SUNUCU: Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri programımıza Mavi Karadeniz Radyo, TV Kayseri, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Kütahya Destan TV ve www.HarunYahya.Tv sitemizden devam ediyoruz. Buyrun Hocam.
ADNAN OKTAR:Bu gece, Pazar gecesi TvNet kanalında ‘Gizli Dosyalar’ programında Arif Arslan Hocamız şöyle demiş; “‘Mehdi (a.s.), bizden Ehl-i Beytimizdendir’ diyor hadiste, ‘Allah onu bir gecede ıslah eder.’ Yani; ‘tevbesini kabul eder, hizmetini yapacak hale getirir, doğruyu ilham eder ve muvaffak kılar’ diyor ve artı demin söylediğim gibi, ‘kıyametin kopmasına dünyanın tek günlük ömrü kalmış olsa; Allah o günü uzatır, benden bir kimseyi o günde gönderecektir.’” Bu hadisi söylemiş, “kıyamete bir gün kalsa bile Allah Mehdi (a.s.)’ı gönderecek” diye. “O günü uzatır” diyor “ve Allah Mehdi (a.s.)’ı gönderir.” “Adnan Hoca bizi şu an izliyor olmalı” demiş. Kardeşim hangi kanalı ben şu anda izleyeyim? Bana sonradan söylediler. Elimde o zımbırtıyla sürekli gezmem lazım. “Ben onun bu konudaki yorumunu çok beğendim.” Hay maşaAllah. Benim bak milletim nasıl dürüst, nasıl efendi. Anlattık, anlattık; en sonunda Hocam çözülmüş. MaşaAllah. Küfr-ü inadi gibi inat etmemiş, mümine yakışır şekilde kabul etmiş, maşaAllah. “Bu kitabını okuduğumda, internet sitesinden de almıştım; ‘Allah indinde bir gün, sizin saydığınız günlerle bin yıldır’ diyor. Orada böyle bir hesaplar yapıyor. Ayrıca şurada bir hadis-i şerif var; ‘ümmetimden bir grup hak için muzaffer bir şekilde mücadele etmeye kıyamet gününe kadar devam edecektir’ diyor.” Özetle dediklerimizi kabul ediyormuş, maşaAllah.“Mehdi (a.s.)’ın biz geleceğini düşünüyoruz. Yani ben şahsen düşünüyorum ama şundan bizarım, hep bir kurtarıcı bekliyoruz kardeşim. Sen neden kurtarıcı olmuyorsun? Mehdi (a.s.) olmasan bari askeri ol.” Doğru. Ben mesela Mehdi (a.s.)’ın askeriyim, inşaAllah.
İsrail’deki konferansımızı durdurmak için İsrail’deki dinsiz ve ateistler böyle kudurmuşlar, deliler gibi saldırıyorlarmış. Çünkü İsrail’in dindar olmasını istemezler, Allah’a inanmasını istemiyorlar. Oradaki dindar Musevilere de muazzam baskı yapıyorlar. Kimini dövüyorlar, kimini sövüyorlar. Sinagoglarına hakaret içeren yazılar yazıyorlar. Oradaki hükümet de onlara karşı biraz pasif kalıyor, anladığım kadarıyla. Çünkü devleti de ele geçirmişler. Tam bir kudurma halindeler dinsizler. Allah akıllarını artırsın, Allah iman nasip etsin. Komünistler momünistler; hepsi protestolar yapıyorlarmış, rezalet çıkarıyorlarmış, inşaAllah. Ama İsrail’in bu adamlara karşı tedbir almaması çok acayip. İsrail gençlerini zorla bunlar dinsiz yapacaklar, göz göre göre. Orada çok miktarda kitap dağıtılması gerekiyor. Biz gerçi çok dağıttık ama yine kitap gönderelim, inşaAllah. Çünkü eskiden sırf sosyalistiler, komünisttiler ilk zamanlarda. Sonradan dindarlaşmaya başladılar. Şimdi o dindarlaşmadan çok rahatsız oldu ateistler, onu durdurmaya çalışıyorlar. El mi yaman, bey mi yaman göreceğiz, inşaAllah. İsrail’i onların eline vermeyiz. Hz. Musa (a.s.)’ın evlatlarını dinsiz, ateist yaptırtmayız. Ona müsaade yok, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Bugün Mehmet Şevket Eygi Hocamız da yazısında Hz. Mehdi (a.s.)’dan bahsetmiş inşaAllah. Büyük Ortadoğu Projesi’yle ilgili söylemiş. İslam ülkelerini bölme, Müslümanı Müslümana kırdırma, silah tacirlerinin büyük paralar kazanma amaçlarından bahsetmiş. Ancak yazısının sonunda beklenen Mehdi (a.s.)’ın çıkacağını ve dünyanın başka bir dünyaya dönüşeceğini söylemiş.
ADNAN OKTAR:Helal olsun Hocama.
ALTUĞ BERKER: Bu konuda tarih verilmediğinden Muhbir-i Sadıktan bize ulaşan çok haberlerin ve rivayetlerin olduğunu belirtmiş Hocam, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Hocamız’ın bu yazısını daha kapsamlı ele alalım. Şimdi böyle bir yüzeysel okuyalım ama bir dahaki sefere çok kapsamlı ele alalım. O mübarek de çok mütevazı, samimi bir Müslüman Mehmet Şevket Eygi. Tek yaşar böyle, evlenmedi. MaşaAllah dinç de, çok iyi bakıyor kendine. İlim irfan ehli, son derece Ehl-i Sünnet’e titiz, İslam alimlerini sever, mütevazı, halimdir konuşmaları, üslubu tam bir Osmanlı efendisi. Türkiye’de en fazla saysan beş on kişi çıkar onun gibi, en fazla. Eski Osmanlı efendilerinden, kalmadı öyle, son Osmanlı efendilerinden. Üslup, adap, nezaket acayiptir, yani çok muhterem bir insan. Bizim yemeklerimize gelir, iftarlarımıza gelir. “Aman efendim” diyor. Halbuki çok büyük bir alim. Nasıl mütevazı, mesela oturtmak bir sorun. “Gelin buyurun Hocam şuraya.” “Benim, efendim ne haddime” diyor. Halbuki baş tacı, bütün Müslümanlarca sevilen bir insan. Böyle olmasına rağmen birçok dangal diyelim, kıymetini bilmiyor. Yani şimdi tanımadığı için, ben kasten ve küfri kafayla yaklaşanları kastediyorum inşaAllah, hasetlik damarıyla, O mübareğe de öyle, Mehdi (a.s.)’dan sık sık bahseder. Bir Mehdi-yi Azam (a.s.)’dan bahseder, bir İmam-ı Kebirden bahseder. Bahsettiğine göre ne olmuş oluyor? “O zaman kendini kastediyor” diyorlar. Yani Mehmet Şevket Eygi Hocamız bu yaşında Mehdilik iddia ediyormuş. Çözüm ne? Hiç bahsetmeyecek. Ne İttihad-ı İslam’dan bahsedecek, Türk-İslam Birliği’nden de bahsetmeyecek, Mehdi (a.s.)’dan hiç bahsetmeyecek, Mehdi (a.s.) alametlerinden bahsetmeyecek. O zaman “çok iyi adamsın” diyorlar. Bahsettin mi, “tamam” diyorlar, “bak iddia ediyorsun sen, Mehdilik iddia ediyorsun.” “Ben bir Anadolu insanıyım” diyor Hocamız. Yani mazlum, kendi halinde bir insan. Fakat onu da yıldırmaya çalışıyorlar. EvelAllah onun yanındayız.
ADNAN OKTAR: Allah hidayetini artırsın. Aslında Cübbeli’nin birçok faydalı yönü var. Yani bu açık. Ehl-i Sünnet’e titiz olması çok önemli, çünkü bu hadisler kalmazdı. Eğer Ehli Sünnet inancı olmasaydı bu Mehdiyet’le ilgili hadisler, ahir zamanla ilgili hadisler; bunların hiç birine ulaşamazdık. Bu, var ya modern kafalı tipler, kökünden kazırlardı, hiçbir şey kalmazdı. “Din İslam’dır” diyor, “gerçek din İslam’dır.” Ama ben bunu söylerken şimdi insanlar zannediyor ki; insan, kendi dinine karşı bir koruyuculuğu vardır. Yani; “her halükarda kendi dini vardır.” Gerçekten öyle, yani hakikaten Kuran’dan başka kurtuluş yok. Yani ben inceledim, biliyorum, samimi olarak söylüyorum. Ben derdim o zaman ya; “mesela bak bu kitaplarda da var, kurtuluş üslubu var ama hak olan budur” derdim. Müthiş tahrifat yapmışlar ve o yüzden dinsizlik muazzam yayılıyor. Yani sebebi bu. Kuran’a uymuş olsalar içleri çok rahatlar. Kuran çok mükemmel anlatıyor, Cenab-ı Allah hepsini kusursuz mükemmellikte anlatıyor. Bir de saf vahiy, herkes biliyor saf vahiy olduğunu. Ellerini vicdanlarına koysunlar. Kuran’ı okuyup da içi kararan hiç adam gördünüz mü siz? Kuran okudu diye içi ferahlamayan bir insan var mıdır? Her soruya cevap vardır Kuran’da. Ama şimdi öbür kitapları okuduğunuzda, yani ben şimdi Ehl-i Kitap’tan arkadaşlar çağıracağım, o sayfalarda göstereceğim ben o yazıları; bizim bunu nasıl anlamamız gerekiyor diye soracağım. “Bir çocuk, bir genç bunu okuduğunda ne yapar, yani ne hale gelir?” Bana samimi olarak söylesinler. Hatta çağıracağım, mesela Musevi, Hristiyan çocukları da çağıracağım, gençleri. “Yavrum, evladım, kardeşim” diyeceğiz, “sen bu sayfayı okuduğunda ne anladın? Yani içinde ne gibi hisler geldi?” “İçim karardı” diyecektir, Allah esirgesin. Aydınlatıcı, güzel yönleri yok mu? Var. Ben Tevrat’ı ayrı kitap olarak hazırladım. Gece gündüz okuyorum. Çok ferahlatır, nurdur Tevrat, aydınlıktır, ferahlık verir. Tamam, hak kısımları tamam; o büyük bereket ve güzellik. Ama şimdi balın içerisine sen bir miligram siyanür katarsan, bitti. Bir kilo bal zehir haline gelir, Allah esirgesin.
