SUNUCU:Yayınımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Buyrun Hocam, söz yine sizde inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Risale-i Nur’dan çok güzel bir parça var burada. Oku onu.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam. Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri şeytanın ümitsizlikle insanı nasıl aldatabileceğini, insan nefsinin zalim ve nankör yönünü, sarayın kapıları örneğiyle anlatıyor. “Halbuki, insan, fıtratındaki zulüm damarıyla, şeytanın telkiniyle, bir zâtın yüz hasenâtını (iyiliğini) bir tek seyyie (kötülük) yüzünden unutur, mü'min kardeşine adâvet (düşmalık) eder, günahlara girer. Nasıl bir sinek kanadı göz üstüne bırakılsa bir dağı setreder (örter), göstermez. Öyle de, insan, garaz damarıyla, sinek kanadı kadar bir seyyie ile (sinek kanadı kadar bir kötülük ile) dağ gibi hasenâtı (iyiliği) örter, unutur, mü'min kardeşine adâvet (düşmanlık) eder, insanların hayat-ı içtimaiyesinde (toplumsal hayatta) bir fesat âleti olur.Şeytanın bu desisesine (hilesine) benzer diğer bir desise ile insanın selâmet-i fikrini ifsad ediyor, hakaik-i imaniyeye karşı sıhhat-ı muhakemeyi bozuyor ve istikamet-i fikriyeyi ihlâl ediyor. Şöyle ki: Bir hakikat-i imaniyeye dair yüzer delâil-i ispatiyenin hükmünü (bir iman hakikatine dair yüzlerce hikmet, delilin hükmünü) nefyine (inkarına) delâlet eden (işaret eden) bir emâre (alamet) ile kırmak ister. Şöyle ki: Bir saray, yüzer kapalı kapıları var. Bir tek kapı açılmasıyla o saraya girilebilir, öteki kapılar da açılır. Eğer bütün kapılar açık olsa, bir-iki tanesi kapansa, o saraya girilemeyeceği söylenemez. İşte, hakaik-i imaniye o saraydır. Her bir delil, bir anahtardır; ispat ediyor, kapıyı açıyor. Bir tek kapının kapalı kalmasıyla o hakaik-i imaniyeden vazgeçilmez ve inkâr edilemez. Şeytan ise, bazı esbaba binaen (bazı sebeplere dayanarak), ya gaflet veya cehalet vasıtasıyla kapalı kalmış olan bir kapıyı gösterir; ispat edici bütün delilleri nazardan (bakıştan) iskat ediyor. (Bakıştan düşürür, gözünden düşürür.) "İşte bu saraya girilmez. Belki saray değildir, içinde bir şey yoktur" der, kandırır. İşte, ey şeytanın desiselerine (kandırmalarına) müptelâ olan biçare (çaresiz insan)! Hayat-ı diniye (dini hayat), hayat-ı şahsiye (şahsi hayat) ve hayat-ı içtimaiyenin (toplumsal hayatın) selâmetini dilersen ve sıhhat-i fikir ve istikamet-i nazar ve selâmet-i kalp istersen (fikir sağlığı ve doğru yolu, kalp huzurunu istersen), muhkemât-ı Kur'âniyenin (Kuran hükümlerinin) mizanlarıyla (ölçüleriyle) ve Sünnet-i Seniyyenin terazileriyle a'mâl ve hâtırâtını (davranışlarını ve düşüncelerini) tart.” İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Yüzer kapıları olan bir saraydan bahsediyor Bediüzzaman. İman. İmanı biz yüzlerce, binlerce, milyonlarca, trilyonlarca delille biliriz. Yani Allah’ın varlığını biliriz. Ama bazen bir olay olur, hikmetini bilemeyiz. O kapı kapalıdır. Şimdi o kapı kapalı diye bizim o saraya girmememiz mümkün mü? Mesela en az bir trilyon kapısı var. Her kapıdan imana giriyorsun, her yerden Allah’ın varlığını anlıyoruz. Bir kapıdan girememiş adam. Ben bu saraya giremem diyerek kapıdan dönerse bu zulüm olur, anormallik olur. Çünkü her kapıdan iman ediyorsun, her kapıdan o saraya girebiliyorsun sen. O kapıyı da açmayı bilmediğin için, hikmetini bilemediğin için girememişsin sen. “İman kaybı da işte böyle oluyor” diyor Bediüzzaman. “Binlerce kapıdan imanın sarayına girebilirler” diyor. İstediğinde tek bir delille dahi iman edebilir, yüzlerce, binlerce, milyonlarca, trilyonlarca delille iman edebilir. Hatta sonsuz delille iman edebilir. Ama bir, birkaç yahut iki-üç tane giremediği kapı olunca geri dönerse bu zulüm olur” diyor Bediüzzaman. İmtihanın temel sırrını anlatıyor, inşaAllah.
Ne dedi? Cübbeli’yle konuştun mu?
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam, konuştum.
ADNAN OKTAR:Ne dedin?
ALTUĞ BERKER:Davet ettim kendisini buraya Hocam. Gelmek istemedi.
ADNAN OKTAR:Ne diyor yani?
ALTUĞ BERKER:Başka bir yerde, zeminde belki.
ADNAN OKTAR:Sen net anlatsana. Ne dedi?
ALTUĞ BERKER:Yani yayında, siz teklifinizi gelip hani Müslümanca burada karşılaşma şeyini, şefkatle, “yayında yapmayalım” dedi. “Canlı yayında yapmayalım” dedi böyle bir şeyi.
ADNAN OKTAR:Niye işte? Güzel işte. Biz ona şefkat gösteriyoruz. Koruyup, kolladığımızı göstereceğiz. Ne var onda?
ALTUĞ BERKER:Daha evvel zaten kendisi yardım diledi. O bizi aradı.
ADNAN OKTAR:“Görüşelim” dedi, evet.
ALTUĞ BERKER:Siz de buna binaen davet ettiniz. Burada herkes, tüm Müslümanlar görsün, şahit olsun diye ama canlı yayına gelmek istemedi.
ADNAN OKTAR:Özel görüşmek istiyor anladığım kadarıyla.
ALTUĞ BERKER:Allahualem evet.
ADNAN OKTAR:Canım ne var işte burada? Müslümanların kardeş olduğunu söyleyeceğiz nihayetinde. Ne diyeceğiz yani? Çirkin bir şey söyleyecek değiliz. Mahcup edecek bir söz de söyleyecek değiliz. Defalarca sana söyledi. “Efendi Hazretleriyle görüşelim, himmet buyursun” dedi, tamam. Halkımızın önünde, göz önünde görüşürsek daha güzel olur, daha isabetli olur. O ne diyor başka, o kadar mı dedi?
ALTUĞ BERKER:Başka şeyler de anlattı biraz. Biraz maddi durumundan bahsetti.
ADNAN OKTAR:Ne olmuş maddi durumuna?
