SUNUCU: ‘Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri’ programımıza Kaçkar TV, Mavi Karadeniz Radyo, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Kütahya Destan TV ve www.HarunYahya.TV sitemizden devam ediyoruz. Buyrun Hocam.
ADNAN OKTAR: Ne anlatalım?
ALTUĞ BERKER: Hocam Said Nursi Hazretleri ile ilgili bir yazı yazmış, Özdemir İnce. Uygun görürseniz okuyayım Hocam, İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet.
ALTUĞ BERKER: Haşa Hocam, “Said Nursi safsatasına dair” diye başlık atmış. Yazısında özetle, kendince inanmadığı bazı bilgileri sıralamış. Bunları sayıyorum. 1; Said Nursi’nin elleri kelepçeliyken abdest almak istediği anda kelepçelerin kendiliğinden açılması. 2; hapishanedeyken aynı anda başka bir yerde daha görüldüğü yönündeki anlatımlar. 3; makam sahibi kişilere karşı gösterdiği dik başlı cesur tavır. 4; Ankara Valisi Nevzat Tandoğan’a “bu sarık bu başla birlikte çıkar” demesi. 5; rüyasında Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ile konuşması. 6; Kürdistan devleti kurmayı kabul etmemesi. Özdemir İnce, bunun gibi bazı olayları sıralayarak; “ne bu mucizelerin, ne de gösterdiği bu cesaret örneklerinin kendisinden başka hiçbir tanığının olmadığını, dolayısıyla tüm bunların haşa birer safsatadan ibaret olduğunu” yazmış, Hocam.
ADNAN OKTAR: Nereden biliyor tanığı olmadığını?
ALTUĞ BERKER: Bilmiyordur, çünkü biraz bu konularda cahil Allahualem.
ADNAN OKTAR: Bir kere Bediüzzaman’ın kendisi tek başına bir delildir. Hayatı, dürüstlükle, samimiyetle, güzellikle, isabetli konuşmalarla geçmiş. Hiç yalan söylemediği herkes tarafından bilinen, candan, tertemiz bir insan. Bir insan ömür boyu yalan söylemiyorsa, o yüz kişinin şahitliğinde daha da etkili olur. Ayrıca şahit yok diye bir şey yok, o dediği olayların hepsinin şahitleri var. Gidip Özdemir Dede’nin karşısına hazırola geçip, ifade verecek halleri yok, bu resmi tutanağı olacak gibi de değil. Onun şahitleriyle konuşan kişiler var. Mesela biz kendi aramızda bir konu var, konuşuyoruz. Mesela ben diyorum ki evde; anlatmıştım daha önce de, karıncalar toplanmıştı yüz binlerce, bir milyona yakın karınca. Aldım içlerinden bir dişi karıncayı, biliyorsunuz. Söyledim; 15 dakika içinde gitmezseniz mecburen ilaç yapacağız dedim. 15 dakika sonra bütün karıncalar gittiler. Tamamı gitti, kayboldular. Şimdi bana hadi ispat et derseler, şahitleri nerde? Şahitleri duruyor, en az 15 tane şahidi var. Ben hazırola geçip bunu anlatacak konumda değilim. İsteyen inansın, isteyen inanmasın, önemli değil ama en az 15 tane şahidi var. Bazen şahitler zamanla yaştan dolayı, hastalıktan dolayı vefat ederler, azalır, şahitler kalmaz. Tabii ki birçok olayın canlı şahidi kalmamış oluyor. Ama şahitler gidip noterde tutanak düzenlemiş değiller tabii ki. Ama o devirde tabii bir hata mı diyeyim, eksiklik mi diyeyim, kaderde artık Allah’ın hikmeti. Mesela Bediüzzaman filme alınabilirdi çok rahat, konuşmaları banta alınabilirdi. O şahitler fotoğraflanıp belgelenebilirdi. Yapılmamış, vardır bir hayır. Ama Bediüzaman’ın tek başına sözü, bir milyon kişiye bedeldir. Bir milyon kişinin şahitliğine bedeldir. Böyle diyorsa böyledir, doğru, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: İleriye yönelik söyleyip de çıktığı şeylerden bahsedememiş ama Özdemir İnce. Tarih şahit olmuş Allah’ın izniyle, siz daha iyi bilirsiniz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Mesela delil istiyorsa Risale-i Nur Külliyatına baksın. Bediüzzaman’ın yüzlerce dediği konu çıkmıştır, aynısıyla çıkmıştır. Ne dediyse isabet kaydetmiştir. Rusya’nın yıkılmasından tut, kendi vefat tarihine, mezarının yıkılmasına kadar hepsini anlatmıştır. 71’deki olayları, 12 Mart muhtırasının vaktini, 28 Şubat’ın vaktini 70 sene öncesinden söylemiştir. Peki bu nasıl oluyor bu? Ayetten, Kuran’dan açıklıyor, net olarak açıklıyor.
ALTUĞ BERKER: Sizin de Hocam, baksalar söyledikleriniz 1300’ü aştı şu anda. Söylediğiniz, çıkanlar tarihi ile sabit, maşaAllah. Bugün Ertuğrul Özkök yazısında Fethullah Gülen Hocamızın son kitabından alıntılara yer vermiş. Kitabın Şahsı Manevi bölümünde Fethullah Hocamız; “zamanın cemaat zamanı olduğunu, profesyonel ehli dalalet zamanında başarılı olabilmenin, sağlam bir şahs-ı manevi teşkil etmiş heyetlerin plan ve hareketine bağlı olduğunu” söylemiş. Cemaatler içinde çok büyük fertler zuhur etse bile, onlar o cemaatten beklenen büyük işleri başaramazlar. Öyleyse böyle bir zamanda müminler gizli, açık düşmanları karşısında onları mukabele edebilmek, milli bütünlüklerini koruyabilmek için cemaat teşkil etmek ve cemaat halinde hareket mecburiyetindirler. Bir taş tek başına bir şey ifade etmez. Ancak bu taş bir kubbede veya duvarda kullanıldığında bir değer meydana getirir” demiş. Ertuğrul Özkök de bu zihniyete karşı olduğunu, duvarda herhangi bir taş olmaktan huzur duyanları anlayamadığını yazmış Hocam, özet olarak, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: O Fethullah Hocamızın anlatmak istediğini anlamamış da onun için. Askerde mesela bir bölük var kendini savunuyor farz edelim. Bir çok askerden oluşuyor ama topluca netice alıyorlar. Tek başına netice alamaz, bu anlama geliyor. Karmaşık bir şey yok ki bunda, tek başına bir asker bir orduyla çatışabilir mi? Yapamaz, kalabalık halde hareket ederler. Ertuğrul Özkök biraz dar düşünüyor. Bu ekip genellikle hep dar düşünüyorlar. Çok yüzeysel düşünüyorlar. Yalnız şahs-ı manevi konusu sanki öyle dünyada ilk defa karşılaşılan bir şeymiş gibi Nur talebesi bazı kardeşlerimiz anlatıyorlar. Şahs-ı manevi dünyanın kuruluşundan beri devam etmiştir zaten. Şahs-ı manevisiz zaten bir Mehdilik hareketi hiç olmamıştır. Peygamber hareketi de çok nadirdir, yani şahs-ı manevisi olmayan Peygamber hareketi. Mesela bir Peygamber çıkmıştır, bir tek kendisi iman etmiştir, başka iman eden olmamıştır. Ama iki kişi olunca şahs-ı manevi olur zaten. Peygamberimiz (s.a.v.) çıktığında hemen şahs-ı manevi oluşmuştur. 3 kişi, 5 kişi oluştuğunda şahs-ı manevi oluşur. Bunu ilk defa karşılaşılan, ilk defa keşfedilen bir konu gibi sürekli gündemde tutmak şaşırtıcı. Tabii ki başta bir lider olur ve onun çevresinde talebeleri olur, onunla netice alır. Bu karmaşık bir şeymiş gibi, yeni olan bir şeymiş gibi anlatıyorlar genellikle kardeşlerimiz. Ben Fethullah Hocamızı tenzih ederim, bu yeni olan bir şey değildir. Bu Allah’ın bir kanunudur zaten, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Hocam bildiğiniz gibi onbir bakanın istifa etmesi üzerine Lübnan Başbakanı Saad Hariri, Başbakan Erdoğan ile bir görüşme yapmak üzere Türkiye’ye geldi. Mustafa Karaalioğlu bu konuyu yazısına taşıyarak Türkiye’nin İslam ülkeleri nezdinde güveninin giderek arttığını, Hariri’nin böyle zor bir durumda Türkiye’ye gelmek istemesinin bunun açık bir örneği olduğunu, Erdoğan’ın “Efendi değil, hizmetçi olmak için buradayız” demesinin Arap ülkelerini rahatlattığını ve Türkiye’nin bölgesel bir güç olma yolunda ilerlediğini yazmış Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Biz iki yıl önceki konuşmada söylemiştik. “Biz efendi olmak için değil hizmetçi olmak için görevliyiz” dedik. Defalarca söyledim, bir kere, iki kere değil. Her zaman da anlatıyoruz. Biz böyle üstünlük iddiasıyla ortaya çıkmıyoruz, hizmetçilik iddiasıyla ortaya çıkıyoruz. Hadim, hadim kelimesini kullandım defalarca. Hademe, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Bu konuda bir örnek var Hocam benim gösterebileceğim, sizin söylediklerinizin gerçekleştiği. Haberde “Ortadoğu’nun yeni hakimi Türkiye” diyor. Amerika dergileri, gazeteleri de söylüyor. Sizin iki yıl önce 27 Temmuz 2008’de; Türkiye’nin ağırlığını koyup, direkt ağabey konumunda, hatta bütün Ortadoğu’nun, bütün İslam ülkelerinin lideri konumuna gelmesi lazım ve sözü geçen bir lider olarak” dediniz Hocam. “Bütün Ortadoğu, bütün İslam alemi Türk ordusunu seviyor ve Türk milletini seviyor. Demek ki ağabeylik yapmalarını istiyor. Türkiye’nin burada ortaya çıkıp bir lider ortaya, bir manevi lider ortaya çıkıp gerekirse ağabeyliği yerine getirmesi gerekiyor. İslam ülkelerinde ve Türk devletlerinde de” dediniz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Hani Türk-İslam Birliği hayaldi? Hani İttihad-ı İslam olamazdı? Bak nasıl adım adım gelişiyor. Ama hiçbir şey olmadı bak. Hiçbir hareket durduramadı İttihad-ı İslam’ı, Türk-İslam Birliği’ni.
