ADNAN OKTAR:Neler anlattınız?
ALTUĞ BERKER:Kuran’ın matematiksel mucizeleri, iman hakikatleri, ağırlıklı olarak onlardan anlattık Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Matematiksel mucizelerin arasında 19 da var mıydı?
ALTUĞ BERKER:Vardı Hocam.
ADNAN OKTAR:Taha Akyol’da alerji oluşmuş, sıkıntısı vardı. İyi olmuştur anlatınca.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam. Mekke’nin fethinin 1380. yılı dolayısıyla Anadolu Gençlik Derneği’nin düzenlediği toplantıda birlik mesajları verilmiş Hocam. Salona sığılmamış, konuşmalar ayakta dinlenmiş. Ondan sonra Ebubekir Sifil Hocamızın konuşması da, fethin başkalarının toprağını gasp etmek anlamına gelmediğini, fethin Allah’ın iradesini hakim kılma iradesi olduğunu söylemiş. Bu nedenle Müslüman toplumların kenetlenmesi, bölünmemesi, birlik ve beraberlik içinde hareket etmeleri gerektiğini bildirmiş Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Güzel söylemiş, maşaAllah. Başka ne var?
ALTUĞ BERKER:Hocam, Azerbaycan’ın yeni Ankara Büyükelçisi, Türkiye ve Azerbaycan’ı sevmeyen bazı kesimlerin ilişkilerimize zarar verme çabasında olduğunu belirterek bunlara fırsat vermeyelim çağrısında bulunmuş. Türkiye ile Azerbaycan arasındaki vize anlaşmasının yapılması için çalışmaların sürdüğünü ve bu anlaşmanın 2011 tarihinde gerçekleşebileceğini söylemiş. Ayrıca, “İki ülke arasındaki dostluk ve kardeşlik sarsılmaz” diye de eklemiş, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Daha hala vize anlaşması mı yapıyorlar? Halletmemişler miydi onlar vize işini? İnsaf, direkt pasaportları kaldıracaklar. Vakit kaybetmeden; böyle ağır ağır ‘hadi bakalım 2011’de şunu yaparız, şu olur’; vakit geçirmeye gerek yok. Hızlı hareket etmek lazım.
ALTUĞ BERKER:Bugün Gazetesi’nde Doğu Ergil demokratik özerklik modelinin ülkenin ideali ve demokratik yapısı açısından ne kadar faydalı olacağını anlatan bir yazı yazmış. Özerklik sisteminin üniter yapıya bir zarar vermeyeceğini sadece yönetimde kolaylık sağlayacağını anlatmış. Yazısında da anlattığı mantıkları Nietzsche’den, Dostoyevski’den ve Marx’tan alıntılar yaparak delillendirmiş Hocam.
ADNAN OKTAR:Marx’tan, yani Marksist kaynaklardan öyle mi?
ALTUĞ BERKER:Evet.
ADNAN OKTAR:Biz Marksizm’i istemiyoruz. Marksist düşünceye karşıyız. Darwinizm’e karşıyız. Materyalizme karşıyız. Marksizm’in insanlara nasıl felaketler getirdiğini bütün dünya gördü. Yaklaşık bir milyar insanın canına mal oldu. Stalin’in katliamları, diğer sosyalist ülkelerin katliamları herkesçe bilinir. Komünist ülkelerin katliamları, Çin’in katliamları ve insanları ne hale getirdiği; mesela Çin Demokratik Halk Cumhuriyeti bir bak bakalım ne halde? Pratik neticeye bakmak lazım, Rusya ne hale geldi? Nasıl felaketlerin içinden geçtiler? Bunları görmemesi mümkün değil Doğu Hocanın.
ALTUĞ BERKER:PKK’nın Kandil’deki başı olan Murat Karayılan New York Times Gazetesi’ne verdiği demeçte Kürt sorununu silah yoluyla değil diyalogla çözmeyi amaçladıklarını ve Öcalan’ın emir verecek bir pozisyonda olmadığını söylemiş Hocam.
ADNAN OKTAR:Ne farkeder? PKK zaten komünist parti, Abdullah Öcalan olmaz bir başkası olur, farketmez. Mühim olan komünist partisi faaliyet halinde, hareket halinde. Abdullah Öcalan bu dünyadan bir gün gelir göçer. Ama komünist partisi devam ediyor. Komünist düşünce devam ediyor. Bizim sorunumuz komünist düşünce ile, komünist parti ile.
ALTUĞ BERKER:Mehmet Altan bugünkü yazısında yılbaşı günlerinde, üzerinde bir sevinç yerine bir yorgunluk ve hüzün hissettiğini yazmış. Dünyada geçici olarak misafir sıfatı ile bulunduğumuzdan, çaresiz bir şekilde sona doğru yaklaşıldığından, ancak aslında tüm bunlar yaşanırken zaman diye bir kavramın da olmadığından, bu kavramın sonradan insan tarafından uydurulduğundan bahsetmiş. Yazıda dünyada ne amaçla bulunduğunu, nerede, neden yaşadığını bilemeyen bir insanın sıkıntısı anlatılmış bir bakıma Hocam.
ADNAN OKTAR:Kuran’ı açıp başından sonuna kadar okusun. Hayatın amacını o zaman tam anlamıyla anlar. Ama samimi bir gözle, samimi bir düşünce ile incelerse olur. Marx’ın Kapital’ini başından sonuna kadar didik didik okuyorlar. Kuran’a gelince okumuyorlar, olmaz. Allah’tan bize bir mesajdır. Kuran’ı baştan sona çok özenli ve dikkatli bir şekilde okuyacak, anlayamadığı yerleri de bilenlere soracak. Çünkü Allah diyor; “Bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” Şeytandan Allah’a sığınırım. “Bilenlerden sorunuz” diyor. O da bilenlerden soracak, inşaAllah.
Şeytandan Allah’a sığınırım. Bak, açtığım sayfa Zümer Suresi.
