SUNUCU:Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri programımıza, Mavi Karadeniz Radyo, Aksu Tv, Gaziantep Olay Tv, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Kütahya Destan Tv ve HarunYahya.Tv sitemizden devam ediyoruz. Buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR:Öyle hayta keratalar var ki internette, daha önce de söyledim, iltifatlarımı üst üste eklemişler, acayip komik bir şey olmuş, çok sevimli bir şey yapmışlar. Özellikle şu İnci takımı bir de Ekşi Sözlük takımı, tam hayta keratalar böyle. Ama tabii daha önce de rica ettik, istirham ettik; şakalar çok güzel ama incitici şakalardan kaçınmak lazım. Güzel, hoş şakalar olması lazım, o güzel, o zaman insan hakikaten gülüyor, eğlendirici oluyor ama öbür türlü yakışık almaz.
Kuran’dan okuyayım. Şeytan’dan Allah’a sığınıyorum. Sebe Suresi 32. ayet: “Büyüklük taslayanlar”,yani enaniyet yapanlar, kibir yapanlar, kendini büyük görenler, maddi yönden, manevi yönden, her yönden kendini üstün görenler, “za'fa uğratılan (müstaz'af)lara dediler ki:”, mustazaf demek; normal bir insanken sonradan güçsüzleştirilen, yani siyasi baskıyla, askeri baskıyla, polisiye baskıyla veyahut herhangi bir baskıyla, toplum baskısıyla pasifize edilip maddi gücü elinden alınan, imkanları elinden alınan, güçsüz kılınan insan anlamına geliyor. “(müstaz'af)lara dediler ki:"Size hidayet geldikten sonra,” yani imani derinlik geldikten sonra, “sizi biz mi ondan alıkoyduk? Hayır, siz (zaten) suçlu-günahkarlardınız." Yani siz zaten anormal insandınız diyor. Bu ahirette, cehennemdeki konuşmalarından bir alıntı. “Za'fa uğratılanlar da büyüklük taslayanlara: "Hayır, siz gece ve gündüz hileli düzenler (kurup) bizim Allah'ı inkar etmemizi ve O'na eşler koşmamızı bize emrediyordunuz" dediler. Yani Darwinizm’i dayatıyordunuz, materyalizmi dayatıyordunuz, zorla bizim ateist olmamız için uğraşıyordunuz diyorlar halktan insanlar da. “Azabı gördüklerinde pişmanlıklarını saklarlar;” mesela bu çok manidar, orada büyüklük taslıyor. O var ya büyüklük taslayan, enaniyetleri orada da devam ediyor. Halbuki bir insan nadim olduğunu açık açık göstermesi lazım. Orada cehennemin ortamında, pişmanlıklarını saklıyorlar, inat ediyor, daha hala devam ediyor iddiasına. “Biz de inkar edenlerin boyunlarına halkalar geçirdik. Onlar, yaptıklarından başkasıyla mı cezalandırılacaklardı?” diyor Allah. Ne yapıyorsa tam onunla cezalandırılıyor yani birebir, inşaAllah. “Boyunlarına halkalar geçirdik”, başka ayette de geçiyor o. Enaniyet ve büyüklüklerine karşı Allah, boyunlarını aşağı indiremeyecek hale getiriyor onları.
“Biz hangi ülkeye bir uyarıcı gönderdikse,”demek ki uyarıcı geliyor, yani insanları uyaran, “mutlaka oranın 'refah içinde şımaran önde gelenleri': "Gerçekten biz, sizin kendisiyle gönderildiğiniz şeyi tanımıyoruz" demişlerdir.” Bakın, “mutlaka” diyor Allah, Allah’ın kanunu, “mutlaka oranın 'refah içinde şımaran önde gelenleri'. Yani dini liderler yahut siyasi lider fark etmez burada, herhangi bir kişi. “Refah içinde şımaran önde gelenleri': "Gerçekten biz, sizin kendisiyle gönderildiğiniz şeyi tanımıyoruz" demişlerdir”. Onun için Mehdi (a.s)’ı da insanlar kabul etmeyeceklerdir. Mesela Hz. İsa Mesih’(a.s)’ın gelişini de kabul etmiyorlar, şımarık insanlar.
“Ve: “Biz mallar ve evlatlar bakımından daha çoğunluktayız”diyorlar. Yani hep böyle işte holdingleşme, para kazanma, evladı-ı iyali, siyasi istikbali, sosyal gücü onun derdinde oldukları için. “Ve: “Biz mallar ve evlatlar bakımından daha çoğunluktayız ve bir azaba uğratılacak da değiliz” de demişlerdir.” Yani biz zaten Müslümanız, muttakiyiz, Allah için gayret ediyoruz bir şey olmaz diyorlar. Biz ahrete de gitsek cennete gideriz diyorlar, kurtuluşa ereceğiz diyorlar
26.ayet, “De ki: "Rabbimiz (Kıyamet günü) bizi bir arada toplayacak, sonra da hak ile aramızı ayıracaktır.” Yani küfürle Müslümanlar ayrılıyorlar. “O, (gerçek hükmünü vererek hak ile batılın arasını) açandır, (her şeyi hakkıyla) bilendir." Bu ayette, “sonra da hak ile aramızı ayıracaktır. O, gerçek hükmünü vererek hak ile batılın arasını açandır, (her şeyi hakkıyla) bilendir."hak ile batılın arasının açılması ile ilgili ayetin ebcedi; 2010 tarihini veriyor inşaAllah.
“Biz seni ancak bütün insanlara bir müjde verici ve uyarıcı olarak gönderdik.” Peygamberimiz (s.a.v) ne diyor? Müjdelenin diyor. Ayrıca Hz. Mehdi (a.s.) ile de müjdelenin diyor Rusulullah (s.a.v.)’in emri bu, emretmiş biz Resulullah (s.a.v.)’in kumandanlığını Kıyamete kadar kabul ile mükellefiz. Vefatıyla kumandanlığı bitmez. Mesela Hz. Mehdi (a.s.) ile müjdelenin dediğinde, onu müjdelemeye devam edeceğiz.“Biz seni ancak bütün insanlara bir müjde verici ve uyarıcı olarak gönderdik.” Bu Peygamberimiz (s.a.v.)’e bakıyor. Neyle müjdeledi Peygamber Efendimiz (s.a.v.)? Dünya hakimiyeti ile müjdeledi, İttihad-ı İslam ile müjdeledi, bereket ve bolluk ile müjdeledi, Müslümanları cennet ile müjdeledi ve Allah’ın rızası ile müjdeledi en önemlisi. “Ve uyarıcı olarak gönderdik.” Hz. Mehdi (a.s.) da müjde verici ve uyarıcı olarak gelecek .“Ancak insanların çoğu bilmiyorlar.” Şu anda da insanların birçoğu bilmiyor İttihad-ı İslam olacağını, Hz. Mehdi (a.s.)’ın zuhur ettiğini, İttihad-ı İslam’ın getireceği bereketi bolluğu, huzuru, neşeyi bilmiyorlar.
“Onlar: "Eğer doğru sözlü iseniz, bu va'd(ettiğiniz azap) ne zamanmış?" derler.” Ne zaman diyorlar? Biz de on yıla kadar olacak diyoruz inşaAllah. Hadislere dayanarak bunu söylüyoruz, İslam’ın hakimiyeti. Tabii onların sorduğu burada Kıyameti soruyorlar ama bir diğer işareti de İslam’ın dünya hakimiyeti.
“De ki: "Sizin için belirlenmiş bir gün vardır ki, ondan ne bir an ertelenebilirsiniz, ne de (bir an) öne alınabilirsiniz.” Kıyamet, tam vakti geldiğinde kopar diyor Cenab-ı Allah.
ALTUĞ BERKER: “Zaman Gazetesi, Yeni Şafak Gazetesi olsun tüm sağ basının olduğu gibi Mehdiyet’in sesi olması lazım” dediniz Hocam. “Herhangi bir şekilde bölünmeyi ima eden her şeyden kaçınmalıdır. Arada çıkan çatlak sesleri tamir etmeleri lazım, susarlarsa kabul etmeleri anlamına gelir. Ben Fethullah Gülen Hocamızı da, o camiayı da canım gibi seviyorum ve her yerde savunuyorum. Bu görüşün onlara ait olduğunu sanmıyorum. Bu fikri hemen tekzip etmelerini bekliyorum” dediniz geçen gün bir federasyon ile ilgili bir söz üzerine.
ADNAN OKTAR: Neydi o yazı?
ALTUĞ BERKER: Şahin Alpay’ın, “federasyon konusu tartışılsın” yazısı.
ADNAN OKTAR: Var mı yazı sende?
ALTUĞ BERKER: Bulayım Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Selam Hocam. Sizi çok seviyorum. Siz benim kıymetlimsiniz inşaAllah. Sizin talebiniz olmayı Allah’tan diliyorum.” Ve Aleyna Aleykum Selam Ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Sizinle birlikte imanım arttı, içinizdeki sevgiye hayranım inşaAllah. Bir an önce, ikinci Asr-ı saadet yaşamak istiyoruz.” Çok güzel ikinci Asr-ı saadet dönemi. “Cübbeli’nin talebeleri sürekli bize soruyorlar, “ne planlarınız var? Hocamız planlarınızı mı bozuyor” diyorlar. Ben de kendilerine cevap vermek isterim. Evet Türk İslam Birliği planlarımız var Hocanız bu Birliği 570 yıl ertelemek istiyor, bu bizim hoşumuza gitmiyor” demiş. Cübbeli’nin, 570 yıl İttihad-ı İslam’ı, Türk İslam Birliği’ni engellemek istediğini söylüyor. “Sizi çok seviyorum bir tanecik Hocam” diyor. Zeliha Akbıyık.
