SUNUCU: “Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri”programımıza Samsun Aks Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Kütahya Destan Tv ve HarunYahya.Tv sitemizden devam ediyoruz. Buyrun Hocam.
ADNAN OKTAR: Zihinler nisyan ile maluldür derler. İnsanlar unuturlar. Osman Ünlü gevrek gevrek anlatıyor kendinden çok emin, şimdi ona yine Hüseyin Hilmi Işık Hoca’nın kendi eserinden, kendi şeyhinin eserinden, nasıl milleti yanlış yönlendirdiğini TGRT’den, onu anlatacağım. O hazreti bir göster. Şöyle bir inkişaf olsun, inşaAllah.
-VTR- Osman Ünlü, İmam Rabbani Hazretleri’nin Mektubat-ı Rabbani’de Hz. Mehdi (a.s)’ın zuhur vakti ile ilgili olarak verdiği net zaman dilimini açıkça reddetmektedir
ADNAN OKTAR: Osman Ünlü Hoca’nın bazı talebeleri tabii ondan nakil olarak söylüyorlar. Orada gösterdikleri Mektubat orada yanlış demiş, baskı. Yani talebeleri. Doğrusu nerede? Doğrusunu Hüseyin Hilmi Işık Hocamızın yaptığı tercümede bulabiliriz, orada var demişler. Kardeşim, kastettiğiniz tercüme bu değil mi? Çok özür dilerim, bir daha gösteriyorum. Eğer bir yanlışlık varsa bana bir söyleyin. Evet, bu. Çünkü Hakikat Kitapevi basmış. Ayrıca zaten baskıda da eğer yanlış görmüyorsak hep beraber, Hüseyin Hilmi Işık’ın tercüme eden olduğu da açıkça yazıyor. Şimdi ilgili sayfayı da açıyoruz. Bakın ne diyor? “Bu ümmetin sonu, Peygamberimiz (s.a.v)’in vefatından bin sene sonra, yani ikinci bin ile,” bak parantez içine almış mübarek rahmetli, “(yani bin on bir (1011) hicri senesinde) başlamıştır.” Bire geçtikten sonra ikini bine başlamış oluyor, yani 1011’den sonra tamam. “İkinci bin başında İslamiyetini kuvvetlendirmektedir.”“İkinci bin başında İslamiyetini kuvvetlendirmektedir. Bu sözümüzü ispat etmek için,” Osman Ünlü diyor ki bana; “ispat et.” İmam-i Rabbani de diyor ki; “Bu sözümüzü ispat etmek için, en kuvvetli şahit olarak İsa ‘ala nebiyyina ve aleyhissalatü vesselam’,” Hz. İsa Mesih (a.s)’i gösteriyor şahit olarak, “ ve Hazret-i Mehdi ‘rahmetullahi Teala aleyh’ gösteririz” diyor. Al sana şahitler, iki tane şahit. İkinci binin başında İslamiyet’i kuvvetlendirecek kişiler kimlermiş? Hz. İsa (a.s) ve Hz. Mehdi (a.s)’mış. Bunu kim diyor? Senin şeyhin diyor. Kimden naklediyor? İmam Rabbani’den naklediyor, mübarekten. Hüseyin Hilmi Işık benim de şeyhim, benim de hocam. Eskiden beri biz hep onun kitapları ile yetiştik. Bilirler yani, o kitapevi çevresi falan. Bizim yemeğimize de gelmişlerdi, sohbet de ettik. Çok sevdiğimiz ağabeylerimiz var.
ALTUĞ BERKER: Bize de oradan okuttururdunuz Hocam, ilmihali.
ADNAN OKTAR: Değil mi? Herkese aldırmıştım o zamanlar, istirham etmiştim, tavsiye etmiştim, almışlardı. Şimdi diyebilirler ki, “ne malum orada öyle yazdığı?” Göstereyim o zaman, buyur. Göster.
ALTUĞ BERKER: “Bu ümmetin sonu, Peygamberimizin ‘sallallahü aleyhi vesellem’ vefatından bin sene sonra, yani ikinci bin ile (yani bin on bir (1011) hicri senesinde) başlamıştır. İkinci bin başında İslamiyetini kuvvetlendirmektedir. Bu sözümüzü ispat etmek için, kuvvetli şahit olarak İsa ‘ala nebiyyina ve aleyhissalatü vesselam’ ile Hazret-i Mehdi’yi ‘rahmetullahi Teala aleyh’ gösteririz.”
ADNAN OKTAR:Şimdi Osman Ünlü Dedemiz, nerede burada üçüncü bin? Niye böyle yapıyorsun? Bak İmam-i Rabbani; “şahit olarak ben İsa Mesih (a.s)’ı ve Hz. Mehdi (a.s)’ı gösteriyorum” diyor, değil mi? Ve çok net olarak ‘ikinci bin’ demiş. ‘İkinci binin başında.’ İkinci binin başı olması için de 1011, bak “yani” diyor, “yani,” Osman Dedem dinle bak, anlaman için; “yani,” önce harfle yazmış, “bin on bir,” parantezin içinde sonra da rakamla yazmış. Buna rağmen “ben anlamazdan geliyorum” diyorsan, o zaman tamam, hakikaten ünlüsün. Bayağı ünlenirsin o zaman. Bir daha milletin gözünün içine baka baka yanlış konuları anlatma. TGRT’ye çıkmış olmak bir şey değiştirmez. Karşısındaki arkadaş da “hı, hı” dinliyor. Sorsana mübarek, “aç hocam, bir görelim” desene. Bunların ortak özelliği kitaptan okumamaları, delil göstermiyorlar; kafadan, ezberden. İşte “Bediüzzaman diyor” bilmem ne. Öyle olmaz. Açarsın sayfayı gösterirsin. Bir de acayip enaniyetli, son derece kendinden eminler. Bir de saygıya, adaba, edebe hiç dikkat etmiyorlar. Resulullah (s.a.v)’in övgüyle, sevgiyle, yüzlerce hadisle belirttiği Mehdi (a.s)’ı, adam “ben istemiyorum” diyor. Biz de seni istemiyoruz arkadaş. Sen Peygamber (s.a.v)’e saygı duymazsan, biz de sana saygı duymayız. Sen Mehdi (a.s)’a saygı duymazsan, biz de sana duymayız, inşaAllah. Allah sana hidayet versin. Enaniyetini alsın, kafandaki o uyuşmayı gidersin, aklını açsın, doğruları göstersin sana Cenab-ı Allah.
Şeytandan Allah’a sığınıyorum. Hud Suresi 109. ayet; “Artık onların tapmakta oldukları şeyler konusunda, sakın kuşkuda olma.” Yani “tereddüde düşme” diyor. Bazen Müslümanlar küfrü incelediklerinde tereddüde düşebiliyorlar. Mesela Darwinizmi inceliyor adam, “acaba var mı?” diyor. Bu sefer “Allah var mı?” gibi giriyor kafasına haşa. İmanı bir geliyor bir gidiyor, bir geliyor bir gidiyor. Veya ateist sitelere giriyorlar, kafa bir ara yatıyor, yine düzeliyor falan. Böyle olmaz Müslüman. Müslüman bir kere iman eder, son nefesine kadar o imanla gider. İman sürekli değişmeyen bir şeydir. Gelişir, büyür, gerilemez. Gerilemeyecek bir şeydir. İman tartışılmaz ayrıca. Acabası olmaz imanın. Başında akıllı, samimi olarak iman edersin. Bir görüntü görüyorsun elips şeklinde bir ekranda, üç boyutlu. Biri görüyor. Bitti. Sırf bu delil yeterlidir. Bu Allah’ın varlığının net yüzde yüzlük delilidir. Ve ikinci bir ihtimal sonsuza kadar da yoktur, inşaAllah. “Artık onların tapmakta oldukları şeyler konusunda, sakın kuşkuda olma. Daha önceleri, ataları nasıl tapıyor idiyseler.” Sümerler nasıl tapıyordu maddeye? Her şeyi madde yaptı diyorlardı, değil mi? Eski Mısır ne diyordu? Onlar da “madde her şeyi yaptı” diyorlardı, tesadüfler sonucu. Darwinisttiler, materyalist ve evrimciydiler. “Daha önce ataları nasıl tapıyor idiyseler, bunlar da ancak böyle tapıyorlar. Şüphesiz Biz, onların paylarını eksiltmeksizin onlara ödeyecek olanlarız.” “Tam istedikleri gibi karşılığını vereceğim” diyor Allah. Madem evrime göre kafayı yatırmış, değil mi? Madem portakallar, limonlar, kirazlar, vişneler, marullar, her türlü sebze, meyve, patlıcan, domates, biber, hepsi tesadüfen olmuş madem onların kafasına göre, Allah; “tesadüf öyle olmaz böyle olur” diyecek, inşaAllah. Şimdi ye bakayım yiyebilirsen gibi bir konum olacak, inşaAllah. Mealen tabii. Cenab-ı Allah’ın nasıl hitap edeceğini ben bilemem. Ben bir beşer olarak mantıken söylüyorum, inşaAllah.