Bak şimdi mesela İsrail’de Darwinizm’in geçersizliğini anlatmamızı engelliyorlar. Komünisti, ateisti; hepsi ittifak halinde şamata çıkarıyorlar İsrail’de, yer yerinden oynuyor. Biz de; “illa ki yapacağız” diye bastırıyoruz, inşaAllah. Şimdi Darwinizm’in anlatılması İsrail’de serbest, “insan maymundan geldi” demek serbest. İnandırmışlar da. “Allah yarattı” dedin mi, görevinden alıyorlar. Mesela bir İsrailli profesör vardı, dindar. İsrail’de mühim bir mevkide, yani bilimle ilgili bakanlığın ilgili bölümünde profesör. “Darwinizm yanlıştır” dedi, “Yaratılış vardır” dedi adam. İsrail ayağa kalktı, adamı hemen görevinden aldılar. Diyorlar ki; “İsrail de Tevrat’a bağlı.” Yok kardeşim öyle bir şey. Ateistler hakim İsrail’de. Biz, dindar İsraillileri kurtarmak durumundayız. Yani bir kere ateistlikten kurtaracağız ki, Allah inancı otursun. Bir kere Allah’a inanamıyorlar, orada bir sorun var; değil ki hak dine uymak. Onun için, birçok dindar kardeşimizin bundan haberi yok. Hristiyanlara mesela diyorlar ki, “yok Evanjelikler”. Yok, Evanjeliklerin gücü de yok. Adamlar gülüp geçiyor Evanjeliklere. Güçsüzler. Dinsizlerin gücü yüksek, Darwinistlerin. Mesela Evanjelik, soruyoruz, isterse herkes de deneyebilir, Evanjeliklere sorun; “Darwin’e inanıyor musun?” dersin, “evet, inanıyorum” diyor. Nasıl dindarsın sen? Ama “Evanjeliğim” diyor. Ne Evanjeliği? Müslümanları doğrama Evanjeliği. Evanjelik düşüncenin ana özelliği şu; Darwinist olmaları; hepsini demiyorum, bir kısmı yaratılışa inanıyor, Müslüman karşıtı olmaları ve bir katılık. Bizim istediğimiz, Hristiyan alemi de Allah’ın birliğine inansın. Önce sorun şu dünyada; Allah’ın birliğine inanmak, varlığına ve birliğine inanmak. Bu en büyük sorundur. Bunu hallettikten sonra diğer konuları biz hallederiz. Ama bu konular varken diğer konuları önemsiz görmek çok acayip olur. Şimdi dünyada Ehl-i Sünnet’e uyup uymama sorunu yok ki. Dünyada Allah’ın varlığına inanıp inanmama sorunu var. Dünyanın yüzde doksan beşi ateist yani. Biz mesela Yeni Gine’ye veya Avustralya’ya gitsek yahut Kongo’ya; “sen Ehl-i Sünnet’e uydun mu uymadın mı?” diye, adam bize boş boş bakar. Sorun Ehl-i Sünnet sorunu değil. “Allah’a inanıyor musun?” diyorsun adama, adam; “yok” diyor, haşa. Niye diyorsun, “evrimle oldu da onun için” diyor. O zaman nedir vazifemiz? Deccaliyet’in bu dinini ortadan kaldırmak, ateist dini ortadan kaldırmak, yüzde doksan beşi kaplayan dini ortadan kaldırmak. Bu bir gerçek. İnanmazsa insanlar, hata yaparlar.
ALTUĞ BERKER: Milli Gazete’de de Sayın Reşat Nuri Erol, bugün yazısında yeni medeniyet merkezinin Türkiye olacağını yazmış. Avrupa ülkelerinin birbiriyle kıran kırana boğuştuklarını ve sömürgeciliğin yaygın olduğu bir dönemde farklı medeniyetleri bir çatı altında, görülmemiş bir hak, hukuk, adalet ve estetik ilkeleri içinde bir araya getiren bir medeniyetin mirasçısı olduğumuzu; bu medeniyetin şifrelerinin dünyanın şu anda içinde bulunduğu sorunları çözmede de kullanılacağını ve İstanbul’un bu koruyuculuk açısından mükemmel bir şehir olduğunu yazmış. “Eğer böyle iddialı yazılar yazıyorsam, elbette bir bildiğim var, bildiklerime istinaden yazıyorum” diye de eklemiş Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Reşat Nuri Erol çok nurlu ve muhterem bir kardeşimiz. Ne yazı yazsa hep mübarek bir yazı, hep uğurlu, hep hayırlı yazı yazar. Hep candan, halis muhlis yazılar yazar. Uğursuz yazılar yazan, iç karartan yazılar yazan insanlara güzel bir örnek. Örnek alsınlar bu güzel insandan, onlar da onun gibi böyle güzel yazılar yazsınlar. O uğursuz yazılardan vazgeçsinler.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam. Ayşe Arman’ın yine bir yazısı vardı Hocam. Doğum ve ölüm üzerine yazmış yazısını. “Kırk bir yıllık ömrümde” demiş, “aklımı uçuran, her şeyi sorgulamama sebep olan, beynimi hallaç pamuğu gibi oradan oraya savuran, aslında varlığımın farkında olmamı sağlayan iki olay yaşadım” demiş. Bunlardan biri kızının doğumu, diğeri ise babasının ölümüymüş. Kızının doğum aşamalarındaki mucizeler, Allah’ın varlığını fark etmesine neden olmuş. Hayat karşısında ne kadar küçük kaldığını düşünmüş. Babasının ölümünü ve gasilhanedeki halini gördüğünden beri de artık sadece gerçeklerle ilgilenmeye; doğum ve ölümden başka, gerçeği hatırlatan bir şey olmadığın karar vermiş. “Bu iki temel olguyu yaşadığımda insan oldum ben” demiş.
ADNAN OKTAR: Helal olsun Ayşe’ye. MaşaAllah. Gün geçtikçe sevgim artıyor. Çok dürüst kız, bayağı zeki, görgülü, kaliteli, seçkin bir insan. Eskiden biraz çocuksuydu, ilk zamanlar, genç kızlığının etkisiyle. Sonra hakikaten, Allah diyor ya ayette; “kırk yaş olgunluk çağıdır” diyor, Kuran ayeti var, çok olgunlaştı, çok güzel insan oldu. Daha da güzelleşiyor, daha da iyi olacak inşaAllah. Ayşe’ye biz kitap göndermiş miydik?
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Çok gönderdik.
ALTUĞ BERKER: Evet, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, yine gönderelim, inşaAllah. Okuyan, araştıran bir insan, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah. Doğan Grubu yazarları Hocam, son zamanlarda yaşlandıklarını yeni yeni anlamaya başladıklarını belirten yazılar yazıyorlar.
ADNAN OKTAR: Ben uyardıkça uyanmaya başladılar. Hepsinin tek tek yaşlarını sordum. Hep yetmiş, yetmiş, seksen… Tabii benim sorma amacım başkaydı ama neyse.
ALTUĞ BERKER: Cüneyt Ülsever de bu kişiler arasında, Hürriyet yazarı. Bugünkü yazısında, özetle; eskiden olduğu gibi gezmeye, eğlenmeye takatinin, enerjisinin kalmadığını; evde oturup televizyon seyretmekten başka bir şey yapmaya gücünün kalmadığını; eskiden yalnızlıktan hoşlanırken, yaşı ilerledikçe, çevresindeki insanlar da rahmetli olmaya başladıkça yapayalnız kaldığını; hatta bir çift söze hasret kalacak duruma geldiğini yazmış Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet, demek ki onun da ufku açılmaya başlamış, inşaAllah.
Bak; “İsrail Eğitim Bakanlığı Baş bilim adamı Dr. Gabriel Avital, evrimi eleştirdiği için görevinden alındı.” İsrail Eğitim Bakanlığı Baş bilim adamı Havacılık ve Uzay Mühendisi adam bak. “Beş altı ay önce evrimi reddeden kapsamlı açıklamalar yapmıştı. Basın ve akademisyenlerin sert eleştirilerine maruz kaldı. Müfredatta yaratılışın okutulmasını istedi. Evrimin adeta bir din gibi kabul edilmesini eleştirerek; öğrencilere maymundan geldiklerini anlatmanın yanlış olduğunu, evrimin Tevrat’a aykırı olduğunu, evrimin dinsiz temellere dayandığını, tesadüfün olmadığı yönünde konuştu. Bu açıklamasının ardından basında eleştiri odağı oldu ve akademik çevreler de istifa etmesi için baskı yaptılar. Baş bilim adamı ise hükümette görev aldığı için inancını açıklamaktan çekinmeyeceğini söyledi. Bugün itibariyle, evrimi reddettiği için görevden alındı. Bu kişi; ‘Yaratılış Atlası, İbranice Evrim Aldatmacası çok harika kitaplar’ diyerek, kitaplardan çok etkilendiğini yazmıştı.” Benim kitaplarımı çok beğendiğini söylemişti. “Yaratılış Atlası’ndaki resimleri kullanmak için izin istemişti.” Biz de izin verdik, “oradaki fosillerin fotoğrafını kullanabilirsin” diye. “Ayrıca küresel ısınmayı da reddettiği için basında çok eleştirilmişti.” Bak, biz haklı çıktık. Küresel ısınma yok. Cayır cayır yağmur yağıyor. En önce ben söyledim bunu. “Yok dedik, küresel ısınma. Evet, bu görevden alınan şahsın da resmini gösterebiliriz. Yani İsrail, dedikleri gibi, dindarların elinde değil. İsrail dinsizlerin elinde, onu kurtarmaya çalışıyoruz, ateistlerin elinde yani, inşaAllah. Ufacık çocukları, o şeker gibi, o küçük, saçları lüle lüle, minik kerataları aileleri okula göndermeye korkuyorlar. Zorla gönderiyorlar okullara. Orada da ateist yapıyorlar çocukları.
Mustafa Demir, uzun uzun Mehdiyet’le ilgili bir yazı yazmış. Mehdiyet’e önem vermiyorsa bir insan, İttihad-ı İslam’a önem vermiyorsa, Türk-İslam Birliği’ne önem vermiyorsa, Hz. İsa Mesih (a.s.)’ın inişine önem vermiyorsa, dikkat edin, Kuran’a ve haşa Allah’a önem vermiyordur. Yani Kuran’ı kökten reddediyor anlamına gelir. Allah’ı reddediyor anlamına gelir. Çünkü Kuran’ın dünyaya hakim olmasını istemiyorsa bir adam, ne kalıyor geriye? Kuran’ın dünyaya hakim olmasını isteme inancına ne denir? Mehdiyet. Peygamber sevgisi Kuran’ın emridir. Allah’ın Velilerini sevmek, İslam’ın bir akidesidir, bir gereğidir. En büyük velidir Hz. Mehdi (a.s.), coşkuyla seviyoruz. Hz. İsa Mesih (a.s.) da Ulû'l Azm peygamberlerdendir, coşkuyla seviyoruz. Bu yüzden Mehdiyet’in, İttihad-ı İslam’ın sürekli gündemde durması şart. “Biz gündemde tutmak istemiyoruz.” Ben gündemde tutacağım. Bak bir daha söylüyorum; el mi yaman, bey mi yaman göreceğiz. Teker teker kardeşlerimiz çözülmeye başladılar. En muanid kardeşimiz bile; “evet haklısın İttihad-ı İslam gerekiyor” diyor, “Hz. Mehdi (a.s.) da gelmek üzere” veyahut “geldi” diyorlar.