Ama hakikaten binlerce, on binlerce, milyonlarca insan, her yerde duyuyoruz, Avrupa’da olsun, Almanya’da olsun, tahkiki iman ile iman ediyorlar. Yani şuurlu olarak, berrak kesin ve akılcı bir iman. Yani gelenekçi, deliliğe dayalı rüya gördüm, vahiy geldi abuk sabuk hikayelere dayalı değil de, çok oturaklı, çok akıllı dürüst bir iman anlayışı, çok hızla yayılmaya başladı. Ben Müslümanların bir kısmında böyle deliliğin yaygın olduğunu bilmiyordum. Bu kadar psikopatça fikirleri olduğunu bilmiyordum ve bu psikopatça fikirleri, psikopatça insanların inandığına da ilk defa şahit oldum, tanımıyordum ben bir kısım camiaları, toplulukları. Yani bu kadar akıl almaz deliliği yaşamalarını hayretle karşıladım. Onun için ahir zamanda Kuran’a dayalı, Peygamber (s.a.v.)’in sünnetine dayalı, akıllı, gerçek Müslümanlık çok hayati. Samimi olarak iman etmek, samimi olarak Allah’ı sevmek çok önemli, o yüzden birçok kardeşimizin duasını alıyoruz elhamdülillah, vesile oluyoruz inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Şahin Alpay’ın, Zaman Gazetesi’ndeki yazısı; “Eğer Türkiye, birlik ve dirliğini koruyacaksa, bu talep şu veya bu şekilde karşılanmalıdır” diyor. BDP’nin talepleri “20-25 bölgeye yetki devrinde BDP’nin getirdiği öngören demokratik özerklik projesi ciddiyetle tartışılması değer bir öneridir Hak-Par ve KADEP, federalizm önerilerini ayrıntılandırmalıdır.”
ADNAN OKTAR: Biz bunu yanlış mı anlamıştık? Sonra özür dilemiştik yanlış anladığımız için. Yanlış anlaşılacak gibi değil mi yoksa?
ALTUĞ BERKER: Onu bir okuyucumuz öyle yorumlamıştı ama yanlış anlaşılmaya müsait yazıların uygun olmayacağını.
ADNAN OKTAR: İnsanlık hali biz yanlış anlamıştık yine yanlış anlıyoruz. Ama yanlış anlaşılmaya da çok müsait bir yazı, onu istirham ediyoruz bir daha bu tip yazılar olmasın. Geçenlerde de yine böyle yanlış anlaşılmaya müsait bir yazı olmuştu, uyarmıştım özür dileyip düzeltmişlerdi. Bu da yanlış anlaşılmaya çok müsait bir yazı bu konuda da uyarıyorum, istirham ediyorum. Bu beyefendi Şahin Alpay, o kardeşimiz de, o arkadaşımız da buradaki tashihi ve düzeltmeyi yaparsa çok memnun oluruz inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: “Bölünmeye karşı, federasyon isteyenlere karşı, milletimizin gür bir sesle Türk İslam Birliği’ni ifade etmesi lazım” dediniz. “Devletimizin sevgiyle, ilimle, bilimle kükremesi lazım, suskunluk varmış gibi görünüyor ama ısrarla Türk İslam Birliği vurgulanırsa olaylar o tarafa gelişir. Zaten gerçekleşecek inşaAllah, hızlanması için bu tekrarlar çok önemli” dediniz.
ADNAN OKTAR: “Çok kıymetli Muhammed Adnan Hocam. Sizi uzun zamandır dikkatle dinliyorum. Konu ile hiç alakası olmasa da size şu soruyu yöneltmek isterim. Cevap vermek istemezseniz de canınız sağ olsun. Hocam cin sirayet etmiş bir insanın ne gibi fiziksel halleri olur? Saygılarımı sunarım, Allah başımızdan ayırmasın. Müslümana cinin etkisi olmaz, cin Allah’ın tecellisidir. Cinin müstakil bir gücü olmaz. Her yaratılan şeyi Allah yaratır, her meydana gelen şeyi Allah yaratır. Allah’tan bağımsız cinin gücü olmaz. Cinin her adımını Allah meydana getirir. Bunu bildiğinde konu biter. Allah’a muttaki olarak, samimi kalple, hulusi kalple bağlanan bir insana, cin musallat olmaz. Ama şirk koşana, cin musallat olur. Büyüye inanana cin musallat olur. Cinin, Allah’tan ayrı müstakil bir güce sahip olduğuna inanana cin musallat olur, başına bela olur. Cin musallat olduğunda delirtir. İşte görüyorsunuz ağzı burnu bir tarafa gider, hasta olur, şizofren gibi olur. Allah’a tam teslim olana hiçbir şey yapamaz.
“Çok değerli muhterem Muhammed Adnan Hocam. Mustafa Kemal Atatürk’ün, Hz. Mehdi (a.s.)‘ın öncüsü olduğunu belirten bir durumu arz etmek istiyorum. “Adalet mülkün temelidir” Kutsi hadisi bütün devlet dairelerine, hükümet konaklarına, adliyelere, okullara, Türkiye’nin dağlarına, taşlarına yazdıran Mustafa Kemal Atatürk değil midir? Bunu neden görmezden geliyorlar? Arz ederim” diyor. Metin Önder İstanbul. Hz. Ömer (r.a.)’ı acayip seviyordu Atatürk, en sevdiği olabilir sahabelerden. Memduhuydu, çok sever. Hz. Ömer (ra)’in bir tek o sözü değil. Adalet mülkün temelidir sözünün dışında da, birçok sözünü önemli görmüştür. Bedir muhaberesindeki Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in gösterdiği mucizenin çok üstünde durmuştur. Kuran’a hakim bir insan Atatürk, yani bayağı kültürlüdür; genel kültürü, dünyadaki bütün bilgileri, bütün düşünceleri, bütün felsefeleri her şeyi yakından takip etmiş, tahkik etmiş, bilime, kültüre, sanata çok önem veren bir insandı. Sürekli cebinde onun küçük bir Kuran’ı var, müzede de görebilirsiniz Anıtkabir’de. Cebinden hiç çıkartmamıştır, sürekli yanındaydı daima Kuran okuyan bir insan. Buhari, Buhari Şerif’i tercüme ettirmiştir. Elmalılı tefsirini Elmalılı’dan rica etmiş ve o da çok güzel, o tefsiri meydana getirmiştir ve Türk Milletine sunulmuştur. İmam hatipleri, İlahiyat Fakültelerini açtırmıştır, Diyanet İşleri Başkanlığı’nı kurdurmuştur. Ve bu kadar dine hizmet eden bir insan, çok nadir görülür. Hutbe okutmuştur, hutbe okumuştur bizzat kendisi. Her gördüğü hocayla, genellikle Kuran üzerine, Sureler üzerine konuşmalar yapmıştır. Dolayısıyla Türk İslam Birliği’ni, canı gönülden isteyen bir insandır Atatürk. O yüzden son zamanlarda biliyorsunuz, sürekli Atatürkçüyüm diyenler artık Atatürk’ten bahsetmemeye başladılar. Niye? Çünkü anti komünist bir Atatürk onların işine gelmiyor. Türk İslam Birliği’ni savunan bir Atatürk, onların işine gelmiyor. O zaman dillerini yuttular. Biz de rahmetliyi böyle sık sık anarak, onun güzel fikirlerini ortaya koyuyoruz inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Hocam, Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri’nin, Hz. Mehdi (a.s)’ın çağında olduğumuzu söyleyen sözleri var inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Süleyman Hilmi Tunahan, o da seyyiddir mübarek, dinleyelim.
ALTUĞ BERKER: “Hz. Mehdi (Aleyhi Rıdvan) hakkında vaki hadis'i şerifte, Fahri Alem (s.a.v.) Efendimizden, sırran (gizlice) haber sadır olmuş (meydana gelmiş) olup, ancak anahtarı kimdeyse o açar ve işin hakikatini o anlar başkası anlayamaz. Herkes anlasa sır zahir olur. Usule muhalif gelir. Yani zamanın sahibi Mehdi (a.s), Resulullah (s.a.v.)’in varisi perdeyi kime açarsa ancak o anlar. Nüzul-i İsa aleyhisselamdaki sır da böyle. Allah dostlarının rütbesindeki büyüklükleri nispetinde, halleri ve sırları kapalıdır. Hz. Mehdi (a.s) bizim usulümüz üzere gelecek, şimdi o devirdeyiz” diyor maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Tebliğle, tebliğ yaparak, iman hakikatlerini anlatarak inşaAllah. Yine mürşitlerimizi, hocalarımızı dinlemeye devam edelim. Kalbimize ferahlık veriyor onların güzel sohbetleri. İlim ehlinin sohbetleri, ferahlıktır. Sultan Babamızın talebelerinin sohbetlerini hazırlayalım. Sultan Baba’nın evladının sohbetini hazırlayalım. Sungur Ağabeyi yine dinleyebiliriz inşaAllah hazırda tutalım. Ama özellikle yeni konuşan kardeşlerimiz yeni konuşan ağabeylerimizi daha ön planda tutarsak daha güzel olur inşaAllah. Tamam dinleyelim.
