SUNUCU:İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam Asu TV, Mavi Karadeniz Radyo, www.HarunYahya.TV, Ankara Beypazarı Seyelan TV, Çorum Kanal 19, Mardin Kanal 47, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Uşak Egem TV’den canlı olarak yayınlanan “Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri” programı’na hoşgeldiniz. Nasıl başlamak istersiniz Hocam?
ADNAN OKTAR:Güzel başlayacağız, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Mehmet Şevket Eygi Hocamız’ın yine çok güzel bir yazısı vardı bugün Hocam. Müslümanlar arasındaki ayrılıkla ilgili ve bölünmüşlükle ilgili bir yazı yazmış dünkü gibi. Haçlı Seferleri döneminde Ortadoğu’da Müslümanların bugünkü gibi paramparça olduklarını ve bu nedenle feci şekilde yenilerek Kudüs’ü kaybettiklerini söylemiş. “Bugün de Ehl-i Sünnet ve cemaat Müslümanlarının birlik ve beraberlik içinde olmadığını, İslam dünyasının genel bir başkanının ve üniter bir hiyerarşisinin bulunmadığını belirterek; halbuki Allah bize Kuran’da birlikte olmayı emrediyor, Peygamberimiz (s.a.v.) birlik olmayı emrediyor, akıl vicdan ve hikmet birlik olmayı emrediyor. Bu nedenle Müslümanların başlarına bir imam bir emir seçmeleri ve birleşmeleri gerekiyor” demiş. Ancak bu nasıl olacak bunun çözümü nedir diye de sormuş Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Hocamız en hayati konunun üzerinde duruyor. En hayati konulardan bir tanesi. Hakikaten bazı tarikatlarda, bazı gruplarda, bazı meşreplerde akıl almaz bir sevgisizlik, nobranlık hakim. Kendi dışındaki insanlara suizanla bakmak, tekfir etmek, onların kitaplarını okumamak, sohbetlerini dinlememek , selam vermemek, konuşmamak bir hayli yaygın. Bu, çok galiz haramdır, hem çok çirkin bir hareket, hem Müslüman ahlakına sığmayan bir tavır ve belayı celbeden deccalî bir hareket olur. Klasik deccalin yapması umulan hareketlerdir. Bir Müslümanın yapacağı iş değil. Mübarek de bu konuya sık sık değinir, bu çok hayati konuyu sürekli gündemde tutar, maşaAllah. Allah hidayet versin, Müslümanları birbirine düşüren insanlara hidayet versin, onların kalplerini açsın, birbirlerini sevdirsin Allah, inşaAllah. Ne kadar çok insan tanırım ben, mesela gider konuşursun adamla; sakın kitabını okuma, sakın sohbetini dinleme, CD’sini dinleme. Niye dinlemeyeyim, niye okumayayım, niye selam vermeyeyim? Birbirlerinin iftarlarına gitmezler, yemeklerini yemezler, mahallesine; en vahimi camiilerine gitmiyorlar birbirlerinin. Mesela Araplara ait bir nevi cami, Araplar yapmış. Arap, Peygamberimiz (s.a.v)’in soyu. Adam gitmiyor o camiiye, bu ahlaksızlıktır. Kavminden dolayı bir insanı anormal görmek, itici görmek, çirkin görmek, yanlış görmek doğrudan ahlaksızlıktır, başka bir şey değildir. Haysiyetsizliktir. Bir de bunu teşvik eden mürşidler oluyor, şahıslar oluyor, onlara da saygı duyuyorlar. Belli ki şeytani bir insan o. Müslümanları birbirine düşüren, Müslümanların birbirine karşı sevgisini ortadan kaldırmak için gayret eden insana sevgi duyulur mu? Saygı duyulur mu?
ALTUĞ BERKER:Hocam geçen yıl dört polis memurunun terör örgütü tarafından şehit edildiği Hatay Dörtyol’da, Sayın Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç konuşmuş. Şöyle demiş: “Teröre karşı mücadelenin sonuna kadar süreceğini ve terörün dini, imanı olmadığını” söylemiş, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Anlat biraz.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam. 2001 yılında 11 Eylül olayları olduğunda Hocam, siz hemen acil olarak İngilizcesi ile birlikte “İslam Terörü Lanetler” kitabını bastırdınız ve hemen Amerika’ya, Avrupa’ya gönderdiniz. İslam’ın bir barış dini olduğunu, terör ile dinin yan yana gelemeyecek unsurlar olduğunu...
ADNAN OKTAR:Şimdi bak biz ne anlatırsak anlatalım, Mehdi (a.s) olmadan Müslümanların birbirlerini sevmesi, birbirlerinin camiilerine gitmesi, bu bölünmenin kalkması; mesela muhterem Hocam, Sünni Müslümanlar birleşsin, diyor. Tamam ilk aşama olarak bu olabilir ama Sünni Müslümanların birleşmesi yeterli değil ki. Alevi ne olacak? Bektaşi ne olacak? Şiiler ne olacak? Caferiler ne olacak? Vahhabiler ne olacak? Onlar da Müslüman, onlar da bizim kardeşimiz. Dolayısıyla hepsini bir araya getirecek olan vesilenin adına biz Mehdi (a.s) diyoruz. Mehdi (a.s)’siz mümkün değil İslam alemi birleşmez. Mesela eskiden sevgi dolu olan cemaatlere, topluluklara; bakıyoruz şu an sevgiyi unutmuşlar, muhabbeti unutmuşlar. Birbirlerini tekfir ederek yücelmek istiyorlar, birbirlerini kötüleyerek iyi hale gelmek istiyorlar. Şimdi mesela diyor ki; biz iyiyiz. Peki, tamam, güzel, maşaAllah, diğerleri? Onların hepsi kötü, dolayısıyla tek iyi biziz. Çok anormal bir hareket. Öbürüne gidip sorduğunda; ona da soruyorsun, tek iyi biziz, diyor. Öbürleri? Hepsi kötü. Bu çok çirkin. İşte bu fitneyi ortadan kaldıracak olan Mehdi (a.s)’dır. Onun için Mehdi (a.s) acildir, diyorum. Adamlar diyor ki; Mehdi (a.s)’a ne gerek var? Felaket kapıda, mahvoluyor İslam alemi, her yer karışıyor. Mehdi (a.s) başta olmuş olsa, konu biter. Mehmet Şevket Eygi Hocamız’ın demek istediği; İmam-ı Kebir dediği, Mehdi (a.s)’dır. İmam-ı Kebir’e yani Mehdi (a.s)’a tabi olun diyor. Hocamız’ın bir Mehdilik iddiası, İmam-ı Kebir olma iddiası yok. Son derece mütevazı, mazlum bir insan, kendi halinde bir insan. Ona da öyle iddialarda bulunuyorlar. Kim Müslümanlar birleşsin derse, tamam bu Mehdilik iddiasında bulunuyor, diyorlar. Hocamız, ben Anadolu’dan çıkmış bir insanım, diyor. Mazlum, kendi halinde bir insanım, diyor. Defalarca konuştum ben Hocamız’la, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Yiğit Bulut, “2011’de İsrail, Almanya, DHP yani Doğan Holding Partileri ile AK Parti arasında bir seçim yapacağız” şeklinde bir yazı yazmış Hocam. Şöyle diyor: “Doğan Holding Genel Müdürü; CEO’su, on kişinin aldığı bir maaşa sahip olmasına rağmen CHP’ye katılarak İstanbul İl Başkanı oldu. Oktay Ekşi yıllardır siyasete girmemiş bir kişi olarak CHP saflarına katıldı. Çünkü Doğan, Almanya ve İsrail cephesi bu seçimin son şansları olduğunu düşünüyorlar. Erdoğan’ı devirerek eski hamam eski tas sistemine geri dönmeyi hayal ediyorlar. Bu nedenle bu seçim onlar için çok önemli. Hatta son günlerdeki Merkel-Erdoğan restleşmesinin altında da bu iş birliği meselesi yatıyor.” demiş Hocam.
ADNAN OKTAR:Evet, karışık bir şey yok, kafalarını takmasınlar. Kaderde Cenab-ı Allah kimi takdir etmişse, iktidara o gelir ve mutlaka hayır olur. Her şeyde bir hayır vardır. Tedirgin olmalarına gerek yok. Zaten sürekli iyiye doğru gidişat olacak. Sürekli güzele doğru gidişat olacak. Sonunda bir ferahlık olacak. Ama bu Müslümanların bölünmüşlüğünden, bu kargaşadan şikayet eden kişiler, Mehdi (a.s)’dan bahsetmeden bunu çözmeye kalkarlarsa, çözümü söylemeleri lazım. Çözümü söylemiyorlar, sadece kargaşadan bahsediyorlar. Çözümü Peygamberimiz (s.a.v.) söylemiş. Müslümanların böyle bölüneceğini, böyle sıkıntılı, zor bir durumun olacağını da söylemiş, çözümün de Mehdi (a.s) olduğunu söylemiş. Peygamber (s.a.v.)’e adam önem vermiyorsa, bu belayı bu acıyı çeker. Ama Peygamber (s.a.v)’e itaatliyse, saygı duyuyorsa zaten Allah’a itaatli demek anlamına gelir. Allah’ın muradını, Allah’ın kastettiğini yerine getirmek lazım. Allah’ın kastettiği, Allah’ın muradı Mehdi (a.s)’dır. Mehdi (a.s)’ı Allah imam olarak istediğini Peygamberimiz (s.a.v.)’e söylemiştir. Ve Ben göndereceğim, diyor Cenab-ı Allah Mehdi (a.s)’ı ve başarılı kılacağım diyor ve ona alametler vereceğim diyor. Çıkışından önce alametler vereceğim, bedeninde alametler vereceğim ve ona bir kısım güruh, güruhat karşı çıkacaklar, buna rağmen başarılı olacak, diyor. Dış alametlerinin Allah hepsini yarattı. Bedeni alametlerini de yaratacak, yarattı. Bunların hepsini göreceğiz. Ama 2011, daha erken. Tabii ki gayret edeceğiz ama daha var. 2012’ler şahlanış olur. 2013’ler yine şahlanıştır. 2014’ler yine şahlanıştır. Ama “cehalet, zaruret ve ihtilaf” diyor Bediüzzaman. Akıl almaz bir cahillik Müslüman alemini sarmış vaziyette, akıl almaz bir cahillik. Mesela İran’a bakıyoruz, İran’daki insanlarla konuşuyoruz, hakikaten çok cahiller. Avrupa’ya gidiyoruz, hakikaten çok cahiller. Başka bir yere gidiyoruz, hakikaten çok cahiller. Cahillikten kaynaklanan çirkin cesaret gösteriyorlar ve muhalefet ruhu, kendi mezhebi, kendi cemaati, kendi grubu içerisinde bir adeta kulüp gibi oluyorlar. Holiganlaşıyorlar, saldırganlaşıyorlar ve bu netice meydana geliyor. İşte bu holigan ruhunu, bu bölünmüşlük ruhunu Mehdi (a.s) sevgisi, Mehdi (a.s)’ın meydana getireceği o güzel ortam ortadan kaldıracaktır, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Bugün Gazetesi yazarı Gültekin Avcı; “Kürt vatandaşlarımızın dini hassasiyeti olan insanlar olduklarını, ancak terörist başı Öcalan’ın İslam dini hakkındaki görüşlerinin son derece olumsuz olduğu” yönünde bir yazı yazmış. Öcalan’ın; ‘oligarşik Cumhuriyet gerçeği’ kitabında, PKK’nın İslam hakkındaki resmi görüşü şu cümlelerle açıklanmıştır, diyerek kitaptan bazı alıntılar yapmış. “Camiler ve benzeri yerler, o yörenin bilim, sanat merkezleri rolünü oynayabilmeli ve soylu tiyatro eserleri oynatmalıdır. Unutmamak gerekir ki, namazın kendisi de haşa ilk drama oyunlarının daha sonraki biçimidir. Namzın kendisi de genel anlamda bir tiyatrodur haşa. İki; İslamiyet bir Türk şovenizmidir haşa. Öyle sevgili kulun cennete gitmesi gibi kavramlar haşa, işin fantezi kısmıdır, edebi kısmıdır. Kürt din adamları Kürtlüğe ihanet ediyor!” diyor kitabında terörist başı.
