SUNUCU: İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam Çay TV, Kanal Avrupa, Mavi Karadeniz Radyo, www.HarunYahya.Tv, Ankara Beypazarı Seyelan Tv, Çorum Kanal 19, Mardin Kanal 47, Sivas Sipaş Tv, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Uşak Egem TV’den canlı olarak yayınlanan ‘Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri’ programımıza hoş geldiniz. Hocam buyrun.
ADNAN OKTAR: Herkes hoş geldi.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam. Şu an Paris’te malumunuz büyük bir konferansımız devam ediyor Hocam, inşaAllah. Théatre du Gymnase Marie-Bell isimli bir salonda. Hem Fransızların hem de Müslümanların yoğun ilgisi varmış, inşaAllah. Çok sayıda basın mensubu varmış, izleyen ve kayıt yapan. “Evrim Teorisinin Çöküşü” ve “İslam Barış Dinidir” isimli iki anlatım yapıldı. İnşaAllah az sonra da sizinle bir bağlantı yapmak istiyorlar Hocam, inşaAllah. Salonun resimleri var Hocam, inşaAllah. Bu salonda yapıldı Hocam, inşaAllah konferans.
ADNAN OKTAR: Bayağı şık, güzel bir yermiş.
ALTUĞ BERKER: Bu konferanslarınızdan bilgi verebilir miyim Hocam biraz?
ADNAN OKTAR: Evet.
ALTUĞ BERKER: Seri konferanslarımız hızla devam ediyor, inşaAllah. Dün iki konferansımız olmuştu. Biri Marsilya’da gündüz gerçekleşti, öğrenci dernekleri düzenledi. Müslüman kardeşlerimizin yanı sıra Fransızların da yoğun ilgisi varmış. Bu konferansın resimleri vardı Hocam, inşaAllah. Onu da göstereyim, Marsilya’daki konferansımızın resimleri. Sizin kitaplarınız ve Yaratılış Atlası sergilendi, inşaAllah. Afiş sergisi oldu. Sizin dün bağlandığınız Paris’teki konferans öncesinde de bir fosil sergisi düzenlendi. O sergi ve konferansla ilgili de birkaç resim vardı Hocam. Onu da gösterelim kardeşlerimize.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, koridorlar falan, her yer dolmuş.
ALTUĞ BERKER: MaşaAllah. Bir bu kadar da hanım kardeşlerimiz varmış, başka bir bölümde dinleyen, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Bugün gündüz de iki tane konferans olmuştu Hocam, malumunuz, inşaAllah. Bir tanesi La Plume Verte isimli okulda öğrencilere aitti. Sadun anlattı Hocam, “Evrim Teorisinin Çöküşü” konulu konferansı, inşaAllah. Çok ilgiliymiş öğrenciler. Soru-cevap bölümü de olmuş. Fosil sergisini de çok dikkatlice incelemişler Hocam, inşaAllah. Öğrenciler de, öğretmenler de, veliler de çok memnun kalmışlar Hocam, maşaAllah. İkinci Hocam, konferansın, Fransa’nın en büyük Şii camisinde gerçekleşti. Tufan, inşaAllah verdi, “İslam Barış Dinidir” konulu konferansı. Büyük bir katılım olmuş bu konferansa da. Şii kardeşlerimizin size karşı çok büyük bir saygı ve sevgileri varmış Hocam, maşaAllah. Çok soru sormuşlar, sizi daha yakından tanımak için. Uzun bir konferans olmuş. Sizin de kardeşlerimize yönelik olan bir konuşmanız yayınlanmıştı Hocam, inşaAllah konferansta. Şu ana kadar konferansların altı tanesi bitti. Üç tane daha konferans olacak, inşaAllah Hocam. Yarın Strasbourg’ta konferansımız var. Büyük Strasbourg Camii’nde olacak Hocam. Akşam 7’de fosil sergisi başlayacak. Fbg de Pierre adresindeki camide olacak, inşaAllah Hocam.
16 Ocak 2011, Paris, Théatre du Gymnase Marie-Bell'de gerçekleşen konferans ile video konferans:
ADNAN OKTAR: Herkese selam ediyorum. Herkese esenlik, güzellik, iyilik diliyorum. Bütün Fransız arkadaşlara, Müslüman kardeşlerime ve Hristiyan, Musevi arkadaşlara da güzellikler, esenlikler diliyorum. Müslümanlık sevgi dini, barış dini, kardeşlik dini. Peygamberimiz (s.a.v) müşriklerin ağır baskısı zamanında biliyorsunuz Hristiyanların yanına Müslümanları göndermişti, hicret etti Müslümanlar. Hicretin amacı Hristiyanların yanında rahat etmekti. Nitekim onların yanında daha rahat ettiler, daha huzurlu oldular. Hristiyan hanımlarla evlenilebiliyor. Musevi hanımlarla evlenilebiliyor. Yemekleri yenir, ticaret yapılır; arkadaşça, kardeşçe bir bağ olur. Bunu Peygamber Efendimiz (s.a.v) kendi sağlığında uygulamış. Hatta mübarek cübbesini çıkarıyor, seriyor, onun üzerine oturuyor Hristiyanlar, Museviler. Onları ağırlarken zaman zaman yaptığı güzel bir jesti onun, güzel bir tavrı. Dolayısıyla Hristiyanlara karşı da, Musevilere karşı da hatta ateistlere karşı da şefkatle yaklaşmamız gerektiği açıktır. Dinin bir gereğidir. Çünkü kalbi dine ısındırılacak olanlara da para veriliyor biliyorsunuz. Yani imkan tanınıyor. Yiyecek veriliyor, eşya veriliyor, imkan veriliyor. Kuran’da var “kalbi ısındırılacak olanlar” diye. Dolayısıyla sevdiren, şefkatli bir din anlayışıdır, İslam dini. Kardeşlerimizin de bu gözle olaylara bakmasını istiyoruz. Aleviler, Bektaşiler, Şiiler, Caferiler, Sünniler, Vahhabiler hepsi kardeştir. ‘La ilahe İllAllah Muhammeden Resulullah’ diyen herkes birbirinin kardeşidir, birbirinin dostudur. Ayrılık, tefrika İslam’da haramdır. Allah ayette söylüyor; “Müslümanlar kardeştir” diyor. Aksi olmaz. Kuran ayetleri hep Müslümanların topluluğuna hitap eder. Müslümanları tek bir topluluk olarak kabul ederek hitap eder. Hatta Cenab-ı Allah; “kurşunla kaynatılmış binalar gibi birlikte mücadele edenleri Allah sever” diyor. Kuran ayetidir. O yüzden özellikle Fransa’da, Fransız halkı nezih, kibar bir toplumdur. Zarif insanlardır. Orada İslamiyet’in anlatılması, Darwinizmin geçersizliğinin anlatılması çok hayati bir konu. Darwinizmin geçersizliği doğru, bilimsel bir gerçek. Çünkü Darwinizm doğru olsaydı biz derdik, doğru derdik. Bilimsel bir gerçek. Ona göre de belki yorumlardık, Kuran’a göre olayı açıklardık. Ama tek bir tane ara fosil olmayınca, ama bak tek bir tane ara fosil yok, Darwinistlerin dediği gibi. Ve bunu Darwin kendi de söylüyor, “ara fosil yok” diyor. Ayrıca bir proteinin tesadüfen meydana gelmesi de imkansız olduğuna göre. Tek bir proteinin meydana gelmesi mümkün değil. Çünkü bir proteinin olması için başka bir proteine ihtiyaç var. Yani bu sıfır demektir. Bakın bir protein var, başka proteini meydana getirebiliyor. Ama protein yoksa protein oluşamıyor. Yani şu kadarda bir ihtimal, bu kadar da bir ihtimal diye bir ihtimal yok. Hiç, imkansızdır proteinin tesadüfen meydana gelmesi. Nitekim de Dawkins’e sorulduğunda, “uzaylılar yaptı” diyor, “uzaylılar gelmiş olabilir, uzaylılar yapmış olabilir” diyor. Buna benzer komik açıklamalar yapıyor. Dolayısıyla Darwinizm gerçekten bir safsatadır. Gerçekten dünyayla alay etmedir, dünyaya söylenmiş büyük bir yalandır. Bilimsel olarak bu konuları zaten şimdi arkadaşlarımız konferansta açıklayacaklar. Ama detaylı arkadaşlarımızın merak ettiği konular varsa onları da tabii ki ayrıca soru olarak sorabilirler. Bütün Fransız halkına, bütün oradaki Müslüman kardeşlerimize selamlar söylüyorum. Oradaki bütün Müslüman kardeşlerime, hepsine selam ediyorum, sevgi duyuyorum, saygı duyuyorum. Hristiyanlara, Musevi arkadaşlara, onlara da saygılarımı, sevgilerimi iletiyorum. Orada ateist olan arkadaşlar varsa onlara da şefkatlerimi, onlara da arkadaşça, kardeşçe yaklaşımımı onlara ifade ediyorum. Çünkü onlar da Allah’ın bir kulu. Biz onlara kinle, nefretle bakmayız, iyi olmalarını isteriz. Gönülleri rahat olsun. Biz Fransa’nın ekonomik yönden de güçlü olmasını, siyasi yönden de sağlıklı olmasını, Fransız devletinin, Fransız milletinin huzur içinde yaşamasını isteriz. Ama Allah’sız olarak, dinsiz olarak toplumun mutlu olmadığını Allah bize gösterdi. Mümkün değildir, imkansızdır. Toplum ancak Allah sevgisiyle, şefkat, merhamet, sevgi, saygı, dostluk, kardeşlik, fedakarlık hisleriyle mutlu olabiliyor. Bunlar gitti mi egoistlik, bencillik, hırçınlık, saldırganlık gelir. O yüzden İslam dinine, Kuran’a sıkı sıkıya sarılmak Fransızlar için de bir berekettir. Diğer milletler için de bir berekettir, güzelliktir, huzurdur, mutluluk kaynağıdır. Bütün insanlık yakın zamanda hem Mehdi (a.s)’ı görecek, hem de Hz. İsa Mesih (a.s)’ı görecek. İsa Mesih (a.s)’ın bizzat kendisini görecekler. Bu yüzyılda insanlar bu şerefe nail olacaklar. Hatta on yıl içerisinde diyebilirim. Yani umuyoruz, inşaAllah, Allah’ın izniyle. Çünkü ben belki emin olabilirim ama başkası için bunu söyleyemeyeceğim için, on yıl içerisinde diyorum, inşaAllah; Allah’ın izniyle görecekler. Hem İslam’ın bütün dünyayı sevgiyle sardığını, şefkatle sardığını, bereket ve bolluk getirdiğini görecekler. Hem Hz. İsa (a.s)’ ın gelip Kuran’ı övdüğünü, Kuran ahlakını övdüğünü görecekler, Peygamberimiz (s.a.v)’i övdüğünü ve sevdiğini görecekler. Dünya adeta bir bayram yerine dönecek. Biz buna Altın çağ diyoruz. Şimdi o dönemdeyiz, inşaAllah. Bu mutlu, güzel günleri orada bulunan bütün arkadaşlarımızın ve bütün milletimizin, bizi dinleyen kardeşlerimizin de görmesini Allah’tan temenni ediyorum. İnşaAllah da göreceğiz, Allah sağlık sıhhat verirse. Herkese sevgilerimi, selamlarımı, saygılarımı sunuyorum. İnşaAllah, güzel bir sohbet toplantısı olur, faydalı olur. Herkese hayırlı geceler diliyorum, inşaAllah. Hayırlı sohbetler diliyorum.
