SUNUCU:Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri programımıza 00:30’dan itibaren, Kaçkar Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Tokat Turhal Tv ve Radyo, Kütahya Destan Tv ve HarunYahya.Tv sitemizden devam ediyoruz. Buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR:Evet, benim şeyhimden destur almam şart inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah Hocam. Üç sene önce söylediğiniz vizelerin kalkması bir bir gerçekleşiyor Hocam inşaAllah. Şimdi Rus Büyükelçiliği’nden alınan bilgiye göre,“Rusya ile vizelerin kaldırılmasına ilişkin bugün imzalanacak olan geri kabul anlaşması sonrası, en geç iki ay içinde karşılıklı vizeler kaldırılacakmış” Hocam inşaAllah, maşaAllah.
Hiç kimse zikretmezken, tahayyül bile edemezken,üç sene önce siz söylediniz Hocam vizelerin kaldırılacağını, kaldırılması gerektiğini inşaAllah. Altmış ülkenin üzerinde vizeler kalktı şu anda. MaşaAllah. Mehmet Şevket Eygi Hocamız bugün yine “Ahir Zaman Fitneleri Yangını” başlıklı bir yazı yazmış. “Peygamber (s.a.v.)’in Ahir Zaman Alameti olarak bildirdiği “bir kişinin evinden mümin olarak çıkıp akşama kafir olarak dönecek” rivayetinin günümüzde tecelli ettiğini, fitnelerin ayyuka çıktığını, bu nedenle tüm Müslümanların uyarıcı, tebliğ edici görevini yerine getirmesi, başına bir lider seçmesi gerektiğini” söylemiş. “Müslümanlığın sadece namaz kılıp, oruç tutup, hacca gitmekten ibaret olmadığını, her Müslüman’ın bu ahir zamanın bu fitnesini söndürme gayreti içinde olması gerektiğini” söylemiş Hocam.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Mehmet Şevket Eygi Hocamız bu konu hayati olduğu için... Bir kısım zevat bu konuları örtbas edip “Anlatın, menkıbeler anlatın, hikayeler anlatın, biz kendimizi kurtarmakla mükellefiz, Kıyameti düşünmekle mükellef değiliz, İslam ahlakının dünyaya hakim olması bizi ilgilendirmez, biz kendi işimize bakalım” gibi bir mantıkları var. Yani yaklaşık birbirinin aynısı ifadeler kullanıyorlar. Mehmet Şevket Eygi Hocamız ehl-i vicdan bir insan, tehlikenin büyüklüğünü, ahir zamanda oluşumuzu, Müslümanların acı çektiğini, ezildiğini görüyor ve Peygamberimiz (s.a.v.)’in gösterdiği çözümün de farkında, Kuran’ın bu konuda gösterdiği çözümlerin farkında. Peygamberimiz (s.a.v.)zaten kendiliğinden söylemiyor, vahiyle konuşuyor. O yüzden o, tavizsiz Müslümanlardan, taviz vermiyor. Ama bir kısmı keyfinde, zevkinde, küçük olsun benim olsun kafasında, dünyasını mamur etmenin peşindeler. Bir kısım Nur talebeleri de Bediüzzaman’ın açık ifadelerini anlamazlıktan gelip, “nasıl olsa vefat etti Bediüzzaman, biz de kendi aramızda imkanlarımızı oluşturduk, bu sistemi değiştirmeyelim, bu böyle gitsin” kafasındalar. Kıyamete ani yakalanacaklarAllah esirgesin. Akıllarını başlarına almıyorlar. Tabi bu yüzde bir de olsa var böyle bir topluluk. Yüzde bir oluyor ama etkisi de çok büyük oluyor. Deccal de az ama gücü çok büyük oluyor. Böyledir inşaAllah. Az olması bir şeyi değiştirmiyor.
ALTUĞ BERKER:Hocam Üstad Said Nursi Hazretleriyle ilgili bir yazı yazmış bugün ODTÜ Felsefe Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yasin Ceylan. Şöyle demiş: “Said Nursi’nin Kürt olduğu halde Kürt sorununa karşı ilgisiz kaldığını, Üstad’ın memleketteki farklı ırk ve kültürlerden gelen insanları İslam Ümmeti potasında birleştirmeye çalıştığını ancak mevcut rejim din değil, ırk ve dil birliği üzerinden bir ulus devlet yaratmaya çalıştığı için, Kürtlerin perişan olduğunu ve Said Nursi’nin de bu durumu görmezden geldiğini” yazmış. Ayrıca “Türkler bin seneden beri bizi yönetiyorlar, bundan sonra da bizi yönetecekler” sözünün özgürlük savaşçısı olan Üstad’a yakışmadığını ve bunun gibi Kürtleri önemsemeyen sözleri nedeniyle, Nurcuları Kürt ırkçılığını mubah görmeye ve Kürt aleyhtarlığı yapmaya cesaretlendirdiğini” söylemiş.
ADNAN OKTAR:Hiçbir Nurcu Kürt aleyhtarı değildir. Kürtler bizim kardeşimiz, canımız ciğerimiz. Biz çeşitli kavimlerden oluşuyoruz zaten. Herkesin kanında çeşitli kavimlerin kanı var. Müslümanlar takva ile değerlendirilir. Yani “Allah Katında en iyi olanınız, en takvalı olanınızdır” diyor. “Arab’ın Aceme, Acemin Araba üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takva iledir” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Çok net. Biz hepimiz Adem (a.s)’ın evlatlarıyız . Dolayısıyla Bediüzzaman neden ayrıca bir Kürt, Laz, Çerkez, Türk, Zaza, Boşnak gibi bir ayırıma gitsin? En akılcı, Kuran’a göre en doğru olanı, en adil, en makul olanı yapmıştır. Müslümanları kardeş görmüştür. Halen de devletin politikası da odur. Devlet de bütün Müslümanları kardeş olarak görüyor. Türk Milletini kardeş olarak görüyor. Irk ve bölünmeye karşı devlet de tavır alıyor. Bütün millet tavır alıyor. Bütün milletin ortak sesidir Bediüzzaman’ın sesi. Yani karışık bir şey yok.
ALTUĞ BERKER:Diyanet İşleri Başkanı Sayın Mehmet Görmez; “Diyanet’in Avrupa’dan Endonezya’ya kadar yaklaşık 80 ülkeyle yakın teması olduğunu ve sadece Türkiye değil, tüm dünya Müslümanlarını da düşünmek zorunda olduklarını “ ifade etmiş. “Ayrıca Hıristiyanların ve Ortodoks Cemaati mensuplarının da dinlerini özgürce yaşamaları gerektiği ve dini özgürlüklerin engellenmesi durumunda en çok kendilerinin rahatsız olacağı” yönünde görüş beyan etmiş. “Hangi şartlarla olursa olsun diğer dinlere ait mabetlerin, din adamlarının, yaşlı ve çocukların korunması Müslümanlara Peygamberimiz(s.a.v.)’in bir emanetidir” demiş Hocam.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Filmlerimiz var mı? Peki o zaman biz yine Seyyid Salih Özcan Ağabeyimizin sohbetiyle başlayalım.
-VTR- SEYYİD SALİH ÖZCAN
ADNAN OKTAR:Bir Müslüman’ı nasıl İslam ahlakının dünyaya hakimiyeti ilgilendirmez? Mehdi (a.s) nasıl ilgilendirmez, Hz. İsa (a.s) nasıl ilgilendirmez? Bir kısım insanları nasıl ikna ettiler de bu güzel idealden ve bu amaçtan soğuttular ben anlamıyorum? Mesela hurafeye çok titizler, acayip titizler. Ama asıl farz olan, en büyük farz olan konuda süper lakaytlar. Ayrıca Müslümanlar birbirine çok sevgi dolu olması lazım. Birbirlerini arayıp sormaları lazım. Her mezhepten her cemaatten her topluluktan bunun çok teşvik edilmesi lazım. Yani ayrılıkların gayrılıkların giderilmesi lazım. Bir kısım cemaat mensupları çok soğuklar Müslümanlara karşı. Birbirlerine karşı çok soğuklar. Yani görüşmeleri yok, bağlantıları yok. Bunun ortadan kalkması gerekiyor. Yani İttihad-ı İslam’ı kabul etmiyorsan, hiç olmazsa Müslümanları sevmeyi kabul et. Onu da kabul etmiyorsun. O zaman cennette sen ne yapacaksın, nasıl yapacaksın? Cennet hep Müslümanlarla dolu. Orada da mı gruplaşacaksın? Orada mı cemaatler oluşturacaksın, değil mi? Cemaat oluşmayacağına göre, Müslümanlar Cennette tek bir cemaat, tek bir topluluk olduğuna göre Allah’ın ideali, Allah’ın beğendiği işte odur, cennetteki modeldir. Bütün Müslümanlar tek bir topluluk, tek bir kardeş topluluğu ve herkes birbirini seviyor. Herkes birbirini tanıyor. Birbirinin sofrasına gidiyor, birbirleriyle konuşuyor, arkadaş oluyor. Bunun dünyada da bu şekilde olması lazım. Müslümanların mutlaka birbirlerineçok düşkün olup, bayağı ciddi şekilde sevgi olmaları lazım. Hal, hatır sormaları lazım. Pakistan’da olabilir, Hindistan’da olabilir fark etmez. Fas, Tunus, Cezayir’de de olabilir. Birbirleriyle görüşen, bağlantıda olan insanlar olmaları lazım, inşaAllah.
