SUNUCU:‘Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri’ programımıza Mavi Karadeniz Radyo, Tv Kayseri, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Kütahya Destan Tv ve HarunYahya.Tv internet sitemizden devam ediyoruz. Buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. “Selamun Aleykum Hocam.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Sizi çok seviyoruz. Allah sizi Müslüman alemine bir hediye olarak göndermiş. Azerbaycan’dan Miraga.” Miraga’yı da Allah bize hediye olarak gönderdi. Müslümanlara hediye olarak gönderdi. Müslümanların hepsi bir nimettir, bir güzelliktir, inşaAllah.
“Sayın Hocam, Suadiye Paşabahçe mağazasına bir kitap bölümü yapılmış. Kitapçıda evrim ile ilgili kitaplar satılıyor” diyor, Suadiye Paşabahçe... Olabilir, kitapçılarda, evrimle ilgili kitaplar satabilirler. Biz de ona karşı ne yapacağız? Her yerde Yaratılış Atlası’nı yayacağız, fikirlerimizi yayacağız, düşüncelerimizi yayacağız. Fikir serbest, kitap da serbest. “Niye kitap satıyorsun?” demeyiz. Ama samimi olan; İslam’ı, Kuran’ı savunan insanların evrimi çürüten eserleri etrafa yaymaları da çok hayati bir konu, inşaAllah.
“Selamun Aleykum Muhammed Adnan Hocam.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. Benim sormak istediğim içinde bulunduğumuz ahir zamanda İsrail’in içimizde müthiş bir yapılanmaya sahip olması sonucu elde ettiği bilgileri ve kimyasal silahları bize karşı kullanması ne şekilde olacaktır? Toplu ölümlerle sonuçlanabilecek herhangi bir saldırı imkanı var mıdır? Çünkü Türkiye’de büyük bir Yahudi medyası ve ticaret ağı vardır. Çok önemli bir kurum ise devlete bağlı olduğu halde İsrail ile iş yapmaktan vazgeçmiyor. Bu da bizi oldukça rahatsız ediyor. Mehmet Yenilmez, İstanbul.” Musevilerle, Hristiyanlarla ticaret yapılır. Ticaret yapılmaz diye bir şey yok, niye yapılmasın? Peygamber Efendimiz (s.a.v) zamanında yapılıyordu ticaret. Hatta evleniyorlardı; Hristiyanlardan, Musevilerden hanım alıyorlardı. Yemeklerine gidiyorlardı, onların ölümüne yahut dirimine, her şeyine kardeşçe yaklaşıyorlardı ve mutlaka yardımcı oluyorlardı. Mesela Peygamberimiz (s.a.v) cüppesini çıkarıp onların altlarına serdi. Ve Müslümanlar müşriklerin saldırısından korunmak için Hristiyanların yanına hicret ettiler. Onların evlerinde kaldılar, yemeklerini yediler; aynı sofrada, aynı evde kaldılar. Onların evlerinde namazlarını kıldılar. Bu Resulullah (s.a.v) zamanında olmuş bir gerçektir. Dolayısıyla İsrailli olması, yahut Ortodoks, Katolik, ne olursa olsun, ticaret yapılmaz diye bir şey yok, yapılır. Ehl-i Kitap’tan da ‘La ilahe illAllah’ diyen bir hanımla evlenilebilir. Kimyasal silah, şu, bu falan… “İsrail’le Türkiye savaşır mı?” Onu demek istiyor özetle. Mehdi (a.s) Türkiye’de. Mehdi (a.s)’ın olduğu bir ülkede, bir yerde savaş olmaz. İsrail’i de kurtaracak olan yine Mehdi (a.s)’dır. Dolayısıyla onların Mosiah, Shiloh dedikleri Mehdi (a.s)’a saygıları çok büyüktür, sevgileri çok büyüktür İsrail’in. Önümüzdeki günlerde Şii, Caferi alimler gelecek; büyük müceddidler, büyük müçtehidler gelecekler Türkiye’ye. İsrail’den de yine bekliyoruz, yine öyle bir misafirimiz, Rabbani alimlerden bir alim, büyük bir alim, inşaAllah. Dolayısıyla yoğun bir Mehdi (a.s) hazırlığı hem İran’da, hem İsrail’de, hem Türkiye’de, hem bölgede, hem Amerika’da, her yerde var. Hem masonluk Mehdi (a.s)’a hazırlanıyor, Tapınak Şövalyeleri Mehdi (a.s)’a hazırlanıyorlar; Sünni, Şii bütün kardeşlerimiz Mehdi (a.s)’a hazırlanıyorlar, tarikatlar Mehdi (a.s)’a hazırlanıyorlar, Mehdi (a.s)’a hazırlanmayan hiçbir yer yok. Şeytan bile Mehdi (a.s)’a karşı nasıl duracağına dair istişareler yaparak hazırlık yapıyor. Dolayısıyla Mehdiyet durdurulabilecek bir güç değildir. İsrail de Türkiye’ye karşı ne kimyasal ne bilmem ne, geniş çaplı bir saldırıya hiçbir zaman için girişemez, girişmez. Türkiye de İsrail’e karşı öyle bir saldırıda bulunmayacaktır. Böyle bir olay yok. Bana güvenebilirler, Mehmet Yenilmez kardeş, inşaAllah.
“Selamun Aleykum Hocam. Hocam, bazı kardeşlerimiz "tebliğ için her şey bırakılabilir" diyorlar. Para, iş, çocuklar. Hocam, para bırakılır, iş de bırakılır ama çocuk nasıl bırakılır? Allah rızası için bu konuya açıklık getirin, inşaAllah. Sizi çok seven takipçiniz, Muhammed.” “Her şey bırakılabilir.” “Para,”para niye bırakılsın? Biz kitapları para ile dağıtıyoruz. Para kazanacağız. Allah diyor ki; “mallarınızla ve canlarınızla” diyor Allah ayette. Malı önce söylüyor Allah ayette. Para kazanacağız ama parayı Allah’a vakfedeceğiz. Allah’a hibe edeceğiz. “Ya Rabbi! Canımız da, malımız da, paramız da Senin, Sen kazandırdın, Senin yolunda harcamayı bize nasip et” diyeceğiz, Allah yolunda harcayacağız, inşaAllah. “İş,” iş de Allah rızası için yapılır. Bizim kardeşlerimiz ticaret yapıyorlar, birçok iş yapıyorlar. Niçin yapıyor? Allah rızası için yapıyor. Para kazanıyor, ne yapıyor? Allah yolunda harcıyor. “Çocuklar,” Allah çocuk verdiyse ne güzel işte, nur gibi nimet. Çocuğu eğiteceksin, bilgilendireceksin. Kuran ahlakıyla, İslam ahlakıyla eğiteceksin. Çocuk niye bırakılsın? Çocuk, Allah’ın bize bir emaneti. Dünyanın süsü, bir güzelliği, Allah’ın güzel bir tecellisidir çocuklar. Onlara şefkat duyacağız. “Allah rızası için bu konuya açıklık getirin.” İşte ben de açıklık getirdim. “Sizi çok seven takipçiniz, Muhammed” diyor. İsmin de güzelmiş Muhammed, maşaAllah.
“Selamun Aleykum Hocam, Harun Yahya Tv ve gazetesine ne zaman kavuşacağız. Elbistan’dan Sinan.” Bizim çocuklara sormak lazım. Televizyonu anladım da, gazete hangisi oluyor? Sen bizi bir hayli masrafa sokacaksın, Sinan. En az bir 3-5 trilyon gerekir herhalde böyle bir şey için, etkili bir gazete olması için. Ufak tefek, etkisiz bir gazete, zaten gerek yok ona.
