SUNUCU:Programımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Buyrun hocam.
ADNAN OKTAR:Asilim.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah Hocam. Uygun görürseniz bazı yazarların düşüncelerinden... Ertuğrul Özkök, Hüseyin Gülerce’nin bir cümlesinden yola çıkarak, dünkü yazısında 2011 yılında Fethullah Hoca cemaatinin emriyle basında bir tasfiye yapılacağını ve tek tip, hükümet yanlısı bir medya modeli oluşturulacağını yazmıştı. Hüseyin Gülerce Hocamız da bu sözlere cevaben, Ertuğrul Özkök’ün bir paranoya içinde olduğunu ve derin kaygıların esiri olduğunu yazmış. Türkiye’nin kendi değerleri üzerinde ayağa kalkarak ve kendi değerlerine sarılarak bir diriliş içine girdiğini ve bu dirilişin tüm dünyaya yayılmaya başladığını söylemiş. Bu sürecin bizi barışa ve uzlaşmaya götürmesini umduğunu, yalnızlaştırmayacağını, aksine dünyayı entegre edeceğini belirtmiş. Ertuğrul Özkök’ün de, içinde Allah rızası ve sevgi olan bu dirilişi anlamaya çalışmasını tavsiye etmiş, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Güzel, çok şahane, maşaAllah. İşte bizim istediğimiz böyle yazılar; akılcı, doğru, samimi bir ifade. Bir de muhalif yazılar da olsun zaten. Eğer Ertuğrul Özkök orada veyahut “E.Ö.” diyelim, istediğini yazsın sorun değil, gittikçe yalnızlaşacaktır. Eskiden bunlar, “Türkiye’ye akıl veren biziz, herkesi biz yönlendiririz” havasındaydılar. Bir de baktılar ki insanlar, bunlar böyle kartondan kaplan, külden oluşmuşlar, üfleyince uçuyorlar. Baktılar ki bomboş insanlar; ne fikirlerinde bir özellik var, ne düşüncelerinde bir şey var, ne bir derinlikleri var, ne bir idealleri var, ne bir amaçları var. Yani bunlarda Türk-İslam Birliği ideali yok, İttihad-ı İslam ideali yok ama hiçbir idealleri yok yani; bu çok vahim. Sadece rahat yaşamak istiyor. Adamın en hoşuna giden; şarap cinslerini bilecek, şarabın hangi yıla ait olduğunu bilecek, gidecek İngiltere’de direklere sarılacak, onun etrafında bir tur atacak, frak giyecek, ayakkabıyı çıkaracak, ayakkabıları eline alacak, gezecek. Böyle entel dantel bir şeyler yapmaya çalışıyor, yani sonradan görmüş tavrı sergiliyor ve bunu hayatın ana gayesi gibi göstermeye çalışıyor. İnsanlar da bunun farkına vardılar. Gayesiz insan bunlar, hedefsiz, ülküsüz. Ve dolayısıyla bir Türk evladının en büyük ideali, Türk-İslam Birliği’dir, Allah rızası için, İttihad-ı İslam’dır. İttihad-ı İslam’ı durdurmaya çalışanlara karşı da kardeşlerimiz çok daha uyanık olsunlar. İttihad-ı İslam’ı savunan, Türk-İslam Birliği’ni savunan kardeşlerimizi desteklesinler. Karşı olanlara da daha dikkatli gözle baksınlar. Bir kısım Nur talebelerinin önde gelen kişilerini de karşı tarafın satın aldığı ve etkilediği anlaşılıyor. Ama nasıl etkilemiş, nasıl satın almış bunu bilmiyoruz. Fakat bir karanlık dolapların döndüğü anlaşılıyor. Özellikle bu yüzyılda Mehdi (a.s.)’ın çıkacağı ve Hz. İsa (a.s.)’ın nüzulü konusunda çok şiddetli tavır aldıklarını görüyoruz bu kişilerin. Onların böyle tavır almaları zaten kaderde. İstedikleri kadar tavır alsınlar, onların çığlıkları arasında, onların bağırtıları arasında, İslam, söylediğim tarzda dünyaya hakim olacak inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Erdal Yazıcıoğlu yazmış. “Selamun Aleykum” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu “Seyyid Muhammed Adnan Hocam. Hocam kaç gündür bunu yazıyorum, bugün de yazacağım, hakkınızı helal edin. ‘Muhteşem Yüzyıl’ diye Kanuni Dönemi’ni anlatan dizi başladı. Baştan aşağıya kepazelik hocam. Allah rızası için şu adamlara edep çağrısı yapın. Koskoca Kanuni’yi sapık gibi gösteriyorlar resmen. Selamlarla, ellerinizden öperim.” Sen seyrettin mi öyle bir dizi?
ALTUĞ BERKER:Bugün başladı galiba Hocam, ben de duyduğum kadarıyla.
ADNAN OKTAR:“Kepazelik” dediği yani oradaki eğer sapkın bir tavır güzel gösteriliyorsa, o sapkınlığı arkadaşımız kepazelik olarak görüyor. Müslüman olarak tabii ki kepazelik ve çirkinlik olarak görürüz biz de sapkınlığı. Ama ben seyretmedim. Seyredenler bir bilgi verirlerse, daha detaylı bilgi alabilirsek; nerede yayınlanıyor, kim yayınlıyor; zaten amacını kısa sürede anlarız inşaAllah.
Evet, şimdi seni dinliyoruz.
ALTUĞ BERKER:Hocam, Vatan Gazetesi’ndeki bir haberde bugün Macaristan’da son seçimlerde yüzde on yedi oy alarak ülkenin üçüncü büyük partisi olan aşırı sağcı Gabor Vona; “Türkiye ile yakınlaşmalı” deyince Avrupa’daki ırkçıların hedefi olmuş. Macar Lider, kendisini eleştirenlere; “Atilla’nın torunlarıyız, Türklere karşı mı gelelim?” sözleriyle cevap vermiş. “Diğer partilerin, İslam ve Türk karşıtı politikalarına katılmıyoruz. Türklerle Macarların kökeni birdir, Hunlardır. Eğer Türklere karşı çıkarsak, kendi köklerimize karşı çıkmış oluruz. Türkler bizim kardeşimizdir” diye eklemiş Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Hay maşaAllah, maşaAllah. Haydi bakalım. O da Türk-İslam Birliği’nin bir parçası olacak inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: : İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet Berker Hocam, senden ilim bekliyoruz inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah, Hocam. Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’nin filmi Hür Adam filminin galası önünde, gelen Ulusal Parti amblemli pankartlar taşıyan bir grup, Said Nursi Hazretleri’nin Kürt kimliğine dikkat çekerek filmi protesto etmişler. “Türkiye Türklerindir” diye slogan atmışlar. Ayrıca Üstad’a yönelik hakaretamiz ifadeler içeren yazılar açmışlar.
ADNAN OKTAR:Siz gittiniz oraya.
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam, biz içerdeyken bir ara basın dışarı çıktı, o sırada olmuş, bize de haberi geldi. İçeriğini de yeni öğrendim gerçi, Ulusal Parti amblemliymiş.
ADNAN OKTAR:Basında yer aldı mı böyle, bir tek burada mı var bu?
ALTUĞ BERKER:Bu, Zaman Gazetesi’nde var Hocam bu haber, diğer başka bir yerde var mı, onu takip edemedim.
ADNAN OKTAR:Nedir bu, Ulusal Parti dediği nedir, kim bu?
ALTUĞ BERKER:Bu Perinçek’in grubu galiba Hocam.
ADNAN OKTAR:Ulusal Parti. İşçi Partisi değil mi onun partisi?
ALTUĞ BERKER:Ben Ulusal Televizyon’la karıştırdım. Şu an öğreneyim Hocam, ben de bilmiyorum.
ADNAN OKTAR:Yazıyı bir göster bakayım sen. Ulusalcı bir grup. Böyle adamlar bir bildiri okuyorsa, oraya gelip bildiriyi okumasına ne gerek var? Gelsin yazsın bir yerde, biz oradan okuruz. Oraya, kapıya kadar gelmesine gerek yok. Ama ne oldu ne bitti; bu konularda bana detaylı bilgi verirseniz bundan sonra, daha iyi yorumlayabilirim. Şimdi ne olduğunu bir anda anlamamız çok vakit alıyor.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah hocam.
ADNAN OKTAR:Evet, seni dinliyoruz Berker Hocam?
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam. Hâdi Uluengin’in bir yazısı vardı Hocam bugün. Yıllar önce Öcalan’la yaptığı bir görüşme sonrasında, Öcalan’ın ruh hastası bir psikopat ve megaloman olduğunu anladığını yazmış. Kendisini –haşa- ilah veya peygamber gibi gördüğünü ve Kürt vatandaşlara da bu dayatmada bulunduğunu söylemiş. Kürt sorununun da Öcalan’ın bu ruh hastası kişiliğinde düğümlendiğini belirtmiş Hocam.
