SUNUCU: “Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri” Programımıza Kaçkar TV, Mavi Karadeniz Radyo, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Kütahya Destan TV ve www.HarunYahya.TV internet sitemizden devam ediyoruz. Buyrun Hocam.
ADNAN OKTAR: Biz de şeyhimize buyur diyoruz.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah Hocam. Bir haber vardı Hocam bugün. Daha doğrusu yazı Mehmet Ali Birand’ın. Doğan Grubu yazarları Hocam, son zamanlarda ısrarla Öcalan’ın eskiye oranlar değiştiğini, ideolojisindeki sert unsurların yumuşadığını, daha makul bir insan olduğu, ayrıca Kürt vatandaşlarımızın tartışılmaz lideri olduğu yönünde yazılar yazıyorlar. Aynı mantıkta iki yazı var. Mehmet Ali Birand’ın ve Güneri Civaoğlu’nun. Öcalan’ın tabilerini daha iyi yönlendirebilmek için bilgilerini güncellemesi gerektiğini, dolayısıyla televizyon talebi varmış Öcalan’ın, bunun karşılanmasının iyi olacağı önemini belirten bir yazı yazmışlar.
ADNAN OKTAR: Bunlar malum zaten, malumu ispata gerek olmaz. Beklenen konuşmaları yapıyorlar. Biz kaale almayız.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam. Yiğit Bulut’un “Dikkat Dikkat!” başlıklı bir yazısı vardı Hocam. Güneydoğu’da PKK-Hizbullah çatışması tezgahlayan ve PKK’yı Hizbullah ile düşürmeye çalışan derin güçlerin olduğunu ve bu planın hem bölge insanımız, hem de ülkenin tamamı açısından son derece tehlikeli olacağını yazmış. “Kürt kardeşlerimizin Marksist, Leninist, faşist bir terör örgütüyle totaliter dini kendine alet eden, dini duyguları etnisiteye bulayan başka bir terör örgütü arasında bırakılacağını söylemiş. Güneydoğu halkı bizim vatandaşımız PKK Hizbullah arasında bırakamayız. O halk bizim insanlarımız. Türk devleti yaklaşan çatışmayı hemen durdurmalıdır” demiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Barışı sağlamak Türkiye’nin görevi, inşaAllah. Sen şu Fethullah Hocamız’ın konuşmalarını oku bir güzelce.
ALTUĞ BERKER: Fethullah Gülen Hoca Efendi’nin Hz. Mehdi (a.s)’ın gelişi ile ilgili açıklamaları. “Mesih ve Mehdi (a.s) ile alakalı hadis-i şerifler ve ümmetin kabulü esas alınınca nüzul-ü İsa (a.s)’a (Hz. İsa (a.s)’ın tekrar yeryüzünü gelişine) ve zuhur-u Mehdi'ye (Mehdi (a.s)’ın ortaya çıkışına) inanmak Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'e itimadın ve güvenin ifadesidir denilebilir.” Mesih nerede? Mehdi (a.s) kim? İsimli makaleden, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bir daha oku yazıyı.
ALTUĞ BERKER: “Mesih ve Mehdi (a.s) ile alakalı hadis-i şerifler ve ümmetin kabulü esas alınınca Hz. İsa (a.s)’ın tekrar yeryüzünü gelişi ve Hz. Mehdi (a.s)’ın ortaya çıkışına inanmak Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'e itimadın ve güvenin ifadesidir denilebilir.”
ADNAN OKTAR: Demek ki Mehdi (a.s) ve Mesih (a.s)’ın inişi kesinmiş. Evet, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: “Hz. Mehdi (a.s) Peygamber (s.a.v.) soyundan olacaktır. Hz.Mehdi (a.s) ile alakalı hadis-i şeriflere de iki örnek vermek yerinde olsa gerekir.”
ADNAN OKTAR: Bu Fethullah Hocamız’ın yazısı.
ALTUĞ BERKER: Evet, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tamamı Fethullah Hocamız’a ait yazı.
ALTUĞ BERKER: "Mehdi (a.s) bizden, Ehl-i Beyt’tendir. Allah onu bir gecede zafere erdirecektir. Mehdi (a.s), Fatıma evladındandır" (İbn Mace, Fiten, 34; Darimi, Mehdi, 1). "Dünya hayatının sona ermesine bir gün bile kalsa, Allah zulümle dolu olan dünyayı adaletle dolduracak Ehl-i Beyt’ten birini gönderecektir" (Ahmed b. Hanbel, II, 117-118). Cenab-ı Hak, rahmetinin eseri olarak bir fesad-ı ümmet zamanında,”
ADNAN OKTAR: “Her bir fesad-ı ümmet zamanında”
ALTUĞ BERKER:“Her bir fesad-ı ümmet zamanında (Müslüman toplulukların bozulmaya uğradığı dönemlerde) bir muslih, (ıslah edici) bir müceddid, (dini yenileyip aslına döndüren) bir halife-i zişan, (İslam topluluğuna manevi olarak lider olan kişi) bir kutb-u azam, (zamanının en büyük dini lideri) bir mürşid-i ekmel (üstün bir yol gösterici) ya da bir nevi Mehdi (a.s) hükmünde mübarek zatları göndermiş, fesadı izale edip (bozulmayı önleyerek) milleti ıslah etmiş, din-i Ahmediyi (İslam’ı) muhafaza buyurmuştur.”
ADNAN OKTAR: Demek ki hepsinde şahıs gelmiş, şahs-ı manevi gelmemiş. Şahıs olmuş, talebeleri olmuş, şahıs ve talebelerinden kaynaklanan şahs-ı manevi olmuş.
ALTUĞ BERKER: “Bu hususu, bu konuyu nazara veren (ilgilere sunan) ve siyaset sahasında Mehdi-i Abbasi, (başarılı kişiler için bir benzetme olarak da kullanılıyor) Diyanet aleminde Gavs-ı Azam, (zamanının en büyük alimi, Abdulkadir Geylani) Şah-ı Nakşibend, (Nakşibendiliğin kurucusu, Muhammed Bahauddin) aktab-ı erbaa (dört ünlü Ehl-i Sünnet alimi olarak bilinen kişiler) ve on iki imam (Hz. Ali (r.a.)’nin soyundan gelen on iki halife) gibi zatları misal gösteren Bediüzzaman der ki: ‘Madem O'nun adeti öyle cereyan ediyor, (öyle işliyor) ahir zamanın en büyük fesadı zamanında, elbette en büyük bir müçtehid, (gerektiğinde ayet ve hadislerden hüküm çıkaran bir alim) hem en büyük bir müceddid, hem hakim, hem Mehdi (a.s), hem mürşid, (insanlara doğru yolu gösteren) hem kutb-u azam olarak bir zat-ı nuraniyi (nurlu bir şahsı) gönderecek ve o zat da Ehl-i Beyt’i Nebevi’den (Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in soyundan) olacaktır.’ Bediüzzaman, Hz. Mehdi (a.s) ile alakalı hadislerin zayıf (doğruluğu şüpheli) olduğu iddiasına karşı da: ‘Hangi mesele var ki, bazı kitaplarda ona ilişilmesin?’ Hatta İbn-i Cevzi gibi büyük bir muhaddisin (hadis uzmanının) bazı sahih ehadise (doğruluğu net olan hadislere) mevzu (manası yanlış hadis) dediğini, alimler taaccüple (şaşkınlıkla) nakletmişler. Hem her zayıf veya mevzu hadisin manası yanlıştır demek değildir.” 2000 tarihli akademi yazılarından, inşaAllah Fethullah Hoca Efendi’nin. Ağabeylerden kimlerin sohbetlerini dinledik?
ADNAN OKTAR: Ağabeylerden kimlerin sohbetlerini dinledik?
ALTUĞ BERKER: Seyyid Salih Özcan Ağabeyimiz, Said Özdemir Ağabeyimiz, Abdullah Yeğin Ağabeyimiz, Abdulkadir Badıllı, Çantacı Necmi Ağabeyimiz, Nur talebelerinden ağabeylerimiz olan onlardan dinledik, inşaAllah. Şeyh Ahmed Yasin’i dinledik bugün, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Cübbeli’nin İslam’ın dünya hakimiyeti ile ilgili videoları vardı yayınlamadığımız, onları da yayınlayın, inşaAllah. Her yönlerden bu adamları ilmi muhasaraya alacağız. Bakalım ne kadar dayanabilecekler, inşaAllah.
-VTR- Cübbeli İslam ahlakının hakimiyetinin çok yakın olduğunu anlatıyor.
ADNAN OKTAR: Cübbeli’ye bu Medine’de çıkacak bu yobaz alimin kim olduğunu sordum, bir türlü söylemedi bana, bekliyoruz. Mehdi (a.s) ne diyecekmiş? “Buna uymayın” diyecek, “herkesi uyaracak, aman yanına gitmeyin, konuşmayın, değil mi? Onu mürtetlikle, dinsizlikle itham edecek bu azılı yobaz, bu sahtekar. Ve ahmak cahil kafasıyla kendini çok akıllı zannettiği için, Mehdi (a.s)’ın da Mehdi (a.s) olmadığını bilmediği için, ona karşı var gücüyle mücadele verecek. Biz dedik ki; biz bilgisi az insanlarız, cahil insanlarız, sen alim adamsın, kim olabilir bu adam söyle, dedik. Söylemiyor, bekliyoruz, bir gün anlatacak, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: İman hakikati gösterebilir miyim Hocam?
ADNAN OKTAR: Bunlar çok şeker şeyler. Bak Allah’ın yarattığı nimetler. Bunlarda en ufak bir parçanın içinde bile Allah bütün detaylarını onun içine saklamış.
