BERİL KONCAGÜL: İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam Harun Yahya.Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Aksu Tv, Kaçkar Tv, Çorum Kanal 19, Mardin Kanal 47, Sivas Sipaş Tv, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Uşak Egem Tv ve Harun Yahya.Tv’den canlı olarak yayınlanan Adnan Oktar’la gece sohbetleri programımıza hoş geldiniz. Programımızda konuklarımızdan inşaAllah, Pınar Eliçe Hanım var, hoş geldiniz.
PINAR ELİÇE: Hoş bulduk.
ADNAN OKTAR: Efendim, Pınar bizim canımız. Çok sevdiğimiz değerli bir kardeşimiz maşaAllah.
PINAR ELİÇE:Teşekkür ederim.
ADNAN OKTAR: Efendiliğiyle terbiyesiyle saygısıyla çok dikkat çekiyor, maşaAllah. İki tane de sevimli çocuğu var. Minik.
PINAR ELİÇE: Evet, evet. Allah olmayanlara da versin.
ADNAN OKTAR: Allah onların ömrünü uzun etsin. Sana bağışlasın.
PINAR ELİÇE: Çok teşekkür ederim.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah Allah uzun, güzel, hayırlı bir ömür nasib etsin. İmanlı, neşeli, sevinçli, inşaAllah.
PINAR ELİÇE: Evet, evet.Onların dede, akla saçlı hallerini görmeyi nasib etsin bana da. Evet onları öyle göreyim yani.
ADNAN OKTAR: Allah ömrünü uzun etsin. Hayırlısıyla inşaAllah, maşaAllah.
Berkerim ne anlatayım?
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah hocam.Nasıl uygun görürseniz, bazı köşe yazıları vardı uygun görürseniz. Medeniyet merkezi Türkiye başlıklı bir yazı yazmış Reşat Nuri Erol Milli Gazete’deki yazısında bugün. Hz. Muhammed (sav)’den sonra nebi gelmeyeceğini, ancak Peygamberin varisleri olan alimlerin önderlik edeceği bir ilim medeniyeti yaşanacağını yazmış. İnsanlık olarak biz Kuran’ın emri gereği, bu yeni ilim medeniyetini başlatmakla emrolunduk demiş. Türkiye’nin Hz. Nuh’un üç oğlunun kurduğu üç ayrı medeniyetin merkezinde olduğunu, coğrafi ve ahlaki olarak ise dünyanın merkezi olduğunu söylemiş. Ayrıca İstanbul’un da ahlaki, tarihi ve coğrafi bir merkez olduğunu ve geleceğin medeniyet merkezinin de İstanbul olacağını belirtmiş.
ADNAN OKTAR: Doğru İstanbul’u şu an İslam aleminin manevi başkenti olarak kabul ediyorlar. Ama zaten dünya başkenti de ilan ettiler, inşaAllah değil mi? Kültür başkenti inşaAllah. Bu arkadaş Reşat Nuri Erol, bu çok dürüst bir insan, samimi. Yazıları hep genellikle düzgün, güzel oluyor ben takdir ediyorum. Başka ne var?
ALTUĞ BERKER: Milliyet Gazetesi’ndeki bir haberde hocam bugün, Sayın Dışişleri Bakanı Ahmed Davudoğlu Ankara’daki büyük elçiler toplantısında; “ister güney-kuzey ister doğu-batı olsun, dünyadaki tüm kutuplaşmalara karşıyız. Amacımız dünyadaki küresel düzenin içselleştirici, katılımcı eşitlikçi ve kuşatıcı olmasıdır demiş. Dünyanın geleceğinin çevre bölgelerdeki komşu ülkelerle birlikte şekillendirmeyi istediklerini ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kimseye hükmetme düşüncesi içinde olmadığını” söylemiş inşaAllah hocam.
ADNAN OKTAR: Yazısını ekranda göreyim.Evet, o hükmetmeme sözü çok önemli, çünkü insanlar çok gururlu olurlar, çok onurlu olurlar. Birisinin hükmetmesi, üstün gelmesi, büyüklük iddiası insanların hoşuna gitmez. İnsanlar mütevazi, mazlum, sevecen, fedakar insanlardan hoşlanırlar. Güzel huylu insanlardan hoşlanırlar. Dolayısıyla Ahmed Davutoğlu böyle bir şeyi söylemiş olmakla, mühim bir konuda vesveseleri de gidermiş. Bayağı sevdiğim, takdir ettiğim bir insan.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Ufaklar benziyor mu sana?
PINAR ELİÇE: Benziyorlar tabii ki, yani anneden de babadan da almışlar. Ama en çok herhalde oğlum benziyor yapı olarak, oğlum benziyor.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Allah sana onların güzel günlerini göstersin.
PINAR ELİÇE: Amin, hükmetme konusu deyince ben de burada kendime göre bir fikrimi söylemek istiyorum. İzniniz olursa.
ADNAN OKTAR: Çok iyi olur tabii.
PINAR ELİÇE: Şimdi iki çocuk yetiştiren bir anne olarak, gerçekten çocuklarımıza bilhassa, hükmetmek yerine, onları büyük insan gibi karşımıza alıp her şeyin doğrusunu anlatmakta fayda olduğunu düşünüyorum. İşte yasaklar, cezalar veya şiddet veya işte baskılar bir çok şeyi ters tepebiliyor. Ama sevgi, şefkat, anlayış ve konuşmak, her şeyin çözümü olduğuna inanıyorum ben. Daha doğrusu çocuklarım bana bunu öğretti. Onlar beni eğitiyorlar aslında. Onlarla beraber yeniden okula başladım, yeniden matematik öğreniyorum, yeniden onlardan bir şey öğreniyorum, davranış biçimi, psikoloji, gerçekten dediğim gibi çocuklardan öğrendiğim bir şey de buydu benim. Hükmetmek kötü bir şey. Ama sevgi, sonsuz sevgi, sonsuz anlayış, sabır çok önemli.
ADNAN OKTAR: Onlara ne mutlu bak senin gibi güzel bir anneleri var. Senin gibi anne öyle kolay kolay bulunmaz. Mütevazisin mesela bak güzel, onlara o terbiyeyi verdiğin halde “onlardan öğreniyorum” diyorsun. Bu çok hayati, tabii mesela bu çocukların bu çok hoşuna gider. Onlara yaklaşım şeklin, şefkat şeklin çok derinden ve bayağı samimi, çok doyurucu, maşaAllah.
PINAR ELİÇE: Şimdi şöyle tabii ki, bir sanatçılığın vermiş olduğu, toplumda veya bazı kesimde bir önyargı oluşabiliyor. Ama annelik duygusu, içgüdüsü olan her kişide, muhakkak ki, bazı şeyler daha titiz, daha düşünceli veya çocuğu olan bir kadın, kimse kim, daha farklı olduğuna inanıyorum. Çocuklar benim hayatımda bir çok milat, miladı başlatan şeyler. Şimdi Hocam bizler de gerçekten çok küçük yaşlarda şöhreti yakalamış, işte alkışı görmüş insanlar olarak; annelik beni aslında çok değiştirdi, inanılmaz değiştirdi. Olumlu yönde değiştirdi ve ben Allah’ın bahşettiği bu güzel duyguyu, bu güzel doğayı yaşayabilmiş olmanın inanın çok büyük keyfini ve şanslı kullarından biri olduğumu düşünüyorum. Çünkü Allah herkese de bunu nasip etmeyebiliyor. O yüzden onlarla beraber birçok şeyi de değiştirdim hayatımda ve birçok şeyi de yeniden öğrenmeye başladım.
ADNAN OKTAR: Nasiplisin. Evet, ama güzel yanın sanatçı ruhun. Gerçek bir Müslüman sanatçı ruhlu olur. Yani her şeye güzel gözle bakar, hayır gözüyle bakar. Mesela sanatçılarda olur, ressamlarda vardır, sanatçılarda vardır o. Herşeyin güzellik yönünü. Mesela geldin sen, hemen balıkların güzelliğine dikkatin çekildi, dikkat ettim, değil mi?
PINAR ELİÇE: Evet, evet çok huzur verdi bana birden bire, çok keyif aldım onlardan, yaşayan canlı bir şey. Gerçekten çok güzel, işte bakabilmek nasıl bakabilmek önemli, pozitif olabilmek. Günümüzde de artık pozitif kelimesi çok gündemde fakat hakikaten pozitiflikten öte doğru düşünce yani doğru duvar yıkılmaz diye bir laf vardır. Ben hayatımda bunu birçok evrelerinde yaşadım ve gördüm. Haksızlığa da uğrasanız eğer siz doğruysanız zamana, bir de zaman çok önemli. Bazı şeyleri zaman kendiliğinden çözüp halledebiliyor. Bakabilmek önemli, doğru düşünmek, doğru bakabilmek. Hayattaki bütün doğruların da size gelmesini sağlıyor.
ADNAN OKTAR: Uslubün çok güzel, maşaAllah.
PINAR ELİÇE: Teşekkür ederim, çok sağolun.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, o ruhundaki güzelliğin yansıması oluyor. Hakikaten yaratılıştan sanatçı ruhlusun. Onu bir sevgi yansıması, güzellik yansıması olarak tabii olarak ortaya koyuyorsun, maşaAllah.
PINAR ELİÇE: Yaşanan tabii ki bazı acılarda insanı olgunlaştırıyor. Hayata daha farklı bakabilmeyi sağlıyor. Gerçekten her şeyden önce Allah’ıma şu konuda çok şükrediyorum. Sağlıklıyım. Sağlıklı olduğum sürece her şeyin üstesinden gelebilirim. Güçlüyüm ve ayaklarımın üzerinde durabiliyorum. Bu çok önemli faktörler yani insan hayatında olması gereken en önemli şeylerden biri olduğunu düşünüyorum ve dediğim gibi, hayata iyi bakıyorum, güzel bakıyorum. Öyle bakmak durumundayım ve o da bana zaten güzellikleri getiriyor.
ADNAN OKTAR: O hayati konu; karamsar olmamak, ayette de var. “Bizim karamsarlığımız yani üzüntüye olan eğilimimiz bizi bu hale getirdi” diyor ayette. Müslüman mutlaka her şeye güzel gözle, hayır gözle neşe gözüyle, sevinç gözüyle estetik gözüyle bakacak. Ki hakikaten her şey pozitif. Mesela bak Allah sana çok güzel çocuklar vermiş. Güzel bir insansın, çok zeki bir insansın. Cümle kuruluşların uslubün falan çok mükemmel. Güzel bir şahsiyet kişilik geliştirmişsin. Yani bunu çok güzel yansıtabiliyorsun. İçinde bir tutarlılık var, mesela mantık tutarlılığı var, bir akılcılık var ve mazlumsun, mütevazisin. O da çok güzel.
PINAR ELİÇE: Ne istediğimi biliyorum artık hayattan. Hocam ben çok deneme yanılmalarla bu olgunluğuma eriştim. İsterdim ki en başından bu olgunluğuma ama o mümkün değil. Çünkü yaşım şu an 35.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
PINAR ELİÇE: Belki de bir 10 yıl sonra daha da farklı bakabileceğim hayata. Yani her yaş evresinin farklı bakış açısı, farklı yorumu var hayatıyla ilgili. Ben şimdi bir 20 yaşlarıma bakıyorum. Bir 30’lu yaşlarıma bakıyorum. Mantık olarak, yaşam biçimi olarak hayata bakış şekli olarak ne kadar değiştiğim, yani insan oğlu aslında değişen bir varlık. Yani sevgisi de değişebiliyor, ilgisi de değişebiliyor. Kendini geliştiren bir varlık olduğunu düşünüyorum. Bu benim evlilik sürecimde açıkçası çok okumamı, izlememi, bazı şeyleri araştırmamı çünkü çok boş vaktim vardı. Ama o boş vaktimi ben boş geçirmedim. Kendimi eğitmek adına bir çok ahşap boyamadan tutun, ressamlık kursuna gittim, ben sanatçı ruhumu şarkı söyleyerek değil de, yine de bir sanat dalıyla uğraşarak da tatmin ettiğim yıllardı. O dönemde çok kitap okudum. Mesela ben hayatımda ilk defa Kuran-ı Kerim’i 7 yıl önce aldım, evime. Evet bu da bir itiraf. Çünkü ben Kuran-ı Kerim almaya da korkuyordum. Yani böyle bir küçüklükten gelen bir şey vardı. İşte biz Kuran-ı Kerim’imizi en üst tepelere koyardık ve oradan sadece bakardık. Hani elimize almaya korkardık. Şimdi ben çocuklarıma bunu böyle yapmamaya çalışıyorum. Bu bizim bilmiyorum Hocam ben kendi yorumumu katarak söylüyorum, eğer hatam da, kusurum da olursa lütfen siz düzeltin. Ben şimdi çocuklarıma mesela onu tepede değil, o bir rehber kitap bizim için.
ADNAN OKTAR: Çok güzel.
PINAR ELİÇE: Hayatımızda öğreneceğimiz birçok şeyi aslında orada bulabiliyoruz. Ben mesela Tevrat’ı da okudum, İncil’i de okudum. Çünkü doğruyu bulabilmem için diğer dinleri de anlamam gerektiğini düşündüm. Yani dinsiz değilim tabii ki elhamdulillah Müslümandım. Ama Kuran’da bu yazıyorsa acaba İncil’de ne yazıyor? Bu merakımı gidermek için bunları da okudum. Ve mesela ben Tevrat’la Kuran-ı Kerim’in çok birbirine bazı konularda örtüştüğüne şahit oldum. Yani izlenimim o oldu.
ADNAN OKTAR: Doğru.
PINAR ELİÇE: İncil’in de bir masal kitabı olduğunu; yani bir masal, bir hikaye anlattığını, tabii ki bu çok değiştirilmiş hatta Yuhanna, Markos gibi öyle üç dört rahibin herhalde anlattığı, anladığım kadarıyla. Çok değiştirilmiş olduğunu, egzajere edilmiş olduğunu hissettim. Gerçeğin dışında gibi geldi bana. Bir tek şeyi ortak noktayı yakalamıştım Hocam. Hepimizin tek bir Tanrı’ya inandığımız.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
PINAR ELİÇE: Ve en doğru kitabında Kuran-ı Kerim olduğunu. En son gelen kitap olarak en doğru kitabın olduğunu ve gerçekten de bizim için bir rehber kitap olduğunu. Kişisel gelişim kitapları çok okudum. Düşünce gücü, beyin gücü, enerji bunları da araştırdım, bunlarla ilgili çalışmalar da yaptım. Gerçekten benim hayatıma ve ruhuma kattığı çok şeyler oldu.