Burak diyor ki; “neden Richard Dawkins ile Hocam tartışmıyor?” Defalarca davet ettik arkadaşımızı, artık muhterem mi diyeyim, ne diyeyim? Gelmiyor. Para teklif etti Yiğit Bulut, HaberTürk’te; “para vereceğim sana” dedi “gel.” Ona yine “gelmiyorum” dedi. “Kardeşim bir yarım saatini alacağız, bir şey yok, gel, beş yıldızlı otelde ağırlayacağız seni” dedik. “Ben tartışmam onunla” diyor. Kiminle tartışırsın? Ortaokul çocuklarıyla tartışıyor. Liseli gençlerle tartışıyor. Hahamlarla, rahiplerle tartışıyor. “Onunla tartışmam.” Niye? Çünkü silindir gibi ezeceğimi biliyor da onun için. Adamlar bizim gönderdiğimiz sorularla, bizim yaptığımız uyguladığımız stille ona sorular soruyorlar. Diyorlar ki; “proteinler tesadüfen meydana gelir mi?” Ama adamlar donanımlı, bizden bilgi gittiği için donanımlılar. Yalan söyleyemeyeceği için, dosya önünde duruyor çünkü adamın, yalan söylese şak diye kafasına çakacak. “Protein tesadüfen meydana gelir mi? Nasıl oluyor protein?” diyor. Seninki kafasını dikiyor böyle bakıyor, bakıyor, bakıyor uzaya. Bayağı bir düşünüyor. “Uzaydan” diyor, “bir kısım” diyor, “varlıklar, canlılar” diyor, “gelip” diyor, “onları yapmış olabilirler” diyor. Lafı ne uzatıyorsun? Milleti niye meşgul ediyorsun? “Allah yarattı” desene. Belli ki tesadüfen olmuyor. Uzaylının proteinini kim yaratıyor? Uzaylıyı kim yaratmış? “Uzaylılar yaptı” diyor. Allah dememek için ne hallere giriyor, görüyor musun? Ben hatta İngiltere’de gazetelere ilan verdim. O büyük İngiliz gazetelerine koskoca ilan verdim. “Gel tartışalım” dedim. Orada burada atıp tutuyordu, millete atıp tutmasın diye. Kesinlikle. “Biz gelelim” diyoruz, onu da kabul etmiyor. O zaman ne konuşuyorsun?
“Saygıdeğer Hocam. Yarın Allah’ın izniyle ciddi bir ameliyata gireceğim. Sizi ve sohbetlerinizi yakından takip ediyorum. Sürekli duadayım. Yarın için de Rabbime tevekkül içindeyim. Sonuçta Allah’tan geldiği, yine Allah’a sığınıyoruz, inşaAllah. Sizden ricam benim için dua etmeniz. Dualarınızı lütfen eksik etmeyiniz, inşaAllah. Selam ve hürmetlerimle ellerinizden öpüyorum, Hocam. Rabbim hepimizin yar ve yardımcısı olsun. Âmin. Saygılarımla Tülin Tanrıvermiş.” Şimdi güzel Tülin, ameliyat olacaksın; senin ameliyatını Allah yapacak. Allah orada insan suretinde tecelli edecek. Sana neşteri Allah vuracak. O vücudundaki o rahatsız olduğun kısmı yaratan Allah. “Derdi Allah verir” diyor ayette, Kuran’da, Hz. İbrahim (a.s.). “Rabbim” diyor, “hastalığı Allah verir” diyor, “tedavisini de, ilacını da Allah verir” diyor. “Şifayı da Allah verir” diyor. Senin vücudunda meydana getirdiği o rahatsızlık bir mucizedir zaten, özel yapılıyor. Allah doktor olarak tecelli eder. Neşter olarak tecelli eder, seni açar. Vücut Allah’ın vücududur, Allah’a ait vücuttur. Yarılan vücut da Allah’ın vücududur, Allah’a aittir. Allah’ın tecellisi olan vücudu, Allah’ın tecellisi oradan o parçayı alır ve Allah onu geri diker, tecellisi olarak. Tecelli olarak diker. Sen de inşaAllah şifa bulursun. Ama biz bu dünyaya imtihan için geldik. Sürekli şifa içinde yaşamayacağız biz. Yani binlerce sene şifa içinde yaşamayız. Bir gün bu perde kalkacak önümüzden, şu şekilde açılacak birden. Berrak bir görüntüyle karşılaşacağız. Tak, adımını atarsın. Perde kalktı mı, önündeki yere doğru ilerlemeye başlarsın. Biz bunun için yaratıldık. Ruh olarak, beden olarak tamamen Allah’a aitiz. Ruh Allah’ın ruhudur, beden de Allah’ın ruhudur. Sen ameliyat olmuyorsun, Allah’ın tecellisi ameliyat oluyor. Allah’ın tecellisi de seni ameliyat edecek. Sen Allah’a tam teslim olacaksın, kendini bırakacaksın. Burası bu imtihanların olduğu yer. İmtihanlar olmasa, bu eğitimden geçmesek dünya dehşet verici olur, Allah esirgesin. Hayatın bütün güzelliği yok olur. Bardağın anlamı kalmaz. Meyve suyunun anlamı kalmaz. Kalemin anlamı kalmaz. Şu yaptığımız sohbetin anlamı kalmaz. Hiçbir şeyin anlamı kalmaz. İmtihandan dolayı her şey güzel anlamlı oluyor. Mesela kıyafetlerin de anlamı kalmaz. Adam niye kıyafet giysin? Hiçbir şeyin anlamı kalmaz. Niye kendine bakım yapsın? Niye güzel söz söylesin? Güzel sözün de anlamı kalmaz. Sevginin de anlamı kalmaz. Hepsinin anlamı olması için bizim mutlaka bu imtihanı yaşamamız lazım. Bu imtihanda Allah bizim ne yaptığımızı bilmiyor mu? Mesela bak, benim Tülin kardeşim ne zaman ameliyat oldu? Daha Big Bang olmadan, kainat yaratılmadan, sonsuz evvelde ameliyatı oldu. O zannediyor şimdi ameliyat oluyor; çoktan ameliyat oldu. Ameliyatı çoktan bitti. Kaderindeki ameliyata doğru gidiyor. Ta Birinci Dünya Harbi zamanında onun ameliyatı yapılmıştı. Peygamberimiz (s.a.v.) zamanında yapılmıştı. Hz. Adem (a.s.)’in çamuru karılırken yapılmıştı. O zanneder ki daha yeni yapılıyor, belki. Öyle değildir. Kaderde tek bir an içerisinde olup bitmiştir. İmtihanla biz güzelleşiriz, olgunlaşırız, anlam kazanırız. Sevginin anlamı olur. Vefanın anlamı olur. Mesela bak benim kızım dünya tatlısı, çok efendi, arkadaşlarına vefalı, sevecen. Niçin? Allah rızası için yapıyor. Yoksa böyle olmaz ki, dürüst de olmaz. Tülin kardeşimize Allah’tan şifa diliyoruz. “Tanrıvermiş” soyadı bile çok güzel. Allah ona vermiş, değil mi? Allah yaratmış soyadını. Gönlü rahat olsun, ailesinin de gönlü rahat olsun. Dünyada ahirette kardeşimiz, inşaAllah. Allah ömrünü uzun etsin, sağlık sıhhat versin, inşaAllah.
“Selamun Aleykum.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Siz birkaç gündür çeşitli vesilelerle Türkiye’nin liderliğinden Amerika’nın rahatsız olmadığını söylemiştiniz. Dün Amerika’nın dış politikasını dünyaya anlatan, isim olarak bilinen Dışişleri Bakanı Yardımcısı ve Sözcüsü zresmi olarak ilk kez Türkiye’nin uluslararası rolünü memnuniyetle karşıladıklarını dile getirdi. Açıklaması çok uzun ama açıklamayı özetleyen cümlesi şu şekilde; ‘Türkiye barış sürecinin iki tarafında önemli bir rol oynuyor. Bu açılardan bakıldığında Türkiye’nin kendi bölgesinde ve ötesinde oynadığı bu yeni rolü memnuniyetle karşılıyoruz.’” İşte bitti. Daha ne desin? Hükümet sözcüsü resmi konuşuyor; “memnunuz” diyor. Türkiye, Türk-İslam Birliği’nin lideri olsa Amerika niye rahatsız olsun? İftihar eder. Ne anarşi olur, ne terör olur, ne ekonomi batar, ne Hristiyan düşmanlığı olur, ne Yahudi düşmanlığı olur, ne kilise yakabilirler, ne sinagog yakabilirler, ne Yahudilere hakaret edebilirler, ne Hristiyanlara hakaret edebilirler, ne Müslümanlara hakaret olur. Kabadayılık olmaz, kavga olmaz, mafya olmaz, uyuşturucu olmaz, kaçakçılık olmaz, itlik olmaz, kopukluk olmaz. Mehdiyet’te mümkün mü uyuşturucu kaçakçılığı olsun? Tahayyül dahi edemezler, tahayyül dahi. Silah kaçakçılığı; mümkün değil, imkânsız, tahayyül edemez. Adam kaçırmak, çocuk kaçırmak; mümkün değil.
“Hocam siz tüm dünyada çok yakından takip ediliyorsunuz, maşaAllah. Sizin söylediklerinizin birer birer çıktığını görüyorum ve diğer söylediklerinizin çıkacağına inanıyorum. Türk-İslam Birliği’ni düşündükçe çok heyecanlanıyorum. Allah sizden razı olsun inşaAllah.” Kartal isimli kardeşimiz İstanbul’dan yazmış. Şu an Türk-İslam Birliği’nin oluştuğunu düşünelim. Sabahki gazetelerde PKK ile ilgili bir haber görebilir miyiz? Göremeyiz. “Falanca karısını kesti, oğlunu kesti, doğradı” bu haberleri görebilir miyiz? Göremeyiz. “Ekonomik çöküntü şöyle gidiyor” haberini görebilir miyiz? Göremeyiz. Ben mesela aşka geldim, canım istedi, Akçaabat’a gitmek istiyorum veyahut Şam’a gitmek istiyorum, Fas’a gitmek istiyorum. Uçağa biniyorum, yanımda nüfus cüzdanım var, gidiyorum; o kadar. Kapıyı çalıyorum; “Selamun Aleykum. Ben Türkiye’den geliyorum. Allah misafiriyim, kabul ediyor musunuz?” “Oo buyrun.” Otel motel de olmaz o zaman. Herkes herkesin evine misafir gidecektir. Her yer otel dolu, otel kalmaz. Hayır, zevkine gitmek istiyorsa ayrı mesele ama Müslümanlar birbirlerini ağırlarlar. Otelde ne işi var Müslümanın? Arkadaşı varsa, gidebileceği varsa o çok daha güzel, değil mi? Sohbet edecek, konuşacak. Hayır, otel de bir güzellik ama arkadaşının, dostunun evi kıyas olur mu? Gider, der ki; “ben şimdi gidiyorum, bir hafta sonra bizdesiniz.” Oh ne ala, nur âlâ nur. Çünkü dünya nasıl olmuş oluyor? Dünya bir kasaba olmuş olacak, köy. Mehdiyet devrinde dünya bir köy haline geliyor. Küçük bir köy gibi. Mesela Fas, bir köyün mahallesi hükmünde olur. Çünkü ulaşım kolay, muhabbet kolay, herkes herkesi tanıyor. Her yere Selamun Aleykum ile gireceğiz. Komünisti, Maocusu, Stalinisti; hiçbir şeyi kalmaz. Onlar da imana gelir. Çünkü böyle bir hayatı, insanın deli olması lazım reddetmesi için, böyle özgür ve güzel bir hayatı.
