SUNUCU: İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam Kahramanmaraş Aksu Tv, Mavi Karadeniz Radyo, HarunYahya.Tv, Ankara Beypazarı Seyelan Tv, Çorum Kanal 19, Mardin Kanal 47, Sivas Sipas Tv, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Uşak Egem Tv’den canlı olarak yayınlanan, Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri Programımıza hoş geldiniz. Hocam buyurun, sözü size bırakıyorum.
ADNAN OKTAR:Muhterem şeyhim.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam, af buyurun inşaAllah. Bugün Mehmet Şevket Eygi Hocamız güzel bir yazı yazmış Hocam, her zamanki gibi. Şöyle diyor: “Alametler belirdi” diyor Hocam. “Çok Alametler Belirdi” başlığında yazısının, “yakın zaman içinde görülen ay ve güneş tutulmalarının, su baskınlarının, depremleri, gökten yağan kuşları, dünyanın içinde bulunduğu ahlaki ve sosyal durumu örnek vererek, son birkaç yıldır, yoğun ahir zaman alametleri içinde yaşıyoruz” demiş Mehmet Şevket Eygi Hocamız. “Bu nedenle tüm Müslümanları, tevbe etmeye, iyilik yapmaya, güzel ahlak göstermeye” çağırmış Hocam.
ADNAN OKTAR:Ahir zaman, Mehdi (a.s) ve İsa (a.s)’ın vazife yaptığı zaman.
ALTUĞ BERKER:Süleyman Ateş’in bir yazısı vardı Hocam. Bir okuyucu sorusu üzerine, “Peygamberimiz (s.a.v.) zamanında kendilerini Allah’a vermiş bazı mütevazı Hristiyan din adamlarının, Kuran’da övüldüğünü anlatmış. Bu Hristiyanların, Peygamberimiz (s.a.v)’den etkilenerek, Allah’a iman ettiklerini, Kuran’ın Hak olduğunu saygıyla karşıladıklarını ve bu güzel tavırlarına karşılık, Allah’ın, onları cennetle ödüllendirdiğini” anlatmış. Ayrıca “Allah hem kendi kitaplarına inandıklarını, hem de bu yeni kitabın doğruluğunu kabul ettikleri için onları iki kez ödüllendirecektir” diye belirtmiş.
ADNAN OKTAR:Sen anlat sıradan, biz bir şeyler anlatacağız.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam inşaAllah. Şahin Alpay’ın bir yazısı vardı. Son zamanlarda sık sık federasyon konusunda yazılar yazıyordu. Bugün de yazısında; “kendisinin Nurcu akımı ya da onun kolunun bir mensubu olmadığını, hatta dindar bir insan olmadığını” yazmış. “Fikir hayatının Türkiye’deki güçlü pozitivist akımın yani dini inanışın özgürlüğüne, bilime ve toplumsal gelişmeye engel gören bir akımın etkisi altında başladığını” söylemiş. “Ama yine de insanların, dünyevi ihtiyaçları kadar, manevi ihtiyaçlarının da olduğuna inandığını, dolayısıyla dini inançları insanların hayatından silmeye çalışan rejimlerin hep başarısız olduğunu” söylemiş.
ADNAN OKTAR:İyi güzel, biraz müspet gelişme var. İnşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Dün Zaman Gazetesi’nde, İbrahim Öztürk, Türk İslam Birliği adını açıkça zikretmeden güzel bir birlik yazısı yazmış. “Mehmet Akif’in, Said Nursi’nin ve Fethullah Gülen Hoca Efendi’nin tek bir kurtuluş reçetesi var, o da “Mefkure Birliği’dir” demiş. “Türkiye’nin artık tefrika düzeninden, tesanüt düzenine geçtiğini ve bu ideali gerçekleştirmek için, hükümetin, devletin, toplumun el ele verdiğini” söylemiş. “Ahmet Davutoğlu’nun çalışmalarını, Gülen okullarını, Cumhurbaşkanı’nın Yemen gezisini örnek göstererek, ayrılık politikasının artık sona erdiğini ve hayallerimizin daha yeni başladığını” belirtmiş Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet, bu güzel. Yani Türk İslam Birliği’nin oluşacağını, İttihad-ı İslam’ın oluşacağını ima ederek de olsa söylemiş, anlatmış oluyor. Değil mi?
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam. Bunu üç sene önce röportajlarınızda siz söylüyordunuz inşaAllah. 1300’ü aştı söylediklerinizin gerçekleşmesi.
ADNAN OKTAR:Damla damla da olsa anlatıyor olmaları yine iyi. Ama aslında gürül gürül, ırmak gibi anlatmaları lazım. Damla damla anlatıyorlar, o da güzel.
ALTUĞ BERKER:Ntvmsnbc; “Ortadoğu’nun yeni hakimi Türkiye.” Amerika’nın ünlü siyaset dergilerinden Foreign Policy’de yayınlanan bir makalede; “Türkiye Ortadoğu’nun yeni hakimi” yorumu yapıldı inşaAllah. Siz daha önce, 27 Temmuz 2008’de röportajınızda, Kordon Tv’de, “Ortadoğu’nun, bütün İslam ülkelerinin lideri konumuna gelmesi lazım. Ve sözü geçen bir lider olarak” demiştiniz Hocam inşaAllah. Uzun uzun Türk İslam Birliği gereğini yıllardan beri anlatıyorsunuz, şimdi gerçekleşiyor Allah’ın izniyle inşaAllah. Bir de filmimiz vardı Hocam bu konuyla ilgili.
VTR: Sayın Adnan Oktar 3 Yıl Önce, “Türkiye İslam ve Türklük Aleminin Lideri Olacak” Demişti.
ADNAN OKTAR: Hay maşaAllah. Bu ne demektir? İttihad-ı İslam, Türk İslam Birliği demektir. Onlar siyasetçi olduğu için tabii, Türk İslam Birliği kelimesini kullanamazlar. Ama anlayanın anlayacağı şekilde, net şekilde konuşmuş oluyorlar. Ama bizim öyle bir yasağımız yok, siyasi yasağımız yok. Biz istediğimiz gibi konuşuruz inşaAllah.
Bakın şimdi bu kitap Mektubat tercümesi. Rahmetli Hüseyin Hilmi Işık Hocamızın, tercüme ettiği eser. Bakın burada görülüyor Hocamın tercüme ettiğini. Tercüme eden; Hüseyin Hilmi Işık, Mektubat tercümesi. Şimdi bu kitabın 344. sayfasını açıyoruz. Berker Hocam şu kısmı sen güzelce oku. Ben yanlış mı anlamışım, Osman Ünlü Hoca bana bir anlatsın yanlış anladıysam.
ALTUĞ BERKER:“Bu ümmetin sonu, Peygamberimiz (s.a.v.)’in vefatından bin sene sonra yani ikinci bin ile yani 1011 Hicri senesinde başlamıştır. İkinci bin başında, İslamiyet’ini kuvvetlendirmektedir. Bu sözümüzü ispat etmek için kuvvetli şahit olarak, İsa (a.s) ve Hz. Mehdi (a.s)’a gösteririz” diyor Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bakın “Bu ümmetin sonu, Peygamberimiz (s.a.v.)’in vefatından bin sene sonra” diyor. Osman Ünlü Hoca, Hüseyin Hilmi Işık senin şeyhin değil mi? Şeyhin. Bak şeyhin ne diyor, o mübarek insan; “bin sene sonra” diyor. Hani üç bin seneydi? Şeyhini de beğenmiyorsun, İmam Rabbani’yi de beğenmiyorsun, kendi aklını beğeniyorsun. Bak “vefatından bin sene sonra yani ikinci bin ile”, onun aklının almaması ihtimaline karşı Hocamız bir de parantez içinde açıklamada yapmış, “yani 1011Hicri” parantezi kapatmış, “yani 1011 Hicri senesinde başlamıştır. Nasıl oluyormuş? 1011’de başlıyormuş. İkinci bin başında, İslamiyet’i kuvvetlendirmektedir. Allah-u Teala bu dini, Kıyamet’e kadar değiştirmeyeceğini, din düşmanlarının çalışmalarına rağmen bozulmadan koruyacağı için, x zemanda” diyor, çok güzel bir üslubu vardır Hocamızın, “gelenlerin tazelikleri, kuvvetleri sondakilerde görülmekte, böylece ikinci bin başında İslamiyet’i kuvvetlendirmektedir. Bu sözümüzü ispat etmek için kuvvete şahit olarak, İsa aleyna bina aleyhissalatu vesselam. İkinci binde İsa (a.s) geliyor muymuş Osman Ünlü Hoca. Sen doğru söylememişsin bak bize. Bize “üç bin” dedin sen. Bize doğru bilgi vermedin. Ne yapacağız şimdi? Bak Şeyhinin sözünü de kabul etmiyorsun. Bak Hüseyin Hilmi Işık’ın sözünü de kabul etmiyorsun, benim sözümü de kabul etmiyorsun, İmam-ı Rabbani’yi de kabul etmiyorsun, kabul etmiyorsun oğlu kabul etmiyorsun. Kendinden çok eminsin. “ile Hz. Mehdi (a.s)’ı” Mehdi (a.s) kim? Ahir zamanda gelecek o büyük veli. “Hz. Mehdi (a.s)’ı Rahmetullahi talaaleyh gösteririz. “Farisi Beyt Tercümesi” diyor, “Ruhul Kudüs’ün Feyzine kavuşursan, Mesih’in yaptıkları senden meydana gelir” diyor ve devam ediyor inşaAllah. Eğer buna rağmen Osman Ünlü Hoca böyle doğru söylememeye devam ederse bilemiyorum artık. Okumuyor demek ki kitap.
