SUNUCU: İyi akşamlar sayın izleyicilerim ve dinleyicilerimiz bu akşam Aba Tv, Kocaeli Tv, Mavi Karadeniz Radyo, www.HarunYahya.Tv, Çorum Kanal 19, Mardin Kanal 47, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Uşak Egem Tv’den canlı olarak yayınlanan, Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri Programımıza hoş geldiniz. Nasıl başlamak istersiniz?
ADNAN OKTAR: Şeyhim, tekellüm buyurun.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah ne haddimize. Hocam bugün Vatan Gazetesindeki haberde, Wall Street Journal Gazetesi; “Türkiye’nin bölgede herkesle konuştuğunu, son derece gelişmiş ve eşsiz bir rol oynadığını ve pek çok Arap Ülkesinin Türkiye’ye lider ülke olarak bakmaya başladıklarını” yazmış Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kardeşim şimdi bunlar böyle yazdığında bunun anlamı şudur: Eğer siz Türk İslam Birliği’ni kurarsanız biz Amerika olarak, dış politika anlayışı olarak bundan memnun oluruz, hoşumuza gider. Amerikan gazetelerinde bu haberlerin çıkmasının amacı budur. Çünkü sürekli övücü haber çıkıyor, Türk İslam Birliği’ni. Bazı korkaklar var onları rahatlatmak için söylüyorum. Adam açıkça “biz kabadayıyız, şöyle delikanlıyız, böyle” diyor, fakat buraya gelince “İsrail müsaade eder mi, Amerika müsaade eder mi?” İsrail de müsaade ediyor, Amerika da müsaade ediyor. İsrail canı gönülden istiyor Türk İslam Birliği’ni, Amerika da canı gönülden istiyor. Niye istemesinler? Anarşi, terör kalkacak, yobazlık kalkacak, rezillik kalkacak, fakirlik kalacak, niye istemesinler? Onların da lehine, herkesin lehine. Herkes özgür olacak. Böyle bir hayatı kim istemez. Dolayısıyla bu gazetelerde çıkan haberler de, Amerikan dış siyaset anlayışının açıklamasıdır. Amerika resmi açıklama yapmaz, böyle açıklama yapar, basın kanalıyla açıklama yapar.
ALTUĞ BERKER: Zaman Gazetesi’nde, Ekrem Dumanlı yazısında, Fethullah Hocamıza yöneltilen suçlamamlar hakkında bir yazı yazmış. Yazısında özetle; “Fethullah Hocanın dünyadan geçmiş sadece Allah rızasını arayan, kendi takipçilerine siyasetten ve dünya debdebelerinden uzak durmalarını vasiyet eden, sadece Allah’a yönelmiş bir mümin olduğunu, dolayısıyla böyle bir insana kendini gösterme iktidarı ele geçirme, her şeye hükmetme gibi siyasi amaçlar taşıdığı suçlaması yöneltmenin, ne Fethullah Hoca’yı ne de onun hizmet arkadaşlarını asla anlayamamaktan kaynaklandığını” yazmış Hocam.
ADNAN OKTAR: O dediği doğru. Fethullah Hocanın birçok hastalığı var. Kendi hastalıklarıyla, kendi rahatsızlıklarıyla mücadele eden bir insan. Ve halim bir insan, çok şefkatli. Yaşı da ileri bir insan, öyle bir hırsı olmayacağını 5 yaşındaki çocuk bile anlar. Orada biraz sevgisizlik, biraz şefkat noksanlığı, biraz da akledememekten kaynaklanan sathi tavırları var. Bir de Fethullah Hocamız öyle maceradan, öyle çılgın hareketlerden, tehlikeli hareketlerden şiddetli kaçınan bir insandır. Camia olarak da kaçınırlar, onlar öyle gerilimden çok tedirgin olurlar. Sakin ve huzurlu ortam isteyen insanlardır. Dolayısıyla, polisin içerisine adamlar yerleştirecekler, şuna buna operasyon yaptıracak, bilmem ne olacak. Öyle bir konuları yok, biliyorum ben. Arkadaşlarım da biliyorlar, öğrenci çocuklar da var, hiç kimseye de karışmıyorlar. Mesela o okulda okuyan çocuklara imkan sağlıyorlar evlerde. Kaç tane çocuk, buraya gelen genç kızlarla da konuştum, delikanlılarla da konuştum. Dedim “size herhangi bir baskı yapıyorlar mı?” İlla şu kitap okuyacaksınız, şunu okumayacaksınız diye. “Hiçbir şekilde böyle bir şey yok” dediler. Çünkü çok alakasız tipler de okuyorlar orada, mesela solcu çocuklar var, o dershanelerde okuyorlar. Kimsenin kimseye karıştığı yok. Dolayısıyla öyle bir suçlama yersiz. Fethullah Hoca tabii iyi olsun istiyor insanlar, hayat güzel olsun, bütün dünya kardeş olsun. Türk İslam Birliği olsun istiyor. Hiçbir insan kusursuz değildir. Hataları eksikleri olur ama tekfir etmek, küfürle itham etmek, nefret etmek, çok adice hareketler bunlar. Müslümana yakışacak hareketler değil. Kol kırılır yen içinde kalır derler, eğer illaki öyle bir şey varsa bile, insan bir mektup yazar, Hocam şurada şu hatanız var dersin, o da Müslüman, onu düzeltir. Ama çıkıp büyük televizyon kanallarına işte “bu insan Amerikan ajanıdır, CIA hesabına çalışıyor, dini değiştirecek, İslam’ı yok edecek şöyledir, böyledir.” Hem ayıp, hem günah, hem çirkin, hem de vicdansızlık ve çok kızdırıcı. Böyle tiplere bakıyoruz kendi arkadaşlarından da nefret ediyorlar, herkesten nefret ediyorlar, sevdikleri kimse yok. Bir tek kendilerini seviyorlar, var öyle bir Hoca biliyorum. Bir tek kendini beğeniyor, kendi arkadaşlarını, caminin imamına varıncaya kadar herkese karşı tavır almış. Barış insanı, sevgi insanı olmak lazım, dostluk insanı olmak lazım. Güzelliği aramak, en hoş olan odur. Hayrettir, mesela sevgi zevkli bir şey, dostluk zevkli bir şey, affetmek, dost olmak çok güzel bir şey, adamlar bunu istemiyorlar. Küfretmek, saldırmak, hakaret etmek, düşmanlık bundan zevk alıyorlar. İnanılır gibi değil. İnsan baldan, baklavadan zevk alır. Bunlar zehirden zevk alıyorlar. Ateşten zevk alıyorlar, çok garip. İyiliği güzelliği savunan insan çok nadir oluyor. Bakıyorum gazetelere, sevgiden bahseden bir yazı arıyorum, çok zor bulmak. Şefkatten bahseden, kardeşlikten bahseden, Türk İslam Birliği’nden, İttihad-ı İslam’dan bahseden yazılar arıyorum, çok nadir buluyorum. Hep düşmanlık, öfke, saldırganlık. Bu Allah’ın hikmeti, hayret verilecek bir şey. İnsanın demek ki tiynetinde var. Cenab-ı Allah diyor ki Kuran’da; “Melekler kan dökecek, zulüm yapacak insanlar mı yaratacaksın” diyorlar Cenab-ı Allah’a. “Allah siz bilmezsiniz ben bilirim” diyor, mealen yaklaşık.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam. Oral Çalışlar Radikal Gazetesi’nde, sol görüşlü bir gazeteci ancak son zamanlarda sık sık Said Nursi Hazretleri’ni öven, ve Üstad’ın çektiği zorlukları dile getiren yazılar yazıyor. Bugün de yazısında; “Sol ideoloji benimsediği gençlik döneminin ve çocukluğunun en korkutucu karakterinin Nurcular olduğunu ve o dönemde basında her gün Nurculara ait haber çıktığını” yazmış. “27 mayıs müdahalesinin öncesinde Başbakan Menderes’in, Said Nursi’nin elin öptüğü ideasının, CHP’nin Demokrat Partiye yönelttiği suçlamaların başında geldiğini” söylemiş. “Bu nedenle Hür adam filminin bir anlamda Said Nursi’yi, tarihin yasak olan raflarından çıkartıp, meşru zemine taşıdığını, Üstad’ın öğretilmeyen ve gösterilmeyen bir boyutunu ortaya koyduğunu ancak yine de üstadı tanımak için hala alınması gereken çok yol olduğunu” belirtmiş. Ayrıca Üstad’ın “araştırdım bize bu zulmü yapanlar Türk değil, Türkler böyle acımasızlık yapan bir millet değildir” sözüne dikkat çekmiş. “Said Nursi’nin böyle hoşgörülü bir tutum almasını onun affediciliğine bağlıyorum” demiş.
ADNAN OKTAR: Bazı solcular böyle Müslüman ahlakı gibi ahlak gösteriyorlar, çok şefkatli oluyorlar, mesela saygılı hürmetkar oluyorlar, sosyal adaleti çok savunuyorlar içten, adaletsizliğe karşı çok ciddi tavır alıyorlar, bunlar çok hoş. Mesela Altan kardeşlerde var o, Ahmet, Mehmet Altan, onlarda dikkatimi çekiyor. Oral Çalışlarda var. Yine birçok solcu aydında var. Tavırları güzel ama bir kısmı ağzından zehir akıyor adeta, onlar çok öfkeli, çok ters bir üslup geliştiriyorlar, Allah onlara hidayet versin.
