SUNUCU:İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam Aba Tv, Kocaeli Tv, Mavi Karadeniz Radyo, www.HarunYahya.Tv, Çorum Kanal 19, Mardin Kanal 47, Sivas Sipas Tv, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo,Uşak Egem Tv’den yayınlanan, Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri programımıza hoş geldiniz. Nasıl başlamak istersiniz Hocam?
ADNAN OKTAR:Şeyhime sorayım.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam. Bu akşam malumunuz Paris’te, Fransa’da üç konferansımız var inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Sonuncusu saygın bir enstitüsü Olivier de la Paix diye isimli, çok saygın bir enstitü tarafından düzenleniyor. Sadun, sizi temsilen orada Hocam Kuran Mucizeleri ve evrim teorisinin çöküşü isimli bir konuşma yaptı, inşaAllah. Ayrıca fosil, afiş ve kitap sergisi de düzenlendi. Sizinle de bağlantı yapıp, görüşmek istiyorlar Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Tamam bağlanalım. Selamun Aleykum, bütün kardeşlerime selam ediyorum. Allah’ın selamı, bereketi, rahmeti hepsinin üzerine olsun. Müslümanlar kardeş, Müslümanların arasını açmaya çalışanlar, hiç başarılı olamayacaklar, inşaAllah. Biz Alevisiyle, Sünnisiyle, Şiisiyle, Vahhabisiyle, Bektaşisiyle bir bütünüz, kardeşiz. Bu kardeşliğimizi de hiç kimse bölemez, inşaAllah. Müslümanların birbirini sevmesi farz, Allah’ın emri. Cenab-ı Allah “Müslümanlar kardeştir” diyor. Kuran’ın hitabı hep Müslümanların topluluğunadır, yani belirli bir topluluk üzerine değil. Hep tamamı için hitap vardır. Ya eyyühel müminin, müminat dendiğinde, bütün Müslümanları içine alır. Yani Afrika’daki, Asya’daki, Türkiye’deki, Arabistan’daki bütün Müslümanları içine alıyor. O yüzden Müslümanların birlik ve beraberlik içinde olması çok önemli. Darwinizm’e ve materyalizme karşı birlikte mücadele vermeleri, ki asrın deccali Darwinizm, materyalizm; çok hayati ve İslam’ın güzelliklerini birbirlerine en güzel şekilde göstermeleri ve örnek olmaları. Hristiyan ve Musevilere karşı şefkatli olmaları. Yani onların da İslam’ı en iyi şekilde öğrenmeleri için onlara güzel davranacaklar ki onlar da Müslümanlığın, güzellik dini olduğunu, sevgi dini, barış dini, kardeşlik dini olduğunu görsünler, imrensinler, sevsinler, beğensinler. Onun için Peygamberimiz (s.a.v) “müjdeleyin” diyor. “Korkutmayın” diyor, Allah’ın dininin kolay olduğunu Kuran ayette Cenab-ı Allah açıklıyor. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Hz. İbrahim (a.s) dini gibi kolaydır” diyor. “Allah sizin için zorluk dilemez, kolaylık diler” diyor. Allah bizim için zorluk dilemiyor. Biz de dünyayı inşaAllah adeta cennete çevireceğiz. Kardeşçe mutlu, sevinçli, bir arada, fitneden uzak, anarşi, terörden uzak, Araplar kardeşimizdir, Türkler kardeşimizdir, Fransızlar kardeşimizdir, Japonlar kardeşimizdir, Çinliler kardeşimizdir, Ruslar kardeşimizdir. Yeter ki güzel ahlaklı olsunlar. İslam ahlakını benimsesinler. Eğer benimsemiyorsalar da benimsemeleri için yine şefkat gösteririz, yine ilgi, alaka gösteririz. Ama düşmanlık, nefret, buğz, boğuşmalar, didişmeler Müslümana yakışmaz. Kin ve nefret Müslümanın semtine uğramayacak, inşaAllah. Birbirimizi çok sevip, koruyup kollayacağız. Özellikle kavmiyetçilik haram kılınmış, Fransa’da özellikle kardeşlerimiz buna çok özen göstermeleri gerekir. Peygamberimiz (s.a.v) ne diyor? “Arap’ın aceme, Acemin Arap’a bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takva iledir” diyor. Güzel ahlak esastır. Dolayısıyla ırka dayalı, nefret tohumları atanlar, deccalin emrinde olan insanlardır, şeytanın emrinde olan insanlardır. Biz ırka göre değil, takvaya göre severiz insanları. Güzel ahlaka göre severiz, hep beraber deccaliyete, şeytanın sistemine karşı Darwinizm’e, materyalizme karşı ilmi mücadele vereceğiz. Kuran’ı ve sünneti, Resulullah (s.a.v)’ın sünnetini en güzel yaşayarak, onlara güzel davranışlarla İslam’ı anlatmış olacağız. Böylece inşaAllah başarılı olacağız. Bu yüzyıl Mehdi (a.s)’ın yüzyılı, bu yüzyıl Hz. İsa Mesih (a.s)’ın yüzyılı, bu yüzyıl İttihad-ı İslam’ın yüzyılı, bütün Müslümanların birleşmesinin yüzyılı, bu yüzyıl düğün yüzyılı. Yani Altın Çağ, inşaAllah. Ama birbirimize adeta böyle kenetleneceğiz, çok seveceğiz, çok iyi koruyup kollayacağız, mahcup etmeyeceğiz, banal sözler, çirkin sözlerle tedirgin etmeyeceğiz. Hep hayır yönüne bakacağız, hayır arayacağız, güzellik arayacağız birbirimizde, iyilik arayacağız. Tekfirden kaçınacağız, şu kafirdir, şu münafıktır, şu fasıktır demeyeceğiz. Biz sadece hakkı, Kuran’ı savunmakla mükellefiz. Kardeşlerimize de her zaman hüsnü zan edip sevgiyle yaklaşmakla mükellefiz. Hepimiz günahkarız, günahlarımız var, eksikliklerimiz var ama bizler tövbe ederek, bilgimizi artırarak en iyi olmaya çalışmakla mükellefiz. Yani şu fasık, şu şu mezhepten, şu şu tarikattan, şu işte başka kavimden, bunlar şeytanlık. Bunlara gerek yok. La ilahe İllallah Muhammeden Resulullah diyen herkes bizim kardeşimizdir. Hepsini bağrımıza basacağız inşaAllah. İttihad-ı İslam olduktan sonra inşaAllah, Türklerin öncülüğünde olacak Türk-İslam Birliği. Bütün Müslüman kardeşlerimizi bağrımıza basacağız. O ortamda zaten ayrılıklar, gayrılıklar tamamen giderilecek. Mehdi (a.s) devrinde bütün mezhepler kalkıyor. Aynı Asr-ı saadet devri gibi olacak. İsa Mesih (a.s)’ın gelişiyle de bütün Hristiyanlar Muhammedi, Müslüman olacaklar. Ve dünyada tek din İslam kalacak. Bu da cennet gibi bir ortam demektir. Kardeşlerimiz Allah’ın rızası için bu güzel yüzyılı şenlendirmek için var güçleriyle gayret etsinler, en iyiyi elde etmeye çalışsınlar. Hayır peşinde koşsunlar, en güzel neticeyi alacağız inşaAllah. Hepsine selam ediyorum. Allah’ın selamı, bereketi, rahmeti üzerlerine olsun. Allah yardımcıları olsun. Güzel sohbetler diliyorum inşaAllah. Allah gecenizi hayırlı kılsın.
ALTUĞ BERKER:Zaman Gazetesi’nde Abdülhamit Bilici isimli kardeşimiz şöyle bir yazı yazmış: “Yedi yıl önce Başbakan Erdoğan’ın, İslam ortak pazarına karşı olduğunu ve ortak din, ortak coğrafyaya bağlı birliktelikleri onaylamadığını ve Avrupa Birliği’ni hedef alan bir dış politika anlayışı olduğunu” hatırlatarak, “bugün gelinen noktada da aynı çizginin muhafaza edilmesi gerektiğini” yazmış. “Türkiye’nin Batı’da yaşadığı zorluklardan dolayı yüzünü Doğu’ya döndüğünü, Doğu’da Türkiye ve Erdoğan’ın sevgi görmesinin heyecan uyandırdığını ancak bu yönelimin popüler düzeyde kalıp, söylem düzeyine çıkmaması gerektiğini” yazmış. Özetle üzeri kapalı olarak, “İslam Birliği yerine Batı’ya yönelmenin Türkiye açısından daha faydalı olacağını” söylemiş.
ADNAN OKTAR:Abdülhamit Bilici. Allah Allah. Ne oldu bu adamlara, ne oldu bu insanlara? Ben anlayamıyorum. Fethullah Hocam’ın terbiyesinde yetişmiş insanlar bambaşka bir şey oldu. Kardeşim Avrupa Birliği’ne girelim ama aç, sefil, perişan olarak girmek ayrıdır. Zoraki, yalvararak girmek ayrıdır, bir de Türk-İslam Birliği’nin lideri olarak, anlı, şanlı, zengin olarak, onları Türk-İslam Birliği’ne katmak ayrıdır. Niye illa bir yere gitmen gerekiyor kardeşim? Onları al sen kendine, sen güçlü ol. Yani niye gariban olman gerekiyor? Niye bir yere gitmen gerekiyor. Onlar sana gelsinler, sende iş bulsunlar, sende zenginlik bulsunlar, sen onlara yiyecek dağıt. Mehdiyet devrindeyiz, Zaman Gazetesi’nin mensubu olan kardeşlerimizde, bir kısmında ciddi bir eksiklik var. Kuran’ın ruhunu, Resulullah (s.a.v.)’in sünnetini unuttular gibi. Profesyonel gazetecilik yapıyorlar, Hürriyet gazetesi gibi. Onunla batarsınız ne o gazete satar, ne o gazeteyi okur insan, ne o heyecan yaşanır, zannettiğiniz gibi olmaz. Okullara öğretmen falan da bulamazsınız ondan sonra, kimse gitmez. Heyecan yoksa, dava yoksa konu bitmiştir adam için. Avrupa’daki kriz aynısı Türkiye’ye gelir Allah esirgesin. Sıkıntılar, zorluklar, şevksizlik, bunalım gelir. Bu kadar entel özentisi olmak çok ayıp, çok ayıp. Dünyayı Allah yönetiyor, Avrupa Birliği yönetmiyor, küresel güçler yönetmiyor, Allah yönetiyor. Küresel güçleri yaratan Allah’tır, ahir zamanı yaratan Allah’tır. Şu an Avrupa Birliği’ne göre değil, Mehdiyet’e göre Türkiye yönleniyor. Mehdiyet’in zıll ve gölgesi altında o yüzden sistem değişti. Erdoğan’ın, Başbakanın tavrının değişmesinin nedeni Mehdiyet’in zıll ve gölgesine girmesidir. İsteyerek, bilerek mi yapıyor? Belki bilmiyor farkında değil. İnsanların birçoğu, milyonlarcası bilmeden, farkına varmadan Mehdiyet’in zıll ve gölgesi altındalar. İstese de istemese de, Mehdiyet’e çok kapsamlı olarak hizmet ediyorlar. Türk Dışişlerinin şu anki politikası doğrudan Mehdiyet’e göre dizayn ediliyor. Türk İslam Birliği, İttihat-ı İslam’a göre dizayn edilmiş oluyor. Dışişleri Bakanı bunun farkında mı? Belki farkında değil. Ama fiili uygulama o yönde. Fiili uygulama çok önemlidir.