ALTUĞ BERKER: 3 yıl önce vizelerin kalkmasından bahsettiniz. Hiç kimsenin hayal edemeyeceği bir şeydi Hocam, şu an gerçekleşti.
ADNAN OKTAR: Hani olmazdı. Bak Hariri’nin gelip danışması ne demek? Lidere gelip danışıyor, soruyor; ne yapayım, nasıl hareket edeyim, diyor. Alacağı akla göre de hareket edecektir, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Başbakan Erdoğan’ın, özür dileyene kadar İsrail’le hiçbir üst düzey görüşme olamayacağını ve hiçbir anlaşmanın yenilenmeyeceğini söylemiş. Ayrıca kaybeden onlar olur, yapayalnız kalırlar. Türkiye’den sonra hiçbir ülke onlarla aynı masaya oturmaz” demiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Onlar tereddüt ediyorlar. Çok gururlular ama bir kısmı gereksiz gurur yapıyor, halbuki özür dileyebilecek durumdalar. Özür dilemekten insanın dili kopmaz, hiçbir şey olmaz, çünkü orada çocuklar vardı, genç delikanlı çocuklar, onlar terörist, anarşist falan değillerdi. Tanıyorum o çocukların bir kısmını, hatta birinin oğlunun ismi Harun Yahya. Oraya giden anarşist değil onlar, kan dökücü falan değiller. Süpriz oldu onlara, şaşırdılar, hayret ettiler. Bir şekilde bir hata yapıldı, yaptılar. Yani adamın alnına iki, üç tane kurşun sıkılmaz. Hadi en fazla ayaklarına sıkabilirlerdi, en fazla yaralayabilirlerdi, ki ona bile gerek yok. Çünkü asker indiriyorsun, asker tutar kolundan durdurur, inşaAllah. Orantısız kuvvet değil de artık orantısızlığın da üstünde anormal bir durum olmuş oldu. O yüzden bir hatadır olmuş, yanlışlıktır olmuş,gelir özür dilersin. Bu kadar bunu uzatacak, gurur meselesi yapacak ne var? Ben İsrail heyetiyle burada konuştum özür konusunu. Bizim Oktarlar da geçen gün İsrail’deydiler. Onlar da gittiler, konuştuk.Çeşitli partilerin milletvekilleri ile de konuştuk İsrail’deki, bu konunun uzamaması gibisinden. İsrail’deki konuşmalarımızdan ziyade ben burada daha çok konuştum, inşaAllah. Allahualem niyetleri var ama halkın tepkisinden çekiniyorlar, halkın tepkisi; hakkın tepkisi çok önemlidir. İsrail’deki konum böyle olması lazım. Hak olan bir şey olduğunda yüz kişi bağırırsa vazgeçiyor İsrail, yapmaktan vazgeçiyor. Mesela Darwinizm ile ilgili biz bir konferans yapacaktık, on-onbeş kişi bir bağırdı, aman aman vazgeçelim, dediler. Mesela bu çok acayip bir hareket. Delikanlı olmaları lazım. Siz kim oluyorsunuz? Siz kimsiniz? Hayır, yapılacak, demeleri lazım. Biz de geçen sefer çok zorluk yaşadık. Mesela bu seferde de zorluk yaşadık. Mesela Fransa’da da zorluk çıkardılar ama çok rahat aştık zorlukları. Orada bir mücadele gerekir, bir tavır konulması gerekiyor. Olayı bırakmak olmaz üstüne gidilmesi lazım.
ALTUĞ BERKER: Bugün Zaman gazetesinde Sayın Fethullah Gülen Hocanın kısa bir yazısı vardı Hocam. Gazetede böyle çıkıyor, kürsü köşesinde. Allahualem sanki Mehdiyet’i anlatır gibi siz daha iyi bilirsiniz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bu Fethullah Hocanın yazısı mı?
ALTUĞ BERKER: Evet.
ADNAN OKTAR: “Kalk ey yiğit uykudan. Kalk ki bağrımda nalan, sensiz geçen günlerde geziyorum günlerde; hep mahzun ve kederli, bizleri terk edeli, yiğidim görün artık, görün ki çok bunaldık canımız gırtlakta, son kelime dudakta, gülümse milletine, susadık himmetinle. Kalmadı hiç gücümüz, bizler bir sürü öksüz. Hep itilip kakıldık, dört bir yana atıldık. Hicran üstüne hicran, dahasına yok derman.” Tabii var derman da, inşaAllah, Allah’tan inşaAllah. “Her gece hayaldesin, sözlerde, dillerdesin. Bir ömür boyu böyle, gel artık bir şey söyle. Ne olur acı bize, yıkılıp geldik dize.” Tabii bu doğrudan Mehdi (a.s)’a yönelik Fethullah Hocanın bir şiir tarzı yazısı. Coşkun bir Mehdi (a.s) sevgisi vardır Fethullah Hocamızda. Çok coşkun bir Mehdi (a.s) sevgisi vardır. Cemaatte de müthiş bir Mehdi (a.s) sevgisi vardı ama şu an onu yok etmek için bir faaliyet var. Yeni yetişen gençlere yönelik özellikle, onları uyuşturan, uyuşturmaya çalışan bir çalışma yapılıyor. İşte en güzeli Fethullah Hocamızı alıp buraya getirmek. Buraya gelse Fethullah Hocamız, asla cesaret edemezler öyle bir şey yapmaya, düşünemezler dahi. Ama uzak olunca, “gözden ırak olan gönülden de ırak olur” derler. Adamların gönlünden kopuyor ve bu anormal hareketleri yapmaya başlıyorlar. Fethullah Hocamız buradayken yer gök inlerdi. Mehdi (a.s)’ı ima ettiğinde dahi bile, daha önce de söyledim, akıl almaz cezbe tutuyordu talebeleri, yeri göğü inletiyorlardı. Muazzam bir Mehdilik heyecanı vardı. Onu silmeye çalışıyorlar var güçleriyle. Binbir türlü adam ortaya çıkarıyorlar. Üniversite profesörleri çıkarıyorlar, bilmem kimleri çıkarıyorlar, bir başkasını bir yandan çıkarıyorlar, bir başkasını ortadan çıkarıyorlar. Biri diyor “işte yüz sene sonra gelecek,” biri, “bin sene sonra gelecek,” biri, “beş yüz sene sonra gelecek.” Yani gelmesin de... Bak geçenlerde de İsmail Mutlu çıktı, , “Mehdi (a.s) gelmesin” diyor. Yani doğrudan rica ediyor, “gelmesin” diyor.
ALTUĞ BERKER: “Geç kaldı gelmesin” diyor.
ADNAN OKTAR: “Geç kaldı, gelmesin” diyor. Sana mı soracak? Allah sana mı soruyor? Şu pervasızlığın ve şu enaniyetin şiddetine bak. Enaniyet bak ne hale getirmiş. Şu Müslüman üslubu mu şu üslup? Müslüman böyle konuşur mu? İsa (a.s) gelecek, görünecek; ki bana göre geldi, Mehdi (a.s) da geldi, görünecek. Adam istemiyor, görmek istemiyor. Mehdi (a.s)’ı da istemiyor, İsa (a.s)’ı da istemiyor.
ALTUĞ BERKER: Bir de İslam aleminin durumunu, siz daha iyi bilirsiniz Hocam, anlamamış deccalin ne derece esir aldığını. Siz anlatıyorsunuz sürekli Irak’taki durumu, Afganistan’daki, Doğu Türkistan’daki, Filistin’deki.