ADNAN OKTAR: Ben sizi izlerdim basından ama hakikaten bu yönünüzü bilmiyordum. Çok çok iyi oldu söylemeniz.
PINAR ELİÇE: Allah ile benim aramda.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Dindarlığınızı gördüm, sanatçı yönünüzün bütün güzellikleri kapsayacak şekilde olduğunu gördüm. Çok keskin bir zekaya, çok güzel bir üsluba, çok akıcı bir anlatım gücüne sahip olduğunuzu gördüm. Bunlar çok hoşuma gitti, maşaAllah.
PINAR ELİÇE: Bana da bu imkanı verdiğiniz için. Şimdi yılların belli bir birikimi var aslında bir patlama. Toplumda da bence bir uyanış var, Hocam. Yani artık bilinç seviyeleri, düzeyleri daha açıldı gibi geliyor. Yani bazı şeyleri artık farkındalıklarımız daha arttı gibi geliyor bana. Yani eski o işte hani çok günah dediğimiz, en küçük şey Kuran-ı Kerim’i tepede tutmamız. Her yerimizde, başucumuzda, her yerde olmalı, çünkü o rehber kitap, ondan korkulacak bir şey yok. Yani bu bilinç seviyelerinin, bilinç düzeylerinin, farkındalığının artmasıyla alakalı olduğunu düşünüyorum. Onu da bana Allah bahşettiği için de teşekkür ediyorum kendisine.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Ama ben çok sevindim sana, bayağı çok hoşuma gitti.
PINAR ELİÇE: Bende çok sevindim ki böyle bir değerli sohbet ortamında, sizler gibi değerli insanlarla beraber burada bunu konuşabilmek çok keyifli esas. Çünkü herkesle de her şey konuşulamıyor Hocam, anlayamıyorlar, korkuyorsun. Korkmak değil aslında hani sizi anlamayan birine bir şeyler anlatmaya çalışmış olmak kadar üzücü ve yorucu bir şey yok hayatta. En güzel susup dinlemek oluyor o zamanda. Burada bunu ifade edebilme imkanı verdiğiniz için de teşekkür ediyorum.
ADNAN OKTAR:Ben de teşekkür ediyorum, bizi şereflendirdin, lütfettin.
PINAR ELİÇE: Estağfurullah o şeref bana ait.
ADNAN OKTAR: Kerem buyurdun, çok güzel oldu gelişin. Ben mesela düşünüyorum da senin aslında farklı yönün sadece akıllı olman bu kadar. Yani sen sadece akıllı bir insansın gerçek anlamda akıllısın. Onun tutarlılığı var üstünde, onun makullüğü var, onun insancıllığı var. Normal insanın zaten böyle olması lazım. Mesela Kuran’a karşı müthiş bir sevgi var içinde,
PINAR ELİÇE: Evet.
ADNAN OKTAR: Kuran’la iç içe olmak istiyorsun. Makul olan, doğru olan da budur. İşte Allah’ın gericiliği Türkiye’de yok etmiş olması, Atatürk’ü vesile etmesi berrak bir Müslümanlık anlayışını ortaya getirdi. Mesela bir bağnaz ve yobazın konuşma üslubuna bir bakalım. Bir de senin şu candan ve sıcak, sevgi dolu, Müslümanca üslubuna bir bakalım. Oradaki sevgisizlik, katılık ve akılsızlığı, estetikten uzak, sanattan uzak, derinlikten uzak bayalığa bir bakalım. Bir de senin üslubundaki candanlık ve derinliğe bakalım. Arada çok büyük bir fark var. Onun için Allah böyle zulme müsaade etmiyor. “Gericiliği niçin ezdi?” diyor adam. İşte bunun için eziyor Allah. Bunun için eziyor ki, kullar rahat etsin. Bir güzellik olsun, gerçek din ortaya çıksın, samimi din ortaya çıksın. O yönüyle tebrik ediyorum maşaAllah. Çok güzel çocuklar yetiştireceksin, çünkü böyle bir anneden şahane güzel çocuklar olur, maşaAllah maşaAllah.
PINAR ELİÇE: Elimden geldiği kadar. Tabii ki şimdi gönül isterdi ki tam bir aile ortamı içerisinde yetiştirebilmek. Ben şimdi hem anne hem babalık görevini üstlendiğim için gerçekten işim çok zor. Ama dediğim gibi elimden geldiğince. Benim için şu çok önemli, aile bağını en iyi oluşturan şeyin sofralar olduğuna, yemek ortamları ve sofralar olduğuna inanıyorum. Bizim için akşam yemekleri çok önemli. Mesela ben buraya gelmeden önce çocuklarımla akşam yemeğimi yedim ve geldim.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
PINAR ELİÇE: Yani bizim yemek saatimiz de zaten çocukların yatış saatinden dolayı en geç 7’dir. 7’de o soframız muhakkak kurulur ve bütün aile bireyleri yani ben bütün programımı ve bütün işlerimi ona göre ayarlarım. Mesela daha erken gideceksem daha erkene aldığım zaman da olur. Hatta derler ki çocuklar: “Anne daha acıkmadık”. “Olsun çocuğum yarım saat ben size eşlik edeceğim sonra siz devam edeceksiniz işim var, hemen geleceğim”. Şimdi çocuklar da böyle bir ortamda olduğu zaman ve böyle bir ortamda büyüdükleri zaman ister istemez aile bağları oluşmuş oluyor. Yani benim buradan tek tavsiyem ailelere, çocuk yetiştiren ailelere; çünkü onlar bizim geleceğimiz. Şimdi benim de kızım yarın bir gün anne olacak, oğlum da baba olacak. O yüzden biz ne verirsek. En büyük eğitim ailede başlıyor yani temel aile ondan sonra okullara teslim ediyoruz. Orada daha farklı eğitimler alıyorlar. Daha sonra hayat eğitimi başlıyor yani hayata salacağız onları. Düşe-kalka onlar orada iyice pişecekler. Şimdi o yüzden dediğim gibi, ben aile ortamında o sofraların çok önemine değinmek istiyorum. Şartlar ne olursa olsun, ne kadar işleri olursa olsun, çocukları ile beraber o sofrada muhakkak olmaya çalışsınlar aileler, o çok önemli.
ADNAN OKTAR: Bu dediğin Hz. İbrahim (a.s.) ahlakı, çok önemli bu. Bunu geçenlerde de anlattım, değil mi? Müslümanlar bir arada sofrada yemek yemeli. Bak o sofra ahlakı, sofra sevgisi Osmanlıdan kalma bir şey. Biraz da Osmanlısın sen maşaAllah.
PINAR ELİÇE: Aslında ben bir şey daha itiraf edebilir miyim? Ben bir şey daha itiraf etmek istiyorum. Allah bana fırsat verseydi de, Osmanlı’da ben bir iki sene yaşamak isterdim. Şu Topkapı Sarayı’nda yaşamak çok isterdim.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah çok yakışır sana.
PINAR ELİÇE: Evet çok isterdim. Bilmiyorum yani artık gerçekten tarihi de çok seviyorum, tarih de okuyorum. Gerçekten Osmanlı tarihini çok okudum. Bende ilk bu merak; İnkılap tarihi vardı bizde bizim zamanımızda liseye giderken, ortaokula giderken. O zamandan gelen bir tarih sevgim var. Araştırmacıyım, böyle her şeyi araştırmayı çok seviyorum. Bazen o araştırmacılıktan, o meraktan çok başıma gelenler de oldu. Fazla meraklı olmakta iyi değil. Ama dediğim gibi tarihi seviyorum, Osmanlıyı da seviyorum. Aslında iki sene yaşamak isterdim. Öyle bir imkan olsa böyle bir zaman tünelinde dönsek. Çok isterdim.
ADNAN OKTAR: Kafamda canlandırdım seni şöyle bir Osmanlı gibi acayip yakışır. Çok ihtişamlı olur maşaAllah. Bayağı güzel insansın. Fakat genel kültürün çok hoşuma gitti ve araştırmacılığın. Mesela sen okuduğun kitapları, araştırdığın hususları, detayları verdikçe sana sevgim çok arttı.
PINAR ELİÇE: Çok teşekkür ederim.
ADNAN OKTAR: Doğru orantılı olarak arttı. Akışkan konuşman, çok akıllı ve tutarlı konuşuyorsun. O çok önemli. Gözünde de çok akıllı bir anlam var, çok tutarlı ve samimi bir anlam var. O yüzden çok çok sevdim, ben bilmiyordum seni gerçekten.
PINAR ELİÇE: Çok teşekkürler. Allah razı olsun.Ne kadar güzel. Bir sevgi daha kazanmış olabilmekte mutluluk benim için.
ADNAN OKTAR:BenceOn binlerce. 35 milyon kişiye hitap ediyoruz şu an. Birçok kanalda tabii.
PINAR ELİÇE: Allah razı olsun, çok teşekkür ederim.
ADNAN OKTAR: Milletimizin hepsi seni çok sevmiştir. Çok candan, tertemiz Müslüman Türk evladısın. İdeal annesin, ideal insansın. Allah ahlakını daha da güzelleştirsin.
PINAR ELİÇE: Amin inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Huyunu güzelleştirsin inşaAllah.
PINAR ELİÇE: Allah utandırmasın ve şaşırtmasın.
ADNAN OKTAR: Evet maşaAllah.
PINAR ELİÇE: Duam hep o.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bak benimle aynı fikirde olan çok çok çok fazla insan vardır, maşaAllah.
PINAR ELİÇE: Bir de şimdi çok enteresan ben sizi ilk defa görüyorum. Ve bugüne kadar herhangi bir sohbet ortamınızda da bulunmadım.
ADNAN OKTAR: Doğru.
PINAR ELİÇE: İlk defa böyle bir ortamda bulunuyorum. Ve gerçekten, meğer biz aynı fikrin insanlarıymışız. Bende şimdi çok mutlu oldum şimdi bunu duyunca gerçekten.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Ama sanatçılar çok tatlı insanlar. Bakın hep güzel huyludurlar. Ressamlar da öyledir, diğer sanatçılar da öyledir. Daha güzel bakarlar, mesela renkleri daha keskin görür onlar. Mesela sesi daha güzel duyuyorlar. Güzel olan bir şeyi çok çabuk yakalarlar. Daha şefkatli, daha merhametli oluyorlar, daha hoş oluyorlar. Bilmiyorum yani bana öyle rast geldi, ben öyle gördüm.
PINAR ELİÇE:Siz iyisiniz, iyileri çekiyorsunuz.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
PINAR ELİÇE: Evet gerçekten. Yani tenzih etmek istiyorum. Her meslekte iyiler de, kötüler de, kötüye kullananlar da, iyiye kullananlar da var.
ADNAN OKTAR: Tabi ki var.
PINAR ELİÇE: Allah inşaAllah onları da doğru yola,
ADNAN OKTAR: Hidayet versin.
PINAR ELİÇE: Doğru insan olmaya. Yani doğru yol demek zaten doğru insansanız doğru yoldasınız. Ben bir şeye çok dikkat ediyorum hayatta, o haram yememe olayı. Yani şartlar ne olursa olsun, kul hakkı yememek.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
PINAR ELİÇE: Bana onu nasip etmesin Allah. Geri kalan herşey, insanız hatamız olabilir, kusurumuz olabilir. “Af ola” diyoruz. Ama kul hakkı çok önemli benim için.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Her dakika sevgim ve hayranlığım artıyor, maşaAllah.
PINAR ELİÇE: Öyle mi?
ADNAN OKTAR: Çok hoşuma gitti üslubun.
PINAR ELİÇE: Bilmiyorum yani bu benim genel yaşam felsefem ve hayata bakış açım. Eğer siz de takdir ediyorsanız benim için büyük bir onur, mutluluk.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Kişilik ve akıl insanı çok etkileyen bir şey. Genel kültür, kişilik, karakter ve pozitif kişilik. Mesela çok pozitifsin. Mesela böyle bir olayın arkasında; çapanoğlu arayan bir kişilik yok. Çok candan ve kendine güvenin var Allah’a güvenerek. Mesela o çok hoş bir şey, bayağı güzel. Evet, olgun güzel bir kişilik geliştirmişsin, maşaAllah.
PINAR ELİÇE: Ben sonuçta Hocam şuna da inanıyorum. Hayatta etrafımızda ne kadar insanlar olursa olsun, evlatlarımız var Allah eksikliğini göstermesin. Ama hayatta yalnızız aslında. Çok böyle etrafımda insanlar var olduğunu düşünüp de, aslında ne kadar yalnız olduğumu gördüğüm zamanlarım da oldu. İşte o zaman aynaya baktığımda, yüzümün aksine baktığım zaman; “sen’sin” dedim. “Sen’den başka kimseye güvenemem” dedim ve ben, bendim. Yani o yüzden ben kendime güvenim ve hayata karşı bir kez daha her şeye hazırlıklıyım hayatın bana getireceği, her şeye. Çünkü her getirdiği şeyde muhakkak; benim hayrım ve benim için bir iyilik olduğunu düşünüyorum. En kötü bir şeye bile teşekkür ediyorum. Muhakkak bunun altında beni bekleyen iyi bir şey olduğunu düşünüyorum. Böyle baktığınız zaman. Mesela bende çok enteresan, geçmişte yalnızlık korkusu vardı. İşte o küçüklükten beri, ben de babasız büyüyen bir çocuktum. Tek çocuğum. Annem inanılmaz derecede üstüme düşerdi. Ben evlenene kadar annemin koynunda yattım. Yani böyle bir yapıda yetiştim. Aslında bunun çok zararını gördüm. Şimdi ben çocuklarımı kalender yetiştirmeye çalışıyorum. Hayatta onlara bırakacağım en güzel mirasın da eğitim olduğunu düşünüyorum. Eğer bir çocuğun eğitimi varsa hayatta her şekilde var olabileceğine inanıyorum. Çünkü hiçbir zenginlik, hiçbir güzellik kalıcı değil bu hayatta. O yüzden kişi kendine güvenecek. İşte ben de böyle hep isterdim ki, aslında bu deneme-yanılma yöntemi olmadan keşke en baştan bunları bilebiliyor olsaydım. Ama hayata da bir şeyler öğrenmek için geldik. Ben de eğitimimi yavaş yavaş tamamlıyorum gibi. Yani kişilik olarak tamamlıyorum gibi geliyor. O da dediğim gibi; hayatta her şeye hazırlıklıyım ben ve yalnızım. Kimse kimseye aslında bağımlı olmamalı diye düşünüyorum. Çünkü ruh özgür, ruhumuz özgürdür bizim diye düşünüyorum. Ve bağımlılığa, her türlü bağımlılığa karşıyım.