Mehmet Ali Birand’ın yazısında Hocam bugün, Pentagon, CIA ve Amerika’daki istihbarat örgütlerinin çalışma yöntemlerini ve Beyaz Saray’da nasıl karar alınıp uygulandığı hakkında bir kitap okuduğunu anlatmış. Okudukları nedeniyle, Amerika’dan ve Amerikan sisteminden çok korktuğunu belirtmiş. Nitekim, Mehmet Ali Birand uzun bir süredir -özellikle Ahmet Davutoğlu dış politikalar hakkında yazılar yazarken- Amerika’nın kızgınlığını üzerimize çekmeyelim, Amerika’yı rahatsız etmememiz ve mutlaka onayını almamız gerektiğine dair yazılar yazıyor.
Şamil Tayyar’ın bugün iddia edilen Ergenekon Örgütü’yle ilgili bir yazısı vardı hocam. “Doğan Grubu yazarları başta olmak üzere” diyor Şamil Tayyar. Bir çok kişinin bugüne kadar on beş yıldır hapiste olan tutukluları hatırlamadıklarını, sayısız kişiyi tutuklandığı gün katil, mafya babası, terör örgütü lideri veya üyesi diye yaftaladıklarını ancak söz konusu Ergenekon Davası olunca tamamen tavır değiştirdiklerini yazmış.
Şimdi bu kişilerin Ergenekon davasıyla ilgili olarak; “masumiyet karinesi yok mu?”, “Hani hukukun üstünlüğü vardı?”, “Bu kadar süre tutukluluk olur mu?”, “Mahkeme kararı kesinleşinceye kadar herkes masum değil mi?” diye sormaya başladıklarını yazmış Hocam.
ADNAN OKTAR: Kardeşim 99’da bize operasyon yapıldığında Hürriyet, Milliyet, Radikal nerdeyse oynayacaklardı böyle. Hepsi kapaktan, sürmanşet, sekiz sütuna manşet; ne çeteliğimizi bıraktılar, ne şunu, ne bunu; akla gelmedik iddialarda bulundular ve gözleriyle görmüş gibi anlatıyorlardı. Ben tutuklandığımda nerdeyse yine böyle oynayacak hale geldiler. Tutukluluğum süresince de sürekli bulunduğum cezaevini tarassut altına aldılar. Her gün haber çıkıyordu aşağı yukarı. Orada tavırları negatifti. Ne hikmetse iddia edilen Ergenekon örgütü üyelerine karşı da çok çok şefkatli, koruyucu, sevecen, demokrat bir tavır içindeler. Şimdi ben aradaki farkı anlamaya çalışıyorum. Nitekim yıllar sonra bize verilen cezayı Yargıtay bozdu ve çok fazla cihetten bozdu. Bu arkadaşların tavrını oradan anlayabiliriz işte. Oradaki tavırlarıyla oradaki tavırları arasında bir farklılık var. İddia edilen Ergenekon örgütünün davasında yargılananlara karşı gösterdikleri şefkat, koruma hissi, ilgi ve alaka çok çok abartılı ve çok titiz. Ama diğer davalarda yargılanan kişiler onları ilgilendirmiyor. Türkiye’nin her yerinde tutuklular var, her yerde yargılanan insanlar var; onları ilgilendirmiyor. Onlar, onlara teksif olmuş durumdalar. Şimdi bunun ne anlama geldiğini önümüzdeki aylarda, yıllarda anlayacağız. Bu hep böyle gitmeyecek tabii. Neyin neden kaynaklandığını öğreneceğiz, zaman gelecek öğreneceğiz, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Ulusal Parti Genel Başkanının resmi ve partisinin şeyi var Hocam, Gökçe Fırat Çulhaoğlu’ymuş o sorduğunuz protestoyu yapan Ulusal Parti.
ADNAN OKTAR: Kim?
ALTUĞ BERKER: Ekrana getireyim hocam. Ulusal Parti Genel Başkanıymış Gökçe Fırat Çulhaoğlu.
ADNAN OKTAR: Nedir bunun aslı başı?
ALTUĞ BERKER: Milliyetçilik ve sosyalizmi sentezleyerek; ulusal sol ideoloji.
ADNAN OKTAR: Kurucularının arasında kimler var?
ALTUĞ BERKER: İncelemedim Hocam.
ADNAN OKTAR: Yarın o zaman bana detaylı bilgi verirseniz…
ALTUĞ BERKER: Olur Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Bediüzzaman’a karşı tavır mı almışlar bu arkadaşlar?
ALTUĞ BERKER: Evet hocam. “Türkiye, Türklerindir” deyip Kürt kimliği üzerinden protesto yapmışlar Üstad’a.
ADNAN OKTAR: Yani bunlar PKK’ya karşı mıymış?
ALTUĞ BERKER: PKK’ya karşı olduklarını söylüyorlar Hocam ama; “Kürt sorunu yok, Kürt istilası var” diye bir yazı yazmış mesela kendisi, bu Başkan.
ADNAN OKTAR:Allah Allah. “Atatürkçülük, milliyetçilik, sosyalizm.” Hoppala! Sosyalizm olayın içene girdi mi komünistlik devreye girmiş oluyor. Şimdi Atatürkçülükle sosyalizm ne alaka? Atatürk ne diyor? “Şurası bilinmelidir ki; Türk Milletinin en büyük düşmanı komünistliktir” diyor, yani sosyalizm. “Behemehâl” diyor, “her görüldüğü yerde ezilmelidir.” Yani Marksist-Leninist düşünce, Marksist-Leninist ideoloji. Şimdi ben bu arkadaşların gerçek yönünü kısa sürede ortaya çıkartırım.
SUNUCU: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: EvelAllah bana emanetler. Bu akşam genel bir tahlilden geçirelim, Allah’ın izniyle. Yarın sana raporu detaylı vereceğim.
ALTUĞ BERKER: Türk Solu Gazetesi’nde başyazarmış Hocam ve Bediüzzaman’la ilgili uygunsuz yazılar varmış o gazetede.
ADNAN OKTAR: Bediüzzaman’ın özelliği Türk-İslam Birliği’ni savunmasıdır, İttihad-ı İslam’ı savunmasıdır. Bu, İttihad-ı İslam’ı savunuyor muymuş? Türk-İslam Birliği’ni savunuyor mu bu adam?
ALTUĞ BERKER: Sosyalist olduğuna göre.
ADNAN OKTAR: Bitmiş. Sosyalist demek ne demek? Dünya kardeşliğini savunur onlar ve ateist düşünceyi savunur. Gökçe Fırat Çulhaoğlu bize neyi söyleyecek? Bir; Allah’a inanıyor mu? Peygambere inanıyor mu? Kuran’a inanıyor mu? Müslüman mı? Türk-İslam Birliği’ni savunuyor mu? Anti-komünist mi? Komünizme karşı mı? Leninizm’e karşı mı? Stalinizm’e karşı mı? İddia edilen Ergenekon örgütünün alçak ve kahpe bir yapılanma olduğunu, Türk Milletini yirmi ikiye ayırmaya kalkan alçak bir örgüt olduğunu kabul ediyor mu? Üç milyon vatandaşımızı bir gecede katletmek ve şehit etmek için bir plan yaptıklarının farkında mı? PKK’yla iddia edilen Ergenekon örgütünün aynı örgüt olduğunun farkında mı? Çünkü PKK’nın yapılanmasını organize eden iddia edilen Ergenekon örgütüdür. Bunların farkında mı? Şimdi bak, en acil konular varken Bediüzzaman’a kafayı taktıysa, o zaman bir hastalık vardır. Çünkü Bediüzzaman birlik ve beraberliği, Türk-İslam Birliği ülküsünü, İttihad-ı İslam’ı isteyen bir insandır. Dolayısıyla bölücülüğe şiddetle karşıdır. Bu arkadaş bunu açıklığa kavuşturmazsa ben bu soruları arkadaşa tekrar tekrar soracağım.
ALTUĞ BERKER: Türk-Kürt kardeşliği Üstad’ın üstünde durduğu, Türk Milleti’ni övmesi, her zaman anlattığınız şeyler Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Kahraman ordu ve imanlı millet” diyor Türk Milleti için. Türk milletinin, İslam aleminin bayraktarı olduğunu söylüyor. Türklük aleminin, İslam’ın şerefli kılıcı olduğunu söylüyor.
“İşçi Partisi’nden ayrılan bir grup, ‘Türk Solu’ diye bir dergi çıkarıyorlar. Bütün Kürtlerin ülkeyi terk veya tecrit edilmeleri gibi inançları var. Sürekli kışkırtıcı yayınlar yapıyorlar.” “Bütün Kürtlerin ülkeyi terk veya tecrit edilmeleri”. “Bütün Kürtler”. Bunda yanlışlık vardır. Böyle bir şey düşünmezler. “Kürtlerin ülkeyi terk”. Bir Kürt düşmanlığı değil de; PKK karşıtlığı olabilir, komünist karşıtlığı olabilir. Ben şimdi böyle derme çatma bilgilerle değil de, onu kapsamlı bir bilgiyle yarın sizlere anlatacağım.İnşaAllah. Ama Türkiye İşçi Partisi’nden ayrıldılarsa tabii iş… Karşı olduğu için mi ayrıldı, yoksa “biz daha iyisini yaparız” anlamında mı ayrıldı; şimdi o da bir ayrı konu. Fakat şimdi ne desek yüzeysel olur. Bilgisi olanlar bu parti hakkında bana bilgi gönderirlerse, istirham edeyim. Acil değil fakat bu akşam içinde gönderseler iyi olur. Yarın da detaylı bilgilendirme yaparız.
