SUNUCU: “Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri” programımıza Mavi Karadeniz Radyo, Aksu TV, Tokat Turhal Super TV ve Radyo, Kütahya Destan TV ve HarunYahya.TV sitemizden devam ediyoruz. Buyrun Hocam, nasıl başlamak istersiniz?
ADNAN OKTAR: Buyur Oktar, anlat.
OKTAR BABUNA: Hocam, Almanya’da büyük bir konferans oldu Ocak 2011’de; gerçi biraz önce bahsedildi ama, Şeyh Nazım Hocamızın Almanya vekili Şeyh Hasan’ın, Almanya’da Köln şehrindeki dergahında Evrim Konferansı oldu, maşaAllah. Son derece başarılıydı, çok memnun kaldılar. Önümüzdeki aylarda da bir konferans daha istediler Hocam, maşaAllah. Katılım da çok güzeldi, maşaAllah. Görüntüler Şeyh Hasan Hocamızın dergahından, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Şeyh Hasan Hocamız şu mübarek zat, değil mi? Evet, bayağı nurlu, Şeyh Nazım Hocamıza da çok benziyor. Hayrettir, genellikle hem üslupları benziyor ama simaenden çok benziyorlar Şeyh Nazım Hocamıza inşaAllah. Çok kaliteli bir insan Şeyh Hasan Efendi, maşaAllah. Hem üslubu güzel, hem nezaketi güzel, hitabeti güzel, tam Ehl-i Sünnet, mübarek, muhterem bir insan. Allah ilmini arttırsın. Yabancılar genellikle; böyle Almanlar, İtalyanlar, İngilizler, maşaAllah. Hocamıza, Şeyh Nazım Hocamıza tabi olan krallar var, başbakanlar var, devlet başkanları var, ben kimler olduklarını biliyorum da söylemiyorum, çok fazla, maşaAllah. Şeyh Nazım Hocamız bayağı sevilen bir insan, maşaAllah, elhamdülillah.
OKTAR BABUNA: Hocam, Kütahya’nın Tavşanlı ilçesinde, AGD; Erbakan Hocamız’ın talebelerinin düzenlediği konferansa ben de gitmiştim Hocam, inşaAllah. Mehter takımı çağırmışlar. Size çok büyük saygıları, hürmetleri, sevgileri var. Size çok selam söyleyen oldu Hocam, şimdi onları da söylemiş olayım, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berekatühü. Mehter nasıldı?
OKTAR BABUNA: Hocam yarım saat canlı Mehter muhteşemdi, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: İnim inim inletti değil mi? Kardeşim Saadet Partisi ile Mehter ayrılmaz iki parçadır. MHP’de de Mehter çok önemlidir, Büyük Birlik Partisi’nde de, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Şöyle bir ifadeleri oldu Hocam; ‘Hocamız’ı örnek alarak, onun teşviki ile bu Mehter’i çağırdık buraya’ dediler, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Her toplantıda, hatta kardeşlerimiz böyle gönüllü olarak katılsınlar, Mehter Takımı’nı büyük tutmak lazım, büyük olacak, her toplantıda Mehter olması lazım. Dünya tarihinde, askeri bandolar içerisinde en mükemmel askeri bandodur. Ama bunu yalnız ben söylemiyorum, herkes söylüyor, ittifakla çok etkili. Evet, Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA: Estağfirullah Hocam. Siz Kitap Ehli’ne, Kuran’ın bakış açısını, Peygamberimiz (s.a.v.)’in bakış açısını sürekli anlatıyorsunuz. Bülent Arınç ilk defa Fenr Rum Patrikanesi’ni ziyaret etmiş. Ziyaretinde; “Yüzlerce yıldır bu ülkede yaşayan vatandaşlarımızın haklı taleplerini yerine getirmeyi bir görev sayıyoruz. Bu topraklarda birlikte yaşayan, birbirinin inancına, kültürüne, haklarına riayet eden bir medeniyetin sahibiyiz. Türkiye’nin her yerinde bu şekilde yaşayan yurttaşlarımızla iyi ilişkiler kurmak, bunu devam ettirmek mecburiyetindeyiz” demiş Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kardeşim biz Ermeniyi de severiz, Rumu da severiz, Yahudiyi de severiz. Allah’ın yarattığını, Yaratan’dan ötürü severiz, Allah’ın bize emaneti. Allah onun kaderinde onu Ermeni yaratmış, onu Rum Yaratmış, onu Yahudi yaratmış. Oturup bunlara kinlemek, nefret etmek, mahvetmeye kalkmak, asmaya-kesmeye kalkmak çok büyük vicdansızlıktır. Resulullah (s.a.v.) ne yaptıysa, aynısını yapmak lazım. Nasıl Resulullah (s.a.v.) onlara saygı gösteriyordu, saygı gösteriyordu, şefkat gösteriyordu; artık cübbesini alıp, altlarına seriyor ve güvenip onların yanına gidiyor, can güvenliği olarak, müşriklerden korunmak için hicret ediyor, hicret edilecek güvenli bir yer olarak görüyor. Biz Hristiyanlara, bu candan sevgimizi, saygımızı, Müslümanlığın bütün güzel yönlerini gösterirsek, onlar can-ı gönülden Hz. İsa (a.s.)’ın davetine tabi olacaklardır ve hepsi Müslüman olacaklardır. Çünkü Hristiyanlığın özü Müslümanlıktır zaten, bozulmuş Müslümanlıktır. Muhammedi olduklarında, Kuran’a tabi olduklarında gerçek Hristiyan olurlar. Muhammedi İsevi olacaklar, inşaAllah. Kuran’a tabi olmadan mümkün değildir. Kuran’a tam tabi olunduğunda; bir ferahlık, bir güzellik, kalpte bir mutmainlik, ruhta bir denge oluşur. Öbür türlü; bakın Avrupa’da görüyorsunuz gençlerin konumunu. Kimi uyuşturucuya gidiyor, kimi sapıklığa gidiyor, kimi intihara gidiyor, akıl almaz bir rezalettir gidiyor. Avrupa gençliği Kuran’a tabi olsa, şu acıyı çekerler mi? Bu ekonomik kriz olur mu? Kardeşim şimdi Avrupa’da ve Amerika’da Kuran ahlakının tam yaşandığını düşünün, ekonomik kriz anında durur. Herkes bunun böyle olacağını biliyor. Ekonomik krizin nedeni, boşvermişlik, hayatın gayesizliği; ızdırap çekiyorlar, bomboş hayatları, gayesiz hayatları. Halbuki Kuran bize hayatın gayesini gösterir. Makul ve dengeli olmayı gösterir, akıllı olmayı bize öğretir. Allah bizden zaten zor olan bir şeyi istemiyor. “Allah sizin için zorluk dilemez, kolaylık diler” diyor Allah; bakın ayet, Kuran ayeti. Şeytandan Allah’a sığınırım, “Allah sizin için zorluk dilemez, kolaylık diler. Hz. İbrahim (a.s.)’ın dini gibi kolaydır” diyor Allah. Peygamberimiz (s.a.v.) ne diyor? “Zorlaştırmayın, kolaylaştırın. Nefret ettirmeyin, müjdeleyin” diyor. Dini bayram ve sevinç olarak anlatmak rahmani olur. Dini ızdırap kaynağı gibi göstermek de, şeytani ve deccali olur. Mesela insanları öyle korkuttular ki; bir kısım gençleri, din dedin mi, adam kasılıp kalıyor. Müslümanlık dedin mi, kasılıp-kalıyor. Ben de mi öyle bodrum katlarda sürüneceğim? Üstüm başım perişan, leş gibi, tiksindirici bir ortam, tiksindirici bir üslup, tiksindirici bakışlar, sevgisizlik, nefret, öfke, kin, gerilim; ben bunu istemiyorum, diyor adam. Kardeşim zaten Müslümanlık o değil ki, o yobazlık. Yobazlıkla Müslümanlık arasındaki çizgi gittikçe ortaya çıkmaya başladı, daha belirginleşiyor. Bir süre sonra tam kalkacak ama dikkat edin, yobazlık, gericilik bir daha hortlamamak üzere yok ediliyor ama küfür devam edecek, küfür kalıyor. Mehdi (a.s.) öyle bir tedbir alacak ki, yobazlığın bir daha hortlaması mümkün olmayacak. Sonra sapıtıyorlar, baksana Kabe’yi de yıkıyorlar. Öyle bir azacaklar ki, mesela Yeni Camii’yi yıkacaklar, Süleymaniye’yi yıkacaklar, Nusretiye’yi yıkacaklar, bütün camiileri yıkacaklar küfür; Mehdi (a.s.) ve İsa (a.s.)’ın vefatından sonra. Kudurduklarından Kabe’yi de yıkıyorlar. Ona karşı tabii bir Müslüman yapılanması olacaktır, gizli bir Müslüman yapılanması olacaktır o devirde. Hz. İsa Mesih (a.s.)’in ve Mehdi (a.s.)’nin vefatından sonra bir cemaat daha oluşacaktır. Bir gizli cemaat, Müslüman cemaati oluşacaktır. Onlar gizli ibadet yaparak, gizli buluşarak, gizli bağlantılar kurarak kendilerini muhafaza edeceklerdir, yani güçlü fakat gizli. Gizli ve mağlubane hizmet eden bir cemaat, bir topluluk olacaktır. Yine Mehdiyet’e bağlı, Hz. İsa Mesih (a.s.)’ı seven gizli bir cemaat. Bunu daha önce daha önce söylememiştim, bunun daha da zamanı var, çok zamanı var, daha bunun zamanı var. Onlar gizli mağlubane mücadele ederken, kendilerini korurken, özel yöntemler kullanacaklar, bizim alıştığımız bir model değil, bizim alıştığımız yöntemler değil, çünkü tebliğ yapmayacaklar. Mesela tebliğ yok, birbirlerini bulmaları da çok zor. Onda da özel yöntemlerle birbirlerini bulacaklar. Toplu ibadet yapamayacaklar. Allah’tan bahsedemeyecekler. Aslında onların aldığı sevap da çok yüksektir, çok çok zor bir ortam olacaktır. Zaten sayıları çok az olacak ama azalacak azalacak azalacak, 1543 gibi son birkaç kişi daha kaldığında onların da Allah canını alacak, sonra bitiyor. Ondan sonra bu it-kopuk takımının eline geçiyor dünya. Bakın burada hadiste çok daha açık ve detaylı anlatılıyor. Evet, güzel bir rüzgar, işte bak bu. “Güzel bir rüzgarın gelmesi Kıyamet alametlerindendir. Bu rüzgar müminlerin ruhunu hafifçe kabzedecektir.” Azrail (a.s.)’ın rüzgarı. Gezecek gezecek, mesela bir mahallelere gelecek, bir mahallede orada bir mümin var, onun güzellikle canını alacak. Bak onun için ne diyor? “Ruhunu hafifçe kabzedecektir.” Canlarını yakmadan, neşe içinde, sevinç içinde kabzedecektir. “Müslim ve diğerleri Hz. Aişe (r.a.)