“Saygıdeğer Hocam, Esselamun Aleykum ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. Muhammed Adnan Hocam, size en kalbi hürmet ve muhabbetlerimi sunuyorum. Fazla vaktinizi almamak için hemen sorumu soruyorum. Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi 1979 yılında Sızıntı Dergisi’nde yazdığı ve Hz. Mehdi (a.s)’ı anlattığı “Yalnız gibisin” başlıklı makalesini bizimle paylaşmıştınız. O yazıyı ilk sizden dinlediğimde ve daha sonra internetten bulup okuduğumda hayretler içerisinde kalmıştım.” Evet, yine bulun, ben onu size şerh edeyim. Bir yazısı daha var. İki tane yazısı var. Bir o var bir tane daha var. İkisini de size anlatabilirim. “Ayrıca Hocaefendi’nin vaazlarında Hz. Mehdi (a.s)’dan bahsederken fenalık geçirdiğini, camideki cemaate "Hz. Mehdi (a.s)’ın talebelerini şu an aranızda görüyorum. Hz. Mehdi (a.s) talebelerinin kimi profesör çocuğu, kimi hakim çocuğu, kimi bürokrat çocuğu olacak. Ve Hz. Mehdi (a.s)’ın cemaatinin talebeleri çok seçkin insanlardan oluşacak" dediğini söylemiştiniz. Ve bu vaaz kasetlerini hala sakladığınızı söylemiştiniz. Saygıdeğer Hocam, siz daha iyi bilirsiniz, inşaAllah ama HocaEfendi’nin o vaaz kasetlerini sesli olarak programınızda yayınlar mısınız? Şahs-ı manevicilere güzel bir cevap olur, inşaAllah.” Kardeşim, şahs-ı manevicilerin kafa granit gibi böyle, çok sertleşmiş. Kompresörle bile delemezsin kafalarını, öyle kemikleşmiş. Bir kere Kuran, ayet veriyoruz, İsa (a.s)’ın ineceğine dair üç tane ayet veriyoruz, adam kabul etmiyor. Kütüb-i Sitte’den sahih hadisler veriyoruz, kabul etmiyor. Bediüzzaman’ın açıklamalarını veriyoruz, kabul etmiyor. Bediüzzaman’ın yaşayan talebelerini çıkartıyoruz, konuşturuyoruz, onları da kabul etmiyor. Kafa gitmiş, başka bir yerlere gitmiş, geziyor kafa. Fethullah Gülen’i ne dinleyecek adamlar? Hiç dinlemezler. Bediüzzaman’ın talebesini dinlemeyen, Bediüzzaman’ı dinlemeyen Fethullah Gülen’i dinler mi? “Canım Hocam, hürmet ve muhabbetle o nurlu ellerinizden öpüyorum. Sizi Allah için çok seven talebeniz Beytullah Aydın ve Ailesi, Zonguldak.” Karadeniz’in aslanları, maşaAllah.
“Selamun Aleykum Hayırlı Geceler Adnan Hocam. Bir sorum olacaktı, inşaAllah. Azerbaycan’da son zamanlarda başörtü yasağı ve bu bacılarımıza olan baskılar hakkında ne diyeceksiniz? Acaba buradan bir gönderme yapabilir misiniz? Çünkü Türk-İslam Birliği diyoruz ama bu ülkelerle yola çıkamayız diye düşünüyorum. Tekrardan hayırlı geceler. Selamun Aleykum, Serkan.” Olur mu? Hem nasıl yola çıkarız. İslam sırf başörtüsü demek değil ki. Ona kalırsa İslam’ın birçok hükmü uygulanmıyor. Türkiye’de de uygulanmıyor, başka İslam ülkelerinde de uygulanmıyor. Başörtüsü mü bir tek? Ama buna rağmen İslam ahlakı hakim olacak, inşaAllah. Bakın, ben bu konuda şunları söyleyeyim; bir kere başörtüsü, Nur Suresi’nde ve Ahzab Suresi’nde açıkça ifade edilmiştir, farzdır. Onun tartışılacak bir yönü yok. Yasağın nedenine gelince. Başı açık bayanlardan nefret eden bir kitle olduğunda başörtüsü yasağı asla ve asla kalkmaz. Çünkü fitne uyanmış artık, fitne. Olmaz. Bunun çözümü başörtülülerle başörtüsüz kız kardeşlerimize, hanımlara aynı saygı, aynı sevgi, aynı değer, birinci sınıf Müslüman görüşüyle bakılmadıktan sonra bu oluşmaz. Okula gelecek kızlar başörtülü, başörtüsüz hanımlara bakacaklar, onları aşağılayacak, hakaret edecek, tersleyecek, onları fasık olarak görecek, günahkar olarak görecek, anormal adamlar olarak görecek. Bunun adına fitne denir. Nitekim buraya gül gibi bu çocuklar çıkıyorlar, ağzından salyalar akan böyle münafıklar, yobaz takımı kuduruyor. “Nasıl konuşursun?” onlarla diye. Sonra da ne haltlar işlediklerini görüyorsunuz bu tiplerin, değil mi?