VTR: Sultan Baba’nın Oğlu;” Sultan Babanın Adnan Hoca’ya Çok Büyük Bir Hayranlığı Ve Sevgisi Vardı Ve Duası Vardı Ayrıca.”
ADNAN OKTAR: Üstad’ın aslanlarından, şimdi de Mehmet Kırkıncı Hocamız’ın sohbetini dinleyelim.
VTR: Mehmet Kırkıncı Hoca: Mehdi (A.S) Bizzat Kendisi Gelecek.
ADNAN OKTAR: “Şahs-ı manevi hakim olmayacak” diyor değil mi? “İslam Alemi’nin, İttihad-ı İslam’ın başında birisi olacak” diyor. “Hz. İsa (a.s) ile birlikte namaz kılacak.” Kim o?
ALTUĞ BERKER: Mehdi (a.s) inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hz. İsa (a.s) gibi Ulü’l Azm bir Peygamber, avamdan bir insanın arkasında namaz kılmaz. İmamlığa geçirtmez çünkü efdal, Peygamber varken, avamdan bir insanın arkasında namaz kılması caiz olmaz. Ulü’l Azm bir Peygamberin arkasında namaz kılacağı kişi, ancak vahiyle bildirilmiş bir insan olması lazım. Peygamberimiz (s.a.v)’e vahiyle bildirilmiştir Mehdi (a.s)’ın imamlığı. Yani İsa Mesih (a.s)’ın ona uymasını ve Mehdi (a.s)’ın namaz kıldırmasını, Peygamberimiz (s.a.v) vahiyle bildirmiştir. O vahyin gereğini yapacaktır. Hz. İsa (a.s)’a da vahiy edilecektir, ama asıl Peygamberimiz (s.a.v)’e bildirilen vahyin gereğini yapıyor inşaAllah ve Mehdi (a.s)’ın arkasında namaz kılacaktır. Ve bütün dünyanın lideri olarak Mehdi (a.s)’a tabi olacaktır. Yani Hristiyan aleminin de lideri, Müslüman olmuş Hristiyanların da lideridir Mehdi (a.s), İslam aleminin de lideridir. “Ahir zamanda gelecek o zat” diyor Bediüzzaman.
Hüsnü Bayram Ağabey de Bediüzzaman yanında son on yıl, vefatına kadar yanında kalmış. Bediüzzaman’ın has talebelerindendir. Mübarek ağabeylerimizdendir. Kalbimizin inşirah bulması için o güzel ağabeylerimizden sohbet dinlemeye devam ediyoruz. Şimdi Hüsnü Bayram Ağabeyi dinleyelim, inşaAllah.
VTR: Hüsnü Bayram Ağabey.
ADNAN OKTAR: İşte Allah’ın emri o, Üstadımız’ın isteği o, Peygamberimiz (s.a.v.)’in isteği o, bizim istediğimiz bu, Mehdi (a.s)’ın istediği bu; İttihad-ı İslam, Türk-İslam Birliği’ni oluşturacağız. Atatürk’ün de vasiyetidir. Türk-İslam Birliği, İttihad-ı İslam Atatürk’ün de vasiyetidir. Sungur Ağabeyimiz, o da dünya tatlısı bir ağabeyimiz ama bakın, tekrar diyorum, ağabeylerimizin hepsinin yaşı ileri, yetmişinde, sekseninde. Onlar başımızdayken, süratle İttihad-ı İslam’ı oluşturmamız, Türk İslam Birliği’ni oluşturmamız çok önemli. Onların vefatından sonra olmasın. Onlar hayattayken yapalım, inşaAllah. Yani bir an önce olması gerekiyor. Çünkü böyle bir nesli bir daha biz bulamayız. Böyle alimleri, böyle dava adamlarını bir daha bulamayız. Hazır onlar bizim başımızdayken, yanımızdayken, İttihad-ı İslam’ı, Türk-İslam Birliği’ni onlar görsünler, o şerefi tatsınlar, o sevinci onların yüzünde de biz görelim. Onlar vefat ettikten sonra olmasın. Onlar vefat etmeden önce oluşturalım. Yani bu konuyu ağırdan almak vicdana sığmaz. Ağırdan alınacak bir konu değil bu. Daha süratli hareket edelim, inşaAllah.
Sebe Suresi’nden devam edebiliriz. Şeytandan Allah’a sığınıyorum.
8. ayet, "Allah'a karşı yalan mı düzüp uyduruyor.” Demek ki, Allah’a karşı yalan uydurmak bela. Bediüzzaman’a karşı, Bediüzzaman’ın üslubuna karşı yalan görüyoruz. Ve Peygamberimiz (s.a.v)’in hadislerine yalan karıştırmaya kalkıyorlar, Bediüzzaman’ın ifadelerine yalan karıştırmaya kalkıyorlar. Kuran ayetlerine yalan karıştırmaya kalkıyorlar. Allah buna müsaade etmez, ayaklarına dolar. Peygamberimiz (s.a.v)’e karşı da iftira ediyorlar, diyorlar ki; “Allah'a karşı yalan mı düzüp uyduruyor?” Peygamberimiz (s.a.v), daima doğruyu söyleyen bir insan. “Yoksa kendisinde bir delilik mi var?" Hep bu, yani Müslümanlara hep böyle iftira atılır. Hakaretamiz bir düşünce kafasıyla bu söylenir. “Yoksa kendisinde bir delilik mi var?" Bediüzzaman’a da biliyorsunuz uzun süre akıl hastanesinde tuttular. Sonra da doktor “deli değil bu, dahi” demiş, Bediüzzaman için, inşaAllah. Aklının “olağanüstü olduğunu” söyleyip bırakmışlar Bediüzzaman’ı. “Hayır, ahirete inanmayanlar, azapta ve uzak bir sapıklık içindedirler.” Hem azap içindedirler, hem de uzak bir sapıklık içindedirler. Çok uzaklar. Fikren, düşünce olarak çok garip bir bakış açısına sahipler. “Onlar, gökten ve yerden, önlerinde ve arkalarında olanı görmüyorlar mı?” Bak, “gökten ve yerden önlerinde ve arkalarında olanı görmüyorlar mı?” Allah izlemeci ve dikkatli olmamıza da dikkat çekmiş. Bak, göğü de izlememizi de istiyor Allah, yeri de. “Önlerinde ve arkalarında olanı görmüyorlar mı?” yani her yeri izleyen, her yeri tespit edebilen bir akla, bir teknolojiye sahip olmamızı istiyor Allah. “Eğer Biz dilersek, onları yerin-dibine geçirir.” Yani mesela şu an deprem tespit edilemiyor ama yeni yeni, yavaş yavaş depremi önceden, kısmen tespit etme imkanı oluşmaya başladı. “Ya da gökten üzerlerine parçalar düşürürüz.” Şimdi bak, göktaşlarının yoğunlaştığını, geçenlerde filmlerde gösterdik, birçok kere gösterdik. Bir daha gösterebiliriz. “Hiç şüphesiz, bunda 'gönülden (Allah'a) yönelen' her kul için bir ayet vardır.” Eğer Biz dilersek, onları yerin-dibine geçirir ya da gökten üzerlerine parçalar düşürürüz.” Tabii bu ayetin ebcedine de bakmak lazım. Sebe Suresi, 9. ayete. Filmi var mı sende, göktaşlarının? Bakalım o videosuna.
VTR: Dünyayı gittikçe saran göktaşları.
