SUNUCU:Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri Programımıza, Samsun Aks Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Kütahya Destan Tv ve www.HarunYahya.Tv sitemizden devam ediyoruz.
ALTUĞ BERKER:Taha Akyol'un bir yazısı vardı Hocam bugün, arzu ederseniz bahsedeyim biraz. İslam ülkelerinin hızlı bir demokratikleşme sürecine gireceklerini anlatan bir yazı yazmış, önümüzdeki yıllarda. Ancak İslam dini ile demokrasi arasında hem felsefi, hem de pratik açıdan uyumsuzluk olduğunu söylüyor. Dolayısıyla bu uyumsuzluğun söz konusu süreçte büyük sorunlar oluşturacağını belirtmiş.
ADNAN OKTAR:Yine bilmişlik yapmış. Demokrasiyi dünyaya öğreten geçmiş Peygamberlerdir. Demokrasinin d'sini bilmezlerken, demokrasiyi hak kitaplardan öğrendiler. Marx nereden bilecekti, Lenin nereden bilecekti veyahut Eski Yunan da öyle, değil mi? Onlar da demokrasiyi yine geçmiş hak dinlerden öğrendiler. Dolayısıyla hocanın konuşması doğru değil, Taha Akyol yine orada yanlış aktarımda bulunmuş. Demokrasi demek; herkesin özgürce yaşayacağı ortam demektir, herkesin özgürce fikirlerini anlatacağı ortam demektir. İslam'da bu en gelişmiş şekliyle var. Yobazlıkta yok. Yobazlık ayrı, İslam ayrı, biz İslam'dan bahsediyoruz. Yobazlıktan bahsediyorsa eğer o, o zaman yanlış yolda.
ALTUĞ BERKER:Milliyet Gazetesi yazarı Aslı Aydıntaşbaş, normalde hükümet muhalifi yazılar yazıyor, ancak son yıllarda Türkiye'nin İslam ülkeleriyle yakınlaşmaları konusunda çok övücü ifadeleri de oluyor. Bugün de yazısında bu hafta New York Times Gazetesi'nde, üst üste çıkan iki olumlu haberden bahsetmiş. Birincisi şöyle: "Yumuşak güç Türkiye'nin, Irak ve Kuzey Irak'ta ne kadar etkili olduğu, Ankara'nın Lübnan krizinde, Washington'dan bile daha aktif ve becerikli olduğu yönündeki bu yazıları bir Türkiye vatandaşı olarak okuyup da gururlanmıyorsanız, ya ağır bir depresyondasınız ya da müzmin bir muhalifsiniz." şeklinde ifade etmiş Hocam.
ADNAN OKTAR:Evet burada çok samimi bir ifade kullanmış, bayağı güzel. Evet, Aslı Aydıntaşbaş, çok dürüst bir ifade o. Bir daha tekrar et o konuşmasını.
ALTUĞ BERKER:"Yumuşak güç Türkiye'nin, Irak ve Kuzey Irak'ta ne kadar etkili olduğu, Ankara'nın, Lübnan krizinde Washington'dan bile daha aktif ve becerikli olduğu yönündeki bu yazıları, bir Türkiye vatandaşı olarak okumaktan gururlanmıyorsanız, ya ağır bir depresyondasınız ya da müzmin bir muhalifsiniz." şeklinde ifade etmiş.
ADNAN OKTAR:Evet, burada dürüstçe yaklaşmanın önemine dikkat çekmiş. Bir insan muhalif olabilir ama hak olan bir şey varsa dürüstçe onu kabul etmek lazım. Türkiye bir bereket denizine girdi. Mübarek bir zaman dilimine girdi. Mehdiyet'in gölgesine girdi, insanlar bir mana veremiyor. "Allah Allah" diyorlar. Ekonomik kriz etkilemiyor, Türkiye'yi herkes dinlemeye başladı. Eskiden kimse dinlemiyordu, güçsüz bir görünümü vardı, şimdi çok güçlü. Diyorlar "askeri bir güç yok o anlamda, maddi güç de yok, peki bu manevi güç nereden geliyor?" İşte bu manevi gücün vesilesi Mehdiyet'tir. Türkiye Mehdiyet'in zıl ve gölgesi altındadır. Mehdiyet, deniz gibi kapladı bütün bölgeyi. Bu sıcaklık, bu muhabbetin kökeni odur. Evet inşaAllah. Mesela bak Hafız Esad'ın oğlu Beşar Esad güzel huylu, maşaAllah. Ama bir arada, mesela Nasrallah, Hizbullah'ın lideri normalde Şii, Erdoğan Başbakan Sünni, yine diğer kardeşlerimizin de kimi Sünni, kimi Şii. Ama aşkla muhabbetle birbirlerine sarılıyorlar. Tabi ki biz Nasrallah'ın da, diğer kişilerin de, hepsinin de Mehdiyet'in gölgesi içerisinde, Mehdiyet'in sıcak ortamında eriyeceklerini biliyoruz. Ne Nasrallah'ın yöntemleri esas olacaktır, ne Beşar Esad'ın yöntemleri, ne şu ne bu, ne İran'ın yöntemleri. Hepsi Mehdiyet'te eriyip yok olacaktır. Dolayısıyla bir sevgi denizi, muhabbet denizi, barış ve kardeşlik denizi, her şeyi içine alacaktır, inşaAllah. Adeta nurlu bir bulut gibi dünyayı sardı, etkinin sebebi o, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Özdemir İnce'nin bir yazısı vardı hocam bugün. Üstad Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri hakkında; “Onun için çekilen Hür Adam adlı filmin tarihteki gerçek Said Nursi hakkında bir bilgi vermediğini, çünkü bu filmde Said Nursi'nin bir Mehdi gibi gösterildiğini, ancak gerçekte haşa Üstad'ın bir meczup olduğunu” söylemiş.
ADNAN OKTAR:Kardeşim bu ne biçim insan bu ya? Yani ruhunda bunun ne sevgi var, ne saygıyı anlatabiliyor yaşayabiliyor, ne hürmeti biliyor, ne kadar eksik bir insan. Bu nasıl yaşamış, nasıl geçmiş ömrü bu adamın? Yani bu ailesiyle nasıl yaşıyor, insanlarla nasıl yaşıyor, sokakta nasıl yaşıyor, ben buna şaşıyorum. “Meczup”, lafa bak yani, sen kimsin de oturuyorsun Bediüzzaman'a “meczup” bilmem ne filan, sen kimsin? Garibanın tekisin. Ne Bediüzzaman'ı tanır, ne Kuran'ı okumuşluğu vardır, ne İslam tarihini bilir, kulaktan duyma oradan buradan elde ettiği bilgilerle, orada kendine bir yer edinmiş, dine muhalif yazı yazıyor diye, Aydın dede de bunu böyle parlak bir ışık gibi görmüş kendi kafasınca, buna öyle maaş veriyor, bu da dine, imana, mukaddesata, din büyüklerine böyle arada sırada sözler söyleyerek, ona yaranmış oluyor, Aydın Doğan'a. Yani böyle bir adama ihtiyaç var gibisinden. Çok katı, ufku dar bir insan. Bir kere Bediüzzaman on milyonlarca insan tarafından sevilen bir insan. Hayatı hep fedakarlıkla geçmiş, nefsani hiçbir çıkarı olmamış, evlenmemiş, mallar edinmemiş, keyfine zevkine düşmemiş, davası için mukaddes davası için geceli gündüzlü gayret etmiş, hapislere girmiş, çile çekmiş bir insan. Ve en zor şartlarda mükemmel hizmet yapmış, imani heyecanı uyandırmış, İslami anlayışta yepyeni bir zenginlik meydana getirmiş, derinliği olan, veli tiyniyetli, veli karakterli, yüksek ahlaklı bir insan. Sen kimsin?
ALTUĞ BERKER:Vatanını korumuş fiziğiyle, cumhuriyeti desteklemiş.