“Tahran’dan sizi seyrediyoruz. İndependenta’nın İstanbul’da patladığı tarihte Adnan Bey’in bir kesişme noktası var mıdır?” Ben akşam Ankara’dayken hazırlanıyordum, buraya, İstanbul’a gelmek için. Akademiyi kazanmıştım. Okul açıldı ama ben gitmiyordum. Annem de kızdı. “Niye gitmiyorsun” dedi, “okul açıldı, bir an önce git” dedi. Bu akşam mutlaka git, dedi. Artık baktım kurtarırı yok. Annem biraz da sıkıdır yani böyle. “Tamam, o zaman gideyim” dedim. Hazırlandım. Tam hazırlanırken televizyon da açıktı. Bu geminin patladığı haberi çıktı. “Bak” dedim, “gemi patlamış. Ben gitmeyeyim” dedim anneme. “Ortalık birbirine karışmış” dedim. Yani bahaneler. Annem onu da kabul etmedi. “Yok, gideceksin öyle şey olmaz” dedi. Annemi fazla da kızdırmamak için “tamam” dedik. Annem delikanlıdır. Ondan sonra hatta aktarmalı gittim. İşte Erzincanlılar diye otobüs şirketi, akşam otogara geldim. Otobüs durdu. Herkes uyuyor böyle. Bir amca var, ağzında ağızlık falan böyle. Sigara yandıkça ağzının, yüzü aydınlanıyor falan böyle. Gariplerine gitti benim akşam otobüse binmeye benim de o zamanlarda yine öyle şık giyiniyordum. Bir mana vermediler. Yani niye hani gece yarısı nedir olay falan gibisinden. Sonra velhasılı kelam, İstanbul’a geldik. Ben geldiğimde dev bir duman sütunu bütün İstanbul’u kaplamıştı. Yani o yanma devam ediyor. Patlamalar ve yanmalar devam ediyordu. Gece de yani muazzam alevler çıkararak yanmaya devam ediyordu. “Adnan Bey’in bir kesişme noktası var mıdır?” İşte burada kesişiyoruz. “Hz. Mehdi (a.s)’ı İran’da dört gözle bekliyorlar. Hatta Kum şehrinden içinden çıkacağı bir kuyu bile var. Mehdi (a.s)’ın kuyunun içinde ne işi var? “Bu konuda ne diyorsunuz” diyor. Mustafa Sezginer kardeşimiz. Kuyunun içinde değil Mehdi (a.s). Yani onu yanlış biliyor kardeşlerimiz. Yazık ediyorlar ve kuyunun içinde hiçbir zaman için Mehdi (a.s) çıkmaz. Böyle bir şey yok. Peygamberimiz (s.a.v)’in hadislerini doğru anlamak lazım. Hiçbir Peygamber, hiçbir veli kuyunun içinden çıkmamıştır. Veyahut toprağın altından bir yerden çıkmamıştır. Bu bir yanlış inanç. Ne gerek var, yani niye bunda inat ediliyor? Yani anneden, babadan doğma bir Mehdi (a.s) olmasının ne mahsuru var. Yani niye bir kuyudan çıkması gerekiyor, değil mi? Ehli sünnetin açıklaması doğrudur. Doğru olan Peygamberin (s.a.v)’in hadislerinde ki Şii hadislerinde de aynı mana çok miktarda çıkıyor. Her yere baktığımızda çıkıyor. Bunu bu şekilde zorlamanın bir alemi yok. Yazık ediyorlar. Yani benim kanaatim hemen hemen hiçbir Şii buna inanmaz. Kuyunun içinde Mehdi (a.s)’ın çıkacağına inanmazlar. Hiçbiri inanmıyordur ve dolayısıyla da iman zafiyeti meydana geliyor. Yani yazık ediyorlar insanlar imanlarına da bu zarar verir. Bomboş kuyu, kuyunun içinde hiçbir şey yok. İnsin, baksınlar, öyle bir şey yok. Mehdi (a.s) anneden, babadan doğmadır ve Peygamberimiz (s.a.v)’in soyundandır. Yani neyi değiştiriyor, yani netice önemli değil mi? Mehdi (a.s) çıktıktan sonra alametleri tamam. Bütün alametleri çıktı Mehdi (a.s)’ın. Hepsi çıktı, bu tamam. Fizik alametleriyle de görecekler ve Mehdi (a.s)’ın başarılı olduğunu da görecekler. Daha hala kuyunun başında Mehdi (a.s) beklemenin alemi ne yani? Ve büyük bir kitleyi, iman zafiyetine sürüklemiş oluyorlar. Mutlaka kendileri de farkındadırlar. Yani kuyudan Mehdi (a.s)’ın çıkmayacağını biliyorlardır. Bakın, kaç çeşit hatayla Müslümanları ne hallere getiriyorlar. Kimi kuyunun başında Mehdi (a.s)’ı bekliyor. Kimi şahsı manevi diye bekliyor. Kimi “binlerce yıl sonra çıkabilir” diyor. Kimi “geldi, geçti” diyor. Kimi “ruh halindedir” diyor. Kimi tamamen inkar ediyor. Kimi “benim bedenime girdi” diyor, “vefat etti, benim bedenime girdi, İsa (a.s)’la birlikte benim bedenimdeler” diyor. “O şekilde zuhur edecek” diyor. Kimi sahte Mehdi olarak ortaya çıkıyor. Yani ipini sapını kıran ortaya çıkıyor. Ve dolayısıyla Mehdiyet perdeler içerisinde gizlenmiş oluyor. Birçok perde içerisinde gizlenmiş oluyor. İslam alemi de bakın, yüz yıldan beri özellikle,akılalmaz ızdıraplar çekiyor, akılalmaz. Başörtülü hanımlar ayrı acı çekiyorlar, çarşaflı hanımlar ayrı acı çekiyorlar, başı açık hanımlar ayrı acı çekiyor, Müslümanlar ayrı acı çekiyorlar, sakallı Müslümanlar ayrı acı çekiyorlar, çok zorluk içerisinde yaşıyorlar. Namaz kılmak isteyenler namazlarını kılamıyorlar. Yani özgürce birçok insan namazını kılamıyor, orucunu tutamıyor. Allah’tan açıkça bahsedemiyor, Kuran’ı açıkça okuyamıyor, söyleyemiyor. Ve boş yere ızdırap çekiyorlar. Mesela Güneydoğu’da sel gibi kan akıyor, boş yere. Mehdi (a.s)’ın zuhur etmemesinden kaynaklanan acılar bunlar. Gençler intihar ediyor, büyük bölümü uyuşturucuya başladı, alkolizm dünyayı sardı, ekonomik kriz bir yandan çöktü insanların üzerine, insanlar karamsarlaştı. Mehdi (a.s)’a karşı direnmede,Müslümanların da büyük bir bölümü, bilmeden onlara yardımcı olmuş oluyor. Yani küçük bir grup ama bize göre büyük bir grup.
ALTUĞ BERKER:Tevillerden bir tanesi bugün yine Sorularla Risale internet sitesinde var Hocam, göstereyim mi onu?
ADNAN OKTAR:Bakayım.
ALTUĞ BERKER:Sormuşlar internet sitesine, “ahir zaman’da hayatın geniş dairesinde Mehdi (a.s)’ın geleceğine dair ifadeler var Risalelerde, bu ifadeleri nasıl anlıyorsunuz” diye. Şöyle cevap veriyor onlar da; “Mehdi (a.s) hakkında tasavvur edilen birçok görev Mehdi (a.s)’ın bizzat kendisi döneminde ve bizzat şahsı ile değil. Sonraki dönemlerde, cemaati ve takipçileri tarafından ifa edilecektir” diyor. Ana fikri bu, sonra onu izah ediyor.
ADNAN OKTAR:Kardeşim Bediüzzaman diyor ki; “eğer bir Mehdi (a.s), bir vazifeyi yapıyorsa, yani sadece iman hakikatleri ve din anlatıyorsa veyahut sadece siyaset anlatıyorsa veyahut sadece saltanat yönünde Mehdi (a.s) faaliyet yapıyorsa herhangi bir Mehdi’dir” diyor. “O Mehdilerden bir tanesidir” diyor. “Büyük Mehdi (a.s)’ın Mehdi-i azamın özelliği, üç görevin, üçünü de birleştirip kendi hayattayken bizzat yapmasıdır” diyor. “O yüzden ona büyük Mehdi (a.s) deniyor” diyor. Yani eğer bir görevi yapıyorsa ve ondan sonraki Mehdiler de öbür görevi yapıyorsa,onlar o zaman teker teker, ayrı ayrı Mehdiler olmuş oluyor. Ama büyük Mehdi (a.s) olmamış oluyorlar. Bu kardeşlerimiz Mehdiyeti üçe bölüyorlar, “Bediüzzaman iman hakikatlerini anlatıyor” diyorlar, “sonra siyaset Mehdi’si gelecek, sonra saltanat Mehdi’si gelecek” diyorlar, “sonra cihat Mehdi’si” artık nasıl oluyorsa anlamadım, çünkü Bediüzzaman’ı dörde de ayırıyor siyaset, saltanat, cihat da ekliyo. Peki bu durumda bu kişilerin hepsi teker teker ayrı Mehdiler oluyor ama küçük Mehdiler oluyor, büyük Mehdi (a.s) nerede o zaman? “O zaman” diyorlar, “biz Bediüzzaman’ın diğer üç Mehdi (a.s)’ın görevini ona toplayalım artı, artı, artı toplayalım” Bediüzzaman’a ekleyelim, Bediüzzaman’ı büyük Mehdi (a.s) yapalım” diyorlar. “O zaman da siyaset Mehdisi, “siz Bediüzzaman’ı siz bana ekleyin” der, “öbür saltanat Mehdisini de bana ekleyin, ben büyük Mehdi (a.s) olayım” der. Olur mu böyle şey? Hepsini birden yaptığı için büyük Mehdi (a.s). Bak onu Bediüzzaman’ın talebeleri çok güzel anlatıyorlar Seyyid Salih Özcan Hocamız anlatıyor. Ama Bediüzzaman çok sarih anlatıyor, anlamazlıktan geliyor. İşte buda ayrı bir sorun, bunun anlaşılmayacak bir yönü yok ki Bediüzzaman üç görevin üçünü de yapacağını,“o zat, o zat, o zat” diye ifade ediyor. Onlarda diyor ki; “o zat bir kere demiş” diyor, “bir kere daha o zat demiş” diyor, “bir kere daha o zat demiş, o zaman üç tane o zat oluşmuş oluyor, toplam demek ki, bu şahs-ı manevi topluluk oldu” diyor. Kardeşim bu derece perişan olmanıza ne gerek var? Bu derece kendinizi küçük düşürmenize ne gerek var? Sen burada bu kadar tevil edip bu konuyu değiştirirsen, dinin diğer konularını nasıl değiştireceğini adam anlamaz mı? O zaman zekatı da değiştirirsin sen, namazı da değiştirirsin, orucu da değiştirirsin, hepsini değiştirebilirsin bu mantıkla. Bu kadar açık bir ifadeyi sen bu kadar milletin gözünün içine baka baka, utanma hissinden az etkilenerek veyahut onu yenerek nasıl yeniyorsa onu bilmiyorum, milletin gözüne bakarak anlatıyorsan ben o zaman sana ne diyeyim. O zaman diğer sözlerine insanlar nasıl güvensin, Müslümanlar nasıl güvensin. Bediüzzaman o zaman bütün sözlerini aynı bu şekilde değiştirebilirsin. Çünkü en açık sözü, en aleni ve en iyi ispat ettiği bir bu konuyu bu kadar aleni değiştiriyorsan sen, Bediüzzaman’ın söyleyip geçtiği bazı konular var, bir kere söyleyip geçtiği onları sen hayli hayli değiştirirsin, hepsini değiştirirsin. Seyid Salih Özcan Hocamız mesela sinirleniyor onlara “tevil ediyor onlar tevil” diyor, “tevil ediyorlar, Allah ıslah etsin onları” diyor.
