SUNUCU:Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri Programımıza, Mavi Karadeniz Radyo, Kaçkar Tv, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Kütahya Destan Tv ve HarunYahya.Tv sitemizden devam ediyoruz. Buyrun Hocam.
ADNAN OKTAR:Oktar Hocam ben gelmeden önce neler anlattınız?
OKTAR BABUNA:Estağfirullah Hocam. İman hakikatleri anlattık inşaAllah, Kuran mucizelerini anlattık, Kuran’ın yeterliliği konusunu anlattık, maddenin gerçeğini anlattık, sizin anlattıklarınız üzerinden inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Evet onlar hayati konular, çok önemli. O yüzden sizin de zaman zaman tekrar etmenizde fayda var. Kuran’ın yeterliliği özellikle çok hayati bir noktadır. İslam aleminin böyle mahvolmasının nedeni, Kuran’ın yeterliliğini kabul etmeyen, bazı yobaz güruhatının verdiği tahribattır. Allah Kuran için “yeterli” diyor. Peygamberimiz Efendimiz (s.a.v.)’in tefsir ettiği gibi, biz Kuran’a tabi olacağız. Kuran’ı nasıl yaşadıysa Peygamberimiz (s.a.v.), biz de aynısını yaşayacağız. İlave, ek, çıkartma hiçbir şey olmaz. İlavelerle, çıkartmalarla bambaşka bir şey yaptılar. Asr-ı Saadet dönemi esastır inşaAllah. İslam ahlakının dünyaya hakimiyeti, son derece kolay olduğu halde, şeytan insanlara çok zor gösteriyor. Bu ahir zamanın bir harikasıdır. Şimdi “Amerika engeller, Rusya engeller” diyor. Amerika’yı yaratan Allah, Rusya’yı yaratan Allah. Amerika’da zavallı insanlar, dokuz ay on günlük insanlar, gariban insanlar bunlar. Yani ufku belli, gerektiğinde Allah bunlara korkuyu da tattırıyor, acıyı da tattırıyor. Onları haşa Allah’tan daha üstün görüyorlar, çok şiddetli bir korku ve üstünlük hissi var onların üstünlüğüne inanıyorlar, o yüzden de Allah, bereketlerini üstlerinden alıyor. Her ne olsa, “küresel güçler, Amerika’nın gücü”, bilmem ne; böyle bir olay yok. Amerika bir kere dünyanın huzurunu ister. Yani Amerika öyle cinstir, anormal hareketler yapar derken Amerika’daki bazı psikopatları kastediyorum. Fakat Amerikan halkı ılımlıdır, sevecendir ve dünyanın huzurlu olmasını isterler. Ama sen İslam adına yobazlığı ortaya çıkartmaya kalkarsan, Amerika değil, bir kere Türk halkı kendisi istemez. Biz istemeyiz yani öyle bir olay olmaz. Onlar diyor ki; “İslam dünyaya hakim olmaz” diyor ya, onların demek istediği; “yobazlık dünyaya hakim olamaz” diyor. Yobazlık zaten hakim olmaz, ona zaten müsaade etmeyiz. Yani orada bir açmaza girmiş durumdalar, kafa orada çalışmıyor. “Olur mu, Amerika nasıl kabul etsin ki” diyor, Amerika kabul etmiyor değil, Allah kabul etmiyor, Allah belanızı veriyor, Allah perişan ediyor. Allah yobazlığı istemiyor. Allah, Asr-ı Saadet Müslümanlığını istiyor. O yüzden insanların o tavrından, hiç etkilenmesin arkadaşlarımız, onlar boş laflar. Bakın ben söylüyorum, “on yıla kadar İslam hakim olacak” diyorum. Gürül gürül İslam hakim olmayacak edebiyatı yapıyorlar şeytanın etkisiyle. “İslam hakim olmayacak” diyenler, sırf o ekip, İslam hakim olacak dese, İslam hakim olur. Bakın adam diyecek ki; “İslam hakim olmayacak” diyor ya, “hakim olmayacak” diyenler, “yok hakim olur” diyecek ısrarla. Sırf onlar dese hakim olur. Şeytan tam tersini söyletiyor onlara. Buna hiç kimse müsaade etmesin. İslam hakim olmaz diye yazı yazanlara, protesto yazısı göndersin arkadaşlarımız. Yani ayıplasınlar, “Kuran’a uygun değil, İslam’a uygun değil, nasıl konuşuyorsun, Allah’tan kork” diye uyarsınlar inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Erbakan Hocamız, hastaneye gitmiş, “doktorları sağlık durumunun iyi olduğunu” söylemişler. “Sol ayağındaki bir rahatsızlık nedeniyle hastaneye kaldırılmıştı. Kendisi hastaneye gitmek istememiş ama yardımcılarının ısrarı üzerine gitmeyi kabul etmiş. Doktorları, Erbakan Hocamızın sağlık durumunun gayet iyi olduğunu belirtmişler, 24 saat dinlenmesini tavsiye etmişler. Hastane, kendisini sevenlerin akınına uğramış Hocam.
ADNAN OKTAR:Yalnız şimdi Erbakan Hocamda da; önüne gelen Hocamız’ın yanına gitmesin. Mesela adam grip oluyor, “Selamun Aleykum Hocam” diyor, gidip sarılıyor. Nezle oluyor sarılıyor, sarılık oluyor sarılıyor. Biraz bu konularda nezaket, biraz akılcı tavır güzel olur. Mesela baktın iyi değilsin biraz grip gibisin veyahut nezle gibisin, ziyaretin var, ertele. Yahut Erbakan Hocamıza sürekli ballar, baklavalar, börekler alıp götürüyorlar, o da onları kırmıyor, alıyor mesela bir tane alıyor teberrüken, bir başkası getiriyor, yine bir baklava ondan alıyor teberrüken, iyilik yapmıyorlar. Hocamızın sağlığına, sıhhatine dikkat etmeleri lazım. Meyve-sebze. Meyve götürün güzel. Hocam teberrüken bir tane yemiş olsa, şifa inşaAllah. Bir de herkes için söylüyorum, havalar çok soğuk, soğuğa karşı yiğitlik olmaz. Üstlerini kalın giymeleri gerekiyor kardeşlerimizin. Bulundukları ortamın da, normal ısıda olması gerekiyor inşaAllah. Genel olarak birbirimize böyle hatırlatma yapmamızda fayda var.
Mesela Bediüzzaman zamanında Amerika yok muydu? Amerika vardı. Ne diyordu Bediüzzaman? “Amerika, İslam’ın hakimiyetine engel değil” diyordu Bediüzzaman ve “ister Amerika İslam’ın hakimiyetini” diyor. Kardeşim “Nur talebesiyim” diyor, gazetelerine bakıyoruz, “olmaz” diyor, öbürüne bakıyoruz “olmaz” diyor. Bediüzzaman “olur” diyor, Allah “olur” diyor en başta, Kuran’da “olur” diyor, hadiste “olur” diyor, imanı zayıf, enesi kavi olanlar da “olmaz” diyor. Olmaz böyle bir söz. Kuran’ın üslubuyla konuşacaklar.
OKTAR BABUNA: Başbakan Erdoğan, bugün AK Parti grup toplantısında şunları söylemiş, sizin de açıklamalarınız doğrultusunda maşaAllah, “tek millet kavramı bizim ifade etmek istediğimiz anlamın tam tersi bir noktaya çekilmek isteniyor. Bizim verdiğimiz anlam nettir, sarihtir. Millet tüm farkların üzerinde kapsayıcı bir kavramdır. Biz milleti ortak hedefler, idealler etrafında toplanmış, ortak bir kaderi paylaşan üst bir kimlik olarak görüyoruz. İnsanlar ne kadar farklı olursa olsun değil mi ki hepsi Allah’ın kuludur. Hepsinin bizim gönlümüzde yeri vardır ve hepsi bizim gönlümüzde birdir. Irklar, kavimler, inançlar farklı olabilir, bunlara saygı duymak zorundayız. Milet bunlara kapsayıcı bir kavramdır, herkes devlet karşısında eşittir. Birinci sınıftır, özgürdür. Biz yaratılanı, Yaratan’dan ötürü severiz. Bizim milli kardeşlik ve birlik projemiz var. BDP’nin attığı adımlar süreci bulandırıcı adımlardır, biz buna izin vermeyiz. Ne BDP, ne de onun sırtına dayadığı mahfiller, benim Kürt kardeşimin temsilcisi değildir” demiş Hocam.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Eğer Güneydoğu’daki bazı vatandaşlar iyilik yapmak istiyorlarsa, Türk İslam Birliği’ni savunsunlar. Oradaki kardeşlerimizin mutlu olmalarını istiyorlarsa, Türk İslam Birliği’ni savunsunlar, en büyük iyiliği yapmış olurlar. Onun dışında felaket getirir. Her zaman söylüyoruz.
OKTAR BABUNA:Siz yıllardır Aleviler için; “Aleviler, Hz. Ali (r.a.)’ın aşığı olan nur gibi Müslümanlardır. Alevi-Sünni çatışması meydana getirmek isteyen zihniyete karşı, biz en etkili mücadeleyi yapıyoruz. Aleviler, Bektaşiler, Caferiler, Vahhabiler, hepsi bizim kardeşimizdir. Hiç birinin tüyüne dahi dokundurtmam” diyorsunuz Hocam. Nitekim Diyanet İşleri Başkanı da bugün; “Alevilik İslam’dır. Sünniliğin karşıtı değildir. Aleviliği, İslam’ın dışında farklı bir din olarak göstermenin, hiç kimsenin haddi ve hakkı değildir” açıklaması yapmış. Ayrıca “din görevlilerin, Alevi kardeşlerimiz hakkında doğru bilgi sahibi olmaları için, bilgilendirdiklerini, üzerinde Alevi dedelerini ittifak ettiği, Alevi, Bektaşi kaynaklarını bularak, bunları orijinal metinleriyle ve Türkçeleştirerek yayınladıklarını” söylemiş Hocam.