ALTUĞ BERKER:“İyi değiliz” dedi, “çok nüfusluyuz” dedi, “zor geçiniyoruz” dedi. “Avukata şu kadar para veriyoruz, şu kadar masraf ediyoruz, şöyle yapıyoruz” dedi.
ADNAN OKTAR:Müslümanlar arasında bir dayanışma olması lazım. Bir de avukata paraya ne gerek var? Yani o avukatı, oturup öyle şey yapıyor. Versin savcılığa, polise versin, araştırıp bulurlar. Yani oturup onun takip etmesine, avukatlarla falan zorlamasına gerek yok ki. Zaten polis gereğini yapar onun, inşaAllah.
Şimdi bizim tabi böyle bir konumuz olmaz. Cübbeli’yle falan; direkt küfrü ve dinsizliği hedef aldık biz. Darwinizmi, materyalizmi, ateizmi hedef aldık. Cübbeli bizim en sonun, en sonun, en sonuna gelir. Yani oturup bizim muhatap olacağımız, oturup mücadele edeceğimiz bir kişi değil. Dolayısıyla muhalif bir yönümüz yok. Ben Cübbeli’nin bazı yönlerini de takdir ediyorum. Mesela hak din İslam’dır. Mesela bunu savunuyor, bu çok önemli. Yani İslam’dan başka din yoktur, hak din odur. Onu savunuyor, o güzel. Mesela bir başka dinde olup da hak din içinde olmak mümkün değildir. Mutlaka Muhammedi olması lazım bir insanın, inşaAllah. Ama bu bir tehlike değil yani. Bunun savunan, aksini savunan hocalar var ama bu geçersizdir. Bizim milletimiz, hepsi bilir, bütün dünya bilir ki din İslam’dır, Allah Katı’nda din İslam’dır. İkinci bir ihtimal bilinmez zaten.
ALTUĞ BERKER:Hocam bugün Risale Haber sitesinde, “ittihada mükellef ve muhtaçsınız,” Üstad’ın sözünü ve Risale-i Nur dersini almışlar. Onu haber yapmışlar, konu edinmişler Hocam, inşaAllah. “Sizler her zamandan ziyade bu fırtınada tesanüdünüzü ve ittihadınızı ve birbirinin kusuruna bakmaması, birbirini tenkit etmemesi” diyerek ittihattan ve dayanışmadan, birlikten bahseden Üstad’ın dersini işlemişler.
ADNAN OKTAR:Tabii. Alevisi, Sünnisi, Bektaşisi, hepsi kardeşiz. Senin kaşın var, onun gözü var, böyle olmaz, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam. Yalnız Zaman Gazetesi’nde daha önce değindiğiniz konuda Şahin Alpay yine bir yazı yazmış Hocam. Milli Güvenlik Kurulu’nun tek devlet, tek millet ve tek vatan, tek bayrak ve resmi dilin Türkçe olduğuyla ilgili bildirisini eleştirerek, “eğer Türkiye toplumu uygun görürse ülkenin dilinde, devlet yapısında ya da millet anlayışında değişiklik yapabilir” demiş. İspanya, İsveç, Belçika gibi ülkelerden örnekler vererek, bu ülkelerin özerklik modeli ve yerel yönetim reformlarıyla birliklerini kurduklarını, Belçika’nın federal yapıyı benimsediğini, üstelik federal bölgeler tamamen ayrılmaya karar verse bile bu ayrılığın kimsenin burnu kanamadan olacağını söylemiş. Dolayısıyla Türkiye’nin de Kürt kesiminin özerklik ve ana dil talebine cevap vermesinin şart olduğunu, ancak bu sayede iç barışı tesis edebileceğini, Türk devlet yapısının değişmesi gerektiğini, ayrıca tek millet kavramının artık çoktan geriye kalmış din vurgulu İslam milleti ya da etnik vurgulu Türk milleti anlamında değil, Türkiye milleti anlamında kullanılması gerektiğini belirtmiş.
ADNAN OKTAR:Kardeşim, şimdi bak, alenen kafasındakini arkadaş yazmış. Yani kapalı falan bir üslubu da yok. Bunun yanlış olduğunu söyledik. Üstelik Zaman Gazetesi’nde bunun yapılması çok ayıp. Federatif sistemler, Türkiye’de öyle olmaz sistem. Buradaki olan bu komünist, Stalinist bir sistem. Ve bütün bölgeyi ele geçirmeye karar vermiş bir komünist sistem. Bir de niye federatif olsun benim kendi kardeşim, kendi arkadaşım, kendi dostum? Bizim kardeşlerimiz Kürtlerle evli, Kürtler bizim kardeşlerimizle evli; biz iç içe geçmiş, birbiri içinde erimiş bir toplumuz. Ne demek federatif sistem? Yani o zaman Türkiye’nin en az altmışa, yetmişe ayrılması gerekir o kafaya göre. Bunun yanlış olduğu çok açık. Kendisi de farkındadır. Dışarıdan üfürülen şeyler bunlar. Zaman Gazetesi böyle şeylere alet olmasın, böyle şeyleri kabul etmesin. Zaman Gazetesi’ne bu şeyler yakışmıyor. Hiçbir mecburiyeti yok. Aslan gibi Türk-İslam Birliği’ni, İttihad-ı İslam’ı savunsun. Yani bu çok soğutur Müslümanları. Zaman Gazetesi’ne karşı insanlarda kuşku meydana getirir. Hatta camiaya karşı kuşku meydana getirir. Bu modernlikle falan alakası yok. Bölünüp, parçalayıp, birbirini yiyen, birbirine düşman olan, paramparça olan bir millet meydana getirir. Bizim birleşmeyi esas almamız gerekiyor. Türk-İslam Birliği’ni, İttihad-ı İslam’ı. Eğer Şahin Alpay iyilik yapmak istiyorsa İttihad-ı İslam’dan bahsetsin, Bediüzzaman’dan bahsetsin. Bize böyle Marksist, Stalinist, Leninist düşüncenin ürünü olan üsluplardan bahsetmesin. Biz paramparça olmayı düşünmüyoruz. İstiyor musunuz parçalanmayı?
SUNUCU:Tabii ki de hayır.
ADNAN OKTAR:Kimse istemiyor. Kardeşim yani bunu sorsan, “Türkiye’de parçalanmayı kaç kişi istiyor?” desen, en fazla birkaç bin kişi çıkar. “Ama biz federatif sistemiz, biz parçalanmayı istemiyoruz.” Olur mu kardeşim? Sen “ayır ama bölünme olarak kabul etme” diyorsun. Bölünelim ama bölünmemiş olalım. Öyle şey olmaz. Bölündün mü bölünmüşsündür. Askeri ayrı, bayrağı ayrı, polisi ayrı, devleti ayrı; işte bölünmüş, başka bir devlet olmuş yani. Ve bu bununla kalmaz. Arkasından Allah esirgesin çatışma gelecektir, savaşlar gelecektir, kargaşa gelecektir. O ona, o ona, o ona, o ona… Onun arkasından Türk Milleti de, Kürt Milleti de, Laz Milleti de, hiçbir şey bırakmazlar Anadolu’da. Onu ona kırdıracaklar, onu ona kırdıracaklar. Bu oyuna gelmesi Şahin Alpay’ın çok ayıp olur. Hiç yakışık almaz. Farkında değil, yaptığı hatanın farkında değil. Birisinin ona uzun uzun izah etmesi lazım.