ALTUĞ BERKER: Dün Mehmet Şevket Eygi Hocamızın yazısında Hocam, “İslami cemaatler” demiş, “tarikatlar, gruplar arasında kardeşlik olmaz, husumet olursa ümmet zelil duruma düşer” diyerek, birliğin ve beraberliğin önemine dikkat çekmiş. “Kardeşlik farz olduğu gibi birlik de farzdır. Ancak birlik olması için Müslümanların başlarına ehil ve layık bir reis, imam, emir seçmeleri ve ona biat ve itaat etmeleri gerekir” demiş. “Eğer birlik ve beraberlikten uzak ve mahrum kalınırsa bugünkü gibi mağlup vaziyete düşer, sefil ve esir oluruz” diyerek bitirmiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Öyle muhterem bir insan ki Mehmet Şevket Eygi, bir tek Allah’tan korkar. O yüzden de, candan olduğu için, taviz vermediği için, İttihad-ı İslam’ı savunduğu için, Türk-İslam Birliği’ni savunduğu için; Müslümanların bir merkezde, bir lider etrafında toplanması gerektiğini savunduğu için bazı kişiler tarafından da yalnız bırakılmaya çalışılır. Onun hiç kimseye ihtiyacı yok, Allah ona yeter. Onu sevenler ona yeter, müminlerin salih olanları ona yeter, Hocamıza. Çok mübarek ve muhterem bir insan. Tam bir Osmanlı beyefendisi, tam bir çelebi, tam bir nezaket insanı, görgü insanı, efendilik insanı. Allah ömrünü uzun etsin, Allah bizlere bağışlasın Hocamızı, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam. Milliyet yazarı Mehmet Tezkan, 1961 yılında inşa edilmiş boğaz kıyısındaki Defterdar İbrahim Paşa Camii’nin onarılarak orijinaline uygun yeni bir görünüm kazanmasına büyük bir memnuniyet duyduğunu belirten bir yazı yazmış. Ayrıca yazısında Cuma namazına gittiğini, hatta arada sırada Cuma namazlarını Murat Birsel ile kıldıklarını da anlatmış.
ADNAN OKTAR: Bu güzel haber. Murat Birsel’i tebrik ediyorum. Nur yüzlü bir çocuk, maşaAllah. Namaz kılıyor olması da beni çok sevindirdi, tebrik ediyorum. MaşaAllah, elhamdulillah, çok güzel.
ALTUĞ BERKER: MaşaAllah. Yiğit Bulut’un evrimle ilgili bir yazısı vardı Hocam bugün. “Evrimcilerin hayatın başlangıcı ile ilgili olarak bir Yaratıcı’nın varlığına inananları bilimsel olmamakla ve nedensellik ilkesi dışına düşmekle suçlarken, kendi iddialarına mantıklı ve rasyonel bir açıklama getiremiyorlar” demiş. Evrimcilerin geldikleri noktanın hep aynı olduğunu, “her şey tesadüfen bir araya geldi ve cansızlardan bir can ortaya çıktı” iddiasında bulunduklarını, halbuki “sularda hayat tesadüfen başladı” gibi bir açıklamanın aslında bir saplantıdan başka bir şey olmadığını söylemiş. “Dolayısıyla evrimcilerin savundukları bu tesadüf tezi, neden Yaratıcı’nın varlığı tezinden daha üstün olsun?” diye sormuş. “Evrimciler bu soruya cevap veremedikleri sürece bir Yaratıcı’nın var olduğunu söyleyenlerden asla daha kabul edilebilir değiller ve olamazlar da” diye eklemiş Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şu Yiğit Bulut gibi delikanlı yazarların sayısı Türkiye’de bir artsa, çok çok şahane olacak. Epey bir kısmı çok titrekler ve toplumun geneline uyma eğilimindeler. Biraz toplum psikolojisi ile hareket ediyorlar. Mesela Yiğit Bulut öyle değil. Müstakil, doğru olan neyse onu söylüyor, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Evet, maşaAllah. Hocam, Zaman Gazetesi’nde yine Ethem Mahçupyan, Türk Milleti kavramını eleştirmiş. “Başbakan Türk Milleti kavramının bir üst kimlik olduğunu ve hangi etnik kökene dahil olursa olsun bu topraklarda yaşayan vatandaşlarımızın Türk Milleti’ne dahil olduğunu söylüyor ama iş Azerbaycan’a gelince "biz iki devlet, tek milletiz” diyor. Yani Türk Milleti kavramını etnik kökene dayandırıyor” demiş. Böyle bir samimiyetsizliği hiçbir onurlu Kürt’ün kabul etmeyeceğini ve Kürtlerin böyle bir durumda Türkiye ya da Azerbaycan’la manevi bağ kurmasının olanaksız olduğunu söylemiş. “Kürtler ya Türklerle birlikte tek millet olmadığımızı kabul edecekler ya da tek millet olmayı hedefleyip bunun adına Türk Milleti demeyecekler” demiş. Ayrıca BDP’nin izlediği siyasette bir problem olmadığını, asıl sorunun Türklerde olduğunu belirtmiş.
ADNAN OKTAR: Şimdi zihni sinir projesi gibi laflar bunlar, çok gereksiz. Karmakarışık bir sisteme gerek yok. Bütün dünyada uygulanan model budur. Fransızlar vardır, bak şimdi Fransa’da konferans var. Adamlara sorun, nerelisiniz diye, Fransızım diyor adam. Almanya’da Almanım diyor. Adam Meksikalı ama Almanım diyor. Yani bu bu kadar şamatası yapılacak bir konu değil ki. Ne kadar uzatıyorlar bunu böyle? Biz Kürtlerle iç içeyiz, kardeşimiz onlar. Bizim hiç haberimiz bile yoktu, sonradan çıkardılar bunu. Bizim arkadaşlarımızın Kürt olduğunu ben sonradan öğrendim, bilmiyordum ben birçoğunu. Ne fark eder? Kürt olsa ne olur, Çerkez olsa ne olur, Laz olsa ne olur? Hepsi bizim kardeşimiz, hepsi Adem (a.s)’ın evladı. Bunu boş yere zorlamalarına gerek yok, hiçbir şekilde Kürtler bizden ayrılmazlar, biz de onlardan ayrılmayız. Bir vücut, biz bir arada mutlu yaşıyoruz, hoşumuza gidiyor. Bölünme istemiyoruz. Uzatmaya gerek yok. Federasyon, mederasyon, onları da istemiyoruz. Bizi böyle tedirgin edecek işlere gerek yok. Biz Türk-İslam Birliği’ni istiyoruz, İttihad-ı İslam’ı istiyoruz. Karmaşık bir şey yok.
ALTUĞ BERKER: Hürriyet’te Cüneyt Ülsever Türk-İslam Birliği politikası hakkında aklına takılan bazı soruları sıralamış Hocam. “Bir, Araplarla Türkleri aynı potada değerlendiren Başbakan, bu uluslararası birlikteliğin referansını neden din olarak seçti?” diyor. “İkincisi, Arap ülkeleri araştırma ve geliştirme konusunda çok geriler böyle bir birlik olduğu takdirde bilimi hayata taşımadan nasıl kendimize yetecek gücü bulabileceğiz?” diyor. “Üç, Araplarla din ve coğrafya konusundaki ortak öğelerimiz dışında pek bir benzerliğimizin olmaması sorun yaratmayacak mı? Dört, Arap ülkeleri kendi aralarındaki anlaşmazlıkları; Şiilerin, Sünnilerin arasında ya da Iraklı Sünnilerin, Iraklı Kürtlerin arasındaki anlaşmazlıkları birbirlerinin taleplerine olumlu bakmalarını engellemeyecek mi?” diye sorular sormuş Hocam.
ADNAN OKTAR: Şimdi dini ciddi olarak hayata geçirmedi mi bir insan, din hayatının bütününü kaplamadığında, tamamen Allah için yaşamadığında bir garibine gider bu anlatım. Dini adam bir yan, sosyal olay olarak görüyor. Yani adamın dini olur, başka yönleri olur, mesleği olur, işte hayatının başka yönleri olur. Din hayat demektir zaten. Din hayatın bütünü. Mesela benim şu an burada konuşmamın nedeni dindir, Fransa’da yapılan konferansın nedeni dindir, birisine yardım etmemizin nedeni dindir, güzel ahlaklı olmamızın nedeni dindir, gösterdiğim şefkatin nedeni dindir. Hepsi dine dayalıdır, yani benim hayatım. Dolayısıyla fertler dindar olduğunda bu hayatın her yönüne yansır. Biz Arapları, İranlıları, başka milletleri, Fransızları fark etmez, Müslüman olarak çok seviyoruz. Müslüman kardeşlerimiz olarak. Mezhebi ne olursa olsun. Eğer Hristiyan ve Yahudi ise de potansiyel Müslüman olarak görüyoruz ve yine şefkat duyuyoruz. Dolayısıyla din, din bağı en hayati bağdır. Yani din bağı olduktan sonra bunun üzerine daha ilave ne olsun? Adam cahilse eğitirsin, bilgisi yoksa bilgili hale getirirsin, görgüsü yoksa görgüsünü geliştirirsin; sanattan, bilimden anlamıyorsa sanatı, bilimi öğretirsin. Din uygulamayınca tabii ki sanat da gelişmez, bilim de gelişmez, ahlakın detayları da gelişmez. Zaten “Türk-İslam Birliği oluştuktan sonra bu gelişmeler olacak” diyoruz biz. “Şu an var, her şey mükemmel” dedik mi biz? Şu an İslam alemi perişan durumda zaten, berbat. Bak her yerde ayaklanmalar; Fas, Tunus, Cezayir, her yer birbirine karıştı. Her yerde azap var, her yerde kan var. Müslümanlar dünyanın hiçbir yerinde huzurlu değiller, hiçbir yerinde güvende hissetmiyorlar kendilerini. Tabii Allah’a tevekkül ediyorlar ama sebebe sarılma açısından güvenlik yok. Bu Mehdiyet devrindedir. Bir de şu ‘Yeni Osmanlı’ falan, bu edebiyatı bıraksınlar. Öyle bir şey yok. Türk-İslam Birliği var. Tarih ne demektir? Geçen zamana denir tarih. Osmanlı geçmiş artık. Selçuklular geçmiş, Gazneliler geçmiş. Altınordu Devleti vardı, vardı oğlu vardı. Bütün devletler vardı ama hepsi yıkıldı, yok oldular. Şimdi oturup “biz Selçuklulara benzemek istiyoruz” diyor muyuz? “Gaznelilere benzemek istiyoruz” diyor muyuz? Biz ne diyoruz? “Kuran ahlakıyla yaşamak istiyoruz” diyoruz. Bunun adına Türk-İslam Birliği deniliyor. O zamanki ismi Osmanlı olabilir, Osmanlıydı ismi. Ama Osmanlı tarih oldu artık, tamam, tarihe geçti yani. Çarşamba geliyor, sonra Perşembe gelir. Çarşamba Perşembe’ye benzemez, ayrıdır yani. Dolayısıyla ‘Yeni Osmanlı’, ‘Yeni Osmanlı’ diye sürekli konuyu oraya getirmelerine gerek yok. Biz Osmanlı’nın güzel olan bütün yönlerini alırız. Mehterini alırız, yemeklerini alırız, sanatını alırız, birçok şeyini alırız. Ama beğenmediğimiz yönleri de var bizim Osmanlı’nın. Eleştirdiğimiz yönleri de var. Öyle körü körüne almayız. Bizim ölçümüz Osmanlı değil ki, Kuran bizim ölçümüz, Kuran ahlakıdır. Dolayısıyla evirip çevirip ‘Yeni Osmanlı’ demeye gerek yok. Ağızlarını alıştırsınlar. Bakın, Türk-İslam Birliği, Türk-İslam Birliği. Bu cümleye alışsınlar artık.