Şimdi ben İsmail Mutlu denen şahsa odaklandım.
“Hocam Selamun Aleykum” diyor. “İhlas Vakfı’nın yurdunda kalıyorum. Osman Ünlü’ye cevap verdiğini, sürekli her ünlüye cevap verdiğinizde okuduğunuz Mektubat’ın doğru tercümesi olmadığına inanıyorlar. Bu yüzden, bu benim açıklamalarımı da dinlemiyorlar” diyor. Yani bizim anlattığımız bir tane daha Mektubat var, bunun doğru olmadığına inanıyorlarmış, şu Mektubat’ın. Tamam kabul, doğru olmadığını kabul edelim, koç yiğidim Osman Hocam kardeşim, ne diyeyim bilmiyorum muhterem Şeyhim bu da mı geçersiz oluyor? Bu da Hüseyin Hilmi Işık senin Şeyhin yazmış bak senin şeyhin. Benim de mübarek Hocamdır, benim de Şeyhim sayılır, o tercüme etmiş. Onu da kabul etmiyorsun. Tercüme etmiş ki, ayrıca parantez içine almış anlaman için. “1011” demiş yani. Bundan da anlamıyorum diyorsan, artık o zaman ne diyeyim yani. Allah ilmini arttırsın.
“Sayın Hocam siz programda, İsmail Mutlu’dan bahsedince internette bir araştırma yaptım, İsmail Mutlu kimdir diye google’a yazdığımda, çıkan sayfada şuna rastladım, bilgilerinize sunuyorum. Selam ve hürmetlerimle. Hala açıklamalı olarak Risale-i Nur neşrine devam ediyor. Böylece anlamıyoruz diyen binlerce insan, üç bin yılın müceddidi olan Bediüzzaman’ın eserleriyle tanışmasına vesile olmaya devam ediyor.” Ama yani biraz bilgisi olması lazım. Şimdi Hoca kendi kafasından ezberden anlatıyor. O olmaz. Bediüzzaman’dan kaynak vermiyor. Bir de üslup çok laubali, bir de kendinden çok emin ve enaniyetli. Bediüzzaman ne diyor? “Enesi kavi (imanı zayıf)” diyor. Yani onları andırıyor biraz üslubu. Bir daha o mübareğin mübarek yüzünü bir görelim.
VTR-Yazar İsmail Mutlu’nun, Hz. Mehdi (a.s) Hakkındaki Yanılgılar-1-
ADNAN OKTAR: Evet, İsmail Mutlu Hoca’ya, Bediüzzaman’ın talebeleri buram buram cevaplarını verdiler ama böyle ciğerine ciğerine. Eğer İsmail Mutlu Hoca’nın daha da konuşacak hali varsa diğer detaylarla devam ederiz. Öyle gevrek gevrek bir televizyon kanalına çıkıp, ucuz kahramanlık yapmakla bu olaylar olmuyor. Bakın Bediüzzaman’ın talebeleri boğazına tıkadılar onu, konuşacak hiçbir hali de kalmadı.
Şimdi Şeyh Ömer Efendiyi, Rufai şeyhi, büyük alimi, değerli Hocamızı bir dinleyelim inşaAllah.
VTR-Şeyh Ömer Efendi, Sayın Adnan Oktar’ın Eserlerini Anlatıyor.
ADNAN OKTAR: Şimdi mübarek, muhterem Said Özdemir Hocamı ile yine şahs-ı manevicilerin başına başına bir nur saçalım inşaAllah. Muhterem Hocamızı dinleyelim, o güzel sesinden bize bir Nur dersi yapsın inşaAllah.
VTR-Said Özdemir Ağabey.
ADNAN OKTAR: Şimdi de muhterem Abdülkadir Badıllı Hocamızın, Bediüzzaman’ın has talebelerinden, o mübarek büyük alimi dinleyelim ki, böyle tipler biraz ızdıraplansınlar. Buyrun dinleyelim.
VTR- Abdülkadir Badıllı Ağabey
ADNAN OKTAR: Bakın üstadımız Allah adına yemin ediyor, “İslam ahlakı dünyaya hakim olacak, göreceksiniz” diyor. Yani o kadar emin Allah’ın izniyle.
Bir de çok mübarek, çok muhterem, değerli ağabeyimiz, çantacı Necmi Ağabeyimizin, o nur yüzünü görelim, neşeli, güzel üslubunu dinleyelim, kalbimize bir inşirah gelsin. Bir de ağabeyimiz İstanbul’a gelirse, bir davet edelim, elini öpeyim burada, programa çıkaralım. Buyrun dinleyelim inşaAllah.
VTR-Çantacı Necmi Ağabey: “Hz. İsa (a.s) Gelecek.”
ADNAN OKTAR: Şimdi nur yüzlü Mahmut Hocamızın, o değerli mürşidimizin, ben kendi mürşidim olarak kabul ediyorum Mahmut Hocamızı da, onun yetiştirdiği değerli bir gül, Mehmet Talu Hocamızı bir dinleyelim inşaAllah. O kıymetli müceddidi, o büyük alimi dinleyelim inşaAllah.
VTR:-Mehmet Talu Hocaefendi: Hz. Mehdi (a.s)’ı Ben de Şahsen Göreceğime İnanıyorum.”
ADNAN OKTAR: Şimdi de o güzeller güzeli mübarek şeyhimiz, Şeyh Nazım Kıbrısi Hocamızın vekili olan, Ahmet Yasin Hocamızı bir dinleyelim inşaAllah.
VTR-Şeyh Ahmet Yasin Hazretleri, Kıyamet Alametlerini Ve Hz. Mehdi (a.s)’ın İstanbul’dan Çıkacağını Anlatıyor.
ADNAN OKTAR: Ağızlarından nur akıyor maşaAllah. Ne kadar güzel anlatıyor. “Mehdi (a.s) kan akıtmaz, uyuyan kişiyi uyandırmaz.” Bayağı candan, bayağı samimi, çok güzel hadislere dayalı olarak mübarek, muhterem Hocamız ilmini izhar ediyor Elhamdülillah.
Ebru Hocam hoş geldiniz. Diyorlar ki, “kızlarla neden görüşüyorsun?” Namaz kılıyor muydun daha önce?
SUNUCU 2:Hayır kılmıyordum.
ADNAN OKTAR:Kılmıyordu. Bak sonradan başladı maşaAllah. Sen kılıyor muydun daha önce namaz?
SUNUCU 1:Kılmıyordum. Vesilenizle Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Tamam maşaAllah, inşaAllah.
Berker Hocam seni dinliyoruz.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam. Bugün Hürriyet Gazetesi yazarlarından, Mehmet Yılmaz’ın, Başbakan’ın bir sözü üzerine bir yazı yazmış Hocam. Başbakan şöyle söylemişti: “Engeller kalkarsa, 57 İslam ülkesi üretimiyle, teknoloji ve beyin gücüyle kendi kendine yetecek konuma gelir” demişti Başbakanımız. Mehmet Yılmaz da şöyle demiş: “Panislamist rüya yine hortladı” başlıklı bir yazı yazmış.
