SUNUCU:‘Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri’ programımıza mavi Karadeniz Radyon, Samsun Aks Tv, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Kütahya Destan Tv ve HarunYahya.Tv internet sitemizden devam ediyoruz. Buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR: Ne anlatalım?
ALTUĞ BERKER: Bugün Vatan Gazetesi’ndeki bir haberde Hocam, teröristbaşı, devlet ile görüşmelere bağlı olarak, PKK’nın belli güçlerinin belli bir alanda toplanabileceğini söylemiş. “Ancak böyle bir şeyin olması durumunda benim de başlarında olmam gerekiyor” demiş. Ayrıca Şubat ayında Cengiz Çandar, Hasan Cemal ve Ertuğrul Özkök ile görüşmek istediğini belirtmiş. Cengiz Çandar, Hasan Cemal ve Ertuğrul Özkök bir süredir Kürtlerin özerklik taleplerine olumlu yaklaşan yazılar yazıyorlardı. Hatta Ertuğrul Özkök sadece Güneydoğu’nun değil, bütün Türkiye’nin bölgelere ayrılarak yerinden yönetim ilkesiyle idare edilmesini istediğini açıkça belirten bir yazı yazmıştı.
ADNAN OKTAR: Bir de üzerine fıstıklı helva, çay falan da herhalde isteyecek, talep edecek. Orada sıkıntıdan Allahualem bir şey olmuş ona, anladığım kadarıyla. Bıraksın bu üslubu, tevbe istiğfar etsin. Günahları için Allah’tan bağışlanma dilesin. ‘La İlahe illAllah Muhammeden Resulullah’ desin, imana gelsin. Bıraksın bu komünistliği, Stalinist kafayı bıraksın. Milleti tehdit etmeyi bıraksın. Kabadayılık yapmayı bıraksın. Türkiye’yi bölme sevdasından vazgeçsin. Kürt kardeşlerimizi bizim elimizden alma sevdasından vazgeçsin. Onlar bizim canımız. Onlar Türkiye’nin süsü, güzelliği. Hiçbir şekilde komünistlerin eline onları vermeyiz, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Hadi Uluengin’in Hürriyet’te bugün Öcalan’ın çağdışı, Stalinist bir ideolojiyi benimseyen vahim bir klinik vaka olduğunu ve İmralı’dan ziyade bir sağlık kurumunda psikanalitik tedavinden geçmesi gerektiğini yazmış. “Ancak her ne kadar nefret etsek de Kürt meselesinde maalesef muhatabımız Öcalan’dır” demiş. Çünkü Kürt vatandaşlar, kendileri ile ilgili sorunların Apo ve PKK sayesinde gündeme geldiğini düşünerek Apo’nun psikopatlığını, megolomanlığını ve despotluğunu görmezden gelip lider olarak benimsiyorlar demiş.
ADNAN OKTAR: Şimdi Hadi Uluengin konuşmaya iyi başlamış. Anlattıklarımdan olumlu yönde etkilendiği belli. Çünkü Stalinist olduklarını hiçbir yazar hiçbir şekilde ağzına almıyordu. İlk defa ben Stalinist, komünist örgüt olduğunu söyledikten sonra yavaş yavaş söylemeye başladılar. Taha Akyol da başladı, o da söyledi. Stalinist olunca otomatik psikopat oluyor, onda şaşacak bir şey yok. Fakat Kürt halkının lideri demek, bu çok yanlış. Bunu anlattım. Mesela bir gecekondu semtinde, oraya gelse bir mafya babası, bir yer açsa, halk hem yoksulluğundan hem de sahipsizliğinden; oraya bazen emniyet hizmeti de tam gitmiyor, o kişiye karşı istemeden bir saygı duyarlar. Yani nefret dolu, korku dolu bir saygı. Özellikle onların evine bir yiyecek falan da gönderdiyse, yani nefret dolu bir saygıyla onu alır ama korkarlar ondan ve ne diyorsa da kabul ederler. Yani laf da söyletmez. Hatta “babaya laf yok” falan derler. Nefret ettikleri halde. Şimdi PKK da komünist, Stalinist bir mafya yapılanmasıdır. Bir çetedir. Dolayısıyla halkın orada onlara karşı bir gücü olmuyor. Yani benim Kürt kardeşim, bir oğlu var, bir kızı var, gelinleri var, koskoca gözü dönmüş bu Stalinist çeteye ve eşkıya güruhuna karşı ne yapsın, ne desin? Korkudan lanet olsun kabilinden diyor ki; “ben PKK’lıyım” diyor, “ben destekliyorum” diyor. Kardeşim, sen Abdullah Öcalan’ı bir çek, bir kenara al, PKK’yı bir dağıt, bir daha bir sor bakayım, destekliyorlar mı? Asla kabul etmezler. Abdullah Öcalan diyor ya; “ben herhangi bir şekilde ölürsem” diyor, tabii biz kimsenin öldürülmesini istemeyiz ama doğal bir nedenden öldüğünü düşünelim ve PKK’nın dağıtıldığını düşünelim. Kürt halkı sabahlara kadar davul zurnayla oynarlar, eğlenirler, acayip sevinirler. Stresten kurtulurlar, eli ayağı bir gevşer, bir kendilerine gelirler. Dağlar onların olur ondan sonra, çok rahatlarlar. Ama bu kardeşlerimizi; Kürt dediğimiz, bizim canımız ciğerimiz efendi kardeşlerimizi, o dünya iyisi kardeşlerimizi çok ezdi iddia edilen Ergenekon örgütü. Akıl almaz işkenceler yaptılar. Benim burada anlatmam uygun düşmez. Akıl almaz horladılar ve kendi kafalarınca aşağılamaya kalktılar. Hatta psikopat bir güruh, kitaplarını gördüm, yazılarını gördüm, muazzam nefret dolu, Kürt kardeşlerimize karşı bir üslupları var. Güya kendilerini de ulusalcı ve milliyetçi gibi göstermeye çalışıyorlar. Ulusalcı diyor bir de, nereden çıktıysa. Uluma, ulu falan. Milliyetçilik vardır. Türk milliyetçiliği vardır, değil mi? Ulu, uluyan, bunları bıraksınlar. Bir kere Kürtlere karşı bir nefret oluşturup onları mecburen ayrılmaya iten bir politika izliyorlar. Hiçbir kardeşimiz bu oyuna gelmesin. Kürt kardeşlerimize karşı her yerde sevgi gösterelim. Her yerde bağrımıza basalım. Her yerde koruyup kollayalım. Bu oyunu kıralım. Bunlar çok sevgisiz, şefkatsiz, merhametsiz insanlar. Kürt kardeşlerimiz, bunlar mazlum insanlar, kardeşlerimiz. Böyle mütevazı, şefkatli insanlardır. Allah’tan çok korkan nezih insanlar. Ama sürekli horlanıp, aşağılanmaları konumunda, Allah esirgesin, güya, o zaman kendilerini denize düşen yılana sarılır derler ya, yılana sarılmak durumunda kalıyorlar. Yılana sardırtmamaya özen gösterelim. Yılandan uzak tutacağız, olay bu. Karışık bir şey yok.
ALTUĞ BERKER: Dün Atatürk’ün de bu konudaki görüşlerinden bahsetmiştiniz Hocam. Onunla ilgili uygun görürseniz okuyabilirim. Atatürk’ün Özel Arşivi’nden Seçmeler, Kültür Bakanlığı Yayını, sayfa 71’de şöyle diyor Atatürk; “Kürtü Türkü birbirine düşürerek Müslümanlar arasında çarpışmalara neden olmak gibi haince girişimlerde bulunuyor” diyor.
