.s)’ın arkasında namaz kılacak” diyor. “İttihad-ı İslam olacak. Koskoca bir hakimiyet, bütün dünyaya İslam hakim olacak” diyor. “Ve Müslümanların başında bir lider olacak. Bunun anlamazlıktan gelmenin alemi ne? Ve bunu yaparak kime hizmet ediyorsunuz? Neye hizmet ediyorsunuz? Ne yaptığınızı zannediyorsunuz?
“Selamun Aleykum pek muhterem Muhammed Adnan Hocam. Hocam yılbaşı kutlamaları hakkında ne diyorsunuz? Caiz mi? Üniversitede okuyorum. Burada Hocamıza kitap göndermiştiniz Yaratılış Atlası. O da masaya koyup kitabı, sizle ilgili güzel sözler etti” diyor. “Fakat kitap bir ara adamın başına düşmüş yukarıdan.” Dikkatsizliğinden, dikkatli olsun. Allah vermesin yani çok tehlikeli olur, yedi kilo falan. “Hocam bunu sizinle paylaşmak istedim. Halil” diyor. Yılbaşı kutlamaları, yılbaşında burada işte kutladık. Sohbet ettik. Hocamızı çağırdık. Gece ikiye kadar sohbet ettik, konuştuk. Hem yılbaşını kutladık, hem de İslam’a, Kuran’a, dine hizmet ettik. Hz. İsa (a.s)’ın doğumuna niyet ediyorsak, bundan bir sevinç duyuyorsak, o bir Peygamber doğumu. Tabii ki bizi sevindirir. Hz. Musa (a.s)’ın doğumu, Resulullah (s.a.v)’in doğumu bizi sevindirir, iftihar ederiz, kutlarız. Nasıl kutlayacağız? Onlara sevgimizi ifade ederek, Allah’a olan sevgimizi ifade ederek, inşaAllah.
Program bitmiş ama yarım saat sonra neredeyiz?
ALTUĞ BERKER:Kahramanmaraş Aksu ve Gaziantep Olay Tv’deyiz.
ADNAN OKTAR:EvelAllah.
SUNUCU:Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri programımıza, Mavi Karadeniz Radyo, Aksu Tv, Gaziantep Olay Tv, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Kütahya Destan Tv ve HarunYahya.Tv sitemizden canlı olarak devam edeceğiz.
Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...