ALTUĞ BERKER:Hocam, Oral Çalışlar, Radikal Gazetesi’nde, dünkü yazısında şöyle diyor, Oral Çalışlar gençken Lenin, Marx, Stalin, Mao gibi kişilerin fikirlerini benimsediklerini; haksızlık, eşitlik, sömürü gibi durumlara karşı mücadele etmek amacıyla, gençliğin verdiği vicdanın etkisiyle sosyalist olduklarını; ancak daha sonra sol ideolojinin soğuk teorik yüzüyle karşılaştıklarını, sosyalistlerin kendi aralarında parçalandıklarını, örgütlerin birbirleriyle kavga ettiklerini, silahların çekildiğini ve asıl amacın unutulduğunu yazmış. “Hayattan kopuk sosyalist teoriler, cehaletimizi körüklemekten, düşünce sistemimizi katılaştırmaktan başka bir sonuç vermedi” demiş.
Abdülhamit Bilici’nin, Zaman Gazetesi’nde bir yazısı vardı hocam bugün. Ahmet Davutoğlu ve AK Parti’nin “komşularla sıfır sorun”, “Türkiye’nin dünya düzeyinin nasıl şekilleneceği konusunda söz sahibi yapmak” gibi hedeflerinin itiraz edilemeyecek parlak bir vizyon olduğunu söylemiş. ‘Ancak AK Parti’nin Doğu ile ilişkilerini geliştirmesi, Batı ve Avrupa Birliği ile ilişkilerini etkilememeli, Avrupa Birliği ile ilişkilere alternatif gibi gösterilmemeli, yoksa lehimize olmaz’ anlamına gelen bir yazı yazmış. Suriye’nin bile İsrail’le normal ilişkilere sahip bir Türkiye’ye daha çok kıymet verdiğini belirtmiş. Özet olarak; Avrupa Birliği ve Batı işin içinde olmadan Türkiye’nin güçlenemeyeceği kanaatini dile getirmiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet, biraz yorum yap.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah Hocam. Avrupa Birliği ve Batı olmadan da Türkiye gücünü göstertir, Türk-İslam Birliği’nin lideri olarak Hocam, her zaman anlatıyorsunuz. Daha sonra inşaAllah Avrupa Birliği ile ilişkilerini geliştirir. İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Hadi Uluengin’in bir yazısı vardı hocam dün, “Korkutan İslam” adlı bir yazısı vardı. Yazısında, dünyanın her yerinde İslam’a karşı bir korku ve nefret geliştiğini, çünkü dünyanın birçok yerinde İslam adına cinayetler işlendiğini söylemiş. Bu konuda, “bu cinayetlerin İslam adına işlenmiş olması tüm bir dine mal edilemez” savunması yapıldığını, Osmanlı’daki farklı aidiyetlerin birlikte yaşamalarının örnek olarak verildiğini, ancak bu savunmanın pek de inandırıcı olmadığını söylemiş. Geçtiğimiz yüzyılda Osmanlı dahil Darülİslam’ın kamusal ve kitlesel alanda Hristiyanlara karşı hiç de hoşgörülü bir tavrının olmadığını, İslam ülkelerindeki Hristiyanların sayısının yok denecek kadar azaldığını yazmış. Yazısının sonunda da; “İslam’la özdeşleştirilen bu korkuyu yok etmenin tek yolunun İslami sıfatıyla algılanan şahıs, önder, cemaat, kurum ve partilerin cesaret göstermeleridir” demiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Son kısmı bir daha oku.
ALTUĞ BERKER: “İslam’la özdeşleştirilen bu korkuyu yok etmenin tek yolunun İslami sıfatıyla algılanan şahıs, önder, cemaat, kurum ve partilerin cesaret göstermeleridir” demiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Ne anladın?
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah Hocam. Siz, “İslam Terörü Lanetler” 2001 yılında kitabını yazdınız. Her zaman İslam’ın barış dini olduğunu; hoşgörüyü, adaleti, şefkati, merhameti, savunduğunu; dini önderlerin, liderlerin de bunu vurgulaması gerektiğini herhalde kendince düşünüyor, anladığım kadarıyla.
ADNAN OKTAR: Şimdi “dini önder” diye Cübbeli gibi adamları çıkarıyorlar. Adam Hristiyanlara bakış açısı açık görülüyor, Musevilere bakış açısı belli, Ermenilere bakış açısı belli, Alevilere bakış açısı belli. Alevileri de şimdi kerhen, usulen kabul ediyor gibi bir havası var. Çünkü daha önceki tavrı çok netti. Şimdi de “Şiilere karşıyım” diyor. Ne fark eder Şii, Alevi, Caferi; hepsi aynıdır. Sanki arada ciddi bir fark varmış gibi. Senin oradaki sorunun; başka bir mezhepten insana tahammülün yok, sorunun bu. Başka bir mezhepten bir insana insanın saygısı olur, sevgisi olur.
Şimdi en rahatsız edecek konulardan bir tanesi yine yapalım. Seyyid Salih Özcan Hocamız’ın az anlattığımız videoları var. Onları özellikle dinleyelim.
VTR: Bediüzzaman’ın has talebesi Seyyid Salih Özcan diyor ki; “Hz. Mehdi (a.s.)’ın ahir zamanda zuhur edeceği konusunda Üstad’ın on iki vekili ortak kanaattedir.”
VTR: Bediüzzaman Hazretleri’nin has talebesi Seyyid Salih Özcan, Hz. Mehdi (a.s.) geldiğinde Üstad’ın değerinin daha da artacağını anlatıyor.
ADNAN OKTAR: Hayret bu dürüstlüğü gösterememesi bir kısmının. Sahtekarlığa niye ihtiyaç duyuyorlar, ben anlamıyorum. Allah’ın kaderi zaten olacak. Boş yere sahtekar konumuna düşüyorlar, boş yere samimiyetsiz konumuna düşüyorlar, boş yere kendilerini aşağılatıyorlar. Bak Seyyid Salih Özcan Hocam çok net, açık söylüyor, anlatıyor.
ALTUĞ BERKER: Şöyle söylemiştiniz Hocam bu konuyla ilgili dün; “Allah’ı fark edemeyen, Hz. Mehdi (a.s.)’ı da fark edemez. Allah’ı aşkla fark eden, Hz. Mehdi (a.s.)’ı da aşkla fark eder” dediniz. “Münafıkun ve iblisad, ahir zamanın deccalleri, Hz. Mesih (a.s.)’dan ve Hz. Mehdi (a.s.)’dan nefret ederler, kıyametin gelmesini istemezler. Namazlarını kılar, oruçlarını tutarlar ama Türk-İslam Birliği’ni istemezler” dediniz.
ADNAN OKTAR: Evet, maşaAllah doğru söyledim.
VTR: Şeyh Ahmet Yasin Hazretleri, kıyamet alametlerini ve Hz. Mehdi (a.s.)’ın İstanbul’dan çıkacağını anlatıyor.
ALTUĞ BERKER: “Ergenekon hala aktif” diye haber var Hocam. “Türkiye Protestan Kiliseler Birliği Başkanı Konukgan, Savcı Öz’ün talimatıyla korumaya alındı. Savcılık, örgütün çekirdek kadrosunun aktif olduğunun görüşünde.”
ADNAN OKTAR: Aylardan beri onu söylüyoruz zaten. Bu ehemmiyetli konuya savcılığın dikkat çekmiş olması önemli. Bütün milletimiz bu konuda son derece uyanık olacak. Türkiye’yi korumaya çalışıyor gibi gösterip Türkiye’yi paramparça yapmak isteyen, Atatürkçü görünen fakat Atatürk’ten nefret eden azılı komünist bir örgüt yapılanması var. Buna karşı çok dikkatli olmak lazım. Sorduğunda “Atatürkçüyüm” diyor. “Peki nedir, düşünceniz nedir?” diyorsun. “Komünist, Stalinistiz biz” diyor. “Peki Atatürk?” “Atatürk de var” diyor. Böyle alkol komasına girmiş gibi, sapıkça bir ifade. Sen hem Atatürkçü hem komünist nasıl oluyorsun? Olur mu öyle şey? Atatürkçüysen Atatürkçülüğü savunursun sen. Atatürk’ün özelliği nedir? Anti-komünist olmasıdır. Atatürk milliyetçi; sen milliyetçi kelimesini ağzına almak istemiyorsun, konuşmak dahi istemiyorsun. “Abdullah Öcalan’a karşıyım” diyor, bakıyorsun bir numaralı adamı. “Bölünmeye karşıyım” diyor, yirmi ikiye bölmeye kalkıyor. Düz yoldan yapamayınca dolaylı yoldan melanet çıkarmaya kalkıyorlar. Orada da yakalarız, oyun oynamayacaklar, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker; “on yıl içinde bir davanın bitirilememesi anormal bir durum” demiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Yani?
ALTUĞ BERKER: “Davalar uzuyor. Gerçi sorumluluk hakim ve savcılarda değil” diyor, “yasayı düzenleyenler bununla ilgilensin” diyor.
