ALTUĞ BERKER:Sayın Dışişleri Bakanımız Ahmet Davutoğlu yaklaşık 180 büyükelçinin katıldığı büyükelçiler konferansında şöyle söylemiş Hocam: “Dünyada eğer yeni bir düzen kurulacaksa o düzenin temel taşını atan ülkelerin başında biz geleceğiz. Buna aklımız, tecrübemiz ve gücümüz var. Türkiye’nin geçmişten gelen köklü devlet geleneği ve diplomasi ile dünya düzenini belirlemede güç sahibi olacağını” söylemiş, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet askeri gücüyle değil, manevi gücüyle. Çünkü askeri güç iddiamız yok bizim. Para gücü iddiamız da yok. Bizim iddiamız sevgi, akıl, kültür, iman.
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah Hocam. Bunu siz yıllardan beri ifade ediyorsunuz. Politikacıların uzun süredir söylediği bir üslup değildi Hocam, maşaAllah. Güç buluyorlar, bu şekilde, inşaAllah. Milliyetteki bir haberde Hocam, bugün bölücübaşı pervasız ve tehditkar açıklamalarını devam ettiriyor. Geçen gün “İmralıdayken ölürsem eğer ölümüm savaş nedeni olur. Ölüm şeklim fark etmez. Deprem nedeniyle de ölsem, hastalanıp da ölsem bu savaş nedenidir. Burada her ölüm, öldürülme olarak algılanır. Yarın ne gelişeceği belli değil, olaylar Başbakan’a da yönelebilir. Öylesi bir süreçte Özal öldürüldü. Yarın Erdoğan da öldürülebilir” şeklinde tehditkar bir açıklaması olmuş. Gazeteler bu haberi “Öcalan; ben ölürsem, Başbakan da ölür şeklinde” vermişler.
ADNAN OKTAR:Kapalı kalmak onu sıkmış anladığım kadarıyla. Üslubuna da bu yansımış. Psikolojik durumuna da yansımış. Bir kere Saddam dedi ki; “eğer beni etkisiz hale getirirseniz, işte buraları işgal ederseniz halk sizi perişan eder. Karmakarışık olur” dediler. Saddam ölünce halk sokağa çıktı, mastika yaptı, eğlendiler. Ben kimsenin ölmesini istemem tabii. Saddam ölsün demiyorum ben adama da fakat zannedildiği gibi olmuyor. Halk bir tiranın, bir diktatörün, bir zalimin herhangi bir şekilde etkisiz hale getirilmesi durumunda mutlu oluyor. Öyle olmuyor. Yani içinde derin bir sevinç duyar. Derin bir rahatlama hissi duyar. Mesela azılı psikopatlar vardır. Böyle mafya mensubudur, dehşet saçıyordur. Etrafındakiler çok derin saygı duyarlar ama vefatının haberini alınca herkeste derin bir huzur ve rahatlık olur. Apo bunu biliyordur. Bunun böyle olduğunu biliyordur. Onun için zannettiği gibi değil. PKK’yı yöneten en fazla 100 kişilik bir teorisyen grubudur. Yani asıl başı çekenler. Bunların etkisiz hale getirilmesi durumunda PKK bütün gücünü, şevkini, hareket kabiliyetini kaybeder. Ama en ziyade fikri etkidir. Fikri çalışma, anti-komünist, anti-Marksist, anti-Leninist çalışma yapılacak. Evet başka bir şey yok.
ALTUĞ BERKER:Zaman’daki bir haberde “PKK’nın Güneydoğulu Kürt iş adamlarından yüksek miktarda haraç topladığına dair üzerinde tehdit notları yazılı makbuzlar ele geçirilmiş. PKK, iş adamlarını tehdit ederek sadece Şırnak’da 2 milyon lira haraç toplamış”.
ADNAN OKTAR:İşte dev bir mafya örgütlenmesi. Mesela mafya da öyle, gider haraç ister adamlardan. Adam da polise bildirse başı derde girer diye bazen çekiniyorlar. Dolayısıyla vereyim bitsin iş gibisinden parayı veriyor adam, teslim ediyor. Şimdi bunlar da öyle, şimdi olayı polise intikal ettirirse belli ki adamın evi yanacak, çocuklarına bir şey yapacaklar, kendisine bir şey yapacaklar ve netice de alamayacak. “O zaman ne yapayım? Parayı vereyim bari” diyor. O zaman işte yapılacak şey Türk-İslam Birliği’dir. Türk-İslam Birliği’nin gücünü görmeleri lazım. İttihad-ı İslam’ın gücünü görmeleri lazım. Bu olmadığı sürece adamlar bu gariban halkı, bu mazlum insanları, bu sevdiğimiz kardeşlerimizi, bu tertemiz insanları böyle tehdit ederek, çocuklarını alıp dağa çıkarırlar, onların yiyeceklerine el koyarlar, paralarına el koyarlar, tehdit ederler. Toplantı yapılması gerektiğinde, zorla alır götürürler onları orada adeta gaspen tutarlar. Dolayısıyla bu tip olaylar olur. Çözüm acil Türk-İslam Birliği’dir. İttihad-ı İslam. Bak Osmanlı demiyorum ben. Bazı arkadaşlar yeniden Osmanlı; biz yeniden Osmanlı değil, Osmanlı gelmiş-geçmiş, öyle bir şey yok. Türk-İslam Birliği ayrı bir şeydir. İttihad-ı İslam ayrı bir şeydir. Çağın en modern, en kaliteli, en güzel birliği. Olabilecek en mükemmel birlik.
ALTUĞ BERKER:Ahmet Hakan bugün Hürriyet’te Sayın Erbakan’ın bir esprisinden yola çıkarak Hocamız aleyhinde bir yazı yazmış. Hocamıza IQ’sunu ölçtürüp ölçtürmediğini sormuşlar. Erbakan Hocamız da ölçtürmediğini, çünkü henüz onun IQ’sunu ölçecek makine icad edilmediğini söylemiş. Ahmet Hakan da Hocamız hakkında saygıya uygun olmayan bir yazı yazmış.