ADNAN OKTAR:Allah Allah, Allah Allah. Yani “Türk İslam Birliği geliyor” diyor. MaşaAllah, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:“O da yetmez” diyor. Aynı mantıkta Mehmet Altan ve Murat Yetkin de yazmış.
ADNAN OKTAR:Ne yetmez diyor?
ALTUĞ BERKER:Yani “Arap ülkelerinin son derece geri bir kültür, eğitim ve teknolojiye sahip olduklarını, zenginliklerinin sadece petrole dayalı olduğunu, dolayısıyla böyle bir birliğin, asla kendi kendine yeterli olmayacağını” söylemiş Hocam.
ADNAN OKTAR:Şimdi birlik derken, ülkelerin topraklarının arasındaki bağı açmak, hadi birleştik anlamında değil. O birlikten kastedilenin ne olduğunu anlamadı bunlar. Mehdi (a.s) ile olan birlik. Mehdi (a.s) gibi bir mürşid başta olduğunda, bilim ve teknolojide en yüksek noktaya çıkmak demektir. Avrupa’nın ağzı açık kalacak. Öyle bir teknolojik düzey olacak ki, öyle bilimde ilerlemeler olacak ki, şu ana kadar olan bilim, adeta diyecekler “biz karınca hızıyla gitmişiz” diyecekler. Mimaride, sanatta, her şeyde muazzam bir büyüme ve güçlenme olacak. Dolayısıyla arkadaşlar zannediyor ki, böyle gevrek gevrek konuşulacak, çaylar içilecek, sigaralar yakılacak, “toplanalım mı beyler, toplantı bitmiştir beyler” böyle bir şey yok. Mehdilik heyecanıyla hop oturup, hop kalkacak dünya. Ve arkasından Hz. İsa Mesih, dünyayı büyük heyecanla, büyük olaylar bekliyor. Bu arkadaşlar alışmışlar Etilerde, o kahvehanelerde sakin sakin, fısır fısır konuşmaya. Öyle değil, cıvıl cıvıl bir dünya geliyor, hareketli bir dünya geliyor. Mehdiyet demek; heyecan, şevk ve atak demektir aynı zamanda inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Hocam, Rauf Tamer şöyle demiş: Kürt aydınlarının ve Öcalan’ın 20 yıldır kopuk yaşadığını” söylemiş Hocam “sosyal hayattan. Sanatta, kültürde, teknolojide, sosyal yaşamdaki ilerleme ve değişimlerden tamamen habersiz olduklarını, Türkiye’deki gelişimleri takip etmediğini, coğrafi değişimlerden bile bihaber yaşadığını, bunları da kişilerin görmeleri gerektiğini” belirten bir yazı yazmış. “Böyle hayattan ve gerçeklerden kopuk bir insan lider olamaz, yol gösteremez ve Kürtler adına baş müzakereci olamaz” demiş Öcalan için.
ADNAN OKTAR:Rauf Tamer delikanlıdır eskiden beri.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam. Çünkü diğer Hürriyet ve Doğan grubu yazarları tam tersini söylüyorlar.
ADNAN OKTAR:Evet Rauf Tamer biraz Ülkücü meşreplidir.
ALTUĞ BERKER:Mehmet Tezkan; “Nazım Hikmet’in hakkını yedi” başlıklı bir yazı yazmış Mehmet Tezkan. “Said Nursi’nin masum olduğuna kendisinin de inandığını ancak, Ahmet Hakan’ın yazısında; “Nazım Hikmet’’in, Said Nursi’nin çektiği açıların yarısını bile çekmemiştir” kısmına takıldığını” söylemiş. Nazım Hikmet’in 15 sene hapsinin istendiği, ancak Rusya’ya kaçtığını, daha sonra 28 affıyla geri döndüğünü, ardından 12 yıl hapis yattığını ve sonra da Moskova’ya kaçtığını, dolayısıyla dört duvar arasında geçen hapislik günlerine bakarsak, Said Nursi 3 yıl, 4 ay yatmış, Nazım Hikmet ise 12 yıl” demiş. “Dolayısıyla Ahmet Hakan nasıl bu sonuca vardı? İzaha muhtaç bir durum” diye eklemiş.
ADNAN OKTAR:Yok yanlış biliyor arkadaş. Bediüzzaman’ın toplam hapis müddeti toplam 30 yılı buluyor.
ALTUĞ BERKER:Sürgünlerle birlikte inşaAllah 30 yıl.
ADNAN OKTAR:Toplam 30 yılı buluyor inşaAllah. Ama tabii böyle net az acı çekmiş, çok acı çekmiş diyemeyiz. Bu izafi bir şey. Öyle demeyelim ama her ikisi de acı çekmiştir. Ama Bediüzzaman’a uygulanan şiddet hakikaten çok azaplı ve çok şaşırtıcıdır. Allah ıslah etsin, Allah akıl versin onlara. Yani o eziyet yapanlara, işkence yapanlara, asrımızda da yapılıyor çünkü. Ama zulüm payidar olmaz. Demirel’in de öyle bir sözü vardı; “zulüm payidar olmaz” diyordu çok şahane. Ben çok dikkatli dinlerdim Demirel konuştuğunda.
Mehdiyet’i sürekli gündemde tutmamızın sebebi; millet sanıyor ki, bir şahıs var, aklımı taktığımda o şahıs Mehdi (a.s) olursa, oh benim işim bitecek, rahatlayacağım. Öyle değil. Bütün dünyayı kurtaran, bütün dünyanın kurtuluşuna vesile olan bir insandır Mehdi (a.s) ve Hz. İsa Mesih. O zaman ne olmuş oluyor, asıl amaç ne? Allah’ın rızası, rahmeti, cenneti. Ama hepsinin üstünde asıl amacımız Allah’ın rızası. Peki bütün insanların kurtuluşunu istemek nasıl bir duygu? Her insanda olması gereken bir şey. İnsanlar cehenneme gitmesin, hayrı hikmeti görsünler diye gayret etmek nedir? Farzdır. İttihad-ı İslam’’ı istemek nedir? En büyük farzdır. Peki ben en büyük farzı yerine getirmek için gece gündüz gayret etmek durumunda değil miyim ben? Şimdi ben namaza nasıl dikkat ediyorum, en büyük farza da, en büyük farzın gerektirdiği şekilde dikkat ediyorum. Bunda şaşılacak ne var? Ama Mehdiyet olmadan, İttihad-ı İslam’ın imkansız olduğunu herkes biliyor. Mesela adam soruyor, diyor ki: “İttihad-ı İslam olsa ne olur?” diyor. Doğru Mehdi (a.s) olmadan, İslam Birliği, hiçbir şey olmaz. Aynı ticaret olur, turistler gelir, Arap turistler buraya, buradan turistler Irak’a giderler, yer, içer, yatar, otururlar. Tamam Müslümanlıkta da bir gelişme olur ama öyle zannedildiği gibi olağanüstü bir şey olmaz. Yani çağ atlama, büyük bir olay, büyük bir heyecan, bir manevi devrim olmaz. Manevi devrim için mutlaka Mehdi (a.s)’a ihtiyaç vardın. Sanatta, bilimde, çağ atlamak için mutlaka Mehdi (a.s)’a ihtiyaç vardır. Anahtar ondadır inşaAllah. O yüzden biz Peygamber (s.a.v.) de “müjdeleyin” dediğine göre, ben ne yapayım. Peygamber (s.a.v) “müjdeleyin” deyince , ben diyeceğim ki, müjdelemiyorum. Ben Peygamber (s.a.v.)’e değil, İsmail Mutlu’ya uyuyorum diyeceğim öyle mi? Olmaz. Yahut Osman Ünlü’ye uyuyorum diyeceğim. Olmaz. Bakın Bediüzzaman’ın talebelerini görüyorsunuz. İnim inim inletiyorlar. Herkese cevaptır. Mahmut Hocamızın yetiştirdiği o nadide gül Mehmet Talu Hocamız bakın Mehdi (a.s)’dan bahsederken gözlerine bir ışık geliyor, bir güzellik geliyor ve “göreceğim” diyor inşaAllah. Bakıyoruz adamlarda, hadi Mehdi (a.s)’a karşı kinin var, öfken var, İsa Mesih’e karşı, İttihad-ı İslam’ı isteyecek durumda mısın? Hasta olduğun için onu da isteyemiyorsun bak. Ağır hastasın, komadasın. Türk İslam Birliği’ni ağzına dahi almıyorsun. Pilav yerken nasıl sünnet olacak, sarık kaç metre olacak. O sarığı Cenab-ı Allah sana böyle etrafına sarar sarar sarar, çenenden de bağlarlar, ayağından da bağlarlar, toprağın altına girersin, sonsuza kadar cehennemde kalırsın. Allah esirgesin. Aklını başına alacaksın, ne yaptığından haberin olacak.