ADNAN OKTAR: Evet anlatıyoruz. Kendileri de farkındalar. Fakat bunlar biraz dilbaz. Evlerde bunlara çok itibar ediyorlar kapıdan geldiğinde. Ayakkabılar orada, evin kapısında sıraya diziliyor. Ayakkabıları koyuyor, içeriye giriyor. Çayını içiyor, muazzam bir demogoji, dinleyen adamların beyinleri uyuşuyor adeta. Anlatıyor, anlatıyor fakat hiçbir şey çıkmıyor. Karmaşık bir şey yok ki kardeşim. Bediüzzaman net söylüyor. “Hicri 1400’de Mehdi (a.s) çıkacak” diyor. 1400 sene sonra çıkacağını Sözler’de, “1400 sene sonra çıkacak bir hakikati asırlarında karib zannetmişler” diyor. Kendisinden yüz sene sonra gelecek sözünü defalarca vurguluyor Bediüzzaman. “Benden yüz sene sonra gelecek” diyor. Burada karışık olan ne var? “Mehdi (a.s) ve şakirdleri” diyor. “Şahs-ı manevi.” Şahs-ı manevi zaten her devirde var. Bunu söylemeye ne gerek var? Sana kim dedi Mehdi (a.s)’ın tek başına çıkacağını? Tek başına her şeyi halledeceğini nereden çıkarıyorsun sen? Talebeleri için Peygamberimiz (s.a.v.)’ın mebzul miktarda hadisi var, Mehdi (a.s)’ın talebeleri ile ilgili. Hangi Peygamber sahabeleri olmadan, havarileri olmadan ortaya çıkmış? Tabii ki Mehdi (a.s) da Peygamber değildir ama tabii ki talebeleri vardır. Bunu ayrıca vurgulamanın alemi ne? Zaten şahsı manevi vardır. Ama bilmeyen olabilir diye Bediüzzaman, cahil cüheylayı aydınlatmak için, “Mehdi (a.s) tek değildir” diyor. Mehdi (a.s) vardır, talebeleri vardır ve onlardan meydana gelen şahs-ı manevi vardır. Adamlarda çünkü hiç Peygamber bilgisi yok, daha önceki hayatları öğrenmemişler, daha önce Müslümanların mücadelesini bilmedikleri için, sathi baktıkları için şahs-ı maneviyi açıklamak durumunda kalıyor. Bunlar hiçbir cemaatin, hiçbir tarikatın, hiçbir topluluğun fark edemediği bir hakikati fark etmiş gibi anlatıyorlar. “Kardeşim hiç kimse bilmiyor” diyor. Biliyor kardeşim, herkes biliyor. Şahs-ı manevi bilinmez mi? Mesela Bahaddin Nakşibend vardır, talebeleri vardır, halifeleri vardır, Nakşibendilik vardır. Abdulkadir Geylani vardır, halifeleri vardır ve Kadirilik vardır. Bunun karmaşık yönü ne burada? Çözülemez gibi göstererek anlatıyorlar.
Murat Dalgıç, “Risale-i Nur’daki değişiklikleri yapanları hatırlatmış. “Allah razı olsun Hocam. Ben bizzat kendim de gördüm. Hakikaten 100 yıl yerine 300 yıl ile değiştirmişler” diyor. Kardeşim bir kere Risale-i Nur’un orjinalleri elimde, boşa çırpınıyorlar. Tam takım, hem de üç ayrı takım var. El yazısı, Osmanlıcası da var elimde. Boş yere çırpınmasınlar, oyun oynayıp. Velev ki orayı değiştirdin, yüz yerde birden var, hangi birini değiştireceksin? En az yüz sayfa var, Risale-i Nur’da, hangi birini değiştireceksin?
“Selamun Aleykum.” Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatühü. “Muhammed Adnan Hocam, maşaAllah Hocam yer gök inliyor. Deccal her gün zeval veriyor, inşaAllah, maşaAllah. Hocam ben burada sizin vesilenizle, mümin arkadaşlarımla sizi izleyen arkadaşlara seslenmek istiyorum. Hocam dört ay önce deccalin elindeydim. Ama Allah’a hep dua ettim ve karşıma sizi çıkardı Cenab-ı Allah, maşaAllah. Hocam sizi dört ay izlemekle kalbime öyle bir iman doldu ki anlatmakla bitiremem. Sizin vesilenizle gün geçtikçe imanım kat kat artıyor, maşaAllah. Her gün daha iyi bir Müslüman olmaya çalışıyorum, inşaAllah. Buna da siz vesile oldunuz Hocam, bilmenizi istedim. Allah yar ve yardımcınız olsun. Ferdi Topal.” Hay maşaAllah. Bir hanım kardeşimiz de “kurban olurum seni Yaratan’a Muhammed Adnan Hocam” diyor, maşaAllah.
Şeyh Nazım, o benim canım, dünya tatlısı, dünya güzeli o, bir tane benim Şeyhim. Göreyim, maşaAllah.
-VTR- Şeyh Nazım Hazretleri’nin Sayın Adnan Oktar ile ilgili sohbeti.
ADNAN OKTAR: Dünya tatlısı benim Hocam. Çok sevimli, değil mi?
ALTUĞ BERKER: MaşaAllah
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Nezaketi, sevgisi, hürmeti, şefkati halle çok mükemmel veren bir insan. Bir yobaz hocalara bakın, böyle sahtekarlara bir bakın, bütün milletin gözünün içine baka baka yalan söyleyen, elinden yüzünden adilik akan, haysiyetsiz şerefsizlere bakın, bir kısım azılı yobaz münafıklara bakın, bir de bu mübareğin elinden yüzünden akan nura bakın, boyut farkı var, boyut farkı, maşaAllah.Benim samimi kanaatim, çünkü Kutb-ul Aktab tecellisi çok fazla üstünde. Ama tabii şimdi gidiyorlar adamlar, tombul gözlüklüye soruyorlar, nasıl bir insandır, diye. O neden anlar? Şaraptan anlar, domuz sosisinden anlar. Başka bir şeyden anlamaz. O tip böyle karanlık işlerden anlar. Ona Allah layığını veriyor, o tiplere. Ama böyle muhterem ve büyük insanlara bütün dünyanın ihtiyacı var. Bak taa nerelerden geldiler, dünyanın neresinden geldiler, o madenciler yerin altından. “Yerin altında biz gördük, tecelli olarak etti, yanımıza geldi” diyorlar adamlar. “Gördük, etkilendik” diyor adamlar. Yüzlerce kilometre öteden yanına geldiler. Hakikaten olacak iş değil, direkt çöker, sen matkapla açıyorsun, bilmen ne açarsan, dökülür içeriye, dağ, taş yıkılır, tamamen altında kalırlar. Çok rahatlıkla oldu. Bunlar dua ile olur. Allah’ın yardmıyla, Allah yaratır. Çökmeyi de Allah yaratır, kurtarmayı da Allah yaratır. Hepsini Allah yaratır. Velilerini de Allah vesile eder. Veli olduğu çok açık belli oluyor. Ama Şeyh Nazım Hocamıza dua çok önemlidir. Bak bütün Müslümanlar mutlaka her gün sağlığı, sıhhati, dinçliği için dua etsinler. Dua, yani toplu dua insanların bilmediği özel bir güçtür. Mesela biz diyoruz ki; Türk-İslam Birliği için dua edin topluca, olacak diyorum. Şimdi bak bütün dünyanın üstünü Allah’ın gücü kaplamış. Toplu duada Allah ona nazar ediyor toplu duaya. Toplu dua meydana getiriliyor yapıdır, yani çok önemlidir Cenab-ı Allah tarafından, inşaAllah. Mesela toplu yağmur duasına çıkıyorlar, onu da kabul ediyor Cenab-ı Allah. Topluca yapılan dua çok muazzam etki eder, tahmin, tahayyül edilecek gibi değil. Ferdi duadan çok daha etkilidir toplu dua, etkisi çok şiddetlidir, çok büyüktür, inşaAllah. Onun için Şeyh Nazım Hocamızın Mehdi (a.s)’a biatı görmesi çok önemli, çok hayati. İsa Mesih (a.s)’ı görmesi çok önemli. Görmüştür de, bizim kastettiğimiz, biatı da görmesi, toplu bir arada. Yoksa göremez diye bir konu yok. Benim bildiklerim var, inşaAllah. Onun için Hocamıza canı gönülden, aşkla böyle dua etsinler, sağlığı, sıhhati için, inşaAllah. Hem çok sevap olur; dua zaten ibadet kastıyla yapılır, hemde güzel tecelli. Bakın bayağı dinçleşmiş. Çok daha iyi olmuş, maşaAllah. Her gün yirmi saniye, tanımıyorsa dahi Ya Rabbi bu mübarek insana sağlık, sıhhat ver, güzellik ver, iyilik ver, ömrünü uzun et, bu kadar. Hz. Yakup (a.s) gibi ahir zamanda, inşaAllah. Bir nevi, inşaAllah. Dinleyeyim ben o güzel şeyhimi, güzel Hocamı, inşaAllah.
-VTR- Şeyh Nazım Hazretlerinin dünyanın ömrünün 7000 yıl olması ile ilgili konuşması.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah. Bakın Şeyhim bana hediye göndermiş. Evinin bahçesinde; o iki yüz küsür yıllık evi var, evinin bahçesi portakal ve mandalina ağaçlarıyla kaplı, çok çok güzel bahçesi var, maşaAllah. Oradan bana bir hayli mandalina göndermiş, maşaAllah. Oh mis gibi de kokuyor, çok güzel. MaşaAllah, Allah razı olsun Hocamız’dan, maşaAllah. “Vakit tamam” diyor. 70 yıl var. Mehdi (a.s) şu an hayatta, İsa Mesih (a.s) da şu an hayatta, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: “Dünya sele teslim” diye bir haber çıktı Hocam, son zamanlardaki seller. Brezilya’da 330 kişiye yükselmiş ölenlerin sayısı, resimler gösteriyor. Avusturalya’dan da resimler gösteriyor. Bir ahir zaman alameti olarak yoğunlaştı Hocam, siz daha iyi biliyorsunuz, inşaAllah. Dünyanın her yerinde. Avustralya’daki sel felaketi, Türkiye yüz ölçümü kadar yer sular altında kaldı.