“Selamun Aleykum Hocam.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Dün geceki sohbetinizde Facebook’ta olumsuz yorum yazanlara cevap vermenin şeytanın hizmetine girmek, bir nevi boş işlere dalmak olduğunu belirttiniz. Daha önce "sadece ayet yazın" dediğiniz için ayet yazıyorum. Dediğiniz gibi bazılarına ne dersen anlamıyor. Mesela Kitap Ehli’nin hepsinin bir olmadığının anlatıldığı bir ayetin altına, "hayır, onlar bizim düşmanımız" deyip, düşmanlık eden ayetin hükmünü yazıyorlar. Yani farkı anlamıyorlar. Bu insanlara ne derseniz kar etmiyor gerçekten. Sözde Kuran’ı savunmuş oluyor ama Kuran’ın diğer ayetlerini haşa yok sayıyorlar. Ayrıca o kadar kaba ve avamı üslupla saldırıp, karşısındakileri tehdit edip, karalıyorlar ki insan; sabır, güzel sözün önemi, iyi zanda bulunması ile ilgili ayeti söylemek istiyor. Sormak istediğim şu Hocam; çok kişilerin okuduğu paylaşımlarda kişilerle muhatap olmadan geneli hedefleyerek doğru olanı yazsak uygun olur mu? Siz nasıl uygun derseniz öyle yapacağım Hocam. Bereketini görürüz, inşaAllah. Saygı ve içten sevgilerimle, hayırlı akşamlar diliyorum. Deniz Özaygen, İstanbul.” Tabii ki. Mesela Ehl-i Kitap’a bakış açımız nedir? Peygamberimiz (s.a.v) döneminde yaşanan kesitler, Peygamberimiz (s.a.v) ne yapmış, ilgili ayetler, ilgili ayetlerin alimler tarafından yapılmış yorumları, tefsirlerdeki yorumlar, Ehl-i Kitap ile ilgili Kuran’daki hükümler ve Peygamberimiz (s.a.v)’in veda hutbesinde yaptığı konuşmalar, Hz. Ömer (r.a)’ın, Osman (r.a)’ın, Hz. Ali (r.a)’ın uygulamaları, bunları anlatırsın; adam ister anlar, ister anlamaz. Ama tartışmaya girmek, cedel zaten çirkin bir şeydir İslam’da. Allah ayette diyor, şeytandan Allah’a sığınırım; “insan her şeyden çok tartışmacıdır.” Bir de tartıştığın adamın da kim olduğunu bilmiyorsun. Adamın evine bir gidiyorsun, karyolanın altında torbayla esrar duruyor. Adam Fatih’te fuhuş evi açmış, fuhuş yapıyor. Bir o gidiyor, bir o gidiyor, bir o gidiyor. Bir ev var, adamlar kullanıyor. Aynı evi kullananlar, bakıyorsun internette aynı üslupla saldırıyorlar. Aynı esrarı içen, aynı fuhuşu yapan adamlar aynı üslupla Müslümanlara kendilerince saldırdıklarını zannediyorlar. Böyle tiplerle oturup uğraşmaya gerek yok. Bunlar dejenere tipler. Bunlar Allah korkusu, Allah sevgisi, şefkat, merhamet, nezaket bilen insanlar değil. Yani tahmin ettikleri gibi insanlar değil bunlar. Bunlar hayatlarında psikopatlar. Ama garip şekilde hakikaten hiç yapmayacakları dini hükümleri savunuyorlar. Mesela hurafeleri savunuyorlar, muazzam bir hurafe anlayışı var. Bakıyoruz, hayatlarında o hurafelerin hiçbirini yapmıyorlar ama şiddetle savunuyorlar. Ankara’dayken bizim okulun orada ben bir şahıs görmüştüm. Zil zurna içmiş, ayakta duramıyor böyle, iki arkadaşının kolunda götürüyorlar. Birisi orada, Ramazandı, simit almış, yiyerek gidiyordu. Adama saldırdı, “utanmıyor musun ulan, Ramazanda” diyor. Ama zil zurna içmiş, ayakta duramıyor, konuşamıyor dahi böyle. Öbürleri de tasdik ediyor, koluna girenler de, “ayıp” diyorlar. Bunlar, bu tarz adamlar. Onun için oturup bunlarla uğraşmaya gerek yok. Bir de basit, adi insanlar, çirkef insanlar. Yani oturup, Müslümanların muhatap olacağı insanlarda bir parça olgunluk, nezaket, kalite olması lazım. Çünkü ayette diyor Allah; “cahillerden yüz çevir” diyor Allah. Ayet, Kuran ayetidir bu. “Allah’tan korkuyorlarsa öğüt ver” diyor Allah. Bak, “Allah’tan korkuyorlarsa öğüt ver.” Önce Allah’tan korkup korkmadığına bir bak. Allah’tan korkuyorsa içi titreyerek, Allah diyor ki, şeytandan Allah’a sığınırım; “içi titreyerek korkanlara sen ancak anlatabilirsin” diyor, “öğüt verebilirsin.” Ve cahillerden de yüz çevirmemizi söylüyor. Şimdi bu ayetlere göre bizim zaten böyle zırtapoz takımıyla muhatap olmamız uygun olmuyor zaten. Bunlar şeytanın adamları. Vakti adeta içerler, insanın vaktini. Bizim vaktimiz çok dar. Bir saatimiz, iki saatimiz bile çok kıymetli, kardeşlerimizin de çok kıymetli. Onun için vakitlerini değecek insanlara ayırsınlar. Böyle kalitesiz, basit, akılsız tiplerle oturup uğraşmak yazık olur. Çünkü diğer kardeşlerimizin hakkını gasp etmiş olurlar. Olmaz.
“Selamun Aleykum Adnan Hocam. Fethullah Gülen Hocaefendi’yi canlı yayına davet etme fikriniz mükemmel bir gelişme bence. Bu dediğinizi yaptığınız takdirde Nur cemaati içinde yeni bir dönem başlayacağı kanaatindeyiz. Ayrıca Cübbeli taraftarı olan ve gözleri sadece siyah beyaz gören bir grup da bundan iyi yönde etkilenecektir. Ama Fethullah Hocamız’ın referandum sonrası Pensilvanya’da yaptığı bir röportajı Samanyolu Tv’de sonuna kadar izledim. Hocamız aynen şöyle diyor; "Kuran’ı Kerim her asır içinde bulunduğumuz çağın ihtiyaçları doğrultusunda yeniden alimlerin, ulemaların ortak çalışmaları ile tefsir edilmelidir ve Risale-i Nur Külliyatı içinde bulunduğumuz çağa cevap verememektedir. Ben fakirane bundan anladığım... Ayrıca Hocamız 1975-79’daki gibi Mehdiyet konularına artık değinmiyor. Bunlar bizi tedirgin ediyor Adnan Hocam. Bu konuda bizi bilgilendirirseniz seviniriz, inşaAllah. Mehmet Yenilmez, İstanbul.”
“Risale-i Nur Külliyatı içinde bulunduğumuz çağa cevap verememektedir” demesi, Mehdiyet’in kitapları, Mehdiyet’in anlatımı artık devreye girmiştir. Risale-i Nur’la ikisi birlikte etkili olur anlamında demiştir Fethullah Hocamız. Yoksa “Risale Nur hiçbir şeydir” anlamında, “etkisi geçmiştir” demiyor. Bediüzzaman da söylüyor, “Risale-i Nur’u Mehdi (a.s) hazır bir program olarak neşr ve tatbik eder” diyor. Yani istifade eder. Ama “bütün çalışmaları Risale-i Nur üzerine dayandırır” demiyor Bediüzzaman. Çünkü “diğer bir kısım taifenin uzun tasdikatiyle yazdıkları eseri kendisine hazır bir program olarak alır” diyor, Mehdi (a.s). Bilim adamlarının da, yabancı bilim adamlarının eserlerinden de alacağı anlaşılıyor. Onun için Mehdi (a.s)’ın kitapları, eserleri, cd’leri, anlatımı ahir zamanda devreye girecektir. Dolayısıyla Fethullah Hoca’nın bunu söylemesi makul. Mehdi (a.s)’dan bahsetmemesi de şöyle olabilir, çünkü Fethullah Hoca, “evet, Mehdi (a.s) geldi” derse, yer yerinden oynar. Nerede? “İstanbul’dadır” derse, bir kere daha yer yerinden oynar. “Darwinizmi, materyalizmi şu an eziyor” derse, otuz kere yer yerinden oynar. Bundan çekiniyor olabilir. Yani dikkatli davranıyor olabilir. Fethullah Hoca gibi bir insanın imanı, vicdanı sarsılmaz. Öyle insanlarda vicdan gerilemesi olmaz. Ama bir kısım entel dantel etrafını sarmış durumda, Fethullah Hoca’yı kendi çizgilerine çekmeye çalışıyorlar. Yeni yetme böyle bazı tipler var, Avrupalılara özenen. Bir kısmı da işte şaşar beşer Faruk Beşer tarzlı tipler de yine Fethullah Hoca’yı etkilemeye çalışıyorlar kendi kafalarınca. Fethullah Hoca normalde etkilenmez ama tek başına bir insan, etrafı sarılmış bir durumda. Fethullah Hoca’dan aslında o kadar fazla bir şey beklemeyelim işin doğrusu. O esir alınmış durumda, bir anlamda. CIA üzerinde, FBI üzerinde, birçok tehdit alıyor; şu, bu falan. Biz yapacağız, biz bitireceğiz, inşaAllah. Fethullah Hoca’nın yapacağı bu kadar. Kitapları çıkarttı zamanında, okulların kurulmasına vesile olmuş oldu. Çok, çok, çok fazla bir şey beklemek doğru olmaz. Sonuna kadar açık. Mehdiyet’in bütün alametleri çıktı. Hadisler ortada, kitaplar ortada, belgeler ortada, her şey ortada. Biz var gücümüzle Mehdi (a.s) öncüleri olarak, Mehdiyet’e zemin hazırlayacağız, gayret edeceğiz, inşaAllah. Fethullah Hoca “Mehdi (a.s) çıkmayacak” diyemez, demez de.
ALTUĞ BERKER: Sızıntı Dergisi’nin 4 ay önceki kapağını gösterebilir miyim?
ADNAN OKTAR: Evet.
ALTUĞ BERKER: Eylül, 2010.
ADNAN OKTAR: Bak mesela, daha yeni, Eylül 2010. “Yansan da yangını söndürmek sana düşüyor.” Mehdi (a.s)’a hitaptır bu. “Vicdanın seni kendini ateşe at diyor, ateş sürekli harlıyor, alevler coşuyor, tulumbanı al yetiş, herkes seni düşlüyor.” Dünyayı kurtaracak Mehdi (a.s)’ı sembolize eden bir resimdir buradaki resim. Mehdi (a.s)’ın kendisinin bir ateş içinde olduğunu, çok zor bir ortamda olduğunu vurguluyor. Mehdi (a.s)’ı zaten yakmak isteyeceklerdir insanlar. Asıl hedefleri yakmaktır, Hz. İbrahim (a.s) gibi onu da yakmak isteyeceklerdir. Ama yangını söndürmekle görevlidir. “Vicdanın seni kendine ateşe at” diyor. Mehdi (a.s) tehlikenin içine atacaktır kendisini. En zor tehlikelerin içine girecek. “Ateş sürekli harlıyor” demek, yani “sürekli olaylar çıkıyor, ateşin şiddeti gittikçe artıyor, alevler coşuyor” diyor. Yani “olaylar, anarşi, terör, üzerine saldırılar, gittikçe artıyor, senin üzerine baskılar artıyor.” “Tulumbanı al yetiş ki herkes seni düşlüyor.” Onu söndürecek bilgi, yani Kuran, hadis, her türlü bilgiyi al, “yetiş ki herkes seni düşlüyor.” “Herkes seni bekliyor Mehdi (a.s)” diyor. Dolayısıyla Fethullah Hocamızın yapacağı bu kadardır. O da Mehdi (a.s)’dan bekliyor zaten kurtuluşu. “Ben kurtaracağım” demiyor. Mehdi (a.s)’a uygun zemin hazırlar Fethullah Hoca. Talebeler hazırlar. Şimdi dese ki “Mehdi (a.s) geldi, İsa Mesih (a.s) de vazifede” dese, zaten orada esir konumunda, kim bilir neler yaparlar neler olur diye düşünüyorum, inşaAllah.
“Esselamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berekatuhu.” Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Haydar ve aslan olan aziz Muhammed Adnan Hocam” diyor. Bu da çok güzel. Haydar yeterli zaten. Haydar, aslan anlamındadır. “Haydar Muhammed Adnan Hocam” diyebilir, yeterlidir, “Nasılsınız? Soru bir. "Rüku ve makam arasında," hadislerde geçen bu iki kelime, Mekke’de "rüku ve makam" mıdır, yoksa bunun başka bir manası mı var?” Mehdi (a.s) hiç Kabe’ye, Mekke’ye gitmeyecek diye bir şey yok. Tabii ki de biatın Mekke’de olması çok makul. Yani Mehdi (a.s)’ın Mekke’ye gitmesinden makul ne olabilir? Tabii ki gidecektir. Ama son aşama bu.
“Hadislerde Mehdi (a.s)’ın babasının ismini Abdullah olduğu bildiriliyor. Hocam isim hakiki Abdullah mı olacak, yoksa bunun bir işari manası mı var?” Azarbeycan’dan Tarlan isimli kardeşimiz yazmış. “Esselamu Aleykum” diyor. Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu.
Hadislerde babasının ismi Abdullah demiyor. “Babasının ismi babamın adına uyar” diyor. “Denk gelir, müsavi gelir” diyor. “Adı da adıma denk gelir” diyor, “müsavi gelir” diyor. Denk gelir demek ayrıdır. Raviler, hadisleri şer eden alimler; “"adı adıma uygundur" dediğine göre Peygamberimiz (s.a.v), demek ki adı Muhammed” diyor. “Babasının adı da Abdullah olduğuna göre, o zaman "adı adıma uygundur" demeyeyim” diyor, doğrudan “Muhamammed ismi, babasının ismi de Abdullah’dır” diyor. Öyle olmaz, Peygamberimiz (s.a.v) onu özellikle öyle söylemiş. Bir hikmete ve sırra binaen söylemiş, inşaAllah. Biz onu daha önce anlatmıştık. Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in zamanında, Hz. Ali (r.a)’ın Peygamberimiz (s.a.v)’e bir hitabı var; “Mustafa Adnan Peygamber” diyor. Mustafa Adnan Peygamberimiz (s.a.v). Çünkü soyadı Adnan Peygamberimiz (s.a.v)’in. Ben-i Adnan’dır, Adnani soyudur. Peygamberimiz (s.a.v)’in babası şimdi olmuş olsaydı ‘muhterem Adnan’ diyecektik. Çünkü soyadı Adnan. Peygamberimiz (s.a.v)’in kendisi de olsa, dışarıdan herhangi bir insan ona ‘muhterem Adnan’ diye hitap edebilirdi. Çünkü soyadı, yani Muhammed Adnan, Peygamberimiz (s.a.v). Babasının ismi de Abdullah Adnan. Adı adıma uygun, babasının adı adıma uygun,” yani “birbirinin aynı” diyor. Babasının adıyla kendi adı aynı. Müsavi, denk olduğuna göre tek bir soyadında buluşmuş oluyorlar o zaman. Ben-i Adnan olması yani Adnan soyadı olması. Orada bir mutabakat var. Bir de Peygamberimiz (s.a.v)’in Başbakana, Tayyip denmiyor. Tayyip Bey denmiyor, ne deniyor? ‘Sayın Erdoğan’ diyoruz. Evladına, iyaline ‘Sayın Erdoğan’ diyoruz. Babasına ‘Sayın Erdoğan’ diyoruz. Aynı şekilde Peygamberimiz (s.a.v)’e de, babası olmuş olsa ‘Sayın Adnan’ deriz, ‘muhterem Adnan’ deriz. Peygamberimiz (s.a.v) de olsa, ‘muhterem Adnan’ diyen makul bir konuşma yapmış olur. Diyebilir yani, inşaAllah. Bu anlamdadır. Dolayısıyla Ahir zamanda bu gizlenen isim ortaya çıkmış oluyor. Peygamberimiz (s.a.v) zaten “söyleme” diyor. Hz. Ali (r.a)’a ismini söylüyor, fakat “söyleme” diyor. “Gizle bu ismi” diyor. Ahir zamanda belli olmuştur, anlaşılmıştır. Çok net ve açık.
“Muhammed Adnan Hocam, biliyorsunuzdur, bazı Galatasaray taraftarları maça giden Sayın Başbakanımıza karşı uygun olmayan sözler sarf ettiler. Sizce bu olay sadece saygıda kusur mu, yoksa daha derin bir sebebi olabilir mi? Nevzat Yeşilyurt.” Tabii ki derindir sebebi. Derinlerden gelir, iddia edilen Ergenekon örgütü bu tarz fırsatları kaçırmaz. Oradaki gençler coşkulu insanlar ve heyecanlı insanlar. Mesela birisi çıkıp bir slogan atsa, hep beraber o ortak düşünceymiş gibi o sloganı atabilirler. Ama tek tek konuşulduğunda Galatasaraylılarla, “Başbakana bunu yapmak gerekiyor muydu” desen, “olur mu? Çok yakışıksız” derler. Çünkü Başbakan oraya misafir gelmiş. Onları kutlamaya gelmiş, saygı göstermiş, sevgi göstermiş. Orada çelebice, efendice olan nedir? ‘Hoşgeldiniz’dir. Başbakana karşı tavrını nerede gösterir? Sandıkta gösterir. İstemiyorsa gider başka partiye oyunu atar, hallolur. Ama devletin Başbakanına oraya gelmişken ve iyi niyetle gelmiş; orada gönül almak için, iltifat etmek için gelen Başbakana böyle kaba bir hareket, bütün vicdanları, Türkiye’de herkesin vicdanını yaralamıştır. Yani bütün spor kulüplerinin tamamını vicdanını yaralar. Hangi partiden olursa olsun yapılmaz bu. Mesela farz edelim oradaki taraftarların hepsi AK Partili olsun. CHP’li de bir başkan gelse, aynı olay olsa, bu da çok büyük terbiyesizlik olur. Çok ayıptır, yakışık almaz. Bizim Türk terbiyemiz, Osmanlı terbiyemiz, aldığımız devlet terbiyesi buna uygun değil. Nitekim yöneticiler özür dilemişlerdir. Olayın kökeni bence araştırılmalı. Organize bir harekettir. Orada Galatasaraylı gençler son derece modern ve kaliteliler; ben tanıyorum Galatasaraylı çocukları, gençleri. Gayet insancıl, lafını sözünü bilen, kibar çocuklar, çok efendi çocuklar. Bizim çocukların büyük bölümü Galatasaraylıdır. Aklının ucundan ile geçmez. Başbakanın oraya geleceğini bilip önceden bir hazırlık yapıldığı anlaşılıyor. Oraya gelen kişiler, eğer filmler incelenirse orada halkı kışkırtan kişiler, bunu para karşılığı mı yaptılar, ne için yaptılar falan, bu çok rahat anlaşılır. Bunu durduk yere yapmazlar. Buna normal Türk terbiyesi almış, İslam terbiyesi almış bir insan buna kolay kolay yanaşamaz. Ancak özel olarak organize edilmesi, özel olarak teşvik edilmesi lazım. Cesaret edemez, yapamaz. Çünkü bir planlama olmadan, bir şey olmadan olmaz. Bunu beş kişi çok rahat yönetebilir. Mesela bir kişi bağırsa, hep beraber oradaki insanlar o anda onu kitle psikolojisi ile düşünmeyebilir, mahsursuz görebilir. Yahut bir parça da olsa o partiye karşı muhalefeti varsa onu makul görebilir. Sonra yapanların hepsi pişman olmuştur. Büyük bölümü pişman olmuştur ama olmuş. Çok ayıp yani Başbakanı orada mahcup etmek. Bütün Türkiye’de herkes refüze oldu, hepimiz refüze olduk. Çok ayıptır. CHP’liler de rahatsız olur bundan, başka partilerden kişiler de rahatsız olur. Hiçbir parti bunun kendisine yapılmasını istemez. “Oh oldu” kimse demez. Çünkü “Oh oldu” deyince başkası da aynı şeyle karşılaşacak demektir. Bu moda yayılacak demektir. Devlet büyüğüne bu tip hareket yapılmaz. Cumhurbaşkanına, Başbakana bu tip hareketler yapılmaz. Kim olursa olsun. Halkın oyuyla gelmiş. Halka karşı saygıya uygun olmaz. Ona oy veren herkese karşı yapılmış hareket olmuş olur bu. Oy vermeyenlere de yapılmış bir hareket olmuş olur. Oy veren, vermeyen herkese yapılmış hareket olur. Devletin şahs-ı manevisine de yapılan bir hareket olmuş olur. Olmaz böyle şey. Çünkü bir nezaket var. Bakın, orada kibarlık göstermiş, bir zerafet göstermiş; onların o mutlu gününde onları sevindirmek için, işini gücünü bırakıp, Başbakan devlet ricaliyle oraya geliyor. Niye? Onların hoşuna gitsin diye. Gönüllerini almak için. Bir kere Türk töresinde misafire hürmet vardır, saygı vardır. Asla ve kesinlikle yapılmaz. Türk töresinde, 5000 yıllık törede yoktur. Misafire böyle bir hareket yapılmaz. Vardır diyen bana bir gelsin. Sokakta bağırıyorsan bağır. Ama misafire bu yapılmaz, çok ayıp.
Almanya’dan Harun, “Selamun Aleykum Hocam. Adım Harun, 16 yaşındayım.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Ben Almanya’da yaşıyorum ve burada okula gidiyorum. Hocam, okulumda biyoloji dersinde evrim teorisini öğreniyoruz. Öğretmenime çok fazla misal vererek evrim teorisinin doğru olmadığını, bu teorinin çoktan çökertildiğini anlatmaya çalıştım. Ancak ne yaptıysam fayda etmedi. Karşı gelmem notlarımı kırabilir. Öğretmenimi her düzeltmek istediğimde negatif bir şekilde tepki veriyor ve konuyu hızlı bir şekilde geçiştiriyor. O yüzden öğretmenime Yaratılış Atlası isimli kitabınızı vermek istiyorum. Sanırım kitabınız yeterli cevabı verecektir. Ancak kitabınızı Almanya’dan nereden temin edebilirim. Başka ne yapabilirim Hocam? Saygılarımla, ellerinizden öperim. Acil cevaplarınızı bekliyorum.” Yıldırım gibi kitabı sabah sana gönderiyoruz, acil. Çünkü olay vehamet arzediyor. Anında, obüs mermisi gibi hocanın kafasına çarpacak kitabı. Biz kitabı sana gönderelim, sen de hocana gönderirsin, inşaAllah.
İngiltere’den bir kardeşimiz, “Sayın Adnan Bey, ben programınızı İngiltere’den seyrediyorum. Size sormak istediğim soru Hz. Mehdi (a.s)’ın sağ bacağındaki iz ve sol omzunun altındaki izin neye benzediği hakkında bilginiz var mı?” Benim hadisten anladığım, sağ bacağında görünür şekilde, dikkati çekecek bir ben olması lazım, bir iz, ben gibi bir şey. Bacağına baktığımızda, sağ bacağına, bu bir şeydir diye dikkati çeken; bir leke olabilir, ben olabilir. Ona benzer bir şey olması gerekiyor. “Sol omzunun altındaki iz,” Peygamberimiz (s.a.v)’in tam kürek kemiğinin hizasındaydı ben, Peygamberimiz (s.a.v)’de. Böyle düğme büyüklüğünde, çadır düğmesi büyüklüğünde yaklaşık. Tam omuz hizasında Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in, kalbe yakın. İkinci bir benden daha bahsediyor Peygamber Efendimiz (s.a.v) Mehdi (a.s)’da. O da “mersin ağacının yaprağı gibidir” diyor. “O da biraz daha üst tarafında” diyor. “O benin biraz daha üst tarafında ve yanındadır” diyor. O bene niye acaba yaprak dedi Peygamberimiz (s.a.v) diye düşündüm. Böyle eğer yanlış beyan etmiyorsam, liken tabir edilen ben cinsi oluyor. Böyle zaman zaman düşer, zaman zaman belirir. Vücut bazen tepki veriyor, düşüyor; bazen de kalıyor. Üç boyutlu yaprak gibi hakikaten, kenarları olan bir ben oluyor. Böyle kav gibi, vücudun ayrı bir tutunma noktası oluyor ama yassı ve yaprağı andırır tarzda oluyor. Zaman zamanda o düşer, parçalanır; zaman zaman da gelişir. Muhtemelen öyle bir ben, anladığım. Ben görmediğim için bir şey demiyorum. Mehdi (a.s)’da bir çok alamet var, onlardan birkaç tanesi o.
