ALTUĞ BERKER:“13 bin davetli mercek altında” diyor Hocam. O stadyumla olan konularla ilgili olarak, stadyumun açılışında Başbakan aleyhine yapılan protestoyu başlatanların kimler olduğunun bulunması için Şişli Savcılığı İstanbul Emniyet Müdürü’ne talimat vermiş. Yapılan incelemeler ışığında protestoları kale arkasında bulunan ‘tek yumruk’ adlı bir sol grubun başlatmış olduğu hakkında bilgilere rastlanmış. Bu tek yumruk grubu sadece sahada değil, saha dışında da, örneğin 1 Mayıs gösterilerinde de yürüyüşler yapıyorlarmış. Fenerbahçe Ç grubu ve Karakızıl grubu bu gruba destek verdiklerini açıklamışlar. Yazarların da bu konuyla ilgili yazıları var, Milliyet’ten Melih Aşık’ın.
ADNAN OKTAR:Özetle, Türk töresinde misafire saygı vardır. Misafirin özel hukuku vardır. Misafir korunur kollanır; saygı, hürmet görür; özellikle de Başbakan. Protesto edeceklerse yeri orası değil. Misafir gelmiş bir insana yapılmaz. Saygıya uygun değil, kesinlikle yapılmaz. Adaba, edebe uygun değil. Hangi partiden olursa olsun fark etmez. CHP’li de olsa olmaz. MHP’li de olsa olmaz. Başka partiden de olsa olmaz. Yakışık kalmaz. Türk töresine uygun değil. Adaba, edebe uygun değil.
ALTUĞ BERKER:Zaman’da Mümtazer Türköne, YÖK kapısında polise taşlarla saldıran ve diğer eylemleri düzenleyen öğrencilerin masum bir tavır içinde olmadıklarını, aslında Marksist, Leninist örgüt mensubu militanlar olduklarını ve sınıf savaşına inanarak bu eylemleri gerçekleştirdiklerini yazmış. Bu öğrencilerin küçük sol örgütlere mensup olduklarını, taşlarla polise saldırmanın ya da bir adım öteye geçip sabotajlar düzenlemenin devrim gerçekleştirmek olduğuna inandıklarını, nitekim bu stratejiye öncü sosyalizm, bu amaçla girişilen şiddet eylemlerine de silahlı propaganda adını verdiklerini söylemiş. Bu tarz öğrenci eylemlerinin ardından gelecek bireysel eylemlerin hazırlık safhası olarak bakmak ve önlem almak gerektiğini belirtmiş Hocam.
ADNAN OKTAR:Türk milleti genel olarak komünizme karşıdır. Anti-komünisttir. Fenerbahçe hep milliyetçidir, Galatasaray hep milliyetçidir, Beşiktaş milliyetçidir ama içlerinde komünist küçük gruplar olabilir. Komünist örgütlenmeler olabilir. Onların önemi yok. Her yerde olur onlar, mahallelerde de olur. Başka yerlerde de olur. Her zaman yüzde birlik bir komünist kitle oluyor Türkiye’de. Fakat çok şamata yapabiliyorlar. Böyle gürültü yapma güçleri oluyor, imkanları oluyor, olay ondan ibaret.
ALTUĞ BERKER:Bu konuda Zaman Gazetesi’nde Hüseyin Gülerce Beyefendi de Ergenekon zihniyetinin organize ettiğini bunu, özet olarak, öğrenci olaylarını, 80 yıllık tecrübeye sahip profesyoneller tarafından yönetiliyor bu organizasyonlar, öğrenci organizasyonları demiş.
ADNAN OKTAR:İşte buna karşı da millet olarak birlik ve beraberlik içinde olmamız lazım. Müslümanlar, inananlar, Türk milliyetçileri içi içe olması lazım, birbirlerini sevip saymaları lazım. Koruyup kollamaları lazım. Birbirlerine düşmemeleri lazım. Birbirlerine hürmet etmeleri lazım. Adamlar, “kardeşim, Mehdiyet’ten niye bahsediyorsun?” diyorlar. Mehdiyet olmadığında işte Türk-İslam Birliği olmuyor, İttihad-ı İslam olmuyor. İttihad-ı İslam olmadığında da böyle yüzde birlik bir kitle bütün Türkiye’yi birbirine katar. Çünkü bölünmüşlük oluyor, parçalanmışlık oluyor. Buna çok dikkat edip üniter yapıyı korumak lazım. Birlik ve beraberlik içinde olmamız gerekiyor. Mesela bakın, Al-i İmran Suresi, 103’te Cenab-ı Allah, şeytandan Allah’a sığınırım; “Allah'ın ipine hepiniz sımsıkı sarılın. Dağılıp ayrılmayın.” Bana diyor ki arkadaş; “Ahir zamanda Mehdiyet’i anlatıyorsunuz, İslam’ı anlatıyorsunuz bize ahirette soracaklar mı?” diyor. Ona ahirette sorulacak soruları söylüyorum. Al-i İmran Suresi 103, “Allah'ın ipine hepiniz sımsıkı sarılın. Dağılıp ayrılmayın”. Adam oraya sallanarak gelecek, diyecek “Ben dağıldım ve Allah’ın ipine de sımsıkı sarılmadım” diyecek. Bu nedir? Bu bölünmüşlük işte, ayrılma. Anti-Mehdi hareket demektir. Bunun cevabını vereceksin. Veremezsen ne yapacaksın?