Devletler, özellikle Türk devletleri, İslam ülkelerinde de bu böyledir, devletin bir görünen bir yapısı vardır ama bir de devletin pratik bir yönü vardır, pratik. Devlet fitneyi açık açık detaylandıramaz. Fitneyi anlar, ama detaylandırmaz. Şimdi Türkiye’de laik sistem var oturup detaylandıramaz. Ama fitneyi gördüğünde başörtüsünü yasaklar. Çözüm ne? Hepsine aynı saygıyı, sevgiyi göstermek, muhabbeti göstermek. Bas bas bağırdık zamanında; yapmayın, etmeyin diye. Başörtüsüyle enaniyet yapılmaz, namazla enaniyet yapılmaz, oruçla enaniyet yapılmaz. İbadet olarak yapılıyor. Başörtüsüz de, başörtülü de nur gibi kardeşimizdir bizim. Namaz kılan da, kılmayan da bizim kardeşimizdir. Fitneden kaçınmak lazım. Azerbaycan genç bir devlet, kendi içinde birliği daha yeni oluşturdu ve fitneye açık, darbelere açık, şuna açık, buna açık. Rusya müdahale edebilir her an, bilmem ne falan. Yani etmez de, tahrik edersen, zorlarsan, olabilir, yapabilir. Dolayısıyla devlet bu kararı alırken fitne gerekçesi ile almıştır. Bakın, ben size açıkça sebebini söylüyorum. Başörtülü hanımlar, başörtüsüz kız kardeşlerine sahip çıksınlar. Çok sevgi dolu olsunlar; barış içinde, kardeşlik içinde yaşasınlar. Bu hiç hissedilmez hale gelirse, yani başörtülü başörtüsüz, biri kırmızı giyiyor, biri beyaz giyiyor gibi olursa, kimi siyah giyer mesela, böyle olursa hiçbir sorun çıkmaz. Bana güvensinler. Ama mesela başörtülüler var bir okulda 60 kişi, başörtüsüzler 20 tane, şimdi başörtülüler bir tarafa toplanıp bunlarla konuşmazsa, onlar yemek yerken yanlarına gitmezse, muhatap olmazsa, onların dedikodusunu yaparsa, onların işte fasık olduğunu, küfür içinde olduğunu, her neyse, düşünürse bunun adına ne derler? Fitne. Toplum bölünmüş oluyor artık başörtülüler ve başörtüsüzler olarak ikiye bölünmüş oluyor. Hiçbir devlet bunu kabul etmez. Yapmayın, etmeyin, sarılın kardeşlerinize, sevgi içinde olun. Hiç hissettirmeyin, bakın nasıl ortadan kalkıyor yasak. Ben size formülünü söylüyorum. Yani konuştuğum, görüştüğüm üst düzeydeki insanların kanaatini söylüyorum aynı zamanda, hem kendi kanaatim, Azerbaycan’dan da öyle; yani üst düzeyde, en üst düzeydeki insanlarla görüştüğümde bunu duydum. Bundan kaçınacaklar. Yok Selefiye, yok Vahhabilik, Şiilik, Caferilik, Sünnilik, bunlara dayalı bir nefret de, bu da fitnedir. Devlet ayakta durmak durumundadır. Devlet kendini korur. Sen devleti bölmeye kalkarsan, Şii ve Sünni olarak ikiye bölmeye kalkarsan milleti, bu fitne. Devlet elinden gelen her şeyi yapar o zaman, yapmaya kalkabilir. Meşru savunmaya geçer. Yani nasıl insan kendini meşru savunmaya geçiyor, canını koruyor, devlet de kendini korur. Ne gerek kardeşim? Cahil hocalar sürekli bunu körüklüyorlar. Alevi düşmanlığı, Bektaşi düşmanlığı, Vahhabi düşmanlığı, Şii düşmanlığı; yok böyle şeyler. “La ilahe İllAllah Muhammeden Resulullah” diyor mu, demiyor mu? Dedi, bitti. Onlar bizim kardeşimizdir artık. Sana ne hangi mezhepten olduğu? Seni ne ilgilendirir inançları? Aynı tarikat içinde de oluyor; mezhebi de aynı, her şeyi aynı, tarikatı da aynı, tarikatta bile ayrılıklar oluyor. Fikir ayrılıkları olur, görüş ayrılıkları olur, bu çok normal. Herkesin fikrine saygı duyacaksın, inancına saygı duyacaksın, değer vereceksin. Dinsiz de olabilir. O da Allah’ın kulu, ona da acıyacaksın, şefkat duyacaksın. O kafada toplum paramparça oluyor. Bir kısmı ırk tarafına tutuluyor; PKK’nın çakallarını gördünüz, köpek herifler ırk diye ortaya çıktılar, buyurun. Komünistlik, ırk ve Stalinizm. Al sana fitne işte. Ve devlet kendini sürekli savunuyor. Devlet kendini boğdurtmaz. Başörtüsü konusu da böyle oldu. Ilımlılığı daha da artıralım, sevgiyi daha da artıralım, şefkati artıralım, o zaman hiçbir şey olmaz. Mesela 300 kişilik okul, 10 tane başörtülü geldi, “canım kız kardeşim” dersiniz, bağrınıza basarsınız, kızlar olarak. Başka bir okula giderler, orada hep başı kapalı, 5 tane başı açık kız geldi, kapışacaklar böyle sevgiyle, muhabbet duyacaklar. Devletin ne zoru o zaman, niye yasaklasın? Devlete sıkıntı verecek bir şey yok ki burada. Devlet güvenliğini sarsacak bir şey de yok. Fitne de yok, bir şey yok. Ama böyle cahil bazı hocaların, olgunlaşmamış hocaların kışkırtmalarına kimse gelmesin. Bunlar kendilerini yüceltmek için bunu yapıyorlar, toplumda saygınlık kazanmak için. “Amma Şii düşmanıdır, amma Vahhabi düşmanıdır, halis Ehl-i Sünnettir bu. Bektaşi gördüğünde titrer, Alevi gördüğünde hiç hoşlanmaz, sadece Nakşibendi gördüğünde çok sever, öyle halis muhlis Müslüman evladır” dersen, adamın enaniyetini pekiştirmek için onu anormal yollara itersen, o da bölme makinesine dönüşür. Böler de böler, böler de böler ve fitne makinesine dönüşür. Bundan kaçınmak lazım. Ayrıca Yahudi ve Hristiyan da öyle. Mesela bir okula 3 tane Yahudi çocuk geldi; “Yahudi geldi, bunlar lanetlenmiştir.” Tamam, Cenab-ı Allah lanetliyor, yapanları lanetliyor. Bütün bir kavim lanetlenir mi? Sen Cenab-ı Allah’ın dediğine baksana. Cenab-ı Allah ahlaksızlık yapanı lanetler tabii ki. Ne suçu var çocukların? Odun, taşlar, ağaçlar; “arkamda Yahudi var; gelin, öldürün.” Sorguya, suale de gerek yok, taştan bir ses duyacak adam, “ben duydum” diyecek ve paramparça edecek, Museviyi orada öldürecek. “Niye öldürdün hemşerim?” diyeceğiz. “Taştan ses geldi” diyecek. Bu psikopatlık kardeşim, bu manyaklık değil mi? Adam, mesela bir Musevi çocuk yürüyor; küçük, ufak, çok tatlı biliyorsunuz köfte gibi; gidip çocuğun boynunu koparacak. “Niye yaptın hemşerim?” “Ağaçtan ses geldi” diyecek, “duydum.” “Nereden çıkarıyorsun?” diyeceksin. “Peygamber (s.a.v)’den hadis var” diyor. Sen katil oluyorsun. Çünkü hiçbir suçu yok adamın. Kuran’da hükmü belli, sonsuza kadar cehennemde kalır. Kimse aptallık yapmasın; akıllı olacaklar. Bu zulme kimse kapı açmasın. O hadisler, açıklamalar mutlaka hikmetle söyleniyor. Bir kere taş zaten konuşmaz, odun da konuşmaz, Adetullaha aykırı. Bu ne olabilir? Ahir zaman teknolojisiyle, mesela taşın içine kamera konmuştur veyahut ağacın içerisine konmuştur. Nitekim Güneydoğu’da kullanılıyor, gizli kamera kullanılıyor PKK’ya karşı. Ağaçların içine gömülüyor, kayaların içine gömülüyor, PKK’nın hareketini izlemek için yapılıyor bu teknoloji. Ahir zamandaki bir teknolojiye dikkat çekiliyor. Saldıran bir düşman olursa onun yerini tespit etmek için. Ayrıca yakalandığında esir de edebilirsin. Eğer sana saldırdıysa, canına kastettiyse canını korursun. Ama adam teslim olduysa da esir alırsın. İlla öldüreceksin diye bir konu yok ki. Mesela adam canına kastediyor, silah çekiyor, kurşun sıkıyor, adamın da kendi silahı var, ruhsatlı silahı var. Ama adamı etkisiz hale getirdikten sonra bir de ayrıca kafasına kurşun sıkmasına gerek var mı? “Ne yapayım, canımız…” Olmaz öyle şey. Allah “aşırıya gitmeyin” diyor. Sen etkisiz hale getirmişsin. Tamam, etkisiz hale getirdiysen mesele yok. Bu sırf Yahudi için değil ki, hepsi için olur; dinsiz için de olur, imansız için de olur. Veyahut Müslümandır ama saldırır, psikopattır saldırır, yine nefsini koruyacaksın. Müslüman Müslümanı öldürmüyor mu şu an Türkiye’de? Hapishanedekiler hep Müslüman değil mi, yanlış mı biliyorum? Müslüman Müslümanı öldürüyor. Bu yanlış, böyle şey olmaz. O ahir zamanın teknolojisine dikkat çekmek için Peygamberimiz (s.a.v)’in söylediği bir hadis olduğu anlaşılıyor. Çünkü pratikte uygulanıyor bu. Yani modern savaşlarda, korunmada bu tip bir teknik yöntem kullanılacağına işaret edilmiştir, o kadar. Şöyle olabilir, adam saldırır, der ki; “ülkeni işgal etmeye geliyorum.” Yahudi de olabilir, başka bir şey de, Hristiyan da olabilir veyahut dinsiz de olur, fark etmez. “Geliyorum” der. “Tamam, geliyorsan gel bakalım” deriz. “Geldim” der, “ne istiyorsun?” dersin, “seni öldüreceğim” der. Tak, indirirsin aşağı, etkisiz hale getirirsin. Yani illa öldürmen şart değil. Nefsini korursun, inşaAllah. Allah vermesin, Allah vermesin. Çarnaçar kalırsa asker o zaman kıtal cihetine gider. Hiçbir kurtuluşu yoktur, yani ikinci bir ihtimal yoktur. O zaman tabii ki helal oluyor. Ama Allah vermesin.