‘dan naklettikleri hadiste şöyle geçer. ‘Lat-Uzza’ya yeniden Allah’tan başka ilah edinilerek tapılmadıkça kıyamet kopmaz.” Züppelik olsun diye, Arapların eskiden taptıkları putlara tapmaya başlayacaklar; sırf itlik olsun, inandığından değil, çakallık olsun diye. Var ya Amerika’da psikopatlık yapıyorlar, böyle züppe Amerikalılar var. Taştan put yapıyorlar; ne yapıyorsun? Biz buna tapıyoruz, diyor. Sırf itlik olsun, esrar çekiyorlar putun dibinde, orada şarap içiyor. “Allah güzel bir rüzgar gönderecek, kalbinde zerre miktar iman olan her müminin ruhunu kabz edecektir.” Bu ne demek? Zerre miktar imanı olan da Müslüman. Bakın Cenab-ı Allah ona şefkat gösteriyor, sevgi gösteriyor Allah. Nasıl alıyor ruhunu? “Kalbinde zerre miktar iman olan her müminin ruhunu kabz edecek, kendilerinde hayır olmayan kişiler kalacak, babalarının batıl dinlerine dönecekler.” Sapıtıyorlar, inşaAllah. “Üseyd oğlu Huzeyfe (r.a.)’dan nakil edilen hadiste buna şehadet edilmektedir ki, ‘İsa (a.s.)’ın vefatından sonra Şam canibinden soğuk bir rüzgar gönderecek.” Şam demek; her yeri alıyor bu, İstanbul’a kadar olan her yer Şam’dır. “Yeryüzünde zerre kadar kalbinde iman olan Müslümanları kabz edecektir.” İmanlarını alacaktır. “Ancak insanların kötüleri, kuş hafifliğinde ve yırtıcı hayvanların ahlakında,” son derece adi, hafif, basit, haysiyetsiz insanlar kalıyor. “Ve yırtıcı hayvanların ahlakında.” Hatta filmlerini de yapıyorlar ya, böyle yırtıcı hayvanlara da benziyorlar, tip olarak böyle şekil-şemail alıyorlar. O, onu gagalıyor, o, onu pençeliyor, o, onu gagalıyor, yani itlik yapıyorlar. Peygamberimiz (s.a.v.) çok nefis açıklar, çok vurucu bir açıklama ile açıklamış. Bakın diyor ki: “Kuş hafifliğinde” son derece adi. Hafif insanı, basit insanı vurgulamak için müthiş bir vurgulama. “Ve yırtıcı hayvanların ahlakında.” Ne demek bu? Saldırgan, köpek gibi. Her yerde saldırıyor. Önüne geleni dövüyor, önüne geleni sövüyor. Genellikle hep nesil piç olacak; aile kalkacağı için, hepsi piç. Ama tabii piç derken; şimdi bazen öyle çocuklar oluyor. Annesi bir günaha giriyor, yahut babası bir günaha giriyor, çocuk piç oluyor, çocuğa piç diyorlar. Bu çok büyük vicdansızlık, çocuğun hiçbir suçu yok. Mümin, muttaki, tertemiz kardeşimiz, Allah’tan korksunlar. Onu diyenin kendisi o konumda olur, anlaşıldı mı? Onu direkt kendisine söylemek lazım. Ona, o lakabı takmak lazım. Tertemiz, mübarek, muttak Müslümandır, hiçbir suçu yoktur o çucuğun, nur gibi insandır. Çok büyük terbiyesizlik ve vicdansızlıktır bu yaptıkları. Oradaki konumu açıklamak için söylüyorum; nikahsız olacak çocukları, o anlamda.
OKTAR BABUNA: Hatta demiştiniz; ‘sokaklarda yapacaklar.’
ADNAN OKTAR: Tabii, “merkepler gibi sokaklarda çiftleşirler” diyor hadiste. “Marufu bilmez, münkerin ne olduğunu anlamaz bir halde kalacaklar.” Maruf; iyi olan nedir? Bilmiyor. Münkerin de ne olduğunu anlamıyor. Münker; yasaklanan şeyler, haram olan her şeyi yapıyorlar. “Şeytan onlara insan şekiline girip görünecek ve şöyle diyecek; ‘kabul etmez misiniz?’” Her yer şeytanla doluyor, insan şeklinde şeytanlarla. “’Bize ne emredersin?’ diye mukabele edecekler. Bunun üzerine şeytan onlara; putlara tapmalarını emredecek.” Psikopatlık olsun diye. “Onlar da onun emrini dinleyip putlara tapacaklar.” Şu anda var mesela. Amerika’da dedim ya, o resimleri de gösterelim. Müslim ve Tirmızi’den; ikisi de sahih hadis kitabı. “Onlar böylece yaşarlarken Allah güzel bir rüzgar gönderecek, her mümin ve Müslümanın ruhunu kabz edecek, insanların kötüleri kalacak. Hayvanlar gibi başıboş sokaklarda dolaşacaklar. İşte Kıyamet onların üzerine kopacak.” Nerede akşam, orada sabah. Mesela her ev onların evi olmuş oluyor, her eve giriyorlar, miiletin evine. O, onu dövüyor, o, onu sövüyor. Kimsenin ailesi de yok, evi de yok, bütün sokaklar onların. Sadece kavga ve psikopatlık var. Mesela gaspen eve giriyor, yiyecek ne varsa onları alıp çıkıyor, hayvan gibi cinsel ilişkiye giriyor, bütün dünya psikopat oluyor. “Hal böyle devam edecek. Ta ki hiçbir çocuk nikah mahsulü olmayacak.” Demin söylediğim, hepsi gayrı meşru oluyor. “Sonra Allah, kadınları 30 sene kısır kılacak, hepsi zina mahsulü insanlar olacak.” Kadınlar bir süre sonra da çocuk yapmaktan vazgeçiyorlar. O da Allah’ın bir lütfu; çocuklara kolaylık olsun, çocuklara bir acı gelmesin diye ahir zamanda kadınlar; küfür hakim olduğunda, işte artık her türlü tekniği kullanarak kendilerini kısırlaştıracaklar, bir kısırlaşma modası yayılacak, kadınlar kısır olacaklar. “30 sene kadar kısır kalacak.” Belki ameliyat yaptıracaklar, belki bir ilaçla kısır olacaklar, yani çocuk yapamayacak hale geliyorlar. Allah ilham ediyor çocukları korumak için. “Hepsi zina mahsulü insanlar olacak.” Yetişkin insanlar kalıyor ama zina mahsulüler. Fakat yeni zina mahsulü çocukların olmasını da, Allah kadınları kısırlaştırarak engelliyor. “Böylece insanların en kötü olduklarında Kıyamet üzerlerine kopacak.” Ama yine de az da olsa çocuk kalıyor, küçük çocuklar kalıyor. Kıyamet başladığında Allah alamet olarak saçlarını bembeyaz yapıyor Kıyamet başladığında, çocukların saçları süt beyaz olacak. Kıyamet öncesinde onların da ruhu alınıyor işte. Ruhu alınacakların içinde onlar da var. Alameti de saçlarının bembeyaz olması, süt beyaz olması. Hakim Ebu Hüreyre (r.a.)’dan nakil etmiştir: “Allah Yemen tarafından bir rüzgar gönderecek, kalbinde zerre kadar imanı olan herkesi alıp götürecek.” İşte çocuklar da dahil. İbni Mace Huzeyfe b.Yemani’den nakil ediyor: “İslam öyle hale gelecek ki, oruç, namaz, zekat ve kurban nedir insanlar bilmeyecekler.” Namaz, kurban ne ki, diye soruyorlar, bilmiyorlar. “İnsanlardan ancak yaşlı adamlarla ihtiyar nineler kalacak. Biz babalarımızı bu kelime üzere idrak ettik.” Bakın, “Biz babalarımızı bu kelime üzere idrak ettik. Onun için durmadan bunu diyoruz. (buna devam ediyoruz). Bir adam Huzeyfe (r.a.)’a sordu: “Pekala bu kelime onlara ne fayda sağlayacak ki?” Huzeyfe (r.a.) bu soruyu cevaplandırmaktan imtina etti. Adam aynı soruyu ikinci ve üçüncü defa sorunca şu cevabı verdi: “O kelime, onları ateşten kurtaracaktır!” Ahmed Kavi bir senedle Enes (r.a.)’dan nakil etmiştir: ‘La ilahe illallah, diyecek kimse kalmayıncaya kadar, kıyamet kopmayacak.’” Şimdiki neslin, işte şimdi şu an yeni doğan çocuklar; hesap edin, 2120’ye göre hesap edin, 80 yıl yaşadıklarını düşünün, şimdi doğan çocuklar değil de, 20-30 yıl sonra doğan çocuklar Mehdi (a.s.) devrinde yetiştikleri için; biz biliyoruz diyecekler o zamanlar. Yaşlanmışlar, La ilahe illAllah demeyi, sadece onu söyleyebiliyorlar, La ilahe illAllah, diyorlar. La ilahe illAllah, Allah’tan başka ilah yok, sadece onu söylüyorlar yaşlı olanlar. Bakın, “İnsanlardan ancak yaşlı adamlarla ihtiyar nineler kalacak.” Müslüman olarak kalanlar onlar. Hani diyorlar ya böyle, moruk, kocakarı bilmem ne, o tarz, onları da aşağılayacaklar o dönemde, Allah esirgesin. “Biz babalarımızı bu kelime üzere idrak ettik. Onun için durmadan bunu diyoruz. (buna devam ediyoruz).” Bu kısımları demin okumuştuk. “Ahmed Kavi bir senedle Enes (r.a.)’dan nakil etmiştir: “La ilahe illAllah, diyecek kimse kalmayıncaya kadar, kıyamet kopmayacak.” İşte 1543 gibi, ‘La ilahe illAllah’ diyenler de, o yaşlıları falan da belki şehit edecekler. Zaten gizlice söyleyecekler ‘La ilahe illAllah’, açıkça söylemeyecekler. Kendi aralarında söylüyorlar, ‘La ilahe illAllah’ diyelim, diyorlar. İbadet bu kadar olacak. Namaz yok, oruç yok, zekat yok, sadece fısıltı ile ‘La ilahe illAllah’, diyorlar. “Bu hadisi Müslim de rivayet etmiştir, ancak onun ibaresi şöyledir; ‘Allah Allah diyecek kimse kalmayıncaya kadar kıyamet kopmaz.’” O da ilave yapmıyor, sadece mesela ‘Allah Allah Allah’ diye zikrediyorlar gizlice. Bu hadisleri bizlere insanların en kötülerinden murat, ‘La ilahe illAllah ve Allah Allah’ demeyecek kimselerin olduğunu anlatmıştık. Demek ki insan nevinden bu kelimeyi söyleyecek insanlar bulunduğu müddetçe Kıyamet kopmayacaktır.” İmanlı bir kişi bile olsa Kıyamet kopmuyor. “Kıyamet ancak nikah nedir bilmeyen gerçekte insan olmayıp da insan şeklinde olan kafirler üzerine kopacaktır.” Bakın bu çok manidar buradaki. “Gerçekte insan olmayıp da insan şeklinde olan kafirler üzerine kopacaktır.” İnsana benziyorlar ama insan değiller, hep şeytan, iblisun ve iblisat. “Çünkü onlar gerçekten insan değildirler, dört ayaklı hayvanlar gibidirler, hatta hayvanlardan da daha sapıktırlar.” Ayette var ya; “hayvanlar gibidirler, hatta hayvanlardan daha aşağıdırlar” diyor, evet. “Burada da Şeyh Muhyiddin Arabi (r.a.)’in bu hususta El Fususu’nda vermiş olduğu bilgiyi arz edelim.” Evet, burada uzun bir açıklama var. Bu konuyu zaten anlattık, bu yeterli şimdilik, bu verdiğimiz bilgi yeterlidir.