ADNAN OKTAR: Sıkar insanı tabii birisinin tahakkum ettiğini hissetmek bunaltır evet.
PINAR ELİÇE: Evet.
ADNAN OKTAR: O doğru çok. Yani ruhu kasan, insan bilincini olumsuz yönde etkileyen bir şey. Özgürlük beyni açar, ruhu açar. Sevgi güzel, ama baskı kötü. Kontrol etmemesi lazım. Kendi haline bırakması lazım.
PINAR ELİÇE: Evet, işte biraz önceki şeye de cevap oluyor aslında. Hani baskı, değil mi Hocam? Dediğimiz gibi o baskıyı yıkmanın en güzel şekli sevgi. Koşulsuz, şartsız sevgi.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
PINAR ELİÇE: Her şeyi sevmek.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Akıl, sevgi, Allah sevgisi, Allah korkusu insanın ruhunun gıdası. İnsan onunla normal olabiliyor. Onun dışında dengeli olması mümkün değil.
PINAR ELİÇE: Evet.
ADNAN OKTAR: Yani mutlaka dengesi bozuluyor. Makul bir insan olması mümkün olmuyor.
PINAR ELİÇE: Evet.
ADNAN OKTAR: Mesela senin makul insan olmanın nedeni Allah’a inanman, Allah’ı sevmen, bağnaz olmaman, Kuran’ı sevmen, Allah’ı aşkla sevmen.
PINAR ELİÇE: Yani Allah’a inançsız insanları da bir an önce vicdanına, kalbine o inançları versin diyorum. Çünkü vicdan, inançla alakalı diye düşünüyorum. Eğer insanların inancı oturmuşsa, zaten vicdanen kimse kimseye bir kötülük yapamaz hale gelecek. Ve gerçektende dünyanın, hele bu kadar para gücünün hakim olduğu bir dünyada sevginin artık ağır basmasını diliyoruz. Çünkü bu nereye kadar, nereye kadar? Bunu sevgi yıkacak diye düşünüyorum ben.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Ben söylüyorum, Allah Hadi ismiyle tecelli ediyor. İnsanlar istese de istemese de Mehdiyetin etkisi altında. Mesela benim güzelimin üslubu tam bir Mehdiyet üslubu. Sıcaklık, sevgi, dostluk, kardeşlik, barış, hep pozitiflik, olumluluk. Bak diyor ki dikkat ederseniz, “Keşke bunu ben böyle acılar ve çileler çekmeden önce öğrenseydim”. Halbuki burası kurs. Mutlaka biz acı ve çile çekerek bunu öğreneceğiz.
PINAR ELİÇE: Onu da öğrendik evet.
ADNAN OKTAR: Mutlaka. Dünyanın zaten kuruluş amacı yani dünyanın meydana getiriliş amacı, acı ve çile ile olgunlaşmak, cennete göre hazırlık yapmak. Mesela senin şu kişiliğinin, cennette olduğunu bir düşün.
PINAR ELİÇE: Ne kadar güzel yani.
ADNAN OKTAR: Oradaki insanların senden ne kadar rahat edeceğini bir düşün. Mesela konuşmaktan zevk alır, sohbetten zevk alır, varlığından zevk alır, aynı sofrada olmak zevk verir. Çünkü pozitifsin, olumlusun. Ama aksi ve ters, nobran, enaniyetli yani gıcık diyelim artık, bir tip düşünelim.
PINAR ELİÇE: İşimiz de ters gider o zaman.
ADNAN OKTAR: Sofrada olduğunu düşün. Sıkılırsın rahatsız olursun.
PINAR ELİÇE: Ruhum gerçekten kaldırmıyor Hocam benim. Enteresan bir hal aldım son iki yıldır bilhassa. Eksi elektriği olan hiçbir yerde duramıyorum zaten. Ya o kişiler kendiliğinden gidiyorlar ya da ben bir şekilde oradan sıyrılıp gitmiş oluyorum. Yani böyle bir durumum da söz konusu oldu. O yüzden çok şükür iyiyim böyle ve bu yolda da devam edeceğim.
ADNAN OKTAR: Yalnız akıllı insanlar kendilerini hep yalnız zannediyorlar dünyada. Bu birbirlerini araştırmamalarından kaynaklanıyor.
PINAR ELİÇE: Belki de.
ADNAN OKTAR: Evet, dünyanın çeşitli yerlerinde onlar bulunuyorlar onlar. Fakat birbirlerinden haberleri olmuyor. O yüzden de büyük bir çoğunluk hep kendini yalnız zannediyor. Halbuki birbirlerini bulsalar, birbirlerini çok severler.
PINAR ELİÇE: Aslında orada biraz daha eğitim alırsak düşünce gücüyle aslında hepimize her şeyi…
ADNAN OKTAR: Allah verir değil mi?
PINAR ELİÇE: Tabii.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
PINAR ELİÇE: O da biraz ilim diye düşünüyorum. Şimdi bazı şeyler tabii ki Allah’tan da geliyor. Yani O’ndan da gelen bir enerjiyle o açılımlar olduğunu düşünüyorum insan bedeninde.
ADNAN OKTAR: Tabii ki.
PINAR ELİÇE: Fakat bir şeyi yaparken doğru yapmak da önemli. Yani kulaktan dolma şeyler yerine bunun, bu bir ilimse, bu bilimse doğru yerden, doğru ağızdan, doğru insanlarla bu çalışmaları yapmak çok önemli diye düşünüyorum. Eğer Allah nasip eder, böyle bir imkanım da olursa, zaten nerede olursak olalım biz o düşünce gücüyle zaten hep bir arada oluruz. Ama onu daha henüz geçemedim Hocam. Henüz o konuma gelemedim.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
PINAR ELİÇE: Kuran’da ona işaret eden net ayet var. Şeytandan Allah’a sığınırım. Diyor ki Cenab-ı Allah: “Dünyanın neresinde olursanız olun (iyi akıllı, samimi Müslümanları)”, ama bak: “Dünyanın neresinde olursanız olun Allah sizi bir araya getirir ve buluşturur” diyor. Allah’ın böyle bir kanunu var, yani bilinmeyen bir kanunu. Mesela bu bir mucizedir. İlla ki karşılaştırır, Allah.
PINAR ELİÇE: Evren sonsuz, yani isteyin. Çünkü evren iyiliği de, kötülüğü de çeker. Yani nasılsanız yansımasını size geri verir diye düşünüyorum. O yüzden iyi düşüneceğiz, iyi şeyler yapacağız, iyi kul olmaya çalışacağız, iyi insan olmaya çalışacağız. Ben şimdi hep böyle her şeyi çocuklara dayatarak getiriyorum Hocam ama, gerçekten çocuklar benim hayatımda bazı açılımları ve bazı hayata bakış açımı çok değiştiren şeyler olduğu için hep ona dayandırıyorum. Benim için milat onlar. Mesela okul araşatırması sırasında “hangi okula vereyim?”, “ne yapayım?” her kafadan bir ses çıkıyor. “Bu böyle olmayacak” dedim. Herkesin kendine göre doğruları var. “En iyisi şu okulları anne iç güdüsüyle ben bir gezeyim” dedim. Okulun felsefesine dikkat ettim. Her gittiğim okuldan yıllıklarını aldım, işte yaptığı çalışmaların bilgilerini aldım. Ve hep böyle okullarda şey vardır, tepede bir yazı yazar Hocam işte; Atatürk’ün resmi, okulun amblemi ve ortada bir yazı yazar. O onun, nasıl mantıkta çocuk yetiştirdiğinin ölçüsüdür.
ADNAN OKTAR:Özetidir.
PINAR ELİÇE: Evet,özetidir. Ve ben ailelere bunu tavsiye ediyorum. Bu benim geliştirdiğim bir şey; doğrudur ya da yanlıştır bilemiyorum. Ve inanır mısınız ben İstanbul’da 32 tane okul gezdim. İstanbul’da, karşı tarafta, burda.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Bu ne titizlik böyle?
PINAR ELİÇE: Evet, evet. Çünkü önemli olan, istediğiniz kadar aile eğitimi versin ama ailden kopup başka bir yere teslim ettiğiniz yerde çok önemli. Çünkü aileden daha çok zamanı çocuklar okulda geçiriyor. Benden daha çok öğretmenlerini ve okuldaki arkadaşlarını görüyor. O yüzden o okulun mantığı çok önemliydi. Ve ben en sonunda, bir şey beni çok böyle duygulandırdı. Felsefesi şu okulun, çok basit bir şey: “Biz iyi insan yetiştiriyoruz”, bu kadar. Okul bu. Çünkü bir okul iyi insan yetiştirmek adına eğitimini veriyorsa, o çocuk herşeyde iyi olacak demektir. Önce iyi insan olmasını bilmeli, eğer bir çocuk gerçekten vicdanıyla, kalbiyle, niyetiyle iyiyse, zaten herşeyde iyi olacak demektir. Sadece buydu ve ben o okula verdim. Şimdi adını vermek istemiyorum, o okula verdim ve şimdi her ikisi de oraya devam ediyor.
ADNAN OKTAR: Ama senin böyle titizliğin, araştırmacı kişiliğin, detaycılığın çok güzel.
PINAR ELİÇE: Acaba güzel mi, bazen de çok yoruluyorum ama, ben de böyle bir insanım, böyle oldum. O kadar da değildim, çok vurdumduymaz zamanlarım da oldu.
ADNAN OKTAR: Güzel güzel, bu muhakeme ve yargıyı da güçlendiren, genel kültürü arttıran, derin düşünmeyi arttıran bir şey. Derin düşünme zaten Müslüman’ın mutlaka vasfı. O yönüyle çok güzel. Bayağı hoş. Allah ilmini feyzini, bereketini arttırsın.
PINAR ELİÇE: Allah aklımızı almasın, her şey olur.
ADNAN OKTAR: Yok,Allah iyileri korur. Senin hep bereketle, güzellikle geçecek ömrün, inşaAllah, göreceksin. İslam’ın dünyaya hakimiyetini göreceksin, İsa Mesih (a.s.)’i göreceksin. O devirdeyiz biz, İsa Mesih (a.s.) ’i göreceksin.
PINAR ELİÇE: Ahir devirdeyiz değil mi Ahir Zaman?
ADNAN OKTAR: Evet, ahir zamandayız. Mehdi (a.s.)’ı göreceksin. İslam’ın dünya hakimiyeti senin anlattığın tarzda çok aydınlık ve pırıl pırıldır. Gericiliğin yok olduğu bir sistemdir. Dostluğun, kardeşliğin, pozitif düşüncenin tam yaşandığı bir dönemdir.
PINAR ELİÇE: Ona inanıyorum. Ne mutlu bizlere o zaman. Bizler gibi düşünmeyenlerin vay haline diyelim. Onların Allah yardımcısı olsun diyelim.
ADNAN OKTAR: Evet, Allah hidayet versin, Allah ıslah etsin, Allah açsın akıllarını.
PINAR ELİÇE: Çünkü Hocam böyle de çok insanlar da var maalesef. Allah onlara da akıl, fikir, doğru yolu, doğru insan olmayı nasip etsin.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla, Şeytan’dan Allah’a sığınırım. “Bir kısım ayetlerimizi kendisine göstermek için, kulunu bir gece Mescid-i Haram'dan, çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa'ya (Kudüs’e) götüren O (Allah) Yücedir. Gerçekten O, işitendir, görendir”. (İsra Suresi, 1). Bu Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’ın mucizesi, bu net olan mucizelerinden bir tanesidir. Peygamberimiz (s.a.v.) akşam alındı. Kısa sürede Kudüs’e gitti. Hatta hanımı “kalktığımda yatağı boştu” diyor. Bir süre sonra Peygamberimiz (s.a.v.)’ın yatağında olduğu görülüyor. Bu, Peygamberimiz (s.a.v)’ın net mucizelerinden bir tanesidir. “Musa'ya kitap verdik ve ‘Ben’den başka vekil edinmeyin’ diye, onu İsrailoğulları'na kılavuz kıldık”. (İsra Suresi, 2). O zaman sadece Cenab-ı Allah İsrailoğlulları’na peygamber göndermiş o devirde. Ama bizim Peygamberimiz (s.a.v.) bütün alemlere gelmiştir, peygamber olarak. “Nuh ile birlikte taşıdıklarımızın çocukları!” Bizlere sesleniyor, bütün dünyaya sesleniyor, Cenab-ı Allah. “Şüphesiz o, şükreden bir kuldu”. (İsra Suresi, 3). Sürekli Allah’a şükretmek, mesela çocuklarınla yemek yiyorsun hemen şükür, hemen şükür, değil mi?
PINAR ELİÇE: Tabii ki, evet.
ADNAN OKTAR: “Şükreden bir kuldu.” İsrailoğulları’nın karşılaşacağı olayları da belirtiyor Allah. “Kitap’ta İsrailoğulları’na şu hükmü verdik. Muhakkak siz yer(yüzün) de iki defa bozgunculuk çıkaracaksınız”, bu onların kaderi, kaderlerinde var. “Ve muhakkak büyük bir azgınlıkla kibirlenip- yükseleceksiniz” (İsra Suresi, 4), yani enaniyet ve kibir yapacaksınız diyor Allah. “Nitekim ikiden ilk-vaid geldiği zaman, güç ve şiddet sahibi kullarımızı üzerinize gönderdik ve (sizi) evlerin aralarına kadar girip araştırdılar.” Allah kulunu kuluna da musallat ediyor eğer doğru yolda olmazsa. “Bu yerine getirilmesi gereken bir sözdü” (İsra Suresi, 5), Allah; “bu benim kaderimdi, bunu yerine getirdim” diyor. “Sonra onlara karşı size tekrar güç ve kuvvet verdik”, “yeniden bereket, bolluk verdik” diyor Allah, “size mallar ve çocuklarla yardım ettik ve topluluk olarak sizi sayıca çok kıldık” (İsra Suresi, 6), “sayınızı da arttırdık” diyor, Allah. “Eğer iyilik ederseniz kendinize iyilik etmiş olursunuz”,yani ahiretiniz için, dünyanız için, o sizi pozitif hale getirir. Çünkü kötülük yapan kendi kavruluyor, kendi yanıyor. Mesela birisine kin duyduğunda bir insan, hasta oluyor, dengesi bozulur. Affettiğinde insanın beyni rahatlıyor. “Eğer kötülük ederseniz o da sizin aleyhinizedir.” İşte Kuran’ın kastettiği bu, tabii birçok anlamı var, bir anlamı da bu. “Sonunda vaat geldiği zaman (Allah’ın vaat ettiği olduğu zaman)” bu ayetin ebcedi 2019 tarihini veriyor. Aynı şekilde Mehdiyet’in devridir. Şimdi biz 2011’deyiz, az bir şey var 2019’a da inşaAllah.