SUNUCU:Hocam, özrümü bağışlayın, kısasa kısas burada uygun olabilir, değil mi Hocam?
ADNAN OKTAR:Tabii ki yani, şimdi adam eline almış silahı, sıkıyor kurşunu mesela, hatta ayağına isabet ediyor. Adam öldürecek kesin, kararlı yani. Ne yapsın adam? Başka bir yol varsa söyleyin. Allah vermesin, o zaman helal olur kendini koruması, asker için. Yani fiili savaş varsa ne yapılabilir başka? Yani her dinde, Hristiyanlıkta da helaldir, Müslümanlıkta da helaldir, hepsinde helaldir canını korumak. Korur kendisini mecbur olduğunda. Ama Mehdi (a.s) devrinde böyle bir olay olmayacak, Allah’a çok şükür, elhamdülillah. Kan istenmeyen bir şeydir. Kanı biz istemeyelim, kandan uzak duralım. Kandan Allah’a sığınalım. Cenab-ı Allah damla kanı dahi istemiyor. Bak ne diyor? “Damla kan akıtmaz, uyuyan kişiyi uyandırmaz, insanların burnu dahi kanamaz.” İdeal olan nedir? Dünyanın cennet gibi olmasıdır. İslam’ın amacı kan, barut değil ki. Allah’ın istediği bizim huzur içinde güzel yaşamamız, neşeli yaşamamız, sevmemiz, sevilmemiz. Barış esastır. “Barış yurdu” diyor cennete Allah. Cennette savaş var mı? Yok. Adam öldürme var mı? Yok. Neden? Çünkü adı cennet. Demek ki ideal olan hayat cennet hayatı. Madem ideal olan hayat cennet, o zaman biz de dünyayı cennete çevirmeye çalışacağız. Cehennemde vardır kan, irin, barut, ateş. Barut gibi ortam yani, kükürt kokuları, şu, bu falan. Dolayısıyla böyle “Yahudileri keselim, Hristiyanları keselim, doğrayalım,” böyle ucuz kahramanlık yapanlara kimse prim vermesin. Böyle insanlar kendilerini topluma kabul ettirmek, takva görünmek için böyle kandan yana, asıp kesmekten yana görünüp, bazı safdil insanları kendi saflarına çekiyorlar. “Bu tavizsiz hoca, taviz vermiyor.” Kanın tavizi, tavizsizliği olur mu? Adamın ağzında sürekli “kan istiyorum” diyor. Sen barışı isteyeceksin. Peygamberimiz (s.a.v) sürekli anlaşmalar yaparak hep yatıştırıcı olmuştur. Hep savaştan kaçınmaya çalışmıştır Peygamberimiz (s.a.v). Hendek kazıyor mesela, hendek kazıttırıyor, savunma cihetine gidiyor. Yani düşmandan kurtulmanın peşinde. Hendek niçin kazılır? Adam saldıracak, işte ondan kurtulmak için yapıyor. En son çaredir kıtal, Allah vermesin. O zaman askere helal olur o. Yani hiçbir kaçar yolu olmazsa. Mesela PKK, adamlar geliyor, makineli tüfekle tarıyorlar, bombalıyor falan, “illaki öldüreceğiz” diyorlar, başka bir çözüm olmadığında ne yapsın asker? Uyarıyorlar, “yapmayın, etmeyin; açıklıyorlar, mikrofonla da bağırıyorlar yüksek sesle. Bak, “teslim olun” diyor. Defalarca tekrar ediyorlar, “teslim olun.” Ateşle karşılık veriyor adam. Yine buna rağmen yaralayarak yakalıyorlar en fazlası. Allah vermesin, kıtal en istenmeyen şeydir, en kaçınılacak şeydir, inşaAllah. Ucuz kahramanlık yapmaya gerek yok, inşaAllah. Böyle kendini tavizsiz Müslüman gösteriyor ama fitne kol gibi. “Fitneci hoca” olmak ayrıdır, samimi Müslüman olmak ayrıdır. Fitnecilik takva olmak demek değildir. Toplumu, Müslümanları paramparça etmek takva değil. Bunlar fasit adamlar, hasta adamlar, yani fitneci. Cenab-ı Allah ne diyor ayette? Şeytandan Allah’a sığınırım, “fitne katilden beterdir.” “Adam öldürmekten daha kötüdür” diyor Allah. Onun için de hükmü çok ağırdır İslam’da, fitnenin. Cinayetten daha ağırdır.
Mesela bu “Sen Yusuf musun” adlı şiir kitabı direkt Hz. Mehdi (a.s)’a ithaf edilmiş bir kitaptır. Tabii, doğrudan ona. Fethullah Hoca imaen Mehdi (a.s)’dan bahsederdi, delirirdi cemaat, aklı gidiyordu böyle. Cezbeye geliyorlardı, cinnet geçiriyordu bütün camideki insanlar. Çünkü Mehdi (a.s)’ın geldiğini ima etti Fethullah Hoca. “Talebelerini görüyorum” dedi. Herhalde birkaç tane talebe, o an Mehdi (a.s)’ın talebelerinden birkaç kişi o an camideymiş. “Şu an buradalar, birkaç tanesi burada” dedi. Yani o anlamda konuştu. Cinnet geçirdiler böyle. O gençlik işte şu an Afrika’da, şurada, burada falan. Bunları şu an bambaşka bir hale sokmaya çalışıyorlar. Osman Ünlü kafasına, diğer adamların kafasına, şaşar beşerin kafasına. Kardeşim, o kafada adam oraya buraya gitmez, hiçbir yere gitmez, sana söyleyeyim. Bambaşka adam yaparsınız. Bütün manevi gücünü kaybettirirsin. Sen “İttihad-ı İslam olmayacak” diyorsun, “Türk-İslam Birliği olmayacak, Mehdi (a.s) gelmeyecek, İsa (a.s) inmeyecek.” Ne diyorsun sen? “Müslümanlık yok” diyorsun. “Hinduizm gibi, Budizm gibi işte toplumu düzenleyen bir dindir. İyi ahlaklı olun, güzel olun çocuklar, iyi ahlaklı olun.” Böyle dersen adam Kongo’ya, Çad’a, hiçbir yere gitmez, sana söyleyeyim. Akıllarını başlarına alacaklar. Bu deli aşık ruhu nereden geliyor? Tavizsiz Kuran, tavizsiz Resulullah (s.a.v) sevgisi, hepsinin üzerinde tavizsiz Allah aşkı. Onunla yapılır.
ALTUĞ BERKER:Sel Avustralya ve Brezilya’da da oldu Hocam. 237 ölü olmuş sel felaketinde Hocam, inşaAllah. Avusturalya’da da beş metre yükseklik olmuş, sel suyunun.
ADNAN OKTAR:Mehdi (a.s) devrinde sellerin artacağını Peygamberimiz (s.a.v) açıkça beyan ediyor ve fazlasıyla bu alametler oluştu. Bakın Türkiye çapında oluyor, Pakistan’da olsun, Avusturalya’da olsun, Türkiye çapında sel bölgesi oluşuyor. Çok büyük olay bunlar. Yani tarihte hiç görülmemiş olaylar olmaya başladı. Bu sel sıklığı tarihte daha önce yok. Bu deprem sıklığı ve deprem yüksekliği bu tarihten daha öncesinde yok. Hep 1980’den sonra artmış. Ne var bu 1980’de? Bunu bir araştırmaları lazım. Demek ki 1980’de dünyaya bir şey olmuş. Ay, Güneş tutulmaları o devre geliyor, Keban’ın suyunun kesilmesi ve barajın kuruması o devre rast geliyor, Ay ve Güneş tutulmaları o zamana rast geliyor; Kabe baskını, Kabe’de kan akıtılması o devre rast geliyor. Yüzlerce olay hep o devrin içerisinde olmuş, 1980’den sonra.