ADNAN OKTAR: Bir daha söyle, bakın ne diyor Gazi Mustafa Kemal Atatürk.
ALTUĞ BERKER: “Kürtü Türkü birbirine düşürerek Müslümanlar arasında çarpışmalara neden olmak gibi haince girişimlerde bulunuyor.”
ADNAN OKTAR: Şimdi bu, olayın özeti işte. Atatürk yıllar önce teşhisi koymuş, mükemmel teşhis koymuş, mükemmel çözümü de ortaya koymuş.
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam. Şöyle diyor başka bir yerde; “Ancak aşiret reislerinden aldığı kesin cevaplara sevinmemiştir. Kürtler Türk kardeşlerinden kesinlikle ayrılmayacaklarını bu uğurda son kişilerine varıncaya kadar ölüme hazır olduklarını söylemişler. Ayrıca İngilizlerin kendilerine vermek istediği önemli miktardaki parayı almayarak namus ve yurtseverliklerini göstermişlerdir.”
ADNAN OKTAR: Bak, görüyor musun asil milleti; paraya pula tamah etmiyor. Bölünmeyi de istemiyor. Müthiş sadıktırlar. “Biz vatanımızdan ayrılmayız, kardeşlerimizden ayrılmayız. Müslümanlar bir bütündür; Türkü, Kürtü, Çerkezi, Lazı, Abazası, hepsi bu dünyada Allah’ın kulları olarak bir arada olmak zorundalar. Bunu çok güzel vurgulamışlar. Çünkü bu bir ibadettir. Mühim olan Müslüman olması, kardeşimiz olması. Bizi hiç ilgilendirmez onun kavmiyeti.
ALTUĞ BERKER: Resimler de vardı Hocam, uygun görürseniz, Atatürk’ün.
ADNAN OKTAR: Bakın, benim mazlum kardeşlerim, o zamanların o mütevazı, sıcak insanları, iç içe Atatürk onlarla mesela. Çok güzel yapmış Gazi Hazretleri. Mesela Diyap Ağa, hem Kürt hem Alevi aşiret reisi. Atatürk ona acayip saygı gösterdi, sevgi gösterdi, ilgi alaka gösterdi, beraber gezilerinde götürdü. Müslüman Türkün yapacağı güzel ahlak budur işte. Kardeşlik budur. MaşaAllah. Burada da öyle yine, Kürt aşiret reisleri, şeyh efendiler, onlarla beraber. MaşaAllah. Çok isabet etmiş, çok güzel davranmış. Biz de aynı politikayı izleyeceğiz, aynı davranışları göstereceğiz inşaAllah.
-VTR- Osman Ünlü, İmam Rabbani Hazretleri’nin Mektubat-ı Rabbani’de Hz. Mehdi (a.s)’ın zuhur ile ilgili olarak verdiği net zaman dilimini açıkça reddetmektedir
ADNAN OKTAR: Ben bu kadar açık olan, bu kadar sarih olan şeylerin bu kadar çirkin bir cesaretle, insanların gözünün içine baka baka değiştirilmesine yönelik çalışma yapılacağını bana söyleseler ben inanmazdım. İnanmak çok zor. Çok sarih, açık; İmam Rabbani “bin yıl sonra gelecek” diyor, adam “net üç bin yıl” diyor. Kardeşim, ne cesaret bu? Bir de adamı TGRT’ye çıkarıp dinliyorlar, karşısındaki adam da dinliyor. Hayret içinde dinliyor. Sorsana kardeşim, “bak, burada var Mektubat,” açarsın, “nerede burada üç bin? Burada bin yazıyor. Sen bizi doğru bilgilendirsene” demiyorlar. “Ha, öyle mi hocam?” diyor. “Hakikaten çok şahane, doğru konuştun” diyor. Doğru konuştuğu yok, yanlış konuşuyor. Kitapta da açıkça yazıyor ve kendileri kitabı basıp dağıtıyorlar zaten. İhlas Vakfı basıyor İmam Rabbani’nin Mektubat’ını. Orada da açıkça bu belirtildiğine göre, oradan bakıp net neticeyi görebilirler.
ALTUĞ BERKER: Hocam bugün Papa Noel ayininde evrim teorisine karşı konuşmuş. Hristiyanların evrenin tesadüfle yaratıldığı fikrine karşı çıkmasını söylemiş. Skytürk’te haber olmuş. Şöyle diyor Papa; “Kainat bazılarının bizim inanmamızı istedikleri gibi tesadüflerin eseri değil” demiş.
Ama şimdi Papa açık açık söylesin, “Darwinizme karşıyım” diye. Topladı Darwinistleri başına, biz gittik Darwinizmin yanlışlarını anlatmaya kalktık orada, olay çıktı. Mikrofonu elinden almaya kalktılar Oktar’ın. Hadise çıkarttılar. Şimdi o konuda bir kere Papa özür dilemesi lazım, bir. Darwinizmi yanlış olduğunu açıkça isim vererek belirtmesi lazım, iki. İmadan millet anlamaz. İma yollu olmaz, net söylemesi lazım. Darwinizm diye söyleyecek. Ama yine de bu iyi bir gelişme. Demek ki Papa’nın Hocası, ona yol göstereni, onu iyi eğitmeye başlamış. Demek ki daha da iyi olacak. Eksikleri yavaş yavaş gideriliyor. Hocası ona daha çok şey öğretecek, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Bugün Radikal’deki bir haberde New York Times, “canlanan Türkiye tüm Irak’ta gücünü gösteriyor” başlıklı bir haber yapmış. Haberde batı ile ittifakın gölgesinden çıkmaya başlayan Türkiye’nin Irak’ta tüm gücünü sergilediğini ve bunun da bölgenin geri kalan kısmında yankılarının olduğunu yazmış. Türkiye’nin sadece Amerikan gücünün belirleyici olduğu varsayımlarını altüst ettiğini ve Osmanlı ihtişamından bu yana tüm zamanlardan çok daha canlı bir Türkiye’nin Arap dünyasında gittikçe artan bir ağırlığa sahip olduğuna dikkat çekmiş. Irak, Türkiye sınırından günde 1500 tır geçiriyormuş. Kuzey Irak’ta 15 bin Türk çalışıyormuş. 700’ü aşan Türk şirketi yabancı şirketlerin üçte ikisini oluşturuyormuş ve Fethullah Hocaefendi’nin bölgedeki 19 okulunda 5500 öğrenci okuyormuş Hocam.