Al-i İmran Suresi 104,“Sizden; hayra çağıran, iyiliği (marufu) emreden ve kötülükten (münkerden) sakındıran bir topluluk bulunsun. Kurtuluşa erenler işte bunlardır.”Bu topluluk nedir? Hz. Mehdi (a.s) grubudur, Mehdiyet’tir. Böyle bir topluluğa yardım ettin mi sen? Allah bunu sorduğunda ne diyeceksin? Bak, diyor ki; “Hayra çağıran, iyiliği (marufu) emreden ve kötülükten (münkerden) sakındıran bir topluluk bulunsun.” “Bu topluluk beni ilgilendirmedi” dersen sen, ne olacak durumun ahirette? Al-i İmran Suresi, 105; “Kendilerine apaçık belgeler geldikten sonra, parçalanıp ayrılan ve anlaşmazlığa düşenler gibi olmayın.” Sen parçalanmışsın, ayrılmışsın; mezheplere, tarikatlara, tarikatlar içinde yine gruplara, gruplar içinde yine gruplara ayrılmışsın ve Müslümanlara yönelik nefret dolu ifadelerin var. Ağzına hiç sevgiyi almazsın, şefkati almazsın; dostluğu, kardeşliği almazsın; birlik, bütünlüğü almazsın. Böyle tiplere dikkat edin, hayatlarında sevgiden bahsetmezler. Bakın yazılarına, açın internetten, oradan buradan, gazetelere de bakabilirsiniz. Mesela 500 tane yazısı çıktıysa bir bakın, hangi yazısında sevgiden bahsetmiş, hangi yazısında şefkatten, merhametten, dostluktan, kardeşlikten, birlikten, beraberlikten, İttihad-ı İslam’dan, Türk-İslam Birliği’nden, İslam ahlakının dünya hakimiyetinden bahsetmiş. Bol bol dedikodu, laf sokma, ona buna iftira atsın, buğz etsin, tekvir etsin. Böyle şeyler olursa ahirette bunun hükmünün ne olacağını kendisi görür ahirette, inşaAllah.
Enfal Suresi, 39; bakın Cenab-ı Allah diyor ki, şeytandan Allah’a sığınırım; “Fitne kalmayıncaya ve dinin hepsi Allah'ın oluncaya kadar onlarla mücadele edin.” Bu Mehdiyet değil mi? Bak, “Fitne kalmayıncaya kadar”; fitne ne demek? İslam’ın, Kuran’ın ulaşmadığı, İslam ahlakının yaşanmadığı her yer fitnedir. Sevginin, merhametin, şefkatin olmadığı; terörün, anarşinin olduğu her yer fitnedir. “Ve dinin hepsi Allah’ın oluncaya kadar,” din her yönden dünyaya hakim oluncaya kadar onlarla mücadele edin” diyor. Sen yapıyor musun bunu? Yok. Bu ayet neyi anlatıyor? Mehdiyet’i anlatıyor. Sen diyorsun ki, “Mehdiyet’ten nerede bahsediyor?” İşte burada bahsediyor. O illa istiyor ki, falanca kişi Mehdi’dir diye Kuran’da yazsın istiyor. Böyle yazmaz. İslam aleminin lideri olan kişiye biz Mehdi (a.s) diyoruz. Ve o topluluğa, İslam’ı dünyaya hakim eden, vesile olan topluluğa Mehdiyet grubu diyoruz, Mehdi topluluğu diyoruz.
Şura Suresi, 13; “Dini (İslam’ı) dosdoğru ayakta tutun ve onda ayrılığa düşmeyin.” Mezheplere, cemaatlere, gruplara ayrılıp birbirinizle uğraşmayın. Birbirinizi tekfir etmeyin. Birbirinizle mücadele etmeyin. Birbirinizi sevin, dost olun. Yemeğinize gidin. İftarlara gidin. Kardeş olun, birbirinizin evine gidin, komşuluk edin, sohbet edin. Birbirinizi koruyup, kollayın. İyi günde, zor günde birbirinize destek olun. Ayetin anlamı bu.
Şura Suresi, 14; şeytandan Allah’a sığınırım, “Onlar, kendilerine ilim geldikten sonra,” yani Kuran’ın bilgisi, İttihad-ı İslam’ın önemi, Türk-İslam Birliği ile ilgili bütün bilgiler geldikten sonra, “yalnızca aralarındaki 'tecavüz ve haksızlık' dolayısıyla ayrılığa düştüler.” Enaniyet, gurur ve kibirden ayrılığa düşüyorlar. Allah bunu telin ediyor işte, Kuran’da. Bunun hesabını verecekler ahirette, bu ayetlerin.
Zümer Suresi, 43; “Çekişip birbirinize düşmeyin, çözülüp yılgınlaşırsınız, gücünüz gider.” Alevi, Sünni, Bektaşi, Vahhabi; birbirinize yönelip düşmanca bakış açınız olmasın. Birbirinizden nefret etmeyin. “Çekişip birbirinize düşmeyin, çözülüp yılgınlaşırsınız, gücünüz gider.” Şimdi çözülüp yılgınlaşmadılar mı? Çözülüp yılgınlaştılar. Güçleri gitmedi mi? Gitti. Bak, “Amerika’dan çekiniyoruz” diyorlar, “İsrail’den çekiniyoruz” diyorlar. Türk-İslam Birliği’ne yanaşmayan bayağı bir insan var. Bu ayetin hükmü ahirette sorulacak, inşaAllah.
Enfal Suresi, 73; “İnkâr edenler birbirlerinin velileridir”. Deccaliyet, deccal orduları birbirilerinin velileridir. “Eğer siz bunu yapmazsanız (birbirinize yardım etmez ve dost olmazsanız),” birbirinizi desteklemezseniz,“yeryüzünde bir fitne ve büyük bir bozgunculuk (fesat),” anarşi ve terör,“olur” diyor Allah. Sen bunu yapıyor musun? Yapmıyorsun. Yapana destek oluyor musun? Olmuyorsun.Bu ayetin de hesabını vereceksin, inşaAllah.