ADNAN OKTAR:Güzel. Oktar anlatacağın her şeyi anlat bakalım.
OKTAR BABUNA:Özdemir İnce’nin bir yazısı daha var bugün Hürriyet’te. Özdemir İnce, birkaç gün önce Şeyh Nazım Hocamız hakkında saygıya uygun olmayan bir yazı kaleme almıştı. Bugün de Şeyh Nazım Kıbrisi Hocamızın, “maden işçileri için dua ettiği ve Allah’ın bu duaya icabet ederek, madencilere yardım ettiği” yönündeki açıklamalarına, alaycı bir dille yaklaşan bir yazı kaleme almış Hocam.
ADNAN OKTAR:O adamın ruhu böyle aydınlıktan, ışıktan, sevgiden nasibini almamış. Böyle bazen mahallelerde olur, tek başına yaşayan yaşlı ihtiyarlar olur, hiç dışarı çıkmaz. İçine kapanır, çocuklar evine gelir, sopayla kovalar çocukları. Bütün çocuklar da çekinirler ondan böyle saç sakal birbirine karışmıştır, hiç muhabbet bilmez, hürmet bilmez, pencereleri vurarak kapatır, aylığını alır, sadece egoistçe yaşar. Şimdi biraz Özdemir dedeye bakınca, o olaylar aklıma geliyor. Çok sevgisiz, hiçbir şeye şefkatle muhabbetle bakmıyor, sevgi yönünü görmüyor. Halbuki Müslümanlıkta dua çok önemli bir şeydir. Madenciler yerin altında hakikaten çok çekinirler. Dua onların kalbine bir ferahlıktır. Nitekim onların kurtulması da mucize hakikaten, çok normal bir olay değil. Yani çökebilirdi geri kalan kısım, tünelde yeni bir facia meydana gelebilirdi, her şey olabilirdi. Gayet güzel, akıcı gitti olaylar ve moral yönden de çok iyiydiler, gayet neşeliydiler. Demek ki, iman gücüyle ayakta durdular. Bunda şaşacak ne var?
OKTAR BABUNA:“Hemşinlerin Ermenice konuşmaları, Ermeni kültürünü ve geleneklerini sürdürmelerine rağmen, Müslüman olmaları, Ermenilerin kendilerini Hristiyanlıkla tanımlamalarını tartışmalı hale getirmiş” Hocam. “Burada Hemşin’de, Müslüman Ermeniler yaşıyor. Rize’nin Çamlı Hemşin ilçesinde olan bölgede, yüksek dağlarda yaşıyorlarmış. Burası 1480’lerde Osmanlı kontrolüne girmiş ve buradaki halk, Müslümanlığa geçmeye başlamış. Bölgedeki ilk camii, 1640’larda inşa edilmiş, bugün Müslüman Hemşinlilerin sayıları yüz elli bin civarındaymış” Hocam.
ADNAN OKTAR:Ne sevimli şeyler maşaAllah. Çok güzel yerler, insanları da çok güzel maşaAllah. Oralarda yaşamak lazım böyle onların elini öpmek, onların sohbetini dinlemek. Havası güzel, bölge güzel, her şey güzel maşaAllah.
Nereye gittiniz bu akşam?
ALTUĞ BERKER:Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’nin filmine gittik. Hür adam isimli.
ADNAN OKTAR:Kimler vardı?
ALTUĞ BERKER:Bayağı kalabalıktı Hocam. Said Özdemir Ağabeyimiz vardı, Fırıncı Ağabeyimiz vardı, size selam söylediler Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Aleykum Selam. Said Özdemir Ağabey ve Fırıncı Ağabey; her ikisiyle de görüştünüz mü?
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Her ikisinin de selamını, Aleykum Selam diyerek alıyorum inşaAllah. Allah ilimlerini artırsın, sağlıklarına sağlık katsın. Allah bizlere bağışlasın onları, güzel bir hüsnühatime versin, güzel sonuç versin inşaAllah. Mehdi (a.s)’ı görmekle, Hz. İsa (a.s)’ı görmekle Allah onları şereflendirsin, hepimizi şereflendirsin, onları da şereflendirsin.
Başka var mı anlatacakların?
ALTUĞ BERKER:Birçok yazar, tanınmış kişiler vardı Hocam, kalabalıktı. Size selamları olanlar çok oldu.
ADNAN OKTAR:Aleykum Selam.
Oktar Anlat.
OKTAR BABUNA:Yiğit Bulut, yine bir yazı yazmış Hocam. Diyor ki; “Batının bir parçası olma hayali olmak yerine, Türkiye kendi coğrafyasında, kendi başına yoluna devam etmesi gerektiğini” yazmış Hocam. “Batı hayranı zümrenin bağırıp, çağırmasına kulak vermemek gerektiğini ve Türkiye’nin, Avrupa’nın bir parçası olma iddiası yerine, kendi değerlerine yönelmesi gerektiğini” söylemiş Hocam maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Yiğit Bulut, adı gibi Yiğit maşaAllah, böyle yazar çok görülmüyor yani nadir görülüyor, çok dürüst, delikanlı bir yazar. Tam Müslüman Türk evladı, İttihad-ı İslam’ı, Türk İslam Birliği’ni aşkla isteyen, Türklerin birleşmesini isteyen, vatanın dirliğini, düzenliğini isteyen, üniter devleti savunan, bölücülüğe şiddetle karşı olan, dik duruşuyla, delikanlılığıyla örnek olan, yiğit bir delikanlı maşaAllah.
OKTAR BABUNA:Mehmet Ali Birand da Posta Gazetesi’nde; “Kürtlerin kendi kendilerini yönetmek istediklerini ancak bunu ifade ederken, özerklik talebiyle ortaya çıkarak, Milliyetçi kesimi ve toplumu korkuttuklarını” yazmış. “Adına özerklik demeselerdi, hedeflerine daha kolay ulaşabilirlerdi” demiş. “Ayrıca Öcalan’ın, Kürtlerin lideri olduğu gerçeğini eleştirmenin, kimsenin hakkı olmadığını” belirtmiş. Yazısının sonunda da, “bu sorunun en sonunda, ana dille eğitimin kabul edilmesi, yönetim yetkilerinin Ankara’dan, yerel yönetimlere geçmesi yani adına özerklik konmadan, Kürtlerin kendi kendini yönetmesiyle sonlanacağını” söylemiş Mehmet Ali Birand.
ADNAN OKTAR:Mehmet Ali Birand, kendini çok akıllı, bilgili ve çok derin düşünen zannediyor, Türkiye’ye yön verebilecek bir kalitede, görgüde ve kapsamda olduğunu düşünüyor. Bir kere anlattığı çok sathi ve çok tehlikeli, yanlış sözler. Kardeşim bir kere, bizim Kürt kardeşlerimiz, Türkiye’nin her yerindedir. Bizim Kürt Valilerimiz var. Turgut Özal Kürttü. İçişleri Bakanımız Abdülkadir Aksu Kürttür. Birçok İşişleri Bakanı Kürttür. Yine Kürt başka devlet büyüklerimiz vardı. İftihar ederiz. Ne kadar güzel, böyle nezih, efendi, güvenilir insanların, kardeşlerimizin görevde olması. Irkı beni niye etkilesin ki? Ben onun efendiliğine bakarım, terbiyesine bakarım, kültürüne, bilgisine, adaletine bakarım. Dolayısıyla niye Güneydoğu’da sadece Kürt yöneticiler olması gerekiyor da, bu tarafta da sadece Türk, Karadeniz’de sadece Laz yahut Karadenizli, Antalya’da Antalyalı, İzmir’de İzmirli, herhalde bunun mantıksızlığını anlamıştır. Böyle şey olmaz. Buradan gider bir Laz kardeşim, Diyarbakır’da vali olur. Diyarbakır’dan bir Kürt kardeşim gelir, Sinop’ta vali olur. Biz kardeşiz. Öyle toparlanmalara, topaklanmalara, öyle fitneye biz kapalıyız. Sen adını koysan ne olur, koymasan kaç yazar yani. Yani federatif sistem demesen, biz senin amacını görmeyecek miyiz, neyi kastettiğini anlamayacak mıyız? “Eğer” diyor, “biz kurnazlık yapsaydık, iyi taktik yapsaydık hiç bir şey olmazdı. Tedirgin ettik bunları” diyor, “şimdi onlar da uyandılar, bize müsaade etmezler”, özetle bunu anlatıyor. Sen milimetrenin binde biri kadar kıpırdasan, şak yakalanırsın. Böyle bir şey olmaz. Yani senin zannettiğin gibi değil. Ki senin her yerin oynuyor, görünüyor olay. Dolayısıyla çaktırmadan biz bu işi yapardık mantığını bırakacak. İllaki yakalarız. Yani onu bırakacak. Kürtler bizim canımız, ciğerimiz, kardeşlerimiz, biz de onları her yerde görmek istiyoruz. Bize vali olsunlar, Başbakan olsunlar, Cumhurbaşkanı olsunlar. Nitekim Turgut Özal Cumhurbaşkanı da oldu, Başbakan da oldu. Jandarma Genel Komutanı rahmetli Eşref Bitlis Paşa, halis Kürttü ve halis efendiydi, beş vakit namazında, mübarek bir Türk Paşasıydı değil mi? Ne oldu? Şehit ettiler. Bizim halen de Kürt Paşalarımız var. İftihar ederiz. Orgeneral artık yani Genel Kurmay Başkanı da yapacaklardı belki Eşref Bitlis Paşa’yı. İçişleri Bakanı olduğuna göre. MIT’te de devletin istihbarat örgütlerinde, emniyetin istihbarat örgütlerinde birçok Kürt kardeşimiz var. Demek ki, bizim ayrımız gayrımız yok. Bizim yöneticilerimizi biz, ırklarına göre belirlemiyoruz, yeteneklerine göre belirliyoruz. Bir kere şu ırk kafasını bırakacak. Mehmet Ali Birand. Kaç yaşında bu arkadaş? Bir bak bakalım. Ben şimdi sana bir rapor vereceğim. Çünkü çaktırmadan “ben bu işi yaparım” dediğine göre, bazı dedeler vardır torunlarını kandırmaya çalışırlar, alenen yapar ama sezdirmediğini zanneder. Şimdi Mehmet Ali Birand da, sezdirmeden bazı şeyleri yapacağını düşünüyor, öyle bir şey olmaz, yakalarız.