ADNAN OKTAR:O çok önemli. Fethullah Hocamızın o güzide, o mübarek topluluğunun en hayati hizmetlerinden bir tanesi bu okullar. Bu okullardan mezun olan öğrenciler hakikaten çok pozitifler. Ben burada da karşılaştım. Çok olumlu. Dolu dolu değiller ama dine, İslam’a çok yatkın, güzelliğe, iyiliğe, dürüstlüğe çok yatkın, kabule yatkın insanlar. Yani ham yapı olarak çok çok iyiler. Ama Zaman Gazetesi’nde böyle federatif sistemi dolaylı yoldan destekleyen yazılar görünce o zaman nevrimiz dönüyor. Çok çirkin, çok tehlikeli, çok yanlış. Bu güzide topluluğa leke sürmeye kimse kalkmasın. Sızmaya da kalkmasınlar. Yani sahipsiz değiller, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Bugün Sabah Gazetesi’nde Mahmut Övür, Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’nin hayatı ile ilgili olan Hür Adam filminin galasına gittiğini yazmış. Sadece Nur cemaati mensupları tarafından değil, geniş bir dindar kesim tarafından saygı duyulan Said Nursi’nin hayatının çok etkileyici ve mücadele ile dolu olduğunu yazmış. “Elli yıl sonra da olsa Cumhuriyet döneminde tabu sayılan Said Nursi ile ilgili bir filmin çekilmesi Türkiye’nin geç de olsa normalleşmeye başladığını gösterir” demiş, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet. Mahmut Övür burada pozitif konuşmuş, olumlu konuşmuş. Çok iyi. Mahmut Övür, çok eskiden bizimle bir röportaj yapmıştı, daha önceleri. Bizimle ilgili haber yapmıştı, Nokta Dergisinde. Muhtemelen 86’da, 87’lerdeydi. Böyle sansasyonel bir haber yapmıştı o zaman. Çok faydalı olmuştu. Ondan sonra acayip gelişmiştik, elhamdülillah. Hiç adımız sanımız bilinmiyordu o zamanlar, dikkat çekmiyorduk. Nokta Dergisi kapaktan haber yaptıktan sonra çığ gibi gelişmeye başladık, maşaAllah, elhamdülillah. Allah vesile etti.
ALTUĞ BERKER: Hocam, yılbaşı akşamı Amerika’nın Arkansas eyaletinde gökyüzünden 5000’e yakın ölü kuş yağmış. Ardından yine Arkansas eyaletinin başka bir kentinde 100 bin ölü tambur balığı karaya vurmuş. Bu olaylar başka şehirlerde de devam etmiş. Ayrıca Danimarka’da gökten yaklaşık 3000 ölü kuş düşmüş. İsveç’in bir kentinde ise 500’e yakın karga ölüsü yağmış. Bu şekilde Sabah Gazetesi de bunu kıyamet alametleri mi diye başlıkla vermiş, aynı haberi.
ADNAN OKTAR: Ona bir bakmak lazım, hadislerde vardır. Yani mühim olan olaylar yazar. Hadislerde oluyor.
ALTUĞ BERKER: Cüneyt Ülsever’in bir yazısı vardı Hocam bugün, Sayın Davutoğlu ile ilgili. “Türkiye’nin yeni dünya düzeninin temel taşını atan akil ülke durumunda olacak” sözüne binaen, onu eleştiren bir yazı yazmış. Türkiye’nin kendi iç sorunlarını bile halledemediğini, Amerika’nın onayı olmadan adım atamadığını ve böyle güçsüz bir durumdayken dünya düzeninin temel taşını atan ülkelerin başında geleceğine kimsenin inanmayacağını söylemiş.
ADNAN OKTAR: İşte ilginç yanı da o. Buna rağmen oluyor olması. Daha önceki modelde hakikaten dediğine uygun gelişmeler oluyordu. Ama şu an Allah sevgisi etrafında, iman sevgisi etrafında kümeleşen İslam alemi ve Türklük alemi Türkiye’yi lider kabul ediyor. O zaman kimse ne Amerika’yı dinler ne Rusya’yı dinler. Şimdi mesela ben faaliyet yapıyorum; Darwinizmi, materyalizmi anlatıyorum. Kim durdurabiliyor? En fazla iftira attılar, hapse düştük, akıl hastanesine koydular. Ama durdurulabiliyor mu? Durdurulamıyor. Türk-İslam alemini de durdurmak mümkün değildir. Ne yapacaksın? Ne yapılabilir en fazla? Irak’ı işgal ettiler de ne oldu? Daha dindar oldular. Afganistan’ı işgal ettiler de ne oldu? Halk dinden vaz mı geçti? Daha dindar oldular. Daha çok Türk-İslam Birliği’ni ister hale geldiler. Demek ki şiddet ve baskı ters etki yapıyor. Amerika ne yapsın yani Türk-İslam Birliği’ne karşı? Nasıl durdursun? Biz istedikten sonra millet olarak, onu durduracak hiçbir güç yok. Ama sürekli negatif yazılar şeytana hizmet etmek olur. Bundan kaçınsınlar. Pozitif yazı yazacaklar. Bunu yazacağına, “Türk-İslam Birliği olmak üzere, emin adımlarla ilerliyoruz” dese yüz adım daha ileri gitmiş oluruz. “Ya hayır söyle ya sus” derler. Şom izahlara, şom ağızlara ihtiyaç yok. Müspet konuşup, müspet gelişmenin peşinde olacaklar.
ALTUĞ BERKER: Bugün Devlet Bakanı Faruk Çelik bir anket yaparak Aleviliğin Diyanet bünyesinde olup olmamasını vatandaşlara soracaklarını ve bu anketin sonucuna göre konunun din şurasında ele alınacağını belirtmiş.
ADNAN OKTAR: Sorulacak ne yönü var bunun? Ne mahsuru var? Deseler ki bir kısım vatandaşlar, “biz istemiyoruz,” bilgisizliğinden diyecektir. Hangi vatandaş Alevi-Sünni ayrımı yapmak ister? Aleviler bizim canımız. Biz Resulullah (s.a.v)’den sonra çeşitli mezheplere ayrıldık. Ama hepimiz Müslümanız. “La ilahe İllAllah Muhammeden Resulullah” diyen herkes kardeştir. Dolayısıyla bunun sorulacak bir yönü yok. Bu bir hayır ve bir güzellik. Ve hiçbir mahsuru da yok. Şimdi Alevi kardeşlerimiz sorsalar, deseler ki; “Diyanet’te Sünnilik temsil edilmeli mi?” Şimdi bu, yakışık aldı mı bu? Yakışık almadı. O zaman Sünni kardeşlere sorsalar, deseler ki; “Alevilik temsil edilmesi gerekir mi?” Şimdi bu da yakışık almadı. Soracak bir şey yok. Doğrudan uygulama yapılması lazım.
ALTUĞ BERKER: Bu anlaşıma ve yaklaşıma sizin vesilenizle, birkaç senedir sizin bu konudaki açıklamalarınızla hükümetin ve sivil toplum kuruluşlarının yaklaşımı da böyle güzelleşti Hocam.
ADNAN OKTAR: Hükümet de halka dayandırarak sorumluluğu üzerinden atmak, eleştiri olursa, “halka sorduk” demek için yapıyorlar. Halk olumlu cevap verecektir. Bizim milletimiz buna hayır demez. Herkes olumlu cevap verecektir. Olumlu cevap almak için, yani ellerini kuvvetlendirmek için soracaklarını zannediyorum. Faruk Çelik çok efendi bir insan, aklı başında, dürüst, Müslüman evladı bir insan. Ama tereddüt edecek bir şey de yok, hemen yapmak lazım. Hayır iş bu. Hayır iş bekletmeye gelmez.
ALTUĞ BERKER: Haşmet Babaoğlu’nun Hocam, sizin anlatımlarınızla paralel bir yazısı vardı bugün. Kendilerine Beyaz Türk diyen bazı yazarlar, bir süredir hükümet üyelerinin muhafazakar tabandan geldiği için gençliklerini yaşayamadıklarını; içki, kız arkadaş, denize girme, gitar gibi zevklerden mahrum kaldıklarını, dolayısıyla bugünkü toplumu anlamadıklarını, bu nedenle de iyi birer yönetici olmadıklarını söylüyorlar. Haşmet Babaoğlu da bu yazarlara cevaben; kendisinin de Beyaz Türklerin arasında yetiştiğini, “biz gençliğimizi yaşadık, çok mutluyduk” diyen bu insanların aslında oldukça bunalımlı, gelecek endişesi içinde uykusuz geceler geçiren mutsuz bir geçmişleri olduğunu yazmış. Beyaz Türklerin temsili bölgesi olan kıyı kesiminde yaşayıp da ruhu çöl gibi kupkuru nice insan tanıdığını söylemiş. Özetle mutluluğun eğlence, müzik, dans gibi olaylara bağlı olmadığını belirtmiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Haşmet Babaoğlu benim daha önce de çok dikkatimi çekmişti. Ben normal, herhangi öyle alıştığımız tipte, böyle Hürriyet’te, Milliyet’te alıştığımız tarzda bir yazar zannettim. Yiğit Bulut tarzında çok dürüst bir yazar, çok efendi bir yazar. Dindarlığa, mukaddesata açık bir yazar, Allah’ı seven bir insan. Dolayısıyla da yazılarında bir dürüstlük hakim oluyor. O yönüyle de tebrik ediyorum.