ADNAN OKTAR:Zaten parti Stalinist, komünist parti. Başka türlü ne konuşacak? Stalinist, komünist olup da takva Müslümanca bir konuşma yapması beklenemez. Bir Stalinist’in bir Leninist’in konuşması gereken üslubu konuşuyor işte.
Böyle orada burada bilmişlik yapanlara çözümü sorsunlar, habire Müslümanların bölünmüşlüğünden çektikleri acıdan, azaptan bahsediyorlar, çözümden bahsetmiyorlar. Veyahut çok sönük, cılız tespitler. Söyle, çözüm nedir? Çözümü Allah sunmuş. Allah’ın sunduğu çözümü kabul etmiyor adam. Allah’ın sunduğu çözüm Mehdiyet’tir. Niye bahsediyorsun ki Mehdiyet’ten diyor? Başka çözüm var mı? Bir tane çözümü vardır, ahir zamanda deccaliyete karşı Mehdiyet’tir. Başka ne anlatılır? Ne bahsedilmesi gerekir? Nasıl bir çözüm olabilir bu fitneye, Müslümanların bölünmüşlüğüne? “Müslümanlar birleşecek” diyor. Birleşince başı olmayacak mı? “Olmayacak” diyor. Sen yine parçaladın. Başı yoksa yine parçalanır. Başı var diyorsan, işte o da Mehdi (a.s.)’dır, inşaAllah.
Zeki Aslan “Fethullah Hocamız’ı Türkiye'de rahatsız ederler, huzur vermezler. Türkiye'ye getirmekten bahsediyorsunuz, orada huzurlu yaşıyor” diyor. Kendi vatanı niye gelmesin? Bir kere bu kafanın ortadan kalkması gerekiyor. Bir suçu yok, sürgün değil, niye gelmesin, inşaAllah.
“Selamun Aleykum Hürmetli Adnan Bey, sizce bir Müslüman kilisede ibadet edebilir mi? Teşekkür ederim. Allah sizden razı olsun.” Elmeddin Zerbelizade. Çok çok zaruriyse, olur. Put yoksa, onların putlarını kaldırır, üstünü örtü örterse putların olur, niye olmasın? Çünkü orası da Allah'ın evi olur o zaman, mescit hükmüne girer eğer putları kaldırırsa, üstünü örterse namaz kıldığında, mescit hükmüne gelir.
“Değerli Muhammed Adnan Hocam, Allah’ın selamı bereketi üzerinize olsun.” Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatühü “ Hocam dün akşam sizi izleyenlerden biri size ‘neden sürekli Mehdiyet’i anlatıyorsunuz, bu durum verdiğiniz hizmete gölge düşürmüyor mu’ diye bir soru gönderdi, siz de okudunuz, maşaAllah. Biz iki senedir sizin canlı yayında Kuran'ı açar açmaz o anda konuştuğunuz konuyla ilgili bir ayetin olduğu sayfayı açtığınızı o kadar çok gördük ki, artık şaşırmıyoruz. Ve dün bu soruyu cevaplarken dediniz ki; bana Kuran'da Mehdiyet’in anlatılmadığı bir tane sayfa gösteremezler, diyerek Kuran'ı açtınız ve Hud Suresi’nin 38. ayeti çıktı ve bizler yine bir mucizeye daha şahit olduk, inşaAllah. Ayeti yazmıyorum ama birebir Mehdiyet anlatılıyordu, hem de detaylarıyla, maşaAllah. Hatta yine aynı sayfada Hz. Nuh (a.s) ve oğlu arasında geçen diyalogu vardı. Bu diyalog aynen Hz. Mehdi (a.s) ve diğer insanlar arasında olan durumu yine birebir anlatıyordu, maşaAllah. Ve hatta bununla da kalmayıp masadaki arkadaşların birine Kuran'ı açtırdınız ve Saf Suresi’nin 154. ayeti çıktı ve yine orada aynen Mehdiyet tüm ayrıntılarıyla anlatılıyordu, maşaAllah. Hocam, bizlere bu ahir zamanda böyle müthiş mucizeleri ve güzellikleri yaşattığınız için” Allah vesile ediyor “Allah sizden razı olsun. Bunları göremeyenlere göstersin, inşaAllah. Saygılar, hürmetler”' diyor. İskoçya'dan bir kardeşimiz, yazan kardeşimiz.
“Selamun Aleykum Hocam, bizim mahallede bir komşumuz vardı. Bunlar Cübbeli'nin tayfasına katıldılar ve de tamamen yüz seksen derece değiştiler. TV, internet, gazete, ilmi bir kitap, hiç bir şey izlemiyorlar ve de okumuyorlar. Tamamen bu dünyayla ilgilerini kestiler. Hatta torunları da geçenlerde ablama kızmış. Altı yaşında bir çocuk, ablama '’sen niye araba kullanıyorsun, benim annem kullanıyor mu’ diye kızmış. Bu çocuk ileride bir çok sıkıntıyla karşılaşabilir Allahulalem'' diyor, M. Gülbahçe. Ama bazen bunun haklılık payı da olabilir. Çok cahil bir insandır, hakikaten telkine de çok açıktır, adam televizyon seyreder kafası bambaşka bir aleme gidebilir. İnternete girer, girer o dinsizlerin sayfasına, olan imanını, aklını da kaybedebilir. Gazete okur, bir köşe yazarının yazısını okur; bazı gazetelerin, oradan kafası bulanıp gidebilir. Böyle bir adama; ve perişansa, zor durumdaysa, telkine açıksa, küfre gidecekse böyle bir tavsiyede bulunmakta bir mahsur yok. Ama kültürlü, bilgili, derin düşünen, derin araştırma gücü olan, derin tetkik tecrübeye sahip bir insan için onlar bir kolaylıktır, onun için. Çok kolayca ezebileceği hedeflerdir. Zevkle ezeceği hedeflerdir. Dolayısıyla takva, kültürlü, imanlı bir Müslüman için zaten çok büyük bir ihtiyaçtır o, çünkü avını orada bulur Müslüman, ezeceklerini orada bulur. Müslüman panter gibidir, gezinir. Avının ayağına gelmesini beklemez, kendi gider bulur ve üstüne çöker. Panter ummadık varlıklara saldırıyor, kendinin beş misli varlıklara saldırıyor. Müslüman da öyledir, inşaAllah. İlmi olarak gider arar. Nerede Darwinist var gider çöker üzerine, nerede materyalist var gider çöker üzerine. Olayların içine içine girer, belanın içine içine girer ama bazı insanlar kaldıramaz böyle bir şeyi; adam ava gidiyorum der, avlanır. Savaşa gidiyorum der, tepelenir. Mücadele gücü olmaz. Kafası, bileği güçlü olan bu işte pervasız olur. Hz. Ali (r.a.) gibi olacak. Çekti mi kılıcı, dalacak Allah’ın izniyle. Mehdi (a.s.) ordusu, Mehdi (a.s.) cemaati, Mehdi (a.s.) topluluğu böyledir. Girdi mi biçer atar, Allah’ın izniyle. Dolayısıyla anti Mehdi olan, Mehdi dışı hareketler mecburen içine kapanıp, elini yüzünün üzerine örtecek, çökecek. Koluyla da kulaklarını, elini yüzünü kapatacak, başını kapacak, iyice köşe bir yere sinecek ve bekleyecek. Başka türlü kendini koruyamaz. Ama Mehdi (a.s.) cemaatinde göğsünü açar, iyice bir ileri alır göğsünü, kodu mu oturtur, çekti mi çökertir, vurdu mu patlatır, inşaAllah. Seyyid Battal Gazi gibi, daha yok mu diye arar. Biz de Mehdi (a.s.) öncüsü olduğumuz için böyle belamızı arıyoruz, inşaAllah, tuttuğumuzu ikiye bölüyoruz, kodu mu oturtuyoruz, vurdu mu koparıyoruz; ilimle, bilgiyle, akılla, fenle. En kabadayısı, en delikanlısı gelsin. Dawkins'i çağırdık dedeyi, elma yanağı, adam kaçıyor. Gazete ilanı verdik, gel tartışalım dedik; yok. Kaçması kurtardı mı? Yine yakaladım, çevresini vurdum. Çevresi ona çöktü ve adam en sonunda ''uzaylılar yaptı'' arkadaş dedi ve çizmiş havasına girdi. Adamı böyle yaparlar işte. En ağababalarıydı, çevresini vurdum tek tek. Hepsine Yaratılış Atlası gönderdim. Tek tek konuştuk, ikna ettik. Bunu ablukaya aldılar çevresi ve yalnız kaldı, yalnız kalınca da bu hale geldi işte. Fransa şu anda ablukada, yer gök inliyor Allah'ın izniyle. Paris caddeleri, şuralar buralar, her yer evelAllah Osmanlı’nın torunları tarafından muhasara altında.
ALTUĞ BERKER:Hocam, şu an Fransa'da malumunuz Strazburg'da devam ediyor konferansımız. Büyük Strazburg Camii'nin konferans salonunda gerçekleşiyor. Salon normal sayısının çok üzerinde doluymuş, maşaAllah. Fosil sergisine de çok büyük ilgi varmış. Fransa'daki tüm konferanslarımıza çok büyük ilgi vardı hocam, Dün akşam Paris'te Tiyatro Jimnaz gerçekleştirilen fosil sergisi ve konferansımıza çok büyük bir ilgi olmuş. 800 kişilik salona, 1000 kişi gelmiş. Sizin de video konferans ile katıldığınız konferans bu Hocam, inşaAllah. Evrim teorisi ve Yaratılış gerçeği ile Barış Dini İslam Konferansı verildi, inşaAllah. Basın da oldukça ilgi göstermiş Hocam Fransa’da.