OKTAR BABUNA:1941 doğumluymuş, 70 yaşında.
ADNAN OKTAR:Aman aman maşaAllah, Allah uzun ömür versin, beslenmesine dikkat edecek. Damarda pıhtılaşmaya sebep olacak gıdalardan kaçınacak, kolesterolden kaçınacak değil mi? Kolesterol damarları tıkar, kalp damarını tıkar, beyin damarını tıkar, böbrek damarını tıkar, rahatsızlıklara neden olabilir. Ona özen gösterecek inşaAllah ve bu hayatına da etki edebilir. Genel olarak dikkat edeceğiz, dikkat edilmesi gerekir, dikkat etsin inşaAllah. Türkiye’yi böldürtmeyiz. Bir kere bu lafı bırakacaklar, hani çaktırmadan yapar; hayır bu bölecek demiyorum tabii de, kardeşim “federatif sistem” demek, Türkiye gitti demektir söyleyeyim. “Yok ya bunda ne var” diyorlar hani “hafiften kenardan.” Hırsızlığın kibarlığı olmaz. Katilliğin kibarlığı olmaz. Katilliğe yeni bir ad takmaya kalkıyorlar, hırsızlığa yeni bir ad takmaya kalkıyorlar, ben böyle alırım bu olayı. Tabii benim kastettiğim belirli şahıslar var, ben onları kastediyorum, onlar da kendilerini biliyorlar. Yani hepsini kastetmiyorum bunu söylerken. Çünkü bir kısmı cahilliğinden söylüyor, hakikaten kafası bu konularda derin düşünmüyor. Yani kafası basmıyor diyelim. Adam anlamıyor. Meydana gelecek felaketi çözemiyor. Halbuki böyle olaylar, dağdan bir taşın yuvarlanması gibidir. On metre yuvarlandığında, o hızla yüz metre daha yuvarlanır, yüz metre yuvarlandığında, o hızla bin metre daha yuvarlanır ve felakete sebep olur. Başlangıcından hiç kıpırdamaması lazım. Kıpırdamaması için de, aman bölünmeyelim, aman bölünmeyelim değil, aman büyüyelim, aman büyüyelim denmesi lazım. Bölünmeyelim, bölünmeyelim dedikçe, hastalanırız. Böyle olmaz. Büyüyelim, büyüyelim diyeceksin. Türk İslam Birliği’ni yaptığında, bölünme edebiyatına da gerek kalmaz. Adam zaten ağzına alamaz. Fakat karşı düşünce işte “Amerika müsaade etmez.” Kardeşim sen Amerika’ya sordun mu? Nerden çıkartıyorsun sen Amerika’nın böyle bir düşüncede olduğunu? “Amerika müsaade etmez” diyor. Sanki Amerika elinde odunla bekliyor kafasına vuracak. Nereden biliyorsun sen? Sordun mu sen? Böyle bir olay yok. Amerika, Türk İslam Birliği’ni istiyor, yani biliyorum. Üst düzeydeki adamlar istiyorlar, biliyorum. Nereden çıkartıyorsunuz? Amerika’nın istemediği yobazlık, gericilik. Yani Asr-ı Saadet modelindeki bir İslam anlayışını Amerika istiyor. Öyle bir şey yok. Yobazlığa zaten en başta ben müsaade etmem. Yani öyle bir konu yok. Yobazlara ben kök söktürürüm. Amerika’nın, Rusya’nın devreye girmesine gerek yok. Amerika’da da birçok yobaz var. Onların da biz tepesindeyiz. Onları da tepeleyeceğiz fikren. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA:Siz muhtelif defalar Hocam, hem Amerikan radyolarında, televizyonlarında röportajlarınızda zaten anlattınız bu konuları, çok da hoşlarına gidiyor Hocam, hiç öyle katılmadıkları bir konu olmamıştı.
ADNAN OKTAR:Kardeşim şimdi durduk yere söylemeyiz. Ben diyorum ki, Amerika Türk İslam Birliği’ni istiyor. Ben bunu ispat ederim. Ama aksini söyleyen ispat edemez. Yani biliyorum. Rusya da istiyor. Ama medeni, modern, sevgi dolu, hür, demokratik, coşkulu, bilime, sanata sonuna kadar açık, herkesi seven, ırk ayrımı yapmayan, mezhep ayrımı yapmayan, kucaklayan bir İslam anlayışı. Bu dünya için, cennet anlamına geliyor, bir nevi. Buna deli olması lazım bir insanın karşı olması için. Ama Cübbeli modelinde bir İslam anlayışını getirirsen, o zaman ilk başta biz karşısında oluruz ve ben tek başıma yeterim, onu söyleyeyim. Allah’ın izniyle öyle bir şeye müsaade etmeyiz. Amerika, Rusya bizi ilgilendirmez. Çünkü Amerika’da da bayağı yobaz var. Hristiyan yobazlar da var, Musevi yobazlar da var. Onlar Musevileri mahvediyor, öbürleri Hristiyanları mahvediyor, öbürleri de Müslümanları perişan hale getiriyor. Müsaade etmeyiz. Cübbeli de tabii cahilliğinden yani alabildiğine cahilliğinden, kapalı yetişmiş olduğundan, ne tehlikeden haberi var, ne yaptığı tahribattan haberi oluyor, yani çocuk gibi, başına buyruk, istediği şeyi yapıyor ve tahribatı yaptıktan sonra da eli ayağına dolaşıyor. Şeyh Nazım Hocamız çok güzel anlatıyor: “Fındık ekiyorum der, fıstık eker, ne yapacağız der, karar veremez” diyor, hakikaten öyle. Ama bizim oradaki asıl üzerinde durduğumuz şey, o zihniyet. Sevginin olmadığı, dürüstlüğün olmadığı, yalanın kol gezdiği, hurafelerin kol gezdiği, kadınların ezildiği, kadınlardan nefret edildiği, çocukların ezildiği, azılı münafıkların, gösteriş yapan sahtekarların baş tacı edildiği, zift gibi karanlık bir dünyanın oluşturulduğu, sanatın, bilimin tamamen ortadan kaldırıldığı, korkunun kol gezdiği, her lafın karşılığı, her hareketin karşılığı sopa değnek ölüm olan korkunç ve kabus dolu bir faşist sistemi, biz istemiyoruz. “Ben yaparım” diyor, yapabilirsen yap bakalım, adım attırmayız. Öyle bir şey olmaz. Yani bunu unutacaklar. Havada yakalarım, karada da ezerim Allah’ın izniyle. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in, o sıcak iklimini istiyoruz biz. Sevecen, dostane, bütün kafaların, beyinlerin, ruhların gevşediği, herkesin kendini emin saydığı, elini kolunu sallayarak sokaklarda gezdiği sistemi istiyoruz. Bakın Resulullah (s.a.v.) ne kadar güzel anlatmış; “benim evladım Mehdi (a.s) çıkacak, kadınlar” diyor, kadın sevgisi burada devreye çıkıyor. Bakın “kadınlar Şam’a kadar tek başına gidebilecekler” diyor. Bu ne demektir? Demek ki, kadınların üstünde, müthiş bir baskı ve nefret sistemi oluşturuluyor. Yobaz sistem, komünist sistem, faşist sistem, Darwinist-materyalist sistem. Ne diyor Darwin kadınlar için? “Köpek gibidirler, evde bir köpek beslemenizden farkı yoktur” diyor kadın için. “İlkel varlıklardır” diyor. “Evrimini tamamlamamış ilkel varlıklardır ama her halükarda da köpekten de iyidirler” diyor. Yani “köpeğe bakmaktan daha kolaydır onlara bakmak.” Yani “daha iyi söz dinlerler” diyor. O zihniyet aslında dinsiz bir zihniyet oluyor. Yani kökeninde dinsizdir yobazlık. Yani halk bunu bilmiyor. Kendi aralarında yobazlar birbirlerinin dinsiz olduğunu bilirler. Yani Allahsız, Kitapsızdır münafıklar. Onun için rahmetli Atatürk de diyor: “İmansız Hocalar” diyor. Yani çok muazzam bir vurgu “imansız Hocalar.” Atatürk’ün karşı olduğu bu tiplerdir. İnşaAllah. Ve hep Allahsız, Kitapsız, dinsiz imansızlardır. Ama halka çok iyi kendini dindar gösterirler. Yani hakikatten muttaki zannedersin. Gerçek dünyaları çok korkunç oluyor. Çok karanlık ve çok iğrenç oluyor. Yobaz zihniyet diyeyim yani gerici zihniyet. Mesela yobazlığa, bir kısım çevreler karşı olurdu fakat onlar da çok akılsız bir yöntemle direkt dine saldırıyor. Yani o kadar akılsızca bir yöntem ki o. Sen ne yapıyorsun, Allah’a karşı tavır alıyorsun, yobazlığa karşı oluyorum diye. Daha beterini yapıyorsun sen, daha yanlış bir şey yapıyorsun. İslam’a, Kuran’a sarılsana yobazlığı ortadan kaldırmak için. Madem hürriyet, sevgi istiyorsun, güzellik istiyorsun, güzelliğin kaynağına