ALTUĞ BERKER: Mehmet Metiner Star Gazetesi’ndeki yazısında kendisinin bir Kürt olarak Öcalan’ın öngördüğü sosyalist, totaliter ve diktatöriyel özerk bir Kürdistan’da yaşamak yerine, hür ve eşit bir vatandaş olarak yaşayabileceği demokratik bir Türkiye’de yaşamayı tercih edeceğini söyleyerek, bu soruyu diğer Kürt vatandaşlarımızın da düşünmesini istemiş.
ADNAN OKTAR: İyi, güzel söylemiş. Pozitif bir açıklama. Bu tip örnekler olumlu etki yapar. Faydalı, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Dün şöyle söylemiştiniz Hocam; “Müslümanların bölünmesi haramdır. Kuran’ın her ayetinde Müslümanların bütünlüğünden bahseder. Allah, “ey müminler!” diyor. Yani, bölünmüşlerden değil, bütün bir topluluktan bahsediyor. Kuran’ı okuyanlar bunu göreceklerdir. Küfrü de Allah tek millet olarak kabul eder. Müslümanları da tek millet olarak kabul eder. Tek millet olunca da başında bir lider olur” dediniz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Benim en çok hoşuma giden, Seyyid Salih Özcan Hocamızın aşkla, şevkle, cesurca, yiğitçe, hiç kaçamaklığa girmeden, sadece Allah’tan korkarak Risale-i Nur ruhuyla, Kuran ruhuyla gerçekleri açıklaması. Seyyid Salih Özcan Hocamızı dinleyelim yine. Ondan gece dersleri çok iyi oluyor, maşaAllah.
-VTR- Seyyid Salih Özcan Anlatıyor
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Hocamızın dürüstlüğünü Allah dünyaya yaysın. Cesaretini dünyaya yaysın, candanlığını dünyaya yaysın, güzel bir örnek, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Hicri 1400, yani Mehdi (a.s)’ın çıkış tarihi olan 1980 ile birlikte uzayda ve dünyada yaşanan değişiklikler vardı Hocam, uygun görürseniz anlatabilirim.
ADNAN OKTAR: Evet anlat, dinleyelim.
ALTUĞ BERKER: 1980’den beri sismik faaliyet yüzde 400 oranında artış göstermiş.
ADNAN OKTAR: Yüzde 400 oranında. Çok müthiş yüksek bir oran. Sismik, yani depremlerde artış. Yüzde 400? 1980’lerden itibaren?
ALTUĞ BERKER: Evet, tam 1980’den itibaren Hocam.
ADNAN OKTAR: Hadislerde var mı bu konu?
ALTUĞ BERKER: Var Hocam.
ADNAN OKTAR: Ne diyor Peygamberimiz (s.a.v)?
ALTUĞ BERKER: Depremler çoğalacak.
ADNAN OKTAR: Evet.Mehdi (a.s) devrinde?
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam, inşaAllah. Rusya’da bir grup bilim adamının sözcüsü Dr. Dimitriyev Güneş Sistemi'nin ve Güneş'in bu güne kadar görülmemiş şekillerde dönüşmekte olduğunu belirtmiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Güneş Sistemi’nde olağanüstülükler oluyor; ilk defa, görülmemiş şekilde. Yine Mehdiyet devrinde. Güneş’teki o patlamalar ilk defa oluyor bu kadar güçlü.
ALTUĞ BERKER: Dr. Dimitriyev’in yine bildirdiğine göre, 1973'ten 2003'e kadar geçen yıllarda genel olarak doğal afetlerin -fırtınalar, tayfunlar, toprak kaymaları, tsunami dalgaları ve diğer- gerçekleşme sıklığı yüzde yedi yüz oranında artmış Hocam.
ADNAN OKTAR: Yüzde yedi yüz?
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam.
ADNAN OKTAR: Peygamberimiz (s.a.v)’in hadislerine tam uygun. Peygamberimiz (s.a.v) de aynı, “bu olaylarda artış olacak Mehdi (a.s) devrinde” diyor. Aynısını gördük. Bakın, dünya tarihinde hiç olmuyor. 1980’den itibaren her şey değişiyor. Nemesis Dünya’nın yanına yanaşıyor, göktaşlarında yoğunlaşma oluyor, depremlerde yoğunlaşma oluyor, Güneş patlamalarında yoğunlaşma oluyor. Ama akıl almaz derecede yüksek dozda artıyor.
ALTUĞ BERKER: “Yeryüzü’nün manyetik alanı küçülüyor ve küçülme sürati 5-10 yıl önce aniden artmaya başladı. Aşağı yukarı son on beş yıl içinde de manyetik alan değişken ve düzensiz hale geldi. Geçen yılın sonlarında Kuzey Kutbu’nun tam üzerinde bulunan buz kütlesi, bilinen tarihte ilk defa olmak üzere, tamamen eridi. Mars’ın atmosferi eskisine oranla giderek kalınlaşıyor. Jüpiter, Uranüs ve Neptün’ün atmosferleri de büyük değişimler geçiriyor. Venüs’ün genel parlaklığında belirgin bir artış gözlemleniyor. Jüpiter’in enerji yükü o kadar arttı ki, gezegenin yüzeyiyle uydusu arasında iyonize edici radyasyondan oluşan gözle görülür bir tüp oluştu. “Gerçekten de son zamanlarda çekilen fotoğraflarda parlak enerji tüpünü görebilirsiniz” diyor. Uranüs ve Neptün de çok daha parlak hale gelmiş. “Jüpiter’'in manyetik alanı iki mislinden fazla büyüdü. Uranüs’ün manyetik alanı değişiyor ve bir açıklama yapılamıyor. Neptün’ün manyetik alanı artıyor. Ruslara göre bu gezegenlerin üçü de daha parlak hale geliyorlar ve atmosferik nitelikleri değişiyor fakat bunun ne anlama geldiğini açıklamıyorlar.”
Hocam, bahsettiğiniz bu Nemesis ve göktaşlarının yoğunlaşması, 1980’lerden sonra, Kuran ayetlerindeki ebcedlerle de tam mutabık, inşaAllah, bildiğiniz gibi Hocam. Zariyat Suresi, 34. ayette şöyle buyuruyor Cenab-ı Allah; “(Ki bu taşların her biri,) Rabbinin Katında ölçüyü taşıranlar için (herkese ayrı ayrı) işaretlenmiştir.” Bu ayetin ebcedi 1980 tarihini veriyor.
ADNAN OKTAR: Bir daha oku ayeti, bir daha söyle.
ALTUĞ BERKER: “(Ki bu taşların her biri,) Rabbinin Katında ölçüyü taşıranlar için (herkese ayrı ayrı) işaretlenmiştir.”