ALTUĞ BERKER:Bugün Ali Bulaç da Zaman Gazetesi’nde bu konuda bir yazı yazmış Hocam. Şöyle diyor; “nüfus cüzdanlarında din, mezhep ve etnisite adı altında dört farklı hane olması ve isteyenlerin etnik kökenlerini Kürk, Çerkez, Arnavut şeklince kimliğine yazdırabilmesi gerektiğini söylemiş. Bu uygulamanın modern ulus devletinin üst kimlik baskısını ortadan kaldıracağını, ayrıca önümüzdeki dönemde ulus devletinin varlığını korumakla birlikte egemenlik haklarının bir bölümünü yerel, bölgesel ve küresel olana devredeceğini” belirtmiş. Özetle Ali Bulaç da yetkinin yerel yönetimlere devri, yani özerklik modelinin kaçınılmaz olduğunu vurgulayan bir yazı yazmış Hocam bugün.
ADNAN OKTAR:O hangi gazetede yazıyor?
ALTUĞ BERKER:Zaman Gazetesi’nde Ali Bulaç.
ADNAN OKTAR:Bizim Fethullah Hocamızı alıp getirmemiz şart oldu. Artık bunu Ali Bulaç Hocamız da söylüyorsa, insaf yani. Ali Bulaç Ağabey hemen İttihad-ı İslam, Türk-İslam Birliği ile ilgili bir yazı yazsın, Mehdiyet’i gündeme getirsin, çözüm budur. O sistemde ne Ali Bulaç kalır, ne Nur talebeleri kalır, ne şu kalır, ne bu kalır, paramparça olurlar, darmekeşan ederler. Ne millet kalır, ne Türkiye kalır, hiçbir şey kalmaz. Kendi bindikleri dalı kesiyorlar. Çok büyük bir tehlikenin içine giriyorlar. Büyük bir bela dönüyor Allah esirgesin. Akıllarını başlarına alsınlar. Bu üslup yanlış, bu mantık yanlış. Adı ne olursa olsun bölünme bölünmedir. Biz bölünmedik ama federatif sistemle bölündük. Bırak, kibarlaştırma adını. Bölünmenin adına yeni bir şekil getirmenin alemi yok. Doğu’daki PKK ayaklanması Stalinist, komünist bir ayaklanma ve bütün bölgeyi ele geçirmeyi amaçlayan bir komünist ayaklanma. Çok acımasız bir örgütlenmedir. Bunu görmezlikten gelmek olmaz.
ALTUĞ BERKER:Yeni Asya Gazetesi’nde bugün Yavuz Donat’ın Demirel’le söyleşisi yayınlanmış. Said Nursi’yle ilgili sorular sormuş Demirel’e. Üstad’ın konuştuğu kişileri etkisi altına da alan bir büyük bir alim olduğunu söylemiş Demirel. Ve büyük bir Kuran yorumcusu olduğunu, Türkiye’nin birliğinin korunmasını istediğini; din, ahlak, kardeşlik üzerinde çok güzel anlatımları olduğunu, ayrıca Üstad’ı izleyen Nur talebelerinin de memleket hayrına, gördükleri her işe destek veren çok sadık insanlar olduklarını söylemiş.
ADNAN OKTAR:Biraz açıkla.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam. Ispartalı da olması itibariyle Bediüzzaman’dan etkilendiğini herkes bilir Demirel’in. Ona olan hayranlığını dile getirmiş. Üstad’ın da birlik ve beraberlik insanı olduğu, takipçilerinin de vatana hizmet eden kişiler olduğunu, siz daha iyi biliyorsunuz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:“Canım hocam, neredesiniz?” diyor. “Şarkı sözü söylemeyin. Geçen hafta haftalarca Orhan Baba dinledim” diyor. “Bu hafta da Müslüm Baba dinleyeceğim” diyor. Canım, doğru söylüyor ama hakikaten bak, ne Orhan Gencebay gibi, ne Müslüm Baba gibi birisi daha gelmez yani. Bunlar hakikaten son Osmanlı. Bir daha böyle sanatçı çıkmaz. Çıksa görünürdü zaten, inşaAllah, maşaAllah. Ankaralı sanatçı Yasin var, çok sevdiğimiz bir kardeşimiz. Bağlama sanatçısı. Bir de Ankara’da çok sevilen bir kardeşimiz Yasin Tümer. “Allah’ın rahmeti, bereketi üzerinize olsun Hocam” diyor. “Selamun Aleykum.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi. “Hocam, geçenlerde Ankara’da sokaktan geçen rastgele üç, elli kişi üzerinde bir test uyguladık.” Zaman Gazetesi’ndeki kardeşlerimiz iyi dinlesinler. “Dedik ki; “Türk-İslam Birliği’nin kurulmasını istiyor musunuz? Aldığımız cevapların %96’sı "evet, istiyoruz" oldu” diyor. Deneyebilirler. Zaman Gazetesi çıksın, bir anket yapsın, sorsun; “Türk-İslam Birliği’ni istiyor musunuz?” diye milletimize sorsun. Aynısını yapabilirler. Kim federatif sistemi istiyor? Zaman Gazetesi’nde bir avuç adam yahut başka gazetedeki bir avuç adam. Bıraksınlar bunu. “"Peki Türk-İslam Birliği kurulursa bizlere ne gibi fayda sağlar?" dedik. Çoğunluğu ortak bir cevap olarak şu yanıtı verdiler: "Terör ortadan kalkar, ekonomi düzelir, dayanışma artar, İslam amacına ulaşır" oldu. Bu doğrultuda baktığımız zaman demek ki insanlar bu büyük birleşmeyi gönülden istiyorlar. Tam tersi olarak "İttihad-ı İslam’a ne engel olabilir?" dediğimizde ise; "münafıklar" cevabını aldık. “"Münafıklar engel olur" dediler” diyor. Demek ki münafıklar, Müslüman gibi görünen sahtekar münafıklar belaymış. “Münafıkların bu birleşme aşamasında ne gibi yan etkileri olur, zararları olur Hocam?” diyor. Hiçbir zararları olamaz, şevkimizi artırırlar, başka bir şey olmaz.