sarılsana. Bak şimdi Kuran, 70 yıl sonra yavaş yavaş kalkmaya başlayacak. Şimdi mesela 30 yıl sonra evlenen gençler düşünelim, çocuğu oluyor, 30 yıl sonra çocuğu oluyor, 30 yıl sonra evlenen kişilerin çocukları, dinin yıkılış tarihlerini görecekler, İslam’ın yıkılış tarihlerini görecekler, gerileme tarihlerini görecekler. Orada dinsizliğin nasıl korkunç olduğunu, nasıl acımasız bir sistem olduğunu, nasıl medeniyeti, kültürü, sanatı, sevgiyi, aileyi, devleti, her şeyi mahvedip bitirdiğini bizzat gözleriyle görecekler. Şimdi biz tarif ediyoruz, “acaba nasıl bir şey” diyor. Fiilen göreceksiniz. Bakın ekonomik krizin nedeni şu an dünyadaki dinsizlik. Ekonomik krizin tek nedeni budur, başka bir şey yok. Mesela ailelerin parçalanmasının nedeni; dinsizliktir. İntiharların nedeni; dinsizliktir, uyuşturucunun nedeni; dinsizliktir, sapıklığın yayılmasının sebebi; dinsizliktir, mutsuzluğun ve neşesizliğin nedeni; dinsizliktir. Halkın yüzde doksan dokuzunun suratı asık, neşesiz, ızdırap içinde ve gerginler; bütün dünya. Aksi varsa gelsin bana söylesinler. Kardeşim diskolarda bile bakıyorum, çekim yapıyorlar, hiçbiri mutlu değil. Ayakta böyle suratı bir karış, kızgın sacın üstünde ayağı iniyor gibi, bir ayağını kaldırıyor, bir ayağını aşağı indiriyor, suratı bir karış, gülmeye çalışıyor, gülemiyor acı acı. Mesela dilini çıkartıyor bilmem ne yapıyor ama daha da onların gerginliğini artırıyor o. Çünkü daha da korkutucu, daha rahatsız edici bir ortam meydana getiriyor. Kendini yerlere atıyor, bağırıyor çağırıyor fakat milletin asabını bozmaktan başka bir şeye yaramıyor. Neşelenemiyor, neşelenemez. Din olmadan neşe olmaz. Adam, “o zaman sana dini sunalım” diyor, bakıyoruz yobazlığı getiriyor. Sen delirdin mi kardeşim? Ya komünistlik, ya faşistlik, ya yobazlık. Üçünü de bir kenara alalım. Asr-ı saadet Müslümanlığını istiyoruz biz. Hz. Hasan (r.a), Hz. Hüseyin (r.a.), on iki imam nasıl neşeliydiler, Hz. Ali (r.a) nasıl neşeliydi. Hz. Ali (r.a.)’a, hilafet verilmemesinin, halifelik verilmemesinin bir sebebi var. Hz. Ömer (r.a)’a soruyorlar, “Hz. Ali (r.a)’ı halife yap” diyorlar, “o efdal’dir” diyorlar yani Peygamberimiz (s.a.v.)’den çok fazla hadis var, sevilen bir insan, “çok şakacı” diyor, akşama kadar şaka yapıyor, çok neşeli. Aslında güzel bir şey de, Hz. Ömer (r.a) tabi biraz celadetli olduğu için, o daha ciddi olmasını istiyor. Yani bakın halifelik vermemesinin nedeni; çok hoş bir nedenden, neşeli olması. Sürekli şaka yapıyor, nereye gitse. Bakın bir tane özellik göster” diyor, “çok şakacı o yüzden halife yapmayacağım” diyor. Müslüman öyle olacak işte, Hz. Ali (r.a) gibi. Neşeli, etrafını sevince boğan, coşkulu, sürekli hediyeler veren, para dağıtan, imkanlarını dağıtan, cömert, ziyafetler veren. Mesela bakın Cenab-ı Allah, Müslümanların ziyafet vermesini Kuran’da ısrarla belirtir. Hz. İbrahim (a.s)’a misafirler geliyor, tanımıyor, bilmiyor, “hoş geldiniz, sefa geldiniz, buyurun” diyor. Bilmiyorsun, tanımıyorsun, ama bakın Müslüman ahlakı işte. “Hemen buyrun” diyor, en güzel yere alıyor, “semiz buzağıyı hemen kestirdi” diyor, hemen bir kısmı ızgara, bir kısmı haşlama, bir kısmı pilav neyse artık şahane bir sofra meydana getiriyor. Hemen “buyrun” diyor. Misafirler, “biz yemek yemeyiz” diyorlar, Hz. İbrahim (a.s) acayip ürküyor öyle deyince. Çünkü yorgun ve dışarıdan gelmiş bir insanın ilk yapacağı şey nedir? Açlık ve susuzluktur. Gelenler ne açlık biliyorlar, ne susuzluk biliyorlar, o zaman olağanüstü bir şey var. Metafizik varlıklar olduğunu o zaman anlıyor. Hiçbir şekilde yemek yemiyorlar. Akşam oluyor, yine yemek yemiyorlar, ertesi gün oluyor yine yemek yemiyorlar. İnsan görünümünde Melek. Yani ilk fark edemiyor onların ne olduğunu, yemek yememelerinden anlıyor. Hiçbir şekilde yemek yemiyorlar. “Biz yemeyiz” diyorlar. “Biz görevli geldik” diyorlar inşaAllah. Konu buraya geldi, fakat özetle şunu söyleyeyim, Müslümanın gecesi, gündüzü bayram olacak, misafirleri olacak, ziyafet verecek, kazandığını dağıtacak ama herkes. Fakir bile olsa, onun bir sofrası olacak buyrun diyecek. Böyledir Müslümanlık. Mesela bir kıyafeti var, arkadaşı diyecek “ne kadar güzel” diyecek, çıkartıp verecek kıyafetini. Böyledir aslında. Ama egoistlik yayıldığı için, insanlar onu yapmıyorlar. Benim dedem öyleydi rahmetli, köyde, çok iyi hatırlıyorum, altın kaplama bir tabakası vardı, birisi dedi ki; “dede o ne kadar güzel maşaAllah” dedi, o çıkarttı ona verdi. Ama ne derseler verirdi Allah’ın hikmeti. Mesela birisi bir şeyi beğendiğinde, mutlaka dağıtıyordu. Onun için millet güzel demeye çekiniyordu. Osmanlıdan kalan bir ahlak. Yani Müslüman ahlakıdır, Resulullah (s.a.v)’in ahlakıdır. Mesela Resulullah (s.a.v)’e desen ki sen, bir bardak için “Ya Resulullah bu ne kadar güzel bir bardak” desen, “al senin olsun” der. Hz. Ali (r.a)’a desen, “al senin olsun” der. O ona, o ona. Çünkü bu bir mutluluktur. Mesela tamam güzel bir kap var elinde ama kardeşin öyle bir sevinecek ki, sen evinde sana ait olmasından, on misli daha mutlu olacaksın. Mesela bir genç kız da küçük bir hediye bile, ne kadar hoşuna gidiyor kız çocuklarının değil mi, acayip hoşlarına gidiyor. Ama nedir değeri? Mesela çok düşük oluyor ama onun duyduğu mutluluk, kıyası kabil değil, müthiş mutlu. Onun mutluluğunun zevki çok güzeldir. İşte Müslümanlıkta böyle bir sistem vardır ayrıca. Biz bunun peşindeyiz. Yoksa Özdemir İnce tarzında, diğer adamlar tarzında adamlar gelişiyor ve çok ürkütücü olur, çok rahatsız edici, soğuk, buz gibi bir dünya olur. Onun sonucunda da insanlar intihara teşebbüs ediyorlar, ekonomik kriz oluyor. Allah vermesin, her yerin Özdemir İnce gibi olduğunu düşünün, her yerin; dünya ne olur Allah vermesin. Mahvoluruz Allah vermesin. Ne sevgi, ne şefkat, ne muhabbet, ne coşku, ne sanat, ne bilim hiçbir şey olmaz, insanlar felç olur. Bu Mehmet Ali Birand da durup durup böyle kendi kendine, fikir imal etmeyi bıraksın, biraz ufkunu açsın. Mesela Yiğit Bulut, çok delikanlı çocuk, çok yiğit. Onun dürüstlüğünde, onun delikanlılığında olsun. Eğer örnek almak istiyorsa, onu örnek alsın kendisine. Bıraksın Aydın Doğan kafasını. Aydın Doğan’a oradan, buradan üflüyorlar, o da onlara üflüyor, bıraksın bu metodu. Türk milletini Hürriyet Gazetesi yönlendiremez, Doğan Medya yönlendiremez. Zaten Hürriyet Gazetesi dediğinde, insanlar, bir noktayı koyuyor, küçük bir nokta koyuyor. Bakın ne zaman okusak, mutlaka bir acayiplik çıkıyor. Ağzınızdan bir güzellik çıksın, bir Türk İslam Birliği’nden bahsedin, bir İttihad-ı İslam’dan bahsedin, bilim ve sanatın gelişmesinden bahsedin, neşeden, mutluluktan, sevinçten bahsedin. Zoraki bir sevgiden bahsetmeleri için ısrar etmiştim, koro halinde bir sevgiden bahsettiler, bitti, vazifeleri bitti. Kardeşim her gün bahsedin sevgiden, iki kelime de olsa bahsedin, dostluktan bahsedin. Bahsedemiyor, içinden gelmiyor adamların. Ama öğreteceğiz inşaAllah.
