SUNUCU: ‘Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri’ programımıza Aksu Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Kütahya Destan Tv ve www.HarunYahya.Tv internet sitemizden devam ediyoruz. Buyrun Hocam, hoş geldiniz.
ADNAN OKTAR: Şeyhim, neler anlattınız?
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah Hocam. Nur talebesi ağabeylerimizin videolarından gösterip Mehdiyet’i müjdelediklerini anlattık. Sizin anlattıklarınızı tekrarladık, inşaAllah Hocam. Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkış alametleri, Şeyh Ahmed Yasin Hocamız da aynı zamanda müjdesini verdik. Şeyh Ahmet Yasin Hocamızın videosunun üzerine biz de çıkış alametlerini, Mehdi (a.s)’ın fiziksel özelliklerini anlattık. Münafık alametleriyle bitirdik, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, çok iyi olmuş.
ALTUĞ BERKER: Vesilenizle, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Geçen gün TvNet’te yine Mehdilik’le ilgili program vardı. Sonra bana seyrettirdiler orada İsmail Mutlu diye bir arkadaş var. Bir seyredelim.
-VTR- TvNet/Gizli Dosyalar programında Hz. Mehdi (a.s) ile ilgili anlatımlar
ADNAN OKTAR: Uzun uzun konuşuyor, bayağı uzun konuşuyor. Bediüzzaman’dan bölüm veriyor fakat devamı yok. Devamını versene, bütün olarak versene konuşmayı, zaten Bediüzzaman’ı sen verirsen senin konuşmana gerek yok. Bir türlü içinden çıkamıyor. Anlatıyor anlatıyor, içinden çıkamıyor. Var gücüyle bağırarak konuşuyor. Değerli bir ağabeyimiz, büyük alim, kıymetli insan, ellerinden öperim, saygı duyuyorum ama ne dediğini kendi dahi anlamıyor bazı yerlerde, o kadar karmaşık anlatıyor. Şahs-ı manevi, şahıs, şahs-ı manevi, şahıs, karmakarışık. Bediüzzaman olayı uzatmıyor ki, bayağı net konuşmuş Bediüzzaman. “Bir şahıs tek başına küfür ile baş edemez” diyor. Mehdi (a.s) de olsa tek başına baş edemez. “Talebeleri olması gerekir” diyor. “Kendi olması gerekir” diyor. Talebeleri ve kendisinden meydana gelen de bir fikir sistemi oluyor, ona da şahs-ı manevi deniyor. Şimdi bir şahıs varsa, talebeleri varsa, fikir üretip bir şeyler anlattıklarında o anlattıkları bilgiyi götürüp kasaya mı saklayacaklar? Ne yapıyorlar? Televizyondan, radyodan, internetten yayınlayacaklar. Buna şahs-ı manevi deniyor, bu yayınlanma işlemine, herkesin duymasına. Şimdi arkadaş ne diyor? Bu yayınlanma işlemi radyo ve televizyonlardan olur. Peki, “kim yapar bunu?” diyoruz. “Hava yapar” diyor, yani boşluk yapıyormuş. Talebeleri nerede? Yok. Şahıs nerede? Yok. Olur mu? Mehdi (a.s) var, talebeleri var; Mehdi (a.s) ve talebelerinin ürettiği fikirlerin, anlatımının oluşturduğu bir şahsı manevi var, bu tamam. Üç parçanın bir parçasını kesiyorlar makasla, şahs-ı manevi işlerine geldiği için; onu alıyorlar, Mehdi (a.s) ve talebelerini almıyorlar. Mehdi (a.s) ve talebeleri olmadan şahs-ı manevi nasıl olacak?
ALTUĞ BERKER: Mümkün değil.
ADNAN OKTAR: “Yok, şahs-ı manevi olur” diyor. Olmaz şahs-ı manevi durduk yere, Mehdi (a.s) ve talebeleri gerekir. Arif Arslan, o muhterem bir insan. Bak dürüstçe vazgeçmiş. “Adnan Oktar Hocamızı dinledim, çok güzel anlatıyor” diyor. Hakikaten çok değişik, yanlış anlatıyordu, çok yanlış anlatıyordu. Verdiği tarih yanlış, anlatımı yanlış, her şeyi yanlıştı aşağı yukarı. Bu gelişinde, “Hocamız doğru söyledi, Adnan Hocamız” dedi. “Belki şu an bizi dinliyordur” dedi. Tashih etmiş, düzeltmiş ama Mutlu Hoca tam yol devam ediyor. Bediüzzaman’a bırakırsa eğer konuyu; bir kere Peygamberimiz (s.a.v)’den olduğu gibi alacak. Eğer Risale-i Nur’u kaynak alıyorsa Bediüzzaman’ı olduğu gibi alması lazım. Diyor ki, Tılsımlar Mecm uası, sayfa 201; “Risale-i Nur’un şahs-ı manevisini haklı olarak Hz. Mehdi (a.s) telakki ediyorlar. O şahs-ı manevinin de bir mümessili temsilcisi Nur Şakirdlerinin tesanüdünden gelen bir şahs-ı manevisi ve o şahs-ı manevide bir nevi mümessili olan biçare tercümanını zannettiklerinden,” “bu biçare tercümanı da Mehdi (a.s) zannettiklerinden” diyor, “bazen o ismi (Hz. Mehdi ismini) ona da veriyorlar” diyor, “bazen de bana veriyorlar” diyor, “bazen de şahs-ı maneviye veriyorlar” diyor. “Bu bir iltibas (karıştırma) ve sehivdir (hatadır, yanılmadır)” diyor Bediüzzaman, “böyle bir şey yok” diyor. Benim zamanımda Mehdi (a.s)’ın gelmesi üç görevi birden ifa etmesi mümkün değil” diyor. Ben tek bir görevi yapabiliyorum” diyor. “İman hakikatleri anlatıyorum” diyor. İmam Rabbani de böyle yapmıştır. Abdülkadir Geylani de böyle yapmıştır. “Tek cihette gelmişlerdir” diyor. “Tek cihette gelen Mehdilerdir. Ben de tek cihette gelen Mehdilerden birisiyim” diyor. Ama ahir zamanın o büyük Mehdi Azam (a.s)’ı, büyük Mehdisi, hem diyanet, hem siyaset, hem saltanat, üçünü birden yaptığı için ve şimdiye kadar böyle bir Mehdi görülmediği için “en büyük Mehdi odur” diyor. İsmail Mutlu Hocamız gibi arkadaşlar yine o konuya alerji gösteriyorlar. “Diyanet, siyaset, saltanat büyük Mehdi (a.s)’ın yapacağı işler değil” diyorlar. “Biz bunu üçe bölelim” diyorlar. “Her birini bir Mehdi’ye verelim bunların” diyorlar. “Onları da herhangi bir Mehdi haline getirelim” diyorlar. O zaman Mehdi-i Azam (a.s) hiçbir şekilde oluşmaz. Bir Diyanet Mehdisi gelsin, o Bediüzzaman olsun. Siyaset Mehdisi gelsin, o da herhangi bir siyasetçi olsun. Birisi de saltanat sürecek, o da Saltanat Mehdisi olacak diyorlar. Bu Siyaset Mehdisi de, Saltanat Mehdisi de hiç iman hakikati anlatmayı bilmiyor yalnız. Diyanet ile ilgili de çalışması olmuyorlar. Adamlar böyle hasbelkader, kaderin akışı içerisinde geliyorlar, oraya oturuyorlar, inançlarına göre. Yanlış bilgilendiriyorlar. Dürüst, samimi anlatsınlar.