-VTR- SEYİD SALİH ÖZCAN
ADNAN OKTAR: Evet maşaAllah. Şimdi bu arkadaşların beyni bu konularla piştiği için anlatılan şahsı manevi, şahs-ı manevi diye, onun için bunun tekrarının üç sene sürmesi gerekiyor, o hipnozdan kolay kolay kurtulamazlar. Çok kapsamlı tabii biz bu konuda filmlerde hazırlayacağız, kasetler hazırlayacağız, yazılar hazırlayacağız, çok açık olmakla beraber, çok aleni olmakla beraber hayrettir deccal büyü yaptı insanlara, büyünün etkisindeler, hipnozun etkisindeler. Bediüzzaman diyor; “sihir ve manyetizmanın nev'indenmüdhiş harikalara mazhar olan deccal ise” diyor. Yani “manyetizmanın veispirtizmanev'indenmüdhiş harikalara mazhar olan deccal” Müslüman aleminin beynini hipnozun içine soktu. Mesela İttihad-ı İslam farz, fark edemiyorlar, en büyük farz. Müslüman’ın bir arada olması şart ve gayet kolay Müslümanların ileri gelenler bir araya gelseler, biz İttihad-ı İslam’ı istiyoruz doğru bu deseler, bir yerde toplansalar konu biter, hemen bitecek. Allah korkutuyor vesile ediyor mesela Amerika’dan korkuyorlar. En kabadayısıyla da konuşuyorum, görüşüyoruz, “İsrail bize müsaade etmez” diyor, “Amerika bize müsaade etmez”, kardeşim Allah müsaade ettikten sonra, Allah emrettikten sonra İsrail, Amerika ne etki edecek sana. Allah’tan kork sen İsrail’den, Amerika’dan korkacağına. Allah’tan daha çok hatta ayette diyor; “Allah’tan korkar gibi, hatta Allah’tan daha fazla korkuyorlar” diyor. Adam Allah’tan daha fazla korkuyor İsrail’den, Amerika’dan. İsrail’in, Amerika’nın bir şey dediği yok, bir şey olmaz. Hatta dedim ben İsrail’i, Amerika’yı bana bırakın ben hallederim dedim. Siz İttihad-ı İslam’ı isteyin, gerisine karışmayın dedim inşaAllah.
Bak mesela diyor ki; “her bir asırda kuvve-i ma’nevîye-i ehl-i îmanı muhafaza etmek için, hem dehşetli hâdiselerde ye’se düşmemek için, hem âlem-i İslâmiyetin bir silsile-i nurânîyesi olan Âl-i Beytine ehl-i îmanı ma’nevî rabtetmek için, Mehdî’yi haber vermiş. Âhir zamanda gelen Mehdî gibi, herbir asır Âl-i Beytten bir nevi Mehdî, belki Mehdîler bulmuş. Hatta Âl-i Beytten mâ’dud olan Abbâsiye Hulefasından, Büyük Mehdî’nin çok evsâfına câmi’ bir Mehdî bulmuş.” Bak “Abbâsiye Hulefasından, Büyük Mehdî’nin çok evsâfına câmi’ bir Mehdî bulmuş.” Bak o kadar çok benziyor ki büyük Mehdi (a.s)’a, “birçok yönüyle benziyor” diyor. “Abbâsiye Hulefasından, halifelerinden, Büyük Mehdî’nin çok evsâfına” çünkü Mehdi (a.s)’ınbir tane evsâfı yok, çok evsâfı var. Hem siyeset hem saltanat hem diyanet ama öyle ki bak bakıyor hem siyaset yönünde yapmış, hem diyanet yönünde yapmış birçok yönden benziyor. “Büyük Mehdî’nin çok evsâfına câmi’ bir Mehdî bulmuş. İşte, Büyük Mehdî’den evvel gelen emsalleri, nümuneleri olan Hulefâ-yı Mehdîyyîn ve Aktâb-ı Mehdîyyîn evsafları, asıl Mehdî’nin evsafına karışmış ve ondan rivayetler ihtilâfa düşmüşlerdir” diyor, “rivayetleri birbirine karıştırmışlardır, diyor. Bediüzzaman Mehdi gelmedi demiyor ki, kendisi de Mehdi değildir demiyoruz, Bediüzzaman tabii ki bir Mehdidir ama “tek bir görev yapıyorsa, büyük Mehdi olamaz” diyor Bediüzzaman. Müslümanları bir araya getirip, İttihad-ı İslam, siyaset ve saltanat cihetinde görev yapmadıktan sonra, Hıristiyan alemi ile de ittifak ederek, Hıristiyan ruhanileriyle de ittifak ederek onlara La İlahe İllAllah dedirttirip, onları da bu mücadelenin içerisine alarak, dünya çapında büyük mücadele yapmadıktan sonra, en önemlilerinden bir tanesi Hz. İsa (a.s)ın nüzul etmesi ve Hz. İsa (a.s) o şahsın arkasında namaz kılması gerçekleşmedikten sonra, o kişi büyük Mehdi (a.s) olamaz. Büyük Mehdi (a.s)’ın en bariz vasıflarındandır. Bunu bulamadıkları için mesela Bediüzzaman’a ilavelerle eklerle, zorla büyük Mehdi (a.s) yapmaya çalışıyorlar. İşte “pencereden Hz. İsa (a.s) girdi, Bediüzzaman’la beraber namaz kıldılar sonra pencereden çıktı gitti Hz. İsa (a.s)” diyor. Ona uydurmak için. Kardeşim bu vicdansızlığa, bu çirkin yani bu çocukça yalanlara ne gerek var? Bu deli görünüme ne gerek var? Bu zavallılığa ne gerek var? Bu perişanlığa ne gerek var? Zorun ne? Anlatsana doğrudan doğruya. İnanamıyorsan Allah’a dua et. O zaman niye iddia ediyorsun, emin gibi konuşuyorsun bu konuda?