ADNAN OKTAR:Ahmet Hakan bir kere yetiştiriliş şekli olarak, hem görgü, hem kültür olarak istenen zeminde eğitim görmedi. Onun için mesela şaka nedir, espri nedir, nüktedanlık nedir bunları birbirinden ayırt edemiyor. Herşeye dümdüz bakıyor. Mesela Erbakan Hocamızın ana özelliği nüktedan olmasıdır, şakacıdır. Sık sık şaka yapar ve güzel nükteler yapar. Buradaki İfade de odur. Bir kere bir Parti Genel Başkanı’na, Başbakanlık yapmış bir insana hiç IQ’nuzu ölçtürdünüz mü; zaten bu münasebetsiz bir soru, saygıya uygun olmayan bir soru. Bu saygısız soruya karşı nezaketiyle şefkatli, şaka yollu, nüktedan bir cevap vermiş. Yani şöyle diyebilirdi; densizlik yapma, münasebetsizlik yapma, saygısızlık yapma, terbiyeni takın da diyebilirdi. Bunu dememiş. Bunun yerine ne diyor? “Hayır, çünkü benim zekamı ölçmeye makine dayanmaz”, şakayla cevap veriyor. Onun nezaketli, olgun, nüktedan üslubunu Ahmet Hakan’ın anlaması biraz güç. Kültürü ve görgüsü onu kavramaya yetmiyor benim gördüğüm. Erbakan Hocamızın o yanında ne olur? Çok küçük kalır. Çok çok küçük kalır. Erbakan Hocamızın kurduğu Kanal 7’de palazlandı o. Orada insanlara yönelik faaliyetleri oldu, çalışmaları oldu. Dikkati çekti yahut bir nebze şöhreti arttı. Ama onu ona sağlayan Erbakan Hocamızdır. Oradaki tavrı yakışıksız. Vefalı olması lazım, ahde vefalı olması lazım. O çevre onu yetiştirdi, o çevre onu büyüttü, o çevre ona o gücü, imkanı verdi. Sonra kabuğunu beğenmiyor. Yumurtadan çıkıyor, kabuğunu beğenmiyor, olmaz, yani üslubunu düzgün hale getirecek, nezaketli hale getirecek, akıllı hale getirecek. Bir de kendini çok isabetli konuşan böyle tam yerli yerinde konuşan bir insan gibi göstermeye çalışıyor. Her seferinde kalitesini, anlayışını göstermiş oluyor.
ALTUĞ BERKER:Hocam Cübbeli ile ilgili bir haber vardı Hürriyet’te. “Devlet Bakanı Faruk Çelik nostaljik tramvayın temel atma törenine katılmak için Bursa’ya gitmiş önceki gece. Ulu Çınar Eğitim Kültür Sosyal Yardımlaşma Derneğini de ziyaret etmiş. Burada vaaz veren Cübbeli Ahmet Hoca olarak bilinen Ahmet Mahmut Ünlü ile yan yana gelmiş Hocam aşure dağıtımında”. Bu haber Habertürk’te de vardı Hocam. Habertürk biraz farklı bir üslupla vermiş onu. Yani sakın Bakan, Cübbeli’yi ziyaret etmiş gibi bir üslup kullanmış.
ADNAN OKTAR:Şimdi olayı ben tam tahkik etmeden bir şey söylemek istemiyorum. Yani olayı tam bir tahkik edeyim. Bakan’ın açıklaması da önemli, asıl Bakan’ın açıklaması önemlidir. Cübbeli dikkat çekmek için bu tip etkinliklere katılıyor. Yani şöhret olabilmek, dikkati çekebilmek için siyasilerle bağlantıya geçmek istiyor. Bu tip şeyler yapıyor. kendince bir şeyler yapıyor. Ama buradaki olay tabii daha değişik, incelenmesi gerekiyor. İncelemeden bir şey söyleyemem. Bakan’ın açıklama yapması önemli, o açıklama yaptıktan sonra olayı tam anlarsak biz de bir açıklama yapabiliriz. İnşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Yeni Asya’da bir haber vardı Hocam. Bediüzzaman’ın hayatını anlatan o Hür Adam filmindeki oyuncular ve başrol oyuncusu çok etkilenmişler Said Nursi’nin kişiliğinden ve Risale-i Nurları okumaya başlamışlar. Üstad’a hayran kaldıklarını söylemişler.
ADNAN OKTAR:Ama bu filmde keşke böyle Bediüzzaman’ın İttihad-ı İslam düşüncesinden çokça bahsedilseydi. “Ben Mehdi (a.s)’ın pişdarıyım, öncü bir askeriyim” diyor, değil mi? Yani hayatının temel gayesi olduğunu söylüyor. Hayatının temel gayesinin filmde işlenmesi gerekirdi. “Anladık ki biz bu hizmetimizle o gelecek zatlara zemin izhar ediyoruz” diyor. “Mehdi (a.s)’a zemin izhar ediyorum ben. O ahir zamanın acip şahsının pişdar bir neferi, öncü bir askeriyim” diyor. Ve onu uzun uzun anlatıyor. Şimdi Bediüzzaman’ın asıl gayesinin, asıl hedefinin, filmin büyük bir bölümünde çok güçlü olarak işlenmesi gerekir. İnşaAllah herhalde filmin ikinci bölümünde bu konu işlenecektir diye düşünüyorum. O zaman çok iyi olur. Çünkü Bediüzzaman bütün hayatı boyunca İttihad-ı İslam’ı esas almış. Bütün hayatı boyunca; geceli-gündüzlü her konuşmasında, her üslubunda ana hedefinin İttihad-ı İslam olduğu açıkça ortaya çıkıyor. “Mehdi (a.s) öncüsüyüm, Mehdi (a.s)’ye zemin hazırlıyorum, Mehdi (a.s) ortaya çıkacak, İsa Mesih (a.s) inecek, İslam dünyaya hakim olacak, barış hakim olacak, bütün dünyaya adalet dağıtacaklar. Benim hayatımın gayesi bu. Allah rızası için ben bu gaye ile ortaya çıktım. Yola devam ediyorum” diyor. Şimdi bunlar hiç anlatılmazsa olmaz.