ADNAN OKTAR: Demek ki imkanları daha artırmak lazım. Hakim sayısını arttırmak lazım. Genişletmek lazım. Hukukun imkanlarını daha da genişletmek gerekiyor demek ki.
Abdülkadir Badıllı Ağabeyimiz’i bir dinleyelim, çok hayati inşaAllah.
VTR: Bediüzzaman Hazretleri’nin yakın talebelerinden Abdülkadir Badıllı, İttihad-ı İslam’ı ve Hz. Mehdi (a.s.)’ın geleceğini anlatıyor.
ADNAN OKTAR: Bu Ulusal Parti bana çok ilginç geldi. Bunu çok detaylı inceleyip, çok kapsamlı bir açıklama yapalım, inşaAllah. Çünkü Atatürkçü olunca samimi Atatürkçü olunur. Atatürk, Türk-İslam Birliği’ni savunuyor. Bütün Türklerin birleşmesini istiyor. Kürtlere karşı şefkatli, sevgi dolu. Kürt alimlerle beraber çekilmiş resimleri var Atatürk’ün. Muhabbetini, sevgisini her zaman göstermiştir. Atatürk’te hars milliyetçiliği vardır. Yani “Türküm” diyen herkes Türktür. Kürdü, Lazı, Çerkezi; tamamını Türk olarak kabul eder Atatürk. Biz de hars milliyetçisiyiz. Atatürk’ün milliyetçilik kavramını bambaşka bir hale getirmeye kalkarlarsa, bu samimiyetsizlik olur, inşaAllah.
Berker Hocam ne anlatayım?
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah Hocam. Hocam, “yobazlığın kökeni dinsizliktir, halk bilmiyor” dediniz. “Ama kendileri bilirler. Münafıklar dinsizdir. Atatürk de diyordu ‘imansız hocalar’ diye. Hep Allah’sız, kitapsız, dinsiz, imansızdırlar ama halka kendilerini çok dindar göstermeye çalışırlar. Gerçek dünyaları korkunç iğrenç oluyor” dediniz hocam inşaAllah. Yani yobazlığın da kökeninde, gericiliğin kökeninde yine dinsizlik olduğunu ifade etmiştiniz hocam. Aynı şeyi Atatürk’ün de söylediğini, imansız hocalar olduğunu inşaAllah ve münafıklığın da yobazlık olduğunu söylediniz Hocam.
ADNAN OKTAR: Atatürk’ün nimet yönlerinden bir tanesi; özgür konuşma, özgür düşünceyi sağlamasıdır. Yobazlıkta özgürlük yoktur. Yobazlıkta, yobazın anlattığını kabulün dışında bir yol olmaz. Azılı bir yobaz başta olur. Onun da böyle yağcı yobazlar olur yanında. O sahtekar ne diyorsa, ona inanmadığı halde “evet” der adamlar. Atatürk özgürce dini anlatma, özgürce dini yaşama imkânı vermiştir. Münafıklığın yolunu kapamıştır. Çünkü şu an “dinsizim” diyen açıkça diyor ve hiçbir zarara uğramıyor dinsiz olduğu için. Dindar da açıkça “dindarım” diyor. İstenen de budur. Mehdiyet’e zemin hazırlamıştır Atatürk. Atatürk olmasaydı Mehdi (a.s.)’ın zuhuru imkânsız olurdu, Mehdiyet’in zuhuru imkânsız olurdu. Ne Türk-İslam Birliği olurdu, ne İttihad-ı İslam olurdu. Çok kapsamlı anlatırım. Sorana çok kapsamlı anlatayım. Mutlu, güzel bir hayatın kökenini oluşturmuştur Atatürk. Sevgi dolu bir hayatın kökenini oluşturmuştur. Böyle pırıl pırıl aydınlık bir gençliğin oluşmasına Allah onun vesilesiyle imkân sağlamıştır. Böyle saldırgan, bağnaz, katı insanların yerini sevecen, ılımlı, akılcı olaylara bakan, kültürlü, görgülü, efendi insanlar almıştır. Gerçek Müslümanlığın kapısını sonuna kadar açmıştır Atatürk, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah. Hocam, harika kuşların resimleri var. Gösterebilir miyim inşaAllah.
VTR: Sevimli canlılar
ADNAN OKTAR: “Osmanlı Dönemi’ni yeren, Osmanlı Dönemi’ni küçük düşürmeye kalkan bir dizi var” diyor arkadaşlar. Kaale almasınlar. Biz Osmanlının nezaketini, kibarlığını, saygısını biliriz; hatalarını da biliriz. Ama o tip şeylerde hiç ilgilenmemek, televizyon kanalını değiştirmek yeterli olur. Hiç muhatap olmasınlar.
Şimdi Abdülkadir Badıllı Ağabeyimizden sonra, Seyyid Salih Özcan Ağabeyimizden sonra yine Said Özdemir Ağabeyimizi dinleyelim.
VTR: Said Özdemir Ağabey ile Sohbet.
ADNAN OKTAR: Şimdi yıllarca böyle şahs-ı manevicilik, Mehdiyet’i kapatma, Hz. İsa (a.s.) konusunu kapatma yönünde faaliyet yaptıkları için ben de karşı telkine geçtim, inşaAllah. Böylece onların yaptığı deccalî oyunu bu şekilde bozmuş oluyoruz. Ve şimdi Üstad’ın bizzat talebelerinin dilinden anlattırıyorum ki, sahtekârlık yapıp kaçacakları deliklere girdiklerinde oyun oynamaya kalkmasınlar. Hiçbir oyun oynamalarına imkân vermemek için doğrudan Üstad’ın talebelerini konuşturuyorum. Bak, gece gündüz onlara Risale-i Nur’dan ders yapıyorlar. Bediüzzaman’ın talebeleri konuşuyor. Yani Bediüzzaman konuşuyor. Unutturma faaliyetleri demek ki boşmuş. Berker’im bize biraz Risale-i Nur’dan anlat bakalım.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah Hocam.
ADNAN OKTAR: Şimdi, şu mesela, Kastamonu Lahikası.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah. Kastamonu Lahikası, sayfa 139. “Hem bu üç vezâifi (görevi) birden bir şahısta yahut cemaatte bu zamanda bulunması” yani Üstad’ın yaşadığı dönemde bulunması “ve mükemmel olması ve birbirini cerh etmemesi (birbirine engel olmaması, zarar vermemesi) pek uzak, adeta kabil (mümkün) görülmüyor. Ahir zamanda, Al-i Beyt-i Nebevî'nin (a.s.) (Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in soyunun) cemaat-ı nuraniyesini (nurani cemaatini) temsil eden Hazret-i Mehdi (a.s.)’da ve cemaatindeki şahs-ı manevîde ancak ictima edebilir (bir araya gelebilir, toplanabilir).”
ADNAN OKTAR: Şimdi güzel böyle has bir Nur talebesi olarak cümle cümle onları bir şerh ederek anlat.
ALTUĞ BERKER: “Hem bu üç vezâifi (görevi) birden” yani materyalizmi ve Darwinizm’i yok etme, İslam Birliğini kurma ve İslam ahlakını dünyaya hâkim etme; bu üç görevin Üstad’ın yaşadığı kendi döneminde “bir kişide yahut bir toplulukta, bir cemaatte bulunması mümkün değil” diyor Üstad.
ADNAN OKTAR: “Mehdi (a.s.) benim zamanımda çıkamaz” diyor. “Mehdi-i Azam (a.s.)’ın çıkması benim zamanımda mümkün değil” diyor. “Ama herhangi bir Mehdi çıkabilir. Daha önceki Mehdilerden bir Mehdi çıkabilir. Çünkü bir görevi bir cihette yapmış oluyor. Mesela sadece iman hakikati yapmış oluyor; İmam-ı Rabbani gibi, Abdulkadir Geylani gibi. Buna müsait” diyor. “Ama üç görevi birden yapmaya benim vaktim, bulunduğum zaman müsait değil” diyor. “Ancak ahir zamanda” diyor, “hayatın geniş dairesinde asıl sahipleri yani” diyor, “Mehdi (a.s.) ve şakirtleri gelir, Cenab-ı Hakk’ın izniyle bu daireyi genişlendirir, bu tohumlar sümbüllenir. Biz de kabrimizde Allah’a şükredip niyaz ederiz” diyor, inşaAllah. Şimdi anlat, devam et.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah. “Mümkün görülmüyor benim zamanında” diyor. “Ancak ahir zamanda, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in soyundan, onu temsil eden Hz. Mehdi (a.s.)’da ve cemaatindeki şahs-ı manevîde ancak bu üç görev birleşebilir” diyor.