Farz edelim, bir gazete 800 bin basıyor ama bomboş; kısır siyaset var, bölücülükle ilgili gevşek izahlar; sanki bölücülüğü istermiş gibi, hani istemem ama yan cebime koy der gibi izahlar; dinden, imandan, İslam’dan hiç bahsetmemek, soğuk bir görünüm, soğuk bir üslup; ne Bediüzzaman’dan bahseder, ne İttihad-ı İslam’dan bahseder, ne Türk-İslam Birliği’nden bahseder; ne Mehdi (a.s)’ın zuhurundan, ne Hz. İsa (a.s)’ın nüzulünden. Hiçbir şeyden bahsetmez.. Buz gibi entel-dantel sohbetleri, böyle açmazda olan, milletin ruhunu karartan, ehl-i dünya kafasında olan, entelliğe hayran olan tipleri daha da batıran soğuk bir gazete, 800 bin değil, 800 milyon satmış olsa yine etkili olmaz. Fikrin vurucu ve çok etkili olması lazım. Mesela bir bilgi küçüktür ama etkisi çok büyük olur. Yani kulaktan kulağa yayılacak etkili, doğru bilgi çok önemlidir. Vurucu bilgi, kısa ve özlü bilgi çok önemlidir. Gazeteden, şundan, bundan, hepsinden çok çok daha etkili olur. Mesela bak, bizim imkanlarımız mütevazı. Ama mesela bak, Aydın Doğan medyası çok güçlü bir medya kuruluşu. Çok büyük bir ağı var ama anormal bir şey yaptıklarında, anormal bir anlatım yaptıklarında, yanlış bir şey yaptıklarında buradan vurdum mu orada hopluyorlar.
ALTUĞ BERKER:Diz çöktürdünüz Hocam, Saadet Partisi konusunda özellikle.
ADNAN OKTAR: Tabii. Tam pres, tam saha var güçleriyle Numan Kurtulmuş’u desteklediler, Aydın Doğan medyası. Baktık, bu normal bir şey değil. Aydın Doğan durduk yere bir adama destek olmaz. Mutlaka anormal bir durum vardır. Cübbeli’ye baktık, çıtı yok. Erbakan Hocamıza muazzam bir cephe oluşturdular; fikri anlamda, eleştiri anlamında, güya kınama anlamında, onu manen çökertecek yoğun bir kampanya ve faaliyet. Cübbeli‘ye baktık, Cübbeli kendi derdinde, kendi reklamının peşinde, kendini övmenin peşinde, gıkı yok, yani neticeyi bekliyor. Erbakan Hocamızın tamamen çökertilmesini bekliyor. Mesela Fatih Altaylı’ya çıkıyor, oraya çıkıyor, buraya çıkıyor; Fatih Altaylı olmadık söz söylüyor Erbakan Hocamıza, gık yok. Aydın Doğan medyası olmadık laf söylüyor, gık yok. Ama espriler, güya kendince böyle milleti neşelendirmek için Kurani, İslami konuları haşa alet etmeye kalkarak yanlış bir üslup, çirkin bir üslup kullanıyor.
ALTUĞ BERKER:“Akli melekeleri yerinde” gibi bir üslup kullanıyor.
ADNAN OKTAR: Mesela ne kadar vahim bir üslup, senin ne haddine, sen kimsin de böyle bir şey konuşuyorsun. Diyor ki Erbakan Hocamız için; “zannedildiği gibi değil, akli melekeleri yerinde” diyor. “Yapar yapar, görev yapabilir” diyor, fetva veriyor, “akli melekeleri yerinde”. Peki, sana başkası söylüyor mu, “akli melekeleri yerinde” diye? Senin ne haddine? Sen kimsin de böyle mübarek, büyük bir insana, böyle bir dava adamına; bütün ömrünü İslam’a, Kuran’a, vatana, millete adamış bir insana bu şekilde bir üslup kullanabiliyorsun? Ayrıca kendi şeyhine de bu sefer aynı şeyi kullandı, Şeyh Mahmut Efendi Hazretlerine. “Konuşuyor, kısa da olsa konuşuyor” diyor, “on dakika konuşabiliyor mesela” diyor, yani onun da şuurunun yerinde olduğunu söylüyor. “O da on dakika konuşabiliyor” diyor. Sen kimsin, bu nasıl bir üslup? Neyi ima ediyorsun, neyi anlatmak istiyorsun sen? Nitekim Erbakan Hocamızı o balıkların ağzından alınca, Allah vesile etti bizleri, Erbakan Hocamız yeri göğü inletti bu sefer. Muazzam bir güce dönüştü. Bir de baktık, internet sitelerinde aslanlar mantarlar gibi bittiler. Ne kadar seviyorlarmış Erbakan Hocamızı, bir anda. Milli Görüş, bir şey; bir de ilave yapmışlar üzerine. Daha önce neredeydi aklınız peki? Niye o zaman internet siteleri kurup Fatih Altaylı’ya, Aydın Doğan medyasına hak ettikleri cevabı vermediniz? Niye sustunuz? Niye çıtınız çıkmadı? Niye manevi infazın neticelenmesini beklediniz? Garip bir heyecanla, soğuk bir heyecanla, Cübbeli gibi kenardan bu çok rahatsız edici manzarayı sonuna kadar seyrettiniz, gıkınız çıkmadı? Biz elhamdülillah, yani ben, şahsım adına ortaya çıkıp yer göğü inlettim ve adamlar püskürdü, uçtular, ayakları yerden kesildi. Darmakeşan oldular. Ve Erbakan Hocamızın güzelliği, efendiliği, dürüstlüğü, aklı, iyiliği, her yönüyle ortaya çıktı ve gürül gürül ezip geçti ve partinin başına geldi. Ve kimse de gıkını çıkaramadı. Kim konuştuysa cevabını verdim, kim konuştuysa cevabını verdim. Milli Gazete bile sustu. Çıtı çıkmıyordu, Erbakan Hocamıza millet saldırırken. İnternet sitesi, Milli Görüş ile ilgili internet sitesi, gıkı çıkmıyor. Hayır, gıkı çıkmıyor; Erbakan Hocamızın resimlerini de kaldırdılar, yazılarını da kaldırdılar, hiç bahis yok. “Kardeşim, ne oluyor, ne yapıyorsunuz?” dedik, ben uyarınca Milli Gazete Erbakan Hocamızın yazılarını koymaya başladı. Ama iyice püskürttük bunları, ondan sonra. Ondan sonra Milli Görüş’ün sitesinde Erbakan Hocamızın yazıları konulmaya başlandı, az az ama kısmen. Az, kenardan yani, titrek. Tam da karar da veremiyorlar, ne olur ne olmaz gibisinden. Sonra Erbakan Hocamız ezip geçince, şimdi sür manşet. Ama bu imtihanı kaybettiler. Başta Cübbeli.
ALTUĞ BERKER:Aydın Doğan ekibi de diz çökmüş oldu Hocam.
ADNAN OKTAR: Diz çöktüler ve yenilginin en büyüklerinden birini yaşadılar. Çünkü onlar destekleyip de bir adamın kazanmaması çok zordur. Tecrübeleriyle sabittir. Ama şimdi devir devran değişti. Bak kodum mu oturtuyoruz, sekiz kere etrafında tur atıp, dengede duramayıp sırtlarının üzerine yere oturuyorlar. Tutunamıyor, ayakta duramıyor böyle. Kroke oluyor, kroke olunca dengede duramaz. Denge algısını kaybeder. Dolayısıyla ya çökecek oturacak, ya bir yere tutunacak. Bir yere de tutunamadıklarına göre yere oturdular. Demek ki ona öyle demezlermiş, gerekeni yaptık. Yaptık derken yaptım, şahsım adına. Allah beni vesile etti. Allah’ın aciz, zavallı bir kuluyum. Allah beni vesile etti, inşaAllah. Benim için çok büyük bir şereftir. On binlerce kişiyi karşıma aldım, en zevk aldığım şeylerden birisidir. Hakkı savunurken on binlerce insanı karşıma almak. En zevk aldığım şeylerden birisidir. İftihar ettiğim bir konudur. Hiç lüzumu yok bana öyle adamların. Karşıma geçsinler, hiç derdim değil yani, inşaAllah.