ALTUĞ BERKER: “Venezuela BaşbakanıChavez Devlet Bakanı Taner Yıldız’ı kabul etmiş. Devlet Bakanımıza çok üst düzey bir protokol uygulanmış ve çok güzel ağırlanmış. Chavez; “Türkiye ve Venezuela’nın ilişkilerinin geliştirilmesi konusunda çok istekli olduklarını” ifade etmiş. Ülkenin ihtiyacı olan 2 milyon konutu TOKİ’nin yapması karşılığında, Türkiye’ye çok ucuz fiyattan petrol vermek üzere anlaşılmış Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Chavez delikanlı. Mesela bak bu da solcu, hatta bildiğim kadarıyla komünist ama Mehdi (a.s)’ı bekliyor, İsa Mesih (as)’ı bekliyor. Benim böyle komüniste saygım olur.
ALTUĞ BERKER: Allah’ın adını anıyordu bugün haberlerde gördüm.
ADNAN OKTAR: TabiiAllah’a karşı sevgisi var, Peygamber (s.a.v)’e karşı sevgisi var, Mehdi (a.s)’ı bekliyor, İsa Mesih (as)’ı bekliyor. Bana ne onun komünist olmasından. Hiç rahatsız olmam. Hakikaten saygı duyuyorum, şefkat duyuyorum, sempati duyuyorum. Komünist olmasına rağmen. Ben öyle katı değilim inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Bugün Fatih Çekirge Hürriyet Gazetesi’nde; “Amerika’nın komünizme karşı mücadele etme ve demokrasi getirme bahanesiyle Irak’ta 1 milyondan fazla masum insanı katlettiğini, bu insanların 500 bininin kolsuz, bacaksız kaldığını, kör olduğunu” yazmış. “Vietnam’da da aynı bahaneyle 4 milyon insanı, çoluk çocuk, ihtiyar, kadın demeden öldürdüğünü, 20 milyon ton bombayı masum bir halkın üstüne yağdırdığını, 70 milyon litre kimyasal bomba kullandığını” söylemiş. Ayrıca Fatih Çekirge, “Amerika’nın insanlara yaptığı zulmün büyüklüğünü ve tüm bu gerçekleri daha yeni bu kadar net anladığını ve bu vesileyle Filistindeki ve diğer yerlerdeki durumu da düşündüğünü” belirtmiş.
ADNAN OKTAR: İyi Fatih Çekirgede demek ki olumlu gelişmeler başlamış, hayra alamet bu. Demek ki, aydınlarımızda bir vicdan kıpırdanması başlamış. Çok önemli verdiği bilgi. Yani deccaliyetin tarifi açısından çok önemli. Meydana gelen zulmün anlaşılması açısından çok önemli.
ALTUĞ BERKER: Has Partide istifalar başlamış Hocam. Has Parti Kırklareli İl Başkanı ve toplam 18 üye, kişisel anlaşmazlıklar ve seslerini merkeze duyuramama gerekçesiyle partiden istifa ettiklerini açıklamışlar.
ADNAN OKTAR: Niye, içinde eski komünistler falan var, demokratik bir platform oluşturup, olayları demokratik yönden değerlendirip, sosyalizmin gelişeceği veyahut gelişmişliği üzerine bir konuşma yapabilirlerdi, niye ayrılmışlar ki? Daha önce dedim “arkadaş” dedim, “Hocam” dedim artık, “muhterem” dedim, “sen başarılı olamazsın” dedim. Çünkü zemin kaymış. Anlattık ve “tek kalırsın” dedim. Nitekim görürsünüz bakın seçimlerde de 0,00 böyle.
SUNUCU: Hep öyle oluyor.
ADNAN OKTAR: Evet. Söz dinlemiyor gidiyor alakasız adamların sözünü dinliyor. Aydın Doğan’ın sözünü dinliyor, şunun bunun sözünü dinliyor. Eğer samimi ve candan tavır takınmış olsaydı, Erbakan Hocamız’a karşı şefkatli saygılı, hürmetkar olsaydı, vefa hisleri çok güçlü olsaydı, bugün baş tacı edilirdi, çok saygı görürdü. Kendini uyanık zannetti, çok akıllı zannetti, küresel güçlere güvendi. Halbuki Allah’a güvenecekti. Küresel güç insanı işte böyle yapar, bu hale getirir. Allah’a güvenseydi, bambaşka olurdu. Allah hidayet versin yine tabii inşaAllah, akıllanır inşaAllah daha iyi olur. Akıllı da, daha akıllı olsun inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Bugün Yeni Şafak’ta Hakan Albayrak; “yüzde 94.2” başlıklı bir yazı yazmış. “Mavi Marmara gecesi düzenlenmiş Lübnan’da ve o gece Müslüman, Hristiyan, Şii, Sünni, dindar, laik, ümmetçi, milliyetçi herkes katıldı” diye yazmış. “Mavi Marmara olayı tüm Türkiye’yi bir araya getirdi. Belki ilk günlerde tartışmalar çıktı ama özünde herkes aynı kanaatteydi” diye yazmış. Ayrıca bir araştırma şirketi Türkiye çapında bir araştırma yapmış ve “Mavi Marmara olayında yüzde 94.2 kişi filoyu haklı, İsrail’i haksız” buluyormuş.
ADNAN OKTAR:Haksızlık tabii ki tartışılmaz ama o dönemde söylemiştik. Yani akıllıca, samimi, sevgi dolu bir tavır dünyada da çok sempati toplar. Mesela dersin İsrail’e gelin arkadaş bakın yardım malzemesi, askerler gelsin baksınlar, hatta onlar yardım edip askerleri içeri alırlar, buyrun bakın dersiniz, kameraların gözü önünde, bir şey yok. Dağıtımı da hep birlikte yapalım diyebilirlerdi. Ama kader vardır bir hayır, ama o adamların da tabii gidip çoluğun çocuğun alnına üçer, beşer kurşun sıkması akılla, vicdanla bağdaşır bir yönü yok bunun. Bu cinayet tabiî ki, zulüm. En güzeli İsrail’in yapacağı, nezaketli bir tarzda özür dilemek ve tazminat. Bu çok kolayken bunu gurur meselesi yapmak, bu konuyu böyle gündemde tutmak, çok yanlış hareket. Haksız değil Türkiye bu konuda, son derece haklı. Çünkü bir çocuğun, genç delikanlının yüzüne birkaç el kurşun sıkılması, elinde silah yok, hiçbir şey yok, nasıl açıklanır bu? Özür dilenmesini bizim beklememize gerek yok, zaten hiç söylemeden özür dilemeleri gerekirdi. Bu bir nezaket, saygı gereğidir. Eninde sonunda özür dileyecekler benim kanaatim. Fakat gereksiz bir gerilim oldu, inşaAllah o da ortadan kalkar. Çünkü biz İsrail’i Türk İslam Birliği içerisinde görmek istiyoruz. Türk İslam Birliği’nin bir parçası olarak göreceğiz. Ermenistan, İsrail, özellikle bunlar kilit ülkelerdir. Ve Müslümanların nasıl koruyucu, nasıl şefkatli olduğunun da dünyaya gösterilmesi gerekiyor. Müslümanları hep Hristiyan, Yahudi düşmanı gösteriyorlar. Böyle bir imkan olduğunda, Yahudilere gösterilen şefkat, Hristiyanlara gösterilen şefkat dünyaca görüldüğünde, İslam’ın ne kadar sıcak ve sevgi dolu bir din olduğunu daha güzel görmüş olacaklar. Aynı Resulullah (s.a.v) devrinde olduğu gibi. Resulullah (s.a.v) nasıl ehli kitap geldiğinde onları ağırlamak için cüppesini çıkarıp altlarına seriyordu, zor durumda kaldığında Müslümanlar nasıl gidip Hıristiyanların yanına hicret ediyorlardı, aynı ruhla, Resulullah (s.a.v)'ın yaptığı aynı uygulamayı biz de inşaAllah uygulayacağız. Ve dünyaya bunu göstereceğiz. Hristiyan ve Yahudileri tuttuğu yerde kesmek, asmak düşüncesi, şiddetli nefretle onları ezmek düşüncesi, Kuran’a uygun olan bir düşünce değil. Bu yaranmak için, bazı çevrelerde etkili olmak için, taraftar toplamak için bazı fanatiklerin ortaya çıkardığı bir zulüm sistemi. Kuran’ın hükümlerine göre biz hareket etmek durumundayız. Kuran’da Allah Hıristiyanlar için açıkça söylüyor. “Biz Hıristiyanlarız diyenleri kendinize yakın bulacaksınız” diyor Allah. Adam bu ayeti hiç hükmünde görüyor, hiç. “Allah Hıristiyanları La ilahe illAllah’a çağırın” diyor. Adam o hükmü de, ayeti de hiç yerine koyuyor. Hristiyanlarla ilgili Kuran’da birçok hüküm vardır, bir tek bu ayetler değil. Ayrıca Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in fiili sünneti olarak da birçok uygulama vardır. Adam bu hakikatleri hiç yerine koyduğunda, Kuran’a uymamış olur. Eğer bu ayetleri kabul etmiyorsa zaten dinden çıkar. Dolayısıyla biz Hristiyanlık, Musevilik hak dindir demiyoruz. Hak din İslam’dır. Bunu herkes bilir. Fakat Hristiyanların ve Musevilerin şefkate, korunmaya ihtiyaçları olduğunu bilmeleri gerekiyor insanların. Güzel ahlakla, sevgiyle o insanlar İslam’a kazandırılır. Saldırganlıkla, ters tavırlarla, hakaretle, asıp keserek İslam’a kazandırılmaz. Dolayısıyla böyle nefrete dayalı bir politika Müslümanlıkta yok. Cenab-ı Allah sözün en güzeliyle hitap etmemizi söylüyor. Mesela Hıristiyanlarla tartışırken “en güzel bir tartışma biçimi dışında onlarla tartışma” diyor. Adam küfür ediyor, “asalım, keselim” diyor. Şimdi bu en güzel tartışma mı? En güzeli şefkatli olandır, saygılı olandır ve kazanmaya çalışan bir üslup esastır. Bizim herkesi kazanmaya çalışan bir üslup içinde olmamız gerekiyor. Masonu da o şekildedir, Yahudisi de öyledir, Hristiyanı da öyledir, her ne olursa olsun. Hatta Hz. Musa (a.s), firavunu bile kazanmaya çalıştı. Artık Firavun, asrın deccali, onu bile kazanmaya çalıştı. Hz. İbrahim (a.s) nemrutu bile kazanmaya çalıştı. Onu doğru yola getirmeye çalıştı. Firavun’a, Nemrut’a bile tebliğ yapılıyorsa, Hıristiyan’a ve Musevi’ye niçin tebliğ yapılmasın? Ve neden şefkatli davranılmasın?