Bediüzzaman “enesi kavi, imanı zayıf” diyor. “Bir kısmı inkar cihetine gitmişler” diyor. Bediüzzaman diyor ki; 24. sözün 3. dalında; “akıllarına güvenen bir kısım ehl-i ilim(ilim sahibi)” güya alim,“onların bir kısmına zaîf(zayıf)veya mevzu (hadis)demişler. İmanı zayıf ve enaniyeti kavi bir kısım da(aklını beğenen, kendini büyük, kusursuz ve üstün gören; ve adeta kendi nefsini putlaştıran kişiler de (Allah'ı tenzih ederiz))” demek ki sorun iman zaafı. İman zayıf olunca teviller, tabirlerle örtbas edip, kapatıp inanamadığı, aklının almadığı bir şeyin olmayacağına inanıp, akılalmaz tevillerle onu inanacağı hale getirmeye çalışıyor. Bakıyor İsa Mesih’in inişi onun için olacak gibi değil, Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkışı da olacak gibi değil, İttihad-ı İslam’da olacak iş değil. “Ne yapayım” diyor,“öyle bir tevil edeyim ki” aklıma yatacak hale gelsin.” O zayıf imanına uygun hale getiriyor. İman zafiyeti artık kopma derecesine inince, zayıflamış, zayıf imanını kabul edeceği, akıl almaz derecede zayıf, akıl almaz derecede yanlış bir mantığı ilave edip imanını güya koruduğunu zannediyor. Halbuki Allah onu kabul etmez. Olur mu? Adam o zaman ahirete inanamıyor ahireti tevil edecek diyecek ki; “ahiret; dünyada insanların mutlu olmasına cennet deriz. İnsanların acı çekmesine cehennem deriz” dese haşa bu geçerli olmaz ki. Bu irtidat olur. Bu dinden çıkmak olur. Mehdi (a.s)’da böyle evirip çevirip, kapatıp, örterek kendi istediği şekle getirip, Mehdiyeti küçültüp, sıkıştırıp bir şekle şemale sokmaya kalkmak, inkar anlamına gelir. İnkar ediyorsan niye giriyorsun bu konuya o zaman? Hastasın, zayıfsın, imanını güçlendir. “Akıllarına güvenen bir kısım ehli ilim(ilim sahibi),onların bir kısmına zaîf(zayıf)veya mevzu(hadis)demişler. İmanı zayıf ve enaniyeti kavi bir kısım da” hakikaten de çok enaniyetli olur o tipler görüyorsunuz. Bir de alaycı alaycı,pis pis gülüyor, kavruk kavruk. Millet onlarla alay ediyor, onlarda milletle alay ediyorlar. “enaniyeti kavi bir kısım da inkâra kadar gitmişler." Tamamen inkar ediyor hiç yok diyor. “Ey insafsız ve dikkatsiz ve imanı zayıf, felsefesi kavî,” çünkü bu kadar yalan söylemesi için insanın bayağı insafsız olması lazım. Dikkat tamamen kapalı, çünkü yalan söylediğinin anlaşılmayacağını anlamayacak kadar kafası çalışmıyor. İsmi geçen kişileri tenzih ediyorum ve “imanı zayıf” diyor. Asıl sorun bu iman zafiyeti. “felsefesi kavî,” din değil de felsefe geliştirmiş. “hodbin,” bencil ve kibirli “münekkit adam!” sürekli eleştiren, akşama kadar. Girin internet sitesine adamın, sürekli eleştiri. Tek kelime sevgi yok, sevgiden bahsetmez. Münafık dahi olsan, usulünde bir sevgi kelimesini koy oraya. Koyamıyor. Bir şefkatten bahset, Allah’ın güzelliklerinden bahset, Müslümanların birbirlerini sevmesinden bahset, kardeş olmalarından bahset. Müslümanlar birbirlerine sarılsın de, birbirlerini koruyup kollasın de, İttihad-ı İslam’dan bahset, Müslümanlar birleşin de değil mi? Allah bize Hz. İsa (a.s)’ı, Hz. Mehdi (a.s)’ı nasip etsin. Bu asırda geleceğine inanmıyorsan bile ne olur ne olmaz gibisinden de, çünkü “ne zaman geleceği belli değil” diyor, madem ne zaman geleceği belli değilse bu asırda da gelebilecektir demektir. O zaman “Ya Rabbi Hz. İsa (a.s)’ı bize nasip et” de. “Hz. Mehdi (a.s)’ı, İttihad-ı İslam’ı bize nasip et” de. Adamlar sanki ağızlarına kızgın demir sokulacakmış gibi asla söyleyemiyorlar. Söylesene, ne kaybedersin? Ama Müslümanları eleştirme, onu bunu tekfir etme, ona buna laf söyleme, kendi grubunda ki insanlarla enaniyet yapma daüstlerine yok. Bak ne diyor Bediüzzaman; “Ey insafsız ve dikkatsiz” ne insafı var ne dikkati var. “ve imanı zayıf, felsefesi kavî,” sürekli siyaset ve felsefe üzerine üslupları. Laf soksun, eleştiri yapsın, ona buna küfür isnat etsin, fasıklık isnat etsin, sapkınlık isnat etsin. “hodbin,” diyor, bencil, kibirli enaniyetli, sadece kendini düşünüyor, ailesini ve çocuklarını düşünüyor, Müslümanları düşünmüyor, genel olarak bütün İslam alemini düşünmüyor. “münekkit” sürekli eleştiren “adam” diyor Bediüzzaman. Bu ahlaktaki insanların anormalliğini Bediüzzaman mükemmel açıklamış.Berker’im seni dinliyoruz.
ALTUĞ BERKER: Hocam “Bediüzzaman Hazretleri’nin, Hz. Mehdi (a.s)’a verdiği emirler” demiştiniz ve 30’a yakın sıralama yapmıştınız Hocam onlardan okuyabilir miyiz?
ADNAN OKTAR: Oku evet.
ALTUĞ BERKER:1: “Darwinizm’i ve Materyalizm’i tam susturacak tarzda ilmi faaliyet yap.İman hakikatlerini anlat, tahkiki imanın kazanılması için gayret et, İttihad-ı İslam’ı meydana getir, İsevi Ruhanilerle ittifak et, Peygamberimiz (s.a.v)’in uyguladığı haliyle İslam’ı yaşa, Asr-ı Saadet Müslümanlığını hakim et, salih samimi alimlerin ve seyyidler cemaatinin desteğiyle hareket et, siyasetten uzak dur, İlmi çalışmalar yap, sosyal hayatın tüm yönlerinden çekilerek Allah’a kendini ada, İhlas, sadakat, imanın ve tesanütle başarılı olacaksın, çıkış yerin İstanbul olacak, Hicri 1400’de faaliyete başlayacaksın, bir asır sonra geleceksin benden, Risale-i Nur’u kendine program yap, hayatın geniş dairesinin tüm imkanlarından televizyon, radyo, internet, basından faydalan, Başlangıçta seni sadece talebelerin tanıyacak, bir avuç insanla faaliyet göstereceksin, mezhepler senin devrinde kalkacak, sen hem en büyük müceddid, hem en büyük müçteit olacaksın, Müslümanları dalaletten muhafaza et, tüm insanları maddi ve manevi tehlikelerden koru, bazı Müslümanların Kuran’dan ve Asr-ı saadet Müslümanlığından uzaklaştığı bir zamanda görev yapacaksın, süfyaniyet’in sebep olduğu tahribatı tamir edeceksin, Münafıklıkla ilmi mücadele edecek ve münafıkları tam etkisiz hale getireceksin, Müslümanların büyük kumandanı olacaksın. Siyaset, saltanat ve siyaset alanlarının her üçünde birden aynı anda görev yapacaksın, dinsizlik cereyanına ve deccaliyete karşı tam zafer elde etmek üzereyken, Hz. İsa (a.s) ile karşılaşacaksın, Hz. İsa (a.s)’ı ilk başlarda yakın talebeleri dışında kimse bilmeyecek, Hz. İsa (a.s), deccaliyetin hipnozunu tam bozacak, 1981-1991-2001-2010-1997’de önemli olaylarla karşılaşacaksın, 2020’ler gibi görevini büyük oranda yerine getirmiş olacaksın, Daha sonra 1506’ya kadar Müslümanlar galiphane durumda olacak, Hicri 1506’dan sonra bozulmalar başlayacak, 1545’de Kıyamet Ehli Küfür’ün başına kopacak Allah-u alem” dediklerini söylediniz Hocam, Hz. Mehdi (a.s)’a hitaben.
ADNAN OKTAR: Bunların hepsinin Risale-i Nur’da kaynağı var.
“Sayın Hocamın önce anlattıkları ile sonra anlattıkları çelişiyor. Hatırlıyorum, Hocam İstanbul’daki patlama anında uyuduğunu, yataktan fırladık demişti, şimdi ise patlama esnasında Ankara’da olduğunu, annesinin ısrarı üzerine yola çıktığını söyledi. Önemli olan kişinin sözlerinin doğru olmasıdır, yapılan hizmetler önemlidir. Bu gibi olaylar insanın nezdinde Hocama eksi puan getirir. Saygılarımla, Ali Gül.” Şimdi Ali sen bu sözümü nerede duydun bana onu söylemen lazım. Sen bunu rüyanda görmüş olabilir misin Ali? Benim öyle bir sözüm yok. Varsa, bizim arşivimiz, film arşivimiz ortada. Değil mi, bütün konuşmalarımız HarunYahya.Tv’de arşivlenmiş durumda. Oradan çıkart bana göster. Benim böyle bir sözümü hiç duydunuz mu siz?
ALTUĞ BERKER: Yok Hocam, hızlı konuşmanız sırasında bir şey olsa bile insanların o şekilde hopladığı anlamında bir sözdür yani en fazla olsa olsa.
ADNAN OKTAR:Evet. Hayır insanların yataklarından fırlaması var, o hadis. “İnsanlar yataklarından fırlayacak” diyor. “Yattığı yerden kalkacaklar ” diyor. Ama “ben yataktan kalktım, fırladım.” demedim. Ali biraz hafızanı güçlendir. Uykuna dikkat edeceksin, yiyeceklerine dikkat edeceksin, ondan sonra fosforlu yiyecekler yiyecek genelde. Bol spor yapacak, inşaAllah. Vücut kolesterolünü düşürecek, inşaAllah. Yani öyle bir sözüm olduğunda dersin mesela, sizin şu konuşmanız şu sözünüz videobantta var. Şurada var dersin. Ben öyle bir konuşma yapmadım. İnşaAllah. Ama yataktan insanların fırlayacağını anlattık, hadislerden verdik, gazete kupürlerinden de verdik. Peygamberimiz (s.a.v.)’in bu yönde hadisi var. “Uyuyan uyanacak, ayakta olan oturacak.” Ama ben bu konuyu defalarca anlattım. Patlama olduğunda, Ankara’da olduğumu ilk değil seneler önce de anlattım,birkaç sene önce de anlattım, geçen sene de anlattım, bu sene de anlattım, aynıdır anlatımım. Dolayısıyla Ali yanlış hatırlıyorsun. Eğer aklına gelen hafızanda böyle yeni bilgiler varsa onları yazabilirsin ama yanlış onun aktardığı şey. Çünkü ben bunu yaklaşık en az yirmi kere anlatmışımdır bu konuyu. Toplam olaydan itibaren defalarca anlattım. Ayrıca herkes, dinleyen herkes de bilir. Bu konuda sen teksin bunu söyleyen, çünkü bu ilk defa duyuyorum ben bunu, senden başka söyleyen yok. Ama muhtemelen rüyanda gördüysen, böyle net bir rüya görmüşsündür orada olmuştur yahut hafızanda bir şeylik olabilir. Onun için daha böyle emin olmadan böyle üst perdeden bir konuşma yapmak yakışık almaz. Müslüman iyice emin olur, kendisinden emin olur, belgesini de hazırlar, şahidini hazırlar veyahut onunla ilgili videobandını hazırlar, ondan sonra ortaya çıkar. Bu ne saygıya uygun ne akla uygun ne fikre uygun, çok yanlış, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Hocam onu Oktar söylemiş.