“Selam Hocam. Bediüzzaman Said Nursi hakkında gerçek olmayan asılsız şeyler yazmışlar” diyor, bir internet sitesinde. Onlara cevap verir misiniz?” diyor. EvelAllah, bize bırak. Ali Rıza Turcihan. Şimdi, bu internet sitesi zaten kıl bir sitedir. O meşhur olmak için zaman zaman benimle ilgili yazılar yazar. Biraz da komik bir sitedir. Ağızlarının payını vereceğimi bildikleri için özellikle yazmışlardır. Yani ben gündeme getireceğim, “şu sitede şöyle yazmışlar” diyeceğim, insanlar da merak edip onların sitesine girip bakacak falan. Böyle bulaşıp meşhur olma kafasındalar. Öyle bir şeye müsaade etmem. Sadece attıkları iftiraya çok esaslı cevap veririm. Böyle ciğerine mangal gibi oturur, inşaAllah.
“Değerli Adnan Hocam, benim annem sizi çok zevkle dinleyen, Almanya’da yaşayan üç çocuk annesidir. Hastalığı dolayısıyla çok zamanı evde geçiyor ve hep sizden anlatmaya başlıyor.” Doktor Haydar kardeşimiz, özetle bir Yaratılış Atlası istiyor kardeşimiz. Tamam, gelin alın, verelim, gönderelim, nasıl istiyorsanız. Buradaysa eğer. Burada bir akrabanız varsa, yayınevine gelsin alsın. Oradan götürebilirler, inşaAllah.
İmam Şarani’nin Ölüm, Kıyamet, Diriliş kitabı var mı bizde? Oradan da biraz sohbet edelim, inşaAllah.
“Selamun Aleykum Seyyid Muhammed Adnan Hocam.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu.
Ölüm, Kıyamet, Diriliş, İmam Şarani’nin, çok şahane bir eserdir. İmam-ı Şarani çok değerli bir alimdir.
“Selamun Aleykum Muhammed Adnan Hocam.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Sohbetinize öyle bir başladınız ki maşaAllah, bir çırpıda en çarpıcı şekilde her şeyi anlattınız. Allah’a teslim olunuz, dünyanın en mutlu ve sağlıklı insanı olunuz” anlamındaki ayetleri okuyarak damardan bizi beslediniz. Canım Hocam bu teslimiyeti dille değil, yürekle yapabilmemiz için ne olur bizi eğitin. Bir de itaat ve ibadetlerimizi yaparken gaflet etmememiz, derin bir saygı duyarak aşkla, şevkle ibadetlerimizi yapabilmemiz için bize yardımcı olun ne olur. Ne yapabiliriz, nasıl yapabiliriz canım Hocam? Hiç hata, kusur işlemezsek, Allah’ın rızasını hep celbetsek, böylece ona kul olsak, Hz. Mehdi (a.s)’ına hizmetçi olsak. Cümle alem duysun canım Hocam, Muhammed Mehdi (a.s)’ı çok seviyoruz” diyor Mücahide isimli hanım kardeşimiz. MaşaAllah. Bizler de seni çok seviyoruz, inşaAllah.
“Hocam, saygılar, hürmetler dilerim. Ahir zamanın süresini kaç yıl olarak tahmin ediyorsunuz? Alp.” Buna Bediüzzaman’ın sözüyle cevap verelim. Hadislerde zaten açıktır. Hadislerden istifade ederek Bediüzzaman bu konuda güzel bir açıklamada bulunmuş. Bediüzzaman’ın canı, Bediüzzaman’ın en sevdiği talebelerinden Sungur Ağabey’i inşaAllah istirham edelim, o bize cevap versin.
-VTR- Sungur Ağabey Anlatıyor
ADNAN OKTAR: Sungur Ağabey’in açıklaması Bediüzzaman’dan. Bediüzzaman’ın açıklaması Resulullah (s.a.v)’tan. Resulullah (s.a.v) da Cenab-ı Allah’dan vahiyle aldığı bilgiyi bildiriyor. 2120, kıyametin vakti, inşaAllah; Allah’ın izniyle, Allahualem ve bilsevap; inşaAllah, 2120. Önümüzde 70 yıllık bir dönem var. Bu dönem içerisinde İslam ahlakı dünyaya hakim olacak, Hz. İsa Mesih (a.s)’i göreceğiz, Hz. Mehdi (a.s)’ı göreceğiz. Mutlu, güzel bir hayat olacak. On yıl sonra, İslam ahlakı hakim oluyor, hakimiyet başlıyor, gittikçe tırmanarak devam edecektir. Yaklaşık bir 40 yıllık çok net bir dünya hakimiyeti dönemi var, İsa Mesih (a.s) ile birlikte, bunu göreceksiniz, inşaAllah. Önümüzdeki 10 yıl muazzamdır, müthiştir. Abdulkadir Badıllı Ağabeyimiz, Risale-i Nur konusunda üstaddır, diğer ağabeyler gibi. O ağabeyimizin sohbetini bir daha dinleyelim, kalbimiz bir şenlensin.
-VTR- Abdulkadir Badıllı Ağabey Anlatıyor
ADNAN OKTAR: Can isimli bir kardeşimiz bir yazı yazmış. Birkaç ay önce ölümden döndüm, durup dururken damar tıkanıklığım oldu.” Yani pıhtı tıkaması. Özetle bana sormak istedikleri şey varmış; “Hocam ameliyatımdan önce sizinle görüşmeyi çok istiyorum” diyor. Özetle herhalde bir kalp ameliyatı olacakmış kardeşimiz. “Ameliyattan önce sizinle görüşmeyi çok istiyorum. Yüz yüze olmasa da olur. Telefonla konuşalım yeter. O mübarek sesinizi duymak istiyorum.” Herhalde kalbini ferahlatacak, rahatlatacak bir şeyler konuşmamı istiyor, inşaAllah. Bana bu numaradan ulaşabilirsiniz. Ellerinizden öpüyorum, iyi geceler diliyorum.” Can, şimdi değil de herhalde yarın, inşaAllah. Ben normalde pek telefonla konuşan birisi değilim. Çok çok nadir, zaruri olduğunda telefonla konuşuyorum. Çünkü telefonun dinlenmesi beni biraz rahatsız ediyor. Konuştuğumda ben sadece karşımdakiyle konuşmak isterim. Üçüncü bir kişiyle konuşmak istemiyorum. Onun için yüz yüze konuşmak daha iyi oluyor. Adil, operasyon yapıldığında, 99’daki operasyonda, “telefonda konuşmuyorsun” dedi bana. Onu tespit etmiş. Bir de konuşayım da ondan sonra iş çıksın. Konuşmadığımız halde böyle oluyor da konuşsak kim bilir neler olur. O kadar çok şey değiştirilmişti ki; o kadar çok iftira atılmıştı ki; hayretler içinde kalmıştım. Ama teker, teker, teker, teker, teker, hepsini ispat ettik, elhamdülillah. Nitekim Cumhuriyet Savcısı ne dedi? “Dosyada sanıklar aleyhine tek bir tane delil yok” dedi. “Suç unsuru oluşturacak hiçbir delil yok dosyada” dediler mahkemeye. “Ayrıca bu çocukların yarısına beraat vermişsiniz. Aynı dosya, aynı deliller, aynı iddialar, aynı kişiler, yarısına beraat verdiğinize göre diğer yarısına da beraat vermeniz gerekir” dedi. “Aynı konumdalar” dedi. “Ayrıca poliste işkenceyle alınan, yanında avukat olmadan alınan ifadelerin geçerli olmadığını siz açıkladınız” dedi mahkemeye. “Mahkeme, bu konu sorulduğunda; "bu deliller geçersizdir" dedi” dedi savcı. “Bunu söylediniz, siz kendiniz açıkladınız geçersizliğini” dedi. “O zaman, poliste alınan ifadeler geçersiz olduğuna göre, daha önceki