ALTUĞ BERKER:Tunus’tan resimler vardı Hocam.
ADNAN OKTAR:Evet, ahir zamanda işte deccaliyetin etkisi. Mehdi (a.s)’ın zuhur etmemesi İslam alemini böyle paramparça ve perişan ediyor. Ve böyle zelil ve acı içerisinde bir ortam meydana getiriyor.
“Selamun Aleykum.” Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Seyyid Muhammed Adnan Hocam, hürmet ve muhabbetle ellerinizden öpüyorum. Hz. Ali Keremullahi Veche Efendimiz’in torunlarından büyük Ehl-i Sünnet alimi ve şeyhi merhum Seyyid Muhammed Alevi El-Maliki Hazretleri 2004 yılında Mahmut Efendi Hazretleri’ni ziyaretinde bir rüya görür. Rüyasında Efendi Hazretlerinin ömrünün uzatılacağını ve kendisinin Hz. Mehdi (a.s)’ın komutanlarından olacağını ve O’na asker yetiştireceğini buyurmuş. Hocam sizin Efendi Hazretleri’ne duanız ve komutanlığından olacağını söylemenizi doğruluyor, inşaAllah. Mahmut Efendi Hazretleri, Hz. Mehdi (a.s)’ın komutanlarından olacağına ve Hz. Mehdi (a.s)’ı inşaAllah göreceğine göre, beş yüz yetmiş yıl sonra gelecek diyen Cübbeli Hoca, kendi dergisi olan Arifan Dergisi’nin Aralık 2010 sayısında yer alan bu bilgileri hiç mi okumaz?” diyor. “Cübbeli Hoca, kendi dergisi olan Arifan Dergisi’nin Aralık 2010 sayısında yer alan bu bilgileri hiç mi okumaz? Hiç mi düştüğü hatadan vazgeçip özür dileme nezaketinde bulunmaz da ve bu tavrına devam eder” diyor Recep İlme. Arifan Dergisi, Cübbeli Ahmet Hoca’nın çizgisinde ve onun bilgisi dahilinde çıkan bir dergi. Fakat tabii Mahmut Efendi Hazretleri’ne bağlı olan bir dergi. Onun talimatıyla, onun taraftarı kardeşlerimizin çıkardığı bir dergi bu Arifan Dergisi. İçinde tabii çok güzel bilgiler var, Arifan Dergisi’nin. Ehl-i Sünnet, güzel bir dergi. “Arifan Dergisi’nin Aralık 2010 sayısında, merhum Seyyid Muhammed Alevi El-Maliki Hazretleri 2004 yılında Mahmut Efendi Hazretleri’nin ziyaretinde bir rüya görür. Rüyasında Efendi Hazretleri’nin ömrünün uzatılacağını ve kendisinin Hz. Mehdi (a.s)’ın komutanlarından olacağını ve ona asker yetiştireceğini buyurmuş. Hocam sizin Efendi Hazretleri’ne duanız ve komutanlığından olacağını söylemenizi doğruluyor” diyor. Evet, güzel bir tespit kardeşimizin açıklaması.
“Selamun Aleykum Muhammed Adnan Hocam.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Hayatına on iki yıldır omurilik felçlisi olarak devam eden ve sizi her akşam Tv’den takip ediyor ve sizi çok seviyor.” Ah benim canım. “On iki yıldır omurilik felçlisi olarak devam eden,” ne sevap, biz mesela bir sevap alıyorsak, o bin sevap alır. Körde de böyledir, topalda da böyledir, omurilik felçlisinde de. Bu çok değerli bir imtihandır. O’nu tebrik ediyorum bu güzel imtihandan dolayı. “ “Sizi her akşam Tv’den takip ediyor ve sizi çok seviyor. Bu engelli kardeşimize belgesel cd setlerinizi, Yaratılış Atlası’nı ve kitap setlerinizi gönderir misiniz, rica etsek? Allah yolunuzu genişletsin ve İttihad-ı İslam’ı en yakında bizlere nasip etsin. Amin. Sevgi ve saygılarımla.” Aysel Aydoğdu Hanımefendi. Aysel Hanım İstanbul’a Global Yayıncılık’a gelirse orada kardeşimize kitap veririz, inşaAllah.
“Sayın Adnan Bey, ben yayınlarınızı bir süredir D-Smart üzerinden izliyorum. Ancak hemen hemen istisnasız her program kapanışında bir sonraki yayın kanallarını bildirirken ses kesilmesi oluyor” diyor. Öbür günkü kanalı verirken ses kesilmesi, herhalde erken yayını bitiriyorlardır. Olabilir, teknik hatadan kaynaklanıyordur. Ona daha dikkat ederiz. “Levent Atabay.”
“Selamun Aleykum Muhammed Adnan Hocam.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Hocam kim ne derse desin İttihad-ı İslam, Türk-İslam Birliği gümbür gümbür geliyor” diyor. EvelAllah, evelAllah. “Sizi ve cemaatinizi de vesile kılıyor.” Bak, “sizi vesile kılıyor” demiyor. “Sizi ve cemaatinizi de,” bu güzel. “Tek sizi vesile kılıyor,” olmaz öyle. Çünkü herkes gayret ediyor. Hükümetin de politikası o yönde, MHP’nin, Büyük Birlik Partisi’nin, Saadet Partisi’nin, Ak Parti’nin, hatta CHP’nin, inşaAllah. MaşaAllah. “Sizi ve cemaatinizi vesile kılıyor. Türk-İslam Birliği’ne az kaldı, inşaAllah. İstanbul’dan Alp Eren.” Alp kardeşimiz, maşaAllah. Bulgaristan da koç yiğitlerle dolu, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Fosil gösterebilir miyiz Hocam?
ADNAN OKTAR: Göster. Evrimcilere biraz sancı olsun, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Pürtüklü deniz iğnesi Hocam, 3 milyon yıllık. Kavak yaprağı, 50 milyon yıllık.
ADNAN OKTAR: Elli milyon yıldan beri kavak, kavak değil mi? İnsana dönüşmemiş. Üç milyon yıldan beri o balık değişmemiş mi?
ALTUĞ BERKER: Hiçbir değişiklik olmamış Hocam.
“Hz. Mehdi (a.s)’ın Arapça bilmeyeceğini Peygamber Efendimiz (s.a.v.) hadisinde söylüyor. Hz. Mehdi (a.s) medresede eğitim görmeyecek, bir müceddidin ya da müçtehidin eğitimine tabi olmayacak. Allah tarafından ona özel bir ilim verilecek. Hz. Mehdi (a.s)’da hikmet vardır. Kısa, öz ve net bilgi veriyor; doğru oluyor. Hikmetle konuşuyor” dediniz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Cübbeli’nin bir konuşması vardı bu konuda, o anlatımı doğru. Mehdi (a.s)’ın herhangi bir medresede eğitim almayacağı, hocası olmayacağı, inşaAllah.
-VTR- Cübbeli Mehdi (a.s) Medresede Eğitim Almayacak
ADNAN OKTAR: Mehdi (a.s) ile ilgili Berzenci Hazretleri’nin eserlerinde çok kapsamlı bu konuda açıklamalar var.
ALTUĞ BERKER:Bir internet sitesi tanıtmak istiyordum Hocam, uygun görürseniz?
ADNAN OKTAR:Tamam.
ALTUĞ BERKER:www.ittihad1.com, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ne anlatılıyor burada? Biraz bilgi ver içinden.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam. Şu an canlı yayın da gözüküyor. Her zaman oradan izlenilebilir.
ADNAN OKTAR: Şahane. Ne kadar çok internet sitesinde aynı anda canlı yayınlanıyor. Bize ait internet sitelerinde yayınlanıyor ama bize ait olmayan da çok çok fazla sayıda internet sitesinde yayınlanıyor. Hepsi de büyük internet siteleri.