ADNAN OKTAR:Evet, yabancı basın da vardı, inşaAllah. Paspas gibi çiğnedik evelAllah. En ağababaları gelsin, dümdüz oluyorlar. Ve kendi kaleleri, dünyadaki en önemli merkezdir Fransa. Bütün ihtilallerin, bütün fikir akımlarının, felsefelerin çıkış yeridir Fransa. Ateist yani Allah’sız rejimlerin tevellüt ettiği, doğduğu yerdir. Kendi kalelerinde boğduk, evelAllah. İlim, fikir, sevgi, silahımız bu, başka bir silah yok. Deliller, bilim, bilimin gerçekleri ve demagoji değil, elle tutulur deliller. Fosiller, fotoğraflar, haritalar, belgeler, olay yerinde çekilmiş filmler; netleştiriyoruz ve paspas gibi çiğniyoruz, elhamdülillah. Bizim elimizde top-tüfek yok, kılıç yok, nur var, nur ve darmakeşan ediyoruz, elhamdülillah.
VTR: Mehter Takımı ve Rusya Senfoni Orkestrası, Ceddin Deden.
ADNAN OKTAR: “Hocam Ukrayna'dan saygılar, hürmetler. MaşaAllah sayenizde İslam ilimle ispatlıdır, diyebiliyoruz. Ukrayna'da çok çok seviliyorsunuz. Hristiyanlardan her kim İslam nedir derse, sizin sitelerinize yönlendiriyorum ve sizin videolarınızı indirip hediye ediyorum. Bediüzzaman, ahir zamanda çıkacak İsevi Müslümanlardan söz ediyor. Ukrayna'da bu tarz çok insan var. Bir Hristiyan, İsevi Müslümanım ya da bir Müslüman İseviyim demekle Müslüman olur mu?” Başlangıçta bir kere “La ilahe illAllah” diyor, İslamiyete hayran, Kuran’ın birçok hükümlerini alıyor ama daha tam Müslüman olmamış, İslam’a yatkın. İslam’ı andırıyor, Müslümanlığı andırıyor. Ama Hz. İsa (a.s.) geldiğinde tam, dört dörtlük Müslüman olacaklar, inşaAllah. Ama bu arada Hz. İsa (a.s.)’ı terk etmiş olmuyorlar, daha iyi bağlanmış oluyorlar, daha çok sevmiş olurlar. Gerçek İsa (a.s.)’a bağlanmış olacaklar. Çünkü orada ilah diyorlar haşa, Allah’tır diyorlar İsa (a.s.), haşa. O hastalıktan kurtulmuş olacaklar, yanlıştan kurtulmuş olacaklar. İsa (a.s.)’ı hakkıyla seven hakiki İsevi olmuş olacaklar. Ama gerçek Muhammedi olarak hakiki İsevi olmuş olacaklar. Çünkü her gerçek Muhammedi aynı zamanda hem Musevi, hem İsevi, hem İbrahimi, hem Nuhi, sayarım, devam ederim daha. Bir çok Peygamberlere tabi olmuş oluyor. Çünkü Kuran’da hepsini Cenab-ı Allah övüyor. Şeytandan Allah’a sığınıyorum “Allah Katında hak din İslam'dır.” Al-i İmran Suresi, 19.İşte bitti.Hak, bunun üzerine açıklama olmaz ki. Bir tane din var. Mesela Maide Suresi, 3. “Bugün size dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslam'ı beğendim.” bitti. Bu tartışmaya açık bir konu değil. Mesela Al-i İmran Suresi, 85. “Kim İslam'dan başka bir din ararsa asla ondan kabul edilmez.”En net işte, en net açıklama, bir tanesi yeter bu ayetlerden, hepsi açık; İslam’dan başka din yok, inşaAllah. Hak din İslam’dır, inşaAllah. “Allah’a yemin ederim ki Meryem oğlu Hz. İsa (a.s) adil bir hakem olarak aranıza inecek hacı kıracak” Hristiyanlığı kaldıracak anlamına geliyor hacı kırması, klasik putçu düşünceyi kaldıracak, “domuzu öldürecek” domuz etini yasaklayacak anlamına geliyor. 3İslam’dan başka her şeyi yasak edecektir” Buhari. Zor mu kullanacak? Yok Hz. İsa (a.s) zorla Müslüman etmeyecek kimseyi. Akılla, bilgiyle, sevgiyle, Kuran’la ve gösterdiği mucizelerle, zor yok, dinde zor yoktur, inşaAllah. Ayette var Cenab-ı Allah açıkça söylüyor, şeytandan Allah’a sığınırım, “dinde zorlama yoktur” zorla adam Müslüman olmaz, münafık olur o zorlarsan. Bazıları diyor ya; kılıç zoruyla Müslüman yapacak, tamam olduğunu farzet, münafık olur. Bin beter kafirden, acayip berbat bir şey Allah vermesin, çünkü kafire tebliğ yapabiliyorsun. Münafık direkt düşman bilinmesi gereken birisidir ama kafire şefkat gösterip kurtarmaya çalışıyorsun. “Hz. İsa (a.s) inince İslamiyet’te hükmedecektir o zaman Allah-u Teala Müslümanlardan başka hiç kimseyi bıramıyor, Ebu Davud’ta. Bir tek İslam dini kalmış oluyor. “Hz. İsa (a.s.) gelince hakiki Hristiyanlığı mı yayacak? Hz. İsa (a.s) gelince Hz. Mehdi (a.s.)’ın talebesi mi olacak, yoksa Hz. Mehdi (a.s)’ın arkadaşı mı olacak?” Hz. İsa (a.s) alimdir, tabii ki arkadaşı olacak. Talebelik açısından karşılıklıdır, Hz. İsa (a.s)’dan Hz. Mehdi (a.s)’ın istifade edeceği yönler de olur, Hz. Mehdi (a.s)’dan Hz. isa (a.s)’ın istifade edeceği yönler olur inşaAllah, ama veziridir, Hz. Mehdi (a.s)’ın veziridir Hz. İsa (a.s). “Hakiki Hristiyanlığı mı yayacak?” Hakiki Hristiyanlık; Müslüman oldu mu, zaten hakiki İsevi olmuş oluyor, hakiki Musevi olmuş oluyor, hakiki Muhammedi olmuş olur, inşaAllah. Bir de bakın Tevrat’ı incelediğimizde, İncil’i incelediğimizde ve Kuran’ı incelediğimizde, Kuran’ın son derece net ve berrak olduğunu görüyoruz, son derece net ve saf vahiydir. Acaba bu tarihi bilgi midir, karışık bir şey var mı, ilave var mı, bu insanların kendi görüşü mü? Öyle diyeceğimiz hiç birşey yok. Saf vahiy, en başından en sonuna kadar saf vahiydir, ne kadar huzur verici, ne kadar güven verici ve ne kadar rahat. Nitekim ebcedlerine bakıyoruz, harika tarihler çıkıyor. Bilimsel olarak incelendiğinde bakıyoruz, modern bilimin bütün gerçeklerini ortaya koyduğunu görüyoruz. Böyle gaybi ilimlerin de kaynağı, modern bilimlerin de kaynağı, her türlü ilmin kaynağı olduğunu görüyoruz inşaAllah ve mükemmel bir ahlak kitabıdır Cenab-ı Allah tarafından indirilmiş. Dünya insanı için olabilecek en mükemmel ahlakı insanlara anlatan kitaptır.
Kürşad kardeşimiz bir soru sormuş. Tarikatlar artık usulen, hükmen devam ediyor. Kalkmıştır tarikatlerin hükmü, artık görev Hz. Mehdi (a.s)’dadır. Bunu bütün büyük mürşidler, bütün büyük tarikat uluları söylüyorlar. 1980 yılından sonra emanet Hz. Mehdi (a.s)’a devredilmiştir. Nitekim hiçbir tarikat artık halife vermiyor, hilafet vermiyor. Eskiden tarikatler silsile olarak hilafet verirdi, yazılı olarak verilirdi. Hiçbir tarikat vermiyor artık, neden? Çünkü Hz. Mehdi (a.s) geldiği için. Sözlü olarak da bunu ifade ediyorlar, fiilen de ifade ediyorlar.
ALTUĞ BERKER: Hocam, Cengiz Aktar Vatan Gazetesi’nden bir yazı yazmış özerklik ile ilgili. Türkiye’nin özerklik kavramı çerçevesini yeniden yapılandırılması gerektiğini söylemiş, şöyle demiş: “Bir ülkedeki bölgeler arasında kültürel farklılıklar olduğunda, bu durum özerk siyasi varlığın oluşmasını da beraberinde getirir. Bu model İspanya’da başarı ile uygulanan bir bölgecilik modelidir. Bu nedenle ülkemizdeki demokratik özerklik talebi ile başlayan Türkiye‘nin idari yeniden yapılandırılması konusunun tartışılması ve bulunacak ortak bir aklın anayasaya yansıtılması gerekir” demiş. Bütün bölgeleri birbirinden ayıralım, başka bir yönetim olsun, diyor Allahualem.
ADNAN OKTAR: Bunlar akıllarını kendilerine saklasınlar, kimse dinlemez bunları, boş yere uğraşıyorlar geceli gündüzlü. Hiç kimse muhatap olmaz, hiç kimse dinlemez, halk da dinlemiyor. Bizim milletimize, çıksınlar sokağa sorsunlar, herkes Türk-İslam Birliği’ni istiyor. Gelin İstanbul’da, herhangi bir semtte, alsınlar mikrofonu elerine gezsinler. Federatif bir sistem mi istiyorsunuz, yoksa Türk-İslam Birliği’ni mi istiyorsunuz diye bir sorsunlar. Yüzde 99 Türk-İslam Birliği diyecektir, inşaAllah.