ALTUĞ BERKER: Hocam Mısır’da kiliseye yönelik bir hareket vardı geçen hafta. 21 kişinin hayatını kaybettiği saldırı sonrasında ülkedeki Kıpti vatandaşların Abbasi katedralinde yaptığı törene Müslümanlar da katılmışlar. Kıpti Hıristiyanlar Noel’i kutlarken ülkenin birçok yerinden gelen aralarında ev kadınlarının, aydınların, gazetecilerin bulunduğu Müslüman halk kilisenin çevresinde toplanarak canlı kalkan oluşturmuşlar. Müslümanlar, “burada bulunmanın güvenli olmadığını biliyoruz ama ya beraber yaşarız ya da beraber ölürüz” şeklinde açıklama yapmışlar. Hıristiyanlar da “Müslüman kardeşlerimiz bizi korumaya geldiler” diyerek memnuniyetlerini ifade etmişler. Müslüman din adamları ise birlik ve beraberlik mesajı vermişler, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: İşte yobazlar sürekli Hıristiyan, Musevi düşmanlığını teşvik ederek böyle bir zulme zemin hazırlıyorlar. Mısır’ın da yobazları var, Hristiyan ve Yahudi düşmanı. Hepsinin yok edilmesini, asılıp kesilmesini isteyen, halka sürekli nefret aşılayan insanlar. Bak, Mısır’daki Müslüman halk da çok güzel tavır göstermiş, “o zaman hep beraber ölelim” demişler, “madem sizleri öldürecekler.” Öldüremezler, hiçbir şey yapamazlar. Hristiyanlar bize emanet, Allah’ın emanetidir. Museviler bize emanet, Allah’ın emanetidir, yed-i emanımızdalar, bizim korumamızdalar. Onların kılına zarar getirmeyiz. Ama her zaman söylüyorum, hak din İslam’dır. Tartışılacak bir yönü yok bunun. Hak din İslam’dır. Kuran’ın dışında kalbi ferahlatacak bir din olmaz, gerçek anlamda. Tamam, Tevrat’tan mesela hak olan kısımları çıkarttık, doğru olan; kitap haline getirdik. İncil’den de çıkardık. Ama gözü kapalı alırsın, ekmek gibi; aç, nereyi okursan oku; doğru, saf vahiydir. Bir kelime, harf ilave edilmemiş. Ne kadar rahatlık. Hangisi değiştirildi, hangisi değiştirilmedi, böyle kitap olur mu? Böyle din olur mu? İnsanın içini karartan kitap olur mu? İnsanın içini aydınlatması lazım kitabın. Doğru benim bu söylediğim. Adam diyor ki; “hakiki Hristiyan olmak istiyorum.” Tamam, kabul, ol. Biz de hakiki Hıristiyanız ama hakiki Muhammedi olarak hakiki Hristiyan olursun sen. Hakiki Muhammedi; yani Kuran’a tam tabi olur da Resulullah (s.a.v)’e de tam Peygamber olarak kabul edersen, Kuran’ın harflerine varıncaya kadar hepsini hayatına geçirirsen o zaman zaten hakiki İsevi oluyorsun, hakiki Musevi olursun, Nuhi olursun, İbrahimi olursun, Yakubi olursun, İlyasi olursun, hepsi olursun. Tek bir kitabı reddettin mi olmaz. Mesela biz Tevrat’ı kabul ediyoruz ama hak kısmını, doğru olan kısmını kabul ediyoruz. İncil’i kabul ediyoruz, hak kısmını kabul ediyoruz, hak İncil’i. Şimdi ahir zamanda Tevrat’ın da, İncil’in de orijinalleri bulunacak, o bu tartışmaları tamamen ortadan kaldıracak, inşaAllah. Mehdi (a.s) devrinde bulunacaktır orijinal Tevrat ve orijinal İncil. İsa Mesih (a.s)’ın gelişiyle de bu konu tamamen ortadan kalkacak. Ama Cenab-ı Allah söylüyor Kuran’da; “Allah Katı’nda din İslam’dır” diyor. Kardeşim, buna daha ilave olur mu? Bunu uzun uzun anlatmaya gerek yok, bu nettir, açıklaması yok bunun.
Mesela bir Musevi kardeşimiz diyor ki; “ben çok iyi bir Musevi olmak istiyorum.” Tamam, senin iyi bir Musevi olmanı sağlarız, inşaAllah. Ne yapacaksın? Kuran’a tabi olacaksın. Baştan aşağı Kuran’ı oku, harf harf Kuran’ı uygula; en başta Muhammedi olursun, hem de Musevi olursun, Yusufi olursun, Nuhi olursun. Çünkü bir Musevi aynı zamanda İbrahimi ve Nuhi olmakla da mükelleftir. Yani Musevi, Hz. Nuh (a.s)’ı sevmeyecek mi? Süleymanidir aynı zamanda, hem Yusufi hem Süleymanidir, inşaAllah. Ama ahir zamana gelmiş hak Peygamber alenen belli değil mi, Peygamberimiz (s.a.v)’ın hak Peygamber olduğu? Kuran’a baktın mı hemen anlaşılıyor, her yeri mucize. Dolu, her sayfası mucize dolu. Ben hangi Hristiyan ile konuşursam, samimi Hristiyanla; “doğru, hak kitaptır” diyorlar ve gizli gizli Kuran okuyorlar. İngiltere Başbakanı okuyor, Amerika’dakiler okuyor, bütün devletlerin ileri gelenleri; Putin, gizli gizli Kuran okuyorlar, çok hoşlarına gidiyor, eriyorlar okurlarken. Fakat çekindikleri için açık açık söyleyemiyorlar. Hangi vicdan dayanır Kuran’ın güzelliğine, doğruluğuna? Hangi nefis dayanır? Pırıl pırıl, mükemmel dürüst bir üslup, mükemmel sıcak bir anlatım, Cenab-ı Allah’ın o sıcak anlatımı; mükemmel müjdeler ve mükemmel doğruluk, mükemmel ispat. Kuran’da Allah ne dediyse hepsi doğru çıkmış, tamamı doğru çıkıyor, maşaAllah. Peki, böyle pırıl pırıl bir kitap varken, hak kitap varken yazık günah değil mi? Dört ayrı kitap, bir kitabın içinde dört ayrı kitap var. “Kardeşim, birbirleriyle ortak yönleri var.” Öyle kitap olur