ADNAN OKTAR:Öyle mi?
ALTUĞ BERKER:Yataktan fırladık, diye kendi yaşadığı bir şeyi anlatmış Oktar.
ADNAN OKTAR:Kardeşim şimdi her Oktar, Oktar olmuyor ki. Türkiye’de birçok Oktar var. Ben Adnan Oktar, o Oktar Babuna. Ali duyuyorsun beni. Oktar’la beni karıştırma. Oktar doğru o buradaydı, o yataktan fırlamış o. “Yataktan fırladım.” diyor.
“Seyyid Adnan Hocam” diyor. “Hocam çok yakışıklısınız, maşaAllah.” Elhamdülillah. “Sizi çok seviyorum. Saygılar ve sevgilerle, Şebnem Muhammed.” Ve Aleyna Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. Biz de Şebnem sana çok sevgi duyuyoruz. Allah cennette kardeş etsin, Allah muhabbetini arttırsın. Resulullah (s.a.v.) ile aynı sofrada, birlikte yemek yemeyi, Peygamberlerle birlikte yemek yemeyi nasip etsin. Allah sana sağlık, sıhhat, güzellik nasip etsin ve bütün milletimize inşaAllah.
“Değerli Muhammed Adnan Hocam, Allah’ın selamı ve bereketi üzerinize olsun.” Ve Aleyna Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. Evet, uzun uzun Şeyh Nazım Hocamız’ı övmüş. Biz de canımız gibi seviyoruz Şeyh Nazım Hocamız’ı, maşaAllah. “Şeyh Nazım Hocamız için, “Hz. Hızır (a.s)’ın talebesi demiştiniz.”” diyor. Tabii ki öyle, inşaAllah. “Daha detaylı bilgi verebilir misiniz?” diyor. Yani o yeterli, inşaAllah. Şimdi hazır filmlerimiz neler var?
ALTUĞ BERKER:Mustafa Karaman, diyorlar Hocam.
ADNAN OKTAR:Mustafa Karaman Hocamız Nur talebesi değerli bir kardeşimizdir, dinleyelim.
-VTR-Mustafa Karaman Hoca
ADNAN OKTAR:Evet, şimdi bakın yetmiş yıl var Müslümanlar için, yetmiş yıl. Başka da yok. Dünyanın sonuna gelinmiş. Peki şu pervasızlığa bak. Müslümanların yetmiş yıl kaldı deyince büyük bir aşkla, iştiyakla bir araya gelip birbirlerine sarılmaları gerekmez mi? Mesela farz edelim yarın Kıyamet kopacak dense, biz daha hala meşrep, tarikat, cemaat diye birbirimizden ayrı, birbirimizin aleyhine, birbirimizi tekfir eden, mürtedlikle suçlayan bir ruh halinde olabilir miyiz?
ALTUĞ BERKER:Hayır.
ADNAN OKTAR:Yetmiş sene dediğin nedir ki? Yedi tane on sene. Göz açıp kapayıncaya kadar geçer. Bir yıl gibi geçiyor on sene. Yedi tane on sene. Mehdi(a.s.), bu yetmiş yılın içerisinde, İsa(a.s.), bu yetmiş yılın içerisinde, İttihad-ı İslam bu yetmiş yılın içerisinde, Türk İslam Birliği’nin ihtişamı gelişmesi herşey bu yetmiş yılın içerisinde. Bediüzzaman bunu söylerken, çok fazla sahih hadise dayandırarak bunu söylüyor ve bir bildiği var ki söylüyor. Bütün dedikleri bakın, yüz ellinin üzerinde Bediüzzaman’ın söyledikleri, tamamı birebir çıkmıştır. Yani bir tanesinde bir aksama olmamıştır. Yanlış çıkan hiçbir sözü yoktur. Şu tarihte şu olacak, olmuştur. Şu tarihte şu, olmuştur. Kendi talebeleri de söylüyor. Her ne dediyse de çıkmıştır, tamamı. Kendisi ile de çıkmıştır ne söylediyse. Yetmiş sene varsa, biz bütün işi gücü bırakıp Türk İslam Birliği için, İttihad-ı İslam için, kardeşlik için uğraşmamız gerekmiyor mu? Bir araya gelmemiz gerekmiyor mu? O cemaatin camisine başkası gitmiyor. Hatta kavim farklılıkları mesela Arap olanın camisine başkası gitmiyor. Siyasi farklılıktan dolayı birbirlerinin camilerine gitmiyorlar birçok yerde Müslümanlar. Özellikle yurt dışında. Bu çok vahimdir, bunu ortadan kaldıralım. Sayısı az da olsa kardeşlerimiz, bu konuda gayret ederlerse çok kısa sürede çok büyük yol alırlar. Yani“sayımız az” deyip vazgeçmesinler, çok gayretli olsunlar. Çünkü çok süratli gelişeceğini olayların ve İttihad-ı İslam’ın çok süratli gelişeceğini görecekler. Bakın görüyorsunuz dediğim olayların hepsi birer birer çıktı, bunları da görecekler inşaAllah.
“Risale-i Nur’un şimdiye kadar galibiyeti ve kafirlerin ve dalâlettekilerin saldırılarını kırması ve yüz binler biçarelerin imanlarını kurtarması ve herbiri yüze ve bine mukabil yüzer ve binler hakikî mümin talebeleri yetiştirmesi, Muhbir-i Sâdık’ın ihbarını aynen tasdik etmiş.” Yani Peygamberimiz (s.a.v)’in, ihbarının, hadislerde belirttiği gibi Ahir zaman olaylarının gerçek olduğunu aynen tasdik etmiş. “Ve vukuatla ispat etmiş” yani vuku bulmuş. Mesela Fırat’ın suyunun kesilmesi gibi, 15 gün arayla ay ve güneş tutulması gibi, Kabe de baskın yapılması gibi, kuyruklu yıldızların çıkması gibi vukuatla ispat etmiş ve ediyor, devam ediyor” diyor. “Ahir zaman alametleri kesintisiz devam ediyor, inşaAllah daha edecek” ileride de devam edecek, “alametler çıkmaya devam edecek” diyor. “Ve öyle kökleşmiş ki, inşaAllah hiçbir kuvvet Anadolu’nun sinesinden onu (risale-i nuru) çıkaramaz. Tâ Ahir zamanda, hayatın geniş dairesinde, Risale-i Nur’unasıl sahipleri”, yani Mehdî (a.s) ve talebeleri,“Cenab-ı Hak’kın izniyle gelir.” Bunun neyini tevil ediyorsunuz. İnsan o zaman bunun aklından şüphe eder bu kadar açık bir şeyi nasıl tevil edersin, çok açık değil mi bu? Bak “Mehdî ve talebeleri Cenab-ı hakkın izniyle gelir, o daireyi genişlettirir ve o tohumlar sümbüllenir. Bizler de kabrimizde seyredip Allah’a şükrederiz.”“Bende o dönemde vefat etmiş olacağım” diyor. Sen bunu tevil etmeye kalkarsan, aklından şüphe ederler, cahilliğinden yapıyorsan bir şey diyemem dikkat veremiyorsan ondan dolayı yapıyorsan bir şey diyemem. Ama kasten yapıyorsan, hinliğinden yapıyorsan aklından şüphe ederler. Bak diyor ki Bediüzzaman; “fakat o ileride gelecek acip (Şaşılan ve hayret uyandıran) şahsın bir hizmetkârıyım” diyor. “Ve ona yer hazır edecek bir dümdârı (Ordunun geriden gelen emniyet kuvveti)’yim” diyor Bediüzzaman. “Ve o büyük kumandanın (Mehdi (a.s)’ın), pîşdâr (öncü) bir neferi (askeri) olduğumu zannediyorum” diyor. Bunun neyini tevil edeceksin. Kardeşim daha ne desin “o ileride gelecek acip şahsın” ileride gelecek ne demektir? Daha sonra gelecek, “acip şahıs” diyor.“acip şahsın bir hizmetkârıyım” diyor. Ve ona yer hazır edecek bir dümdarı, ve o büyük kumandanın” demek ki bak kumandanlık vasfı var, “o büyük kumandanın, pîşdâr (öncü) bir neferi (askeri) olduğumu zannediyorum.” Bunun neresini tevil ediyorsun? Sen bunu tevil edersen, namazı da tevil edersin, orucu da tevil edersin, her şeyi tevil edersin. “Senin şu âciz ve fakir ve hiç ender hiç olan kardeşin, bin derece haddimin üstünde olarak, kendimi o gelecek adam olduğumu iddia edemem." Yani Mehdi (a.s) olduğumu iddia edemem, gelecek olan diyor bak gelecek olan. Gelecek ne demek? Beklenen. “Kendimi o gelecek adam olduğumu iddia edemem, hiçbir cihette ehliyetim yoktur. Fakat o ileride gelecek hayret uyandıran şahsın bir hizmetkârı ve ona yer hazır edecek bir dümdârı ve o büyük kumandanın pîşdâr bir neferi olduğumu zannediyorum. Ve ondadır ki, sen de yazılan şeylerden o acip kokusunu aldın." Barla Lahikası, 162. “Bu hakikatten anlaşılıyor ki; sonra gelecek o mübarek zat” kardeşim ne zoru niye yalan söylesin? Yetmiş küsur yaşında bir alim, din alimi onu öldürmeye bile kalksalar, böyle bir yalana ihtiyacı yok ki Bediüzzaman’ın, niçin bu kadar yalan söylesin? Ben Mehdi (a.s) değilim der konu biter, bu kadar basit. Bu kadar kapsamlı ayete, hadise dayalı, yüzlerce sayfa yalan söyleyerek, kendisinin Mehdi (a.s) olmadığını ispat etmesinin böyle gerek var mı Bediüzaman’ın? Bana da soruyorlar Mehdi misin diye?Hayır değilim diyorum, bitiyor. Ne mecburiyetim var ispat etmeye. Hayır deseler ki seni mahkemeye versek bu konudan dolayı farz edelim, ne derim ben, benMehdi değilim, iddia etmiyorum bu kadar. Niye yüzlerce sayfa yalan söyleyeyim?