SUNUCU: Ama şöyle yaygın bir düşünce var. Yahudilerle birlikte konuşmak ya da birlikte olmak da günah diye geçiyor, böyle bir şey yaygın benim bildiğim kadarıyla.
ADNAN OKTAR: İşte bağnaz kesim tarafından bu yayılıyor halbuki öyle bir şey yok.Ehli kitapla evlenilebiliyor da. Mesela bir Hristiyan kadınla, Musevi kadınla Müslüman bir erkek evlenebiliyor. “Eşim” diyor, “sevgilim” diyor, “hanımım” diyor. Çocuklar “anne” diyor, “canım annem” diyor, “biricik annem” diyor, değil mi? Çocuklar “ey kafir” demiyor, “ey lanet” demiyor. Adam da evlendiğinde “ey lanet kadın” demiyor. Ne diyor? Sevgilim, aşkım diyor, eşim diyor, helalim diyor. O yüzden Müslümanlığı çarpıtmaya kalkmak, Kuran’a uymamak haram olur. Kuran’da, onların yiyeceklerini de siz yiyebilirsiniz diyor, Allah. Mesela Hristiyanlar La ilahe İllAllah diyen Hristiyanların ve Musevilerin yemekleri yeniliyor. Özellikle ayet bunu açıklamış ve onlarla evlenebileceğimizi söylüyor. Onlardan hanım alabileceğimizi söylüyor Allah. Kuran ayeti. Ve “Güzel bir tartışma tarzının dışında onlara tartışmayın” diyor ve “onları La ilahe İllAllah’a çağırın” diyor. Dolayısıyla öyle saldırgan ve bağnaz bir üslup Müslümanlıkta yok. Bağnaz bazı kişiler bunu ucuz kahramanlık olarak, etraflarından takdir toplamak için, inanmadıkları halde, bunun zulüm olduğunu bildikleri halde bunu yapıyorlar. Çünkü böyle tipler dinde taviz vermeyen yaman Müslüman gibi tanınıyor bazı cahil çevrelerde. Böyle asan, kesen, saldıran, bombalayan, bu tam hakiki Müslüman, taviz vermiyor diyorlar. Halbuki gerçek anlamda taviz veren onlar ve Kuran’ı uygulamayanlar da onlar. Kuran’a uygun hareketleri Allah bize açıklamış, bunun dışında biz yeni bir yol bulamayız, yeni bir yöntem bulamayız. Dolayısıyla şefkatli davranmak durumundayız, eğer Allah’ın rızasını istiyorsak. Öbür türlü şeytani olur, deccali bir hareket olur, Müslümanlığa yakışmaz. Çünkü Allah Hıristiyanları doğrudan Müslüman yapın demiyor ilk aşamada, La İlahe illAllah’a çağırın diyor. Deyin ki “sizin Allah’ınız da bir bizim Allah’ımız da birdir” bunu deyin diyor. Allah bunu beğeniyor, yani onların La ilahe İllAllah demesini beğeniyor Allah. Çünkü Allah’a karşı dostluğunu göstermiş oluyor o insanlar, sevgisini göstermiş oluyor. Allah’ın onlara dost olması için de, Allah’ın da onları sevmesi için de, Allah’ın dediğini yerine getirmeleri, yani Muhammedi olmaları, yani Kuran’a tabi olmaları gerekiyor. Ama Allah, La ilahe İllAllah demelerini hiç hükmünde görmüyor. Onu bir güzellik olarak görüyor. Hiç olarak görse Kuran’da belirtmezdi Allah onu. Demek ki onun bir hükmü var, bir anlamı var ki Allah onu beğendiği için istiyor. Dolayısıyla Müslüman da La ilahe İllAllah demeleri için gayret edecek.
ALTUĞ BERKER: İlgili ayeti okuyorum Hocam inşaAllah, Şeytandan Allah’a sığınırım. Ali İmran Suresi 69. Ayet
“De ki: "Ey Kitap Ehli, bizimle sizin aranızda müşterek (olan) bir kelimeye (tevhide) gelin. Allah'tan başkasına kulluk etmeyelim, O'na hiçbir şeyi ortak koşmayalım ve Allah'ı bırakıp bir kısmımız (diğer) bir kısmımızı Rabler edinmeyelim.”
ADNAN OKTAR:Bak çok net. Yani rahipleri, din adamlarını böyle hüküm koyucular olarak “Allah yerine koymayın” diyor Cenab-ı Allah, Allah gibi görmeyin diyor. “Hüküm koyucu Allah’tır” diyor. Bazı cahil Müslümanlar da kendi şeyhlerini hüküm koyucu olarak görüyorlar. Kuran’ın üzerinde bir güç olarak görüyorlar, onlar da rahiplerini ve din adamlarını hüküm koyucu, Allah adına hüküm getiren insan olarak görüyorlar. Bunun yanlış olduğunu söylüyor Allah. Hüküm koyucu Allah’tır, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Peygamber Efendimiz(s.a.v)’ın bir hadisini okuyorum; “deccalin, Peygamber (s.a.v.)’in yoluna davet ettiğine dair hadisi inşaAllah, Buhari’de. Abdullah Bin Mu'tim radıyallahu anh hadisinde varid oldu ki; "Nebi sallallahu aleyhi ve selem (peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurdu; "Deccal şüphesiz o doğu tarafından gelir ve benim yoluma davet eder.”
ADNAN OKTAR: Evet böyle bir hadis var. Demek ki,ahir zamanda bir kısım deccaller türeyecek. Çünkü deccallerin vasfı aynıdır. Peygamber (s.a.v)'in sünnetine davet edecek, Ehl-i Sünnet itikatinde olduğunu söyleyecek, hakiki dindar olduğunu, çok takva olduğunu iddia edecek. Fakat deccallik yapacak, deccal görevi. İslam dışı, İslam’a zıt bir ruh halinde olacak. Saldırgan ve Müslümanlara düşman, barışı, kardeşliği, İttihad-ı İslam’ı istemeyen, Türk İslam Birliği’ni istemeyen, fitneyi arayan, kargaşayı arayan, zulmü arayan ve kökeninde de İslam’ı yaşamayan, gizli deccaller olacağına Peygamberimiz (s.a.v) işaret etmiş oluyor. “Benim yoluma, benim sünnetime davet edecek” diyor. Demek ki koyu Ehl-i sünnet inancında kendini göstererek deccaller ortaya çıkacak. Buna karşı da Peygamberimiz(s.a.v) uyarıyor ümmeti. Hatta onların kıyafetlerinden de bahsediyor, tavırlarından da, sayılarından da bahsediyor. Mesela “yetmiş bin kişi başları tıraşlı, sarıklı, deccal avanesi zuhur eder” diyor ve Hz. “Mehdi (a.s)’a karşı saldırıya geçerler, atak yaparlar” diyor. Zaten deccalin ana vasfı, anti Mehdi (a.s) olmasıdır. Yani Mehdi (a.s) zıttı olmasıdır. Mehdi (a.s) zıttı olan her hareket deccal hareketidir. Peygamberimiz (s.a.v)’in hadislerine göre bu böyledir. Çünkü iki cereyan var. Biri Mehdi (a.s), biri deccal. Deccal, Mehdi (a.s) karşıtıdır, Hz. Mehdi (a.s) da, deccal karşıtıdır. Ahir zamanda bu iki hizbin mücadelesi vardır. Dolayısıyla çeşitli, irili ufaklı deccallerden bahsediyor Peygamberimiz (s.a.v). O deccallerden bahsederken ortak özellikleri olduğunu görüyoruz. Buradaki hadiste de Peygamberimiz (s.a.v)’in sünnetine davetle ortaya çıkacak bir deccalden bahsediyor. Koyu Ehl-i sünnet itikatında olduğunu iddia ederek ortaya çıkacak bir deccal, fakat anti Mehdi (a.s). Yani Mehdi (a.s) karşıtı, Mehdi (a.s)'ı durdurmak için, şeytan tarafından görevlendirilmiş bir mahluk. Bir iblis ama insan görünümünde, dolayısıyla Müslümanlar onun koyu Ehl-i sünnet görünümdeki tavrına bakıp onun gerçek mahiyetini göremeyecekler. Bu anlatılmış oluyor inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Peygamber Efendimiz (s.a.v) şöyle buyuruyor Hocam; “Ahir zamanda koyun postuna girmiş cahil alimlerin ortaya çıkacağını, Mehdi (a.s)’ın alameti olarak” buyuruyor. “Çünkü onlar kalpleri canavarlaşmış kuzu kılığına girerler” diyorlar.