ADNAN OKTAR: Türkiye yüz ölçümü kadar olması, çok muazzam bir olay. Ben gözlerime inanamadım. Çok şaşırtıcı, muazzam bir alan bu. Türkiye’nin yüz ölçümü kadar. Düşün Konya’ya gidiyorsun devam ediyor, Kayseri’ye gidiyorsun devam ediyor, Adana’ya gidiyorsun devam ediyor, Diyarbakır’a gidiyorsun devam ediyor, Samsun, hepsi, Antalya.
ALTUĞ BERKER: Sri Lanka’da da bir milyon kişi evleri terk etmiş Hocam şiddetli yağışlardan.
ADNAN OKTAR: “Küresel ısınma var, artık yağmur yağmaz” diyorlardı. Buyur. “Yağmurdan şikayet edecekler,” diyor, Peygamberimiz (s.a.v.). “Mehdi (a.s) zamanında çok büyük olaylar olacak ve ardı ardına, kesintisiz devam edecek” diyor.
Ebu Basir der ki: İmam Ebu Abdullah aleyhisselam şöyle buyurdu: “Araplardan Kâim aleyissselam’la,” ‘Kaim’ Mehdi (a.s)’ın lakaplarındandır. “Hz. Mehdi (a.s) ile birlikte olan çok az insan olacaktır buyurdu. Halk mutlaka tasfiye olunacaktır. Temizlenecek ve elekten geçirileceklerdir.” Birçok kişi elenecektir, diyor hadiste. “Yataklarından, evlerinden kaybolanlar 313 kişidir.” Yani sürekli hareket halinde. Kendi evine gitmiyor, sürekli dışarıdalar. Birbirlerinin evinde kalıyorlar. O onun evinde kalıyor, o onun evinde kalıyor. Ona Peygamberimiz (s.a.v.) özel, ayrıca dikkat çekmiş. “Yataklarından, evlerinden kaybolanlar 313 kişidir.” Adamın sabit evi yok. Sürekli hareket halinde olduğu için, bir gün orada, bir gün orada. “Sayıları Bedir ashabı kadardır” diyor, Mehdi (a.s)’ın talebelerinin, Peygamberimiz (s.a.v.) hadiste. “Evvelkiler onları geçemediği gibi,” bak evvelki, ne kadar kim varsa evvelkiler, hiç biri onları geçemez, diyor. Yani Mehdi (a.s) talebelerinden daha önce gelip geçmiş kim varsa, insan olarak ama Peygamber olarak değil, kim olursa olsun onları geçemezler, diyor. “Evvelkiler onları geçemediği gibi sonrakiler de onlara yetişemezler.” Sonra kıyamete kadar gelecek kişiler de onlara yetişemezler. O kadar kıymetlidir Mehdi (a.s) talebeleri, diyor. “Onların sayıları Talut ile nehri geçenler kadardır.” Kuran’da geçiyor Talut kıssası da biliyorsun. Talut da aslında Mehdi (a.s)’a bakan bir kıssadır, inşaAllah. 313 kişi olduğu da bilinir. “Aralarında kadınların da bulunduğu 314 kişilik bir grup oluştururlar. Onlar her zalime galip gelirler.” Mutlaka yenerler, diyor. Mehdi (a.s)’da yenmeme diye bir konu yoktur, mutlaka yener. “Onların kalpleri demir gibidir, onlar gündüz arslan,” kalpleri demir gibidir, korkak değil, ürkek değil, yılmıyor, metin, yani demir gibi dayanıklı. Ahir zamanda ne var? Korkaklık var insanlarda, havf var, yılıyor, bıkıyor, bir şekilde dağılıyor. “Onlar gündüz arslan,” gündüz arslan, gündüzleri faaliyet yapıyorlar. “Gece de abittirler.” Yani çok takva dinini yaşayan bir çalışma içinde, gece faaliyetleri de devam ediyor. Bakın Mehdi (a.s) talebelerinin demek ki gece ve gündüzü yok. Gece de sabahlara kadar faaliyet halindeler. Sabah da faaliyet halindeler sürekli, arı kovanı gibi. “Ne evvelkiler, ne sonrakiler fedakarlıkta onlara yetişemez.” Bak “ne evvelkiler, ne de sonrakiler” bütün dünya tarihinde ne kadar insan varsa onlara yetişemez, diyor Peygamberimiz (s.a.v.), Mehdi (a.s.) talebelerine. Bak dünyanın ilk kuruluşundan itibaren, Peygamberler hariç, kim olursa olsun yetişemez, diyor. Ve Ehl-i Sünnet alimlerinin en muteber eserlerinde bu, Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadisleri, hiçbir kimse de itiraz etmemiştir, bu yanlış dememiştir. Hiçbir Ehl-i Sünnet alimi çıkıp, bu hadis doğru değil, dememiştir. Çünkü bu kitaplar bin yıllık, 1200 yıllık kitaplar, her alim okuduğunda mükemmel demiştir. Binlerce, on binlerce alim okuduğunda mükemmel demiştir. Binlerce alimin tasdikiyle sabittir bu. “Bedir savaşındaki askerler gibi 313 kişinin komutasını elinde tutarak etrafa meydan okuyacak Mehdi (a.s).” Bedir savaşı, onlar da 313 kişiler. “Etrafa meydan okuyacak,” en kralınız, en şeyiniz kim varsa gelsin tartışalım, diyor. Mutlaka eziyor Mehdi (a.s), meydan okuyacak o. Gel çıkalım insanların karşısına, tartışalım diyecek. Adam diyecek ki, ben korkuyorum, gelemiyorum, diyecekler Mehdi (a.s)’a, çünkü mutlaka ezer ve mağlup olur karşıdaki adam. Mehdi (a.s)’ın ezme gücünü Allah yaratıyor. Onları mağlup yaratmış kaderde, mutlaka mağlup oluyorlar. “Çünkü bu 313 kişi gece abid,” gece çok ibadet eden kimse, gündüz kahraman niteliğini taşımaktadırlar. Bunlar Kitab Ül Burhan Fi Alametil Mehdiyyil Ahir Zamanda ve Kıyamet Alametleri, Berzenci’nin eserlerinde var hadisleri zaten Suyuti’den asıl alıyorlar, inşaAllah.
“Abdullah bin Ebu Yafur der ki, İmam Ebu Abdullah Cafer-i Sadık aleyhisselam’ın şöyle buyurduğunu duydum: ‘Yaklaşan fitneden dolayı Araplar’ın isyankârlarına eyvahlar olsun.’” Yani Darwinist, materyalist, komünist takımından kim varsa onlara eyvahlar olsun. “Arzettim ki: Sana Allah rızası için feda olayım, Araplardan kâim aleyhisselam, Mehdi (a.s) ile birlikte kaç kişi olacaktır?” çok az, diyor. Çok az Arap olacaktır, diyor Arap asıllı olan, yani belki birkaç kişi. Genellikle hep Türklerdendir Mehdi (a.s)’ın talebeleri, çünkü Mehdi (a.s)’ın talebelerinin, ordusunun, askerlerinin Türklerden olacağına dair çok fazla rivayet var. Alenen “Türk” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). “İlk faaliyetini, ilk topluluğunu Türk’e gönderir” diyor. Türklerle hareket eder, inşaAllah. “Allah’a andolsun ki onlardan Hz. Mehdi (a.s)’a yardım edeceğini iddia eden çok adam vardır. Buyurdu ki: ‘Halk mutlaka tasfiye olunacaktır. Temizlenecek ve elekten geçirileceklerdir. Elekten birçok halk elenecektir.” En has, en iyi talebeleri Mehdi (a.s)’ın etrafında toplanıyorlar. “Ebu Basir der ki: İmam Muhammed Bakır aleyhisselam şöyle buyurdu.” İmam Muhammed Bakır biliyorsunuz 12 imamdandır, Ehl-i Beyt imamlarından. “Halk temizlenecek ve ayıklanacak, öyle ki içlerinde fitnenin asla zarar vermediği bir topluluk kalacaktır.” İşte o 313 kişi. Bak, “fitnelerin asla zarar vermediği bir topluluk kalacaktır.” Hapsedilecek, hakaret edilecek, böyle iti kopuğu saldırtacaklar, televizyon kanallarının bazı çakalları saldıracak, onların kiraladığı sapık hocalar, onları da saldırtacaklar. O sapık hocalarla iş birliği yapacaklar. Öyle hale gelecek ki, çok muazzam bir atağa geçecekler, fakat hiç etkili olmayacak. “Öyleki sizden sadece gözdeki sürme kadar veya yemekteki tuz kadar kalacaktır.” O kadar az olacak sayıları, diyor hadiste.