ADNAN OKTAR: Nerelere düşeceği, hangi bölgelere, kimlerin üzerine düşeceği belli” diyor Allah, kaderde. Ebcedi kaç tarihini veriyor?
ALTUĞ BERKER: 1980. Tam Dünya’nın etrafında yıldızların oluşmaya başladığı tarih.
ADNAN OKTAR: Taşların yoğunlaştığı tarih.
ALTUĞ BERKER: Başka bir ayette, Tur Suresi, 44. ayette, şeytandan Allah’a sığınırım; “Eğer gökten bir parçanın düşmekte olduğunu görseler bile: "Üst üste yığılmış bir buluttur." derler.” Ayetin ebcedi 1999. Hicri 1919, yani miladi olarak 1999.
ADNAN OKTAR: Ayeti bir daha tekrar et.
ALTUĞ BERKER: “Eğer gökten bir parçanın düşmekte olduğunu görseler bile: "Üst üste yığılmış bir buluttur." derler.”
ADNAN OKTAR: Şimdi o bulut hale gelmiş şeklini göster. Tarihini ver yeniden, ebcedini.
ALTUĞ BERKER: Ebced, 1999.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Ayetin harf toplamı.
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam, inşaAllah. Hocam daha evvel gösteriyordunuz, deprem grafiği. Tam 1999’dan itibaren yükseliyor, depremlerin yoğunluğu artıyor.
ADNAN OKTAR: 99’da aniden yükseliyor, değil mi?
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ki 99’da da Türkiye’de büyük bir deprem olmuştu.
ALTUĞ BERKER: Bütün doğal felaketlerin 1980’den itibaren oranı artıyor Hocam, beş kat artıyor Hocam.
ADNAN OKTAR: Doğal faaliyetlerin hepsinde 1980’den itibaren bir artma var.
ALTUĞ BERKER: Şöyle söylemiştiniz Hocam; “Geceli gündüzlü "İslam ahlakı hakim olmayacak" diyorlar ama onlar bunu derken de İslam ahlakı hakim oluyor. Onların "İslam ahlakı hakim olmaz" çığlıkları arkasında İslam ahlakı dünyaya hakim olacak, şeytanın çığlıkları içerisinde İslam ahlakı hakim olacak” dediniz Hocam, inşaAllah.
Hocam, “Allah’a iman etmek için bir çay kaşığı, bir halı dahi yeter” demiştiniz. “Mesela halının tüyleri içinde yapıldığı hayvanın DNA’sına ait tüm bilgiler duruyor. Tek bir halı ilmeği içinde dahi mucizevi bilgi var” diye anlatmıştınız Hocam.
ADNAN OKTAR: Tabii, küçücük bir yün parçasında koyunun bütün özellikleri var. Tepeden tırnağa her türlü özelliği bir tane tüy parçasında, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: “Allah Kuran’da müminlerden topluca bahseder, "İslam milleti" der. Peygamberimiz (s.a.v) geldiğinde tüm milletin lideriydi. Her kavim, her ırk, hepsi ona tabiydi. Peygamberimiz (s.a.v) hitap ettiğinde tüm İslam alemine hitap ediyordu. Bir tane imam vardı, sonradan İslam alemini paramparça ettiler, sonradan böyle ezilip korku içinde olmaya başladılar. Tüm İslam alemi işgal içinde, korku içinde; sövülme, aşağılanma korkusu içinde. İslam ahlakı hakim olsa böyle korkular, işgaller olmaz” dediniz, inşaAllah Hocam.
Şöyle söylemiştiniz Hocam, “Biz her şeyi "Allah yarattı" diyoruz ama ispat da ediyoruz; kalbin, aklın anlayacağı şekilde ispat ediyoruz. Mesela buradaki aletler, beynimizde şu an yaratılıyor. Dışarıda nasıl bilmiyoruz, dışarıda saydamdır, simsiyah karanlık içindedir. Biz Allah’ın sadece beynimizde yarattığı görüntü ile muhatap oluyoruz. Beyinde yaratan Allah’tır. Hiç kimse maddenin orijinalini şu ana kadar görmüş değildir Herkes beynin içinde yaşar, bu çok büyük bir hakikat. Ama bunu bilmeyen adama, "elektronik aletleri Allah yarattı" dersen, "bu bir inanç" der. Tamam, inanç ama bilimsel bir gerçektir” dediniz Hocam.
ADNAN OKTAR: Bir kardeşimiz, Mehmet Kamil Kantaş; “Merhaba Hocam, sizi ve yayınlarınızı kısa bir zaman önce takip etmeye başladım. Hüseyin Hilmi Işık’ın Tam İlmihal eseri, Risale-i Nur okuyucuları arasında Tam İlmihal eseri ile ilgili olarak olumsuz değerlendirmelere rastladım. Fethullah Hocamızın eserlerine karşı da olumsuz tavır alanlar var. Bu doğru mu?” diyor, yanlışlığını soruyor. Tabii ki yanlış. Risale-i Nur da çok muhterem bir eserdir, Tam İlmihal de gayet güzeldir. Fethullah Hoca’nın da kitapları çok güzeldir. Kitaplara yasak getirmek ahlaksızlıktır, başka bir şey değildir. Çünkü hepsi Ehl-i Sünnet alimi ve değerli bir insan bunlar. Velev ki başka bir eser olsa bile, bir fikirdir, ondan da istifa ederiz. Kitap yasaklamak ama zor kullanarak, onur kırarak, bu çok ayıp ve çirkindir, ahlaka uymaz. Ama kanuni bir şey ile oluyorsa o ayrı mesele. Ama ortada hiçbir sebep yokken, cebir ve zor kullanarak kitap yasaklamak çok ayıp, çok çirkin. Ahlaka uygun değil.
“Aslanlar aslanı, canım Hocam” diyor. “Hocam size hediye edilen asanın sırrını ileride açıklayacaktınız.” Dilek isminde bir hanım. Sır. Sır olduğuna göre, açıklandığında sırlıktan çıkacağına göre biraz beklemeleri lazım.
ALTUĞ BERKER: Hocam bir ayet okuyorum; Şuara Suresi, 4. ayet; “Dilersek, onların üzerine gökten bir ayet (mucize) indiririz de, ona boyunları eğilmiş kalıverir.” “Bu ayetin ebced hesabı 1395, şeddeli. Yani miladi 1976 veriyor. 1976 yılında insansız uzay aracı Wiking 1, Mars yüzeyine bir iniş gerçekleştiriyor ve ilk yüzey fotoğraflarını dünyaya ulaştırıyor. Ayet bu yönü ile uzaya çıkılmasına ve gezegenlerin keşiflerine işaret olabilir” diyor bir kardeşimiz, “Allahualem, doğrusunu Allah bilir” diyor. Mars’ın fotoğrafları olarak da bunları gösteriyor.
ADNAN OKTAR: Gökhan birkaç soru sormuş. Allah zamanı sonradan yarattığı için Allah zamansızdır. Gökhan bir kere bunu bilecek. Allah sonsuz önce ve sonsuz sonradır, aynı zamanda tek bir andır. Allah sonradan zamanı yarattığı için sorduğun sorunun pek bir anlamı olmaz. Cenab-ı Allah’ın “Biz” diye hitap etmesi de bir hitap şekli. Çoğunluk anlamında değildir. İnsanlar da onu kullanır; “biz buradayız,” “biz şuraya gittik” diye. “Biz bilmiyor muyuz?” der. Onun gibi Arapça’da olan bir üsluptur. Cenab-ı Allah’ın haşmetini, gücünü gösteren bir üslup. Tek dini zaten Allah açık açık izah etmiş, çok net söylemiş. ‘La ilahe İllAllah’ zaten Müslümanın ana vasfıdır, o konuda tereddüt yok zaten.