Fethullah Hoca’nın 1980 yılında, Mehdi (a.s.)’ın zuhur ettiği yılda, Mehdi (a.s)’a ithafen yazdığı bir yazı. Birinci yıl sayı 12, Sızıntı dergisinde çıktı, Mehdi (a.s)’ı anlatıyor. Şimdi iyi dinlesin Zaman Gazetesi’ndeki bu modernist arkadaşlar. Bakın diyor ki; “Binlerce sızlanış alın teri ve kafa sancısından ve neslin derdinin vicdanlarda derinlemesine iniltilerle, ürpertiler meydana getirmesinden sonra” yani çok acılar çektikten sonra, çok sıkıntılar çektikten sonra, deccaliyetin zulmünden sonra “perdeler açıldı” diyor.” Bu ne demek, Mehdi (a.s) zuhur etti. “Haileler ortadan kalktı” engeller ortadan kalktı. “Toprakta gizlenen çekirdekler renk renk, çiçek çiçek açıp etrafı sardı.” Bediüzzaman diyor ya; “çiçekler açacak, sümbüllenecek” diyor Bediüzzaman, bak aynısını söylüyor. “Toprakta gizlenen çekirdekler renk renk çiçek açıp etrafı sardı.” Mehdiyet atağa geçti diyor, aynısı Bediüzzaman’ın dediğiyle. “Çevredeki şu cıvıltıya bak! Artık en yaşlılar bile kendisini ne kadar dinç ve genç buluyor, istikbali ne kadar aydınlık görüyor! Nerede ümitlerin ferini turan çileli devirler?” Zorlu devirler nerede diyor. “İsraf edilen bir servet gibi salıverdiğin sesine soluğuna acıyordun baştan” boş yere mi konuşuyorum acaba diye düşünüyorsun diyor, anlatıyorsun anlatıyorsun, anlamıyor adamlar diyor. “ama Hak onları hiç boşa çıkarmadı. Nebatatın tohumlarının sonbaharda sağa sola saçılışı” aynı Bediüzzaman’ın ifadesi, “ve bir kış boyu kayboluşu, sonra da nevbaharda yeniden rengarenk ortaya çıkışı gibi, çamurlara ekilen hakikat çekirdekleri de” çamur gibi zor bir ortamda faaliyet yapıyorsun diyor, Mehdi (a.s)’ın bulunduğu yeri söylüyor. “hakikat çekirdekleri de, bir kışı atlattıktan sonra bahar resmi geçidinde hazır bulunmaktalar!” etrafında kümelenme başladı diyor. Tohumlar açtılar diyor. “Her gayret bir metot öğretti,” her çalışmadan bir tecrübe edindin diyor. “hayatın içinde tekniği ve pratiği kavradınız” diyor o topluluğa. “Önceleri ifadeler, sınıfta hep muallâkta kalıyor bir temel bulamıyordu.” Demek ki bir okulda bir faaliyet var, belki bir üniversite, belki bir akademi, belki büyük bir yer. “Önceleri ifadeler, sınıfta hep muallâkta kalıyor bir temel bulamıyordu. Dinleyenlere, sanki bilinmez bir âlemden, esrarlı bir hayattan bahsediyor gibi geliyordu.” Dinliyorlar ama o kadar etkilenmiyorlardı senden diyor. “Sonra sözlere muhatap olanlar, anlatılanlarının pratik hayatta yerini görünce” dediklerinin doğru olduğunu anlayınca, “yani hakikatleri yaşayan kendi yaşıtları ile karşılaşınca” bir de bakıyor ki kendisi gibi kaliteli, genç, dinamik insanlar aynısı. Aynı ortam, aynı kişiler. Çünkü 70 yaşında bir dede anlatmıyor onu, genç birisi anlatıyor. Gençlerden oluştuğunu da söylüyor Mehdi (a.s)’ın talebelerinin, “karşılaşınca artık hiçbir şey anlatmaya lüzum kalmadı.” Bakıyor çok kaliteli, zengin, güzel görünüşlü, bu Müslümanlığı yaşıyorsa, Müslümansa, kültürlü, bilgili olduğuna göre, üniversitede okuyan, kültürlü bir insan oluyor demek ki doğru. Var bir bildiği diyorlar. “Yani hakikatleri yaşayan kendi yaşıtları ile karşılaşınca, artık hiçbir şey anlatmaya lüzum kalmadı. Yaşayış daha müessirdi.” Fiili yaşama daha müessir, etkiliydi diyor. “Bilhassa hisli, heyecanlı gençler arasında. İyice anladınız ki, ağaç ağaç içinde yetişirmiş. “Vazife veriyordun ama eskisi gibi baştan savma değildi artık. Çünkü kaynaklar ve onların kaynadığı bahçeler çok mühimdi. Esas derslerini o vesile ile alıyorlardı. Çünkü böylece hakikatin kristallerini fiil halinde görüyorlardı. Mukaddes prensiplere hayatları ile ayna olanları gözü ile görenlere edebiyat yapmaya lüzum kalmıyordu.” Bir kısım gelenekçi Müslüman kardeşimiz edebiyat yaparlar ya, anlatıyor anlatıyor bir türlü anlaşılmıyor. Bu özetle anlatıyorsun diyor tam, bir sünnet vardır Peygamberimiz (s.a.v.)’in sünnetine uygun hayat, bir de geleneksel hayat vardır, o müşrik ruhudur. “Sabrın, müsamahan ve yüzünü süsleyen hiç eksik etmediğin samimi tebessümlerin,” demek ki Mehdi (a.s) o devirde güler yüzlü insanlara karşı tavrı. Sabırlı ve müsemahalı, sinirlenmiyor. “çok hırçın ve haşinleri esir etti.” Demek ki saldırgan ve ters adamlarla tartışıyor. “Bu asrın şefkate muhtaç, merhamet açlığından vicdanları pekleşmiş, hiddet ve şiddet timsalleri” komünistler, terörist, azgın damlar “en bağnazlara dahi muhabbet .” En azgın komünistlere bile, terörist kılıklılara bile muhabbet aşılmasını bildin diyor. Bu Mehdi (a.s) ile murakabeyle elde ettiği bir bilgidir Fethullah Hocamız’ın, yani kalbi murakabeyle elde ettiği bir bilgi, inşaAllah. “Bildiğinden şaşmaya niyeti olmayanlara,” katı adam kafayı takmış mesela neyse, Darwinizm’e, materyalizme, niyeti yok vazgeçmeye. “Bildiğinden şaşmaya niyeti olmayanlara teoriler sinsice ve kasıtlı olarak objektif bir ilim gibi kabul ettirilenlere;” Darwinizm, materyalizm, teoriler dediği o. “sinsice ve kasıtlı olarak” Yani Darwinizm sinsice eğitiliyor zaten biliyorsunuz, “ve kasıtlı olarak, objektif bir ilim gibi kabul ettirilenlere;” hakikaten ispatlanmış bir ilim gibi anlatılıyor ya Darwinizm, onu anlatıyor, “gül dağıtır gibi gülümsemeler yağdırarak, ilimle teorinin farkını anlattın.” Darwinizm’le gerçek bilim arasındaki farkı anlattın diyor. Bunun bir yüksek okulda geçtiği anlaşılıyor üsluptan. “Tecrübe ve tatbikatın birçok nazariyeleri ortadan kaldırdığını hayat âleminde kurulanları, gerçek sebep ve illetlerin başka sağlam neticelere götürdüğünü gayet makul şekilde ifade ederek kafalarına çivi gibi çakılan hatalı anlayışlar hakkında, önce irkilmelerine sonra sarsılmalarına zemin hazırladın.” Önce şaşıracaklar, sonra sarsıldılar diyor. “Böylece etrafında haklı bir saygı halesini sıcak ve sevimli bakışlar halinde fark eder oldun.” Etrafında seni sevenler oluşmaya başladı diyor. Mehdi (a.s)’ın ilk çalışmaya başladığı devreyi anlatıyor. Her aşamasını takip etmiştir Fethullah Hoca, Mehdiyet’in ve sürekli yazmıştır. İlerde daha kalabalıklaştığında kalabalıklaştığını, bir saldırı olduğunda saldırıyı hepsini anlatmıştır. Ama şu an Hocamız’ı orada esir ettiler, o ayrı mesele. “Kin, nefret ve art niyet, senin semtine uğramadığı için, artık rahatlıkla içlerindeki her şeyi, hatta yakınlarına ve kitle psikolojisi havasında hareket ettikleri arkadaşlarına söylemedikleri sırları dahi sana emin olarak açabiliyorlar” Sana çok güvenmeye başladılar. O kadar teslimiyetliler sana karşı, diyor. “Kendilerini rahatsız eden düğümleri çözmek üzere önüne serebiliyorlar.” Benim şöyle bir problemim var, gibisinden, söylüyorlar, diyor. “Ama bu duruma gelebilmek için aylar, seneler istedi.” Bayağı uğraştın diyor. “Ondan sonra artık acı sabrının tatlı meyvelerini yer gibi, artık arzuladığın konuma ulaşmış oldun. Çoklarının kalbine girdin. Bataklıkta yüzenlerden bazılarına el uzattın. Hatta çamurları miskü amber gibi yüzüne gözüne süren bazılarını derin gafletten uyarıp kendilerini kontrol etme, tiksinme ve ürperti duyma havasına hazırladın” Yani yaptığının pis olduğunu, tiksinecek bir şey olduğunu onlara hissettirdin diyor. “Toplum haleti rûhiyesi içinde dava arkadaşlarından kopamayan pek çokları da”, yani kitle psikolojisinden kopamayan, arkadaş grubunu birçok kişi bırakamaz, biliyorsun. Karşıdaki fikir doğru bile olsa, arkadaş grubunu bırakamıyorlar. “Kopamayan pek çokları da ruh ve vicdan yönü ile artık davalarına yabancı olmuşlardı” Artık komünist olamıyor. O heyecanı kaybettiler, diyor. “En mütemerridlerinin içinde de söz ve tavırların kendi meselelerine karşı bir burkuntu meydana getirdi.” Artık davalarına karşı güveni kalmadı, materyalist, Darwinist, komünist düşünceye karşı güvenleri kalmadı diyor. “Tohum atamadığın çoraklar varsa da çayır söker gibi birinci sürmeyi başardın.” Yani, tebliğ yapamadığın kişiler de kaldı ama birinci sürmeyi başarı ile bitirdin, diyor. “Hakkın başka dertlisi ona, istediğini rahatlıkla ekebilir artık”, yani, o ondan sonrasını götürür artık, diyor. “Fikren mağlup olup fakat grubundan kopmayanlar sana bir şey öğretti. İnsanda akıl ve fikirden ayrı bir his; bir başka irtibat var. O zaman, toplumun manasını daha iyi anladın. Ve toplum şuurunun da ne demek olduğunu daha iyi kavradın.” Mesela, Marksist oluyor, Darwinist oluyor. Anlatsan da kopamıyor arkadaşlarından. Anlıyor fakat kopamıyor. “Evet, onun içindir ki, kendi hislerini aşıp bir damlacık benliklerini derya gibi