mu? Bir tane kitap olur, doğrudan ona uyarsın. Niye eziyet ediyorsunuz insanlara? Niye “Allah üçtür” diyorsunuz? İnsanın Allah olmadığını insan bilmez mi? Uyuyan bir insan, yatan, yemek yiyen bir insan Allah olur mu? Eziyet ediyorlar insanlara, gereksiz yere acı çektiriyorlar ve dinsizliğin pençesine düşürüyorlar. Bırakın adamlar Müslüman olsun, Hz. İsa (a.s)’ı bağrına bassın. Ben Hristiyanların Hz. İsa (a.s)’ı böyle bağırlarına, ciğerlerine kadar bastırmasını isterim. Müthiş bir sevgi duysunlar. Ama Hz. İsa (a.s)’a, “sen Allah’ın oğlusun” dersen, İsa (a.s)’a sen ne yapmış oluyorsun? Çok büyük bir kötülük yapmış oluyorsun. Saldırmış oluyorsun Hz. İsa (a.s)’a sen. Hz. İsa (a.s)’a kılıç çekmiş oluyorsun sen, silahla vurmaya kalkmış oluyorsun, haşa. En büyük kötülüklerden birini yapmış oluyorsun, zulmediyorsun. Hz. İsa (a.s)’a “sen Allah’ın Peygamberisin, sen Allah’ın kulusun” dersen hoşuna gider. “Ben Muhammediyim” dersen çok hoşuna gider, çünkü kendisi de Muhammedi, Hz. İsa (a.s) ’ın kendisi. Daha önce Tevrat’a tabiydi, sonra ne yaptı? İncil’e tabi oldu, şimdi gelince neye tabi oluyor? Kuran’a tabi oluyor. Hak neredeyse oraya geçiyor. Tevrat’tan hemen İncil’e, İncil’den Kuran’a. Şimdi Kuran’a tabi oldu diye Tevrat’ı ve İncil’i ret mi ediyor Hz. İsa (a.s)? Etmiyor. Tevrat’ın ve İncil’in orijinallerini kabul ediyor, onları seviyor. Dolayısı ile Tevrat ve İncil’in orijinallerinin olduğu Kuran’a tabi oluyor. Mühim olan Allah’ın birliği, varlığı, ahiret, cennet, cehennem, adalet, kadere iman etmek, meleklere, bütün Peygamberlere iman etmek. Bunlar çok önemlidir. Tevrat bunları anlatıyor, İncil bunları anlatıyor. Sen bu konuda hak ve doğru olan kısmı nerede görebiliyorsun? Kuran’da görüyorsun. En ufak bir aksaklık var mı? Yok. En ufak bir eğrilik var mı? Yok. Anlatımda en ufak bir yanlışlık var mı? Yok. Okuduğunda kalbin ferahlıyor mu? Ferahlıyor. Kardeşim, gece yarısı gizli gizli Kuran okuyorsunuz. Söylesene “La ilahe İllAllah Muhammeden Resulullah” desene. “Hem Muhammediyim hem Museviyim” de. Olur, de. Ben de hem Muhammediyim, hem Museviyim, hem İseviyim, hem İbrahimiyim, hem Yakubiyim, hem Nuhiyim. Hepsini çok seviyorum. Ama seviyorsan Allah’ın beğeneceği gibi hareket edeceksin ve Peygamber (s.a.v)’in beğeneceği gibi hareket edeceksin. Hz. İsa (a.s), mesela talebeleri “La İlahe İllAllah Muhammeden Resulullah” dese, onların gözlerinden öper, iftihar eder, bağrına basar. Ama “sen Allah’ın oğlusun” dersen, en ağır sözü söylemiş olursun ona. Kılıç ile saldırmış olursun ona, hiç farkı yok. Nitekim şimdi İsa (a.s)’ı yakın zamanda görecekler. Allah’ın bu çok büyük bir lütfu; İsa Mesih (a.s)’ın görünmesi. Bence ahir zaman insanlarına Allah’ın iki büyük hediyesi var. Biri Mehdi (a.s), biri İsa Mesih (a.s). Deccal ikisini de örtbas etmek için ordularıyla ayaklandı.
Şimdi Cübbeli alınmasın da çünkü Cübbeli ile ilgili yanlış anlaşılıyor; biz oturup işimizi gücümüzü bıraktık, onunla uğraşıyoruz, benim böyle bir derdim yok. Sadece gerçekten yanlış olan hususlarda aydınlatmak istiyorum, hatalı olan kısımlarda. Yoksa benim öyle Müslümanlarla uğraşmak gibi bir derdim olmaz. Mesela Zaman Gazetesi’ne ben son derece saygılıyım. Fethullah Hocamın ben ayağının tozuyum. Ama federatif sistemden bahsedilirse ben deliririm o zaman. Allah aşkı ile deliririm ve bunu kabul etmem. Saygım da azalır. Federatif sistemin memleketi paramparça edeceğini çocuk olsa anlar. Bir de Türkiye’nin şartlarını da düşünün ayrıca. Kan gövdeyi götürür, Allah vermesin. Muazzam bir Kürt ve Türk savaşı, Kürt-Laz savaşı, Kürt-Boşnak savaşı, sonra daha da dallanıp budaklanıp bambaşka şeylere dönüşür ve müthiş bir nefrete dönüşür. Ben seviyorum. İnsan çocuğundan ayrılır mı, kardeşinden ayrılır mı, babasından ayrılır mı? Ben Kürt kardeşlerimi seviyorum. Ayrılmak istemiyorum. Pasaport ile gitmek istemiyorum. Biz pasaportları kaldırma peşindeyiz, adamlar pasaport hazırlamanın peşindeler. Vizeyle gireceğiz Mardin’e, Siirt’e; onu istiyor adamlar. Onlar da buraya gelirken vizeyle, pasaportla gelecekler. Bizim geceli gündüzlü bunu kaldırmanın peşinde olduğumuzu gördükleri halde. Ve halk İttihad-ı İslam’a hazır, artık an meselesi İttihad-ı İslam’ın olması, artık düğün dernek kurulmuş, her şey ortada, orada olay çıkartıyorlar. Düğünü milletin burnundan getirecek bir şeye çeviriyorlar. Bırakın düğünümüzü yapalım. Bırakın bu neşeli ortama girelim artık. Biz İttihad-ı İslam’ın dışında bir model kabul etmiyoruz. Türk-İslam Birliği’nin dışında model kabul etmiyoruz, istemiyoruz. Bize durup durup bunu anlatmanın alemi yok. Bir saygımız var, o da gider. Yapmasınlar, bunu artık bıraksınlar.