Mesela bakın Seyyid Muhammed Raşid Erol ile ilgili bir eser var; daha önce de anlatmıştım. Bu eserin yetmişinci sayfasında, Dr. Selahattin Kınacı’nın yazdığı bir kitap. “Seyda Hazretleri, içinde bulunduğumuz bu devrin ahir zaman olduğundan sık sık bahseder, deliller getirir, kötülüklerin, günahın artığını, buna karşılık yapılan iyilik ve ibadetlerde kat kat sevap verileceğini müjdelerdi. Bu devir aynen mahşerde peygamberlerin bile "nefsî-nefsî" diyerek yalniz kendi nefislerinin kurtarmalarını diledikleri duruma benziyor. İnsan yalnız kendi nefsini kurtarmaya çalışmalıdır. Artık vaaz, nasihat devri değildir, çünkü hiçbir tesiri olmuyor. Çünkü dünya sevgisi, keyfi ve safâsi çok artmış, Allah'ın emirlerine karşı gelme çoğalmış, helal ve haram gözetilmez oluyor. Bu devirde irşad oldukça zorlaşmış, insanlar dini arkasına atmış, Allahu Teala'dan bahsedildiği zaman rahatsız olmaya başlamışlardır. Din garib olmuştur.” Ve Hocamız devam ediyor; Gavs Hazretleri’ne soruluyor, bu durum muvacehesinde: “Bu kadar cezbe ehli, muhabbet ehli, vird ehli,” tarikat ehli insanlar vardı. “Bunlar ehl-i cezbeydiler, ehl-i muhabbettiler, ehl-i virddiler şimdi hepsi gevşemişler ve tembellik içindedirler. Bu niçin böyle oluyor?” diyor. Gavs Hazretleri ahir zamanda olduğunu söyledikten sonra bakın ne diyor. “Gavs hazretleri buyurmuş: ‘Evet, artık hidayet kalmamış da ondan.’” Şeyh efendilerin elinden hidayet alınmış. Hidayet verme gücü alınmış. “Bizimkisi bu zamanda vallahi” vallahi diyor, bakın Allah adına yemin ederek söylüyor, “bir idaredir aldatmaca gibi bir şey. Çünkü” bakın açıklamayı getiriyor, ahir zamanda olduğumuzu açıkladıktan sonra, “tam hidayet artık Hz. Mehdi (a.s.)’ın elindedir” diyor. İrşad gücü olan odur, tebliğ gücü olan odur, kalplere tesir eden odur, küfrü yıkacak olan odur, deccaliyeti yıkacak olan odur, bizim gücümüz yetmez, bizim yapacağımız bir şey yok, biz ancak kendimizi kurtarabiliriz. Tam manasıyla hidayeti Mehdi (a.s.) yapacak. Biz ise çoluk, çocuk nasıl aldatılırsa, eğlendirilirse öyle yapıyoruz” diyor. Onun için şu an Mehdiyet’in zıll ve gölgesiyle, muazzam bir tebliğ faaliyeti bütün dünyayı sarmış vaziyette. Mehdiyet’in vurduğu her kapı açılıyor. Vurduğu her düğüm çözülüyor, çünkü Allah’ın özel inayeti vardır Mehdi (a.s.)’ın üstünde. Yaptığı her tartışmayı kazanır, her çalışma neticelenir, her yol açılır, o gölgenin içerisine giren herkes bundan istifade eder. Biz de Mehdiyet’in zıll ve gölgesi içerisinde olduğumuz için Allah bize bu başarıyı veriyor. Mesela Fransa gibi bir kale çöktü. Bütün dünyanın gözü önünde çöktü. Bak, her noktadan şu an vuruyoruz, ilmi olarak. Direnç yok. Çünkü daha önce obüs ateşiyle dümdüz oldular, inşaAllah. Yaratılış Atlası Fransa’daki en kilit noktaların hepsine gitti. Bütün siyasetçilere, sanatçılara, bilim adamlarına, devletin kilit noktasındaki kişilere, istihbarat örgütlerine, polis örgütlerine, hepsine gitti ve Fransa’da bir sessizlik hakim. Direnç yok. Nasıl dirensin bilimsel gerçekler karşısında? Fotoğrafla, belgeyle, fosille karşısına çıkıyorsun. Bakın şu an her noktada Fransa’da vuruyoruz. Tek bir direnç yok. Geçen gün üç kişi orada bir çatlak ses gibi şey yaptılar, kimse kaale almadı mesela. Bin küsur insan var, üç kişi itiraz edebildi. O da şamata yapıyorlar, bilimsel itiraz yok, bağırtı yapıyor, bağırıyor sadece. Benim şu delilim var, şu yönden yanlış, karşı çıkıyorum diyemiyor, haklı olduğumuzu biliyor çünkü. Sadece, balta girmemiş ormanlardaki böyle değişik renkli kuşlar olur garip sesler çıkartır, onlar gibi garip sesler çıkartıyor, anlaşılmaz sesler. Demek ki ızdırap sesleri bunlar.
ALTUĞ BERKER:Hocam rahmetli profesör doktor Mahmut Esad Coşan bugün anıldı, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Allah rahmet etsin, çok mübarek muhterem bir insandı Hocamız.
ALTUĞ BERKER:Doğumumun 75. yılında Kuran’ı Kerim hatimleriyle, özel programlarla, inşaAllah İskender Paşa Camii’nde.
ADNAN OKTAR: Çok mütevazi, çok güzel huylu, sesi de çok güzeldi. Hitabeti, üslubu çok güzeldi, inşaAllah. Bizim yata da gelmişti değil mi?
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam orada da beraberdik, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. “Selamun Aleyküm Muhammed Adnan Hocam,” Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berekatühü. “Sultanım sizi izlediğimde benliğimden daha tanıdık, benliğim ve sevdiklerimden daha sevimli birine bakıyor oluyorum, inşaAllah. Hocam, Bediüzzaman Mehdi (a.s.) siyasete girmeyecek, diyor. Peki Hocam, Mehdi (a.s.)’ın siyaset görevi nasıl bir siyaset biçimidir. Bize detay verebilir misiniz? Ellerinizden öperim. Kemal Zengin. Gaziantep.” Mehdi (a.s.) evinden idare edecek. Başbakan veya Cumhurbaşkanı olmuyor. Hiç bir şeye o yönden karışmaz. Ahlakı, İslam ahlakını bütün millete yaşatacaktır. Herkes onun o sevgisini, dostluk anlayışını, kardeşlik anlayışını, yardımlaşma ruhunu, affedicilik ruhunu, İslam’ın bütün o güzel yönlerini, bizzat onda görerek, onun tavsiyelerine uyarak yerine getireceklerdir, inşaAllah. Dolayısıyla bet bereket ve güzellik oluşacaktır. Bu her şeye tabii yansıyacaktır, her yere yansıyacaktır ve kitle halinde insanlar, yardım sever, müşfik, birbirlerini koruyup kollayan, kimse kimseye kötülük etmeyen; mesela gençlerde kavga gürültü kalkacak. İnsanların stresi, gerilimi kalkacak. Mehdi (a.s.)’ın telkinleri, sevgi anlayışı bütün o alemde çok etkili olacak. Bunu zamanı geldiğinde göreceksiniz, inşaAllah. Hatta Peygamberimiz (s.a.v.) çok detaylı anlatıyor “kişi yattığı yerde dinler Mehdi (a.s.)’ı ve görür” diyor. Bütün İslam aleminin mürşidi olmuş olacak. Dolayısıyla çok sevildiği için onun her güzel sözünü severek insanlar yerine getirecekler. Mehdiyet’te bir zorlama yoktur. Baskı yoktur, hep sevgi, sevgi, sevgi. Kan akıtmaz, uyuyan kişiyi uyandırmaz. Hatta Peygamberimiz (s.a.v.) “Bir kişinin burnu dahi kanamaz” diyor. Uyuyan kişiyi uyandırmaz ne demek? İnsanların keyfine, rahatına da dokunmuyor, huzurunu kaçırmıyor. Mesela uyuyorsa, aman ellemeyin uyusun. Orada çok derin bir anlam var. Uyuyan kişiyi uyandırmaz ne demek? Bu muazzam bir titizlik demektir ve muazzam bir nezaket demektir. Demek ki her şeyiyle ilgilenecek toplumun. Uykularına dikkat edecek, yemelerine içmelerine dikkat edecek, sağlıklarına dikkat edecek, topumun bütün sosyal yönleriyle de ilgileneceği anlaşılıyor. Bir aile büyüğü gibi; bütün milletin, bütün İslam milletinin bir aile büyüğü gibi olacak. Onların ibadetlerine, yemelerine-içmelerine, sağlıklarına, giyimlerine, evlerine, arabalarına her şeylerine titizlik gösterecek. Bu anlam çıkıyor, her şeyine. Mesela bir baba, oğlunun neyiyle ilgilenir? Temiz giyinsin ister, şık olsun ister, güzel tahsil yapsın ister. Kimse ona bir laf söylemesin der. Sağlığına bir şey olursa, en iyi şekilde tedavi ettirir. Bütün dünyanın manevi babası gibidir Mehdi (a.s.). Herkesin huzuru için uğraşır. Mesela kızına bir baba bir şey olsun istemez değil mi, korur kollar. Bütün dünyadaki hanımlar onun adeta kızı gibidir, çocuğu gibidir, hepsini korur kollar. O yüzden kimse onların kılına dokunamıyor, çünkü Mehdi (a.s.)’ın manevi himmeti altındalar. Her genç kız, her hanım onun manevi himmeti altında olmuş olacak. O yüzden de kimse dokunamaz ve hiç bir şey de söyleyemez. Mesela bütün fakirler Mehdi (a.s.)’ın himmeti altındadır ve onun sorumluluğu altındadır. Bir yerde bir fakir olduğunda, bu Mehdi (a.s.)’a yapılmış bir eylem olmuş olur. Bu Müslümanların ağrına gidecek, hiçbir yerde fakir bırakmayacaklar o yüzden. Kimseyi zorda bırakmazlar. Mesela her hastadan Mehdi (a.s.) sorumludur. Mesela birisi kanser oldu, birisi ülser oldu, hepsinden Mehdi (a.s.) sorumludur, manen sorumludur. En iyi şekilde tedavi edilmesini üzerine bir borç bilir. Ona göre sistem işleyecektir. O yüzden bir mükemmellik meydana gelmiş oluyor, fiili kontrol olduğu için ama bunların hiç birinde zor olmaz. Uyuyan kişiyi uyandırmaz sözü çok acayip geniş anlamı var. Ne kadar nezih davranılacağını, insanların huzuruna ne kadar titiz olunacağını gösteren çok mühim bir açıklamadır bu. Çünkü bazı insanlar uyuyan adama önem vermez, paldır küldür gürültü yapar. Ama bazı insanlar da ayağının ucuna basarak yürür böyle, aman der mesela fısıltıyla bile konuşmaz, uyanır diye. İşte Mehdi (a.s.)’ın titizliği bu tarz bir titizliktir, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Bugün Ahmet Hakan, dün sizin bahsettiğiniz bir konu vardı onunla ilgili yazmış Hocam. Galatasaray Stadyumu’nun açılışında Başbakanın protesto edilmesini, kendisi son derece masum demokratik bir hak olarak görmüş. Buradaki protestoların Başbakanın yaptığı hatalara karşı biriken öfkenin tezahürü olduğunu, demokratik rejimlerde bu tür tepkilerin son derece doğal olduğunu, insanların nankörce tavır takınmalarının da demokratik bir hak olduğunu belirtmiş. Ayrıca Adnan Polat’ın, Galatasaray Başkanı’nın bu protesto yapan kişilerin polis kameralarından tespit edileceğini belirten açıklamasına da tepki göstererek, bunun kraldan çok kralcılık olduğunu söylemiş. Ancak ertesi gün Sayın Başbakan basın toplantısında kendisine bu konu ile ilgili sorulan bir soruyu, bu olayın sıradan bir olay olmadığını ve işin içinde bir organizasyon olduğunu, söylemiş Hocam, sizin söylediğinizin...