“Allah, kimin göğsünü İslam’a açmışsa, artık o, Rabbinden bir nur üzerinedir, (öyle) değil mi?”diyor Allah. Bu ayetin ebcedi, 1990 tarihini veriyor şeddesiz. Şeddeli 2022 tarihini veriyor. “Fakat Allah’ın zikrinden yana kalpleri katılaşmış olanların vay haline”. Enaniyetle, kibirle, büyüklük hissi ile, “Ben çok kültürlüyüm, Marksist felsefeyi bilirim, başka felsefeleri bilirim, Darwinizmi, materyalizmi bilirim dolayısıyla herşeye tepeden bakarım” deyip enaniyet ve büyüklük hissine kapılanlar, bak ne diyor Allah? “Fakat Allah'ın zikrinden (yana) kalpleri katılaşmış olanların vay haline. İşte onlar, apaçık bir sapıklık içindedirler.” Aleni ve açık sapıklık içindedirler diyor Allah.“Allah, müteşabih (benzeşmeli), ikişerli bir Kitap olarak sözün en güzelini indirdi.”Yani Kuran’ı mükemmel indirdi diyor Allah.“Rablerine karşı içleri titreyerek-korkanların O’ndan derileri ürperir.” Bak, “Allah’tan eğer korkuyorsa” diyor, “Kuran okuduğunda onların derileri ürperir”. Müthiş bir heyecan duyarlar, çok etkilenirler diyor. “Sonra onların derileri ve kalpleri Allah'ın zikrine (karşı) yumuşar.” Bak, “Sonra onların derileri ve kalpleri” ciltlerinde de bu hissedilir diyor, fiilen de hissedilir cildinde. Ama ayrıca da “Kalpleri” diyor. Böyle munis, sevecen, insancıl, büyüklük hissinden arınmış, şefkatli, olaylara makul bakan, tutarlı bakan, sevecen bakan, bir insan şekline gelirler diyor. Bak, “Onların derileri ve kalpleri Allah'ın zikrine (karşı) yumuşar-yatışır”. Kalbin yumuşaması ayrıdır, yatışması ayrıdır. Kalp yumuşayıp yatıştığında mülayemet gelir insana. Makul ve sevecen bir insan olur. O zaman Allah’ı kabul etmek onun ağrına gitmez. Secdeye gitmek onun ağrına gitmez. Büyüklük hissine kapılmaz. Allah’a kul olmak ağrına gitmez. Allah’a kul olmayı haşa aşağılayıcı görmez. “Kalpleri Allah'ın zikrine (karşı) yumuşar-yatışır. İşte bu, Allah'ın yol göstermesidir, onunla dilediğini hidayete erdirir”. Kuran’la Allah dilediğini hidayete erdirir.“Allah, kimi saptırırsa, artık onun için de bir yol gösterici yoktur”. “Kıyamet günü o kötü azaptan kendini yüzü ile kim koruyabilecek?” Orada diyalektik felsefeyi anlatarak, Marksist açıklamalarla bilmişlik yaparak, üst perdeden konuşarak kendini şahıs kurtaramaz.
“Ve zalimlere "Kazandığınızı tadın" denmiştir”.Dünyada ne kazandıysa, nasıl bir vicdansızlık ettiyse onu Allah “Tadın” diyor. Çünkü bütün meyvelerin, sebzelerin, güzel yiyeceklerin hepsinin tesadüfen olacağına inanıyor, bu bir zulüm. Güzel insanların, güzel manzaraların, güzel yiyeceklerin, güzel tatların, güzel kokuların, hepsinin tesadüfen olduğuna inanıyor. Halbuki Allah istese bütün kokuları çok iğrenç yapabilirdi. Ama çok güzel kokularla bezemiş çiçekleri. İnsanlara Allah parfümler yaratmış hoşlarına gitsin diye. Yiyecekleri birbirinden güzel yaratmış. Portakallar, narlar, üzümler, sofra kuruluyor, Marksistler oturuyorlar. Büyük bir iştahla, büyük bir sevinçle o yemekleri yiyorlar. Allah’ın yetiştirdiği o sebzeleri, meyveleri büyük bir iştahla, muhabbetle yiyorlar. Peki, kim yarattı? “Tesadüfen oldu” diyor. Portakal? Tesadüf. Elma? Tesadüf. Armut? Tesadüf. Üzüm? Tesadüf. Muzlar, kirazlar, incirler, narlar hepsi tesadüfmüş, onların kafasına göre. Bu bir zulüm değil mi? Tesadüf bu kadar güzel koku yapar mı meyvelerde? Mis gibi değil mi? Bu kadar güzel ambalaj olur mu? Bu kadar faydalı halde olur mu? Bütün mineraller var içinde, bütün vitaminler var aşağı yukarı. D vitamininin dışında. D ve K vitamini bildiğim kadarıyla yok. Hatta K vitamini de var bir kısmında. Bütün vitaminler var. Böyle bir nimeti kim yaratır diye düşünmesi lazım. Kim yaratır diye düşünmesi lazım. Düşünmüyorsa o zaman zulüm yapmış olur. Mesela tam renkli görüyoruz, üç boyutlu görüyoruz beynimizin içinde. Elektrik akımını, amperi çok düşük, voltajı çok düşük bir elektrik akımını, beynimizin içinden geçen elektrik akımını, üç boyutlu, net, kaliteli bir görüntü olarak görüyoruz. Hangi gözle bunu görüyoruz değil mi? Bu gözün nerede olduğundan haberleri yok. En kaliteli şekilde sesi duyuyoruz. Mesela bak şu anki konuşmamı televizyonlarda duyuyor kardeşlerimiz, internetten de duyuyorlar, ama aynı anda evin içindeki diğer insanların konuşmalarını da duyuyorlar. Üç boyutlu duyuyorlar, çok kaliteli bir duyu. ‘Nasıl oldu bu?’ diyoruz. ‘Tesadüfen oldu’ diyor. ‘Kim görüyor?’ diyoruz. ‘Kimin gördüğünü bilmiyorum ama tesadüfen oldu’ diyor. ‘Duyan kim?’ diyoruz. ‘Kimin duyduğunu bilmiyorum ama o da tesadüfen oldu’ diyor. Şimdi bu zulüm değil mi? Allah o zaman kör ve sağır olarak haşr edeceğim diyor. Madem inanmıyorsun görmeye, Allah o zaman kör yapacağım diyor. Madem işitmeyi, tesadüfe veriyorsun o zaman sağır olarak haşr edeceğim diyor Allah. “Onlardan öncekiler de yalanladı.” Yani ilk defa siz inkar etmediniz diyor Allah. Bak açtım ilk bu sayfa geldi. “Onlardan öncekiler de yalanladı.” Tarihin en eski devirlerinden beri Hz. Musa (a.s.) devrinde, Firavun yalanlıyor. Hz. İbrahim (a.s.) devrinde, Nemrut yalanlıyor. Her Peygamberin devrinde bir yalanlayan oluyor. Kabul edenler var, iman edenler var, yalanlayanlar var. Dünya tarihi hep böyle geçmiştir ve Kıyamete kadar da böyle olacaktır. “Böylece azap onlara hiç şuurunda olmadıkları yerden gelip-çattı.” Ya bir kalp enfarktüsünden ölüyor hiç tahmin etmiyor. Ya kanserden ölüyor, ya kazayla ölüyor veyahut büyük felaket geliyor onunla ölüyor yani toplu bir felaket geliyor.