-VTR- TvNet kanalı Gizli Dosyalar programında Hz. Mehdi (a.s) ile ilgili anlatımlar
ADNAN OKTAR: İşte biz de (Mehdi (a.s)’ın) askeri olmak için gayret ediyoruz, inşaAllah. Bu konuda Bediüzzaman’ın talebeleri, hepsi “şahıs olarak Mehdi (a.s) gelecek” diyor. Şahs-ı maneviciler şoktalar, şahs-ı manevicilerin özelliği akıl almaz bir demagojiyle lafı çok uzatarak, insanların beynini uyuşturarak, ne dediklerini kendileri de anlamayarak bir anlatım yapmaları. Anlatıyor, anlatıyor, anlatıyor; şahs-ı manevi, şahs-ı manevi, şahs-ı manevi, Mehdi (a.s) tabii ki tek başına olmayacak, tabii ki talebeleri var. Talebeleri olunca, kitapları olunca; eserleri, çalışmaları olunca televizyondan, radyolardan, internetten çalışma yapınca bu şahs-ı manevi olmaz mı? Tabii ki şahs-ı manevisi var. Peki, o görüntüler, o konuşmalar nereden kaynaklanıyor? Mehdi (a.s.)’den kaynaklanıyor ve talebelerinden kaynaklanıyor. Peki, onu niye söylemiyorsunuz? “Onu hiç almayalım” diyor. Olmadı ki o zaman, o zaman şahs-ı manevisini de alamazsın sen. Bütün bu, bölmeye kalkarsan samimiyetsiz hareket edersin. Yalnız tatlı tatlı millete yedirmişler bu üslubu, hakikaten de öyle tatlı tatlı ikna ediyorlar. Benim zamanımda da öyleydi. Böyle birdenbire böyle üzerlerine çökeceğimi hiç tahmin etmediler. Televizyonlardan, radyolardan böyle. Neye uğradıklarını şaşırdılar. Çok da mahcup oldular. Dürüst olanlar şimdi teker teker çözülüyorlar. Şimdi bu Hocaefendi de efendi bir insan, hiç gurur yapmıyor, kibir yapmıyor, vazgeçmiş.
Cübbeli de “gelin barışalım, dost olalım, Hocaefendi’nin yanına götürün beni, bana himmet etsin” diyor. “Tamam, görüşelim” diyoruz. Bu sefer de ne diyor? “Sen mürtetsin” diyor. Mürtet adamın yanında ne işin var senin? Mürtet, Müslümanken irtidat etmiş,Müslümanlıktan çıkmış kişi demektir ki benim bildiğim Hanbeli, Maliki ve Şafi mezheplerine göre katledilmesi gerekir. Öldürülmesi gerekiyor mürtetin, yani hayat hakkı yok. Şimdi Cübbeli kimlere ne işaret veriyor, onu da anlamadım. Ne demek istiyor? Fetva veriyor ‘mürtet’ diye. Dinden çıkmış, mürtet, katli vacip olmuş oluyor, kendi kafasınca. Sebebi de şu, diyor ki; “Hristiyanlara ‘Allah’ın dostu’ diyor” diyor. Doğru, adam “Allah birdir ve ben Allah’a inanıyorum” diyor. Ben “Allah birdir” diyenleri diyorum Hristiyanlardan ve açıklık getiriyorum. Musevilerden de, adam “Allah birdir” deyince Allah’ın dostu olur. Şimdi ateistle Allah’ı inkar etmiş adam aynı mı olur? Değil. Biri Allah’a inanıyor, biri Allah’a inanmıyor. O Allah’a düşman, o Allah’a dost. Ama Allah onu dost kabul ediyor mu? O ayrı meseledir. Ama biz adama sorduğumuzda, adam “Allah’a dostum” diyor. Bu doğru, Allah’a dostça yaklaşıyor. Allah onun dostluğunu kabul ediyor mu? O Allah Katı’ndadır. Onu biz bilemeyiz. Onun için o mürtet fetvası yanlış. Kimlere ne işaret veriyor, onu da anlamadım. Herhalde kendi kafasınca öyle kökten bir çözüm düşünüyor olabilir. Cahillik yapmasın, aklını başına alsın. Böyle lafları bıraksın. Hem “Hocaefendi bize himmet etsin” diyor, mürt et diyorsan, nasıl himmet etsin sana?
ALTUĞ BERKER:Yanınıza gelmek istiyor, sizden yardım istiyor.
ADNAN OKTAR:Yanıma gelmek istiyor, “görüşelim” diyor. Mehmet Talu Hocamızı aracı yapıyor, “görüşelim” diyor. Tamam, o zaman mürtetle niye görüşüyorsun sen? İrtidat etmiş adamla niye görüşüyorsun? Demek kendi dediğine kendin de inanmıyorsun sen. Öfkeden ağzından ne çıktığından haberi yok. Biz gece gündüz insanların Allah’a inanması için uğraşmıyor muyuz? Dünyada yaygın olan ne? Allah’a inkar yaygın. Bir imansızlık var dünyada, onun için Allah, Hristiyanlar için Kuran ayeti var; “Onlara ‘Allah birdir’ dedirtin” diyor ayette, “‘Allah birdir’ dedirtin.” “O konu üstünde durun” diyor. Allah’ın ayeti. Demek ki Allah, onların “Allah birdir” demesini beğeniyor, güzel görüyor ki bizi teşvik ediyor Allah, “Allah birdir” dedirtmek için. Allah’a o dost olduğunu söylediğinde, biz deriz; “bu Allah’a dost.” Allah onu dost olarak kabul ediyor mu? Onu bilmiyoruz. Ama ‘Allah birdir’ demesi çok hayatidir. Ondan sonra, ‘La ilahe İllAllah’ dedikten sonra ‘Muhammeden Resulullah’ safhası başlar. Sonra ‘Muhammeden Resulullah’ dedirtiriz. ‘La ilahe İllAllah’ demeyene biz nasıl ‘Muhammeden Resulullah’ dedirtiriz, değil mi? Adam, “Muhammeden Resulullah” diyorum ama “La ilahe illAllah” demiyorum derse ne olacak? Hiçbir anlamı olmaz. Onun için, Allah önce ‘La ilahe İllAllah’ dedirtmemizi istiyor. Biz de bunun için uğraşıyoruz. ‘La ilahe illAllah’ dediğinde Allah’a dost olmuş olur o. Yani kendi açısından dost olmuş olur. Allah’ın onu dost kabul etmesi için de ‘Muhammeden Resulullah’ demesi lazım, inşaAllah.
Önüne geleni tekfir ediyor kardeşim. Dünyada tek kalmış vaziyette. Önüne geleni; cemaatleri, Müslümanları… Alevilere de, Alevilerden çekindiği için böyle saygılı bir üslup kullanıyor. Daha önce öyle değildi üslubu. Ben eleştirdikten sonra Alevilere karşı dilini düzeltti. Yoksa özel sohbetlerinde, üslubunda, mantığında Alevilere karşı tam zıt yani, o açık. Ama Şiiler uzak olduğu için Şiilere istediğini söylüyor, onlardan bir risk geleceği kanaatinde değil. Çünkü Şii devleti uzak, Türkiye’de az Şii olduğu için onlardan o kadar çekinmiyor. Orada da puan toplamak için, Şiilere karşı olan Ehl-i Sünnet alimi dedirtmek için. Halbuki İttihad-ı İslam’da Alevisi, Bektaşisi, Şiisi, Caferisi, Vehhabisi, hepsinin bir olmasına biz İttihad-ı İslam diyoruz. Hatta Hocamız, gördünüz Said Özdemir Ağabey; “Vehhabilerle ilgili eleştiri olan bir yazı koyacaktık Risale-i Nur’a, "kardeşim, onu çıkartın" dedi” diyor Bediüzzaman. “İttihad-ı İslam vaktindeyiz. Böyle tartışma konularını kitabın içine koymayalım. Önce bir İttihad-ı İslam olsun, sonra alimler kendi aralarında toplanır o konuları hallederler” diyor. Bizim de bakış açımız budur. Önce bir İttihad-ı İslam olsun, sonra alimler kendi aralarında toplanır, o yanlış olan kısımlar giderilir, hatalı olan kısımlar giderilir. Ama böyle kinle, savaşla, nefretle yaklaşılırsa İttihad-ı İslam hiçbir şekilde olmaz. Her cemaat, her grup aşağı yukarı kendi müceddidini bu devirde, yüzlerce cemaat, kendi mürşidini, şeyhini, hocasını, büyüğünü, ağabeyini asrın müceddidi ilan etmiş durumda. İşte “yüz kişi bana biat etti” diyor veya iki yüz kişi, “iki yüz alim bana bağlandı, üç yüz alim bağlandı.” Dikkat edin, hiçbir grup diğer grubun müceddid ilan ettiğini kabul etmiyor. Böyle müceddidlik olur mu? Müceddid dediğinde bütün İslam aleminin kabul etmesi lazım. Bütün Müslümanların kabul etmesi lazım. Ehl-i Sünnet alimler içerisinde de yüze yakın müceddid adayı var, yüze yakın. Her biri ayrı müceddid biliniyor. Hakikaten de alimler, hakikaten müceddidler ve hakikaten yüzlerce alim hoca onlara bağlı. Ama “ben yaptım” demekle olmaz, “ben yaptım, oldu” olmaz. “Ben Hocamı müceddid ilan ettim,” bitti konu. Peki diğer Ehl-i Sünnet Müslümanlar kabul ediyor mu? Etmiyor. Kim kabul ediyor? “Benim çevremdeki arkadaşlarım kabul ediyor.” Kendini kandırmış olursun. Kendi o küçük grubunda. Yüz kişiyi, iki yüz kişiyi ikna etmek her cemaat için mümkündür bu, iki yüz tane alim. Alim çünkü izafi bir şey. Kafasına takke takan alimim diye ortaya çıkıyor. Dolayısıyla bu düşünce yanlıştır. “Müceddidimiz de tamam, iş bitti. Yan gelip yatalım. 3Böyle bir konu yok. Müceddid, bütün İslam aleminin ittifak ile sevdiği, ittifakla bağlandığı kişidir. Biz buna müceddid deriz. Alevisini, Sünnisini, Şiisini, Caferisi, Vahhabisini, hepsini birleşip topladı mı ona biz Mehdi (a.s) deriz. En büyük müceddid, en büyük bir müçtehid deriz. Sırf Mehdiyet’i engellemek için suni müceddidler ilan etmek çok büyük vicdansızlıktır. Hani iş oldu bitti. Senin oldu bitti demenle olur mu? Topla sen yüz kişiyi, iki yüz kişiyi topla, otele topla, yedir içir, ondan sonra de ki; “ben müceddidi ilan ettim, Mehdi (a.s) da çıkmayacak.” Böyle bir olay yok. Afganistan’da toplanıyorlar alimler, falanca kişi asrın müceddididir, bitti. Pakistan’da toplanıyorlar, “falanca kişi asrın müceddididir” diyorlar, bitti. Fas’ta, Cezayir’de toplanıyorlar alimler; yüzlerce alim, çok fazla alim var. Hepsi sarıklı, cübbeli kişiler, baksan “alimim” diyor, Kuran’ı çok iyi bilen adamlar. Yüzlerce müceddid olmuş oluyor. İnanıyorlar da kendilerine hakikaten asrın müceddidi olduğuna. Mesela bu ufak ufak artık daha da küçük gruplar var. Onlar da hep asrın müceddidi oldukları kanaatindeler. Daha da küçük. İnanılır gibi değil, “bitti bu olay, konu bitmiştir” diyorlar.