ALTUĞ BERKER: Hocam bir başka ayette, Enfal Suresi, 32. ayette; “Bir de: "Ey Allah'ımız, eğer bu (Kur'an) bir gerçek olarak Senin Katından ise, gökyüzünden üstümüze taş yağdır veya acı bir azap getir (bakalım)." demişlerdi.” Ayetin içindeki “gökyüzünden üstümüze taş yağdır” ifadesinin ebced değeri; 1386, şeddeli. Yani miladi olarak 1966’yı veriyor. Hocam, Dünya her yıl Kasım ayının ikinci yarısında (14-21 Kasım) yörünge periyodu 33 yıl olan Tempel Total, bir kuyruklu yıldızın yörüngesinde bıraktığı eski kalıntıların içinden geçiyor. Bu geçiş sırasında meteorid denilen kum taneciği büyüklüğünden çakıl taşı büyüklüğüne kadar çok miktarda kuyruklu yıldız artı Dünya atmosferine saniyede 71 kilometre hızla giriyor ve yanmaya başlıyor. Bu meteor yağmuruna neolit adı veriliyor. 18 Kasım 1966 akşamı, bir saatten daha kısa bir süre içinde, yaklaşık 2200 meteorid atmosfere yağmış. Genelde miktarı çok daha az olan neolitlerin sayısı 1966 yılında oldukça fazla olmasıyla tarihte dikkati çekmiş. Ayetin ilgili bölümünde ebced değeri o tarihi veriyor. “Gökyüzünden üstümüze taş yağdır.” Ebcedi 1966’yı veriyor, inşaAllah.
“Cehennemde yalvarmaları lazım” demiştiniz Hocam. “Secdeden kalkmamaları lazım. Israrla Allah’ın affetmelerini isteyebilirler ama ısrarla yapmıyorlar” diye anlatmıştınız. Allah’a yalvaracaklarına cehennem bekçilerinden yardın istiyorlar Hocam, Cehennem ehli. Şöyle diyorlar ayette; “Ateşin içinde olanlar, cehennem bekçilerine dediler ki: "Rabbinize dua edin; azaptan bir günü (olsun) bize hafifletsin." (Bekçiler:) "Size kendi Resulleriniz açık belgelerle gelmez miydi?" dediler. Onlar: "Evet" dediler. (Bekçiler:) "Şu halde siz dua edin" dediler. Oysa kafirlerin duası çıkmazda olmaktan başkası değildir” diyor Cenab-ı Allah. (Mümin Suresi, 49-50)
ADNAN OKTAR: Bu ahir zaman hadislerinde çok harika yönler oluyor. İnsan inceledikçe bu yönleri görüyor. Peygamberimiz (s.a.v) o kadar mükemmel açıklıyor ki, ilk bakışta bazen insanlar fark edemiyorlar. Olay tahakkukundan sonra anlaşılıyor. Mesela ahir zamanda yine Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in, Nail b. Hammad’dan, silsile uzun uzun anlatılıyor, Resulullah (sav) buyurdu; “Zilkade ayında kabileler savaşır, Hacılar kaçırılır, melhameler olur. Sahipleri (Mehdi (a.s)) çekinir ve neticede istemediği halde Ehli Bedir sayısınca insan ona, Rükun ile Makam arasında, biat eder. Yer ve gök ehli de ondan razıdır.” Mesela ayına varıncaya kadar belirtiyor bazı olayları. Mesela İran-Irak arasındaki savaşı Peygamberimiz (s.a.v) hangi ayda savaş konuşmaları başlayacağı ve ne zaman savaşın başlayacağına kadar detay vermiş ve aynı o şekilde çıktı. “Medine’de büyük bir vaka olur.” Şehirde. Ahir zamanda, Mehdi (a.s) zamanında, yani İstanbul’da.“Öyle ki yağ taşları kan içinde kalır.” Yağ taşları, yani asfaltla yapılmış düz yollar. Asfalt, yani yağ gibi olan asfalt. “Bu vakada bir kadının öldürülmesi, bir kırbacın sallanması kadar kolaydır.” Burada kadınların da öldürüleceğinden bahsediyor. Bir kırbacın sallanması, silah nasıl oluyor; mesela adam elinde silah tuttuğunda, salladığında silah sekiyor her seferinde, elinde sekiyor. Kırbaç sallaması gibi oluyor. “Bu kadar kolay bir ölümle ölecekler” diyor. Silahın sekmesine işaret etmiş oluyor, eliyle sallamasına. Çünkü her atışta el sürekli sallanır, kırbaç gibi.Bu vak’ada bir kadının öldürülmesi, bir kırbacın sallanması kadar kolaydır. Bu olay Medine’den yirmi dört mil kadar yayılır.” Yani acayip yayılır, şehir aralarına, sokak aralarına kadar yayılır. “Çok büyük bir olay olur” diyor. Sonra Hz. Mehdi (a.s)’ınfaaliyetlerinin devamına dair açıklamalar var. Bu hadiste, İstanbul’da 1 Mayıs’ta Taksim’de olan olaya işaret edilmiş oluyor. Bütün dağ, taş kan içinde kaldı, çok büyük bir katliam oldu. İstanbul şehrinde böyle toplu bir olay olmadı, Mehdiyet zamanında. Yağ taşları, yani asfalt kan revan içinde kalmıştı. Ki 1 Mayıs olayından dolayı Taksim uzun süre yasaklandı, Taksim’de toplantı yapılması. Çok büyük bir şok meydana getirmişti toplamı. Ve bir çok kadın da orada öldürüldü silahla öldürüldüler, tabancayla öldürüldü. Bak, hadiste insanların tabancayla öldürülecekleri belirtiliyor. Kırbacın sallanması gibi, “her el hareketinde sürekli bir insan ölecek” diyor ve “kadınlar da ölecek” diyor. Yağ taşları, asfalt. Yağ taşı, asfalt. Yağ gibi eriyor ya, ondan yapılıyor, taşla karıştırılıyor. Ben bu hadisi çok önce açıklamıştım. Fakat son zamanda ilk defa açıklıyorum. Bu kadar detay da vermemiştim. İlk defa böyle detay vererek açıklıyorum.