ADNAN OKTAR: Göktaşlarında akıl almaz bir artış var. Daha önce çok azken, birdenbire 1980’lerden sonra çığ gibi gelişmeye başlıyor. Ama 1999’da muazzam bir tırmanışa geçiyor. Adeta bulut gibi şu an dünyanın üzerine kaplamış durumda göktaşları, değil mi? Ayet de 9. ayet, 99’a bakıyor inşaAllah. Sebe Suresi, 34’te zaten İstanbul’un kodu mu oluyor? İnşaAllah. Bak, 1999, 9. Ayet. “Ya da gökten üzerlerine parçalar düşürürüz” diyor Allah, göktaşları. Onun için ebcedine de baktıracağım. Muhtemelen ebcedi de tam çıkar, Allah-u alem. “Süleyman için de” Allah Hz. Süleyman için de bahsediyor. “Süleyman için de, sabah gidişi bir ay, akşam dönüşü bir ay” tabii bunda da özel bir işaret var. “Sabah gidişi bir ay, akşam dönüşü bir ay (mesafe) olan rüzgara (boyun eğdirdik); erimiş bakır madenini ona sel gibi akıttık.” Bu bakır madeninin çok geniş çaplı kullanılması, ahir zamanda, bizim tahmin etmediğimiz bir teknolojiye de ayrıca işaret ediyor olabilir. Yani bakır geçmiş tarihte de, Zülkarneyn (a.s) zamanında da kullanılmış, Hz. Süleyman (a.s) zamanında da kullanılmış. Süleyman (a.s) ve Zülkarneyn (a.s) her ikisi de dünya hakimi. Dünyaya hakim olmuşlar ama her ikisinin de bir bakır olayı var, yani geniş çaplı bir bakır kullanma olayı var. “Onun eli altında” bak, hemen ayetin devamında, “onun eli altında Rabbinin izniyle iş gören bir kısım cinler vardı.” Şimdi erimiş bakırla, cinlerin bir bağlantısı var. Yani bunu göreceğiz, buna bakacağız. Çünkü Zülkarneyn (a.s)’da da aynı olay var, Zülkarneyn (a.s). O da “getirin bakırı” diyor, “üzerine kıtran dökeyim” diyor. Kıtranın bir anlamı da, bakırdır biliyorsunuz. Burada da aynı şekilde bakır var. “Onlardan kim Bizim emrimizden çıkıp-sapacak olsa, ona çılgın ateşin azabından tattırırdık.” Bakırla elde edilen, geniş alanda kullanılan, bakırla elde edilen, cinlere etki edecek bir sistemden sanki bahsediliyor gibi. Çünkü Firavun zamanında da biliyorsunuz, geniş çapta cinlerden adamlar istifade ediyorlardı. Firavun da kontrol altına almıştı cinleri, kafir cinleri. O kafir cinleri kendine hizmet ettiriyordu. Sonra Hz. Süleyman (a.s) etkisi altına aldı, cinleri. Bütün cin şeytanları etkisi altına alıp denizden onlara inci çıkarttırıyordu, mercan çıkarttırıyordu, cinlere. Ve halk bunu son derece kanıksamıştı, çok normal karşılıyordu cinleri. Sonradan insanlar cinlerden uzak kalınca, cin onları ürkütecek bir varlık gibi olmaya başladı. Yani şu an tedirginler. Halbuki eski Mısır’da halk alışık cinlere. Hemen hemen birçok işini yaptırıyorlar, birçok insana net görüntü olarak görünüyor, insanlar arasında geziniyorlar. Ama alışmışlar, ama alışmayınca insanlarda bir ürküntü meydana getirir. Alışırlarsa bu ürküntü kalkar. “Ona dilediği şekilde kaleler, heykeller, havuz büyüklüğünde çanaklar ve yerinden sökülmeyen kazanlar yaparlardı” diyor. Cinlere ne kadar alışmış insanlar o devirde, “kaleler, heykeller, havuz büyüklüğünde çanaklar, yerinden sökülmeyen kazanlar yaparlardı. Ey Davud ailesi, şükrederek çalışın. Kullarımdan şükredenler azdır. Böylece onun (Süleyman’ın) ölümüne karar verdiğimiz zaman, ölümünü, onlara, asasını yemekte olan bir ağaç kurdundan başkası haber vermedi.” Asasını yemekte olan bir ağaç kurdu. Bak mesela daha önce asa yılana dönüşüyor, Hz. Musa (a.s)’da, burada da yine yılanı andıran bir kurt bu seferde asanın içinden kemiriyor, asayı. Daha önce asa tamamen yılana dönüşürken, burada da asanın içinde kurt var. Asanın içini kemirip, asayı güçsüz hale getiriyor. Ama Kuran’da asaya ısrarla dikkat çekiliyor. Hem Hz. Süleyman (a.s)’da hem Hz. Musa (a.s)’da, hem de Mehdi (a.s)’da. Mehdi (a.s)’da da asayla bir bağlantı var. Yani Kuran sebepsiz yere bir konu üzerinde durmaz. Asayla ilgili bir harika görecek insanlar. Bir şey var asada. Çünkü Süleyman (a.s)’ın asasında da bir harika var, Hz. Musa (a.s)’ın asasında da bir harika var. Mehdi (a.s)’ın asasında da bir harika var. Bir şey görecekler bununla ilgili. Buna işaret ediliyor, inşaAllah. “Bir ağaç kurdundan başkası haber vermedi. Artık o, yere yıkılıp-düşünce, açıkça ortaya çıktı ki, şayet cinler gaybı bilmiş olsalardı böylesine aşağılanıcı bir azap içinde kalıp-yaşamazlardı.” Cenab-ı Allah “boş yere cin çağırıp gaybden haber almaya çalışmayın” diyor Allah. Eğer öyle bir özellikleri olsaydı, Hz. Süleyman (a.s)’ın vefatını bilirlerdi, bilmediler, feci şekilde korkarak çalıştılar. Bilmiyorlardı. Gaybı çıkaramıyorlardı. Allah “gaybı bilmezler” diyor “cinler”. Onun için bazı kişiler çağırıyor cinleri, işte “gaybda ne olacak?” O da onlara yalan söylüyor. O da ona inanıyorlar. Cinler bilmez gaybı. Ama hizmet ederler. Yani cisim haline gelip hizmet edebilirler. Ama tabii bu insanları çok korkutacağı için, insanlar alışık olmadığı için, hazır olmadıkları için, Allah şu an göstermiyor. Ama Hz. Süleyman (a.s) zamanında adamlar, benim gördüğüm taş taşıyorlar cinler. Heykel yapıyorlar. Havuz büyüklüğünde çanaklar yapıyorlar. Yerinden sökülmeyen kazanlar yapıyorlar. Yani büyük parçaları çok çok büyük dev kaya parçalarının taşınmasında görev alıyorlar, cinler. Şimdi eski Mısır’daki o büyük piramitlerin yapımındaki kayaların, kaya parçalarının yüzlerce kilometre ötelerden getirildiği biliniyor. Ama normalde bunu herhangi bir dozer veya greyderlerle çekmeye kalksalar getiremezler. Hiç zedelenmeden, gayet düzgün olarak adamlar alıp getirmişler. Başka yerde kesilip getirilmiş taşlar. Ne adamların kesenler hakkında bilgisi var, ne de o taşı oraya nasıl getirdiklerini daha hala bilemiyorlar. Ve taşlar da, o üçgen kulelerin tepesine nasıl çıkardıklarına dair bir kanaatleri yok şu an. Yani normal bir vincin kaldıracağı gibi bir şey değil, o taşlar. Şu anki teknolojiyle yapılacak bir yönü yok. İnşaatlara falan yük taşıyorlar ya, böyle ince vinçler var, görüyorsunuz. Taşıdıkları ağırlıklar belirli bir derecede, öyle hafif şeyler taşıyabiliyorlar. Ama buradaki taşlar çok çok ağır taşlar ve çok devasa büyüklükteki taşlar. Bunların oraya taşınmasını ve o piramitlerin üzerine çıkarılmasını bilim tespit edemedi, bilemiyorlar şu an. İşte Kuran’da da buna açıklık getiriyor Allah. Yani hangi yöntemlerle yapıldığına açıklık getiriyor. Ama tabii o devirde, onu insanlar normal karşılıyorlardı. Bu normal karşılamanın nasıl olduğu da ayrı bir konu. Yani makul görüyorlardı. Mesela Hz. Süleyman (a.s)’ın sarayında yani bu ağlama duvarının alt kısmında blok taşlar var. Çok büyük blok taşlar. Başka yerlerden alıp getirilmiş. Blok taşın ucu bucağı yok. Ucu bucağı yok, çok çok büyük. Kim getirmiş? Nasıl getirilmiş? Bilinmiyor. Ama Kuran buna açıklık getiriyor işte. Yani onların da bunu hangi yöntemle getirdiğini, nasıl bir yöntemle getirdiğini biz bilmiyoruz. Ama Mısır eski el yazmaları iyi incelenirse, teknik yönden çok kapsamlı incelenirse, biraz bilgiye kavuşabiliriz. Ama o kabartmalarda adamlar sürekli cin resimleri kullanıyorlar. Yani cinlerle bağlantıya dair, orada cinlerle bağlantı kuran rahiplerin görüntüleri var. Onlarla yaptıkları alışverişler, onlarla bağlantılı geçen hayata dair birçok resimler var. O resimlerin çok iyi analiz edilmesi gerekiyor, düşünülmesi gerekiyor. O zaman bir bilgiye kavuşma imkanımız var. Öyle gibi görünüyor. Mesela piramitlerin içinin aydınlatılması. Bir elektrik sistemi kurmuşlar ama yani o kadar büyük bir lambayı aydınlatacak elektrik için, yani o elektrik üretimindeki kullandıkları araç pek makul görünmüyor. Yani o küçüklükteki bir aracın o koskoca devasa bir lambayı aydınlatması ve tam anlamıyla aydınlatıyor demektir. Mükemmel aydınlatma yapıyor. Ve mükemmel orada bir dizayn ve süsleme yapmışlar. Bunlar daha henüz bilinmiyor. Yani bu teknolojiyi onlara kimlerin öğrettiği, bu elektrik elde etmenin yöntemini kimlerin öğrettiği bilinmiyor. Ama Kuran’a göre açık yani cinlerin özel bir bilgi verdiği. Elektriğin elde edilmesinde onların insanlara yol gösterdiği anlaşılıyor. Ve o dev taşların taşınmasının da onlar tarafından gerçekleştirildiği anlaşılıyor. Bunun incelenmesi için tabii bir vakit ayrılması gerekiyor. Özenli bir çalışma gerekiyor. Bir boş vaktimiz olursa bunu da yapabiliriz. Çok yoğun olduğumuz için pek bakamıyorum. Ama özellikle Mısır yazılarına ait dökümler ve fotoğraflar, belgeler bir araya getirilirse bir hayli bir şey çıkar gibi görülüyor, inşaAllah. “Kaleler, heykeller” hep taşla ilgilidir bunlar. “Havuz büyüklüğünde çanaklar” bu da yine “yerinden sökülmeyen kazanlar” bu da ağır bir metal, demir kazanlar, büyük. “Yerinden sökülmeyen kazanlar yaparlardı. Ey Davud ailesi, şükrederek çalışın.” Yani herhangi bir çalışma değil. Allah’a şükrederek yani sürekli şükrederek, Allah’a hamd ederek çalışın. “Kullarımdan şükredenler azdır” diyor Allah. Yani insanlar Allah’a hamd etmiyorlar. Halbuki Allah’ın verdiği her nimete hamd etmek lazım.