“Selamun Aleykum. İsmim Mustafa,” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatühü. “Biz Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri’nin talebeleriyiz.” Ne güzel, elhamdülillah. “Orta Karadeniz’deyiz. Yeni Osmanlılar’danım” diyor kardeşimiz. “Tokatlıyım, Adnan Hocam da hemşerimiz” diyor. Doğru benim annem de Tokatlı. “Eğer Tokatlı hemşerinizin selamı var, Tokat’a gelmenizi ve bağ evindeki dergahımızda sohbet etmenizi isteriz dediğimizi kendisine iletirseniz çok memnun olurum.” Allah çok şahane bir şey bu bağ evi, maşaAllah. “Tokatlı Mustafa deyiniz. Kendisini çok sevdiğimizi ve mutlaka Tokat’a beklediğimi söyleyiniz, inşaAllah.” Bu davet reddi çok zor olan bir davet. İnşaAllah, Allah nasip ederse gideceğiz, inşaAllah. Tokat şahanedir. Dünya güzeli bir şehirdir, bütün Anadolu gibi. Aman doğal güzelliklerini bozmasınlar kardeşlerimizden istirham ediyoruz. Özellikle Belediye Başkanına, Valiye istirham ediyoruz, bu konuda titiz davransınlar, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Yurt dışından geliyor mesaj Allahualem Hocam. “Es Selamun Aleykum sevgili Adnan Hocam. Muhammed Nacar, Kahire. Röportajlarınızı İngilizce simultane tercüme olarak ve sonrasında internet sitenizden düzenli olarak muhakkak takip ediyorum. Her konuda verdiğiniz bilgiler ve yorumlarınız bizler için çok kıymetli. Kurani, Rahmani, akla ve vicdana uygun bir bakış açımız oluşması için vesile oluyorsunuz, Allah sizden razı olsun. Son günlerde ülkemde devam eden kiliselere yapılan saldırılar ve bu saldırıların devamında ortaya çıkan Müslümanlar ve Hristiyan çatışmasını yorumlayabilir misiniz?”
ADNAN OKTAR: Hristiyanlar bizlere Allah’ın emanetidir. Sahabeler Hıristiyanların yanına hicret etti. Peygamberimiz (s.a.v.)’ın emriyle, talebiyle. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) cübbesini çıkartıyordu, Hıristiyanlar’ı üzerine oturtuyordu. Onlara sevgi gösteriyordu, şefkat gösteriyordu. Sonradan böyle bir yeni türedi ekip gelişti. Zulüm yapıyorlar, Kuran’ın ahlakına aykırı, halbuki Kuran’da var. “Size yakın olarak ‘biz Hristiyanız’ diyenleri bulursunuz” diyor Cenab-ı Allah. “Ve onları La ilahe illAllah’a davet edin” diyor. Buradaki adamlar ne yapıyorlar? Gidiyorlar adamları katlediyorlar, bombalıyorlar. Haramdır bu, çok yanlış, çok ayıp. Hem günah, hem ayıp, hem çirkin, her yönden anormal, deccalın etkisine girmiş durumdalar, Allah’a sığınsınlar. Berker Hocam seni dinliyoruz.
ALTUĞ BERKER: Hocam Mehdi (a.s)’ın kan akıtmayacağı ile ilgili Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyor: “İnsanlar bal arılarının beyleri etrafında toplanması gibi, Hz. Mehdi (a.s)’ın çevresinde toplanırlar. Daha önce zulümle dolu olan dünyayı, adaletle doldurur. Adalet o denli olur ki, uykuda olan bir kimse dahi uyandırılmaz ve bir damla kan bile akıtılmaz. Dünya adeta asr-ı saadet devrine geri döner.” El Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, sayfa 29 ve 48.
ADNAN OKTAR: Evet devam et.
ALTUĞ BERKER: “Hz. Mehdi (a.s) Peygamber (s.a.v.)’in yolunda gidecek, uyuyan kişiyi uyandırmayacak, kan da akıtılmayacaktır.” Kıyamet Alametleri Berzenci Hazretleri’nin sayfa 153. “Hz. Mehdi (a.s) zamanında ne bir kimse uykusundan uyandırılacak, ne bir kimsenin burnu kanayacaktır.” Aynı şekilde, Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar’da. “Savaş erbabı da ağırlıklarını, silah ve malzemelerini bırakacak.” Süneni İbn-i Mace 10/334. “Düşmanlık ve kini de kaldıracaktır. Kap su ile dolduğu gibi yeryüzü barışla dolacaktır. Din birliği de olacak. Artık Allah’tan başkasına tapılmayacaktır. Savaş da ağırlıklarını bırakacaktır.” Süneni İbn-i Mace.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
ALTUĞ BERKER: “Hiçbir kimse arasında bir düşmanlık kalmayacaktır ve bütün düşmanlıklar, boğuşmalar, hasetleşmeler muhakkak kaybolup gidecektir.” İmam Şarani, Ölüm, Kıyamet, Ahiret 496. sayfada.
ADNAN OKTAR: Evet Bediüzzaman’ın şu konuşmasını oku.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam. “Takriben 1945 senelerinde yazdığı bir mektubunda, Türkiye'de Avrupa medeniyeti yerine Kuran hakikatleri tervic edilmezse dehşetli tehlikeler doğacağını ve alem-i İslam'da bu Müslüman Türk Milleti’ne karşı bir nefret uyanıp, ittihad ve uhuvvet-i İslamiyeye büyük zarar vereceğini ihtar eden Bediüzzaman şöyle der: ‘Bin seneden beri alem-i İslamiyet’i kahramanlığı ile memnun eden ve vahdet-i İslamiye’yi muhafaza eden ve alem-i beşeriyeti, küfr-ü mutlaktan ve dalaletten şanlı bir surette kurtulmasına büyük bir vesile olan Türk Milleti ve Türkleşmiş olanların din kardeşleri; eğer şimdi, eski zaman gibi kahramancasına Kuran'a ve hakaik-ı imana sahip çıkmazsanız ve sizler gibi ehl-i hamiyet, eskide yanlış bir surette ve din zararına medeniyetin propagandası yerinde doğrudan doğruya hakaik-ı Kur'aniye ve imaniyeyi tervice çalışmazsanız, size kat'iyyen haber veriyorum ve kat'i hüccetlerle ispat ederim ki: Alem-i İslam’ın muhabbet ve uhuvveti yerine, dehşetli bir nefret ve kahraman kardeşi ve kumandanı olan Türk Milleti’ne de bir adavet ve şimdi Alem-i İslam’ı mahva çalışan küfr-ü mutlak altındaki anarşiliğe mağlub olup, Alem-i İslam’ın kal'ası ve şanlı ordusu olan bu Türk Milletinin parça parça olmasına,”
ADNAN OKTAR: Bölünmesine, federasyonlara ayrılmasına, Allah esirgesin.
ALTUĞ BERKER:“Ve şark-ı şimalîden çıkan dehşetli ejderhanın istila etmesine,”
ADNAN OKTAR: Yani komünist, Leninist, Stalinist cereyanın, Stalinist, Leninist, terörist cereyanın.
ALTUĞ BERKER:“İstila etmesine sebebiyet verecek.”
ADNAN OKTAR: PKK yani.
ALTUĞ BERKER: Evet, inşaAllah. “Hariçte iki dehşetli cereyana karşı bu kahraman millet, Kuran kuvvetiyle dayanabilir. Yoksa küfr-ü mutlakı, istibdat-ı mutlakı, sefahet-i mutlakı ve ehl-i namusun servetini serserilere ibahe etmesini alet ederek, dehşetli bir kuvvetle gelen bir cereyanı durduracak; ancak İslamiyet hakikatıyla mezcolmuş, ittihad etmiş ve bütün mazideki şerefini İslamiyet’te bulmuş bu millet dayanabilir. Bu milletin hamiyetperverleri ve milliyetperverleri, her şeyden evvel bu mümtezic, müttehid milliyetin can damarı hükmünde olan hakaik-ı Kuraniyeyi terbiye-i medeniye yerine esas tutmak ve düstur-u hareket yapmakla o cereyanı durdurur inşaAllah.”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Yani “komünizme karşı set olacak” diyor Türk Milleti. İmana, Kuran’a sarılarak. Bu konuşmaların hepsi birbirinden önemli. Müspet ve Menfi Milliyetçilik, bu kitap çok önemli, Said Özdemir Ağabeyin bana hediye ettiği bu kitap. İttihad-ı İslam kitabı. Bu kitaptan mutlaka edinsin kardeşlerimiz.
ALTUĞ BERKER: Kelebekleri gösterebilir miyiz, inşaAllah?
ADNAN OKTAR: Bakalım. Bak ne varsa orada aynısı var. Orada ne varsa aynısı var. Evrimcilerin mutasyon iddiasına Allah’tan bir cevap, maşaAllah hepsi birbirinden güzel. Versace falan birçok firma bunlardan örnek alıp özenle bir şeyler hazırlıyorlar, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Kanatlardaki soğutma sistemini yeni bilgisayar çiplerinde şimdi onu kullanılmaya başlıyorlar Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. “Selamun Aleykum Seyyid Muhammed Adnan Hocam.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatühü. “Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in onca hadisine, Allah’u Teala’nın ‘nurumu tamamlayacağım’ vaadine rağmen bazı insanların karga gibi çirkin sesiyle gaklamalarını anlayamıyorum” diyor. “Canım Hocam yani bir insan Allah’ın Mehdi (a.s)’ını niye istemez? Niye Mehdi (a.s) ile müjdelenmez? Huzurlu, saadet, barış ve refah günlerini arzulamaz, beklemez? Hayır direniyor Mehdi (a.s) gelmesin diye. Gelecekse nerede kaldı, geç kaldı, diye. Acaba Hz. Mehdi (a.s)’ın geliş saatini Allah mı takdir edecek yoksa onlar mı? Rabbim bizleri Hz. Mehdi (a.s)’ı özleyen, bekleyen, onunla müjdelenen bir anlayış verdiği için şükürler olsun. Bekliyoruz, Ya Rabbi özlemle, hasretle, ümitle bağrımızı, gönlümüzü sonuna kadar açtık bekliyoruz. Ya Rabbi beşaretle müjdele” diyor. Çok güzel. “Mübarek ellerinizden muhabbetle öperim canım Hocam” diyor. Bir hanım kardeşimiz yazmış maşaAllah. Bizde ona sevgilerimizi, selamlarımızı iletiyoruz, inşaAllah. Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatühü diyoruz.