“Çok değerli mübarek Muhammed Adnan Hocam, ben Konya’dan Ahmet Sarıeke. Hocam Allah-u Teâla Yasin Suresi’nin 21’inci ayetinde; "sizden ücret istemeyenlere uyun, onlar hidayet bulmuş kimselerdir" diyor. Hocam bu ayetin sizin üzerinizde tecelli ettiğini gördüm, inşaAllah. Çünkü siz defalarca eserlerinizden bir telif hakkı almadığınızı söylediniz ve eserlerinizin kargo ücretini karşılayan herkese ücretsiz gönderiyorsunuz Hocam. Bu ayette; “onlar hidayet bulmuş kimselerdir” diyor. Allah çoğul kullanmış. Hocam işarı manayla Hz. Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.)’a bakıyor olabilir mi? Hz. Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.) kitap, internet sitesi ya da siyasi konularda eserler meydana getirip, halkın doğru yolu bulması için mücadele edecekler mi? Sizi çok seviyorum. Ahmet Sarıeke, Konya” Allah muhabbetini artırsın. Allah cennette kardeş etsin, dünyada da kardeş etsin. Mehdiyet tabii ki zaten kitapladır. Kitap, CD, internet; yani asrın, ahir zamanın bilimsel imkânlarını, bilimin bize sunduğu teknolojiyle kullanacaklardır. Mehdi (a.s.) ve İsa (a.s.)’ın gidip köy köy, kasaba kasaba gezmesi olmayacağına göre, tabii ki kitlevî tebliğ yapacaklardır. Zaten Peygamberimiz (s.a.v.) ne diyor? Kişi diyor, avucuna bakacak, Mehdi (a.s.)’ı görecek. Kişi yatağında yatacak, uzandığı yerde yahut ayaklarını uzatmış yatacak, Mehdi (a.s.)’ı görecek ve Mehdi (a.s.)’ı dinleyecek diyor, “sesini duyacak.” Bu nedir? Televizyonlardan, radyolardan dinleyecek. “Yatsı vaktinde” diyor, “Mehdi (a.s.) çıkar” diyor. “Yatsı vaktinde Mehdi (a.s.) çıkar” hadiste Peygamberimiz (s.a.v.) “insanlara tebliğ yapar” diyor, “anlatır” diyor “hutbe irad eder” diyor. Açıklamış Peygamberimiz (s.a.v.). Özellikle “yatsıdan sonra” diyor. Biz de Mehdi (a.s.) talebesiyiz. Ama dediklerim doğru, yani Mehdi (a.s.) konusu doğru. İnanın bana doğru söylüyorum. Hz. İsa (a.s.) da, Hz. Mehdi (a.s.) da; her ikisi de doğru. İttihad-ı İslam da doğru. Bu net, bu söylediğim çok net. Kıyamet de hakikaten Bediüzzaman’ın dediği doğru, 1545’te Allahualem kopacak kıyamet de. Kıyamet hakikaten yakın. Milleti boş yere uyuşturmasınlar. Bir de kıyametten ne korkuyorsunuz? Zaten ahirete gideceksin. Ödleri kopuyor yakın olmasından kıyametin. Daha ne istiyorsun? Ne güzel. Kâinat sonlanmış oluyor, cennet de kurulmuş olacak. Ne istiyorsun? Nasıl olmasını istiyorsun? Bir kere bak düşünün; sonsuza kadar yaşıyor Müslüman. Sonsuza kadar derken; sonu yok yani. Mesela yüz katrilyon sene geçiyor, bin katrilyon sene geçiyor; bitmiyor. Yok, sonu yok. Ama Allah Katı’nda o bitmiş. Allah’ın büyüklüğünü insanlar tam kavrayamıyorlar. Allah çok çok büyük. Ayette diyor; “Cenab-ı Allah’ın kadrini hakkıyla takdir edemediler” diyor Allah. Ama zorlukla mutlaka imtihan olmamız gerekiyor. İnsanın başka türlü olgunlaşması mümkün değil. Olmuyor yani. Bak, Hz. Âdem (a.s.), Cenab-ı Allah cennete alıyor. Daha Bismillah yeni cennetteler, şeytan anında oynatıyor. Hemen psikopatlık yapıyor. Şeytan başta normal bir varlıkmış. Yani normal bir varlık. Hemen itliğe başlıyor; enaniyet, gurur, kibir, büyüklük. Bak, Âdem (a.s.) Ulû'l Azm bir peygamber, onu ikna ediyor. Diyor ki; “sen cennette sonsuz kalacağını mı zannediyorsun?” diyor. “Öyle bir şey yok” diyor. “Ben sana bir yol göstereceğim” diyor, “o şekilde sonsuz kalırsın” diyor. “Yoksa sen ölürsün, sana söyleyeyim” diyor. İnanıyor ona, Allah’ın hikmeti. O, peygamber zellesi işte. “Git” diyor, “şu meyveden ye” diyor, “orada, hiçbir şey kalmaz o zaman. Bana güven” diyor. Allah da diyor ki; “sakın yanaşmayın ona” diyor. “Allah’ın” diyor, “‘sakın yanaşma’ demesinin sebebi” diyor, “sen sonsuz yaşayacaksın ya” diyor, “onun için ‘yanaşma’ diyor” diyor. Bak, Allah’a güveneceğine şeytana güveniyor. İnsanlarda böyle bir şey oluyor; Allah’ın hikmeti. Mesela iblis kılıklı bir adama inanabiliyorlar, Allah’a inanacaklarına. Tabii peygamber zellesi. Sonra çok pişman olmuştur Hz. Âdem (a.s.), ağlamıştır. Dünyaya indirildi Hz. Âdem (a.s.), bütün vücudu çırılçıplak hale geldi. Doğal ihtiyaçlarını görünce ağlamaya başladı. Çünkü cennette yok. Dünyada görünce çok mahcup olmuş, çok acayip rahatsız olmuş. Rahatsızlığından ağlıyor. Şeytanı da indiriyor Allah. ‘İndirme’; o boyuttan alıyor Allah, dünya boyutuna alıyor. Bunun sebebi şu; imtihan olmadan normal yaşantı mümkün değil. Allah gösteriyor, bak, Ulû'l Azm peygamber Hz. Âdem (a.s.). Peygamber yapamadığına göre diğer insanlar da yapamaz. Ne gerekiyor? Güçlü bir eğitim. Eğitim nasıl oluyor? Acılar ve zorluklarla oluyor. Sabırla oluyor. Ye, iç, yat; imtihan oluyor, denir mi imtihan o. Yine aynı konuma gelirsin. Cennetteki Hz. Âdem (a.s.)’ın konumuna gelirsin yine, aynı şeye gelirsin. Zorluk olmadan mümkün değil. İyi düşünün; başka hiçbir yolu yoktur. Tek yolu budur. İnsanın ama canı tatlıdır işte, bir yerine bir şey oldu mu “kolum koptu vay vay vay” diye yerlere yatar. Organ kaybından, vücut kaybından çok korktuğu için. Mesela desen ki; mesela başı ağrıyor adamın, çatlatırcasına başı ağrıyor. “Bir süre sonra bu baş ağrısının sonucunda göz rengin acayip bir güzel hal alacak, vücudun tam istediğin gibi güzel hale gelecek, çok zeki ve daha da akıllı olacaksın” desen, onun on misli baş ağrısı versen adam kabul eder. Hoplar, güler yani, hoşuna gider. Baş ağrısından rahatsız olmasının nedeni vücudunu, kafasını kaybetme korkusudur. Yani vücuduna zarar gelmesi korkusudur veyahut bir şekilde iptal olma; sebebi budur. Yoksa mesela adam gidiyor, estetik ameliyat yaptırıyor, perişan oluyor. Bayağı acı çekiyor ama sonunda iyi olacağını bildiği için kabul ediyor. Çok çok ciddi bir patoloji varsa olabilir ama onun dışında bence çok yakışıyor. Mesela ben birçok sanatçı hanım biliyorum, burunları çok güzelken, gittiler burunlarını, baktım, hiç olmamış. Hâlbuki çok güzeldi eski halleri. İş çıkarıyorlar.
“Selamun Aleykum Sevgili Adnan Hocam. Özellikle Hocam sizi acayip seviyorum” diyor. Çok coşkulu ifadeler kullanmış. “Bana öyle geliyor ki en kötü birisi olsam bile, Allah korusun, yine sizi çok severdim” diyor. “Gönlüme, mantığıma, ruhuma ilaç gibi geliyorsunuz Hocam, inşaAllah. Allah’a hamd olsun. Allah’ıma bu güzel hisleri ve zanları yarattığı ve bana nail kıldığı için çok mutluyum, elhamdülillah. Sizden istirhamım; Mehdi (a.s.) talebeleri hakkında ince ve önemli detaylar sunabilir misiniz inşaAllah? Resulullah Efendimiz (s.a.v.) onları; “ne öncekiler ne sonrakiler onlara benzemez” demiştiniz” diyor, “inşaAllah nedir onları böyle şerefli, farklı kılan inşaAllah Hocam, hem manevi hem ruhî hem teknik olsun özelliklerinden bahsedebilir misiniz inşaAllah? Allah sizleri başımızdan eksik etmesin. Sizleri en güzel makamlara ve rızasına nail eylesin inşaAllah.” “Hocam hem manen hem ruhen hem teknik olsun özelliklerinden bahsedebilir misiniz talebelerinin?” “Hocam, Allah için bu garip talebenize güzel bir temenni ve duada bulunabilir ve selamlarınızı gönderebilir misiniz inşaAllah?” Esselamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. Allah seni cennette bize kardeş etsin. Allah kalbini açsın. Bereket versin. Sağlık, neşe, mutluluk içinde İslam ahlakını yaymayı ve İslam ahlakını yaşamanı nasip etsin. Hayırlı uzun ömür nasip etsin Allah sana, bütün milletimize de inşaAllah. “Sizi Allah için çok çok ama çok” bayağı bir uzatmış “seven bu aciz takipçinizden sevgiler ve saygılar” diyor Oğuzhan Sağlam. MaşaAllah. Lahey, Hollanda’dan yazıyor, maşaAllah. Mehdi (a.s.) talebeleri Bediüzzaman da övüyor; “metanet, sadakat, ihlâs” ‘ihlas’; samimiyet “sadakat ve metanet” diyor, sadık ve metin. ‘Metanet’ ne demek? Olaylar karşısında sarsılmayan. Bir bela geldiğinde, bir dert geldiğinde sarsılmayan; metanet “sıfatlarına tam sahip bir kısım şakirtlerdir” diyor. “Her ne kadar az da olsalar” diyor, “manen bir ordu kadar kuvvetli ve kıymetli sayılırlar” diyor. Peygamberimiz (s.a.v.) çok fazla övmüş Mehdi (a.s.) talebelerini. Mehdi (a.s.)’ı da çok övüyor. “Bazı peygamberlerden bile üstündür” diyor. “Hz. Ebubekir (r.a.), Hz. Ömer (r.a.)’dan da üstündür” diyor Peygamberimiz (s.a.v.).