“Mihsen Bin Ebu Burde Esedi ve diğerlerinden nakleder ki: Ebu İmam Caferi Sadık aleyhisselam şöyle buyurdu: ‘Allah’a andolsun ki,’” Allah adına yemin ediyor. “Tıpkı camın kırılıp dağıldığı gibi dağılacaksınız. Cam dağıldığında tekrar birleştirilip eski haline dönebilir. Ama siz vallahi tıpkı testi gibi kırılıp, dağılacaksınız ve Allah’a andolsun ki öyle tasviye olacaksınız ki içinizde çok az adam kalacaktır.” Onlar da Mehdi (a.s)’ın talebesi oluyor. “Saffan Bin Yahya der ki: İmam-ı Rıza aleyhisselam,” bu da 12 imamdandır. Peygamberimiz (s.a.v.)’in torunlarındandır, İmam-ı Rıza. “İmam-ı Rıza aleyhisselam şöyle buyurdu: ‘Andolsun ki sizler tasfiye olup ayıklanmadıkça boynunuzu uzatıp beklediğiniz kıyam vuku bulmayacaktır. Hz. Mehdi (a.s) zuhur etmeyecektir. Öyleki içinizde çok azınız geride sağlam kalacaktır.’” Yani hep dağılacaklar; işte mal derdine düşecek, gelecek derdine düşecek. Cübbeli diyor “Mehdi (a.s) çıkmaz. Siz ev, araba peşindesiniz” diyor, Mehdi (a.s) ile ilgili, “birkaç yıl sonra gelsin derdiniz, onun için Mehdi (a.s)’ın gelmesini siz istemezsiniz” diyor. Onlar istemiyor, sen istiyor musun? Sen de istemiyorsun. Sen neyin peşindesin? İşte malum, neler yaptığını herkes biliyor. Bütün Türkiye’ye meşhur oldun. Allah’ın velileriyle uğraşınca, Allah adamı işte böyle yapar. Yedi yaşında çocuk bile yüzüne bakar bakmaz anlıyor ne olduğunu. İstediği kadar ne derse desin, herkesçe malum, bakar bakmaz anlıyor. Ne anlıyor? Onları söylememe gerek yok, o kendisi biliyor zaten, inşaAllah. Eski enaniyetine bak, havasına bak, şu an düştüğü duruma bak, geldiği duruma bak.
“Hasan bin Salih-i Bezzaz’dan, Hasan bin Malik Ali Askeri aleyhisselem,” o da 12 imamdan, “şöyle buyurdu: ‘Doğrusu benim oğlum benden sonraki Kaim Hz. Mehdi (a.s)’dır. Uzun ömürlülükte ve gaybette peygamberlerin sünneti onda vuku bulacaktır.’” Bir, ömrü uzun olacakmış, iki, gaybet. Kaybolacak, mesela ya kendi gizlenecek, ya da hapse koyacaklar, ya da bir başka türlü, gasp olunacak yani. Mehdi (a.s)’ı son zamanlarda biz açık açık görmeye başlayacağız. İlk başlangıçta Mehdi (a.s)’ı görmek pek mümkün olmayacak. Ya kendi gizlenecek, ya da cebren gizletilecek, yani hapse sokularak. Ama bir süre sonra zahir oluyor artık, alenen görülmeye başlıyor. İnsanlar yattıkları yerlerden, “yattığı yerden artık görür” diyor. Belli ki televizyondan. “Yattığı yerden onu dinler” diyor. Çünkü Mehdi (a.s)’ın huzurunda bir insan yatamaz. Yattığına göre televizyon, başka hiçbir açıklaması yok, çünkü bir insanın şahsına saygı gösterilir ama görüntüsüne saygı, yani ayağa kalkmasına gerek yok. Dolayısıyla hadis o kadar mükemmel açıklıyor ki televizyonu. Bakın “her Müslüman evinde görecek ve yattığı yerden görecek” diyor. Her Müslümanın evine girecek Mehdi (a.s). Bu nedir? Net televizyon, çok açık. “Yattığı yerden duyar” diyor. Bu nedir? Radyolardan, internetten duyacak, inşaAllah. “Uzun ömürlülükte ve gaybette Peygamberlerin sünneti onda, Hz. Mehdi (a.s)’da vuku bulacaktır.” Hz. İbrahim (a.s)’a benzer, diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Bütün Peygamberlerin özetidir Mehdi (a.s), özetlenmiştir adeta. Hz. İbrahim (a.s) gibi uzun ömürlü, Hz. Yusuf (a.s) gibi gaybette. Soruyorlar Peygamberimiz (s.a.v.)’e, “Yusuf (a.s)’a nereden benzer?” diyorlar. “Gaybet yönünden benzer” diyor. Tabii birçok yönden benziyor ama gaybet yönünden de benziyor. “Bu süre çok uzadı diye bazı kalpler taş gibi sertleşecektir.” Ya otuz yıl geçti, Mehdi (a.s) çıkmadı, demek ki çıkmaz bundan sonra. Cübbeli ne diyor? “Otuz yıl geçti, artık çıkmaz” diyor. Peygamberimiz (s.a.v.) ne diyor? “Bazı kalpler taş gibi sertleşecektir.” Neden sertleşiyormuş? Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkmasının usulen uzamasından dolayı. Bakın diyor ki; “Peygamberler’in sünneti onda, Hz. Mehdi (a.s)’da vuku bulacaktır. Bu süre çok uzadı diye bazı kalpler taş gibi sertleşecektir.” Otuz yıl geçti, çıkmıyor, demek ki çıkmayacak, diyor. Kalbi sertleşiyor. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bak bu mantığa, bu kafaya 1431 sene öncesinden dikkat çekmiş, haber vermiş. “Allah’ın kalbine iman yazdığı ve rahmetiyle desteklediği kimseler dışında ona, Hz. Mehdi (a.s.)‘a inanan kalmayacaktır.” Bakın, “Allah’ın kalbine iman yazdığı” kalbinde çok güçlü samimi iman yazdığı kaderinde “ve rahmetiyle desteklediği” özel olarak desteklediği, yani ta Kâlû Belâ'danemir almış, Allah’tan emir almış kimseler dışında, “ona Hz. Mehdi (a.s)’a inanan kalmayacaktır.” Kimi diyecek ki gelmez, kimi istemiyoruz, kimi 1500 sene sonra gelecek, kimi 1300 sene sonra gelecek, kimi hayaldir, kimi görüntüdür, kimi yoktur diyecek, var güçleri ile mücadele edecekler. Peygamberimiz (s.a.v) bakın buna dikkat çekmiş. “Bu sürede çok uzadı diye bazı kalpler taş gibi sertleşeceklerdir. Allah’ın kalbine iman yazdığı ve rahmeti ile desteklediği kimseler dışında ona, Hz. Mehdi (a.s)’a inanan kalmayacaktır.” Adam yok, diyor. Var gücüyle radyolardan, televizyonlardan Hz. Mehdi (a.s) gelmeyecek, Hz. Mehdi (a.s.) gelmeyecek, Hz. Mehdi (a.s.) yok diyen bir propaganda ve çalışma yapılacak, hadis bunu gösteriyor. Bu çok büyük harikadır. Dünyanın hiçbir devrinde, yani 1431 seneden beri, Hz. Mehdi (a.s) gelmeyecek tarzında yayın, son iki yıldan beri özellikle, hiç olmamıştır. İlk defa İslam tarihinde bu kadar yoğun oluyor, hiç olmamıştır. Hep Hz. Mehdi (a.s.) gelecek diye bilinir. Ama bu kadar yoğun, hatta Nur talebelerinden, başka cemaatlerden, internet sitelerinden, kitaplarından, şurdan buradan; bakın mesela Cübbeli bile kitap yazmış, Hz. Mehdi (a.s) gelmeyecek diye. “Mehdi (a.s.) muhakkak gelecek, fakat bu yüzyılda değil.” Bütün mesela bu yüzyılı aşabilmekte adamlar için. Çünkü bütün alametler çıktı ya, Hz. Mehdi (a.s) alametleri, sonra o alametlerin bir daha olamayacağını düşünüyorlar, çünkü yüzelli alamet çıktı. Bir dahaki yüzyıla çıkmayacağına göre, zaten ümmetin ömrü de bittiğine göre; Şeyh Nazım Hocamızın konuşmasını duydunuz, Sungur Abinin konuşmasını duydunuz, Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in hadisleri ortada. 7000 yıldır diyor dünyanın ömrü, 5600 yılı geçmiştir. 1400 ile 1500 arasında bir vakit var. Bu 1500 çok kritik olduğu için, 1400 ile 1500 arası çok kritik olduğu için, asıl zaman olduğu için, var gücü ile şeytan insanlara telkin yapıyor. Bu yüzyılı aşın, ne yaparsanız yapın, diyor. Cübbeli de can havli ile kitap yazdı. İçinde mesela çok güzel doğru izahlar var, çok çok güzel doğru izahlar var ama değiştirdiği de çok fazla izah var. Çok doğru hadis-i şerifler var, doğru Kuran ayetleri var ama anlatmadığı çok fazla hadis var, gizlediği çok fazla hadis var. Gizliyor bakın, alanen gizliyor ve değiştirdiği; Hz. Mehdi (a.s.)’ın burnunu uzatmaya kalktı. O hadiste; kime sorarsanız sorun, hangi alime sorarsanız sorun, açın sözlüğe bakın, o küçük burun için kullanılan kelimedir, uzun burun için kullanılmaz o kelime. Uzun burun için Arapçada ayrı bir kelime var. Özellikle uzatmaya çalışıyor. Mesela rengi koyudur diyor burada, koyu esmerdir diyor. Doğru söylemiyor, can havli ile yazılmış bir kitap bu, can havliyle. Mehdi (a.s.) korkusu ile yazılmış bir kitap. Daha önceki konuşmalarında gördük, ne diyor? Ak paktır alnı diyor. Ak pak ne demek? Beyaz. Kırmızıya çalan beyaz. Başka yerde ne diyor? Buğday rengidir Mehdi (a.s.)’ın rengi. Ne oldu hazret? Burada birdenbire koyu esmer yaptın, zenciye benzettin. Koyu esmer ne demektir? Zenciyi andıran siyaha derler koyu esmer diye. Niye bunaldın? Ama tabii doğru olan da çok fazla hadis var, biz buradan çok fazla istifade ediyoruz. Kendi kitabını biz Mehdiliğin ispatında kullanıyoruz. Kendi anlatımlarını Mehdiliğin ispatında kullanıyoruz. Onun kadar Mehdiliğe hizmet eden olmadı. Bakın niyeti neydi, Allah neye çevirdi. O kendince bir oyun hazırladı, Allah ayağına doladı.