En iyisi ben on dakikalık arada falan Müslüm Baba’yı dinleyeyim de, hakikaten böyle insan bir daha gelmez. Orhan Gencebay gibi bir insan hakikaten bir daha gelmez. Bana inansınlar, hakikaten gelmez. Onlar o çileyi çekmişler. Bir daha öyle bir ortam da olmaz Allahualem, böyle bir şey de yetişmez, çok güç. Mesela Türk Sanat müziği sanatçılarının benzeri bir daha çıkmıyor. Dikkat ettiniz mi? Mesela Alaattin Şensoy şu bu, böyle ağır Türk Sanat müziği ve bestekarları, o tarz yani klasik Türk Sanat müziği bestekarları da bir daha öyle çıkmıyor. Çünkü onun için bir acı gerekir, bir çile, bir gerilim gerekir. Ve hep İkinci Dünya Savaşı’nın çile yıllarında yetişmiş insanlar bunlar. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonraki o fakirlik dönemi, İkinci Dünya Savaşı’nda, o zorluk zamanında yaşamış insanlar, acıyı çileyi bilen insanlar. Acıyı, çileyi bilen aşkı çok iyi bilir, sevgiyi çok iyi bilir. Acıyı bilmiyorsa, olmuyor işte. Onlar da akıllanacaklar inşaAllah.
Bir de bana bazı kardeşlerimiz yazı yazıyorlar, çok çok uzun oluyor, öyle değil de kısa özetini önce yazsınlar, sonra detaya gireriz. Biz detayı EvelAllah hallederiz biz onu inşaAllah.
Şimdi İsmail Mutlu Hocamız’ı daha da mutlu edecek bazı açıklamalar yapacağız. Bir kere o üslubu saygılı değil. Çok gevşek bir üslubu var. Böyle yayılmış yani ağzı çok yayılmış ve kendinden çok emin. Mehdi (a.s) bir kere, Resulullah (s.a.v.)’in müjdelediği bir insandır. Mehdi (a.s)’dan bahsederken, edeple bahsedecek. Resulullah (s.a.v.)’in sevdiğine karşı, o kendince güya alaycı olursa, o zaman o çok anormal olur. Peygamber (s.a.v.)’in sevdiğini sevmeyen insan, Peygamber (s.a.v.)’i de sevmiyordur. Hz. Osman (r.a)’ı sevmeyen nedir? Hz. Ali (r.a)’ı sevmeyen nedir? Mehdi (a.s)’ı sevmeyen de odur, aynıdır. Çünkü Peygamberimiz (s.a.v), “ben seviyorum”” diyor, adam da “ben sevmiyorum, gelmesin” diyor. Senin “gelmesin” demeni dinler mi Mehdi (a.s)? Allah seni dinler mi? Allah sana göre mi kaderi yaratıyor? Bu onun için bir utanç vesilesi olacak. Nerede? Dünyada ve ahirette. O söz çok büyük anormallik, çok çirkin bir üslup. Ne adaba, ne edebe, ne akla, ne izana, ne vicdana hiçbir şeye uymayan bir üslup. Bir de “Ehl-i sünnnet’im” diyorsun göğsünü gere gere. Nasıl Ehl-i sünnet’sin ki sen, Resulullah (s.a.v.)’in övdüğü ve bütün Ehl-i sünnet tarafından kabul edilen, Ehl-i sünnet’te itiraz edilen hiçbir yönü yoktur Mehdi (a.s)’ın. Bütün dört mezhebin, dördü de kabul eder Mehdi (a.s)’ın geleceğini. Sen de gelmesin diyorsun. Bir kere dört mezhebin dışındasın. Şii de değilsin, Caferi de değilsin, uçuyorsun. Nur talebesi hiç değilsin. Bediüzzaman çünkü “gelecek” diyor, sen oradan da kopmuşsun Yani biraz üslubu yayılmış, deforme olmuş yani. Ağzı deforme olmuş. Biraz toparlanması gerekiyor.
Şimdi bak Hazret beni dinle. “El Mehdi (a.s), bizden Ehl-i Beyt’tendir” diyor Resulullah (s.a.v.). “Allah onu bir gecede ıslah eder. Yani tevbesini kabul eder veya feyizler ve hikmetlerle donatır. “ Feyizler ve hikmetlerle donatma anlamında tabii ki. Nerede geçiyor? Sünen-i İbn-i Mace’de geçiyor. Sünen-i İbn-i Mace, İbn-i Mace kim, sen kimsin? İbn-i Mace doğru diyor, “Peygamber (s.a.v.)’in hadisi” diyor ve böyle mübarek, kutlu şahsın geleceği bildiriliyor. “Kitabü-l Fiten tercemesi ve şerhi, Kahraman Neşriyat Cilt 10, Mütercim Haydar Hatipoğlu. Bab 34, sayfa 348. Oraya Mutlu Hocamız, mutlu bir şekilde bakabilir.
“Bir gecede Hz. Mehdi (a.s)’ın, ıslah edilmesi sözü ise, Cenab-ı Hakk’ın kendisine, kutub mertebesini vermesine işarettir. Bu dereceyi çalışmakla, uğraşmakla kazanamaz. Yüce Mevla’nın Kuran-ı Kerim’de belirttiği gibi, Hz. Peygamber (s.a.v.)’e verilen bu lütuf, Hz. Mehdi (a.s)’a da verilmiştir. Yüce Mevla, Kuran-ı Kerim’de de Şura Suresi 52. ayette, Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle demiştir: “Kitap nedir, iman nedir bilmezdin. Fakat biz onu (Kitap’ı) kullarımızdan dilediğimizi kendisiyle doğru yola eriştirdiğimiz bir nur kıldık.” Yani “Kuran ile doğru yola eriştirdiğimiz bir nur kıldık” diyor Cenab-ı Allah Kuran için. “Şüphesiz ki sen doğru yolu göstermektesin” Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e hitap ediyor Cenab-ı Allah. “Hz. Mehdi (a.s), dini meselelerde zamanındaki müçtehidlerin en faziletlisi.” Zamanında müçtehid yok demiyor, müçtehidler var, müceddidler var. Yani her cemaatin, her topluluğun şeyhi, kendi şeyhini asrının müceddidi ve müçtehidi olarak ilan eder ve buna saygı duyarız. Mesela Şeyh Nazım Hocamız’ın çevresi, en büyük müceddid, müçtehid ve Kutub olarak kabul eder. Mahmut Hocamız’ı kendi çevresi, en büyük müceddid ve en büyük müçtehid olarak kabul eder. Fethullah Hocamız’ı, Fethullah Hocamız’ın çevresi, oradaki alimler, onu en büyük müceddid ve müçtehid kabul ederler. Saygı duyulur, doğru ayrıca, doğru bunlar. Ama Mehdi (a.s) hepsinin üstündedir. Hepsinin Hocasıdır, hepsinin mürşididir. “Hz. Mehdi (a.s), dini meselelerdeki zamandaki müçtehidlerin en faziletlisi ve en mükemmelidir. Bu da onun büyüklüğünü ve mertebesinin yüksekliğini ve makamının yüceliğini gösterir. Ali b. Sultan Muhammed el-Kari el-Hanefi'nin Risaletül Meşreb elverdi fi mezhebilMehdi. “Resulullah (s.a.v.) buyurdu: “Mehdi (a.s) bizden, Ehl-i Beyt’tendir. Allah, onu (Hz. Mehdi (a.s)’ı bir gecede ıslah eder, olgunlaştırır.” Kutub makamı veriyor Allah, kutub haline getiriyor. Kitab-ül Burhan FiAlamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, sayfa 19. Amr Bin Amr’dan (r.a) rivayet edilmiştir: “Allah kendisini bir gecede ıslah eder” diyor Resulullah (s.a.v.). “Rum şehrini (İstanbul’u), tekbir ile manen fetheder.” (Muhyiddin Arabi, el-Futuhat ElMekkiye, 366. Bab, cilt 3, sayfa 327, 328.) “Ey Ehl-i Beyt, Mehdi (a.s) bizdendir.” Kaç defa müjdeliyor Peygamberimiz (s.a.v.). “Aziz ve celil olan Allah onu (Hz. Mehdi (a.s)’ı), bir gecede ıslah ve irşad edecek, doğru yolu gösterecektir. (Ölüm, Kıyamet, Ahiret ve Ahir zaman Alametleri, İmam-ı Şarani, sayfa 437).