toplumları içinde eritenler; bir Kevser havzı kazanmış olurlar. Bu öyle bir bağ ki, akıl, mantık hatta vicdan ötesinde seyyareleri birbirine bağlayacak kadar kuvvetli bir zincir. Fikri ipler kopsa dahi bu toplum zincirinin kırılmasına imkân yok.” Yani, topluluk olarak hareket ederseniz çok etkili olursunuz, diyor. Bediüzzaman’ın sözünü söylüyor. “Tecrübelerin, bakir toprakların daha verimli olduğunu gösterdi” Yani daha önce eğitilmiş adamlarla uğraşma, diyor. Mesela, yanlış eğitim almış adam. Hiç dini bilmeyenlere yönelmen daha etkili, diyor. “Tecrübelerin, bakir toprakların daha verimli olduğunu gösterdi” Çünkü dindara anlattın mı anlamaz fikren. Ama hiç bilmeyene anlatırsan, boş bir sayfa gibi alır. “Başkasının yazıp çizdiği bir sayfayı silip yazmaktansa, kirlenmemiş yapraklarla meşgul olman daha iyi neticeler veriyordu. Bir de sıcak kalplerden çıkan ifadeler daha müessirdi.” Yani daha samimi anlatımların çok etkiliydi, diyor. “Tavsiyelerinde bu tarz kitapları tercih etmekle isabet ettiğini anladın.” Yani Risale-i Nur Külliyatı, Darwinizm’e, materyalizme karşı kitaplar. “Sonunda; kekre ve iç burkuntusu veren meyvelerin, acı ılgın ve dikenlerin hâkim olduğu çoraklıklar yavaş yavaş değişmeye, belde” artık “Tayyibe” olmaya daha doğrusu Molla Cami’nin istişmamı ve istihracı gibi, Konstantin İstanbul’a dönmeye başladı.” İstanbul’u fethetmeye başladı, diyor. İnşaAllah, manen. “ Hâristan mâristan, gülistan halinde arz-ı endama yüz tuttu.” İstanbul’daki bu Mehdiyet’in mücadelesini anlatıyor ve bunun asıl çekirdek yerinin İstanbul’da bir yüksekokulda, üniversitede başladığını ve oradaki mücadeleyle hareketin devam ettiğini ve doğrudan Darwinizm’e, materyalizme karşı bir faaliyet yapıldığını, söylüyor. Başta çok zorlandığını, ama netice almaya başladığını ve artık harekete geçtiğini, söylüyor. Zamane gençliği, bu zamancıların bunlardan haberi yok. Bunlar yeni yetme keratalar.
Mesela bu da yine aynı şekilde, Mehdi (a.s)’a ithafen yazılmış bir şeydir. “Gürültülerin içinde dolaşırken sanki herkesten perde perde gizlenmişsin de“ Mesela, Mehdi (a.s)’ın özelliğidir gizlenmesi. “Sessiz dehlizlerde ve kimsesiz izbelerde dolaşıyorsun“ Tek başına, komünistlerin bulunduğu bir ortamda olduğu anlaşılıyor. Yani okulun koridorlarında, karanlık oralarda dolaşıyorsun, diyor. “İçin gizli bir feryat koparıp inlerken aşina gönüller arayan gözlerin kuruyu gözleyen bir kıvılcım gibi parlak.“ Yani aşina bir de arkadaş arıyorsun ama bulamıyorsun, diyor. “Ama baksana şu kumsala,“
Demek ki denizin kenarında bir yer. Çok detay veriyor. “Ama baksana şu kumsala, sanki yalnız düşüyen bir yağmur tanesi buhar buhar uçmaya hazırlanıyor. Cız deyip sönenlerde var.” Anlatıyorsun anlatıyorsun diyor adamlar bir anda vazgeçip gidiyorlar diyor. “Nice dönenler gibi taklidi olarak doğru bildiklerin.” Taklidi iman ile olunca giderler tabi. “Öyle ya damlalar varlıklarını korumak için ya göle düşmeliler veya bir araya gelmeliler. Senin gönlün kaç defa döner Hak’ka dönenler ile beraber. Sönmeyen hakikat güneşine. Yoksa nice olurdu halin.” Yani sürekli namaz kılıyorsundur, sürekli camiye gidiyorsun. Yani sen bir gaflet ortamında kalsaydın çok zor bir durumda kalırdın diyor. “Evet, burada bir sen varsın bir de için için andığın.” Bir Allah bir sen diyor. “Hem elbet altı cihetten veya cihetsiz duydukları ile gar-ı hira” Hira mağarası “seninle beraber duvarları çınlaya çınlaya inleyen bu mekanda binlerce defa daha sessizdi.” Peygamberimiz (s.a.v.) de diyor Hira Mağarası’nda yalnızdı” diyor. Sen de yalnızsın burada diyor. O mağarayı da Hira Mağarası olarak görüyor inşaAllah. “Ve oradaki duru yekta ise elbette daha yalnızdı.” Peygamber Efendimiz (s.a.v.), O elbette daha yalnızdı diyor. “Hem seni kim anlasın siyah gözlüklerden seyredilen kapkara manzaranla.” Yani burada şimdi açıkça bir şey de var. Kıyafetine varıncaya kadar söylemiş. Kıyafetinin siyah olduğuna kadar. Bir de sana önyargıyla bakıyorlar diyor ama burada da ayrıca ona da dikkat çekmiş, siyah bir kıyafete dikkat çekmiş. “Ve kim var dinleyen kör süzgeçlerden geçirilen kısık sesini.” Bak “kim var dinleyen kör süzgeçlerden geçirilen kısık sesini.” Dinlemiyorlar seni diyor. “Evet, şu anda terk edilmiş bir garip gibisin yalnız başına. Ne kimse döner gönül kapına ne kimse açar dost kalbini.” Yani yanına yanaşmıyorlar diyor. “Bağda sabada yok ki için gibi içini sızlayan sade bir ezan sesi.” Bak yakında da bir camii var. Bir ezan sesi diyor. “Çok yakınından yanık sesli müezzin namelerinden”, çok yakınında bir camii olduğunu söylüyor o faaliyet yapılan yerin. Ve ezan sesi de çok yakında zaten net söylüyor. “Yanık sesli müezzin namelerinden gönlüne mızrak gibi inen katı kalplere sızamayan ama aldatmasın seni asla çok görünmeleri.” Yani kalabalık olmaları seni etkilemesin diyor. “Ve kabarmaları Hakk’a ters ve şaşı bakanların.” Deccal şaşı gözlüdür ya ona dikkat çekiyor, deccaliyet. Yani deccalin şaşı bakar yani deccalin vasfını gösterdiği için, ona dikkat çekiliyor. Yani fiili şaşılık değil bu, o bir derttir o, makbuldür, cennete vesile olur inşAllah. Manevi şaşılıktan bahsediyor. “Zira sel üstündeki köpükler elbet bir dönemeçte sirkelenecektir.” Bak şimdi çok önemli bu, “zira sel üstündeki köpükler elbet bir dönemeçte silkelenecektir.” 12 Eylül’e işaret ediyor. Yani askeri darbede darmakeşan oldu komünistler hakikaten. Hepsi davasını bıraktılar. “Zira sel üstündeki köpükler elbet bir dönemeçte silkelenecektir.” Yani zannettiğin gibi değil diyor o kadar güçlü ve kararlı olmazlar diyor. “Hem nice azlar vardır ki galip gelir yığın yığın çoklara.” Kuran’da da ayet var. Mehdi (a.s) cemaati için de aynı şekilde söylemiş. Azdırlar Mehdi (a.s) cemaati biliyorsunuz, 313 kişi ama yığın yığın çoklara galip gelirler. “Soruyorum kim vardı mağaranın koridorunda kaç kişiydi Mekke sokaklarında.” Peygamberimiz (s.a.v.)’in yanında mağaranın koridorunda, “sen de bir koridordasın o da bir koridorda Peygamber onun yanında kaç kişi vardı” diyor. Hz. Ebubekir (r.a) vardı. Hira’da da tek başınaydı. “Kaç kişiydi Mekke sokaklarında?” orada müşrikler Peygamberimiz (s.a.v.)’e saldırıp hakaret edip, iftira edip, “deli diyorlardı, yalancı diyorlardı”, akla gelen her türlü hakareti ediyorlardı. “Musallat edilmemiş bir tayifte ayaklarına taş atan çoluk çocuk bir sürü insan,” herkes musallat olmuştu ona da diyor. “Ayak takımından” aşağılık adamlardan “Hangi ordu ile dalmıştı Yesrib ufuklarına? Üç yüzle, Bedir’de kaç yüze muzafferdi? ” Mehdi (a.s) cemaatinin sayısını veriyor. “Bedir’de kaç yüze muzafferdi? ” Bedir’de de biliyorsunuz, 313 kişiyle bitirdiler, maşaAllah. “Karşı koymadı Uhud’da binle, kinle bilenmiş üç bine? Ama artık sen bak berekete, savaşsız girerken on sene sonra ana yurdu Mekke’ye!” Tabi bunların içinde de işaretler var, onları sonra açıklayacağım. “Hem sana bir reşhadan haber verenler de, önceleri senin hissiyatınla dolup taşmıyorlar mıydı? Yumurtalarına baka baka yavrularını elde eden kuluçkadaki kaplumbağa gibi, samimi ve sıcak göz nurunu, yetiştirmek istediklerinden ayırma” ısrarla devam et tebliğ yapmaya diyor. “Kaplumbağa ayağı ile dahi yürümüş olsan,” üç kişi beş kişi de olsa “bir de bakacaksın ki, Aşil’den fazla yol almışsın.” Yıllar sonra bakacaksın, bütün dünyayı kaplamışsın diyor. Muazzam bir güce ulaşacaksın diyor. “Bu bir sırdır ki, göz görür, kalp tasdik eder akıl sadece hayran kalır!” Bu Allah’ın sırrıdır diyor. “Çünkü Sırlar Muallimimiz:” Peygamberimiz (s.a.v.), Cenab-ı Allah’ın bildirdiği vahiyde “Hakka bir karış gidene Hakkın bir arşın; bir arşın gidene bir kulaç; yürüyerek gidene koşarak geleceğini, ifade ediyor,” Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadisi var. Yani Allah yolunda mücadele edene, Allah’ın müthiş yardım edeceğini söylüyor Cenab-ı Allah, “öyleyse bir bahçıvan gibi elindeki testi veya fıskiye ile” testinin de özel bir anlamı var. Kova burcunu temsil eder testi biliyorsunuz. “Bahçede nasibine düşenleri ab-ı hayata doyurmaya çalış” okulun bahçesi de var demek ki ve deniz kenarında. “Göreceksin ki, birini bin edecek. Tohumlar çok bereketli sümbüller verecek.” Bediüzzaman diyor ya; “tohumlar açacak, tohumlar sümbüllenecek” aynısı onu söylüyor. “Biraz üzerinde titrediklerinin etrafında yüzlerce çiçekler açtıracak!” diyor. Yani dal budak saracak bütün dünyaya yayılacaksın diyor. Hakim olacaksın.