ADNAN OKTAR:Kardeşim, her yönden mükemmel bir insan. Gönüllü milis Albayı idi tabi ki. Hayır, yetiştirdiği talebelerinden görüyoruz, etraftaki etki açıkça görülüyor. Yani barışçıl, sevecen İslam anlayışını, modern İslam anlayışını yani sahabe İslam'ını, sahabe devrindeki anlayışı, son zamanlarda ilk defa gündeme getirip yaşatmıştır. Ve coşkulu bir Müslümanlık anlayışı vermiştir. Şu an hemen hemen Türkiye'deki bütün hareketler oradan etkilenmiştir, yani her hareket; ben açıkça söyleyeyim. Yani her hareketin kökenine bakın aynı modeldir. Yani modernlik anlayışları, stilleri, siyaset anlayışları; hepsi Bediüzzaman'dan öğrenmişlerdir. Yani siyasete girmemek, siyasette tarafsız olmak, modern olmak, akılcı yaklaşmak, devleti koruyup kollamak, devletin üniter yapısını kollamak, anarşi ve teröre karşı olmak, fitneden kaçınmak, Ehl-i sünnet inancını muhafaza, makul ve tutarlı olmak gibi güzel yönleri, Türkiye'deki hemen hemen bütün cemaatlere o öğretmiştir. Dolayısıyla Özdemir İnce, daha akılcı olaya yaklaşması lazım. Yani şuna buna yaranacağım diye kendisini bu hallere düşürmesi yakışık almıyor. Bir "aferin" için, etrafındakiler sana "helal olsun" desinler diye bu yazıları yazıyor. Kardeşim bir gün de güzel bir yazı yaz. Bir sevgiden bahset, şefkatten, merhametten, dostluktan, kardeşlikten, Türkiye'nin büyümesinden bahset, Türk-İslam Birliği'nden bahset, değil mi? Hayır, materyalist bile olmuş olsa, Türk-İslam Birliği bir sosyalistin de lehinedir. Onları da mutlu edecek bir sistem. Sonra sevgiden, barıştan, kardeşlikten bahsetmememin anlamı ne? Her gün bir karmaşa yazısı yazıyor, her gün ters bir yazı. Umarım aklını başına alır, üslubunu değiştirir inşaAllah. Haddini de bilmiyor, kendinden de pek o kadar haberi yok. Yani genel kültürü olsun, genel görgüsü olsun, bilgisi olsun, çok eksik olan bir insan. Bediüzzaman ile ilgili ben bir şey sorayım, bilmez, Kuran’dan bir şey sorayım, bilmez, Darwinizm ile ilgili bir şey sorsanız bilmez. İsterseniz deneyelim, çağırın bir yere getirin. Çok sığ görüşlü, genel kültürü çok düşük insanlar bunlar. Dolayısıyla insanların aferin demesine göre yazı yazıyorlar. Mesela böyle Marksistler’in takdirini kazanmak, ateistlerin takdirini kazanmak, sol kesimden bazı kişilerin aferin demelerini kazanmak, ki eski kafalı solcuların, yeni solcular da buna itibar etmez, dinlemez de kimse bunu yani okumazlar da, muhatap da olmazlar. Ama bu eski tüfek solcuların bir kısmı böyle çok katı oluyor, bağnaz, biraz da şuna buna saldırmaktan zevk alan, kötü sözden zevk alan ve çirkin, yakışıksız sözlerden deşarj olup, hoşlanan üslup içerisinde oluyorlar, bu da onların temsilcisi gördüğüm kadarıyla, yani inşaAllah aklını başına alır.
ALTUĞ BERKER:Diğer konularda da bu şekilde üslubu Hocam, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. Örneğin bir sanat eseriyle ilgili yorum yapmış. Sayın Başbakan ile ilgili bir ifadesi olmuş, şöyle diyor: “Başbakan’ın bir heykel hakkında, olumsuz görüş beyan etmesinden yola çıkarak, sanat eserleri hakkında ancak sanatçı kimliği olan kişiler fikir beyan edebilir. Dağdaki çobana fikrini soracak değiliz” demiş.
ADNAN OKTAR:Niye olur mu öyle şey? Halkın genel hoşnutluğu çok önemlidir. Halkın hoşuna gitmeyerek bir şeyi, bu sanat diye zorla halka dayatmak olmaz ki, yani görsel olarak zevk almıyorsa, hoşuna gitmiyorsa. Mesela camını çerçevesini kırmış sanatçılar var. Adamın her tarafı kırık. Yani oturup biz onun delice düşüncelerine, sapkın düşüncelerine tabi olamayız ki, onu beğenemeyiz. Onun zevkine uygun kafada adamlar olabilir. Sanatı, sanatçının beğenmesi diye bir şey yok. Halkın beğenmesi çok önemlidir. Halkın hoşuna giden her şey sanattır. Bizim halkımız ayrıca çok zevklidir. Güzel olan bir şeyden zevk alır. Ama sen beton yığınını alır, dikersen yani bu gıcık bir şeydir, hakikatten de itici durur. Ama sanatkarane yapılmış bir heykelse, hoşuna gider. Adam şimdi sanat diye al sen dörtgen iki tane taşı dik, ondan sonra arasına da bir kamyon koy, “bu sanat, sen anlamazsın.” Olmadı. Adam o zaman kayaları da toplar, greyderle yığar, ondan sonra en üstüne de bir tane hurda moloz böyle maden parçalarını falan da yığar üstüne, “bu nedir” diyeceksin, “bu bana göre sanat” diyecek. Sanatçı adam yani bazı cins tipler oluyor, onlar da gelip “ooo süper olmuş” diyecek ama halkın hoşuna gitmiyor, o olmaz. Halkın zevk alması önemli. Mesela Osmanlı sanatı var, halk zevk alır. Osmanlı evleri hoşuna gidiyor, baktığında sıcaklık duyuyor. Osmanlı mimarisinden zevk alıyor. Veyahut modern de olabilir. Modern sanatla yapılmış bir şey hakikaten hoşuna gidiyor insanların. Bizim milletimizin zevkine güvenmeleri lazım. Bunlar; “sanattan biz anlarız, siyasetten biz anlarız, dinden biz anlarız, her şeyden biz anlarız” diyorlar, “halk anlamaz” diyorlar. Asıl siz anlamıyorsunuz. Halk çok güzel anlıyor, benim halkım bayağı yamandır.
SUNUCU:Zaten sanatçıyı, sanatçı yapan da halk.
ADNAN OKTAR:Ayrıca çobanı beğenmiyor ama çobanlar çok sevgi doludurlar ve güzellikten, sanattan çok iyi anlarlar. Yani beğenilecek bir şeyi çok iyi bilirler. Fakir insanlar özellikle güzellikleri takdir ederler. Yani bu üst perdeden hareketlere gerek yok.
ALTUĞ BERKER:Başka habere geçiyorum, onun resmi vardı Hocam. “Ergenekon sanıklarını milletvekili yapma projesi” başlıklı bir haber vardı Hocam. Habere göre; “Yalçın Küçük, MHP lideri Bahçeli ve CHP lideri Kılıçdaroğlu’ndan randevu talep edecekmiş ve cezaevinde bulunan sanıkların bir kısmının milletvekili yapılması teklifinde bulunacakmış. Söz konusu plana göre, bir kısım sanıklar CHP’den, diğerleri de MHP’den aday gösterilecekmiş. Listelerde seçilebilir sıraya konan bu isimler, milletvekili olunca da, dokunulmazlığa kavuşup çıkacaklarmış.”
ADNAN OKTAR:Kardeşim CHP aklı başında bir partidir, MHP çok aklı başında bir partidir, ne yapacaklarını onlar bilirler. Kimsenin de oyununa gelmezler, kimseye de alet olmazlar, kimse merak etmesin. Öyle bir sorun yok, olmaz inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Selahattin Demirtaş; “KCK operasyonları başladığından bu yana, 1000 ailenin çocuğunun dağa çıkarak, PKK’ya katıldığını” iddia etmiş.
ADNAN OKTAR:Doğrudur. Peki bu neyi değiştiriyor? Ne demek istiyor? Ne yapılması gerekiyormuş?
ALTUĞ BERKER:“104 kişi tutuklu, 1000 kişi dağda” diyor Hocam. “Hani dağa gidişin yollarını kapatacaktınız” demiş. “104 kişi tutuklu, 1000 kişi dağda, 3 ay tutuklu kalsalar, 100 kişi daha dağa gidecek, bu şekilde mi durduracaksınız akan kanı, bu şekilde mi barış gelecek” diye konuşmuş.