Azerbaycan’dan kardeşim, Bakü’den yazmış. “Selamun Aleykum Sayın Muhammed Adnan Hocam.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Çok rica ediyorum benim mesajımı okuyup cevap verirseniz, bu benim için çok önemli. Ben inançlı bir Müslümanım. Din ibadetlerimi yaparım ve Allah’a çok bağlıyım. Ama profesyonel bir illüzyonistim. Her zaman kendi seyircilerime bunun el çabukluğu, bir illüzyon tekniği ve sadece bir sanat olduğunu ve burada hiçbir fevkalade gücün olmadığını söylüyorum. Yani bir sanattan başka bir şey değil, yani eğlenceli bir gösteri. Sizden ricam, söyler misiniz bu sanatla meşgul olmak günah mı? Azerbaycan, Bakü’den Tofik İskenderli.” Arkadaş arkadaşa kendi aralarında öyle ilginç şeyler yapabilirler. Yani haram değil eylem. Ama böyle meslekte devam et demem ama haram değil. Niye haram olsun?
“Selam, Allah’ın aslanı Muhammed Adnan Hocam. Sizin çok yakın takipçinizim.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Elhamdülillah. Manevi mecliste bahsedilen üçler, Hz. Hızır (a.s), Hz. Mehdi (a.s) ve Hz. İsa (a.s) mıdır? Bilgilendirirseniz çok sevinirim Hocam, inşaAllah. Yüce Rabbimiz İslam ahlakını dünyaya hakim ederken, bizi bu yolda ceht eden aslanlar yapsın, inşaAllah. Muhammed.” Muhammed Aslan, hem de ne aslansın Muhammed, maşaAllah. İstanbul’dan yazmış. “Üçler, yediler, kırklar, göçenler demine, devranına hu” diyor, değil mi? Sonra Fetih Suresi okunuyor, inşaAllah. Sonra “yektir Allah, yektir Allah, yektir Allah, illAllah” diyor, maşaAllah. MaşaAllah, elhamdülillah. Çok neşe veren, güzel Osmanlı’dan kalma dualar, Allah’ın isimleri. Tabii ki ona da işaret eder, ama sırf dar anlamda almamak lazım. Ama Hızır (a.s), Mehdi (a.s) ve İsa (a.s)’a da bakar tabii ki, inşaAllah.
Nedret Bey bir yazı yazmış; “ben daimi okurunuz ve öğrencinizim. Size selam eder, ailemle birlikte sonsuz hürmetlerimi sunarım. Sizi çok seviyoruz Hocam. Allah yar ve yardımcınız olsun.” Elhamdülillah, Allah razı olsun. Almanya’dan Tuğba Nur; “Selamun Aleykum Hocam, Said Nursi’nin hayatını çeken film hakkında düşünceleriniz ne? Bir sorum daha olacaktı. Mehdi (a.s)’ın gelmesi ile ilgili en yakın tarih nedir? Sevgi ve saygılarımla”. Mehdi (a.s) vazife başında sadece göreceğiz, inşaAllah. 10-15 yıl içerisinde Mehdi (a.s)’ı da, İsa (a.s)’ı da açık açık anlayacaksınız, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Siz daha iyi bilirsiniz, inşaAllah Hocam, anlatmıştınız. Bediüzzaman Hazretleri, “2010 yılında cemalini göreceksiniz” demiş, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Dikkatlice bakan görür. Dünyanın her yeri kaynıyor. Türkiye’de de sürekli Türk-İslam Birliği artık şahika noktasına çıktı. Herkesin ağzında Türk-İslam Birliği, İttihad-ı İslam. Daha önce hiç duyuyor muydunuz? Çok nadir duyuyorduk. Filmi tam seyredemedim ama iyidir, böyle filmlerin artmasında fayda var, çok iyi olur. Ama tabii Bediüzzaman’ın İttihad-ı İslam, Türk-İslam Birliği, Mehdi (a.s) ile ilgili görüşleri, Hz. İsa (a.s) ile ilgili görüşlerinin anlatıldığı bir film olsaydı, değil mi? Talebelerinin, mesela; “Keçeli Keçeli, ben görmeyeceğim, sen göreceksin” dediği sahne olsa çok şahane olur. Ama genellikle daha alakasız, daha ilgisi zayıf noktalar işlenmiş. Ama başlangıç olarak çok iyi. “Sayın Adnan Bey, bir de Hz. Mehdi (a.s)’ın sağ yanağındaki benin, yazınızda Hz. Musa (a.s)‘ınki gibi aynı olduğunu yazmıştınız. Bu benin rengi nasıl? Bir de bu konu hakkında bilgi verirseniz sevinirim. Teşekkürler, Ceyhan.” Peygamberimiz (s.a.v) söylüyor; “inciyi andıran bir yıldız gibi” diyor, yanağındaki ben için. Yani açık renkli bir ben olduğu anlaşılıyor. “Yüzünü aydınlatır” diyor, açık renkli bir ben olduğu anlaşılıyor. Herhalde bir et benidir, tahmin ediyorum. Görürsek tam anlarız, inşaAllah.
SUNUCU: Kısa bir aradan sonra programımıza devam edeceğiz. Programımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz.
“Hocam Selamun Aleykum.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Mehdiyet üzerinde neden bu kadar durduğunuzu açıklayabilir misiniz? Bazıları Adnan Hoca deyince; ‘kendini Mehdi (a.s) sanan kişi mi?’ diye bir algı oluşmuş. Bu sizce verdiğiniz hizmete gölge düşürmüyor mu? Selami Kaya.” Verdiğimiz hizmete gölge düşürmüyor mu? Hizmetin kendi zaten Kuran’ın dünyaya hakim olması, İttihad-ı İslam, Kuran’ın yaşanması olduğuna göre, Allah’ın rızasını kazanmak olduğuna göre, bizim gölgemiz dünyanın üzerine düşüyor, inşaAllah. Dolayısıyla Mehdiyet bu yüzyılın en önemli konusu, en hayati konusudur. En büyük farz vazifenin uygulanmasının adıdır, kod ismidir Mehdiyet. İttihad-ı İslam’ın, Türk-İslam Birliği’nin oluşmasının diğer adıdır. “Kendini Mehdi (a.s) sanan kişi mi?” Hiç öyle bir derdim yok, hiç. Yani benim öyle bir sorunum yok. Benim konum İttihad-ı İslam, Türk-İslam Birliği. Türk-İslam Birliği’ni siz oluşturun, meydana getirin, deyin ki; “falanca kişi Mehdi (a.s)’dır” deyin, söz bir Allah bir, ayağının altını öpeceğim, kapısında bekçi olacağım. Bana ne fark eder kardeşim, ne fark eder? İttihad-ı İslam olduktan sonra, Türk-İslam Birliği olduktan sonra. Bana desinler, falanca kişidir, inşaAllah odur derim. Niçin sorun çıksın? Niçin beni rahatsız edecek bir şey olsun? Ama İttihad-ı İslam’ın olmaması beni rahatsız eder, Türk-İslam Birliği’nin olmaması beni rahatsız eder. Onun için gayret ediyorum. Mehdiyet’i 50 sene, 60 sene adamlar gizlemişler. En sonunda da ne diyor Nur talebesi olan adam, üstad Nur talebesi olarak bilinen adam? “Mehdi (a.s) gelmesin” diyor. İşte biz bunun için varız. Bunların ağzını damgalamak için varız, inşaAllah. El mi yaman, bey mi yaman göreceğiz. Ben, Mehdilik istinadında bulunuyor derler diye ne diyeyim, bahsetmeyeyim mi? İstediği kadar düşünsün, vız gelir tırız gider. Hiç derdim değil. Kardeşim Türk-İslam Birliği oluştuktan sonra, her yer bayram yerine dönüşmüş, İttihad-ı İslam oluşmuş, bir mübarek şahsı bana gösteriyorlar, diyorlar ki; “Allahualem ahir zaman Mehdisi bu.” Ne şahane, elhamdulillah. Ayağının altını, bastığı toprağı öperim ben onun. Benim için sorun yok. Ama bunun altında Mehdiyet’i kapatmak, Türk-islam Birliği’ni kapatmak, İttihad-ı İslam’ı yok etmek düşüncesi var. “Mehdi (a.s) gelmesin” diyen adama sorun bakayım siz, İttihad-ı İslam’ı istiyor muymuş. Onu da istemiyor bunlar. “Peygamber (s.a.v)’ın yapamadığını Mehdi (a.s) mı yapacak?” diyorlar. Bu şeytanın etkisinde kalmış bir üsluptur. Çünkü Mehdi (a.s) Peygamberimiz (s.a.v)’in zaten evladı. Ha evladı, ha Peygamberimiz (s.a.v) ne fark eder. Evladına gelecek olan zafer, Peygamber Efendimiz (s.a.v)’e gelmiş olan zaferdir. Onun hane halkından, inşaAllah. Dolayısıyla Mehdiyet ana konudur, her Müslüman için ana konudur; geceli gündüzlü. Kuran’ı açıp herhangi bir sayfasında, bana Mehdi (a.s)’ın olmadığı bir sayfa göstersinler. Bir tane. Bismillah açıyorum; Hud Suresi, 38; “Gemiyi yapıyordu. Kavminin ileri gelenleri kendisine her uğradığında onunla alay ediyorlardı. ‘Eğer bizimle alay ederseniz, alay ettiğiniz gibi biz de sizinle alay edeceğiz’ dedi. ‘Artık ileride bileceksiniz, aşağılayıcı azap kime gelecek, sürekli azap kimin üstüne çökecek.’” Müslümanların hakimiyeti, deccaliyetin yok oluşundan bahsetmiyor mu burada? O devrin Mehdi (a.s)’ı kim? Hz. Nuh (a.s). Mehdi (a.s)’ın talebeleri kim? Gemi ehli. O devrin deccaliyeti kim? Bütün dünya. Bütün dünyayı şu an deccaliyet kaplamadı mı? Kapladı. Bir avuç Mehdi grubu, Mehdi topluluğu bunlara mücadele veriyor mu, vermiyor mu? Aynısı işte. Mesela 42. ayette diyor ki; “(Gemi) Onlarla dağlar gibi dalga(lar) içinde yüzüyorken Nuh, bir kenara çekilmiş olan oğluna seslendi: "Ey oğlum, bizimle birlikte bin ve kâfirlerle birlikte olma."” “Mehdi cemaatine katıl, küfrün tarafında, deccalin tarafında olma” diyor oğluna. “(Oğlu) Dedi ki: "Ben bir dağa sığınacağım, o beni sudan korur."”