ADNAN OKTAR: Yani “ancak 1980’lerden sonra oluşacak gerçek Mehdi (a.s.), ahir zaman Mehdisinin zamanında hayatın dairesi geniş olacağı için; internet, radyo, televizyon, her şey olacağı için, imkânlar oluşacağı için, demokrasi daha oturacağı için, sistem İttihad-ı İslam’a son derece uygun hale geleceği için o devirde Mehdi (a.s.) üç görevi birden yapabilecektir” diyor. “Hem Darwinizm’i, materyalizmi yok edecek; hem iman hakikatlerini anlatacak; hem siyaset, hem diyanet, hem saltanat âleminde bütün görevleri yapabilecek” diyor. “Allah o vakti o vazifeyi yapmaya uygun hale getirdi” diyor. “Ama benim vaktim mümkün değil, benim vaktimde olmaz” diyor, “benim zamanımda olmaz” diyor. Aynen de dediği gibi çıktı. Hakikaten o vakitte olmadı ama ahir zamanda, şu an Türk-İslam Birliği buram buram ilerliyor, inşaAllah.
Bak, herhangi bir ayet açtım; Nisa Suresi çıktı. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Ey iman edenler, kadınlara zorla mirasçı olmaya kalkışmanız helal değildir.” “Kadınlara zor kullanmayın” diyor Allah. Bak, kadın haklarını koruyan bir hüküm. “Onlara baskı yapmanız da (helal değildir.)” diyor Allah. “Baskı yapmayın” diyor, Kuran ayeti. “Onlarla güzellikle (örfe göre, maruf üzere) geçinin.” Bak; “onlarla güzellikle”. “Onlarla güzellikle (maruf üzere) geçinin. Şayet onlardan hoşlanmadınızsa” herhangi bir şekilde hoşlanmadınızsa “belki, bir şey hoşunuza gitmez ama Allah onda çok hayır kılar.” “Yine de” diyor, “bırakmayın.” Hoşlanmamış olabilir mesela herhangi bir yönünden. “Sabredin, Allah onda bir hayır kılabilir” diyor, Cenab-ı Allah.
ALTUĞ BERKER: Bilgisayarlardan bahsetmiştiniz Hocam, teknolojiden. “Bilgisayarların içleri de iman hakikati bizim için” diye anlatmıştınız. Onunla ilgili uygun görürseniz göstermek istiyordum. “Sadece doğadaki canlıları değil; arabanın, bilgisayarın elektronik aksanını, iç motorunu da Allah yaratır” demiştiniz Hocam. “Bilgisayarları, arabaları, gemileri, uyduları, tüm teknolojiyi Allah yaratmıştır. Ama insanların çoğu bunları fabrika yapıyor zannediyorlar” demiştiniz. “Oysa hiçbir fabrika bunları yapamaz; hepsini Allah yaratır. Bunları yapıp inşa eden insanların var olması onları yanıltıyor. Teknolojiyi, medeniyeti, bilimsel ve teknik gelişmeleri –hâşâ- Allah’tan bağımsız zannediyorlar. Bunların var olmasına vesile olan insanların Allah’ın yarattığı varlıklar olduğunu unutuyorlar” dediniz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şimdi söyleyince zannediyorlar ki, inancımızdan dolayı. Derler ya dedeler; “her şeyi Allah yaratmıştır” ama “yaratmıştır” derken biz hem iman ediyoruz ama bak bir de ispat ediyoruz; bu çok önemli. Bilimsel olarak da ispat ediyoruz. Kalbin ve aklın açıkça tasdik edeceği şekilde ispat ediyoruz. Mesela şu an şu cihaz, bu uzaktan kumanda aleti, bu bizim beynimizde şu an yaratılıyor. Dışarıdaki bunun gerçek şeklini biz bilmiyoruz. Bu dışarıda saydam ve renksiz bir varlık. Cismen fark edemeyiz saydam olduğu için; çok zordur. Simsiyah karanlık içerisinde ve dışarıdaki varlığını yaratan da Allah fakat dışarıdaki varlığıyla değil de beynimizdeki varlığıyla, sadece onunla muhatap ediyor Allah. Yani dışarıdaki varlığı duruyor fakat onunla bağlantı -dikkat edin- sıfır, hiç bağlantımız yok, hiç. Biz sadece Allah’ın beynimizde yarattığı kısmıyla muhatap oluyoruz. Bizim için kumanda beynimizin içinde gördüğümüz görüntü, dışarıdaki değil. Dışarıda varlığını biliyoruz sadece. Şimdi dışarıdaki varlığını Allah yaratıyor. Fakat bizim asıl muhatap olduğumuzu beynimizde yaratan kim? Allah yaratıyor. Renklerini kim yaratıyor? Allah. Işığını kim yaratıyor? Allah. Dokunma hissini kim yaratıyor? Allah. Bunun meydana getirdiği görüntüdeki değişikliklerle ait şekilleri kim gösteriyor? Yine Allah yaratıyor. Dolayısıyla benim anlattığımı, yani maddenin hakikatinin beyindeki yaratılması olayını tam kavrayan insan bütün maddenin, bütün elektronik aletlerin, her şeyin beyinde yaratıldığını açıkça görecektir. Dolayısıyla dışarıdaki maddeyle bizim o yönde, onların anladığı anlamda bir bağlantımız yok. Hiç kimse maddenin orijinalini şu ana kadar görmüş değildir; hiç kimse. Herkes beyninin içinde yaşar. Bu çok büyük bir hakikat ama bunu bilmeyen bir adama, “elektronik aletleri Allah yarattı” dersen; “o bir inanç herhalde” der. Hâlbuki inanç ama aynı zamanda bilimsel bir gerçek bu. Mesela meleklere inanç; bir inançtır bu, doğru. Kadere inanç; bir inançtır. Ama kader de bilimsel bir gerçektir. Kader de ispat edilebilen bir gerçektir. Ama mesela melekleri ispat etmemiz mümkün olmuyor; fakat kaderi ispat edebiliriz. Zaman kavramını anlatarak bilimsel yoldan ispat edebiliriz. Ama görüntünün beyinde meydana geldiğini, bunu bilimsel olarak ispat etme imkânımız var, hem de tam anlamıyla. Onun için bir kısmı bunların inançtır, bir kısmı bilimsel gerçektir. Hem inanç hem bilimsel gerçektir. Allah’ın varlığı bir inançtır. Biz iman ederiz Allah’ın varlığına, meleklerin varlığına; ama mesela cini ispat edebiliyoruz. Cini ispat imkânımız var, ben bizzat biliyorum. Çünkü soru soruyoruz, cevap veriyor adam. Hatta bazı arkadaşlarımız doğrudan görüntü olarak da görüyorlar. Yani görüntü olarak oluşuyor. Bu biliniyor, bilinen bir şey. Eşya nakli mümkün oluyor. Küçük bir şeyi mesela alıp götürüp getirebiliyor. Bir şeyi hareket ettirebiliyor. Bu yönüyle ispat edebiliyoruz cini. Ama mesela meleği ispat edemiyoruz. Bilimsel olarak ispat ettiklerimiz ayrı bir konu. Bakın, cinleri bilimsel olarak ispat edebiliyoruz, zamanı ispat edebiliyoruz, maddenin beynimizde oluştuğunu ve Allah tarafından yaratıldığını ispat edebiliyoruz. Ama Allah’ın varlığı ve melekler, bazı bunun dışında kitapları var Allah’ın geçmişte, bu gayb haberidir mesela; onu biz ispat edemeyiz. Tevrat'ı ispat ederiz, İncil'i ispat ederiz; ama Hz. İbrahim (a.s.)'a gelen suhufu ispat edemeyiz. Gösteremiyoruz şu an. Varlıklarına inanıyoruz, inşaAllah. Olaylara bakan arkadaşlarımız böyle konuları değerlendirirken, imani konuları incelerken bu yönüyle de ele almaları gerekiyor. Bu yönüyle değerlendirmeleri gerekiyor, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Hocam "Asr-ı Saadet Müslümanlığı istiyoruz" dediniz. "Hz. Ali (r.a.), Hz. Osman (r.a.) nasıl neşeliydi? Müslüman öyle olacak. Hz. Ali (r.a.) gibi neşeli, coşkulu, hediyeler veren, para dağıtan, cömert, kıyafet veren. Allah Müslümanların ziyafet vermesini ısrarla belirtir. Müslümanın gecesi gündüzü bayram olacak. Kazandığını dağıtacak. Fakir bile olsa bir sofra kurup, 'buyurun' diyecek. Bu böyledir. Mesela birinin kıyafeti var, biri 'çok güzel' dedi; çıkarıp verecek o zaman. Resulullah (s.a.v.)'in ahlakıdır. O ona bir mutluluk olur" dediniz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Benim çocukluğumda, yakın zamana kadar bu adet vardı. Yani biri bir şey beğendi mi direkt çıkartıp insanlar birbirine hediye ederdi. Sonradan bir egoistlik, bencillik ruhu gelişti.
Yine de biz açıklayalım. "Hocam" diyor, "Ulusal Parti'yi şimdi bunları anlatırsanız" diyor, "bunları tanıtmış oluruz" diyor. "Hiç anlatmayalım" diyor. Olmaz. Anlatacağız. Samimi ve samimiyetsiz herkes ortaya çıkacak. Olmaz öyle şey, inşaAllah. Başka hocalarımızdan eskiden anlatıp da geride kalmış, anlatmadığımız kimler var?
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah Hocam. Abdullah Yeğin Ağabey’i dinliyorduk en son. Hüsnü Bayram Ağabey var. Kırkıncı Hocamız var. Siz daha iyi bilirsiniz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, haydi bakalım, dinleyelim.