OKTAR BABUNA: Daha önce de Said Nursi’nin izahlarıyla Hocam, son iki sene dünyada Kuran’ın hiç kalmayacağını, söylemiştiniz inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Zaten Kuran, cami, mescid, türbe, hiçbir şey bırakmayacaklar, tamamını yıkacaklar, hiç yok. Kabe yıkılacak demek ne demek? Kabe’yi yıkan diğerlerini niye ayakta tutar? Bakın, nikah da yok, aile de yok, hiçbir şey yok, herkes her evi kullanıyor, tam bir komün hayatı. Her ev, sokaklar, caddeler. İstediği eve giriyor, istediği yiyeceği alıyor, o, onu dövüyor, o, onu sövüyor. “Yırtıcı hayvanlar gibi olacak” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Dinsizlik bunu getirir.
“Hayırlı akşamlar. Selamun Aleykum.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatühü. “Canım Muhammed Seyyid Adnan Hocam, iyisiniz, inşaAllah?” Elhamdülillah. “Ben kaç gündür bazı işler için seferdeydim, Allah için ve İslam için bir katkım olsun diye. Sizi izleyemiyordum. O nur yüzünüzü çok özledim, maşaAllah. Selam ve dua ile. Seyyide Mirhamza Aliyeva. Azerbaycan, Astara.” Bu güzeller güzeli canım kardeşim benim kitaplarımı Azerice’ye çevirmiş, bu değerli hanım kardeşimiz. Kendi imkanları ile Azerice bastırmış, binlerce bastırmış, onların da fotoğraflarını göndermiş, onları dağıtmış. Aferin, maşaAllah, elhamdülillah. Bak tek başına, Azerice, işte hizmet böyle olur, çok güzel. Çevirisini kendi yapıyor, basımını da kendi yapıyor, dağıtımını da kendi yapıyor. Çok güzel, elhamdülillah. Mesela ne kadar var, 2 milyarın var. 2 milyara çok rahat, bu güzel hizmet yapılır; 2 milyara, 3 milyara. Gidersin kağıdını alırsun, matbaa ile de anlaşırsın, bastırırsın, ne mükemmel hizmet.
“Sayın Hocam. Ben üniversitede okuyan bir gencim. Bir sorum olacak. Kıyamet akşam ezanı sıralarında kopacağı söyleniyor. Akşam ezanının hızlı okunmasının sebebinin de bu olduğu söyleniyor. Merak ettim; konu saat farkı olduğuna göre, böyle bir şey nasıl olabilir? Cevaplarsanız sevinirim. Hasan Aksoy, Ankara.” Bu sadece belirli bir yer için söylenmiştir ve hep nazarlar, hep ifade İslam aleminin merkezi için söylenir, İstanbul. Son burada kaldığı için İstanbul esastır. İstanbul’da akşam ezanı okunurken, o vakitlerde inşaAllah. Tam o vakit, ezan okunmayacak aslında. Ezan okunma vaktinde kopuyor. Nereye ezan okunuyor, öyle bir konu yok. Ezan; boğarlar adamı, paramparça ederler, öyle bir şey yok. Ezan okunma olmayacak. Akşam, akşama girişte, yani akşam vakti, inşaAllah. İstanbul için bu böyle. Şimdi bakın Boğaz ne kadar güzel, değil mi? Boğaz önce böyle bir gelecek, karşıdan karşıya birleşecek iki yaka. Sonra yeniden bir daha açılacak, bir daha bir birleşecek. Allah vermesin. “O gün denizlerin yandığını görürsün” diyor. Kimin aklından geçer, Boğaz’ın altından mağmaların gökyüzüne fışkıracağı? Kimin aklından geçer, bu yedi tepenin dümdüz olacağı, ova gibi olacağı İstanbul’un? Denizin suları ile mağmanın birleşmesi sonucunda kızgın buharların gökyüzünü kaplayacağı, simsiyah bir ortamın meydana geleceği pek akıldan geçmez. Tam böyle viskilerini yudumlarlarken, şaraplarını içerlerken, tam birbirleri ile cinsel ilişkideyken, ani yakalanacaklar. Tam böyle alay ederken; “ya hani 1545’te Kıyamet kopacakmış diyorlardı. Ne oldu? Bekliyoruz, falan” diye dalga geçerlerken; Cenab-ı Allah diyor ayette: “Sen onları şarhoş zannedersin.” Konuşsana, şimdi konuş, devam et. Madem alay ediyordun, bir konuş bakalım konuşabiliyorsan. Öyle demeyeyim, Allah affetsin, konuşamazlar zaten. Hem üslup, hem hareketle tam şarhoş. Tam bir dehşet ortamı meydana geliyor. Melekler saflar halinde gökten alenen; gök ayrılıyor, gece vakti gökyüzü tamamen açılıyor. Ama gündüz olan yerler gökyüzü açıldığında, gökyüzünü siyah olarak görecekler. Gündüz vakti yıldızları görecekler. Çünkü gök yarılıp-parçalanmış oluyor. Meleklerin inmesinde Allah’ın hak olduğuna, var olduğuna kesin kanaatleri geliyor. Dehşete düşüyorlar; “eyvahlar bize” diyorlar ama, “onulmaz hasretlere düşecekler” diyor Allah, “onulmaz hasretlere.” Nur talebesi bir kısım kardeşlerimiz de, Kıyamet’in bu ayette belirtilen detaylarını bir türlü ne okumak istiyorlarmış, ne anlatmak istiyorlarmış, ‘ölüm bizim için zaten Kıyamet’ diyorlarmış. Bak sen mezarda da göreceksin Kıyamet’i koç yiğit kardeşim. Sen ağzına almak istemiyorsun ama Allah sana zorla gösterecek Kıyamet’i. Görmek istemediğin Kıyemet, böyle bütün şiddeti ile senin gözünün önüne gelecek. Çünkü Kıyamet’i görmek istememek küfürdür, anormal bir harekettir. Kıyamet ile ilgili ayetleri okumamak, düşünmemek, bunları önemsiz görmek küfürdür. O zaman Allah seni tam Kıyamet’in ortasına çeker ve o acıyı, ızdırabı; yanında Risale-i Nur olsa da, en şiddetli şekilde tadarsın. Sen zannediyorsun ki, yanında Cevşen’le kurtulursun. Allah seni de yakar, kafanı da yakar, beynini de yakar, her yerini yakar. Cevşen’le kurtulamazsın sen. Ayrıca o devirde Cevşen de olmayacak, inşaAllah.
“Hocam, tıpkı Saddam’ın idamında Irak halkının bayram yaptığı gibi, bu Abdullah Öcalan geberdiği zaman inşaAllah Türk ve Kürt milleti de öyle bayram yapacaktır, inşaAllah Hocam.” Tabii ki biz gayri meşru bir cinayeti asla ve kesinlikle istemeyiz. Mesela ben orada olmuş olsam engellerim. Adamın cezası neyse onu görür. Öyle kanunsuz psikopatlık, çakallık kimseye yaptırtmayız, böyle şey olmaz. Adam kendi doğal ölümü ile ölecektir; Cenab-ı Allah ne zaman onu takdir ettiyse. Ama bana inansın, acayip rahatlar Kürt kardeşlerimiz. Hemen şöyle bir güzel mırra yaptırırlar, mırraları içerler bir zılgıt çekerler, vur aslanım derler böyle davul-zurna ile, yani onlara vereceği mutluluğu tahmin edemez o, acayip sevinirler ve PKK’nın diğer o it kopuk takımının temizlenmesi. Bunlar toplam 100 kişi falan ve hepsi, tamamı iddia edilen Ergenekon örgütünün önde gelen elemanları. Ve iddia edilen Ergenokon örgütü ile içiçe birlikte yaşayan it kopuk takımı bunlar. Türkiye’de bunların en büyük destekçisi Baron ve bir de o çakalın beslemeleri. Altan alta, sinsi sinsi, telkinle, büyü ile milleti ikna edeceklerini zannediyorlar. Ulan it kopuk takımı, ulan çakallar bunu aklınızdan silin. Asla ve kesinlikle böyle bir şeye müsade etmeyiz. Adamlara anlatamıyoruz, yani nedenini açıklasam bacakları ayrılır bunların. Yapamazsınız böyle bir şey, olmayacak diyorum size. 10 yıl sonra bakın Baron dedeniz ne hale gelecek, beslemeleri ne hale gelecek ve Türk-İslam Birliği nasıl oluşmuş olacak. Bırakın bu münasebetsizliği, küstahlığı.