ALTUĞ BERKER:Hocam bugün Dışişleri Bakanımızın bir sözü vardı, bir anlatımı. Sarıkamış’ta şehitleri anma töreninde şöyle konuşmuş Sayın Davutoğlu; “Dünyanın dört bir köşesinden benimle birlikte Erzurum’a gelen büyükelçilerimizle ant içtik. Mademki şehitlerimiz dizlerinde derman kalmayıncaya kadar yürüdüler, bizler de dünyanın her köşesinde ister sıcak, ister soğuk ülkelerde olsun bedenimiz de can, dizlerimizde derman kalmayıncaya kadar bu bayrağı daha yükseklere dalgalandıracağız. Andımız olsun, ahdimiz olsun bu şehitlere ki bu bayrak Afrika’da da dalgalanacak, İskandinavya’da da dalgalanacak, Avusturalya’da da dalgalanacak, Şili’de de dalgalanacak. Biz de geri dönmeyeceğiz. Bu ülkeyi dünyanın en saygın ülkesi getirinceye kadar, bu aziz milleti dünyanın en güçlü milleti haline getirinceye kadar yürüyüşümüze devam edeceğiz” demiş Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bu konuşma çok önemli, tarihi bir konuşma, çok muazzam bir şey. Biz bu konuşmayı canlıysa alalım, kanalda yayınlayalım sık sık. Çok şahane vurgulamış, Mehdiyet’in direkt açıklaması, doğrudan açıklaması. Mehdiyet’in en ince detaylarına kadar muhteşem vurgusu. Tam Müslüman, muttaki, halis muhlis Türk evladı. Tebrik ediyorum Dışişleri Bakanını. Ben böyle bakan görmedim. Helal olsun, gani gani helal olsun. Allah yolunu açık etsin, Allah hidayetini artırsın; cesaretini, şevkini artırsın. Sonuna kadar hep Dışişleri Bakanı olsun, inşaAllah. Çok çok mükemmel, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Hocam, İslam Konferansı Teşkilatı Genel Sekreteri Sayın Ekmeleddin İhsanoğlu, Mısır’da Hristiyan kardeşlerimize yapılan saldırı sonrası Mısır Hristiyanlarının ruhani lideri Patrik Üçüncü Şenuda’ya mektup yazarak başsağlığı dileğinde bulunmuş. Ayrıca mektubunda Müslümanlarla Hristiyanlar arasındaki dostluğun derinleştirilmesi temennisinde bulunmuş, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet, Peygamberimiz (s.a.v) Hristiyanlara çok şefkatliydi. O da çok şefkatli. Çünkü bizim yed-i emanımızdalar. Tabii, biz Yahudilere, Musevilere karşı da çok şefkatli olacağız. Büyük Ortadoğu Projesi’ni savunanlar Hristiyanlarla ve Yahudilerle nefret dolu, kin dolu bir savaş içinde olmamızı, onları tuttuğumuz yerde öldürmemizi; hatta taşların, ağaçların onların bize yerini bildireceğini, bizim de onları gidip öldürmemiz gerektiğini Müslümanlara empoze ediyorlar ve muazzam bir nefret politikası izliyorlar. Bunun sonucunda da adım adım dev bir katliam hazırlığı yapmış oluyorlar. Yani bütün Müslüman alemini böyle büyük bir katliama uğratacak bir çalışma içindeler. Biz böyle bir oyuna gelmeyiz. Büyük bir Hristiyan, Musevi ve Müslüman savaşı düşünüyorlar. Bunun için birçok cahil hocayı da görevlendirmiş durumdalar. Onlar da var gücüyle toplumu, Hristiyanları, Musevileri tuttuğun yerde kesmen lazım, biçmen lazım, onlardan nefretle bahsetmeniz gerekiyor tarzında bir üslup kullanıyorlar. Halbuki onların hükmü Kuran’da belirtilmiştir. Onlar Ehl-i Kitap’tır. Hatta Allah Hristiyanlar için de; “Hristiyanları Müslümanlara daha yakın bulursun” diyor Allah ayette, Kuran’da. “Daha yakın bulursun” diyor. “Musevilerden de Rabbani alimler vardır” diyor, “onların içinde.” “Adaletle iş gören bir grup vardır” diyor, Musevilerden. Dolayısıyla bizim Ehl-i Kitap’a karşı bakış açımız şefkatli, İslam’ı tanıtıcı olması gerekir. Tabii ki hak din İslam’dır. Bunun tartışılacak bir yönü yok. Bunu detay detay anlatmak bir şey değiştirmez. Çünkü hak din İslam’dır deyince, Allah Katı’nda geçerli din İslam’dır deyince zaten konu bitmiştir. Bu anlaşılmaz bir cümle değil ki bunu detaylandıralım.
ALTUĞ BERKER: Peygamber Efendimiz (s.a.v) şöyle yazdırmış anlaşma metninde Hocam, Hristiyan olan İbn-i Haris Bin Kab’a anlaşmada şöyle yazdırmış; “Şarkta ve Garpta yaşayan tüm Hristiyanların dinleri, kiliseleri, canları, ırzları ve malları Allah'ın, Peygamber (s.a.v)'in ve tüm müminlerin himayesindedir” demiş Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Müslüman bilakis onları koruyup kolluyor. Tuttuğu yerde asıp kesmiyor, öldürmüyor. Bilakis kolluyor. Peygamberimiz (s.a.v) cübbesini altlarına seriyor otursunlar diye. Müslümanlar gidip onların yanına hicret ediyorlar. Canlarını, mallarını, namuslarını korumak için onların yanına gidiyorlar, onların yanında yaşıyorlar. “Yemeklerinden yiyebilirsiniz” diyor Allah ayette. “Onlardan kız alıp evlenebilirsiniz” diyor Allah. Böyle bir durumda asıp kesmeyi nereden çıkarıyorsun o zaman? Tabii ki Müslüman olmalarını dileriz ama öldüresiye nefret, böyle bir şey yok, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Ayet-i kerimede de şöyle buyuruyor Hocam, Cenab-ı Allah, şeytandan Allah’a sığınırım, Ali İmran Suresi, 199; “Şüphesiz, Kitap Ehlinden, Allah'a; size indirilene ve kendilerine indirilene -Allah'a derin saygı gösterenler olarak- inananlar vardır.”
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Rusça da geliyor Azerbaycan’dan, Türkçe de geliyor. Sürekli mesaj geliyor, maşaAllah. Onların tercümeleri yapılıp bana geliyor. Ben de öyle okuyorum sizlere, inşaAllah. Çoğu Rusça geliyor, Çince gönderenler var, inşaAllah. Arapça geliyor yazıların birçoğu, İngilizce geliyor. Onlar yine tercüme olup bana geliyor, maşaAllah.