Şura Suresi, 39; “Ve haklarına tecavüz edildiği zaman,” Afganistan’a, Irak’a, Moro’ya, Çad’a saldırıldığında; küfür, tuğyan, dalalet Müslümanın ırzına, namusuna, dinine, imanına saldırdığı zaman, “birlik olup karşı koyanlardır” diyor. Sen birlik olup savundun mu? Olmadın. Birlik olmak için gayret ettin mi? Etmedin. İşte bu birlik olması için yapılan gayrete Mehdiyet diyoruz biz, Mehdilik hareketi deniyor, inşaAllah. Birlik olup karşı koyuyorsan başında bir lider olur. Topluca karşılık verirsen ilimle, bilgiyle, akılla, sevgiyle, bunun adına biz Mehdiyet diyoruz.
Saff Suresi, 4; “Şüphesiz Allah, Kendi yolunda, sanki birbirlerine kenetlenmiş bir bina gibi,” binalar var ya, birbirine yapışık binalar,“saf bağlayarak mücadele edenleri Allah sever” diyor. Sen bunu yapıyor musun? Yok. Sen internet sayfalarından, oradan buradan, kudurmuş gibi Müslümanlara saldıracaksın, iftira atacaksın, hakaret edeceksin, tekfir edeceksin, İttihad-ı İslam’a karşı olacaksın, Türk-İslam Birliği’ne karşı olacaksın, Mehdiyet’e karşı olacaksın. Sonra da kendini doğru yolda zannediyorsun. Kuran’ın bu hükmüne giriyorsun. Ahirette bu hükmü açıklamak durumunda kalacaksın. Tabii açıklayabilirsen.
En’am Suresi, 159; “Gerçek şu ki, dinlerini parça parça edip kendileri de gruplaşanlar, sen hiçbir şeyde onlardan değilsin. Onların işi ancak Allah'adır. Sonra O, işlemekte olduklarını kendilerine haber verecektir.” Bak, “Gerçek şu ki, dinlerini parça parça edip,” adam parça parça etmemiş mi dinini? Kendileri de gruplaşmamış mı? “Kendileri de gruplaşanlar” diyor. “Sen hiçbir şeyde onlardan değilsin.” İşte burada Mehdi (a.s)’a hitap var. Mehdi (a.s) çünkü gruplaşmayı ve dinin parça parça olmasını kabul etmiyor. Mehdi cemaati ve Mehdi (a.s) kabul etmez. Biz de kabul etmiyoruz Mehdiyet grubu olarak, çünkü biz de Mehdi (a.s) talebesiyiz. Ben de Mehdi (a.s) talebesiyim ve kabul etmiyorum. Tabii şu an zaruri olarak mezhepler var. Ama Mehdi (a.s.) çıktığında mezhepler kalkıyor, gruplar kalkar. Cemaatler, tarikatlar olmaz. Bütün Müslümanlar, hepsi ittifak halinde olacaklar. Bütün Türklük alemi, bütün İslam alemi bir bütün; blok, bütün olacak, inşaAllah.
Al-i İmran Suresi, 104. O kadar çok ayet var ki; “Sizden; hayra çağıran, iyiliği (marufu) emreden ve kötülükten (münkerden) sakındıran bir topluluk bulunsun. Kurtuluşa erenler işte bunlardır.” İşte bu Mehdi cemaatidir, inşaAllah.
“Size ne oluyor ki, Allah yolunda ve: "Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar” mesela Afganistan, Irak, “Bize Katı’ndan bir veli (koruyucu sahip) gönder, bize Katı’ndan bir yardım eden yolla."” Bu nedir? Mehdi (a.s.), Mehdi (a.s.) beklentisi işte, Kuran’da açık açık geçiyor. “Katı’ndan bir veli” nedir? Koruyucu, sahip; ‘Sahib-i Zaman’ değil mi Mehdi (a.s)’ın lakabı? “...gönder. Bize Katı’ndan bir yardım eden yolla.” Nedir bu, Müslümanların lider istemesinin sebebi? İşte Mehdi (a.s)’ı beklemeleri. “…diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar adına niye mücadele etmiyorsunuz?” diyor Allah; Nisa Suresi, 75’te.
Nisa Suresi, 76; “İman edenler Allah yolunda mücadele ederler; inkar edenler ise tağut yolunda mücadele ederler. Öyleyse şeytanın” deccalin “dostlarıyla mücadele edin. Hiç şüphesiz, şeytanın,“ deccaliyetin, “hileli-düzeni pek zayıftır” diyor Allah. Darwinizm, materyalizm gibi pek zayıf, vurdun mu gidiyorlar.
Nisa Suresi, 84; “Artık sen Allah yolunda mücadele et, kendinden başkasıyla yükümlü tutulmayacaksın. Mü'minleri hazırlayıp-teşvik et.” Ben ne yapıyorum? Müminleri hazırlayıp teşvik ediyorum. İttihad-ı İslam’a, Türk-İslam Birliği’ne. Demek ki bu Allah’ın hükmü. “Mü'minleri hazırlayıp-teşvik et. Umulur ki Allah, küfredenlerin,” materyalist, Darwinist, ateist düşüncenin, “ağır-baskılarını,” televizyonlardan, radyolarda, internetten yaptıkları; müşriklerin, münafıkların, yobazların,“ağır-baskılarını geri püskürtür. Allah, 'kahredici baskısıyla' daha zorlu, acı sonuçlandırmasıyla da daha zorludur.” Yani Mehdiyet’i yenmenin imkanı olmadığını söylüyor Allah.
Şimdi Fethullah Hocamızın Mehdi (a.s) ile ilgili bir açıklaması vardı, onu bir dinleyelim.