ALTUĞ BERKER: Sultan Muhammed Konyevi hazretlerinin resimleri ve bilgisi vardı Hocam.
ADNAN OKTAR: Bakayım. Okuyalım, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Muhammet Raşid Erol Hazretleri’nin talebelerinden, mübarek Seyda Muhammet Konyevi hazretleri.
ADNAN OKTAR: Konya’da ikamet ediyor değil mi?
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam. 1942 yılında Mardin ilinin merkezine bağlı Konaklı köyünde doğdu. Seyyid Muhammet Raşit Hazretleri’nin, Seyda Muhammed Konyevi halifesi şu anda inşaAllah. Hayatta olup Konya sivil havaalanı civarında bulunan Reyhani köyünde insanlara Allah-u zülcelali Hazretleri’nin emir ve lehvelerini anlatmak suretiyle, insanların dünyada ve ahirette kurtuluşlarına vesile olmakta, Hocam inşaAllah. Sevenler arasında Seyda namı ile tanınıyor. Anne tarafından Hz. Ömer (r.a)’ın soyundan. Seyda Muhammed Konyevi birçok alimden ilim tahsil ederek en son Gavs-ı Bilvanisi Kuddise Sirruh halifelerinden Abdussamedi Ferhendi’nin yanına geldi. Onun yanında bir yıl kaldıktan sonra zahiri ilimlerden icazet aldı. Daha sonra Abdussamedi Ferhendi Kuddise Sirruh, onun güzel ahlakından dolayı onu, kızıyla evlendirdi. Bundan sonra bir süre kendi köyünde imamlık yaptı. O sırada Gavs-ı Bilvanisi Kuddise Sirruh vefat etmiş ve oğlu Seyyid Muhammed Raşit Kuddise Sirruh insanlara, Allah Zülcelal’in emir ve neyhlerini anlatmak suretiyle irşada başlamıştı. Seyda-i Muhammed Konyevi, Seyyid Muhammed Raşid’in daveti üzerine, Menzil köyüne geldi. Yirmi üç yıl Seyyid Muhammed Raşid (Kuddise Sirruh)'in yanında kaldı ve hizmetinde bulundu. Seyda-i Muhammed Konyevi (Kuddise Sirruh), Seyyid Muhammed Raşid (Kuddise Sirruh) vefatından sonra bir yıla yakın, teberrüken Menzil'de kaldı. Daha sonra Seyyid Muhammed Raşid’in işareti üzerine, Konya'ya hicret etti. Halen Konya'da insanlara Allah-u Zülcelal'in emir ve nehylerini anlatmak suretiyle onların dünyada ve ahirette saadete kavuşmalarına vesile olmaktadır” inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Mürşidin gücü, mürşidin kalitesi, sevgi anlayışı, merhamet anlayışı, dostluk anlayışı çok önemli oluyor. Mesela bak Muhammed Raşid Erol Hazretleri’nin zamanında, o irşad çalışmaları, oradaki o coşku, oradaki sevgi anlayışı bambaşkaydı. Çok çok değişikti. Ben bilirim, İstanbul’da onlarca otobüs kalkardı. Sırf İstanbul’dan, her gün. Erzurum’dan, İzmir’den, her yerden Menzil’e yoğun bir akış olurdu. Mesela alkole alışmış olanlar giderdi, uyuşturucuya alışmış olan insanlar giderdi. Gidip orada tertemiz bir kişilikle, güzel bir açılımla, güzel bir aydınlıkla, nurla geri dönerlerdi. Muhammed Raşid Erol Hocamız’ın, o mübareğin vefatından sonra, o ruhaniyette biraz azalma oldu Menzil’de. Yani eski coşku, eski sevinç, eski kardeşlik, eski heyecan, ciddi surette azaldı, değişti, değişiklik oldu. O da, mürşidlerin gücüyle orantılı olduğunu gösteriyor. Mesela Mehdi (a.s) çıkıyor. Yer gök inliyor. Mehdi (a.s) vefat ediyor, insanlarda bir güçsüzlük, bir zayıflık oluyor. Muhammed Raşid Erol zamanında, bütün dünya, bütün Türkiye biliyor yer gök oynardı. Ama şu an eski şevk ve heyecan pek yok. İnşaAllah dua edelim, o eski heyecanın çok çok daha fazlası olsun. Eskiden misafirler gelirler orada ağırlanırlar, yiyecek yerler, canlı cıvıl cıvıl, çok çok hareketli bir ortam vardı. Muazzam bir coşku vardı. İnşaAllah o güzel günlere geri döneriz. Misafirlere çok güzel davranılır, böyle gönül alınır. Herkes herkese kardeşçe davranır. Bayram havası vardı böyle, sevinç havası vardı. Biraz mahzunlaşmış. Onun giderilmesi için dua edelim inşaAllah. Daha bir güzelleşsin. Ama tabii diğer Muhammed Raşid Erol Hazretleri’nin, çok fazla talebesi var şu an, çok fazla vekili var. Her yere dağılmış vaziyetteler. Ama gönlümüz istiyor ki, eski yurtta, eski coşku, eski heyecan olsun. İnşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Hocam bahsettiğiniz ağlama duvarının iç tünellerindeki 570 ton ağırlığında taş görünüyor.
ADNAN OKTAR: Evet bakalım. Evet şu taş, blok. Bakın devam ediyor taş. Tek parça, oraya ait bir kaya değil. Oranın kaya özelliklerini taşımıyor. Başka yerden gelmiş.
ALTUĞ BERKER: O yürüdüğü bütün yol boyu tek taş.
ADNAN OKTAR: Tam 570 ton. Çok uzaktan getirilmiş. Yani normal teknolojiyle mümkün değil. Bu tır ile getiremezsin. Dozerle, hiçbir şeyle getiremezsin. Kuş gibi uçup gelmiş taş. 570 ton yani oranın kaya yapısıyla bunun alakası yok. Mesela Mısır’daki kayalar da öyle, çok çok yüzlerce kilometre öteden getiriliyor. Müthiş ağır kayalar, sanki uçarak gelmiş. Nasıl geldiği bilinmiyor. Bakın bilim, felç vaziyette açıklayamıyor adamlar. Bak “biz her şeyi biliriz” diyen adamlar. Soruyorsun, açıklayamıyor. Mesela 570 ton bu kaya buraya nasıl geldi? söyleyemiyorlar. Tek parça blok gayet düzgün kesilmiş. Ama acayip bir düzgünlükte kesilmiş. Mesela iki parçanın arasına bir şey sokmak mümkün olmuyor. O kadar düzgün, tam temas var diğer kayalarla. Ve bakın 570 ton. Bunlara Cenab-ı Allah, Kuran’da dikkat çekiyor, bu olaylara. Cinlerin gücüne Allah dikkat çekiyor. Cinleri nasıl vesile ettiğine Allah dikkat çekiyor. İnşaAllah Mehdi (a.s) devrinde yine cinler devreye giriyorlar. Ama tabii insanların üstündeki o korkunun kalkması gerekiyor. Cinlere insanları yavaş yavaş alıştırmak gerekiyor. O tedirginliği üstlerinden atmaları gerekiyor. Çünkü Allah esirgesin şirk koşmamaları lazım. Cinlerden korku şirktir. Allah’tan korkulur. Cinden niye korkarsın sen? Cin Allah’ın zavallı bir kulu. Mesela şu kardeşlerimizin yaptığı çalışmalarda da, bu tırnak üstündeki o görüntülerde arkadaşlarımızın tespitine göre çok garibanlar. Onlar da onlara şaşkın şaşkın bakıyorlarmış o ekrandan. Onlar onlara şaşırıyor, onlar da onlara şaşırıyorlarmış hayret içinde. Mesela kalabalık olarak da geliyorlarmış. Dikkatlice bakıyorlarmış oluşan o küçük ekrandan. Yani bir başka boyuttan bakıyorlar cinlerin boyutundan. O küçük ekrandan, cinlerin boyutla bağlantısı sağlanmış oluyor. Onlar dördüncü boyuttan bakıyorlar. Arkadaşlarımız üçüncü boyuttan bakıyor. Aradaki o pencere gibi yer, iki boyutun arasındaki bağlantı yeri. Birbirlerini itekleyerek falan bakıyorlarmış böyle heyecanla. Ne oluyor, ne bitiyor gibisinden. O konuda çok detaylı bilgiler var da sonra onların bilgisini veririz. Sağlamalarını da yaptırdım. Dedikleri hep doğru çıkıyor. Mesela kaybolan bir şey soruyoruz, şak söylüyorlar. Bir şeyi söylüyoruz, şak söylüyorlar, hepsini söylettiriyoruz. Eskiden sadece bakıyorlar, hiç konuşmuyorlardı. Şimdi konuşuyorlar, bağlantı da kuruluyor. Bir şey sorduğunda söylüyorlar. Onlarla ilgilenen yaklaşık 10 tane falan arkadaşımız var inşaAllah. Bayanlardan da var. Kardeşim mangal gibi de yürekleri var maşaAllah, imanlı oldukları için maşaAllah.