“Adnan Oktar’ın sohbetini dinledim internette; "Yahudilerin kılına dokundurmam, onlara bir şey yapan karşısında beni bulur. Onlar Peygamber (s.a.v) torunlarıdır" diyor. "Bizim yed-i emanımızdadır, güvencemizdedir" diyor. Cevahir Otel’de basın toplantısı yapmış. O basın toplantısında bunları konuşmuş. Başka bir konuşmasında Hristiyanları kardeş olarak görüyor. "Allah dostları olarak kabul ediyoruz" diyor.” Bu Cübbeli’nin konuşması. “Vallahi böyle diyor. Kulağımla duydum bunu. Şimdi bunlara inananlar ne olur? Kesin müşrik olur, kesin mürtet olur, dinden çıkar, nikahı gider.” Şimdi bak; hem müşrik olmuşum, hem mürtet olmuşum, hem dinden çıkmışım, hem nikahım gitmiş. Eğer tabii evli olursak nikahımız gitmiş oluyor. “Çünkü ayette, "Yahudi ve Hristiyanları dost edinmeyin" buyuruyor. Birkaç ayet daha misal getiriyor. "Hadi kardeşim" diyorsun ama Allah dostu ne demek?” Şimdi kesin gittin. Mürtet oldun. “Allah birdir” diyorsa, “Allah’ı seviyorum” diyorsa Allah’ın dostu olmuş olmuyor mu bu adam? Oluyor. Allah onun dostluğunu kabul ediyor mu? Onu bilmiyoruz. Allah’ın dostluğunu kabul etmesi için ‘Muhammeden Resulullah’ demesi lazım. Ama Allah’a dost olmuş, bu doğru. Ben niye mürtet olayım bundan dolayı? Baksana ne nikah, ne din, ne iman, hepsi gitmiş diyor. “Burada Vatikan Projesi ortaya çıkıyor. Bizle uğraşanlar, yani Adnan Oktar meydana çıkıyor. Ama siz hala anlayamadınız” diyor. Vatikan Projesi diye bir proje yok. Vatikan, garibanın teki onlar. Köşeye sıkıştırılmış. Gidiyorlar Darwinistler Vatikan’da Darwinist propaganda yapıyorlar. “Allah birdir,” “Allah yarattı” dedirtmiyor Vatikan. Darwinizmle oldu dedirtiyor. Bak Oktar konuşacaktı engellediler. Vatikan Darwinistlerin elinde. Ama Büyük Ortadoğu Projesi var, bu doğru. Bu deccali proje. Bu deccali projede Müslümanlarla, Hristiyanları ve Yahudileri çarpıştırıp sel gibi kanlarını akıtmak istiyorlar. Onun için cahil hocaları ortaya çıkardılar. Müslümanları birbirlerine düşürmeye çalışıyorlar. “Biz bunları on yıldır uyarıyoruz. Milli Gazete, Akit Gazetesi’ne diyoruz, "Harun Yahya’nın eserlerini almayın, yayınlamayın."” Bak, benim bu kitaplarım; bütün dünyayı uyarıyor; iman hakikatleri Darwinizmi, materyalizmi yerle bir ediyor. Allah’ın varlığını, birliğini ispat ediyor. Allah’ın Kuran’daki mucizelerini anlatıyor, kainattaki varlıkların mucizelerini anlatıyor; sivrisineğin, bal arısının mucizelerini anlatıyor; bu kitapları Milli Gazete ve Akit Gazetesi’ne söylemiş; “sakın yayınlatmayın” demiş. Yeni konuşması bu, 9 Ocak 2011’de yaptığı konuşması. “Adnan Oktar’ın milletten özür dilemesi lazım. Çıkıyorlar, Darwin teorisini çökertmiş. Ne çökertmesi? Darwin teorisi mi vardı da çöksün? Kim inanıyordu ona? Böyle uydurmalar yapıyorlar, yazık” diyor. Dünyanın %95’i Darwinizme teslim olmuş vaziyette. Bak İsrail bile, İsrail’de bile Darwinizmin geçersizliğinin anlatılması yasak. Görevli Bakan, Darwinizmin geçersizliğini anlatıyor diye adam görevinden alındı. Bilimsel olarak anlattığı için, Darwinizmi böyle geçersiz bir teori olarak anlattığı için görevinden alındı. Dünyanın herhangi bir yerinde hiçbir başbakan, cumhurbaşkanı “ben Darwinizme karşıyım” diyebiliyor mu? Diyemez, dünyada dev bir Darwinist diktatörlük var. Dubai’ye gitti çocuklar; Dubai’ye gitti, konferans verdi. Dubai Müslüman bir memleket olarak biliniyor. Dubai’de resmi olarak Darwinizm okutuluyor. Aksi savunulamıyor. Bütün ülkelerde, her yerde Darwinizm okutuluyor. Fakat Cübbeli kendi mekanında, dar bir çevrede kaldığı için dünyayı tanımıyor. Cihat sen Dubai’ye gittin. Neler oldu anlat Dubai’de?
CİHAT GÜNDOĞDU:Dubai’de Zayed Üniversitesi var Hocam, inşaAllah. Dubai Diyanet İşleri Başkanlığı’nın özel davetlisi olarak siz davet edilmiştiniz. Ben de temsilciniz olarak konferans verdim, inşaAllah üniversitede.
ADNAN OKTAR:Zayed Üniversitesi’nde? Dubai, Müslüman memleket değil mi burası? Evet, güzel.
CİHAT GÜNDOĞDU:Evet, inşaAllah. Öğrenciler konferansın sonunda çok şaşırdıklarını, evrim teorisi gibi bir yalanın kendilerine nasıl bugüne kadar bilimsel bir gerçekmiş gibi öğretildiğine tepki gösterdiler Hocam kendi üniversitelerinde.
ADNAN OKTAR: Bak, üniversitede, Müslüman bir ülke, İslam ülkesi olarak bilinen bir ülkede Darwinizm dayatma olarak anlatılıyor. Sonra?
CİHAT GÜNDOĞDU:İnşaAllah, dünyada bu şekilde Darwinist bir diktatörlük olduğunu aktardım kendilerine. Hocalarına bu şekilde karşı çıkacaklarını kendileri söylediler bizzat, inşaAllah, bundan sonra.
ADNAN OKTAR:Cübbeli’nin işte bunlardan haberi yok. Fas’ta, Tunus’ta, Cezayir’de, Mısır’da, her yerde Darwinizm resmi ideoloji olarak okutuluyor. Suriye’de, her yerde. Bütün okullarda, devlet okullarında resmi. Türkiye, Müslüman ülke; hükümet, muhafazakar hükümet, buna rağmen Darwinizm TRT’de cayır cayır anlatılıyor. Ve devletin bütün kitaplarında, devletin yayınladığı kitaplarda Darwinizm resmi olarak bir gerçekmiş gibi sunulup anlatılıyor. Cübbeli de “nerede Darwinizm?” diyor. Zaten HaberTürk’te “evrim teorisi hakkında ne diyorsun?” dediler. “O ne ki?” dedi böyle, hart hart kaşınıyor. Kardeşim, cahil insansın, dünyayı tanımıyorsun, etrafı tanımıyorsun. Onun dünyası Fatih, Çarşamba, dar bir çevre. Bütün dünyası o, onun için dünya Fatih. Fatih’in belirli bir bölümü, Çarşamba Mahallesi. Öyle değil. Yani sadece İsmail Ağa Camii’nden ibaret değil dünya. Kendi kendine orada düşünceler üretiyor ve dar bakıyor olaylara, çok dar bakıyor. “Ehl-i Sünnet bildiğimiz çoğu alimler Adnan Oktar’ın yanına gidiyorlar. İsimlerini versem aklınız durur. Hepsi akıllarını başına alsınlar. "Biz bunlardan beriyiz" diye açıklama yapsınlar. Yoksa ben bunların isimlerini vermek zorunda kalacağım.” Bir de böyle halife gibi üslubu da, bütün Türkiye’ye kafa tutuyor. Mesela şu mürtettir, şu Müslümandır, şu dinden çıkmıştır, hep bu biliyor. Kiminle kimin konuşması gerekiyor, kiminle kimin görüşmesi gerekiyor, hangi gazete neyi yayınlaması gerekiyor; kendini sultan ilan etmiş böyle, cahil aklıyla. Buna soracaklar alimler, kiminle konuşacağını. Soracağız buna. Zaten liste veriyor böyle; şunlarla şunlarla görüşebilirsiniz, şunlarla şunlarla görüşemezsiniz” diye. Uçuyor yani, ayakları yerden kesilmiş. “Falan adam yemeğine, davetine gidiyor.” Bak çok ağrına gidiyor. Hakikaten bizim iftarlarımıza bütün ileri gelen Müslümanlar geliyor. MHP’liler de geliyor, BBP’liler de geliyor, CHP’liler geliyor, AK Partililer geliyor, siyasiler geliyor; alimler, büyük Ehli Sünnet alimleri, hepsi geliyor. Ama bu tabii bütün dünyadan da böyle yazılar geldiği için; Çin’den, Japonya’dan, Endonezya’dan, Amerika’dan… Şimdi Amerikalılar bunu ne yapsın? Endonezyalılar bunu ne yapsın? Filipinliler bunu ne yapsın? Çin bunu ne yapsın? Çünkü bunun anlatımı malum, hayatı da malum, kafası da malum, mantığı da malum. Biraz da haset ediyor herhalde anladığım kadarıyla, kıskançlığı da var. Çocuk gibi. Onun için var gücüyle durdurmaya çalışıyor. “Etrafındakiler dağılsın. Adnan Oktar’ın faaliyetleri durdurulsun, kitaplarını aldırmayın, kitapları yayınlanmasın. Darwinizm de yok, materyalizm de yok dünyada, öyle bir şey de yok.”