arkadaşlara da beraat verdiğinize göre ve dosyada da hiçbir aleyhlerinde delil olmadığına göre beraat vermeniz gerekir” dedi. Sağolsun, Salih Öztürk Beyefendi, mahkeme başkanı, o kanaatte değilmiş. Hürmet ederiz. İki yıl ceza verdi hepimize; bütün kız arkadaşlarıma, bana, hepimize, çete yöneticisi olmaktan. Bir yıl da ilave etti, o da ilavesi. Gerekçesini de göstermedi bana, neden olduğunu bilmiyorum. Bir yıl ilave etti. Yargıtay’a gitti. Yargıtay bozdu da bozdu, bozdu da bozdu. O kadar çok cihetten bozdu ki. Sığmıyor artık sayfaya. Geri gönderdi. Yargı işliyor demek ki. Ama iddia edilen Ergenekon örgütünün yargı içerisindeki yapılanması devam ediyor. Bak, bir şey biliyorum ki söylüyorum. Yargı içerisinde iddia edilen Ergenekon örgütünün geniş çaplı yapılanması devam ediyor ve bu konuda polisimizin tabii ki bir takibi ve tespiti vardır; bir şey demiyorum ama nefes aldırmadan o operasyonların devam etmesi gerekiyor. Yani bir yılanı, geçenlerde örnek vermiştim, aldın kestin, mesela başını kesiyorsun, vücudu oynar onun. Ortadan biçsen yine oynar. Komple, tamamının imha edilmesi lazım. İddia edilen Ergenekon örgütü öyledir. Bir mikrop gibidir. Yani on tane bırakırsan, o orada gelişir. Nasıl verem mikrobundan on tane bile bünyede kalmış olsa yine orada tefessüh ediyor, gelişiyor. Bir mikrop sistemidir iddia edilen Ergenekon örgütü ve yargıda yapılanmış olması en büyük tehlikelerden bir tanesidir. En vahim yöndür. Onun için ihbar mekanizması burada çok önemlidir. Mesela mahkemelerde olan avukatlar olabilir, hakimler olabilir, diğer savcılar olabilir, mübaşirler olabilir, halktan insanlar olabilir, kim ne biliyorsa bildiklerini ilgili yerlere gönderiyorlar ve göndermeye devam etsinler, göndermeyenler de mutlaka göndersinler. Emniyet ve savcılık ancak bilgiyle, delille hareket edebilir. Ama sahte ihbarlar vicdansızlık olur. Doğru ve kesin bilgiyi ulaştırmak lazım. Çünkü o zaman polisi de boş yere uğraştırmış olurlar, savcıları da boş yere uğraştırmış olurlar. Olmaz. Kesin ve doğru bilgiyi bekletmek olmaz. “Biz çekiniyoruz” diyor adam. Kardeşim, sen iddia edilen Ergenekon örgütünden çekinirsen o, gün gelir senin kapına dayanır, çoluğuna çocuğuna dayanır. Çok zalim, alçak, kahpe bir örgüttür iddia edilen Ergenekon örgütü. Hakimleri de zamanında bunlar tehdit ettiler. Savcıları da tehdit ettiler. Yakın zamanda da tehdit ettiler. Mermi gönderdiler evlerine. Ne dedim? O mermileri teker teker yuttururum dedim bu köpeklere. Gık yok. Desene; “yok, böyle bir şey yapamazsın” diyemediler. “Kanun ve hukuk ölçüleri içerisinde o mermileri size yuttururum” dedim. Bir daha böyle alçakça ve köpekçe kabadayılık yapamadılar. Baktılar ki kimse onları takmıyor, kaale almıyor. Onlar hakikaten korkutacaklarını zannettiler. Bu alçaklar korkak ve aşağılık uyuz köpeklere benziyorlar. Üzerlerine gittikçe sinerler. Bu çok önemlidir. Ama ben tabii yargılananları yahut cezaevinde olanları, onları tenzih ediyorum. Onların yargılanmaları bittikten sonra durumları ortaya çıkar. Ben faal ve aktif olarak devam eden alçakları kastediyorum, inşaAllah.
Can yarın görüşelim, inşaAllah. Gönlün çok rahat olsun, Allah’ın inayeti altındasın, inşaAllah. Cenab-ı Allah Müslümanların hamisi ve koruyucusudur, inşaAllah. Ahirette de zaten hep birlikte olacağız, inşaAllah. Öyle bir tedirginliğin olmasın, inşaAllah.
“Selamun Aleykum Seyyid Adnan Hocam. Ailece sizin sohbetlerinizi dinliyoruz. Allah sizden razı olsun. Sizi dinlerken huzur buluyoruz. Allah ve Resul (s.a.v)’ine daha çok ibadet ve zikirde bulunuyoruz. Beni iki tane Allah dostu etkiledi. Allah onlara rahmet etsin. Elhac Mehmet Kemal Pilavoğlu, bir de sizsiniz Hocam.” Mehmet Kemal Pilavoğlu benim Ankara’da yaşadığım dönemde çok iyi bildiğim bir alimdi. Onların Hacı Bayram’da bir kitapçı dükkanları vardı. Ben oraya da giderdim. Hatta bizim mahallede bir bakkal oraya müntesipti. Mehmet Kemal Pilavoğlu’na bağlıydı. Onun hemen hemen bütün kitapları almıştım o zaman, okumuştum, Mehmet Kemal Pilavoğlu’nun. “1987 yılında sizi rüyamda gördüm Hocam” diyor. “Bana "Arafat’ta buluşalım" dediniz. Ben de, inşaAllah inanıyorum, Arafat’ta sizinle buluşacağım, inşaAllah. Allah’ın selamı üzerinize olsun, hayırlı geceler. İzmir’li Pasta Ustası” diyor, Halil İbrahim kardeşimiz, inşaAllah. Allah, inşaAllah, cennette de kardeş etsin, cennet sofralarında beraber etsin, inşaAllah.
“Adnan Oktar Hocam, siz neden bu kadar Hz. İsa (a.s)’ı anlatıyorsunuz. Hz. İsa (a.s)’ı sevip, sayıp, İncil’e i inanalım? Sonra İncil ne kadar güzel deyip de Hristiyan mı olalım? Peygamber Efendimiz (s.a.v) "başkasına benzemek isteyen onlardandır " dememiş midir? Ve İslam’da başörtüsü farz mıdır? Peygamber Efendimiz (s.a.v)’e Allah başörtüsünü emretmiş midir?” diyor ve “Hz. İsa (a.s)’ı nasıl savunuyorsunuz böyle?” diyor Murat kardeşimiz. “Selamlar ve saygılar.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. Murat, Peygamberlerin hepsine iman etmek bizim Müslümanlık görevimizdir.
ALTUĞ BERKER:“Birbirinden ayırt etmeyiz” diyor ayet-i kerimede.
ADNAN OKTAR: Sen anlat.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam. Ayet-i kerimede; “Peygamberleri ayırt etmeyiz” diyor Müslümanlar, inşaAllah, mealen söylüyorum. “Hiçbirini birbirinden ayırt etmeyiz” diyor, inşaAllah. Hz. İsa (a.s) ahir zamanda nüzulü ile müjdelenmiş. Cenab-ı Allah’ın ayetleri var. “Şüphesiz o kıyamet için bir alamettir” diyor. Açıkça kıyamet zamanından evvel geleceği, nüzul edeceği bildirilmiş ve Peygamber Efendimiz (s.av)’in torunu olan Hz. Mehdi (a.s)’a tabi olup, Kuran’a tabi olup bütün Hristiyanları Müslümanlaştıracak bir Peygamberdir, inşaAllah. Dolayısıyla kendisi de Müslümandır, Allah’ın izniyle ve Peygamberimizdir. Dolayısıyla çok çok severiz biz Hz. İsa (a.s) Peygamberi.