“Artık Allah, onlara dünya hayatında ‘horluğu ve aşağılanmayı’ tattırdı.”Kendi kendilerini horluyorlar. Kendini aşağılık görüyor, kendini maymun olarak görüyor. Kendini ilkel bir mahluk olarak görüyor. Yani tesadüfen oluşmuş, canlı bir organizma protein yığını olarak görüyor. Hem kendi kendini, hem etrafındakileri aşağılıyor. Dolayısıyla kendi kendini horluyor ve aşağılıyor. Yani kendisini böyle ilkel bir mahluk olarak gördüğü için, çoluğunu çocuğunu da ilkel bir mahluk olarak görüyor, onları da aşağılıyor. “Horluğu ve aşağılanmayı tattırdı. Eğer bilmiş olsalardı, ahretin azabı gerçekten daha büyüktür.” Orada çok daha kapsamlı horlanıp aşağılanacaksınız diyor Allah. Daha uzun süreli ve daha acı çekeceksiniz diyor. “Andolsun” diyor Cenab-ı Allah yemin ediyor. “Biz bu Kuran’da belki öğüt alıp-düşünürler diye.” Nerede? Kuran’da. Ben nereye dikkat çektim? Kuran’a. “Belki öğüt alıp düşünürler diye insanlar için her bir örnekten verdik.” Her türlü örnekten verdim diyor Allah, belki öğüt alıp düşünürsünüz diye diyor. “Çarpıklığı olmayan Arapça bir Kuran’dır umulur ki sakınırlar.” diyor Allah. Yani okuyup, düşünüp, sakınırlar. “Allah (ortak koşanlar için) bir örnek verdi: Kendisi hakkında uyumsuz ve geçimsiz bulunan, sahipleri de çok ortaklı olan (köle) bir adam ile yalnızca bir kişiye teslim olmuş bir adam. Bu ikisin durumu bir olur mu? Hamd, Allah’ındır. Hayır onların çoğu bilmiyorlar.” Tek Allah’a teslim olmak insanlar için kurtuluştur diyor Allah. Çok yere teslim olursanız, çeşitli ilahlara, çeşitli putlara teslim olursanız ızdırap çekersiniz diyor. Dünyada mutlu olamazsınız, sürekli acı çekersiniz diyor.
“Gerçek şu ki sen de öleceksin onlar da öleceklerdir.” diyor. Ahmet Altan da olsun, Mehmet Altan da olsun her ikisi de, kültürlü gençlerdir, bilgili gençler. Fakat Çetin Altan babaları Marksist olduğu için, çocukları materyalist yetiştirdi. İkisini de Darwinist ve materyalist yetiştirdi. Çocuklar yıllardan beri bunun sıkıntısını çekerler. Hemen hemen çok yazılarında, hep dinden uzak olmanın acısını ifade ederler. Ondan çektikleri meşakkatleri, ızdırapları ifade ederler. Ve ölümü sürekli gündeme getiriyorlar, anlatıyorlar. Ayette de diyor ki Cenab-ı Allah, şeytandan Allah’a sığınırım. “Hiç şüphesiz sen de öleceksin onlar da öleceklerdir. Sonra şüphesiz sizler, Kıyamet günü Rabbinizin huzurunda davalaşacaksınız.” Ben anlatmış mıydım diyor. Anlatmıştın diyor. Anlamış mıydın? Anlamıştım. Peki niye kabul etmedin? Davalaşacaklar inşaAllah.
Şeytandan Allah’a sığınırım. “Allah’a karşı yalan söyleyenden ve kendisine geldiğinde doğruyu (Kuran’ı) yalanlayandan daha zalim kimdir?” Allah’a karşı yalan söyleyen nasıl oluyor? Yobazların iftiraları. Nereden çıkardın bunu diyorsun. Vahiy ile bildirildi diyor, hurafeyi vahiy olarak gösteriyor. Allah’ın hükmü değil yalan söylüyor. “Ve kendisine geldiğinde doğruyu (Kuran’ı) yalanlayandan daha zalim kimdir?” Kuran’ın da hükümlerini dil eğip bükerek reddediyor. Gericilerde, yobazlarda tevil acayip gelişmiştir. Mesela insan dersin, onu kapıya çevirir. Kapı dersin, güneşe çevirir. Akla hayale gelmeyecek değişiklikler yapar. Yobazlar da tevil sanatı çok önemli bir sanattır. Şeytani bir yöntemdir onlarda. “Kendisine geldiğinde doğruyu (Kuran’ı) yalanlayandan daha zalim kimdir? Kafirler için cehennemde bir konaklama yeri mi yok?“ diyor Allah. Onların hepsinin yeri hazır diyor Allah. Allah tehdit ediyor ki düşünsünler diye.
“Doğruyu getiren ve doğrulayanlara gelince; işte onlar muttaki (takva sahibi) olanlardır. Rableri Katında dileyecekleri her şey onlarındır. İşte bu, ihsanda bulunanların ödülüdür.”Yani dürüst, samimi, vicdanlı, enaniyet kibir yapmayan, büyüklük taslamayan samimi Allah’a teslim olanlarda Allah, ferahlık, güzellik ve iyilik meydana getireceğim diyor. “Çünkü Allah, onların (dünyada) yaptıklarının en kötüsünü temizleyip-giderecek.” Çünkü dünyada daha önce suç işlemiş olabilir, günaha girmiş olabilir, onları Allah temizleyip gidereceğim diyor. Yani yok edeceğim diyor. Onlar onu hatırlayamayacaklar. Yani onların başına bu kakılmayacak, hatırlatılmayacak, onlar için bir dert olmayacak bu. Yaptıkları suçlarını örteceğim diyor Allah. “Ve yaptıklarının en güzeliyle ecirlerini verecektir.” Yaptıkları iyi olan, güzel olan şeylerinde karşılığını en güzel şekliyle vereceğim diyor Allah. “Allah, kuluna yeterli değil mi?” diyor Allah. Her kul için Allah yeterlidir. “Seni O’ndan başkalarıyla korkutuyorlar.” İşte seni mahkemeye veririz, asarız, keseriz, döveriz, söveriz diye onunla korkutuyorlar. “Allah, kimi saptırırsa, artık onun için bir yol gösterici yoktur. Allah, kimi hidayete erdirirse.” Yani Allah Hadi ismiyle tecelli ederse, “Onun için bir saptırıcı yoktur. Allah, intikam sahibi, güçlü ve üstün olan değil midir?”
“Andolsun, onlara: ‘Gökleri ve yeri kim yarattı?’ diye soracak olsan, elbette ‘Allah’ diyeceklerdir.”Doğu Ergil de, “Allah yarattı” diyor yeri göğü. Peki sonra diyoruz, devamını getir diyoruz, “o kadar, Allah daha sonra ilgilenmedi” diyor. “Yarattı bıraktı” diyor. Yani bardak var bardağın amacı yok, kalem var kalemin amacı yok, kitap var kitabın amacı yok. Mesela bu lambaların, ampullerin bir amacı yok. Sandalyenin de amacı yok, böyle bir mantık kullanıyor. Halbuki her şeyin bir amacı vardır, insanlarında bir amacı var dünyanın da bir amacı var. “Andolsun, onlara: ‘Gökleri ve yeri kim yarattı?’ diye soracak olsan, elbette ‘Allah’ diyeceklerdir. De ki : ‘Gördünüz mü haber verin; Allah’tan başka taptıklarınız...” yani putlarınız. “Eğer Allah bana bir zarar dileyecek olsa.” Allah bana herhangi bir bela, azap verecek olsa. “...zararını kaldırabilirler mi? Ya da bana bir rahmet vermeyi istese, O’nun rahmetini tutup-önleyebilecekler mi? De ki: ‘Allah, bana yeter. Tevekkül edecek olanlar, O’na tevekkül etsinler.’” Tevekkül dünyadaki Allah’ın, Müslümanlara verdiği en önemli nimetlerden birisidir. Tevekkül etmeyen her insanda ruhi bozukluk olur, psikolojik bozukluklar başlar ve bedensel rahatsızlıklar da başlar. Tevekkül eden insanlar çok sağlıklı olurlar, çok huzurlu olurlar. Her şeyi Allah’a bırakır. Ama öbür türlü, buradan nasıl gideceğim, şurada yolda ne olacak, evde ne yiyeceğim, ertesi gün ne yapacağım, ne konuşacağım, hastalanırsam nasıl tedavi olacağım? İşte ben kanser miyim acaba, kalbimde biraz sıkıntı var kalp hastası mı oldum, Kıyamet mi kopacak, deprem mi olacak? Dedem mi ölecek, amcam mı ölecek, kendim mi öleceğim; bin bir türlü vesvesenin içinde çırpına çırpına ömrü sürünmekle geçirir. Allah’a tevekkül edenin de, dünyası mamur, rahat, huzurlu ve güzel olur inşaAllah.