“Selamun Aleyküm.” Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatühü. “Sayın Hocam, Sayın Dışişleri Bakanımız Ahmet Davutoğlu’nun, 180 ülkenin büyükelçilerini Ankara’da toplayıp yapmış olduğu görüşme ve konuşmaları, sizin çalışmalarınızın açılımı, gelişimi gibi okuyorum. İnşaAllah yanılmıyorum. Azim iradenizin tüm insanlık alemine yansımasını temenni dileği ile, Allah’a emanet olun, inşaAllah.” İstanbul’dan bir kardeşimiz, İstanbul Pendik’ten yazmış. “180 ülkenin büyükelçilerini Ankara’da toplayıp” şimdi bak, elçiler toplanacak, sohbetler olacak, komisyonlar kurulacak, toplantılar peşpeşe devam edecek ama bir şey eksik, diyecekler. Hani var ya, araba olur, benzin olur, herşey olur ama anahtarı olmaz, araba gitmez. O anahtar Mehdi (a.s.)’dır, inşaAllah. Bakın araba gıcır gıcır herşey hazırlanmış; benzinini de koymuşlar ama araba gitmiyor, gitmez. Anahtar Mehdi (a.s.)’da. Aracı kullanacak olan da Mehdi (a.s.)’dır, yoksa başka türlü gitmez, inşaAllah. Ama kaderin sevki ile Cenab-ı Allah bu mübarek insanlara böyle hizmetler yaptırıyor.
“Hocam dün emekli bir asker dedi ki; şu an vatan, bayrak, namustur. Bölücü hainler dağda kamplarında keyif yapıyor.” ‘Vatan, bayrak namustur’ diyor, doğru. “Bölücü hainler dağda kamplarında keyif yapıyor ve asker bunların yerini biliyor ve gazeteciler de her gün rahatlıkla gidiyor. Peki göz göre göre hainler neden orada? Mehmet.” İddia edilen Ergenekon Örgütü’ne sormak lazım. İddia edilen Ergenekon örgütü halen ilgili yerlerde görev yapıyor. Asker içinde de var iddia edilen Ergenekon örgütü elemanları. Polisin içinde de var, hakimlerin içinde de var, var oğlu var. Bu it kopuk takımı temizlenmedikten sonra, sorunlar devam eder. Ama askerin yapacağı bir şey değildir bu, polisin yapacağı bir şey değildir. Mehdi (a.s.)’ın yapacağı bir şeydir. Bak Allah insanları Mehdi (a.s.)’a nasıl mecbur ediyor görüyor musun? Herkes, çözüm bulamıyoruz, diyor. Bulamazsınız, bulamayacak da dünya. Ekonomik krize çözüm bulamıyoruz, bulamazsınız. Tek çözüm Mehdiyet’tir ve Mehdi (a.s.)’dır. İttihad-ı İslam’dır, Türk-İslam Birliğidir. Bakın hocalarımız da söylüyorlar, Bediüzzaman’ın aslanları. İttihad-ı İslam olduğunda başa geçen kişi Mehdi (a.s.)’dır, diyorlar. İsa Mesih (a.s.)’la namaz kılan kişi Mehdi (a.s.)’dır, diyorlar. Bir kısmı da diyor ki; o küçük Mehdi’dir, herhangi bir Mehdi’dir, sıradan bir Mehdi’dir. Koç yiğit, canım kardeşim; senin gibi ahmaklardan değil de, Resulullah (s.a.v.)’den öğreniyoruz bu kimin Mehdi-i Azam olduğunu, kimin Büyük Mehdi (a.s.) olduğunu biz Allah’ın Resulü (s.a.v.)’den öğreniyoruz. Biz ahmaklardan hiç öyle bilgi almadık şu ana kadar. Ahmakların bilgisi de bizi hiç ilgilendirmiyor. Resulullah (s.a.v.)’in bilgisine göre biz hareket ediyoruz. İsa Mesih (a.s.)’ın arkasında namaz kılacak kişi en büyük Mehdi (a.s.)’dır. Peygamber, Ulul Azm Peygamber bir velinin arkasında namaz kılıyor. Ne demektir bu? Gelmiş, geçmiş en büyük veli, Hatem-i Veli. Hatem-i Veli’nin arkasında namaz kılıyor. “En büyük müceddid, en büyük müçtehid, hem hakim, hem Mehdi, hem Kutb-u Azam” olarak diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Cenab-ı Allah’tan aldığı hadisleri bize bildiriyor. O hadislerden de Bediüzzaman bize bildiriyor. “Bir zat-ı nuraniyi gönderecek, o da Ehl-i Beyt-i Nebevi’den olacaktır” diyor. Sen onu kendi küçük beyninde küçük görüyorsun ama o senin geri zekalılığından oluyor, senin beyninin küçüklüğünden oluyor, kuş beyinli. Beyin kıvrımlarında sorun var, inşaAllah. Manen sorun var, yoksa beyni hakikaten küçük olan o, kuzudur onlar. Bizim hakikaten şeyimizdir, onun bir suçu olmaz. Biz manen beyni küçük olanları kastediyoruz.
OKTAR BABUNA: Dün, ‘sarığı 12 metre ama aklı 12 milimetre’ demiştiniz.
ADNAN OKTAR: Evet, biz onu kastediyoruz, inşaAllah. Sen neye göre değerlendiriyorsun bre ahmak diyelim, Osmanlı üslubu kullanacağım bundan sonra. Bre mendebur, diyelim. Bundan sonra Osmanlı paşalarının üslubu ile konuşacağım. Bakın bütün dünyanın imamı oluyor. Hristiyan alemi Müslüman oluyor, onların da imamı oluyor. İsa Mesih (a.s.)’ın arkasında namaz kılıyor; bu kişi iman hakikatlerini anlatmayacak, diyor. Ahmak, Allah’ın bu kadar büyük bir şeref verdiği insana iman hakikatleri gibi kolay bir konuyu anlatmayı neden yasak etsin? Neden bu insanın böyle bir şeye gücü yetmesin? Bir fevkaladeliği var ki, bir harikuladeliği var ki, bir iman derinliği var ki ve güzel bir hizmet yapmış ki, Allah onu öyle büyük bir göreve layık görmüş. Ve İsa Mesih (a.s.) gibi Ulul Azm bir Peygamber’i ona tabi kılmış ve veziri kılıyor. Dünya tarihinde yok böyle bir şey. Ulul Azm bir Peygamber’in bir velinin emrinde olması ve onun veziri olması görülmüş olay değil. Ve 2000 yıl sonra Allah İsa (a.s.)’ı gökten indirip ona vezir kılıyor ve sana göre de alelade bir insan. Ahmak, bakalım aynı fikrini Mehdi (a.s.)’ın karşısında söyleyebilecek misin? Resulullah (s.a.v.)’e uymuyor, Bediüzzaman’a da uymuyor, neye uyuyor? Kendi kafasına uyuyor. Adamın beyni uyuyor yani, kafa uyuyor, yani yan yatmış uyuyor, inşaAllah.
“Selamun Aleykum” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatühü. “Muhammed Adnan Hocam, sizi ilgi ve sevgi ile dinliyorum. İşyerindeki arkadaşlarıma tavsiye ediyorum ve sizi dinledikçe ufkum açılıyor ve deccaliyetin bizi ne kadar etkisi altına aldığını daha iyi anlıyorum. Rabbim yolunuzu açık eylesin ve sizin gibi hocalarımızı başımızdan eksik etmesin. Allah’a emanet olun Hocam. İsa Etleç, Biga.” Çanakkale’den yazmış kardeşimiz. Allah sizleri bizim başımızdan eksik etmesin. Biz hoca mıyız? Talebeyiz biz, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Bu putperest törenden bahsetmiştiniz, resmini göstereyim mi Hocam?
ADNAN OKTAR: Evet, göster.
OKTAR BABUNA: Amerika’da Stonehengen’de yapılan bir tören Hocam, sizin bahsettiğiniz, böyle putlara tapma töreni.
ADNAN OKTAR: Bakın, buyrun. Sırf psikopatlık olsun, başka bir şey değil.
OKTAR BABUNA: Burada da görüntülerinin olduğu kısa bir film Hocam.
ADNAN OKTAR: Bak, elini yüzünü boyamış, cinslik olsun.
OKTAR BABUNA: Bunlar onların törenlerindeki görüntüler Hocam. Dediğiniz gibi toplanmışlar.
ADNAN OKTAR: Bak, “putlara taparlar” diyor ya, o devrin putları olarak görüyorlar o taşları, çok önemli gördükleri için başına toplanmışlar. Ama dediğim gibi, sırf çakallık olsun başka bir şey yok, inşaAllah.