ALTUĞ BERKER:Hocam sizden öğreniyorlar. Geçen gün senarist beyefendi de sizden öğrendi. Şahıs olacağını, bu zamanda geleceğini. Bayağı şevklendi. İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Badıllı ağabeyimizin Üstadla görüşmesini anlattığı bir anlatım vardı Hocam. Abdulkadir Badıllı ağabeyimiz Üstadla görüşmesini anlatıyor. Isparta’da görüşmüş. Şöyle diyor; “Üstad’ın odasına girer girmez başında yeşil, siyah ve beyaz karşımı bir sarık vardı. Birkaç dakika o nurani vaziyetmübarek simasında lemean etti. Adeta mübarek yüzüne bakamaz oldum. Gözlerim kamaşıyordu. Hep dikkatle mübarek yüzüne bakıyordum. Yüzü kırmızıya meyyal bir buğday rengindeydi. Mübarek gözleri mavi ve iri idi. Bir gözü diğer gözünden farklı idi. Yani birisi maviden ziyade yeşile meyilliydi. İri ve asar-ı şecaat yani yiğitlik ve cesaret hisleri gösteren gözünün beyazı. Kaşları ileriye doğru dik ve çatık idi. Yüzü değirmi yani yuvarlak, alnı geniş idi. Burnu koç burnu gibi çıkık, şahin kuşu gibi atik idi. Ağzı geniş, çehresi iri idi. Mübarek çehresinde lemean eden nur-u velâyet zahir ve bahirdi. Parmakları uzun idi. Saçları sarığın kenarından çıkmış ve kıvrılmıştı. Odasını güzel koku kaplamıştı. Saçları ve bıyıkları kınalıydı. Şivesi Van köylülerinin yeni Türkçe öğrenmiş adamı şeklinde idi. Güzel kokular odasının her tarafını sarmıştı”. İkinci ziyaretini anlatıyor Hocam, inşaAllah. “Biraz sonra tayinat parasından bir miktar bana vermek için irade buyurdu. 'Efendim! Benim param vardır' dedim. 'Yok' dedi. 'İnsan babasından para almaz mı?' Bin teşekkürü niyet ederek aldım, öptüm başıma koydum. Ve bu defa, 'Urfa taşıyla toprağıyla mübarektir. Urfa'ya gelmeyi çok düşünüyorum' dedi. 'İlk fırsatta geleceğim inşaAllah' buyurdu. Ben de, 'Efendim! Zaten sizi götürmek için gelmiştim' dedim. 'Evet' dedi. 'Urfa'ya gelmeyi düşünüyorum. Fakat şimdi şu anda gelsem Suriye ile Türkiye'yi birleştirmek mecburiyetinde kalacağım, bu da şimdi olmaz” demiş, Hocam Üstad inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Suriye ile Türkiye’yi.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam
ADNAN OKTAR:Demek ki ilk Suriye ile Türkiye birleşecek. Bediüzzaman’ın işareti bu, ilk olacak şey bu, inşaAllah. Evet, şimdi Berker Hocam senin anlatacağın neler var?
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam. Fransa’da verdireceğiniz konferans için Fransa’da broşür hazırlatmışlar Hocam, maşaAllah. “Birliğe çağrı” diyor, Hocam burada, sizi anlatıyor. Aşağıda da diğer sizin davetliniz olan din adamları vardı konferanslarda, onların isimleri var, inşaAllah. Harika canlılardan bahsediyor, Evrim Teorisinin geçersizliğini anlatan bölümler var Hocam. Kainatı, Allah’ın yarattığını anlatan, inşaAllah. Toplumlardaki Darwinizm’in zararlarından bahsediyor, inşaAllah Hocam. Diğer dinlerle, birlikle ilgili anlatımlar var Hocam, maşaAllah. Sizin resminiz var en arkasında. Ve Fransızca siteleri de anlatıyor, inşaAllah. Sizin özgeçmişinizden bahsediyor.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Fransa’da seri konferanslar. Peş peşe, peş peşe, Almanya’da da.
ALTUĞ BERKER:Burada Kütahya’da bir konferansınız vardı Hocam, inşaAllah. Orada kitap stantları da açıldı. Türk-İslam Birliği, Anadolu Gençlik Derneği’yle birlikte, ortaklaşa. Kalabalıktı çok, maşAllah. Mehteran gelmiş Hocam maşaAllah ve inletmiş salonu.
ADNAN OKTAR:Çok güzel maşaAllah. Anadolu Gençlik Derneği çok güzel, mübarek bir topluluk, çok güzel hizmetleri oluyor. Erbakan Hocamızı da çok severler. Çok asil delikanlılar, maşaAllah. Onların bizim kitaplarımızı böyle gençlere tanıtması, sevdirmesi Erbakan Hocamızın talimatıyla olmuştu. Onlar da o güzel yolda devam ediyorlar, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Malezya’da konferanslarınız vardı Hocam, inşaAllah. Son birkaç gün içinde Oktar Hocamız da oradaydı. Dinleyiciler büyük bir salon dolmuş, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Oktar maşaAllah bayağı başarılı. Oradan oraya gidiyor. Oradan oraya gidiyor. Bir Almanya’ya gidiyor, bir Fransa’ya, bir Malezya’ya, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Almanya’da da vardı Hocam, maşaAllah, konferanslarımız. Şeyh Nazım El Kıbrisi Hazretleri’nin dergahında diyebiliriz Hocam, maşaAllah. Almanya’da yabancı Müslümanlar inşaAllah. Yaratılışı, evrim teorisinin çöküşünü ilgiyle dinlediler. Evet Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, elhamdülillah. Çok mübarek bir topluluk, çok mübarek insanlar. Allah yollarını açsın, Allah gayretlerini güzelleştirsin, ahirette karşılığını kat kat onlara nasip etsin. Hepimize de inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Hocam şiddetli yağmurlar yağması Hz. Mehdi (a.s)’ın geliş alametlerindendir. Her zaman anlattığınız. “Ev ve kulübe bırakmayan şiddetli bir yağmur yağıncaya kadar kıyamet kopmaz” diyor hadis-i şerifte. Ramüz-el Hadiste kaynak, inşaAllah. Haberlerde “Nuh Tufanı gibi” diyor, Hocam. Avustralya’da Türkiye’den büyük bir alan sular altında kalmış.