“Selamun Aleykum, Seyyid Muhammed Adnan Hocam. Hz. Mehdi (a.s.)’ın, gizli olmasındaki, kendini açıktan ilan etmemesindeki sır nedir? Bütün Peygamberler, ümmetlere açıktan tebliğ etmişler, tanımışlar ve tabi olmuşlardır. Hz. Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.)’ın gizliden faaliyette bulunmasının hikmetini açıklayabilir misiniz? Tarikatlerle bir sohbetinizde, “20.10.2010 tarihinde sona erdiğini” belirtmiştiniz. Biz Hz. Mehdi (a.s.)’a biat ettiğimizi gönlümüzden geçirsek biat etmiş olur muyuz? Biat için şart var mıdır? İbrahim Ethem.” Mehdi (a.s)’ın gizli olmasının sırrı; vahiyle Kuran’da açıkça şu şahıs Mehdi (a.s)’dır diye belirtilmiş olmamasıdır. Yani şu saatte şu gelecek kişi Mehdi (a.s.)’dır, ona da bağlanacaksınız diye Allah bir şart getirmemiştir. Hz. İsa Mesih (a.s) da, Peygamber olarak gelmeyeceği için, ona da o şekilde bir hüküm inmemiştir. Dolayısıyla her ikisinin de kendini ilan etme mecburiyeti yok. Yani Hz. İsa (a.s.)’ın sonunda kendisini söylemesi var ama iman etmeyen, yani onun Hz. İsa (a.s.) olduğunu anlayamayan, kavrayamayan insan sorumlu olmaz. Hz. İsa (a.s.)’ın ineceğine inanmakla mükelleftir yani şahsı teşhisle mükellef değildir inşaAllah. Ama vicdani bir sorun tabi, mucize gösteren, Hristiyanlığı dünyaya hakim etmiş, Hristiyanlık Müslüman olmuş, Kuran’a tabi olmuşlar, Müslümanlıkla Hristiyanlık birleşmiş ve sadece Müslümanlık dini kalmış, dolayısıyla Müslüman olan Hristiyanlık, dünyada büyük bir sayıdır, büyük bir çoğunluktur; dünyada nurunu saçmaya başlamış, yaymaya başlamış. Bunu adam anlamıyorsa ona ne diyelim biz? Bu vicdan sorunudur. Mehdi (a.s.)’da da öyle. İslam dünyaya hakim olmuş, Hz. İsa (a.s.) ile namaz kılmış, dünyanın lideri, imamı. “Bu kim?” diyoruz. “Mehdilerden bir Mehdi.” Şimdi bu terbiyesizlik, bu vicdansızlık. Çünkü Peygamberimiz (s.a.v.)’e karşı terbiyesizlik, edepsizlik ve terbiyesizlik ve küstahlıktır. Çünkü Peygamberimiz (s.a.v.) ne diyor? Ahir zaman Mehdisinin özelliği nedir diyor? Buhari’de, Müslim’de, Tırmizi’de, İbn-i Mace’de, Sünen-i Nesei’ de, Sünen-i Davud’da başka bir Mehdiden bahsedilmiyor zaten bir Mehdiden bahsediliyor. Bunun ana vasfı ne? Dünya hakimi olması bir, iki Hz. İsa (a.s.)’ın arkasında namaz kılması. Bu şahıs geldiyse, “işte bu vekildir, herhangi bir Mehdidir, boşver önemi yok” diyorsan küstahlık yaparsın, terbiyesizlik yaparsın. Kime karşı? Peygamber (s.a.v.)’e karşı saygısızlık yaparsın ve ukalalık, bilmişlik yaparsın, densizlik yaparsın. Cahilliğinden yapıyormuş o ayrı. Cahilliğinden yapanı biz tenzih ederiz. Ahmaklığından yapanı da tenzih ediyorum. Çünkü ahmak yani ahmağın bir sorumluluğu olmaz. Ben vicdansızlığından ve zulmünden dolayı yapanı kınıyorum. Başka bir Mehdi (a.s.) mı var? Açık işte dünyaya hakim olan, Hz. İsa (a.s.)’ın arkasında namaz kıldığı kişiyi, bütün Kütüb-i Sitte’de, Peygamber (s.a.v.) tanıtmış. Başka da bir kimseyi tanıtmıyor. ‘Kim bu?’ diyorsun. Alelade birisi diyor. Herhangi bir Mehdi, Mehdilerden birisi. Herhangi bir Mehdi değil, Mehdi-i Azam. Peygamberimiz (s.a.v.)’in kastettiği Mehdi (a.s.) bu, başka da Mehdi (a.s.) yok. Var, değişik Mehdiler vardır, çok çeşitli Mehdiler var. Bediüzzaman onu da açıklıyor. Ama hadislerde bahsedilen bir tane Mehdi (a.s.) var, bu o işte. Ama Mehdi (a.s.)’ın yardımcıları olan, silsile olan, mesela İmam-ı Rabbaniler, Abdülkadir Geylaniler var, Mevlana Halid var, Bediüzzaman Hazretleri var, Muhammed Raşid Erol var, asrımızda Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri var. Abdülhakim Arvasi Hazretleri var. Hepsi Mehdi’dir. Ama ahir zamanın büyük Mehdi (a.s.)’ı, bütün dünyaya hakim olan, bütün dünyanın imamı olan kişidir. Ama diyor adam; “tamam böyle bir Mehdi (a.s.) gelecek ama iman hakikatlerini anlatmayacak bu” diyor. Ahmak, Allah’ın dünyaya hakim ettiği kişi iman hakikatini anlatmaktan niye aciz olsun? Yani iman hakikati anlatmak o kadar zor bir şey mi? Niye anlatmasın yani niye Allah ona o kabiliyeti vermemiş olsun? İlle bir şey alacak ondan ya, yani küçük düşürecek kendince Mehdi (a.s)’ı, ahmak kafasıyla kendince bir strateji güdüyor, bir taktik uyguluyor aklınca. “Mehdi (a.s)” diyor, “çıktığında iman hakikatlerini anlatamaz, anlatmayacak.” Ne yapacak? “Siyaset ve diyanetle ilgilenecek.” Ne yapacak? “Dünyaya hakim olacak diyor. Dünyanın imamı olacak, Hz İsa (a.s) da arkasında namaz kılacak.” Bre ahmak diyelim biz Osmanlı üslubuyla konuşalım değil mi? Bre melun diyelim. Sen Resulullah (s.a.v)’in üslubunu, anlatımını, ihbarını, müjdesini, kökten kabul etmiyorsun. Bir de diyorsun ki; “ben Resulullah (s.a.v)’in aşığıyım, emrindeyim. Resulullah (s.a.v)’dan bahsedince gözlerim doluyor” diyorsun. Bre vicdansız. Peygamber (s.a.v) başka Mehdi (a.s)’dan mı bahsediyor? Dünya hakimi olan, Hz. İsa (a.s.)’