PINAR ELİÇE: Evet,hayırlara vesile olsun.
ADNAN OKTAR:Evet inşaAllah.“Eğer zulmederseniz yüzlerinizi kötü duruma sokacak, (insanların yüzlerini kötü duruma sokacak)” olayların olacağını belirtiyor, Allah. “Birincisinde ona girdikleri gibi mescid (Kudüs)e girsinler ve ele geçirdiklerini darmadağın edip mahvetsinler."(İsra Suresi, 7). Demek ki savaşları da Allah meydana getiriyor.
PINAR ELİÇE: Bir sebebi vardır muhakkak.
ADNAN OKTAR:Mutlaka bir sebebi oluyor, durduk yere kendiliğinden olmaz. “Umulur ki, Rabbiniz size merhamet eder”, eğer güzel huylu olursanız size merhamet eder. “Fakat siz (bozgunculuğa) dönerseniz Biz de (sizi aşağılık kılmaya ve cezalandırmaya) döneriz” diyor, Allah. “Biz, cehennemi kafirler için bir kuşatma yeri kıldık.” (İsra Suresi, 8). Cehennemle de Allah tehdit ediyor.
PINAR ELİÇE: Çok enteresan bir yer açmışım yalnız.
ADNAN OKTAR:Evet, maşaAllah. “Şüphesiz, bu Kur'an, en doğru yola iletir”. Bakın bir tek Kuran’dan bahsediyor. “Bu Kur'an, en doğru yol”, doğru yol demiyor, Allah. “En doğrusu neyse onu yaparım. Yalnız sadece Kuran’la yaparım” diyor. “En doğru yola iletir ve salih amellerde bulunan mü'minlere”, samimi olan insanlara, samimi müminlere,“onlar için gerçekten büyük bir ecir olduğunu müjde verir.” (İsra Suresi, 9). Ama samimi candan olan, kendini kasmayan, sıkmayan, vicdanına tam uyan. “Ve şüphesiz, ahirete inanmayanlar için de acı bir azap hazırlamışızdır.” (İsra Suresi, 10). Dünyada da acı çekiyorlar zaten ahirete inanmayanlar. Bu dünyada azap çekiyorlar.
PINAR ELİÇE: Zaten bu dünyada, görüyoruz her şeyi.
ADNAN OKTAR:Zaten bu dünyada bile azap çekiyorlar. “İnsan hayra dua ettiği gibi, şerre de dua etmektedir”,“güzellik de arar ama belasını da arar” diyor,AllahinşaAllah.“İnsan, pek acelecidir” (İsra Suresi, 11) diyor Allah.
PINAR ELİÇE: İşte orada da sabır önemli, zamana bırakmak, yaymak.
ADNAN OKTAR: Evet maşaAllah. “Biz geceyi ve gündüzü iki ayet kıldık; gece ayetini sildik de Rabbinizden bir fazl aramanız, yılların sayısını ve hesabı öğrenmeniz için gündüzün ayetini aydınlatıcı kıldık”, “geceyi ve gündüzü ben yaratıyorum. Durduk yere olmuyor” diyor, Allah. Çünkü alem bir simsiyah oluyor bir süre sonra bembeyaz oluyor, yine simsiyah oluyor, yine aydınlık oluyor. “Biz, her şeyi yeterince açıkladık”(İsra Suresi, 12) diyor Allah.Kuran da her şey açıklanmış.
PINAR ELİÇE: Tabi onu anlamak isteyenlere, anlayabilenlere.
ADNAN OKTAR: Evet, maşaAllah. “Biz, her insanın (işlediklerini, yaptıklarını) kendi boynuna doladık”diyor, Allah. Onu bir kuş olarak belirtiyor, Allah. “Kaderi belli” diyor, Allah. “Kıyamet gününde onun için açılmış olarak önüne konan bir kitap çıkarırız.” (İsra Suresi, 13). “Bütün hayatını kaset gibi içine almış bir bilgi ona sunulacak” diyor Allah. "Kendi kitabını oku; bugün nefsin hesap sorucu olarak sana yeter." (İsra Suresi, 14) Kendi zaten o bilgiden kaset gibi ona sunulan o cisimden akan bilgi ile kendi vicdanen zaten olayları anlıyor. Yaptığı hataları, anormallikleri zaten görüyor, kendi kendini inkar edemiyor.“Kim hidayete ererse”, Allah’ın ‘Hadi’ ismi ile iman bulursa, samimiolursa “kendi nefsi için hidayete erer”,“kendine faydası olur” diyor. “Kim de saparsa kendi aleyhine sapar. Hiçbir günahkar, bir başkasının günah yükünü yüklenmez.”Hani diyorlar; “günahını ben alayım, sen yap” diyorlar. “Öyle bir şey olmaz” diyor Allah.“Biz, bir elçi gönderinceye kadar (hiçbir topluma) azap edecek değiliz” (İsra Suresi, 15),“mutlaka bir uyarıcı gelir” diyor. Onun için ahir zamanda da çok uzun süre geçtiği için Peygamber Efendimiz (s.a.v)’den sonra, 1400 yıl geçtiği için hem Mehdi (a.s), hem Hz. İsa (a.s) Mesih geliyorlar, aynı devirde gelecekler, inşaAllah.
Berkerim senin anlatacağın var mı bir şeyler?
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah Hocam. İsterseniz basın haberlerinden devam edebiliriz. İman hakikati gösterebiliriz.
ADNAN OKTAR: İman hakikati göster bakalım.
ALTUĞ BERKER: Gerçi dün bükmıştık hocam ama çok güzel
ADNAN OKTAR: Çok şeker, insan buna doyamaz bir yerde olsa bu.
PINAR ELİÇE: Bu kendiliğinden değişen kuş muydu? Değil mi? Çok enteresan.
Evet biliyorum. Açıyor kanatlarını böyle. Şahane bir şey o.
PINAR ELİÇE: Evet. Ben onu bir belgeselde izledim. Hayvan resmen böyle şekil değiştiriyor.
ADNAN OKTAR: Nefis bir şey değil mi, maşaAllah, elhamdülillah.
PINAR ELİÇE: Neler var, neler yaratılmış. Gerçekten Allah’ın bir lütfu.
ADNAN OKTAR: Dişisini etkilemek için yapıyor. Çok komik hareketler. Tin tin tin.
PINAR ELİÇE: Veya korunmak için. Evet, Bir anda kuş mu nedir bu, panda mıdır nedir diyorsunuz, garip bir şeydi yani, ama çok gerçekten Allah'ın bir lütfu.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bir de soytarı gibi oluyorlar. Acaip sevimli. Mesela insan acıyor da şefkat de duyuyor. Baksanıza şu kanatları ne kadar güzel olmuş, şu yeşiller. Bordonun arasına girmiş. O aradaki o maviler. Allah böyle “Allah en güzel boyayandır” diyor. Allah’ın boyasından bahsediyor Allah. Boyasının güzel olduğundan bahsediyor Allah. Simetri, düzgünlük maşaAllah. Bir de masumluk var bunlarda insan acıyor. Küçüklüğü ayrı, aczi ayrı insanın hoşuna gidiyor. Bayağı da kibar maşaAllah. Jilet gibi hakikaten oturuşu çok estetik oluyor bunların maşaAllah. Bir de hep gürbüzler maşaAllah. Hiç zayıf bir şey görmüyorum şu ana kadar. Hep dobiş maşaAllah. Sülün mesela çok hoş, Allah onun saçlarını altın gibi yapmış, maşaAllah. Sonra bambaşka bir renge geçiyor, oradan başka bir renge. Hemen hemen bütün renkler var üzerinde, maşaAllah.
PINAR ELİÇE: Hiçbir kalem, hiçbir boya yapamaz bunu.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bizim evde sülün kuşları vardı. Küçük yavruları çıktı, kuluçkaya verdik annesi belki bakamaz diye yumurtasını. Yumurtadan çıktılar, adam da bize paketle gönderdi bunları geldiler. Aynı annesi gibi hareketler yapıyorlar böyle küçücük canlarıyla böyle, kaşınmalar, tık tık tık tık yem aramalar. Aynısı, tıpkısı, çok şeker, maşaAllah.
PINAR ELİÇE: MaşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Dubai’de bir konferansınız olacaktı Hocam inşaAllah.
PINAR ELİÇE: Öyle mi? Dubai çok sevdiğim şehirlerden birisidir hocam, çok sık ziyaret ettiğim şehirlerden biridir.
ALTUĞ BERKER: Yaşayan fosiller serginiz inşaAllah olacak. Yarından itibaren üç gün boyunca. Zayed Üniversitesinde. Dubai’nin İslami İşleri’yle de beraber yapılan bir organizasyon. Ayın 10’nunda da konferans var, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Başka ne var Berker hocam?
Daha önce Mısır’da duvar çizimlerinde elektrik kullanıldığından bahsetmiştiniz. Onunla ilgili küçük bir film vardı, Hocam. Amerikan ABC televizyonunda yayınlanan bu filmde araştırmacılar Mısır’daki Dendera Tapınağı’nda bulunan çizimleri model alarak benzer bir ampul yaparlar, bu deneyde antik Mısır’da tarif edilen ampul modelinin işlevsel olduğunu enerji verildiğinde ışık yaydığını ispatlarlar.
ADNAN OKTAR: Nasıl yaptılar acaba? Hayret.
PINAR ELİÇE: Hep böyle bir efsane vardır. İşte Mısır, uzaylılar geldi burayı böyle yaptılar diye. Bu konuda herhangi bir bilgi verebilir misiniz bize acaba?
ADNAN OKTAR:Oradaki taşlar o bölgeye ait taşlar değil. Yüzlerce kilometre öteden getirilmiş. Grayderle dozerle taşıyamazlar. İmkanı yok. Taşınacak gibi bir şey değil. Teknik olarak yapabilecekleri bir şey değil. Hatta o İsrail’de Süleyman Tapınağı’nın altında bir blok taş vardı, var mı onun resmi sende? O taş da oraya ait bir taş değil. Çok uzak mesafelerden getirmişler. Mesela yüzlerce ton ağırlığında oluyor. Mümkün değil normalde.
PINAR ELİÇE: O günkü teknolojiyle şu anda bile yapılamıyor.
ADNAN OKTAR: Evet şu anda da yapılamıyor. Adamlar tarif edemiyorlar şu an, dozerle çeksen çekilecek gibi değil. Başka bir şeyle yapsan yapılacak gibi değil.
PINAR ELİÇE: Benim fikrim, düşüncem bu koskoca evrende tek biz değilizdir diye de düşünüyorum ben.
ADNAN OKTAR: Benim kanaatim tabi biraz sen biraz tedirgin oluyor olabilirsin belki ama cinlerin meydana getirdiği bir ilim olduğunu düşünüyorum. Kuran’a göre öyle gibi görünüyor, Hz. Süleyman (a.s)’a yardım ediyor cinler. Maddeyi hafifletme özellikleri var cinlerin. Çok çok ağır bir şeyi hafif hale getirebiliyorlar. Hatta çocuklar da yaparlar ya, el ele koyarlar arkadaşlarını dört parmakla sandalyeden falan kaldırırlar. Onun çok çok daha değişiği, tahmin edilmeyen bir şey biliyorlar gibi görünüyor. Ama şu an tam bir bilgim yok. Evet bu taş hakkında bilgi ver.
ALTUĞ BERKER: 570 ton ağırlığında tek parça blok.
ADNAN OKTAR: Başka bir bölgeden getirilmiş. 570 ton. Bakın teknik hiçbir aletle getiremezsin ne tırla getirebilirsin, ne greyderle, ne şununla ne bununla, mümkün değil. 570 ton taşı oraya nasıl getirdiler bilinmiyor. Bak adam taşı boydan boya gösteriyor.
PINAR ELİÇE: Bu neredeydi Süleyman Mabedi’nde mi?
ADNAN OKTAR: Süleyman Mabedi’nin alt tarafında evet, zemin taşlarında. Şimdi yürüyerek gösteriyor taşı. Bir de jilet gibi çok düzgün kesmişler, bak devam ediyor göstermeye.
ALTUĞ BERKER: Yürüdüğü yol boyunca tek blok olduğunu anlatıyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: 570 ton. maşaAllah. Yüzlerce kilometre ötesinde var bu taş cinsi, yüzlerce kilometre öteden getirilmiş. Hiçbir açıklaması yok. Ancak cinlerle açıklanacak gibi.
“Selamün aleyküm”, Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berekatühü. “Nur yüzlü Hocamıza. Muhterem hocam konuğunuzu, Pınar Eliçe Hanım’ı selamlıyorum, Allah razı olsun çok güzel konuşuyor maşaAllah. Hatta kendini dindar adlandıran bazı insanlardan çok daha fazla bilgiye sahip Kuran ahlakı üzerinde maşaAllah. Saygınızla asil İslam ahlakınızı sergiliyorsunuz canım Hocam”. Azerbaycan’dan yazmışlar, şu an Azerbaycan izliyor bizi. Mir Hamza Aliyeva. MaşaAllah.
Berker’im anlat bir şeyler, sende ilim çok.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah Hocam af buyrun. Şeyh Hasan Efendi’nin bir sohbeti vardı, bir kardeşimizle. Sizinle ilgili sözleri vardı konferansımızda Öztürk kardeşimiz orada konuşmuş, sizin selamınızı iletmiş. Onun da size ilettiği sözler vardı Hocam.