ADNAN OKTAR:Kardeşim dağa çıkmanın engellenmesi, bilimle olur. Yani Darwinist-Materyalist eğitim devam ettiği müddetçe, Şeş Tv’de, TRT’de, orada burada, devletin radyolarında, televizyonlarında Darwinist-materyalist propaganda yapıldığı müddetçe, dağa da çıkar adam, uzaya da çıkar, devam eder yani hepsini yaparlar. Bütün mesele anti komünist, anti Stalinist bilimsel mücadele yapılmasıdır. Bilimsel mücadelenin dışında bir yol yoktur. Tabii, bilimsel mücadele yapılmadıktan sonra; çünkü devletin sonuna kadar imkanı var. Yani anti Stalinist, anti Leninist çalışma yapamayacak durumda değil devlet, çok rahat yapabilir. Yani profesörleri var, doçentleri var, imkanları var, radyosu, televizyonu var, bu yapılmadığı müddetçe, adamlar dağa tırmanmaya devam ederler. Çünkü TRT geceli-gündüzlü Darwinist-materyalist propaganda yapıyor. Darwinist-Materyalist eğitilen adam ne yapar? Marksist oluyor. Marksist olunca, Leninist oluyor. Leninist olunca ne oluyor? Terörist oluyor. Zincirleme gelişiyor. TRT’nin mutlaka burada tavrını değiştirmesi gerekiyor. Biz Başbakan’a da arkadaşlarımız dilekçeler gönderdiler, rica da ettik, ama TRT aynı tas, aynı hamam devam ediyor kaldığı yerden. Hiç umursamıyor da, geceli-gündüzlü Darwinist-materyalist propaganda sürüyor. Böyle olduğu müddetçe bin değil, onbin de adam dağa çıkar. Yani burada çözüm açık, alenen görülüyor, bunun gündeme getirilmesi gerekir. Mesela Şeş Tv’de biz çıkacağız, anti komünist, anti Leninist propaganda yapacağız, çalışacağız, Darwinizm’in geçersizliğini anlatacağız, adamın dağa çıkacak gücü mecali kalmaz. Dağa çıkacak adamları orada felsefi olarak eğitiyorlar. Adam açıyor Şeş Tv’yi, “gel hep beraber seyredelim” diyor. “Darwinizm’i anlatıyor mu Şeş Tv” diyor. Anlatıyor. “Şimdi Darwinizm doğru mu?” diyor, “doğru.” “Şimdi ben de sana tarihin diyalektiğini anlatacağım” diyor. “Darwinizm eğer doğruysa, eğer canlılar evrimle olduysa, tarih de evrimleşiyor” diyor. “Feodal safhaya geçti” diyor, “kapitalist safhaya geçti” diyor, “şimdi de Marksist safhaya geçiyoruz” diyor. “Bunun aksini söylüyor mu devlet” diyor, “söylemiyor. “Aksini söylememenin anlamı nedir” diyor, “demek ki doğru söylüyoruz” diyor. Yani “biz gizli kapaklı bir iş yapmıyoruz” diyor adam. “Açıkça anlatıyoruz” diyor. “Kimse bir şey diyemediğine göre, doğruya ses çıkartılmaz” diyor. “Demek ki anlattıklarımız doğru” diyor adam. “Eğer yanlış olsa cevap verirler” diyor. “Doğru olduğu için de ses çıkartmıyorlar. Biz de size doğru olanı anlatıyoruz” diyor. Şimdi bu durumda ne yaparlar o adamlar? Dağa tırmanır. Beşbin metre de olsa dağa tırmanır. Çözüm anti komünist, anti Leninist çalışma yapılmasıdır, bilimsel çalışma yapılmasıdır. Bunun için de bir kere en başta Darwinizm’in geçersizliğinin anlatılmasıdır. Dünyanın her tarafında Marksist düşünce devlete etkendir. Bakın sağ hükümeti olduğu halde, TRT’deki sol yapılanma, kaldığı yerden devam ediyor. Velev ki sağcı olsa bile TRT Genel Müdürü, yine sistem değişmiyor, yine Darwinist propaganda devam ediyor. Buna karşı çok kararlı yüksek bir iradenin devreye girmesi gerekiyor. Bizim sadece böyle amatörce Darwinizm’i eleştiren, Darwinizm’in geçersizliğini anlatan izahlarımızın, Güneydoğu’ya girmesi mümkün olmuyor. Biz dağlarda gidip faaliyet yapamayız. Ancak radyo ve televizyonla yapabiliriz. Radyo ve televizyon imkanımız olmadığına göre, bize Şeş Tv’nin kapılarının açılması lazım. TRT’nin kapısının açılması lazım antikomünist çalışmada veyahut devletin yapması lazım. Her ikisi de olmuyorsa sorumlular ortada olmuş oluyor o zaman. Yani bizim söyleyeceğimiz bir şey pek kalmaz.
ALTUĞ BERKER: Fosil gösterebilir miyim Hocam inşaAllah?
ADNAN OKTAR: Evet
ALTUĞ BERKER: 58 milyon yıllık kuş yaprağı. Hiç değişmemiş aynı şekliyle duruyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah
ALTUĞ BERKER: 172 milyon yıllık denizkestanesi. Bakın aynı haliyle, 172 milyon yıldır hiç değişmeden günümüzde yaşıyor. Evrim olmadığının en büyük delili.
ADNAN OKTAR: Evet, mesela Şeş Tv bunları anlatsa, Marksist olabilecek bir gücü bulabilir mi o çocuklar? Dağa çıkıp orada adamlar köfte, ekmek yemeğe çıkmıyorlar. İşte Marksist eğitim aldıkları için, Marksizm’in, Leninizm’in pratiğini yapmak üzere dağa çıkıyorlar. Marksist, Leninist düşüncede gerilla savaşı, terörizm Leninizm’in vazgeçilmez özelliğidir. Yani Leninizm’le iç içedir. Bunu yapmayan bir adama zaten Leninist denmez. Bütün Avrupa ve komünistler, Leninistler, Stalinistler hayranlık ve hayretle Güneydoğudaki bu komünist ayaklanmayı izliyorlar. Çünkü Avrupa’da pek böyle komünist hareket kalmadı, devlet ezdi. Coğrafi yapı çok müsait olduğu için ve Güneydoğu dağlık bir bölge olduğu için, sarp ve çetin bir doğa koşulları, ortam koşulları olduğu için, bu tip bir mücadelede, komünist gerilla, terörist gerilla mücadelesine arazi son derece müsait yani her yerin mağaralarla dolu olması çetin, sarp arazi, bir de araziyi de tanıyor adamlar, 20, 30 yıldan beri orada tecrübe kazanmışlar. Bizim Mehmetçik çocuklar daha 1 yıl eğitim alıyorlar çocuklar oraya gidiyor, dağı tanımaz, ortamı tanımaz, araziyi tanımaz, silahı daha yeni tanıyor. Her yönden tecrübesiz çocuklar. Köyden getirilen koç yiğitler, böyle kınalı koç yiğitler. Ama orada adamın 30 yıllık tecrübesi var adamın. Karış karış biliyor, adam keskin nişancı, bin metreden vurduğu zaman nokta atışıyla hedefi tutturuyor. Adamlar Marksist eğitimden geçmiş, Leninist eğitimden geçirilmiş, son derece kararlı bir ruha sahip olmuşlar. Ve Marksist düşüncenin bütün bölgeye hakim olacağına inanıyorlar. Karşılarında hiçbir şeyi savunmayan bir güç var. Hiçbir şeyi savunmayan adeta, yani onlar açısından. Halbuki iki fikrin mutlaka çatışması gerekiyor. Adamlar biz Marksistiz dediğinde karşı taraf sustuğunda ne anlama gelir bu? Biz “Leninistiz” diyor cevap yok. “Marksistiz” diyor cevap yok. “Bu çocuklar annelerinden ayrı oldukları için, çorba içseler annelerinin yanında”, “biz bir de evlendirirsek bunları hiçbir şey kalmaz” diyor, dalga geçer gibi adamları kızdırıyorlar. Çorbayla morbayla ne alakası var bunun? Annesinin çorbasını içmediği için oluyor. “Yavrum” diyor “annenizden, babanızdan ayrı, ayıp değil mi dağa çıkıyorsunuz siz” diyor. “İnsan annesini, babasını bırakıp dağa çıkar mı?” diyor. Kafanın, mantığın acayipliğine bak sen; adam Marksist, Leninist, hayatını koymuş bunun için ve dünyayı yüzyıldan beri sallayan deccali bir sistem, şeytani bir sistem, oturuyor ona dede nasihati yapıyor. “Evladım” diyor “ayıp değil mi annenden, babandan ayrı, dönsene git annenin yanında çorbanı iç sen” diyor. “Ayrıca seni evlendirelim, evlenmediğin için sen dağa tırmanıyorsun” diyor. Dalga geçer gibi. Böyle dedeler olur ya bazı yaşlı dedeler, dünyayı tanımaz bilmez, böyle anlatır. Böyle bir üslup kullanıyor bir kısım zevat. Böyle olunca adamlar kuduruyor, daha da deliriyorlar. Çünkü ne kadar uzak olduklarını, felsefi yönden, bilimsel yönden olayla hiç alakası olmadıklarını göstermiş oluyorlar bu üslupla. Böyle klasik siyasetçi ağzıyla bu olmaz ki. Bunu halktan bir insana söyleyebilirsin. İşte iyi aile çocuğu olun, terbiyeli olun evladım diyebilirsin. Sen Marksiste, komünistte bunu söyleyebilir misin? Bölge Marksizm’in okulu haline geldi. Bütün bölge, Marksist eğitim için adetabir üniversite konumunda. Avrupa’dan geliyorlar, Danimarka’dan, Norveç’ten, İsveç’ten geliyorlar. Adam mesela turist görünümünde doçentler geliyor, profesörler geliyor, hepsi geliyorlar. Kahvehanelerde, evlerde, sokaklarda, geniş alanlarda, dağda her yerde komünist propaganda yapıyor. Dağda gece yarısı adamlar mağaranın içine topluyorlar. Büyük mağaralar var. Mesela 100 kişi, 150 kişi; İsveç’ten, Norveç’ten gelen adamlar var. Bütün hepsi askeri teçhizatlı kıyafetle, adamlar heyecandan eriyor. Böyle Ho Chi Minh’in gerilla yöntemlerini pratik olarak uyguladıkları bir ortam olmuş oluyor. Küba devriminde yapılan çalışmaların, pratiğini orada yapmış oluyorlar. Ve müthiş heyecan duyuyor adamlar. Che’nin yöntemleri, Ho Chi Minh’in yöntemleri, onların pratik uygulamalarını yapıyor. Yüzlerce, binlerce mağara var Güneydoğuda, mağaralarda geceleri adamlar lüks lambası ışığında ders yapıyorlar, sabahlara kadar. Kimsenin de oraya gittiği yok bir şey dediği yok. Açıyor Şeş Tv’yi oradan Darwinizm ve materyalizm ile ilgili bilgiyi ön bilgi olarak onlara sunuyorlar. Dolayısıyla Güneydoğudaki komünistlerin avantajı, eğitimdir; Marksist eğitimdir. Marksist, Leninist eğitim alan bir adam, asla geri dönmez kolay kolay. Yani eğitilmedikten sonra, karşı bilimsel çalışma yapılmadıktan sonra öldürerek, asarak, keserek, tehdit ederek ya da çorba içirerek, gelin sizi evlendirelim, işte siz temiz cici çocuksunuz, evinize dönün; bu laflarla sadece kızdırmış olursunuz başka bir şey olmaz. Bunu bırakacaklar. Tartışmada adam diyor ki; “eğer güçleri olsa zaten karşımıza çıkarlar onlar” diyor, “yenileceklerini bildikleri için karşımıza çıkamıyorlar” diyorlar. Dolayısıyla “fikren, felsefi olarak, inanç olarak biz haklıyız” diyorlar. Karşı taraf da susuyor, sustuğunda adamlar biner, üçer, biner ne bini, ne iki bini, ne üç bini, binlerce insan dağa çıkıyor. Akın akın devam ediyor. Dolayısıyla bunun böyle devam edeceği de görülüyor. Buna karşı bizim yapacağımız, halkımızın bilinçlendirilmesi, anti Darwinist, anti materyalist, anti komünist çalışmada www.HarunYahya.tv, www.HarunYahya.org, www.HarunYahya.com, www.HarunYahya.net sitelerinden sürekli bilgi indirip, kardeşlerimizin birbirlerine anlatıp dağıtması ve bilgilendirilmesi ile olur. Şu an yapılabilecek en akılcı, en pratik çözüm bu görülüyor. Bunun dışında bir yol olmaz. “Biz Şeş Tv’de, din çalışması da yapıyoruz” diyor bir yetkili “ne yapıyorsunuz” diyoruz. “Mevlit okutuyoruz” diyor. Sen komünist propagandaya mevlitle cevap verebilir misin? Adam senin okuttuğun mevliti dinler mi? Çocuk musun sen? Mevlitte nerede görülmüş komünizme çözüm bulunduğu. Dolayısıyla bu, halkı uyuşturan bir üslup olmuş olur. Mevlitle olmayacağını onlar da çok iyi bilirler. Bilmiyorsanız, yapamıyorsanız, ehli olan insanlara bırakın onlar yapsınlar. Dolayısıyla TRT’nin bu konudaki konumu çok önemli, ya TRT Genel Müdürü istifa etsin, bu görevi hakkı ile yapacak birisi gelsin göreve veya hakkıyla bu görevi ifa etsin, bu Milli Güvenlik ile ilgili bir konu, Türkiye’nin bütünlüğü ile ilgili bir konu, hayati bir konu. TRT de bölgedeki halkın eğitiminde, bir numaralı sorumludur. Çünkü halkın TRT’nin dışında eğitilmesi mümkün değil şu an. Okulla, mekteple eğitmek mümkün değil şu an. Bütün okullara baskı yapıyor PKK şu an. Güneydoğudaki okulların hemen hemen yüzde 80, 90’ı bunların kontrolünde. Yani öğrencileri falan tehdit ederek kontrolü sağlıyorlar. Okul bahçesinde de PKK propagandası yapıyorlar, sınıflarda da PKK propagandası yapıyorlar yani öyle bir engelleri yok adamların; evlerde yapıyorlar. Ama TRT her yere giren, her yere etkisi olan bir teknik imkan. Bunun kullanılmaması ve vakit kaybedilmesi çok büyük bir zaaf olur, eksiklik olur. Biz bu konuda kardeşlerimizi uyarmıştık, yine dilekçe göndermeye devam etsinler, uyarmaya devam etsinler ama biz bu arada vakit kaybetmeyelim, bilinçlenmek, bilgi arttırımı için, www.HarunYahya.tv, www.HarunYahya.net ve www.HarunYahya.org sitelerinden, ilgili bilgileri bol bol indirip, ilgili kardeşlerimize dağıtsınlar, anlatsınlar, kendilerini eğitsinler, anti-Darwinist uzmanı haline gelsinler, anti-komünist, anti Lenilist uzman olsun kardeşlerimiz. Çünkü bizim internet sitelerimizdeki bilgileri okuyan insanlar, bir kaç üniversite bitirmiş gibi olurlar. Profösör ayarında olur. Çok çok acayip bir bilgi denizidir. Oradan kısmen bile, beşde birini bile almış olsa, muazzam bir bilgiye sahip olur ve mutlaka ezer karşısındakini ve çok etkili olur. Geniş çapta kardeşlerimiz istifa ediyorlar ama çapını iyice genişletelim. Yani gücümüzün son noktasına kadar bu imkanımızı kullanalım inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Son bir haber olarak Hocam, Pakistan’da 7.2 büyüklüğünde bir deprem olmuş. Pakistan’da 2010 yılında meydana gelen sel nedeni ile on milyon kişi evsiz kalmıştı, bu nedenle bu deprem halkta büyük bir panik yaratmış, yalnız can kaybı olmamış. Daha önce de 2005 yılında, yetmiş beş bin kişi hayatını kaybetmişti Hocam. Depremlerin artması; Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkış alameti olduğunu anlatıyordunuz Hocam, onu göstermek istiyorum müsadenizle.
“Pakistan’da 7.2 büyüklüğünde deprem haberi, Yeni Şafak’ta; Dört ülkeyi sarstı bu deprem” diyor.
ADNAN OKTAR: Ahir zamanda depremlerin artacağını, Peygamberimiz (s.a.v), Hz. Mehdi (a.s) devrinin bir alameti olarak belirtmiştir. Hakikaten 1980’lerden sonra ve özellikle 99’dan sonra, dünya tarihinde görülmemiş şekilde depremler artmıştır ve kesintisiz devam ediyor ve gittikçe tırmanarak devam ediyor bu çok şaşırtıcı, ahir zamanın mühim alametlerinden, Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkış alametlerinden birisi.