ALTUĞ BERKER:Bediüzzaman Hazretleri’nin vekilleri Hocam, ‘Gerçek Risale-i Nur talebeleri, Hz. Mehdi (a.s)’ı, ahir zamanı ve İttihad-ı İslam’ı anlatıyor’ bölümünde; talebeleri, ağabeylerimizin, büyüklerimizin anlatımları. Bazı Risale-i Nur talebelerinin yanılgılarına cevaplar ve Risale-i Nur külliyatında yapılan değişiklikler. Başta İsmail Mutlu olmak üzere, diğer kişiler, onlar da var, anlatımları. Sizin röportajlardan anlatımlarınız var ve Risale-i Nur’la ilgili eserleriniz var, inşaAllah. Belgeseller var, Said Nursi Hazretleri’yle ile ilgili, inşaAllah. Ve diğer Risale-i Nur’la ilgili, Bediüzzaman Hazretleri ile ilgili internet sitelerinin tanıtımı var Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Zamanında bu İsmail Mutlu tarzı, böyle gevrek sesli zevat, stratejik açıdan çok avantajlıydılar. Çünkü bir Nur talebesi ne yapması gerekir? Nur talebeleriyle tanışması lazım. Onların evine gidip, sohbet etmesi lazım. Gidiyor adam, “ağabey, Mehdi (a.s)’dan bahseder misiniz?” diyor. “Aziz kardeşim, o şahs-ı manevidir” diyor. “Böyle demiyor Risale-i Nur’da” diyor, “bir daha buraya gelme” diyor adam, mesela bazı yerlerde. Yani özetle diyorum. Tabii tam bu tarzda gelişmiyor da olaylar. Adam açık yazıyor derste. Bir şey yaparsa adamı adeta kafir hükmünde böyle aforoz ediyorlar. Adamlar nereden bilsin böyle radyolardan, televizyonlardan cayır cayır, üstelik de Bediüzzaman’ın kendi talebeleri anlatacak ve bunların doğru söylemediği yüzlerine yüzlerine vurulacak? İsmail Mutlu da kabuğundan tam çıkmamış. Kaplumbağa gibi kabuğuna girmiş. Onu kabuğundan da çıkaracağız, inşaAllah. Sayıları az da olsa böyle bir zevat var, yanlış bilenler. Büyük bir bölümü cahilliğinden. Kasten yapmıyorlar.
ALTUĞ BERKER:Ben sizin anlattıklarınızı tekrarlayayım Hocam, dün söylediğiniz; “hadiste, "Allah Hz. Mehdi (a.s)’ı bir gecede ıslah eder"diyor, "günahlarını temizler"demiyor. Bir insanın Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in soyundan olması, o kişinin günahsız olmayacağı anlamına gelmez. Seyyid olup, hapiste yatan çok fazla insan var. Resulullah (s.a.v)’in soyundan olanlar günah işlemez diye bir şey yok. Ehl-i Beyt’ten olan milyonlarca insan var. Onların ıslah olması neden düşünülmesin? Seyyid olup komünist olan da var. Seyyidler Peygamber hükmündeymiş gibi bir mantık olursa, bu çok yanlış olur” dediniz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet. Şimdi Seyyid Salih Özcan Hocamızın yayınlanmamış birkaç videosundan da gösterelim. Çünkü en gıcık oldukları şeyleri yapacağım. Madem Bediüzzaman’ın talebelerinden bu kadar rahatsız oluyorlar, ısrarla onları, gözüne gözüne o mübarekleri getireceğiz. Onların nur dersleriyle, onların kafalarını dağıtacağız, inşaAllah. İlimle tabii.
-VTR- Seyyid Salih Özcan Ağabey; Mehdi (a.s) şahıs olarak gelecek
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Sultan Baba’nın talebelerinden Mustafa Üstün Kardeşimiz, o bir ara ziyarete gelmişti. Çok mübarek, değerli bir ağabeyimiz, nur yüzlü, sakallı. Ona buradan selam ediyoruz, ellerinden öpüyorum. O mübarek dergahın çok güzel kokulu bir gülü. Allah ömrünü uzun etsin, Allah ilmini artırsın. Hocam bir mesaj göndermiş, sen oku. Mustafa Üstün Hocamız.
ALTUĞ BERKER:“Selamun Aleykum Muhammed Seyyid Adnan Hocam.”
ADNAN OKTAR: Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu.
ALTUĞ BERKER:“Aziz ve Celal olan Allah, sizden razı olsun, bizleri de sizden ayırmasın, inşaAllah. Müsaadeniz olursa, İsmail Mutlu Hocaefendi’ye bir mesajım var. İsmail Mutlu Hoca Efendi "Mehdi (a.s) şimdiye kadar gelmedi, geç kaldı, bundan sonra da gelmesin"diyor. İsmail Hocaefendi, Üsküdar’da çoktan sabah oldu. Vakit öğle vaktine yakın. 1400’den bu tarafa nice büyük İslam alimleri gelmiş geçmiş, ancak hiç biri Darwinist ve materyalist evrim teorisinin bir aldatmaca, bir hurafe olduğunu ispat etmemiş, edememiştir. Feraset ve basiretinizi açarak etrafınıza bir bakınız, dünyada şimdiye dek meydana gelmemiş, birbiri ardına olağanüstü hadiseler meydana gelmekte. Gün geçmiyor ki bir büyük olay meydana gelmesin. Eğer kıyamet alametleri hakkında ilim talebinde bulunursanız muteber İslam alimlerinin eserlerinden faydalanır ve Hz. Mehdi (a.s)’ın çoktan gelmiş olacağını anlayabilir, dünya çapında alabildiğine faaliyetlerini fark edebilirsiniz. Allah (c.c) bütün müminlerin hidayetlerini arttırsın, feraset ve basiretlerini açsın, imanın nuru ile gerçeği ve sahib-i zamanı fark ettirsin. Amin. Son dönemin büyük velilerinden, büyük mürşit Sultan Babamız 1991’de dünyasını değişmeden önce Mehdi (a.s)’ın geldiğini ve görevine çoktan başladığını bildirmiştir. Biz de o tarihten itibaren Hz. Mehdi (a.s)’ı tanıyabilmek ve ona asker olabilmek için sürekli dua etmekteyiz, inşaAllah. Allah’ımız (c.c) duamızı kabul etmiş ve bize Mehdi (a.s)’ı göstermiş ve çok sevdirmiştir, elhamdülillah. Hz. Mehdi (a.s) ve Hz. İsa (a.s) zuhur etiği, İttihad-ı İslam’ın gerçekleştiği o müthiş zamana Allah’ın (c.c) dininin yeryüzüne hakim olduğu güne biran önce kavuşmayı diliyor ve bekliyorum. Çok yaklaştı, inşaAllah. Allah (c.c) yardımcınız olsun Hocam. Hürmet ve muhabbetlerimi arz ediyor, dualarını talep ediyorum.”
ADNAN OKTAR: Ne mübarek insan, maşaAllah. Bu televizyonda gösterdiğimiz ağabeylerimiz her biri birbirinden güzel insanlar. Ahlakları güzel, kişilikleri güzel; mazlum, mütevazı, sevgi dolu, temiz bir ruha, tertemiz bir vicdana sahipler, maşaAllah. Sultan Babamızın dergahında çekilmiş video filmler vardı ve onların evlatlarının konuşmaları vardı. Onları bir yayınlayalım, inşaAllah.
-VTR- Sultan Baba’nın Dergahında talebeleri anlatıyor
ADNAN OKTAR: İşte Osmanlı’yı Osmanlı yapan böyle mübareklerdir. Böyle mübarekler kurdu Osmanlı’yı. Kurtuluş Savaşı’nda da böyle mübareklerle Allah bize zafer verdi. Resimler var Çanakkale’den; olduğu gibi, bütün ordunun tamamı namazda ama bir kişi istisna yok yani. Komutanlar, generaller, paşalar, hepsi beraber namazdalar. Ellerinden, yüzlerinden nur akıyor. Kimseyi incitmez, canını yakmaz. Tam evlad-ı Fatihan, tam Osmanlı evladı. Fas’ta, Tunus’ta, bütün dünyada bu ruh hakim olacak. Bu sıcak, sevgi ruhu. Evleri ayrı güzel, sohbetleri ayrı bir güzel. Meselaorada bir gecekondu olur, bir kilimleri olur ama sıcak bir nur olur o evde. Bir güzellik olur, maşaAllah.