ADNAN OKTAR: Çok muhteşem, çok temiz, çok aydın değerli bir mürşit, çok sevdiğim bir büyüğümüz, ellerinden öpüyorum, selam ediyorum inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Şöyle diyor Öztürk kardeşimiz; Sizin selamlarınızı iletiyor, Harun Yahya size selamların en güzelini Essalamün Aleyküm ve Rahmetullahi ve Berekatühü’yü ilettiğini ve elinizi öptüğünü iletti. Şeyh Hasan cevaben şöyle diyor; “Sevgi Allah’tan geliyor Sübhan Allah’u Teala, sevgiyi veren Allah’tır. O bizi nasıl seviyorsa, biz de onu Harun Yahya’yı öyle seviyoruz. Asıl ben onun elini öpüyorum. El öpmesi gereken kişi o değil biziz, çünkü ilim sahibi olan odur. Üstelik ilmini saklamıyor aynı Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in buyurduğu gibi aktarıyor, bu sadakadır. İlmi ya da başka şeyleri kendine saklamak haramdır. Durmaksızın ilmi yaymak ise hayır duasıdır, sadakadır. Bugün şeytanın en büyük tuzaklarından biri, bu teoriyi evrim teorisini tüm insanlar arasında yaymak. Bütün okullarda, bütün üniversitelerde ve hatta resmi olarak çoğu ülkede evrim teorisi yasal. Şeytan öyle bir oyun oynamış ki buna inanmazsan ceza evine girersin. Olay buraya vardı ve biri buna karşı kılıcını çekti. Bu bir harikadır, Harun Yahya. Bilginin kılıcı, ışığın kılıcı. Şeytan kılıcı gördüğünde, kokusunu aldığında ortadan kayboluyor, inşaAllah. Aynı suya atılmış tuz gibi. Bu mücadele vesilesiyle o kadar çok dua aldı ki, o kadar çok kişiye vesile oldu ki, çocuklarımızı sapkın düşüncedekileri bu vesileyle kurtardı. İmanlarına vesile oldu. Şeytan evrim teorisini yaymayı, insanları imandan uzaklaştırmayı denedi, ama Harun Yahya buna karşı çıktı ve bu işi yaptı Elhamdülillah. Biz de aynen ona başarı diliyoruz, destekliyoruz, bütün kalbimizle çok daha başarılı, çok daha güçlü olmasını, daha çok onurlanmasını istiyoruz. Bir insan Allah’ın hizmetkarı olursa, ona çok fazla onur vardır. İnsanı bu onurlandırır, başka hiçbir şey insanı onurlandırmaz. Ellerinden öpüyorum ve çok mutlu olduğumuzu da iletiyorum. Biliyorsunuz bir şeyhimiz adına, Şeyh Muhammed Nazım Hakkani adına konuşuyoruz, onun izniyle konuşuyoruz ve dolayısıyla onun Şeyh Efendi‘nin selamını iletiyoruz. Burada kasıt budur, sizin ona çok değer verdiğinizi ve Şeyhimizin bundan dolayı çok mutlu olduğunu biliyoruz Allah onu korusun, ailesini, arkadaşlarını korusun ve hepimizi açık şuurla Mehdi (a.s)’ın yoluna iletsin” diyor, Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: İrticalen ne kadar güzel konuşuyor, maşaAllah. Allah’ın hikmeti. Bak Allah hikmetle konuşturuyor. Çok akıcı ve çok candan. Ocak güzel ocak. Şeyh Nazım Adil El-Kıbrisi isimli bir mübarek var Kıbrıs’ta, çok şeker. Acayip tatlı, dünya tatlısı. Çok pozitif, yobazların korkulu rüyası, Ehl-i Sünnete çok titiz, sevgi insanı. Böyle sevgi akıyor ırmak gibi. Hep muhabbet ehli, etrafındakiler bayram, muhteşem bir enerjisi var. Nereye gelse bir ferahlık, bir aydınlık. Mesela bazı yobazlar vardır bir gelir, zift gibi karanlık insanların içi kararır, Allah vermesin. Konuşur bir şeyler, dini konuları tenzih ederim, ama Şeyh Nazım Hocamız bir espiri yapar, bir şaka yapar, tatlıdır bir sohbet eder bütün insanlarda bir ferahlık olur. Onun için ben asrın Kutbu-l Aktab-ı olarak görüyorum. Çok değerli, acayip seviyor Avrupalılar, Amerikalılar, yabancılar çok çok seviyor. Prensler var, Başbakanlar var, Cumhurbaşkanları var ona bağlı. Ben isimlerini biliyorum da tabii söylenmiyor bunlar. Özel tutuluyor. Şeyh Hasan Efendi de aynı zamanda sanat erbabıdır bütün ensturümanları çok güzel çalar, muhteşem bir insan. Avrupalıların çok sevdiği bir insan, Ehli Sünnete de çok titizdir. Allah’ı çok güzel anan, güzel meclisler oluşturan mübarek bir insan. Tevazusunu da görüyorsunuz.
PINAR ELİÇE: Zaten Allah’ın insanoğluna verebileceği en büyük hediye, sanatçı ruh ve güzel ses. Muhakkak sanatla ilgili mesela ben aynı zamanda balerinim de. Bununla ilgili her şeyi vermiş Allah bana. Sesi de vermiş, sanat müziği işte, tasavvufla da çok ilgilendim ben, dalım olarak. Gerçekten Allah’ın bahşettiği, özel kıldığı kullarından biri oluyorsunuz zaten o zaman diye düşünüyorum.
ADNAN OKTAR: Hocamız da tasavvuf müziğinde, tasavvuf musikisinde üstat maşaAllah Şeyh Hasan Efendi. Çok değerli bin insan. Şeyh Nazım Hocam’ın olduğu ortamlar da böyle çok güzel, kendisi de çok güzel İlahiler söylüyor, çok hoş bir ortam, sıcak. Birlikte yemek yiyorlar, senin dediğin gibi, o çiftlikte. 200 yıllık Kıbrıs’ta portakal, mandalina bahçeleri içerisinde güzel bir evi var Osmanlı’dan kalma, sıcak böyle. Tam Osmanlı bir ortam, sıcak, film stüdyosu olur ya böyle onun gibi. Muhteşem Hocamıza da çok yarıyor, ben oradan çıkmasını da pek istemiyorum, o yüzden. Mutlu yaşıyor çok güzel, Allah ömrünü uzun etsin hocamızın, dünya tatlısı. Ona uzanan dillere Allah hidayet versin, hidayet vermediği dilleri Allah bursun. O dilleri bursun Allah, ben kolay kolay aleyhte dua etmem, ama ben çok seviyorum Hocamızı. Öyle mübarek, öyle nur gibi bir insana bir dil kalkıyorsa, Allah o dile hidayet versin, vermiyorsa o dili kopartsın Allah. Ben öyle diyorum, inşaAllah. Pınar Hanım o nurlu ellerinizle bir daha Bismillah, evet Hud Suresi.
ADNAN OKTAR: Hud Suresi, Bismillah, şeytan’dan Allah’a sığınıyorum. Bismillahirrahmanirrahim. “Medyen (halkına da) kardeşleri Şuayb'ı elçi olarak (gönderdik).”Şuayip; şubecik demektir. Mehdi (a.s)’ın da bir ismidir. Küçük bir şube, yani küçük bir topluluk “Dedi ki: ‘Ey kavmim, Allah'a ibadet edin, O'ndan başka İlahınız yoktur.’” Tek Allah, bak her yerde, bütün Peygamberler aynı şeyi söylüyor, bir Allah’a inanmak ve şükredilmesi. “Ölçüyü ve tartıyı eksik tutmayın”, yani mazlumu mağdur etmeyin, güzel ahlaklı olun, ölçüyü eksik tuttuğunda zulmetmiş olur. “Gerçekten sizi bir 'bolluk ve refah (hayır)' içinde görüyorum.” “Allah size bolluk ve refah vermiş” diyor. “Doğrusu sizi çepeçevre kuşatacak olan bir günün azabından korkuyorum. Ey kavmim; ‘ölçüyü ve tartıyı -adaleti gözeterek- tam tutun ve insanların eşyasını değerden düşürüp- eksiltmeyin’”, bak tam ahir zamana da bakıyor. Ahir zamanda bu zulüm oldu. Allah ekonomik kriz meydana getirtti. “Ve yeryüzünde bozguncular olarak karışıklık çıkarmayın” (Hud Suresi, 84-85), “anarşi ve teröre girmeyin” diyor, Cenab-ı Allah. “Eğer müminseniz Allah’ın bıraktığı helal işlerden olan kazanç sizin için daha hayırlıdır”, bereketlidir, hastalık yapmaz. Kötü yola gitmez, doğru yola gider. “Ben, sizin üzerinizde bir gözetleyici değilim.” (Hud Suresi, 86) “Ben sadece bildiriyorum” diyor. “Dediler ki: ‘Ey Şuayb, atalarımızın taptığı şeyleri bırakmamızı ya da mallarımız konusunda dilediğimiz gibi davranmaktan vazgeçmemizi senin namazın mı emrediyor?’” (Hud Suresi, 87) Bakın namaz ne kadar eski bir ibadet görüyor musunuz?. Hz. İbrahim (a.s) devrinde, Hz. Şuayb (a.s) devrinde, Nuh (a.s) devrinde var. Hiç eksiltmemiş Cenab-ı Allah. “Atalarımızın taptığı şeyleri bırakmamızı”, mesela; Darwinizm, materyalizm şu an. “ya da mallarımız konusunda dilediğimiz gibi davranmaktan vazgeçmemizi senin namazın mı emrediyor?” Çünkü malın olsun, ama fakirin hakkını da gözetmen lazım, değil mi? İnsan mutlu olmaz ki birisi sürünürken. İnsan keyif içinde yaşayamıyor yani onlar da kurtulduğunda. Mesela bak sen ne güzel diyorsun ki ben soframda misafirlerim olsun, çocuklarımla beraber yiyeyim diyorsun.
PINAR ELİÇE: Tabii ki. Ben yardımcılarım olmasına rağmen, bilhasla ellerimle hizmet etmeyi çok seviyorum misafirlerime.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
PINAR ELİÇE: Bir de bir şey de öğrendim ben hayatta. Kapınıza kim gelirse gelsin. Düşmanınız da olsa inanın çevirmemekte fayda var. Ve hani bazı kesimler için ‘düşmanını yanında tut.’ Değil. Sen düşmanına bile sevgi verebiliyorsan, düşmanın bile bir şey yaparken düşünecektir. O yüzden benim kapım düşmanıma bile açık. Benim bir düşmanım zaten yok. Ama kendileri düşman edinenler varsa da zaten onlara da açık.
ADNAN OKTAR: Sen iyisin, Allah seni kötülerden de korur. Korudu da koruyacaktır, inşaAllah.
PINAR ELİÇE: Koruyor, korudu da. Benim gerçekten koruyucum var benim, Allah’ım beni koruyor.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. İnayet altındasın inşaAllah. Bismillah, hangi sureyi açtın?
SUNUCU:Rad Suresi.
ADNAN OKTAR: Rad Suresi. Bismillahirrahmanirrahim, şeytandan Allah’a sığınırım. “Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla. Elif, Lam, Mim, Ra.” Bu şifre bunlar. Bunlar Mehdi (a.s) devrinde, Hz. İsa (a.s) zamanında ortaya çıkacak. Birçok derinliklerini bileceğiz. Bir kısmını anlatabiliriz. Ama daha vakti değil, inşaAllah Allahualem. Biraz daha vakit var inşaAllah. “Bunlar Kitab'ın ayetleridir. Ve sana Rabbinden indirilen haktır.”, “Kesin doğrudur” diyor, Cenab-ı Allah. “Ancak insanların çoğu iman etmezler” (Rad Suresi, 1), öyle yaratılmış. İmtihan olarak insanların çoğu iman etmeyecek ki, imanlı ve akıllı olanların değeri bilinsin. Yani herkes imanlı ve herkes akıllı olursa, o zaman onlar kaybolurlar. Yani akıllılar, aklı zayıf olanların içerisinde değerli oluyor. İmanlılar, imanı zayıf olanların içerisinde değerli oluyor. “Allah O'dur ki, gökleri dayanak olmaksızın yükseltti.” Bulutlar, normalde aşağıya çökmesi lazım. Havada durmasının bir sebebi yok normalde. Bir yerde duman olduğunda mahalleyi boğuyor duman. Normalde öyle gökyüzünde jilet gibi durmaz. “Allah O'dur ki, gökleri dayanak olmaksızın yükseltti; onları görmektesiniz. Sonra arşa istiva etti”, yani “her yeri kontrol altına aldı” diyor Allah. Tabii ezelde yapıyor, fakat bizim anlamamız için yapılan bir açıklama bu. “Ve Güneş ile Ay’a boyun eğdirdi.” (Rad Suresi, 2) Mesela bak kuzu gibi Güneş dönüyor. Şimdi mesela Güneş gitti, değil mi? Mesela sabaha misafir, bir de bakıyorsunuz tatlı tatlı çıkıyor. Yavaş yavaş heryeri aydınlatıyor. Ama kuzu gibi, muntazam. Ne olay çıkarıyor. Halbuki fokur fokur kaynayan bir ateş yığını. Normalde onun dağılıp, patlayıp, çok büyük olaylar çıkması lazım. Öyle bir ateş topunun birarada durması, dağılmaması çok büyük bir mucizedir. Normalde sobada da öyle bir şey, paramparça oluyor, dağılıyor.
PINAR ELİÇE: Zaten gezegenlerin bile birbirine değmeden dönmesi de enteresan bir şey.
ADNAN OKTAR: Hiç değmiyor, çok rahat. MaşaAllah.
PINAR ELİÇE: Bu aslında enteresan değil bu.
ADNAN OKTAR: Mucize. Şu anda bak mesela yeryüzü elma kabuğu kadar incedir kabuk kısmı. Altı mağma, ateşin üstündeki şu konfora bak. Adam şezlonga uzanıyor, ama altı mağma kaynıyor.
PINAR ELİÇE: Bunun üstündeyiz aslında ama.
ADNAN OKTAR: Tabii tabii.