-VTR- Fethullah Gülen Hz. Mehdi (a.s.)’ı Anlatıyor
ADNAN OKTAR:Demek ki çok kapsamlı sahabeler Mehdi (a.s)’ı anlatmışlar. Hatta bak ne diyor Hocamız; “tevatür derecesinde” diyor. Tevatür nedir? Tevatürü red mümkün değildir. Hükmü vacib hükmündedir. Tevatür ile gelen bir hadise inanmak vacibtir, yani farz hükmünde. Hatta diyor ki; “ahkam hususunda bile bu kadar sahabelerden bilgi gelmemiştir” diyor. Ahkam hususunda, yani namaza, zekata, oruca ait konularda bile, “ahkam konusunda bile bu kadar tevatür derecesinde bilgi gelmemiştir” diyor. “İttifakla, topluca Mehdi (a.s) konusunda olduğu kadar ittifakla herhangi bir konuda toplu bilgi gelmemiştir” diyor. “O kadar çok bilgi gelmiştir” diyor Mehdi (a.s) konusunda. Ki bini bulur Mehdi (a.s) ile ilgili hadisler. Ama bu tevatür derecesinde olanları sayıyor Fethullah Hocamız ve tevatür derecesinde olduğunu söyleyen kişi de, Fethullah Gülen de müceddid ve müçtehid ayarında büyük bir alimdir. Kesin kaynaklara dayandırarak söylüyor. “İncelediğimizde Mehdi (a.s) ile yüz yüze geliriz” diyor. Demek ki, Mehdi (a.s) tam kapsamlı anlatılmış, tam anlaşılır şekilde anlatılmış. Bak, ismine varıncaya kadar söylüyor, inşaAllah. Peygamberimiz (s.a.v)’in ona verdiği isim vardır, Muhammed ismi.
ALTUĞ BERKER:Kırkıncı Hocaefendi ile resimleri vardı Hocam.
ADNAN OKTAR:Mehmet Kırkıncı Hocamız, Fethullah Hocamızın hocasıdır. Mehmet Kırkıncı Hocamız Mehdi (a.s)’ın bu yüzyılda geleceğini, Hz. İsa (a.s.)’ın da geleceğini, şahıs olarak geleceklerini açık açık anlatıyor.
Fransa’daki konferanslar sırasında orada yaşayan kardeşlerimiz çok fedakarane bir şekilde gayret etmişler. Her şehirde küçük gruplar halinde faaliyetler yapmışlar, maşaAllah, bizi sevenler. Afişler bastırmışlar, sokaklarda pano ilanları yapmışlar, gazetelerde ilan vermişler. Hepsi gece gündüz demeden büyük bir şevk ve heyecanla çaba göstermişler. Fosil, afiş ve kitap sergilerinin gerçekleşmesine vesile olmuşlar, inşaAllah. Onlar, kardeşlerimiz bizi gıyaben tanıyan, bizleri gıyaben seven muhterem, Müslüman, mümin, muttaki kardeşlerimiz. Mesela Paris’te İsa, Avni, Nazlı Hanım, Murat, Feyza Hanım, Mustafa isimli kardeşlerimiz, Nantes şehrinde Emre kardeşimiz ve eşi Azize Hanım kardeşimiz; Lyon’da Erdal, Okan, Mustafa, Meltem Hanım, Mehmet, Emir Kardeşlerimiz; Strasbourg’da Pervane, Özgür, İlhami ve Mikail ve ismini saymadığımız daha birçok kardeşimiz yoğun bir faaliyet içinde olmuşlar. Allah hepsinden razı olsun. “Canı gönülden Türk-İslam Birliği’ni istiyoruz” diyorlarmış, inşaAllah. “Bu uğurda Allah rızası için sonuna kadar gayret edeceğiz” diyorlarmış. Allah gayretlerini mübarek etsin. Allah yollarını açsın, inşaAllah. Bayağı başarılı oldu Fransa seferi, inşaAllah. Yerle bir oldu Fransa. Ama daha çok akın düzenleyeceğiz.
ALTUĞ BERKER: Konferans resimlerini gösterelim mi?
ADNAN OKTAR: Evet, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Strasburg’da Hocam, kalabalık sığmamış salona. Merdivenlere sandalye koymuş, oradan dinlemişler, inşaAllah. Sizin konuşmanızdan sonra bütün kardeşlerimiz uzun süre alkışlamışlar. Çok şevklenmişler, maşaAllah. Ve Mayıs ayında da iki bin kişilik bir salonda büyük bir konferans verip sizi davet etmek istiyorlarmış, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bu muhtelif konferanslardan bir tanesi değil mi?
ALTUĞ BERKER: Strasburg’daki konferans, iki gün önceki. Bir de Lyon’daki var, inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Bu Lyon’daki mi?
ALTUĞ BERKER: Evet, fosil sergisi. Kuran Mucizeleri ve Evrim Teorisi’nin Çöküşü konuları anlatıldı Lyon’da, dün akşamkinde. Büyük bir ilgi varmış, salon yetmemiş gelenlere. Fosil sergisine ve kitaplara da çok büyük ilgi varmış. Soru cevap bölümünde birkaç evrimi savunan kişi çıkmış, kardeşlerimizin verdikleri cevaplar karşısında sessizliğe bürünmüşler Hocam. Sizin “Hz. İsa (a.s) on yıl içinde gelecek” demeniz izleyicilerde büyük bir heyecan oluşturmuş. Sonrasında bu konu hakkında çok soru ve yorum olmuş. Türk-İslam Birliği bayrağı tutan Türkler. Resimdeki Fransa’daki konferansta, organizasyonda yardım eden İsa isimli kardeşimiz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bu koçyiğitler her yerde böyle. Azerbaycan’da böyleler, hatta Çin’de. Çin’e de çağırıyorlar bizi, “nasıl gidelim biz Çin’e?” dedik. Lime lime ederler bizi, Allah esirgesin. Her bir parçamız bir yerde bulunur, Allah vermesin.