VTR- Harun Yahya Kitapları
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, bu da kitapların bir kısmı daha. İngilizce, Fransızca, Almanca, Sırpça, Hırvatça, Çince, Japonca; 63 yabancı dilde ayrıca çevrildi, dünyada görülmemiş birşey maşaAllah. Üniversite demekte haklıyım, üniversitede bile olmaz bu kadar kitap, maşaAllah ve hepsi çok net bilgiye dayalı; demagoji yok, lafı karıştırmak yok, lafı lastiklendirmek yok; dini konuları tenzih ederim, böyle örtbas etmeye kalkmalar yok, net, açık ve kesin, kesin delillere dayalı, ayetle, hadisle fotoğrafla, bilgiyle açıklanmış, dürüstce yazılmış, hiçkimsenin inkar edemeyeceği gibi, her aklın, her vicdanın kabul edeceği gibi açık izahlar. Bazı kitaplarda görüyoruz, bazı alimler, konuşuyor adam, konuşuyor, konuşuyor “öyle de olabilir, böyle de olabilir şöyle de demişlerdi, böyle de olmayabilir, şahs-ı manevidir, belki şahs-ı manevi değildir, şahıs da olabilir, şahıs olduğunu söyleyenler de var, söylemeyenler de var” diyor, yani bu çok anormal, gıcık bir üslup bu. Dürüstçe açıkca söylesene din akılcı olarak anlatılır ve net anlatılır, samimi anlatılır. Şahıssa, direkt şahıs diye açıkça söylersin. Üçkağıtçı bir üslüba gerek yok. Ne olduğu belli olmayan ve beyin ütüleyen, bir türlü lafın içinden çıkamayan, bir türlü sözü açıklayamayan bir üslup, Müslümanları boğar. Bilmiyorsan susarsın. Müslümanların vaktini almak, zamanını almak, karmakarışık edebi bir üslüp kullanacağım diye, süslü konuşacağım diye, böyle kendini satacak bir üslup kullanması bir insanın çok çok ayıptır. Müslümanlara böyle edebi oyunlarla, sükse yapacağım diye fikren boğmak, beynini karmakarışık yapmak, net ve açık bilgileri, puslu, bulanık, anlaşılmaz hale getirmek çok büyük vicdansızlıktır. Kuran’ın hükmü çok açıktır, hadislerin açıklamaları çok açıktır. Mesela ben Hz. Mehdiyet’i anlatıyorum, çok net anlatıyorum, demagojiye girmiyorum. Şahıs da var, şahs-ı manevi de vardır, cemaat de vardır diyorum ama üçü birliktedir diyorum. Demagoji çok çirkin, çok ayıp. Mesela vakti ile ilgili Bediüzzaman açıkça söylemiş. Hadislere de bakıyoruz, alametlere bakıyoruz, alametler hakikaten doğru. Fotoğraflarla, belgelerle, olaylarla, gazete kupürleriyle ispat ediyoruz. Hadislere bakıyoruz, 7000 yıl ile ilgili hadis; “5600 yılı geçmiştir” diyor, ona bakıyoruz, o da tam doğru. Bediüzzaman’ın hadisten çıkardığı açıklamalara bakıyoruz, ebcedle çıkardıklarına bakıyoruz, tam mutabık. Kaç yönden sağlaması yapılıyor, kaç yönden; hadisten ayrı, olaylardan ayrı, ebcedden ayrı, Kuran’ın işaretlerinden ayrı, dört beş cihetten sağlamasını yaparak anlatıyoruz. Dikkat ederseniz benim anlattığım hususlarda tek bir delil olmuyor. En az üç beş cihetten sağlaması ve ispatı yapılarak anlatılıyor, aksi olacak gibi değil. Demagoji yok, mantıksızlık yok, aklın almayacağı bir izah da yok. Kısa, kesin, net ve açık olmuş oluyor. Ama karşımızdakiler demagoji yapıyor, bazı şahıslar. Mesela bak İmam-ı Rabbani’den biz açıkça söylüyoruz. Diyoruz; “bin yıl geçtikten sonra.” Ne yapıyoruz? İmam-ı Rabbani Mektubatı’nın ilgili kısmının fotoğrafını gösteriyoruz. Yani cümlenin akışını gösteriyoruz. Cümlede ne diyor? “Bin yıl sonra” diyor. Hatta parantez içinde hem rakamla, hem harfle yazılmış olarak var. Kitaptan net gösteriyoruz. “Bakın burada bu yazıyor” diyoruz. Karşımızdaki adam ne diyor? “Üç bin yıl” diyor. Kardeşim bin nerede, üç bin nerede? “Üç bin nerede” diyoruz. “Hayalimde, kafamda” diyor. Biz nerede diyoruz? Kitabın orijinalinden gösteriyoruz. Bizde demagoji yok, net. Üç bin yıl diyen hayalinden söylüyor. Ama böyle adamlara buna rağmen inananlar, arkasından gidenler var, ben buna şaşıyorum. Dinde demagoji olmaz. Dürüst olacaksın. İnanmıyorsan, inanmıyorsundur. Allah’a dua et. Ama doğru olan bir şeyi örtbas etmeye kalkmak ve milletin zekasıyla, aklıyla alay ederek, alay eder gibi güya, aptalca ve ahmakça yalanlarla kapatmaya çalışmak, bu çok yanlış olur. Tabii ben Osman Ünlü’yü tenzih ederim bu konuşmalar için, bu malum zevat için bu söylediğim sözler. Bizim kitaplarımızın güzelliği orada, yani benim hazırladığım kitaplarda Türkçe, yalın Türkçe, edebiyat yapılmıyor. En kısa ve özlü olarak anlatılıyor, demagojiye geçilmiyor. Anlatılanlar mutlaka delillendiriliyor. Mesela, farz edelim tanker patlamasıysa, bir fotoğraf değil, en azından beş fotoğraf kullanılıyor. Hadis en ince detaylarına kadar şerh ediliyor ve başka hadislerle de destekleniyor. Mesela bir hadis mutlaka başka hadislerle de destekleniyor. Tek başına bırakılmıyor. Ayeti açıklarken de, birçok yönüyle şerh ederek açıklıyoruz. Ve en mantıklı ve en tutarlı şekliyle açıklıyoruz. Ayeti ayetle açıklayarak netleştiriyoruz. Doğru olan stil, yöntem budur. Onun dışında Müslümanları “adam amma edebiyat biliyor, amma zengin edebiyat bilgisi var” şeklinde bir düşünceye çekip, ama sonuçta da bomboş bilgi aktarmak, demagoji aktarmak, bu doğru olmaz. Vicdana sığmaz. Böyle tipler hiç Müslümanları böyle açmaza sokmasınlar. Vakitlerini de almasınlar, onları uyuşturan bu politikadan vazgeçsinler.
ALTUĞ BERKER: İnternet sitenizi tanıtmak istiyorum Hocam. www.PKKyaCozum.com. Burada kardeşlerimiz, söylediklerinizi topluca da bulabilirler inşaAllah. PKK’ya çözüm Darwinizm’i yıkmaktır felsefice. Sizin anlattıklarınız, röportajlarınız, kitaplarınız, belgeselleriniz bu konudaki, makaleleriniz, hepsi bu internet sitesinde var. www.PkkyaCozum.com
ADNAN OKTAR: Allah rızası için biz hükümetten rica ediyoruz, Milli Güvenlik Kurulunda, PKK’ya karşı bilimsel çalışma yapmak için bir birim oluştursun devlet. Profesör, doçentlerden uzmanlardan oluşan bir bilimsel heyet. TRT’nin nasıl kullanılacağı, radyonun nasıl kullanılacağı, basının nasıl kullanılacağı konusunda bir karara varsınlar. Doğudaki komünist ayaklanmanın analizi yapılsın, Marksist, Leninist, Stalinist bir yapı olduğu ve Marksist, Leninist, Stalinist çalışmaya karşı, faaliyete karşı nasıl bilimsel çalışma yapılması gerekiyor, bunun tespiti yapılsın. Diyalektik felsefenin eleştirisini yapacak uzmanları hazırlayalım. Darwinizm’in geçersizliğini bilimsel delillerle gençlere anlatalım, olay kökünden hallolacaktır. Öbür türlü bu tarz nasihatler, izahlar, anlatımlar ve klasik yöntem PKK’yı çok daha fazla geliştirir şu ana kadar. Yani hep gelişmesine sebep oldu. Bediüzzaman da onun için diyor; “bu tauna karşı yapılacak şey; anti Darwinist, anti materyalist çalışmadır” diyor. Risale-i Nur’da bunu açıkça görüyoruz. “Maddiyun tabiiyyun taunu beşer içinde intişar etmesiyle, her şeyden evvel felsefeyi, maddiyun, tabiiyyun taununu tam susturacak tarzda beşere ders vermektir” diyor, Mehdi (a.s)’ın birinci görevi. Hükümet bu Mehdiyet görevini mutlaka yapmak durumundadır. Milli Güvenlik Kurulunda bu konuşulsun, görüşülsün ve mutlaka bilimsel çalışma yapacak bir birim oluşturulsun. Biz var gücümüzle destek oluruz. Bunun dışında Bediüzzaman diyor; “bu tauna karşı susulursa, sessiz kalınırsa ikna ve telkin kabiliyeti geliştikçe, bu taunda tevessü eder gelişir, durdurulamaz” diyor. “Askeri ve polisiye yöntemlerle durdurulamaz” diyor Bediüzzaman. İkna ve telkin kabiliyetinin adamlar kitabını yazmışlar orada. Geceli gündüzlü bunu yapıyorlar. Vakit kaybetmeye gerek yok. Sustukça, adamlar kendilerinin daha haklı olduklarına inanıyorlar. Çünkü susmak ne demektir? Halk arasında, dünyada ne anlama gelir bir şey söylendiğinde susmak? Karşı tarafın haklı olduğu anlamına gelir. Susmak çok yanlış.
ALTUĞ BERKER: Söylediklerinizin gerçekleştiği 1300’ü aştı Hocam, inşaAllah. Bununla ilgili, sağlık konusuyla ilgili basında çıkan haberler var. “Neşter hastalara değil, hastanelere vuruluyor” diyor Hocam inşaAllah. “2015’e kadar bazı hastanelerin, eski ambulans giremeyen, yeni teknolojiye ayak uyduramayan hastanelerin binalarının yeniden yıkılıp yapılacağı” söyleniyor, inşaAllah. Siz bunu 2009’da iki senedir söylüyorsunuz, Hocam. “Her hasta bizim sorumluluğumuzdadır millet olarak. Hasta olmak suç değildir, şereftir, onurdur ve yükümlülüğü bizim üzerimizdedir. Hasta olduğunda o kardeşimiz artık bize emanettir. Milletçe bize emanettir. Ona biz bakacağız, yemesinden, içmesinden, konforundan, neşesinden, mutluluğundan, tedavisinden her şeyinden biz sorumluyuz. Hastadan para alınmaz, en kaliteli, en güzel hastaneye gidecek, birinci sınıf hastaneye gidecek, kanser hastası orada aslanlar gibi tedavi olacak, hürmet görecek, sevgi görecek. Hatta onun güzel geniş salonlarında oturtacaklar. Hastadan para alınmaz, bunu biz milli bir terbiye olarak bunu alacağız, bu asla kabul edilebilecek bir şey değildir” demiştiniz Hocam inşaAllah. Bu hassasiyetler gösteriliyor şu anda inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Şeyhlerimizden, hocalarımızdan, büyüklerimizden, büyük alimlerden, onların ilimlerinden istifade edelim. Şeyh Nazım Hocamı ben yeniden bir dinleyeyim. Onun güzel yüzünü bir daha bir göreyim, ondan sonra Seyyid Salih Özcan Ağabeyimizi bir daha dinleyelim, inşaAllah.