ADNAN OKTAR:Bütün dünyada böyle seller, felaketler birbirini izliyor, değil mi? Mehdi (a.s) devrinin özelliği olarak Peygamber Efendimiz (s.a.v) bu böyle bir devri çok detaylı anlatmış, aynısıyla oluyor. Oktar Hocam anlat, neler var?
OKTAR BABUNA: Estağfirullah Hocam. Konferanslar var. Önümüzdeki haftada da yurt dışında konferanslar olacak.
ADNAN OKTAR:Nereye gideceksin önümüzdeki hafta?
OKTAR BABUNA:İsrail’e Hocam Allah’ın izniyle.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah.
OKTAR BABUNA:Ondan sonra Malezya var Hocam, Singapur var, Allah izin verirse.
ADNAN OKTAR:Malezya, Singapur.
OKTAR BABUNA:Fransa var Hocam.
ADNAN OKTAR:İyi, çok güzel. Daha yeni gittiniz oralara. Bir daha yeniden, maşaAllah.
OKTAR BABUNA:Elhamdülillah, maşaAllah, size karşı çok büyük bir saygı, hürmet var Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:İsrail’deki konferans ne konuda?
OKTAR BABUNA:Evrim konusunda Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evrim konusunda. Çünkü İsrail gençliği arasında Darwinist inanç müthiş yayılmış durumda. Artık gençler Tevrat’ı kabul etmiyorlar, İsrail’de. Çok yaygın. O yüzden dinsizlik de çok ciddi şekilde yayılıyor. Bunu durdurmak için İsrail’de yoğun faaliyet yapıyoruz. Gençlerin dinsiz olmasını engellemek için. Çünkü ateist, materyalist düşünce İsrail’i inim inim inletiyor. Var gücüyle orada güçlü bir çalışma yapan arkadaşlarımız güzel netice alıyorlar, maşaAllah. Darwinist, materyalist inançta İsrail’de çok ciddi gerileme oldu. Atağımız devam ediyor. Tamamen silinceye kadar ateist düşünceyi ortadan kaldırıncaya kadar devam edeceğiz inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Orada, konferansı organize eden bir profesör var Hocam üniversitede. Şöyle söylemişti bana, demişti ki; kendisi Darwinizm’e karşı ama “bunu biz yapamayız, ancak sizin Hocanız yapabilir” demişti. Onun için sizi davet ediyoruz demişti, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, elhamdülillah.
ALTUĞ BERKER:Hocam, Mehmet Gönenli Efendi’nin dün vefat yıldönümüydü.
ADNAN OKTAR:Allah rahmet etsin. Ben Hocamı bizzat dinlemiştim. Mehmet Gönenli Hocamızı camide sohbetini dinlemiştim.
ALTUĞ BERKER:Kırım kökenli bir ailenin çocuğu olarak 1933 yılında, Balıkesir Gönen’de. 12 yaşında hafız olmuş, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Vereceğin bilgi bu kadar mı?
ALTUĞ BERKER:Okuyayım Hocam. İstanbul’da sırasıyla Hacı Bayram Kaftani, Dülgerzade Hacı Hasan, Sultan Ahmet Cami İmam Hatiplerinde bulunmuş Hocam. En uzun süre Sultan Ahmet Cami İmam Hatiplerinde bulundu. Gönenli Mehmet Efendi Türkiye’nin uzun yıllar Reis’ül Kurra’sıydı. Reis’ül Kurra, yani Kuran’ı yedi kırat ve on rivayet üzerine okuyan, icazet almış, üstad hafızların doğayeni. Okumak için Anadolu’dan gelen fakir ve kimsesiz öğrencilerin İstanbul’da yerleştikleri ve destek buldukları ilk kapı Gönenli Mehmet Efendi’ydi. Gönenli Mehmet Efendi, “kolaylaştırın güçleştirmeyin, müjdeleyin nefret ettirmeyin” hadis-i şerifinde en güzel bir şekilde uygulamıştır. Tertemiz, düzgün ve zevkli giyimli, sempatik ve insanları kendine çeken bir alimdi. Elinde çantası, bütün insanlara tebessüm dağıtan yüzüyle Gönenli Mehmet Efendi yakın dostu zamanın alimlerinden Bediuzzaman Said Nursi Hazretleri’nin deyişiyle, Kahraman Mehmetçik. Gönenli Mehmet Efendi bereketli ve verimli bir ömür sürmüştü Yüzyılın en büyük cenazelerinden biri onun Fatih Camiinde, yurdun her yanından ve yurtdışından on binlerce kişinin büyük alimlerin katıldığı cenazesiydi. Sade bir hayat süren Gönenli Mehmet Efendi muhteşem bir topluluk ve törenle Hakk'a uğurlanmıştı. 2 Ocak 1991 Çarşamba günü Hakk'ın rahmetine kavuştu, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Allah rahmet etsin. Seveni çoktur Gönenli Mehmet Efendi Hocamızın. Çok mübarek, muhterem bir insandı. Bizim kardeşlerimiz de öyle, topluca onlara karşı da çok sevgisi vardı. Biz namaz kılmak için oraya da, camiye gittiğimizde, çok güzel hitabeti olurdu, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Hocam, burada bir küçük Can Yalçın’ın resmi var Hocam, inşaAllah. Önce bir balık çizmiş büyük, “evrim diye bir şey yoktur” diye yazmış altına, Can Yalçın. Arkasında da bir mesaj var Hocam. Size hitaben, inşaAllah. Okuyayım mı, inşaAllah?
ADNAN OKTAR:Ne diyor?
ALTUĞ BERKER:“Ağabey ben seni çok seviyorum” diyor inşaAllah. “Ayrıca bütün kalbimle inanıyorum” diyor, inşaAllah. Bir kitap görmüş Hollanda’da Darwin’in, onu annesi almasın diye üzerine bir şeyler koymuş o an.
ADNAN OKTAR:Bir daha oku bakayım.
ALTUĞ BERKER:“Ağabey ben seni çok seviyorum. Ayrıca bütün kalbimle inanıyorum. Ağabey ben Hollanda’da bir kitap gördüm. Annem bize Darwinizm kitabını almasın diye üstüne bir şey koydum, Can.