Onun için Mustafa Mutlu Hoca, Mehdi (a.s)’ın bahsi geçerken, ağzını bir muslukta çalkalasın temiz suyla, ondan sonra Mehdi (a.s)’dan bahsetsin ve edepli olsun. Ben Mehdi (a.s)’ın gelmesini istemiyorum demek, Hz. İsa (a.s)’ın gelmesini istemiyorum demek, İttihad-ı İslam’ın olmasını istemiyorum ile aynıdır, hatta Peygamber (s.a.v.)’den de hoşnut değilim anlamına gelir bu. Çünkü Peygamberimiz (s.a.v.)’in sevdiğini ben sevmiyorum, istemiyorum dediğinde ne olur anlamı? Aklını başına alacak, o gelişmiş ağzını, yayılmış ağzını toparlayacak. Böyle diyelim. Var karşılığı da söyleyemiyorum. Yoksa tam böyle iyi anlaşılacak güzel Türkçe kelimeler var. Ama bu kelime seçmeden dolayı inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Hocam Peygamber Efendimiz (s.a.v.), hadisi şerifinde; “Hz. Mehdi (a.s)’ın, bazı Peygamberlerden bile üstün olacaktır” diyor inşaAllah. Başka bir hadisinde Mehdi (a.s), Ebubekir (r.a) ve Hz. Ömer (r.a)’dan üstündür” diyor.
ADNAN OKTAR:“Hz. Ebubekir (r.a) ve Hz. Ömer (r.a)’dan üstündür” diyor. Evet doğru, Hz. Peygamberimiz (s.a.v) sorulduğunda, hatta şaşırıyorlar, onun için diyor ki Peygamber Efendimiz (s.a.v.); “hatta bazı Peygamberlerden de büyüktür” diyor Mehdi (a.s) için. “Gelmiş geçmiş en büyük velidir” diyor.
Bu tiplerde hem enaniyet var, bu şahs-ı manevici takım bunlar. Böyle biraz ruhları güdük kalmış, düşünceleri güdük kalmış insanlar. Yani o kavrukluğunun da farkında değil. Anlatsan böyle kötü bir istihza anlayışları var. Kendilerince güya alaycı ama insanlar onlarla alay ediyor, o da başkalarıyla alay ettiğini zannediyor. Böyle bir gariban hava var üstlerinde. Ne olduklarını fark edemiyorlar. Yani kendini aynada göremiyor. Biçimini, tavrını, aklını tam teşhis edemiyor yani kendine uzaktan bakıp analiz edecek güce sahip pek olmuyorlar. Ve ortak özellikleri bu tiplerde muazzam bir enaniyet ve bir türlü anlaşılamayacak bir konuşma modeli. İsterseniz deneyin. Çağırın bir adamı, herkes deneyebilir, anlat şu şahs-ı manevi nedir deyin. Halbuki Bediüzzaman o kadar net anlatıyor ki, çok açık. Ama bu adamlara gidin, kendi anlattığını kendi anlamıyor. Anlatıyor, anlatıyor, anlatıyor yine içinden çıkamıyor. Çünkü öyle bir şey ki yani her yerden olay el veriyor. Yani kurtaracağı bir yön yok. Kaçabileceği bir yer yok. Yani her yerden çökeceği gibi.
“Muhyiddin İbn-i Arabi Hazretleri Hakim El Tirmizi Hazretleri’nin Hatemül Evliya’dan sorduğu soruları cevaplandırmak için yazdığı Cevabül Müstakim isimli eserde şöyle buyurmuştur.”
Yalnız bunlar Şaşar Beşer, İsmail Mutlu, bu son devrin bu büyük müceddidleri, büyük müçtehitleri, bu büyük alimler, Ehl-i sünnet alimlerini de beğenmiyorlar. Yani mesela biz şimdi Tırmizi’den bahsediyoruz, Muhiddin Arabi’den bahsediyoruz, adamlar böyle çoluk çocuktan bahseder gibi bahsediyor onlardan zaten. Çok büyük bunlar yani acayip büyükler! Üsluba bakın, kafaya bakın, mantığa bakın, her şeyi anlarsınız.
Cevabül Müstakim isimli eserinde Muhiddin Arabi; “Hz. Mehdi (a.s), Arapça’yı pek iyi konuşamaz.” Nereden alıyor? El Tırmizi Hazretleri’nin Hatemül Evliya’dan sorduğu soruları cevaplandırmak için yazdığı El Cevabül Müstakim isimli eserinden. “O Hz. Mehdi (a.s), Arapça’yı pek iyi konuşamaz. Fakat ahlakı hususunda, Peygamberimiz (s.a.v.)’den farkı da pek olmaz. Yani “bayağı benzer” diyor. “O orta boylu erlerdendir. Mülkün dönemi onunla biter.” Yani dünya bitiyor onunla. “Velayet onunla hatme erer.” Hateme Veli, en büyük son veli. “Onun ismi diri olan bir yardımcısı vardır. Aslı, ruhani görünüşü insanidir. “El Cevabül Müstakim ve Kıyamet Alametleri.” Beyazıt Kütüphanesi’nde, numara da vermişler 3750-2242 B, o sayfalarda. İnşaAllah.