“Muhammed b. Samid’den, dedi ki: Ben Ebu Abdullah Hüseyin bin Ali (r.a.)’a dedim: "Bu işin önünde alametler var mıdır?"” “Mehdi (a.s) çıkmadan önce alametler olacak mı?” diyor. sahabe devrinde Mehdiyet o kadar çok gündemdeki, günde beş vakit Mehdi (a.s)’dan bahsediyorlar. Sürekli Mehdi (a.s) gündemde. Bir de şu andaki bazı Nur talebelerinin, bazı ehl-i tarik kardeşlerin durumuna bir bakın. Mehdiyet dedin mi adam dehşete düşüyor, en konuşmak istemediği konu haline gelmiş. Hz. İsa (a.s) en konuşmak istemediği konu haline gelmiş. Bu da deccalin çıktığının alametidir. Onun için Nur talebi kardeşlerimiz ısrarla inadına inadına Mehdi (a.s)’dan bahsetsinler, inadına inadına Hz. İsa (a.s)’dan bahsetsinler. Bu deccalin oyununu bozalım. “Dedi ki: “Evet” dedim. “Nedir onlar?” Dedi ki: “Beni Abbas’ın helakı, yani Araplara yönelik katliamlar, gördünüz Irak’ta, Şam’da, her yerde. “Süfyanın çıkması,”süfyan da çıktı, Hafız Esad, “Beyda’da batma,” yani bir yerin batması, bir bölgenin batması. “Ben yine "Sana canım kurban olsun Allah için, bu işin uzamasından korkuyorum" dedim. Dedi ki: "Bu iş tesbih taneleri gibi arka arkaya gelir."” Yani “başladı mı sonu gelmeyecek, sürekli peş peşe devam edecek” diyor. Bakın 1980’den sonra Mehdi (a.s) ile ilgili Peygamberimiz (s.a.v)’in belirttiği hadislerin tamamı muntazam arayla, tespih tanesi gibi muntazam oldu. Şimdi bu mucize üstüne ayrı bir mucize oldu. Peygamber Efendimiz (s.a.v) “şu olacak” diyor, o oluyor, “şu olacak” diyor, o oluyor. Ama nasıl oluyor? Aralarında mesela yüz sene, yüz elli sene farkla mı oluyor? Değil. Tespih tanesi gibi kesintisiz, aralarına vakit girmeden oluyor. Bu ahir zaman alametlerinin en bariz delillerinden bir tanesidir, kesintisiz olma. Mesela Kabe’de kan akıtılması, kuyruklu yıldızın çıkması, diğer olaylar, hepsinin bir daha tekrar etmesi gerekiyor ve kesintisiz, tespih taneleri gibi yeniden olması gerekiyor. Bu da olacak bir şey değil. Yüz elli alametin bir daha olması gerekiyor. Yüz elli alamet tespih tanesi gibi muntazam olmuş ve bitmiş. Başka da vakit yok zaten.
“Mehdi (a.s)’ın beş alameti bulunur” diyor Ebu Abdullah Hüseyin b. Ali (r.a). “Bunlar süfyan,” süfyan deccalin çıkışı, “yemani,” bu bir şahıs, yemani, ahir zamanda Müslümanlara faydası olacak bir insan. “Semadan bir sayha,” semadan bir ses, melek sesi değil; radyo sesi, televizyon sesi, hepsi olabilir. “Beyda’da ordunun batışı,” Irak ordusunun çölde kaybolmasına işaret ediyor. “Günahsız insanların öldürülmesidir.” Şu anda da bu devam ediyor.
“İbni Ebi Şeybe, Mücahid’den tahric etti. Peygamber (s.a.v)’in ashabından bir adam bana dedi ki: Günahsız insanlar öldürülmeden Mehdi (a.s) çıkmaz.” Masum, mesela Güneydoğu’da kardeşlerimizi şehit ediyorlar, askerlerimiz şehit ediliyor. Mazlum Mehmetçikler, tertemiz çocuklar. Bak, ne diyor hadiste; “Günahsız insanlar öldürülmeden Mehdi (a.s) çıkmaz.” Bir suçu yok, bir günahı yok. Tabii günahsız insan olmaz ama bir suçu yok, bir suç yokken şehit edilmiş oluyorlar. “Günahsızlar öldürüldüğünde, onları öldürenlere yer ve gök ehli buğz ederler.” “Yer ve gök ehli,” yerdeki insanlar nasıl buğz ediyorlar? Sokaklarda “kahrolsun PKK” diyorlar, teröre lanet okuyorlar. Ama gök ehli de buğz eder diyor Cenab-ı Allah, melekler de buğz ediyor. “Mehdi (a.s) insanlara gelir ve onu aşk ve muhabbetle kucaklarlar” diyor Mehdi (a.s)’ı. Aşkla ve muhabbetle kucaklarlar. O kadar çok seviyorlar, öyle bir seviyeye gelecek o sevgi. “O yeryüzünü adaletle ve nesafetle doldurur, arz nebatatını çıkarır, gök de yağmurunu yağdırır.” Bak hala yağmur yağıyor, kesintisiz. Barajlar doldu. Bir ara “nereden su bulacağız, kuraklık oldu, kuruduk bittik” diyorlardı.
“Ammar b. Yasir (r.a.)’dan: Günahsız insanlar katledildiği ve kardeşi de Mekke’de öldürüldüğü zaman semadan bir münadi:” melek değil, bir münadi, semadan gelen bir ses, “"Emiriniz filandır. İşte bu yeryüzünü adaletle dolduracak olan Mehdi (a.s)’dır" diye nida eder.” “Sonra istemediği halde,” Mehdi (a.s) istemediği halde, “Mehdi (a.s)’a biat ederler” diyor. “Eğer siz Mehdi (a.s)’a yetişirseniz ona biat edin.” Peygamber (s.a.v) emir veriyor. Sağ iken emrinin uygulanması farzdır. Peygamber (s.a.v) emir verdi mi biz onu yapacağız. Daha önce de söyledim, vefatından bir saat önce diyor ki; “bu karşı tarafa bir ev yapın” diyor ve vefat ediyor. “Vefat etti, gerek yok” diyemezsin. Yapacaksın, emir almışsın sen. Ne diyor Peygamberimiz (s.a.v)? “Eğer siz ona yetişirseniz ona biat edin. Çünkü o yerde ve gökte Mehdi (a.s)’dır. Gök ehli de ona tabi, inşaAllah.
“Çok acıklı durumlar ve elim manzaralar görünür. Fitneler arka arkaya devam eder.” “Acem ve Irak beldelerini fethederek ümmete acıklı bir azap tattırırlar” diyor. Demek ki Acem ve Irak beldelerine; Irak’ı da işgal ettiler. Acem beldelerine de saldıracakları anlaşılıyor. “Ne zaman bitti derler, genelde devam eder gider bu olaylar, o denli şiddetlenir ki içine girmedikleri bir ev ve zararı dokunmadıkları bir Müslüman kalmaz.” “Herkese zarar verir” diyor, deccaliyet.
“Her birisi kendisinin Tek Mabud olan Allah’tan, Resul olarak gönderildiğini iddia eden altmış yalancının çıkması.” Mehdi (a.s) devrinde “bana vahiy geldi” diyen sahtekarlar türeyecek” diyor Peygamberimiz (s.a.v). Mehdi (a.s) devrinde. Şimdi bunu görüyor muyuz? “Resulüm” diyor, “ben Peygamberim, bana vahiy geliyor” diyor, “kitap geldi” diye açıkça söylüyor. Başına bir şey geçiriyor. Çok fazla var, görüyorsunuz da, meşhur bu şahıslar. “Bunların sayısı altmışı bulacak” diyor Peygamberimiz (s.a.v). O kadar çok böyle peygamberlik iddia eden, “"bana vahiy geldi" diyen sahtekarlar çıkacak” diyor. Mehdi (a.s)’ın çıkış alameti, kendini Mehdi zannediyor. Halbuki bana vahiy geldi demesi küfürdür. “Bana vahiy geldi” deyip bir kitap oluşturması, Kuran’a karşı bir kitap oluşturması, “bana sureler iniyor” demesi küfürdür. Peygamber Efendimiz (s.a.v) buna dikkat çekmiş, bu hayret verici, şaşırtıcı duruma. Psikopatlık çünkü.
ALTUĞ BERKER: Bu konuda bir açıklamanız vardı Hocam. Şöyle dediniz; “birçok sahte mehdi var, gerçek Mehdi (a.s) onların arasında korunmuş oluyor” dediniz. “Mesela devlet başkanı giderken devlet başkanının benzerlerini kullanırlar, bu bir yöntemdir. Allah Hz. Mehdi (a.s)’ı korumak için de çeşit çeşit yöntem kullanıyor. Bir kısmına "şahs-ı manevi" dedirtiyor, bir kısmına "Mehdi (a.s) önemsiz" dedirtiyor, bir kısmına "Mehdi (a.s) geldi geçti" dedirtiyor, bir kısmına "Mehdi (a.s) hiç yok" dedirtiyor, bir kısmına Mehdilik iddia ettiriyor. Mehdilik’i bazıları için sıradan bir inançmış gibi hale getiriyor Allah” dediniz Hocam.