VTR: Çantacı Necmi Ağabey; “Hz. İsa (a.s.) gelecek” diyor.
VTR: Çantacı Necmi Ağabey; “Adnan Oktar’ın üslubu, Risale-i Nur ile aynı” diyor.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bediüzzaman'ın Atatürk ile karşılaşmasında Atatürk'e hitapları vardı, bir de Atatürk'e yazdığı bir mektup var. Gazetelerde yayınlanmıştı; Habertürk'te de yayınlandı, Vatan Gazetesi'nde de yayınlandı. O mektup var mı sende?
ALTUĞ BERKER:Var. Hemen bulayım Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Atatürk çok incelediğim, çok araştırdığım değerli bir Türk büyüğüdür. Gerçek İslam'ın yaşanmasında, Türk-İslam Birliği’nin oluşmasında hayati, kilit insandır. Yobazlığın kalkması çok hayati bir konuydu. Mehdi (a.s.) yapamazdı onu. Yani yapabileceği bir şey olmazdı. Mehdi (a.s.)’ı da yaşatmazdı zaten yobazlık. Mehdi (a.s.)'ın rahatça ortaya çıkacağı zemini hazırladı Atatürk. Yobazların içerinde Mehdi (a.s.) kaybolur. Yobazlık ezerdi Mehdi (a.s.)'ı, yani adetullah kanunları içerisinde. Çok zor durumda kalabilirdi. Yani tabii Allah müsaade etmez, ayrı da; ama “adetullah içerisinde” diyorum. Atatürk bir kere berrak bir kafa, berrak mantık, berrak düşünme gücünü verdi. Bilimin, sanatın kapısını sonuna kadar açtı. Yobazlığı genel ve kitlevi anlamda ezdi ve bir anlamda da yok etti. Ondan sonra berrak ve hakiki İslam yayılmaya başladı, gerçek Müslümanlık yayılmaya başladı. Bunu yalnız, Atatürk söylüyor. Diyor ki; "ileride gerçek Müslümanlık yayılacak. Gerçek Müslümanlık hakim olacak" diyor. Bak bu çok manidardır. Yani "benim zamanımda var" demiyor Atatürk. "İleride olacak" diyor, "berrak ve gerçek İslam" diyor. Mesela Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e hayrandır Atatürk. Allah göndermiştir Atatürk'ü. Ahir zamanın çok önemli bir şahsıdır. Atatürk olmadan, Mehdi (a.s.) olmaz. Yani mutlaka gelmesi gerekiyordu. Mehdi (a.s.)'a zemin ihzar eden çok hayati bir insandır, çok hayati bir varlıktır ve görevini başarıyla yerine getirmiştir. Onun arkasından Mehdi (a.s.) zuhur etmiştir. Bak mektubunu okuyamıyorlar. Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.)'dan bahsediyor mektubunda; okuyamıyorlar. Türk-İslam Birliği’nin olacağını açık açık söylüyor Atatürk. Olağanüstü bir şahıstır Atatürk. Hızır (a.s.) yardım etmiştir Atatürk'e. Bak defalarca suikast yapılmıştır; hiçbiri başarılı olmamıştır. Kaderinde öldürülmek yoktu Atatürk'ün. Yoksa devlet liderleri çok rahat suikasta uğratılıyorlardı. Yani çünkü İngiltere'ye kafa tutmuş, Fransızlara kafa tutmuş, İtalyanlara kafa tutmuş, yedi düvele kafa tutmuş, meydan okumuş. Her yer ajan kaynıyor o devirde, her yer. Çekip vururlardı. Hiçbir şey yapamadılar. Kaderinde yok. Ahir zamanın önemli bir şahsı çünkü, hayati bir şahıs. Görevini tam anlamıyla yapmıştır. Mehdiyet’e muazzam zemin hazırlamıştır. Mehdiyet onun üstüne şu an hareket ediyor, o yolun üstünden geçiyor.
ALTUĞ BERKER: Söylediğiniz haber "İslam Alemi Kahramanı Paşa Hazretleri" diye hitap ediyor, Hocam.
ADNAN OKTAR: Bitti. Bir daha tekrar et bakayım.
ALTUĞ BERKER: "İslam Alemi Kahramanı Paşa Hazretleri".
ADNAN OKTAR: Bizzat kendi kaleminden, değil mi, el yazısıyla?
ALTUĞ BERKER: Evet.
ADNAN OKTAR: Şimdi Bediüzzaman'la ilgili başka söz ben kabul etmem. Bak; "İslam Alemi Kahramanı Paşa Hazretleri". Hepsinin cevabı bunun içindedir. Bu yeterlidir. Başka söze gerek yoktur. Bak; "İslam Alemi Kahramanı Paşa Hazretleri". Kendi el yazısıyla. Bunun üstüne söz kabul etmem. Bitmiştir, noktadır. Evet, Berker'im başka ne anlatıyorsun?
ALTUĞ BERKER: "Ey Şanlı Gazi" diye hitap ediyor, Hocam.
ADNAN OKTAR: Bitti.
ALTUĞ BERKER: "İki cihanda mutluluk ve başarılarınızı canı gönülden dileyen bu fakirin..." diye devam ediyor Hocam.
ADNAN OKTAR:"Ey Şanlı Gazi". Bitti. Bana kimse maval okumasın. “Ey Şanlı Gazi”nin anlamı nedir? “İslam Alemi Kahramanı Paşa Hazretleri” nedir? Kendi el yazısıyla. Bana bunun üstüne tek kelime kimse bir şey söylemesin; dinlemem. Ben onun el yazısına bakarım, kendi orijinal üslubuna bakarım. Ve "kahraman ordu, imanlı millet" diyor. Bak "kahraman ordu, imanlı millet." "Kuran ışığıyla" diyor, "hakikat hali göreceği, o dehşetli komitenin" diyor, "büyük tahribatını tamire çalışacağı rivayetlerden anlaşılıyor" diyor. "Kahraman ordu" diyor, "zincirlerini kırıyor ve kurtuluyor" diyor. "Hadislerden bu anlaşılıyor" diyor. Nitekim iddia edilen Ergenekon örgütünün azgın saldırısından hem ordu, hem millet elhamdülillah kurtuldu. İddia edilen Ergenekon Örgütü şu an tepe taklak. Hem komünist hem Atatürkçülermiş. Hem Maocu hem Atatürkçülermiş. Büyü yapıyorlar millete. Alay eder gibi. Deli misiniz siz? Hem Maocu hem Atatürkçü nasıl oluyorsun sen? Mao'nun resmini bir yere asmış, Atatürk'ün resmini bir yere asmış. Ağababalarının resmini de ortaya koymuşlar. Ee? "Biz Atatürkçüyüz" diyor. Atatürk, Müslüman evladı. Atatürk, Türk-İslam Birliği’ni savunuyor. Atatürk, anti-komünist. Atatürk, bu milletin yetiştirdiği halis muhlis bir yiğit, koç yiğit. Sizin o kirli ağızlarınız Atatürk'ün adını anmayacak, bakteri kokan pis ağzınız. Sakın ha!
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet, Berker'im neler anlatmak istiyorsun?
ALTUĞ BERKER: "Elhamdülillah hepimiz Müslümanız, hepimiz dindarız" diyor Atatürk, söylev ve demeçlerinde Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Allah her şeyi hayırla yaratır. Atatürk'ü gönderdiyse, hayırla yaratmıştır. Bak pırıl pırıl, zinde bir gençlik meydana geldi. Kafaları berrak, gönülleri berrak ve bu pırıl pırıl zinde gençlik, gürül gürül Türk-İslam Birliği’nin askeri oldular. Azerbaycan da öyle, Türkistan da öyle, Tacikistan da öyle; hepsi atakta Allah'ın izniyle. Yer gök titriyor böyle. “Ey Türk titre ve kendine dön” diye bir söz vardır biliyorsunuz. Güzel bir sözdür. Hakikaten o başladı inşaAllah.
“Adn Cennetleri; ona girerler, onun altından ırmaklar akar, içinde onların her diledikleri şey vardır.”Bak bu çok manidardır bu ayet.“Her diledikleri şey”. Ne istiyorlarsa, inşaAllah. Nahl Suresi, 31.