ADNAN OKTAR:“İblis taraftarı ve deccaliyetin bütün vasıflarını üzerinde toplamış bir anti Mehdi şeklinde zuhur edeceğini” anlatıyor Peygamberimiz (s.a.v). “Canavar ruhlu insanlar, koyun kılığına girecekler” diyor.“Çünkü onların kalpleri canavarlaşmış, kuzu kılığına girerler” diyorlar. Baktığında demek ki anlayamıyorlar kıyafetlerinden, üslubundan, koyu Ehl-i sünnet inancında olduğunu iddia etmesinden, Müslümanlar fark edemiyorlar. Peygamberimiz (s.a.v)’in oradaki ifadesi çok manidar, “benim yoluma davet eder” yani “sünnete davet eder” diyor. Fakat deccal. İrili ufaklı bir çok deccalden bahsediyor Peygamberimiz (s.a.v), ahir zamanda Mehdi devrinde otuza yakın deccalden bahsediyor. Hatta kadın deccal de var aralarında. Herkes bilir meşhurdur, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Ahir zamanın ünlü yobazının deccalin ve süfyanın özelliklerini taşıyacak olduğunu söylemiştiniz Hocam. Bediüzzaman Hazretleri de, onun için; “Aklıyla ve zekavetiyle faaliyet yapacağını” söylediğini anlatmıştınız. Şöyle söylüyor Üstat Hazretleri; “zekâvetiyle ve fenniyle ve siyasî ilmiyle o mevkii kazanır ve aklıyla çok âlimlerin akıllarını teshir eder, etrafında fetvacı yapar ve çok muallimleri kendine tarafdar eder”.
ADNAN OKTAR:Evet demek ki deccallerin ortak özelliği bu, zeki olmaları, ilmi olması, aklı ile çok alimlerin akıllarını tesir etmesi, fetvacı yapması. Bak, “etrafındakileri de fetvacı yapar ve çok alimleri kendine taraftar eder.” Birçok kişiyi de kendine taraftar ediyor. “Bazı insanlar onu gerçek bir mürşit sanıppeşine düşecek” diyor Peygamberimiz (s.a.v). Yani hakiki bir mürşit, bir tarikat ehli, değerli bir insan zannederek bazı insanlar onu gerçek bir mürşit sanıp peşine düşeceklerdir diyor. “Deccal çıktığı zaman insanlar ilk defa iman ve doğruluğa davet edecek. Herkes onu sahici birmürşit sanıp peşine takılacak. Bunu görenakıl sahibi kişiler ondan ayrılacak” diyor. Aklı olanlar, akıl sahibi kişiler. Uyandıran kim olacaktır? Mehdi (a.s) olacaktır. İki güç sürekli mücadele halinde olacaktır. Bir deccal ordusu bir de Mehdi (a.s) taraftarları. Deccal tek başına olmuyor, otuza yakın deccal var. İrili ufaklı deccaller var. Ama vasıfları aynı, aynı karakteri gösteriyorlar. Yöntemleri, üç aşağı beş yukarı aynı oluyor. Fakat aleni farklılıkları olduğunda Peygamberimiz (s.a.v) onları tek tek belirtiyor. Mehdiler vardır, muhtelif Mehdiler vardır ama o muhtelif Mehdiler hakkında çok az rivayet vardır. Ama asıl Mehdi (a.s) hakkında çok detaylıdır, çok kapsamlı bilgi vardır. Yani yüzde 99 asıl Mehdiyle ilgilidir. Yüzde 1 diğer Mehdilerle ilgili bilgi vardır. Çok azdır.
Fethullah Hocamız’ın o konuşması çok hayati, onun için o konuşmayı gösterelim.
-VTR- Fethullah Gülen Hocaefendi Hazreti Mehdi (a.s)’ı Anlatıyor.
ADNAN OKTAR: “Muhammed Mehdi (a.s) ile yüz yüze geliriz” diyor hadislere baktığımızda. Ve burada bakın çok hayati; “ahkama ait hükümlerde bile, sahabeler bu kadar detay vermemiştir” diyor. “Ahkam” yani namaz oruç, zekat, dinin bütün ahkamına ait konularda bile diyor “sahabeler bu kadar kapsamlı bilgi vermemiştir. Tevatür derecesindedir” diyor “Mehdi (a.s) ile ilgili hadisler.” Dolayısıyla Mehdi (a.s)’ı reddeden bazı tipler var ya bunlar Mehdi (a.s)’ı reddettiğinde, Ehl-i sünnete ait bütün itikadi temellerin tamamını reddetmiş olurlar. Çünkü bakın ahkama ait hadisler kıyaslandığında, Mehdi (a.s) ile ilgili hadislerin çok daha fazla olduğunu görüyoruz. Ve çok daha fazla sahabe tarafından bildirildiğini görüyoruz. Eğer Mehdi (a.s) reddedilirse, ehl-i sünnet itikadı kalmaz. Yani tamamı olduğu gibi gider. Şii inancı da kalmaz, Caferi inancı da kalmaz. Hiçbir şey kalmaz. Bunu bilecekler. Dolayısıyla Mehdiliğe inanç vaciptir. Hz. İsa (a.s)’ın inişine inanç vaciptir, yani farzdır. İkinci bir iddia olamaz. Hanefi, Hanbeli, Maliki, Şafi mezheplerinde ittifak vardır. Hepsi aynı şeyi söyler ve bütün Kütüb-i Sitte’de Mehdi (a.s), çok kapsamlı anlatılmıştır. Ayrıca tahakkuk ettiği için, hadisler ayrıca mütevatir hale gelmiştir. Yani şimdi bir mütevatir hadisler var, bir de zayıf hadisler var. Zayıf hadisler de aynısıyla tahakkuk ettiği için, mesela diyor ki “Fırat’ın suyu kesilecek” Peygamberimiz (s.a.v). Kesilmiş. Mütevatir oldu. “Kabe’de baskın olacak” diyor. “Mehdi (a.s)’ın çıktığı yıl.” Oluyor, mütevatir hale geliyor. “Ay ve güneş tutulmaları olacak” diyor. Mütevatir hale geliyor. Dolayısıyla yüzün üzerinde hadis mütevatir hale geldi. Ayrıca sahabelerden gelen hadislerle de birleştiğinde Mehdiyet’in reddedilmesi imkansız hale geldi. Kilitlendi bu konu artık.
Şimdi Fethullah Hocamız’ın Hocası, çok muhterem, mübarek Mehmet Kırkıncı Ağabeyimizi, Hocamızı dinleyelim.
VTR-Mehmet Kırkıncı Hocamız
ADNAN OKTAR:Evet Mehmet Kırkıncı Hocamla Fethullah Hocamın birlikte bir resmi vardı onu da görelim. Çok eski zamandan beri, yıllardan beri Mehmet Kırkıncı Hocamla Fethullah Hocamız hep yan yana olmuşlardır, birbirlerini çok severler ama Mehmet Kırkıncı Hocamız tabi ilmiyle, fenniyle, mürşid yönüyle Fethullah Hocamızı yetiştiren insandır. O yönüyle çok takdir ediyoruz, çok beğeniyoruz maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Deccalin isimlendirilmeleri vardı Hocam. “Yalancı olması, çok yalancı olduğundan, gerçekleri örtmüş olması, sihriyle gerçeği adeta katranla kapatır gibi örtecektir” diyor Hocam kaynaklardan.
ADNAN OKTAR:Katranla örter gibi.
ALTUĞ BERKER:Evet. “Şüphesiz o, yeryüzünü kalabalık kitlesiyle örtecektir”, diyor Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet. Yani her zaman onun destekleyeni olur, yani “halk farkedemez” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v). Çünkü kendini gösterdiği şekliyle gerçek hali çok farklı oluyor. Arada dağlar gibi fark olmuş oluyor. “Decl” yalancı demek zaten, decl kelime kökeni olarak yalancı demektir, yani müthiş yalan söyleme gücüne sahip olacak. Ama irili ufaklı deccaller olacaktır. Bizim anlattığımız deccal, irili ufaklı deccallerden bir tanesidir inşaAllah.