ALTUĞ BERKER: Hocam şöyle söylediniz: “Hz. Mehdi (a.s)’ın bütün alametleri çıktı. Bilmeyen kimse yok. Grup taassubu ile anlamazdan geliyor. 150 hadisin hepsi çıktı. Adama, ne diyorsun, diyoruz. Hiçbir şey demiyoruz, diyor. Hani Peygamberimiz (s.a.v.)’i seviyordun, sabaha kadar namaz kılıyordun? Ama Peygamberimiz (s.a.v.)’i dinlemiyorsun. Peygamberimiz (s.a.v.)’e asi olmuşsun ve fitne çıkarıyorsun. Peygamberimiz (s.a.v.) emrediyor; ‘Mehdi (a.s) ile müjdelenin’ diyor. Adam, ben müjdelenmiyorum, diyor. (Haşa) Resulullah (s.a.v.)’e kafa tutuyor. Bizde bunlara karşı ilmen mücadele ediyoruz” dediniz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ve edeceğiz, devam edeceğiz, inşaAllah. Ehl-i Sünnet alimleri de, bak Şii alimler, dün de geldi Şii alimler. Onlar da Mehdi (a.s)’ı bekliyorlar. Onlar fakat bekledikleri Mehdi (a.s)’ın yaşı çok çok büyük. Birde öyle bir Mehdi (a.s)’ın gelmeyeceği belli, onu onlara ikna edeceğiz, inşaAllah. Başka neler var Berker Hocam?
ALTUĞ BERKER: Fosil gösterebilir miyiz Hocam, inşaAllah?
ADNAN OKTAR: Göster
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah, kurbağa fosili var 23 milyon yıllık Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ne şeker şey bu böyle, bir de ilgisiz ilgisiz etrafa bakıyor.
ALTUĞ BERKER: 23 milyon yıldır aynı, hiç değişmeden günümüzde de yaşıyor. Evrim olmamış onu gösteriyor.
ADNAN OKTAR: Bir de 23 milyon yıl. Onlar 3-5 milyon yılın içinde insanlara dönüştüğünü söylüyorlar, böyle garip mahlukların. Bak 23 milyon yıldan beri o hoplamaya devam ediyor. Şu an Bağdat Caddesi’nde orada burada zıplayarak yürüyen delikanlılar olması lazım. Sıçrayarak 30-40 metre ileriye, 50-60 metre ileriye sıçrayan insanlar olması gerekiyordu.
ALTUĞ BERKER: 50 milyon yıllık Sekoya dalı ve yaprağı. Aynı günümüzde şu anda da var. 50 milyon yıl önce de aynısıyla hiç değişmeden günümüzde de yaşıyor.
ADNAN OKTAR: Evrimciler dikkat ederseniz hiç ağaçlardan, bitkilerden bahsetmezler. Onların kafaya taktığı insandır. Bütün ağaçlar olduğu gibi duruyor, bütün bitkiler, çiçekler hepsi duruyor olduğu gibi. Onlarda hiçbir şekilde ara fosil, ne hayvan hiçbirinde gösteremiyorlar.
ALTUĞ BERKER: Fransa’dan sorular sormak istiyorlar Hocam.
ADNAN OKTAR: O çok uzun sorular. Söyle diyelim Fransa’ya; Fransa’da kardeşlerimiz Darwinizm’e, materyalizme karşı konuşma yapıyorlar. Bu konuşmalar ilmi bir gerçek. Proteinlerle ilgili olarak açıklamaları doğru. Bir proteinin tesadüfen meydana gelmesi imkansız. Bir proteinin tesadüfen meydana gelebilmesi için başka proteine ihtiyaç var, bitti. Demagojiye gerek yok bunun üstüne artık ve tek bir tane ara fosil yok. Kardeşim ben şakayla demiyorum. 10 trilyon vereceğim dedim bir tane ara fosil getirene. Yok. Fransızlar çıksınlar ortaya, biz ara fosili bulduk, desinler. Bana göndersinler, bir göreyim. Yok, onlar da biliyor olmadığını. Fakat inat ediyorlar, çocuk gibi inat ediyorlar. İnat etseler de biz anlata anlata ikna etmeye devam ediyoruz ve gittikçe ilerliyoruz. Cahiller arasında çok yaygın. Zaten evrim teorisine inananlar arasında öyle fazla bilgiye dayalı inanmıyor. Çok az bir bilgiyle inanıyorlar. Bizim Hürriyet Gazetesi’nin yazarlarına bir sorun bakayım; evrim hakkında ne bilgi biliyorlar. En fazla bir sayfa bilgileri vardır. En fazla bir sayfa, ikinci sayfa yoktur. Çok sathi, halkı zaten öyle etkiliyor Darwinistler, öyle kandırıyorlar. Dolayısıyla cahil halk arasında Darwinizm’in detaylı anlatılmasına zaten gerek yok. Halk, bir ön yargı, ön kabulle kabul etmişler, inşaAllah. Onun ortadan kaldırılması için çok emek verilmesi gerekiyor, bizde onunla uğraşıyoruz. Dolayısıyla fosil delili yok, proteinler safhasında delilleri yok. Hiçbir aşamada delili yok anlamına geliyor. Bakın en başında delili yok, en sonuna kadar da delili yok. Yani iki önemli delil vardır burada, bir; proteinlerin oluşması, kromozomların oluşması, diğer detaylara girmiyorum. İkincisi; fosiller. Fosillerde tek bir tane ara fosil olmadığına göre; tam aksine 350 milyonun üzerinde yaratılışı ispat eden fosil olduğuna göre, konu bitmiş. Demek ki yaratılış gerçek. Arkadaş biz sizi durdururuz, diyorlar. İşte bak İsrail’de durdurmaya çalıştılar. Bayağı bir uğraşıyorlar. Biz yine gittik İsrail’e, arkadaşlar çok kapsamlı konuşmalar yaptılar, anlattılar, görüştüler. Fransa’da da direnen yerler oldu. Orada da evelAllah böyle Mohaç meydan muharebesi gibi çökerttik. Kaçamazlar, kaçmayla olmaz. Gerçeklere teslim olacaklar, inşaAllah. Fransa’daki kardeşlerimizi de, onların hepsini çok seviyorum. Fransa halkını çok seviyorum. Çok kibardır Fransızlar, böyle klas ve kalitelidirler. Bu güzel insanları güzel bilgiyle, doğru bilgiyle donatacağız ve Fransa’yı alabildiğine güzel, sevgi dolu, neşeli, sevinçli, bayram yeri gibi olan bir ülkeye çevireceğiz, inşaAllah. Ekonomileri güçlensin, siyasetleri güçlensin, sanatta, bilimde güçlensinler ve üstlerine düşen bu çığ, Darwinizm çığı onları boğmasın. Boğmaması için de biz ilmi çalışma yapıyoruz. Kitaplarla yaptık, yıllardan beri yapıyoruz ve çok geniş çapta netice aldık. Almaya da devam edeceğiz. Fransa’daki kardeşlerimiz de Evlad-ı Fatihan olarak var güçleriyle gayret etsinler, devam etsinler. Desteklesinler Fransız kardeşlerimizi ama şefkat, merhamet ve sevgiyle. Yahudilere de şefkatli davransınlar, Hristiyanlara da çok şefkatli davransınlar, onları koruyup kollasınlar. Makul bir anlatımla onları böyle tedirgin etmeden, güzel bir üslupla bu konuları anlatsınlar. Hatta Cenab-ı Allah ayette “güzel bir tartışmanın dışında onlarla konuşmayın” diyor. “Nezaketli bir üslupla konuşun” diyor, Allah. “Güzel bir üslupla konuşun ve onları Allah’ın birliğine davet edin” diyor. Adamlar ne yapıyor? Bir kısmı asıp kesmeye davet ediyor, öbürleri de uygulamanın peşinde. Bombalıyorlar, asıyorlar, kesiyorlar. O asılan, kesilen, öldürülen Hristiyan ailelere biz baş sağlığı diliyoruz. Allah onlara kalplerine sabr-ı cemil nasip etsin, inşaAllah. İnşaAllah hepsi İslam’ın nuruyla aydınlanacaklar, Kuran’ın nuruyla aydınlanacaklar. Hz. İsa Mesih (a.s) gelecek ve hepsini kucaklayacak. Biz de bu aşamada onları Hz. İsa Mesih (a.s) ile karşılaşmaya hazırlıyoruz. Onları çok iyi koruyup, kollayarak, şefkatle yaklaşarak, yobazların ve bağnazların onları öldürmesi, asması, kesmesi fitnesine sakın yaklaşmasınlar. Onları o şekilde teşvik eden deccaliyettir. Deccal onları zulme itiyor. Halbuki kiliseler, havralar, camiiler Allah’ın korumasında, Kuran ayeti var. Aksi zulümdür. Bu zulüme karşı Müslüman kardeşlerimiz Hristiyanlara, Musevilere şefkat göstererek, saygıyla, nezaketle davranarak telafi etmeye çalışsınlar, inşaAllah. O zalimler adına da ben o bütün Hristiyanlar’dan, Musevilerden özür diliyorum. Yapılan, cahillerin yaptığı zulmü telin ediyorum ve onlara yapılan katliamları telin ediyorum. Tabii Müslümanlara yapılan katliamları da telin ediyorum, onlar da bizim canlarımız. Dolayısıyla deccalin yaptığı bütün katliamları telin ediyorum. Müslümanlara, Hristiyanlara, Musevilere yapılan bütün katliamları telin ediyorum ve inşaAllah onlara sahip çıkıyoruz. Hepsinin iyi olması, güzel olması, huzur ve rahatlık içinde yaşamaları için gayret edeceğiz. Bir süre sonra zaten, önümüzdeki yıllarda da Hz. İsa Mesih (a.s)’ın gelişiyle Muhammedilik’le de şereflenecekler, inşaAllah. Kuran’ı öğrenecekler, İslam’ı öğrenecekler, çok güzel bir hayat onları bekliyor, inşaAllah. Ama bu baskı olmadan olacak, özgür olarak olacak. Kan yok, bir kişinin dahi