Mahmut Toptaş Hocamız, çok mübarek, değerli büyük bir alimdir. Ne diyor Hocamız?
ALTUĞ BERKER: Müslümanların Hz. İsa (a.s)’ı da, Hz. Musa (a.s)’ı da sevip saydığını, kendi Peygamberleri olarak kabul ettiğini ve bu Peygamberlere inanmayanların gerçek Müslüman olamayacağını söylemiş. Bu nedenle küreselleşen dünyada insanların tek bir din üzerine toplayabilecek kişilerin de bütün Peygamberleri kendi Peygamberleri olarak kabul eden kucaklayıcı, kuşatıcı, birleştirici ve kaynaştırıcı Müslümanlar olabileceğini ifade etmiş, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.Seyyide Mirhamza Aliyeva, “Selamun Aleykum Sayın Adnan Hocam. Hoş geldiniz.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu.” “Işıklandırdınız stüdyoyu, maşaAllah. Canım Hocam. Sorum şu ki; ben Sünni, Şii ayırımı yapan bir muhitte yaşıyorum. Sizin kitaplarınızı, DVD’lerinizi dağıtıyorum ama çoğu zaman sorun çıkıyor, Sünni-Şii ayrımından dolayı. Hocam bana bu konuda ne meslehet görürsünüz?” Yani ne maslahatta bulunabilirim, ne yapabilirim? “Nasıl davranmam gerekiyor, inşaAllah?” Hepsini çok sevdiğini söyleyeceksin. Sünniler de bizim kardeşimiz, Şiiler de bizim canımız, kardeşlerimiz. Hepsi beş vakit namazında, ehl-i kıble, nur gibi insanlar. Günah dersin, bu ilgili ayetleri söylersin. “Müslümanların bölünmesi haramdır, günehtır, biz birbirimizi seviyoruz” dersin. Demin anlattığım ayetler.
Philadelphia, Amerika’dan Feriha İnan; “Allah rızası için aşkla çok sevdiğim Hocam, algılarımla yaşadığımı zannettiğim bu dünyayı bana anlatır mısınız? Ellerinizden hürmetle öpüyorum” diyor. Biz maddeyi beynimizde görüntü olarak görüyoruz. Dışarıda madde vardır ama bizim bildiğimiz gibi değil. Dışarıda ışık yoktur, ışığı beynimiz yorumlar. Dışarıda ses de yoktur, sesi beynimiz yorumlar. Dışarıda madde saydamdır ve koyu, siyah bir ortam vardır ışık olmadığı için. Beynimizde madde hem renklenir, hem gölge alır, hem biçimi netleşir bu özelliklerden dolayı, hem ses olarak duyarız ve ışıklı olarak görürüz, beynimizde görürüz. Karmaşık bir şey yok.
-VTR- Peygamberimiz (s.a.v)’in hadislerinde haber verdiği 'büyük bir olayın meydana gelmesi' 1 Mayıs 1977'deki kanlı Taksim olayına işaret etmektedir
ADNAN OKTAR:Ahir zamanı Peygamberimiz (s.a.v) öyle ince detaylarıyla anlatmış ki inkarına mahal yok. Olaylar, şehrin yapısı, insanların tavrı, Mehdi (a.s)’ın dış görünüşü, çıkmadan önceki olaylar, göksel olaylar, Ramazan ayında olacak Ay ve Güneş tutulmaları, kuyruklu yıldız, Fırat’ın suyunun kesilmesi; yani yüz ellinin üzerinde alamet. Peygamberimiz (s.a.v) hiçbir konuyu bu kadar detaylı anlatmamıştır, Mehdi (a.s) konusunu. Bak, Fethullah Gülen Hocamız da, “ahkama ait hususlar bile bu kadar detaylı bilgi olmamıştır” diyor. O yüzden Mehdiyet’i unutturmaya çalışanlar boşa uğraşıyorlar. Mehdiyet öyle kapatılacak bir konu değildir. Hemen hemen Kuran’ın tamamına hakimdir Mehdiyet. Hadislerde, Buhari’de, Müslim, Tirmızi’de, İbn-i Mace, Sünen-i Nesai, Sünen-i Davud ve diğer müstezatlarda Mehdiyet çok kapsamlı anlatılmıştır. İnkarına mahal yoktur. İnkar edilecek gibi değil. Çünkü tevatür derecesinde, yani vacibtir inanılması. Biz de ehemmiyetine binaen, Mehdiyet devrinde olduğumuz için ve son aşamaya gelindiği için bu konunun üzerinde duracağız.