Şimdi Abdulhamit Bilici’ye bak o da Avrupa Birliğine girelim, kravatı takmış Hocam oh, arkasında hanımı, çocuklarıyla beraber arabaya doluşacaklar, elinde akik taşlı gümüş yüzüğü, sünnettir o çok güzel bir şey, ondan sonra miski amber kokarak konuşacak, entel sohbetler yapacak, Avrupalılara hayran olacak, onu ona anlatacak onlar ona anlatacaklar falan. Arada sırada böyle Almanya’ya gidecek şöyle bir gezecek, çoluk çocuk ellerinden tutarak böyle Münih sokaklarında gezecekler, arabalara falan bakacaklar böyle ağzı açık, sevinç içerisinde. Hava almak için açabilir ağzını öyle bir sorun yok da, öyle bir hayal içindeler. Öyle bir dünyayı Allah başınıza geçirir. Öyle bir şey yok. Kıyamet’in eşiğinden döndü dünya. Allah Mehdi (a.s) vesilesi ile “Kıyamet’in kopmasına bir gün kalsa dahi Allah, o günü uzatacak, evlatlarımdan Mehdi (a.s) dünyaya hakim olacak” diyor. Sen Avrupa Birliği’nde git de böyle keyifle gezin diye dünya var değil. Bilmişlik yap diye dünya var değil. Zaman Gazetesi’nin köşesinden ahkam kes diye dünya var değil. Bizim böyle kavruk izahlarla, kavruk kafalarla, kavruk mantıklarla vakit geçirecek durumumuz yok. Bizim süratle Türk-İslam Birliği’ne, İttihad-ı İslam’a ihtiyacımız var. Bediüzzaman’ın dediklerinin olmasına ihtiyacımız var. Her şeyin üstünde Kuran’ın dediğine, Allah’ın dediğine ihtiyacımız var. İlla bir yere sığınacaklar, illa birilerine hayran olacaklar, illaki bunlardan üstün adamlar olacak. Mesela Belçika’ya gidecekler, böyle hayranlıkla o heykelleri seyredecekler falan. Resimler çektirecekler çoluk, çocuk, mantolar ellerinde, paltolar ellerinde böyle o heykelin önünde. O katedrallerin önlerinde resimler çektirecekler, tramvaya dayanıyor böyle müthiş neşeleniyor. Allah onları toz duman edecekti perişan edecekti fakat Allah durdurdu Kıyamet’i. Dünya Kıyamet’e hazırlanıyor. Gökyüzü milyonlarca taşla doldu, 1980’den sonra. Nemesis’i Allah Dünya’nın yanına yanaştırdı, göktaşı fırlatan kahverengi cüceyi, Allah Dünya’yı Kıyamet’e hazırlıyor. Bediüzzaman; “1506’dan sonra bozulma başlayacak diyor. Adamlar uçuyor. Onlar tesisleri genişletmenin peşinde. Baktılar ki Kıyamet de yakın, 200 yıl daha ilave edelim bari gibisinden, böyle ilginç tipleri çıkarıyorlar. Bıraksınlar bunu. Fethullah Hocam’ın talebeleri aslandır. Hangi birisini ikna edeceksiniz? Onlar hep Risale-i Nur'a gör hareket ederler, Bediüzzaman'a göre hareket ederler. Seni kim dinleyecek? Bediüzzaman'ın eğitimini almışlardır, Fethullah Hocam’ın eğitimini almışlardır. Dolayısıyla Zaman Gazetesi'ni bir anlamda ele geçirmişler benim gördüğüm, Fethullah Hocam’ın olmamasından istifade ederek. Samanyolu'nu ele geçirmişler, Mehtap Tv'yi ele geçirmişler. Kendi kafalarına göre atıp tutuyorlar. Yarın bir gün Fethullah Hocam kükrediğinde buraya gelip, Allahualem toz duman olurlar, İnşaAllah. Bütün mesele Hocamız’ı alıp buraya getirmekte. Fethullah Hocam’ın talebeleri, geçenlerde geldiler bana Türkmen gençler, Fethullah Hocam’ın okullarında yetişmişler. Fırtına gibi çocuklar, fırtına. Hiç takmıyorlar bunları. Hiç dinlemiyorlar yani hepsi Fethullah Hoca'nın okullarında okumuşlar. Bunlar derken Fethullah Hoca'yla alakaları kalmamış yani, adam söylüyor zaten, Şahin Alpay; ''benim alakam yok'' diyor. O zaman ne işin var, biz Zaman Gazetesi’ni niye alıyoruz? Risale-i Nur çizgisinde yayın yaptığını düşündüğümüz için. Yoksa ne işin var orada kardeşim senin? Git Hürriyet'e Aydın Doğan'ın yanında yaz. ''Ben ilginç şeyleri yazıyorum'' diyor. Bizim ilginç şeylere ihtiyacımız varsa, açar bakarız zaten Aydın Doğan'ın gece gündüz ilginç yazıyor yazarları zaten. Bizim böyle izahlara ihtiyacımız yok. Gazeteyi felç ettiler adeta. Ruh bırakmadılar gazetede adeta, manevi yönden.
ALTUĞ BERKER:Mustafa Akyol'un iyi arkadaşı Hocam.
ADNAN OKTAR :Zaten aynı ona da benziyor. Mustafa Akyol da yanımda 15 sene kalmıştır en az. Taha Akyol'un oğlu, o da entel. Bir türlü vazgeçiremedik. Bazen bir yazı yazar, getirirdi bana; “Yavrum, bir Allah'tan bahset orada” derdim. “Coşkuyla İslam’dan, Kuran'dan bahset.” İlla entel dantel üslup olacak.
ALTUĞ BERKER:Yazmayı da sizden öğrendi Hocam. Ben ilk geldiğinde çok iyi hatırlıyorum. Punk modeli vardı yani böyle Taha Akyol'un oğlu olarak saçı, kıyafeti, şekli şemali çok farklıydı.