ADNAN OKTAR: Bakın benim söylediklerimin aynısı. Ben tahmin ettim, çünkü Galatasaraylılar çok nezih, kaliteli insanlardır. Bir misafire nasıl davranacaklarını, bir Başbakana nasıl davranacaklarını; özellikle bir açılışa gelmiş, bir kere yapılıyor açılış, stadyum açılışı, o mutlu günde onların sevinçlerini paylaşmak için Başbakan lütfetmiş, nezaket göstermiş oraya gelmiş. Her ne kadar karşı olursa olsun muhalif tavrın, protestonun yeri orası değildir. Çok çok ayıp, misafir bu. Türk töresinde misafire hürmet vardır, velev ki karşıt olsan bile misafirken saygıda kusur edilmez, inşaAllah. Dolayısıyla idda edilen Ergenekon örgütünün bu tip fırsatı kaçırmayacağı aşikardır. Muhtemelen idda edilen Ergenekon örgütünün bir kışkırtması, yani üç-beş kişinin kullanılmasıyla elde edilmiş bir netice olması ihtimali yüksek, ki bakın öyle çıkacaktır, biraz beklerseniz. Özetle bu tip saygıdan uzak hareketlere teşvik ederlerse, Türkiye soğuk ve ruhsuz bir iklime doğru gider, böyle şey olmaz. Mesela oraya Sayın Kılıçdaroğlu da gelse, herksz AK Parti’li olsa orada, hürmet göstermekle mükelleftir. Çünkü nezih bir insan, o da saygıdeğer bir insan, o da vatanı, milleti için, Allah rızası için gayret ediyor. Başbakan da Allah rızası için, vatan, milleti için gayret ediyor, elinden gelen bu, bir çıkarı da yok. Sayın Kılıçdaroğlu’nun da bir çıkarı yok, dünyevi bir amacı olan insan değil. Bunlar ideal insanları, dava insanları. Dava insanlarına hürmet edilir. Dolayısıyla yapılan hareket çirkin.
ALTUĞ BERKER: Hocam dün bir haber ile ilgili; “Alevi kurultayındaki, Alevi köylerinde cami istemiyoruz, din derslerinin kaldırılmasını talep ediyoruz” şeklinde konuşma yapan kişiler hakkında şöyle bir açıklama yapmıştınız. “Alevilerin genelinin fikri önemlidir bunlar samimi beyanlar değildir. Alevilerin yaşadığı yerlere bizim Sünni vatandaşımız da gidebilir, o bölgede yaşayanların genel kanati önemlidir. Cami istemiyoruz demek samimi bir tavır değil. Ayrıca Alevi kardeşlerimiz cem evlerinde toplandıkları gibi camide de toplanabilir, ibadet edebilir. Bu tip açıklama yapan kişilere sonradan baktığımızda, bu kişilerin dinle, İslamiyet ile pek bir alakalarının olmadığı görüyoruz genellikle” dediniz Hocam, inşaAllah. Nitekim bugün Sayın Bakan Faruk Çelik ve Ali Bulaç da aynı mantıkta beyanatlar vermişler, yazılar yazmışlar. Ali Bulaç; Alevilerin kahir, genel ekseriyetlerinin, hükümetin yaptığı açıklamalardan memnun olduklarını, ancak Alevi sorununun üzerinden rant sağlayarak örgütlenen bazı grupların, olayı çözümsüzlüğe sürüklemek istediklerin, söylemiş. Bu kişierin genelde ateist, materyalist felsefeden gelme, eski tüfek bir kısım aydınlardan oluştuğunu ve hem din derslerinin okutulmasına karşı çıktıklarını, hem de bizi Sünnileştirmek istiyorlar düşüncesiyle propaganda yaptıklarını, söylemiş. Sayın Devlet Bakanı Faruk Çelik ise; cemevlerine statü kazandırılacağını ve Alevilerin sorunlarının tümüne çözüm bulmak için çalışmalara başlanılacağını açıklamış. Ancak Aleviliği ateizmle bağdaştırmaya çalışan bazı gruplar olduğunu ifade ederek; “biz çalışmalarımızı İslam’ın içinde olmayan Alevilik için yapmıyoruz. Gündemimizde böyle bir şey yok. Biz Hz. Ali (r.a.)’sız Alevilikte yokuz. Zaten böyle bir şey de yok. Biz tarih boyunca varolan Şia, Alevilik, Caferilik gibi mezheplerin, Allah, Peygamber (s.a.v), Kitap, Kerbela, aşure, Muharrem gibi ana değerlerde bir olduğunu biliyoruz ama ayrıştıkları nokta olduklarını da kabulleniyoruz. Bizim çalışmalarımız; bu mezhepler arasındaki müşterek tabir ve bütünlüğü nasıl güçlendiririz, bu kardeşlerimizin kendi yorumlarına dönük talepleri nasıl karşılarız, temeline dayalıdır.” demiş. Ayrıca Caferilik ve Nakşibendilik de ders kitaplarına giriyormuş.
ADNAN OKTAR:Allah Allah, maşaAllah. Ne desem oluyor, elhamdülillah. Dua mahiyetinde, yani ne desem, maşaAllah, elhamdülillah. Bak bunu ısrarla söyledim, o da oluyor, elhamdülillah, maşaAllah. Faruk Çelik, iyi bir insan, dürüst bir insan, Allah yolunu açık etsin, inşaAllah.
Nahl Suresi, 112, şeytandan Allah’a sığınırım. “Allah bir şehri örnek verdi: (Halkı) Güvenlik ve huzur içindeydi, rızkı da her yerden bol bol gelmekteydi”kamyonlarla hale biliyorsunuz yiyecekler geliyor bir yerden, mesela İzmir’den zeytin geliyor, başka yerlerden narenciye geliyor, et geliyor, her şey geliyor, herhangi bir şehir olarak alalım, Paris de olabilir, başka bir yer de olabilir, İslam ülkesinden bir yer. “Fakat Allah'ın nimetlerine nankörlük etti, böylece Allah yaptıklarına karşılık olarak, ona açlık ve korku elbisesini tattırdı.” Ekonomik kriz ve terör. “Andolsun, onlara kendi içlerinden bir elçi” bir Mehdi (a.s), “gelmişti, fakat onu yalanladılar.” Ebcedi tam 2007 tarihini veriyor. Bu kadar tevafukat normal mi? 150’nin üzerinde ayet, dünya hakimiyeti, hakimiyet, yani Mehdiyeti ifade eden hangi cümle varsa ahir zamanın tarihini veriyor, 150’nin üzerinde. “Böylece onlar, zulümlerine devam etmektelerken azap onları yakaladı.” Münafık yobazlara, ahir zamanın azgın, sahtekar bazı hocalarına, uydurmacı, hurafeci hocalarına Kuran’ın bir işareti, bir anlatımı var, uyarısı var, inşaAllah. Cenab-ı Allah’ın uyarısı Kuran’da. “Dillerinizin yalan yere nitelendirmesi dolayısıyla”münafıklar, yobazlar acayip yalancı olurlar. Kudurmuş gibi yalan söylerler. Kuran ona dikkat çekiyor. Müthiş yalan kabiliyetleri vardır. Yobaz dedin mi, bil ki yalancıdır ama normal sosyal hayatında da yalancıdır. Münafık ve yobaz sadece din konusunda yalancı değildir. Yaptığı bir ahlaksızlıkta yalancıdır, bir konuda da yalancıdır. Kendini överken yalan söyler, bir şey anlatırken yalan söyler, sürekli yalan söyler. Yalan onun ilacıdır, gıdasıdır yobazın. Kuran buna dikkat çekmiş. Bak, “Dillerinizin yalan yere nitelendirmesi dolayısıyla şuna helal, buna haram demeyin.” Şu helal, diyor. Neye göre? Benim kafama göre. Bu haram. Niye? Bu da benim kafama göre. Kuran’da var mı? Yok. “Çünkü Allah'a karşı yalan uydurmuş olursunuz.” Bak, “çünkü Allah'a karşı yalan uydurmuş olursunuz. Şüphesiz Allah'a karşı yalan uyduranlar kurtuluşa ermezler.” İşte Müslümanların dünyadaki hali. Yalancı, üçkağıtçı, yobaz hocalara uydun mu, yobaz alimlere uydun mu çöküntü başlıyor. Mazlum ve tertemiz Müslümanlar bir avuç yobazın elinde oradan oraya, oradan oraya savrulmuş oluyorlar. Çok dikkatli olacaklar, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Bu durumun Hocam, Mehdi (a.s)’ın bir geliş alameti olduğunu anlatmıştınız.; Müslümanların parça parça, ayrı ayrı olmasını. Hadis-i şerifte şöyle geçiyor Hocam; “İmam Hüseyin aleyhisselam'ın şöyle buyurduğunu duydum: ‘Sizler birbirinizden berî (uzak) olduğunuzu söylemedikçe, birbirinizin yüzüne tükürmedikçe birbirinizi tekfir etmedikçe ve birbirinize lânet okumadıkça beklediğiniz (Hz. Mehdi'nin zuhuru) vuku bulmayacaktır.’ Arz ettim ki: ‘Öyleyse o zamanda hiçbir hayır yoktur.’ Buyurdu ki: ‘Hayrın hepsi o zamandadır. Kâim'imiz (Hz. Mehdi (a.s.)) kıyam edecek ve bunların hepsini ortadan kaldıracaktır.’"
ADNAN OKTAR:Bir daha oku hadisi baştan.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah. "Sizler birbirinizden berî (uzak) olduğunuzu söylemedikçe,”
ADNAN OKTAR:Bak, birbirinden beri, hangi tarikattansın? Şu. Yok arkadaş seninle görüşmem, diyor. Hangi mezheptensin? Aman sakın, zaten kafirsin yahut müşriksin seninle görüşmem, diyorlar, değil mi? Bunu söyleyeceksiniz, diyor, Peygamberimiz (s.a.v.) söylüyor. Ahir zamanda Müslümanlar bunu birbirlerine uygulayacaklar, diyor.
ALTUĞ BERKER: “Birbirinizi tekfir etmedikçe,”
ADNAN OKTAR: Birbirlerine ‘mürtet’ diyecekler, dinsiz. Mesela bir laf söyleyecek Müslüman, bir konuşma yapacak. Bilir bilmez hemen mürtetlikle, kafirlikle itham edecekler birbirlerini. Şu an görüyor muyuz bunu? Görüyoruz, değil mi? Bak mesela en açık örneği, Cübbeli’nin tavrı. Kafası estiğinde birisine, hemen tekfir, hemen mürtet. Mürtet diye adam hemen fetvayı veriyor. Neye göre? Kendi kafasına göre. Ben dedim ki; La ilahe illAllah diyen bir Hristiyan Allah’a dostluğunu açıklar. Allah’a dost olduğunu iddia eder, değil mi o kişi? Şimdi Allah’ı inkar eden Allah’a düşmandır. Allah birdir diyen, Allah’a dostluğunu ilan etmiş oluyor. Allah onun dostluğunu kabul ediyor mu? O ayrı. Ama o Allah’a dostluğunu ilan etmiş oluyor. Çünkü ben Allah’ı seviyorum, Allah’a dostum, Allah birdir, diyor. Sevgisini açıklamış oluyor. Sen bunu dedin diye mürtetlik hükmünü verdi hemen, irtidad etti, dedi. Kelime-i şehadet getirip yeniden Müslüman olmam gerekiyormuş. Bak ne kadar kolay adam için görüyor musun? Düşün o zaman Türkiye’de bunun mürtetlikle itham etmediği adam, kaç kişi kalabilir bu durumda? Yüz kişiyi geçmez o zaman bunun üslubuna göre, bunun kafasına göre.