VTR: Cübbeli Hz. Mehdi (a.s.)’ın renginden söz ediyor.
ADNAN OKTAR: Bakın cismi diyor, açıkça söylüyor. Arapçasında da cisim kelimesi, sonra boyu diyor. Cisim ne, boy ne? Arada çok büyük bir fark var. Cismi demek, bütünü demektir. Niye doğru söylemezsin? Ben-i İsrail görünümlü. Bütün beden olarak görünüşü Ben-i İsrail görünümlü. Böyle düz, ne diyorsa doğrudur diye kardeşlerimizin dinlemesi yanlış. En azından kelimeleri dikkatlice incelerlerse, bunun yanlışlarını sürekli görecekler. Mesela burada da hafif esmer diyor. Hani koyu esmerdi? Burada da koyu esmer diyorsun kitabında da. Burada da hafif esmer, buğdağ renginde diyorsun. Allah ayağına doluyor. Başka ne var? Türklerin Mehdi (a.s.)’a yardımcı olacağı, Mehdi (a.s.)’ın talebelerinin Türklerden olacağına dair, Cübbeli’nin demin anlattığım konuyu teyit eder mahiyette.
VTR: Cübbeli Mehdi (a.s.) talebelerinin Türklerden olacağını anlatıyor.
ADNAN OKTAR: Demek ki dediklerimiz doğruymuş, inşaAllah. Safvan Bin Yahya der ki; İmam Rıza (a.s.) şöyle buyurdu; ‘Allah’a hamdolsun ki sizler tasfiye olup ayıklanmadıkca boynunuzu uzatıp beklediğiniz (kıyam) vuku bulmayacaktır. (Hz. Mehdi (a.s) zuhur etmeyecektir.) Öyle ki içinizde çok azınız geriye (sağlam) kalacaktır.” Evet, sağlam kalmak için de sağlam iman gerekir. Sağlam iman için de tahkiki iman gerekir, zayıf insan oldu mu dağılır. Cübbeli diyor ya; siz istemezsiniz Mehdi (a.s)’ın gelmesini, malınızı mülkünüzün peşindesiniz.
VTR: Cübbeli Hz. Mehdi (a.s.)’ın zuhurunun ve İslam ahlakının, dünya hakimiyetinin çok yakın olduğunu söylüyor.
ADNAN OKTAR: Bakın burada da açıkça söylüyor. Demek ki insanlar dünya çıkarı yüzünden Mehdi (a.s.)’ı istemeyecekler. İsmail Mutlu ne diyor? Gelmesin, diyor. Çünkü keyfi yerinde adamın, keyfi gıcır. Ona birçok yerde de görev vermişlerdir. Mesela bir okul mütevelli heyetinde oluyorlar, bilmem ne vakfında oluyor çayını içiyor, altında da steyşın vagon arabaları oluyor, böyle çoluk çocuk dolaşıyorlar, geziyor. Şimdi ağzının tadı kaçsın istemez. Bir de onun üstünde biri olmuş olucak, çünkü Mehdi (a.s) enaniyet yapabilecek birisi değil. Birinin emrine girmek çok ağrına gider, çünkü bunlar müceddid ve müçtehidleri de beğenmiyorlar. Ehl-i Sünnet alimlerini beğenmiyorlar. Şimdi kendilerinin üstünde birisi olmuş olacak, asla kabul edecekleri gibi bir şey değil. İnsanların enaniyetinin en ağrına giden şeylerden bir tanesi de itaattir. Şeytan ne yaptı? Cenab-ı Allah secde et dedi Adem (a.s)’a, acayip ağrına gitti itaat. Mesela hiç beklemediği bir şey, hemen orada bir sahtekarlık yaptı, onu topraktan beni ateşten yarattın dedi, züppe, üslup züppe ve klasik ahmakların üslubu. Allah’a haşa öğretmeye kalkıyor neden yaratıldığını. Ben secde etmem dedi, ağrına gittiği için. İtaat insanların en ağrına giden şeylerden bir tanesidir, saygı duymak. Onun için secdeye kapanmak istemezler. Mesela yeni namaza başlayan kişilerin birçoğunda görürüz, müthiş ağırına gider. Eğilmeyi kabul ederler ama secdeyi hiç kabul etmek istemezler. Bakın, görün, sorabilirsiniz. Ayakta durmayı kabul eder, rüku yarı yarıya ağrına gider ama secde müthiş ağrına gider. Şeytanın çok ağrına gitmiştir ama Cenab-ı Allah’a; sana ispat edeceğim, insanların çoğu benim gibi düşünüyor, göstereceğim, bana süre ver, diyor. İşte Mehdiyet’le, deccaliyet şu an boğuşuyor. Boğuşuyor demeyeyim de Allah affetsin, deccallığı ve şeytaniyeti şu an Mehdi (a.s) boğuyor, altına aldı boğuyor şu an. Bu boğmanın getirdiği böğürtüler, bağırtılardır etraftan gelen sesler duyduğunuz. Bu panik ondan. Şeytan kurtarın beni, eyvah öldürüyor beni, Mehdi (a.s) beni öldürüyor kurtarın, diyor. Bütün dostları var gücüyle şeytanı kurtarmanın peşindeler. Hiç olmazsa bir nefes alayım bıraksın beni, diyor. Bıraksın, bir yüz sene, iki yüz sene sonraya hiç olmazsa erteleyin, ara versin, diyor. Öyle ara vermeyecek Mehdi (a.s.). Ayağının dibinde ölecek, bu hadiste de var. Mehdi (a.s.)’ın ayağının dibine ceset olarak serilecek şeytan. Bundan kurtulamaz, kader böyle, Allah böyle yazmış.
İmam-ı Muhammed Bakır ve İmam-ı Caferi Sadık, hepsinin isimleri çok güzel, maşaAllah. 12 imamın ismini saydıkca insanın gönlünde bir ferahlık oluyor, maşaAllah. “Hz. Mehdi (a.s.) yardımcıları hakkında şöyle buyurmuştur. ‘Onlar dünyanın doğusunu ve batısını ele geçireceklerdir.” Fransa’sını da, Almanya’sını da, Amerika’sını da, Çin’ini de, hepsini ele geçirecekler evelAllah, her yeri feth edecekler. Bakın ben söylemiyorum Peygamberimiz (s.a.v) söylüyor. Kiminle naklediyor? Torunları ile naklettiriyor, İmam-ı Caferi Sadık ve diğer İmam-ı Muhammed Bakır. Bakın, “İmam-ı Muhammed Bakır (a.s) ve İmam-ı Caferi Sadık (a.s) Hz. Mehdi (a.s)’ın yardımcıları hakkında şöyle buyurmuştur:” Mehdi (a.s.) bizzat gitmiyor, bakın görüyor musunuz? Talebeleri gidiyor boğmaya onları. Nereye gidiyorlarmış? “Onlar dünyanın doğusunu, batısını ele geçireceklerdir.” Gidip İngiltere’yi vuruyorlar, gidip Amerika’yı vuracaklar, gidip İsrail’i vuracaklar. Nerede dinsiz imansız varsa, mataryalist varsa gidip boğacaklar yahut Darwinist. “Onlardan her birisinin kırk insan kadar gücü vardır, kalpleri demir gibidir” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v). “Öyle ki La ilahe illAllah Muhammeden Resulullah her yerde yankılanacak ve duyulacaktır.” Bakın, La ilahe illAllah Muhammeden Resulullah her yerde yankılanacak ve duyulacaktır. Yankılanma nasıl olur? Radyo ve televizyonla. Mesela Mehdi (a.s.) bir yerde La ilahe İllAllah Muhammeden Resulullah dedim mi, milyonlarca evde birden aynı anda duyulacak, yankılanacak. Bu yankıdır, çünkü söyledi mi her yere gidiyor bu ses. “Öyle ki La ilahe İllAllah Muhammeden Resullullah her yerde” dünyanın her yerine internetle, radyoyla, televizyonla yayılacak ve duyulacaktır. Bakın, “yankılanacak ve duyulacaktır” hem yankısı hem ses olarak duyulacaktır, diyor. “Hz. Mehdi (a.s)’ın yardımcılarının çoğu gençlerden oluşacak, aralarında az sayıda yaşlı olacak.” Yaşı ileri olan az sayıda olacak, çoğunluğu hep gençlerden oluşuyor Mehdi (a.s)’ın talebeleri. Peygamberimiz (s.a.v)’den rivayet. “Onları yeryüzünün kenarlarında ara. Onların yaşantıları sadedir, evleri sırtlarındadır.” Bugün orada, ertesi gün başka bir yerde, sabit durmuyorlar, dünyanın her yerine gidiyorlar. O kendi arkadaşının evine gidiyor, o onun arkadaşının evine gidiyor. “Eğer hazır olsalar tanınmazlar.” Kim bunlar, diyorlar, haşa, tanımıyor adam, bilmez. “Eğer kaybolsa da aranmazlar.” Değer verilmedikleri için aranmıyorlar, aramaya gerek yok, zaten daha iyi, diyorlar. “Hasta olsalar kimse onların ziyaret gelmez.” Muhatap dahi olmaz insanlar onlarla. “Eğer evlenmek isterlerse kimse onlara gelmez.” Aman delirdin mi kardeşim, başını belaya mı sokacaksın, olur mu, onlarla evlenilir mi? Sakın, yakarsın sakın, diyorlar. Kim söylüyor evlenmeyeceklerini, Peygamberimiz söylüyor. Mehdi (a.s.)’