. Materyalist düşünüyor, Kuran’a göre düşünmüyor. Yani o devrin hak olan kitabına göre düşünmüyor. “"Bugün Allah'ın emrinden, esirgeyen olan (Allah)dan başka bir koruyucu yoktur." Ve ikisinin arasına dalga girdi, böylece o da boğulanlardan oldu.” Deccal taraftarları boğuluyorlar, yok oluyorlar. “Ey Nuh, bizimle çekişip-durdun, bu çekişmede ileri de gittin.” Nuh (a.s) ne diyor? Yaratılışı savunuyor. Onlar neyi savunuyorlar? Tesadüfü savunuyorlar. Yaratılış inancı ile evrim inancının bir mücadelesi var. Bak, “bizimle çekişip durdun,” “tartıştın” diyor. Tartışmaya giriyor, ilmi tartışma. “Bu çekişmede ileri gittin” diyor. Rahatsız oluyorlar onun tebliğ yapmasından. Şu an bizden rahatsız olmaları gibi. Bizden de rahatsız olmuyorlar mı? “İleri gittin, sen ne yapıyorsun?” diyorlar. “Seni olmadık işkencelere uğratırız. Öldürürüz, asarız, keseriz” diyorlar. Biz Mehdi (a.s) öncüsü olarak bu tehditleri alıyorsak, Mehdi (a.s) da alıyordur. “Eğer doğru söylüyorsan, bize vaadettiğini getir (görelim.)” Biz de vadetmiyor muyuz, Müslümanlık hakim olacak, küfür yok olacak diye? Vadediyoruz. Vahye dayalı olarak, Peygamberimiz (s.a.v)’in vahyini naklediyoruz. “Dedi ki: "Eğer dilerse, onu size Allah getirir ve siz (O'nu) aciz bırakacak değilsiniz."” Biz de ne diyoruz? Cenab-ı Allah dilerse Mehdi (a.s)’ı sizin karşınıza çıkarır, İsa Mesih (a.s)’ı da karşınıza çıkartacak diyoruz. Allah’ı aciz bırakamazsınız diyoruz. “Eğer Allah sizi azdırmayı dilemişse, ben size öğüt vermek istesem de, öğüdümün size yararı olmaz.” Darwinistlere, materyalistlere anlatıyoruz, Allah azdırmayı dilemiş, dinlemiyor adamlar, değil mi? “O sizin Rabbinizdir ve O’na döndürüleceksiniz.” “"Bunu kendisi uydurdu" mu diyorlar?"” Bize de öyle diyor adamlar, “kendisi uyduruyor” diyorlar bize. Evrimle ilgili açıklamalarımız. Yaratılışı anlatıyoruz, “uyduruyor” diyorlar. “De ki: "Eğer onu ben uydurduysam, günahım bana aittir. Ama ben, sizlerin suç olarak işlemekte olduklarınızdan uzağım." Nuh'a vahyedildi: "Gerçekten iman edenlerin dışında, kesin olarak kimse inanmayacak. Şu halde onların işlemekte olduklarından dolayı üzülme."” Mehdi (a.s) devrinde de sadece Mehdi cemaati Mehdi (a.s)’a tabi olacaktır. Ne diyor ayette? “Gerçekten iman edenlerin dışında, kesin olarak kimse inanmayacak” diyor Allah. Belirli kimlerin inanacağı. “Şu halde onların yaptıklarından dolayı üzülme.” Haramdır üzülmek. “Bizim gözetimimiz altında ve vahyimizle gemiyi imal et. Zulmedenler konusunda Bana hitapta bulunma. Çünkü onlar suda- boğulacaklardır.” Mehdi (a.s)’ın gemisine binenler kurtulacaklar, Mehdiyet gemisine binenler kurtulacaklar. Deccalin taraftarları da ahir zamanda boğulacaklar, manen boğulacaklar. Ahir zamanın Nuh (a.s)’ı gibidir Mehdi (a.s), inşaAllah. Onun için diyor; “karda sürünerek dahi olsa, onun yanına gelin (onun gemisine gelin, onun topluluğuna gelin. Anadolu şu an Nuh’un gemisi gibi, Türkiye. Bütün dünyayı kurtaracak gemidir. Hakikaten görünüşü de gemi gibidir. Etrafı denizlerle dolu, her tarafı denizlerle dolu. Ortada bir gemi gibi, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Bir internet sitenizi tanıtabilir miyim? KurandaMehdiyet.com. Kardeşlerimiz buradan da neden Mehdiyet’in önemli olduğunu okuyabilirler, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kuran’da Mehdiyet’in nasıl hakim olduğunu göstermek istiyorum. Bismillah. Şeytandan Allah’a sığınırım. Saffat Suresi, Neresine baksak hep Mehdiyet. 154. ayetten başlayayım. “Size ne oluyor, nasıl hüküm veriyorsunuz?” Biz de diyoruz ki Darwinistlere; “size ne oluyor, nasıl hüküm veriyorsunuz? Hiç mi öğüt alıp düşünmüyorsunuz?” diyoruz. Ayet ne diyor? “Hiç mi öğüt alıp düşünmüyorsunuz? Yoksa sizin apaçık bir deliliniz mi var?” “Getirin delilinizi” diyoruz, “fosil varsa, proteinlerle ilgili delil varsa, getirin” diyoruz. Ayet ne diyor? “Yoksa sizin apaçık bir deliliniz mi var? Eğer doğru söylüyorsanız öyleyse getirin kitabınızı. Onlar, kendisiyle (Allah ile) cinler arasında bir soy-bağı kurdular. Oysa andolsun, cinler de onların gerçekten (azab için getirilip) hazır bulundurulacaklarını bilmişlerdir”. Yani “cinler de onların belanın içine gireceğini biliyor” diyor. Şimdi şambalacı takımı falan cinlerle bağlantıdalar.“Onların nitelendirdiklerinden Allah yücedir.” Yani “Allah yok” diyorlar Darwinistler. “Tesadüfen olduk” diyorlar. “Onların nitelendirdiklerinden Allah yücedir” diyor. “Ancak muhlis olan Allah’ın kulları başka.” Samimi olan kulları başka. Bu, işte Mehdiyet’e bakıyor. “Artık siz de, tapmakta olduklarınız da. O’na karşı kimseyi fitneye sürükleyecek değilsiniz.” Darwinistler kimseyi artık fitneye sürükleyemiyorlar. “Andolsun, (peygamber olarak) gönderilen kullarımıza (şu) sözümüz geçmiştir.” Yani “Mehdi olarak gönderilen kullarımıza şu sözümüz geçmiştir.” “Gerçekten onlar, muhakkak nusret (yardım ve zafer) bulacaklardır.” Hakim olacaklardır. Mehdiyet nedir? Dünyaya hakim olacak, yardım ve zafer özellikleri olacak, inşaAllah. Cenab-ı Allah’tan onlara sunulacak. Ebcedi kaç? 1994. Nereye baksak Mehdiyet. “Ve şüphesiz; bizim ordularımız, üstün gelecek olanlar onlardır.” “Allah’ın ordusu hakim olacak” diyor. Ne demek? Dünya hakimiyeti. Bak “ve şüphesiz” diyor, “şüphe yok” diyor, Allah. “Bizim ordularımız,” Mehdi orduları, “üstün gelecek onlardır.” “Öyleyse sen, bir süreye kadar onlardan yüz çevir”. Yani oturup muhatap olmana gerek yok, it-kopuk takımıyla, değil mi? “Yüz çevir ve onları seyret; yakında göreceklerdir.” Biz de diyoruz ki; “on yıl sonra görecekler,” inşaAllah. “Şimdi onlar, Bizim azabımızı acele mi istiyorlar?” Onlarda diyorlar ki; “acele olsun.” “Fakat (azab) onların sahasına indiği zaman uyarılıp-korkutulanların sabahı ne kötü olur” diyor Allah. “Onların sahasına inecek” diyor. “Gönderilmiş (peygamber)lere selam olsun.” Mehdi (a.s) gönderilmiş, İsa Mesih (a.s) gönderilmiş. Bak, Cenab-ı Allah onlara “selam olsun” diyor. “Gönderilmişlere selam olsun ve alemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun.”
“Onu yüz bin veya (sayısı) daha da artan (bir topluluk)a (peygamber olarak) gönderdik.”“Mehdi (a.s) olarak gönderdik.” Bir şehre gönderiliyor. “Sonunda ona iman ettiler biz de onları bir süreye kadar yararlandırdık.” Kuran’a hakim miymiş Mehdiyet? Hakimmiş. Bana “niye anlatıyorsun Mehdiyet’i?” diyorlar. Nereye baksak Mehdiyet var. İttinad-ı İslam en büyük farzdır. Namaz, oruç, hac, zekat, hepsinin üzerindedir. En önemli ibadettir. İttihad-ı İslam’ı adam savunmuyorsa, Kuran’ı savunmuyor demektir. Kuran’ın bütününe hakimdir İttihad-ı İslam, Türk-İslam Birliği de oluşacak inşaAllah.
-VTR- Şeyh Ahmed Yasin Hazretleri 15 Ocak 2011 tarihli sohbetinde vaktin sahibi olan Büyük Mehdi (a.s)’ın üç büyük vazifeyi birden yapacağını anlatıyor
-VTR- Şeyh Ahmed Yasin Hazretleri Büyük Mehdi (a.s)’ın üç büyük görevinden birinin materyalist-Darwinist felsefeyi yıkmak olduğunu anlatıyor
ADNAN OKTAR: Bu mübarek insanda dikkati çeken, o asil ruhunun asil yansıması. Son derece candan. Birçok kişi enaniyetinden, kibrinden, deliliğinden, cemaat taassubundan bu candanlığı gösteremiyor. Bu Şeyh Ahmed Yasin Hocamızın dünyada da, ahirette de şerefi olacak, güzelliği olacak, onun sevinci olacak. Onur duyacak bu güzelliğinden dolayı. Çünkü Mehdi (a.s)’ı bir insan övse de övmese de, tanıtsa da tanıtmasa da, Mehdi (a.s)’ı anlatsa da anlatmasa zaten Mehdi (a.s) zuhur eder. Yani Mehdi (a.s)’ın engeli yok. Fakat bu mübarek seyyidler nesli adeta coştu. Bakın, nerede mübarek, candan bir insan varsa, nerede delikanlı, nerede bir yiğit varsa, bakıyoruz soyu seyyid. MaşaAllah. Çekinmiyorlar, Mehdi (a.s) konusunda. Ve Allah bu mübarek millete, Türk Milleti içerisinde Mehdi (a.s)’ı zuhur ettirdi. Türk-İslam Birliği’nin lideri olacağı ve Türkiye’nin ve Türklerin büyük bir hizmet yapacağı artık bütün dünyada bas bas bağırılıyor. Her yer yankılanıyor. Amerikası, İngilteresi, gece-gündüz bütün siyasiler demeç veriyor; “Türkiye, Ortadoğu’nun lideri oluyor” diye. Demek ki Mehdiyet sürekli tırmanma halinde. Ahir zamanın anormalleri de ortada, ahir zamanın mübarekleri de ortada. Ahir zamanın mübarek zatlarından birisidir mübarek şeyhimiz. Çok muhterem insan. Şeyh Ahmed Yasin iftihar ettiğimiz, çok değer verdiğimiz, eli öpülesi, çok çok çok güzel huylu, güzel ahlaklı bir insan. Şeyh Nazım Kıbrisi Hazretlerine karşı da çok sevgi dolu, muhabbet dolu. Bir filmini seyrettim, şeyhimize karşı sevgisini gösteren, muhabbetini gösteren; acayip düşkün, acayip muhabbet ehli. O da çok hoşuma gitti, maşaAllah, Allah ömrünü uzun etsin. Hocamızın değerini bilsin kardeşlerimiz, çevresindeki kardeşler. Hocamıza sıkı sıkı sadakat göstersinler, hürmet göstersinler. O dünyada da, ahirette de onların onuru ve güzelliği olacaktır, inşaAllah.