ALTUĞ BERKER: Zaten diğer mezhepleri “pırasa gibi” diyordu.
ADNAN OKTAR: Tabii zaten Aleviler, Bektaşiler, Şiiler, Caferiler hakkında görüşleri belli. “Şiileri, Caferileri pırasa gibi doğramak lazım” diyor.
ALTUĞ BERKER: “Ve birbirinize lanet okumadıkça,”
-VTR- Cübbeli
ADNAN OKTAR: Bak kafayı görüyor musun? Hem lanetleşiyor. Allah belasını verdiğine kani olunca da, bu sayılmaz diyeceklermiş, bu değil. Ama başkasına bir şey olursa o geçerli oluyormuş. Buna olduğunda olmazmış. Ne diyor hadiste?
ALTUĞ BERKER: “Birbirinizi tekfir etmedikçe ve birbirinize lanet okumadıkça,”
ADNAN OKTAR: Bak hem lanet var, lanet ediyor, hem de tekfir de var. Mürtetlikle itham ediyor Müslümanları, bir kısım Müslümanları.
ALTUĞ BERKER: “O dönem Hz. Mehdi (a.s)’ın zuhuru vuku bulacaktır.”
ADNAN OKTAR: “O dönem işte Hz. Mehdi (a.s)’ın zuhuru vuku bulacaktır” diyor.
ALTUĞ BERKER: “Arz ettim ki öyleyse o zamanda hiçbir hayır yoktur. Buyurdu ki; ‘hayrın hepsi o zamandadır. Kaimimiz kıyam edecek” Mehdi (a.s) kıyam edecek “ve bunların hepsini ortadan kaldıracaktır.”’
ADNAN OKTAR: Çözümün Mehdi (a.s) olduğunu Peygamberimiz (s.a.v.) açık açık söylüyor. Bunu anlamazlıktan gelmek olmaz. Bir Müslümanın Mehdiyet’ten ayrı bir mantığı, aklı olamıyor, olmaz. Olduğunda bu sistemi desteklemiş olur o zaman. Bu bölünmüşlüğü, bu parçalanmışlığı, bu acıyı, bu açmazı, bu sıkıntıları, bu perişanlığı desteklemiş anlamına gelir. Çünkü başka bir çözümü olmadığı da açıkça görülüyor. Kendisine sorsan başka bir çözüm var mı diye, başka bir çözüm sunamaz. Allah bu sistemi yaratırken bunun çözümünü de, bunun ilacını da yaratmış. Çözümü Mehdiyet’tir, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Şöyle diyor Sahih Müslim’de. “Birbirinizle nefsaniyet yarışına düşersiniz, birbirinize haset edersiniz, birbirinize sırt çevirip ayrılırsınız ve birbirinize düşman olursunuz.”
ADNAN OKTAR: Yine bu ahir zamanda, haset edecek, değil mi? Mesela Mehdi (a.s)’ın başarılarını o devrin yobazları kıskanacak, haset edecekler. Hatta Yusuf Suresi’nde buna dikkat çekilmiştir. Yusuf (a.s)’ı kardeşleri kıskanıyorlar, haset ediyorlar. Kuyuya atmaya kalkıyorlar, öldürmeye kalkıyorlar. Tek gerekçesi zaten Kuran’da belirtiliyor, haset etmeleri, kıskanmaları. Hadiste de bu belirtilmiştir.
ALTUĞ BERKER: Başka bir hadiste Hocam. “Araları bozuk olan müminler deccalin hedefi olmaktan kurtulamazlar.”
ADNAN OKTAR: Birbirleriyle uğraşan, birbirlerine düşman olmuş Müslümanlar, önüne geleni tekfir eden Müslümanlar, Müslümanları bir bütün olarak görmeyen Müslümanlar, deccale yem olmuş oluyorlar. Çünkü cehalet, zaruret ve ihtilaf, Bediüzzaman’ın belirttiği, yani deccalin kullandığı üç silah. Bir cehaleti kullanıyor, bir zaruret; fakirliği kullanıyor, bir de ihtilaf; Müslümanların birbirlerine düşmesi. Mezhepler, tarikatler, gruplar halinde ayrılıp, sadece benim grubum, benim arkadaş grubum esas Müslüman grubudur, diğerleriyle ben muhatap olmam, görüşmem, kitaplarını da okumam, selam da vermem, camiilerine gitmem, hatta adam yerine dahi koymam mantığı. Bunu ortadan kaldıracak Mehdi (a.s)’dır, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Şöyle söylediniz Hocam: “Bu yüzyıl Hz. Mehdi (a.s)’ın, Hz. İsa Mesih (a.s)’ın ve İttihad-ı İslam’ın yüzyılı. Bu yüzyıl bütün Müslümanların yüzyılı, bu yüzyıl düğün yüzyılıdır, yani Altın Çağ. Birbirimizi çok seveceğiz, koruyacağız, kollayacağız, mahcup etmeyeceğiz, çirkin sözlerle tedirgin etmeyeceğiz. Hep hayır, güzellik, iyilik arayacağız. Birbirimizi tekfirden kaçınacağız. Şu kafirdir, fasıktır, münafıktır demeyeceğiz. Biz hakkı söylemekle mükellefiz. Hepimizin günahları eksikleri var ama bizler tevbe ederek ilmimizi artırarak en iyi olmaya çalışmalıyız” dediniz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Nisa suresi. Şeytandan Allah’a sığınıyoruz. Cenab-ı Allah diyor ki 114. ayette; “Onların 'gizlice söyleşmelerinin' çoğunda hayır yoktur.” Mesela toplanıyor, fısır fısır bir köşede Müslümanların aleyhinde bir plan hazırlıyor ama gizlice, gizli konuşmalar. “Ancak bir sadaka vermeyi veya bir iyilikte bulunmayı ya da insanların arasını düzeltmeyi emredenlerinki başka. Kim Allah'ın rızasını isteyerek böyle yaparsa, artık ona büyük bir ecir vereceğiz.” Ben seninle gizli bir şey konuşmak istiyorum diyorsa, dikkat ederseniz mutlaka bir melanet çıkar o konuşmaların çoğunda. İyilik kastı ile özel bir şey pek söylemek istemez insanlar. Ya birine bir laf sokacaktır, ya birine bir iftira atacaktır, birinin aleyhinde kötü bir şey söyleyecektir. Çok nadir iyilik kastıyla gizli fısıldaşma olur. Onun için gizli fısıldaşmadan kaçınmak lazım. Gel söyleyeceksen ortada söyle demek lazım. O zaman söyleyemez herkes bileceği için. Çünkü gizlice söylemesinin sebebi şu, şahitsiz söylemesinin sebebi, yarın bir gün onun bir melaneti ortaya çıkarsa, ben öyle bir şey demedim diyecek. Şahidi var mı? Yok, bir kişi var. Ona Kuran dikkat çekmiş. “Kim kendisine 'dosdoğru yol' apaçık belli olduktan sonra, elçiye muhalefet ederse,” Peygamber (s.a.v.)’e muhalefet ederse; ahir zamana bakan yönüyle, Mehdi (a.s)’a muhalefet ederse, “ve mü'minlerin yolundan başka bir yola uyarsa.” Ahir zamandaki Mehdi (a.s.)’ın cemaatinin dışında bir yola uyarsa, “onu döndüğü şeyde bırakırız ve cehenneme sokarız. Ne kötü bir yataktır o.” Tabii ayetin ilk anlamı şu; “Kim kendisine 'dosdoğru yol' apaçık belli olduktan sonra,” Kuran’a uymak “ve elçiye muhalefet ederse,” Peygamber (s.a.v.)’e muhalefet ederse “ve müminlerin yolundan başka bir yola uyarsa,” yani sahabelerin yolundan başka bir yola uyarsa, “onu döndüğü şeyde bırakırız.” Yani sapkın yolda bırakırız. “Ve cehenneme sokarız. Ne kötü bir yataktır o.” Ama Mehdiyet’e bakan yönü de demin anlattığım tarzda olur. “Hiç şüphesiz, Allah, Kendisi'ne şirk koşanları bağışlamaz.” Şirki bağışlamıyor Allah. Şirkten kaçınılması lazım. “Bunun dışında kalanlar ise, (onlardan) dilediğini bağışlar. Kim Allah'a şirk koşarsa elbette o uzak bir sapıklıkla sapmıştır.” “(Şeytan) Onlara vaadler ediyor.” Deccal onlara vaad ediyor, “onları en olmadık kuruntulara düşürüyor,” vesveselere düşürüyor. “Oysa şeytan, onlara bir aldanıştan başka bir şey va'detmez.” Mesela Darwinizm, materyalizm şeytanın bir aldatmacası, komünist dünya devleti bir aldatmaca. “Şeytan onlara vaadediyor.” Neyi vaadediyor? Dünyada bir komünal toplum, komünist bir dünya devleti vadediyor. Ve onlara Allah’sızlığı, ateizmi, Darwinizm’i, materyalizmi anlatıyor. “Ve onları en olmadık kuruntulara düşürüyor.” Proteinler tesadüfen meydana gelir, diyor. İnsanlar kurbağa gibi bir varlıktı, İşte büyüdü dallara sıçradı, dallardan indi ovaya geldi, konuşmaya başladı falan, diyor, değil mi? Onları kuruntulara düşürüyor, vesvese ettiriyor insanlara. “Oysa şeytan onlara bir aldanıştan başka bir şey vaadetmez.” Tamamı yalandır, diyor Cenab-ı Allah. Hepsi bir aldanıştan başka bir şey değildir, diyor. Şu anda da şeytan zaten insanlarla alay ediyor.