ADNAN OKTAR: Tın tındı o zaman,bomboştu. Ben teşvik ettim sürekli okumaya ve araştırmaya. Sonra biraz bilgilendi ve havaya girdi. “Siz ne diyordunuz” falan gibi. Sonra da uçtu gitti. Bir acayip haller yani. Şu anda almış olduğu bilgi, Darwinizm, materyalizm ile ilgili çok netti. Sonra gitti Etiler'de falan bir kahve içti, bir şey oldu. Üslup değişti. Hayır olabilir, bizi etkilemez de, Abdulhamit Bilici de öyle, ikisi el ele tutuşmuşlar anladığım kadarıyla. Abdulhamit gibi ol Abdulhamit. Bırak şimdi Avrupa Birliği’ni. Kimse sana durduk yerde yiyecek vermez. Avrupa Birliği senin meraklın değil. Ne yapsın seni Avrupa Birliği değil mi? Gel sana yemek mi vereyim diyecek Avrupa Birliği, İş mi vereyim diyecek? Ne alaka yani, adamlar kendilerini doyuramıyor, kendileri perişan vaziyette, kendileri iş bulamıyor, sürünüyor kendi adamları, hepsi aç-bilaç perişanlar. Kendi üyeleri sürünüyor, Yunanistan iflas etti, Bulgaristan iflas etti, perişan vaziyetteler. Ne alaka, ''bir de bize baksana amca'' diye bu da arkalarına takılmış. Öyle bir şey yok. Avrupa Birliği’nin sana vereceği hiç bir şey yok. Biz kendi gücümüzle ayakta dururuz. Zenginliğimiz, gücümüzle, sanatımızla, bilimimizle, Avrupa Birliğini de alır, kendi bağrımızda barındırırız. Bizim büyük millet olduğumuzu bunlara öğreteceğiz. Benim anladığım bir modernist akıma kapılıp, bambaşka bir çizgiye girmişler. Bak, bu kafayla giderlerse ne Afrika'ya gidecek öğrretmen bulabilirler, ne de başka yere gidecek insan bulabilirler. Ülküsüz, idealsiz olan insanlar sırf para için gidip, bu kişilere yardımcı olmaz. Dava heyecanını kaybederler, Allah esirgesin, geriye de hiç bir şey kalmaz. Kimse Zaman Gazetesi’ni okumaz, hiç bir şey de yapmazlar. Alıp mesela Zaman Gazetesi’ni yüz tane alıp, bir yere dağıtmakla olmuyor. Kağıtla bu işler olmaz. Zaman Gazetesi'nde bir ruh, heyecan olması lazım. Dava gazetesi olması lazım. Alıyorum hiç bir şey bulamıyorum. Hiç kimse de okumuyor. Mahallede soruyorum var mı okuyan? Kimse okumuyor. Eskiden Zaman Gazetesi vardı, gerçi o zaman kalitesi daha düşüktü, o gücü yoktu ama. Koysana Bediüzzaman'ın resmini kapağına, koy gerisine karışma değil mi? Kuran'dan ayetler koy, Kuran sayfası koy, hadis sayfası koy. Korkma bir şey olmaz. Yine entel-dantel kim varsa topla, onlar da konuşsunlar. Madem tarafsızsın, madem entel, madem özgür düşünüyorsun, Kuran'dan niye bahsetmiyorsun? İslam’dan niye bahsetmiyorsun? Bediüzzaman'dan niye bahsetmiyorsun? Bediüzzaman'ın ölüm yıldönümü oluyor, haberi yok. Eskiden anılırdı, anmıyorlar. Fethullah Hocam’ı aldılar, oraya götürdüler, hapsettiler. Kimse artık yapanlar, adamlar da burada gazeteyi manen kontrol altına aldılar. Ondan sonra buyur. Ne kadar özenti, ne kadar entel dantel varsa coştu. Çok iyileri de var içlerinde, çok değerli ağabeylerimiz var, çok sevdiğim kişiler de var ama entel dantel takımı da var, özenti tipler. Bunların en büyük ideali CNN'de falan olmak, Radikal'de yazmak. Bunların bir odaları olacak, yün kravatları olacak hafifçe gevşetecekler, Nescafe içecekler falan. Elerini falan çatıp konuşacaklar, sokağa bakacaklar, ingilizce kelimelerle falan, uçuyorlar. Yani bu entel havalarından vazgeçsinler. Kendi özüne dönsünler. Böyle Osmanlı sanatından bahsedin, Osmanlı'nın güzelliğinden bahsedin. Bütün ülkelere karşı sevgimizi anlatalım, bütün mezheplere karşı şefkat duyduğumuzu anlatalım. Alevi, Bektaşi, Şii ayrımının olmamasından bahsedelim. Hepsini yapalım. Bu politikayla nereye varılır? Tedirginlik verdiler millete gereksiz yere, ha bire vermeye devam ediyorlar. Herkes tedirgin oluyor. Bak ben var gücümle savundum, aylardan beri, yıllardan beri. Ben şimdi bu açıklamanın neyini savunayım? Savunulacak bir durum var mı burada? Akıllarını başlarına alsınlar. Yani hazır bir Müslüman kitle var, onlara entellik yaparız, bilmişlik yaparız, onlar da hayrandırlar böyle Avrupalı tipler görmedikleri için, şaşkın şaşkın dinlerler zannediyorlar. Öyle bir şey yok. Müslümanlar bayağı uyanık ve çok akıllılar. Gayet kendilerine güvenleri var ve entelliğe de hiç ihtiyaçları yok. Böyle yeni yetmelerde oluyor, yani modern hayatı, modern dünyayı yeni görüyorlar. O yeni görenlerin bambaşka bir halleri oluyor. Kravatın öneminden bahsediyor, yani çok ilginç. Mesela, arabaya hayran oluyor, bakıyor uzaktan. Derler ya görmemişin arabası olmuş, saatte üç yüz km ile gitmiş, duvara toslamış derler, aynı o tarzı andırıyor adeta. Onun için Zaman Gazetesi içerisinde iki, üç kişi de olsa, böyle adamlara müsaade etmesinler, istirham ediyoruz. Zaman Gazetesi’nin yüzde 99'u mükemmel insanlar. İçlerindeki o yüzde 1'lik kısmı ya uyarsınlar ya da bir şekle şemale getirip çizgiyi düzeltsinler. Fethullah Hocam’ı da alıp getirelim, bağrımıza basalım, değil mi? Mübarek Şeyh Nazım Kıbrısi Hocam’ı da küstürdüler, bak yıllardan beri Türkiye’ye gelmiyor. Geçenlerde de bir serseri, Hocamızı müteessir edecek bir tavır gösterdi, gazeteci bozuntusu. Bir de böyle gıcık tipleri muhatap etmesinler o mübarekle. İstirham ediyorum, İnşaAllah. O kim yani? O pis ağzını yıkasın, ondan sonra gitsin Hocamıza, on metre öteden konuşabilir, yanına yanaşmasına gerek yok.
Mesela, Fransa'da da öyle Müslümanlar, duyduk. Vahhabiler ayrı, Sünniler ayrı, Caferiler ayrı. Ne oluyorsunuz? Hem hepsi ezilmekten bahsediyor, hepsi acıdan bahsediyor, ayrılar. Arap kardeşlerimizin camisine gitmiyorlarmış. Rezalete bak, Arap diye. Daha ne istiyorsun? Peygamberimiz (s.a.v.)’in soyu işte. Ne fark eder, hepimiz Hz. Adem (a.s.)'ın evlatlarıyız. Muazzam bir fitne var ve bu fitneyi sürekli körükleyen tipler var. Alevi düşmanlığı, Bektaşi düşmanlığı, Caferi düşmanlığı, Şii düşmanlığı. Kahraman gibi gösteriyorlar böyle ibiş kılıklı tipleri. Düşmanlığı körükleyen adamlara, kimse destek vermesin. Zaten bir avuç Müslüman var dünyada. Birleşecekler, ittihad edecekler, dünyayı güzelleştirecekler. Sevgiyle hareket edecekler, kardeşlikle hareket edecekler, inşaAllah.
Zaman Gazetesi Darwinizm aleyhine bir yazı yazmaz. Bekleriz, bekleriz öyle yani. Koskoca gazete kardeşim, yazın. Müslümanlar, hemen hemen hiç kimse almıyor gazete benim bildiğim, Müslüman derken dindar olan kesimden, hemen hemen hiç kimse almıyor. Anlatsana Darwinizm’in geçersizliğini anlat, materyalizmin geçersizliğini anlat. Şöyle olabilir; o zaman arkadaş derler, “bizim her yerde okullarımız var, abluka altındayız, baskı altındayız, bazı karanlık güçlerin baskısı var, o yüzden rahat hareket edemiyoruz, nefes alamıyoruz, bizi mazur görün'' deseler ne olur diye düşünüyorum. O zaman bir şekilde bir yolunu buluruz, yine yardım ederiz, değil mi? İnsan mesela özel sohbette bunu söyleyebilir. Çünkü böyle bir hizmet olmaz. Köre gidiyor bu sistem, açmaza gidiyor yani bundan netice alınamaz ki böyle bir sistemle. '' Adam yetiştiriyoruz'' adam mühendis olmuş, nesin sen ''mühendisim.” Başka? ''Mühendisim.” Başka ''mühendisim.” Başka da bir şey yok. Rusya'da on binlerce mühendis var, ne oluyor? Çin'de de var onbinlerce mühendis, ne oluyor? Hiç bir şey olmaz. “Aydın gençlik yetişiyor''. Aydın gençlikle olmuyor kardeşim. Amerika'nın da var aydın gençliği, Çin'in de var, her yerin var aydın gençliği. Dünyayı birbirine katıyorlar. Müslüman, dindar, takva, samimi, sevgi dolu bir gençlik olması lazım.
ALTUĞ BERKER :İnşaAllah
ADNAN OKTAR :Zeki Aslan Cübbeli'ye gıcık olmuş; “Mehdi (a.s) bu asırda gelmeyecek” diyor ya onunla ilgili olarak. ''Selamun Aleykum Muhammed Adnan Hocam. Akşam Hz. Mehdi (a.s) talebeleriyle ilgili anlattıklarınızdan çok etkilendim. Hz. Mehdi (a.s) talebelerine çok ama çok imrendim coştum, inşaAllah. Hocam bir de Türk-İslam Birliği kurulduktan sonraki günleri anlattığınızda çok heyecanlanıyorum. Bazen kalbim sıkışıyor gibi oluyor, inşaAllah. Allah Hz. Mehdi (a.s)'ın ve yakın talebelerinin yar ve yardımcısı olsun, inşaAllah. Saygılar. Selam, muhabbet ve dua ile Zeynep Hülya'' Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu.
“Selam canım Muhammed Adnan Hocam'' Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Hocam 2009 senesindeki röportajlarınızda, Hz. İsa (a.s)'ın geleceğini müjdeliyordunuz. 2010 senesinin ortalarından itibaren, Hz. İsa (a.s)'ın geldiğini faaliyet içinde olduğunu müjdelediniz. Bu müjdeyi neye binaen verdiniz Hocam? Siz nerede faaliyette olduğunu biliyor musunuz ya da nerede olduğunu tahmin ediyorsunuz? Bir de Hocam, İncil, Kuran ve Tevrat'ı okuyoruz ancak Zebur hakkında bilgimiz yok.'' Zebur da Tevrat'ın içindedir. Ona dikkat etmemiş olabilirler. Yani Kitab-ı Mukaddes olarak satılan kitabın içindedir Zebur. “Eğer cevap vermeyi uygun görürseniz, Zebur nerede? Ahir zamanla alakalı bir durum var mı konuda? Hocam son olarak Şeyh Nazım Hocamız’ın göndermiş olduğu meyveler, ekranda o kadar güzel bir görüntü oluşturdu ki, her akşam masada meyveler olsa diye düşündüm. Hatta her akşam meyveleri ben getirsem ve sizi görebilsem diye düşündüm. İstanbul'dan Nur'' Nur Hanım meyvelerin güzelliğinden çok etkilenmiş. Şeyh Nazım Hocam’ın talimatıyla, bahçeden mandalinaları toplamışlar, bayağı da gelmiş yani maşaAllah. Şeyh Nazım Hocamız’ı bayağı dinç gördüm maşaAllah, daha iyi olmuş. Çok şeker bir insan maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Hocam şöyle söylemiştiniz dün duayla ilgili; “toplu dua insanların bilmediği, özel bir güçtür. Mesela ben diyorum ki; Türk İslam Birliği için dua edin, olacak. Tüm dünyanın üzerinde, Allah’ın gücü kaplamış durumda, toplu dua da Allah ona nazar ediyor. Toplu dua çok önemlidir Allah katında. Mesela toplu yağmur duasına çıkıyorlar, onu da kabul ediyor Cenab-ı Allah. Topluca yapılan dua muazzam etki yapar. Ferdi duadan çok ayrıdır toplu dua, etkisi çok şiddetlidir, çok büyüktür inşaAllah” dediniz.
ADNAN OKTAR:Şeyh Nazım Hocamız’a, sağlığı, sıhhati için, uzun ömürlü olması için dua edin demiştim ayrıca.