“Gülcan Bingöl. Hocam ben sizden, kızım için dua etmenizi istiyorum. Geçen hafta sizi rüyamda gördüm, Said Nursi Hazretleri ile beraberdiniz” diyor. “Sohbet ediyordunuz” diyor. “Güleryüzlüydünüz” diyor. “Kızım hastanede yaşam mücadelesi veriyor. Erken doğdu, yedi yerden kemikleri kırıldı, cam kemikten şüpheleniyorlar. Çok çaresiz kaldım Hocam. Açelya Ela kızımın ismi. Dua ederseniz.” Benim canım bak, benim bu güzelim belki cennet için yaratıldı, sen niye telaş ediyorsun? Sanki hepimiz yaşayacakmışız da, sonsuz yaşayacakmışız gibi. 10 yıl, 20 yıl, 30 yıl, 40 yıl, 50 yıl, 60 yıl sonra, üç beş on yıl sonra hiç birimiz kalmayız. Hadi 60 sene olsun, hadi 70 sene olsun. Bu güzeller güzelini belki Allah senin için, cennet için yarattı. Sen ne biliyorsun? Allah onu sana bir Vildan olarak belki gönderdi, cennetten bir Vildan olarak geldi. Gelip bir bakar, geri gider. Panik olmana gerek yok. Seninle tanışmaya gönderiyor Allah. Ama inşaAllah Allah şifa versin ama seni görmeye de gelmiş olabilir cennetten. Niye telaş ediyorsun? Allah şifa versin, sağlık sıhhat versin, güzellik versin, iyilik versin hepimize de ama Allah’ın yaptığı ikramı yanlış anlarsan da, bu çok acı olur, çok yanlış olur. Cenab-ı Allah git bir anneni gör de gel diyebilir, git bir babanı gör de gel diyebilir güzel Açelya’ya, niye tedirgin oluyorsun? Bu devir, acayip bir devir. Acip şahsın olduğu bir devir. Acip bir zamandayız. Hem Mehdi (a.s), hem İsa (a.s)’ı göreceksiniz. Dünyanın her tarafı metafiziktir. İnşaAllah. “Es Selamu Aleykum.” Ve Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu Gülcan Hanım.
“Değerli Muhammed Adnan Hocam. Allah’ın selamı ve bereketi üzerinize olsun. Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Hocam, İnşirah Suresi’nin 4. ayetinde, şeytandan Allah’a sığınırım. “Senin zikrini (şanını) yüceltmedik mi?”ayetinin ebcedi; 2009 inşaAllah. Acaba bu durumda bizler de, Mehdi (a.s) dünya çapında üne kavuştuğu veya televizyon ve internet gibi araçlarla zikrini, şanını yücelttiği tarihin, 2009 yılı olduğunu düşünebilir miyiz inşaAllah” diyor. Şimdi yorumlayabiliriz tabii. Nitekim de o yönde bir açıklamamız olmuştu daha önce, mümkün tabii inşaAllah.
“Hocam hayırlı geceler. Ahiz zaman, Hz. Mehdi (a.s) ve Hz. İsa (a.s)’dan bahsedince çoğu insan, “sen bunları niye araştırıyorsun, niye bunları düşünüyorsun” diyorlarmış. “Ahir zaman ile ilgili hadisler, müteşabihdir” diyorlarmış. “O kadar Allah dostu varken Hz. Mehdi (a.s)’ı bulmak sana mı kaldı” diyorlarmış. Şimdi Allah dostu tamam, ama Allah dostu cennete giderse ayrı gidecek, öteki nasıl olacak? Allah dostu seni kurtaramaz ki. O kendini kurtarır. Herkes imanın nuruyla Allah’ı fark etmek, Resulullah (s.a.v.)’i sevmekle mükellef. Peki Allah’ı fark edemeyen, Mehdi (a.s)’ı nasıl fark etsin? Allah’ın farkında değil adam. Allah’ı aşkla fark eden, Mehdi (a.s)’ı da aşkla fark eder. Allah’ı fark edemeyen, Mehdi (a.s)’ı da fark edemez. Dolayısıyla münafıkun ve münafıkat, iblisun ve iblisat, ahir zamanın gizli dinsizleri, Mehdi (a.s)’dan nefret ederler, İsa Mesih’ten nefret ederler, Kıyamet’in gelmesini asla istemezler, dünyadaki tatlarının bozulmasını asla istemezler ama namazını kılar, orucunu tutar güya, fakat bu konuların asla dillendirilmesini istemezler. İttihad-ı İslam, panik olurlar duydukları vakit, Türk İslam Birliği’ni asla istemezler. Said Nursi’yi unutturmak isterler, Seyyid Salih Özcan Hocamızı unutturmak isterler, Said Özdemir Ağabeyi unutturmak isterler, Fırıncı Ağabeyi unutturmak isterler, Sungur Ağabeyi unutturmak isterler. En sonunda onlar Kuran’ı da unutturmak isteyecekler. Yani Türkiye’ye uygulanan projenin gereği olarak. Niye şaşırıyorsun? Böyle adamlar bunu diyecektir. Kıyamet ile ilgili o kadar çok Kuran ayeti var ki ama adam istemiyor. “Bu ayetleri okumamıza gerek yok, bunları düşünmemize de gerek yok” diyor Kıyamet ayetleri için. “Ne alakası var, biz öldüğümüzde zaten Kıyametimiz diyor” diyor. Peki Allah’ın anlattığı ayetler nedir? “Bunu boş ver sen” diyor. Ne ile ilgilenelim diyoruz, “hastaneler açalım, okullar açalım, holdingler kuralım, ticaretimize bakalım” diyor. Hastanede, Allah belanı verir, tedavi olursun. Okulda dinsiz, imansız sapık yetiştirirsin ve başına bela olur. Holding kurarsın, iflas edersin, başına bela olur, holdingde de kendin gibi adamlar yetiştirirsin. Allah başından belayı eksik etmez. Aklını başına alacaksın. Peygamberimiz (s.a.v.) ne hastane kurdu, ne holding kurdu, ne okullar açtı; İslam’ı hakim etti. Zülkarneyn (a.s) da öyleydi, Süleyman (a.s) da öyleydi. “Onlar o zaman öyleydi, bu zaman böyle, o zaman insanlar Allah’a inanıyordu, bu zaman insanlar Allah’a inanmıyordu” diyen sapıkların konumuna düşersin değil mi? Onun için modern olacağız diye, bir kısım zevat sapıtıyor. Allah akıllarını arttırsın.
Şimdi canım kardeşimiz, bir sorsun bakalım insanlar Allah’a inanıyor mu? Allah diyor ki: “sorduğunuz zaman insanlar Allah’a inandıklarını söylerler” diyor. Detaya girdiklerinde Allahsız oldukları anlaşılıyor. Peki diyorsun İttihad-ı İslam’ı istiyor musunuz? “Sen ne yapıyorsun” diyor. Bu ne demektir? Allahsız, Kitapsız demektir. Çünkü Kuran’ın dünya hakimiyetini istemiyorsa bir insan, küfür içindedir. Başka açıklaması yoktur. Din olsun ama hakim olmasın. Din olsun ama yaşanmasın. Kafirliktir, küfürdür. Onun için bunlar gizli dinsiz oluyorlar. Biraz araştırılsa, soruşturulsa hemen anlarsınız. Türk İslam Birliği’ni istiyor musun? “Allah esirgesin” diyor. İttihad-ı İslam, “aman aman”, Kıyamet “aman aman”, İsa Mesih’in inişi “sakın sakın.” Ne istiyorsun? “Ticaret istiyorum. Allah hastane parasını kazandırıyor onlara, kefen parasını kazandırıyor. Ve Müslümanlar onların mallarına varis olacaklar. Onlar kazansınlar, Müslümanlar o malları, Allah yolunda harcayacaklar inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Hocam siz Mehdi (a.s)’ın çıkış alametlerinden biri olarak şiddetli yağmurları, hadislere dayandırarak açıklamıştınız. Bu yönde gelişmeler var Hocam inşaAllah. Bir süredir devam ediyor zaten inşaAllah. Avustralya’da çok büyük yağmurlar yağıyor Hocam siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. Hadiste şu şekilde buyuruyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.): “Ev ve kulübe bırakmayan şiddetli yağmur yağıncaya kadar Kıyamet kopmaz. (Rumuz-El Ehadis, 476/11). Bunlar Avustralya’daki haberler; “Nuh Tufanı gibi” diyor. Avustralya’da, Türkiye’den büyük bir alan sular altında. 900.000 kilometrelik bir alan, (Türkiye 780.000 kilometre kare), sular altında kalmış” Hocam. Türkiye’den daha büyük bir alan.