burnu kanatılmayacak. Peygamberimiz (s.a.v.)’in açık vaadi var, sözü var. Bunları göreceğiz, inşaAllah. Fransa’daki o konferans için bu konuşmayı kullanabilirsiniz. Bütün Fransız kardeşlerime, Fransa’daki Müslüman kardeşlerime selam ediyorum. Hepsini Allah muvaffak etsin, başarılı kılsın, Allah yollarını açsın, Allah gayretlerini artırsın. Candanlıklarını, samimiyetlerini artırsın. Günahlarını bağışlasın. İnsanlara karşı şefkatli ve merhametli davranmaya onlar nasip etsin. İlimlerini, irfanlarını, hitabetlerini, hikmetlerini Allah hem nasip etsin, hem geliştirsin, hem güçlendirsin. İki cihanda da Allah onlara nur versin, inşaAllah. İnşaAllah Fransa tam anlamıyla İslam’ın güzelliğini anlar. İnşaAllah bütün kainatı, bütün canlıları, bitkileri, ahsen-i takvim olarak yarattığı insanları, Allah’ın yarattığını en güzel şekilde kavrarlar, inşaAllah. Onları bilimsel delillerle, akli delillerle, kalbi delillerle tam mukni olarak ikna edecek şekilde bilime doyuracağız, inşaAllah, delile doyuracağız. Sonucunda da tak kanaatleri gelecek, inşaAllah. Bütün Fransız kardeşlerimize, Müslüman kardeşlerimize, hepsine selam ediyoruz, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Hocam Hz. İsa (a.s) ile Hz. Mehdi (a.s)’ın karşılaşması konusunda şunu söylemiştiniz Hocam: “Hz. Mehdi (a.s) vazifesini bitirmeden karşılaşmazlar. Hz. İsa (a.s) ile Hz. Mehdi (a.s) ne zaman görüşeceğiz, diye Hz. İsa (a.s) sorsa, bu bilgi hadis ile belirtilmiş. Camiide ve namazdan önce görüşecekler, namazdan önce kısa konuşacaklar, namazdan sonra uzun konuşacaklar. Daha yeni karşılaşıyorlar, daha Selamun Aleykum diyorlar, Hz. Mehdi (a.s) hemen anlıyor Hz. İsa (a.s)’ı, buyurun efendim namazı kıldırın, diyor. Bu Hz. Mehdi (a.s)’ın ferasetinin ve basiretinin ne kadar yüksek olduğunu gösteriyor. Hz. İsa (a.s) ise, ben İsa (a.s)’ım, demiyor. Görür görmez tanıyor. Ama Hz. İsa (a.s); bu namaz senin içindir, bu ümmete bir ikram olarak imam sensin, diyor. Yoksa eftal olan peygamberdir. Allah Hz. Mehdi (a.s)’ın manevi büyüklüğünü vurgulamak için, bazılarının; Hz. Mehdi (a.s) alelade bir insandır, sözlerini geçersiz kılmak için bu şekilde olayı kilitlemiş” dediniz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, bir yabancı hanım kardeşimiz Tunuslu. Bir yazı yazmış, ben ismini çizdim. İsmini okuma ama soyadını okuyabilirsin. Onun sorusunu oku.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam. Soyadı Ramjin. “Esselamun Aleykum Muhammed Adnan Hocam.”
ADNAN OKTAR: Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatühü.
ALTUĞ BERKER: “Ben Tunus’tan bir bayanım. Şu anda ülkemizde çok kötü bir kriz dönemi var. Polis, işleri ve yiyecekleri protesto eden sivilleri öldürüyor. İnsanlar işsiz ve açlar. Polis geceleri insanların evlerine giriyor, insanları tutukluyor ve kadınlara tecevüz ediyor. Toplum büyük bir tehdit ve katliam ile yüzyüze şu anda. Ne yapmak gerekir Hocam? Lütfen onlar için dua edin.”
ADNAN OKTAR: Evet, adamlara sorduğumda; nerede deccal, diyorlar. Deccal yok, diyorlar. Bakın, şu an, şu anda yazıyor kardeşimiz, Tunus’tan hanım kardeşimiz yazıyor. Bakın kardeşim; “ben bir bayanım. Şu anda ülkemizde çok kötü bir kriz dönemi var. Polis işleri ve yiyecekleri protesto eden sivilleri öldürüyor. İnsanlar işsiz ve açlar, polis geceleri insanların evlerine giriyor, insanları tutukluyor, kadınlara tecavüz ediyor.” İşte deccaliyetin özelliği bu. “Toplum büyük bir tehdit ve katliamla yüz yüze şu anda” diyor. Tunus’ta yıllardan beri devam ediyor bu. Fas’ta da böyle, Cezayir zaten kan gölü. Kosova’dan çok fazla yazılar geliyor. Şu Kosova’dan gelen yazıyı da oku Berker Hocam.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam. Bir resim geldi Tunus’taki olaylarla ilgili, gösterebilir miyim onu, inşaAllah?
ADNAN OKTAR: Bakayım.
ALTUĞ BERKER: Cezayir’e de sıçramış o bahsedilen olaylar. Tutuklamalardan bahsediyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bak “İslami Kurtuluş Cephesi’nin başkan yardımcısı tutuklanmış.” Mehdi (a.s) çıkıncaya kadar bu fitne dinmez. Peygamberimiz (s.a.v.) diyor; “bir yerde başlar, bir yerde biter. Bir yerde başlar, bir yerde biter, Hiçbir şekilde durmaz. Ta ki evlatlarımdan Mehdi (a.s) çıkıncaya kadar” diyor.
Bu yönetmen bir kardeşimiz var. Azerbaycan’dan yazmış onu da oku, bu Kosova’dan kardeşimiz de yazmış. Onu da oku.
ALTUĞ BERKER: “Selamun Aleykum.”
ADNAN OKTAR: Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatühü.
ALTUĞ BERKER: “Ben Kosova’dan yazıyorum. Her zaman Harun Yahya’nın sohbetlerini izlemeye çalışıyorum ve beğeniyorum, maşaAllah. Allah yardımcınız olsun. Yaptığınız işe ilgili Kosova’da da bekliyoruz konferansa. Bu arada ben ‘Sonsuzluk Başlamış Durumda’ kitabını tercüme etmeye başladım gönüllü olarak. Selam ederim, başarılar, hürmetler. Şerzen Pantina.”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
ALTUĞ BERKER: MaşaAllah. Mahir Cananov, yönetmen. “İyi akşamlar Hocam. Herkese Allah-u Teala’nın Selamları olsun.” Aleykum Selam.
ADNAN OKTAR: Aleykum Selam.
ALTUĞ BERKER: “Birkaç gündür sizin filmlerle bağlı konuşmalar yayınlanıyor sizle ilgili. Ben kendim Azeri Türküyüm. İsmim Mahir Cananov, Rusya’daki Sen Petersburg Akademisinde profesyonel yönetmenlik ve senaryoculuk okudum. Dün akşam da siz bir daha filmlerle bağlı konuşmalar yaparken anladım ki, Kerbela çölünde şehit olmanın zamanı gelmiştir. Yani Allah’ın bize verdiği yeteneklerimizi sırf Allah ve İslam yolunda harcamalı olduğumuzu anladım. Her zaman İslam tarihi ve İslam’ın mukaddes şahsiyetleri hakkında dünya çapında bir film yapmak, tiyatro eseri kurmak ve bununla da İslam ve Müslümanların nasıl bir bilime ve sanata kıymet verdiğini göstermek amacında olmuştum. Ben Allah ve İslam ittihad uğrunda yapmak istediklerimi böylesine yapabilirim. Bundan anlatılmaz derecede zevk alırım, inşaAllah. Tüm dünyaya barış, sevgi, iman ve sabır dilerim. Çok hürmetli Allah’ın ve sizlerin kulu Mahir Cananov” diyor Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Azerbaycan kaynıyor. Yüz binlerce genç var, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Hocam dört halife döneminde de, inşaAllah bildiğiniz gibi Kitap Ehline karşı da şefkatle yaklaşılmıştı. Hz. Ebu Bekir’in Suriye seferine çıkışı sırasında verdiği şu talimat Kuran ahlakının güzel bir örneğini teşkil ediyor, inşaAllah. Şöyle diyor Hz. Ebu Bekir (r.a);"Ey insanlar, kalpte uyacağınız on kural veriyorum: İhanet etmeyin ve hak yoldan ayrılmayın. Çocuğu, kadını ve yaşlı insanları katletmeyin. Hurma ağaçlarını yakıp yok etmeyin ve herhangi bir meyveli ağacı da kesmeyin. Develerden, sürülerden ya da yığınlardan herhangi birini katletmeyin. Kendiniz için saklayın. Hayatını uhrevi uğraşlara adamış kişilerle karşılaşacaksınız, onları münzevi hallerine bırakın. Çeşit çeşit yiyecekler sunan insanlarla karşılaşacaksınız, yiyin, fakat Allah'ın adını anmayı unutmayın.”