“Cemaatten beş arkadaş sizi izliyoruz. Nişanlımın evrime inandığını öğrendim. Ben ise imanlı bir hanımım. Ona doğruyu göstermek istiyorum. Lütfen yardımınızı istiyorum. Ne yapmalıyım? Emine Rabia Konuksever.” Herhalde Fethullah Hocamın cemaatinden. “Nişanlımın evrime inandığını öğrendim. Ben ise imanlı bir hanımım. Ona doğruyu göstermek istiyorum.” İşte bizim Yaratılış Atlası’nı vereceksin, okusun. Birinci cildi okursa yeterli zaten çok bol resimli. İnternetten de indirebilir. İnternetten indirerek de gösterebilir. Ama aklının almadığı, kavrayamadığı bir konu olursa bize söylesin. İnternetten yazsınlar. Hemen cevaplayalım. Ne deniliyor o anında bağlantı kurmaya? Chatleşme mi? O şekilde ani sorular olursa cevap verebiliriz inşaAllah.
“Sayın Hocam, İlahiyat Fakültesi 4. Sınıfta okuyan bir yakınım, Hz. Mehdi (a.s), Hz. İsa (a.s) gelmesi konusunun itikadi bir mesele olmadığını söylüyor.” Kuran’da ayet var. Nasıl itikadi mesele olmuyor? Olur mu öyle şey? İtikadi bir mesele tabii ki. “Böyle bir durumda dinden çıkıp, küfre gitmek gibi bir durum var mı?” Ehli sünnet itikadına göre, Ehli sünnete göre böyle, Caferiliğe göre de böyle, Şiiliğe göre de böyledir. Aleviliğe göre de böyledir. Nasıl inkar edecek? Hz. İsa Mesih (a.s)’ın inişi, net ayetlerle belirtilmiştir. Üç tane ayet var. Şeytandan Allah’a sığınırım. “O, Hz. İsa Mesih (a.s) Kıyamet için bir alamettir” diyor Allah. Açık söylemiş. “Kıyamet alametidir” diyor. İsa Mesih (a.s) geldiğinde, bütün Ehli Kitap’ın iman edeceğini Allah, Kuran ayetinde açıkça söylemiş. “İman etmedik hiçbir fert kalmaz. Hepsi iman edecek” diyor Allah. Nasıl itikadi mesele olmuyor? Kuran ayeti olur da itikadi mesele olmaz olur mu? Bir de Mehdiyet ile ilgili hadisler tevatür haddine varmıştır. Tevatüre varan hadis, vaciptir artık. İnanılması vacip olur inşaAllah.
“Hocamın şimdi anlattığı Zülkarneyn (a.s) hakkında, acilen ve bunu hocamıza ulaştırmam lazım. Önemli bir şeyler var açıklanması gereken.” Zülkarneyn (a.s) başı Z ile sonu N ile bitiyor. ZN çinko değil mi? Bakır CU olması lazım. Yanlış söylemiş kardeşimiz.
“Selamun Aleykum Muhammed Adnan Hocam.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Konu bütünlüğünüzü bölmezsem cevap verebilir misiniz? Gösterdiğiniz göktaşı görüntüleri göze çok benziyor. Bu konuda ne söyleyebilirsiniz? Allah’a emanet olun. Aynur Jale Altıner.” Doğru gözü andırıyor ve o çekimler bilgisayar çekimleri, elektronik çekimler, fotoğraf çekimleri, meydana gelen görüntü, yıllardan beri devam eden fotoğraf çekimlerinin, elektronik tespitlerin sonucunda oluşuyor. Ve birçok üniversitenin çalışması var. Bir kaç üniversitenin çalışmasından bir tanesi bu inşaAllah. Göze benzemesi ilginç ama göktaşlarının Cenab-ı Allah tarafından bir tehdit unsuru olarak gökte tutulduğu, Kıyamette yağmur gibi yağacakları açıkça anlaşılıyor. Kuran’ın işareti var inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Şöyle söylediniz Hocam: “Asrın müceddidi bir tane olur ve herkesin müceddidir. Vahabilerin, Şafilerin, Alevilerin, Sünnilerin, Caferilerin ve hepsinin. Bu müceddidin adı; Muhammed Mehdi (a.s)’dır. Bunu Peygamberimiz (s.a.v) söylüyor. Tabii değerli alimler, hocalar var. Kimini beş yüz hoca, kimini bin hoca destekler. Tabii ki talebe toplulukları vardır. Biz iftihar ederiz. Hz. Mehdi (a.s) devrinde de büyük alimler, hocalar olacaktır ama bütün alimler Mehdiyet konusunda aynı fikirde olacaklar ve Hz. Mehdi (a.s)’a biat edecekler” dediniz hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Mesela Fethullah Hocamızı, Amerika’daki, Türkiye’deki, Fas’ta, Tunus’ta, Mısır’da, Cezayir’de birçok alim, müceddid olarak biliyor. Asrın müceddidi olarak biliyorlar. Doğrudan, ilmi seviyesi açısından, üslubu açısından. Hakikaten de müceddiddir Fethullah Gülen Hocamız. Hem müçtehiddir, hem müceddiddir. Muazzam bir ilme sahiptir. Ama asrın müceddidir dersek, bu hiç inandırıcı olmaz. Çünkü tamam iki yüz, üç yüz, beş yüz alim destekliyor. “Müceddiddir” diyor. Ama bu kadar. Yani belirli bir çevrenin içerisinde kalıyor. Mesela, Mahmut Hocamızı da belirli bir alim çevresi, iki yüz, üç yüz alim çevresi “asrın müceddididir” diyor. Ama o çevre içerisinde kalıyor. Mesela Fas’taki alimler, Tunus’taki alimler, Cezayir’deki alimler aynı şekilde. Türkistan’daki alimler, onları da mesela iki yüz, üç yüz, beş yüz alim destekliyor. “Asrın müceddididir” diyorlar. Doğru, asrın müceddidlerinden. Çünkü Şiilerin de müceddidi var, Caferilerin, Alevilerin, hepsinin müceddidi olur inşaAllah. Mezheplerin müceddidi olur. Mesela Hanbeli mezhebinden olan kardeşlerimizin müceddidleri var, Şafi mezhebinden olan kardeşlerimizin müceddidleri var. Ama bunların hepsinin bağlandığı kişi Mehdi (a.s)’dır. Bunu Peygamber Efendimiz (s.a.v.) söylüyor inşaAllah. Çünkü Mehdi (a.s), hem Şiilerin, hem Alevilerin, hem Sünnilerin, hem Vahabilerin, bütün mezheplerin tamamının müceddididir ve müçtehididir. Onun için Bediüzzaman diyor ki; “hem en büyük bir müceddid, hem en büyük bir müçtehid, hem hakim, hem Mehdi, hem mürşid, hem kutbu azam olarak, bir zat-ı nurani gönderecek. O da Ehli Beyt-i Nebevi’den olacaktır” diyor. Bakın en büyük mürşid ne demek? Bütün tarikatların üstünde, bütün tarikatlar ona bağlı. On iki büyük tarikatın mürşididir. Onun üstüne yok yani hepsi ona bağlıdır. Mesela İmam-ı Rabbani’nin Mektubatında görüyoruz. İmam-ı Rabbani de ona bağlı olduğunu mektuplarında gösteriyor. Yani en büyük “Hateme velidir” diyor. Hateme veli ne demek? O, ona bağlı anlamına gelir. Abdulkadir Geylani ne diyor? O da “Hateme veli” diyor. Ne demek? Abdulkadir Geylani de ona bağlı, dolayısıyla hepsinin üstünde mürşiddir Mehdi (a.s). İmam-ı Hanbel, İmam-ı Malik, İmam-ı Şafi, İmam-ı Hanefi hepsi yine Mehdi (a.s)’a bağlıdırlar. Yani hepsinin mürşididir. Ama kendileri ayrı mezhep kurmuşlardır, o ayrı. Hepsinin üstündedir Mehdi (a.s). Dolayısıyla Mehdi (a.s)’ın, bu mezheplere bağlı olması mümkün değildir, ki Cübbeli’nin de bu konuda bir sözü vardı, konuşması vardı; bütün mezheplerin Mehdi (a.s)’a bağlı olduğu, Mehdi (a.s)’ın, bütün mezheplerin üstünde olduğu ve mezhepleri kaldırmasıyla ilgili bir konuşması vardı. Gerçi Cübbeli kendini, manen bir nevi öldürdü ama yine de dedikleri hak ve doğru olduğu için, söyledikleri birçoğu doğru olduğu için onları yayınlamaya devam edelim.