“Bu hakikatten anlaşılıyor ki; sonra gelecek o mübarek zat, Risale-i Nur’u bir programı olarak neşr ve tatbik edecek.” Gece derslerinde, gündüz derslerinde Risale-i Nur’dan okuyarak, bu hakikatleri anlatacak, bu gizlenen hakikatleri, örtülen hakikatleri anlatacak insanlara. Peki şimdi “sonra gelecek”, “bu yalan” diyor, “o mübarek zat”, “bu da yalan” diyor, “Risale-i Nur’u bir programı olarak neşr ve tatbik edecek”, “buda yalan” diyor. Sen misin doğru o zaman? Sen yalan söylüyorsun, Bediüzzaman doğru söylüyor. “Ümmetin beklediği, Ahir zamanda gelecek zatın üç vazifesinden en mühimi ve en büyüğü ve en kıymetdarı olan sarsılmaz bir îmânı yaymak ve ehl-i imanı dalaletten kurtarmak yönüyle” bakın ümmetin beklediği, ümmet bekliyor bir, Ahir zamanda gelecek” diyor Bediüzzaman, buda yalan diyor. “Zat” diyor, “o da yalan” diyor. “Üç vazifesi” diyor, “üç vazifesi yok bir vazifesi var” diyor. Biz Bediüzzaman’a mı inanalım, sana mı inanalım? Üç vazife diyorsa üç vazifedir, niye yalan söylüyorsun. “En mühimi ve en büyüğüdür.” Demek ki iman hakikatleri birinci planda anlatıyor, ondan sonra birinci vazifesine iman hakikatleri anlatması vazifesini, Bediüzzaman daha detaylı açıklık getiriyor.“Fen ve felsefenin tasallatuyla her şeyden evvel” diyor “maddiyyun ve tabiiyyun taunu beşer içine intişar etmesiyle, her şeyden evvel” diyor, “imanı tahkiki bir şekilde kurtarmaktır” diyor. Maddiyyun ve tabiiyyun taunu yerle bir etmektedir. “Kendisi bizzat bu görevi yapmaya vakit ve hal müsaade etmez” diyor. “Ondan evvel bir taifenin uzun tedkikatıyla yazdıkları eserleri, felsefi, bilimsel, biyoloji felsefesi, biyoloji, antropoloji artık biyokimya hepsi biogenetik, her yerde alacak diyor Bediüzzaman. Çünkü “kendinden önceki bir taife” diyor bakın“taifenin”, bir Müslüman grubu demiyor. “Bir taifenin uzun tedkikatıyla yazdığı eseri, hazır bir program olarak kullanacak” diyor. Onlarıbir kitap haline getirecek, onlarla etkili olacak” diyor.“Onunla o birinci vazifeyi tam yapmış olacak” diyor. “Maddiyyun ve tabiiyyunu yerle bir edecek” diyor. Çünkü bak “maddiyyun ve tabiiyyun taunu beşer içinde intişar etmesiyle” diyor. yani Darwinizm, materyalizm nasıl intişar etti? Dünyanın yüzde 95’i şu an ateist. “Bunu ortadan kaldıracak” diyor Bediüzzaman.” Birinci vazifesi bu” diyor. “İkinci vazifesi; bu en önemli ve azami vazifesidir, bunu yapacak” diyor. “Sonra siyaset ve saltanat ve cihad aleminde vazifeleri var” diyor. Siyaset, saltanat ve cihad aleminde. Yani İslam’ı bütün dünyaya yaymak ve hakim etmek. Ama aynı zamanda o dönemde, “Hıristiyanlarla da ittifak edecek” diyor Bediüzzaman. Yani dindar Hıristiyanlarla, Allah birdir diyen Hıristiyanlarla ittifak edecek” diyor Mehdi (a.s). “Ana vasıflardan birisi budur” diyor. “Ve İsa (a.s)’da onun zamanında inecek, İsa (a.s) namaza onu geçirecek, Mehdi (a.s) Müslümanların imamı olacak ve böylece bu vazife tamamlanmış olacak” diyor Bediüzzaman. Fakat bu 3 görevi, bir başka yerde de 4 görevi olarak söylüyor, Bediüzzaman. Allah yolunda cehd etmeyi de ekliyor. “Bu 4 görevi Mehdi (a.s) yapacak” diyor. O yüzden bu kişiye büyük Mehdi (a.s) deniyor” diyor “Mehdi-i azam denmesinin nedeni budur” diyor. “Ama daha önceki sabık Mehdiler” diyor, “geçmiş olan Mehdiler, hepsi bir cihette kısmen bu görevi yerine getirmişlerdir” diyor. Sayıyor bütün herkesten örnek veriyor. Kendisi de Bediüzzaman da, bu Mehdilerin içerisinde olduğunu hissettiriyor. Çünkü açık o da diyanet yönünden hizmet yapmış, iman hakikatlerini anlatmış. İmam-ı Rabbani de yapmış. Diğer imamlar da yapmış ama bir cihette ve kısmen bu görevi yapmış oluyorlar. Bir cihette sadece bir cihette. Mehdi (a.s), üç görevi diğer Bediüzzaman’ın açıklamasına göre dört cihette bu görevi tam olarak yapmış oluyor. Tam anlamıyla yaptığını da birçok yerde vurguluyor Bediüzzaman.Bak diyor ki Bediüzzaman; “ahir zamanın en büyük fesadı zamanında elbette en büyük bir müçtehid, en büyük müçtehid olduğunda hem en büyük bir müceddid” bu zaten hadislerde de var. En büyük müctehid, en büyük müceddid olduğunda bir mezhebe tabii olmazsın. Yani Şafi, Hanefi, Hanbeli, Maliki olamaz. Haram olur ona. En büyük müceddid olacak, en büyük müctehid olacak, mezhepler üstü olacak fakat yine uyacak. Olmaz o durumda. Yani çünkü hakkı biliyor o artık, hakikati biliyor. Bediüzzaman Şafi mazhebindendi ve mukallitti. Mezhep mukallitiydi haklı olarak. Çünkü en büyük müceddid ve yahut en büyük müctehid değil. “Mehdi (a.s), en büyük müceddid, müctehid olacak” diyor. O yüzden mezhepleri kaldırıyor Mehdi (a.s). Çünkü gelmiş geçmiş en büyük müceddid. O uyamaz herhangi bir mezhebe. Mesela Hz. İsa (a.s)’da, o da en büyük müceddiddir, en büyük müçtehiddir, o da uyamaz. Yani ne Mehdi (a.s), ne Hz. İsa (a.s) bir mezhebe uymazlar. Kendileri içtihad yaparlar. Gelmiş geçmiş en büyük müceddid, en büyük müçtehid olduğuna göre demek ki Şafi, Hanefi, Hanbeli, Maliki olmayacak. Bediüzzaman da Şafi olduğuna göre Bediüzzaman’a bu açıklama uymuyor, değil demek. “Hem Hakim,” Bediüzzaman sürekli mahkumdu. Burada dünya çapında bir hakimlik ve adalet görevi var. Hakim olması için, güç sahibi olması lazım, hakim olması lazım. Her yere hakim olacak ki hakimlik görevini yapabilsin. Adaleti dünyada uygulayabilsin. Bediüzzaman’ın böyle bir görevi de olmadı. “Hem Mehdi (a.s),” bu doğru, Bediüzzaman’ın Mehdi yönü var. Ama Mehdi (a.s) de, en büyük Mehdi (a.s)’dır. “Hem mürşid,” yani bütün tarikatların üstünde, bütün tarikatlar kalkıyor, hepsi Mehdi (a.s)’a bağlanıyor mürşid yönüyle. “Hem kutbu azam,” dünyadaki en büyük kutubdur. “Olarak bir zatı nuraniyeyi gönderecek.” Bakın, “bir zatı nuraniyeyi gönderecek.” Şimdi burada Bediüzzaman’ı yalancılıkla itham etmek ahlaksızlık olmuyor mu? Terbiyesizlik olmuyor mu? Vicdansızlık olmuyor mu? “Korktu, bu yüzden yalan söyledi” diyorlar. Bediüzzaman sizin gibi korkak değildi. Senin gibi ürkek değildi. Senin gibi höt deyince karyolanın altına giren takımından değildi. Delikanlıydı o, niye korkup yalan söylesin? Hayır illa söylenecekse, gayet kolay. Birçok kişiye soruyorlar. “Sen Mehdi misin?” diyorlar. “Hayır değilim” diyor. “İddia edecek misin?” “Hayır,” bitti, bu kadar. Bu kadar kapsamlı, sayfalarca, yüzlerce sayfa yalan söylediğini söylemek ahlaksızlık olur, terbiyesizlik olur. “Hem Kutbu azam olarak bir zatı nuraniyi gönderecek.” Bak, “bir zatı nuraniyi gönderecek.” Neresinde burada şahs-ı manevi? Bir demek, bir demektir. Tek, yek anlamına geliyor bir. Zat demek, bir tane insana derler zat diye. O zat, bu zat denildiğinde, zat. “Zatı nurani” yani nurani insanı gönderecek demek, daha göndermemiş anlamına geliyor. Göndermişse, “göndermiş” der. Gönderecek demek, ileride gelecek anlamında. “O zat da Ehli Beyti nebeviden olacaktır, seyyid olacaktır” diyor. Göz göre göre en adisinden yalanlar söylemek, en akılsızca, en aptalca yalanlar söylemenin alemi ne? Bütün cümle aleme kendilerini rezil etmenin alemi ne? Zekice de yalan söylemiyorlar. Aptal yalan söylüyorlar. Ben, şeytan gibi bir kesim