“Selamun Aleykum Muhammed Adnan Hocam, nasılsınız? Ben Mevlana diyarı Konya’dan Murat Avşar. Hocam size bir sorum olacak.” Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in ahir zamanda İstanbul’da çıkacak dediği münafık yobazı çok merak ediyorum. Yalvarıyorum size eğer Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in bahsettiği o yobaz, münafık şu kişiyse bunu ekranda bir şekilde tasdik edebilir misiniz Hocam?” Evet tasdik ediyorum, evet dediğin kişi. Alenen yazmış çünkü. “Allah sizi inandırsın çok merak ediyorum. Ellerinizden öpüyorum, Allah’a emanet olun, hayırlı geceler Hocam” diyor. Tam bildiğin gibi işte. Acayip sevimliler maşaAllah.
“Çok değerli seyyid Muhammed Adnan Hocam, Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun. Muhterem Hocam Kuran-ı Kerim’de Hurufu Mukatta olarak isimlendirilen ayet-i kerimelerin gerçek anlamları nelerdir? Bu akşam sohbetinizi bu konuya ayırırsanız çok istifade edeceğiz inşaAllah. Her konuda olduğu gibi bu konuda da açıklamanız bizim için yol gösterici olacaktır. Saygıdeğer Hocam hürmetle muhabbetle o nurlu ellerinizden öper, hayırlı dualarınızı bekleriz. Sizi Allah için çok çok seven talebeniz Beytullah Aydın ve ailesi. Zonguldak.” Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. Hurufu Mukatta’nın sırları Hz. İsa (a.s) zamanında, Hz. Mehdi (a.s) zamanında inşaAllah bir hayli ortaya çıkmış olacak, Cenab-ı Allah’ın izniyle. Şimdilik benim bildiğim çok az bir bilgi var. Onu da şimdi değil daha ileride anlatabilirim. Ama biraz bilgim var inşaAllah.
Fransa’dan bir kardeşimiz. “Selamun Aleykum” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Çok sevdiğim mübarek Muhammed Adnan Hocam. Sizler Türkiye’den, Hristiyanları Allah’ın birliğine çağırıyorsunuz inşaAllah. Biz ise yurtdışında bencilce davranıp dünya zevklerinin peşinde koşuyoruz. Bu yanlışı anladık ve artık hep Allah’ın birliğine inanmaları için gece gündüz gayret edeceğim inşaAllah. Hem sizin, hem Hz. İsa (a.s) Peygamberimizin, hem de Mehdi (a.s)’ın talebesi olarak inşaAllah.” Fransa’dan kardeşlerimiz. “Ne mutlu Türk İslam Birliği’ni istiyorum diyene” diyor. Güzel inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Bir hadis-i şerifte malumunuz, şöyle buyuruyor Peygamber Efendimiz (s.a.v); Ramuz El-Hadis’te: “İmam Mehdi (a.s) çıktığı zaman hassaten özellikle fukahâ, fıkıh alimleri O’na düşman olacak. O’nun, Hz. Mehdi (a.s)’ın kılıncı kardeşleridir. Elinde kılıncı olmasa idi –yani kardeşleri olmasa idi- zamanın fukahâsı, fıkıh alimleri O’nun, Hz. Mehdi (a.s)’ın katliyle fetva verirlerdi.”
ADNAN OKTAR:Evet demek ki, ahir zaman yobazları, bir kısım yobazlar, o yobazların bazı başları müthiş nefret tohumları saçacaklar, içleri kin ve nefret dolu olacak ve Mehdi (a.s)’a karşı, deccal tavrı göstererek var güçleriyle gayret edecekler. Bunu görüyoruz inşaAllah.
İddia edilen Ergenekon örgütü ile ilgili bazı bilgiler getirmişler. İddia edilen Ergenekon örgütü, deccalin örgütü olduğu için, deccal komitesi olduğu için, bütün Müslümanların, inananların, bütün Türk milliyetçilerinin çok titiz olarak bu iblisât ve iblisun ordusuna karşı, var güçleriyle devletten yana tavır almaları gerekiyor. Askere, polise, savcılara, mahkemelere, hükümete bu konuda destek olmak çok hayati, çok önemli. Var güçleriyle destek olsun kardeşlerimiz. Ellerindeki her türlü bilgiyi göndersinler. Özellikle hukuk içerisinde iddia edilen Ergenekon örgütünün yapılanması çok şiddetli. Yani onu biz yıllardan beri söylüyoruz. Daha yeni yeni onun farkına vardı bazı kişiler. Devletin tabii takibinde olduğu ve o kişilerin sürekli izlendiği anlaşıldı. Fakat bizlerin de üzerine düşen çok vazife var. Mesela elimizde olan bilgileri mutlaka ilgili yerlere anında göndermemiz gerekir ve daha yapabileceğimiz de çok fazla şey var. Mesela bakın bu çalışmalar, devletin çalışmaları bütün vatandaşlarımız için de çok faydalı ama özellikle bizler için de çok büyük bir nimet oldu, iddia edilen Ergenekon örgütünün takibi sonucunda bize düşman olan bu örgüt, iddia edilen Ergenekon örgütü bize artık zulüm yapacak gücünü kaybetti. Eskiden elini kolunu sallayarak her türü melaneti işliyordu bizlere karşı, her tülü komployu, her türlü oyunu. İstediği yere devletin birçok kurumuna da etki edebiliyorlardı, bir çok yere etki edebiliyorlardı. Her yeri birbirine katıyorlardı ama şu an kolları, kanatları kırıldı. Mesela yine iddia edilen Ergenekon örgütünün dosyasından avukatımız tarafından alınan legal bir belge. “İletişim Tespit Tutanağı” polis tespiti. “Soruşturma Numarası: 20072023, Hedef Şahıs: Adil Serdar Saçan, İstanbul Emniyet Müdürü”. Telefon numarası verilmiş, tarih, saat verilmiş. “22/06/2008 Saat: 12.46. Karşı Telefon Kaydı: Mustafa Varlı”. Karşılıklı telefon görüşmesi; “Müdürüm buyur canım, nasılsın ağabey” diyor Adil Serdar Saçan. “Çay içiyorum, buyur” diyor. Adil Serdar Saçan: “Peki Adnancılardan gelen giden var mı yanına” diyor. “Yok” diyor. “Onlara haber uçurabilir misin?” “Uçururuz” diyor. “Şimdi onlara şöyle bir haber uçur”. O şahıs da “he” kelimesini uzunca anlatmış, ne demek istiyor anlamadım da. Herhalde “evet” anlamında kullanmış anladığım kadarıyla. “Bu Adnan’la ilgili elimde bir sürü belge var” diyor. O da “hıı” diyor. “Hala da şu anda bir takım belgeler var, tamam mı?” diyor. “eğer bu şekilde devam ederlerse basına verecek ve soruşturma açtıracak, şikayetçi olup diye bunların gözünü korkutmamız lazım. Ama öyle bir söylemeliyiz ki” diyor bak, “benim elimde belgeler var” diyecekmiş, biz de korkacakmışız. Bak “basına verecek ve soruşturma açtıracak.” Basına verme gücü var, soruşturma açma gücü var, kendi iddiasına göre ve “Şikayetçi olup diye bunların gözünü korkutmamız lazım. Ama öyle bir söylemeliyiz ki” diyor. “Tamam mı, anladın mı?” “Tamam” diyor. “Adnan’ın kulağına gelmesi lazım bu bilgi” diyor. Yani bana gelecekmiş. “Hiç canını sıkma” diyor. “Tamam şimdi görüşürüz, hadi sağolasın” “sağol” diyor. Şimdi biz bu konuyla ilgili, araştırma ve soruşturma için savcılığa müracaatta bulunduk. Bu konu araştırılıyor.
Başka bir tane daha var. Yine “Polis İletişim Tutanağı” “Soruşturma Numarası: 2023. Tarih, Saat: 25/02/2008 Saat: 19.53. Adil Serdar Saçan’ın Kadıköy’de, Murat Yiğit isimli savcıyla konuşması.” Polis Tespiti. Bize üç-beş kişiyi topladılar bir ara. Şimdi onlar derdestler şantajdan. Dava açıldı bu şahıslara şantajdan. Bize şantaj yaptıkları için. “Para vermezseniz hakkınızda, aleyhinizde şahitlik yapacağız” diyor adamlar. “İki yüzer milyar bize para vereceksiniz, o zaman susarız. Eğer iki yüz milyar vermezseniz bak biz ekip kurduk, aleyhinizde gidip şahitlik yapacağız ve sizi çeteden hapsettireceğiz”. Böyle bir durum. Biz de bunu polise şikayet ettik, polis bunları yakaladı, bütün bilgisayarlarını hepsinin toplayıp alıp götürdüler. Bilgisayarları bir incelendi, porno filmler, her türlü rezillik, anormallik, çırılçıplak kadın resimleri, başka anormal şeyler, tek tek saymayayım şimdi, akıl almaz şeyler, birbirleriyle irtibatları, bağlantıları hepsi ortaya çıktı. Savcılık da mahkemeye sevk etti, mahkeme de dava açtı.