ADNAN OKTAR:Acayip şeker bir şey, çok sevimli hakikaten bayağı nurlu, maşaAllah. Size kıyamet alametlerinden hadisler okuyayım. Ahir zamanda Mehdi (a.s.)’ın zuhurundan sonra İsa (a.s.)’ın vefatından sonra, küfür o kadar azgınlaşıyor ki en sonunda o azgınlıkla Kabe’yi de yıkıyorlar. Kıyametin büyük alametlerindendir o aynı zamanda, inşaAllah. “Kabe’nin Harap Edilişi”, Kabe’nin o taş olan kısmının tamamen yıkılacağı sadece arsasının bırakılacağı, küfür tarafından. O kadar mukaddesata, dine öyle kinleniyorlar ki camilere saldıracaklar, camileri yıkacaklar, mescitler yıkılacak. O arada Kabe’yi de yıkıyorlar. Çok mühim olduğu için, vahim bir olay olduğu için, orada ayrıca belirtiyor. “Fukuha der ki; Allah (c.c.) göstermesin. Kabe yıkılıp arsası meydanda kaldığı zaman arsanın dışında namaz kılan kişi mutlaka arsayı istikbal etmesi lazım gelir”. O zaman yine namaz kılanlar olacak, fakat arsasında kılacaklar. Binası tamamen yıkılmış olacak. Mehdi (a.s)’dan sonra, İsa Mesih (a.s.)’ın vefatından sonra o kudurma dönemlerinde küfrün. “Eğer arsanın üstündeki Ebi Kubeys’e de namaz kılarsa, yine mutlaka arsada bulunan ağaç, ot veya her hangi bir maddeyi Kabe yerine hedef tutması gerekir. Aksi takdirde namazı kıbleye karşı dönmüş sayılmayacağı için caiz olmaz, tavaf da öyle, yani arsanın haricinden yapılması lazım”. Arsayı esas alarak devam edecekler Müslümanlar gizlice. Sezdirmeden yapmaya çalışacaklar, haclarını ve ibadetlerini.
“Erev Yani’nin müsnetinde Ebu Zer (r.a.)’in Resullullah Efendimiz (s.a.v.)’den şöyle duyduğu naklediliyor; ‘Kureyş’ten sivri burunlu bir adam çıkacak. Sultanı veli edecek. Yani ondan sonra gelecek. Sonra bilahare mağlup edilip, kaçmak mecburiyetinde kalacak’” diyor. Biraz rivayet uzun ama sonunda Kabe’yi yıktığı belirtiliyor, bu şeylerin sonucunda. Yani Kabe’nin yıkıldığı anlatılıyor. Hatta yıkacak adamın eşkalini de Peygamberimiz (s.a.v.) belirtiyor, yani ona öncülük edecek kişinin, inşaAllah. Güneşin batıdan doğuşu için; Bu hususta Cenab-ı Hak şöyle buyurmuştur. “Rabbinin ayetlerinden biri geldiği gün, daha evvelden iman etmiş veya imanında bir hayır kazanmış olmayan hiçbir kimseye (o günkü) imanı asla faide etmez. De ki: ‘Bekleyin! Çünkü biz de şüphesiz bekleyicileriz’”. Müfessirlerin hepsi (hemen hemen tamamı) ve küllisi bundan murad Güneşin batıdan doğması olduğunda ittifak etmişlerdir. Kıyamet Suresi’nde geçen şu ayet de buna delil teşkil eder. “Güneş ile Ay bir araya getirildiği zaman” Kıyamet Suresi, 9. Cübbeli ne diyor? “Güneş batıdan doğduktan sonra 120 yıl insanlar daha insanlar yaşayacak, camilere gidecek, ibadet yapacak, ticaret yapacaklar” diyor. Bakın bütün ulema imtihanın bittiğini söylüyor, Güneş batıdan doğduktan sonra. O zaman nasıl namaz kılıyorlar? Nasıl ezan okunuyor? Nasıl camilerde Müslümanlar toplanıyor? İmtihan bitmiş. Dolayısıyla doğru söylemiyor. “Mısır’da Emevilerden sivri burunlu bir adam zuhur edecek”. O devrin adamlarından ama asıl Kabe’yi yıkan adam Habeşlidir. “Habeşli ince bacaklı bir kişi” diyor, Habeşli, zayıf inşaAllah. “’Güneş batıdan doğmadıkça kıyamet kopmaz. Doğup da insanlar onu görünceye kadar artık iman etmiş olmayan hiç kimseye o zaman ki imanı fayda vermeyeceğini anlayacaklar’. Resulullah (s.a.v) bunu dedikten sonra meskul ayeti okudular”. Peygamberimiz (s.a.v) söylüyor. “Güneş batıdan doğmadıkça kıyamet kopmaz” diyor, Peygamberimiz (s.a.v). “Doğup da insanlar onu görünceye kadar artık o zamana kadar iman etmiş olmayan hiç kimseye o zaman ki imanı fayda vermeyeceğini anlayacaklar”. Cübbeli ne diyor? “yo, devam edecekler” diyor. Peygamberimiz (s.a.v); “artık imtihan bitti, ibadetler artık geçerli olmuyor” diyor, açıkça beyan etmiş. Cübbeli; “yok geçerli, devam edecek” diyor. Cahilliğinden kendi kafasına göre konuşuyor. “İbni Merduveyh Huzeyfe (r.a)’dan rivayet ediyor; ‘Resulullah (s.a.v)’e; Güneşin batıdan doğacak olduğunu bize ne bildirecek? Bunun alameti nedir?’ diye sorunca. ‘O gece gayet uzun olacak. Yani iki gece kadar uzayacak’” diyor. Bir türlü gece bitmiyor. Mesela sabah altıya, yediya geliyorlar zifiri karanlık. Yine geliyorlar yine zifiri karanlık bir türlü bitmiyor. Öğlen olan yerde de sürekli öğlen bir türlü bitmiyor. Bir yerde gece bir yerde gündüz oluyor ya, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Bu PKK liderinin bir açıklaması olmuş. PKK’nın Güneydoğulu işadamlarından yüksek miktarda haraç topladığına dair üzerinde tehdit notları yazılı makbuzlar ele geçirilmiş. PKK iş adamlarını tehdit ederek sırf Şırnak’ta iki milyon lira haraç toplamış Hocam. Bölücü başının da bir açıklaması var Hocam. Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. Pervasız ve tehditkar açıklamalarını devam ettiriyor. Diyor ki; “İmralıdayken ölürsem eğer ölümüm sonsuz savaş nedeni olur. Ölüm şeklim fark etmez deprem nedeniyle de ölsem hastalanıp ta ölsem bu savaş nedenidir. Burada her ölüm öldürülme olarak algılanır” demiş. Bu sözlerinin ardından da yarın ne gelişeceği belli değil. Olaylar Başbakan’a da yönelebilir. Böylesi bir süreçte Özal öldürüldü yarın Tayyip Erdoğan da öldürülebilir şeklinde tehditkar bir açıklaması da olmuş Hocam. Gazeteler bu haberi “Öcalan ben ölürsem Başbakan da ölür” tehdidinde bulundu şeklinde vermişler.