“Selamun Aleykum Hocam. Bugünlerde dünyanın belirli yerlerinde ölen kuşlar ve balıklar oluyor. Bunu nasıl yorumluyorsunuz, bir Amerikan kanalında bunun Mayaların takviminde yazdığını söylüyorlar. ‘Çünkü 2012 yaklaşıyor’ diyorlar. Ben sizin yorumunuzu merak ediyorum.” Özay, Yunanistan’dan yazıyor. Daha ben o konularda hadislere bakmadım. Mayaların takvimi; ona bir bakalım, inceleyelim, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Bazı resimler var Hocam burada. Kuşlar var. Yengeçler var. Nehrin yeşil olması var. Avustralya’daki sel var, Türkiye büyüklüğünde bir alanı sularla kapladı. Bugün de İtalya’da da aynı şey olmuş Hocam, onu da göstereyim. “Gizemli Ölümler İtalya’ya Taşındı” diyor. “Dünya yeni yıla gizemli hayvan ölümleriyle girdi. Amerika kıtasında on ton balığın ve beş binden fazla kuşun ölmesinin ardından, İtalya’da gökten sekiz bin kumru yağdı.”
ADNAN OKTAR: İşaret edilmiştir buna hadislerde ama bir bakmamız lazım, inşaAllah. Bir araştırma yapalım. Ben kardeşlerimize söylerim. Maya takvimine, ona da bir bakarız. Onlar da çünkü peygamberlerden alıyorlar o açıklamaları, geçmiş peygamberlerden.
“Selamun Aleykum” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. Selamını almadığım herkese Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Adnan Hocam, öncelikle Hocam sizi çok seviyoruz, inşaAllah. Benim sorum bir ayetle ilgiliydi. 76 ama hangi sure onu söylememiş. “Neredeyse seni (bu) yerden (yurdundan) çıkarmak için tedirgin edeceklerdi; bu durumda kendileri de senden sonra az bir süreden başka kalamazlar.” İsra Suresi evet. Bu ayet Hz. Mehdi (a.s.)’ın ölümüne işaret ediyor olabilir mi? 2076’ya inşaAllah. Ebced değerini bilmiyorum. Onu da merak ettim doğrusu. Siz daha iyi bilirsiniz. Hayırlı geceler. Serdar Biçer” Serdar, benim bildiğim Mehdi (a.s.)’ın ömrü uzun ama ne zaman öleceğini Allah bilir tabii ben bilemem. Fakat Peygamberimiz (s.a.v.) “füceten” diyor, “ani bir ölümle bineğindeyken ölür” diyor. Yani şehit oluyor bineğinde. Muhtemelen bir arabayla bir yerden bir yere giderken, “ani, sebepsiz bir ölümle füceten ölür” diyor. Ama ömrü uzundur Hz. Mehdi (a.s.)’ın. Hatta Hz. İbrahim (a.s.)’ın ömrüne benzetiyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.). Öyle uzundur ömrü, inşaAllah.
“Selam Canım Muhammed Adnan Hocam” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Sizi çok özledim. Okur musunuz bilmiyorum ama bir ihtimal belki okursunuz. Sizi gerçekten çok çok özledim. Allah’a emanet olun. İyi geceler. Büşra, İstanbul” Ah sevimli Büşra. Tanımıyorum ama çok şekerler, sevgileri de çok güzel, maşaAllah.
“Selamun Aleykum” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Seyyid Muhammed Adnan Hocam, sizi ekranlarda görünce otomatik olarak dişlerimiz meydana çıkıyor, hem de otuz ikisi birden” diyor. Çok şahane bir ifade, ben de; “ne diyor?” diyorum. Yani içine beşaşet, sevinç geliyormuş, maşaAllah. “Hele bazen maşaAllah öyle enerjik ve neşeli oluyorsunuz ki o zaman bizim de ağzımız kulaklarımıza varıp, çok seviniyoruz” diyor. “Sizi çok seviyoruz canım hocam. Bugün eşim bir Kuran kursunda Kuran Fihristi’nizi görmüş ama üzerinde bir imam arkadaş ‘dikkatli okuyunuz’ demiş” diyor. Ne var? Dikkatli okunur tabii. “Hemen itiraz ettim.” Canım, Kuran Fihristi, yani hocanın da cinsliğindenmiş; çünkü Kuran Fihristi’nde sadece Kuran var zaten. Kuran’dan başka tek kelime yorum yok. Dikkatli okunması için yorum olması lazım. Yorum yok ki; fihrist. Şüpheci tipler yaygın Müslüman âleminde. Her şeyden; anasından şüphelenir, babasından şüphelenir, kendinden şüphe eder, -hâşâ- Allah’tan şüphe eder, peygamberden şüphe eder. “Mütemerrit” diyor Bediüzzaman, “mütemerrit” hep tereddüt içinde. Allah ayette de söylüyor; “tereddütler içinde bocalayıp dururlar” diyor. Şüpheci yani. Hâlbuki hüsn-ü zan esastır. Mücahide isimli hanım kardeşimiz. “‘Mehdi (a.s.) kendini asla söylemeyecek ancak imanın nuruyla insanlar onu anlayacak ve Hz. İsa (a.s.) arkasında namaz kılacak. Kılınca alenen anlaşılacak, inşaAllah’ dedim. İyi demiş miyim canım Hocam? Mübarek ellerinizden öperim” diyor Mücahide. Tam oturtmuşsun cümleyi. Çok güzel olmuş. Ağzına Allah sağlık versin. Canım kardeşim, Allah dünyada da ahirette de kardeş etsin, inşaAllah.
“Selamun Aleykum Sayın Adnan Hocam.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Allah nasip ederse sizden bir ricam olacaktı, inşaAllah. Allah rızası için gelecekte diğer TV röportajlarında ‘Türk-İslam Birliği’ni istiyorum’ şeklinde bir tabela asar mısınız?” diyor. Şimdi kardeşim biz gece gündüz İttihad-ı İslam’ı, Kuran’la, hadisle anlatırken şimdi tabelanın ne alemi var? Mehmet ne oluyor sana böyle? Mehmet bunu anlatmak çok önemli, şimdi tabelayla olmaz. Mehmet coşmuş. Toplantılarda, büyük toplantılarda yaparsın. Güzel bez pankart yaparsın, inşaAllah. İzin alırsınız, izin aldıktan sonra olur.
“Selamun Aleykum Çok Sevgili Muhammed Adnan Hocam.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. Bediüzzaman Efendimiz’in talebelerinin ellerini öpmek isteriz. Bu mümkün müdür? Eğer mümkünse nasıl, nerede bulabiliriz kendilerini? Bu konu hakkında bilgilerinizi rica ediyoruz.” Şimdi çok yaşlı Bediüzzaman’ın talebeleri, yani çok özen gösterilmesi gerekiyor. Çok naif varlıklar. Temsilen olabilir, temsilen. Mesela yüz kişi, iki yüz kişi, bin kişiyi temsilen bir kişi gidebilir. Kısa bir konuşma yaparsa olur. Yoksa biz böyle büyüklerimizi çok yormak istemeyiz. “Hocam, yüzünüz bizde bağımlılık yaptı. Görmeyince özlüyoruz. Göresimiz geliyor her daim. Sizleri çok seviyoruz, hürmetlerimizle, Erbil.”
“Selamun Aleykum Sayın Muhammed Adnan Hocam.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Ben Ferdi Topal. Almanya’da yaşıyorum hocam. Soruma gelmeden, sizi çok sevdiğimi belirtmek isterim size. Bundan önce de birkaç mail atmıştım. Herhalde elinize geçmedi” diyor. Yani çok oluyor tabii mail de bize artık onların içinden seçip gönderiyorlar. Bazen rastgele seçiliyor. Çünkü başka türlü yapamayız. Bin beş yüz, iki bin mailin içerisinde biz, vakit zaten sınırlı olduğu için... “Hocam, size bir sorum olacak. Hocam, sizi takip eden bir Türk gençliği olarak en güzel nasıl hizmet ederiz? İnşaAllah mailim size ulaşır. Bir de internet sayfanıza yoğun ilgi olduğu için zorlukla izliyoruz. Buna da bir el atarsanız sevinirim” diyor, “sizi cani gönülden seven Ferdi Topal” diyor. Çünkü iki milyon falan giriş oluyor. Bu çok acayip. Çünkü dünya çapında; sırf Türkiye çapında değil. Japonya, Çin, Kore, Endonezya, Fas, Tunus, Cezayir... Çok muazzam bir yekûn tutuyor. Çok çok fazla server var ama yetmiyor. Yine arttıralım. Üç beş tane daha arttıralım.