Ayrıca Hocam, “hastalardan ücret alınmamasına” yönelik açıklamalarınız olmuştu inşaAllah. Çay Tv, 11 Mart 2009’da diyorsunuz ki; “Her hasta bizim sorumluluğumuzdadır millet olarak. Hasta olmak suç değildir, şereftir, onurdur ve yükümlülüğü bizim üzerimizdedir. Hasta olduğunda, o kardeşimiz artık bize emanettir, milletçe bize emanettir. Ona biz bakacağız, yemesinden, içmesinden, konforundan, neşesinden, mutluluğundan, tedavisinden, her şeyinden biz sorumluyuz” demiştiniz Hocam. Dün çıkan haberde; “Parasızlık artık öldürmeyecek. Sağlık Bakanlığı genelgesine göre, özel hastaneler, kanserden doğuma, yoğun bakımdan, kalp hastalıklarına tedavilerine kadar birçok konuda vatandaştan ilave ücret talep edemeyecek” diye bir haber var Hocam. “Kanser ve kalp hastaları özele fark vermeyecek”, “Bu hizmetlerden ücret alınmayacak” diye bir liste var Hocam. Bütün büyük hastalıklar, kanser dahil olmak üzere, “ücret alınmayacak” diye haber var Hocam maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Tabii mesela adam yanmış, Allah esirgesin, “hemen geç muhasebeye” falan, “bu büyük masraflı iş” diyor. Adam perişan, büyük bir imtihan geçiriyor. Veyahut araba çarpmış, ağız burun dağılmış, “hemen muhasebeye geçelim, buyrun” diyorlar. Ne muhasebesi? Ben parası neyse vereceğim, vatandaş parası neyse verecek. Acil gelen insandan para alınmaz. Allah razı olsun hükümet, iki yıldan beri söylediğimiz bu istirhamımızı, sonunda yerine getirdi. MaşaAllah, Elhamdülillah. Kanser hastası, kardeşim zaten ailece tedirgin oluyorlar. Çok pahalıya mal oluyor diyorlar. Ne kadara mal oluyor? “Yani en az 400 milyarını alırız hemşerim” diyorlar. Adamın evi mesela 200 milyarlık bir evi var, emekli maaşıyla onunla geçiniyor, bir de arabası var, bankada bir parça parası var, hepsini veriyor. Çoluk çocuk sokakta kalıyorlar. Bu nedir? Kanser olan adamdan para alınır mı? Allah’a çok şükür ki böyle bir gelişme oldu Elhamdülillah. İki yıldan beri istirham ediyoruz, sürekli üstünde duruyoruz, sonunda Allah duamızı kabul etti, Elhamdülillah bizi vesile etti, böyle güzel bir netice oldu.
“Selamun Aleykum ve Rahmetullah.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Hocam, ben Ferdi Topal, Almanya’da yaşıyorum, sizi üç aydır takip ediyorum, hem Facebook, hem de www.HarunYahya.orgsayfasından. Hocam sizi çok seviyorum. Programlarınızı severek izliyorum. Hocam gurbette yaşamak kolay değil.” Şimdi yine gurbete başladılar. Almanya bizim. Orası da Müslüman olacak inşaAllah. Üç milyondan fazla serdengeçti koç yiğit var. Osmanlı delikanlıları, orayı muhasara altına almış. Fetholmuş Almanya. Orası nasıl gurbet oluyor? O zaman her yer gurbet olur. “İnsanlar rahatlıkla dinden çıkabiliyor.” Deccaliyetin özelliğidir. Darwinist-materyalist eğitim içerisinde, eğer eğitimli, bilgili değilse, dar düşünüyorsa Allah esirgesin bu felakete uğrayabilir. “Ama sizi izledikçe kalbime iman geliyor.” EvelAllah dinsizlere, imansızlara karşı çekilmiş kılıcız Elhamdülillah, inşaAllah ilim kılıcı. “Hocam sizden Allah rızası için bir ricam olacak. Hocam İmam-ı Rabbani Efendimiz olsun, Said Nursi Efendimiz olsun, bunlar hakkında çok az bilgiye sahibim. Programınızda detaylı bilgi verirseniz çok sevinirim Hocam. Allah feyzinizi arttırsın, Allah sizden razı olsun, bizlere maşaAllah yoğun imanımıza sebep oluyorsunuz. İyi ki varsınız Hocam, Allah sizden bin kat razı olsun. Bütün programa emeği geçen arkadaşlardan Allah razı olsun. Ferdi Topal.”
“Selamun Aleykum.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. Hocam ben sizi ziyarete gelen dört koç yiğitten biriyim.” Erman Gündoğdu. “Değerli Hocam size sorum; Hz. İsa (a.s) ile ilgili olarak, Hz. İsa (a.s), dünya siyasetini ele geçirmek üzere olduğunu hangi gelişmelerden anladınız? Hz. İsa (a.s) kendini tanıyor mu? Peygamber olarak gelmeyecekse, Çantacı Necmi Ağabey’in röportajında vardı. Mucizat nasıl gösterecek. Bediüzzaman Hazretleri buyurdu ki; “Bu büyüyü ancak mucizatlı Peygamber kaldırabilir” yanlış hatırlamıyorsam. Hocam bir başka sorum şu olacaktı: Akıl hastanesinde kaldığınız zaman size dua eden, ruhaniyetiyle yetişen üç evliyanın kimler olduğunu düşünüyorsunuz. Mehdiyet bir bütün başarı ise, kaderimiz ise Allah inşaAllah bizleri dahil eder. Mehdiyet’i kaldıracak samimiyet var mı? Onu Allah bilir. Samimiyeti kaldırabilecek güçlü iman, seçkin kullara nasip olur. Erman Gündoğdu.” Diyor. Peygamber olarak tabii yani unvanı alınmıyor, yine Peygamberdir. Yani şimdi Peygamberimiz (s.a.v.)’e, “oku” ayeti geldiğinde, “İkra” Allah’ın adıyla oku” diye, Peygamberliği aldı. Mesela ondan sonra, Cenab-ı Allah başka vahiy vermemiş olsa bile, o hükmen Peygamberdir. Şimdi Hz. İsa (a.s), Kuran’a tabi oluyor ama vahiy almamış olması, onun Peygamberliğinin hükmünü kaldırmaz. Yani şeriat getiren bir Peygamber değil, o, şeriat getirmiyor. Yoksa ün olarak tabii ki Peygamber inşaAllah. Ve mucize gösterecek Hz. İsa (a.s). Dünya siyaseti, adım adım ele geçirilir, yavaş yavaş. Mesela bir siyasi parti de yavaş yavaş iktidar olur. Mesela bir fikri düşünce, yavaş yavaş hakim olur. İnşaAllah.
“Selamun Aleykum Hocam. Ben Caferiyim.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. Koç yiğitsin sen maşaAllah. Sizi uzun zamandır takip ediyorum. Hz. Mehdi (a.s) konulu tüm çalışmalarınızdan istifade ediyorum. Ben Hz. Mehdi (a.s) konulu hadislere özel ilgi duyuyor, sürekli araştırıyorum. Son araştırmalarım sırasında rastladığım bir hadisi sizinle paylaşmak istiyorum. Mehdi (a.s) ile ilgili bir rivayet: “İmam-ı Ali (r.a)’den; Peygamberimiz (s.a.v.)’in bir hadisi: “Oğulcağızım Türkler coşup, harekete geçtikleri zaman” “Türkler” yani Türk milleti “coşup” feveran edip, “harekete geçtikleri zaman, Mehdi (a.s)’ın velayetini bekle. Kıyam edecek, adaletle davranacaktır.” Bak Mehdiyet ile Türklük iç içe görüyor musunuz? Diyor ki “nereden çıkartıyorsun Türk İslam Birliği’ni?” Hadislerden çıkarıyorum. Zeynüddin Ali bin Yunus El Nebati El Sıratı Müstakim, Cilt 2, sayfa 264. Sevgi ve hürmetlerimi sunuyorum Hocam” diyor. Muhammed kardeşimin ismi.
Ahmet Hakan yine Bediüzzaman ile ilgili konuşmuş. Prof. Dr. Nurşen Mazıcı’yı şunu bunu çıkaracağına, Bediüzzaman’ı bilmeyen insanları çıkaracağına, Bediüzzaman’ı bilen insanları çıkarsana. Said Özdemir Ağabeyi çıkar, Fırıncı Ağabeyi çıkar, bizzat yanında yaşamış insanları çıkar. Daha kulağını yıkamamış adamları alıp getiriyorsun, orada konuşuyorsun, olmaz. İnşaAllah. Yani sağ kulağını yıkamış oluyor, sol kulağını yıkamamış oluyor, öyle onu kastediyoruz yani.
OKTAR BABUNA:Dün Hz. Mehdi (a.s) ve Hz. İsa (a.s)’ın vefatından sonrasıyla ilgili ilk defa çok önemli açıklamalarınız olmuştu maşaAllah. “Hz. Mehdi (a.s) ve Hz. İsa (a.s)’ın vefatından sonra, küfrün azgınlaştığı dönemde, gizli bir Müslüman yapılanması olacaktır” demiştiniz. “Gizlenerek, kendilerini muhafaza edeceklerdir. Gizli ve mağlubane bir topluluk olacaklardır. Onlar gizli mağlubane mücadele ederken, kendilerini korumak için, değişik alışık olmadığımız yöntemler kullanacaklar. Tebliğ yapmayacaklar. Birbirlerini bulmaları da ayrı bir yöntemle olacaktır. Aldıkları sevap çok yüksek olacaktır. Toplu ibadet edemeyecekler, sayıları çok azalacak zaten. Azala azala son 1545 gibi birkaç tane kalacak” demiştiniz Hocam maşaAllah.