“"Hristiyanlara Allah dostu diyen adamla ne işiniz var?" diyor.” Muhammed Masum göndermiş. Dortmund/Almanya’dan göndermiş. Kardeşim, biz geceli gündüzlü bütün dünyada, mesela biz gidiyoruz İsraile, gençlere ‘Allah birdir’ dedirtmeye çalışıyoruz. Onları Allah dostu yapmaya çalışıyoruz. Allah’a dost olmaları. Allah’ın onlarla dost olması için de ‘Muhammeden Resulullah’ demeleri lazım. Ama buna rağmen Allah’ın yine dostluğunu biz bilemeyiz. Ama kişi şahsı olarak Allah’a dost olabilir, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Dubai’deki konferansın haberi çıkmış Hocam. Dubai’deki bir yayında National isimli büyük bir gazetesi Birleşik Arap Emirliklerinin, orada Cihat’ın da ismini veriyor. “Konuşmacı fosillerin yaratılışı ispat ettiğini söyledi” diyor, inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Evet. “Sayın Hocam, bir sohbetinizde Peygamberimiz (s.a.v)’in insaniyet ömrünün 7 bin yıl olduğunu söylemleştiniz. 35 bin yıllık mağaradaki insan resimlerini nasıl anlamalıyız? Sevgilerimizle.” Peygamberimiz (s.a.v) 7 bin yıllık bir takvimden bahsediyor. Biz kaç yılındayız? 2011. Şimdi ben desem ki; “2021’de şunları şunları yapacağız, inşaAllah” desem, “bu süre içerisinde neler neler olmuş tarihte” desem, bu nedir? Bir takvim vermiş oluyoruz biz. Şu an 1431 yılındayız, hicri. Bu ne demektir? Dünya 1431 seneden beri mi var? değil. 2011 deyince Dünya 2011 senden beri mi var? Bu da değil. Maya takvimi başkadır, Musevi takvimi başkadır. Çok fazla takvim var. O devirde kullanılan bir takvime göre Peygamberimiz (s.a.v) söylüyor. 7 bin yıllık bir takvim. “7 bin yıldır, 5600 yılı geçmiştir” diyor. Net süre tespiti açısından bu. Şimdi 7000’den 5600’ü çıkardığımızda 1400 kalır. Şu anda da 1431’de olduğumuza göre 1400-1500 arasında her şeyin biteceği anlaşılıyor. Ahir zamanı, Mehdi (a.s) devrini ortaya koymak için Peygamberimiz (s.a.v) böyle bir hadis söylemiş. Ondan yüz, iki yüz sene önce o hadisleri kullanamazdık zaten biz. Ama şu an mükemmel kullanılacak bir delil haline gelmiş durumda. Çünkü net tarih var. 1400 ile 1500. Başka bunun arasında bir tarih çıkmıyor. Kaç hadis var? 8 tane hadisi var Peygamberimiz (s.a.v)’in bu konuda. O zaman? Mehdi (a.s) devrindeyiz, Ahir zamandayız, İsa Mesih (a.s.)’in zamanındayız.
“Hocam, şu soruma üstü kapalı da olsa cevap verirseniz çok sevinirim. Benim için çok önemli. 65 yaşındaki annem, İmam İskender Ali Mihr Beyefendi’ye mürit olmuş. Oradaki müritler de İskender Ali Bey’i Mehdi diye tanıtıyorlarmış. O bey hakkında hiçbir şey öğrenemedim. Annem manevi zarara uğrar mı? Bana cevap verirseniz yeterli olur Hocam.” İşte dedik ya, herkes, önüne gelen kendini müceddid ilan ediyor. Mesela o da müceddid, o da asrın alimi olduğu iddiasında. Vahiy aldığını iddia ediyor. Bunun üzerine daha ne söyleyeyim? “Bana sure geliyor, ayet geliyor” diyor. Kuran’ı yeterli gören bir insan ayete niye ihtiyaç duysun? Allah, Kuran yeterli diyor. Çok açıktır Kuran’ın yeterliliği. Kuran’ın yeterliliğine inanana Müslüman diyoruz biz. Kuran’da ittifak edene Müslüman diyoruz. Kuran yeterli değil diyorsa, Kuran eksiktir diyorsa veyahut fazladır diyorsa, Müslümanlıkla alakası kalmaz şahsın. Ama tabii sırf dinsiz, ateist olacağına, o adamın yanındaysa yine de bir şeydir tabii. Hiç yoktan ehven bir durum olmuş oluyor, yani tam ateist olmasındansa. O çünkü düzeltilebilir, o hatasından, oradan çıkartabiliriz. Yani tam ateist olması çok anormaldir. O itikadi bozukluk düzeltilebilir, inşaAllah. Ama tabii buradaki eksiklik, yani anormal tavır çok galiz, çok çok galiz. Bunun tartışılacak bir durumu yok.
Mehtap Özcan, Belçika; “Hocam, Allah’ın selamı üzerinize olsun.” Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu, inşaAllah. “Hocam ben, hiçbir şeyhe bağlı değilim ama benim gönlüme, Allah Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri’nin aşkını düşürdü. Onun büyüklüğüne, kayıtsız şartsız, sorgusuz sualsiz inanıyorum ve Mehdi (a.s.)’a onun yardımcı olacağına inanıyorum.” Doğru. Sevgin de sana olan sevgimi coşturmuş olur. Ne güzel. Tam sevilecek insanı bulmuşun. Doğru yapıyorsun. “Sevgili Hocam ben, her zaman Allah (c.c)’den beni Mehdi (a.s)’a ulaştırmasını diledim ve en son geldiğim nokta bugün, sizin manevi yanınız, inşaAllah ve sizin Mehdi (a.s)’ı bulmada bana yardımcı olacağınıza inanıyorum, inşaAllah. Hocam, az biraz araştıran, öğrenme arzusu olan herhangi bir kişinin bile anlayacağı delilleri gösteriyorsunuz, inşaAllah. Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri’nin 1987 yılında sizinle ilgili yaptığı konuşmayı dinleyince, Şeyh Hazretleri’nin o sırları röportajda açıkça verdiğini anlıyorum” diyor. “Bazı sırları verdiğini anlıyorum” diyor. “Yanılıyor muyum Hocam?” diyor. Tabii ki Hocamızın konuşmasında sırlar var, güzellikler var, derinlikler var, hikmetler var. Ama hakikaten çok sevilecek bir insan. Doğru yoldasın, inşaAllah. Annen de eğer sırf dinsiz, imansız olacaksa, o adamın yanında imanını muhafaza ediyorsa, ehven olmuş oluyor yani. Yani sırf batacağı yerde, öyle şeyleri kabul ederim. Var öyle, mesela sapkın görüşler var, sapkın inançlar var ama sırf inançsız olması mevzu bahis ise bari öyle olsun. Çünkü oradan çıkarabiliriz, bir ara safha olarak çıkarabiliriz.
Bu Muhteşem Yüzyıl dizisine çok tepki gösteriyor kardeşlerimiz. Güzel filmleri biz hazırlarsak, böyle şeylere gerek kalmaz. Hocamız vakıf kuralım diyordu geçenlerde, büyük bir vakıf kurulursa, bütün bu filmleri dindar insanlar yapar, çok iyi olur, inşaAllah.