ALTUĞ BERKER:Hocam dün çok güzel bir anlatım yapmıştınız. "Bediüzzaman Hazretleri’nin, Hz. Mehdi (a.s.)'a nezaketle tavsiyeleri var" dediniz. "Bir, evlenme; iki, siyasete girme; üç, şiddete yaklaşma; dört, Darwinizm ve materyalizmi birinci hedef edin. 'Senin' diyor, 'Darwinizmi araştırmaya vaktin olmaz. Bilim adamlarından yardım al' diyor. 'İlk başta küçük bir arkadaş grubun olacak. Başta fark edilmeyeceksin. Siyaset ve saltanata başladığında fark edileceksin' diyor. 'Ama en önemli bölüm, ilk yaptığın bölüm' diyor. 'Hayatın tüm sosyal yönlerinden çekil. Evlenme, iş sahibi dahi olma' diyor. 'Birinci vazifen Darwinizm ve materyalizm' diyor. 'Sabırlı ol. Yobazlar sana karşı çıkacak' diyor. 'Ahir zamanda yobazların çıkışı şiddetli olacak ama sakın bunlara karşı fütur getirme' diyor. 'Yüksek imanınla, metanetin ve sadakatinle başarılı olacaksın' diyor. 'Çıkış yerin İstanbul' diyor. 'Çıkış tarihin 1980. Kırk yıllık faaliyetin var gittikçe artan' diyor. 'Kırk yılın sonunda anlaşılacaksın. Başlangıçta imanın nuru ile tanınacaksın. Küçük bir talebe grubun olacak ama bununla başarılı olacaksın. 1971'de Müslümanlara karşı komünist kalkışma olacak. Kuran ayetini delil gösteriyor. 1980'de faaliyete başlayacaksın' diyor. 'İttihat-ı İslam'ı sen birinci konu olarak alacaksın ey Mehdi (a.s.)' diyor. 'En büyük farz vazife budur' diyor ve 'Risale-i Nur'un gerçek sahibi sensin' diyor. 'Risale-i Nur'u hazır bir program al, neşret. Sahtekarlık yapanların kafasına kafasına bu nurla vur' diyor. 'Topuzla değil, nurla vur kafasına.' Biz de aynı ile taklit ediyoruz. Ben Hz. Mehdi (a.s.)'ı taklit ediyorum. Mukallit olarak aynısını yapıyorum, inşaAllah" dediniz.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. “Sevgili Hocam ben İzmir'den Hakan. Her hafta programınızı eşimle beraber iple çekiyoruz. Şu program biraz daha erkene alınsa, malum ertesi gün işe gidiyorum. Hocam geçen, kanalın birinde Kanunu Sultan Süleyman'ın anlatıldığını zannettiğim dizi programa baktım. Ama çok ama çok üzüldüm." Şimdi İslam'da üzülmek yok. Üzülme haramdır. Üzülmeyi bir kere kaldır. “Efradımızın gerçeğe uygun olmayan olaylarla anlatılmasını, buna bir dur demeliyiz diye düşünüyorum. Birçok yerde tepkiler çığ gibi büyüyor. Bu konuda düşünceniz nedir? Bunun sebebi dış güçler olabilir mi? Bir de hocam Cübbeli..." Boş ver o arkadaşı, insanı yani. "Cenab-ı Hak sizlerin yar ve yardımcısı olsun. Selam olsun sizlere. Selam olsun Müslüman kardeşlerime." Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. Kardeşim şimdi adam mesela Yavuz Sultan Selim'i hayalinde birisini düşünür. Bir film yapar, roman yapar. Gerçek Kanuni Sultan Süleyman'ı, gerçek Osmanlı'yı biz tarih kitaplarından okuruz, muteber tarih kitaplarından. Onun dışındakiler geçerli değildir. Adam kendi hayalindeki yapıyor. Onunla ilgilenmeye gerek yok ki. O kanal geldiğinde geçersin, olur biter. Çünkü adama; "böyle film yapma" diyemezsin ki. Kafasına göre yapar. "Ben böyle düşünüyorum" der, "böyle yorumluyorum." Yapar yani. En güzeli işte o programa rastladığında açarsın bizim HarunYahya.Tv'yi onu seyredersin.
"Akşam sohbetlerinde ekranda bir Türkiye, bir de Azerbaycan bayrağı var. Bu bayrakların sayısı ne zaman artacak Hocam?" diyor. "Hocamız geçen sohbette 'Fethullah Hocamız’ı Türkiye'ye getirelim' dedi. Bence yerleşeceği en uygun yer, Said Nursi'nin doğum yeri Bitlis'in Nurs Köyü olur. Böylelikle Van Gölü'nün etrafı cennetleşir. Etnik karışım çoğalır. Batıdaki Türkler, hocanın isteğiyle iş imkanı oluşturur doğuda ve yerleşir" diyor. "Böylelikle kız alıp vermeler arttıkça bu ırkçılık hastalığı biter. Ademi birliğini can-ı gönülden istiyoruz" diyor. Hocamız Van… Orada da olur. İstanbul'da da olur. Her yerde olur Hocamız. Her yerde bir evi olsun, ne var yani? Allah rızası için feda olsun Hocama. Ev sorun mu? En güzel evler Hocamıza tahsis ederiz, inşaAllah, değil mi? Hocamıza güzel ev tahsis etmeyecek adam çok nadirdir yani, inşaAllah.
"Hocam sizi ve tüm arslanlarımızı anlatan bir cümle" diyor, inşaAllah. "Bir fidan gibidir İslamiyet. Atılan her kalpte büyür ve zamanla ufacık kalbe sığmaz. İslamiyet yavaş yavaş dünyayı kalplerden çıkararak köklerini salar. Büyür, çoğalır ve kocaman bir İslam topluluğu oluşur. Zaman gelince ikinci meyvesini verecektir. Peygamberimiz (s.a.v.)’in diktiği o fidan, gönüllerdeki İslamiyet’in insanlığa ikinci vereceği meyve ise Mehdiyet’tir. İşte biz tertemiz kalplerin ikinci baharı için nefes alıyoruz. Allah rızası için. İslamiyet kalbimiz, Mehdiyet bedenimizdir. Hocam kalbimiz attıkça, bedenimiz yaşar. şeytandan Allah’a sığınırım. “Ve onları, Kendi emrimizle hidayete yönelten önderler kıldık ve onlara hayrı kapsayan-fiilleri, namaz kılmayı ve zekat vermeyi vahyettik. Onlar sadece Bize ibadet edenlerdi” diyor Allah, Enbiya Suresi 73. Yüce Rabbimiz Allah, bizlere Mehdiyet’in tertemiz kucağında yeşeren, barış ve kardeşlik içerisinde bulunup, el ele İslamiyet ile Kuran-ı Kerim ile gönülleri fetheden kutlu şahıslardan olmayı nasip eylesin" diyor. Mehmet Emin Aksoy, Gaziantep. Antep'e selam, bütün Gaziantep'e, inşaAllah. Evet, maşaAllah bak çok coşkulu. Her kardeşimiz çok çok coşkulu. Hiçbiri federatif sistemi kabul etmiyor, hiçbiri. Çıksınlar Ankara'da, İstanbul'da, İzmir'de sokağa çıksınlar. Mikrofonu uzatsınlar, sorsunlar. “Arkadaş, federatif sistemi istiyor musun? Türk-İslam Birliği’ni mi istiyorsun, federatif sistemi mi istiyorsun?” Yüzde doksan dokuz virgül doksan dokuz; "Türk-İslam Birliği" diyecektir. Onun için Zaman Gazetesi çok çok ayıp yapıyor. Müslümanların açık talebi belli iken tam onun zıttı bazı yazılar yayınlamakla gerçekten gönülleri burkuyor. Çok gereksiz, çok yanlış.
ALTUĞ BERKER:Hocam söylediklerinizin çıktığı bin iki yüzü aştı, inşaAllah. Şu anda bir gazete haberi okuyorum, bugünkü. "Yoksula Yardım Yağdı" diyor. “Sosyal Yardımlaşma Gene Müdürlüğü fakir babası gibi çalıştı. Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğü sadece 2010 yılında 46 milyon lira gıda, 2.2 milyon ton kömür, 13.2 milyon liralık barınma, 2.1 milyon liralık sağlık ve 559 bin liralık özürlü yardımı yaptı.” MaşaAllah Hocam. Siz 2008 Aralık’ta bununla ilgili konuşmuştunuz. Birçok röportajınızda anlatmıştınız. "Yani fakirleri kurtarmak, onları rahatlatmak, onlara mal mülk sağlamak, ekonomik seviyelerini yükseltmek Müslüman için bu farzdır" dediniz. Başka bir röportajınızda yine 2008 Aralık’ta; "fakirleri kollama ve onlara refahlık ve rahatlık sunma, refah sunma son derece hayati bir konu ve bu çok kolay yapılacak bir şey" dediniz, inşaAllah. İnşaAllah gerçekleşti iki sene sonra. Fakirler daha güzel kollanır hale geldi, inşaAllah.
Hocam bu arada, bin üç yüzden fazla olmuş. Ben ağız alışkanlığı olarak “bin iki yüz” dedim. Her geçen gün artıyor, maşaAllah çünkü.
Bugün Ahmet Hakan, Said Nursi ile ilgili bir yazı yazmış. "Said Nursi'nin çektiği acılar" diyor. Girdiği hapishanelerin ve sürgün edildiği şehirlerin bir listesini vermiş. Üstad’ın tam bir mazlum olduğunu ancak buna rağmen onun yaşadığı acıların yarısını bile yaşamamış Nazım Hikmet için yapılanların ve söylenenlerin yarısının bile Said Nursi adına söylenmediğini ve yapılmadığını söylemiş.
ADNAN OKTAR:Ahmet Hakan'ın ilk defa bir doğru yazı yazdığını gördüm. Helal olsun. Allah hidayetini arttırsın. Allah aklını, fikrini arttırsın. Güzel, bu sefer iyi yazmış.
ALTUĞ BERKER:Ben de aynı şeyi düşündüm. Burada ben yazısının alt kısmında yazmış Hocam.
ADNAN OKTAR:Bak:
* Burdur'da ikamete mecbur edildi.
* Barla'da sürgün kaldı.
* Eskişehir Hapishanesi'nde tecritte tutuldu.
* Denizli Hapishanesi'nde yattı.
* Kastamonu'da sürgün kaldı.
* Emirdağ'da sürgün kaldı.
* Afyon Hapishanesi'nde yattı.
* Hakkında onlarca dava açıldı.
* Attığı her adım takip edildi.
* Bakanlar Kurulu kararıyla kitapları toplatıldı.
* Kitaplarını okuyanlar bile tutuklandı.
* Mezarı bir gecede söküldü, naaşı bilinmeyen bir yere defnedildi.
Ben şunu bilir şunu söylerim:
Neyi savunmuş olursa olsun, neyi söylemiş olursa olsun, hangi inanca sahip olursa olsun...
Böylesi bir hayat yaşamış olan Said Nursi, dört dörtlük bir mazlumdur. Mazlumları mukayese etmeyi sevmem ama onun yaşadığı zulmün yarısını bile yaşamamış Nâzım Hikmet için yaptıklarımızın ve söylediklerimizin hiç olmazsa yarısını Said Nursi için söylesek fena mı olur?" diyor. Aferin; adaletli, vicdanlı, güzel bir yazı yazmış.