Şimdi yalnız bu davanın açılması biraz sürdü o zamanlar. Savcı önce bize takipsizlik verdi. Bu adamların şikayeti üzerine bize dava açıldı. Hem DGM takipsizlik verdi, hem diğer İstanbul’daki Savcılık takipsizlik verdi ama beş-altı kere takipsizlik verdi üst üste. Sürekli takipsizlik verdi. Şimdi takipsizliği arkadaşlar Kadıköy Adliyesi’ne gönderdiler. Kadıköy’de zaten bizim her giden davamız, benim mutlaka aleyhime sonuçlanır. Kadıköy’ün özelliğidir o. Ellerine sağlık Allah razı olsun. Bir güzellik var orada. Ben dava açarsam mutlaka kaybediyorum ama biri bana dava açarsa da mutlaka karşı taraf kazanıyor. Kadıköy’ün böyle bir güzel yönü var. Teşekkür ediyorum. Şimdi olay hakkında biraz bilgi vereyim. Diyor ki Adil Serdar Saçan, Kadıköy Adliyesi’ndeki Murat Yiğit isimli savcıyla konuşuyor. Bizim dosya savcılıktan çıktı Kadıköy’e gitti, başka savcılığa gidiyor, başka mahkemeye gidiyor. Eğer mahkeme “ben bu takipsizliği evet onuyorum” derse, takipsizlik yerine geliyor. Artık dava açılamıyor. Ama mahkeme takipsizliği bozarsa o zaman dava açılıyor. Nitekim Kadıköy’e gittiğinde bizim dosya, altı kere takipsizlik almasına rağmen, DGM’de de takipsizlik almasına rağmen, Kadıköy’de bozuldu. Kadıköy’e gönderildiğinde bozuldu. Kadıköy’e bizim dosyanın gitmesinden iki gün evvelki konuşma şimdi bu. Yani bizim dosyanın oraya ulaşmasından iki gün önce yapılan konuşma. Adil Serdar Saçan: “Bir şey söyleyeceğim Kadıköy’de savcı var mı? Basın savcısı tanıdık mı?” Basın savcısı zaten bizim şeye bakan basın savcısı. Murat Yiğit, oradaki savcı; “basın savcısı değil de orada senin tanıdığın,” bak senin tanıdığın yani Adil Serdar Saçan’a, “sen tanıyorsun onu” diyor. “Senin tanıdığın, bizim oradayken Zinnur Topçu var.” Bizim davayı bozan hakim. Yani takipsizliği kaldıran hakim, dava açılmasını sağlayan hakim Zinnur Topçu. Eline sağlık, ben etki altında kaldı demiyorum. Adil Serdar Saçanı tanıması da suç değil. Helal olsun, teşekkür ediyorum hakimime, ben bir şey demiyorum da yani ilginç bulduğum için anlatıyorum. “Birinci ağır ceza reisi orada şu anda” diyor. “Adil Serdar Saçan; “Zinnur hangisiydi ya?” diyor. Bak anlamazdan geliyor. Telefonun dinlenme ihtimaline karşı uyanık tabii o polis müdürü olduğu için. Bak adam diyor ki zaten savcı; “basın savcısı o da senin tanıdığın” diyor. “Bizim oradayken Zinnur Topçu var. Birinci ağır ceza reisi şu anda” diyor. Anlamazdan geliyor Adil Serdar Saçan, “Zinnur hangisiydi ya?” diyor. Bizim davayı bozan hakimi tanımadığını söylüyor. “Bu savcıya da ihtiyacım var benim” diyor, “bir tek hakim değil de savcıyı da tanımam gerekiyor” diyor. Niyeyse o? Hepsini tanıması gerekiyormuş. Bizim davaya bakan hakimi zaten tanıyor da, savcıyı da tanıması gerekiyormuş. Murat Yiğit: “Biz gittik ya, Hicabi Bey falan ayrıldık, ondan sonra o kaldı. Kısa boylu” diyor. Tarif ediyor adam bak, tanıdığı adamı, savcıyı tarif ediyor. Adil Serdar Saçan: “He şu ağır cezada mı?” Murat Yiğit: “He” diyor. Herhalde evet anlamında. Adil Serdar Saçan: “Bir ağır cezanın reisi mi?” diyor. Murat Yiğit: “Bir ağır cezanın başkanı ya, Zinnur orada git, yanına git” diyor, Murat Yiğit; “Savcı bir ağır cezanın başkanı” diyor. “Zinnur orada git, yanına git.” Adil Serdar Saçan: “Gideyim de yardımcı olur mu? Tanır mı?” diyor. Bak anlamazdan geliyor. Neye yardımcı olacağını da bilmiyoruz artık meçhul. Savcı neye yarayacak, hakim neye yarayacak onu bilmiyoruz Bak, “gideyim de yardımcı olur mu? Tanır mı?” Murat Yiğit diyor ki; “tanımaz olur mu lan seni?” diyor. Zaten berabersin gece gündüz; şaşırıyor o da bir mana veremiyor, niye böyle yapıyor gibisinden. “Tanımaz olur mu lan seni?” diyor. Adil Serdar Saçan; “tamam peki ben bir gideyim, bakayım ya” diyor. Murat Yiğit; “tamam mı ben yine de araştırayım.” Söz konusu bu telefon konuşmasından bir gün sonra, bizim takipsizlik kararı bozuldu ve dava açıldı. Zinnur Topçu tarafından dava bozuldu. Eline sağlık hakimin. Ben Adil Serdar Saçan gitti konuştu, savcıyla da konuştu, bu konuyu bağladı demiyorum. Tabii ki o bağımsız bir hakimdir.
SUNUCU:Yine de hoş görüyorsunuz bu kadar şeyi.
ADNAN OKTAR: Yani ilginç olduğu için çünkü iddia edilen Ergenekon örgütünün davasında izleme tutanağı bu. Davanın vatandaşa faydası açısından da konuyu açıklıyorum. Çünkü biliyorsunuz Adil Serdar Saçan iddia edilen Ergenekon örgütüne üye olma suçuyla tutuklandı, uzun süre hapis yattı, şu anda da davası devam ediyor. İddia edilen Ergenekon örgütü üyesi olmaktan, inşaAllah. Benim anlatacağım çok şey var da, fakat tabii usturuplu konuşmamız gerekiyor.
Yine Polis İletişim Tespit tutanağı okuyorum bir tane daha. Soruşturma numarası 2023 yine. Adil Serdar Saçan; “eğer bu şekilde devam ederlerse” diyor, karşıdaki adama, “basına verecek, soruşturma açtıracak, şikayetçi olup diye bunların gözünü korkutmamız lazım. Ama öyle bir söylemeliyiz ki, anladın mı?” diyor. Adam, “evet” diyor. Adil Serdar Saçan; “hani senin haberin varmış da, uyarıyormuşsun gibi onları, aman dikkat et falan gibi.” “Senin ismini söyleyeyim mi?” diyor, adam. Adil Serdar Saçan; “söyle tabii” diyor. “Tamam” diyor. Adil Serdar Saçan; “bizzat de ki; onu ben tanıyorum. Bana bir takım şeyler anlattı. Ben de tamam mı? Burada şimdi terbiyem el vermiyor, bazı olaylar var, filmler var” diyor. Dedirttiriyor adama. “Onları basına verecek ve aynı zamanda dava ve savcılıkta suç duyurunda bulunacak de.” Yani güya elinde filmler varmış, fotoğraflar falan varmış. Bunları savcılığa verecekmiş. “Haklarında dava açtıracak dersin, gözlerini korkutursun” diyor. Adil Serdar Saçan diyor ki; “bu Adnan’ın korkması lazım ağabey tamam mı?” diyor. Benim korkmam lazımmış. Benim özelliğim de bir tek Allah’tan korkuyorum. Ben korkmam. Elinde film, resim falan da varsa zaten vermezse nokta nokta yani. İnşaAllah. Bak, “ya davayı alsınlar bu işi kapattırayım diyeyim.” Biz Adil Serdar Saçan’a dava açmıştık işkenceden. O davayı alsınlar, ben de bu konuyu kapattırayım” diyor. Yani biz Adil Serdar Saçan’dan korkacağız, diyeceğiz ki; “şimdi bu elinde basına vereceği fotoğraflar var, filmler var. O zaman ne yapalım? İşkence davasından biz feragat edelim ki kurtulalım.” O da diyecek ki; “tamam siz ondan vazgeçtiniz. Ben de bundan vazgeçtim.” Yani konuşmadan o anlam çıkıyor. Adil Serdar Saçan; “evet, aksi takdirde bunlar bir en az 10 sene daha alacaklar de, 10 sene daha hapis alacaklar de” diyor. Bizi hapisle korkutuyor. “Kafayı takmış çünkü de” diyor. Biz de diyeceğiz adamın gözü dönmüş şimdi 10 yıl hapis yatacağımıza, en iyisi biz bu davadan vazgeçelim diyeceğiz. Buradaki konuşma öyle. Polisin tespit ettiği konuşma, tabii kendisi ne düşünüyor artık bilmiyoruz da, buradaki konuşma o. Buna dair böyle yüzlerce elimizde delil var. İddia edilen Ergenekon örgütü mensupları arasında, bizim aleyhimizde bize yapılacak komplolar, bize yapılacak oyunlar, açılacak davalar, nasıl yapılacak, kim yapacak? Savcılarla görüşmeler, hakimlerle görüşmeler falan, buna benzer elimizde iddia edilen Ergenekon örgütü dosyasından alınmış çok fazla sayıda belge var. Biz de diyoruz, elinizden geleni ardınıza koymayın. Biz hazırız, inşaAllah.