ın arkasında namaz kıldığı bir insan, nasıl alelade bir insan olur? Alelade bir insanın arkasında Hz. İsa (a.s.) namaz kılar mı? Ulu'l-Azm bir Peygamber, avamdan birisinin arkasında namaz kılmaz, zaten caiz değildir. Efdal olan imamlığa geçirilir. Mesela her yerde böyledir. Camilerde de böyledir. Herkes birbirini imamlığa davet eder. Ama derler ki; “hocam siz alimsiniz, siz buyurun” dediğinde, adam bir şey diyemiyor, hemen geçiyor. Efdal. Mesela müftü varsa halktan insan, “hocam” diyorlar, “siz müftüsünüz, buyurun.” Yani ilim esasa alınıyor. Peki burada Hazreti İsa (a.s.) niçin onu göreve geçiriyor? İmamlığa geçiriyor? Çünkü vahiy alıyor. Çünkü neden? Resulullah (s.a.v.)’den gelen vahiy ortada. Dünyanın imamı olan kişiye, biatla mükellef Hz. İsa Mesih (a.s.). Peki Kütüb-i sitte’de başka bir Mehdi (a.s)’dan bahsediliyor mu? Bahsedilmiyor. Peki sen yağcılık yapacağım diye, grubuna, çevrene, kendini beğendirmek amacıyla diyelim, kendine çevre edinmek, onların tasdikini almak, işte çok sadıktır dedirttirmek için Peygamber (s.a.v)’i karşına alıyorsun. Dolayısıyla haşa, Allah’a karşı oluyorsun. Be hey ahmak. Onun için bak şimdiden gelecek olan Mehdi (a.s)’a hazırlık var bir kısım yobaz takımında. “Alelade Mehdi (a.s)’dır. Herhangi birisidir. Sıradan bir insandır.” Bakayım Mehdi (a.s) çıktığında İsa Mesih (a.s)’ın yanında, bu terbiyesizliği yapabilecek misiniz? Bu küstahlığı yapabilecek misiniz? Ahirette, Allah’ın huzurunda bu küstahlığı yapabilecek misiniz? Yağcı karakter, sulu karakter, cıvıklık onları bu çizgiye çekiyor. Sen diyorsun ki, “dünya hakimi” diyorsun. Ne zaman oldu, kaç defa oldu diyorsun? Bir kere oldu tam dünya hakimi. Çünkü Hz. Süleyman (a.s) zamanında ve Zülkarneyn (a.s) zamanında var ama küçük bölgeseldir. Yani mesela üç milyon kişiye, Zülkarneyn (a.s) zamanında en fazla birkaç milyondur, bir milyon, bir buçuk milyon kişidir. Zülkarneyn (a.s) zamanında daha da az insanların sayısı. Süleyman (a.s) zamanında hadi olsun olsun beş milyon olsun, 10 milyon olsun, en fazla. Yedi milyar insanın imamı oluyor Mehdi (a.s). Yedi milyar. Dünya tarihinde yok, ilk defa oluyor ve kayıtsız şartsız dünyanın en uç noktalarına kadar dünya hakimiyeti var ve İsa Mesih (a.s), mucize gösteren Peygamber, ona imamlık teklif ediyor ve kabul etmiyor Mehdi (a.s), sırtından iterek onu imamlığa geçiriyor. Allahu Ekber dediğinde, tekbir aldığında, dünyanın imamı. Bunu anlamazlıktan gelmelerinin alemi yok. Utanç duyacakları şeyleri yapmasınlar. Densizlik de yapmayacaklar.
“Bütün Peygamberler ve ümmetler açıktan tebliğ etmişler, tanımışlar ve tabi olmuşlar. Hazreti Mehdi (a.s) ve İsa (a.s)’ın gizli faaliyette bulunmasının hikmetini açıklayabilir misiniz?”
Şimdi mesela birçok sahte Mehdi var. Gerçek Mehdi (a.s), onlar arasında korunmuş oluyor. Mesela bir devlet başkanı giderken, devlet başkanlarının benzerlerini kullanırlar biliyorsunuz. Çeşitli arabalara yerleştirirler, değil mi? Hiç alakası yoktur. Ama benzer güya. O bir yöntemdir. Allah da, Mehdi (a.s)’ın zuhurunda Mehdi (a.s)’ı korumak için, çeşit çeşit Allah imkan kullanıyor. Çeşit çeşit yöntem kullanıyor. Mesela Allah, bir kısmına “şahs-ı manevidir” dedirttiriyor. Bir kısmına “önemsizdir” dedirttiriyor, “sıradan birisidir” dedirttiriyor. Bir kısmına “Mehdi (a.s) gelip geçmiştir dedirttiriyor. Bir kısmına “Mehdi (a.s) hiç yoktur” dedirttiriyor. Bir kısmına muhtelif Mehdilerden bahsettiriyor. Mesela falanca Mehdi’yim diyor. Kafasına kavun gibi bir şey geçiriyor adam, ortaya çıkıyor “ben Mehdi’yim” diyor. Böylece Mehdilik biraz da, sanki hakikaten haşa sıradan bir inançmış gibi, böyle insanların dudak büküp geçeceği bir inançmış gibi bir hale getiriyor Allah dışarıda; o gerilimi ve heyecanı yok edecek her şeyi yaratıyor Allah. Bütün bunlar arasında insanların Mehdi (a.s)’ı fark etmesi, çok çok güç hale geliyor. Yani bir hayli güçleştirmiş oluyor Allah. Çünkü onun için küfrün, bu adam Mehdidir, biz bunun üstüne saldıralım diyecekleri gibi bir Mehdi bulamıyorlar. Genel tedbir alabiliyorlar. Ne yapıyorlar? Irak’ı işgal ediyorlar. Irak çünkü “Basra, Küfe ve Şam gibi yerlerde tasavvur edildiği için” diyor Bediüzzaman, o bölgede yoğunlaşıyorlar. Mesela Afganistan’a dikkat çekilmiştir hadislerde. O bölgelerden, oralardan, Mehdi (a.s)’ın geleceği ve zuhuratın oralardan olacağı. Horasan taraflarına dikkat çekilmiştir. Amerika da oralarda geniş çaplı tedbirler alıyor. Durdurmak için. Ama şahıs olarak tespit edemiyor. Çünkü bir de çeşit çeşit Mehdi beklentileri var. Mesela kimi Armegeddon bekliyor. Kimi başka bir şey bekliyor, dolayısıyla o karmaşanın içerisinde Mehdi (a.s)’ı fark edemiyorlar. Mehdi (a.s) da geniş adımlarla, güçlü adımlarla, yüksek ataklarla faaliyetine devam ediyor. MaşaAllah.