“Değerli Muhammed Adnan Hocam, Allah’ın selamı ve bereketi üzerinize olsun inşaAllah. Cübbelinin size mürtet demesi, sizin eserlerinizi kesinlikle ama kesinlikle okumadığının en büyük kanıtıdır. Sizin eserlerinizi okumaya bir saat bile ayırmamış olması çok acıdır” diyor. “İnşaAllah siz daha iyi bilirsiniz. Ayrıca size mürtet demesi sizi çok seven bizlere yapılmış büyük bir hakarettir, asla kabullenemeyiz. Saygılar, hürmetler.” Kardeşim, ne dediğini bilmiyor ki. Kendini kaybetti, böyle ağzına geleni söylüyor. Baksana “mürtet, nikahı gider, dini gider, imanı gider.” Yani kendini adeta halife ilan etti. “Şu gazete şu haberi alsın, şu şunu yapmasın, şu şunu yayınlamasın, şu şu alimler şu kişi ile görüşmesin.” Memleketi yönetiyor oturduğu yerde, kendi kafasına göre. Hayalinde, uçuyor böyle, ayağı yerden kesilmiş. Kardeşim, sen o kadar orijinal bir insansın ki, o kadar garip bir insansın ki, o kadar şaşırtıcı bir insansın ki, yani hakikaten önemli bir insansın, özel bir insansın sen hakikaten. Yani ahir zamanda özel görev almış, özel bir insan olduğunu, Allah bütün dünyaya, bütün İslam alemine gösteriyor. Ama bizim gibi delikanlı adamlar, tabii böyle ne onun mürtetlik fetvasından, ne şundan bundan etkilenmezler. Ciyak ciyak bağırıyor var gücüyle. Arkasından da diyor işte, “görüşelim, konuşalım, himmet etsin bana.”
ALTUĞ BERKER:Bizzat bana söyledi Hocam.
ADNAN OKTAR:Ne diyor?
ALTUĞ BERKER:Gayet nezaketli, “Hocaefendiye ben gidebilir miyim?” “Bana lütfen himmet eder mi?” “Bana yardım eder mi?”
ADNAN OKTAR:Sonra da mürtet fetvası çıkarıyor. Onun kafasına göre Türkiye’de mürtet olmayan çok çok az vardır, yani en fazla yüz bin kişi çıkar Allahualem. Yani onun mantığına göre herkes mürtet oluyor zaten. Yani her söze fetva veriyor. Her harekete. Mesela Alevilik, onun katında nedir, Bektaşilik nedir, Caferilik nedir, Şiilik nedir, Vehhabilik nedir? Özel sohbetinde bir gidin sorun bakayım. Ama Alevilerden bir şekilde çekiniyor Allahualem. Onlara böyle bayağı gönlünü alacak şekilde bir konuşmalar yapıyor. Detaya insin, detaya insin, konuşsun, değil mi? Çünkü onun hangi tavra, nelere mürtet dediğini herkes biliyor. Yani kendisi nasıl yaşıyor peki? Kendisi nasıl yaşıyor? Bambaşka bir hayatı var. Yani insanların zannettiği gibi değil onun yaşadığı hayat. Bambaşka bir hayat.
Canım Hocam. Kendi mahallesi sınırlarından çıkamayan, dünyada neler olup bittiğini bilmeyenler, “nerede Darwinizm” diyerek dünyadan bir haber, herkese mürtet deyip insanı çıldırtıyorlar, canım Hocam” diyor. Bu kişi Şeyh Nazım Efendimi de aklı bulanan yaptı.” “Aklını kaybetmiş” dedi Şeyh Nazım Hocama, “aklı gitmiş” dedi.” Onu da anormal görüyor. Şeyh Nazımı da anormal görüyor. Onun bütün vekillerini de anormal görüyor. Kimi mürtet, kimi kafir, kimi fasık, kiminin nikahı düşmüş, kimi dinsiz, Cübbeli’ye göre. Her birine ayrı bir fetva veriyor. Bediüzzaman’a da diyor, “otuz cihette Ehl-i Sünnet’e uymuyor” diyor. “Büyük alim söyledi bana” diyor. “Ellerinizden öperim canım Hocam” diyor Mücahide.
“Nur yüzlü Muhammed Adnan Hocam, Hocam bugün de çok şıksınız, çok güzel ve hoş konuşuyorsunuz” diyor Erhan Budak, Kastamonu’dan. Erhan, sen ne sevimlisin sen, sen, sen. Seni cin seni, seni, seni. Seni hayta seni, seni. Bak, diyor ki; çok uyanık, Ekşi Sözlük’ün ekibinden, çok uyanık; “Hocam, Risale-i Nur’u okuyoruz, yalnız dili çok ağır, nasıl daha iyi anlayabiliriz? Sözlüğe bakmadan konunun özünü unutuyoruz” diyor. Bunlar öyle haytalar, öyle cinler. O arada o şeyi de, damgayı da koymuş, Ekşi Sözlük’ün. Ekşi Sözlük ekibine selam. Bütün haytalara, bütün kerata takımına. Çok zeki ve çok cinler. Şakaları da çok komik oluyor. Ama iyi, Risale-i Nur’a dikkatleri çekilmeye başlamış, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Hocam, şöyle söylediniz dün; “her zaman söylüyorum, hak din İslam’dır” dediniz. “Kuran’ın dışında kalbi rahatlatacak başka din olmaz. Tevrat’ta da, İncil’de de hak olan yerler vardır ama bunları Kuran’la anlarız. Değişen kitaptan din olur mu? İnsanın içini karartan din olur mu? Adam “ben hakiki Hristiyan olacağım” diyor. Ama hakiki Hristiyan olmak için Muhammedi olmak lazım. Kuran’ın hepsini hayatına geçiren biri zaten hakiki Hristiyan, hakiki Musevi, hakiki Nuhi, hakiki İlyasi olur. Tek bir kitabı reddedersen olmaz” dediniz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Cübbeli kendini çok kurnaz zannediyor. Biz Kuran’ın dışındaki, İslam’ın dışındaki dinler haktır demişiz gibi bir imaj vermeye çalışıyor. İşte bunlar, Vatikan projesi falan, bu da kendince kahraman gibi kendini gösteriyor. Halbuki her Müslüman İslam dininin tek hak din olduğunu bilir. Kuran ayeti de çok açıktır. Yani biz bunu Cübbeli’den öğrenmiyoruz ki, Kuran’dan öğreniyoruz. Türkiye’yi kurtaran, böyle kahraman havalarında ortaya çıkıyor. Bu kişiye karşı böyle bir şey demeyeyim diyordum, anlatmayayım diyordum ama şimdi bu bizi mecbur etti. Mecburen bundan sonra yine anlatacağız. Çünkü normal değil hareketleri, acayip şeyler ediyor, acayip konuşmalar yapıyor. Bir dediği bir dediğine tutmuyor. Mesela orada “bana himmet etsin diyor, yardımcı olsun” diyor, “Hocamla görüşeyim, Hocaefendiyle görüşeyim” diyor. Arkasından “nikahı gitmiş” diyor, işte “mürtet olmuş” diyor. Şudur, budur. Allah aklını artırsın, Allah hidayet versin, inşaAllah.
O TvNet programında bazı konuşmalarda, bazı iddialar vardı. Onları bana çıkartıp verin ki ben onlara cevap verebileyim. Benim anlattıklarım çok az bir kısmı, orada birçok iddia ortaya atıldı. Mehdiyetle ilgili, ahir zamanla ilgili. Çoğu da yanlış, hepsini açıklayabilirim. Ehl-i Sünnet kaynaklarından, Kuran ayetleriyle açıklayabilirim, inşaAllah.
“Selamun Aleykum Hocam. Ellerinizden öperim.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Allah sizden razı olsun ve dünyada Cennet gibi bir ortam nasip etsin, ahirette de cennet nasip etsin” diyor. Efendimiz Hz. Muhammet Mustafa (s.a.v)’e komşu eylesin” diyor. Bu da İnci takımından. Bu haytalar, bunlar çok cinler. Çok sevimli, maşaAllah. “Allah’a emanet olunuz. Selam ve dua ile” diyor. Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. Allah senin ilmini artırsın; bilgini, feyzini artırsın, sevecenliğini artırsın, inşaAllah. Yalnız tabii nereden anlıyorum? Onlar da biraz şaşırıyorlardır. Bir gün de isimleriyle söyleyeceğim, o zaman daha da şaşıracaklar. Çünkü isimleri de geliyor bana, inşaAllah. Ama şevklerini kırmamak için bir şey demiyorum tabii, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Hocam, bir internet sitesinde Said Nursi Hazretleri’yle ilgili bir haber çıkmış. “Said Nursi’nin adım adım fişlendiği raporlar” diyor. “Bediüzzaman Said Nursi’nin hayatı takibat altında ve sürgünde çekti. Onun nasıl adım adım izlendiği ve her hareketinin rapor edildiğini gösteren belgeler ortaya çıktı. Bu takibatın kılıfı irticai ve dini faaliyetler. Kodu ise ‘yeşil takip’” diyor.