Deccaliyet de boş durmuyor. Bak iddia edilen Ergenekon örgütü deccal komitesidir. Metafizik bir yapısı vardır. Onlar da şeytanla bağlantı kurarak örgütü yönetiyorlar. 2010 yıllarında çok kanlı bir eylem düşünmüş adamlar. Çok kanlı, büyük bir eylem, yeri göğü birbirine katacak, üç milyon insanı katledecek, şehit edecek bir eylem. Bunu ancak şeytan telkin edebilir. Aklı başında bir insan üç milyon vatandaşını katletmeyi, şehit etmeyi göze alabilir mi? İsteyebilir mi? Şeytanın etkisinde oldukları çok açık görülüyor. Çünkü böyle bir telkin normal bir insana yapılması mümkün değildir. Akli dengesi yerinde olan bir insana “üç milyon vatandaşı katledeceğiz” dersen, adamın kanı, iliği çekilir. Ama bu manyaklar, bu psikopatlar bunu heyecanla, zevkle, iştiyakla kabul ediyorlar. Nereler bombalanacak, hangi camiler bombalanacak, hangi yollar kesilecek, hangi köprüler uçurulacak? Kendi vatandaşına karşı görülmemiş bir savaş. Ama küfrün, kafirlerin, yabancı ülkelerin düşünemeyeceği gözü dönmüş azgın bir savaşı kendi vatandaşına karşı uygun görüyor bu psikopatlar. Ve incelediğimizde fuhuş, ahlaksızlık; hepsinin içinde olduklarını görüyoruz iddia edilen Ergenekon örgütünün. Uyuşturucu ticareti, psikopatlık, işkenceyle adam öldürmek, rezillik, her türlü manyaklık. Ve hukuka da sızdıklarını görüyoruz, yargıya sızdıklarını görüyoruz. Yargıda da birçok kişi çekindikleri için bu it kopuk takımından, bunlara uygun hareketler ettiklerini görüyoruz. Adam açıkça gidiyor, yargıda önemli konumdaki bir insana kafa tutuyor, meydan okuyor, tehdit ediyor ve dediğini yaptırmaya çalışıyor. Böyle bir psikopat örgütlenme. Onun için hükümetin bu konudaki gayretini başka partiden de olsa, vatandaşların, bu milli bir görev olduğu için var gücüyle desteklemesi gerekir. Diğer konulara ben bir şey demiyorum, normal, muhalefet edebilir. Ama burada milli bir dava var; bütün Türkiye’yi, bütün bölgeyi ilgilendiren milli bir dava var. Burada herkes var gücüyle polise, savcılara, hakimlere ve hükümetin ilgili birimlerine var güçleriyle destek olması lazım. Çünkü iddia edilen Ergenekon örgütü şu an toparlanmaya çalışıyor. Bu yılan gibi bir örgüt; öyle kesmeyle, doğramayla bitecek bir örgüt değildir. Azimli, kararlı, sürekli üzerine gidecek bir çalışma gerekiyor. O yüzden emniyet mensuplarımızı tam anlamıyla destelemek, savcıları desteklemek, yardımcı olmak, vatandaşlarımızın bildikleri istihbaratı hemen ilgili birimlere, birçok ilgili birime bildirmesi, gerekirse isim vermeden bildirmesi çok hayatidir. Özellikle yargı içerisinde iddia edilen Ergenekon örgütü, yargının yapısından kaynaklanan; yargıya çünkü girmek, müdahale etmek mümkün olmuyor. Yargıda çünkü polis dinlemesi yapmak çok zor; teknik takip, polis teknik takibi yapmak çok zor. Polis baskın yapamıyor, birçok şey mümkün olmuyor. O yüzden iddia edilen Ergenekon örgütü yargıyı çok emin bir kale gibi görüyor. Orada müthiş bir faaliyet yapmışlar, yargı içerisinde. Yargının bu yargı zırhı içerisinde olmasını kendilerine avantaj olarak görmüşler. Dolayısıyla yargının içindeki bu ataklarına karşı vatandaşlar; müstahdem olabilir, başka görevli olabilir, memur olabilir, kim olursa olsun bildiği her türlü bilgiyi mutlaka emniyet birimlerine bildirsinler. Şu anki sessizlik, iddia edilen Ergenekon örgütüne karşı bir atak yapılmayacağı anlamına gelmiyor, gelmez. Ama devletin hem desteğe, hem bilgiye ihtiyacı var, yani polisin ve savcıların. Kardeşlerimiz bir bilgi gönderdiklerinde tek bir yere de göndermesinler; hem savcıya göndersin, hem ilgili mahkemeye gönderebilir. Emniyetin ilgili birimine gönderebilir. Birçok yere aynı anda göndermekte fayda var, inşaAllah.
“Selamun Aleykum Hocam, Rum Suresi, 30. Sure, 32. ayeti açıklar mısınız? Bu ayetin ülkemizdeki tarikatlara, cemaatlere bakan yönü var mı?” Ülkemizde değil bütün İslam aleminde. Türkiye yine birlik bütünlük içinde. İslam’ın en iyi yaşandığı yer Türkiye’dir. İslam alemi böyle; Pakistan’ı öyle, Irak’ı öyle. Irak’da o ona, o ona. Bak, Azerbaycan’dan yazıyor kardeşimiz; orada da Şii-Sünni ayrımı var. Çok büyük fitne, bunun ortadan kalkması çok hayatidir. Bu ancak Mehdiyet’le mümkündür, Mehdi (a.s) ile mümkündür.