Ali Bulaç Ağabeyimiz, bak bu meal onun, iftiharla okuyorum. Ali Bulaç Ağabeyimin kendi yazdığı meal. Bakın, herhangi bir sayfa açıyorum; Taha Suresi, 90. ayet, şeytandan Allah sığınıyorum; “Andolsun, Harun bundan önce onlara: "Ey kavmim, gerçekten siz bununla fitneye düşürüldünüz (denendiniz)”diyor Harun (a.s). “Sizin asıl Rabbiniz Rahman (olan Allah)dır; şu halde bana uyun ve emrime itaat edin" demişti. Demişlerdi ki: "Musa bize geri gelinceye kadar ona (buzağıya) karşı bel büküp önünde eğilmekten kesinlikle ayrılmayacağız."” Yani böyle küresel inançlar, küresel dogmatik inançlar, insanların meydana getirdiği inançlar, “biz bunlara bağlı olacağız” diyorlar. Bak, diyor ki Hz. Musa (a.s) kardeşine; “"Niye bana uymadın, emrime baş mı kaldırdın?" “Dedi ki: "Ey annemin oğlu, sakalımı ve başımı tutup-yolma."” Buradan anlıyoruz ki sakalı ve saçı uzun Harun (a.s)’ın. Sakallı olduğu anlaşılıyor ve uzun saçı olduğu anlaşılıyor. “Ben, senin: "İsrailoğulları arasında ayrılık çıkarıdn” bak; “İsrailoğulları arasında ayrılık çıkardın,” İsrailoğulları ne? O zamanın Müslümanları. Ayrılık çıkarmasına karşı bak ne kadar titiz, görüyor musun? “"Sözümü önemsemedin" demenden endişe edip korktum." Dedi ki: "Ya senin amacın nedir ey Samiri?" “Dedi ki: "Ben onların görmediklerini gördüm."” Bak, züppelik yapıyor. Müslümanların görmediklerini gördüm diyor. “Böylece elçinin izinden bir avuç alıp atıverdim; böylelikle bana bunu nefsim hoşa giden (bir şey) gösterdi.” Yani Allah’ın hükmünü değiştiriyor. “Dedi ki: "Haydi çekip git, artık senin hayatta (hakettiğin ceza: "Bana dokunulmasın") deyip yerinmendir." Ve şüphesiz senin için kendisinden asla kaçınamayacağın (azap dolu) bir buluşma zamanı vardır. Üstüne kapanıp bel bükerek önünde eğildiğin ilahına bir bak;” put, yani şu anın Darwinizmi, materyalizmi. “Biz onu mutlaka yakacağız, sonra darmadağın edip denizde savuracağız.” Bu altının da toz haline getirilmesi ayrı bir ilim. Özel bir ilim o, inşaAllah.
Ali Bulaç Hocamız Kuran’a baksın, her yerde, Kuran’ın bütününde hep İttihad-ı İslam’dan bahseder. Müslümanların birleşmesinde bahseder. Federatif bir sistemden, bölünmeden bahsetmez. Kuran bahsettiğinde hep topluluğa bahseder. Ya el müminin! Değil mi? Müminun ve müminata hitap. Tek bir millet, tek bir topluluk olarak bahseder Müslümanlardan. Onun için Allah rızası için, artık Zaman Gazetesi’ne yakışmıyor bu, ayıp yapıyorlar. Ben Fethullah Hocamı alıp getireceğim. Fethullah Hocamı da yıldırıyorlar. Diyorlar ki; “ sen gelirsen işte olay çıkar bilmem ne yapar.” Bunlar hikaye, biz buradan beş-altı kişi gönderelim Amerika’ya, Hocamızın koluna girip alıp getirelim. Olay çıkarsa ben sorumluyum. Bir tane göstersinler bana, sıkıysa yapsınlar, öyle bir şey yapamazlar. Burada kanun var, hukuk var. Kanunla, hukukla biz onların hepsini hizaya getiririz. Ben Fethullah Hocamı istiyorum. Çünkü burada acayip bir olaylar oluyor. Çok kötü bunlar. Doğru mu?
ALTUĞ BERKER:Çok doğru Hocam. Üstat Hazretleri de; “bu zamanın en büyük farz vazifesi İslam Birliğidir” diyor. “Bu birliğin de yolu muhabbettir” diyor kısaca, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet. Şimdi onlar bizi telkinle etkilemeye çalışıyorlar. Biz de diyeceğiz ki sonunda; “bu federatif sistem diyorlar, diyorlar, kabul edelim gitsin” falan diyeceğiz, “madem ısrar ediyorlar.” Yok arkadaşım, hiçbir şekilde kabul etmiyoruz. Boş yere konuşuyorsunuz. Türk-İslam Birliği’nin son noktasına geldik biz, inşaAllah.
“Selamun Aleykum Değerli Muhammed Adnan Hocamız, Azerbaycan’da sizi çok seviyorlar. Bizler de Hocam, inşaAllah. Siz de uygun bulursanız bir sualim olacak. Hocam, hafızam beni yanıltmıyorsa siz de söylemiştiniz, Üstad da; "ben Medine’de, Mekke’de olsam bile bırakıp İstanbul’a gelirdim" diyor.” “Hocam, şimdi Hz. Mehdi (a.s) kendisinin Mehdi (a.s) olduğunu söylemeyecektir hadislere dayanarak. Peki Hocam, şimdi biz hüsn-ü zanımızla düşündüğümüz şahsın yanında İstanbul’da olmalıyız, öyle mi değerli Hocam, inşaAllah?” Azerbaycan buraya taşınırsa İstanbul ne olur? Zaten kaç milyon. Öyle yapmayalım da, Azerbaycan’ı da İstanbul haline getirelim, inşaAllah. Her yeri inlet Türk-İslam Birliği ile. Azerbaycan’da koç yiğitler böyle kol sarmışlar. Her şehrinde, her mahallesinde çok büyük gruplar oluşturmuşlar. Konferanslar veriyorlar, İttihad-ı İslam’ı savunuyorlar, Türk-İslam Birliği’ni savunuyorlar, coştular, maşaAllah.
Abdurrahman Toker, bu da Nogay kardeşimiz, Nogay Türkü; “Selamun Aleykum Kıymetli Seyyid Muhammed Adnan Hocam, İttihad-ı İslam’ın, Türk-İslam Birliği’ni altın anahtarı Kur’an-ı Kerim ışığında, hadis-i şerifler ışında araştırılmalıdır” diyor. “O anahtarın da sahibi zamanın sahibi olan Hz. Mehdi (a.s)’dır, inşaAllah. Üstad buyurmuş ki; "Hz. Mehdi (a.s) risaleleri neşr ve tatbik edecektir." Üstad Hazretleri İstanbul’a geldiğinde kiraladığı dükkana bir tabela asar; ‘Her soruya cevap verilir, sual sorulmaz’ buyurmuşlar. Hocam, siz de, maşaAllah İstanbul’da bir tabela astınız, tüm dünyada görünen bir tabela; HarunYahya.org tabelası; ilim, bilim, şefkat, merhamet, birlik, beraberlik, İttihad-ı İslam Birliği tabelası. Üstadın bıraktığı sancağı aldınız. Üstad Rus komutanı dahil kimseye kıyam etmemiştir, eğilmemiştir. Siz de, maşaAllah masonlara, küfre, ateizme, Darwinizme, komünizme, münafıka, yobaza, gericiye eğilmeden, onlara ilimle, bilimle, Kuran’la, hadisle dünyayı dar ettiniz, inşaAllah, maşaAllah. Üstad’ın manevi hali sanki siz de tecelli ediyor Hoca, maşaAllah” diyor. “Topkapı’daki, Hz. Mehdi (a.s)’a toplu biatta Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri, Şeyh Ahmet Yasin Hazretleri, Şeyh Muhammed Adnan Hocamın yanında, arkasında olmayı Rabbim tüm samimi Müslümanlara nasip ve müyesser etsin, inşaAllah. Bunun için dualarınızı istirham ediyorum. Aslan yürekli Hocam, sizi çok seviyorum. Allah’a emanet olunuz.”