ADNAN OKTAR:Yeşil takip. Derin takip demek istemişler yani. Yeşil takip, derin takip.
ALTUĞ BERKER:Hızır (a.s)’dan bahsediyordunuz Hocam siz, inşaAllah, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bediüzzaman’ı farkında olmadan koruyup kollamış olurlar. Çünkü sürekli polis takibatıyla ona ne suikast yapabilen oldu, ne başka bir şey yapabilen oldu. Tabii suikastlar oldu fakat Allah korudu onu. Fakat o suikastlar iddia edilen Ergenekon örgütünün suikastlarıydı. Bediüzzaman’a baskı yapan sistem iddia edilen Ergenekon örgütünün yapılanmasıydı o devirde. Bediüzzaman o örgüte dikkat çekmişti. Yani “gizli zındıka örgütü” diye söylüyordu. Gizli zındıka yapılanması. “Gizli zındıka casuslarını bizim yanımıza gönderiyor” diyor. İddia edilen Ergenekon örgütünü kastediyordu. Dolayısıyla Bediüzzaman ta o devirlerde bu örgütü açıklamıştı. Fakat ileride onların mahvolup, dağılacaklarını da belirtmişti. Aynen de dediği gibi oldu, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah hocam. Şöyle söylediniz; “Mehdiyet’e bir insan önem vermiyorsa; İttihad-ı İslam'a, Türk İslam Birliği'ne, Hz. İsa Mesih (a.s)'ın inişine önem vermiyorsa, Kuran'a, haşa Allah'a önem vermiyor demektir. Kuran’ın hakim olmasını istemiyorsa bir insan geriye ne kalıyor? Kuran’ın hakim olmasını isteyen zihniyetin adıdır Mehdiyet. Hz. Mehdi (a.s) en büyük velidir, coşkuyla seviyoruz. Hz. İsa (a.s) da Ulu'l Azm Peygamberdir, coşkuyla seviyoruz. Mehdiyet’in bu nedenle sürekli gündemde tutulması şarttır” dediniz, inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Hür Adam filmi için yapacağımız şey, hemen şu vakfı kuralım. Vakıf kurulsun, o kurulsun. Müslümanların inançlarını, sevdiklerini, Müslümanların tarihini anlatan filmleri hazırlayan dünya çapında en büyük şirketi kuralım, vakfa bağlı olarak. Peygamberimiz (s.a.v) zamanının filmini yapalım. Hz. Ömer (r.a) devrini yapalım, Osman (r.a) devrini yapalım, Hz. Ali (r.a)’ın devrini yapalım. Daha sonraki devirler; Mevlana Halit, İmam-ı Rabbani, Abdülkadir Geylani, Bediüzzaman, Süleyman Hilmi Tunahan; muhteşem olur ve muazzam milletimiz bilgilenir. Çünkü birçok alimi tanımıyorlar, bilmiyor halkımız. Çok şahane bilgilenmiş olurlar, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Sevimli canlıları gösterebilir miyim?
ADNAN OKTAR:İsmail Mutlu Ağabeyimize yarın detaylı cevap verelim. Çünkü o uzun uzun anlatıyor. Bir konuyu bir insan bir türlü anlatamıyorsa onda bir anormallik vardır. Çözemiyor, anlatıyor anlatıyor çözemiyor, anlatıyor anlatıyor çözemiyor. Mehdi (a.s) konusunu Bediüzzaman o kadar net anlatmış ki bu kadar içinden çıkamaman normal mi? Havalara bakarak anlatıyor, kendini parçalıyor. Demek ki yanlış biliyorsun, yanlış aktarıyorsun. Senin ferah ferah çok net, kesin, Bediüzzaman’ın ifadelerini de kullanarak açıklaman lazım. Bu arkadaşların açıklamalarına dikkat edin, Bediüzzaman’dan delil vermiyorlar. Kendi kafalarına göre. Dikkat edin, dinleyin, hep kendi ezber kafalarından olmuş oluyor. Mutlaka Bediüzzaman’ın dediğini güzelce başından sonuna okuyup, tamamını okuduktan sonra açıklamayı yapacak. Mesela bak, Kastamonu Lahikası sayfa 99, İsmail Mutlu Ağabeyimizden Bediüzzaman’ın şu yazısını hiç duyan, dinleyen olmuş mudur? Hayatta duymamışlardır, inşaAllah. Mesela bak; “Ta ahir zamanda, hayatın geniş dairesinde Risale-i Nur Külliyatının asıl sahipleri, yani Mehdi (a.s) ve şakirtleri, Cenab-ı Hakk’ın izniyle gelir.” Şimdi Mutlu Ağabey bunu okumaz, niye okumaz? Çünkü bütün dediklerini altüst eden bir açıklama bu. Buradan hocalarımızı mat edebilirsiniz, açıkça söyleyeyim. Herhangi bir öğrenci mat edebilir. “Bak, Mutlu Hocam” diyecek, “bak, burada diyor ki; "Risale-i Nur’un asıl sahipleri, yani Mehdi (a.s) ve şakirtleri (talebeleri), Cenab-ı Hakk’ın izniyle gelir."”Bitti, bütün anlattıkları boşa gitti hocanın. Tevil ediyorsa, nasıl tevil ediyorsa onu da videoya alıp göstermek lazım. Bir ibret vesilesi olarak bütün dünyaya, İslam alemine ibret olması için göstermek lazım. Bunun tevil edilecek bir yönü var mı? Bak, “asıl sahipleri, yani Mehdi (a.s) ve şakirtleri (talebeleri), Cenab-ı Hakk’ın izniyle gelir,o daireyi genişletir ve o tohumlar sümbüllenir. Bizler de kabrimizde seyredip Allah’a şükrederiz.” (Kastamonu Lahikası, s. 99) Ben de ölü olmuş olacağım o anda diyor. Mehdi (a.s) geldiğinde ben vefat etmiş olacağım diyor. Bunun nesini tevil edeceksin? İki saat TvNet’te konuştular; konuşuyor, konuşuyor, konuşuyor, Allahualem hiçbir şey anlamamıştır insanlar. Dinleyenlere sorun ne anladınız diye, anlayamamışlardır. Çünkü biraz samimi değiller. Öbür ağabeyimizi tenzih ederim, o dürüstçe yaklaşmaya başlamış. “Adnan Hocamızı dinledim, doğru söylüyor” diyor. “İnceledim, güzel, isabetli konuşuyor” diyor. Ama o da orada sessiz kaldı tabii. Şimdi TvNet’in yapacağı şu; ya bizi programa çıkarsınlar, ya gelsinler bizim programa katılsınlar hocalarımız, İsmail Mutlu ve Arif Arslan Hocamız.
Mesela bak diyor ki, Kastamonu Lahikası, sayfa 57;“Hakiki beklenilen ve bir asır sonra gelecek o zat,” bunu Mutlu Ağabeyimiz söyleyemez. Çıksın, delikanlı bir hoca olarak, delikanlıca Kastamonu Lahikase 57. sayfadaki bu kısmı okusun. Bak, “Hakiki beklenilen ve bir asır sonra gelecek o zat.” Bediüzzaman hicri 1300’de; yüz yıl, bir asır sonra hicri 1400 oluyor. “Vakti belli değil Mehdi’nin” diyor programda, TvNet’te. Konuşmalarından bir tanesi de oydu. Yani aklımda kalanlardan bir tanesi. Peki, inceledin mi Risale-i Nur’u? Yok. Sözler’de Bediüzzaman çok açık söylemiyor mu, burada da çok açık söylemiyor mu? Bak, diyor; “Hakiki beklenilen ve bir asır sonra gelecek o zat,” bu zaman belirlemesi değil midir? 1300’den sonra yüz yıl daha eklersen ne yapar? 1400 yapar. Ne diyor bir asır sonra gelecek o zat, Mehdi (a.s) için? Demek ki 1400’de gelecek. Hani vakti belli değildi? “Vakti belli değil” diye TvNet’ten bütün milletin gözünün içine baka baka bunu söylüyorlar. Ayrıca Bediüzzaman Sözler’de ne diyor? “1400 sene sonra gelecek bir hakikati asırlarında yakın zannetmişler” diyor. Mehdi (a.s)’ın 1400 sene sonra geleceğini söylüyor, inşaAllah.