PINAR ELİÇE: Mesela o kara delik olayları. Ben uzay bilimini de hep merak etmişimdir. Uzayı da çok merak ediyorum. İmkanım olsa oraya da gitmek istiyorum. Sadece oranın bir havasını soluyayım. Nasıl bir şey bu? O mesela kara delik olayı çok enteresan geldi bana, dünyaya yaklaşmaması da enteresan. Yani aslında biz biraz, Allah’ın hikmeti, her yaşadığımız güne de şükretmemiz işte bu yüzden çok önemli. O kara deliklerden bir tanesi denk gelebilir dünyaya. Çünkü yakaladığı gezegeni mahvediyor. Yıldızı söndürüyor. O yüzden her yaşadığımız güne şükretmemiz lazım. Dönen dünyanın, aldığımız nefes çok önemli diye düşünüyorum.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
-VTR-( Nemesis)
ADNAN OKTAR: Bu kahverengi cüce denilen, senin karadeliği andıran bir yıldız. Bu, dünyanın yanına yanaştı. Yani yeni yaklaştı. Benim anladığım, Allahualem kıyamet infazını yapmak için Allah yaklaştırdı. Bir de bu dans ediyor. Yani bir ileri gidiyor, bir geri gidiyor. Bir ileri, bir geri. Yeri de tam tespit edilemiyor. Zaman zaman yıldızlarda yaptığı değişikliklerden, oradan buradan yutmalarıyla anlaşılıyor. Ve aniden göktaşı fırlatıyor birdenbire. Mesela bir yıldız fırlatıyor. Büyük bir hızla. Mesela hiçbir şey görünmezken aniden bir yıldız fırlatıyor. Zannediyorum kıyametin başlamasına Allah bu yıldızı vesile edecek. Yani öyle gibi görünüyor, görevli gibi görünüyor. 1980’lerden sonra dünyada çok büyük değişiklikler oldu. Bu Nemesis’in olayı da 1980’lere rastgeliyor. O göktaşlarını göstersene. Bir de 1980’lerden sonra, normalde atmosferde çok az göktaşı vardı dünyanın etrafında. Hep dünya tarihinde hep böyle olmuş. 1980’lerden sonra bulut tarzında inanılmaz bir göktaşı yığılması oldu. Bunu şimdi Amerika’daki üniversitelerin yaptığı tespitleri göstereceğim. Bilgisayarla yaptığı tespitler. NASA’nın yaptığı tespitler.
PINAR ELİÇE: Şimdi mesela ben bu 21 Aralık olayını da çok enteresan değil de, önemli bir gün olarak.
ADNAN OKTAR: Şimdi ben tabii Pınar Hanım’a birşeyler anlatıyorum ama, Pınar Hanım’ın ilmini tekrarlamış oluyorum. İşin doğrusu bayağı araştırmış maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Hızlı resimler olarak gösteriyorum.
ADNAN OKTAR: Mesela bakın 1980’de başlıyor. Bakın dünya ortada, bilgisayar çekimi bu. Çok az etrafında göktaşı var. 99’a doğru, 99’da özelikle, çok acayip bir yüklenme başlıyor. Devam edelim. Bakın 99’dan sonra dikkat ederseniz yoğunlaştı. Bulut gibi yoğunlaştı.
PINAR ELİÇE: Evet, şu yeşil gibi olan değil mi?
ADNAN OKTAR: Evet 2002’de artıyor. 2003, 2004, 2005, 2006, 2007, 2008, 2009 ve 2010. Yani muazzam bir göktaşı yığılması oldu. Bu da kıyametin yakın olduğunu gösteriyor. İnşaAllah.
-VTR- (Dünyayı Saran Göktaşları)
ADNAN OKTAR: Şimdi Sungur Ağabey’in bu konu ile ilgili konuşması, Bediüzzaman’dan alıntı yaparak yaptığı bir konuşmayı yayınlayalım. Onun üstüne kısa bir yorum yapabiliriz, inşaAllah. Anlamazlıktan gelen Nur talebesi kardeşlerimize de ithaf ediyoruz, inşaAllah. Böyle holdingci kardeşlerimize.
-VTR- (Sungur Ağabey)
ADNAN OKTAR: Anlamazdan gelen Nur talebesi kardeşlerimize ithaf ediyoruz, inşaAllah. Anlamadılarsa da, anlayacaklar inşaAllah.
Jahsel Yusuf, bu yabancı bir kardeşimiz yurt dışından. “Değerli efendim. Benim birçok Harun Yahya kitabım var. Onlar, İslam’ı ve gerçeği öğrenmek için çok değerli. Benim sorum İngilizcem zayıf ve okurken zorluklarla karşılaşıyorum. Lütfen Tamil dilinde çevriniz varsa ya da Harun Yahya’nın Tamil diline çevrilmiş kitaplarını bulabileceğim siteniz varsa bana haber verebilir misiniz?” Yabancı dilde bizim kitaplarımız çok, Tamil dilinde de var. Yalnız sitemiz yok Tamil dilinde özel. Var mı sitemiz?
ALTUĞ BERKER: Hatırlamıyorum Hocam.
ADNAN OKTAR: Şimdi ama 70’in üzerinde biz dile çevirdik kitapları. Şimdi bir de onlara ayrı ayrı site de kurarsak, yani biraz zor olur herhalde. Bize kardeşimiz yardımcı olsun. “Yasin Tümer, Ankara’dan yazıyor. Bu da sanatçı bir kardeşimiz. “Hocam ülkemizde yaşamını sürdüren, görünüşte insan kılıklı ama nefsen şeytanlaşmış yobazlar varken Türk-İslam Birliği’ni nasıl kuracağız?” diyor. Onlar olmadan kurulmaz zaten, onlar olduğu için, onlar Müslümanları canlandırır. Biz kötüyü görmeden iyinin kıymetini o kadar bilemiyoruz.
PINAR ELİÇE: Gece ile gündüz, iyi-kötü.
ADNAN OKTAR:Tabi. “Adamalara Türk-İslam Birliği” diyoruz, kaçacak yer arıyor. Tabii kaçacaklar. Onlar kaçacak, sen de kovalayacaksın zaten. “Amerika ve diğer ülkeler buna karşı Türkiye’ye cephe alırlar” diyorlar. Bunlar korkak, zayıf, kişiliksiz insanlar. Halbuki Amerika Türk-İslam Birliği’ni ister. Niye istemesin? Güzelliğin, sevginin, dostluğun, kardeşliğin olduğu bir sistem, Amerika’nın da lehinedir. Bir de ayrıca Amerika istiyor Türk-İslam Birliği’ni, biliyorum. İlla ısrar ederlerse söylerim de. Biliyorum.
ALTUĞ BERKER: Hocam, Tamil dilinde sizin İngilizce sitenizde, www.HarunYahya.com da Tamil dili var. Kardeşlerimiz oradan bakabilirler.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah bak kardeşlerimiz yapmışlar. Şu harflere baksana ne kadar değişik? Çok sevimli harfler.
PINAR ELİÇE: Gerçekten farklı harfleri.
ADNAN OKTAR: Çok değişik alfabe maşaAllah.
PINAR ELİÇE: Güzel bir hizmet.
ADNAN OKTAR: Evet maşaAllah. Allah devamını getirsin inşaAllah. “Karşılığında hemen Türk, Kürt, Alevi, Sünni olayları yüzünden birleşme olmayacağını söylüyorlar”. Bir kere Aleviler Türk-İslam Birliği’nin kılıcıdır, manevi kılıcı. Aleviler acayip delikanlıdır. Çok yiğittirler. Türk-İslam Birliği’nin garantisidir onlar bir kere, oradan bir kere sağlam. Kürtler de son derece dindar, çok efendi ve çok dürüstler. İslam’ı çok güzel yaşayan insanlar, alimlerin büyük bölümü hep Kürttür. Bediüzzaman mesela benim üstadımdır, o da Kürttür. Selahaddin Eyyubi Kürttür. Dolayısıyla onlar bizim çimentolarımız. Asıl Türk-İslam Birliği’nin zeminini oluşturan mübarek varlıklar. Mesela Karadenizliler hep delikanlıdır. Trakya delikanlıdır, İzmir delikanlıdır, Anadolu delikanlıdır. Onlar bu birliğin garantisidir zamanla inşaAllah. “Atatürk zamanında dünya başa gelemedi Türklerle” diyor. Doğru, bak bu işte sana yeter. Bir avuç insanlar Atatürk, İngilizleri de kovaladı, Fransızları da kovaladı, İtalyanları da kovaladı, değil mi? Rumlar da öyle, ayakkabılarını falan bırakıp kaçtılar. Demek ki yapıyormuş bu millet. Demek ki yiğit milletmiş. Atatürk biraz daha Allah ömrünü uzun etseydi, o Türk-İslam Birliği’ni de kurardı, hepsini de yapardı o. Çünkü çok istiyordu o rahmetli tabii.
PINAR ELİÇE: Allah rahmet eylesin.
ADNAN OKTAR: Allah rahmet eylesin evet. “Rahmetli Özal’ın bu yüzden öldürüldüğünü savunuyorlar” diyor. Olabilir, ama şimdi Özal’ın öldürülmesiyle duracak bir olay değil. Öldürüldü demeyeyim de şehit edildi. Daha da coşkuyla, daha da bir azimle, daha da olgunlaşarak geliyor. Allah, biz olgunlaşmadan Türk-İslam Birliği’ni vermiyor. Olgunlaşıyoruz, millet olarak olgunlaşıyoruz. Kültürümüz arttı, bilgimiz arttı, görgümüz arttı. Allah mükemmel bir İslam Birliği istiyor. Öyle yobazlık olduktan sonra onu zaten Cenab-ı Allah ezdi, yıktı Allah. Allah’ın yıktığını sistemi bir daha mı istiyoruz? Olmaz öyle bir şey. Yepyeni bir şey, Peygamberimiz (s.a.v.)’ın o tatlılığı, sevecenliği, güzelliği, sıcaklığı, o bayram havası gelecek. Evet. “Demek oluyor ki bize hemen acil Mehdi (a.s)’ın gelmesi lazım Hocam. Dualarımız bu yönde, iyi yayınlar, sizi çok seviyorum Hocam” diyor. Yasin, biz de seni çok seviyoruz. Bir ara gel bakalım sen İstanbul’a. Çok güzel bir elektro saz ustası aynı zamanda. Hem sazını, sözünü de dinleriz inşaAllah. Ben Alevilerin sazla söyledikleri nefesleri, Yunus Emre’den söylediklerini çok acayip seviyorum. Mesela Allah aşkını, Allah sevgisini anlatmalarını. Mesela, Mevlana’nın Allah sevgisini anlatan o seması, oradaki mevlevi müziği.
PINAR ELİÇE: Ben sekiz ay önce Konya’daydım. Orada tabii ki gidipte Mevlana’yı ziyaret etmemek olmazdı.
ADNAN OKTAR: Olmaz evet.
PINAR ELİÇE: Gerçekten onun kabrinin olduğu yere, türbesinin olduğu yere girdiğim zamanki huzuru, o elektiriği, o pozitifliği anlatamam. Yani omzumdan sanki bir sürü yük kalkarak çıktım oradan. Gerçekten bizim değerlerimiz, bizim özümüz, birçok insanın bilmediğini bile biliyorum. Öncelikle bunlar ilim adamı, bilim insanı aslında. Yani çok değerli insanlar, onlardan öğreneceğimiz çok şeyler var. Araştırmak lazım, gitmek lazım, duamızı etmek lazım, onların hayırlarını almak lazım diye düşünüyorum. Onlar bizim rehberlerimiz.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Allah öyle süslemiş ki, Yunus Emreler biz de, Mevlanalar biz de, Hacı Bektaşlar biz de.
PINAR ELİÇE: Evet,çok zenginiz bu konuda.
ADNAN OKTAR: Evet maşaAllah. Allah cennette de kardeş etsin bizi maşaAllah. O mübarek insanlarla beraber olmak, cennet sofralarında birlikte yemek yemek, inşaAllah.
PINAR ELİÇE: Mesela ben Yahya Efendi’yi de çok seviyorum.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Gidiyorsun zaman zaman değil mi?
PINAR ELİÇE: Tabii ki. Ben oraya gittiğim zaman, duamı ettikten sonra, gözümü kapatırım. Hep bir köşe vardır. O köşede onunla gözümü kapatıp, ruhen selamlaşırız. Öyle evet.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
PINAR ELİÇE: Bunları söylemek ne kadar doğru bilmiyorum ama.
ADNAN OKTAR: Üveysi yoldan mesela rabıta halindesiniz demek ki maşaAllah. Çok güzel, Allah derinliğini arttırsın. Allah kalbindeki o güzel imanı daha da parlatsın. Allah senin değerini bilecek insanlarla beraber olmanı nasip etsin.
ADNAN OKTAR: “Sevgili canımın içi, güzeller güzeli Muhammed Adnan Hocam. Hocam ben daha yirmi yaşındayım. Sizin geçen gün programınızda bahsettiğiniz kıyamet zamanında dünyanın nasıl olacağına ilişkin izahlar beni çok etkiledi. Yine bugün bahseder misiniz? Tüm arkadaşlarıma Hocam mesaj atacağım. Okurlarsa mutlaka bu akşam anlatır, siz de dinleyin diye tembih ettim. Hepsi üniversite öğrencisi, onlar da benim gibi eminim çok etkileneceklerdir. Vaktiniz çok kıymetli biliyorum. Kırmazsanız çok sevinirim. Size aslında bir mail daha göndermiştim. Onu da yanıtlarsanız çok sevinirim. Sizi çok seviyorum, Beril”, Beril şöyle yapalım. Yarımdan sonra ki programda anlatayım. Tamam mı? Beril’in o bir tane daha sorusu varmış. Bana gelen soruların aslında ben hemen hemen hepsini okuyorum, değerlendiriyorum. Faydası oluyor, ama hepsini cevap vermem mümkün olmuyor. Yüzlerce, binlerce soru geliyor. Fakat genel orta anlatımları alıyorum. Hepsinin aynı manada birleştiği sorular oluyor. Onları anlatıyorum. Biraz sabırlı olurlarsa olur, inşaAllah. Şimdi benim nur yüzlüm bir sayfa daha açsın, inşaAllah.
PINAR ELİÇE: Fussilet Suresi.