ın talebeleri ile evlenmeye yanaşmayacaklar, tehlikeli gördükleri için. Çıkarları ile çatışacaklar çünkü, nefsani, dünyevi çıkarları ile çatışacak. Gelecek düşüncesiyle yaklaşmayacaklar. “Eğer evlenmek isteseler kimse onlara gelmez. Eğer ölseler, cenazelerine kimse katılmaz.” Aman kardeşim cenazede tanınırız manınırız, sakın ismimiz onlarla çıkmasın, kenarda duralım, aman, diyorlar, öyledir. “Onlar mallarını aralarında eşit olarak paylaşırlar.” Evi mi var, adam satıyor. Arabası mı var, adam satıyor yahut varsa araba hep beraber kullanalım, diyor. Evi mi var, kullanın Allah yolunda, fisebilillah, benim değil diyor araba, Allah’ın, Allah için veriyorum arabamı, kullanın. Ev? Ev de Allah’ın evi, alın istediğiniz gibi kullanın, mal hırsı yok. Ki ahir zamanda deccaliyetin en körükleyeceği şey mal ve dünya hırsıdır. Mehdi (a.s) talebelerinde bu yok. “Ve birbirlerini kabirlerinde ziyaret ederler.” Demek ki aralarında vefat edenler olacak, kabirlerini ziyaret edecekler. “Ayrı şehirlerde olsalar dahi istekleri hep aynıdır.” Sanki hiç ayrı değillermiş gibi, mesela kimi Bağdat’ta oluyor, kimi başka yerde oluyor, hiç ayrıymış gibi değil. Resulullah (s.a.v) ferman ediyor diyor ki; “biliniz ki oğlumun” Hz. Mehdi (a.s) için oğlum diyor. Adam diyor ki; Peygamber (s.a.v) dünyaya hakim olamadı da Mehdi (a.s) mi? Oğlu oluyor oğlu, parçası, Peygamber (s.a.v.)’in. Peygamber (s.a.v) hakim olmuş oluyor. Baba var, bir de oğlu var, Peygamberimiz (s.a.v)’in oğlu. “Bilin ki oğlumun (Hz. Mehdi (a.s)’ın) gaybeti çok uzun sürecektir.” Çok uzun süre görünmeyecek, halk tanımayacak. “Öyle ki imanlarını Allah’ın koruduğu kimseler dışında.” Özel olarak Allah’ın hidayet verdiği ve Allah’ın özel “koruduğu kimseler dışında tüm insanlar bu hususta şüpheye düşecektir.” Hepsi, ya bu deli midir, diyorlar. Bu nedir bunlar, bir acayip adamlar. Bir şey var bunda, diyorlar. Kimisi de diyor ki; Mehdilik iddiasında mı? Kimisi de; acaba bir çıkar peşinde mi? Bütün insanlarda bir şüphe olacak, bir tek talebeleri o konuda kanaat sahibi olacaklar, çünkü imanın nuruyla tanıdıkları için. Onun dışında herkes şüpheye düşecek, diyor. Bak, “Öyle ki imanlarını Allah’ın koruduğu kimseler dışında tüm insanlar” bak istisna vermiyor Allah. Resulullah (s.a.v.)’e vahiyle bildirildiği için, Cenab-ı Allah’ın açıklaması olmuş oluyor aynı zamanda bu. Peygamber (s.a.v.)’i vesile ediyor Allah. “Tüm insanlar bu hususta şüpheye düşecekler.” Hepsi şüpheye düşecekler, diyor. Yani o kişinin samimiyeti, Mehdiliği konusunda, mücadelesi konusunda şüpheye düşecekler.
Yine Peygamberimiz (s.a.v.)’den hadis; “İmam Mehdi (s.a.), ilmi gücü olan otuz yardımcısıyla yalnız değildir.” Otuz tane yardımcısı var, ilmi heyeti var. Bir ilim heyeti var otuz tane. El-Sahife El-Mehdiye’den Seçme Dualar, Seyyid Murtaza Müçtehidi Sistani, sf. 49, Al-Bihar 52:153“Ey Ebu Hureyre,” diyor “Bu topluluk, Hz. Mehdi (a.s.) ve cemaati zor ve güçlü bir yola girerek, Peygamberlerin derecesine kavuşurlar.” Bak, “Ey Ebu Hureyre,” Ebu Hureyre’ye hitap var. “Bu topluluk Mehdi (a.s.) ve cemaati zor ve güçlü bir yola girerek” çünkü deccal zamanında hem zor, hem de güç bir yola giriyorlar, çok güç. Aileleri saldıracaklar, sokak saldıracaklar, ihbarlar yapacaklar, mahkemeye verilecekler, eziyet görecek, suikastlar yapılacak, basın, radyo, televizyon kudurmuş köpek gibi saldıracaklar Mehdi (a.s.) ve talebelerine. “Mehdi (a.s.) ve cemaati zor ve güç bir yola girerek, Peygamberlerin derecesine kavuşurlar.” Peygamberlerin derecesine kavuşurlar. “Allah kendilerini doyurduktan sonra, açlığı, giydirdikten sonra, çıplaklığı, içirdikten sonra, susuzluğu tercih ederler;” Demek ki daha önce zengin çocuklar. Bak şimdi hadis çok açık. “Allah kendilerini doyurduktan sonra, açlığı” zengin olan annesinin babasının yanından ayrılıyor, fakir hayatı yaşıyor. Şık giyinirken, “giyindikten sonra çıplaklığı,” sade bir elbiseye razı oluyor. Ailesinin yanında olsa, işinin, gücünün, malının peşinde olsa, muhteşem giyinecek, muhteşem yiyecek. Allah yoluna gitsin param, ben istemiyorum, diyor. Sade dediği, süs olarak tabii, Allah rızası için, silah olarak da belki. Çünkü Peygamber Efendimiz (s.a.v) de şık giyiniyordu, sahabeler de şık giyiniyorlardı. Ama çok daha fazla imkanı varken o imkanlarını kullanmıyor. “Giydirdikten sonra çıplaklığı, içirdikten sonra susuzluğu tercih ederler; Allah'ın Katındakine ümitlerini bağlayıp bunları terk ederler.” Yani Allah’ın rızasına tabi olup bütün dünyayı terk ediyorlar. Giyiniyorsa da Allah için giyiniyor, yiyorsa da Allah için yiyor ama dünyevi hırsını kaybetmiş. “Hesabından korku duyarak helâli dahi bırakırlar.” Bak helalinden bile vazgeçiyorlar, bir kısım helalleri. Mesela diyor Talut-Calut kıssasında Kuran’da, nehir, nehir suyu içmek helaldir, istediğin kadar içersin. Ne diyor Talut? “Bir avuç içeceksiniz” diyor. Helali sınırlandırıyor, komutan olarak, bir bildiği var. “Dünyaya sadece bedenleriyle ilgi gösterirler.” Yani zahiren dünyaya ilgi gösterirler, mecbur oldukları için. Onun herhangi bir şeyiyle iştigal de etmezler.” Yani dünyaya oturup bağlanmazlar, diyor. “Onların Rablerine olan itaatleri karşısında,” bu takvaları, bu güzel ahlakları karşısında, “meleklerin ve peygamberlerin ruhaniyeti dahi hayrete düşer.” Melekler de şaşırıyor onların muazzam ahlakına, kararlılıklarına, deccaliyeti boğmadaki azimlerine melekler hayret ediyorlar. Çünkü alışmamışlar, ilk defa görüyorlar, hayretler içinde kalıyorlar. Dünya tarihini bildikleri için hepsini görmüş, geçirmişler. İlk defa böyle bir şeyle karşılaşıyorlar. Peygamberlerin ruhaniyeti de şaşırıyor. Yani onlar da görmemişler, hayret ediyorlar. “Ne mutlu onlara, ne mutlu onlara, Allah’ın onlarla benim aramı birleştirmesini ne kadar çok isterdim.” Onları görmeyi, onlarla birlikte olmayı ne kadar çok isterdim, diyor inşaAllah.
Yine Resulullah (s.a.v.)’den hadis. “Onlar Allah yolunda mücadele ederler ve büyüklenenler,” azamet yapanlar, yani o devrin kompradorları, zenginleri, köşe başındaki bazı kişiler, küfrün, dalaletin adamları, işte radyolarda, televizyonlarda, gazetelerde, orada burada veyahut Müslüman bazı cemaatler içerisinde gizli olan münafıklar, üçkağıtçı, sahtekar bazı Müslümanlar, “büyüklenenler,” enaniyet yapanlar, “onları küçük görür.” “Bırak kardeşim bunları ya, malum” diyor adam. “Büyüklenenler onları küçük görür. Onların kıymeti dünyada bilinmez.” Adam zaten kafa kemik gibi adam, adam eşek kafası, adamda kafa bitmiş, onun için kıymet bilecek durumda değil. “Fakat ahirette iyi tanınırlar” diyor Peygamberimiz (s.a.v.).