Fethullah Hocamız dünya iyisidir. Fethullah Hoca bayağı şefkatli, derin düşünen, çok kültürlüdür. Müceddiddir ve müçtehiddir. Bir müceddid ve müçtehid ayarında ilmi vardır. Benim diyen alim karşısına çıkamaz. Bu ortada gezinen kişiler var ya otuz kere katlar. Muazzam genel kültürü vardır. Birçok yabancı dili var. Arapçaya çok iyi hakim bir insandır. Derin düşünür, derin tefekkür eder. Fitneden çok kaçınır. Ama öyle bir hale getirdiler ki Hocamız’ı, adeta orada felç ettiler. Dışarıya bahçeye bile çıkamayacak hale getirmek ne demek? Sürekli korkutuyorlar güya kendi kafalarınca. “Şöyle olur, böyle olur. Türkiye’ye gelsen böyle olaylar çıkar.” Abuk sabuk haberler gönderiyorlar. Hiçbir şey de olmaz, ne olacak, kendi vatanı. Ne alaka? Kimin nesine lazım olay. Haddine mi kimsenin? Yapsınlar da görelim bakalım. Olmaz öyle bir şey. Ne suçu var yani ne hatası var? Tertemiz insan. Hayali bir korku meydana getirip, Hocamız’ı orada ekarte ediyorlar, olmaz. Onu kabul etmeyiz. Onun yetiştirdiği talebeleri, o devirde yetişen talebeleri, acayip heyecanlı, çok şevkli, çok temiz, çok çok kalitelidirler, bayağı akıllılar. Lafını sözünü bilen oturaklı insanlardır. Yeni yeni böyle sızmalar, ilginç entel dantel karışımlar olmaya başladı. Bunlar da biraz garip bir görünüm vermeye başladı. Sayısı da gittikçe artıyor. Gazeteye bazı bilmişler hakim olmak istiyorlarmış gibi görünüyor. Samanyolu’na da öyle hakim olmuşlar gibi görünüyor. Bu pek hoş gibi bir şey değil tabii. Bırakılırsa bu çünkü gittikçe katlanarak gelişir bu, yani ses çıkarılmazsa. Gittikçe en sonunda olacağı Milliyet gibi falan bir gazete olur, ki bu yarılanmış durumda Allah esirgesin. Ona bir çeki düzen verilmesi gerekiyor, onun için de Fethullah Hocamız’ın buraya gelmesinde çok büyük fayda var. İllaki getirmemiz lazım, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Hocam bu terörist başı Öcalan, Güneydoğu’daki Kürtlerin soykırıma tabi tutulacağını iddia ederek şöyle demiş: “Kürtlerin önünde bir soykırım tehdidi hala vardır. Buna da bu yönelime de önce en örgütlü olduğumuz yerden, Hakkâri’den başlayabilirler sonra Cizre, Şırnak, Diyarbakır, Batman, böyle örgütlü olduğumuz bütün alanlara yönelik saldırı dalgası da başlatabilirler, bu konuda uyanık olunmalıdır. Hakkari’nin hedef alınmasının nedeni tümünün Kürt olmasıdır. Geçmişte Dersim’in başına getirilenler, bugün Hakkâri’ye yapılmak isteniyor” demiş Hocam.
ADNAN OKTAR:Bu nedir? Cengiz Çandar ne diyor?
ALTUĞ BERKER:Onun yazısında geçiyor Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Yani Abdullah Öcalan basına demeç mi vermiş? Nereden biliyoruz?
ALTUĞ BERKER: Bilmiyorum Hocam. Avukatları aracılığıyla gönderiyor bu haberleri. Bir de onları beğeniyor; Cengiz Çandar, bir iki yazar daha. “Onlarla görüşürüm” diyordu Öcalan.
ADNAN OKTAR: Çandarlı Halil Paşa gibi olması lazım Cengiz Çandar’ın. Öyle olayların içine hiç girmesin. Bir kere Türk Milleti çok şefkatli ve merhametlidir. Şefkatli merhametli olduğu için bu kadar kayıp veriyor asker. Çok itidallidir asker. Öyle şeyleri bizim milletimizden, insanımızdan, askerimizden beklemesinler. Bizim milletimiz gayet nezih insanlardır. Kürtler de bizim kendi vatandaşımız. İnsan kendi vatandaşına kıyar mı? Olacak iş mi bu? Biz de Kürt, Türk, Çerkez öyle bir konu yok. Türk Milleti vardır. Devlet kendi milletine karşı şefkatlidir ve koruyucudur. Devlet zaten millet için var. Devlet milletine niye savaş açsın? Niye mücadele versin? Bu geçersiz, boş, anlamsız bir söz. Abdullah Öcalan fazla yemek yemiştir akşam, kabus gördü herhalde. Sabahına anlatıyor. Öyle bir konu yok. Bazen öyle ağır yemek yiyenler de rüyalar görüyorlar, sabah anlatırlar işte, şöyle oldu, böyle oldu diye, o da öyle. Karavanadan az yerse hiçbir şey olmaz inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Süleyman Ateş, son birkaç gündür Ehli Kitap hakkında yazılar yazıyor. Bugünkü yazısında da “Peygamberimiz (s.a.v) zamanında, Hristiyanlardan sevgi ruhunu taşıyanlardan bir bölümün, Müslümanlara dostça davrandığını, içlerinden heyetler gelerek Hz. Muhammed (s.a.v) ile görüştüğünü, Kuran dinlediklerini ve kimilerinin Müslüman olup, kimilerinin de Hıristiyan kalmakla birlikte Peygamberimiz (s.a.v)’in elçiliğini kabul ettiklerini” söylemiş. Peygamberimiz (s.a.v) Hristiyanlara kendi mescidinde, kendi dinlerine uygun bir şekilde ibadet etmelerine izin verdiğini, Kitap ehline kitaplarını bırakmalarını değil, onu olduğu gibi uygulamalarını emrettiğini belirtmiş.
ADNAN OKTAR:Tamam, doğru uygulayacaklar. İncil’i uygulayacaklar. İncil’in orijinali zaten Kuran’ın içerisinde, Kuran’a uyduklarında, zaten İncil’e uymuş olurlar. Tahrif olmamış yerlerini istiyor Peygamberimiz (s.a.v) uygulayın diye. Yoksa gidip teslis inancına uyun der mi Peygamber (sav)? Orada tahrif olmamış İncil ayetleri var. İncil’den hükümler var. Doğru olan. “Doğru olanları uygulayın” diyor Peygamberimiz (s.a.v). Tahrif olmuş, yanlış olan yeri uygulayın der mi? Zaten düzeltmeye geldi Peygamberimiz (s.a.v). Cenab-ı Allah onun için gönderdi onu. Dedem uçuyor dedem. Allah hidayet versin. “İncil’e uyun” diyecek. Kuran sürekli yeriyor Cenab-ı Allah, teslis inancını. “Gökler parçalanacak neredeyse bu sözlerinden dolayı”, “Allah çocuk edinmemiştir” diyor. Allah’ın birliğini anlatıyor. Allah onları “birliğe davet edin” diyor. İncil’in aslı esası Kuran’ın içerisindedir. Ve Kuran’a uygun olan İncil ayetleri de geçerli olur. Ona uyar. Muhammedi olmadan, gerçek Hristiyan olması bir insanın mümkün değildir. Muhammedi olmadan gerçek Musevi olması mümkün değildir. Çünkü Muhammedi olduğunda cenneti, cehennemi tam kavramış olur. Ahireti tam kavramış olur. Dini tam doğru öğrenmiş olur. Karmaşa kalmaz. Her şey netleşir. Kitapların tahrif olmuş kısımlarını çok açık görürler o zaman. Kuran olmadan tahrif olmuş yeri nasıl tespit etsin, bilemez ki. Tahrif olmamış yerlere biz de uyarız tahrif olmamış yerlere. Mesela İncil’de Cenab-ı Allah’a “Allah birdir” diyor Hz. İsa (a.s). Biz de uyuyoruz. O hükme biz uyarız. Doğru, Allah bir. İncil’in biz uyduğumuz hükümlerini kitap haline getirdik. Tevrat’ın uyduğumuz hükümlerini kitap haline getirdik. Tevrat’ın içinde çok nefis anlatımlar vardır. “Allah aşkıyla, Allah sevgisiyle coşun” diyor. “Meserretle” diyor. “Ve bütün kalbinizle, bütün canınızla Allah’ı sevin” diyor. Bunlar hak ayetler. Bak “bütün gücünüzle, bütün kalbinizle Allah’ı sevin”. Bunlar hak ayetlerdir. Değişmemiş. Biz buna uyuyoruz zaten. Uyarız. Müslüman aksini yapamaz ki zaten tabii ki uyacak.
ALTUĞ BERKER:Hocam aileden sorumlu sayın Bakan, alkolizmin ve cinsel sapıklıkların bir hastalık olduğunu söylediği için bir kısım medya mensuplarından eleştiri almış. Yiğit Bulut da bu konuyu ele alan bir yazı yazmış. “Türkiye’de devlet eliyle mücadele edilmesi gereken birçok aşırı uç olduğunu, bunlara karşı atılan adımları “rejim elden gidiyor” diye engelleyenlerin yarın öbür gün toplumun temel değerleri bozulmaya uğrarsa bunun en önce kendilerini ve çocuklarını vuracağını unutmaması” gerektiğini söylemiş, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şimdi Yiğit Bulut adı gibi yiğit, delikanlı bir genç. Dürüstçe konuşuyor ama “alkol içme hemşerim”toplumu çökertirsin. “Sana ne” der adam yani “içerim ben” der. Sapık adama da “sapıklık yapma” dersen yapacağını söyler adam. Seni dinlemez ki. Çözüm; Darwinizm’in ve materyalizmin yok edilmesidir. Çözüm; iman hakikatlerinin anlatılması, Kuran’ın hak olduğunun insanlara ispat edilmesi, Allah’ın yarattığı mucizeleri, Allah’ın yarattığı güzellikleri insanlara göstermektir. Aynel yakın, Hakkel yakın iman elde etmektir. O zaman adam zaten alkolün hükmünü de bilir, sapıklığın çirkinliğini de bilir. O adama sen zaten alkolle kendini zehirle dese bile birisi zaten yapmaz bunu, inşaAllah. Sapkınlıktan da tiksinir, nefret eder. Ama böyle işte “toplumun temel değerleri gider” dersen “giderse gitsin” der adam. Egoist bencil zaten adam, dünyadan geçmiş. “Ne yapayım ben?” der. “Beni ilgilendirmez toplum” der. “Ben kendimi düşünüyorum” der. Ancak Allah korkusu, Allah sevgisiyle bu düzelir. Öbür türlü olmaz.