Şeytan’dan Allah’a sığınırım; “(O müşrikler ki,) Kendi dinlerini fırkalara ayırmış ve kendileri de parça parça olmuşlardır; ki her grup kendi elindekiyle övünüp sevinç duymaktadır.” Kuran tabii işaret ediyor. Kardeşlerim tabii ki müşrik değiller ama Kuran’ın işareti şu ki bölünme ve parçalanma müşriklerin özelliğidir. Müslüman bölünmez, parçalara ayrılmaz. Ve bunun ahirette sorulacağını anlıyoruz bu ayetten, bu hükümden sorumlu olacağımız anlaşılıyor. Bak, “Kendi dinlerini fırkalara ayırmış ve kendileri de parça parça olmuşlardır;” tarikatlara, tarikatlar kendi içinde gruplara, gruplar kendi içinde gruplara. “Her grup kendi elindekiyle övünüp sevinç duymaktadır.” Hakikaten fırka-i naciye olduğu kanaatinde oluyorlar. Hakikaten kurtuluşta olduğunu; her grup kendi müceddidini, alimini en büyük müceddid, en büyük müçtehid, dünyadaki en büyük alim olarak tanıtıyor. Asrın müceddidi olarak her grup ayrı ilan ediyor. Dolayısıyla bölünmüşlük teşvik ediliyor. Fas’ta, Tunus’ta, Cezayir’de, Filipinler’de, Moro’da, Çad’ta bu her yerde var. Türkiye de yine bir bütünlük vardır, bir dereceye kadar bir bütünlük vardır. Buna karşı Mehdiyet’in var gücüyle savunulması gerekiyor, Müslümanlarca. Başka bir yön, başka bir çözüm göstermemiş Peygamberimiz (s.a.v). Tek çözüm olarak Mehdiyet’i göstermiş. Peygamber (s.a.v)’in gösterdiği çözümü beğenmeyip, “ben yeni bir çözüm bulacağım” derse bir insan, olmaz. Peygamberimiz (s.a.v) şahs-ı maneviden hiç bahsetmemişken, Bediüzzaman şahs-ı maneviden bahsetmemişken, ortaya çıkıp yeni bir şahs-ı manevi dini kurmaya çalışırsanız bu da bir anormallik olur. Çünkü Bediüzzaman şahs-ı maneviden bahsediyor ama şahs-ı manevi İslam’ın her döneminde var, her zaman var. Oradaki adamlar samimiyetsizler, oradaki şahs-ı maneviyi bambaşka bir şahs-ı maneviye çeviriyor. Yani lideri olmayan, talebeleri olmayan bir ruha çeviriyor. Anlaşılmaz bir yapıya çeviriyor. Halbuki şahs-ı manevide şahıs vardır, talebeleri vardır, şahıs ve talebelerinden oluşan şahs-ı manevi vardır. Burada arkadaşların yaptığı ne? “Şahs-ı manevi vardır” diyor. Talebeler? “Yok.” Lider? “Yok.” Bu böyle olmaz. Bu bir oyun, şeytanın bir oyunu. Bu da bir bölünme. Kuran’ı nasıl parça parça ediyorsa Risale-i Nur’u da böyle parça parça ettiler. Risale-i Nur’u da bölümlere ayırdılar ve nasıl Kuran’da dillerini eğip bükerek Kuran’ın hükümlerini değiştirmeye kalkıyorlarsa, Risale-i Nur’un hükümlerine de dillerini eğip bükerek değiştirmeye çalışıyor bazı müşrikler. Oyun oynuyorlar Risale-i Nur üzerine. Risale-i Nur’da Bediüzzaman’ın açıklamaları çok net ve açıktır. Mehdi (a.s) var, talebeleri var ve Mehdi (a.s) ve talebelerinden oluşan şahs-ı manevi vardır. Bu şahs-ı maneviciler tamamen kendi aralarında sonradan uydurdukları bir dine tabi oldular. Ve bir Risale-i Nur anlayışına tabi oldular. Bediüzzaman’ın öyle bir ifadesi hiç yok, onların dediği tarzda. Çünkü eğer Bediüzzaman diyorsa Bediüzzaman’ın dediği kısmı bize göstermeleri lazım. Televizyonda göstersinler altını çizip, “bak, Bediüzzaman sizin reddettiğiniz yeri burada diyor” diye bize göstersinler. Veya ilgili sayfaların numaralarını versinler görelim. Tamamen yalan, hiçbir yerde gösteremezler. Çünkü Bediüzzaman, Mehdi (a.s) ve talebeleri, Mehdi (a.s) ve talebelerinden oluşan şahs-ı maneviden bahsediyor. Mehdi (a.s) olmadan, talebeleri olmadan bir şahs-ı maneviden bahsetmiyor. “Mehdi (a.s) de üç görevi birden yapacak” diyor. Bu arkadaşlar “tek görev yapacak” diye teke indiriyorlar. Onun da delilini istesin arkadaşlar. Bu adamların göğüslerini gere gere yalan söyleme hürriyetlerini kaldırsınlar. “Madem tek görev yapacak Mehdi (a.s), o zaman Bediüzzaman nerde diyor bunu, Risale-i Nur Külliyatı’nda, bize gösterin” desinler. Demiyorsa, yalancıdır o zaman; üçkağıtçı, sahtekardır. “Nerede şahs-ı manevi, Mehdi (a.s)’siz ve talebeleri olmadan nerede şahs-ı maneviden bahsediyor, bize göster” desinler. Gösteremiyorsa, sahtekar ve yalancıdır. Başka bir açıklaması yok. Onun için kardeşlerimiz böyle adamlara körü körüne inanmasınlar. Mutlaka kaynak istesinler. Kaynak verirlerse bize göndersinler bir görelim. Ben burada yayınlayacağım, söz veriyorum. Yok öyle bir kaynak. Ben Risale-i Nur’u baştan sona defalarca okudum. Arkadaşlarımız da öyle. Çok ince teknik detaylara kadar inceledik. Tek kelime Risale-i Nur’da öyle bir cümleden bahsedilmiyor. Bu adamların yüzünde böyle tavşanlar oynamış ve utanma hissi yok, yüzlerine teneke çakılmış. Dikkat edin çok hayasız oluyorlar, utanma hissi olmuyor. Diri diri adamın yüzüne bakıyor. Yalanını ortaya çıkarsan da utanmıyor. Bu Allah’ın hikmeti, Allah haya hissini almış bunlardan. Defalarca ispat ettiğimiz halde, arsızca yine devam ediyorlar aynı şeyleri söylemeye. İnsan utanır; kaynak vermeden, delil vermeden sen nasıl yalan söylüyorsun? Biz açıkça kaynak veriyoruz, yakın çekim yapıyoruz, zoom yapıp gösteriyoruz, “bak burada diyor” diye açık açık gösteriyoruz. Eğer samimi iseler bize mutlaka kaynak göstersinler. Kaynak göstermeden anlatan adamlara kardeşlerimiz kesin inanmasınlar, mutlaka sahtekarlık yapıyorlardır. Ama cahilliğinden, samimiyetinden hatayla söyleyen insanlar tabii ki var. Çünkü bu konuya dikkat etmemiş, dikkatini vermemiş; ezberden, babadan, oğuldan öyle öğrenmiş, ezberden gidiyor. Ben hinlere, böyle üç kağıtçılar var, özel, Büyük Ortadoğu Projesi’nin ajanı olan tipler var, ben onları kastediyorum. Onlar beş, on kişilik bir şey.