ALTUĞ BERKER: Evet, inşaAllah Hocam. "İttihad-ı İslam" dediniz, "namazdan, oruçtan, hepsinden daha büyük ibadettir. En büyük farz vazifedir" dediniz. “İttihad-ı İslam olmazsa korku filmi gibi olur, kâbus olur. Tek çözüm Türk-İslam Birliği’dir. Federatif sistem tam anlamıyla karanlıktır. Küçük ülkeler düşünüyorlar; Askeri, polisi zayıf; kolay yutulacak ülkeler. Bunun yerine on beş, on altı katlı Mehter Takımını kurup Topkapı'ya getirsek, yer gök inlese; Hz. Mehdi (a.s.)'a biat olsa; buradan bassak İran'a geçsek, oradan ta Doğu Türkistan'a girsek. Küçük ülkelere bölünmüş, maf olmuş bir Türkiye mi; herkesin ezdiği, kabadayılık yaptığı Türkiye mi? Zaten Türkiye yok olur orada. Türklük diye de, Müslümanlık diye de bir şey kalmaz" dediniz.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. "Sevgili Hocam, kadınlar özgür olacak Türk-İslam Birliği kurulunca, inşaAllah. Fakat erkekler nefislerine nasıl hakim olacak? Ben onlara güvenmiyorum, kimse alınmasın ama. Canım, bir tane Hocam. Seni Allah başımızdan eksik etmesin. Benim canımı senin canından önce alsın ki…" Olur mu öyle şey canım? Cenab-ı Allah ne takdir ettiyse o olur, inşaAllah. Öyle deme. Allah sana da uzun ömür versin, bizlere de. Bütün müminlere inşaAllah hayırlısıyla uzun ömür versin. "Sensiz bu dünyada kalmaya dayanamam." Niye olmasın? Peygamberimiz (s.a.v.) de vefat etti. Hz. Ali (r.a.) vefat etti, Hz. Osman (r.a.) vefat etti. Müslümanlar dimdik ayakta, canlı, neşeli, normal hayatını yaşıyor. Biz iftihar ederiz, vefat eden biri oldu mu o düğündür. Mesela Şeb-i Arûz nedir Mevlana'da? Düğün günü, Allah'a kavuşma günüdür. Dolayısıyla yanlış. "Sizi sevmeye kıyamıyorum" diyor. "Allah bütün dileklerinizi kabul etsin. Amin” diyor, “bir ay önce cennet yaşıma bastım" diyor. Otuz üç yaşına girmiş demek ki. Allah çok çok uzun ömür versin, inşaAllah. Bu ne sevgi böyle bu maşaAllah. Ne kadar güzelmiş sevgisi. Allah sevgini daha derin, daha güzel yapsın. Cennette, dünyada, ahirette hep beraber olmayı nasip etsin, inşaAllah Cenab-ı Allah.
"Değerli Muhammed Adnan Hocam. Allah'ın selamı ve bereketi üzerinize olsun." Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. "Hocam siyasete girmeyeceğinizi söylediniz maşaAllah ama Hocam -sizi iki senedir her gün takip ettiğim için söylüyorum- siz zaten hem Türkiye hem dünya siyasetinde tek söz sahibisiniz, inşaAllah." MaşaAllah. Şimdi bir bu eksikti. Ben fikir söylüyorum, düşünce söylüyorum ama siyaset, tabii ki vatandaşın düşüncelerinden etkilenir siyaset. Ama o siyasetçi olmak, siyaseti yönlendirmek ayrı ayrı şeyler inşaAllah. "Hem dünya siyasetinde hem Türk siyasetinde söylediğiniz ve önerdiğiniz her şey mutlaka ama mutlaka oluyor zaten Hocam, inşaAllah. Siz daha iyi bilirsiniz. Saygılar ve hürmetler. Talebeniz" diyor, inşaAllah. Kardeşimiz İskoçya'dan yazıyor. Yani beni söyleten de Allah, olayları geliştiren de Allah. Onu birbirine rast getiriyor Allah. Yoksa ben söyleyince... Benim söylemem bir dua mahiyetinde oluyor. Zaten olacak o belli, kaderde belli. Allah beni önden bir söyletiyor. Sonra da Allah onu yaratıyor. Yani bu böyle olur zaten. İnsanlar dua eder önceden. Zaten olay olacaktır. Dua edersin, o da olur inşaAllah.
"Selamun Aleykum Benim Canım Hocam." Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. "Seyyid Adnan Hocam" diyor, "bir yakınımın yoğun isteği üzerine size bu soruyu gönderdim, inşaAllah. Öncelikle hayırlı yayınlar, saygılar, sevgiler. Allah gücünü arttırsın. Hocam sorum şu; benim bir yakınım üç sene boyunca..." Evet, yok kalp niye kararsın? Kalp kararmaz. Eğer Kuran okursa, hulusi, samimi kalple Allah'a yaklaşırsa. O telkin yanlış bir şey. “Kalbim karardı” niye diyorsun sen? Arkadaşın diyormuş ama o yanlış bir şey yani. "Kalbim aydınlanıyor" dersin, olumlu telkin yaparsın. Yani şeytan ona öyle telkin yapıyor. O da diyor ki; "benim kalbim karardı." Niye öyle diyorsun? Kuran oku, Allah'a sıkı sıkıya sarıl, Kuran'a sıkı sıkıya sarıl, ibadetlerini yap. Hiçbir şey olmaz, inşaAllah.
"Hocam iyi akşamlar, saygılar. Kitap okumalar hakkında size sorularım olacak. Din kültürümüzü arttırmak, ilim sahibi büyüklerimizi tanımak, kitabımızı daha iyi öğrenmek, dinimizi daha iyi yaşamak adına bir takım okumalar yapma gayretindeyim. Sizlerin de eserlerini okuyorum. Yalnız birkaç hususta danışmak istedim. Risale-i Nur gibi, Kuran-ı Kerim tefsiri gibi Elmalılı Hamdi Yazır, sizin eserleriniz gibi, büyük İslam alimlerinin eserleri gibi eserleri, çalışmaları okurken belli bir sıraya göre okumak gerekir mi? Kendimi disiplendirmek, birikimimi arttırmak, İslam tarihini öğrenmek, Peygamberimiz (s.a.v.)’i daha iyi tanımak, sohbetleri iyi daha tanımak için disiplinli bir şekilde çalışma yapmak, okumalar yapmak istiyorum. Neler tavsiye edersiniz, inşaAllah? Allah'ın rahmeti, bereketi üzerinize olsun. Allah razı olsun. Mehmet Kamil Kantaş." Mehmet Kamil, Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu Mehmet. Tabii ki Kuran öncelikli. Önce bir Kuran'ı oku baştan sona kadar. Benim kitaplarım iyi. Çünkü hiç vesvese olmaz, çok berraktır, anlatımı çok keskin, net delillere dayalı. Hiçbir şekilde imani vesvese meydana getirmez. Çünkü net ispata dayalı, kesin inanca dayalı. Tereddüt meydana getirecek bir bilgi yok. Mesela ahir zamanla ilgili bir bilgi veriyorsam mutlaka belgesini, fotoğrafını koymuşumdur. Kuran ayetleri açıklarken de son derece akılcı, gayet güzel, kalbin ve aklın tam tasdik edeceği şekilde açıklanmıştır. Hadisler de öyle açıklanmıştır. Dolayısıyla kalbi çok mutmain eder. Ama Risale-i Nur’un acayip bir gücü vardır, onu söyleyeyim, Risale-i Nur Külliyatı’nın. Risale-i Nur’dan çok istifade etsin kardeşlerimiz. Fıkıhta da genellikle doğruyu tespit etmek için ilmihal bilgisine ağırlık vereceğiz. Yani; “şu hoca”, “bu hoca” diye öyle şeyler olmaz. İlmihal çok ciddi bir olaydır. Öyle televizyonda, orada, burada yarım anlatımlarla olmaz. Çok kapsamlı bir olaydır. Bak; “namazın farzları, şartları ve rükûnları” diyor Ömer Nasuhi Bilmen Hocamız. Bak; “hadesten taharet, necasetten taharet, setr-i avret, kıbleye yönelmek, vakit, niyet.” Bak bunların hepsine çok dikkat edecek. “İftitah, namaza girme tekbiri, kıyam, kıraat, rüku, sücut, kaide-i ahire, son oturuş.” Bunları çok kapsamlı öğrenmeleri için Ömer Nasuhi Bilmen Hocamız’ın; bir daha söylüyorum, bak bu Büyük İslam İlmihali. Evet, fıkıh buradan öğrenilir, böyle kitaplardan öğrenilir inşaAllah. İman hakikatlerini öğrenmeleri için de bakın Bediüzzaman’ın Sözler isimli eski, en kıymetli eserlerinden bir tanesidir. Gayet mükemmel bir anlatımı vardır. Çok tatlı bir Osmanlıca vardır. Bir de doğrudan kalbe hitap eden, akla hitap eden bir üslubu vardır. Çok açar, çok faydalı olur inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Bugün televizyonda program vardı Hocam Üstad Hazretleri’yle ilgili, Kanal 24’te. Hayatını anlatıyor muhterem talebeleri, büyüklerimiz, Badıllı Ağabey, Abdullah Yeğin Ağabey, Said Özdemir Ağabey konuşuyorlardı. “Birinci bölümün sonu” dedi. Devam da edecek herhalde. Güzel bir programdı. İki saatte okunacak bir risaleyi Üstad’ın kırk dakikada yazdırdığını hızlıca ve yazdırırken İstanbul şivesiyle yazdırdığını söyledi Badıllı Ağabey.
ADNAN OKTAR:Abdulkadir Badıllı.
ALTUĞ BERKER:Evet.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Mesela o çok acayip. Yani tek bir noktaya bakıp nefes almadan, süratle anlatıyor ve sürekli yazıyor talebeleri de. Sonra da kendisi de hayretle okuyor Bediüzzaman, maşaAllah. İlhamla yazdırıldığı için inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Gülsüm Bingöl isimli hanım kardeşimiz yazmış: “Ben Kayseriliyim. Ara sıra Kayseri televizyonunda ne var ne yok diye bakıyorum. Bazen sizin programınıza denk geliyorum. Programınızda ancak…” uzun uzun uzun, evet, özellikle Gülsüm programları takip ettiğini söylüyor. “Az bir şey seyrettim” diyor, “beş dakika kadar sizi seyrettim” diyor, “sonra bende çok etki meydana getirdi” diyor. “Sonra muntazam sizi seyretmeye başladım” diyor. “Kız arkadaşlarınız” diyor, “çok nurlu, çok temiz hanımlar” diyor. Sizlere de sevgilerini iletiyor inşaAllah. Berker Hocam size de takdir ve tahsin etmiş inşaAllah kardeşimiz, inşaAllah. “Çok efendi” diyor. “Sizin yaptığınız iltifatlar da” diyor, “Allah’a olan sevginizden kaynaklanıyor” diyor. “O da çok hoşuma gidiyor. Bazı” diyor, “öküz gibi insanlar” diyor, “sevgiden nasibini almamış insanlar” diyor, “sizin iltifatlarınıza ters gözle, ters mantıkla yaklaşıyorlar” diyor. “Ben bunu çok ayıplıyorum” diyor. “Sizi çok ama çok seviyorum” diyor, inşaAllah. Gülsüm Bingöl. Bingöllü herhalde Gülsüm de maşaAllah. Gülsüm’le Allah dünyada ahirette kardeş etsin bizi. Allah ilmini, feyzini artırsın, Mehdi (a.s.)’a talebesi yapsın onu, Hz. İsa (a.s.)’a talebe yapsın, İslam’ın dünya hakimiyetini görmeyi nasip etsin. On yıl içinde inşaAllah İslam’ın dünya hakimiyetini görecek, inşaAllah. İttihad-ı İslam’ı görecek. O zaman kalbi daha da açılacak inşaAllah.
“Selamun Aleykum Adnan Hocam” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Hocam öncelikle saygılarımla. İsmimi vermek istemiyorum” diyor. Tabiî ki. “Almanya’dan izleyicinizim. Hocam ben sizin programlarınızı yeni izliyorum. Ben evliyim ve mutlu bir evliliğim var. Biraz önce sizin konuşmanız ilgimi çekti.” Yedi yüz kilometre ötede bir arkadaşıyla tanışmış. İşte senin yapacağın Kuran’a, İslam’a sıkı sıkıya sarılmak; Bediüzzaman’ın eserlerini oku, inşaAllah, bizim kitaplarımızı oku, samimi ol, vicdanını tam Allah’a teslim et, kalbini Allah’a teslim et; tamamdır.