“Tarikatların bir sohbetinizde, “20.10.2010 tarihinde sona erdiğini” belirtmiştiniz.” Şeyh Nazım Kıbrisi Hazretleri’nin belirttiği açıklamayı, ben de aynısıyla naklettim. O benim mürşidim olduğu için şimdi ben onun sözünün üstüne bir söz söylemem. Ama tarikatlar, Mehdi (a.s)’ın çıkmasıyla beraber hükmü kalkar. Mehdi (a.s)’ın saltanat merkezi, eski saltanat merkezi İstanbul’a gelmesiyle adım atmasıyla beraber, hükmü kalkmış olur. Yani o büyük ateş çıktı İstanbul’dan, 1979 yılında. Kabe’de baskın yapıldı. İşte o devirlerde tarikatlardan alındı emanet, hepsi alındı ve Mehdi (a.s)’a verildi. Allah’ın hadi ismi artık onda tecelli ediyor dünyada şu an. “Biz Hazreti Mehdi (a.s)’a biat ettiğimizi gönlümüzden geçirsek, biat etmiş olur muyuz? Biat için bir şart var mıdır? İbrahim Ethem.” Biat denince şimdi insanların, birçok şey akıllarına gelir. Biat demeyelim de, Hz. Mehdi (a.s)’ı sevmek, ona yardımcı olmak, İttihad-ı İslam’ı istemek, Türk İslam Birliği’ni istemek, onun için gecesini gündüzüne katarak, canından vazgeçerek, ailesinden vazgeçerek, hayatın sosyal yanlarından vazgeçerek, var gücüyle gayret etmedir. Çünkü bazı aileler İttihad-ı İslam’ı istemez, Türk-İslam Birliği’ni istemez. Şimdi “ailem istemiyor, ben de o yüzden durdum”, olmadı. Ailenle ahirette ayrılacaksınız. Anan-baban şöyle bir ayıracaklar belki cehennem ehline, değil mi, seni de ayıracaklar cennet ehline. Burada da ayrılacaksın, orada da ayrılacaksın. Ailen küfür içindeyse, aynı olamazsın. “Ne yapayım, ailem” diyor. Cehennemde diyebilecek misin, “ne yapayım ailem” diye, o zaman onlarla beraber cehenneme girecek misin? Ailemi ben bırakmam, cehenneme ben onlarla beraber gideceğim diyor musun? Demiyorsun. O zaman burada da yerini alacaksın.
Mesela, Bediüzzaman bir önceki yüzyılın Mehdi (a.s)’ıdır. Var gücümle destekliyorum. Bakın geçmiş Mehdi (a.s)’ı da destekliyorum. Asrımızın Mehdi (a.s)’ı da, bakıyorum o Mehdi (a.s) ne görevler yapacak, mesela “Darwinizm’e ve materyalizme karşı mücadele verecek” diyor Bediüzzaman, “birinci görevi bu olacak” diyor. Ben ne yaptım? Ben de birinci görevim olarak Darwinizm’i ve materyalizmi kendime hedef aldım, dünya çapında ona saldırıyorum. “Mehdi (a.s.)’ın, hayatın bütün sosyal yönlerinden çekileceğini” söylüyor. Bediüzzaman; “evlenmeyecek” diyor, “evlenmesin” diyor. Açıkça söylüyor. Ben de evlenmedim ve hayatın bütün sosyal yönlerinden çekildim, var gücümle mücadele ediyorum. Bunu yaparken, Mehdi (a.s.)’ı gördüm mü, hayır görmedim. Ama onun yapması gereken her şeyi yapmaya çalışıyorum. Ve dolayısıyla ona biat etmiş oluyorum. Ve ona yardımcı olmuş oluyorum. Onu var gücümle desteklemiş oluyorum, onu pişdar bir neferi, öncü bir askeri olmuş oluyorum. Bazı aklı evveller, kafasında fosfor eksiği olan tipler oluyor. Yani kalsiyum almış fakat fosfor itrahı çok fazla, dengesiz beslenmeye dayalı. “Kardeşim” diyor, “eğer biz Mehdi (a.s.)’ı beklersek, o zaman hiçbir faaliyet yapmamamız gerekiyor” diyor. Peki ben niye yapıyorum o zaman? Değil mi, bak Mehdi (a.s.)’ı benim gibi bekleyen çok az insan vardır, çok azdır. Ama ben Mehdi (a.s.)’ı gidip evde oturup beklemiyorum, geceli gündüzlü, var gücümle gayret ederek, Mehdiyet’e zemin hazırlıyorum. İşte bu tarzda biat gerekiyor. Yani biatın nasıl olduğunu merak ediyorsa kardeşlerimiz, bu tarzdadır. İnşaAllah, Cenab-ı Allah bir sevdiğimizi Mehdi (a.s.) olarak zuhur ettirir. Ne fark eder İttihad-ı İslam olduktan sonra, Türk-İslam Birliği olduktan sonra. Çünkü Mehdi (a.s.)’da özel bir güç yok ki, Allah’ın tecellisi var. Allah onda tecelli ediyor. Yani bir ilah değildir Mehdi (a.s.), Allah’ın zavallı bir kulu, Allah onda tecelli ediyor. Allah ona özel olarak hidayet vermiş, seçmiş onu Allah, ayette de var; Allah’ın seçmesi vardır. Allah seçmiş, onu Mehdi (a.s.) kılmış ve Mehdilik görevi yapıyor. Biz de ona zemin hazırlamakla mükellefiz. Dolayısıyla Mehdi (a.s.)’ı beklemek, Mehdi (a.s.)’ı aramak, insanı atalete, gevşekliğe sürüklemez, bilakis coşkusunu, ataklığını, canlılığını, heyecanını kat kat artırır. Bu olayda da görüldüğü gibi, bizlerde görüldüğü gibi. Bak, yeri göğü inletiyorum yıllardan beri. Dediler, “sen Mehdi (a.s.)’ı anlatıyorsun, alametleri anlatıyorsun, tıpatıp kendini tarif ediyorsun”. Ne diyeceğiz, “şimdi bu adamlar fitne çıkaracak, en iyisi ben Mehdi (a.s.)’ı tarif etmeyeyim. Çünkü tarifler bana uyduğuna göre, anlatırsam kendimi ima etmiş olacağım. Çözüm ne? Anlatmayayım”. Bu şeytani olan çözümdür, beni böyle şeytani bir çözüme kimse götüremez. Mehdi (a.s.)’ı, gürül gürül gürül anlatacağım ve anlattım da durduramıyorlar. İstediğini desin, “sen Mehdilik iddia ediyorsun” diyor, kardeşim yemin ettim, Müslüman isen inan. “İnanmıyorum” diyor, inanmıyorsan ne diyeyim ben? Müslümanın ölçüsü budur, yemindir. Lanetleştik de. İnanmıyorsan, kendi sorumluluğun. Ahirette Allah’ın karşısında anlatırsın.
ALTUĞ BERKER:Çok sayıda hadis var hocam, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in, “Mehdi (a.s.)’ı müjdeleyin” diye emrediyor.