“O Hz. Mehdi (a.s), kimsenin bilmediği gizli bir gücün sahibi olduğu için, kendisine El Mehdi denilmiştir.” Kimsenin bilmediği özel bir gücün sahibi, sadece ona mahsus özel bir güç. Yani Allah ile onun arasında. Kitab-ül Burhan FiAlamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, sayfa 19. Bakın Ehl-i sünnetin en önemli muteber alimlerinin yazdığı kitaplar. “Kaab kıyam edecek olan Hz. Mehdi (a.s) olarak adlandırılmasının sebebi; gizli işlere hidayet edilmesi sebebiyledir.” Özel olarak hidayet verilmiş. Kitab-ül Havili’l Fetava, Cilt 2, sayfa 148. “Hz. Mehdi (a.s), Allah’ın lutfuyla muazzam bir ilme sahip olacaktır. Hadislerde Hz. Mehdi (a.s)’ın, diğer insanlarda olmayan Vehbi ilimlere ve ledün ilimlere sahip olacağı haber verilmiştir. Muhyiddin Arabi Hazretleri, Hz. Mehdi (a.s)’ın bu özelliklerini şöyle anlatmaktadır. 1-Basiret sahibi olması” özel bir yeteneği. “2-Kutsal Kitap’ı anlaması, 3-Ayetlerin manasını bilmesi.” Çünkü adam ne kadar Arapça bilirse bilsin, Arapça dili uzmanlarına sahip bir insanın gücünü alamaz. Mesela diyor ki, ben Arapça biliyorum. Araplar kendi aralarında Arapça konuşamıyorlar. Adama soruyorsun Kuran’ı hiçbir şekilde çıkaramıyor. Kuran’ın bilinmesi için, müthiş bir Arapça bilgisi gerekir. Ama nasıl Arapça? Bir kişiye mahsus değil bu. Mesela bir sözlük bilgisi gerekir. Bunun için ne gerekiyor? Bilgisayar gerekiyor. Muazzam bir sözlük bilgisi. Çünkü adam kafadan milyonlarca yahut binlerce bilgiyi bir arada tutamaz. Bağlantılar var, şiirler var, birçok şey var. Kafasında tutması için ne gerekir? Bilgisayar gerekir. Ne gerekir? Danışacağı büyük alimler, Arapça uzmanları gerekir. Mehdi (a.s) da Allahualem, bizim anladığımız, danışmanlarıyla hareket eden bir insan. İnşaAllah. Ama hikmetle karar veriyor. Çünkü dil bilgini olmak bir şeyi etkilemez. Dil bilgini olabilirsin. Muazzam dil bilgisine sahip olabilirsin. Arapça’yı da çok iyi bilebilirsin. Arapların hepsi Arapça’yı çok iyi biliyor. Ama Kuran’ı anlıyor mu? Anlamıyor. Sorduğumuzda anlamını çıkaramıyor. Mehdi (a.s), Arapça’yı bilmemesine rağmen, danışmanlarıyla Arapça’yı mükemmel bilecek. Bunu anlıyoruz inşaAllah. “4-Tayin edeceği kimselerin hal ve hareketlerini bilmesi. 5-Öfkelendiğinde bile merhametten ve adaletten ayrılamaz.” Son derece merhametli ve adaletli. Makul davranıyor, sert davranmıyor. “6-Varlıkların sınıflarını bilmesi.” Yaşlıysa yaşlıya uygun, Çocuksa çocuğa uygun, kadınsa kadına uydun, delikanlıysa delikanlıya uygun her insana. Mesela kediyse kediye uygun, köpekse köpeğe uygun yani hayvanlara bile çok titiz, değil ki insanlara. “7-İşlerin girift taraflarını bilmesi.” İnce detaylarını. “Çünkü bunlardan haberi olan bir lider vereceği hükümlerde yanılmaz. Hz. Mehdi (a.s), kıyas ilmini onunla hükmetmek için değil, ondan kaçınmak için bilir.” Kıyas yapmıyor, kıyastan kaçınıyor Mehdi (a.s). “Çünkü verdiği hüküm doğru bir ilham neticesi olacak.” Çünkü bir melek, ona yardım ediyor. “Yani Hz. Muhammed (s.a.v.) getirdiği Kuran üzerine hükmedecek”, sadece Kuran ile hareket ediyor, “bu sebeple Peygamberimiz (s.a.v.) onu vasfederken (onu açıklarken), benim izimi takip edecek” diyor ve “hataya düşmeyecek.” Ahkamda masumdur Mehdi (a.s). Hatalı zannedersin, doğrudur.
Mesela ahir zamanda biri çıkacak Mehdi (a.s)’ın karşısına, diyecek ki; “bu ilimde yanlış yolda, bu dalalette, bu mürted olmuş, dinden imandan çıkmış” diyecek. Bunu kim söylüyor? Peygamberimiz (s.a.v.) söylüyor. Yani böyle azılı bir münafığın, böyle insan görünümünde bir şeytanın, Müslümanlık ve takva adına ortaya çıkarak, Ehl-i sünnet adına ortaya çıkarak, o bedenin içerisinde kendini sezdirmeden çok büyük bir fitne kumkuması kaynatacağı ve Müslümanların başını belaya sokmak için yoğun bir faaliyet göstereceği ve bu iblisin de insanlar tarafından tanınamayacağı açıklanıyor. Bunu tanıyacak olan yine Mehdi (a.s)’dır. İmanın nuruyla tanıtacaktır insanlara. Yani böyle iblisun ve iblisat anlaşılmaz. İmanın nuruyla anlaşılır. Veli de imanın nuruyla anlaşılır, iblis de imanın nuruyla anlaşılır. Çünkü iblis zırha girdiğinde tanıyamazsın. Öyle bir hal alır ki, tam bir veli görünümüne girebilir. Sezemeyebilirsin. Ama imanın nuruyla fark edilir inşaAllah. “Bundan anlıyoruz ki, Hz. Mehdi (a.s) yeni bir din getiren değil, hak din olan Kuran’a uyandır.” Kuran’a uyuyor inşaAllah.
“8-İnsanların ihtiyacını iyi anlaması. Çünkü onların her türlü işlerini görmek için Allah onu, diğer insanlar üzerinde seçmiştir. Liderlerin davranış ve faaliyetleri kendilerinden ziyade halkın menfaatine olmalıdır.” Mehdi (a.s) kendi menfaati için yapmıyor. Allah için, halkını, milletini çok seviyor, insanları çok seviyor, onları kurtarmak için Allah rızası için gayret ediyor. “Halkın yararına aykırı şeylerle uğraşıp, onların işlerini görmeyen bir lider, azledilmelidir. Çünkü onunla diğer insanlar arasında fark kalmamıştır.” Bakıyorsun adam üçkağıtçı. Bakıyorsun fahişe, bakıyorsun iblis. Kendi keyfinde, kendi çıkarı peşinde. Ne İttihad-ı İslam onu ilgilendiriyor, ne Türk İslam Birliği onu ilgilendiriyor, ne insanların çektiği acılar onu ilgilendiriyor değil mi?
“9- Bilhassa kendi zamanında ihtiyaç hissedilen gayibi ilimlere vukufu bulunması.” Yani gelecek ile ilgili bilimlere vukuf sahibi olması. Peygamberimiz (s.a.v)’e bildiriliyor Cenab-ı Allah’tan, o da Peygamberimiz (s.a.v.)’den aldığı bilgileri açıklayacak. “Çünkü ancak o sayede yeni yeni zuhur edecek meseleleri halledebilir.” Muhammed Bin Resul El Hüseyni El Berzenci, Kıyamet Alametleri.
Mehdi (a.s.)’ın çıkışından sonra, Türk İslam Birliği olduktan sonra gençlere soracağız, “nasılsınız koçlar” diyeceğiz, Hocam” diyecekler bana Allah razı olsun, ne güzel insanmış Mehdi (a.s) diyecekler Elhamdülillah. Sen bize müjdeliyorsun, hakikaten biz de gördük, bak sen de gördün diyecekler, ne değerli bir insanmış diyecekler. Dünya varmış Hocam diyecekler. Gecemiz gündüzümüz bayram oldu. Biz sürünüyormuşuz da haberimiz yokmuş diyecekler. Genç kızlara soracağız, “hanımlar ne diyorsunuz” diyeceğiz. Hocam Allah razı olsun, ne şahane bir olaymış bu İslam Birliği, İttihad-ı İslam ne şahane bir şeymiş, Allah ömrümüzü uzun etsin de bol bol bu saadeti tadalım”diyecekler inşaAllah. Bu güzelliği görelim diyecekler.
“Muhammed Adnan Hocam” diyor. “Şarkının sözünü söyleyin Hocam ne olur” diyor. “Allah rızası için meraktan öleceğiz bu sefer, ne olur Hocam” diyor. “Lütfen dinlerken hep sizi düşünüyorum” diyor.
“Değerli Muhammed Adnan Hocam. Allah’ın selamı ve bereketi üzerinize olsun inşaAllah.” Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Hocam Müslüm Gürses’in şarkılarını o kadar övdünüz ki şimdi onu dinlememiz gerekiyor. Daha önce Orhan Gencebay’ı övmüştünüz, onu da gece gündüz dinlemiştik. Daha dün akşamki programda, Muhteşem Yüzyıl dizisinin başrol oyuncusunun” Evet çok ilginç arkadaşın bakışları, çok dikkatimi çekti. Değişik, hayret verici bir şey. Bazen oluyor öyle vakalar. Muhtemelen çocuk uykusuzdu Allahualem. Arkadaş uykusuz olabilir, onu çok yoruyor olabilirler. Dalgın, dalgın, öyle diyelim. Yani dizi hiç olmamış söyleyeyim hiç hiç. O tahtlar nedir öyle kontraplaktan falan, etmeyin yapmayın. İlkokullarda bile müsamerelerde olmaz. Böyle esir kampı gibi gösteriyorlar kızları. Bir kız orada kabadayılık yapıyor, sevimli bir kız var. Oraya zaten onlar gönüllü geliyor o hanımlar inşaAlllah. Bir de Osmanlı Padişahları saygın efendi insanlar. Adaplı edepli, saray terbiyesi ile yetişmiş insanlar. Anormal adamı zaten getirmezler başa. Yüzlerce kişinin içinde de öyle anormal bir hareket olmaz. Yapmazlar, Allah’tan korkarlar. Bir de görmüş gibi anlatıyorlar. Ne alaka. Bir kere insan hayra yorar. Senin ecdadın bu. Ecdadını insan hayırla yad eder. Velev ki hatalı bir yönü olsa bile, yanlış bir yönü bile olsa biz güzel yönlerini alırız. Doğru yönlerini alırız. Niçin o gözle bakalım? Niye öyle bir şey yapalım? Hiç zevk alınacak gibi değil kardeşim. Kardeşim koysana böyle sekiz katlı Mehter takımını güzel, inim inim inlesin, çek Topkapı’da falan filmleri, Osmanlı’nın ihtişamını, elçileri karşılayışını. Yani şimdi biraz daha genelleştireceğim ama yakışık almayacak. En iyisi bu kadarla keseyim.