var, beş, on kişilik. Onları kastediyorum. Ama sathi okuyan, dikkatini vermezse fark edemeyebilir. Cahilliğinden fark edemeyebilir. Veyahut bu konuyla hiç ilgilenmemiştir, bu konuları bilmiyordur, birisi anlatır, inanabilir. Ben bunları tenzih ederim, iyi niyetle. Veyahut alenen biliyordur da fakat Mehdi (a.s)’a zarar gelmesin diye çekiniyordur, korkuyordur. İfşa etmeyelim, ortalık belki gerginleşir, dikkat çekebilir diye gizliyor olabilir, ben onları tenzih ediyorum. Yani iyi niyetli olanı tenzih ediyorum ben. Büyük Ortadoğu Projesi’ne hizmet eden üçkağıtçı, ajan sahtekarları kastediyorum beş, on kişilik. Bak, devam ediyor Bediüzzaman;“Böyle bir cemaat-i azime (büyük bir cemaat) içindeki mukaddes kuvveti tehyiç edecek (coşturacak) ve uyandıracak hâdisât-ı azîme vücuda geliyor (büyük ve önemli olaylar oluşuyor).” Mesela Fas’ta ayaklanma oluyor, Tunus’ta ayaklanma oluyor, Irak’ta Müslümanları mahvediyorlar, başka ülkelerde Müslümanları kesip doğruyorlar, Moro’da, her yerde bir ızdırap, acı var. Afganistan’da çocukların ırzına geçiyorlar, kadınların ırzına geçiyorlar, esir ettiler, parmaklarını doğruyorlar. Muazzam bir acı ve zulüm dünyayı sarmış durumda. “Böyle bir cemaat-i azîme (büyük bir cemaat) içindeki mukaddes kuvveti tehyiç edecek (coşturacak) ve uyandıracak hâdisât-ı azîme vücuda geliyor (büyük ve önemli olaylar oluşuyor).” İşte bu kastedilen bu. Ekonomik kriz bir yandan, Müslümanların birbirine düşmesi bir yandan. “Elbette o kuvvet-i azîmedeki bir hamiyet-i Âliye feveran edecek (o büyük kuvvetteki haysiyet ve mukaddesatı koruma duygusu galeyana gelecek)” yani Müslümanların haysiyetini koruma ve İslam’a yapılan bu saldırıdan dolayı, vicdan azabı çekip mukaddesatı koruma duygusu galeyana gelecek, feveran edecek. “ve Hazret-i Mehdi (a.s) başına geçip tarik-i hak ve hakikate sevk edecek (doğru yola ve gerçeğe yönlendirecek).” Kardeşim bak “ve ileride olacak” diyor. Yapacak, edecek. “Hz. Mehdi (a.s) başına geçecek, lider olacak” diyor. Bütün İslam aleminin. Bunu nasıl tevil ediyorsunuz siz? Yani hiç utanmıyor musunuz? İnsanın yüzü kızarır.
ALTUĞ BERKER: “Allah ıslah etsin” diyor.
ADNAN OKTAR: Seyyid Salih Özcan Hocam “Allah ıslah etsin” diyor. Delirmişler adeta. Hazret-i Mehdi (a.s) başına geçip tarik-i hak ve hakikate sevk edecek (doğru yola ve gerçeğe yönlendirecek). Böyle olmak ve böyle olmasını, bu kıştan sonra baharın gelmesi gibi, âdetullahtan (Allah’ın yarattığı tabiat kurallarından) ve rahmet-i İlâhiyeden (Allah’ın Rahmetinden) bekleriz.” “Bekliyoruz” diyor, “olacak” diyor. Oldu demiyor, inşaAllah.
Yalnız bu haber doğru mu? Şeyh Nazım Hazretleri’nin Ağabeyinin vefat etmesi haberi. Doğru mu?
ALTUĞ BERKER: Bakalım Hocam.
ADNAN OKTAR: Çünkü dün de başka türlü haber gelmişti. Onu doğruysa söyleyebiliriz.
Ali Gül, “özür dilerim Hocam. Oktar Hocam söylemişti, şimdi hatırladım. Çok özür dilerim. Hatalıyım, affedin. Sizi seviyorum. Saygılar.” Ali Ali, uykulara dikkat edeceğiz, uykuya dikkat edeceğiz. Yemeğe, içmeye dikkat edeceğiz. Bol bol inşaAllah. Olabilir, insanlık hali ama böyle yani üst perdeden, kendinden emin bir üslupla hiç araştırmadan, soruşturmadan, küt diye ortaya çıkmak adaba edebe saygıya uygun olmaz, değil mi? İnsan bir düşünür, hakikaten gerçek mi der, inşaAllah.
“Es Selamün Aleykum.” Ve Aleyna Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “İnnalillah ve inna ileyhi raciun. Şeyh Nazım Hazretleri’nin Ağabeyi dün gece vefat etmiştir.” Allah rahmet etsin. Allah rahmetini bütün Müslümanların üzerine yaysın. Eyüp Sultan Camii’nde yarın, Çarşamba günü öğlen namazı sonrasında defin edilecekmiş, inşaAllah. Allah rahmet eylesin. Allah makamını cennet eylesin, inşaAllah. Allah Şeyh Nazım Hocamıza da çok çok uzun versin. Bizlere bağışlasın. Allah ona sağlık, güzellik, ilim nasip etsin. İnşaAllah Hz. İsa (a.s)’a, Hz. Mehdi (a.s)’a, biat anında orada olmayı nasip etsin. Çünkü o mübareğin elini Hz. Mehdi (a.s) mutlaka öpmek isteyecektir, inşaAllah. Hz. İsa (a.s)’da o mübareğe bir sarılmak ister, inşaAllah. Çok değerli, çok güzel bir insan maşaAllah. Allah ömrünü uzun etsin, inşaAllah.
Murat Barış Coşkun. O da çok güzel bir yazı yazmış maşaAllah. Saltan Ok’tan duyuru var” diyor. Başımız sağ olsun. Bu sabah Şeyhimizin ağabeyi Avukat Hasan Efendi hakkın rahmetine kavuşmuştur. Cenaze namazı yarın Çarşamba 19.01.2011, öğle namazından sonra Eyüp Sultan Camii’nde kılınacaktır. Kasımpaşa Mezarlığı’na defin edilecektir. Şeyh Mehmet Efendi’nin bildirisiymiş bu. Şeyh Mehmet Efendi de, Şeyh Nazım Hocamızın oğlu, acayip sevimli. O da şeyhtir. Aynısı, Şeyh Nazım Hocamıza acayip benziyor. Çok mütevazi, mazlum ve güzel huylu bir insan. Allah ona da uzun versin. Allah ilmini artırsın. Hocamız’ın inşaAllah güzel ruhuna kardeşlerimize hatim indirebilenler, hatim indirirlerse çok güzel olur, inşaAllah. Öyle Kuran okuyarak hediye ederlerse çok güzel olur, inşaAllah. Efendim, neyse şimdi kaç dakikamız var? On üç dakikamız var. Ya Allah, bismillah.
SUNUCU: Hud Suresi.
ADNAN OKTAR: Şeytan’dan Allah’a sığınırım.
54. ayet. "Biz: 'Bazı ilahlarımız seni çok kötü çarpmıştır' (demekten) başka bir şey söylemeyiz" diyorlar, bazı ilahlarımız seni çok kötü çarpmıştır”, yani “aklına zarar gelmiş senin, aklına bir şeyler etki etmiş” diyorlar. Hani var bazı tipler, benim şeyhim seni çarpar, çarptı, buna benzer. O zaman da başka türlü bir kafa var. “Dedi ki: "Allah'ı şahit tutarım, siz de şahitler olun ki, gerçekten ben, sizin şirk koştuklarınızdan uzağım." Çünkü çarparsa Allah çarpar. İnsan çarpmaz. İnsanı şirk koşmak haramdır.
55. ayet. "O'nun dışındaki (tanrılardan). Artık siz bana, toplu olarak dilediğiniz tuzağı kurun, sonra bana süre tanımayın." “İstediğinizi yapın” diyor. Elinizden geleni. İster iftira edin, ister hakaret edin, oyun oynayın, tuzak kurun, değil mi? İhbarda bulunun, ne yapıyorsanız, yapın.
56. ayet . "Ben gerçekten, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a tevekkül ettim.” “Allah’ın koruması altındayım” diyor. Ne yaparsanız. Çünkü siz birşey yaptığınızda, onu da Allah yaratacak. Küfür bir atak yaptığında onu da Allah yaratacak. Dolayısıyla Müslüman hayatı garantili. “O'nun, alnından yakalayıp-denetlemediği hiçbir canlı yoktur.” Ne demek? Küfürle bir atak yaptığında, alnından Allah onu tutmuş durumda. O da bir kötülük yapmaya kalktığında, onu da Allah yaratır. Dolayısıyla herkes kontrol altında ve Müslüman güvencede. “Muhakkak benim Rabbim, dosdoğru bir yol üzerinedir (dosdoğru yolda olanı korumaktadır.)" Hiçbir etkisi olmaz. Yoksa normalde küfür dünyayı allak bullak eder. Yani küfür o kadar güçlü ve kalabalık ki. Münafıklar o kadar güçlü ve kalabalık ki. Yani dünyada bir tane Müslüman bırakmaması lazım normalde küfrün. Ama alnından denetlendikleri için hiçbir şey yapamıyorlar. Allah’ın dediği kadarını yapabiliyorlar. Yoksa küfür yani bir günde bitirir bütün Müslümanları, istese. Bir günde. Çünkü münafıklarla ittifak halinde oldukları için de çok mebzul münafık var. Muazzam zulüm yapabilirler ama yapamıyorlar. Niye? Alınlarından denetlenmiş vaziyetteler. Her adımı, her hareketi, her konuşması kontrol altındadır. Allah’ın dediği kadarını yapabilir.