Açtığım sayfada Şuara Suresi geldi. Şeytan’dan Allah’a sığınırım. Rahman Rahim Olan Allah’ın Adıyla. “Ta, Sin, Mim. Bunlar, apaçık olan Kitab'ın ayetleridir.” Kitap demek ki kapalı değil, açık. “Onlar mümin olmayacaklar diye neredeyse kendini kahredeceksin (öyle mi?)” Peygamberimiz (s.a.v)’i uyarıyor Cenab-ı Allah. Çünkü Allah onları küfür için yarattıysa, onlar küfür içinde kalırlar.“Dilersek, onların üzerine gökten bir ayet (mucize) indiririz” Gökten inen mucize, mesela Hz. İsa (a.s), ebcedi 2022 tarihini veriyor çünkü. Bakın “Dilersek, onların üzerine gökten bir ayet (mucize) indiririz” diyor. Hz. İsa (a.s)’ın inişi bir mucizedir zaten. “O Kıyamet için bir alamettir” diyor Cenab-ı Allah, Hz. İsa Mesih’in inişi için. Bir tek Hz. İsa (a.s) için söylüyor Cenab-ı Allah bunu. Hiçbir Peygamber için söylemiyor. “O (İsa Mesih), Kıyamet için bir alamettir”, Kıyamet alametidir inşaAllah. Tabii ayetin birçok anlamı var, bir anlamı da bu. “Onlara Rahman (olan Allah) dan yeni bir uyarı gelmeyiversin, hiç tartışmasız ondan yüz çevirirler.” Mesela Mehdi (a.s) gelecek diyorsun, kabul etmiyor. Mehdi (a.s)’ın alametleri çıktı diyorsun, sayıyoruz tek tek kabul etmiyor. Ne diyor Cenab-ı Allah? “yeni bir uyarı gelmeyiversin, hiç tartışmasız ondan yüz çevirirler. Gerçekten yalanladılar” “Olur mu” diyor, “İttihad-ı İslam, Türk İslam Birliği yok öyle bir şey, Mehdiyet de yok, İsa (a.s) da gelmeyecek” diyorlar. “Gerçekten yalanladılar; fakat alay konusu yaptıkları şeyin haberi kendilerine pek yakında gelecektir.” Pek yakında hem Mehdi (a.s)’ı görecekler, hem İsa Mesih’i görecekler. Güya kendilerince fosforu eksik kafalarıyla, kendilerince alay ettiklerini zannettikleri şahıslar, kişiler tam karşılarına gelecek ve dediklerine pişman olacaklar inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Arıların petek örmeleriyle ilgili bir film vardı, gösterelim mi Hocam.
ADNAN OKTAR:Görelim. Arılar ne şeker şeyler bunlar böyle. Bunlarla arkadaş olmak lazım. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA:Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, siz hep anlatmıştınız Hocam. Petek örmeye de civardan başlıyorlar. Ortada birleştiklerinde hiçbir ek yeri olmuyor. Hepsi birbirine muntazam olarak, aynı olan altıgen, iç açılarının toplamı 720 olan, 120 derecelik açılarla ve bütün kovanı da petekleri 13 derecelik açıyla yatık olarak imal ediyorlar, balın akışkanlığından dolayı, hepsi birbirinin tıpatıp aynısı olan, hiç ek yeri olmayan ortada birleştiğinde, mükemmel güzellikte yapıyorlar Hocam, binlerce arı.
ADNAN OKTAR:Bu tek başına çok çok büyük olay. Bu hayvanların aklı yok, fikri yok, tecrübesi yok, baksana jilet gibi, acayip düzgün yapıyorlar. Nereden bilirsininiz bunların petekleri bu kadar açılarını düzgün yapmayı, içine bal doldurmayı, balı muntazam düzgünce kapatmayı, yavrulara bakmayı, yavrulara süt vermeyi. Evrimcilere göre bunların hepsi tesadüf. Hep tesadüf sonucu olmuş. Kendi kafalarına göre. Buradaki simetri, altın oran, mükemmellik, bunların gösterdiği şefkat, merhamet hissi, gösterdikleri akıl. Bir de hepsi sevmelik yani insan hepsinde böyle sarılıp, sevme hissi duyuyor. MaşaAllah.
Biraz da mürşidlerimizi dinleyelim. Said Özdemir Ağabeyimizi bir dinleyelim. Bir Nur sohbeti olsun. Ağabeyler her gün sohbete geliyorlar ne güzel. Eskiden Risale-i Nur dersi yapmak, ağabeyle ders yapmak çok büyük bir lükstü, çok zordu. Şimdi Ağabeyler evimizi ziyarete gelip, gayet güzel anlatıyorlar. En hayati konuları, en güzel şekilde, şevkle, iştiyakla anlatıyorlar, Allah tecelli ettiriyor evlerimizde. Mehdiyet’in, ahir zamanın bir özelliği. Hayatın geniş dairesini yaşadığımız için, hayatın geniş dairesinde, demek ki Mehdi (a.s)’ın talebeleri, Mehdi (a.s)’a zemin hazırlayan insanlar her yerde görülecekler inşaAllah Mehdi (a.s) da dahil inşaAllah.
Evet görelim.
VTR: Said Özdemir Ağabey ve Abdülkadir Badıllı Ağabey
ADNAN OKTAR:“Arslanlar arslanı Muhammed Adnan Hocam” diyor. “Yüce Rabbim bu Türk milletini o kadar mübarek kılmış ki, dünyanın kapanış perdesini de onlara yaptıracak. O kadar ilginç ki, Mehdi (a.s)’ı Türkiye’den çıkartıyor, ne kadar şükretsek azdır.” Elif Gülcan kardeşimiz yazmış maşaAllah.
“Selamun Aleykum.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. Adnan Hocam, Hz. İsa (a.s) ve Hz Mehdi (a.s) zuhurundan sonra, münafıklar olacak mı? Hz. İsa (a.s) ve Hz. Mehdi (a.s)’ın vefatından sonra hemen bozulmanın başlamasının bir nedeni bu olabilir mi?” diyor Gizem Hanım. Tabii ki, şimdi mesela 11-12 yaşında olan genç kızlar, 22-23 yaşında evlendiklerini düşünelim, çocukları olduğunda onların çocuğu görecek zaten bozulmayı. İslam’ın bozulmasını görecekler. Onların çocuğu da Kıyamet’i görecek. Bu neslin torunları görüyor. İnşaAllah. Sözümün doğruluğunu, Mehdi (a.s)’ın çıkmasından anlayacaklar. İslam’ın hakimiyetinden anlayacaklar. Şimdi mesela Türk İslam Birliği resmi devlet politikası oldu. İki yıl önce böyle bir şey söyleniyor muydu? Duyuyor muydunuz siz? Kimseden duymuyordunuz. İki yıl önce ben bunu sürekli gündeme getirdim ve bu mutlaka olacak dedim. Şu an resmi devlet politikası. Bakın hükümet politikası demiyorum, devlet politikası. Devletin bütün kurumları, Türk İslam Birliği’ne yönlenmiş durumda. Zaten Türk olup da, bu vatanın evladı olup da, Türkiye’nin büyümemesini istememek inanılır gibi değildir zaten. Her Türkün gönlünde bu yatar. Her askerin gönlünde bu yatar. Türk ordusunun da gönlünde bu yatar. Bütün dünyaya fedakarane nizam vermek, düzenleme yapmak, düzen vermek ve idareci olmak. Bizim ruhumuzda vardır bu, genetik yapımızda vardır. Yani dünyaya nizam veren bir millet inşaAllah.
“Selamun Aleykum Muhammed Adnan Hocam. 2011 Yılında ABD’nin, Suriye’ye savaş açacağını söylediler.” Kardeşim şimdi beni söyletecekler. Amerika’nın ayakta duracak hali yok. Yani yiyecek yemek bulamıyor Amerika nereye savaş açacak. Yani Amerika’yı Allah perişan etti. Kimse ayakta duramıyor şu an. Kabadayılık yapacak bir ülke yok şu an dünyada. Hangi ülke savaş açsa, ekonomisi bir anda dibe vurur, mahvolur. Öyle bir şey yok. Dünya sürünme aşamasına girdi şu an. Yani Mehdiyet için yalvarmaya doğru gidecekler. Dünya yalvararak Mehdi (a.s)’ı başa geçirecek dünya. Öyle kabadayılık yapacak hali yok Amerika’nın. Yani Irak’tan da çekiliyor, Afganistan’dan da çekiliyor. Orada zoraki Irak’ın imkanlarıyla, Afganistan’ın imkanlarıyla zoraki geçiniyor şu an Amerika.