-VTR- Cübbeli
ADNAN OKTAR: Mezheplerin Mehdi (a.s) zamanında kalkması ümmetin birlik ve beraberliği içinde çok büyük bir rahmet olacak inşaAllah. Bediüzzaman, Şafi mezhebindeydi. Şafi mezhebinin mukallitiydi, taklit ediyordu. Ben de mesela Hanefi mezhebindenim. Hanefi mezhebinin mukallitiyim, taklit ediyorum. Bir müceddide bağlıyız, müçtehide bağlıyız ki mesela Bediüzzaman İmam-ı Şafii’yi kendisine müceddid kabul etmiş, müçtehid kabul etmiş. Biz kimi? İmam-ı Ebu Hanefi’yi. Mehdi (a.s) çıktığında kimi kabul edeceğiz? İmam-ı Mehdi (a.s)’ı. O zaman kendi mezhebimiz kalır mı? Kalmıyor. Mezhep yok. Ne var? Resulullah (s.a.v.) devrinde neyse aynısı var, o şekilde olacaktır. Bediüzzaman “Ahir zamanda gelecek Mehdi (a.s.), en büyük müceddid olacak” demesinden kastı budur. Mezhebe tabi olmayacak demek istiyor. En büyük müceddid, en büyük müçtehid olduğunda mezhebe tabi olabilir mi? Şafi mezhebinden olabilir mi o zaman? Mukallit olabilir mi? Hem en büyük müceddid olacak, hem en büyük müçtehid olacak, hem de Şafii mezhebine tabi olacak. Ve yahut Hanefi mezhebine tabi olacak. Mümkün değil. O zaman o kişi, Mehdi (a.s) olamaz zaten. Mehdi (a.s) olması için, mezhebe tabi olmaması gerekir. Bütün mezheplerin üstünde olması gerekir. Mehdiliğinin bir alameti de odur. Herhangi bir mezhebe bağlı olmamasıdır. Herhangi bir tarikata bağlı olamaz. Bütün tarikatlar ona bağlı, herhangi bir tarikatın müridi veyahut mürşidi olamaz. Bütün tarikatların üstünde olduğu için en büyük bir mürşid olarak çıkıyor. Bak, “hem hakim, hem Mehdi, hem mürşid, hem kutbul azam olarak, hem en büyük bir müceddid, hem en büyük bir müçtehid olarak” diyor Bediüzzaman. “Cenab-ı Allah bir zatı nurani gönderecek, o da Ehli Beyt-i nebevi’den olacaktır” diyor. Bütün bunlara rağmen dil eğip bükerek, demin ki arkadaş gibi üç defa Bediüzzaman, Mehdi (a.s)’a gönderme yapıyor. Risale-i Nur’da belki yüz yerde “o şahıs, o zat” diyor Bediüzzaman. O zaman toplamında yüz şahıs mı olmuş oluyor? Mesela biz, Başbakan’dan bahsediyoruz. Şuraya gitti, buraya gitti o zaman yüz tane Başbakandan bahsetmiş oluruz. Olur mu öyle şey? Bu ne parlak zekadır böyle, pırıl pırıl güneş gibi aydınlanıyor. Çok ilginç, onun üstünde biraz duralım.
ALTUĞ BERKER: Bir hadiste Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyor; “Mehdi (a.s.) kıyam ettiğinde, boynunda hiç kimsenin biatı olmadan zuhur edecektir”. MaşaAllah
ADNAN OKTAR: Evet maşaAllah.
“Selamun Aleykum Adnan Oktar Hocam” ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. Muhammed Adnan daha çok hoşuma gidiyor yalnız onu söyleyeyim. Yine kardeşlerimiz özgürler istedikleri gibi hitap etmekte ama o daha çok hoşuma gidiyor. Çünkü çok güzel Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in ismi Muhammed, şahane bir isim şahane. “Hocam şu an dünyada hükmeden bu illuminati ateist mason teşkilat, sahip olduğu güce, haçlı seferleri ile Kudüs’ün işgal edilmesi ile Mescid-i Aksa’da, Hz. Süleyman (a.s.) mabedinin altında buldukları hazine sayesinde ulaştıklarını biliyorum. Orada buldukları altın ve hazineden ziyade orada, Hz. Süleyman (a.s.)’ın ilmini, öğretisini anlatan, öğreten kitaplar ele geçirdiler diye biliyorum”. Doğrudur. “Bu bilgilerle cinlere de hükmediyorlar. O bilgilerle şu an dünyaya hükmediyorlar diye biliyorum Hocam. Doğru mudur? Sizin fikrinizi öğrenmek istiyorum inşaAllah. Ramuz Kurtuluş, İstanbul.” Deccalin cin ilmini iyi bildiğini biliyoruz. Hipnoz ilmini iyi bildiğini biliyoruz. İspirtizma ve manyetizmanın nev’inden istidracı harikalara sahip olduğunu biliyoruz. İspirtizma ve manyetizmayı da yine cinlerden öğrenmiş olduğu anlaşılıyor. Cin ilmini bildikleri anlaşılıyor. İlmi hüddam, hüddam ilmini bildiği anlaşılıyor. Dolayısıyla deccaliyet şu an insanları, hipnoza sokmuş durumda. İnsanların büyük bir bölümü ölü gibiler. Ayakta yürüyen böyle mezardan kalkmış ölü hükmündeler. İnsanları hipnoza soktu. Büyü yaptı insanlara, akılları gitti insanların, bir şey oldu insanlara epey bir bölümü, büyük bir bölümü öyle oldu. Çok rahat ikna edebiliyorlar mesela “tesadüfen oldu insan” diyor “öyle mi? Evet tesadüfen oldu” diyor. Başka bir şey söylüyor “terörist olacaksın” diyor. “Olayım tamam” diyor. Her şeye ikna edecek hale geldi. İnsanların iradesini kırmış oldu bir nevi deccal. Onu da bazı ilimleri bilmesi ile elde ettiği, Allah’ın onu vesile ettiği anlaşılıyor. Ama bütün gücün sahibi Allah’tır tabii.
“Selamun Aleykum. Hocam Paris konferansına zatıaliniz katılacaklar mı? Selam ve dua ile Kadir Duman”. Ne olur, ne olmaz gelebiliriz de yani ortalı konuşalım da inşaAllah. Olabilir niye olmasın.
“Selamlar hayırlı geceler” Aleyna Aleykum Selam ve Rahmatullahi ve Berekatuhu, “Muhammed Raşid Erol Hocamız zamanı ile günümüz arası Menzildeki fark neden? Ruhaniyette azalma mı oldu? Sebebi sizce nedir? Mürşit gücü dediniz şimdiki mübarek, güçsüz mü”? Tabi ki o da elinden geleni yapıyor. Tabi ki o da çok samimi, çok candan, Allah ondan razı olsun. Ama biz eski heyecanı, eski şevki ve eski gücü bulamıyoruz. Eğer bulan varsa, gören varsa bana söylesin. Arada dağlar gibi fark oluştu. Çok büyük bir fark oluştu. Eski coşku, eski heyecan, eski misafirlere gösterilen hürmet, ilgi, alaka, eski bayram sevinci nerede şu anki durum nerede? Çok büyük farklılık oluştu. Zaten bu mübarekler çok esaslı şekilde açıklamışlar. Bakın diyor ki; Seyyid Muhammed Raşid Erol Hazretleri’nin, Seyda Hazretleri’nin Hayatı bu kitapta bakın çok detaylı anlatılıyor bu konular, burada çok hayati bir konuya dikkat çekilmiş. “Gavs Hazretleri’ne soruluyor” Menzil’deki Gavs Hazretleri’ne; “Efendimiz bu kadar cezbe ehli, muhabbet ehli, vird ehli vardı” ehli tarik olan gençler, insanlar, kardeşlerimiz vardı. “Şimdi hepsi gevşemişler ve tembellik içindedirler bu niçin böyle oluyor? ‘Gavs Hazretleri buyurmuş: "Evet artık hidayet kalmamış da ondan. “Bizimkisi bu zamanda” Allah adına yemin ediyor. “vallahi bir durumu muhafazadır, aldatmaca gibi bir şey. “Çünkü tam hidayet artık, Hz. Mehdi (a.s.)’ın elindedir.” Hidayet görevi onda diyor. “Tam manasıyla hidayeti o yapacak. Biz ise çoluk çocuk nasıl aldatılırsa, eğlendirilirse öyle yapıyoruz” diyor. Şu andaki Menzil’deki mübarek, bütün candanlığıyla, gayretiyle bunu yapıyor ama eski sevinç, eski coşku, yağmurlar gibi gelip giden otobüsler, binlerce insanın gelip gittiği eski Menzil yok. Eski coşku, o sofilerin gösterdiği eski muhabbet, gelenleri bağrına basma, eski bayram sevinciyle arada dağlar kadar fark var. Dua edelim, çok daha iyi olsun, eskisinden çok çok daha iyi olsun inşaAllah.