57. ayet. "Buna rağmen yüz çevirirseniz, artık size kendisiyle gönderildiğim şeyi tebliğ ettim.” Yani Kuran’ı tebliğ ettim. “Rabbim de sizden başka bir kavmi yerinize geçirir.” Siz yapmıyorsanız, başka bir kavim gelir. “Siz O'na hiçbir şeyle zarar veremezsiniz.” Mesela Mehdi cemaatine hiçbir şekilde zarar veremezler, inşaAllah. “Doğrusu benim Rabbim, her şeyi gözetleyip-koruyandır."
61. ayet. “Semud (halkına da) kardeşleri Salih'i (gönderdik). Dedi ki: "Ey kavmim, Allah'a ibadet edin, sizin O'ndan başka İlahınız yoktur. O sizi yerden (topraktan) yarattı ve onda ömür geçirenler kıldı. Öyleyse O'ndan bağışlanma dileyin,” Allah’tan af dileyin. “sonra O'na tevbe edin. Şüphesiz benim Rabbim, yakın olandır, (duaları) kabul edendir." Allah, “Ben yakınım” diyor. Ve “duaları kabul edendir” diyor, Allah.
Osman Ünlü Hoca’ya yarın cevap verelim. EvelAllah, o istediği kadar aslı olmayan açıklamalar yapsın, istediği kadar holdingi korumaya çalışsın biz anlatacağız. Halbuki holdinge bereket getirir, hakkı savunsa ama dar düşünüyor, dar bakıyor. Biz de ona geniş çaplı yarın bir açıklamayla yarın cevap veririz, inşaAllah. Mehdi (a.s)’ın alametlerine yönelik sözleri varmış kendince, cehaletini, bilgi eksikliğini, dar düşünmesini açıkça gösteren bir üslup. Ama şimdi biz onlara filmle, belgelerle, fotoğraflarla ispat edip anlatırsak gerçi Hoca etkilenmezde etrafı etkilenir. Hoca şerbetlidir evelAllah. Gözüne getirip yapıştırsan yine etkisi olmaz.
“Selamun Aleykum sevgili Hocam. Ben dün bir mail atmıştım Mehmet Talu Hocamla ilintili. Akabinde özür belirten bir mail daha attım fakat ardından program bitti. Kıymetli Hocam bu konularda aslında çok dikkatliyimdir fakat her nasıl olduysa Hocamızla alakalı birkaç konuyu incelemek isterken, o haber sitesi açıldı ve haberi okuyunca çok şaşırdım, tarihine bakmadan sizinle paylaşmak istedim. Aklıma geldikçe yüzüm kızarıyor, birçok kardeşimin yanlış bilgilenmesine sebebiyet verdiğim için kendimi suçlu hissediyorum, inşaAllah. Bir daha böyle hata yapmamayı diliyorum Allah’tan.” Ben Mehmet Talu Hocamızı övünce o da girmiş internetten haberi görmüş hemen bana haber veriyor. Halbuki çok eski bir haber. “Sizi ve yanınızda ki ağabey ve kardeşlerimi çok seviyorum.” Olabilir böyle şeyler ama tabi biraz tahkikatta fayda var, inşaAllah.
Berker’im bir şey mi anlatacaksın sen?
ALTUĞ BERKER: Fosil gösterebilir miyiz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Göster. Biraz da evrimcilerin tansiyonunu çıkaralıminşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Yabani arı fosili, 50 milyon yıllık.
ADNAN OKTAR: 50 Milyon yıldan beri bunun uçağa dönüşmesi gerekiyordu şimdiye kadar.
ALTUĞ BERKER: Enufak bir değişiklik olmamış, evrim geçirmemiş. 125 milyon yıllık Arakorya kozalağı.
ADNAN OKTAR: Değişiklik var mı? Yok.
ALTUĞ BERKER: 206 milyon yıllık midye.
ADNAN OKTAR: Midyecilerde gidip midye yiyorlar,hiçbir değişikliğe uğramamış. Şu an midyenin Paris sokaklarında, marka kıyafetler giyip gezmesi gerekiyordu onların iddiasına göre. Evet tıpkısının aynısı. Kaç milyon yıllık?
ALTUĞ BERKER: 206 milyon.
ADNAN OKTAR: 206 milyon yıldan beri değişmemiş. Bakın dile kolay 206 milyon. Adamlar ne diyor?“10-15 milyon yıl önce primatlar vardı” diyor “hemen yıldırım gibi insana dönüştüler, hemen kulakları geriye çekilmiş, kuyruğu kaybolmuş, kuyruğu kopmuş, bacakları” falan Alain Delon gibi adam karşımıza çıkmış. Bıraksınlar bunları bıraksınlar bizden döner böyle olaylar, inşaAllah.
Kuran’dan ayet okuyalım, ya Allah Bismillah. Ahzab Suresi, şeytandan Allah’a sığınırım.
25. ayet. “Allah, inkar edenleri kin ve öfkeleriyle geri çevirdi,” bak etkisiz hale geldiler, kin ve öfkelerini yutuyorlar. “onlar hiçbir hayra varamadılar. Mücadele de Allah (yardımcı ve zafer nasib edici olarak) müminlere yetti. Allah çok güçlüdür, üstün ve galib olandır.” Ebcedi tam 2000tarihini veriyor.
26. ayet. “Kitap Ehlinden onlara arka çıkanları da kalelerinden indirdi ve onların kalplerine korku düşürdü. Siz (onlardan) bir kısmını öldürüyordunuz, bir kısmını ise esir alıyordunuz.”
27. ayet. Ve sizi onların topraklarına, yurtlarına, mallarına ve daha ayak basmadığınız bir yere mirasçı kıldı. Allah, her şeye güç yetirendir.” Tam anlamıyla hakim oldunuz, diyor Allah. Ebcedi 2079. Dünya hakimiyetinin son vakitleri, inşaAllah. En mükemmel vakitler, en olgun vakitler.
28. ayet. “Ey peygamber, eşlerine söyle: "Eğer siz dünya hayatını ve onun süslü-çekiciliğini istiyorsanız, gelin sizi yararlandırayım ve güzel bir salma tarzıyla sizi salıvereyim." Sizi boşayayım isterseniz diyor. Peygamberimiz (s.a.v.)’in bir kısım eşleri, hanımlar bunaltmışlar. Cenab-ı Allah ayetle onları ikaz ediyor. “Eğer siz dünya hayatını ve onun süslü-çekiciliğini istiyorsanız,”
29. ayet. "Eğer siz Allah'ı, Resûlü’nü ve ahiret yurdunu istiyorsanız artık hiç şüphesiz Allah, içinizden güzellikte bulunanlar için büyük bir ecir hazırlamıştır.” Demek ki bir hanım ve evleneceğine dikkat edecek? Allah’ı, Resulünü ve ahiret yurdunu isteyerek, Allah rızası için evlenecek. Niçin evlenmeyecek; dünya hayatını ve süslü çekiciliğini isteyerek evlenmeyecek. Evlenirse Allah ayağına doluyor. Sıkıntı başlıyor, bunalıyorlar.
35. ayet. “Şüphesiz, Müslüman erkekler ve Müslüman kadınlar, mümin erkekler ve mümin kadınlar, gönülden (Allah'a) itaat eden erkekler ve gönülden (Allah'a) itaat eden kadınlar, sadık olan erkekler ve sadık olan kadınlar, sabreden erkekler ve sabreden kadınlar, saygıyla (Allah'tan) korkan erkekler ve saygıyla (Allah'tan) korkan kadınlar, sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar, ırzlarını koruyan erkekler ve (ırzlarını) koruyan kadınlar, Allah'ı çokça zikreden erkekler ve (Allah'ı çokça) zikreden kadınlar; (işte) bunlar için Allah bir bağışlanma ve büyük bir ecir hazırlamıştır.” Mümin erkeklerin ve mümin kadınların nasıl olması gerektiğini, Allah çok mükemmel şekilde açıklıyor maşaAllah, Elhamdülillah.
32. ayet. “Ey peygamberin kadınları, siz kadınlardan herhangi biri (gibi) değilsiniz;” Peygamber (s.a.v)’in kadınları, avamın kadınları gibi değil, herhangi kadınlar gibi değil. “eğer sakınıyorsanız, artık sözü çekicilikle söylemeyin ki, sonra kalbinde hastalık bulunan kimse tamah eder.” Allah vermesin onu kötü bir anlama yorabilir. “Sözü maruf bir tarzda söyleyin.” Güzel ve düzgün bir tarzda söyleyin.
33. ayet. “Evlerinizde vakarla-oturun (evlerinizi karargah edinin), ilk cahiliye (kadınları)nın süslerini açığa vurması gibi, siz de süslerinizi açığa vurmayın; namazı dosdoğru kılın, zekatı verin, Allah'a ve elçisine itaat edin. Ey Ehl-i Beyt,” yani Peygamberimiz (s.a.v)’in ailesi. “gerçekten Allah, sizden kiri (günah ve çirkinliği) gidermek ve sizi tertemiz kılmak ister” diyor Cenab-ı Allah. Peygamberimiz (s.a.v)’in hanımlarına karşı o devirde bazı densizler, saygıda kusur etmeye başladı, edepte kusur etmeye başladılar, Cenab-ı Allah bu ayetleri indirdi, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet bir ayet daha okuyayım. Şeytan’dan Allah’a sığınırım.
“Ama iman edenler ve salih amellerde bulunanlar, onlara ecirlerini eksiksiz ödeyecek ve onlara Kendi fazlından ekleyecektir de.” Allahböyle güzel bir vaatte bulunuyor inşaAllah.
Evet Harun Yahya TV’den devam ediyoruz, inşaAllah.
Makaleler
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...Evrimcilerin Sahtekarlıkları
Devamı ...