“Muhterem Hocam, bir hoca efendi web sitesinde özellikle şu cümle aklıma takıldı. Fatih İstanbul’u feth ederken Mehdi (a.s) beklemiyordu. Bu vazifenin kendisine ait olduğuna inanıyor ve gerekeni yapıyordu.” O hoca atmış, çok samimiyetsiz konuşmuş. Çünkü neden? Akşemseddin; Hocası Fatih’i İstanbul’u fethetmeye ikna etti. Fatih İstanbul’u fethetmekten kaçındı. Niye kaçındı? Dedi ki; “İstanbul’u Mehdi (a.s) fethedecek. Onun için benim böyle bir fetih faaliyetinde bulunmam doğru olmaz” dedi, vazçgeçti. Akşemseddin dedi ki; “sen fethedeceksin, o manen fethedecek” dedi. “Sen maddeten fehtedeceksin, o da manen fethedecek” dedi. Onu deyince kabul etti ve tekbirlerle İstanbul düşürüldü. Ve Mehdi (a.s) için fethedilmiştir İstanbul. İstanbul’u asla vermezdi Avrupalılar, asla. Yani dünyada vermeyecekleri tek şehir varsa İstanbul’dur. Allah kaderde mucize meydana getirdi. Çok büyük bir mucizeydi İstanbul’un verilmesi. İstanbul’un fethi de bir mucizedir. Sırf Mehdi (a.s)’ın zuhuru için, Mehdi (a.s) burada çıkacağı için Allah nasip etmiştir İstanbul’u. Akşemseddin de bunun farkındaydı. Hızır (a.s) da biliyordu. Hızır (a.s) İstanbul fethedildiğinde surlarda oturuyordu. Tebessüm ederek etrafı seyrediyordu askerler içeriye girerken. Onun için bu tip yeni yetme hocalar, Büyük Ortadoğu Projesi’nin ruhsuz bazı hocaları, İslam’ın o şevkli heyecanını, sevgi dolu ruhunu yaşamayan, ruhu kararmış, kemik kafalı bazı hocalar, böyle bir üslup kullanabiliyorlar bazıları, buna benzer üsluplar. Bunların yüzü gülmez, şefkat bilmezler, güzelliklerden bahsetmezler, bir çocuğun güzelliğinden bahsetmez, bir çiçeğin güzelliğinden bahsetmez, estetikten anlamaz, sanattan anlamaz, bilimden anlamaz, genel kültürü yoktur. Garip, soğuk, kavruk, içine kapalı, biraz dışa dönük, biraz aşağılık kompleksi olan, yarı modern, yarı hanzo bir tavır içindeler. Bir garip, özenti bir tavırları var. Halbuki İstanbul’un fethinde Mehdi (a.s)’a bakış açısı ve Mehdiyet, Fatih için son derece önemliydi. Ve Mehdi (a.s)’ın İstanbul’da faaliyeti için özel olarak saraylar yapmıştır ecdad, sırf Mehdi (a.s) kullansın diye. Bütün sarayların yapılış amacı budur. Kendileri için yapmamışlardır, Mehdi (a.s)’ın kullanması için yapmışlardır. Selatin Camiileri Mehdi (a.s) için hazırlanmıştır. Ayasofya camiisi Mehdi (a.s) için hazırlanmıştır. İstanbul’un dizayn edilmesini Allah Mehdi (a.s)’a hazırlıyor. Ve dünyanın en güzel şehri, dünyaca kabul edildi. Şu an kabul edilse ne olur, edilmese ne olur, o ayrı mesele de zaten, fiilen böyle bir durum var. Son zamanlarda yapılan dizayn ve düzenleme de yine Allah tarafından Mehdi (a.s)’a bir hazırlıktır. İstanbul daha dünya yaratılmadan vardı. Özel olarak hazırlanmıştır Mehdi (a.s) için, özel dizayn edilmiştir, özel olarak güzel yaratılmıştır Allah tarafından. Millet boğaza karşı rakı içsin, şarap içsin, eğlensin diye değildir. Keyif zevki yapılsın diye Allah burayı fetih ettirmedi. Mehdi (a.s) için fethedilmiştir. Ve bütün dinlerin, Hristiyanlığın da, Müslümanlığın da başkentliğini yapmıştır. Ve birçok sırların olduğu yerdir ve bir çok sahabe mezarı buradadır. Başta Ebu Eyyub El-ensari olmak üzere, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Akşemseddin Risalet’ül Nuriye’de şöyle söylüyor; “"İstanbul’u önce Mehmed fethedecek, sonra İstanbul ehl-i salibin eline geçecek, daha sonra da Hz. Mehdi (a.s), İstanbul’u tekrar fethedecek"
ADNAN OKTAR: Hay maşaAllah. Zaten Akşemseddin, çadırda Fatih Sultan Mehmet soruyor, “niye fetih yapılamıyor” diyor. Derin bir istihareye giriyor, inşaAllah. Saatine kadar söylüyor, inşaAllah. “Fethedilecek inşaAllah” diyor, bir manevi derinlik aldıktan sonra diyeyim, inşaAllah. Derin bir yekaze halindeyken ona bilgi geliyor. Vaktine kadar, en ince detayına kadar söylüyor ve dediği saatte alınmıştır İstanbul tekbirlerle, inşaAllah. Kaderde bu böyledir, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Ayasofya ile ilgili de bir şey söylüyor Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet söyle
ALTUĞ BERKER: Akşeyh'in Nurlu Müjdesi Ve İkinci Fetih kaynağından; “İşte hadislerle sabit olan ve Akşeyh'in de müjdelediği ikinci fethin kumandanı Hz. Mehdi (a.s) ve yine hadisin ifadesi ile ‘hiçbir kınayıcının kınamasından çekinmeyen’ kahraman askerlerden müteşekkil nurani ordusu, evvelemirde kalplerdeki Ayasofya'nın kapılarını açacak ve fethin sembolünün ibadete açılması ile ikinci fetih gerçekleşecek.”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Amerika’dan Feriha İnan, “17 yıl önce oğlum doğduğunda ismini İsa Mehdi yazdırdım kimliğine. Sebebi ise oğlumun Hz. Mehdi (a.s) ve Hz. İsa (a.s)’ın askeri olmasını istemiştim. Çok sevdiğim Hocam, aşkla sevdiğim Hocam, oğlum için dua edin de Hz. Mehdi (a.s)’ın talebesi olsun, hizmet ehli olsun. Saygım ve sevgim şahsınızda Allah rızası için sonsuzdur, inşaAllah. Philadelphia, Amerika.” Amerika’dan Feriha İnan. MaşaAllah, Allah Mehdi (a.s)’ın talebesi yapsın o güzel çocuğu, güzel kardeşimizi Hz. İsa Mesih (a.s)’ın da talebesi yapsın. Bizleri de Hz. Mehdi (a.s)’ın, Hz. İsa (a.s)’ın talebesi yapsın, inşaAllah.
“Hocam iyi akşamlar, ben İzmir’den Osman. Hocam ben çok dindar bir insan değilim ama size karşı sempatim var. Sohbetleriniz çok hoşuma gidiyor. Bu konuda sizin yardımınızı istiyorum. Hocam benim evliliğim çok sıkıntılı geçiyor. Sizce ne yapmalıyım?” Bilmiyorum ki sıkıntının sebebi nedir? Detay verirsen bir şey söyleyebilirim. Sıkıntılı çok izafi bir şey, bilemem. Ama dua et Allah’a, bilgini artır, Kuran’a sıkı sarıl, Allah korkunu artır, Allah’a olan sevgini artır, inşaAllah.
Rize’den Emin, bak S, L, M olmaz. Bu internetçe ağzını Allah aşkına bırakın. Mesela inş. yazıyor, öyle olur mu? Ne kadar anormal bir hareket, ne kadar çirkin bir hareket. Dolu dolu inşaAllah yazsana, dolu dolu selam desene. Öbür cümlelerden niye kaçınmıyorsunuz? Saatlerce yazıyorsunuz. Yüzlerce, binlerce kelime yazıyorsunuz, öbür kelimeleri kısalt kısaltacaksan, kendi adını kısalt. Niye inşaAllah’ı, maşaAllah’ı, selamı kısaltıyorsunuz? Olmaz, onlar zikirdir. Tam anlamıyla yazılacak, bütün olarak yazılması lazım.
Bunu bana dün de sordunuz Emin kardeş, Rize’den, daha önce de söyledim. Tekrar tekrar söylememe gerek yok. Bir şey konusunda eğer bir insanın şüphesi varsa, götürür uzmanına izletilir. Mesela diyor ki; gökten taş düştü. Bakarsın, uzmanına götürürsün bakar, anlar. Veyahut bir taş buldum, bu fosil mi, değil mi? Uzmanına götürür anlarsın. Mesela bir fotoğraf sahte mi, değil mi? Uzmanına götürür anlarsın. Bir tane değil ki uzman, yüzlerce uzmanı var. Uzmanına sormazsan, vardır bir anormalliği o zaman. Vardır bir çekindiği nokta, inşaAllah.
Kadir, Müslüm Gürses’ten bahsediyor. Ben Müslüm Baba’yı çok acı çektiği için, çok çileler çektiği için seviyorum, çok şefkat duyuyorum. Sesi de çok güzel hakikaten, çok içli ve çok yaşayarak söylüyor. O yüzden, her parçasını değil, bazı parçalarını beğeniyorum, inşaAllah.
“Hocam, Selamun Aleykum demek istiyorum. Ben 14 yaşındayım.” Tamam, Aleykum Selam, “14 yaşındayım ve çok üzülüyorum.” Üzülmek haramdır, niye üzülüyorsun? “Şimdiki genç yaşıtlarımı görseniz, nargile, sigara ve kötü alışkanlıklar ortalığı sarmış. Daha geçen gün sınıf arkadaşım intihar etti, Allah’tan bir şey olmamış. Keşke gençlere ulaşsa sohbetleriniz. Ne zaman dinle ilgili konu açsam, sen çok dincisin, falan diyorlar. Gerçek dinin yaşam tarzı olduğunu unutmuşlar. Umarım birçok gence ulaşır sohbetleriniz. Ayrıca Hür Adam filmini izlediniz mi bilmiyorum? Çok tesirli bir film olmuş, birçok genç izler” diyor, Sinem. Şimdi güzel Sinem, sen bizim kitaplarımızı okuyorsun gördüğüm kadarıyla, iyi güzel. Kötü alışkanlıklar zaten ahir zamanda, Mehdi (a.s) devrinde olacak. O zaman Mehdi (a.s)’ın geliş amacı olmaz zaten. Birçok kötü alışkanlıklar olacak, insanlar umutsuzluğa gidecekler, intiharlar artacak, acılar artacak. Mehdi (a.s) gelip o acılara son veriyor, inşaAllah.
“Benim canım Hocam, Allah sizden razı olsun. Geçmiş günahlarım aklıma geliyor ve kendimi çok kötü hissediyorum. Nasıl kurtulabilirim? Ahmet Can.” Estağfirullah, estağfirullah, estağfirullah dersin biter. Ne diyeceksin başka? Anandan doğmuş gibi olursun. Gayet rahat ol, sen tevbe ettikten sonra, bir daha o günaha girmedikten sonra Allah’a güven. Allah günahları bağışlayıcı ve “örteceğim” diyor Allah. “Hem örteceğim, hem bağışlayacağım” diyor. Allah’a güveneceksin, inşaAllah. Biz o günahlara üzülmekle mükellef değiliz ki, tevbe edeceğiz sadece, bitecek o kadar, inşaAllah. Allah, Rahman ve Rahim’dir. Bak, Rahman ve Rahim, bu Allah’ın koruyucu, şefkatli ve sevgi dolu olduğunun ismidir, açıklamasıdır, inşaAllah.
“Üstadım Muhammed Adnan Hocam, Ukrayna’dan hürmetler, saygılar. MaşaAllah, sayenizde İslam ilimle ispatlanır diyebiliyoruz.” diyor kardeşimiz, maşaAllah.