ADNAN OKTAR:Abdullah Öcalan’da mafya karakteri tam oturmuş. Üslup tam mafya babası ve hep ölümden bahsetmesi. Mafya hep ölümden bahseder, öldürülmekten bahseder. İnsanların hassas olduğu bir konu olduğu için bir irkilmelerini sağlarlar; öldürürüm, asarım, keserim. Bu da Başbakan’ın tedirgin olacağını, adamın bir bildiği vardır diyeceğini halbuki Erdoğan diyor; “Biz kefenimizle geziyoruz” diyor. O Müslüman insan, hiçbir Müslüman ölümden korkmaz, Allah’tan korkar, öyle bir konu yok kendisi korkuyorsa ayrı mesele. Ayrıca bana inansın ve güvensin. Ben hiç kimsenin illegal öldürülmesini istemem. Hiç kimsenin ve hiçbir şekilde, öyle bir şey aklımdan dahi geçmez. Ama herhangi bir şekilde tabii bir nedenden vefat ederse; inan Güneydoğuda bayram olur. Acayip sevinirler tahmin ettiği gibi olmaz, acayip. Davul zurnayla oynarlar öyle bir konu olmaz. Bir insan mafya baskısından kurtulursa Güneydoğu insanı; komünist çeteden, Stalinist çeteden, kan döken azgın bir örgütten kurtulursa halk nasıl bayram etmez, nasıl ferahlamaz? Çok büyük bir bela üzerinden kalkmış oluyor adamın. Ve yıllarca onun sevinciyle onlar bayram ederler. Bir gün, on gün, yirmi gün değil. İttihad-ı İslam olduğunda, Türk-İslam Birliği olduğunda Abdullah Öcalan doğal olarak manen ölecek, manen maddeten değil manen ölecek. PKK da manen ölecek. Güneydoğu halkı da günlerce düğün yapacak bayram yapacak davul sesleri kulağına gelsin şimdiden gelsin. Yeri göğü inletecek orada kardeşlerimiz. Zılgıtlar göklere çıkacak, inşaAllah. Onlar Mehdi (a.s)’ı seviyor; Güneydoğu halkı. Abdullah Öcalan’ı değil, deccali değil; Mehdi (a.s)’ı severler. Deccalden nefret ederler. Hadiste ne diyor Peygamberimiz (s.a.v); “deccal bir adada bağlıdır. Zincirlerle bağlıdır” diyor. O da Ahir zaman’ın bir deccalidir. Bir adada zincirlerle bağlı olarak muhafaza ediliyor şu an. Kastedilen hadis zamanla değişikliğe uğramış, kastedilen Abdullah Öcalan’ın deccalliğidir. Muhtelif deccallerden bahseden hadislerden bir tanesi bu şekildedir. Bir çok muhtelif deccal vardır, o deccallerden bir tanesi açıklanırken onun bir adada bağlı olduğu ve zincirlerle muhafaza edildiği söylenir hadiste. Ahir zaman’ın deccalidir halk deccalden nefret eder. Güneydoğu halkı Allah’a dua ederken deccalin adı geçtiğinde ellerini ters çevirirler. Nefretlerini belirtmek için. Dolayısıyla Abdullah Öcalan’dan güneydoğu halkı tahmin tahayyül edemeyeceği kadar nefret ediyorlar. Çok şiddetli nefret var. Öfkeyle karışık bir nefret var; çocuğunu öldürmüş, babasını öldürmüş, asmış kesmiş, lafı sözü en çirkin şekilde kullanmış, dinine mukaddesatına saldırmış, haysiyetine şerefine saldırmış, olmadık laflar etmiş, kan dökmüş, kardeşlerimizin hayatını adeta bir ızdırap ve acı hale getirmiş. Izdırabın ve acının tam yaşandığı bir yer haline getirmiş. Dolayısıyla onu nasıl sevebilirler? Bunu düşünmesi lazım. Bizim Güneydoğu’daki mücahit halkımız, mübarek halkımız Allah’ı sever. Ben Abdullah Öcalan’a ben bir öğreteyim. Resulullah (s.a.v)’i sever. Ve Resulullah’ın mübarek torunu olan Mehdi (a.s)’ı severler. Deccalden ve şeytandan nefret ederler. Abdullah Öcalan şeytana teslim olmuş bir insan. PKK şeytanın bir örgütlenmesidir, deccali bir örgütlenmedir ve deccal örgütüdür. Yani aksi zaten mümkün değil. Açık belli, deccal örgütü olduğu. Çünkü ben bunu hadislerle de ispat ederim. Her yönden ispat ederim, çok net açık. Klasik bir deccal yapılanmasıdır. Güneydoğu’daki mümin, muttaki, tertemiz, 5 vakit namazında başında takkelerle gezen o muhterem insanları, başörtülü annelerin böyle azılı bir deccalı ve deccal ordusunu, PKK’yı seveceğini iddia etmesi; tam hayaldir. Yani çok çok çok akılsızca ve tam bir zeka çöküntüsüyle söylenmiş bir ifadedir. Ben ona tekrar söylüyorum; halk sadece tiksiniyor ve nefret ediyor ondan. Başka bir şey yok, PKK’dan da tiksiniyor ve nefret ediyor. Başka hiçbir şey yok. İsterse özel sohbet edelim. Alalım Güneydoğu’dan bir kardeşimizi, alıp İstanbul’a getirelim. Diyelim ki; “artık bir daha sen inşaAllah o mikropların PKK’nın muhatabı olmayacaksın, artık kardeşimizsin. PKK’ya ne diyorsun?” dersek. “Allah lanet etsin, Allah belalarını versin” diyecektir. Başka ne diyecek ki yani. “Nefret ediyorum. Pislik herifler” diyecektir. Başka ne desin. Çocuğu gitmiş, kocası gitmiş, evi gitmiş, barkı gitmiş, hayatı gitmiş, mahvetmiş adamları. Ve bak diyor ki “size müjde, müjde” diyor, Abdullah Öcalan. “Ne yapacaksın?” diyor. “Size Stalinizmi getireceğim. Komünizmi getireceğim” diyor. Sen delirdin mi? Adam 5 vakit namazında, yerde oturup yemek yiyor, sohbet ediyor, Hz. Ali (r.a)’ın menkıbelerini duyduğunda içi açılır onun. Resulullah (s.a.v)’ın hayatını duyduğunda içi açılır. Lenin’in karıştırdığı kepazelikleri, pislikleri, Stalin’in alçaklıklarını anlatınca nevri döner onların. İçi kararır adamların, mübarek insanların. Değil mi? Benim Güneydoğulu koçyiğit kardeşlerimin ne kadar tiksineceklerini düşünemiyor mu bu adam? Stalin şöyle astı, böyle kesti. Lenin şunu yaptı, bunu yaptı. Dinsiz, imansız, alçak heriflerin sözünü dinleyecek, yüzünü görecek, resmini görecek, nevri döner. Cehenneme düşmüş gibi olurlar, Allah esirgesin. Ne konuştuğundan haberi yok. Aklını başına alsın, iman etsin, tevbe etsin. Bu rezil ifadelerden de vazgeçsin, inşaAllah. Gayet rahatça tevbe edebilir. Tevbe etsin, iman etsin. Allah zaten ahirette onun neyse hükmünü verecektir.