-VTR- Şeyh Nazım Kıbrisi Hazretleri’nin Adnan Oktar’la İlgili Sohbetinden
ADNAN OKTAR:Şeyh Nazım Hocamız bir tanedir. Çok mübarek, Allah sağlık, sıhhat versin Hocamız’a inşaAllah.
Ahmet İsmail. “Selamun Aleykum Muhammed Adnan Hocam.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Tüm sözleriniz Kuranca ve o kadar açık ve net ki anlamamak mümkün değil. Ve adeta uykudan uyanır gibi kendimize geliyoruz, Elhamdülillah. Sözde İslam alimleri kendi çıkarlarını o kadar ilaveler, hurafeler eklemişler ki, şimdi siz onları İslam’dan arındırırken sizin İslam’ı parçaladığınızı zannediyorlar. Çünkü hurafeleri İslam’dan zannetmişler. Oysa siz İslam’ı aslına çeviriyorsunuz, inşaAllah. Konuştuklarınız Allah’ın ve vicdanınızın sesi olduğu içindir ki” yani Allah’ın vicdanımızda tecellisi diyelim. “Kalbimize yabancı gelmiyor. Haberleri takip ettiğimizde çoğu insanın bunu zaman geçtikçe fark ettiğini ve zaman kaybetmeden inanılmaz derecede fikirlerinizi savunan ve sizi sevenlerin sayısının arttığı çok açıkça görülüyor. Allah üzerinizdeki nimetlerini tamamlasın, sizin fikirlerinizi savunmak ve sizi sevmek beni bile canımıza can katıyor. Tıpkı gölgeden kurtulup güneşte büyüyen bir bitki gibi. Gözleriniz sevgi ve şefkat dolu. Sözleriniz çok içten ve samimi, bakışlarınız çok etkili, ilminizde ve sesinizde, sözlerinizde” bayağı uzun uzun övmüş kardeşimiz. “Canım Muhammed Adnan Hocam dua edin bizlere” diyor. Allah hidayet versin. Allah hepimize sağlık, sıhhat, sevinç, bereket, güzellik versin. İttihad-ı İslam’ı görmekle şereflendirsin Allah bizleri, en kısa zamanda.
“Selamun Aleykum Sevgili Adnan Hocam” diyor. “2011 senesiyle ilgili neler söylüyorsunuz?” diyor özetle. Göreceğiz hep birlikte, her beraber. Daha ilk başlangıcı çok harikalarla başladı, ilk başlangıcı 2011’in.
“Kıymetli Muhammed Adnan Hocam, iman azalıp çoğalabilir mi?” Tabii, azalıp çoğalabilir. Hürmetlerimle Rize’den Kürşat Karslıoğlu.” Karadeniz’den aslan.
“İlhan Yığın, anlattıklarımızı güzel bulmuş kardeşimiz. Tebrik ediyor.” İyi Allah senin de hidayetini de arttırsın. Bilgini arttırsın. Sağlığını sıhhatini arttırsın.
Hocamız’ı çok seven bir kardeşiniz. Kürt bir kardeşimizmiş. “Ben Türkiye milleti derim.” Ne gerek, Türk milleti. Türk milleti. Ne demek Türkiye milleti? Türk milleti. Amerikalılara ne diyorlar adamlar, Amerikalı deniyor. İngiliz’e ne diyorlar, İngiliz. Adam Hintli, başka Fransız, şu oluyor bu oluyor falan hepsi İngiliziz diyorlar. Yani bu konuyu böyle garip bir mecraya çekmek çok yanlış. Bir topluluk bir sınır içerisinde beraber yaşayan insanlar. Aynı inancı paylaşıyorsun. Aynı ideallerimiz var. Türkiye’deyiz ve Türk’üz. Yani bunu oturup eğip bükmeye, şuna buna falan gerek yok.
ALTUĞ BERKER: Dün Mehdi (a.s) talebeleriyle ilgili hadisleri şerh ettiniz Hocam inşaAllah. Onları anlattınız. Onlardan birini hatırlatayım, uygun görürseniz. İmam Muhammed Bâkır (a.s) ve İmam Cafer Sadık (a.s) Hz. Mehdi (a.s)'ın yardımcıları hakkında şöyle buyurmuştur: "Onlar dünyanın doğusunu ve batısını ele geçireceklerdir.” Bu kısım için şöyle şerh ettiniz; “Onlar dünyanın doğusunu ve “batısını ele geçireceklerdir. Fransa’sını da, Almanya’sını da, Amerika’sını da, Çin’in de hepsini manen ele geçirecekler. Manen fethedecekler. Peygamberimiz (s.a.v) söylüyor, torunları naklediyor. Hem Hz. Mehdi (a.s) bizzat gitmiyor. Talebeleri gidiyor. İlmen boğmaya gidiyorlar. Nereye gidiyorlar? Doğusunu ve batısını ele geçirecekler” diyor. Gidip İngiltere’yi, Amerika’yı, Fransa’yı, İsrail’i ilmen vuruyorlar. Nerede dinsiz, imansız, materyalist, darwinist varsa ilmen boğacaklar” dediniz Hocam. Hadisi şerifin devamında da; “Onlardan her birisinin kırk insan kadar gücü vardır. Kalpleri demir gibidir. Öyle ki, La ilahe İllaAllah ve Muhammeden Resulullah, her yerde yankılanacak ve duyulacaktır." (Bihar-ul Envar, c. 52, s. 340) “Her yerde yankılanacak ve duyulacaktır”. Onu da şöyle şerh ettiniz Hocam; “yankılanmak nasıl olur? Televizyon ve radyo ile olur. Hz. Mehdi (a.s) bir yerde La İlahe İllaAllah deyince, milyonlarca evde birden aynı anda duyulacaktır. Bu yankıdır çünkü her yere gider. Dünyanın her yerine internetle, radyo ile televizyonla yayılacak ve duyulacaktır” dediniz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Hocam Tunus’u 23 yıldır yöneten diktatör Zeynel Abidin Bin Ali halkın ayaklanması üzerine, Tunus’ta hükümeti fes edip, Suudi Arabistan’a kaçtı Hocam. Ülkenin çeşitli yerlerinde yağma olayları başlamış, tren istasyonlarını yakıp kül etmişler. Dükkanları soymaya ve evlere zorla girmeye başlamışlar. Hapishanelerdeki tutuklular kaçmaya başlamış. Türkiye, Tunus’taki vatandaşlarımızı ülkeye geri getirmesi için bir uçak göndermiş. İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tunus’ta da Darwinist ve materyalist eğitim en yüksek düzeyde, zamanında Fransızlar orada yapacağını yapmışlar. Eğitime Fas’ta da, Tunus’ta da, Cezayir’de de hepsinde de resmi eğitim Darwinizm üstüne Darwinist, materyalist eğitim var. Bakın ben açıkça söylüyorum bana bir tane başbakan göstersinler, bütün dünyada, “ben Darwinizm’e inanmıyorum” diyen bir kişi gösterin kimse diyemez, diyemiyorlar. İstediğini söyleyebilir ister hatta adam küfür ediyor, bir şey olmuyor. Ama Darwinizm’e söz söyletmezler. Böyle garip bir durum var. Darwinist diktatörlük çok acımasız bir diktatörlüktür.
ALTUĞ BERKER:Sizinle ilgili Oda Tv bir haber yapmış Hocam.
ADNAN OKTAR: Ne diyor?
ALTUĞ BERKER:“Adnan Oktar bu habere kızacak” diyor.
ADNAN OKTAR: Onlar bir alem, neye kızacakmışım?
ALTUĞ BERKER:Bilim ve gelecek dergisi, Türkiye İş Bankası’nın Evrim atlası kitabını hediye ediyormuş. Ocak’la, Mart tarihleri arasında şu kadar ödeyene şöyle yapana diye duyurmuşlar.
ADNAN OKTAR: Bilim ve gelecek, Türkiye İş Bankası iç içeler demek ki hediye edecekler. Adam ne yapar onu? Sehpa olarak falan kullanır herhalde, başka bir şeye yaramaz o, çay altlığı, tabak altlığı olur. İçinde bilgi yok, çizim var. Birçok hayvan çizimi var. Delil yok, bir tane delil yok içlerinde tek bir tane ara fosil koymamışlar. Yüzlerce sayfa var, beni taklit ediyorlar. Benim kitabımı taklit etmiş İş Bankası işi gücü bırakmış, benim kitaba güya cevap verecek Evrim atlası diye, Yaratılış Atlasına, Evrim etlası İş Bankası’nın marifeti, baktım içine bir de büyükçe yapmış benim Yaratılış Atlası gibi yapmış. Kardeşim büyük olması, hacimli olması, bol resim olması, içi ağzına kadar hurafe dolu olduktan sonra neye yarar. Sen içine bir tane, tek bir tane ara fosil koyman lazım. Bir tane, o zaman ben seni dinlerdim. Tek bir tane ara fosil koymamışsın. Bir yerde dersin ki “arkadaş protein tesadüfen olur” dersin. Diyemiyorsun. 7 kilo selüloz yani 7 kilo tahta olmuş olur. Hiçbir şeye yaramaz. Bıraksınlar bu taklitçiliği. Türkiye İş Bankası beni güya durdurmuş oldu kafasınca. Silindir gibi ezdim, bir kere daha ezmiş oldum. Acizliklerini gördüler, güçsüzlüklerini gördüler. Yani karşımda ne hale geldiklerini gördüler. Onları nasıl ezdiğimi gördüler ve çaresizliklerinin imzasıdır bu. O kitap, nasıl perişan hale düştüklerinin, nasıl karşımda ezildiklerinin imzasıdır.
ALTUĞ BERKER: Siz yaratılış delillerini her zaman gösteriyorsunuz Hocam. Uygun görürseniz onlara gösterelim.
ADNAN OKTAR: Evet
ALTUĞ BERKER: 30 milyon yıllık fil ön dişleri bunlar.
ADNAN OKTAR: Türkiye İş Bankası’nın kapısına koymak lazım onu, giriş kapısına fil dişlerini.
ALTUĞ BERKER: Bunlar da Hocam 490 milyon yıllık kolsu ayaklılar.
ADNAN OKTAR: Bak 490 milyon yıldan beri değişmemiş. Kol, bacak çıkıp yakışıklı bir delikanlıya dönüşmemiş. Olduğu gibi duruyor.