VTR: ŞEYH NAZIM EL HAKKANİ HAZRETLERİNİN SAYIN ADNAN OKTAR’LA İLGİLİ SOHBETİNDEN.
ADNAN OKTAR: Mübarek Şeyhimizi böyle arada sırada bir çıkaralım, kalbimizde bir suhulet, ferahlık gelişiyor. Acayip sevimli maşaAllah. Allah ömrünü uzun etsin, Allah başımızdan eksik etmesin mübarek Hocamız maşaAllah. Çok sevimli değil mi?
ALTUĞ BERKER: Nazarı da kuvvetli Hocam, maşaAllah bir kere kameraya baktı maşaAllah nazarı kuvvetli.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah elhamdülillah. Çok yakışıklıdır hocamız. Hakikaten o yakışıklılıkta bir insan, dünyada çok çok zordur. MaşaAllah. Seyyidler hep öyle, maşaAllah. Peygamberimiz (s.a.v)’in nesli maşaAllah. Şeyh Nazım Hocamız da Hz. Yusuf (a.s) tecellisi var. Hz. Yusuf (a.s)’a benziyor maşaAllah güzelliği.
Bediüzzaman; “Maddiyyunluk (ateist, materyalist ve Darwinist felsefeler) manevi taundur (bulaşıcı bir veba hastalığıdır) ki, beşere bu müthiş sıtmayı tutturdu, gazab-ı İlahiye çarptırdı. Telkin ve tenkid kabiliyeti tevessü ettikçe (geliştikçe), bu taun da (Darwinist-materyalist düşünce) (bulaşıcı veba hastalığı da) tevessü eder (gelişir)” diyor Bediüzzaman. (Mektubat, s. 513). Telkin ve tenkid kabiliyeti” kullanarak geliştiriyorlar diyor bunu. “Tabiiyyun, maddiyyun (materyalizm, Darwinizm'den) felsefesinden tevellüd eden (doğan) bir cereyan-ı Nemrudane (isyankar bir cereyan)” Marksist-Leninist, terörist cereyan, “gittikçe âhir zamanda felsefe-i maddiye (maddi felsefe) vasıtasıyla” yani diyalektik felsefe, Darwinist-materyalisf felsefe vasıtasıyla, “intişar ederek (yayılarak) kuvvet bulup, uluhiyeti (Allah'ın varlığını) inkâr edecek bir dereceye gelir. (Mektubat s. 57)” Şu anda da öyle oldu dünyanın yüzde 95’i Allah’ı inkar ediyor şu an. “Aynen öyle de, tabiiyyun ve maddiyyun (materyalizm ve Darwinizm) mezhebinin başına geçen o eşhas (şahıslar) kuvvetleri nisbetinde kendilerine bir nevi rububiyet (terbiye edicilik) tahayyül ederler“ Yani Darwinist, materyalist cereyanların başına geçen kişiler. Mesela Abdullah Öcalan, şu bu bütün dünyadaki Marksist, Leninistler. Adamlar diyor ki; Güneydoğuda Marksist, Leninist faaliyetlerin ne derece olduğunu görüyorsunuz, adamlar bölmek için var güçleriyle gayret ediyor; “Darwinizm nerde var ki” diyor. Nedir peki Güneydoğudaki olay, madem yoksa? Ne o Güneydoğunun hali o zaman? Bütün PKK’lıların tamamı Darwinist, materyalist; nasıl Darwinizm, materyalizm yok diyorsun sen? Üniversitelerde bir git bakalım, Darwinizm yanlıştır, Darwinist materyalistler yanlıştır de, çıksın bir doçent konuşma yapsın, bir kelime söylesin, bir profesör çıksın, anında kapıya koyarlar. Adam da diyor ki: “Darwinizm mi var” diyor. Kafasına adamın odun geliyor, adam fark edemiyor. Kafasına tokmakla vuruyorlar yine fark edemiyor. O kadar duyarsızlaşmış. Dünya üniversitelerinden hiçbirinde “Darwinizm geçersizdir” denemiyor. Gitsinler Amerika’da, Fransa’da, İngiltere’de, hiçbir yerde diyemezler. Hiçbir devlet görevlisi, ben Darwinizm’e karşıyım diyemiyor, dünyanın hiçbir yerinde. Madem Darwinizm yokmuş bunlar ne peki o zaman? Bak İslam ülkelerine; Fas, Tunus, Cezayir bütün hükümetler, devlet yapısı Darwinizm üzerine kurulu. Fas’ta Müslümanlar, Tunus’ta bas bas bağırıyorlar, Cezayir’de bağırıyorlar, Mısır’da bağırıyorlar. Mısır’da muazzam baskı altında Müslümanlar. Mısır hükümetine bir sorun bakalım, tek bir tanesi “ben Darwimizm’e karşıyım” diyebiliyor mu? Hepsi Darwinizm’i savunuyorlar. Biz Mısırlılarla burada röportaj yaptık, adamlar şaşırdılar. Dindar, alim, büyük alimler geldi, “siz Darwinizm’e karşı mısınız? diyor, hayret etti bana. “Olur mu bilimsel gerçek bu, sen ne yapıyorsun” diyor bana. Kaç kişi; Suudi Arabistan’dan geldi adamlar, orda ünlü ve yazar ve alim. Hayretler içinde kaldı adam, “bilimsel gerçek” diyor “sen ne yapıyorsun” diyor.
SUNUCU: Gerçekten kabul ettiklerinden mi yoksa kabul etmeleri gerektiğinden mi?
ADNAN OKTAR: Şimdi cahil, dar bakıyor imanı da zayıf, zayıf imanlı olduğu için onu kabul etmiş. Yani Allah’ın yaratmış olabileceği ihtimalini vermiyor. Tesadüfler sonucunda oluştuğuna inanıyor. Ama “o tesadüfleri Allah yarattı” diyor. Yani Darwinizm’i komple kabul ediyor. “Ama bütün tesadüfleri yaratan Allah’tır” diyor. O durumda Allah’a inanır mı adam, senin o kafanda. Türkiye’de biz Darwinizm’i köşeye sıkıştırdık, yüzde 95 netice aldık, halkımız şu an inanmıyor. Ama bütün dünyada Darwinizm inim inim inletiyor. Türkiye’de devlet kurumlarında Darwinizm yine hakimdir. Git TRT’de söyle bakalım Darwinizm yıkılmıştır, söyleyebiliyor musun Darwinizm yanlıştır; TRT’ye TRT’nin genel müdürü çıksın Darwinizm yanlıştır desin; diyebiliyor mu? TRT’nin herhangi bir müdürü çıksın Darwinist düşünce yanlıştır, bilimsel olarak çürütülmüştür diyebiliyor mu? Söylesinler bakalım? Herhangi bir Bakan da söyleyemez “ben Darwinizm’e karşıyım” diyemez. Hiç kimse diyemez. Hani Darwinizm yoktu? Hatta bir ara bir paşa çıktı “Türk ordusunun resmi görüşü Darwinizm’dir” dedi, orgeneral. Sonra baktık böyle bir şey yok. Paşalarımız dindar, maşaAllah. Namazlarını kılıyorlar, ibadetlerini yapıyorlar ama hakikaten ordunun içerisinde de çok fazla Darwinist var. Dediği doğru. Devlete de oturmuş vaziyette Darwinizm. Devletin üniversitelerinde sen çıkıp “hayır Darwinizm yanlıştır, Allah yarattı” diyemezsin. Bir tane üniversitede bana bir göstersinler, bir yer göstersinler. Üniversiteler devlet ricalini, devletin memurlarını yetiştiren kurumlar. Üniversite mezunu olmayan devletin kilit noktasına gelemez. Veyahut herhangi bir lise müdürü çıksın desin ki “arkadaş, çocuklar, ben Darwinizm’e inanmıyorum, geçersizdir, Allah yaratmıştır” desin bakalım. Yer yerinden oynar Türkiye’de. Diyemez. Ama Darwinizm doğrudur, Darwinizm gerçektir dediğinde adamlar zaten hayatın doğal akışı olarak, normal karşılıyorlar. Bazı gaflet içinde olan kardeşlerimiz de diyorlar ki “nerede Darwinizm var?” diyorlar. Fransa’da, İngiltere’de, Almanya’da, İsviçre’de bütün devletin her yerine hakimdir. Millete de hakimdir Darwinizm, devlete de hakimdir, ana düşüncedir. Hiç kimse çıkıp ben Darwinizm’e karşıyım diyemez, hiçbir devlet kurumunda. Adamın alnını karışlarlar, anında atarlar. Bakın İsrail din devleti olarak, şeriat devleti olarak bilinir, değil mi öyle biliniyor? İlgili Bakan, bakın Bilim Bakanı, bilimle ilgili Bakan, adam dedi ki; “Darwinizm yanlıştır” dedi. İsrail’de yer yerinden oynadı. Adamı hemen görevinden attılar. Adamın görevine son verildi ve adamı yıldırdılar, köşeye sıkıştırdılar. Diyemez, dediğinde, işte böyle karşılık verirler. Mesela Türkiye’de de bir profesör vardı. Adem Tatlı mıydı? Evet. Çıktı, adam Darwinizm ile ilgili bir kitap yazmış. Üniversitede de bir şey dediği yok adamın. Öğrencilere “ben Darwinizm’e inanmıyorum” demiş değil. Bir kitap yazdı. Yabancı bilim adamlarından alınmış, eserlerinden alınmış ilmi bir eser. Sen misin onu yazan; adamı görevinden aldılar. Dolayısıyla Darwinizm yoktur diyenler, Darwinist düşünceyi savunanlar oluyor genelde. Yani Darwinizm’in zeminini kolaylaştırmak, akışını hızlandırmak için, Müslümanların atağını durdurmak için, onların hassasiyetini kırmak için, bu bir oyundur. Darwinizm dünyayı teslim almıştır. Bütün dünyayı teslim almıştır.