Seyyide Mir Hamza Aliyeva, Azerbaycan, Astara’dan; “Selamun Aleykum Hocam. Namaz kılmayan arkadaşlarım var. Bazen onlara birine sırf sabah namazını kıl diyorum. Kimine Cuma namazını kıl diyorum” diyor. Hiç kılmamasındansa, sırf sabah namazını kılıyorsa, bir kardır, bir güzelliktir. Hiç kılmıyorsa. Daha da yapamıyorsa, sırf Cuma namazını kılıyorsa bir güzelliktir. Sabah namazını kılan bir de bakarsın öğleni kılar, öğleni kılan ikindiyi kılar, akşamı kılar, bakarsın yatsıyı da kılar, değil mi? Dolayısıyla alıştırarak da olabilir. Olmaz diye bir şey yok. Çünkü kolaylaştırmak, Peygamberimiz (s.a.v)’in emridir, inşaAllah. Çünkü hiç yapmaması vahim. Hiç olmazsa, o kadar da olsa namazını kılıyor olması iyi. Sevmesi, alışması açısından iyi olur, inşaAllah.
“Ayşegül Yılmaz, Bismillahirrahmanirrahim. Alemlerin sahibi Yüce Allah’ımıza sonsuz şükürler olsun. Alemlerin Efendisi’ne sonsuz salat-ü selam olsun. Mehdi (a.s) ve talebelerine Allah’ın selamı üzerlerine olsun.” Biz de Mehdi (a.s) ve talebelerine selam ediyoruz. Allah’ın selamı onların üzerine olsun, inşaAllah. “Bizi de Allah Mehdi (a.s)’ın askerleri eylesin.” Amin. Bizi de Allah Mehdi (a.s)’ın askerleri eylesin. Beni de diğer kardeşlerimizi de, inşaAllah. “Sayın Muhammed Adnan Hocam, sizi izlemediğim zaman hayatımda büyük bir eksiklik hissediyorum. Bağımlınız oldum, Allah rızası dahilinde böyle bir bağımlılıktan ayırmasın bizleri, inşaAllah. Televizyonu açtığımızda istiyoruz ki Hocam, hep sizinki gibi böyle dine hizmet içerikli programlar izlemek istiyoruz. Bu konuda yardımınızı istiyoruz. Ve Sayın Hocam, bizler, Harun Yahya Tv izleyenler bir aile olduk, inşaAllah. Aile olarak bir canlı yayında ve belirlediğiniz bir gece teheccüd vaktinde hacet namazını, İttihad-ı İslam ve Mehdiyet için toplu dua yapalım diyorum” diyor. Olur, çok güzel olur, maşaAllah. Aferin, demek ki teheccüd namazı kılıyor kardeşimiz Ayşegül Hanım. Allah nurunu arttırsın, çok hoşuma gitti, maşaAllah. Haced namazı ile çok güzel. “Allah’ın selamı ve bereketi üzerinize olsun, inşaAllah. Allah’a emanet olunuz.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. Tabii vakti ve imkanı olanların teheccüd namazı kılması çok çok güzel olur. Peygamberimiz (s.a.v)’in mühim bir sünnetidir, inşaAllah.
“Selamun Aleykum Saygıdeğer Hocam.” Ve Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Mehdi (a.s)’ın on yıl içinde zuhur edeceğini ve dünyanın barış ve refah ve huzura bu on yıl içinde bulunacağını söylediniz. Bu on yıl tamamlanıncaya kadar dünyanın, özellikle İslam aleminin durumu hep böyle kan, vahşet içinde mi olacak?” Allahualem. Hatta katlamalı da gelişebilir. “Yani Mehdi (a.s) çıkana kadar durum kötüye mi gidecek? Esselamu Aleykum. Hakan Kaya, Şanlıurfa.” Öyle, Peygamberimiz (s.a.v) öyle söylüyor. “Biri bitti derken biri başlayacak. Biri başladı derken biri bitecek. “Tespih taneleri gibi” diyor, “ipe dizilmiş taneler gibi birbirini takip eden büyük olaylar olacak. Ta ki evlatlarımdan Muhammed Mehdi (a.s) zuhur edinceye kadar” diyor. Onun dışında dünyaya bir huzur ve rahatlık yoktur. Her yer kaynıyor. İnsanlar kaynıyor, olaylar kaynıyor. Türkiye’nin liderliği sürekli öne çıkmaya başladı. Bütün Avrupa, Amerika bundan bahsediyor. Türkiye’de de gündem bu. Yazarları görüyorsunuz, sürekli gündemde tutuyorlar. Yoğun toplantılar yapılıyor, Türk-İslam Birliği ile ilgili. Türk ülkelerinden, İslam ülkelerinden, her yerden insanlar geliyor. Turani devletler, yani Türk devletleri ayrı toplantı yapıyor. Zaten onların hepsi Türktür bana göre, Türkle Müslümanların arasında fark yok benim için. Çünkü Türk devletlerinin hepsi Müslümanlar. Yahut en azından Müslümanlığa adaylar. Dolayısıyla hepimiz Hz. Adem (a.s)’ın evlatlarıyız. Olağanüstü bir heyecan bütün dünyayı sardı. Fas, Tunus, Cezayir şu an süratle hareketlendi, inşaAllah. Tunus’ta zaten müthiş bir hareketlilik var. O hareketlilik şimdi Cezayir’e de sıçramış, Cezayir’de de devam ediyor. Gönül istemez bu tip şeyleri ama bu Allah’ın takdiri. Yer yerinden oynayacaktır ve sürekli devam edecektir. Ve Mehdi (a.s)’dan başka hiçbir çözüm olmadığını dünya görecek. Ekonomik kriz de gittikçe artacak ve Müslümanlar; Alevisi, Bektaşisi, Şiisi, Sünnisi, Caferisi Mehdi (a.s)’ın dışında birleşemeyeceklerini görecekler. Mesela ancak Sünniler bir arada toplantı yapabiliyorlar. Mesela toplantı yapıyor, Sünni toplantısı yapılıyor. Alevi, Caferi, Sünni bir arada toplantı yapamıyorlar. Hiç gördün mü sen? Yok. Hatta Allah esirgesin birbirlerini neredeyse tekfir ediyorlar. Bunun kökten çözümünü Mehdi (a.s) halledecektir. Yani İttihad-ı İslam denilen olay bu şekilde oluyor. Yoksa Aleviler olmadan, Bektaşiler olmadan, Caferiler olmadan, Şiiler olmadan, Vahabiler olmadan, Sünniler olmadan Türk-İslam Birliği olmaz, İttihad-ı İslam olmaz. “Biz Sünnileri topladık.” Toplarsın 100 tane alimi, 200 tane alimi. Caferiler de toplar, 100-200 tane. Alevi kardeşlerim de toplarlar. Toplamanın sonu yok ki. Nur talebeleri de toplar 100-200 kişi. Herkes kendi sevdiğini asrın müceddidi, alimi de ilan eder ki ilan ediyorlar. Yaklaşık 70-80 tane müceddid var şu an. Yani asrın müceddidi var şu an. Asrın müceddidi olduğu iddia edilen kişiler var. 100-200 kişi toplanıp, “şu müceddiddir,” “bu müceddiddir” diyor. Fethullah Hocamızı asrın müceddidi bilenler var. Haklılar da. Mesela Mahmut Hocamızı öyle bilenler var. Haklılar, onlar da haklı. Süleyman Efendi’nin talebelerinin mürşidi, hocası var, onu biliyorlar. Onlar da haklılar. Mesela Kadiriler, Kadiri şeyhi, onu asrın müceddidi olarak biliyorlar. Onlar da haklı. Ama Mehdi (a.s) hepsinin müceddidir, hepsinin müçtehididir, inşaAllah ve hepsini bir araya getirecek güçtür. Yani hiçbir kimse Mehdi (a.s)’ın dışında çeşitli mezhepleri, bu toplulukların hiçbirini bir araya getirip tek bir ümmet haline, tek bir Müslüman ümmeti haline getiremez. Birbirini seven, birbirine kenetlenmiş, birbirine dostça yaklaşan ve Asr-ı Saadet Müslümanlığı tarzında Müslümanlığı yaşayan topluluk haline getiremez. Mehdi (a.s) görevlidir bundan. Bunun gelişmelerini gittikçe aylar içinde, yıllar içinde göreceksiniz. Seyyidler cemaati, seyyidler topluluğu, Mehdi (a.s)’a karşı desteklerini gittikçe arttırmaya başlayacaklar. Bediüzzaman’ın bu dediği harikayı göreceksiniz. Büyük şeyh efendiler, değerli alimlerin yavaş yavaş Mehdi (a.s)’a iltihak ettiklerini göreceksiniz. Bediüzzaman o şekilde diyor, inşaAllah. “Bilhassa Al-i Beyt’ten kuvvetli ve kesretli olan milyonlar fedakar seyyidlerin iltihaklarıyla, ulema ve evliyanın iltihaklarıyla, bu vazife-i uzmayı (bu büyük vazifeyi) yapmaya çalışır” diyor. O arada da ciyak ciyak bağıranlar var, işte; “Mehdi (a.s) gelmesin, Mehdi (a.s) gelmesin.” Mehdi (a.s) bu tip sözleri dinlemez. Allah bu tip sözlere göre durumu değerlendirmiş değil. Onun “Mehdi (a.s) gelmesin” demesini dedirttiren de Allah. Ona o utancı yaşatan da Allah’tır. Allah ona bela olarak veriyor o konuşmayı. Yani çoluğuna çocuğuna utanç vesilesi olacak bir konuşma yaptırıyor. O utanç içinde yaşayacaktır, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Hocam, Mehdi (a.s)’ın İstanbul’a gelişini haber veren büyük alametin görüntülerini gösterebilir miyim, inşaAllah?
-VTR- Hz. Mehdi (a.s)’ın İstanbul’a gelişini haber veren Independenta tanker patlaması
ADNAN OKTAR: “Sayın Hocam, bazı alimler sizin kitaplarınızı yabancı kaynak tercümeleri yapılarak kendi kitabınız gibi sunuyor muşsunuz diyor. Bu dedikodu bizi üzdü, lütfen bizi aydınlatın. Saygılarımla. Mehmet Ay, Almanya.” Ne kadar çabuk üzülüyorlar. Bir kere üzülme haramdır. Üzülmek falan olmaz. Yabancı kaynak tercümeleri yapılarak kendi kitabınız gibi sunuyor muşsunuz” Peki, kitap nasıl yazılır ki zaten? Bilimsel bir eser yapıyorsan, bilimsel kaynak gösterirsin. Kaynakça bölümü vardır, bütün kitapların arkasında kaynakça yazar. Kaynak göstermeden, kitaplardan alıntı yapmadan bilimsel bir kitap yazılır mı? O atış kitabıdır. Bilimsel kaynak gösterirsen makul olan, doğru olan odur. Dolayısıyla bunda şaşacak bir şey yok. Bütün dünyada kitap bu şekilde yazılır. Tıp kitaplarının tamamında arkada kaynakça yazılır. Fizik kitaplarında, kimya kitaplarında, bütün biyoloji kitaplarında, Darwinizm’i ve materyalizmi eleştiren eserlerde, kitaplarda, hepsinde kaynakça vardır. Kaynakça niye veriliyor, bana bir anlatsın kardeşimiz. Bazı alimler değil, bir tane ayyaş kılıklı bir tip var böyle, geçen günler anlatmıştım, berduş kılıklı bir herif. Dumandan kafa berbat olmuş, şamşırtmış. “Yabancı bilimsel kaynaklardan alıyor hazırladığı kitaplarını” diyor. Daha iyi işte, sağlam delil veriyorum. Adam laboratuvar neticesinde elde ettiği bilgiyi bize sunmuş. Proteinlerle ilgili olarak, biyogenetikle ilgili olarak, elektron mikroskoptaki tespitlerini sunmuş. Elektron mikroskobu alıp, ben kendim mi bizzat başında elektron mikroskopla tespit yapacağım? Adam hazır yapmış, fotoğrafını çekmiş, rapor önüne sunmuş. Ben de ondan alıp hazır, alıp kitaba koyuyorum. En doğrusu budur işte, güzel. Ama o ayyaş berduş kılıklı herife göre bu anormal bir şey, yani şaşırılacak bir şey. Klasik ahmak, ben ne diyeyim adama? Buna cevap vermek durumunda olmam da biraz ilginç oluyor tabii. “Bu dedikodu bizi üzdü.” Şimdi bu olmaz. Haramdır, Müslüman öyle şey söylemez. “Aydınlatın” diyor, aydınlattım fazlasıyla, inşaAllah. Mehmet Ay kardeş, ismin güzel, maşaAllah. Mehmet Muhammed Ay, inşaAllah.