Dilara Hanım yazmış, “Selamlar güzeller güzeli, biricik, nur yüzlü, Muhammed Adnan Hocam. Hocam, sizin de daha önce dediğiniz gibi Rabbimiz ayette, şeytandan Allah'a sığınırım; "İçlerinde zulmedenleri hariç olmak üzere, Kitap Ehliyle en güzel olan bir tarzın dışında mücadele etmeyin."” Bakıyoruz Cübbeli'ye, bambaşka bir şey diyor adam bize. Şimdi Cübbeli'ye mi inanacağız, Allah'a mı? Tabii ki Allah'a inanacağız. Bak, “İçlerinde zulmedenleri hariç olmak üzere, Kitap Ehliyle en güzel olan bir tarzın dışında mücadele etmeyin. Ve deyin ki: "Bize ve size indirilene iman ettik;"” Kuran'a da, İncil'e de iman ettik. “Bizim İlahımız da, sizin İlahınız da birdir ve biz O'na teslim olmuşuz.” (Ankebut Suresi, 46) Bunu söyleyin diyor Allah. Adam, “Allah bir” dediğinde, Allah’a dostluğunu ilan etmiş oluyor. Bu ayeti söyledim diye, bu ayetin uygulamasını yaptım diye adam beni mürted ilan etti. Mürted, hayat hakkı yok mürtedin. Yani katli vacibtir mürtedin. Fetva veriyor adam. Zaten fetva emini gibi şu an. Bütün Türkiye'nin fetva emini gibi adam, padişah gibi. Kafasına göre, kendi dünyasında. Peki, Cenab-ı Allah ne diyor? “İçlerinde zulmedenleri hariç olmak üzere, Kitap Ehliyle en güzel olan bir tarzın dışında mücadele etmeyin.” Yani Hristiyan ve Musevilerle. “Ve deyin ki: "Bize ve size indirilene iman ettik."” Yani İncil'e, Kuran'a, Tevrat'a iman ettik. “Bizim İlahımız da, sizin İlahınız da birdir.” Aynı Allah'a inanıyoruz. “Ve biz O'na teslim olmuşuz” Bunu söyleyin diyor, Allah, tebliğ yapın diyor. Adam bunun sonucunda da “La ilahe illAllah” diyor. Kuran'daki emri yerine getiriyor. Bu nedir? Bu boş bir şey mi? Değil. Allah'a dostluğunu ilan ediyor. Allah’a dost adam. Kendi ifadesine göre öyle. Allah kabul eder, etmez, o ayrı. Bizim de ibadetlerimizi kabul edip etmediğini bilmiyoruz ki Allah’ın. Cübbeli’nin de ibadetlerini Allah’ın kabul edip etmediği belli değil. Belki cehennemin gidip ta ortasına oturacak Cübbeli, bilmiyor ki.
“Hocam, Cübbeli ve onun zihniyetinde insanların dediğinin aksine Rabbimiz, “Kitap Ehliyle en güzel olan bir tarzın dışında mücadele etmeyin" diyor. Ve sonrasında da onları ‘La ilahe illAllah’ kardeşi olmaya davet ediyor. Sizin de dediğiniz gibi Hocam, bu insanlar Kuran alimiyim diye ortaya çıkıp, milyonlarca insanı kendi peşlerine yanlış yola sürüklüyorlar.” Yok canım, milyonlarca kişi. Mahmut Hocamızı hakikaten milyonlar sever. O hakikaten asil bir insan, soylu, çok derin bir alimdir. Elinden, yüzünden nur saçılır. Bir ferahlık hissedersin yanına gittiğinde. Hakikaten manevi bir cezbesi vardır. Yani feyz ehlidir, ilim ehlidir ve kalplere hakikaten inşirahtır. Bu şeyh efendilerde, mürşitlerde olur. Ama Cübbeli, adam malum. Başka bir şey söylememe gerek yok. Şu an Türkiye’de onu anlamayan kalmadı. Çoluk çocuk kime sorsam “ha” diyorlar, “biliyoruz” diyorlar yani. Hem de bayağı eminler, inşaAllah. Hangi yönde eminler? Tabii onu söylemeyeceğim.
ALTUĞ BERKER:Söylediğiniz resmi gösterebilir miyim Hocam, inşaAllah, namazda.
ADNAN OKTAR:Evet. Bak, bak, bak, koç yiğitleri görüyor musun? Bak, aslanlara bak. Dağ gibi ordu, on binlerce kişi. Paşaları başlarında. Generaller, paşalar başlarında. Albaylar, binbaşılar, hepsi. Rahmetli Atatürk diyor; “biraz sonra biliyorlar şehit olacaklarını” diyor, “Allah'ın izniyle.” Çünkü alenen belli. Yani %99,99 şehit olacaklar. Hepsi gidiyor. Bir bölük gidiyor, bitiyor, hepsini biçiyorlar. İkinci bölük gidiyor, onları da biçiyorlar. Üçüncü bölük gidiyor. “Vatana sokmayacağız sizi” diyorlar. Çünkü vatan gitti mi her şey gitti demektir, inşaAllah.
“Merhaba Adnan Bey” diyor. “Geçenlerde Menzil şeyhi olan Gavs-ı Sani Şeyh Seyyid Abdülbaki El-Hüseyni Hazretleri’yle ilgili görüşlerinizi belirttiniz” diyor. Yani “bu kişiye karşı bakış açınız nedir?” diyor. Biz Menzil’i parçalara ayırmıyoruz. Orası bir gül bahçesidir. Hepsi birbirinden değerlidir. Konya’da da var, başka yerlerde de var o şeyh efendiler. Hepsi birbirinden değerlidir. Yani alıp birini diğerine, fark etmez yani, aynı. Hepsini Muhammed Raşid Erol Hazretleri yetiştirdi. Muhammed Raşid Erol Hazretleri’nin asası da bende, elhamdülillah. Allah bize nasip etti. Allah Hocamızdan razı olsun. Şeyh Yasin Efendi Hazretleri’ne ona intikal etmişti, ondan da bana intikal etti. Ben o mübareğin ömrü boyunca kullandığı asaya sahibim, elhamdülillah. Onun için, onun manevi feyzi ve bereketi çok büyük benim için, çok değerli. Muhammed Raşid Erol Hazretleri’ni ben ilk çıktığında biliyorum. Her yeri manevi cezbesi sarmıştı. Çok çok severim, çok değerli. Onlar evlatları, tabii ki çok seviyorum, saygı duyuyorum. Ama bir kişi değil, çoklar. Hepsine karşı sevgim, saygım var, inşaAllah. Ama tabii Muhammed Raşid Erol Hazretleri’nin manevi gücü şu an yok Menzil’de. Bizim istediğimiz bir durum değil tabii. Yani Menzil buruklaşmış. Eski coşku yok, eski heyecan yok, eski güç yok. Dua ediyoruz daha iyi olması için. Buradan, ben hatırlıyorum, İstanbul’dan günde kaç otobüs kalkardı peş peşe. Önü arkası kesilmezdi. Ama şimdi öyle bir durum yok. Bir hikmeti vardır. Bir hayır vardır, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Asanın silsilesi var Hocam arzu ederseniz.
ADNAN OKTAR:Evet, onu göster evet.
ALTUĞ BERKER:Şeyh Ahmet Yasin Bursevi Hazretleri’nin size hediye ettiği asanın silsilesi Hocam, inşaAllah; Şeyh Muhammed Ziyaüddin Tillo Hazretleri’nden, Seyyid Tahahi Hakkari Hazretleri’ne, inşaAllah intikal ediyor. Sonra Abdülhakim Hüseyni Hazretleri’ne, ondan da inşaAllah Muhammed Raşid Erol Hazretleri’ne. Sonra Şeyh Ahmet Yasin Bursevi Hazretleri’nden size geliyor asa, inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Elhamdülillah, maşaAllah. Çok güzel bir muhafaza yaptırdım, orada saklıyorum. Bir de Şeyh Ahmet Yasin Hocam bana tarihi bir terazi göndermiş. Adaleti temsil eden, inşaAllah. Çok çok güzel. Onun duvarında asılıydı. Dergahının duvarında asılıydı. Beni şereflendirdi, onurlandırdı. Çok çok sevindirdi. Yani coşkun bir sevgim var. Allah ömrünü uzun etsin Mübarek Hocamızı Allah bizlere bağışlasın. Çok çok değerli. Enaniyetini tamamen yok etmiş, elhamdülillah. Tamamen Allah'a teslim olmuş. Ve halis seyyiddir, Peygamberimiz (s.a.v)’in neslinden. Zaten hemen anlaşılıyor bakar bakmaz nurundan. Çok muhterem bir insan, inşaAllah.