SUNUCU:Darwinizm’e inanların çoğu da zaten Darwinizm’in Darwinizm olarak öğrenmiyor. Yani o akış süresince neye inandıklarını bilmeden, bir oyunla, dediğiniz gibi oyuna getirilerek inanıyorlar.
ADNAN OKTAR:Zır cahiller. Mesela bu TRT’nin Genel Müdürü’ne sen sorsan Darwinizm hakkında bilgisi var mıdır? Adamın yoktur. Özdemir İnce; gelin bakın deneyelim, üniversiteli gençleri toplayalım, ben de geleyim. Zır cahil olduğunu size ispat edeceğim. Hiçbir şey bilmez Darwinizm konusunda. Oradan buradan gazetelerden, dergilerden kulaktan duyma bilgiler. Ertuğrul Özkök, getirin, zır cahil olduğunu ispat edeceğim size. Herkesin gözü önünde. Hiçbir şey bilmez. Aydın Doğan zaten hiçbir şey bilmez Darwinizm konusunda. Çok sathi ve yüzeysel bilgileri var. O bizim bıyık, şu, bu, bunların hiçbirinde öyle bir bilgi olmaz. Ama halka kendilerini, ultra modern, çok bilgili, papyon, kravat, ayakkabısı elinde, ceket omzunda, şaraptan iyi anlarım, bilmem ne deyince, millet onu da bir şey biliyor zannediyor. Hiçbir şey bildiği yok.
ALTUĞ BERKER: Hocam sizin internet sitelerinizden birinde www.Darwinistdiktatorluk.com, yurt dışında görevlerinden alınan diğer profesörler Hocam. Yaratılış gerçeğini savundukları için.
ADNAN OKTAR:Bak, “yaratılışı savunanların görevlerine son verilior veya okullardan atılıyorlar. Darwinist dayatmanın bir gereği olarak dünyada Yaratılış gerçeğini savundukları için, görevlerinden alınan çok fazla sayıda profesör vardır. Bunun son örneği, okullarda Yaratılışın da okutulması önerisinde bulunduğu için alelacele görevinden alınan” diyor, “İngiltere Kraliyet Akademisi Eğitim Direktörü Michael Reiss'tır.” Mesela bak, bir, iki, üç, dört, beş, bunlar da çok nadir vakalar. Çok nadir vakalar. Yani böyle cesareti çok nadir insan gösteriyor ve mezar taşı gibi görüyorsunuz şu an. Ölüler diyorlar ya, ölülerin mezar taşlarının resimleri konur bak, adamları manen öldürmüşler. Hepsini görevinden almışlar. Bak, dünyada bu konuda cesaret gösteren beş kişi var. Beş, altı kişi var, altısı da görevinden alınmış. Adamlar da diyor ki; “ya nerede Darwinizm” diyor. İşte burada Darwinizm. Cübbeli de haşır haşır kaşınarak soruyor geçenlerde, “Darwinizm mi var ki, oturup Darwinizm’i anlatıyor” diyor benim için. Ona göre dünya Fatih, Çarşamba. O kadar. Fatih’te soruyor. “Arkadaş sen Darwinizm’e inanıyor musun?” “İnanmıyorum” diyor. “O zaman yok zaten” diyor. Adam için Amerika, Rusya, Çin, Kamboçya, Vietnam; öyle ülkeler yok. Onun için Fatih, Çarşamba var. Hatta onun evi ve tavanı var, o kadar. Dünyadan bihaber. Çıkarttılar televizyona sordu adam; “Darwinizm hakkında ne düşünüyorsunuz” diye, haşır haşır sakalını kaşıyarak, “evrim ne ki” diyor. “Evrim hakkında ne düşünüyorsunuz” diyor. “Evrim ne ki” diyor. İşte adamların bu tarz kafadaki adamı desteklemelerinin nedeni işte bu. “Evrim ne ki” diyen adamdan ne tehlike çıkar. Hiçbir mahsuru yok adamın. Adam eğleniyor onunla sadece, neşesini buluyor.
VTR: İMAM-I RABBANİ TARAFINDAN BİLDİRİLEN HZ. MEHDİ (A.S)’IN ÇIKIŞ ALAMETİ.
ADNAN OKTAR: Evet maşaAllah.
“Es Selamu Aleykum. Hocam siz İsrail’e gidip Peygamber torunusunuz, bizim korumamız altındasınız dediniz mi?” diyor. Ben daha İsrail’e gitmedim ama İsrail zaten Peygamber ismidir. Dolayısıyla, İsrail’de Yahudi olan insanların hepsi Hz. İbrahim (a.s) soyundandır. İbrani soyudur, dolayısıyla Peygamber neslidir tabi ki. “Bizim korumamız altında” tabi ki Müslümanların yed-i emanı altındadırlar. Osmanlı döneminde de böyleydi, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında da böyleydi, şimdi de böyledir. Bunda şaşılacak bir şey yok. Osmanlı döneminde biz, İspanya’dan aldık buraya getirdik. İstanbul’da en güzel şartlarda onlara baktık. Onları koruma altında tuttuk. İslam’da müşrikler dahi koruma altında tutulur. Kuran’da ayet var. “Onları geçecekleri yeri güvenlik içinde geçirin, gidecekleri kadar güvenlik içinde gezsinler” diyor Allah, ayet var. Müslümanlar, canı pahasına onları koruyarak güvenliklerini sağlıyorlar. Müslümanların yed-i emanında olması, o Müslümanlığımızın bir gereğidir. Bunda şaşılacak bir şey yok. “Geçen günlerde bir hoca bundan bahsetti” diyor. Diyarbakır’dan Abdülkadir, ismin güzel, dediğim de doğru. Biz bunları Kuran ve sünnete göre değerlendiririz. Mesela, oturuyorlar ısrarla bazı konuları sanki ilk defa duyulmuş gibi, ilk defa ben anlatıyorum gibi anlatıyorlar, böyle değil. Allah Katında din İslam’dır. Başka hak din yoktur. Bu konuda şamata yapmaya gerek yok. Kuran’ın hükmü açık, “Allah Katında din İslam’dır”. İslamiyet’ten başka din yok. Bunun üstüne ilave ne konuşma yapılır? “İlk defa ben gördüm” diyor. İlk defa sen anlamadın, 1400 yıldan beri bu böyle zaten. Kimse de bu hükmü değiştiremez, inşaAllah.
Moldova’dan “merhaba Hocam sizi Moldova’dan büyük bir zevkle izliyorum. Görüşlerinize katılıyorum. Allah razı olsun. Hakkınızı helal edin. Saygılarımla, Mustafa Olur”.