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Asrımızın katillerine de orada işaret var. Onları lanetleyen bir üslup, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Osmanlı döneminde de yine Kitap Ehline karşı tam bir adalet ve şefkat vardı. İspanya’dan sürülen ve çeşitli ülkelere sığınan Museviler bu topraklarda da çok büyük sıkıntı ve zorluklarla karşılaştılar. Çoğu kentlere girmelerine izin verilmediği için açlık ve susuzluktan şehir girişlerinde hayatlarını kaybettiler. Cenovalıların gemilerinde yolculuk edenler ise gemi çalışanları tarafından ya zulme uğradılar, ya da esir olarak korsanlara satıldılar. İmparatorluğun sınırlarını Museviler’e açan Sultan Beyazıt ise Musevilere gereken şefkat ve özenin gösterilmesi için tüm eyaletlere bir ferman gönderdi. Fermanda şöyle bildiriliyordu; “İspanya Musevilerini geri çevirmek şöyle dursun, tam bir içtenlikle karşılanmaları, aksine hareket ederek göçmenlere kötü muamele yapacakların veya en ufak bir zarara sebebiyet vereceklerin ölümle cezalandırılacakları” diye fermanında bildirmiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Allah Allah titretir ortalığı. Evet, Osmanlı güzel insanlardı. Hristiyanlara da, Musevilere de şefkatle davranıyorlardı, onları koruyup kolluyorlardı, yedi emanlarındaydı. Ama asrımızın yobazları doğrudan doğrama peşindeler ve doğruyorlar, dediğini de yapıyorlar. Tabii Cübbeli Hocamız’a buradan gönderme yapıyormuşuz gibi oluyor ama biz ona yobaz demeyelim, ona alim diyoruz. Dolayısıyla onunla alakası yok sözümüzün. Alimliği, bu Mehdiyet ile ilgili söyledikleri doğru. Kaç yıl önce söylemiş? 10 yıl önce söylemiş. Biz onu mecburen konuşturuyoruz. Öyle boş işle uğraşacağına böyle faydalı işle uğraştıracağız onu, inşaAllah. Boş işlerini şimdi anlatırım da fakat gerek yok, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Hocam şöyle söylemiştiniz. ‘Hz. Mehdi (a.s.) ile müjdelenmeyi, Hz. Mehdi (a.s.)’a biatı, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) çok hadiste söylemiş, emirdir bu. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in bu konuda çok fazla emri var. “Hz. Mehdi (a.s.)’ı aramak-bulmak Peygamberimiz (s.a.v.)’in emridir. Hz. Mehdi (a.s.) ile bilgilenmek, Hz. Mehdi (a.s.)’ı araştırmak çok önemlidir. Peygamberimiz (s.a.v.) bu hadisleri biz bilgilenelim diye söylemiştir. Bu sözlerimi dikkatlice dinleyin, Hz. Mehdi (a.s.)’ı araştırın, birbirinize aktarın. Hz. Mehdi (a.s.) çıkınca yardımcı olan ve Hz. Mehdi (a.s.)’ı birbirinize müjde olarak aktarın, diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’ dediniz Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Tabii, ondan önceki olaylar neden aktarılır? İşte bu olayları görünce tanıyın, bu olayı görünce tanıyın. Peki şahsını? Şahsı ile ilgili detay bilgi vermesi ne? Bedeninde de o özellikleri gördüğünüzde ordan tanıyın. Deccali nasıl tarif ediyor? Deccalin bütün dünyayı dinsiz yapacağını, kana boğacağını Müslümanlar’ın esir konumunda olacağını, parçalanacağını, Müslümanların birbirleriyle uğraşacağını, birbirlerinin kanını dökeceğini, herc-ü merc içinde olacağını, korkaklığın, şüpheciliğin, zayıflığın, güçsüzlüğün yayılacağını söylüyor. Aynısıyla olmadı mı? Dünyanın yüzde doksan beşini teslim aldı deccaliyet.
ALTUĞ BERKER:‘Resullullah (s.a.v.) Efendimiz’in hayatta iken verdiği emirleri yerine getirmek farzdır. Vefatından on dakika önce bu akşam şuraya bir ev yapın dese ve Peygamber Efendimiz (s.a.v.) vefat etse o evin yapılması emirdir, yapılmalıdır. Peygamber (s.a.v.) vefat etti, emir geçerli değildir olmaz, emirdir. Emir, emirdir, emirdir yine bu. Biz onunla mükellefiz. Peygamberimiz (s.a.v.) emir veriyor, Hz. Mehdi (a.s) ile müjdelenin, diyor” dediniz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Tabii, gerek alametlerini söyleyecek,dış alemde olan alametlerini, bedeninde olan alametleri söyleyerek, deccalin ve süfyanın vasıflarını detaylı anlatarak bizi uyarıyor ve tedbire sevk ediyor. Hatta kar üzerinde sürünecek dahi olsanız yanına gidiniz, diyor. Yoksa Mehdi (a.s.) çıkarsa bana ne, yahut Mehdi (a.s.) gelmesin, gibi bir üslubu Peygamberimiz (s.a.v.)’in nasıl karşılayacağını ahirette hep beraber göreceğiz. İsmail Mutlu kendini çok rahat bırakmış gördüğüm kadarıyla. Müslüman bu tip üslup içine girmez. Tabii nezaketli bir üslup kullanmaya çalışıyorum da; fakat onunla ilgili bütün konuşmalarını kelime kelime alıp, onu çok kapsamlı bir şekilde eleştireceğiz. Yanlış hareket ediyor, yanlış üslup kullanıyor. Bediüzzaman’ın mahkemeden çekindiği için Mehdiliğini reddettiğini söylüyor. Zaten Mehdi (a.s.), Mehdi’yim ben demez bir kere. Bediüzzaman gerçekten Mehdi (a.s.) olsaydı bile, ben Mehdi değilim diyecekti. Ama mahkemenin istediği nedir? “Mehdi’misin, değil misin?” “Değilim” diyor, bitti. Peki onun üzerine niye yüzlerce ayet ve hadise dayalı yalan söylesin Said Nursi Hazretleri. Mesela birisine sorarsın; sen Mehdi misin diye, hayır değilim der, bu kadar. Böyle bir iddian var mı? Yok, der. Yüzlerce sayfa yalan söylemesine gerek kalır mı, ayet ve hadise dayandırarak? Gerek yok, değil mi? Mesela şimdi bana soruyorlar, “Sen Mehdi (a.s.) misin?” diye. Ben ne diyorum? Yemin ediyorum, değilim. Böyle bir iddiam da yok, diyorum. Şimdi ben neden Mehdi (a.s.) olmadığıma dair ayet ve hadislere dayalı, mesela şöyle bir kitap yazsam. Farz edelim yüz elli sayfa yahut yüz sayfa, şimdi bunun açıklaması olur mu? O kadar ayet ve hadisle bir insan yalan söylüyorsa, nedir onun hükmü?Bediüzzaman yüzlerce sayfa mantiki, akli delillerle Mehdi (a.s)’ın geleceğini anlatacak, tamamı yalan olacak; ayete ve hadise dayalı olacak, tamamı yalan olacak, niye yaptın bunu dediğimizde, benim Mehdi (a.s) olduğum şüphesi var, onu ortadan kaldırmak için ben böyle bir kitabı yazmak durumunda kaldım, demiş olması gerekiyor. Bediüzzaman’ın böyle kapsamlı, haram bir eyleme girmesi mümkün değil. Gayet kolaydır kardeşim Mehdi (a.s)’ı reddetmek, değilim dersin biter.
ALTUĞ BERKER: Bütün gerekçelerini söylüyor Hocam, siz daha iyi bilirsiniz, inşaAllah. Bu bir iltibastır, sehvidir diyor, bunun nedenlerini açıklıyor. Üç vazife yok, bir vazife bende gözüküyor diyor, inşaAllah siz daha iyi bilirsiniz. Bu devirde beraber olması mümkün değil diyor. Seyyidtir Mehdi (a.s), bir yüzyıl sonra gelecektir, diyor Allah’ın izniyle. Bizim hizmetimiz ona hizmettir diyor. Bütün gerekçelerini uzun uzun, daha da sayabiliriz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bediüzzaman’ın seyyidliğine de takıldılar. Bediüzzaman diyor ki; belge ve ananeli olarak, şahitli olarak “ben seyyid değilim” diyor. Bu doğru. Bunu yakın talebeleri büyük alimlerden söyleyenler de var, inşaAllah. Yani ananeli olarak seyyid değil ama Seyyid Salih Özcan Hocamız’a; ben Seyyid Salih Özcan Hocamız’a inanıyor ve güveniyorum, “hem seyyid hem şerifim” demiş. Muhtemelen ya Hızır (a.s)’dan aldı bilgiyi veya yekaze halinde Allah onun kalbine ilham etti ama belgesi yok. Yekaze halindeyken kalbine gelen bilgi, Hz. Hızır (a.s)’dan aldığı bilgi, biz o bilgiye hüsn-ü zan ederiz. Öyle diyorsa Allahualem öyledir ama diğer sözü yalan değil. Ben belgeye dayalı, ispata dayalı “seyyid değilim” diyor ama onun şahsına söylediğini söylüyor Hocamız, tamamdır. Ve alnına da vurmuş “ben Mehdi (a.s)’ı görmeyeceğim ama sen göreceksin.” demiş. Şimdi seyyidlikle ilgili kısmı kabul ediyorlar bazı sahtekarlar, onu doğru söylemiş de olabilir, doğru diyorlar. Ama alnına vurup “ben Mehdi (a.s) değilim, ileride gelecek, sen göreceksin” gibi böyle bir konuşma doğru değil diyorlar. Onu söylememiş, onda yalan söylüyor diyorlar. Sahtekar, yalan söylüyorsa hepsi yalan olması lazım, niye işine geleni alıp da işine gelmeyeni almıyorsun değil mi?
ALTUĞ BERKER: Bir kere onu ağabeyler toplantısında söyledi Hocam; siz burada göstermiştiniz diğer yaşayan ağabeylerin yanında söyledi, hiçbir ağabey böyle bir konuya itiraz etmedi. Hepsi tasdik etti, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Zaten Risale-i Nur’da anlatmış. Kendi anlattığını bir daha tekrar etmiş ona, değişen bir şey yok ki.