SUNUCU: Bir de belirli bir para karşılığında geri çekiliyorlar. Öyle bir şey geçmişti değil mi? Amaç belli
ADNAN OKTAR: Şimdi o kısma ben dikkat etmedim de fakat genellikle işte “filmler var, fotoğraflar var, işte dava açtıracağız, şahitler var, adamlar var, ayarladık dava açtıracağım” gibisinden. Nitekim yine Emin Şirin var eski İstanbul milletvekili. O da iddia edilen Ergenekon örgütü lobi sorumlusu olarak bir ara gözaltına alınmıştı. Bildiğim kadarıyla da davası devam ediyor. Onu Cevat Babuna’nın ekip, işte bu diğer malum şahıslar yanına almışlar, dava açılması için ilgili emniyetteki birime gitmişler, Adil Serdar Saçan’ın arkadaşı gittikleri adam, aynı zamanda ona da biz işkenceden dava açmıştık. Gidiyorlar o polise beraber. Bize bir fezleke düzenletiyorlar polise. Yani bizim dava açtığımız polise, beraber gidip, bizim aleyhimize çete ihbarında bulunup fezleke düzenletiyorlar. Bu fezleke üzerinden de zaten dava açılmıştı. Demin anlattığım işte savcının olayı falan da o, inşaAllah. Biz de diyoruz ellerinden geleni arkalarına koymasınlar. Benim tabii savcılara, hakimlere saygım var benim. Onlar etki altında kaldı demiyorum. Ama ilginç, şaşırtıcı, düşünülmesi gereken durumlar. O açından önemli görüyorum.
Biraz mübareklerden, Hocalarımızdan bahsedelim. Şeyh Ahmed Yasin Hocamız, muhterem, mübarek insan, son derece candan, Hz. Mehdi (a.s)’ın şahıs olarak geleceğini anlattığı bir video vardı. Onu istirham ederim. Bir de Şeyh Nazım Kıbrısi Hocamızın, Mehdi (a.s) için duası var. Bir de onu rica edelim.
-VTR- Şeyh Ahmed Yasin Hocamız
ADNAN OKTAR: Şimdi o dünyalar güzeli, çok değerli Şeyhim, mübarek üstadım, Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri’nin konuşmasını dinleyelim, inşaAllah. Esad Coşan Hocamızı dinleyelim, sonra Şeyhimizin konuşmasını dinleriz, inşaAllah.
-VTR- Şeyh Esad Coşan Hocamız
ADNAN OKTAR: Bak burada anlatılanların her biri tek başına çok hayati konular. Yani her biri tam anlamıyla gündem olacak; bütün dünyada sosyal adaletin olması. Bütün dünya niçin uğraşıyor şu an? Dünyada sosyal adaletin olması için uğraşıyor. Bütün dünyanın ana sorunu ne? Dünyada adaletin olması, barışın olması; ana konular bunlar. Peygamberimiz (s.a.v.) talimat veriyor, emrediyor; “Mehdi (a.s) ile müjdelenin” diyor. Adam diyor ki; “banane” diyor. Hani sen Peygamber (s.a.v.)’e bağlıydın? Müjdeyi kaldırmanın yolları var, çeşitli yolları var. Adam diyor ki; “vakit geçti, bundan sonra Mehdi (a.s) gelmez” diyor. Peygamber (s.a.v.) sana vakit geçtiğini sen teşhis edeceksin demiyor. Senin öyle bir şeye haddin yok. Yani Peygamber (s.a.v.)’in hadislerini hiç yerine koyuyor. Mesela Cübbeli diyor ki; “İmam-ı Rabbani dedi, şu kadar sene geçti, artık Mehdi (a.s) gelmez” diyor. Peygamberimiz (s.a.v.)’in hangi hadisinde böyle bir ifade var? Sen Peygamber (s.a.v.)’in yüz elliye yakın hadisini hiç yerine koyuyorsun. İmam-ı Rabbani’nin haklı olarak söylediği sözü çarpıtıp, bütün hadislerin hükmünü ortadan kaldırıyorsun. Sen önce bir kere hadislere göre hüküm vereceksin. En son İmam-ı Rabbani’ye göre hüküm vereceksin. Bütün hadisler tam mutabık çıkmış mı? Çıkmış. Resulullah (s.a.v.)’in bütün dedikleri çıkmış mı? Çıkmış. Bediüzzaman’ın bütün dedikleri çıkmış mı? Çıkmış, ondan sonra İmam-ı Rabbani’yi değerlendirebilirsin. İmam-ı Rabbani’yi değerlendirirken de kafanı açacaksın, akıllı olacaksın. İmam-ı Rabbani’nin Mehdi (a.s) çıkmayacak demesinin sebebi şu; 10 yıl geçmiş deccal yok, 5 yıl geçmiş deccal yok, 20 yıl geçmiş deccal yok, 25 yıl geçmiş deccal yok, Mehdi (a.s)’ın alametleri çıkmamış, ne demesi gerekir İmam-ı Rabbani’nin bu durumda? Tabii ki Mehdi (a.s) gelmedi diyecek. Ne desin? Deccal yoksa zaten Mehdi (a.s) olmaz. O devirde dünyaya deccal hakim olmamış ki. Dünyaya hakim olmamışken deccal, İmam-ı Rabbani nasıl çıkıp da Mehdi (as) çıktı desin veyahut çıkacak desin. Ve bakın yine çok önemli bir konu hiçbir alamet çıkmamış adeta. Birkaç alamet çıkmış Mehdi (a.s)’ın. 150 alameti var, birkaç tanesi çıkmış. Bir müceddid, bir alim ne yapar? Der ki; deccal çıkmamış, Süfyan çıkmamış, Mehdi (a.s) ile mücadele edecek adamlar bir kere ortada yok. Fikir sistemi ortada yok. Deccaliyet hakim olmamış. Ve Mehdi (a.s)’ın alametleri de ortaya çıkmamış. Çok az bir kaç alamet çıkmış. Bir tane kuyruklu yıldız çıkmış bir tane, iki uçlu kuyruklu yıldız zaten çıkmamış. Ama diğer alametler yok. Bu durumda, “Mehdi (a.s)’ı beklemeyin, Mehdi (a.s) artık çıkmaz” diyor. Haklı çünkü deccal de yok. Ama bu yüzyılda deccal çıkmış mı? Çıkmış, süfyan çıkmış mı? Çıkmış. Peygamberimiz (s.a.v.)’in bütün söylediği alametler Mehdi (a.s) ile ilgili çıkmış mı? Çıkmış. Sen ne hakla İmam-ı Rabbani’nin bu sözünü alıp oraya koyup, Peygamber (s.a.v.)’in bütün hadislerini yok hükmüne getiriyorsun? Ve tamamını yok hükmüne getiriyorsun. Bildiğin halde. Geçen gün mü, evvelsi gün mü bir konuşmasını gösterdiler. “Ahir zamanın tam göbeğindeyiz, tam ortasındayız” diyor. Madem ahir zamanın ortasındasın, tam “ahir zamanın en yoğun, en orta yerindeyiz” diyor. Deccal çıktı diyorsun sen. Deccal çıkınca Mehdi (a.s) nasıl çıkmıyor? Bana bir açıkla bakayım. Orta yerine geldiysen sen ahir zamanın, nasıl oluyor Mehdi (a.s) çıkmıyor, deccal çıkmıyor? Orta yerine geldiysen sen, deccal mutlaka çıkmıştır, süfyan da zaten çıkmıştır ve karşı hareket de çoktan başlamıştır. Mehdi (a.s) hareketi çoktan başlamıştır. “Kafama stend taktılar, işte orama boru taktılar, burama bilmem ne taktılar” diyor. “Benden Mehdi (a.s) olmaz. Mehdi (a.s) gelmez artık. Mehdi (a.s)’ı göremiyorum.” Kardeşim sen Mehdi (a.s)’ı göreceksin diye bir konu yok ki. Mehdi (a.s) imanın nuruyla görülür. Görememen normal senin, sen görsen de zaten görmezlikten gelirsin. Çünkü sen orada kilitlenmiş, sabitlenmiş bir adamsın. Dolayısıyla İmam-ı Rabbani’nin ismini bile orada çarpıtarak kullanıyor ve samimiyetsizce kullanıyor. Bakın iki tane hata yapıyor. Biri, Peygamberimiz (s.a.v.)’in bütün hadislerini yok hükmünde sayıyor. Bütün çıkan alametleri yok hükmünde sayıyor. İkincisi; İmam-ı Rabbani’nin haklı ve samimi teşhisini çarpıtarak anlatıyor. Deccal çıkmadıysa, süfyan çıkmadıysa, Mehdi (a.s)’ın alametleri görülmediyse bir imamın, bir alimin Mehdi (a.s) çıkmadı demesinden daha normal ne olabilir değil mi? Yirmi, yirmibeş sene geçtiği halde çıkmıyorsa, olmadıysa gelmemiştir. Ama sen burada görüyorsun deccalin çıktığını ve “ahir zamanın ortasındayız” diyorsun. Süfyanın çıktığını da görüyorsun. Ve bütün şiddetiyle bu yaşanıyor. Ve Peygamberimiz (s.a.v.)’in söylediği bütün hadislerin çıktığını görüyorsun alametleri, bir bir, teker teker. Kendi kitabında yazdığın alametlerin çıktığını da görüyorsun ve ispat da ettik. Buna rağmen görmezlikten geliyorsun ve örtmeye çalışıyorsun. O zaman bu nedir? Demek ki, sende bir şey var. Bir gariplik var. Ama biz hayati bir konu olduğu için tabii ki bu konuyu ehemmiyetle gündemde tutmaya devam edeceğiz. Bana daha önemli bir konu anlatsınlar, İttihad-ı İslam’dan daha önemli, Türk İslam Birliği’nden daha önemli bir konu anlatsınlar, onu anlatayım. Şu an deccaliyet dünyayı kasıp kavururken, İttihad-ı İslam en önemli konuyken, en büyük farzken, bu önemli değil diyen birisi varsa, gelsin konuşsun. Ben en önemli konuyu, en önde değerlendiriyorum. Konu bu.