ALTUĞ BERKER: Cennetle ilgili ayetler. Büyük bir zenginlik ve ihtişam olduğuna dair cennette inşaAllah. İnsan Suresi, 20’nci ayet. Şeytandan Allah'a sığınırım. “Her nereye baksan, bir nimet ve büyük bir mülk görürsün.” “Ağır işlenmiş atlastan yataklar üzerinde yaslanırlar. İki cennetin de meyve-devşirmesi yakındır” diyor Rahman Suresi'nde Hocam, inşaAllah. Muhammed Suresi, 15’inci ayette; “bozulmayan sudan ırmaklar, tadı değişmeyen sütten ırmaklar, içenler için lezzet veren şaraptan ırmaklar ve süzme baldan ırmaklar vardır ve orda onlar için meyvelerin her türlüsünden ve Rablerinden bir mağfiret vardır” diyor, inşaAllah. Pınarlar ve gölgelikler olduğunu söylüyor inşaAllah Hocam.“Akmaktaolan iki pınar vardır” diyor, Rahman Suresi, 50’nci ayet. “Şüphesiz muttaki olanlar, gölgeliklerde ve pınar-başlarındadır.” “Bir pınar ki orada ‘selsebil’ olarak adlandırılır” diyor, inşaAllah. “‘ne sıcak-ne soğuk, tam kararında gölgeliğe’ sokacağız” diyor Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şimdi sıcağı, soğuğu bilmeyen adam serinliğin, ılıman bir iklimin lezzetini bilir mi? Bilmez. Sıcaktan rahatsız olacak. Soğuktan rahatsız olacak. Kıyamete kadar ılıman bir iklimin, ılıman bir ortamın tadını her gün almış olacak. Yoksa ona alelade gelir öbür türlü. Yani doğrudan, hiç bunları görmeden giderse alelade gelir. Koltuk hiçbir şey ifade etmez. Sırtını dayamak, yatak bir şey ifade etmez. Çadır bir şey ifade etmez. İlla ki burada bu kursu görecek, bu eğitimi alacak, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: "Orada tahtlar üzerinde yaslanıp-dayanmışlardır. Orada ne (yakıcı) bir güneş ve ne de dondurucu bir soğuk görürler.” “‘Özenle işlenmiş mücevher’ tahtlar üzerindedirler."
ADNAN OKTAR: Evrimle yaratılmamış, değil mi? Allah yaratmış. Tahtlar evrim ile yaratılmıyor. Bazı cahil hocalar var ya ahiretteki yaratılışı da evrimle açıklamaya kalkıyorlar.Tahtlar mobilyacıda yapılmıyor; Allah yaratıyor.
ALTUĞ BERKER:“Yeşil yastıklara ve çarpıcı güzellikteki döşeklere yaslanırlar.”
ADNAN OKTAR:Onu da yorgancı yapmaz. Yorgancının yaptığını da Allah yapar. Yorgancı kendi yaptığını zanneder. Atölyede adam kendi yaptığını zanneder. Her mobilyayı Allah yaratır. Her elbiseyi Allah yaratır. Bak “size giyimlikler var ettik” diyor Allah. Çünkü gerçek elbise dışarıda renksiz ve saydamdır. Zaten elbise vasfı yok onun. Gerçek şekli öyledir. Beynimizde yarattığı elbise asıl elbise olmuş oluyor. Dışarıdaki aslıyla, asla ve kesinlikle, Allah’ın dışında hiç kimse bağlantı kuramaz. Bir tek Allah aslıyla bağlantı kurar maddenin. Biz görüyoruz, yansımasını görüyoruz. Allah’ın yarattığı yansımasını görüyoruz.
ALTUĞ BERKER:“Ve sabretmeleri dolayısıyla cennetle ve ipekle ödüllendirmiştir.” “…hafif ipek ve ağır işlenmiş atlastan yeşil elbiseler vardır. Gümüşten bileziklerle bezenmişlerdir.” “…orada altından bileziklerle ve incilerle süslenirler; oradaki elbiseleri ipek(ten)tir.” İnşaAllah. “Onlara mühürlü, katıksız bir şaraptan içirilir. Ki onun sonu misktir. Şu halde yarışmak isteyenler, bunun için yarışsınlar.” “Kaynağından (doldurulmuş) testiler, ibrikler ve kadehler ki bundan ne başlarını bir ağrı tutar, ne de kendilerinden geçip akılları çelinir. Arzulayıp-seçecekleri meyveler, canlarının çektiği kuş eti.”
ADNAN OKTAR:Bak, demek ki baş ağrısını bileceğiz ki, baş ağrısının olmamasının zevkini tatmamız için baş ağrısını bilmemiz lazım. Mesela, öyle bir içki ki hem içkinin pozitif yönü var ama negatif yönü oluşmuyor. İçki içiyor, mesela lezzet alıyor, hoşuna gidiyor. Ama azap vermiyor ona. Vücudunu bozmuyor, sağlığını bozmuyor.
ALTUĞ BERKER:“Yüklü dalları bükülmüş kiraz (ağaçları), Üst üste dizili meyveleri sarkmış muz ağaçları” “Gölgeleri onlara pek yakın ve devşirilmeleri kolaylaştırıldıkça kolaylaştırılmış. Çevrelerinde gümüşten billur kablar, kupalar dolaştırılır. ”
ADNAN OKTAR:Dünyaya benziyor cennet, andırıyor yani. İnsanlar öyle çok da şaşırmıyorlar. Çünkü diyorlar; “biz benzerini dünyada görmüştük” diyorlar. Ama benzerini, “aynısını” demiyor. “Benzerini görmüştük” diyorlar. Fakat renk kalitesi, görüntü kalitesi tabii çok çok farklı. Çünkü Allah onu diyor; “hiçbir göz görmedi, hiçbir nefis tatmadı” diyor. Yani bizim bildiğimiz, anladığımız tarzda olmayacak inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:“Gerçek şu ki, Biz onları yeni bir inşa (yaratma) ile inşa edip-yarattık. Onları hep bakireler olarak kıldık, Eşlerine sevgiyle tutkun (ve) hep yaşıt”.
ADNAN OKTAR:Bak sevginin önemini, kadının güzelliğini Kuran ne kadar güzel vurguluyor. Aşkın, tutkunun güzelliğini; yani bir kadını tutkuyla sevmenin, aşkla sevmenin nasıl bir nimet olduğunu Kuran vurguluyor. Yoksa hiçbir anlamı yok. Öbür türlü et yığını olur; et, kemik yığını olur. Allah aşkın, tutkunun önemine dikkat çekiyor. Yani asıl zevki ve güzelliği veren ruhani güç, ruh gücü olduğuna dikkat çekiyor, iman gücü olduğuna dikkat çekiyor Cenab-ı Allah.
ALTUĞ BERKER:“Kendilerine rızık olarak bu ürünlerden her yedirildiğinde: "Bu daha önce de rızıklandığımızdır" derler. Bu, onlara, (dünyadakine) benzer olarak sunulmuştur.”
ADNAN OKTAR:Demin söylediğim; hatırlıyorlar ama benzer, ama farklı tabii.
ALTUĞ BERKER:“Ve yanlarında bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş iri gözlü kadınlar vardır.”
ADNAN OKTAR:“Hûrin în.” Evet, güzel ve anlamlı bakış. İnsan, yani gerçek akıllı bir insan anlamlı ve güzel bakıştan çok şiddetli etkilenir. Ama bir ahmak için bön bön bakmak çok çok güzeldir. Mesela bön bir bakışa; “ne kadar güzel, anlamlı bakıyorsun” diyor. “Ne vardı?” diyorsun; “safiyeti temsil ediyor” diyor mesela, “hoşluğu temsil ediyor.” İlkel bir bilgiye sahipler ama gerçek derinliğinde onu sezemiyorlar. Yani Allah imanlı müminlere, imanlı kadınlara anlamlı ve güzel bir bakışı nimet olarak sunmuştur. Dalalet bunu bilmez. İki sığırın birbirine bakması gibi bakarlar. Müminlerde bu şiddetli heyecan meydana getirir. Çünkü önyargı olmaması lazım, güven olması lazım, sevgi olması lazım; Allah korkusu, Allah sevgisine dayalı olması gerekiyor. Sırdaş olunması gerekiyor, teslim olmuş olması gerekiyor. Ayette geçtiği gibi; teslim olması. Adam yabancılıyor onu zaten. Teslim olacak birisi olarak görmüyor ki, tehlikeli biri olarak görüyor. O, karısının ölmesini bekliyor; karısı, onun ölmesini bekliyor. O, onun mirasına konmak istiyor; o, onun mirasına konmak istiyor. O, onun ailesini dolandırmak istiyor; o, onun ailesini dolandırmak istiyor. O durumda sevgi kalmaz tabii ki. Sadece gizli, sevgi taklidini yapmaya çalışan nefret kalıyor ve çok itici, böyle karanlık bakışlar geriye kalıyor. Ama bak Kuran’da Cenab-ı Allah tutkuyla, aşkla bakıştan bahsediyor. Ki şiddetli bir zevk alacak müminler bundan. Ama bak; “sadece eşine” diyor, “teksif olmuş.” Namusun güzelliğine de Allah dikkat çekmiş oluyor. Çünkü herkese ait olan bir kadın güzel değildir. Herkese ait olan bir erkek de kadın için iticidir. Yani fahişe bir erkekle, fahişe bir kadın etki meydana getirmez. Namuslu bir erkek kadını etkiler. Namuslu bir kadın da erkeği etkiler. Kuran’da buna dikkat çekmiş oluyor Cenab-ı Allah. Çünkü bak ilk dikkati çekilen şey; tutkunun zevkine dikkat çekiliyor. Tutku ve bakışlar. Demek ki kadının konuşmasından, bakışlarından, elektriğinden etkilenecek mümin; sırf etinden kemiğinden değil. Şimdi bazı sığırlar tam sığır ruhunda; sadece ete, kemiğe göre hareket ediyor. O zaman da Allah onlara tiksinme hissi veriyor. Birbirlerinden iğreniyorlar. Müminlerde derin bir sevgi, derin bir istek, derin bir muhabbet oluşuyor. Sadece müminlere has bir güzelliktir. Onun için Allah; “mümin erkekler, mümin kadınlara; mümin kadınlar, mümin erkeklere” diyor.