“Selam Hocam Muhteşem Yüzyıl Filmine ne diyorsunuz? Mustafa.” O nedir kardeşim? Esir kampı gibi kadınlar dövülüyor, mövülüyor, önüne geleni kesiyorlar, uydurma tahtlar, kartondan, mukavvadan tahtlar yapmışlar, inanılır gibi değil. Küçük bir apartman dairesi gibi bir yerde çekmişler. Zaman zaman tarihi mekanlarda çekmişler ama diğer çekimler bayağı uydurma. Tahtlar, şapkalar kartondan Allahualem dökülüyor. Kadınlar direniyorlar bilmem ne, orada kadınlar onları hizaya getiriyor bilmem ne, böyle bir olay yok. Gönüllü olarak gelenler, sarayda kalmak onlar için zaten çok büyük bir nimet, zaten fakir yaşıyorlar, zaten ezilmiş yaşıyorlar. Sarayda yaşamak hoşlarına gidiyordu, gönüllü olarak, severek, bilerek, isteyerek geliyorlardı. Ne alakası var öyle zor kullanılsın bilmem ne? Osmanlı Padişahları genellikle çok dindar, efendi, kendi halinde insanlar. Bıraksınlar bunları tarihçilere diyelim, inşaAllah. İşte bak güzel bir film şirketi kurulursa, bir vakfa bağlı, bu film mesela çok muhteşem hazırlanabilir. Mehteri görürüz, Osmanlı’nın ihtişamını görürüz, kıyafetler, kostümler mükemmel olur, adamların görünüşü mükemmel olur, yüzündeki anlam mükemmel olur; her şeyiyle suni. İlkokullarda eskiden böyle müsamereler olurdu, ilkokullarda yapılan tiyatro çalışmalarına benziyor. Bir de böyle on dakika kaldı, beş dakika kaldı, sanki çok olağanüstü bir şey çıkacak zannettim, baktım hiçbir şey yok.
“Değerli Muhammed Adnan Hocam, Allah’ın selamı ve bereketi üzerinize olsun, inşaAllah.” Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berakatühü. “Hocam bir Müslümanın, Mehdi (a.s.) gelmesin demesi ve hatta alaylı bir şekilde, nerede kaldı gelecekse gelsin artık ya da hiç gelmesin, demesi aslında kendisinin müthiş bir Mehdi (a.s.) paniği içinde olduğunu göstermez mi inşaAllah? Siz daha iyi bilirsiniz, inşaAllah.” diyor. Kardeşim yer yerinden oynuyor, yer yerinden oynuyor tabii ki. Bir de Allah o kadar garibanları karşımıza çıkarıyor ki, yani mantık malum, üslup malum, yüzdeki ifade malum, gülüşler malum, tip malum, hareketler, bunların hepsi ortada. Biz anlatacağız, izah edeceğiz kardeşlerimiz anlar.
Sevgi Hanım diyor ki; “Hocam yayınları erkene alın.” Aman Allah herkes yayınları erkene almamızı istiyor. Saat kaça alsak acaba? Ama şöyle olabilir, yayınları çok kısa süre sonra hemen yayınlayalım, ertesi gün sabah hemen yayınlayabilecek hale getirelim. Sabah rahat izlenebilecek halde yapalım. Gecikme istemiyor olabilirler. Mesela sabah altı gibi yayına verelim. Sabah altı gibi tekrarlasınlar internetten, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Hz. Süleyman(a.s.) ile ilgili bir sözünüze rastladım uygun görürseniz. “Hz. Süleyman kıssasında asasını yemekte olan ağaç kurdundan bahsediliyor. Daha önce asa yılana dönüşüyor, Hz. Musa (a.s.)’da da. Burada da yılana benzer kurt da asayı kemiriyor. Daha önce tamamen yılana dönerken şimdi de asayı etkisiz hale getiriyor. Kuran’da asaya çok dikkat çekiliyor hem Hz. Musa (a.s.)’da hem Hz. Süleyman (a.s.)’da. Hz.Mehdi (a.s.)’da da asaya dikkat çekiliyor. Kuran boş yere dikkat çekmez. İnsanlar asa ile ilgili bir mucize, bir şey görecekler buna işaret ediliyor inşaAllah” dediniz Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Muhteşem Süleyman filminde benim tek başarılı bulduğum, orada Süleyman’ı temsil eden bir başrol oyuncusu var, Sultan Süleyman’ı temsil eden, o arkadaşın bakışları çok muhteşem. Olayı çok iyi etkiliyor. Hakikaten filmin şeyine uygun olmuş. Bir tek ben orada başarı gördüm, onun dışında pek başarılı bulmadım. Ama o bakışları hakikaten orada bir padişah havası veriyor. Hem dikkat var bakışlarında hem keskinlik var, anlam ifade ediyor. Yani bir Osmanlı padişahının ifadesini gösteriyor gözleri, o benim dikkatimi çekti. O yönden takdir ediyorum filmin yapımcılarını, hakikaten güçlü bir aktörmüş ki gözüne o anlamı verebilmiş. Öyle bir yeteneği kazanmış. Kolay değildir o, kolay değildir göze öyle bir anlam verebilmek kolay değildir. Baktım mı tam bir padişah şeyi insanda canlanıyor. Vardı ya Osmanlı padişahlarında, böyle insanda bir imaj, aynısını gördük orada da. O yeteneğine şaşırdım, takdir ettim, maşaAllah. Başka ne var Berker Hocam konuşalım?
ALTUĞ BERKER: Hocam, “Bediüzzaman ‘Risale-i Nur set oldu ateşe’ diyor, dediniz. Hakikaten hayret vericidir, Türkiye’yi İkinci Dünya Savaşına sokamadılar. Dünya derin devletleri Türkiye’nin savaşa girmesi konusunda bir türlü başarılı olamadılar, hiçbir şekilde başarılı olamadılar” dediniz Hocam.
ADNAN OKTAR: EvelAllah. O devirde hakikaten öyle, bir harika olarak öyle bir olay oluştu, inşaAllah.
Bu İsmail Mutlu’ya kafam takıldı. O arkadaşı böyle kelime kelime analiz edeceğiz. İrem de diyor; “Hocam maşaAllah” diyor, övgüler yağdırmış. Philadelphia şehrinden yazıyorum, ABD’den diyor. “İstanbul’daki ilginiz bütün dünyaya ışık hızında yayılıyor maşaAllah. Okuduğum bir haber dikkatimi çekti ve yaşamaya olan tutkuyu gösteren bir haberi dikkatinize sunuyorum. Yüksek görüşlerinizi lütfederseniz çok sevinirim, inşaAllah. Zira haber çok manidar ve Kıyamet’in yaklaştığını anlayan insanın faydasız çırpınışlarını sergilemektedir” diyor, inşaAllah. “ABD’de de yayınlanan bilimsel dergide, insanlığın yok olma tehlikesi ile karşılaşması olasılığı ile Mars’ta koloni kurulmak üzere, dönüşü olmayan bir yolculuğun yapılması gerektiği ile ilgili bir makale yer almasının ardından, dört yüzden fazla okuyucu bu yolculuk için gönüllü olduğunu bildirdi.” Uçuyorlar ya.
Peki bu yazıyı yazan kardeşimiz, İsviçre’den yazan kardeşimiz ismini vermemiş ne diye hitap edeceğiz, “Ben ilkokul mezunuyum” diyor, “ama yeminle söylüyorum sizleri çok seviyorum, çok takdir ediyorum.” diyor. “Kuran’dan anlatımlarınız çok hoşuma gidiyor” diyor. “Bayan kardeşlerimiz de çok efendiler” diyor. “Onlara da saygılarımı sunuyorum” diyor. Evet, inşaAllah. “Çok doğru ve etkileyici konuşuyorsunuz” diyor. “Okumanızı bekliyorum” diyor. Okuyorum o zaman. M. Dağlı demiş. “Deccaliyeti, süfyaniyeti siz kazıyıp attınız, maşaAllah” diyor. “Geceniz güzel olsun, Allah içinizi aydınlatsın, ferahlık versin” diyor. Teşekkür ediyoruz, Allah razı olsun, Allah sana da iyilik versin. Ama isim konuşmanın arasına konur mu? Ya başına konur, ya sonuna konur. Dilekçelerde de, dilekçenin ortasına yazıyor herhalde kerata, olmaz öyle şey. Ya başına ya sonuna yazılır böyle olacak yani.
ALTUĞ BERKER:Hocam, “İran’ın kurtuluşu Mehdi(a.s.)’dedir” dediniz. “İran’ın yapacağı en güzel şey, hemen Türk İslam Birliği için Türkiye’yle ittifak etmesidir. İran, Pakistan, Türkiye bir ittifak etse, bitti. Amerika o zaman sadece sevgisini ve saygısını sunabilir, konu kökünden biter. Şiiler dünya tatlısıdır ve en az Sünniler kadar temiz ve mükemmel insanlardır. Hepsi Allah’ın tertemiz güzel kulları, ittifakta gecikmemek lazım” dediniz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet dün gelenlerden biri Ayetullah’tı. Sol tarafta oturan, benim solumda oturan kardeşimiz Ayetullah’tı. Şimdi çok detaylı bir film olarak da gönderecekler, onlar da İttihat-i İslam’ı istiyorlar ama tabii Amerika’dan, İsrail’den biraz çekinen bir üslupları var, “onlar müsaade etmezler” diyor. Ben de dedim; “o konuyu halledeceğim ben, siz o konuya kafanızı takmayın. Sizlerle İttihad-ı İslam’ı oluşturalım, onu bana bırakın” dedim, inşaAllah.
“Adnan Hocam, önceki programda Kıyamet ile ilgili 2120 tarihini veriyordu. Sizin son programınızda dünyanın son 70 yılı olduğunu söylüyorsunuz. Berker Hocam bu farklılığı açıklarsa netleşir.” Şimdi bak 70 yıl, şu an Mehdi (a.s) faaliyet halinde, İsa Mesih (a.s)’da faaliyet halinde. 10 yıl sonra Mehdiyet iyice anlaşılmış olacak. İsa Mesih (a.s)’ı da 10-15 yıl içinde göreceğiz. 70 yıl sonra İslam gerilemeye başlıyor ondan sonra. Önce bir hakim oluyor bu 70 yılın içerisinde, dünyada hakim oluyor. Ama Mehdi (a.s) ve İsa (a.s)’ın vefatından sonra gerileme başlıyor. Geriliyor, geriliyor, hicri 1545’e kadar devam ediyor. Hicri 1545, onun için 2120 tarihini verdik. Yani 1545’in karşılığı 2120’dir. Hatta Sungur Ağabey’in de konuşması vardı. Onu da yazmış. O kadar teknik tespite gerek yok, yaklaşık o. Şöyle al sen o zaman. Madem miladi tarihle, hicri tarihi karıştırıyorsun. O zaman başkasına gerek yok, hicri tarihi esas al, hicri 1545 diyelim. Miladi ben dinleyenlerin anlaması için söylüyorum. Yoksa miladi ile hicriyi kıyaslamada bir teknik kullanılıyor. O teknik kullanırsan tabii ileri, geriye gidebilir. Biz, kardeşlerimizin onu anlaması için, kolaylaştırmak için böyle bir üsluba mecburuz, inşaAllah. Ama miladi takvim zaten her yerde kullanılan bir takvim ama hicri takvim de bilinen bir şeydir. Takvimlerde görebilir, internetten bakabilir. Her yerden tespit edebilirler, inşaAllah.