“Hz. Mehdi (a.s)’ın talebelerinin ruhları kandil gibi aydınlıktır.” Bir ışık saçıyorlar, bir nur, bir ferahlık. İnsanlar aydınlanıyor onların yanına geldiklerinde, sohbetine geldiğinde aydınlanıyor. “Onların kalpleri de aydınlanmıştır.” Bak, “ruhları kandil gibi aydınlıktır. Onların kalpleri de aydınlanmıştır.” Neyle? Kuran’ın nuruyla, Kuran’ın ışığıyla. Mikyal el-Mekarim cilt 1, sayfa 65’de bu dediğim hadis. El-Melahim ve El-Fitan, sayfa 205’te, Resulullah (s.a.v.)’den hadis. “Hz. Mehdi (a.s)’ın yardımcıları asil ve eğitimli olacaklardır.” Kaliteli çocuklar oluyorlar, seçkin çocuklar. Bak “asil ve eğitimli.” Böyle ayak takımı değil. Dinsiz, imansız, akılsız falan değiller. Hem asiller, hem eğitimliler. O devrin farz edelim; kolej mi, üniversite mi, neyse, iyi eğitimli gençler olacaklar, diyor. Bunu kim söylüyor? Resulullah (s.a.v.) söylüyor. Ne kadar süre önce söylüyor? 1431 sene önce söylüyor. Ne ile söylüyor? Vahiy ile söylüyor. Kim bildiriyor? Cibril (a.s) bildiriyor. Cibril (a.s)’a kim bildiriyor? Allah bildiriyor ve aynısıyla çıktığını göreceğiz, inşaAllah. Resulullah (s.a.v.)’den hadis, “Hz. Mehdi (a.s)’ın yardımcıları Arap olmayacak.” Çok azdır aralarında Arap, diyor. Zaten diğer hadisleri biliyorsunuz, hatırlarsanız. “Diğer milletlerden olacak fakat Arapça da konuşurlar” diyor. Arapça’yı bilenler olacak demek ki içlerinde, inşaAllah. Muhammed Bin Resul El Hüseyin, El Berzenci, Kıyamet Alametleri. Çünkü Mehdi (a.s)’ın tefsirde, Kuran çalışmalarında onların bilgisine ihtiyacı var. Mehdi (a.s)’ın bir ilim heyeti var mesela 30 kişilik. Onların içerisinde Arapça çok iyi bilen olacak ki, şu kelimenin anlamı ne, diyecek Mehdi (a.s), şunun anlamı nedir, kolaylık sağlayacaklar. Mehdi (a.s) de böylece hem Kuran’ı şerh edebilecek, hem hadisleri şerh edebilecek, hem de her şeyi anlatabilecek. Çünkü “Mehdi (a.s) Arapça bilmez” diyor rivayette. “Ama talebeleri bilir” diyor. Yani tamamı bilir anlamında değil tabii ama bilirler,“eğitimliler” diyor çünkü.
ALTUĞ BERKER:Vehbi ilmi olduğunu söylemiştiniz, inşaAllah Mehdi (a.s)’nin.
ADNAN OKTAR:Mehdi (a.s) vehbi ilimle hareket ediyor zaten. Hem ledüni, hem vehbi ilme sahiptir. Nasıl Peygamberimiz (s.a.v) ümmiyse, Mehdi (a.s) de ümmidir, inşaAllah. “Hz. Mehdi (a.s)’ın yardımcılarının Allah hakkında zerre kadar şüpheleri olmayacak.” Yani yüzde yüz kendilerinden emin oldukları gibi iman ederler, diyor. Cenab-ı Allah’ın en makbul bulduğu, inşaAllah. Hakkul yakin, Aynel yakin. Demek ki ilmen yakinle başlayacaklar, ilimle bir yakinleri oluşacak, ilmen. Sonra aynel yakine gelecekler. Sonra da hakkul yakin. Yani en yüksek iman mertebesinde olacaklar ve “Allah’ı nasıl tanımak gerekirse, o şekilde tanıyacaklardır” diyor. Hakkıyla Allah’ı tanıyacaklardır.El-Beyan Fi-Akbarı Hz. Mehdi (a.s.) Ahir Zaman (a.s.), bölüm: 5, Mikail el-Mekarim, sayfa 65.“Hz. Mehdi (a.s) elini yardımcılarının omzu ve göğsü arasına sürecek. Şöyle “mesh edecek” diyor göğsünü, şu şekilde mesh edecek. “Böylece onlar haklarında alınacak hiç bir hükümden çekinmeyecekler.” Yani burada tabii kastedilen Mehdi (a.s)’nin manevi gölgesine girdikleri için, zıl ve gölgesi altına girdikleri için, müthiş bir imana ve kararlılığa sahip olacaklar. “Böylece onlar haklarında alınacak hiç bir hükümden çekinmeyecekler.” İster hapset, ister döv, ister şehit etmeye kalk, hakaret et, küfret, ne yaparsan yap etkilenmeyecekler, diyor. “Hiç bir karar onlara zor gelmeyecek.” Ne istersen yap, o kadar cesur ve kararlılar. Yine Peygamberimiz (s.a.v)’den hadis. “Hz. Mehdi (a.s)’ın talebeleri, Mehdi (a.s)’ı mücadelesinde destekleyecekler,” yani bu mücadelelerinde destekleyecekler. Emirlerini yerine getirecekler ve Hz. Mehdi (a.s)’a karşı bir kölenin, bir kölenin efendisine karşı olduğundan daha itaatli ve boyun eğici olacaklar.” Muazzam bir itaat anlayışı olacak Mehdi (a.s)’a karşı. İşte üç kağıtçı bazı yobaz takımı, gevrek sesli, leş gibi kokan, böyle ağıl kokan herifler demek ki ağrına gidecek, Mehdi (a.s)’den emir almak ağrına gittiği için tavır koyacaklar. Yani ben ismi geçen kişileri tenzih ediyorum, ben bunu anlatmak durumundayım.
ALTUĞ BERKER:Üstad’tan söylüyordunuz Hocam. İmanı zayıf, enesi kavi kişiler.
ADNAN OKTAR:Evet, imanı zayıf, enesi kavi, bir kısım böyle amonyak kokan herifler demek ki ağrına gidecek, inşaAllah. (Mikyal el-Mekarim, Cilt:1, sayfa: 65)
O kadar çok ki Peygamberimiz (s.a.v)’den. Gece gündüz soruyorlarmış Resulullah (s.a.v)’e. Talebeleri nasıl, Mehdi (a.s) nasıl, kaşı nasıl, gözü nasıl, ne yapar, ne yer, ne içerler, nasıl yapacaklar? O kadar detaylı anlatmış ki Resulullah (s.a.v), binlerce hadis var, yüzlerce hadis var. Gizlemeye çalışıyorlar ama gizlenecek gibi değil. Hangi birini gizleyeceksin?
ALTUĞ BERKER:Mehdi (a.s) için “nüzul etmiştir” diyor Hocam ayetler, o imamlar, maşaAllah, okuduk.
ADNAN OKTAR:Evet, bir kısım. Dünya hakimiyetiyle ilgili bir kısım ayetlerin esbab-ı nüzulü, yani nüzul sebebi Mehdi (a.s)’la ilgili. Mehdi (a.s)’ın dönemini anlatıyor ayet, inşaAllah. Ve Ehl-i Beyt imamları bunu bildiriyor, İmam-ı Caferi Sadık ve diğer on iki imam.
Beril Hocam sen bir kapanış konuşması yap. Ben de ayet okuyayım, inşaAllah.
SUNUCU:Bizleri yarın 22’den itibaren Ada TV, Kocaeli TV, Mavi Karadeniz Radyo ve www.HarunYahya.TV internet sitemizden takip edebilirsiniz. Buyrun Hocam.
ADNAN OKTAR:Evet, şeytandan Allah’a sığınırım. Zuhruf Suresi.“Ve bunu (bu tevhid inancını) belki (insanlar Allah'a) dönerler diye ardında” (kendi soyunda) kalıcı bir kelime olarak kıldı-bıraktı.” Hz. İbrahim (a.s) soyu. Mehdi (a.s) kimin soyundan? Hz. İbrahim (a.s)’in soyundan. Bak, tevhid inancına. La ilahe illAllah Muhammeden Resulullah inancını. “Belki (insanlar Allah'a) dönerler diye” yani deccaliyeti terkederler diye, “ardında (kendi soyunda)” Hz. İbrahim (a.s)’in soyunda, “kalıcı bir kelime olarak kıldı-bıraktı.” Ebcedi 1999, tenvinli. 2029 yine şeddeli. Bak 1999, tenvinli olsa 1999. Şeddeli olduğunda 2029 tarihini veriyor, inşaAllah. “Hayır; Ben onları ve atalarını kendilerine hak ve açıklayan bir elçi gelinceye kadar yaralandırdım.” “Hayır; Ben onları ve atalarını” ondan sonraki nesilleri, “kendilerine hak ve açıklayan bir elçi” bir Mehdi (a.s.) “gelinceye kadar yaralandırdım.” 2015 ebcedi. Hemen sonraki ayet bak, 29. Peş peşe. 2015, bilenler baksınlar. “Ancak kendilerine hak gelince, dediler ki: "Bu bir büyüdür, doğrusu biz ona (karşı) kafir olanlarız." İtiraz edecekler diyor. Mehdi (a.s)’a karşı mücadele edeceklerine ayet işaret ediyor. Ebcedi 1990 ayetin. Bakın peş peşe hep ahir zaman tarihlerini veriyor. Üç ayet, üçü de Mehdiyet’e bakıyor. Üçü de Mehdiyetin tarihini veriyor, peş peşe.
Evet, HarunYahya.TV’den devam ediyoruz, inşaAllah.
Makaleler
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Bunları Biliyor Musunuz?
Devamı ...Bunları Biliyor Musunuz?
Devamı ...Evrimcilerin Sahtekarlıkları
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...