“Sayın Hocam, sayenizde tefekkür alemini tanıyoruz. Yüce Rabbim nefesinize kuvvet versin ve hep beraber bizleri, inşaAllah Hz. Mehdi (a.s)’a asker etsin. Hocam, Mehdi (a.s) şahıs olarak hizmet verecek, bunda hiç şüphe yok, inşaAllah. Lütfen, “On Emir” isimli bir film var, Hz. Musa (a.s) ve firavunun hayatını anlatıyor. Berker Hocamız bulur bu filmi. Bu filmi izleyin. Biraz Miraç olayını da anlatır mısınız?” diyor. “Bu filmde de Mehdiyet anlatılıyor aynı zamanda” diyor. Yani Hz. Musa (a.s) o devrin Mehdi’si anlamında. Ama yani o devrin Mehdi’si odur. Peygamberimiz (s.a.v) zamanının Mehdi’si de Peygamberimiz (s.a.v)’dir. Yani gelmiş geçmiş en eski Mehdi Peygamberimiz (s.a.v)’dir. Peygamber olarak en büyük Mehdi odur. Veli olarak en büyük Mehdi ahir zamanda gelecek olan Mehdi (a.s)’dır.
Meryem Suresi. “Ona, Tur'un sağ yanından seslendik ve onu (kendisiyle) gizlice söyleşmek için yakınlaştırdık.” “Ona, Tur'un sağ yanından seslendik.” Bak, sağ yan. Burada özel bir detay var. “Sağ yanından seslendik.” “Onu (kendisiyle) gizlice söyleşmek için yakınlaştırdık.” Şeytandan Allah’a sığınırım, “Ona Rahmetimiz'den kardeşi Harun'u da bir peygamber olarak armağan ettik. Kitap'ta İsmail'i de zikret. Çünkü o, va'dinde doğruydu ve gönderilmiş (Resul) bir peygamberdi. Halkına, namazı ve zekatı emrediyordu ve o, Rabbi Katında kendisinden razı olunan (bir insan)dı. Kitap'ta İdris'i de zikret. Çünkü o, doğru olan bir peygamberdi. Biz onu yüce bir mekan (makam)a yükseltmiştik. İşte bunlar; kendilerine Allah'ın nimet verdiği peygamberlerdendir; Adem'in soyundan, Nuh ile birlikte taşıdıklarımız (insan nesillerin)den, İbrahim ve İsrail (Yakup)in soyundan, doğru yola eriştirdiklerimizden ve seçtiklerimizdendirler. Onlara Rahman (olan Allah')ın ayetleri okunduğunda, ağlayarak secdeye kapanırlar” diyor. O kadar dindarlar ki coşup, aşka gelip, ağlayarak secdeye kapanıyorlar. “Sonra onların arkasından öyle nesiller türedi ki, namaz (kılma duyarlılığın)ı kaybettiler.” Ahir zaman işte. Deccaliyetin devri. Bak; “Sonra onların arkasından öyle nesiller türedi ki, namaz (kılma duyarlılığın)ı kaybettiler ve şehvetlerine kapılıp-uydular. Böylece bunlar azgınlıklarının cezasıyla karşılaşacaklardır.” Şehvet, sırf cinsellik değildir. Her türlü nefsani istek ve eylem, hepsi. Yani Kuran’a zıt olarak yapılan Kuran dışı her türlü eylem. Kuran’ın, Allah’ın yasakladığı, istemediği tavırlar. “Ancak tevbe eden, iman eden ve salih amellerde bulunanlar (onların dışındadır); işte bunlar, cennete girecekler ve hiçbir şeyle zulme uğratılmayacaklar. Adn cennetleri (onlarındır) ki, Rahman (olan Allah, onu) Kendi kullarına gaybtan vadetmiştir.” Görünmez olarak vadetmiştir. “Şüphesiz O'nun va'di yerine gelecektir. Onda ‘boş bir söz’ işitmezler; sadece selam (ı işitirler).” Demek ki boş söz insanı sıkıyor. Dünyada biz nereye gitsek boş söz duyarız. Kahvehaneye gidersin, sokağa gidiyorsun, televizyonu açıyorsun boş, çoğu boştur. Boş sözden de insanlar sıkılır. “Sabah akşam, onların rızıkları orda (bulunmakta)dır.” Sürekli yiyecekleri var. “O cennet; Biz, kullarımızdan takva sahibi olanları (ona) varisçi kılacağız. Biz (elçiler) ancak Rabbiniz emriyle ineriz.” Cebrail (a.s)’dan bahsediyor bu ayette. “Önümüzde, ardımızda ve bunlar arasında olan her şey O'nundur. Senin Rabbin kesinlikle unutkan değildir.” Allah’ın bir şeyi unutması mümkün değildir. Hepsi sonsuz kısa zaman olan tek bir an içerisinde, bütün olaylar Allah Katı’nda olup bitmiştir ve hepsi Allah’ın hıfzındadır. İnsanda unutkanlık vardır. İnsan nisyan ile malüldür. Yani unutkandır. İnsana verilmiş bir aczdir. Acizliktir.
SUNUCU: ‘Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri’ programımıza 00:30’dan sonra Samsun Aks Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Kütahya Destan Tv ve www.HarunYahya.Tv sitemizden devam edeceğiz.
Bizi yarın 22:00’dan itibaren Kocaeli Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Harun Yahya.Tv’den takip edebiliyor olacaksınız.
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...