“Müştak Baba. 1750-1830 yılları arasında yaşamış olan bu zat, Türkiye’nin kuruluşu, Ankara’nın Başkent oluşunun tarihlerini cefr ve ile şiirlerinde gizlemiştir. Bugün ebced hesaplaması bilen zatlar bunları ortaya koymaktadır. Müştak Baba’nın şiirinde gelecek hakkında şu bahisler geçmektedir: “Ordunun Irak’a girmesi 2011, İstanbul’un Başkent olması 2012.” Manevi başkent tabii yani kültür başkenti, seçildi hatta yazmışlar duvarda kaç ülkenin arasından en iyi başkent seçilmiş. “Ülkemizin küçük bir Kıyamet yaşaması 2029.” Yani Kıyamet tamam. Oturduğun yerden havaya kalktığında buna Kıyamet deriz. Hz. İsa (a.s)’’ı görürse adam tabii Kıyamet edecek yani ayağa kalkacak. 2029’lara da pek kalmaz. “Türkiye’nin büyük bir savaşa girmesi 2050.” Kardeşim Türkiye öyle delikanlı olacak ki savaşmak nerede. Osmanlı mesela Kanuni Sultan Süleyman zamanında nasıldı değil mi? İstirham eder, o da yapar o kadar. Öyle bir şey olmaz, olmaz ki.
ALTUĞ BERKER:Aslında emin değiller. Onu tahmini olarak söylüyorlar, 2050 kısmını ben dinledim.
ADNAN OKTAR:Türkiye’nin büyük savaşa girmesi değil. Dünya hakimiyetinin bitişidir 2050. Tamam bir savaş ama ilim savaşı, bilim savaşı, akıl savaşı. “Bu konularda neler düşünüyorsunuz. Selim Turan/Trabzon.” Hay maşaAllah Karadeniz’in arslanı, soyadı da güzel, Turan. Çok güzel. Allah turan nasip etsin bize. Bütün İslam ülkelerinin, Türk aleminin birleşmesini nasip etsin inşaAllah.
ALTUP BERKER:Bir anonsta bulunabilir miyim Hocam? Yarın akşamki Fransa’daki konferansımız ile ilgili; saat 19:30’da yarın akşam Fransa’nın Nantes şehrinde, Arrahman Camisinde olacak olan konferansımızın yeri değişti. Yeni adres şöyle; Merkezin adı Salon Modivi, ikinci katta, Gramver salonunda olacak inşaAllah, yarın 19:00’dan itibaren fosil sergisi olacak. Detaylarını www.harunyahya.frsitesinden öğrenebilir izleyicilerimiz.
ADNAN OKTAR:Daha geniş, daha büyük bir yer, kardeşlerim daha rahat edecekler inşaAllah daha konforlarını da düşündüğümüz için, daha özen gösterdik inşaAllah. “Fransa Fransa” diyor, “yedi krala saray olan Fransa yahut toprak olan, ülke olan Fransa” diyor. “Biz seni nemçerilerine Allah’a emanet verdik ve işte almaya geldik” inşaAllah. Nezaketiyle alacağız inşaAllah. Hakikaten samimiyetle söylüyorum dünyanın en kibar insanlarındandır. Çok nezaketli insanlardır. Birçok ülke kibar, nezih insanlardır. İslam’a en yatkın milletlerden bir tanesi. Almanlar bir, Fransızlar iki. Yüz binler hesabıyla insanlar Müslüman oluyor maşaAllah Fransa’da. Yer gök inliyor.
ALTUĞ BERKER:Fransa ile ilgili bir de internet siteniz var Hocam, eğer uygun görürseniz onu da gösterebilirim inşaAllah. www.Fransa’daDarwinistPanik.com.
ADNAN OKTAR:Siz de milleti ne kadar kızdıracak şey varsa yapıyorsunuz. Hakikaten böyle kıl adamları kızdırmak zevkli oluyor. Yani böyle ateist, Darwinist, materyalistleri çok iyi oluyor onları kızdırmak. Baksana yengeye orada benim Atlas’ı almış, bunalmıştı o, uzun uzun anlatıyor.
ALTUĞ BERKER:Avrupa Konseyindeki sizinle ilgili oturum Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Avrupa Konseyinde adamlar, dert olarak görüyorlardı. Yaratılış Atlası’nı gösterdiler. Yaratılış Atlası’nın talebinde, on binler hesabıyla talep oldu ondan sonra. Millet merak etti. Adam gösterdi çıkardı böyle, her yerde de yayınlanınca, yayınevi Yaratılış Atlası’nı yetiştiremedi. Ankara’da da matbaa devreye girdi. Güya kötülük yapıyorlar. Hay maşaAllah, hay maşaAllah.
Bu bilmiş olan, kendilerini Nur talebesi, Nur ağabeyi olarak tanıtan zatlara, kardeşlerimiz o kadar itibar etmesinler gençler. Nereye güvensinler? Bir; Kuran’a, iki; Resulullah (s.a.v.)’in hadislerine, üç; Bediüzzaman’ın sözlerinin doğrudan kendi anlamına. Adamlara verdiğinde, adamların kafası fırın gibi, yakıyor. Bir şey kafasının için girdiğinde yanmış çıkıyor, pişmiş çıkmıyor. Yakıyor adam. Kömür yapıp çıkarıyor. Ve güzel bilgiyi, bambaşka bir şekle sokuyor. Mesela Bediüzzaman “Mehdi (a.s) gelecek” diyor, adam da diyor ki “ben Mehdi istemiyorum, gelmesin” diyor. Sen nesin diyoruz? “Nur talebesiyim ben” diyor, “uzmanım ben” diyor. Nur talebesi olmak ayrıdır, nar talebesi olmak ayrıdır. Bakın nar ateş demektir biliyorsunuz. Nur da; ateş olmayan yani yakıcı olmayan parlak ışık anlamına gelir. Nur ile narı karıştırmayacaklar. Nar talebesi olduğunda, fitneye açık olur. Bundan kaçınacaklar inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in hadis-i şeriflerinde; Hz. Mehdi (a.s)’ın cemaatinin üstünlüğü de anlatılıyor Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Anlat gençlerin, Mehdi (a.s)’a uyan gençlerin özelliklerini.
ALTUĞ BERKER:Nefsani arzular, vehimi ihtiraslar alabildiğine yayılmış, onlar dökülmüş, kurtlar şehirlere inmiş, her tarafı zulüm fırtınası kaplamıştır. Bu gündüzü öyle bir gece takip etmiştir ki, Hz. Mehdi (a.s) cemaatinin şehitlerin en hayırlısı, eminlerin en üstünüdür, onlar Allah’ın has kullarıdır. Her müşküllerini istişare ile hallederler. Onlar etrafta olan bitenlerden bilgileri olan birer ariflerdir. Kendisine Hz. Mehdi (a.s)’a gelince, iktidar ve siyaset sahibidir. Muhtaç bulunduğu gücü Allah’tan alacaktır. Çünkü o doğrulanmış, kuş ve bütün hayvanların dillerini bilen bir halifedir. Onun için adaleti, bütün insanlar ve cinlerce cari olacaktır” inşaAllah. Başka bir hadis-i şerifte de; “Sayıları Bedir ashabı kadardır, 313 kişidir. Evvelkiler onları geçemediği gibi, sonrakiler de onlara yetişemezler” diyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Mehdi (a.s)’ın talebeleri konusu çok kapsamlı o konu, bayağı detay var inşaAllah.