ADNAN OKTAR: Hz. İsa (a.s) Peygamberimiz (s.a.v)’in ümmetinden olmak istedi, Allah o duasını kabul etti. Hz. İsa (a.s)’ın İslam’ı, Kuran’ı savunarak burada, dünyada bir cihat içerisine girmesi, bütün Hristiyan alemini Müslüman yapması çok büyük bir nimettir, çok büyük bir güzelliktir ve Hristiyan aleminin hüsn-ü hatemesidir, güzelliğidir. Biz Hz. İbrahim (a.s)’a da iman ediyoruz, Hz. Nuh (a.s)’a da iman ediyoruz, Hz. İsa (a.s)’a da iman ediyoruz, hepsi Müslüman Peygamberlerdir, hepsi İslam Peygamberidir. Dolayısıyla “o Hristiyanların Peygamberi, bizim Hz. İsa (a.s)’dan uzak durmamız gerekir” düşüncesi yanlıştır. Önce Tevrat’a iman ediyordu Hz. İsa (a.s). Sonra İncil’e iman etti. Şimdi İncil’e iman ederken Kuran’a iman etmiş olacak ve Kuran’a tabi olmuş olacak. İslam’ın dünyaya hakimiyetinde Mehdi (a.s)’ın yardımcısıdır, inşaAllah. Kuran’da üç tane ayet var. Birincisinde Cenab-ı Allah; “o kıyamet için bir alamettir” diyor, kıyamet alameti. Başka ayetler neler var?
ALTUĞ BERKER:“Şüphesiz sana inananları üstün kılacağım” diyor yeryüzünde.
ADNAN OKTAR: “Seni sevenleri kıyamete kadar üstün tutacağım” diyor ve “sana iman etmedik hiçbir fert bırakmayacağım” diyor. Şimdi, Murat kardeş Kuran’a inanıyorsa, bu üç ayete de inanması lazım. Peygamberimiz (s.a.v)’in hadislerine de inanması lazım, Buhari, İbni Mace, Süneni Nesai, Süneni Davud, Kütüb-i Sitte’deki bütün hadislere inanması lazım ve dört mezhepte de, eğer Ehl-i Sünnet ise kardeşimiz veya Caferiyse de, Aleviyse de, Şiiyse de, bilmiyorum mezhebini, bütün bu mezheplere göre Hz. İsa (a.s)’ın inişine inanmak vaciptir. Kuran ayeti var, açık. Tereddüt edecek bir yönü yok. Murat’ın bilgisini artırması gerekiyor. Başörtüsü de Nur Suresi’ndeki ayetle açıkça farz kılınmıştır. Karmaşık bir şey değildir, tartışılacak bir konu değildir. Yani uzun uzun acabası olan bir konu değildir. Ama Murat’ın bilgisinin eksik olduğu anlaşılıyor. Hz. İsa (a.s) ile bilgiler edinebilmesi için Resulullah (s.a.v)’in bu konudaki vahiyle bildirilen hadislerini öğrenebilmesi için Kütüb-i Sitte’yi incelemesi lazım. Buhari, Müslim, Tirmizi, hepsine baksın, Kuran ayetlerine baksın. O mübarek Peygamberin gelişini sevinçle karşılayacaktır o zaman. Cahilliğinden. Hatta bir kısım kardeşlerimiz diyor ki, Hz. Musa (a.s)’dan niye bahsediyorsun, o Musevilerin Peygamberi, bizim Peygamberimiz ayrı.” Bu da cahillikten. Musa (a.s) da İslam Peygamberi, o da Müslümandır, o da İslam Peygamberi, o da bizim Peygamberimizdir. Kuran’da övülmüştür. Hz. İsa (a.s)’ı Kuran’da Cenab-ı Allah o kadar çok övüyor ki, o kadar çok yerde bildiriyor ki aksini söyleyen, inkar eden dinden çıkar. Hz. İsa (a.s)’a “Hristiyan Peygamberidir, Müslüman Peygamberi değildir” diyen dinden çıkar. Dolayısıyla Murat da bu inançta olursa dinden çıkar. Yanlış, yanlış biliyor. İnşaAllah, “La ilahe illAllah Muhammeden Resulullah” diyecek, yeniden iman tazeleyecek. Hz. İsa (a.s)’ın bir İslam Peygamberi, Müslüman olduğunu bilecek ve ona tabi olmanın bir güzellik olduğunu, bir nimet olduğunu bilecek. Çünkü Hz. İsa (a.s) bütün dünyayı Kuran’a davet ediyor, İslam’a davet ediyor, Müslüman olarak. Bu sevinç duyulacak bir şeydir. Hz. İsa (a.s)’a düşman olanlar, deccal düşmandır, deccal ordusu düşman olur. Anti-christ denilir. Mesih deccalin ordusu Hz. İsa (a.s)’ın gelişini istemeyecek. Hz. İsa (a.s)’a karşı bir nefreti anlatacaklar. Müslümanları kandırmaya çalışacaklar. Diyecekler; “Hz. İsa (a.s)’a uyarsan Hristiyan olursun, dinden çıkarsın.” Halbuki Hz. İsa (a.s)’a uyan, Kuran’a uymuş olacak. Kuran’a uyan nasıl dinden çıkıyor? Hakiki Müslüman olur, değil mi? Dolayısıyla Murat yanlış biliyor.
ALTUĞ BERKER:Ayeti okuyorum Hocam. Al-i İmran Suresi, 84. ayet, şeytandan Allah’a sığınırım; “Deyin ki: "Biz Allah'a, bize indirilene, İbrahim, İsmail, İshak, Yakup ve torunlarına indirilene, Musa'ya, İsa'ya ve peygamberlere Rablerinden verilenlere iman ettik. Onlardan hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz. Ve biz O'na teslim olmuşlarız."”
ADNAN OKTAR: Birini diğerinden ayırt ederse kafir olur, dinden çıkar. Ve onlara indirilen bütün kitaplara da biz iman ediyoruz; İncil’e, Tevrat’a, hepsine. İncil’in, Tevrat’ın orijinali nerede, aslı nerdedir? Kuran’dadır, Kuran’ın içindedir. Tahrif olmamış şekli Kuran’ın içerisindedir ve Kuran ile mutabık olan Tevrat ayetleri de yine geçerli olur, Kuran ile mutabık olan İncil ayetleri de yine geçerli olur. Bakarız Kuran’a aynen uyuyor mu İncil’in ayeti, tamam doğrudur. Tevrat’a bakarız, Kuran’a uyuyor mu, tamam doğrudur. Ama asıl Tevrat ve İncil Kuran’ın içerisinde mevcut zaten. Orijinal bilgiler Kuran’dadır. Ama Murat yine anlamadığı bir husus olursa yine sorabilir, inşaAllah. Yalnız, Murat sen hiç Türk-İslam Birliği’nden, İttihad-ı İslam’dan, Mehdi (a.s)’dan bahsetmiyorsun. Hep böyle arkadaşlar, Hz. İsa (a.s)’a karşı olanlar, Mehdi (a.s)’a da karşı oluyorlar genellikle, İttihad-ı İslam’a da karşı oluyorlar, Türk-İslam Birliği’ne de karşı oluyorlar. Yanlış itikat ediyorsunuz. Kuran’a tabi olan bir insanın zaten İttihad-ı İslam’ı istemesi farzdır, en büyük farzdır. Aksini yapamaz, başka türlü düşünemez bir Müslüman. Bütün dünyaya İslam’ın hakim olmasını istemeniz lazım. Namazdan daha önemli bir ibadettir İttihad-ı İslam. Oruçtan daha önemlidir. En büyük farz vazifedir, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Hocam, Amerika’da Huffington Post isimli internet sitesi, Amerika’nın ünlü bir internet sitesinde sizinle ilgili bir yazı çıktı Hocam, malumunuz, dünde bahsetmiştik. Uygun görürseniz biraz okumak istiyorum ondan ben, inşaAllah. Başlık, “İslam, Bilim ve Yaratılış ile İlgili Okullardaki Kaygılar” diyor Hocam, inşaAllah. Orada sizden uzun uzun bahsediyor. “Müslüman ortaokul ve lise öğrencilerine hitap eden ve Müslüman dünyasının birçok bölgesine ihraç edilen çok sayıdaki kitabın yazarı, Türk yazar Adnan Oktar’ın müstear simi olan Harun Yahya’nın önemi ele alınıyor” diyor. “Kuran ayetlerine bağlı olarak yaratılışçı düşüncenin anlatımını yapan Harun Yahya’nın kitaplarına ait kapsamlı bir liste kendisinin internet sitesinde bulunuyor ve ücretsiz olarak indirilebiliyor. Bu çalışmaların yapısını değerlendirmek amacıyla Karınca Mucizesi başlıklı kitabı bilgisayarıma indirdim” diyor yazar. “Bu kitap çok güzel fotoğraflar ve özet anlatımların bulunduğu kutuları ile görsel açıdan göz zevkine hitap ediyor ve kolaylıkla anlaşılabilir bir İngilizce ile yazılmış. Karıncaların birçok yönünü kapsıyor. Onların anatomisinden sosyal biyolojisine ve feromonların üretimi gibi birçok ilgi çekici detayı da içeriyor. Fakat karınca biyolojisi ile ilgili bu bilimsel detayların arasında bu bilimsel bulguların bir Yaratıcı’nın eseri olduğundan söz eden ve aynı zamanda Kuran ayetleri içeren birçok ifade serpiştirilmiş. Dahası, yazar sıklıkla karıncaların çeşitliliğini yeterli seviyede açıklayamayan teorileri nedeniyle evrimci biyologların hatalarını dile getiriyor. Son olarak yazarın kitabında “Evrim Aldatmacası” başlıklı bir bölüm var ve karıncalarla ilgili bir kitaba uygun olmadığı görülüyor. Çünkü karıncalarla ilgisi olmayan evrimsel biyolojinin birçok yönüne saldırıda bulunan terimler kullanılıyor. Darwin’den amatör biyolog diye söz ediyor ve fikirlerinin bilimsel olmadığını ve eğer belirli ideolojik akımlar teşvik etmeseydi bunların tarihin çöplüğüne atılacağını belirtiyor. Harun Yahya gibi yazarlar veya Hıristiyan yaratışçılık alanında onun benzerleri elbette herhangi bir teoriye inanmamakta ve tanıtımını yapmakta özgürler. Fakat biyoloji derslerinin ana hedeflerinden biri ortaokul ve liselerdeki öğrencilere temel biyoloji bilgisi vermek ve aynı zamanda onlarda pratik bilimsel düşüncenin geliştirilmesinde yardımcı olmak olduğunu düşünüyorum. Biyoloji sınıflarında yaratılışçılığın öğretilmesi bu hedefleri zayıflatabilir” diyor.