Malezya’dan Feyrul. MaşaAllah, dünyanın her yeri kaynıyor, maşaAllah. Geçenlerde de anlattım, kardeşlerimiz bilgisayarda bir pano hazırlamışlar, bilgisayar ekranında, dünyadaki izlenme oranımız ve nerelerde izlendiğimiz tespit ediliyor. Çok şahane. Mesela Güney Amerika’da yahut Hindistan’da böyle koyu koyu noktalar oluyor, noktaya bastın mı o şehirde kaç kişi izliyorsa o olduğu gibi çıkıyor. Yani geçen günler 2 milyonun üzerindeydi sayı, maşaAllah. Malezya’dan Feyrul. “Selam efendim,” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Eğer Malezya’ya gelmeyi düşünüyorsanız lütfen bana haber verin. Çünkü sizi Malezya İslam Üniversitesi’nde bilgilerinizi öğrencilerle paylaşmanız için davet etmeyi planlıyorum.” Malezya, oraya gideceğiz, İsa Mesih (a.s) ile beraber, inşaAllah. Mehdi (a.s) ile beraber. Onların hizmetçisi olarak, onların arkasından biz de gideceğiz inşaAllah.
“Selamun Aleykum.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Azerbaycan’dan sizi Cenab-ı Allah’ın rızası için sizi çok seven talebeniz Mevlüd Rüstemov. Cenab-ı Allah sizi başımızdan ayırmasın. Siz benim hem muallimim, aynı zamanda mürşidimsiniz. Ben bilime hayran biriyim. Sizin bilgilerinizi ilk defa izledikten sonra hakikaten hayatım değişti, bilim adı altında hep önyargılı olmak empoze ediliyor. Cenab-ı Allah’ın dini İslam’ın kurtuluş yolu olduğunu anlamama vesile oldunuz. Keşke sizin yanınızda Sayın Oktar Babuna ve diğer talabeleriniz gibi yakın olsaydım. Sizden rica ediyorum, Cenab-ı Allah’a dua edin, beni de sizin yanınıza alsın. İlk defa 27 Kasım 2010 tarihinde yazdığım mektubu canlı yayında okuduğunuzda o kadar çok sevindim ki evdekileri uykusundan uyandırdım. Mücadeleniz Peygamber (s.a.v)’ın mücadelesine benziyor. Ne şereflidir Peygamberimiz (s.a.v)’in mücadelesi.”
İstanbul’dan Bayram, “Hocam, Mehdi (a.s)’ın kaç tane alameti var?” diyor özetle. Yüz ellinin üzerinde alameti vardır. Tahakkuk eden, yani ispatlı, net ispat edilmiş. Belgelerle, fotoğraflarla, net; olay olmuş yani, görülmüş. “Sizi iki aydan beri izliyorum” diyor. “İşyerinde hep sizinle alakalı konuşuyoruz. Biraz da namaz ve oruç, zekat ve kader, İslam’ın temel konularına değinirseniz sevinirim. Saygılar. İstanbul’dan Bayram.” Tamam, değinelim. Bayram kardeş, fıkıh öyle geniş bir konudur ki, titizlik gerektiren bir konudur ki en güzel müceddidler, müçtehidlerden öğrenilir, mukallitten öğrenilmez. Bak, ben sana kimi tavsiye edeceğim. Büyük İslam İlmihali, Ömer Nasuhi Bilmen, on üçüncü yüzyılın en büyük müceddidlerindendir ve en büyük İslam alimlerindendir. Ehl-i sünnetin gözbebeğidir. Hiç kimse ilmine itiraz edemez. Şimdi mesela bak burada açtım; akşam namazı, yatsı namazı, ikindi namazı, öğlen namazı, sabah namazı, kadınlara ait haller, temizliğe ait, mesela teyemmümü bozan haller, abdesti bozan şeyler, abdestin sünnetleri, tahir olan şeyler, mesela necaset-i galiza, necaset-i hafife… Bunlar öyle sadece sohbetle halledilecek, anlatılacak konular değildir. Her Müslümanın bir ilmihali olacak. İlmihalden öğrenilir din. Burada namaz şöyle kılınır, oruç böyle tutulur anlatılması, olur mu? Açacak ilmihali titizce, itina ile okuyacak. Her bir maddesine özen gösterecek, inşaAllah. Özetle televizyonlarda hocaların anlattığı… Osmanlı döneminde çok daha önce, o zaman halkın kitap imkanı yok, internete girmeye imkanları yok, ne yapıyorlar? O köye, beldeye bir hoca geliyor, çıkıyor mindere, her şeyi anlatıyor. Namaz şöyle kılınır, oruç şöyle tutulur, adam ilk defa duyuyor ve ömrü boyunca da diyor; “ben hocadan dinlemiştim, böyle anlatmıştı” diyor. O da onu kulaktan kulağa. Devir değişti artık, artık kitap devri, internet devri. Açacaksınız kitaptan çok kapsamlı öğreneceksin. Adama anlatırsın, yanlış aklında kalır. Ama kitaptaki yazı yanlış akılda kalmaz. Adama bir şey anlatırsın, “ben böyle duydum” der, öbürü başka. Öyle olmaz, ilmihalden. Kuran da öyle, Kuran’ı açıp okuyacaksın. Fıkıh konusunda da Ömer Nasuhi Bilmen ilmihalini tavsiye ediyorum.
ALTUĞ BERKER:Bir de Mehmet Talu Hocamızın bu kitabın sadeleştirilmiş halini göstermiştiniz daha evvel Hocam.
ADNAN OKTAR:Mesela bakın, Mehmet Talu Hocamızın Muvazzah İlmi Kelam, Ömer Nasuh Bilmen. Bakın böyle muteber kitaplardan. Bunlar böyle televizyon sohbetleri ile olmaz. Bunlar kitaplardan öğrenilecek, sağlam kaynaklardan öğreneceksin. O zaman şaşırmazsın, ayağın da kaymaz, yanlış yola da girmezsin. Bir de Mehmet Talu Hocamızın Türkçeleştirmesi de çok güzel. Çok anlaşılır hale getirmiş, bir de kaynaklarına kadar inmiş. Hocamızın bir ekibi var, Mehmet Talu Hocamızın ilmi bir heyeti var, fukuhadan oluşan, derin alimlerden oluşan, bu asrın büyük alimlerinden oluşan; böyle Ehl-i Sünnete titiz bir fukuha heyeti var, o heyetin başıdır Mehmet Talu Hocam. Büyük bir müceddiddir, büyük bir müçtehiddir, çok güvenilir bir insandır. Söyledi mi doğrudur yani. Bir şey sorarsın, bir konuda fetva sorduğunda güvenilir, o artık tartışılmaz, inşaAllah. Mehmet Talu Hocamın kitaplarını ısrarla tavsiye ederim. Ömer Nasuhi Bilmen de. Bilmişlik yapmaz alim. Bak, ne yapıyor? Büyük alime uyuyor. Kime uyuyor? Ömer Nasuhi Bilmen’e uyuyor. “Ben kendi kafamdan söylüyorum” demiyor. Ömer Nasuhi Bilmen’in kitabını ortaya koyuyor. Doğrusu da budur, inşaAllah.