İnci Sözlük coşmuş, maşaAllah; ismi İnci Dedeli, “Hocam bize bir selam gönderseniz seviniriz” diyorlar. Tamam, hepinize selamlar, hepinizi de çok seviyorum. Allah hepinizin yardımcısı olsun, inşaAllah.
“Hocam Risale-i Nur’dan anlattıklarınız çok hoşuma gidiyor” diyor Serkan. Tamam, anlatıyoruz ama böyle şeylere de dikkat edeceğiz. Hocaların yanlış anlattıklarına karşı onlara da yazsınlar, anlatsınlar. “Hocam” desinler Mutlu Hoca’ya, TvNet’e yazsınlar, “biz Risale-i Nur’da açık açık vaktin belirlendiğini görüyoruz” desinler, “siz nereden çıkarıyorsunuz vakti belli değil diye.” Sonra Şam Hutbesi’nde Bediüzzaman ne diyor? Yetmiş birden sonraki İslam alemine seslenerek; “yetmiş birden otuz-kırk sene sonra fecrikazip (güneş) çıkacak” diyor, otuz-kırk sene sonra. Yetmiş bire otuz ekle, 1401; Mehdi (a.s)’ın çıkış tarihi. Kırk sene olunca, 1991. “Yarım asır sonra” diyor, 2001. Ve “onları darmadağın edecek” diyor. Hani Mehdi (a.s)’ın tarihini vermiyordu? Net veriyor, açıkça veriyor. TvNet’e çıkıp böyle doğru olmayan konuşmalar yapmak, bir de alın kaşır gibi çok çirkin duruyor. Kaç cihette daha ben Risale-i Nur’dan bir kaç örnek verdim. Üç örnek verdim, üçü de net deliller, kesin deliller. Kardeşim, yüz yıl sonra diyorsa daha ne desin? Açık işte. Yine ebcedlerini de gösteriyor Bediüzzaman, Kuran’dan gösteriyor; “buradan da anlaşılıyor ki yüz yıl sonra küfrü, dalaleti yok edecek kişi, etkisiz hale getirecek kişi Mehdi (a.s) ve şakirtleridir” diyor.
ALTUĞ BERKER: Üstad’ın önemli bir özelliği diye anlatıyordunuz Hocam, her şeyin tarihini veriyor, Allah’ın izniyle. Bütün olayların.
ADNAN OKTAR: Evet.Üstad Bediüzzaman zaten kıyamete kadar olan tarihin bir tablosunu çıkartmış Risale-i Nur’da, zaten en şaşırtıcı yön odur. Tarihin tablosunu sunuyor olması. Ay ay, gün gün, sene sene bütün olayları yazmış, anlatmış ve aynen dediği gibi çıkıyor. Hepsi dediği gibi çıkıyor, inşaAllah.
Ama Bediüzzaman’ın talebelerini çıkartıp konuşturuyoruz ya, ciğerine ciğerine, ciğerine ciğerine o şahs-ı manevicilerin, milleti uyutanların elli-altmış seneden beri milletin beynini böyle iğdiş etmeye çalışanların başına nur tokmağı iniyor, nur tokmağı. Artık Bediüzzaman'ın has talebeleri, gece gündüz yaşayanlar, inin inim inletiyorlar, aslan gibi kükrüyorlar. Darmakeşan oldular, diz çöktürdüler, elhamdülillah, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Fransa'daki konferanslarımızla ilgili olmak üzere Fransa'daki Müslüman kardeşlerimiz de konferanslardan dolayı büyük bir heyecan duyuyorlarmış Hocam ve hepsi kendileri afişleri çoğaltıp dükkanlarına, sokaklarına asıyorlarmış. Böyle yüzlerce resim geldi inşaAllah bize; asıldığı sokaklar, dükkanlar, mağazalar, arabaların arkalarını gösteren. Onlardan gösteriyorum, inşaAllah. Size de çok sevgi, saygı ve hürmetlerini iletiyorlarmış Hocam hepsi. Arabalarına, dükkanlarına hepsine asıyorlarmış.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Nemçeliler, inşaAllah. Estergon'u fethettiğimiz gibi orayı da fethedeceğiz. “Estergon, Estergon yedi krala saray olan Estergon” diyor. “Biz seni Allah'a emanet verdik ve işte almaya geldik” diyor. Ondan sonra “hasdur” diyeceksin, “ya Allah” diyerek, Mehter Hücum Marşı’yla atağa geçeceğiz, inşaAllah. Fransa’yı önce obüs mermisi gibi Yaratılış Atlaslarıyla bir dümdüz ettik, inşaAllah. Şimdi sokak sokak artık başladı mücadelemiz, inşaAllah.
Bak şimdi yine Mutlu Hocam, Allah onu mutlu etsin, ben onun ayağının tozuyum. Fakat Mektubat, sayfa 473’de Bediüzzaman ne diyor; “Seyyidler cemaati içindeki mukaddes kuvveti tehyic edecek (harekete geçirecek) ve uyandıracak hâdisat-ı azime (büyük olaylar) vücuda geliyor (meydana geliyor).” Yani “İslam aleminde Müslümanları tahrik edecek çok büyük olaylar meydana geliyor” diyor. “Elbette o kuvvet-i azimedeki (büyük kuvvetteki) bir hamiyet-i aliye (yüce bir gayret) feveran edecek.” “Müslümanlar coşacaklar” diyor. “Ve Hz. Mehdi (a.s)” diyor. Şimdi Mutlu Hocam, sen bunu nereye örteceksin? Sen bunu şahs-ı maneviyle kapatamazsın ki. “Hz. Mehdi (a.s) Müslümanların başına geçip, lider olacak” diyor. Bak, “Mehdi (a.s) başına geçip tarık-ı hak ve hakikat yola sevk edecek.” Hani şahs-ı manevi vardı? Yapmayın, etmeyin Allah rızası için. Risale-i Nur'dan okutturursanız hiç bir sorun çıkmaz. Ezberden, kendi kafalarından konuştukları için yanlış oluyor ve içinden de çıkamıyorlar. Ne anlattıklarını kendileri de anlamıyorlar. Konuşuyor, konuşuyor, konuşuyor, konuşuyor, isterseniz yayınlatalım. Hiç bir şey anlayamazsınız Allahualem. Kendi beyinleri de uyuşuyor konuşacağız diye. “Ümmetin beklediği” diyor, Sikke-i Tasdik-i Gaybi, sayfa 9; “ümmetin beklediği” ümmet bekliyor demek ki birisini. Gelmiş olsa niye beklesin? “Ahir zamanda gelecek zatın üç vazifesinden en mühimi,” kaç tane vazifesi varmış? Üç tane. “Ve en büyüğü ve en kıymetdarı olan iman-ı tahkiki neşr ve ehl-i imanı dalaletten kurtarmak.” Bunu da anlatıyor Bediüzzaman, “birinci vazifesi Mehdi (a.s)’ın Darwinizmi ve materyalizmi yerle bir etmektir” diyor.
SUNUCU:Bizi yarın 22:00’den itibaren Gaziantep Olay TV, Mavi Karadeniz Radyo ve www.HarunYahya.TV internet sitemizden takip edebilirsiniz.
ADNAN OKTAR:O zaman ben bir ayet okuyayım. Ya Allah, Bismillah, şeytandan Allah'a sığınırım. “Andolsun Yusuf ve kardeşlerinde soranlar için ayetler (ibretler) vardır.” Hz. Yusuf (a.s) yine Mehdi (a.s)’ı anlatan bir suredir. “Yusuf ve kardeşlerinde,” yani Mehdi (a.s) ve kardeşlerinde soranlar için ayetler vardır. Ebcedi tam 2019 tarihini veriyor, tam 2019. “Öldürün Yusuf'u veya onu bir yere atıp bırakın ki babanızın yüzü yalnızca size (dönük) kalsın.” Bak, ona haset ediyorlar, kıskanıyorlar o devirdeki Müslümanlar, öldürmeyi göze alıyorlar. Öldürmek istiyorlar; o kadar hasetten gözleri dönmüş, Hz. Yusuf’u. Bu kadar diyelim, inşaAllah.
Kuran Tefsiri
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Dergiler
Devamı ...Bunları Biliyor Musunuz?
Devamı ...