MaşaAllah, maşaAllah. Bak dünyanın her yerinden sorular, maşaAllah. Bu Hür Adam filmini ve yapımcısını böyle rahatsız edecek bir tavır göstermek pek yakışık almıyor, ayıp yapıyorlar. O insan bayağı bir samimi, şevkli. Allah rızası için gayret etmiş. Onu şevklendireceklerine, daha güzel filmler için teşvik edeceklerine, pişman edecek bir ortam hazırlamaya çalışıyorlar. Onu sinirlendirmeye çalışıyorlar, onun şevkini kırmaya çalışıyorlar, çok ayıp yapıyorlar. Çok çok ayıp yapıyorlar. Çıkın daha güzelini yapın, “öyle olmaz böyle olur” deyin. Sen hem bir şey yapmıyorsun, hem yapan insanın ayağına dolanıyorsun. Çok ayıp vicdana yakışmaz bu, akla yakışmaz, İslam’a, Kuran’a yakışmaz. Böyle başarılı bir çalışma olduğunda teşvik, takdir edeceksin. Yani mesela Cübbeli’nin etrafından olduğunu iddia eden bazı gençler de; “işte filmine gitmeyelim, şunu yapmayalım.” Kendin yapmıyorsun kerata, bırak yapana, güzel filmler yapsın. Kendi içinize kapanıyorsunuz. Dünyadan bir haber, dünyayı deccaliyet kaplamış haberin bile yok. Evin tavanını biliyor, dört duvarını biliyor. Evin tavanı ve dört duvarı dışında koskoca milyonlarca kilometrelik bir dünya var. Çıkın oraya, dünyayı bir görün. Haberiniz yok dünyadan. Ondan sonra da yok şöyle, yok böyle konuşuyor keratalar.
ALTUĞ BERKER: Hocam şöyle söylediniz: “Allah cehennemde evrimcilere cehennem meyvesi sunuyor. Onların anladığı açıdan mutasyona uğramış meyve nasıl olur görecekler. Allah "tesadüfen oldu her şey" diyenlere, tesadüfen insan, tesadüfen meyve, tesadüfen hayvan nasıl oluyor onu gösterecek. Orada kafası ters, gözü sırtında mahluklar çıkıyor. Bitkiler ve hayvanlar iğrenç patolojik olacak. Akıl ve göz zevklerini ellerinden alacak ve perişan yaratacak. Söyleyecek sözleri de olamayacak. Zaten her şey tesadüf diyordunuz alın size tesadüf” dediniz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Ne kadar güzel Bediüzzaman’ın anlatımları, maşaAllah. Bu kitabı mutlaka edinsin kardeşlerimiz. Hocam bana hediye olarak gönderdi bu eseri. İttihad-ı İslam, İslam Birliği, Said Özdemir Ağabey’den, inşaAllah. Ağabeylerle yine bir boş vakitlerinde röportaj yapalım, konuşalım, çünkü onlardaki bilgiler çok hayati. Onları her zaman insanlar bulup, konuşamıyorlar. Bu tip izahlar, anlatımlar yeri yerinden oynatıyor. O yeni bir kitaptan bahsediyorlardı.
ALTUĞ BERKER: Mesih nerede? Mehdi kim?
ADNAN OKTAR: Nerede? Var mı o?
ALTUĞ BERKER: Kitapçılara, daha henüz buradakilere gelmemiş. İzmir’de varmış.
ADNAN OKTAR: O kitaba da güzel bir cevap verelim. Nerelerde yanlışlar var, nerede hata yaptılar? Görsünler.
ALTUĞ BERKER: Mehdi (a.s)’nin fiziksel özellikleriyle ilgili.
ADNAN OKTAR: Acayip kızdırıyor onları, onlara devam edelim, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Soyuyla ilgili; “Benim Ehl-i Beyt’imden bir zatı, Mehdi (a.s)’ı gönderecek” diyor, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Hocam, Süneni Ebu Davud’da. “Seyyid olduğunu, güzel simalı olacağını” söylüyor. “ Zira O, Hz. Mehdi (a.s) halka güzel simalı biri olarak gelecektir.” İnşaAllah, yüzünün güzel olduğunu söylüyor, Peygamber Efendimiz (s.a.v.). “Yeşil gözlü olacaktır, Mehdi (a.s) yeşil gözlü, ‘ekhalu'l ayneyni’ hilal kaşlı, kalkık burunlu, sık sakallı, sağ yanağına doğru sakalsız bir gençtir” diyor, Peygamber Efendimiz (s.a.v.), inşaAllah. Burnu ile ilgili var Tırmızi’de; “onun alnı geniş, burnu ise ince olacaktır.” Başka bir hadiste yine; “alnı geniş, burnu parlaktır” diyor, inşaAllah. “Küçük burunludur” diyor, El Berzenci, Kıyamet Alametleri’nde. “Hz. Mehdi (a.s) kalkık burunlu bir gençtir” diyor, Bihar-ül Envarda. “Hz. Mehdi (a.s)’ın saçı sıktır, alnı geniştir ve alnında hafif iç bükeylik vardır. Burnu küçüktür ve tam köprü bölümünde çok küçük bir çıkıntısı vardır” diyor Hocam, inşaAllah. Bihar-ül Envar. “Alnında bir iz, yara izi vardır. Humran bin A'yan der ki: İmam Muhammed Bakır aleyhisselam'a; “alnında iz vardır, yüzü güzellerin evladıdır (yani yüzü güzeldir).” Şeyh Muhammed b.İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani’de. “Alnında hafif bir iç bükeylik vardır. Hz. Mehdi (a.s) saçı sıktır, alnı geniştir ve alnında hafif iç bükeylik vardır” diyor, inşaAllah. “Burnu küçüktür ve tam köprü bölümünde çok küçük bir çıkıntısı vardır. Yanağında dışa çıkık bir beni vardır. Mehdi (a.s)’ın sağ bacağında siyah bir iz vardır. Alnında bir ben vardır. Başında bir ben ve bir iz vardır ve iki kürek kemiğinin arasında bir ben vardır” diyor, inşaAllah. “Çekik gözlüdür.” İmam Muhammed Bakır aleyhisselam'a şöyle arz ettim” diyor, Humran bin A'yan. “Mehdi (a.s)’ın gözleri çekiktir. Sırtında yaprak şeklinde bir ben olduğunu söylüyor. Şöyle buyuruyor Caferi Sadık (a.s)’dan; “iki kürek kemiğinin arasında bir ben vardır. Sol kürek kemiğinin sol alt tarafından bir yaprak vardır, tıpkı mersin yaprağı gibi” inşaAllah.
ADNAN OKTAR: O ben, açıklanan benin vasfını, onu araştırdım, yani ona benzeyen ben nasıl oluyor diye. Bir de insanda liken, yanlış bilmiyorsam ‘likenüs’ mü, öyle geçiyor, bir ben türü var. Zaman zaman o omuzdan kalkıyor yani vücut onu düşürüyor ama yeniden oluşuyor. Nasıl yaprak zaman zaman oluyor, zaman zaman düşüyor, zaman zaman oluşuyor. Vücut ona bazen tepki veriyor, onu vücut atıyor. Yani birçok şeye benzetilebilir. Çünkü yaprağın özelliği nedir? Bir biçimi vardır ama kurur zamanı gelir, düşer. Ama bahar geldiğinde yeniden yeşerir, yeniden oluşur. Bu benlerde de öyle bir özellik oluyor. Bazen düşüyor, bazen yeniden oluşuyor. Dışa çıkık bir ben oluyor. Özel bir doku şekli. Ona hakkında daha detaylı bilgi verebilirim. Muhtemelen öyle bir ben var sırtında ayrıca, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: “Yanağında ben vardır. Mehdi (a.s) gür sakallı, ön dişleri parlak, yüzü benli, açık alınlıdır. Yüzünde bir ben vardır. Nurlu olacaktır. Mehdi (a.s) güzel bir delikanlıdır. Güzel yüzlüdür. Yüzünün nuru başına ve saçlarının siyahına varana kadar yükselir. Dişleri parlak olacaktır. Mehdi (a.s) gür sakallı, ön dişleri parlaktır. Kaşı kavisli olacaktır.” El Berzenci’de yine, inşaAllah. “Hz. Mehdi (a.s)’ın iki kaşı arasında küçük bir çukur vardır.”