“Selamun Aleykum Muhammed Adnan Hocam. Ellerinizden öperim. Sorum; deccalle karşılaşırsak belki yüz yüze tepkimiz ne olacak? Deccal, deccal olduğunun farkında olacak mı? Hocam, sizden dua istiyorum. Ayrıca beni talebeliğe kabul buyurursanız sevinirim. Oradaki kardeşlerime selam olsun. Allah hepinizden razı olsun. Dua ve ve selam. Kemal Zengin”
ALTUĞ BERKER: Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu.
ADNAN OKTAR: Deccal ile karşılaşırsan, işte Darwinizm ve materyalizm, dünyanın % 99’unu aldı. Büyük bilim adamı diye iftihar ediyorlar Darwin’le. Okullarda falan resimleri var, bütün devletler sahip çıkıyor. Büyük müceddid, büyük alim şeyinde yani. Onların müceddidi de o. Sahte mesihleri onların işte. Allah’sızlığı, kitapsızlığı bütün dünyaya yaydı ve felaket bütün dünyayı sardı.
ALTUĞ BERKER: Vesilenizle şu anda çürüdü Hocam, Allah’ın izni ile şu anda, bilimsel olarak, 300 eseriniz ile 70 dile çevrilmiş. 3000’in üzerinde konferansa davet edildiniz. Arkadaşlarınızı gönderdiniz. Bir tanesi de şu anda önümüzdeki günlerde İsrail’de olacak hocam. Bar Ilan Üniversitesi’nde, inşaAllah, doktor arkadaşlarımızın vereceği, sizin adınıza. İsrail’deki Evrim Teorisi’nin Çöküşü konferansı, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:İsrail gençliğini, Darwinist ve materyalist yapmak için yoğun bir çaba harcıyorlar. Hz. Musa (a.s)’ın evlatlarını, Hz. İbrahim (a.s)’ın torunlarını. Böyle dinsiz, imansız, Allah’sız, kitapsız yapmak için çok yoğun bir faaliyet var. Ona karşı kükredik. İsrail’de yeri göğü birbirine katıyoruz, Allah’ın izniyle. Onların dinsiz, imansız olmasına asla müsaade etmeyiz. Ateist olmalarına asla müsaade etmeyiz. Orada da var gücümüzle gayret ediyoruz. Çünkü o Peygamber neslini yok etmek için deccaliyet çok kararlı. Biz de kararlıyız. Allah’ın izni ile İsrail boydan boya mescit olacak, inşaAllah. Ezan sesleri inim inim inletecek oraları, inşaAllah, Allah’ın izni ile. Geceli gündüzlü Kuran okuyacaklar. Gerçek İbrahim (a.s) nesli, gerçek Ben-i İsrail ortaya çıkmış olacak, inşaAllah. Ve Tevrat’a gerçek anlamda sahip çıkmış olacaklar. Tevrat’ın özüne, aslına, gerçeğine sahip olmuş olacaklar; Muhammedi olarak, inşaAllah. Ve kastettikleri Mesih de, Mehdi (a.s)’dır. 3000 yıldan beri bekliyorlar Mehdi (a.s)’ı. Her gün dua ederler. Günde defalarca dua ediyorlar. Her ibadetlerinde Mehdi (a.s)’ı isterler. Mehdi (a.s)’ın yapacağı, onları Kuran’a davet etmektir, onların Muhammedi olmasını sağlamaktır. Böylece Tevrat’a gerçek anlamda sahip çıkmış olacaklar. Hz. Musa (a.s)’a gerçek anlamda sarılmış olacaklar. Ve bütün İsrail gençliği, bütün İsrail dindar olacak, göreceksiniz. Hepsi dindar olacak. Şimdi ateistler devlete hakim. Allah’sızlar devlete hakim. Her yere hakimler. Dindarları ezim ezim eziyorlar. Ama göreceksiniz, inşaAllah, Museviler Kuran’ı da role haline getirecekler böyle, inşaAllah. Altın muhafaza içinde kucaklarında taşıyacaklar, inşaAllah. Tevrat’ın da orijinalini. Tevrat’ın da orijinalini, aslını, inşaAllah. Bir kucaklarında Kuran, bir kucaklarında da Tevrat’ın orijinali, inşaAllah. Çünkü Kuran, Tevrat’ın orijinalini tasdik ediyor zaten. Ama bütün dünyanın, istisnasız herkesin Kuran’a uyması lazım. Son artık, kıyametin eşiğindeyiz. Kuran’a uyalım, Allah’a tam tabi olalım. Çok güzel bir dünya olacak. Allah bize İsa Mesih (a.s)’ı gösterecek. Yani bu çok çok hayret verecek bir şeydir. İki bin yıl sonra; bakın başka boyuta alınmış bir Peygamber, iki bin yıl sonra dünya boyutuna geliyor. Mehdi (a.s) mesela hiç bir şekilde durdurulamıyor. Ama çok çetin imtihanlardan geçecektir Mehdi (a.s) da, İsa Mesih (a.s) da. İmtihan insanı güzelleştirir, derinleştirir. Yoksa biz bambaşka olurduk, garip olurduk. Eğer doğrudan öyle düzgün yaratılırsak da robot gibi oluruz. İllaki imtihan olması gerekiyor. Yani insan olarak, dümdüz yaratılmış olsan robot gibi olursun. Her şeyi yapmaya, mesela doğru hareketi, şunu bunu yapmaya, mesela yanlış bir şey yapacak ama kolu Allah’ın gücü çekiyor. Zorla doğru hareketi yapıyor. Şimdi bu ne oluyor? Başka bir hayat olmuş olur bu. Mesela Allah ruhundan üfledi, özgür ruhumuzla yapıyoruz.
Ne yapıyoruz yarım saat sonra?
ALTUĞ BERKER: Gaziantep Olay Tv ve Kahramanmaraş Aksu Tv’den devam edeceğiz yarım saat sonra.
SUNUCU:İnşaAllah Hocam. ‘Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri’ programımıza 00:30’dan itibaren, Mavi Karadeniz Radyo, Aksu Tv, Gaziantep Olay Tv, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Kütahya Destan Tv ve HarunYahya.Tv sitemizden devam edeceğiz. Bizi yarın 22:00’dan itibaren, Harun Yahya.Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Çay Tv ve Kanal Avrupa’dan takip edebilirsiniz.
Bunları Biliyor Musunuz?
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Kuran Mucizeleri
Devamı ...Aileler Sn. Adnan Oktar için ne dediler?
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Evrimcilerin İtirafları
Devamı ...