“Selamun Aleykum canım Hocam.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatühü. “Hocam, 31 Aralık gecesi Şeyh Ahmed Yasin Efendi’nin sohbetine katılan arkadaşlarımız bazı haberler getirdiler, size ulaştı mı bilmiyorum. Şeyh Dedem, yani Şeyh Nazım Adil El Kıbrısi Hazretleri; benim görevim Mehdi (a.s.) ilan edildikten sonra bitecek, demiş. Şeyh Ahmed Yasin Hazretleri; Mehdi (a.s.)’ın zuhuruna az kaldı, göremeyenler acele etsinler, demiş. Şeyh Dedemin bazı sözlerinde ömrünün son yıllarına işaret eden ifadeler varmış. Ben bu yakınlarda bir sohbetini dinlemiştim. Bana inanmayanlar önümüzdeki Muharrem Ayı’na kadar kefenini hazır etsin, benimki de hazır, burada, demişti. Allah nasip ederse ben de Kıbrıs’a gidiyorum, inşaAllah.” Allah ömrünü uzun etsin. Benim güzel Hocama öyle sözler etmeyin, inşaAllah. O benim canım, daha dur bakalım, bismillah. Daha delikanlı benim Hocam, inşaAllah. Yalnız it kopuk takımı Hocamızı biraz yoruyorlar. Üzüyorlar demiyorum, o üzülmez. Kendilerince kızdırmaya çalışıyorlar. Allah rızası için Hocamız’ın yanına çakal sokmasınlar, çünkü ben gördüm, nefes nefese kalmış. Mesela kızdırmaya çalışıyor köpek, o da kibar, nezaketli bir insan, tabii ağırına gidiyor. Ben orada olsam aslında, iyi ki orada değildim ben. Gel, geri kalan açıklamayı ben yapacağım, gel şöyle. Detaylar var, bazı detaylar var derdim. Beş kulak herifler, yani sırf itlik olsun. Ne kıymetini bilirsin o mübarek insanın, o nezaketli insanın, o güzel insanın? Sırf ahlaksızlık olsun işte. Züppelik yapmaya gidiyor, çakallık yapmaya gidiyor. O bilmez öyle çakalları, itleri bilmez o, o temiz insan. Onun dünyasında öyle şeyler yok. Nereden bilsin yanına öyle pislik mahlukların geleceğini? O alışmış saygıya, hürmete, nezakete, sevgiye, nazlanmaya alışmış. Ehli nazdır o, naz ehlidir. Güzel gözle bakacaksın, sevgi gözüyle bakacaksın. Hocamızın Allah ömrünü uzun etsin, öyle laflar etmeyin. Kefeni alın, bir başka yere koyun, inşaAllah. Ne kefeni? İnşaAllah o bizim canımız. Mehdi (a.s.)’ı da görecek, İsa Mesih (a.s.)’ı da görecek, inşaAllah. İyi baksınlar Hocamıza, inşaAllah. Neşesini bol edin, gönlünü hoş edin, öyle sözler de etmeyin. Hayırlısı olsun, tabii Cenab-ı Allah’ın takdiri neyse odur ama ne alaka? Tam delikanlı, maşaAllah. “Not: Kızım Zeynep bana çok kızıyor ve beni şikayet ediyor Hocam. Annem beni Adnan Ağabey ile konuşturmadı, hep kendi konuştu, diye. Özel istek üzerine yazıyorum” diyor. Yasemin isimli kardeşimiz yazmış, Ankara’dan. Gelsin, o köfteyi de sevelim burada, inşaAllah.
Ben hocalarımı dinleyeyim biraz, böyle bir sohbet toplantısı olsun. Şeyh Yasin Hocamız’dan başlayalım. Şeyh Ahmed Yasin Hocamız’ın güzel bir sohbetini dinleyelim.
VTR: Şeyh Ahmed Yasin Hazretleri; Hz. Mehdi (a.s.)’ın alametleri zuhur etti. Mehdi (a.s.) hayattadır.
ADNAN OKTAR: Bu mübarek insan, bu mübarek Şeyh Efendi; mesela Şeyh Nazım Hocamıza aşık, acayip sever. Çok şefkatli ona karşı. Tabii o camia içerisinde böyle aptal, keriz tipler de oluyor, vahşi tipler de oluyor. Bazen sırtlanlar da o cemaate yaklaşmak istiyor. Bu mübarek cemaatin içerisine öyle pislikleri sokmamak lazım, inşaAllah. Şeyh Nazım Hocama da hiçbir şey olmaz, öyle bir şeyi kimse ağzına almasın. Arkadaşlarımız dua etsinler, Allah uzun ömür versin. Hz. İbrahim (a.s.) 120 yaşına kadar yaşadı, daha dur bakalım. Şeyh Nazım Hocamız daha yeni başlıyor Allah’ın izniyle, bismillah. Gıdalarına dikkat edecekler Hocamızın, bol meyve, sebze çok az et, neşe, sevinç ve sevgi, Hocamızın ihtiyacı o. Hocamızın yanına şeytan getirmesinler, ins şeytan getirmesinler, pislikleri yanına sokmasınlar Allah rızası için. Bakın, ben şeyh Ahmed Yasin Hocamızı çok önemli bir şahıs olarak görüyorum. Yağcı, üçkağıtçı, samimiyetsiz insanların yoğun olduğu dünyada, böyle dürüst, bu kadar candan bir insanın ortaya çıkmış olması çok hayret vericidir. Bakın Seyyid Salih Özcan Hocam iki büklüm, yalnız da bırakmışlar kendi kafalarınca bazı sahtekarlar. Ama bakın cesareti aslan gibi. Ahmed Yasin Hocamız da aslan gibi cesaretli. Hakikaten tehditler alıyor, hakikaten yıldırmaya çalışıyorlar, bir tek Allah’a hesap veriyor, bir tek Allah’tan korkuyor ve tam bir koç yiğit, tam bir yiğit ve müthiş vicdanlı. Talebeleri tam anlamıyla değerini bilsinler. Böyle bir mürşid Allahualem bulamazlar kolay kolay ve hiçbir çıkarı yok, sadece Allah için gayret ediyor. Mesela kıyamet alametlerini gürül gürül aşkla, şevkle söylüyor. Ödleri kopuyor bazı kişilerin. Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerini söylemekten imtina ediyor adam, kaçınıyor. Kabe’de baskın olmuş, ne zaman oldu bu? 1980’lerde, yani hicri 1400’de oldu. Peki tarihte hiç böyle bir şey oldu mu? Hiç olmadı. Hadiste ne diyor? Kabe’de baskın olacak, hacıların kanları akacak, Hac engellenecek. Aynısıyla oldu mu? Oldu. Niye söylemezsin be mübarek? Seni sıkan ne, seni bunaltan ne? Bak aslanlar gibi hadis-i şerifi söyleyip, Peygamberimiz (s.a.v.)’i yad ederek o mucizeyi gündeme getirmiş oluyor. Mübarek bir topluluk, mübarek bir camia, tertemiz insanlar, Allah özel yaratmış, ahir zaman için özel yaratmış. Güvenle, sevgiyle bu insanlara yakın olsunlar kardeşlerimiz. Mesela bakın Şeyh Hasan Efendi de öyle, nasıl nurlu, nasıl seviyor yabancılar; Alman’ı, İngiliz’i, Fransız’ı, hepsi geliyorlar. O mescidin içi böyle nur, sevinçle yaşıyorlar. Şeyh Ahmed Yasin de Resulullah (s.a.v.)’in torunudur, seyyiddir, çok mübarek, muhterem bir insandır. Herkes güvenle, sevgi ile bu şeyh efendiye destek olsun, yardımcı olsunlar; hiç bir çıkarı yok, dünyevi hiç bir çıkarı yok. O tarikatların kalktığını da biliyor. Ama tarikat kalktı demek, hiç faaliyet olmayacak anlamında değil. Tabii ki iman hakikatlerini anlatıyor, İslam’ı anlatıyor, Resulullah (s.a.v.)’e yaklaşmayı söylüyor, Ehl-i Sünnet’in önemini söylüyor ve bizzat yaşayarak bunu gösteriyor, ki çok takva bir insan, asla taviz vermeyen bir insan, çok mübarek, inşaAllah. Allah yolunu açık etsin. Ama benim Şeyh Dedem’e bir daha sakın öyle kelimeleri ağzına alıp, kefen mefen muhabbeti yapmasınlar. O kefeni alın, bir kenara götürün, yakın. Öyle bir şey yok. Benim mübarek Şeyh Dedem, daha dur bakalım. İsa Mesih (a.s.)’a sarılacak, Mehdi (a.s.)’a sarılacak, inşaAllah. Mehdi (a.s.) da onun elini öpecek. İnşaAllah İsa Mesih (a.s.) da onun elini öper, inşaAllah. Bu nedir, kimin terbiyesidir bu? Hz. Yusuf (a.s.) terbiyesidir. Hz. Yusuf ne yaptı? Annesini babasını aldı tahta çıkarttı ve annesini babasını bağrına bastı, diyor Allah. O basıyor, bağrına basıyor. Böyle bir terbiyeye sahiptir Allah’ın veli kulları. Böyle bir güzelliği de göreceğiz. Kimse ağzına öyle bir şeyi almasın, öyle bir şey söylemesin, inşaAllah. Havalar soğuk, üşütmesinler Hocamızı, ona dikkat etsinler. Üstüne başına dikkat etsinler. Mesela grip, nezle olan adamı yaklaştırmasınlar. Grip, kardeşim en ufak bir bademcik bile olmuş olsa gitmesin Hocamızın yanına. Grip olan gidiyor, nezle olan gidiyor. Grip veya nezle olanı evin bahçesine dahi sokmasınlar, bakın evin bahçesine dahi. Mesela eve geliyor, kenarda duruyor, olmaz bahçeye dahi sokmayacaklar. Allah rızası için buna dikkat etsinler. Üzüntülü, meyyus adamı evin içerisine sokmasınlar. Neşeli, sıhhatli, sağlıklı, sevgi dolu, ehli muhabbet; Hocamızın da izniyle oraya gelsin. Ama çeşitli bulaşıcı, sarih hastalıklar sahibi, sakın ha sakın. Bir de bunaltmasınlar, sürekli bir şeyler; değil. Sevgisini göstermek isteyen, muhabbetini göstermek isteyen gitsin ama sürekli bir şey talep etmesinler. Vekilleri var, onlara söylesinler, yapmasınlar, inşaAllah. Ben mesela Hocamızın soluk soluğa kaldığını görünce çok buğz ettim, tabii beni rahatsız etti. İşte diyorum ya, biz orada olsak, sorunun geri kalan kısmını ben tamamlardım, inşaAllah. İyi ki orada değilmişim yani, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Zaten sizin olduğunuz yerde o tip olaylar olamıyor pek.
ADNAN OKTAR: Böyle bir insan bir daha dünyaya gelmez, Çok iyi kıymetini bilsinler böyle mübarek bir insan, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Estağfirullah Hocam. Bu atın evrimi yalanından bahsedelim mi biraz Hocam?