ADNAN OKTAR: İki kaşının çatışma noktasında, buruna gelen noktada sabit duran bir çukurluk ama muhtemelen kaç çatma çizgisinin oluşturduğu sabit bir çukurluk, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: “Hz. Mehdi (a.s)’ın yüzü bir altın-bronz bir metal gibi parlar. Öyle parlak ki neredeyse cildin asıl rengi görünmeyecek. Saçları güzelliğiyle dikkat çekiyor” diyor, inşaAllah. “Hz. Mehdi (a.s) orta boylu, güzel yüzlü, güzel saçlıdır. Siyah saçlıdır. Saçlarının siyahına kadar yükselir yüzünün nuru. Saçları omuzlarının üzerinden doğru sarkar. Yüzünün nurları ona azamet verir. Siyah saçlıdır, siyah sakallıdır. Sakalının ve başının siyahlığı üzerine gün gibi parlar ve ona yücelik verir. Mehdi (a.s) gür sakallıdır. Sakalı hafif olup, sakalı yanlarda az, aşağı taraflarda gür” olacağını anlatıyor hadiste. “Hz. Mehdi (a.s) orta boylu, esmer, meczum, cezm edilmiş yani yanlarına nazaran daha uzun ama düzeltilmiş sakal şekline sahip, kevsec sakalı yanlarda az” diyor, Hocam inşaAllah Mehdi (a.s)’ın özelliği olarak. Nübüvvet mührü olacağını söylüyor. Mehdi (a.s)’ın omzunda Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’deki nübüvvet mührü bulunacaktır.
ADNAN OKTAR: Şuayb Bin Salih denilmesinin sebebi; Salih babadan gelen oğul anlamına geliyor. Şuayb, şubecik demek, küçük bir topluluğu, küçük bir arkadaş grubu olacağı için ona şubecik deniliyor. Şuayb’ın kaynağı odur. Evet devam et.
ALTUĞ BERKER: “Omzunda Peygamber (s.a.v.)’in alameti vardır. “İri gövdelidir” diyor. “Karnı büyük, iki uyluk arası açık,” geniş vücutlu olduğunu söylüyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.). “Alnı geniştir.” Hadis Hz. Mehdi (a.s)’ın başının da büyük olacağını işaret etmektedir aynı zamanda, Celaleddin Suyuti’den. Karnının geniş olmasıyla ilgili; “karnı büyük, iki uyluk arası açık” diyor, Peygamber Efendimiz (s.a.v.). “Uylukları geniştir” diyor. Doğal olarak geniş olacaktır, karnı geniş olacağı için, inşaAllah. “O alnı açık, karnı büyük, iki uyluk arası açıktır.”
ADNAN OKTAR: Boydan boya geniş anlamına geliyor. Yoksa bir orantısızlık olur öbür türlü.
ALTUĞ BERKER: “Hz. Mehdi (a.s) heybetli bir şahıstır” diyor, inşaAllah. “Hz. Mehdi (a.s) sanki Beni İsrail’den bir adamdır. Tavrı onlara benzer, yani heybetli ve acardır” diyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tavrı değil, tavrı ayrı da “cismi” diyor. Cismi Ben-i İsrail yani cismen benziyor. Beni İsrailden birçok insan var, tavrı benzer o anlamda değil. Yanlış alınmış orada, yani yazan kişi, kitabı tercüme eden kişi yanlış almış. Cismi benzer, yani beden yapısı olarak Ben-i İsrail görünümündedir. Mesela; Cübbeli de “boyu benzer” diyor.
ALTUĞ BERKER: Ki Arapçasında cismi İsrail deniyor.
ADNAN OKTAR: Arapçasını da bağırarak söylüyor kendisi de. Arkasından da “boyu” diyor. Boyu ile cismi arasında çok büyük fark vardır. Cismi, görünüşü yani heybetli ve acar yani Ben-i İsrailliler iri oluyorlar, gösterişli olurlar, kendilerine has bir görünümü vardır onların, kafa yapıları, yüz ifadeleri daha değişiktir. “Onlara benzeyecektir” diyor, Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Ben-i İsrail’e benzeyecek. Ben-i İsrail’den bir reculdür. Ben-i İsrail Peygamberleri gibidir görünümü. Ona dikkat çekiliyor. Bunu anlamazdan gelmelerinin bir alemi yok.
ALTUĞ BERKER: “Endamı Ben-i İsrail gibidir. Hz. Mehdi (a.s)’ın boyu posu sanki Ben-i İsrail recalindendir. Sanki Ben-i İsrail’den bir adamdır” diyor tekrardan. Rengi ile ilgili olmak üzere; “rengi Arabidir. Enes Bin Malik, Peygamber (s.a.v.)’in rengi hakkında şöyle buyurmuş” dedi. “Beyaz idi fakat beyazı esmere çalıyordu.” İbni Kesirden de; “kırmızı ile karışık nurani beyaz idi” diyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
ALTUĞ BERKER: “Mehdi (a.s) orta boylu olacaktır. Enes Bin Malik rivayetlerde buyurdu ki; “Resulullah (s.a.v.) orta boylu idi, bilindiği gibi hadiste geçen raba kelimesi normal ve orta boylu demektir. Fakat normal boy için uzun olan şahsa göre bir sınır vardır. Çünkü boyun sahibi kendi karışı ile yedi karış kadar olan boya normal boy denir.” Tırmızi’de geçiyor, inşaAllah.
Hocam şöyle söylemiştiniz Bediüzzaman Hazretleri hakkında: “Herkesin anlayacağı gibiydi ama anlamazlıktan geldiler. Çünkü Bediüzzaman’ı anlamak hapishane demekti” dediniz. “Adamlar keyif ve zevklerini arıyorlardı. Hz. Mehdi (a.s) da “ben keyfimi, dünya zevklerimi bıraktım” diyecek. “Benim için tek Allah” diyecek ve “Allah’ın rızası” diyecek. Hz. Mehdi (a.s)’a talebe olmak isteyen de şehit olmayı, hapis olmayı, her iftirayı kabul ediyorum. Hz. Mehdi (a.s)’a atılan her iftirayı da kabul ediyorum” diyecek. Böyle derse Allah, Hz. Mehdi (a.s)’ı gözünde ayna gibi gösterir. Hiçbir şeyden, ailesinden, çocuğundan vazgeçemiyor. O zaman göremezsin, yolunda, kafan da kapalı olur. O zaman göreceği şey şeytanın, nefsinin, deccalin gösterdiği yerler olur” dediniz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Melisa diyor ki; “Selamun Aleykum sevgili ve çok yakışıklı Muhammed Adnan Hocam. Geçenlerde yayınlarda, Berker Hocama bir akşam sorularınız olacaktı. Sonrasında kitap hediyeniz olacaktı” diyor. Şimdi Melisa bir-iki gün müsaade et. Çünkü biz onu gerektikçe bu yarışmayı yapacağız, inşaAllah. Ama sonunda bulur Hocam, inşaAllah.
“Hocam Selamlar, bazı arkadaşlar yayını erkene alınması talebinde bulunmuşlar. Yeri gelmişken ben de bir isteğimi söyleyeyim. Gece 2’den sonra programınız bitiyor. Bitmese, hiç değilse bazı günler HarunYahya.TV’den sohbete devam etseniz olur mu acaba? “Onlar da hiç kesintisiz devam edelim” diyorlar, maşaAllah. “Çok yoğunsunuzdur tabii ama program bittikten sonra gece anlamını yitiriyor gibi geliyor bana. Bazı zamanlar için mümkün mü? Ellerinizden öperim, benim masum yüzlü Hocam. İstanbul’dan Kahraman.” İnşaAllah. Yani olur tabii ara ara olabilir, inşaAllah. Berker’im anlat, devam et, dinliyorum.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah Hocam. Kuran ziyafeti alabilir miyiz?
ADNAN OKTAR: Hay maşaAllah. Bismillah. Şeytandan Allah’a sığınırım. İsra Suresi “Kuran'dan müminler için şifa ve rahmet olan şeyleri indiriyoruz.” Şeytandan Allah’a sığınıyorum. Çok önemli bak, “Kuran'dan müminler için şifa,” yani ruhen ve bedenen şifa, hastalıklara çözüm, tedavi edicidir diyor Kuran. Dünyadaki bütün hastalıkların, belaların, dertlerin kökenine indiğimizde, ya strestir, ya gerilimdir, ya korkudur, ya tedbirsizliktir, Kuran bunların hepsine çözümdür diyor, Allah, inşaAllah. “Rahmet olan şeyleri indiriyoruz. Oysa o, zalimlere kayıplardan başkasını arttırmaz. “Ve de ki: "Rabbim, beni (girilecek yere) doğru bir girdirişle girdir ve (çıkarılacak yerden) doğru bir çıkarışla çıkar ve Katından bana yardımcı bir kuvvet ver." Bu kuvvet Kuran’da sultan olarak geçiyor, sultan. “Ve sultanla beni destekle” diyor, inşaAllah. Bunu daha önce söylemiştik. O manevi derinliğe girerken, manevi cezbe haline girerken birisinin yardımcısı olması önemlidir. Bir kişinin yardımcı olması önemlidir. Tek başına girerse bazen zorlanabilir, zorlanır. Onun için illa ki bir yardımcı olması gerekir, inşaAllah. “Onlar neredeyse, sana vahyettiğimizden başkasını Bize karşı düzüp uydurman için seni fitneye düşüreceklerdi; o zaman seni dost edineceklerdi.” Mesela biz Mehdi (a.s)’dan bahsetmesek, İttihad-ı İslam’dan bahsetmesek, Türk-İslam Birliği’nden bahsetmesek, Darwinizm’i, materyalizmi, önemsiz görsek. Desek ki; “Darwinizm mi var? Materyalizm mi var? Nerede ki? Zaten rahatız öyle bir şey yok” desek. Ne oluyor o zaman? Bak ayette diyor Allah; “Onlar neredeyse, sana vahyettiğimizden başkasını Bize karşı düzüp uydurman için seni fitneye düşüreceklerdi; o zaman seni dost edineceklerdi.” Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerine de diyeceğiz ki; “Mehdi (a.s) gelmedi, gelmesin, istemiyoruz” diyeceğiz haşa. “İsa Mesih (a.s) da gelmesin” diyeceğiz haşa. O zaman ne olacak? Adam; “aziz kardeşim” diye sana gelip, sarılıp, muhabbet edecek. Biz böyle bir dostluk istemiyoruz, inşaAllah.
SUNUCU:Bizi yarın 22.00’den itibaren Aksu TV, Kaçkar TV, Mavi Karadeniz Radyo ve www.HarunYahya.TV internet sitemizden takip edebilirsiniz.
Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...Kitaplar
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Evrimcilerin İtirafları
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...