ADNAN OKTAR: Amerika’da Darwinistler akıl almaz tedirginler, acayip sıkılmış vaziyetteler. Hocaları ikna etmişlerdi, üniversite hocalarını ikna etmişlerdi. Darwinizmi kendilerince tatlı tatlı yayıyorlardı. Birden kafalarına tuğla gibi Yaratılış Atlası düştü, güm diye düşünce şöyle gözlerinde bir şimşekler çaktı ve yıldızlar dönmeye başladı ve akılları başlarına geldi ve gelecek, inşaAllah. Bundan sonra yalan yok, kandırmaca yok, oyun oynayamazsınız. Benim olduğum bu dünyada oyun oynamaları mümkün değil. Yani Darwinistleri tam anlamıyla yamulttuk, elhamdülillah. Yalan söylemelerini durduramıyoruz, adam şimdi alışmış. Alışmış kudurmuştan daha beterdir, adamlar yalan söylemeye alışmışlar. Yalan söylemeye devam edebilirler, mühim olan doğru bir kere ortaya kondu. İstediği kadar yalan söylesin. Dürüst ve aklı başında insanlar asla yalana inanmaz.
Seyyid Salih Özcan Hocamızı Kayseri’deki kardeşlerimiz çok severler. Nur talebeleri çoktur Kayseri’de. Nur talebesi olmayanlar da severler. Kafalarına kafalarına üçkağıtçıların vuruyor Seyyid Salih Özcan Hocamız. “Mehdiyet şahıstır, şahs-ı manevi değildir” diyor.
-VTR- Seyyid Salih Özcan: Mehdi(a.s) şahs-ı manevi değildir, şahıstır; Mehdi (a.s) İstanbul’dan çıkacak
ADNAN OKTAR: Nur talebesiyim diyen bazı üçkağıtçılar var. Onların ciğerine acayip, böyle erimiş kurşun gibi oturuyor Hocamızın sözleri. Bu sahtekarlar tatlı tatlı milleti kandırıyorlardı böyle, 50 yıldan beri. Çünkü muhalefet de yoktu. Hemen tecrit ediyorlar, etkisiz hale getiriyorlar. Nerden bilsinler böyle televizyonlardan, radyolardan, internetten sahtekarlıklarının ortaya çıkacağı ve Bediüzzaman’ın aslanlarının böyle ortaya çıkıp kükreyeceği, onları da sindirdiklerini zannediyorlardı. Mesela Seyyid Salih Özcan Hocamızı köşesine terk etmişlerdi bir kısmı, bazı kardeşlerimiz. Bak, terütaze, gayet dinç ve sağlıklı olarak -Allah ömrünü uzun etsin- yeri göğü inletiyor ve sahtekarları rezil rüsva ediyor, üçkağıtçıları. Gizli deccal ordusunu, gizli münafık ordusunu, gizli komiteyi yerle bir ediyor. Çünkü Mehdiyet’e karşı muazzam bir çalışma yaptılar Nur talebelerinin içerisinde; gizlemeye çalıştılar Mehdiyet’i. Mehdiyet’i pasifize etmeye, yok etmeye çalıştılar ve hakikaten de tam netice alacaklarını zannediyorlardı, gizli komite. Nur talebelerinin içinde muazzam bir faaliyet gösterdiler. Hem böldüler Nur talebelerini, parçaladılar, hem de Mehdiyet’i ve Hz. İsa (a.s)’ın gelişini ellerinden aldılar. Onların bir kısmını böyle iğdiş hale getirdiler; etkisiz, böyle felç oldu. Ruhsuz hale getirdiler. Az bir kısım, yüzde bir belki. Ama Bediüzzaman’ın aslanlarını hiç hesaba katmadılar. Bak, Seyyid Salih Özcan Hocam, beyinlerini dağıttı. Bu yaşında gayet dinç ve sağlıklı ve güçlü, yeri göğü inletiyor, elhamdülillah. Hangi münafık, Nur talebesiyim deyip de, münafıklık yapan hangi sahtekar bu izaha cevap verebilir? Bediüzzaman vefat ettiği için Bediüzzaman’a güçleri yetiyordu. Vefat etmiş bir insana güçleri yetiyordu. Hayatta olan insana niye gücün yetmiyor, sahtekar. Gel şimdi karşılaş bakalım. Yerden yere vurur Seyyid Salih Özcan Hocamız ve diğer Bediüzzaman’ın mübarek talebeleri.
-VTR- Abdullah Yeğin Ağabey Anlatıyor
ADNAN OKTAR: Amma ciğerlerine oturuyor üçkağıtçıların. “Bundan sonra kıyamet, bundan sonra ne Mehdisi?” diyor, “Mehdi (a.s) gelip geçti, hepsi bitti” diyorlardı. “Bundan sonra kıyamet bekliyoruz” diyorlardı. Bak, Bediüzzaman’ın aslanları inim inim inletiyorlar ortalığı. Çünkü Bediüzzaman’ın eserlerine sürekli dil eğip bükerek, böyle eşek dili gibi dilleri; bir böyle büküyorlar, bir böyle büküyorlar. Oyun oynuyorlar kendilerince. Çok açık aşikar da olsa dil eğip büküyorlar ama bak dimdik ayakta aslanlar, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah, vesilenizle, inşaAllah. Meyve ve sebze resimleri gösterebilir miyim Hocam?