“Can Muhammed Adnan Hocam, siz benim sandığımdan daha değerlisiniz. Siz bize Allah’ın bir lütfusunuz. Güzel bir tecellisisiniz. Şu sıralar şeytan çok musallat oldu bana. Duanıza ihtiyacım var. Yenilmez bir iman istiyorum. Bazen isyankar oluyorum, Allah’ın gadabından korkuyorum.” diyor, İrem isimli kardeşimiz. Allah’a çok müspet ve olumlu bakın. Bir kere Allah’ı tam anlayın, ondan sonra Allah’a hep hüsn-ü zanla bakılır. Allah tabii ki sizi imtihan edecek, deneyecek. O zaman itle, kopukla Müslümanın bir farkı kalmaz ki, olur mu? Mutlaka zorluklarla imtihan olacaksınız. Orada basit insanlar düşecek, sen ayakta kalacaksın. Çünkü mesela Allah can veriyor, ben Allah’ın verdiği canı Allah’a vermem, diyor. Allah mal veriyor, Allah’ın verdiği malı Allah’a vermem, diyor. Allah imkan veriyor, Allah’ın verdiği imkanları başkasına sunmam diyor. Bu ne demek bu? O zaman Allah niçin onu cennette yaratsın? Allah’a coşkun bir sevgiyle bağlanacağız; çünkü bak beden O’nun, ruh da O’nun, kader de O’nun. Gördüğümüz bu görüntünün tamamı O’na ait. Bu görüntünün tamamını O meydana getiriyor. Beden O’na ait olduğuna göre, ruh O’na ait olduğuna göre, kaderdeki bütün bu görüntü O’na ait olduğuna göre, bize ait olan hiçbir şey yok. O zaman bize bu kadar güzellik, bu kadar iyilik sunan Cenab-ı Allah’ın nimetlerinin sayılması bir insan tarafından mümkün değil. Allah diyor ki; “guruplara ayırarak yapsanız dahi, nimetleri saymakla bitiremezsiniz.” diyor. Peki o zaman? Bakın geçen gün de dedim, şimdi büyük bir saray düşünelim. Bin tane kapısı var, her kapıdan saraya giriyorsun ama bir kapıdan girdin, bastın, açamıyorsun. O da kilidi kullanmayı bilmediği için açamıyor. O zaman bu saraya girilmez, diyor. Yani imanını kaybediyor; olmaz. Sen dokuz yüz doksan dokuz kapıdan geçiyor musun? Her yerden iman ediyor musun? Ediyorsun. Bir kapıdan geçememişsin, onu da bilmediğin için, hikmetini bilmediğin için. Ondan dolayı iman kaybetmek vicdansızlık olur, çünkü her yerden anlıyorsun. Mesela bir insanın içerden sesi geliyor, kokusunu hissediyorsun, her şeyi anlıyorsun; biz diyebilir miyiz içerde o insan yoktur, diyebilir miyiz? Mesela kapılardan birinden bir haber geliyor, o kişi dışarıda, başka bir yerde deseler, görüyoruz içeriden sesi geliyor. Bir çok yönden biz anladığımız halde eğer reddedersek vicdansızlık yapmış oluruz. İşte bu vicdansızlığı yapacak mıyız, yapmayacak mıyız, onun için biz buradayız zaten, imtihanın sebebi budur. Bunca delili görmezden mi geleceğiz, yani tek bir delille, yani şeytani bir delille sapıtacak mıyız, yoksa Allah’ın yolunda Allah’a aşkla bağlı kalacak mıyız? O delili Allah küfür için yaratıyor. Onlar o delille düşerler. Müslüman o delille düşmeyip, diğer o dokuz yüz doksan dokuz delille o sarayın içinde yaşar, Allah’ı bırakmaz. Ama küfür o dokuz yüz doksan dokuz delili hiç yerine koyar, hiç önemli görmez. O tek bir delille, şeytani delille küfre düşer. Dünyadaki imtihanın ana yöntemi budur, Allah’ın kullandığı ana yöntem budur. Buradan düşmek çok büyük bir hata olur.
ALTUĞ BERKER: Hocam dün Independenta filmini tekrar gösterelim demiştiniz, eğer uygun görürseniz.
ADNAN OKTAR:Evet izleyelim, bir daha bakalım.
-VRT- Hz. Mehdi (as)’ın İstanbul’a Gelişini İnsanlara Haber Veren Büyük Alamet: Independenta Tanker Patlaması
ADNAN OKTAR: Ebu Abdullah El Hüseyin bin Ali (r.a.)’den: “Doğudan kopup gelen bir ateş, alamet halinde gökyüzünü sarmaya başladığında anlayın ki Mehdi (a.s.) zuhur etmiştir” diyor. Doğudan kopup gelen bir ateş. Hadiste “Berehut denen bir vadide şu an yerin altında” diyor. Petrol olduğunu açıkça söylüyor bu Berehut ve Doğu’dan gelecek bu ateş, sonra büyük bir gürültüyle, günlerce süren bir gürültüyle patlayacak ve gökgürültüsü gibi ses çıkaracak, diyor. Ve insanlar gündüz mü oldu diyecekler, diyor. Yatan kişi ayağa kalkar, diyor. Adam ne diyor? Yattığım yerden ayağa kalktım, diyor. Ne diyor adam? Gündüz oldu zannettik, diyor. Aynısı, hadisin aynısı, tıpatıp. Ve çok malları ve canları götürecek bu ateş diyor. Bir çok insan öldü. Cam, çerçeve her şey aşağıya indi bütün o bölgede, trilyonluk zarar meydana getirdi. “Ebu Cafer Muhammed bin El Bakır (r.a.)’den: ‘Üç veya yedi gün doğudan gelen bir ateş görürseniz, Al-i Muhammed’in kurtuluşa kavuşacağını bekleyiniz inşaAllah” diyor. Çok fazladır, ve büyük bir duman sütunu olacağını ve günlerce devam edeceğini, zaman zaman bu seslerin artacağını, eksileceğini fakat devam edeceğini hadislerde açıklamış Peygamber Efendimiz (s.a.v.). “Bilin ki Mukaddes Belde’ye inmiştir, gelmiştir, diyor inşaAllah. Yani bunu görürseniz diyor inşaAllah. Ki İstanbul’un tarihinde ilk defa olmuştur, binlerce yıllık tarihinde ilk defa böyle bir olay olmuştur. Halk Kıyamet kopuyor, diyor. Tam öğlen vakti gibi aydınlandı, o şekilde, o derece aydınlık.
Bismillah, Fatır Suresi.Şeytandan Allah’a sığınırım. “Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla,” şeytandan Allah’a sığınırım. “Hamd, gökleri ve yeri yaratan, ikişer, üçer ve dörder kanatlı melekleri elçiler kılan Allah'ındır; O, yaratmada dilediğini arttırır. Şüphesiz Allah, herşeye güç yetirendir.Allah, insanlar için rahmetinden her neyi açacak olsa, artık onu kısıp-tutacak yoktur.”Hz. Mehdi (a.s.) zamanında Allah rahmetini yayıyor, artık onu kısıp tutacak kimse kalmıyor. Mal zibil gibi, elhamdulillah. “Her neyi kısar-tutarsa, artık onu da ondan sonra salıverecek yoktur.” Yani ekonomik kriz meydana getirdiğimde de, onu çözecek yoktur, diyor Allah. Çözemiyorlar. “O, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir. Ey insanlar, Allah'ın üzerinizdeki nimetini anın. Gökten ve yerden sizi rızıklandıran Allah'ın dışında bir başka Yaratıcı var mı? O'ndan başka ilah yoktur. Öyleyse nasıl olur da çevriliyorsunuz?” ‘Gökten ve yerden’. Şimdi mesela uçaklarla geliyor yiyecekler, değil mi? Ona da işaret var. Yerden de TIR’larla, başka araçlarla geliyor. Ama ikinci anlamı da gökten; gökteki azot biliyorsunuz, bitkilere geçiyor ve yediğimiz etin oluşumunda gökteki azotun toprağa karışması ve topraktan bitkilere geçmesi, bitkilerden hayvanlara geçmesi, hayvanlardan da et olarak bize gelmesi. Gökten bize bir nimet gelmiş oluyor. ‘Ve yerden’ her türlü meyve, sebze, ağaçlar, bütün meyve ağaçlarını bir düşünün. Yere milyonlarca tahta saplanmış. Tahtaların birinin ucundan muz fışkırıyor, birinin ucundan elma, birinden kiraz, birinden nar, birinden portakal. Yere otlar girmiş mesela, ot kökleri girmiş; karpuzlar, kavunlar, mandalinalar, şeftaliler. Ağaç kökleri, ot kökleri bize sürekli meyve sunuyor Allah’ın dilemesiyle. Ama meyve hali gibi böyle, yer meyve fışkırtıyor bütün dünyanın her yerinde. Bütün dünyayı rahat rahat besliyor. Hayvanları da besliyor, insanları da besliyor. Ve geceli, gündüzlü meyve fışkırmaya devam ediyor yerden. Hem de nefis, birbirinden güzel. Kokuları güzel, tatları güzel. Sebzeler çeşit çeşit, domatesler, biberler Cenab-ı Allah tarafından sürekli yaratılıyor. Ama nankörlük ederse insanlar günaha girmiş olurlar. Allah’a şükredecekler, inşaAllah. “De ki: ‘Size bir tek öğüt veriyorum: Allah için ikişer ikişer ve teker teker kıyam etmeniz, sonra düşünmeniz. Sizin sahibiniz (veya arkadaşınız olan Peygamber)de,” ahir zamana göre bakacak olursak, Sahib-i Zaman’da, Mehdi (a.s.)’da, “hiçbir delilik yoktur. O, yalnızca sizi, şiddetli bir azabın öncesinde uyarandır." Kıyamet öncesinde sizi uyarandır, aynı zamanda. Tabii, ayetin birinci anlamı Peygamberimiz (s.a.v.)’e bakıyor. İkinci anlamını, üçüncü anlamını anlatmış oluyorum. “De ki: "Ben sizden bir ücret istemişsem, artık o sizin olsun.” Ben sizden ücret istemiyorum, diyor. “Benim ecrim (ücretim), yalnızca Allah'a aittir. O, herşeye şahid olandır." Demek ki Mehdiyet’te çıkar yok, Allah’ın rızası için, inşaAllah. Ayet Peygamberimiz (s.a.v.)’e bakıyor. Mehdi (a.s.)’a bakan yönü de o.
SUNUCU: “Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri” programımıza 00.30’dan itibaren Aksu TV, Mavi Karadeniz Radyo, Tokat Turhal Super TV ve Radyo, Kütahya Destan TV ve HarunYahya.TV sitemizden devam edeceğiz. Bizi yarın 22.00’den itibaren Gaziantep Olay TV, Mavi Karadeniz Radyo, www.HarunYahya.TV’den takip edebilirsiniz.
Kuran Mucizeleri
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Güzel Konular
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Kitaplar
Devamı ...
Canlı Yayın Saatleri
Devamı ...