“Allah’ın selamı, rahmeti, bereketi üzerinize olsun hocam.” Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Cübbeli’nin, Yiğit Bulut’un programına tebliğ niyetine çıkmasını isterdik ama saatlerce hiç susmamacasına heyecanlı şekilde bağırarak, yayınlanan ve çıkması muhtemel diğer kasetleri hakkında konuştu ve o değerli vakti buna harcadı. Yiğit Bulut’un sorularına agresifleşerek “ne bileyim öyle diyorlar işte” diye garip bir cevap verdi. Ve en çok ilgimi çeken şey, Cübbeli’nin programda üç defa üzerine basa basa ölmeyi istemesi ve bıktım artık ölmek istiyorum demesiydi.” Müslüman tabi böyle bir temennide bulunmaz. Allah’tan hayırlı uzun ömür istenir, İslam’a Kuran’a bol hizmet edebilmek için, İttihad-ı İslam’ı görmek için, Hz. İsa (a.s)’ı görmek için, Kuran’a, dine, İslam’a en fazla hizmet yapan insan en fazla sevabı almış olur. En fazla sevapla Allah’ın huzuruna gitmek, en güzel nimetlerden birisidir inşaAllah. Dolayısıyla Cübbeli’nin cahilliği o, ölüm istenmez Allah’tan. Allah’tan hidayet istenir inşaAllah.
“Selamun Aleykum Muhammed Adnan Hocam. Ben Ordu’lu Bülent Karacan. Bir ara televizyona çıktım” diyor. “Adıyaman’da bilgi yönetimi bölümünde okuyorum” diyor. “Hocam sizinle görüşmek istiyorum” diyor. Tamam gel. Gece ikiden sonra benim vaktim oluyor kısaca görüşürüz, selamlaşırız, iyi olur inşaAllah.
Cübbeli, hakikaten benim için dedi ki; “Adnan Hoca’nın etrafındaki gençler dağılsın, etrafındaki arkadaşlar dağılsın, faaliyetler dursun, bütün gazetelere haber verdi Adnan Hoca’yla ilgili ne ilan alın, ne yazı alın, hiçbir şey almayın” diye gitti dindar gazetelere, herkesi tembihledi. Kimsenin bunu dinlediği de yok ya, kendi dinleneceğini zannederek talimatlar yağdırdı herkese. Açık zaten konuşuyor. İstedikleri talepleri şunlar; etrafımda kimsenin kalmaması, arkadaşlarımızın dağılıp gitmesi etrafımdaki arkadaşlarımın, Bilim Araştırma Vakfı’nın lağv edilip ortadan kalkması, basında benim tebliğle ilgili, kitaplarımla ilgili hiçbir şekilde yazı, resim, fotoğraf çıkmaması. Yani tam bir abluka tarzında bir planı, düşüncesi var, kitaplarında da zaten açık açık söylüyor. Mesela şu kitabında da bu konuyu ana konu olarak, zaten girişte. İşte önsözde anlatmış bakın bütün bunlara rağmen, ben bu adamın bu konuma gelmesini istemezdim.
“Selamun Aleykum Muhammed Adnan Hocam. Almanya’dan yazıyorum. Bizim burada her yıl düzenli olarak kitap fuarı yapılmaktadır. Mustafa Karataş Hocamız ve Profesör Ahmet Maranki Hocamız fuara geldi. Sizi burada görmek istiyoruz, inşaAllah. Seneye kitap fuarımıza gelebilir misiniz Hocam? Bütün yazarların kitapları var. Sizin kitaplarınızı da burada sergilemek istiyoruz” diyor. “Birkaç yayınevine sordum. Fuar 25.11.2011’de başlıyor Hocam” diyor. “Benim mailime cevap vermediniz” diyor. “Herkesinkini okudunuz” diyor. Tamam. “Allah’a emanet olun saygıdeğer Hocam” diyor. Fatma Hanım kardeşimiz yazmış. Sevimli Fatma, senin gönlün çok rahat olsun. Almanya’da birçok yerde kitaplarımız satılıyor zaten. Birçok yayınevinde ve buradan da zaten postayla, asıl satış buradan oluyor. Postayla satılıyor ama bütün kitap fuarlarının hepsine yetişmemiz mümkün değil tabii. Ama orada da mümkün mertebe kitaplarımızın daha çok tanıtılması için gayret ederiz, inşaAllah.
Şuara Suresi, Firavun diyor ki; “çevresindekilere dedi ki: "İşitiyor musunuz? (Musa:) Dedi ki: "O sizin de Rabbiniz, geçmişteki atalarınızın da Rabbidir”diyor Hz. Musa (a.s.). “(Firavun) Dedi ki: "Şüphesiz size gönderilmiş bulunan elçiniz, gerçekten bir delidir." Firavunun ilk söylediği söz bu. Delilikle itham ediyor. Bütün Peygamberlere, bütün Allah yolunda mücadele edenlere önce bir delilik iftirası olur, iddiası olur. Cübbeli de bana ilk söylediği şeylerden bir tanesi deli olmamla ilgiliydi. İltifatlarından birisi deliliğimle ilgiliydi. Bediüzzaman’a da biliyorsunuz delilik iftirası atılmıştır. Demek ki, hem Peygamberlere, hem Peygambere tabi olan, onların talebelerine, Peygambere hayran olan mücahitlere, Allah yolunda gayret edenlere de bu tarz iftiralar atılıyor, inşaAllah.
“Selamün Aleykum Muhammed Adnan hocam. Hocam size tüm maillerimde Adnan Oktar Hocam diye yazardım. İlk kez önceki mailimde Muhammed Adnan Hocam yazdım ve usulü bozmayayım diye sildim. Mailimi okurken Muhammed yazmamızın hoş olacağını söylemenize hakikaten şok oldum diyebilirim. Nedir bu tevafuk mu?” diyor. “Allah razı olsun. Bundan sonra yazacağım inşaAllah” diyor. Ramiz Kurtuluş. Önce Muhammed Adnan yazmış, sonra silmiş usulü bozmayayım diye. Demek ki güzel olan oymuş, inşaAllah. Muhammed Adnan’mış demek ki.
"Eğer aklınızı kullanabiliyorsanız”diyor Hz. Musa (a.s). Demek ki akıl kullanmak çok önemli. Akıl, derin düşünmek çok önemli. “O, doğunun da, batının da ve bunlar arasında olan her şeyin de Rabbidir" dedi.” “(Firavun) dedi ki: Andolsun” bir de yemin ediyor. Onun da kendine has, demek ki küfrün de yemini var, kafirane yemin de var. "Andolsun, benim dışımda bir ilah edinecek olursan, seni mutlaka hapse atacağım." Demek ki, Mehdi’ler hapse giriyorlar. Demek ki Mehdi’lerin karşılaşacağı olaylardan bir tanesi de hapis. Hz. Yusuf (a.s) nasıl hapse konduysa, Hz. Musa (a.s)’ı da o devrin deccali, hapse atmakla tehdit ediyor. Rivayetlerde de Mehdi (a.s)’ın hapse gireceği belirtiliyor. Gaib, lakabı da oradan geliyor zaten, gaib. Kaybolan inşaAllah.
“(Musa) Dedi ki: "Sana apaçık bir şey getirmiş olsam da mı?"“Buna rağmen mi hapsedeceksin?” diyor. “Açık delil göstersem, ispat etsem de mi?” diyor. “(Firavun) Dedi ki: "Eğer doğru sözlü isen, onu getir.” Yalnız adamın yine de burada böyle bir psikopatın demokrat yaklaşması da çok şaşırtıcı. Yani tarihin en azılı psikopatı ama demokratik yaklaşıyor. Asrımızın firavunlarında bu demokratlık yok. Şu firavunun demokratlığını göstermiyorlar. Bak, o yine getir, ispat et, göster” diyor. Asrımızın Firavunları “hiç konuşmayacaksın” diyor. “Hiçbir şekilde de çıkarttırmayız, hiçbir şekilde de söyletmeyiz” diyor. Aklına dahi getirme, söyletmem de, konuşturtmam da” diyor.
Kapanışı yap sen. Ben sonra devam edeceğim inşaAllah.
SUNUCU: Bizi yarın 22:00’dan itibaren Harun Yahya Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Çay Tv ve Kanal Avrupa’dan takip edebilirsiniz.
ADNAN OKTAR: Bir ayet daha okuyayım.
“(Firavun) Dedi ki: "Eğer doğru sözlü isen, onu getir.” “Bunun üzerine asasını bıraktı, bir de (ne görsünler) o, açıkça bir ejderha oldu.” Yani Darwinist fikri, evrimci fikri yerle bir ediyor. O zamanın Darwinisti onu yaratılışı ispata davet ediyor ve yaratılışı ispat ediyor orada. Ama şu anın Darwinistleri, materyalistleri değil ispat, değil anlatım, değil bir kitap basmak, değil bir yere bir kitap göndermek, adını bile söyletmiyorlar. Bu da ahir zamanın şiddetini gösteriyor. Bak, firavun devrindeki özgürlük bile yok şu an. “Elini de” diyor, “kalbinin üzerine doğru sokuyor. “Bir de (ne görsün)” diyor, çıkarttığında, “o, bakanlar için parlayıp” hem parlıyor, hem de “aydınlanmış” diyor. Bembeyaz inşaAllah. Firavun bunu görünce, “(Firavun,) Çevresindeki önde gelenlere: "Bu” dedi, "Doğrusu bilgin bir büyücüdür." Kendisi de büyücü olduğu için, olsa olsa herhalde büyücüdür diyor. O da hipnoz, ispritizmanın ve manyetizmanın nevinde istidracı harikalara mazhar olan bir deccal, Ahir zaman deccalinin ufağı, ufak deccal.
Evet, www.HarunYahya.Tv’den devam edelim, inşaAllah.
Basında Harun Yahya
Devamı ...Evrimcilerin İtirafları
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...
Sunumlar
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Canlılar Dünyası
Devamı ...