ADNAN OKTAR: Göster.Bunlar evrimcilere göre tesadüfen olmuş. Bunu ahirette de Allah’ın huzurunda anlatacaklar, nasıl tesadüfen olduğunu. Her birinin tadı ayrı, kokusu ayrı, güzelliği ayrı. Şeker oranı tam oranlı. Mesela oradaki asitlik derecesi de çok mükemmel. Meşrubatlara suni olarak elde ediyorlar ya asitliği, çok mükemmel bir asitlik derecesi var. O da ayrı bir güzellik olmuş oluyor. Kıvamı ayrı güzel, görünüş ayrı bir güzel, renkleri ayrı bir güzel, besleyiciliği ayrı bir güzel. Vücuda şifa, mesela vücudun pH’ını dengelemede çok önemlidir meyve ve sebze. Tam şifa kaynağıdır.
-VTR- Global Yayıncılık tarafından cezaevlerine hibe edilen Harun Yahya kitapları hakkında
OKTAR BABUNA: MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, cezaevlerindeki kardeşlerimizin hepsine selam ediyorum. Hepsine Allah kurtuluş, rahatlık, iç huzur versin, inşaAllah. Hepsi derken, haksız olarak oraya gelmiş; yani olayların akışıyla bazen oluyor, suçsuz olduğu halde cezaevine gelmiş oluyor ve orada çile çekiyor, zorluklarla karşılaşıyor. Veya suç bile işlemiş olsa; ben sadece cinayette çok rahatsız olurum; ama onun dışında insanlık hali, yaptıkları hatalardan, kusurlardan dolayı cezaevinde olan kardeşlerimize Allah’tan kurtuluş, necat, ferahlık diliyorum, inşaAllah. Allah kalplerine ferahlık versin, inşaAllah. Cezaevinin sıkıntısını üzerinden alsın Cenab-ı Allah. Onlara Hz. Yusuf (a.s) Medresesi haline getirsin orayı. Allah hepsine ilim versin. Kuran’ı güzel yaşamayı, güzel anlamayı nasip etsin. Namazla şereflendirsin, namazın bereketini onlara yaysın. Allah hepsinin ehl-i secde olmasını nasip etsin, inşaAllah. O kitaplardan da istifade etmelerini, kalplerinin ferahlık ve sürur bulmasını Allah nasip etsin. Allah iyilik ve bereket versin bütün kardeşlerimize, inşaAllah. Allah bir daha da hata yapmaktan onları korusun, yanlışlık yapmaktan onları korusun, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Amerika’da da Hocam, Amerikan devletinin izniyle sizin kitaplarınız oradaki mahkumlarda da okutuluyor Hocam, hapishanelerdeki mahkumlara, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Amerikan cezaevlerinde en yaygın olan benim eserlerim hakikaten, o sebeple de cezaevlerinde çok fazla Hristiyan Müslüman oldu, maşaAllah. Çok yaygın. Özellikle cezaevlerinde Müslüman olma oranı çok yüksek Amerika’da şu an. Zaten Müslüman olanlara da sorduğumuzda benim kitaplarımdan etkilendiklerini açık açık söylüyorlar. Yani yüzlerce böyle kendi ifadesi var o şahısların. Allah hidayetlerini artırsın. Allah vesile ediyor, inşaAllah. Oktar Hocam bu enerji nedir böyle? MaşaAllah.
OKTAR BABUNA:Hocam burada olmak isteyen milyonlarca insan var. Size çok selamları var. Dün bir konferanstaydık Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Aleykum Selam.
OKTAR BABUNA:Tavşanlı’da. Çok selam ve hürmetleri var. Bağlılar size, maşaAllah Hocam. Mehter Takımı getirmişler. Mehterli bir konferans düzenlediler. Biz de sizin adınıza Hocam, orada; ahir zaman, Hz. Mehdi (a.s)’nin çıkış alametlerini, İslam ahlakının hakimiyetini anlattık, Kuran’dan ayetlerle Hocam. Bir de Hocam, katılanlardan biri de bir çoban kardeşimizdi, maşaAllah. Çok mazlum böyle, sevimli bir delikanlı, maşaAllah. Yıllardır kısıtlı imkanlarıyla sizin CD’lerini çoğaltıp dağıtıyormuş Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Hocam bana, Abdulkadir Badıllı Hocam çok çok güzel kitaplar hediye göndermiş. Hocamın kitaplarını tanıtıyorum. Bir, ellerine sağlık, Allah ilmini artırsın muhterem hocamızın. Hayat-ı Nuriyem diye bir kitabı Abdulkadir Badıllı Hocamızın, bir. Bediüzzaman Said Nursi Mufassal Tarihçe-i Hayat, Abdulkadir Badıllı Hocamızın, birinci cildi. Çok büyük alimdir Abdulkadir Badıllı Hocamız. Allah ilmini, feyzini artırsın. Bediüzzaman’ın aslanlarından o da. İkinci cildi ve üçüncü cildi, inşaAllah. Cennette de kardeşimiz olur, inşaAllah; Bediüzzaman Hazretleri’yle beraber, Peygamberlerle, sahabelerle birlikte cennet sofralarında, inşaAllah cennet yemeklerinden yeriz, inşaAllah; sohbet ederiz. Abdulkadir Badıllı Hocamıza da buradan yine selam ediyoruz, inşaAllah. Hocamızın bu güzel hediyelerini de, bana gönderdiği bu güzel hediyeleri de saklayacağım, inşaAllah. Şeyh Ahmet Yasin Hocamızın gönderdiği terazi de çok şahane bir şey, bayağı güzel. Hocamıza da yine buradan selam ediyorum. Adalet terazisi, adaleti temsil ediyor, inşaAllah. Onu da bir mübarek emanet olarak saklıyorum, inşaAllah.
VTR – Allah’ın Yaratma Sanatının Delillerinden Böcekler
ADNAN OKTAR: Orada ne var, orada da var; orada ne var, orada da var. Darwinistleri çileden çıkaracak bir durum. Hiçbir şekilde açıklayamayacakları bir konum. Çünkü bak diyor ki; “o mutasyonla oldu” diyor. kardeşim, mutasyonun elinde cetvel mi var? milimi milimine. Bir de renk tespiti mi yapıyor mutasyon. Rengi, biçimi, şekli, aynısını bir tane de oraya yapıyor her seferinde. Rastgele oluyormuş mutasyon. Orada bir tane benek meydana getiriyormuş. Öbür tarafa nasıl yapıyor? “Oraya da öyle, tesadüf bu ya, oldu öyle” diyor. Mutasyonun olması için, onu dediği için, cetvelle çalışması gerekiyor mutasyonun. Ve elinde de sulu boya takımıyla çalışması lazım. Renkleri de tutturması gerekiyor, desenleri de tutturması gerekiyor, açıları da tutturması gerekiyor. Bak burada, yüzlerce, binlerce detay var, hangi birini mutasyon tuttursun? Mutasyon ne demektir? Tesadüf. Tesadüf nasıl yapsın simetriyi? Simetri ile tesadüf açıklanamaz. İkisi birbirine zıt şeyler. Tesadüfün olduğu yerde simetri olmaz.
OKTAR BABUNA: Hayret verici Hocam, ilk defa siz söylediniz bunları, simetrinin mutasyonla beraber olamayacağını, altın oranla yaratılışı dünya çapında yayan sizsiniz. Biliniyor ama bunları ortaya çıkartan sizsiniz, maşaAllah Hocam. Allah size nasip etti, elhamdülillah
ADNAN OKTAR: Önce bir hipnoz yapmışlar adamlara, büyü yapmışlar. İnsanların beyinlerinde durgunluk meydana getirmişler dünya çapında. Sonra başlamışlar yalanları sıralamaya, meydanı da boş bulmuşlar. Biz böyle Osmanlı askeri gibi ortaya çıkıp, narayı patlatıp, “ne oluyor?” deyince adamlar çil yavrusu gibi dağıldılar. Şimdi örtülerin arasında adamları arıyoruz, nereye kaçtılar acaba diye, değil mi? Habertürk’teki programda nasıl araziye geçmişlerdi.
OKTAR BABUNA: Kapıyı kilitlemişlerdi Hocam, odadan çıkamıyorlardı siz geliyorsunuz diye.