“Selamun Aleykum, Sayın Adnan Hocam cehennem azabı sonsuz mudur?” Yok, Ehl-i Sünnet inancında cehennem azabı sonsuz değildir. Adam bir süre kaldıktan sonra eğer ‘La ilahe illAllah Muhammeden Resulullah’ demişse cehennemden çıkar. Bir süre sonra çıkar, günahkar da olsa çıkar, inşaAllah. “Yoksa cehenneme giren kişi kafir dahi olsa, Allah’ın dilediği süre zarfında azap çekip daha sonra cennete mi girecektir? Cehennem de cennet gibi sonsuz mudur? Eğer böyle ise Allah çok bağışlayıcı olduğu halde, kafir de olsa bir kulunu sonsuza kadar cezalandırır mı? Yoksa dilediği süre zarfında ceza verip cennete mi alır? Teşekkürler, sevgiler.” İşte açıkladım. Ömründe bir kere bile olsa, ‘La ilahe illAllah Muhammeden Resulullah’ diyen bir insan, cehennemde sonsuza kadar kalmaz, inşaAllah. Cehennem ehli zaten, Allah diyor; “siz onları diri zannedersiniz, onlar ölüdürler. Hayvanlar gibi, hayvanlardan da aşağıdırlar” diyor. Yani garip bir mahluk oluyorlar, Allah vermesin, Allah o duruma düşürmesin.
“Selamun Aleykum Hocam, sizi beğenerek ve ilgiyle izliyoruz.” Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Allah yar ve yardımcınız olsun Hocam. Yahudilik ve Masonluk isimli kitabınızı nereden bulabilirim? Sizi Almanya’da Münih’e bekliyoruz, inşaAllah. Ömer.” Geleceğiz. Almanya’ya da geleceğiz, Avusturya’ya da gideceğiz bütün dünyayı gezeceğiz. Hele Mehdi (a.s) bir zuhur etsin, İsa Mesih (a.s) de bir gelsin. Onların topluluğu ile beraber, onların kapıcısı olarak onların peşisıra ben de geleceğim, inşaAllah. Bütün kitaplarımı internetten ücretsiz indirebilirler. Global Yayıncılıktan, oradan da alabilirler.
Tekin Alkan; “Hocam Selamun Aleykum.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Uzun zamandır sizi takip ediyorum ve çok seviyorum. Anlattıklarınız çok değerli bilgiler” diyor. İltifat etmiş Tekin Alkan kardeşimiz. Allah razı olsun. Kayseri’den yazıyor, bütün Kayseri’ye selam.
“Selamun Aleykum Hocam.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Bildiğimiz kadarıyla Mehdi (a.s) Mehdilik iddiasında bulunmayacak.” Doğru. “Sizin hakkınızda bir hüsn-ü zannım vardı.” Bu hüsn-ü zannı artmış kardeşimizin, anladığım kadarıyla. Herkes bütün sevdiklerine Mehdi (a.s) gözüyle bakabilir. Yani bu acayip yanlış olan bir şey değil. Bediüzzaman’ın talebeleri mesela Bediüzzaman’ı Mehdi (a.s) olarak biliyorlar. Ziyade-i hüsn-ü zan, ziyade-i iltifat her zaman olmuştur. “İlişilmez” diyor Bediüzzaman. Yani her zaman talebeler mürşidlerini, hocalarını Mehdi (a.s) bilirler, bütün tarikatların tamamında vardır bu. Her yerde vardır, Mehdi (a.s) olarak bilirler. Bir iltifattır bu, inşaAllah. Mehdi (a.s) olacağı umulur, bu şaşırılacak bir şey değil. Ama Mehdilik’i her anlatan kişinin de Mehdilik iddiasında bulunduğu söylenir. Mesela Mehmet Şevki Eygi Hocamız için de bunu söylüyorlar, benim için de söylüyorlar. Başka birkaç kardeşimiz daha var, Burhan Bozgeyik, başka kardeşlerimiz vardı, onlar için de söylüyorlar. Yani çok isim sayabilirim. Mehdilik’i kim anlatırsa, “tamam, bu Mehdilik iddiasında” diyorlar. Bunu göze alacak Mehdilik’i anlatan insan. Bu iddialarda bulunmalarını göze alacak. Bunu değil; hakareti, saldırıyı, baskıyı, şiddeti, şehit olmayı, hepsini göze alacak. “Aman, şimdi Mehdilik iddiasında bulunuyorum gibi bir imaja kapılırlar. Şimdi bizim anlattıklarımızdan böyle bir çıkarım yaparlar, en iyisi ben Mehdilik’i anlatmayayım” dersen, iblislerin oyununa gelmiş olursun. İblisler ne yaparlar sana, derler ki; “kardeşim, sen Mehdilik’i öyle bir anlatıyorsun ki alenen Mehdilik iddia ediyorsun. O çıkıyor ortama.” “Ne yapmam gerekir o zaman, ondan kurtulmak için?” diyorsun. “Tevbe edeceksin, hiçbir şekilde bu hadisleri ağzına almayacaksın, anlatmayacaksın.” “Başka?” “İttihad-ı İslam’dan bahsetmeyeceksin.” Başka?” “Türk-İslam Birliği’nden bahsetmeyeceksin. Ey iblis! Ey iblis! Ben seni bağırttıra bağırttıra, böğürttüre böğürttüre anlatacağım. İstediğin kadar öyle düşün, taşın, beni hiç ilgilendirmez. İblis çeşitli yerlerden böyle seslenir. Şeytan böyle seslenir. “Sakın ha sakın Mehdilik’ten bahsetme” der. “Bin yıl sonrasına ertele, beş yüz yıl sonrasına götür. Şahs-ı manevi de, yoktur de, hayal gibi bir varlıktır de, ruh gibidir de ama Mehdilik’i bir şekilde ortadan kaldır. Peygamber hakim edememiş İslam’ı, sen mi hakim edeceksin şeklinde konuş” der. Ki Allah’ın nuru dünyaya hakim olmasın. Şeytanın istediği konu budur. Onun için birçok taktikler ve teknikler yapar. Bir tanesi de, en mühimlerinden bir tanesi de budur. Mehdiyet’i anlatan kişiye “sen misin iddia eden” demek. Kardeşim, istediğin kadar düşün, hiç sorun değil. Ayrıca Mehdilik suç da değildir, birisi birisine Mehdi (a.s) olabileceğini ima ediyorsa veyahut o inançtaysa o zaten bir iltifattır, güzelliktir, Allah razı olsun, öyle düşünüyorsa. İnşaAllah o Mehdi (a.s) olsun. Adam beni Mehdi (a.s) gibi görüyorsa, o da bir iltifattır. Beni adam nasıl görecek, ne desin, değil mi? Müslüman Müslümanı en iyi şekilde görmeye çalışacaktır, veli olarak görmeye çalışacaktır, Mehdi (a.s) olarak görmeye çalışacaktır. İltifat edecek. Ziyade hüsn-ü zan her zaman vardır, Allah razı olsun. Bana iltifat edene ben de iltifat ederim. İnşaAllah o Mehdi (a.s) olsun. Bu bir suç değil. Çünkü iddia edilen şey bir güzellik, Allah’a yakın olma, veli olma iddiası var. Bu kızdıracak, hakaret olan bir söz değil ki, iftihar edilecek bir söz. “Umudum vardı, öyle düşünüyordum” diyor. Dolayısıyla iblisin oyununa hiç kimse gelmeyecek, inşaAllah. Zımmen öyle görünebilir. Hiç mahsuru yok. Mesela Şeyh Ahmed Yasin Hocamız savunurken, “kendisini Mehdi (a.s) zannediyor” diyorlardı. Gürül gürül benim aslan hocam anlatıyor. Helal olsun, sonsuz kere helal olsun, maşaAllah. Hiç kimseyi kaale almıyor, aslanlar gibi anlatıyor. Bir sığıra benzeyen, yaban bizonuna benzeyen bir tip var; ona öyle iddiada bulunuyor. Yani “Mehdilik iddiasında bulunuyor” der gibi. Ne yapacak Ahmed Yasin Hocamız? Diyecek ki; “bu konu tehlikeli, ben bu konuyu açmayayım.” Seyyid aynı zamanda kendisi, şemaili de andırıyor. Olabilir, inşaAllah. Hüsn-ü zan edebilir bir insan isterse. “Anlatmayayım” diyecek. Bu şeytanın oyununa gelmektir. Ahmed Yasin Hocamız şeytanı ayağının altında ezim ezim ezen, şeytanı böğürttüren mübarek seyyidlerden bir tanesidir. Dolayısıyla bıraksınlar bu oyunları.
“Allah aşkına Hocamıza ulaştırın. Selamun Aleykum Güzel Muhammed Adnan Hocam. Hocam Allah’ın Zatından anlatır mısınız? Allah’ın sonsuzluğu, Kendisi sonsuz iken yaratmasını anlayamıyorum. Ellerinizden öperim, Rize’den Yasin.” Yasin, anlayamayacağın çok şey olacaktır zaten. Allah’ın bildirdiği kadar bilgiye sahipsin. Mesela ben konuşuyorum şimdi burada; Allah’ın aktardığı, yarattığı bir konuşma oluyor, beni vesile ediyor. Sizler zannediyorsunuz ki ben konuşuyorum. Allah vesile ediyor beni. Sen burada kendin yazıyorsun zannediyorsun, onu da Allah yazar, Allah vesile eder. Kaderde bu soru var, kaderde ben bu cevabı vermiş oluyorum. Allah’ın derin ilmini, Allah’ın yüceliğini, büyüklüğünü, sonsuzluğunu ve zamanı tam anlamıyla kavramak mümkün değil. Kısmen kavrayabilirsin. Ama zamanı Allah yaratmıştır. Mekan da yaratılmıştır, zaman da yaratılmıştır.
“Selamun Aleykum Harun Yahya Hocam. Nasılsınız? İyisiniz, inşaAllah?” Elhamdülillah. Ala kulla. “Hocam sizin bacağınızda ben var mı? Çok merak ediyorum. Hocam cevap verirseniz sevinirim lütfen. Hocam bekleyeceğim, Hatice.” Daha önce söylemiştim, defalarca söylüyorum ben, röportajlarda var, oraya bakanlar görür. Sırtımda, kürek kemiğimin üzerinde büyükçe bir ben var. Hatta şaşırmıştım, et beni de var sırtımda ayrıca. Biraz daha üst kısmında, hadise uygun olarak, kenarları da yaprak gibi hakikaten. Yani çıkıntı halinde, alenen yaprak gibi. Belirli bir yerde tutunuyor ama kenarlardan yaprak gibi yayılmış sırtımda, öyle bir ben var. Sağ bacağımda da kocaman bir ben var. Orada benzerlikler var ama Mehdilik iddiası için bunlar yeterli değildir. Mehdilik için bir tane delil vardır; Hz. İsa Mesih (a.s)’ın sırtından itip namaza geçirmesi ve dünyanın imamı olmasıdır Mehdi (a.s)’ın. Yani dünyanın imamı olan kişi Mehdi (a.s)‘dır. Yoksa sırtındaki benin benzemesi; kaşının, gözünün benzemesi hiçbir şekilde yeterli delil olmaz. Yani binlerce insan çıkar o benzerlikte.
SUNUCU: ‘Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri’ programımıza00:30’dan itibaren Tv Kayseri, Mavi Karadeniz Radyo, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Kütahya Destan Tv ve www.HarunYahya.Tv sitemizden devam edeceğiz.
Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Allah'ın Güzelliklerinden Bir Demet
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...