Bir Macaristan’ımız eksikti, maşaAllah bak Macaristan’dan da gelmiş.
Berker’im ne anlatayım.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam. Yusuf El Kardavi Hoca’nın bir beyanatı vardı, Kuveyt’teki toplantıda; “Müslümanlar tek ümmettir” demiş. “Türk ve Arap gibi söylemleri de bırakmamız gerekiyor. Biz tek bir ümmetiz” demiş.
ADNAN OKTAR:Hocamızın ellerinden öperim ben tabii. Ben onun ayağının tozu etmem. Ama Allah diyor; “Biz sizi kavimler olarak yarattık “diyor. Şimdi adam kavmini söyleyecek bunda bir şey yok. Türk ise Türküm diyecek, Arap ise Arabım diyecek. “Ben Türküm de o yüzden üstünüm” bu olmaz. “Arabım da o yüzden üstünüm” bu da olmaz. Yani “üstünlük takvaya göredir” diyor Cenab-ı Allah ve onun Resulu (s.a.v.). Hatta bak ne kadar net konuşmuş Peygamberimiz (s.a.v.); Arabın Aceme, Acemin de Araba üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takva iledir” diyor, bitti. Ama tabii Yusuf El Kardavi Hocamız, Türk İslam Birliği’nin önemini hissetmiş, İttihad-ı İslam’ın önemini hissetmiş, artık onu zahir hale getiriyor gördüğümüz kadarıyla. Çok mübarek bir insan, elini de öpmüştüm Hocamız’ın duasını da almıştım, çok mütevazı, mazlum, çok nurlu. Mesela bu asrın en büyük müceddidlerdendir Yusuf El Kardavi, mesela bu nettir. Ben müceddid kabul ediyorum onu, büyük bir müceddiddir. Nur talebelerine sorun, onlar da kabul ederler. Süleymanlı kardeşlerimize sorun, onlar da kabul ederler. Mesela Mahmut Hocamın talebelerine sorun, onlar da kabul ederler. Çok büyük müceddiddir. Mısır, Suriye, Cezayir herkes bilir. Yusuf El Kardavi dediğinde, akan sular durur. Bilinen bir insandır. Hakikaten büyük bir müceddiddir. Ama Ehl-i sünnet müceddidi işte Ehl-i sünnet alimlerinden bir tanesi, Ehl-i Sünnet müceddidlerinden bir tanesidir. Çok fazla Ehl-i Sünnet müceddidi var. Bu yüzyılın müceddidi olarak. Şiilerin müceddidleri ayrıdır, Vahhabilerin müceddidleri ayrıdır. Allah hepsini işte bir araya getiriyor. Bu, Mehdi (a.s) ile olacaktır inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Bir soruları var Hocam Şii kardeşlerimizin, Fransa’daki büyük bir Şii camisinde konferans olacak önümüzdeki günlerde inşaAllah. Şii kardeşlerimiz size karşı muhabbet ve sevgilerini iletiyorlar inşaAllah. Şii kardeşlerimiz; “Hocamızın bize bir mesajı var mı? İslam Birliği’nin oluşması için neler yapmalıyız” diye soruyorlar.
ADNAN OKTAR:Şia, Allah aşkıyla delirmiş anlamına gelir bir anlamda. Yani Hz. Ali (r.a) sevgisi, Resulullah (s.a.v.) sevgisiyle ve Mehdi (a.s) sevgisiyle, Şiada Mehdi (a.s) sevgisi hayati bir konudur, çok gündemdedir. Gece gündüz hayat hakimdir Mehdiyet Şiada. Sabah kalktığında Mehdi (a.s), akşam yattığında Mehdi (a.s). Hep o Mehdi (a.s) özlemi içindedirler ki en az böyle olması lazım, çok güzel bu. Resulullah (s.a.v.) aşkıyla yanıp tutuşurlar, çok güzel. O yüzden ben Şiileri, Caferileri, Alevileri, Bektaşileri çok severim, hepsi Mehdi (a.s) aşığıdır. Mehdiyet çok hayatidir. Ehl-i Sünnette de çok önemlidir fakat gizleniyor. Çünkü Ehl-i Sünnet, bütün Kütüb-i Sitte’nin tamamında var Mehdi (a.s) konusu. Ehl-i Sünnet alimlerinin tamamı açıklamıştır. Ama ne olduysa olmuştur, 1980 yılından sonra Mehdiyet ile ilgili açıklamalara son verilmiştir. Mehdi (a.s)’ın çıkmasıyla beraber yasaklanmıştır. Ne deccal anlatılıyor, ne Mehdi (a.s) anlatılıyor, ne Hz. İsa (a.s) anlatılıyor. Anlatırlarsa ya “şahs-ı manevi’dir, ya ruhtur, ya 5000 sonra gelecek, 300 sene sonra gelecek, 570 sene sonra gelecek”, yani bir şekilde ortadan kaldırmak için, İsmail Mutlu da ortaya çıktı, ne diyor? “Mehdi (a.s) gelmesin” diyor. Sen nesin de sana mı danışacak Mehdi (a.s) gelecekse. Allah sana mı soracak? Sen kimsin bu enaniyeti alıyorsun, bu kadar büyüttün kendini sen. Bu çok çirkin, aklını başına al. Mehdi (a.s) da gelecek, Hz. İsa Mesih de gelecek. O öyle çarkını döndüreceğini düşünüyor. Gidecek dershanede çayını içecek, kendi kafasından bir şeyler anlatacak. Anlatıyorsan Bediüzzaman’ın eserlerinden doğrudan oku, sonuna kadar ilgili kısmı oku, ondan sonra anlat. Zaten orada eğer doğru söylemezsen, gün gibi açığa çıkacaktır. Okumadığın için istediğin gibi konuşuyorsun. Ama okursan istediğin gibi konuşamazsın. Bunları dinleyen arkadaşlar mutlaka desinler ki; “Hocam aç kitabı oku, oradan göster bize, satır satır oradan oku. Ama sonuna kadar oku” diyecekler. Yani ilgili kısmın yarısını okuyor, yarısını okumuyor. Mesela üst kısımda; Mehdiyet ile bilgi veriyor Bediüzzaman, altta; “yüz yıl sonra gelecek Muhammed Mehdi (a.s)” diyor ve “talebeleri” diyor. O kısma geldiğinde duruyor. Olmaz, bu çok samimiyetsizlik. Okuyorsan, hepsini okuyacaksın. Çıkartıyor ekiliyor, çıkartıyor ekliyor ama yine beceremiyorsun bak Bediüzzaman’ın talebeleri kafanıza, nur saçıyorlar, nur. Beyninizin içi görünüyor ışıktan. Ben Bediüzzaman’ın en has talebelerine istirham ettim, ilimlerini izhar etmeleri için davet ettik ve izhar ettiler, şimdi nasıl durduracaksın? Şu an ne yapacaksın? Bütün ünlü talebelerini konuşturduk. Risale-i Nur’dan da anlattık. Seni kim dinler İsmail Mutlu? Sen nesin, kimsin sen? Kuran söylüyor dünya hakimiyetini, Resulullah (s.a.v.) açıklıyor, Bediüzzaman açıklıyor, Ehl-i Sünnet alimleri açıklıyor, İsmail Mutlu da gevrek gevrek “ben istemiyorum” diyor yani Mehdi (a.s)’ın gelmesini.
ALTUĞ BERKER:“Geç kaldı, gelmesin” diyor.
ADNAN OKTAR:Sana mı soracak geç kalıp, erken gitmesini. Yani bunlardaki bu pervasızlığın kökenini de araştırmak lazım. Yani bu lakayıt üslubun, bu kendini bilmeyen üslubun, şaşkın üslubun.
SUNUCU:Müsaadenizle bitiriyoruz Hocam inşaAllah. Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri Programımıza, 00:30’dan itibaren Samsun Aks, Mavi Karadeniz Radyo, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Kütahya Destan Tv ve HarunYahya.Tv internet sitemizden devam edeceğiz.
ALTUĞ BERKER:Yarım saat sonra Samsun Aks Tv’deyiz inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Karadeniz hay maşaAllah.
Kuran Tefsiri
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Konferans setleri
Devamı ...