ADNAN OKTAR: Fussilet Suresi maşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Şüphesiz: ‘Rabbimiz Allah’tır’ deyip, sonra dosdoğru bir istimaket tutturanlar yok mu?” diyor, Allah. Dosdoğru istikamet tutturuyor, Allah’a bağlanıyor. Dosdoğru yolda gidiyorlar. “Onların üzerine melekler iner ve der ki: ‘Korkmayın, hüzne kapılmayın’”, yani “korku hissetmeyin. Hüzne de kapılmayın” diyor. “Size vadolunan cennetle sevinin.” (Fussilet Suresi, 30). “Biz, dünya hayatında da, ahirette de sizin velileriniziz (Koruyucunuzuz)” diyor melekler. “Orada nefislerinizin arzuladığı her şey sizindir, istediğiniz her şey de sizindir.” (Fussilet Suresi, 31). Yani aklından geçmesi yeterli. Şimdi eğer biz bu dünyada, mesela sürat motorlarını görmüş olmasak, müzik aletlerini görmüş olmasak, arabaları, vasıtaları görmüş olmasak cennette biz ne isteyeceğiz Allah’tan? Bilmiyoruz yani model bilmemiş olacağız. Model öğretmek için Allah bize burada dünyada öğretmek için kısa bir kurs uyguluyor. Onun için mesela adam, “ben sürat yapmaktan hoşlanıyorum” diyor. Cennette onu bilemez. Yani doğrudan bilemez. Burada öğrenecek ki, orada onunla karşılaşsın. Bak Allah ne diyor, “orada nefislerinizin arzuladığı her şey sizindir, istediğiniz her şey de sizindir”, yani aklınızdan geçmesi yeterli. Mesela bu gücü zaten Allah bizim ruhumuza da koymuş. Mesela biz limonu düşünüyoruz, hemen ağzımız sulanır. Limon aklımıza gelir.
PINAR ELİÇE: Kokusunu bile duyarsın.
ADNAN OKTAR: Kokusunu bile duyarsın. Böyle bir güç verilmiştir insana. Bu gücü genişletip berrak hale getirmesiyle meydana getiriyor işte Allah bunu cennette.
PINAR ELİÇE: Tabii ilim.
ADNAN OKTAR: Evet bu Allah’ın bir ilmi, yani cennette olan olaylar odur. Meselaporsche araba, bir çocuğun, bir gencin hoşuna gidiyor mesela. Hayal ediyor aklında, “ah şu şöyle olsa, böyle olsa”, değil mi? Ama aklına getirebiliyor. İşte cennette aklına getirmesiyle, onun net olarak oluşması bir oluyor. Ama biz insanlar olarak flu aklımıza getirebiliyoruz şu an. Hatta kafamızda şehir bile meydana geliyor.
PINAR ELİÇE: Sonsuz ve sınırsız her şey çünkü.
ADNAN OKTAR: Evet, yani insanın bir kere aklına gelmesi yeterli oluyor. Onu anlamamız için zaten hayal etme gücünü yaratmıştır Allah.
PINAR ELİÇE: Hayal çok önemli.
ADNAN OKTAR: Tabii hayal ettiğimizde hemen mesela, bir genç kız pırlanta yüzük düşünüyor mesela, hemen aklına getiriyor.
PINAR ELİÇE: Ben çok yaşadım.
ADNAN OKTAR: Evet.
PINAR ELİÇE: Yaşadım yani bilmiyorum. O herhalde düşünce gücünün, çekim gücü olsa gerek.
ADNAN OKTAR: İşte cennette de yaratılma, o fluluğun kaldırılıp netleşmesi şeklinde oluyor. Yani dışarıda aslı olacak, fakat biz hayalini görmüş olacağız. Öyle bir hayal ki ama öyle bir net ki, dünyadaki netlikten daha net. Çünkü Allah diyor ayette, “o gün görüş keskindir” diyor. Yani şu gördüğümüz netlikten daha net. Yani cennetin netliği daha nettir. Çünkü biz burada belirli bir şeyden sonra flulaşır, bulanıklaşır görüntü. Ama cennette öyle değil. Mesela 100 km öteyi bile çok net görürsün.
PINAR ELİÇE: Veya neyi görmek istiyorsan, onu gösterir.
ADNAN OKTAR: Evet inşaAllah. “Çok bağışlayan, çok esirgeyen Allah’tan bir ağırlanma olarak.” (Fussilet Suresi, 32). Çok bağışlayan, çok esirgeyen olması, Allah’ın sonsuz akıllı, sonsuz merhametli olmasından kaynaklanıyor. Çünkü Allah çok mükemmel olduğu için, sonsuz mükemmel olduğu için, vicdanı da çok mükemmel oluyor. Merhameti de çok mükemmel oluyor. Yani sonsuz mükemmel oluyor. Onun için Allah diyor ki: “Çok bağışlayan, çok esirgeyen Allah’tan bir ağırlanma olarak”. Biz mesela burada misafir ağırladığımızda Allah da bizi ahirette ağırlıyor.
PINAR ELİÇE: Tabii çok önemli misafir ağırlamak.
ADNAN OKTAR: Tabii salih amellerde bulunursak, aynı zamanda. “Allah’a çağıran” yani tebliğ yapan, İslam’a çağıran, “salih amelde bulunan”, salih demek, samimi. “Samimi tavırlarda bulunan”, “‘gerçekten ben Müslümanlardanım’ diyenden, daha güzel sözlü kimdir?” (Fussilet Suresi, 33) diyor Allah. Ama bak, “gerçekten ben Müslümanlardanım”, samimi Müslümanlardanım. “İyilikle kötülük eşit olmaz. Sen, en güzel olan bir tarzda kötülüğü uzaklaştır”. Bağırarak, çağırarak, kafa göz yararak değil. “Güzellikle, sevgiyle uzaklaştır” diyor, Allah. “O zaman, görürsün ki seninle onun arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki sıcak bir dostun olmuştur” (Fussilet Suresi, 34) diyor Allah. Adam mesela küfür ediyor, o da küfür ediyor. Ne gerek? Ayetle cevap ver, sevgiyle cevap ver. Adam bayağı utanır. “Be ne yapıyorum? Ne kadar vahşiyim?” der, değil mi? “Karşımdaki insanın olgunluğu ne güzel” der. Hemen örnek alır. Buna Kuran dikkat çekiyor. Çok önemli bir uygulamadır bu. Sevecen ve affeden olmak. “Buna da sabredenlerden başkası kavuşturulamaz.”, “Ancak sabredenlere verilir” diyor Allah. “Ve buna, büyük bir pay sahibi olandan başkası da kavuşturulamaz.” (Fussilet Suresi, 35). Büyük bir pay da tabii Allah’ın rahmeti, rızası, cenneti inşaAllah. “Şayet sana şeytandan bir kışkırtma gelecek olursa”, “bir vesvese”,“hemen Allah’a sığın. Çünkü O, işitendir, bilendir.” (Fussilet Suresi, 36). Mesela kendi halletmeye çalışıyor. Halbuki “Ya Rabbi beni koru” dese, Allah’a sığınsa, kendini Allah’a bıraksa o üstünden kalkar. Boş yere orada kendini sıkıyor. “İnkar edenler dediler ki: ‘Bu Kuran’ı dinlemeyin ve o okunurken yaygaralar koparın. Belki üstün gelirsiniz”. (Fussilet Suresi, 26). Bazen komünistler öyle bir hayırlı bir toplantı olur. Gelir bağırır, çağırırlar, şamata yaparlar. Bağırtı-çağırtı onların özelliğidir, bazı tiplerin.
PINAR ELİÇE: Hep sisteme karşıdırlar zaten.
ADNAN OKTAR: Evet, illa ki bağırsın, çağırsın, böyle topluca bağırsın. Kuran bu karakterin çirkinliğine, bu üslubun çirkinliğine Allah dikkat çekiyor. “Kendi derilerine dediler ki:” diyor. Ahirette kendi derileri konuşuyor. “Niye aleyhimizde şahitlik ettiniz?” Çünkü dürüst konuşmuyorlar, Allah bir şey sorduğunda, kendi derisi cevap veriyor. “Dediler ki: ‘Her şeye nutku verip-konuşturan Allah, bizi konuşturdu’”. Her şeyi konuşturan, mesela bizi de konuşturan Allah. Mesela seni de konuşturan Allah. “Sizi ilk defa O yarattı ve O’na döndürülüyorsunuz.” (Fussilet Suresi, 21). “Siz, işitme, görme duyularınız ve derileriniz aleyhinizde şahitlik eder diye sakınmıyordunuz”. Yani “böyle bir şey ummuyordunuz” diyor, Allah. “Aksine, yaptıklarınızın bir çoğunu Allah’ın bilmeyeceğini sanıyordunuz”. (Fussilet Suresi, 22). Yani gizli kalacağını zannediyordunuz. Halbuki bak Allah diyor ki: “İşitme, görme ve deri”, bir kere kulağa diyor ki, “sen duydun” diyor. Kulak konuşuyor. Adam da, “ben duymadım. Bana söylemediler” diyor. Kulak da diyor ki: “Yok sen duydun. Şu günde, şu saatte duydun ve duyduğun ses de buydu” diyor ve hatırlatıyor. “Ben görmedim” diyor. Gözü diyor ki: “Gördün, al görüntüsü” diyor inşaAllah.
PINAR ELİÇE: Aslında kaydediyoruz her şeyi bir nevi değil mi yaşadığımız?
ADNAN OKTAR: Tabii. “Ben dokunmadım” diyor. Deri diyor ki: “Dokundun” diyor. O da onu gösteriyor. Deri de onu gösteriyor. Ve tabii yalan söyleyecek halleri kalmıyor ahirette. Bu, tabi müminlerin tabii kalbini ferahlatıyor. Çünkü Müslümanlar hakkın, adaletin yerine gelmesinden müthiş hoşnutluk duyarlar. Kalplerinde bir ferahlık olur. Fakat nasıl ispat edeceğiz diye düşünüyorlar. Çünkü dünyada birçok şey ispat edilemiyor. Ama ahirette Allah öyle mükemmel ispat ediyor ki Müslümanlar müthiş zevk alıyor bundan. Mesela gözüyle gösteriliyor, kulağıyla gösteriliyor, derisiyle gösteriliyor. Herkesin alacağı hak, hak olarak teslim edilmiş oluyor. Ve bu bir sevinç vesilesi oluyor müminler için. Mesela bir haksızlık yapıldığında, adalet yerine geldiğinde, insanlar nasıl seviniyorlar, değil mi? Bir sevinç oluyor, bir nimet olmuş oluyor. Ahirette de Allah bir nimet olarak bunu sunuyor inşaAllah.
“Hocam, Selamun Aleyküm”, Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Yayınlarınızı beğeniyle izlemekteyiz ailece. Hocam size bir sorum var inşaAllah. Son olaylarda polis teşkilatımızdaki emniyet görevlilerine saldıran, çekiç, orak, pankartlı saldırlar ile görüşlerinizi almak ve onlardan istifade etmek dileriz. Şimdiden teşekkür eder, hayırlı akşamlar dileriz. İzmir, Bornova’dan Yusuf Şahin”. Kardeşim, polise taşla, sopayla saldırma, ben inanamıyorum. Çok anormal bir hareket bu. Direk canına kastetmek gibi bir şey. Adam yumruk gibi taş atıyor. “Demokratik hareketler bunlar, demokratik bir tepki bu” diyor. Yumruk gibi iki kiloluk kayayı bir insanın kafasına atmak nasıl demokratik bir tepki oluyor? Benim kanaatim bu, direk cana kastetme hükmündedir. Yani cana kastetme olarak değerlendirilir. Polisimizin, hakkıyla korunması gerekir. Demokratik bir olay değildir bu. Ve en başından engellenmesi lazım. Taşla oralara kadar getirttirmemek lazım. Ara sokaklarda engellenip onların taşının, toprağının temizlenmesi gerekiyor, inşaAllah.
PINAR ELİÇE: Burada da aslında bizim teşkilatımızın ne kadar insani ve naif davrandığını gösteriyor. Dünyada böyle değil. Yani mesela Avrupa’da, Amerika’da olsun, çok daha farklı uygulamaları oluyor halka karşı polislerin. Vurmaya kadar bile gidebiliyor. Öldür emri bile var. Bizim polislerimiz yine de çok vicdanlı davranıyorlar bence.
ADNAN OKTAR: Ben çok şefkat duyuyorum. Görüyorum ben olaylarda, hakikaten darba uğruyorlar, baskı görüyorlar. Yani çok acayip zarar. Çok özen gösterip, karşı tarafı inciltmemek için azami dikkati gösteriyorlar ve çok zor durumda kalıyorlar bunu yaparken de. Onun için polisin genel olarak desteklenmesi, onlara şefkat gösterilmesi çok önemlidir. Moral yönden desteklemek onları açar. Çok olumlu etki yapar.
PINAR ELİÇE: Aslında şöyle biraz mantıklı düşünecek olsak, o taş attıkları kişiler gün geliyor onun kızını, karısını, eşini, çoluğunu çocuğunu koruyor. Namusunu koruyor.
ADNAN OKTAR: Hem de canını ortaya koyarak, maşaAllah.
PINAR ELİÇE: Ve biz, o insana taş atıyoruz. İşte bu mantığı anlamış değilim. Allah akıl fikir versin bu insanlara.
ADNAN OKTAR: Amin inşaAllah. Bakın Pınar’ın söylediği çok önemli. Orada alenen hayatını ortaya koyuyor. Direk olayın içine giriyor. Mesela kurşunluyor, birçoğu mesela şehit ediliyor. Allah için, pervasızca giriyorlar. Gözünü daldan budaktan sakınmıyorlar. Bir avuç maaş, değil mi? Çoluğu çocuğu emanet kalıyor bizlere. Onun için asker ve polis mukaddestir. Sevgiyle ve şefkatle yaklaşmak lazım.
PINAR ELİÇE: Özellikle polis şehitleri, eşleri ve çocuklarına karşı da çok hassasımdır ben. Onlara elimizden geldiği kadar da destek olmalıyız diye düşünüyorum.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah. Aynıdır, yani askerle polis aynı hükümdedir. Aynı şefkati, aynı korumacılığı göstermek lazım. Özellikle o yetimleri, hakikaten o kuzuları böyle bağra basmak, onlara kolaylık sağlamak çok önemli tabii. Ben her zaman söylüyorum mesela şehit yakını gelmiş mağazaya.
PINAR ELİÇE: Kutsal bir hizmet aslında onların yaptıkları.