Tekrar söylüyorum Güneydoğu halkı şu an deccaliyetin, iddia edilen Ergenekon örgütünün muhasarası altında. O mübarek kardeşlerimizi bağrımıza basalım. Deccalin elinden kurtaralım onları. Deccalin ağzına girdiler, deccal onları parçalamak istiyor. Asla müsaade etmeyiz. Mehdi (a.s)’ın manevi kılıcı tepelerinde, ilim kılıcı tepelerinde. Mehdi (a.s) manen hepsini tepeleyecektir, inşaAllah. Bıraksınlar bu cahilce ve münasebetsizce izahları. Tabii yine de üslubu toparlamaya çalıştığım için bende de bir tutukluk oluyor. Yoksa ben öyle bir oturturum ki lafları yani böyle. Şeddeler tam olur. Yani şiir gibi olur adeta. Yağ gibi yağdırırım böyle. Ama işte RTÜK var, şu var, bu var, konuşamıyoruz. Yoksa adam böyle diyecek de, ben böyle derli toplu konuşma yapacağım. Neyse artık kendimize hakim olacağız.
-VTR- Ahirzaman Büyük Mehdi’sinin 3 Vazifesi – Seyyid Salih Özcan Hocamız
ADNAN OKTAR:Bu tarz film olarak anlatımlar, yazılı olduğu için daha da etkili olur. Çünkü 40 yıl 50 yıl deccaliyetin etkisiyle Mehdiyete karşı Nur Talebelerinin bir kısmı acayip bilinçlendirilmiş. Hem kıyamete karşı bakın, kıyameti istemiyorlar. Bediüzzaman’a karşı da bilinçlendirilmişler. Yani Bediüzzaman’a karşı, harcayacak şekilde kendilerince bir eğitim almışlar. Mesela daha da sıkıştırırsan “Bediüzzaman da bir insan, hata yapabilir” diyor. “Ne demek istiyorsun sen?” diyorsun. Bediüzzaman’a o kadar ağırlık vermeye gerek yok” diyor. “Peki hadise uyuyor musun?” diyoruz. “Hadislerde de yanlışlık var” diyor. “Peki, ne istiyorsun? Kuran’a uy o zaman” diyorsun. “Kuran’ı da yanlış anlıyorsunuz” diyor. “Yani ne demek istiyorsun?” diyorsun. Adam inkarın kapısını sonuna kadar açmış. Yani daha da sıkıştırırsan “kader de yok” diyor. Biraz daha şey yaparsan “cinlerle mi geziyorsun?” “Cin de görünmez mikroplardır” diyor. “Allah ne?” diyorsun haşa, o inkarlarına karşı. “Allah da bir enerji” diyor. Bu psikopatlığa kadar gider. Bakın Nur Talebelerine karşı oynanan oyuna karşı kardeşlerimiz çok atak olsunlar. Bir kere Bediüzzaman’dan soğutmaya çalışıyorlar. Bak, Bediüzzaman’ın ismi anılmıyor, andırtmıyorlar ve unutturmaya çalışıyorlar. Bir oyun başladı. Böyle içine kapalı, kavruk, iğdiş, ölü bir nesil yetiştirmeye çalışıyorlar bazı kişiler. Sakın sakın, buna kardeşlerimiz çok uyanık olsunlar. Bediüzzaman’ı fiilen etkisiz hale getirmenin yolları ne bunların kafasına göre; kıyameti önemsiz görmek, bir, Mehdi (a.s)’ı önemsiz görmek, iki, Hz. İsa (a.s)’ı önemsiz görmek, üç, İttihad-ı İslam’ı önemsiz görmek, dört, Türk-İslam Birliği’ni yani önemsiz görmek. “Ne önemli peki?” diyorsun. Kendilerine göre onlar “ticaret önemli, holding kurmak önemli. Asıl budur, asrın silahı bunlar” diyor. Ve kendilerini batırıyorlar. Ve etrafındakileri de batırıyorlar. Azınlık olabilir, önemli değil. Az da olsa bu tehlikedir, ciddi bir tehlikedir. Ona karşı Müslüman kardeşlerimizi uyarmamız gerekiyor. Akılcı bir üslupla, inşaAllah.