ADNAN OKTAR: Evet, anlat anlat.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah. Bu atın evrimi senaryosu, hep pişirilip pişirilip gertirilen bir şey. 20’den fazla değişik atın evrimi şeması var. Siz daha iyi bilirsiniz Hocam, kitaplarınızdan daha detaylı bilgi alabilirler. Bunların tek ortak noktası; hepsinde farklı, değişik dizilimler var, ufaktan büyüğe doğru bir dizilim var. Hepsinin ortak noktası eohippus adında bir canlıdan bahsediyorlar. Bu, günümüzde de Afrika’da yaşıyan, kurt benzeri bir canlının; şurada en tepede görülen bir canlının, Hyrax isimli Afrika’da yaşayan ve atla hiçbir ilgisi ve benzerliği olmayan hayvanın da aynısı, burada gördüğünüz. Bu hayvanın, güya atın atası olduğunu iddia ediyorlar. Ondan sonra da küçüten büyüğe doğru at dizilimleri olabiliyor; şimdi bazı resimlerde göreceğimiz gibi, inşaAllah. Günümüzde de çok ufak atlar da var, büyük atlar da var. Burada sıralamalardaki dizilimleri görüyoruz. Böyle küçükten büyüğe doğru iskeletleri sıralayıp, güya evrimleşti diye lanse etmeye çalışıyorlar. Halbuki günümüzde 45 milyon yıllık yabani at kafatası var, günümüzdeki ile tıpa tıp aynı. 45 milyon yıl önce nasılsa, şimdi de aynı. Oysa kendi dizilimlerinde bundan daha geniş şemalar ortaya koyuyor, dolayısı ile hiçbir gerçekliği yok. Günümüzde yaşamış olan atlar var, inşaAllah. Mesela burada gördüğünüz gibi günümüzde çok ufak atlar da var, çok büyük atlar da var, hepsi at. Mesela burada da 3 tane at yanyana duruyor, hepsi farklı boyutlarda.
ADNAN OKTAR: Dolayısı ile evrimle, devrimle alakası yok. Ne yapıyor herifler? Bunun kemiğini, bunun kemiğini alıp al sana evrim, diyor. Halbuki hepsi kemik yapısı muntazam, simetrik, matematik düzgünlükte ve altın oranla yaratılmış. Mutasyon altın oran dinler mi? Mutasyon matematikten anlar mı? Simetriden anlar mı?
OKTAR BABUNA: Tabii ki anlamaz Hocam.
ADNAN OKTAR: Geometriden anlar mı? Evrimcilere göre anlıyor. Acayip zeki bir şey. Cetvel gibi ölçüyor. Mesela bir yere bir şey koydu mu, öbür tarafa da koyuyor, aynısını yapıyor mutasyon. Bu atış tutuşu bırakacaklar. En azından buradan geçmez. Buradan geçmeyen, hiçbir yerden geçmez. Her attıklarını tutarız. Havada yakalarız, seker kafalarına çarpar.
OKTAR BABUNA: En son 2009’da çıkışları oldu Hocam. İkisinde de özür dilettiniz. Özür dilettekleriniz de; New York Times, BBC, bütün batı medyasına özür dilettiniz Hocam. Onların özür dilediklerinden yerli evrimcilerin bile haberi olmadı, onu bile bilmiyorlar, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Cübbeli’ye de özür dilettik, onlara da özür dilettik. Millete bayağı bir özür dilettiriyorum, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Hocam gazetede 2011 ile ilgili bir haber inşaAllah. Serdar Turgut yazısında diyor ki: “2011; son vermelerin, kapatmaların yılı” başlıklı bir yazı yazmış. “İlk kez bir yılın başında Türkiye için bu kadar heyecanlıyım ve beklentilerim bir o kadar da fazla. İşin tuhafı konuştuğum birçok insanın da aynı beklentiyi ifade ettiğini gördüm. Bir tür toplumsal elektriklenme gibi bir şeydi bu. Bu duygunun kolektif biçimde ortaya çıkmaya başladığını görmek son derece tuhaftı.” demiş. “2011 yılında Türkiye kendi zamanını sona erdirecek ve yeni zamanını başlatacak. Özetle ben 2011 yılında bir Türk rönesansı bekliyorum.” demiş Serdar Turgut.
ADNAN OKTAR: Aferim, maşaAllah. Çok güzel, Türk-İslam Birliği’ne bağlılığı üslubundan hissediliyor.
OKTAR BABUNA: Hakan Albayrak Yeni Şafak’ta Hocam. Geçtiğimiz gün Mısır’ın İskenderiye şehrinde, bir kilisenin önünde yeni yılını kutlayan Hıristiyanlara yönelik bir bombalı saldırı düzenlenmiş ve yirmiden fazla kişi ölmüştü. Hakan Albayrak bu konudaki yazısında diyor ki: “Bu ya bir komplodur, ya da fıkıhtan habersiz bir cihad örneğidir ve dinimizde insanları dinlerinden dolayı öldürmek yada kilisi ve havralara saldırmak yasaktır.” Miladi 638 yılından Kudüs’ü feth eden Hz. Ömer (r.a.)’ın Hristiyanlara verdiği emannameden bir bölüm aktarmış Hocam, okuyayım mı onu?
ADNAN OKTAR: Evet, oku.
OKTAR BABUNA: “"Rahman ve Rahim Allah'ın adıyla. Allah'ın kulu ve müminlerin emîri Ömer tarafından İlya (Kudüs) halkına verilen emannâmedir. Emir'ül Müminîn; hasta olsun, sıhhatte bulunsun bütün halkın mal ve canlarının korunacağını garanti eder. Aynı zamanda ibadet yerlerine, haçlarına ve dinlerine dokunulmayacağını temin eder. Halkın kiliseleri tahrip edilemeyeceği gibi mesken haline de getirilemeyecektir. Eskiden sahip oldukları haklar aynen muhafaza edilecektir. Ne mâlik oldukları şeylere bir halel gelecek ve ne de onlara mezhepleri konusunda bir baskı yapılacaktır."
ADNAN OKTAR: Şimdi adamlar, Alevi kesmeyi, Bektaşi kesmeyi, Şii, Caferi kesmeyi, onları bombalamayı, Hristiyan, Yahudi kesmeyi, Ermeni kesmeyi, bombalamayı ibadet olarak görüyor ve böyle cins tiplerin varlığını görüyoruz, biliniyor bunlar. İşte ben bunlara karşı mücadele veriyorum ama bir kısım insanlar bunu seyrediyorlar. Bu çok büyük bir tehlikedir. Allah’ın bize emaneti o insanlar, tertemiz insanlar. Özellikle ‘La ilahe illAllah, Muhammeden resulullah’ diyen, Alevi, Bektaşi, Şii, Caferi kardeşlerimize kin duyan insanlara Allah lanet etsin. Zulümdür bu, çok büyük zulümdür. Bakın kalbine zerre kadar iman olana bile Cenab-ı Allah; hadiste görüyorsunuz, zerre kadar iman olanı bile mümin taifesinden kabul edip, Cenab-ı Allah onların canını ayrı alıyor. Allah onlara zarar gelmesini istemiyor. Bu nasıl bir zulümdür? Hz. Ali (r.a.)’ı sevmek suç mu? 12 imamı sevmek suç mu? Ehl-i Beyt sevgisi suç mu? Ne güzel, ne kadar güzel. Mehdi (a.s.)’ı sevmek suç mu? İsa Mesih (a.s.)’ın gelişini müjdelemek suç mu? Şiiler’in suçu, Ehl-i Beyt’i sevmeleri, Mehdi (a.s.)’ı sevmeleri, Mehdi (.a.s) aşığı olmaları, suçu bu. Bu bize göre suç değil. Bu bize göre çok büyük bir güzellik. Ama bazı cahil cüheyleya göre de bu nefret sebebi. Ama bizim olduğumuz bir ortamda bundan sonra o diller zımparalanacaktır, zımparalandığını da görüyorsunuz. Her zımparaladığım nasıl hizaya gelip, nasıl dilini düzeltiyor onu da görüyorsunuz.