ADNAN OKTAR: Hem nasıl tabii.Mesela alış-veriş yapmaya gelmişler, bakıyorsun madalya var. Çocuklar, mesela yetimler giyindiler, tam çıkacaklar, hesap ödeyecekler. “Aman, sakın. Sizin duanız bize yeterli. Allah için siz bizim namusumuzu, haysiyetimizi, şerefimizi, vatanımızı, bayrağımızı korurken şehit oldunuz. Şimdi burada bu yakışıyor mu? Bu olmaz” diyecek. Hatta “küçük bir de bu da hediyemiz” diyecek değil mi? “Aman aman siz bunu söylememiş olun” diyecek.
PINAR ELİÇE: Bizim de onlara katılmamız lazım.
ADNAN OKTAR: Biz de bunu duymamış olalım diyecek. Bunun adabı edebi budur. Bu bereket getirir. Bu bolluk getirir.
PINAR ELİÇE: Veren el olmak çok önemli.
ADNAN OKTAR: Tabii hastalığı, belayı alır. Allah esirgesin orada cimrilik yaparsın. Onu hastane parası olarak harcarsın. Veyahut başka bir lüzumsuz bir şeye harcarsın. Onun için özellikle Kuran’da Allah, yetimler üstünde özel ayetler vardır. Hususi yetimlerin korunması. “Odur yetimi itip kakan” diyor, Allah ayette. Alak Suresi’nde, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Bu konuda Hocam müsaade ederseniz. Söyledikleriniz 1200’ün üstünde gerçekleşen olaylardan bir tanesi de bu şehit ailelerine yardım konusu. Siz yıllardan beri söylüyorsunuz. Bugün mesela 3 Ocak, birkaç gün önceki tarihli gazetede şehit ailesine akülü araba ve gıda yardımı haberi vardı. Daha evel de şehit ailelerine hassasiyet artmıştı, inşaAllah. Siz de 2009 da bunu ifade ediyorsunuz Hocam. “Onlara yardım edilmesi gerektiğini, ferahlatalım, geniş bir ev verelim. “Ayıp olur, yalnız bırakılmaz” diyorsunuz. “Köyde imece usulü vardır. Mesela evinin odanın boyasını badanasını yapalım. Odaları dardır, iki biriket getirelim. Biri çimento getirsin. Evlerini genişletelim, ferahlatalım. Şehit babaları şeyh gibi olacak. Onlara çok muhabbet duyulacak” dediniz, Hocam. “Mürşid gibi göreceğiz onları” dediniz, inşaAllah. “Güzel orada sohbet edilecek, beraber namaz kılacaksınız şehit ailesiyle, yalnız bırakılmaz şehit ailesi. Sıkmayacaksınız ama bunaltmadan ortalığı temizleyeceksin, bakımını yapacaksın, inşaAllah. Mescid haline gelecek. Her şehidin evi mescid haline gelecek, inşaAllah”.
ADNAN OKTAR: Onu aslında defalarca anlattım ben. Hakikaten şehit evinin buruk olması çok çirkin olur, yakışmaz. Şehit evinin böyle baba ocağı gibi olması lazım. Mesela bir kere onlara yemek yaptırılmaz. O köye, o mahalleye emanet onlar. Her akşam bir evde yemek, her akşam bir evin üstüne o sorumluluk olacak.
PINAR ELİÇE: Ne olacak bir kap daha yaparsın.
ADNAN OKTAR: Tabii. Bereketi gelir, güzel bir tat gelir. Mesela biz çocukken hasta ziyaretine giderdik annemle. O zaman öyle bir şey vardı. Şimdi pek ortada öyle kalmadı da. Yemek yaparlardı, hakikaten çok da şahane yaparlardı. Böyle kaplarla beraber, biz de çocuk elimize alırdık o kaplarla, hasta evine kadar giderdik.
PINAR ELİÇE: Bazı kesimlerde hala var Hocam.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah Anadolu’da.
PINAR ELİÇE: Bazı şeyleri biz unutmadık. Bizlerde de var. Biz inşaAllah bunların daha da böyle öncüsü oluruz.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdülillah.
PINAR ELİÇE: Bize bu konuda da, haşa örnek değil ama, bir nebze olsun katkımız olur bazı yerlere.
ADNAN OKTAR: Senin gibi pozitif, güzel insanlar, nurlu insanlar dünyayı şenlendirecek, güzelleştirecekler. Mehdiyetin zıl ve gölgesi altındayız inşaAllah. Allah hepimizin hidayetini arttırsın. Hidayet nasip etsin. Çok güzel günler göreceğiz. 10 yıl içerisinde.
PINAR ELİÇE: Ben inanıyorum.
ADNAN OKTAR: Evet bunu göreceğiz. Hep birlikte göreceğiz, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Müsaade ederseniz okuyamadığım sözlerinizi okuyorum Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet.
ALTUĞ BERKER: O röportajda, bunu 2009’da, 22 Ağustos’ta söylemişsiniz. “Bir nurdur şehit aileleri. Yine daha önce söyledim. Mesela soruyoruz şehide, “niye şehit oldun, koç yiğidim?” diyoruz. “Allah rızası için yaptım. Vatan, millet, bayrak, toprak. Milletimin haysiyetine, şerefine, namusuna, dinine, imanına, toprağına, vatanına, bayrağına komünist saldırı vardı, Allah’sız, Kitap’sızların saldırısı vardı. Allah için gittim canımı verdim” diyor. Biz de ona malımızı, mülkümüzü, her şeyimizi veririz. Feda olsun Allah yolunda. Sakın, çok çok ayıp olur, çok ayıp olur yalnız bırakmak değil mi?” diyorsunuz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kardeşim akşam olduğunda şehit evi yalnızsa, çok büyük bir rezalettir bu. Olur mu öyle? Kapısında yatacaksın gece-gündüz. Bir kere “ben senin oğlun oldum” diyeceksin. Bir oğlunu kaybettin. Bütün mahalledeki gençlerin hepsi “biz hepimiz senin oğlunuz, öz oğlun olduk” diyecekler. Ona onu hissettirmemek lazım, değil mi? O çok büyük bir şeref, her yerde hürmet görmesi lazım. Mesela arabaya bindi, kesinlikle ücret alınmaz. Mağazaya gitti ücret alınmaz, lokantaya gitti ücret alınmaz. Her yerde hürmet görecek. Her yerde saygı görecek. Onlar bize emanet. Ama bunu gittikçe arttıracağız, inşaAllah. Bu güzelliği daha da güzelleştireceğiz, inşaAllah.
“Hocam Selamun Aleykum, Allah sizden razı olsun.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. Hepimizden Allah razı olsun. “Hocam 600 yıllık atamız Osmanlı, vatan, bayrak, din, dil bölücülerine ne yapardı? Biraz anlatır mısınız?” diyor Mehmet. Mehmet şimdi Osmanlı biliyorsun başka türlü yöntemler kullanıyordu. Pek anlatmayayım. Mehdiyet döneminde kan yok. “Damla kan akıtmaz. Uyuyan kişiyi uyandırmaz, insanların burnu dahi kanamaz” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Mehdiyet şefkatle, Allah ilk defa ahir zamanda böyle bir güzellik nasip ediyor. Yani hep kan olmuştur tarih içerisinde. Ama Mehdiyet’te kan yok. Allah onu yasaklamış Mehdi (a.s.)’a, haramdır. Mehdi (a.s)’a haram kılmış Allah kanı. “Damla kan akıtmayacak, uyuyan kişiyi uyandırmayacak, insanların burnu dahi kanamaz” diyor. “Hatta yırtıcı hayvanlar bile insanlara karşı o yırtıcılık vasfını kaybedecek” diyor Allah. Tabii Tevrat’ta da var, Peygamberimiz (s.a.v)’in hadislerinde de var. Dolayısıyla sevgi hakim olacağı için, bu karanlık tipler de kendi içerisinde doğal olarak eriyip gidecekler. Sevgi karanlığı boğar.
PINAR ELİÇE: Peki bir şey merak ediyorum. Bu yönetim şekli yine halifelik durumuna gelebilir mi?
ADNAN OKTAR: Yok Mehdiyet’te devletlere baskı, halka baskı yoktur. Kontrol yoktur. Her devlet yine bağımsız. Mehdiyet sevgi, şefkat, merhamet, dürüstlük, güzel ahlakın tamamını insanlara verecek. İnsanlar dininde özgür olacak. Dini kendi nasıl istiyorsa, canı nasıl istiyorsa öyle yaşayacak. Baskı yok. Yani Mehdiyet ile baskı bir araya gelmez. Çünkü baskı geldiğinde münafıklık gelir. Bir insanı zorla hizaya getirmek, onu aşağılamak demektir.
PINAR ELİÇE: Halifelik gibi bir şey söz konusu mu yönetim açısından? Ben bir de politik açıdan merak ediyorum. Nasıl yönetileceğiz?
ADNAN OKTAR: Şimdi Türk-İslam Birliği olduğunda mesela Azerbaycan yine ayrı devlettir. Türkiye ayrı devlettir. İran ayrı devlettir. Ama halkta öyle bir Mehdi (a.s) sevgisi oluyor ki. Mesela örnek vereyim. Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri. Mesela diyor ki talebelerine, “şu tavrı gösterirseniz, bu doğru olan harekettir. Benim düşüncem bu” diyor. Neye dayalı olarak bunu yapıyorlar? Sevgiye dayalı. Peki adam yine mühendisse, mühendisliğini yapıyor. Yönetici ise yine yöneticiliğini yapıyor. Ama o sevgiyle ilgili, merhametle ilgili, güzellikle ilgili olan o kısmı yerine getirmiş oluyor. Mehdiyet budur. Sevginin, coşkunun, bayram havasında dünyaya hakimiyetidir. Dinin getireceği de, dinin özünde bizden istediği zaten sevgidir. Barış, kardeşlik, iyi niyettir.
PINAR ELİÇE: Anahtar o.
ADNAN OKTAR: Evet, isteyen namazını kılar, isteyen kılmaz o ayrı mesele.
PINAR ELİÇE: Bir de ona aslında değinmek istiyorum. Ben aslında çok samimi bir ortam, çok samimiyetle konuşuyorum her şeyi. Namaz kılmıyorum. Yani bu bir eksiklik midir? Veya bu vicdanen de çok şeyim aslında. Bir tarafım da, yapmam gerektiğini söylüyor. Mesela bilhasla ben çok erken saatlerde uyandığım için, sabah namazları özellikle içimden geliyor. Yapayım diyorum, ama bir türlü de hani nasip mi olmuyor diyeyim. Nasıl diyeyim bilmiyorum?
ADNAN OKTAR: O nur yüzüne nasıl da yakışır. Böyle güzel eli yüzü yıkayacaksın. Ferahca şöyle başını da mesh edersin. Ondan sonra ayaklarını yıkayıp ferahlıkla böyle.
PINAR ELİÇE: Çok da huzur bulacağıma inanıyorum. Mesela sabah dualarım var. Hep onu yapıyoruz. Ailem de yapıyor, annem de ben de. O şeye gelemedim bir türlü.
ADNAN OKTAR: O bir coşkudur. Mesela Mehdiyet’te bütün insanlarda bir anda br coşkuyla namaz, toptan bütün insanlar isteyecektir göreceksin. Yani toplulukla yapılan ibadetler insanları daha çok cezbeder. Daha hoşuna gider.
PINAR ELİÇE: O huşu içerisinde bütünleşmek mi? Arınmak mı?
ADNAN OKTAR: Evet onun içerisinde olmuş oluyor.
PINAR ELİÇE: Peki bu mesela namaz kılınmadan da konsantrasyonunu vererek de hani yapılmıyor mu bu?
ADNAN OKTAR: Sen kılacaksın namazı belli. Çünkü gözünden müthiş pozitif bir elektrik akıyor. Çok müthiş bir ferahlık verir. Çünkü alaşılmış bir şey değil. Bir de çok akıllısın, çok keskin aklın. Vicdanın çok berrak ve namaz çok zevlidir. Müthiş bir ferahlık verir. Bünyenin, vücudun da ihtiyacıdır. Allah onu, ruhumuzu öyle yaratmıştır.
PINAR ELİÇE: Muhakkak bir sebebi var. Hiçbir şey sebepsiz değil.
ADNAN OKTAR: Suya nasıl muhtaçsak, yemeğe nasıl muhtaçsak, susuz, yemeksiz yaşayamıyorsak, namaz da bizim ruh sağlığımız, beden sağlığımızla iç içe olan bir sistemdir. Allah öyle yaratmıştır.
PINAR ELİÇE: Zaten abdest, çok enteresan. Biliyorum abdest almasını ve kitaplardan da okudum. Ben bir yandan dini kitapları okurken, bir yandan da enerji kitaplarını okuduğum için, ikisini birbiriyle çakıştırdığımda aslında abdest almanın vücuttaki çakralar açısından yani rahatlatma çok önemli bir şey.
ADNAN OKTAR: Tabii doğru.
PINAR ELİÇE: Yani şimdi ben günümüzde bunu daha anlaşılır kitaplardan okuduğum zaman daha iyi anlayabiliyorum. O zaman doğru bir şey. Buradan bir kez daha söylemekte fayda var. Gerçekten Kuran’ı Kerim’de yazılan her cümle çok iyi anlaşılmalı. İnsan için, insanoğlu için bulunmaz bir kılavuz diye düşünüyorum. Yaşam biçimini insanın belirleyen bir şey diye düşünüyorum. Biz eskiden hani bunu anlayamıyorduk. Çünkü Arapça bilmiyoruz. Artık son 10 yıldır Türkçe mealleri çok iyi anlaşılır şekilde olmaya başladığından beri biz de daha iyi dinimizi anlamaya başladık. Bir de öyle bir durum var.
ADNAN OKTAR: Gözlerinden nur akıyor, sevgi akıyor. Sen çok güzel insansın Allah dünya da, ahirette bizi kardeş etsin. Çok memnun oldum. Şeref verdin, lütuf ettin, kerem buyurdun. İnşaAllah yine görüşeceğiz.
PINAR ELİÇE: Amin.İnşaAllah her zaman.
SUNUCU:Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri programımıza 00.30’dan itibaren Mavi Karadeniz Radyo, Samsun Aks, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Kütahya Destan TV ve HarunYahya.TV internet sitemizden devam edeceğiz.
Basında Harun Yahya
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Bunları Biliyor Musunuz?
Devamı ...