ADNAN OKTAR: “Fırat nehrinin durdurulması” diyor Peygamberimiz (s.a.v). Fırat nehri kendiliğinden durmuyor. Durdurulması. Nasıl durduruluyor? İnsan eliyle, barajla durduruluyor. Ve yatağının kuruması, Mehdi (a.s)’ın çıkış alametidir. Bir kere oldu; Keban barajı kuruldu, Fırat’ın havzası kurudu. İlk oluşunu Peygamberimiz (s.a.v) esas alıyor, ilk kurumasını. Bu da oldu ama bazı eşhas bunu görmezlikten geliyor. Bütün detaylarıyla ahir zaman olaylarının hepsi anlatılmış. Süfyanın çıkışı anlatılıyor ama tabii bunların çok dikkatlice incelenmesi gerekir. Türklerin etkisi anlatılıyor.
“Süfyani de Mehdi (a.s) de peş peşe çıkarlar” diyor. “Önce süfyan çıkar” diyor, “sonra Mehdi (a.s) ikisi aynı anda çıkmıyorlar. Hatta diyor ki hadiste; “süfyan da Mehdi (a.s) de iki yarış atı gibi çıkarlar” diyor.
Süfyan çıktığında galip geliyor. Süfyan zamanında çıkan Mehdi onunla baş edemez, durduramaz. Galip geliyor. Mehdi (a.s) da çıktığında Mehdi (a.s)’ı da durduramazlar. O da galip gelir. Bak diyor ki; “O dedi ki: Süfyani de Mehdi (a.s) de iki yarış atı gibi çıkarlar ve arkalarından gelenlere karşı galip gelirler.” Onun için süfyan devrinde çıkan Mehdiler veyahut Mehdi baş edemedi süfyanla. Edemez, çünkü süfyanlığını yapacak. Mehdi (a.s) da çıktı mı Mehdi (a.s)’ı durduramazlar, inşaAllah.
Mehdi (a.s)’ın etrafında insanların toplanacağına dair işaretler var. Ama Mehdi (a.s) ile müjdelenmeyi, Mehdi (a.s)’a biatı Peygamberimiz (s.a.v) çok önemli görmüş, çok fazla hadiste ümmeti sürekli uyarmış. Ve emirdir bu. Mehdi (a.s)’ı bulmak, Mehdi (a.s)’ı araştırmak, Mehdi (a.s) hakkında bilgilenmek. Çünkü biz bilgilenelim diye Peygamberimiz (sav) bildiriyor. Biz bilgilenmekle mükellefiz. Peygamber (s.a.v) söyleyip, “bu sözümü ben önemsiz görüyorum, ben bunu öylesine söyledim” demiyor Peygamber (s.a.v), haşa. “Bu sözlerimi dikkatlice dinleleyin, Mehdi (as)’ı arayın, Mehdi (a.s) ile müjdelenin ve Mehdi (a.s)’a da bağlanın diyor, ayrı ayrı emirler var; Mehdi (a.s) ile müjdelenme emri ayrı, Mehdiyet konusunda bilgilenme emri ayrı, “bilgilenin, bu anlattıklarımı dinleyin” diyor, “anlattıklarımı dinleyin, hafızanızda tutun, birbirinize aktarın, Mehdi (a.s) çıktığında Mehdi (a.s)’a biat edin, yardımcı olun ve Mehdi (a.s)’ı da müjde konusu olarak birbirinize sevinçle iletin, bildirin ve aktarın, anlatın” diyor, inşaAllah. “Anlatın” diyor.
Mesela “ordunun kaybolması,” hatta ordu kaybolduğunda, Irak ordusu kaybolduğunda, “"SübhanAllah, kısa zamanda nasıl da yok oldular" diyerek bu şaşkınlıklarını belirtecekler” diyor Peygamberimiz (s.a.v). hakikaten bir gecenin içinde kayboldu. “Beyda’da ordunun yere batırılışı Mehdi (a.s)’ın çıkış alametidir.” Bu Irak ordusunun bir günde yok olması.
Ben hadisleri o anda bakıp o yönde açıklıyorum, bu da benim hoşuma gidiyor.
“Mehdi (a.s) ilk kurduğu orduyu Türk’e gönderir” diyor. Türklerle beraber, yani “Türklerin içerisinden çıkacak” diyor hadiste. Mehdi (a.s)’ın ilk kurduğu ordu Türklerin içerisinde. Sayfa 50’de. Çok açık belirtiyor, birçok yerde var, o Şii kaynakta da vardı, dün okuduğumuz, inşaAllah. Türkiye’de olmasını ayrıca belirten, İstanbul’da olduğunu ayrıca belirten çok fazla hadis var, inşaAllah.
“Hz. Mehdi (a.s) başı üzerinde bir bulut olduğu halde çıkacak, o bulutta bir münadi, "Bu Allah’ın halifesi Mehdi (a.s)’dır, ona tabi olun" diye nida edecektir.” Başı üzerindeki bulut görünen bir bulut değil tabii ki. Öyle olsa zaten, olağanüstü, bir insan düşünün, başının üzerinde bir bulutla gidiyor, nereye giderse gitsin, bu dünya çapında olay olur zaten. Mehdilik’i anlaşılır. Bir de onun üzerine bir melek olup da bu “Mehdi (a.s)’dır” derse, zaten Mehdi (a.s)’ın mücadelesine hiç gerek kalmaz, net Mehdi (a.s)’dır. Bu meleklerin göreceği, Mehdi (a.s)’ın kendisinin de göremeyeceği, etrafındaki kişilerin de göremeyeceği, meleklerin göreceği bir olaydır. Meleklere verilen bir müjde bu. Bir rivayette “30 bin melek,” bir rivayette “40 bin melek yardım edecek” diyor. Meleklerin de uyarılması için bir haberci olması gerekiyor. Melek onu nereden duysun? Bir meleğin onlara bu bilgiyi vermesi lazım. Melekler emir veriyorlar, birbirlerine bilgi veriyorlar. Başının üzerindeki melek ne diyor melek ordusuna? “Bu Mehdi (a.s)’dır, buna yardımcı olun” diyor. O zaman melekler ne yapıyorlar? 20 bin melek, 10 bin melek, hepsi birden yardım ediyorlar topluca. Haber vermezse melek bilmez. Allah onu vesile kılıyor, orada haber veren meleği.
ALTUĞ BERKER: Hocam bahsettiğiniz hadisi okuyorum, Şii kaynaklı olan; “Oğulcağızım, Türkler coşup harekete geçtikleri zaman Mehdi (a.s)’ın velayetini bekle. Kıyam edecek, adaletle davranacaktır.”
ADNAN OKTAR: Hem “Türk’ten çıkacak” diyor hem de “Türkler coşacaklar” diyor. Bediüzzaman ne diyor? “Hamiyet-i İslamiye feveran edecek” diyor. ,
SUNUCU: Bizi yarın 22:00’dan itibaren HarunYahya.Tv, Mavi Karadeniz Radyo ve Kocaeli Tv’den takip edebilirsiniz.
Güncel Yorumlar
Devamı ...Bunları Biliyor Musunuz?
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...