ADNAN OKTAR:Peygamber (s.a.v.)’in demesi adamlar için önemli değil, Peygamber (s.a.v.)’e, adamlar dil ucundan bağlı. Peygamber (s.a.v.)’in; “müjdeleyin” diye emir vermesi, adamlar için bir konu olarak hiç önemli olmuyor. Peygamber (s.a.v.)’in anlattıklarından işine gelenler adamların işine geliyor. İşte pilavı nasıl yiyecek, tavuğu nasıl yiyecek, onlar önemli oluyor. Cima teknikleri, onlar önemli oluyor. Resulullah (s.a.v.)’in emri var. Resulullah (s.a.v.) vefatından sonra şu şu şu şu emirlerimi yerine getirin demesi, onun uygulanması farzdır. Peygamber (s.a.v.) hayattayken bir emir verdiyse, mesela vefatından 10 dakika önce, diyor ki mesela “bugün, akşam yüz tane fakiri doyuracaksınız”, yahut şöyle diyor; “bugün akşam şuraya bir ev yapın” diyor karşı tarafa ve Resulullah (s.a.v.) vefat ediyor. O evin yapılması emirdir, yapılacak artık. Peygamber (s.a.v.) vefat etti, emir geçerli değil; mi, geçerli. Çünkü Peygamberimiz (s.a.v.)’in hayattayken verdiği her emir geçerlidir. Biz onunla mükellefiz. Dolayısıyla hayattayken verdiği emirleri okuyun. Oku.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam. “Hz. Mehdi (a.s.) ile müjdelenin”, Bihar-ül Envar’da. “Ey insanlar Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkışı ile müjdelenin”, Yenab'ü-l Mevede’de. “Hz. Mehdi (a.s.) hususunda müjdeler olsun sizlere”, yine Bihar-ül Envar. “Ona, Hz. Mehdi(a.s.)’a yetişene ve onun yardımcılarından olanlara müjdeler olsun” diyor inşaAllah. “Onlara ne mutlu, ayrıca Resulullah (s.a.v.) Efendimiz onları müjdelemiştir”, İmam Rabbani söylüyor inşaAllah. “Hz. Mehdi (a.s.) zuhur eder, herkes sadece ondan konuşur, onun sevgisini içer ve ondan başka hiçbir şeyden bahsetmezler” diyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Şimdi, “Hz. Mehdi (a.s.) ile müjdelenin”, Peygamber (s.a.v.)’in emri bu. Adam müjdeleniyor mu? Bilakis dehşete kapılıyor ve örtbas etmeye çalışıyor, kapatmaya çalışıyor. Sarığı 12 metre, ama aklı 12 milim. Aklı 12 milim olunca, işte o kadarlık netice çıkıyor. Peygamber (s.a.v.)’in emrini, yerine getirmekle biz mükellefiz, müjdeleyeceğiz Mehdi (a.s.)’ı, geceli, gündüzlü. Bak Cübbeli ne diyor? “Günde beş vakit bu konu konuşuluyordu Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in zamanında” diyor. Dilini mi yuttun mübarek, şimdi dilini mi yuttun? Niye şu anda konuşmuyorsun, niye müjdelemiyorsun? Çıkıyorsun ancak kendi reklamını yapıyorsun. Oraya buraya toplantılara katılıyor, yani gündem olmanın peşinde. Gündem olsan da, işte sen bu kadarlık adamsın, belli yani ne olduğun senin. Bunun üzerinde bir şey değilsin. Ne şöhret senin bir işine yarayacak, ne şu ne bu. Şöhretin bilakis seni boğuyor. Aleyhine oldu şöhret. Sen şöhretle eğleneceğini zannettin, ama şöhret seni boğdu, şöhret senin aleyhine oldu. Ne hallere düşürdü bak Allah seni. Ne hallere geldin. Tabii Allah hidayet versin, biz mahvolmasını, perişan olmasını istemeyiz, inşaAllah düzelir.
“Selamun Aleykum Muhammed Adnan Hocam”, Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatühü. “Ben bu yaşıma kadar dini sadece duyduklarımdan bilip uyguluyordum. Oğlum sizi arayıp bulmuş. Sizi izledikçe daha çok şey öğreniyorum. Allah sizden razı olsun. Öteki oğlum da sizi izliyor, vesilenizle daha huzurlu, mutlu oluyoruz inşaAllah. İnşaAllah Hz. Mehdi (a.s.)’ı ve Hz. İsa (a.s.)’ı görürüm inşaAllah. Allah razı olsun. Şimdiye kadar varlığınızdan haberim yoktu, şimdi daha güzel olacak inşaAllah. Mehdi (a.s) sevgisi, gün geçtikçe sizi gördükçe, izledikçe artıyor kalbimde inşaAllah. İnşaAllah, Hz. Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.) İstanbul’a gelir, sizi çok seviyoruz Hocam teşekkür ederim. Allah uzun ömür versin, Sevim Karabacak, Artvin-Hopa. 54 yaşındayım” diyor, gençsin tabii maşaAllah. Karadeniz’in aslanları maşaAllah.
“Selamun Aleykum sevgili Hocam.” Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatühü. “Hz. İsa (a.s.)’ın yeryüzüne tekrar dönüşünü anlatabilir misiniz? Benim merak ettiğim bu mucizede Hz. Hızır (a.s.)’ın rolü var mı, yani Hz. İsa (a.s.), bu yeni hayatında adaptasyonu Hz. Hızır (a.s.)’ın yanında mı sağlayacak? Ya da Hristiyan bir cemaatin yanında mı sağlayacak? Ve daha sonra herhangi bir şekilde Hz. Mehdi (a.s.) ile irtibata geçecek mi? Sevgi ve saygılarımla, Fransa’dan Murat Bozan”. MaşaAllah, hep yabancı ülkelerden, çok fazla mail var inşaAllah. Hz. Hızır (a.s.), Hz. İsa (a.s.) ile tabii bağlantıda olur. Çünkü Hz. İsa (a.s.) olağanüstü bir insan, yani metafizik özellikleri olan, müthiş manevi derinliği olan, beynini çok güzel kullanan, aklını, vicdanını çok güzel kullanan bir insandır. Vicdanına tam teslim olmuştur, Allah’a tam teslim olmuştur. Dolayısıyla kafasında fitne hiç yok, tertemiz, berrak bir beyine sahip olduğu için, çok keskindir düşüncesi, nazarları da çok keskindir, imanı da çok keskin. Dolayısıyla Hz. Hızır (a.s.), öyle insanlara çok yakın olur. Zaten kiminle görüşecek başka? Hz. Hızır (a.s.)’ın görüşeceği belirli şahıslar vardır ahir zamanda inşaAllah.