ADNAN OKTAR: EvelAllah, evelAllah.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah.Hocam bu dünya çapındaki bir evrimciyi Amerika’daki bir kardeşimiz arıyor telefonla. “Ben sizinle görüşmek istiyorum” diyor. “Hangi konuda?” diyor. “Evrim konusunda. İstanbul’dan geliyorum ben” diyor. İstanbul lafını duyunca Hocam, “ben evrim falan anlatmıyorum” deyip telefonu kapatmış. Dünyaca ünlü bir evrimci.
ADNAN OKTAR: Şimdi onlar uluslararası bir evrim konferansı yapacaklar; evrimciler, önümüzdeki günlerde. Bir güzellik, biz de aynı gün uluslararası bir konferans biz yapacağız. Bakalım el mi yaman bey mi yaman? Uluslararası konferans, ne anlatacaksın? Atış, poligon. Poligon, başka bir şey olmaz. Çünkü “proteinler nasıl oldu?” dediğimizde ne diyeceksin? Tek çözümün atış. Atışı da biz tutarız. Atamayacağına göre, o zaman köşeye sıkıştın. Fosil? Fosil de gösteremeyeceksin. Biz masanın üzerine dizeceğiz. Sen dizebiliyor musun? Yok. Sen ne yapacaksın? Çizim getireceksin. Atış ve çizim, ikisini de havada yakalarız. Ne yaparlarsa anında mıhlarım, söyleyeyim. Bilimsel metodlarla; ilimle, bilimle. Yani benim olduğum yerde atış matış yok, inşaAllah. Atış derken yani adam atıcılık sanatına merak sarmış olabilir. Bakın tuttuğum yerde zımbalarım söyleyeyim; ilimle, bilimle, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Elim havada duruyor demiştiniz Hocam.
ADNAN OKTAR: EvelAllah. Kodum mu oturturum. Ona da refleks geliştirmiş. Her an yapıştırmam mevzu bahistir yani. Kodum mu da oturturum, söyleyeyim. Kardeşim, proteinin molekülü ortada. Sen kendin diyorsun, “proteinin oluşması için başka bir proteine ihtiyaç var” diyorsun. Allah aklına iyilik, sağlık versin kardeşim. Bu ne demektir? Proteinin oluşması için başka bir proteine ihtiyaç var ne demek? Proteinin oluşması ihtimali, tesadüf ihtimali kaç? Sıfır, sıfır, sıfır. Mümkün değil. Bak ağa babanınızı çağırdım. Dedim ki; “buraya gel, seninle tartışalım. Seni beş yıldızlı otelde ağırlayacağım” dedim. Hatta Yiğit Bulut dedi ki; “Habertürk’e çıkarayım” dedi. Ve üstüne para da teklif etmiş. “Para da vereyim” demiş. Gel, burada tartış. Hiçbir şekilde kabul etmiyor Dawkins. İngiltere’yi birbirine kattı. Gitti Hristiyanlarla tartıştı; “benimle kimse baş edemez,” bilmem ne falan. Sen ilkokul çocuğuyla tartışırsan, çocuk seninle ne baş etsin; buna rağmen en sonunda çocuğa soruyor. “Şimdi kanaatin ne?” diyor. Çocuk diyor ki; “Allah yarattı. Benim kanaatim bu” diyor. Bir kendi kendilerine efsane çıkardılar. Dawkins efsanesi çıkardılar. Külden. Böyle bir üfürdük, kül havalandı. Bir de o garibim makineye bağladıkları, neydi o?
OKTAR BABUNA: Stephen Hawking.
ADNAN OKTAR: Hawking. Adam doğal ihtiyaçlarını bilmiyor, perişan halde, konuşamıyor, yiyemiyor, içemiyor, zavallı. Koma halinde adam, komaya girmiş adam; dünyanın en büyük alimi ettiler. “Hawking dedi ki” diyor, “muazzam şeyler anlattı yahu” diyor. “Kitap yazıyor” diyor.
OKTAR BABUNA: “Gözüyle yazıyor” diyor.
ADNAN OKTAR: Adam yemek yemeğe hali yok. Gözünü oynatamıyor; elini, kolunu, hiçbir yerini oynatamıyor. Komada, adam perişan halde, yani iptal olmuş. Beyin, meyin heryeri erimiş adamın, mahvolmuş. Vücudu, kasları falan eriyor, komada. Adamı dünyanın en büyük alimi ilan ettiler. En büyük aliminiz oysa, artık ben size ne diyeyim. Aklınıza tuz biber ekeyim.
OKTAR BABUNA: Onu da Hocam, demişlerdi ki; “bakışlarından anladık biz, dünyada hiçbir şey yokken yer çekimi vardı. Herşey oldu” diye böyle.
ADNAN OKTAR: “Bakışlarından anlıyorum” diyor. Yeni bir ilim dalı. Adamın karşısına geçiyorlarmış, adamın bakışlarından, “her şeyi anlıyoruz biz, anlatıyor bize” diyorlar. Adam gözünü bile oynatamıyor. Böyle bakıyor, sürekli bakıyor, bir şey yaptığı yok. Makineyle nefes aldırıp verdiriyorlar artık, adam bitmiş. “Dünyanın en büyük alimi, hepsini biliyor o” diyorlar. Bak, diyor; “sıfır hacim, sonsuz yoğunluk, yani madde yokken, zaman yokken yer çekimi vardı” diyor. Destur, Bismillah. İyi sıhhatte olsunlar. Madde yoksa yer çekimi nasıl olur? “Hem madde yok, mekan yok” diyorsun, hem “yer çekimi var” diyorsun. Üstümüze iyilik sağlık. Bir şey oldu bunlara.
OKTAR BABUNA: Gazetelerde de haber vardı Hocam, İngiliz gazetelerinde; “bu kitabı da Harun Yahya’ya cevap diye çıkarmışlar.”
ADNAN OKTAR: Bana, adam, o felçli garibim, komada bana kitapla cevap vermiş. Onu çıkarmışlar bana karşı cevap olarak. Yeni rakibim bu, Türkiye’de Cübbeli. İyi sıhhatte olsunlar. Allah akıl fikir versin bunlara.
OKTAR BABUNA: Ezip geçtiniz, maşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Efendim Belçika’dan Mehtap Özcan. Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Hocam, ilk defa bu gece sizi dinlemek nasip oldu, çok şükür. Sizden istediğim duanız Hocam.” Allah hidayet etsin bizlere. Amin. Allah sizden razı olsun Hocam. Hayırlı geceler” diyor. Hayırlı geceler olsun. Allah sana hidayet versin. Güzellik, sağlık, sıhhat versin. Cennette kardeş etsin. Allah kalbine derin Allah aşkı versin. Allah seni deli aşık etsin, inşaAllah.
Kızıl Ordu’nun Korosu ile Mehter. Çünkü neden? Türkiye ile Rusya, Türk-İslam Birliği’nde ittifak halinde olacaklar, onun alameti. İnim inim inleteceğiz Mehter Marşı’yla Rusya’yı, inşaAllah. Çalsın Mehter. Sonra biz güzelce bitirişi yaparız, inşaAllah.
-VTR- (Mehter- Kızıl Ordu Korosu/ Ceddin Deden)
ADNAN OKTAR: İnşaAllah Çin Kızıl Ordusu’nun korosuna da söyleteceğiz. Çünkü Mehdi (a.s) Çin’e de hakim olacak. Hadislerde var. “Çin ülkesine de hakim olur” diyor. Kızıl Çin de inşaAllah, Mehdi (a.s)’ın kontrolüne girecek. İslam’ın hakimiyetine girecek. Alman askeri bandosuna da çaldıracağız. Amerikan askeri bandosuna da çaldıracağız Ceddin Deden’i. Dünyayı inim inim inleteceğiz, Allah’ın izniyle. Özellikle ‘Ceddin Deden’ çok hayati bir marştır. Bir de “Gafil Ne Bilir.”
SUNUCU: Bizi yarın 22.00’den itibaren HarunYahya.Tv internet sitemizden, Mavi Karadeniz Radyo’dan ve TV Kayseri’den takip edebilirsiniz.
Basında Harun Yahya
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...Makaleler
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...