“Selamun aleyküm” diyor. Aleykümselam ve Rahmetullahi ve Berekatuhi. Hasan kardeşimiz yazmış. “Bugünlerde gündeme gelen Kürtçe tabelalar var, Adnan Bey. Lakin benim anlamadığım Doğu bölgemizde okuma yazma bilip de Kürtçe tabelaları okuyabilip, Türkçe bilmeyen insanlar mı var? Benim bildiğim kadarıyla doğu bölgemizde Türkçe bilmeyen kardeşlerimizin hiçbiri okuma yazma da bilmezler. Eğitim almadıkları için ailelerinden öğrendikleri Kürtçeyi konuşmayı bilirler. Yoksa o bölgede Kürtçe okuma yazma eğitimi veren okullar var da biz mi bilmiyoruz?” Kürtçe tabelalar mı var, Güneydoğuda? Var mı öyle bir şey?
OKTAR BABUNA:Var Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Nasıl oluyor bu? Kürtçe tabela.
OKTAR BABUNA:Evet, gazetelerde haberi de çıktı ama.
ADNAN OKTAR:Olur mu öyle şey? Mutlaka Türkçesi de olması lazım. Kürtçe bilen vatandaşlar için diyebilir. Kürtçe olabilir ama asıl Türkçesi yazılır. Altına Kürtçe, İngilizce, Fransızca ne yazıyorsa yazsın. Parantez içinde yazabilir. Ama doğrudan Kürtçe tabela çok anormal bir şey. Onun seddedilmesi lazım, olmaz öyle şey. Olur mu öyle şey? Biz buraya geliyoruz, İstanbul’a geliyoruz. Fransızca tabela. Ben bilmiyorum Fransızca ne yapacağım? Olur mu öyle şey? Asıl ana yurdun dili esastır. O dili koyarsın altına yabancı dilde istediğin kadar yaz. İngilizce, Fransızca, Arapça yaz, o normal, o bir şey değil. Yani istifade etsin vatandaşlar.
“Aslan Muhammed Adnan Oktar Hocam. Size karşı çıkanları test ettim. Şunu anladım ki siz kadınları sevdiğiniz ve önem verdiğiniz için size karşı oluyorlar. Bu putperest kafalılar kadınlardan nefret ediyorlar. Kadınlara karşı içlerinde bir öfke var. Kadınlara karşı bir saygı ve sevgi yaşamıyorlar, o yüzden bu tavrı gösteriyorlar.” Diyor, Sümeyra. Doğru, ben de Sümeyra’ya katılıyorum. Hakikaten Allah’ın yarattığı en güzel varlıklar, dünyadaki en güzel varlıklar olan kadınlara karşı sevgileri ve saygıları yok. Değer vermiyorlar. Bin cihetten ispat ederim. Tam anlamıyla nefretle bakıyorlar. Ama ben bu konuyu tek tek detaylandırırsam fitne de olabilir ihtimalinin, fazla da içine girmiyorum bu konunun. Ama olay bu şekilde.
“Selamün Aleyküm değerli Hocam. Çok iyisinizdir inşaAllah”, elhamdülillah. Ala küllihal, ve Aleyna Aleykümselam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Hocam Türk-İslam Birliği kurulduğunda inşaAllah, Şii- Sünni ayırımı nasıl olacak?” Mezhepler kalkıyor. Mezhepler kalktığında Şii-Sünni ayırımı kalmaz. “Ben Azerbaycan’da şu durumdan çok rahatsızım ve çoğu zamanda karşı karşıya geliyorum bu sorunla”. Bak her yerde bu fitne var. Bu karmaşa var. O ona, o ona. Mehdi (a.s) devrinde bu kalkıyor, inşaAllah. “Önceden çok teşekkürler ederim. Sizi çok seviyoruz. Allah razı olsun sizden. Galiyeva Gulnera”. Azerbaycan’da binlerce sevenimiz var, maşaAllah. Orada da böyle gruplaşmışlar, küçük küçük ekipler oluşturmuşlar. Çok güzel.
“Doğuda, sokak cadde isimlerin yanına Kürtçe tabelalar asılıyor. Çift tabela oldu. Bu karar Büyük Meclisi tarafından alındı”. Olabilir canım onda bir şey yok. Türkçesi yazıldıktan sonra altına Fransızca, Almanca, Kürtçe, Arapça yazılabilir. Onda acayip bir şey yok. Ama işin doğrusu Kürtçe pratikte bir geçerliliği olmaz. Çünkü Doğudaki gençler hep Türkçe kullanıyorlar. Kimsenin Kürtçe kullandığı yok. İnternete Türkçe giriyorlar. Araştırmaları Türkçe yani çok zorlama, çok zorluyorlar. Yani pratikte olmayan bir şeyi yapıyorlar. Bir netice alacaklarını zannediyorlar ondan; alamazlar. Boş yere deccalle ve deccaliyete güvenmesinler. Deccal yerle bir olacak. Deccaliyet yerle bir olacak. Mehdiyete sarılsınlar. Onların kurtuluşu Mehdiyette. Deccaliyette batarlar, mahvolurlar.
“Bir süredir kızımla sohbetlerinizi izliyoruz. Fransa’da yaşıyoruz. Aslında Menzil’e bağlıyız 6 yıldır. Fakat hiçbir şekilde iletişime geçip onlarla problemlerimizi söyleyemiyoruz. Menzil’e bağlanmadan önce Nur Talebesiydim, öğrenciniz olmak için ne yapmam gerekiyor? Nalan ve Jeyan Bicon”. Menzil güzel bir dergahtır. Güzel insanlar vardır ama eski şevkini kaybetmiş. Ondan rahatsız oldum. Eski güzelliğini, eski dostluğunu, eski misafirperverliğini herkesi bağrına basan o sıcak havayı yitirdiklerini duydum. Bu beni çok rahatsız etti. Halbuki eskisinden çok daha iyi olması lazım. Dua edelim eskisinden çok daha iyi olsun. O eski coşku ve kardeşlik ruhu yayılsın. Her gelene muhabbet göstersinler. Her gelene sevgi göstersinler. O soğukluk, o gariplik, o durağanlık inşaAllah gitsin, inşaAllah.
SUNUCU:‘Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri’ programımıza 00.30’dan itibaren Mavi Karadeniz Radyo, Aksu Tv, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Kütahya Destan Tv ve Harun Yahya sitemizden devam edeceğiz.
Makaleler
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Web siteleri
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...Web siteleri
Devamı ...