OKTAR BABUNA: Dün söylemiştiniz Hocam. Burada birçok kısıtlı imkanlarla ben bir söylüyorum, malum medyada herkes bir anda hopluyor ve dünya çapında etkisi oluyor, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bak bu Aydın Doğan’ın ekibi, hep böyle öfke, kötü sözler, ızdırap verici sözler, ümitsizlik, böyle sert ifadeler, bunları koyuyorlar. Dedim ki; ‘Bir de sevgiden bahsedin. Şefkatten, merhametten bahsedin.’ Koro halinde hepsi birden, bir kereye mahsus; onların bayramı mıydı neydi o gün bilemiyorum, hepsi sevgiden bahsettiler. Sonra bir anda hepsi kesildi. Kardeşim diliniz mi tutuluyor? Sürekli bahsedin sevgiden, ne güzel şey sevgi. Dünyanın en güzel nimetlerinden biridir sevgi. Kalbimizi açar sevgi. Özellikle o Özdemir İnce. Onun biraz zımparalanması gerekiyor, bazı fikirlerinde, düşüncelerinde, inşaAllah. Bazı şeyleri nasırlaşmış, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam. ‘Hz. İsa (a.s.), şu an Müslümanlığa çok benzeyen Hristiyan bir cemaat içinde. Bir de sır vereyim, Tapınak Şövalyeleri, Gül-Haçlar, dindar masonlık gibi Müslümanlığı seven gizli bir takım teşekküller Hz. İsa (a.s.)’ı tüm kalpleriyle destekleyecekler, inşaAllah. Hz. İsa (a.s.), onların yanlış yönlerini düzenleyecek. Şu an dünya siyasetini ele geçirmek üzere, inşaAllah. Geniş çaplı faaliyeti var’ diye müjde vermiştiniz, maşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Kardeşim ben Masonların İslam’ı bu kadar sevecekleri aklımın ucundan geçmezdi. Biz şimdi internette bağlantı halindeyiz. Bakıyorum, nur gibi insanlar. Kuran’a, İslam’a karşı çok ciddi sevgileri var. Peygamberimiz (s.a.v.)’e karşı çok ciddi sevgileri var. Fakat birçoğu yazıyorlar; mesela Musevi kardeşlerimizden de var, ben sizinle beraber namaz kılmak istiyorum ama Allah rızası için gizli tutun, beni hain gibi görürler, diyor. İslam insanların fıtratında vardır. Her Hıristiyanın içi akar böyle namaz kılmak için, içi erir. Çok hoşlarına gider, Allah fıtratlarına vermiştir. Böyle kıyamda durmak, Allah-u Ekber demek, secdeye kapanmak, insanın ruhuna, fıtratına sevdirilmiştir. Mesela biz nasıl altını seviyoruz, ruhumuzda var. Güzel evleri seviyoruz, güzel yüzü seviyoruz, fıtratımızda var. Namaz da bizim ruhumuza sevdirilmiştir, fıtratımızda vardır. Fakat namazı çok zor gösterdikleri için ve namaza çok baskı yaptığı için şeytan, insanlar namazdan kaçıyorlar. Halbuki namaz çok kolaydır, çok hoş bir ibadettir. Kalbe ferahlık verir. Ama hurafelerle, ilavelerle, namaz kılmayı insanlara imkansız hale getirmişler. Öyle bir anlatıyor ki, o anlattığı namazı; bakın ben ispat ederim, kendisi kılamaz. Gelsinler bana; mesela adam ben kılarım desin, getirin buraya, ben kılamayacağını göstereyim. O tarif ettiği namazı kılamaz. “Allah sizin için zorluk dilemez, kolaylık diler” diyor. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in kıldığı gibi, ferahlıkla, sevinçle, kolaylıkla kılmak lazım namazı. Karmakarışık ilaveler, karmakarışık hurafelerle namazı kılınmaz hale getiren şeytandır, şeytanın oyunudur. Abdest; mesela son derece kolaydır. Yüzünü yıkıyacaksın, kollarını yıkayacaksın, ayaklarını yıkayacaksın, başını mesh edeceksin, oh bir ferahlıktır. Kulaklarının arkasını ve enseni de mesh ettin mi, böyle anandan doğmuş gibi olursun, ferahlarsın. Kardeşim adam bir anlatıyor, 300 sayfa anlatmış abdesti. Allah’tan kork. Son derece kolay bir ibadeti ne hale getirmişsin? 300 sayfa anlatacak ne var orada? Allah’tan kork, ne istiyorsun yani? Sonra da adam namaz kılmıyor ve şeytan kendi kafasına göre başarılı olmuş oluyor. Mehdiyet devrinde din tahfif olacaktır, hafifleyecektir. Bütün bu hurafeler, zincirler; ayette de diyor Cenab-ı Allah Peygamber Efendimiz (s.a.v.) için: “Ağır teklif zincirlerini üzerinizden alıyor, parçalıyor o zincirleri” diyor. Mehdi (a.s.) da, bu hurafe zincirlerini, ağır teklif zincirlerini paramparça edecek. Dini tahfif edecek, kolaylaştıracak. Nasıl kolaylaştıracak? Dini özüne çevirecek. Çünkü dinin üzerindeki pası, kiri aldın mı, dinin özü kalmış oluyor. Dinin özü zaten kolay, o yüzden tahfif oluyor. Mehdi (a.s.) kıyasla da hüküm vermiyor, doğrudan, aynı Resulullah (s.a.v.) devrindeki gibi. Bunu kim söylüyor? Resulullah (s.a.v.) söylüyor, ben oradan naklediyorum, inşaAllah. Mehdi (a.s.)’ın mezhepleri kaldırması ile ilgili Cübbelinin konuşmasını yayınlayalım. Cübbeli yine çok faydalı oluyor da, şu son konuşmaları çok tiksindirdi beni, çok rahatsız etti. Bir acayiplik, bir şeylerden bahsetti ya, çok iğrendim, çok tehlikeli. Lafını, sözünü de bilmiyor, ne konuştuğundan da haberi yok. Bari bahsetme, insanın içine kuşku düşürüyor, değil mi? Ne gerek var?
VTR: Cübbeli Hz. Mehdi (a.s.)’ın Mezhepleri kaldıracağını anlatıyor.
ADNAN OKTAR: Şimdi bu yönlerden faydalı oluyor. Ehl-i Sünnet’e titizliği yönünden faydalı. Hurafe yönünden tehlikeli. Bu sapkın akımlar açısından faydalı. Mahmud Hoca buna mutlaka yol gösteriyor, fakat burnunun dikine gidiyor bu. Bakın onu kaç defa uyardım, yarım ağız yaptı. İttihad-ı İslam’ı savun dedim, tamam dedi, söz vermiş Berker’e, söyleyeceğim, yarın söyleyeceğim demiş. Ondan sonra ertesi günü söyledi. Çıktı, uzun uzun İttihad-ı İslam istiyorum, Türk-İslam Birliği’ni istiyorum, dedi. Peki bu bir kere mi söylenir yasak savar gibi? Bu ne demek böyle? Benim kastettiğim ne? Can-ı gönülden anlat, iste, talep et. Şeyh Nazım Hocamıza böyle demek doğru değil tabii, falan dedi. Yani sözümü tutuyor, fakat yarım söylüyor. Adaba edebe uygun olan bu değildir. Ez kendini, kır şu enaniyetini, söyle gürül gürül, özür dilediğini söyle, bu kelimeyi duyalım. Özür diliyor, yandan çarklı, böyle acayip bir üslupla; evet böyle denmez, diyor. Ama dedin sen, denmez ama dedin. “Ben dedim, özür diliyorum” de. Mesela Bediüzzaman çok büyük alim, Ehl-i Sünnet alimidir. Ama sen ne dedin daha önce? O sözün nereye gitti? Ondan dolayı da özür dileyeceksin. Özür dilemeye alış ki, bir daha böyle pervasızca konuşma. Ağıza gelen her laf söylenmez. Sözünü tartmıyor.
Bir de çok ince düşünen bir insan değil. Mesela Türkiye’de partiler kanunu var. Başsavcılık partileri sürekli denetler, laikliğe uygun mu, değil mi? Kaç defa AK Parti’yi kapatma girişiminde bulundular. Saadet Partisi kaç defa kapatıldı. Bunu bildiği halde, gidiyor, Bakan’ın taa yanına kadar giriyor, beraber aşure dağıtıyoruz diye basına imaj veriyor. Bakan onun oraya geleceğini nereden bilsin? Şimdi burnunun dibine kadar girmiş, ne yapsın Bakan, kovsun mu, ne desin? Bir kere gelmiş, basın da var, resmi de çekti mi, ne olmuş oluyor? Bakan ile beraber aşure dağıtıyor konumunda oluyorlar. Bunun neye mal olacağını, nasıl bir etki yapacağını akledemiyor. Kafası şöhretin peşinde. Bakanı gördün çık-git, kenarda bir yerde dur, bunun basına yansıyacağı belli. Ve Yargıtay Başsavcılığı’nın bunu bambaşka değerlendirebilmesi ihtimali olabilir diye düşünmesi lazım. Sen AK Parti’li olmayabilirsin ama zarar vereceğin aşikar değil mi orada? Bak mesela Hürriyet’te manşetten verilmiş. Hürriyet onu tabii sevinç olarak vermiyor; görün, haberiniz var mı? Böyle olaylar oluyor, anlaşıldı mı, farkında mısınız, gibi haberi veriyor. Cübbeli de böyle pişmiş gibi gülüyor, keyfi bayağı yerinde. Tam Cumhuriyet Bayramı olacak, tam ona yakın tarihte, stad tutup; stadta müceddidlik brövesi mi artık, diploması mı diyeyim, sunmak üzere tören hazırlıyor, yüzbinlerce insanın geleceği. Kardeşim şimdi senin taraftarların, o kıymetli bacılarımız çarşaflılar. Bir kısım insanlarda bu tedirginlik meydana getiriyor. Çarşam gördüler mi, tedirgin oluyorlar. Bir kısmı da, sarıklı-cübbeli. Şimdi bütün stadyumu sarıklı-cübbeli öyle insanlar dolduracaklar. Muhtemelen sloganlar da olacaktır. 200 bin kişinin; kendisi de 300 bin kişi diyor. Tam Cumhuriyet Bayramına denk getirmeyecektik, diyor. Ne fark eder? Ha iki gün önce, ha iki gün sonra. Bunun vereceği imaj, bunun vereceği gerilim, toplumda vereceği elektriklenme seni ilgilendiriyor mu? Halbuki bizim yapacağımız, toplumda dengeyi esas kılmaktır, tedirgin etmemektir. Allah; “müjdeleyin, korkutmayın” diyor. Tedirginlik vereceğini burada çocuk olsa bilir. Bilen var, bilmeyen var, kimbilir nasıl yorumlayacaklardır onu. Allah’tan engellendi. Polis, devlet tabii ferasetle bakıyorlar. Baktılar fitne çıkacak, engellediler. Bunları hesap edemiyor, yani ben ilan ettim, konu bitti. Öyle olmaz, o şekilde olmaz. Aklını başına toplayacaksın. Devleti muhafazayı bileceksin. Hükümeti muhafazayı bileceksin. Fitneden kaçınmayı bileceksin. Neyin fitne olacağını bileceksin. Ben mesela birçok siyasiyi tanırım ama bana sorsalar, tanımam derim ben. Bunun usulü budur, adabı budur. Her Müslüman bunu yapmakla mükelleftir. Çünkü kanun ve nizama uygun bir tavır içerisinde olmamız gerekiyor ve diğer vatandaşlarımızı da düşünmek durumundayız biz. Mesela bir başkası da başka türlü tedirgin eder bizi. Mesela komünistler 300 bin kişi toplanıp var güçleri ile ‘biz komünizmi Türkiye’ye getireceğiz’ diye bağırsalar, bu da tedirginlik meydana getirir. Azami denge üzerinde, kardeşçe yapacağız. Fikirler özgür, düşünce özgür ama gerilimden kaçınarak. Bakanın tam yanına sokulup, elinde aşure kabı ile, neyi vurgulamak istiyorsun, ne yapmak istiyorsun? Nereye getirmek istiyorsun yani? Amacın nedir? AK Parti bu konuda zaten çok titiz, dikkat ediyor. Başsavcılık sürekli basından bu tarz delilleri toplar, Başsavcılık. Ve bunlar belirli bir birikim oluşturduktan sonra parti kapatma davasına çevriliyor. Sen malzeme vermiş oluyorsun belki de. Sen vatanını, milletini, devletini seviyorsan, hükümete karşı da saygın varsa ve fitneden kaçınıyorsan, özenli olman lazım. Senin şöhretin önemli değil. Tabii, mesela bakın Erbakan Hocamız, ben istesem giderim yanına ziyaret ederim, poz poz resimler çektiririm. Ben düşünürüm; şimdi nasıl değerlendirirler acaba, diye. Laiklik açısından, partiler kanunu açısından durum nedir diye düşünürüm ve zarar verdirtmemek için azami özeni gösteririm. Erbakan Hocam, mesela beni çok sever. Selam da gönderiyor, muhabbet ediyor, davet de ediyor ama özellikle gitmiyorum. Ben fitneden kaçınırım, özen gösteririm. Erbakan Hocam beni canı gibi sever. Ben de onu çok severim. Ama seviyorsam, onu korumakla da mükellefim ben, inşaAllah. Konumunu da korumakla mükellefim ben, çünkü defalarca kapatıldı parti, bir kere, iki kere değil. Hayır, benim gitmemle zaten böyle bir şey oluşmaz ama ben buna rağmen aşırı derecede titizim. Ama adam, paldır-küldür, acayip rahat.