“Selamun Aleykum canım Muhammed Adnan Hocam. Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Şeyh Ahmet Yasin Efendimiz, karıncanın ellerini birbirinin üstüne koyup, boynunu bükerek Süleyman (a.s)’a; “ey yedi iklim Padişahı Sultanımız” diye hitabını çok sever ve talebenin Hocasına böyle saygıyla edep tutmasının gerekli olduğunu bize nasihat eder. Ey yedi iklim Padişahı Sultanımız. Edeplerin en güzel bir edeple, saygının en derin bir saygıyla sizi selamlarım.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. Tabii tarikatlar bir adap, edep okuludur, bir ahlak okuludur. Bütün tarikatlar böyledir. Saygıyı, sevgiyi, şefkati, merhameti, vatanseverliği, devletin bütünlüğünü savunan, fitneyi engelleyen, fitneye karşı mücadele eden, güzide, mübarek insanların bulunduğu mübarek yerlerdir inşaAllah. Dolayısıyla da Şeyh Ahmet Yasin Efendimiz de mübarek bir yerden, Şeyh Adil El Hakkani Hazretleri Şeyh Nazım Hocamız’ın kaynağından, o da Resulullah (s.a.v.)’in kaynağından, Resulullah (s.a.v.) da Kuran’dan beslendiği için, tabii ki bir güzellik kaynağı olmuş oluyor. “Sizi çok seviyoruz” diyor. “Gül kokulu canım Hocam. Çok seviliyorsunuz, siz çok kıymetlisiniz. Üstün dualarımız üzerinizde.” Mücahide isimli hanım kardeşimiz. Çok güzel, Allah sevgisini kat kat arttırsın. Ahmet Yasin Hocamıza sıkı sıkı sahip çıksınlar. Çok değerli Hocamız maşaAllah. Çünkü ilmine hürmet ediyoruz, ellerinden öpüyoruz, coşkusu, sevinci, tevazusu, candanlığı, dürüstlüğü ve delikanlılığı, Hz. Ali (r.a) gibi maşaAllah. İt kopuk takımına, it kadar kıymet vermiyor. Sadece Allah’tan korkuyor, acayip candan, hak bildiğini söylüyor, yanlış bildiğini açıklıyor, doğru olanı sonuna kadar savunuyor, ne kadar güzel. Bir tek Allah’tan korkuyor. Bakın Mehdiyet’i coşkuyla anlatıyor. Bir kısmı it gibi korkuyor yağcılık yapacağız diye, insanlardan tepki alacağız diye, hakkı hakikati alenen gizliyorlar, açıkça. Bir kısmı cahilliğinden, o ayrı. Ama bir kısmı da sırf itliğinden.
Deccal hakkında bir yazı var. “El decr sözünden gelmektedir” diyor. “Buna göre deccalin manası; hilekar ve dolandırıcı demektir.” Darwinizm de, hilekar ve dolandırıcı bir sistemdir. Mesela PKK da öyle, hilekar ve dolandırıcı bir sistemdir. “Aynı zamanda yalancı anlamına geliyor. Hatta deccal değilim, yalancı değilim anlamında deccal değilim, aldatıcı değilim anlamında kullanılır” diyor cümle içerisinde. Deccal aldatıcı ve yalancı, Darwinizm’e tam cuk oturuyor kelime. Darwinizm eşittir deccalizm. Sözlük anlamında aslında, sözcüklerde değişiklik yapmak lazım, deccal eşittir Darwinizm, böyle yalancılık hepsi. “Bir gözü kördür” diyor deccalin. Yani bir tarafı gitmiş anlamında. Yeryüzünü dolaşacağı ve uzun mesafeler kat edeceği için de ona bu lakap veriliyor” diyor ayrıca. “Mesih-ül Dalale, dalalet Mesih’i olarak da biliniyor. Hz. İsa (a.s) içinde, Mesih-ül Hüda, Hidayet Mesih’i” deniyor. Deccal için, “kıvırcık saçlıdır” diyor rivayette. Hakikatten Darwin de kıvırcık saçlıydı. “Vücut yapısı bakımında kısa ve bodurdur, ayakları yamuktur.” Tam adama uygun. Hakikaten kafa yapısı da bir garip adamın, garip bir şey. “Medine ve Mekke’ye giremeyecektir” diyor. Hakikaten Darwinizm orada okutulmuyor Mekke ve Medine’de inşaAllah. “İnsanları doğruluğa davet ederek ortaya çıkacak” diyor. Mesela Marksist düşünce de dürüstlük, adalet iddialarıyla ortaya çıktı, ilk böyle çıkacak diyor. “Bütün Müslümanlar onun kafir olduğunu anlayacaklar. Kalbinde zerre kadar iman taşıyan herkes ondan ayrılacak. Büyücü” özelliğinden bahsediyor yani ikna ve telkin kabiliyetinin yüksekliği, büyücü vasfı vardır” diyor. Hakikaten sürekli telkinle insanlara büyü yapıyorlar.
Şimdi biraz da Kuran’dan okuyayım.
Rahman Rahim olan Allah'ın adıyla. Şeytan’dan Allah’a sığınıyorum.
“Ta, Ha.”Şimdi bu harflerin anlamları da yakın bir zamanda ortaya çıkacak, yakında bileceğiz inşaAllah. “Biz sana bu Kuran'ı güçlük çekmen için indirmedik.” Demek ki, yobazların dediği gibi din; ızdırabın, çilenin, nimetlerden ayrı kalmanın kaynağı değil. Bilakis nimetleri yaşamanın, sevinci, bayramın kaynağı ve Allah bizim güçlük çekmemizi istemiyor. Ne diyor Cenab-ı Allah; “Hz. İbrahim (a.s)’ın dini gibi kolaydır” diyor. “Allah sizin için zorluk dilemez, kolaylık diler” diyor. Dini zorlaştırmak haramdır. Kuran ayetleri var. “Allah sizin için zorluk dilemez, kolaylık diler” diyor. “Yok ben zorluk diliyorum” diyor. Peygamberimiz (s.a.v.), ayrıca hadisleriyle de bildirmiştir. “Zorlaştırmayın, kolaylaştırın” diyor Cenab-ı Allah.“İçi titreyerek korku duyanlara' ancak öğütle-hatırlatma (olsun diye indirdik).” İçi titreyerek korku duyanlara ve Allah’tan korkmayanlara çıkıp televizyon ekranlarında, yobaz hurafeleriyle soytarılık yapmak değil. Onları eğlendirip, güldürmek değil. Kime anlatılıyormuş din? ”İçi titreyerek korku duyanlara”, saygı duyanlara anlatılıyor, Kuran’a saygı duyanlara anlatılıyor. Öyle manyaklara ne yapılıyor? Saygısızsa ya uzak duruyorsun, önce saygıyı öğretiyorsun, ondan sonra iman hakikatleri anlatıyorsun. Ama direkt putuna vurursan, zaten gülecek hali kalmaz. Önce sapıtmış adamın putuna vuracaksın. Putunu elinden alacaksın. O putu kırılırken, öyle sırıtamaz, kişneyemez. Kişnemesi kesilir. Yani birden eli yüzü kayar putuna vurduğunda. Çünkü çok ağrına gider. Çünkü o putuyla yaşadığı için, putunu elinden alıp, koltuğunun altından alıp, kafasına vurup parçalıyorsun. Ne olur? Ağzı yüzü dağılır. İlk yapılacak şey neymiş demek ki? Putuna vurmak. Darwinizm’i ve materyalizmi önce çökertmek. Çökerttiğinde putsuz kalır. Putsuz kalınca imana açık hale gelir. İmana açık hale geldiğinde, saygı ile dinler. Önce iman hakikatleri, Kuran mucizeleri, ondan sonra teklif gelir. İbadet teklifi ondan sonra gelecek. Sen oturuyorsun, adam koltuğunun altında putlarıyla geziyor, tepesinde putuyla geziyor, sen ona din anlatıyorsun. Anlamaz, dinlemez. Kişner. İnşaAllah.
“Sözü açığa vursan da, (gizlesen de birdir). Çünkü şüphesiz O, gizliyi de, gizlinin gizlisini de bilmektedir.” Açığa vursan da, gizlesen de birdir. Müslümanlar şu an açık galibane İslam’ı anlatıyorlar. Mehdiyet devrinde açık galibanedir. Yakın zamana kadar gizli galibaneydi. 1980’lerden sonra, açık galibanedir. 1980’ler, 90’lar, 2000’ler, 2010, 2020’ler özellikle en coşkulu tarihler olacaktır. İnşaAllah.
Meryem Suresi, 84. ayet.
“Onlara karşı acele davranma”diyor Allah. Acelecilik Kuran’da yok. Müslüman acele davranmayacak. Yani makul bir sabır anlayışı içinde olacağız. “Biz onlar için ancak saydıkça sayıyoruz.” Yani “sürekli onların günahlarını tespit ediyoruz” diyor Allah, “onları helake yaklaştırıyoruz, Müslümanları da sürekli berekete, bolluğa, zafere yaklaştırıyoruz” diyor Allah.
OKTAR BABUNA:Arıların, düşmanlarını yakmaları ile ilgili bir film vardı, onları gösterelim mi Hocam.
ADNAN OKTAR:Evet.
OKTAR BABUNA:Yuvaya yabancı bir arı mesela yaban arısı girdiğinde bütün kovan toplanıp, onu etkisiz hale getirmek için, onun üzerine atlıyorlar. Fakat çok etkili bir yöntem kullanıyorlar. Çok ilginç, hepsinin toplamından çıkan bir şey, kanatlarını oynatmaya başlıyorlar. Bundan bir ısı meydana geliyor, bu meydana gelen ısı, ama o kadar hassas ayarlıyorlar ki, tam o yabancı arıyı etkisiz hale getirebilecek kadar, 45 dereceye yükseltiyorlar ısıyı. Kendileri için zararlı olacak ısı bundan üç derece daha fazla. 45 derecede yaban arısı etkisiz hale geliyor. Tam 45 derecede durduruyorlar ısının ilerlemesini ve yaban arısını etkisiz hale getiriyorlar. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:Haşlıyorlar. Sonunda cesedi dışarı atamayınca, üstünü paketliyorlar değil mi? Neydi o maddenin ismi?
OKTAR BABUNA:Anti bakteriyel bir madde kullanıyorlardı.
ADNAN OKTAR:O anti bakteriyel madde sayesinde de bozulup, kokuşmuyor, duruyor ama yine de sürükleyerek çıkartıyorlar genelde topluca, inşaAllah.
HarunYahya.Tv’den devam edeceğiz inşaAllah.
SUNUCU:Bizi yarın 22:00’dan itibaren, HarunYahya.Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Samsun AKS ve Tv Kayseri’den takip edebilirsiniz.
Allah'ın İsimleri
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...