Hollanda’dan Mustafa Öksüzkaya; “Selamun Aleykum Adnan Hocam.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Sizi seviyoruz ve sohbetlerinizi çok beğeniyoruz. Her seferinde merak edilen konuları aydınlatıyorsunuz. Allah sizden ve arkadaşlarınızdan razı olsun Hocam. Sadece birkaç sorum olacaktı. Onları açıklarsanız çok sevinirim. Şu anda sizi TV’den izliyoruz, canlı. ‘İslam bittiği yerden yeniden çıkacak’ diye hadis var mıdır? Bu Mehdiyet’e mi işaret ediyor? Kıyamet öncesi inananlar ve inanmayanlar olacak, yani iki ayrı kutup. Siz ama “kutuplaşma olmayacak” diyorsunuz. Hocam siz ve arkadaşlarınıza her konuda başarılar diliyorum.” Kıyamet öncesinde iman eden herkesin canı alınıyor. “Tatlı bir rüzgar gönderir” diyor Allah. Güzel, hoş kokulu bir rüzgar. Yani Azrail (a.s.) hepsinin canını alır” diyor. Zaten çok az mümin kalacak orda. Yani bir avuç; on-on beş kişi, yirmi kişi; az bir şey. Onların da canı alınacak. Güneş’in battığı yerden doğması zaten Allah’ın kanunu. İslam nerden battıysa oradan doğar tabii inşaAllah. Aksi oluyor mu? Aksi olmuyor. Güneş mutlaka battığı yerden doğuyor, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Hocam Yalçın Doğan’ın bir yazısı vardı. Benim dikkatimi çektiği için; Halk Ekmek, ilkokul çocuklarına ‘Yağmur Rahmettir’ adlı resimli bir broşür dağıtmış. Özet olarak broşürde yağmurun teknik oluşumunun yanı sıra suyu yaratanın, suyu buharlaştıranın ve buradan ürünler çıkaranın Allah olduğu anlatılmış. Ayrıca yağmur için dua etmek ve yağmurdan sonra Allah’ın verdiği bereket için kurban adamakla ilgili bir hikaye de broşürün içine eklenmiş. Hürriyet yazarı Yalçın Doğan bu broşüre haşa “din adına çocuklara şırınga edilen saçmalık” olarak adlandırmış ve savcılığın broşürü toplatması için çağrıda bulunmuş.
ADNAN OKTAR:Evet, Yalçın Doğan, kaç yaşında bu dedem?
ALTUĞ BERKER:Bakayım Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bak; ben sana şimdi bir rapor vereceğim. O zaman olay açıklığa kavuşacak.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:“İyi geceler Sevgili Muhammed Adnan Hocam. Ben, Almanya’dan Recep. Yaklaşık dört aydır her gün sizi izliyorum ve doğrusu sohbetlerinizden aldığım huzurdan uyuyamıyorum, coşuyorum. Sayın Hocam ben sizi tanımazken hep Allah’a dua ediyordum; ‘bana bir yol gösterici çıkar Ya Rabbi’ diye. Bundan dört ay önce bir rüya gördüm. Rüyamda Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri’ni ve sizi gördüm. Siz, Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri’nin yanında, ben de iki adım arkanızda beraber namaz kıldık ve arkasından sizi bana tanıştırdı Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri ve bana dedi ki; “bundan sonra Adnan Oktar Beyefendi’yi takip et. O sana en doğrusunu gösterecektir” dedi. Ve sabah kalktım. İnternette ‘Adnan Oktar’ diye aradım. HarunYahya.Tv sitesini buldum. O gün bugündür hayatımda siz varsınız Elhamdülillah. O kadar mutluyum ki anlatamam. Sayenizde çok bilinçlendim ve halen bilinçleniyorum. Etrafımdaki arkadaşlarıma da tavsiye ediyorum. Hatta videolarınızı DVD’ye alıyorum, arşiv yapıyorum inşaAllah. Sayın Hocam benim için sizden dua etmenizi istiyorum. Benim önümüzdeki aylarda çok mahkemelerim var. Mahkemelerin iyi geçmesi için dua istiyorum hocam. Bir seneden beri hapis korkusuyla yatıp, o korkuyla kalkıyorum.” Hz. Yusuf (a.s.) Medresesi. Hapishaneden o kadar korkacağın bir şey yok. O zevklidir. Yani şu an zaten hapishaneler, 86’larda çok şeydi. Şimdi yani bilmiyorum. Ama Allah hayırlısını yaratsın, inşaAllah. Kalbin rahat olsun. Her şeyde bir hayır vardır inşaAllah. Onu bir felaket olarak görme. Biz kaç defa, defalarca girdik çıktık yani ne var, inşaAllah. Hepsinde de beraat ettim elhamdülillah. “Sizin vesilenizle attım o korkuyu. Her şeyin Allah’tan geldiğini ve her işte bir hayır olduğunu tam manasıyla sizden öğrendim.” Bak, aferin maşaAllah, inşaAllah. “Değerli hocam. İnşaAllah Cenab-ı Allah, bizler kapınızda hizmetçi oluruz” diyor. Biz sizin hizmetçiniziz inşaAllah. “Size ve mübarek ekibinize çok selam ederim. Recep Kılıç.” Evet. Şeyh Nazım Hocam dünya tatlısı, dünya güzelidir. Dünyanın en uçlarına kadar gitseniz, her tarafı gezseniz öyle tatlı, öyle mübarek, muhterem bir insanı bulmanız çok zor. Gerçek mürşittir, sevgi doludur, şefkatlidir, derin anlayışa sahiptir. Ama benim Şeyhime, Hocama çok iyi baksınlar inşaAllah. Kardeşlerimizden istirham ediyorum. Onun yanına şeytanları, iblisleri yaklaştırmasınlar, münafıkları yaklaştırmasınlar. Onların manevi kirini hocamızdan uzak tutsunlar, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Altmış altı yaşındaymış Yalçın Doğan.
ADNAN OKTAR:Yalçın Doğan altmış altı yaşında. O zaman demek ki sabah erken kalkmış. Erkenden işyerine gelmiş, erkenden işe başlamış. Erkenci demek ki. Olabilir. “Yağmuru Allah yarattı” demek son derecek güzel bir şey. Bundan sen ne rahatsız oluyorsun? Bizim millet imanlı millet. Yüzde doksan dokuzu Müslüman. Ne oluyorsun?
“Selamun Aleykum” diyor, Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Muhammed Adnan Hocam, Kuran’da Mehdi (a.s.)’dan açıkça bahseden ayetler var mı?” diyor özetle kardeşimiz. İttihad-ı İslam’dan bahseden ayetler var. “İslam dünyaya hakim olacak” diyor, “Allah nurunu tamamlayacak.” Bütün dünyanın uçlarına Müslümanların hakim olacağını söylüyor Allah. Bu nedir? Mehdiyet işte. Yani şahsı isim olarak belirtilmesine gerek yok ki. Olayın kendi çok önemlidir. Dünyaya İslam’ın hakim olması çok önemlidir. Allah bir kulunu vesile ediyor. Yani o kul, Allah’ın zavallı bir kulu Mehdi (a.s.) yani. O haşa Allah değil ki, yani bir ilah gücü yok ki. Zavallı bir varlık. Etten, kemikten oluşmuş. Allah onda tecelli ediyor. Allah onu seçmiş, onu görevlendiriyor; o kadar. Mühim olan orada İttihad-ı İslam’dır. Mehdi (a.s.)’ı tabiî ki aşkla severiz biz. Güzeli severiz. Mehdi (a.s.)’ı çok seveceğiz tabiî ki. Hz. İsa (a.s.)’ı tabiî ki çok seveceğiz, severiz de. Hem de aşkla severiz. Ama Allah’ın tecellisi olduğu için seviyoruz. Allah’ın tecellisi olarak seviyoruz. Bazı hırbolar mesela bir kadını severken et olarak sever. Halbuki Allah’ın tecellisi olarak sevmek ayrıdır, et olarak sevmek ayrıdır. Bu gerici, yobaz takımında da bunu görüyoruz. Et olarak seviyorlar. Çok tiksindirici ve aşağılık, pis bir hayat yaşıyorlar. Çok kötü bir hayat yaşıyorlar. Sevgi anlayışları pis, konuşmaları pis. Bir araya gelirler; fitne, fücur, dedikodu, ahlaksızlık, itlik, kopukluk. Dışarıya çıkar; pis pis milletin suratına bakar. Eve girer; milleti pis pis eleştirir, ipsiz sapsız laflar söyler. Hiçbir şeyden memnun olmaz. Kendinden de nefret eder. Kendinden de tiksiniyor. Etrafına da öfke duyar. Acayip pislik tipler. Leş gibi oluyorlar böyle. Sevgiye hiç tahammülleri yoktur. Bakımlı, temiz bir insana tahammülleri olmaz. İllaki kendileri gibi sakallı, bıyıklı, pislik bir tip olacak, yani bakımsız böyle. “Sakallı bıyıklı” derken bazı bayanlar için söylüyorum. “Ya” diyor, “olmaz” diyor, “doğal hali kalması gerekiyor” diyor. Maymuna benziyorsun, olur mu öyle? Yani bir genç kadın nezih olur, nezafetli olur, temiz olur, bakımlı olur mis gibi. Adamın kokusu, pis ter kokusu; adamın parfümü, ter kokusu. Sakalı bıyığı da herhalde üşümesini engelliyor. Yani çok çok kötü. Herkese laf sokar, iftira atar, kindar, sevdiği kimse yoktur. Bir tek şeyhini veya mürşidini sevdiğini söyler. Bakarsın orada da dedikodu yapıyor. Onun da aleyhine konuşur, şeyhinin de aleyhine konuşur. Yani bütün ömürleri dedikodu, fitne, fücur. Bir araya geliyorlar mesela “Allah’ı analım” diye. Fısır fısır bir arada. O ona dedikodu yapıyor, o ona dedikodu yapıyor. Sokağa çıkar bakkalla kapışır. Eve gider kocasıyla kapışır. Böyle gevrek sesli kocaları oluyor zaten. Öyle kıl tipler ki Allah vermesin, tek kelime sevgiden bahsetmiyorlar. Tek kelime muhabbetten, sevgiden bahsetmiyorlar. Şeyh Nazım Hocamız sevgi öğretmenidir. Onun mürşitleri sevgi öğretmenidir. Mesela çok idealdir. Menzil sevgi öğretmenleriyle doludur. Çok şahane insanlar. Ama bu yobaz ve yobazan grubu rezalet, Allah vermesin.
SUNUCU:Bizi yarın 22:00’den itibaren www.HarunYahya.Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Asu TV’den takip edebilirsiniz.
Aileler Sn. Adnan Oktar için ne dediler?
Devamı ...Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...