OKTAR BABUNA: Bu, haşa ‘Şeytan ayetleri’ diye bir kitap yazmıştı bu Hint asıllı yazar Salman Rüşti. O kitap Türkçe olarak yayınlanıyormuş, onun haberi vardı Hocam. Bu haberdi Hocam.
ADNAN OKTAR: Ne bu?
OKTAR BABUNA: Bu, haşa ‘Şeytan ayetleri’ diye bir kitap yazmıştı Salman Rüşti, o Türkçe olarak yayınlanıyormuş Hocam.
ADNAN OKTAR: Ama yani bakın Allah aşkına, hani böyle şeytan filmleri olur, çizimler olur, görmüşsünüzdür değil mi? Allah için, samimi olarak söylüyorum, şeytana benzemiyor mu?
OKTAR BABUNA: Tam Hocam, tam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hayır, kızmak ayrıdır ama hakikaten şu bakışlar falan aynı şeytana benziyor. Tam iblis yani.
“Değerli Muhammed Adnan Hocam. Allah’ın selamı ve bereketi üzerinize olsun.” Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Bereketühü. “Hocam hangi büyüğümüze dua etseniz gençleşiyor maşaAllah. Şu sayacağım büyüklerimizin sizin duanızdan önceki ve sonraki hallerine bakıp da, gençleşmemiş diyebilecek birisi varsa bana mail atabilirler, inşaAllah. Sayın Erbakan Hocamız politikaya geri döndü, bir anda turp gibi oldu” diyor ama biz şöyle diyelim. Demir gibi oldu diyelim, maşaAllah. O da güzel bir laf. “Sayın Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri’ni daha geçen hafta televizyonda görüp, çok açık bir şekilde gençleşmiş ve dinçleşmiş, maşaAllah. Seyyid Salih Özcan Ağabey sizin programınıza katıldığında en az 10 yıl daha yaşlıydı sanki. Ama daha yeni yayınlanan videonuzda o da gençleşmiş ve dinçleşmiş, maşaAllah. Saygılar ve hürmetler.” diyor.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah, doğru Hocam, maşaAllah. Hakikaten de rahatsızlanmıştı Şeyh Nazım Hocamız, siz dua ettiniz ve tavsiyelerde bulundunuz, hemen toparlanmıştı, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Sungur Ağabey?
OKTAR BABUNA: Evet Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bana, ölüyor, git helalleş, dediler. Ölüyordu da. Haşa Allah affetsin, söyleyenleri de Allah affetsin, aklına zayilik geldi, yani yaşlılıktan kaynaklanan bir zayilik geldi, git gör, dediler. Yani artık ne konuştuğunu bilmiyor, dediler. Hocam, sen velisin, senin aklına hiçbir şey olmaz ve sen Mehdi (a.s.)’ı görmeden de vefat etmeyeceksin, dedim. Yani Mehdi (a.s.)’a yönelik, biat mı diyeyim? Bayramlar olacak, nurun bayramı olacak, diyor. Nurun bayramı nedir biliyor musun? Bediüzzaman’ın bildiği bayram bir tanedir, İttihad-ı İslam’dır, başka bayram yok. Nurun bayramı başka ne olacak? Nurun bayramı; Kuran’ın hakimiyeti, Kuran ahlakının hakimiyeti, Risale-i Nur’un her yerde okunması, Mehdi (a.s.)’ın zuhuru anlamındadır. Seyyid Salih Özcan Hocamızın niye alnına vuruyor? “Keçeli keçeli, ben görmeyeceğim sen göreceksin” diyor. O çok manidar, bakın alnına vurarak hatırlatması. Bakın bir türlü unutmuyor, “alnıma vurdu” diyor. Çok sevimli, üslubu da bayağı güzel. Bu mübarekleri üzmeye kalkanları, Allah üzsün, Allah hidayet versin. Hidayet vermediklerini Allah perişan etsin, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Bir hasta daha söyleyelim mi Hocam?
ADNAN OKTAR: Evet.
OKTAR BABUNA: Bana herkes öleceksin demişti, elhamdülillah.
ADNAN OKTAR: Baban da dahil.
OKTAR BABUNA: Evet, herkes Hocam, bütün doktorlar, dünyanın en ünlü doktorları. Bu hastalıktan yaşayan hiç hasta yoktu.
ADNAN OKTAR: Babası televizyona çıktı, hayret ettim. Dedi ki: “Ben para veririm, servetimi de veririm ama bu hastalıktan kurtuluş yok, mutlaka ölecek, onun için ben para vermek istemiyorum, o yüzden para vermem ben.” Çıktı, televizyonda söyledi. Hayretler içerisinde kaldım. Biz bunu kurtaracağız diye sabahlara kadar uyumuyorduk, sabaha kadar. Sabah beşlere, altılara kadar böyle, yeri-göğü birbirine kattık. 15 günü kaldı, dediler. Bizde müthiş bir telaş. Tabii tevekkül ediyoruz ama hızlı olmamız gerekiyor. Var gücümüzle gayret ettik. Elhamdülillah bak, dünyada tek örnek, bir tane, başka yok. Bu hastalıktan dünyada yaşayan bir kişi var, o da bu.
OKTAR BABUNA: Siz vesile oldunuz Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hayır, şimdi örnek var derken; 50 sene önce var mıydı? 50 sene önce de yok, şu anda da yok. Dünya tarihinde bu tek. Çünkü mutlaka ölüyorlardı, mutlaka. Elhamdülillah, bir de eski halinden de iyi, maşaAllah. Fırtına.
Şimdi ayet okuyalım. Bismillah, şeytandan Allah’a sığınırız. İsra Suresi, 87.“Şüphesiz O'nun lütfu” koruyuculuğu, verdiği nimetler, güzellikler, “senin üzerinde çok büyüktür.” Ebcedi 1980 tarihini veriyor. Biz neye yoralım? Bir tane tarih verdiği için, 1980 de Mehdi (a.s.)’ın çıkış tarihi olduğuna göre, Mehdi (a.s.)’a işaret ediyor, inşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınıyorum. “Andolsun,” diyor, yemin ediyor Cenab-ı Allah, “bu Kur'an'da her örnekten insanlar için çeşitli açıklamalarda bulunduk.” Kaç örnek? Her örnekten diyor. Kaç çeşit açıklama; çeşitli, açıklamalarda bulunduk. “İnsanların çoğu ise ancak inkarda ayak direttiler.” Halen de diretiyorlar. “Ve onun ardından İsrailoğulları'na söyledik: "O toprak (yurt)ta oturun, ahiret va'di geldiğinde hepinizi derleyip-toplayacağız." İnşaAllah. Buradan da anlaşılıyor ki, Ben-i İsrail her zaman o bölgede olacak. Bakın diyor ki Cenab-ı Allah: “Ve onun ardından İsrailoğulları'na söyledik: "O toprak (yurt)ta oturun, ahiret va'di geldiğinde hepinizi derleyip-toplayacağız." Mesih, yani Şiloh, yani Mehdi (a.s.), bütün Ben-i İsrail’i kurtaracaktır. Hepsinin Muhammedi olmasını sağlayacaktır. Hepsi Kuran’a sarılacaklar, bağırlarına basacaklar. Nasıl Tevrat’a sarılıyorlar, aynı şekilde Kuran’a da sarılacaklar, inşaAllah. Ve o bölgede de oturacaklar. Bütün bölgede otursunlar helal olsun, her yerde otursunlar. Fakat Allah Kendi yolunda olanlara onu vaad etmiştir, Ben-i İsrail’e, yani Mehdi (a.s.) ve talebeleri ahir zamanın Ben-i İsraili’dir. Şiloh, yani Moşiyah, yani Muhammed Mehdi (a.s.) ve talebeleri, Ben-i İsrail, ahir zamanın Ben-i İsraili onlardır. Onlar bütün bölgeye hakim olacaktır ve Ben-i İsrail de tabii ki orada, Davut (a.s.) soyu da, Hz. İbrahim (a.s.) nesli de rahat rahat yaşayacaklar ama hakiki Muhammedi olarak. Kuran’ı böyle öpecekler. Bütün Museviler, Allah’ın izniyle, ezberden bilecekler Kuran’ı, Allah’ın izniyle, inşaAllah. O zaman gerçek Musevi olacaklar, inşaAllah. Yoksa o yurtta yaşamalarıyla iftihar ederiz, inşaAllah. Bayağı güzel olur.
OKTAR BABUNA: Hocam bir internet sitesi tanıtabilir miyiz, inşaAllah? KurandaEbcedTarihleri.Com. Kuran’daki ebced tarihleri ile ilgili detaylı bilgi alabilirler. KurandaEbcedTarihleri.Com sitesine girerlerse inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Taha Akyol’a da tavsiye ederim, çünkü o ebcedten biraz rahatsız olmuştu.
SUNUCU: Bizi yarın 22.00’den itibaren HarunYahya.TV, Mavi Karadeniz Radyo ve Gaziantep Olay TV’den izleyebilirsiniz.
Makaleler
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Radyo programları
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...