ALTUĞ BERKER:“Orada huyları güzel, yüzleri güzel kadınlar vardır.” “Otağlar içinde korunmuş huri kadınlar.” “Ve iri gözlü huriler, sanki saklı inciler gibi”.
ADNAN OKTAR:Bak hep saklı ve korunmuş. Yani insan helalinin öyle saklanmış olması, mesela korunmuş olması ayrı bir zevktir. Onun çok daha hoşuna gider. Etkiler onu. Yani umuma ait olması da, Allah o zaman kalbinde bir boşluk meydana getiriyor. Boşluk meydana getirir, mümin sevemiyor inşaAllah. O ayeti bir daha oku.
ALTUĞ BERKER:“Orada huyları güzel, yüzleri güzel kadınlar vardır.”
ADNAN OKTAR:Bak; “huyları güzel”, sonra “yüzleri güzel” diyor. Huy güzelliği çok hayati olduğu için. Huyu güzel olmadı mıydı yüzünün güzelliğinin bir anlamı kalmaz. Huyunun güzel olması gerekiyor. Ama ikisi birlikte olduğunda nur âlâ nur, muhteşem bir güzellik olur. Allah iki güzelliği birden övüyor
ALTUĞ BERKER:“Nice bahçeler ve üzüm bağları.” “İçlerinde (her türden) meyve, eşsiz-hurma ve eşsiz-nar vardır.” inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bak, “eşsiz” benzeri olmayan. İnsanın ne kadar içini açtığını ve ne kadar hoşuna gittiğini Cenab-ı Allah vurguluyor.
ALTUĞ BERKER:Sizin bir sözünüzü hatırlatacağım Hocam. Tevekkülle ilgili şöyle söylediniz; “tevekkül dünyada Allah’ın Müslümanlara verdiği en önemli nimetlerden bir tanesidir. Tevekkül etmeyen her insanda ruhi bozukluk olur, psikolojik bozukluklar başlar, bedensel rahatsızlıklar da başlar. Tevekkül eden insanlar çok sağlıklı, çok huzurlu olurlar. Her şeyi Allah’a bırakır. Diğer türlü ‘buradan nasıl gideceğim?’, ‘yolda ne olacak?’, ‘ertesi gün ne yapacağım?’, ‘ne konuşacağım?’, ‘hastalanırsam nasıl tedavi olacağım?’, ‘şu ben kanser mi acaba?’, ‘kalbimde sıkıntı var; kalp hastası mı oldum?’, ‘kıyamet mi kopacak?’, ‘deprem mi olacak?’ Bin bir türlü vesvese içinde çırpına çırpına ömrü sürünmekle geçer. Allah’a tevekkül edenin de dünyası mamur, rahat, huzurlu ve güzel olur inşaAllah” dediniz.
ADNAN OKTAR:Evet. Tekin Alkan, Kayseri’den yazmış. Tekin en güzel cevabı sana zaman verecek. Allah ömrünü uzun etsin. On yıl sonra yine ben buradayım, sen de buradasın. Türk-İslam Birliği’ni de göreceksin, Mehdi (a.s.)’ı da çok açık anlayacaksın, Hz. İsa Mesih (a.s.)’ı da çok iyi, açık anlayacaksın. Ve bu durdurulamayacak; bak bu çok önemli. Deccaliyet ve küfür ve şeytan ve şeytanın uşakları var gücüyle gayret edecekler; Mehdiyet’e karşı yağmur gibi, yarasa ordusu gibi saldıracaklar ama Mehdiyet hepsini ateş gibi yakıp bitirecek ve etkisiz hale gelecekler. Bunu göreceksin.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam “cehennem ehlinin imansızlığı ve ahlaksızlığı ahirette devam ediyor” demiştiniz. Onunla ilgili ayet okuyorum Hocam inşaAllah. Kendi durumlarına rağmen ahiretteki, daha hala müminlerin durumunu soruşturuyorlar. Sad Suresi, 62’nci 63’üncü ayetlerde, şeytandan Allah’a sığınırım. “Ve derler ki: "Bize ne oluyor ki, kendilerini şerir (kötü)lerden saydığımız adamları göremiyoruz. Biz onları bir alay konusu edinmiştik; yoksa gözler mi onlardan kaydı?"” diyorlar Hocam.
ADNAN OKTAR:Evet. Bu arada Ekşi Sözlüğe de selam. Ondan sonra Tekin Alkan kardeş, hem Tekin Alkan’a selam, hem de Ekşi Sözlüğe selam.
Mahmut kardeşimiz yazmış; “son dönemde yaşanan öğrenci olayları hakkında fikirlerinizi almak istiyorum inşaAllah.” Fransızlara özeniyorlar, 68 gençliğine. Bağırtı çağırtıyla bir şey anlatılmaz. Kalemle, yazıyla; internette yaz, konuş, salon toplantıları yap. Sokağa çıkıp bağırmak çok ilkel bir yöntem. Bağırtı çağırtıyla olmaz.
ALTUĞ BERKER:Fosil gösterebilir miyiz Hocam inşaAllah?
ADNAN OKTAR:Evet.
ALTUĞ BERKER:425 milyon yıllık denizanası. 425 milyon yıllık.
ADNAN OKTAR:425 milyon yıl! Şu ana kadar bunun ne olması gerekiyordu? Einstein gibi bir adam olması gerekiyordu. Ne olmuş? Yine denizanası. Hiçbir fark yok. O zaman nasıl denizanasıysa şu anda da denizanası. Bak ispat böyle olur.
ALTUĞ BERKER:95 milyon yıllık balık. Çekirge, 108 milyon yıllık çekirge. 108 milyon yıldır hiç değişmemiş. Demek ki evrim olmamış.
ADNAN OKTAR:108 milyon yıl, değil mi? Şu an bu atlama şampiyonasında, olimpiyatlarda bunun çok yüksek dereceler almış bir atlete dönüşmesi gerekiyordu. Üç adım atlamada direkt dünya şampiyonu olması gerekiyordu şu ana kadar. Olduğu gibi duruyor.
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Tabii. 100 milyon, 108 milyon yıldan beri aynı inşaAllah.
Beril Hocam sen kapanış konuşmasını yap.
SUNUCU:İnşaAllah. Bizi yarın 22:00’den itibaren HarunYahya.Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Aksu TV ve Kaçkar TV’den takip edebilirsiniz.
ADNAN OKTAR:Ya Allah bismillah. Şimdi herhangi bir sayfa açalım. Maide Suresi 56. “Kim Allah'ı ve Resûlü’nü ve iman edenleri dost (veli) edinirse,”demek ki Allah’ı dost edineceğiz, seveceğiz Allah’ı, Resulü’nü seveceğiz ve iman edenleri seveceğiz. “Hiç şüphe yok,” diyor Allah, “galip gelecek olanlar, Allah'ın taraftarlarıdır.” “Hiç şüphe yok, galip gelecek olanlar, Allah'ın taraftarlarıdır.” Şeytandan Allah’a sığınırım. 2007 tarihini veriyor. Tam 2007. Bak; “hiç şüphe yok” diyor Allah, şüphe etmeyin, “hiç şüphe yok, galip gelecek olanlar” dünyaya hakim olacak olanlar “Allah taraftarlarıdır” Allah’ı sevenler, Müslümanlardır. 2007 tarihini veriyor; tam, net. “Umulur ki Allah, bir fetih veya Katından bir emir getirecek” bir lider getirecek, bir Mehdi (a.s.) getirecek; ebcedi 1996 tarihini veriyor 52’nci ayet. Bakabilirler herkes. Yani ebced bilen kardeşlerimiz incelesinler. Bak; “Umulur ki Allah, bir fetih” hakimiyet, hakimiyet “veya Katından bir emir getirecek” bir imam, bir Mehdi (a.s.) getirecek inşaAllah; 1996.
Bismillah. Zümer Suresi 22, “Allah, kimin göğsünü İslam'a açmışsa, artık o, Rabbinden bir nur üzerinedir, (öyle) değil mi?” diyor Allah. Şeddesiz 1990, şeddeli 2022 tarihini veriyor. “Allah, kimin göğsünü İslam'a açmışsa” Allah kime hidayet vermişse “artık o, Rabbinden bir nur üzerinedir, (öyle) değil mi?” Aynı zamanda Risale-i Nur Külliyatı’na da işaret ediyor; “nur üzerinedir.” “Fakat Allah'ın zikrinden (yana) kalpleri katılaşmış olanların vay haline.” Deccal taraftarlarına, “işte onlar, apaçık bir sapıklık içindedirler” diyor Allah. Fakat ayette; “Allah, kimin göğsünü İslam'a açmışsa, artık o, Rabbinden bir nur üzerinedir, (öyle) değil mi?” demesi Cenab-ı Allah’ın tam 1990 tarihini veriyor, şeddeli de 2022 inşaAllah. Gerçi Taha Akyol biraz daralacak ama Kuran’ın bir gerçeği.
SUNUCU: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet, haydi bakalım.
Makaleler
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...