Serkan da bu sefer kandan, baruttan bahsediyor. Mehdi (a.s) devrinde kan yok, acı yok, gözyaşı yok; güven, huzur ve sevinç var. Allah’ın gücüne niye inanmıyorlar? Bir şey illa kanla mı olması gerekir? Yani İslam’ın sevgiyle hakim olmasını niye makul görmüyorlar? Akılla, bilimle hakim olmasını niye makul görmüyorlar da illa “kanla, irinle olur” diyorlar. Kan olduğu dönemler vardır ama Allah ahir zamanda böyle murad etmiş, inşaAllah. Allah’ın gücüne güvensinler. Kan istenen bir şey değildir ki kardeşim. Kanı böyle istenmesi gereken bir şey gibi düşünüyorlar. Kana yarasalar falan meraklıdır. Kandan Müslüman kaçınır. Peygamberimiz (s.a.v) kan dökmekten şiddetle kaçınmıştır. Çarnaçar kaldıkları için, hiçbir kurtuluşu kalmadığı için savunmada kıtale gitmişlerdir. Yani hiçbiri böyle atak savaşı değildir. Hep savunma savaşlarıdır, inşaAllah.
“Selamun Aleykum, nur yüzlü güzel Hocam. Sevgi pınarı gibisiniz Hocam. İki sorum olacak Hocam. Dediniz ki; “Allah Katı’nda her şey olup bitti. Bir de sonsuza kadar yaşayacağız cennette” dediniz. Biraz açıklar mısınız? Sonsuza kadar nasıl oluyor Hocam?” Sonsuza kadar yaşayacağız derken, ‘kadar’ deyince insanlar bitecek gibi anlıyor. Sonsuzun sonu yoktur. Yani mesela yüz katrilyon sene yaşarsın, daha başlamamış gibisin, daha başındasın gibi olur. Bir yüz katrilyon sene daha yaşarsın, daha hiç başlamamış gibi olursun. Yani sonsuza göre yüz katrilyon neredeyse sıfır hükmündedir, sıfır gibi bir şeydir. Sonu yok. Allah’ın da sonu yok. Ne güzel, elhamdülillah, maşaAllah. Ama bu eğitimden geçmezsek cennetin anlamı çok düşer. Çok, çok, çok, çok düşer. Yüzde doksan beşe kadar düşer. Çok az bir şey kalır geriye. Cennetten derin zevk almamız için, cennetin güzelliği olması için, zenginliği olması için Allah bu eğitimden geçiriyor. Aslında bu eğitim son derece kolay. “Allah sizin için zorluk dilemez, kolaylık diler” diyor. Çok büyük bir nimettir. Adam imtihanda olduğunu unutup kendini sürünme moduna sokuyor. Allah’ı unuttu mu Allah insanı süründürür, perişan eder. Çünkü Allah diyor ki; “onlar Beni unuttu, Ben de onları unuttum” diyor. “Unuttu” ne demektir? Allah’ın onları ezeceği anlamına gelir. Allah unutulacak bir varlık mı? Bizim hayat sebebimiz. Şu an bizi konuşturan, bize görüntüyü gösteren, sesleri duyuran, su içmemizi sağlayan, suyu yaratan Allah’tır. Adam asıl velinimeti nasıl unutur? Çok büyük nankörlük olur, çok büyük vicdansızlık olur. Dolayısıyla Allah’ı unutmak çok büyük bir suçtur, çok büyük bir çöküntüdür, Allah vermesin.
“Hayırlı geceler Hocam” diyor Uğur Karabacak, Artvin. “Hocam, bu şiirimizi okur musunuz?” diyor ama önce bir okuyayım şiiri. Olur mu şimdi Uğur, ben bunu nasıl okuyayım? Güzel yazmış da hüsnü zanları var ama yani alenen sen bir şey söylüyorsun burada. Gerçi demiyor ama ona getiriyor yani. Bir tanesini okuyayım, onun mahsuru yok. “Müslümanın özü, nuru” yine olmuyor, olmaz. Ama şöyle diyebilirsin. “Müslümanın özü, sözü nurdur” diyebiliriz. “Müslüman hak için mücadele eder” deriz.
En’am Suresi, şeytandan Allah’a sığınıyorum; “Korkup-sakınanlar üzerinde onların hesabından herhangi bir şey (sorumluluk) yoktur.” Allah’tan korktuktan sonra, sakındıktan sonra, Allah “rahat olsunlar” diyor. “Ancak (bu,) bir hatırlatmadır. Umulur ki sakınırlar” diyor Allah.“De ki: "Bize yararı ve zararı olmayan Allah'tan başka şeylere mi tapalım?” Darwinizme, materyalizme, ateizme, bunlara mı inanacağız? “Allah bizi hidayete erdirdikten sonra,” iman verdikten sonra, “şeytanların ayartarak yerde şaşkınca bıraktıkları,” şeytanlar ayartıyor, şaşkınca bırakıyor, adam ya PKK’lı oluyor, ya komünist, ya Stalinist oluyor, işte bir şeyler oluyor. “Arkadaşlarının da: "Doğru yola, bize gel" diye kendisini çağırdığı kimse gibi topuklarımız üzerinde gerisin geri mi döndürülelim?"”Bir kısmı da “bize gel” diyorlar, döndürmeye çalışıyorlar. “De ki: "Hiç şüphesiz Allah'ın yolu, asıl yoldur.” Yani Kuran, sünnet, Peygamberimiz (s.a.v)’in yaşadığı gibi asr-ı saadet hayatı asıl yoldur. “Ve biz alemlerin Rabbine (kendimizi) teslim etmekle emrolunduk."” Tam anlamıyla Allah’a teslim olmak. “Bana yediren Allah’tır, içiren de Allah’tır” diyecek, “konuşturan Allah, hepsi Allah’a ait, bedenim Allah’a ait, ruhum Allah’a ait.” Hiçbir şeyine sahip çıkmayacak.
“Bir de: "Namazı kılın ve O'ndan korkup-sakının (diye de emrolunduk.) Huzuruna (götürülüp) toplanacağınız O'dur."”Namazın önemini Allah bir daha vurguluyor. Allah diyor ayette; “cehennem ehline sorulur. “Sizi buraya düşüren nedir?” diye soruluyor cehennem ehline, “neden düştünüz?” diyorlar. Bak ilk, biliyorlar demek ki; “bizler namaz kılanlardan değildik” diyorlar. Mesela demiyor ki; şunu yapardık, bunu yapardık, hacca gitmezdik. Başka hiçbir şey demiyor. İlk onu söylüyor. Demek ki bilinçaltında onun suç olduğunu çok iyi bilmişler. İstisnasız hepsi söylüyor çünkü. “”Biz namaz kılanlardan değildik” derler” diyor Allah ayette. Onun için namaz nurdur. Yani Müslüman mutlaka namazını kılacak, inşaAllah. Beş vakit ferahlık ve güzelliktir, inşaAllah.
“O, gökleri ve yeri hak olarak yaratandır. O'nun "ol" dediği gün (her şey) olur.”Evrime ihtiyacı yok Allah’ın. Ne diyor Allah?“O'nun "ol" dediği gün (her şey) olur. O'nun sözü haktır. Sur'a üfürüldüğü gün, mülk O'nundur. O, gaybı ve müşahede edilebileni bilendir.” Yani “görüneni ve görülmeyeni bilendir” diyor Allah. “O, hüküm ve hikmet sahibi olandır, haberdar olandır.”
Evet, ne yapıyoruz şimdi? HarunYahya.Tv’den devam ediyoruz, inşaAllah.
SUNUCU:Bizi yarın 22:00’den itibaren Kocaeli TV, Mavi Karadeniz Radyo ve www.HarunYahya.Tv ‘den takip edebilirsiniz.
Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Marşlar/Fasıllar
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...