Bir Hristiyan, Müslümanlığı andıran Hristiyan cemaat içerisinde, yani şu anda, öyle bir cemaat içerisinde faaliyet gösteriyor. Hedef göstermiş gibi olmayayım ama Tapınak Şövalyeleri, Müslümanlığı seven bir kısım mason locaları, Gül Haç Teşkilatı gibi gizli bir kısım teşekküller de Hz. İsa (a.s.)’ı, bütün güçleriyle ve bütün kalpleriyle destekleyecekler, onu da söyleyeyim inşaAllah. Yani Hz. İsa (a.s.) onların eksik ve yanlış yönlerini düzeltecek, düzenleyecek. Dünya siyasetine hakim olacak yani şu an dünya siyasetini aşağı yukarı ele geçirmek üzere, Hz. İsa (a.s.), onu da söyleyeyim inşaAllah. Yani geniş çaplı bir çalışması var inşaAllah.
Ama Mehdi (a.s) vazifesini bitirmeden Mehdi (a.s.) ile karşılaşmaz. Allah öyle murad etmiş, öyle buyurmuş. Ne zaman görüşeceğiz diye insan sorsa, Hz. İsa (a.s.) sorsa, kaynak hadiste belli, vahiyle bildirilmiş. Nerede görüşülecek? Camide. Nasıl? Namazdan önce. Namazdan sonra konuşacaklardır. Namazdan önce kısa bir görüşmeleri var, namazı kılacaklar, namazdan sonradır. Mehdi (a.s.)’ın feraset ve basiretini de o gösteriyor, yani Mehdi (a.s.)’ın, Hz. İsa (a.s.)’ı teşhisteki sürati açısından da çok manidardır bu. Daha bismillah yeni karşılaşıyorlar, camide, “Selamun Aleykum”, “Aleykum Selam”. “Efendim” diyor, “buyurun namaza”. Bu, Mehdi (a.s.)’ın basiret ve ferasetinin ne kadar yüksek olduğunu gösteriyor. Çünkü “ben İsa (a.s.)’ım Selamun Aleykum” demiyor. Görür görmez tanıyor Mehdi (a.s.). “Buyurun efendim, namaza geçin” diyor. O da onu görür görmez tanıyor. “Hayır, bu namaz senin için ikame olundu, kamet senin için getirildi, bu ümmete bir ikram olarak” diyor, vahiyle bildiği için,” imam sensin” diyor. Yoksa efdal olan Peygamberdir. Ulu’l-Azm Peygamberdir. Allah Mehdi (a.s.)’ın büyüklüğünü vurgulamak için, Mehdi (a.s.)’ın yüceliğini göstermek için, bir kısım ahmakların alelade Mehdi, sıradan adam, sıradan insan sözlerini boğazlarına tıkamak için, kemik kafalı beyni tıkanmış bunakları tekzip edecek şekilde, Allah olayı kilitlemiş. Çünkü Ulu’l-Azm bir Peygamber, avamdan herhangi bir insanın arkasında namaz kılmaz. Bunu herkes bilir. Bak, efdaliyet, vahiyle bildirildiği için “sende” diyor, “sensin imam.” Ve Ulu’l-Azm bir Peygamber, ilk defa bakın, dünyada ilk defa, bir veliye tabi oluyor. Ve akmeli velayettir, hateme velidir yani gelmiş geçmiş en büyük velidir Mehdi (a.s.). Yani Hz. Adem (a.s.)’dan itibaren, Kıyamete kadar gelecek bütün velilerin üstündedir. En büyük velidir, hateme velidir. Onun için, Allah onun büyüklüğünü vurgulamak için Hz. İsa Mesih (a.s.) ile bir kere daha damgalıyor olayı. İsa Mesih (a.s)’ı ona tabi ettiriyor ki, bütün yobazların ağzı yırtılsın diye. Pislik yapmasınlar, küstah bir üslup kullanmasınlar, o kavruk beyinlerindeki o pis nefret sadece onları boğsun diye, Allah böyle bir tedbir almıştır. Yer-gök inleyecektir inşaAllah Mehdi (a.s.) tekbir aldığında. O namaz aynı anda bütün dünyada naklen yayınlanacak. Yani Mehdi (a.s.)’ın tekbirini, “tekbirle bütün surlar yıkılır” dediği odur. Mehdi (a.s) tekbiri aldığında, bütün dünyadaki kaleler yerle bir oluyor, bütün küfrün kaleleri. Çünkü internetten, bütün dünya televizyonlarından, bütün dünya radyolarından aynı anda Mehdi (a.s.)’ın tekbiri yayınlanacak, “gökten duyulacak” diyor. "Nida olunur.” “Allahu Ekber” dediğinde, binlerce on binlerce küfrün kalesi aynı anda yıkılmış oluyor. Şeytan iblis, ilk defa Mehdi (a.s.)’ın ayakları altına serilecek. Yani şeytanın bu derece yenilmesi dünya tarihinde hiç yok, ilk defa. Yedi milyar insan şeytana karşı oluyor. Şeytan ne diyordu, “hepsi bana uyacak” demiyor muydu? Yedi milyar insan, hepsi iman etmiş. Şeytan ilk defa yeniliyor. Cesedi Mehdi (a.s.)’ın ayağının dibine serilecek inşaAllah.
“Selamun Aleykum benim yakışıklı arslan Muhammed Adnan Hocam.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatühü. “Ben Şeyh Nazım Adil El Kıbrısi Hazretleri’nin talebesiyim inşaAllah”. Bir hüsnü zannını yazmış kardeşimiz, o olmaz inşaAllah. Böyle şeyleri özel sohbetlerde, özel bilgi olarak sizlere veriyorlar sevimli Esra, o sende kalacak. O yakışık almaz, onu yazmayacaksın. Sana diye söylemiş onu, onu bir sırrın olarak ölünceye kadar muhafaza edeceksin. Öyledir mürşid efendiler, birisi bir şey söyler, yani bunu yay, etrafa söyle diye söylemez onu sana. Bazı sığırlar var “bana öyle bir şey olsa şeyhim söyler” diyor. Senin gibi sığıra söylesin, sen de bağıra bağıra etrafta söyle, sonra da fitne çıkar değil mi? Şeyh Efendin sadece işaret eder, o kadar inşaAllah. Bazen de aleni de söyleyebilir ama sır kalması şartı ile. Ama bazen insan sevdiğine hüsn-ü zan eder, ben mesela Şeyh Nazım Hocamızı Kutbul Aktab olarak görüyorum. Sevgimden, muhabbetimden Allah bana öyle gösteriyor, öyle görüyorum inşaAllah. Ama mesela bu sır olması gerekseydi, ben bunu saklardım. Ama sırlık bir durum yok, aleniyet kesbetmiş, herkes biliyor, ben de söylüyorum. Mesela sırlarım var, bana sır olarak sunulan bilgiler var, ölünceye kadar söylemem. Bir işaret almadıktan sonra söylemem ben inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Vaktimiz dolmuş galiba Hocam. Tv Kayseri’den devam edeceğiz Hocam.
ADNAN OKTAR:EvelAllah, Kayseri’nin aslanlarıyla beraber, bütün Anadolu aslanlarıyla beraber dinleyeceğiz, konuşacağız, sohbet edeceğiz inşaAllah.
SUNUCU:Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri programımıza, 00:30’dan itibaren, Mavi Karadeniz Radyo, Tv Kayseri, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Kütahya Destan Tv ve HarunYahya.Tv sitemizden devam edeceğiz.
Güncel Yorumlar
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...