“Değerli Muhammed Adnan Hocam, Allah’ın Selamı ve bereketi üzerinize olsun.” Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu, “Hocam siz üç sene önce; Türk İslam Birliği’nin kurulacağını ve bunun için ilk olarak, çevre ülkelerin vizelerin karşılıklı olarak kaldırılacağını söylemiştiniz. Ve üç sene içerisinde 66 ülke vizeleri karşılıklı olarak kaldırdı inşaAllah. Siz bunları söylediğiniz sırada kimse bunu hayal bile edemezdi. Ama Hocam çok daha ilginç olan şey, sizin Rusya’nın da Türk İslam Birliği’ne dahil olacağını, onlarla da vizelerin kalkacağını söylemenizdi, maşaAllah. Ve siz bunu söylediğinizde spiker arkadaş bile yanlış duyduğunu sanarak, size bunu tekrar sormuştu. Geçtiğimiz günlerde Rusya; hem Türkiye ile vizeleri kaldıracağını açıkladı, hem de Filistin’i resmen tanıdığını açıklayarak, İslam dünyasına büyük bir jest yaptı, maşaAllah. Hocam sizin daha önce Putin için söylediğiniz şeyleri düşünürsek, acaba Rusya’nın yakında gruplar halinde İslamiyet’i seçeceğini söyleyebiliriz miyiz? İnşaAllah. Siz daha iyi bilirsiniz.” Putin istiyor Müslümanlığın Rusya’da hakim olmasını ama tabi ki haklı olarak ve makul olarak Rusya devletinin ve Rus milletinin müreffeh, zengin ve güçlü olmasını istiyor. Kıyamet’e kadar Allah baki kılsın Rus devletini ve Rus milletini, imanla, Kuran’la, inşaAllah. “Bir de hocam, siz bunları üç sene önce canlı yayında söylemiştiniz ama bırakın üç sene acaba üç ay önce bile bunları söyleyen bir tek kişi varsa bilmek isteriz. Çünkü yok, inşaAllah. Saygılar ve hürmetler” diyor kardeşimiz, İskoçya’dan yazan bir kardeşimiz.
Seyyid Salih Özcan Hocam, şu şahs-ı manevicilerin kafasına bir daha manevi bir yumruk indirsin. Nur yumruğu inşaAllah.
-VTR- SEYYİD SALİH ÖZCAN: HZ. MEHDİ (A.S) ŞAHS-I MANEVİ DEĞİL, ŞAHISTIR.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Şimdi afakanlar basıyordur şahs-ı manevicileri. Yüz kere de olsa göstereceğim, inşaAllah. Sahtekarlık istemiyorum, samimi olacaklar, dürüst olacaklar. İnanamıyorsa diyecek; “ben inanamıyorum, imanım zayıf” diyebilir. Ama Bediüzzaman üzerinden yalan söylenmesine müsaade etmeyeceğim. Ama iyi niyetle, cahilliğinden yapanları her zaman tenzih ediyorum.
ALTUĞ BERKER: Seyyid Salih Özcan Hocamız, Bediüzzaman Hazretleri’nin en çok sevdiği en yakın öğrencilerinden Hocam inşaAllah, malumunuz. 1929 yılında Şanlıurfa’da doğmuş. Lise eğitiminden sonra Bediüzzaman’la tanışıyor, inşaAllah. Bediüzzaman’ın en güvendiği, en yakın talebelerinden.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Bediüzzaman Tarihçe-i Hayat’ın yazılması için Seyyid Salih Hocamız’ın izin almasını istemişler diğer Nur talebesi ağabeylerimiz. Tahiri Ağabeyler, biz bir daha sorarsak kabul etmez, sen sor demişler. Bunun üzerine, “Üstad’ım gençler bu güzel eserin müellifini tanımak istiyorlar dedim. Lüzum yok demiş ama sonra Seyyid Salih Özcan Hocamız tekrar söyleyince kabul etmiş, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Mükkemmel, çok güzel bir Osmanlıca ve mükemmel bir saygı üslubu. Allah ömrünü uzun etsin seyyid Salih Özcan Hocamız’ın. Sağlık sıhhat versin, neşesini artırsın. Böyle mübarek insanlara, seyyid Salih Özcan Hocamız olsun, Şeyh Nazım Kıbrısi Hocamız olsun, eziyet edenlere Allah hidayet versin. Allah hidayet vermezse Allah azap versin, inşaAllah. Şiddetli azap versin Allah, inşaAllah.
Şeytan’dan Allah’a sığınırım. Enam Suresi 135. ayet, “De ki: "Ey kavmim, bütün yapabileceğinizi yapın; şüphesiz ben de yapıyorum."”Her Peygamber, her Mehdi geldiğinde, kavminden insanların böyle zırzopları, sahtekarları, alçakları mutlaka bir karşı atak yapmışlardır, zulüm yapmışlardır, iftiralar atmışlardır, baskı yapmışlardır, engellemeye çalışmışlardır. Ayet bu hususa dikkat çekiyor. Şeytandan Allah’a sığınırım; “De ki: "Ey kavmim, bütün yapabileceğinizi yapın; şüphesiz ben de yapıyorum. Bu yurdun (dünyanın) sonu, kimindir, bilip-öğreneceksiniz. Gerçekten zalimler kurtuluşa ermeyeceklerdir."” “Bu yurdun (dünyanın) sonu, kimindir, bilip-öğreneceksiniz,” 1993 yapıyor ebcedi. MaşaAllah. “Hiç şüphesiz, size vadedilen mutlaka gelecektir. Ve siz aciz bırakılacak değilsiniz.” Müslümanlara vaat edilen nedir? Mehdi (a.s), Hz. İsa (a.s), Kıyamet. Allah vaadinden asla dönmez, inşaAllah.
Bismillah. Sebe Suresi, 18. ayet, “Kendileriyle, içlerinde bereketler kıldığımız memleketler arasında (biri diğerinden) görünebilen şehirler var ettik ve orada yürüme (imkanlarını) takdir ettik: "Oralarda geceleri ve gündüzleri güvenlik içinde gezip dolaşın" (dedik).” 2023, bu ayet zaten Allahualem açıkça İstanbul’a bakıyor. Çünkü bir şehirden, diğer şehrin görüldüğü yer İstanbul’dur. Çünkü her ilçesi bir şehirdir İstanbul’un. Tamamı bir şehir. Birbirlerinden görünmeleri İstanbul’a mahsus. “Orada yürüme (imkanlarını) takdir ettik.” Geniş caddeler var, yollar var. “"Oralarda geceleri ve gündüzleri güvenlik içinde gezip dolaşın" (dedik).” 2023’de bunun olacağı anlaşılıyor. Ebcedi 2023’ü veriyor, inşaAllah.
Zuhruf Suresi, 61. ayet, Hz. İsa (a.s) ile ilgili ayet. “Şüphesiz o,” Hz. İsa (a.s), “kıyamet-saati için bir alamettir. Öyleyse ondan (kıyametten) yana hiçbir kuşkuya kapılmayın ve Bana uyun. Dosdoğru yol budur.” Ebcedi 2026 veriyor. MaşaAllah.“Şeytan,”deccal, “sakın sizi (Allah'ın yolundan) alıkoymasın.” Sizi Darwinist, materyalist yapmasın. “Gerçekten o, sizin için açıkça bir düşmandır.”
63. ayet, “İsa, açık belgelerle gelince, dedi ki:” İnşaAllah Kuran ile gelecek, ““Ben size bir hikmetle geldim ve hakkında ihtilafa düştüklerinizin,” işte teslis inancı, sapkınlıklar, neyse, “"hakkında ihtilafa düştüklerinizin bir kısmını size açıklamak için de. Öyleyse Allah'tan sakının ve bana itaat edin.” “Şüphesiz Allah, O, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir; şu halde O'na kulluk edin. Dosdoğru yol budur."“Sonra, içlerinden birtakım fırkalar ihtilafa düştü. Artık, acı bir günün azabından vay o zulmetmiş olanlara” diyor Allah. Kıyamet gününden bahsediyor Allah. Buradan birden Kıyamete geçilmesi de zaten Hz. İsa (a.s)’ın, ahir zamanda geleceğinin bir alameti olmuş oluyor. Ayetin akışından o anlaşılıyor.“Onlar, hiç şuurunda değilken kendilerine apansız geliverecek olan kıyamet-saatinden başkasını mı gözlüyorlar?”Onlar hiç tahmin etmezlerken yani Bediüzzaman’ın 1545 tarihiyle alay edecekler. “Neredeymiş kıyamet, kopsun da bir görelim” diyecekler, tahmin etmeyecekler. Çünkü Nemesis hiç görülmeyen bir şey. “Onlar, hiç şuurunda değillerken” diyor. Çünkü kahverengi cüce görünmüyor. Ne zaman göktaşı fırlatacağı belli olmuyor. Hiç şuurunda değilken ani yakalanacaklar, inşaAllah.
68. ayet, “Ey kullarım, bugün sizin için korku yoktur ve siz mahzun olmayacaksınız.” Bu da 2023 tarihini veriyor, maşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Ey kullarım, bugün sizin için korku yoktur ve siz mahzun olmayacaksınız.” Tam 2023 ebcedi, açıp bakabilirler, inşaAllah.
Kapanış konuşmasını yapabiliriz inşaAllah.
SUNUCU:Bizi yarın 22:00’dan itibaren Kocaeli Tv, www.HarunYahya.Tv sitemizden ve ayrıca Mavi Karadeniz Radyo’dan takip edebilirsiniz.
Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...Aileler Sn. Adnan Oktar için ne dediler?
Devamı ...
Sizden Gelen Güzellikler
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...