“Hollanda’dan Adem, Selamun Aleykum, geçen programda bir kardeşimizin annesi İskender Evrenesoğlu’na bağlı olduğunu söylemişti. Bunda bir sakınca var mı diye sormuştu hatta hatırlamıyorum, bu kişinin durumunu açıkladı” diyor. “Mahkemelik oldu, haberlere çıktı” diyor. Bu kardeşimizin annesi “ben Resulüm, ayetler geliyor bana” diyen adamla görüşüyor Hocam” diyor. Şimdi burada zaten durum belli ama kadında da bir sorun olabilir. Orada niye sadece İskender Evrenesoğlu’nda olsun. Kafasına balkabağı gibi bir şey geçirmiş olmakla, ortaya çıkmakla, “ben peygamberim, bana vahiy geliyor” demekle zaten yanlış yolda olduğunu gösteriyor. Aklı başında bir insan bunu anlamaz mı? “Bana sureler geliyor, vahiy geliyor. Bana Kuran gibi kitap geldi” diyor. Ayet var zaten, Allah küfre gideceğini söylüyor bunu söyleyenlerin. Bu çok net, “Hayır, ben dinlemiyorum. Buna rağmen yanına gidiyorum” derse ne diyelim? Adam Hindu da oluyor, Budist de oluyor, Marksist de oluyor, Stalinist de oluyor. Memleket özgür yani niye oldun demeyiz. Ama küfür olduğu belli böyle bir sözün, beş yaşında çocuk olsa anlar. “Kuran’dan ayrı bana bir kitap geldi daha” diyorsa biz insan nedir bu durum? Küfre gitmiştir. Ayette açıkça söylüyor Cenab-ı Allah. “Bana da vahyolunuyor diyenden daha zalim kim vardır” diyor. Ve yalancı peygamberlere dikkat çekilmiştir, açıktır bu.
Ben yine biraz Nur talebelerinin içindeki o vesveseyi kaldırmak için, Nur talebelerine yapılan o olumsuz telkinin tamamen kırmanın yolu, yine Bediüzzaman’ın has talebelerini konuşturmak. Seyid Salih Özcan Hocamız’ı dinleyelim yine.
-VTR- Seyid Salih Özcan Hocamız
ADNAN OKTAR: Şimdi de Rufai Şeyhi Şeyh Ömer Hocamız’ı dinleyelim.
-VTR- Şeyh Ömer Efendi
ADNAN OKTAR:Şeyh Ömer Efendi bayağı nezih bir insan. Çok sevecen ve bütün Müslümanları kucaklayan bir insan. Mezhep ayrılıklarının tehlikesine dikkat çekiyor. İttihad-ı İslam’ın ancak barışla, kardeşlikle, sevgiyle oluşacağını söylüyor. Böyle aydın, kaliteli, muhterem büyüklere çok büyük ihtiyaç var inşaAllah. Ve Darwinizm’in yıkılışının ne kadar önemli olduğunu, Darwinizm’in put olduğunu, materyalist-Darwinist sistemin, deccaliyet olduğunu çok güzel kavramış ve buna karşı mücadelenin de hayati olduğunu çok iyi bilen bir insan. O konudaki Hocamız’ın görüşlerini de alalım.
-VTR- Şeyh Ömer Efendi
ADNAN OKTAR:Hoca Efendi’nin hitabeti çok güzel. Çok akıcı konuşuyor. Taassup içerisinde değil. Bayağı samimi. Sevgisi, saygısı, hürmeti çok güzel. Böyle insanlar çok değerli. Allah sayılarını arttırsın. Çok mübarek bir Şeyh. Talebelerini de tebrik ediyorum. Böyle değerli bir Şeyhe sahip oldukları için, Allah onlara lütfetmiş. MaşaAllah, Hocalarının değerini inşaAllah çok iyi bilirler, Allah imkanını verir, inşaAllah.
“Nur yüzlü Muhammed Adnan Hocam” diyor. “Hocam arkadaşlarla beraber sizleri izliyoruz” diyor. Daha önce içki içiyorlarmış, artık bundan vazgeçtik diyor. Kastamonu’dan yazan bir kardeşimiz ama tabii klasik bizim sözlükçü keratalardan olduğu anlaşılıyor. Merak ve ilgiyle izliyorlar. Hakikaten de olumlu etkisi de oluyor. İnci sözlük de, Ekşi sözlük de tam kadro böyle keratalar. Acayip yamanlar. Tam böyle hayta keratalar.
“Selamun Aleykum aslan Hocam. Eğer okunmazsa, boşa gider bu yazım” diyor. “Onun için Allah rızası için okuyun” diyor. “İnsanların yüz bin, iki yüz bin yıl önce nasıl yaşadıklarını bilgisizliğimden anlatamadım. O dönemde insanların yaşadıklarını bile bilmiyorum ki nasıl anlatayım?” diyor. Hepimizi Peygamberlere ve sahabelere komşu kılsın bizi. Azaptan esirgesin” diyor. Rotherdam Hollanda’dan Hikmettin Usta. Samsun’luymuş. Biz de ona Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu” diyoruz. Yüz bin, iki yüz bin sene önce, tabii demir kalmıyor, bakır kalmaz. Kumaş kalmaz, tahta kalmaz, eriyor. Taş kalıyor bir tek. Taşlara baktığımızda da şimdiki teknolojiyle taşınamayacak taşları alıp 100 km, 200 km öteden alıp getirmişler. Bir şeyler yapmışlar yani. Bir yerler kurmuşlar. Bir yerler yapmışlar. Akıl alacak gibi değil. Ama her devirde dinsizler de olmuştur, dindarlar da olmuştur.
ALTUĞ BERKER: Şöyle söylediniz;“deccaliyeti ve şeytanlığı şu an Hz. Mehdi (a.s), altına aldı boğuyor” dediniz. “Bunlar boğulmanın getirdiği bağırtılar, böğürtülerdir, etraftan gelen sesle, bu panik ondan” dediniz. “Şeytan bağırıyor, "Mehdi (a.s) beni öldürüyor, beni kurtarın" diyor. "Hiç olmazsa bir nefes alayım" diyor. "Hiç olmazsa bir yüz sene ertelesin, bir beş yüz sene ertelesin, nefes alayım" diyor. Ama bırakmayacak, ara vermeyecek Hz. Mehdi (a.s). Ayağının dibinde ölecek, bundan kurtulamaz. Hadiste de var; “Hz. Mehdi (a.s)'ın ayağının dibine ceset olarak serilir şeytan”, diyor. Kader böyle, Allah böyle yazmış” dediniz inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bak, Bediüzzaman ne diyor; “eğer şeddeli mim dahil, şeddeli lamlar gibi bir sayılsa o vakit 1284 eder o tarihte Avrupa kafirleri devlet-i İslamiye’nin nurunu söndürmeye niyet ederek 10 sene Rusları tahrik edip Rus’un 93 muharebe-i meş’umesini alemi İslam’ın (İslam aleminin) parlak nuruna muvakkat geçici, bir bulut perde ettiler.” Bak Kuran’dan çıkartıyor ebcedle. Fakat bunda Risale-i Nur şakirdleri yerine Mevlâna Hâlid (k.s.)’un şakirdleri o bulut zulümatını dağıttıklarından, bu âyet bu cihette onların başlarına remzen (işaretle) parmak basıyor. Şimdi hatıra geldi ki, eğer şeddeli "lamlar" ve "mimler" ikişer sayılsa. Bundan bir asır sonra” yani 2010’da “zulümatı dağıtacak zatlar ise, Hazret-i Mehdi (a.s)'ın Şakirtleri olabilir”. Bak net tarih veriyor. Bundan bir asır sonra diyor. Hani vakit belli değildi? Hani vakit vermiyordu Bediüzzaman? Çok net tarih vermiş. “İsa Aleyhisselâm'ı nur-u iman ile tanıyan ve tâbi' olan (O'na uyan) cemaat-ı ruhaniye-i mücahidînin (ruhani mücahidler (ilmen mücadele edenler) cemaatinin) kemmiyeti (sayısı), Deccal'ın mektebce ve askerce ilmî ve maddî ordularına nisbeten çok az ve küçük olmasına işaret ve kinayedir” diyor. Risale-i Nur 5. Şua’da, 920. sayfada Bediüzzaman. 908’de yine deccalden bahsediyor uzun uzun. Bazı Nur talebesi kardeşlerimize göre de, bunların hepsi yalan. Bediüzzaman yalan söylemiş. Bir tek onlar doğru söylüyorlar. Böyle genizden kavruk kavruk, tamamının yalan olduğunu söylüyorlar. Kendileri ne hikmetse her şeyi bilen adam havasındalar. “Ahir zamanın o büyük şahsı neslen âl-i Beytten olacak. Biz Nur şakirtleri, ancak mânevî âl-i Beytten sayılabiliriz.” “Biz de seyyidiz ama manen seyyidiz” diyor Bediüzzaman. “Hem Mehdilik istinadı hiç kabul etmediğini bütün kardeşlerim şahadet ederler. Hatta Denizli'deki ehli vukuf (bilgi sahibi kişiler) eğer Said Mehdiliğini ortaya atsa bütün şakirtleri (talebeleri) kabul edecek dediklerine mukabil (karşılık), Said itiraznamesinde demiş ki: "ben seyyid değilim Mehdi (a.s), seyyid olacak" diye onları reddetmiş.” Halbuki, Bediüzzaman da asrının Mehdisidir. Devrinin Mehdisidir. Ama “büyük Mehdi (a.s) 3 vazifeyi birden yapacak” diyor Bediüzzaman. “Ben bir vazifeyi yaptım” diyor. Ama tabii ki Mehdi’dir Bediüzzaman. Bir nevi Mehdi’dir, inşaAllah. Ama “diğer Mehdiler bir vazifeyi hep bir cihette yapmışlardır” diyor. Yani imani konularda, diyanet konusunda yapmışlardır. Ama o hem diyanet, hem siyaset, hem saltanat, 3 görevi birden yapacak” diyor.
ALTUĞ BERKER:Siz daha iyi bilirsiniz Hocam inşaAllah, “Hakiki beklenilen” diyor. “Bir asır sonra gelecek o zat” diyor.
ADNAN OKTAR:Evet hakiki beklenilen diyor
SUNUCU:Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri programımıza 00.30’dan itibaren, Aksu Tv, Gaziantep Olay Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Kütahya Destan Tv ve www.HarunYahya.Tv sitemizden devam edeceğiz.
Makaleler
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Bunları Biliyor Musunuz?
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...