ALTUĞ BERKER: Bediüzzaman’ın Hocam anlatıyorsunuz her zaman, deccalin İslam aleminin, şikakından, hırsından ve ayrılığından faydalanarak az bir kuvvetle esir edeceğini, şöyle söylüyor Bediüzzaman Hazretleri; "Ahir zamanın süfyan ve deccal gibi nifak ve zındıka başına geçecek zarar veren müthiş şahıslarıİslâm'ın ve beşerin hırs ve ayrılığından istifade ederek az bir kuvvetle tüm insanlığı darmadağın eder, koca Âlem-i İslâm’ı esaret altına alır.
ADNAN OKTAR:Az bir kuvvetle. Diğer deccallerin de yaptığı budur, az bir kuvvetle, çevresi olmadığı halde zekâvetiyle ve fenniyle ve ilmiyle” diyor “ve âlimleri de tesir altına alarak” diyor “müthiş bir kuvvet gibi görünür” diyor. Mesela İstanbul’da çıkacak o küçük deccal de, yine aynı hükümdedir, deccal vasıfları üstündedir. Hatta “taylasan sarıkla çıkar” diyor, Peygamberimiz (s.a.v.), “taylasan bulunur üstünde taylasan olur ve onu destekleyenlerde de taylasan sarık bulunur” diyor Peygamberimiz (s.a.v) “ve başı tıraşlı olur, bunların” diyor. “Ve Mehdi (a.s)’a karşı tavır alırlar” diyor, “bir çete şeklinde zuhur edeceklerini söylüyor ve yerini de söylüyor; Medine’de, İstanbul’da çıkacak” diyor Peygamberimiz (s.a.v). Çok net anlatmış, inşaAllah.
Bediüzzaman’ın Risale-i Nur Külliyatı hakikaten her aydının, her aklı başında insanın mutlaka okuması gereken bir eserdir. Risale-i Nur’u okumamak çok hayati bir eksikliktir. İslam’ı, Kuran’ı anlamada Risale-i Nur çok hayatidir, kilit eserdir. Mesela Cübbeli Risale-i Nur’u okumadığı için, bak ne hallere geldi. Hiç okumamış Risale-i Nur’u. Söylüyor zaten, “bilmiyorum” diyor, “bir de alimim” diyor. Risale-i Nur’u baştan sona okumuş olsaydı, bu hallere gelmezdi. Ne bu kafada olurdu, ne bu mantıkta olurdu, ne bu kişilikte olurdu. Bambaşka bir insan olurdu Allahualem. Ama tabii bir kader üstüne hareket ettiği için Allah onu da öyle yaratmış.
Bediüzzaman diyor ki Şualar’da: “Üçüncü nokta, İki Nüktedir.
Birincisi: Teşbihler ve temsiller suretinde rivayet edilen bir kısım hadisler” teşbih; benzetme. Mesela aslan gibi insan deriz, bu yeleli birisi değildir bu, yapılı, gösterişli, ihtişamlı anlamına gelir. “Ve temsiller suretinde” temsil de aynı şekilde. Mesela bir olayı temsille anlatmak, yaygın olarak kullanılan bir şey, mesela kale gibi dersin, temsil evet. Mesela düşman kaleleri dersin, “küfür kaleleri” diyor. Veyahut mesela dalalet keleleri, tuğyan kaleleri. Mesela dalalet kalesi dediğimizde Darwinist, materyalist düşüncelerin yoğun olarak anlatıldığı yerler anlaşılıyor. Dalalet, insanı dalalete düşüren kaleler, insanı dinden, Kuran’dan uzaklaştıran kaleler. Kale deyince mesela bazen bir okul olabiliyor, bir enstitü olabiliyor, bir üniversite olabilir. “Teşbihler ve temsiller suretinde rivayet edilen bir kısım hadisler, mürûr-u zamanla, (zamanın geçmesiyle) avâmın nazarında, (halkın nazarında) hakikat telâkki edildiğinden, (gerçek zannedildiğinden) vâkıa mutabık çıkmıyor”. Olay mutabık çıkmıyor. Mesela Peygamber Efendimiz (s.a.v) diyor; “deccalin eli deliktir” diyor. Bu bir temsil, bu mal durmaz akar anlamında, para durmaz akar anlamında. Adam hakikaten eli delik bir deccal bekliyor, avucunun içi delik açılmış bir deccal bekliyor. Halbuki o anlamda değil o, müsrif olduğunu göstermek için söylenen bir temsil bu. Halk arasında biliyorsun böyle çok temsiller vardır. “Ayn-ı hakikat olduğu halde, vâkıa mutabakatı görünmüyor”. Yani “hakikat olduğu halde, vâkıanın oluşmasında bir bağlantı görünmüyor” diyor. “İkincisi: Bir kısım hadisler İslâm’ın ekseriyeti noktasında veya hükûmet-i İslâmiyenin veya merkez-i hilâfetin nokta-i nazarında vürud ettiği halde, umum ehl-i dünyaya şamil zannedilmiş ve bir cihette hususî bulunduğu halde, küllî ve geniş telâkki edilmiş” diyor. Bir kısım hadisler, mesela sadece Müslümanların olduğu yerde anlatılıyor ama bir kısmı özellikle ahir zamanda olayların olduğu yer, nerede oluyormuş? “Merkez-i hilâfetin nokta-i nazarında vürud ettiği halde.” Nerede kaldı en son merkez-i hilâfet? İstanbul da. Ahir zaman olaylarında hep, mesela ahir zamanda Medine çıkacak şahıs dediğinde bil ki ahir zaman yobazı, o kişi kastediliyor. Ahir zamanda Mehdi (a.s) çıkacak dediyse bil ki İstanbul’da. Mesela süfyaniyet, Darwinizm ve materyalizm yine İstanbul’da. Deccaliyet yine Darwinizm ve materyalizmdir yine İstanbul’da. "Bir zaman gelecek ki, Allah Allah diyen kalmayacak." Yani, "Zikirhaneler kapanacak.” Camiler, mescidler kapanıyor, Rusya’da, Çin‘de hepsinin kapısı kapatıldı biliyorsunuz. Kimi meyhaneye çevrildi, kimi başka amaçlar için, kimi depo olarak kullanıldı, bütün o sosyalist, komünist ülkelerde camiler, zikirhaneler hepsi kapatıldı. Allah Allah diyen kalmayacak. “Hem her iki deccalin, asırlarına ait olan harikaları, onların bahsiyle ve münasebetiyle rivayet edildiğinden, onların şahıslarından sudûr edeceği telâkki ve tevehhüm edilmesinden, o rivayet müteşabih olmuş, mânâsı gizlenmiş, meselâ tayyare ve şimendiferle gezmesi.” Şimdi Cübbeli diyor; “deccalin merkebi var” diyor, “eşeğin boyu 300 metre” diyor, “kulakları da 30 metre” diyor. “Eşek böyle anırarak gökte uçacak” diyor, “bu açıktır anlamı bunda anlaşılmayacak bir şey yoktur” diyor. Deccal de üstüne oturacakmış, deccal de yaklaşık 20 kilometre falan boyunda, o da onun üstüne oturuyormuş, alnında da alenen kafir yazacak göreceğiz” diyor. Her zaman anlatıyoruz Cübbeli’nin bu anlatımlarını. Halbuki 30 metrelik kulağı iki taraftan bir vasıta düşünelim, içine insanlar oturtulmuş, deccal için hadiste diyor ki: “dostları içine oturdu, süslü içine, tefriş edilmiş içine.” Şimdi böyle bir vasıta, içinde süslü koltukları olan, oturulan bir vasıta ve kulakları var 30 metrelik, geniş bu ne oluyor? Hava da uçuyor, ne bu? Uçak. Uçağı böyle tarif etmiş oluyor Peygamber Efendimiz (s.a.v) o devirde. Bir uçak kanadı genişliğidir yaklaşık 30 metre boydan boya. İçinde de insanlar oturuyorsa ve “bakırdandır” diyor, bakır kullanıyor, metal var hayvanın üstünde, eşekte bakır olur mu? Bakır metal olur mu? Eşeğin üstünde bakır var, metal var, metalden oluşmuş ve “bağırdığı vakit yerdeki, gökteki herkes duyar” diyor. Uçak kuleyle bağlantıda oluyor, dünyanın her tarafıyla bağlantıda oluyor, buna dikkat çekiliyor. Ama insanların aklının alması için Peygamber Efendimiz (s.a.v) aklın ihtiyarının kalkmaması için, müteşabih ve temsiller suretinde anlatıyor. “Eşek” diye anlatıyor. Ama olay çıktığında bakıyoruz o eşeğin uçak olduğunu anlıyoruz. Bir vasıta, çünkü “bir adımda ufku kaplar, bir anda ufka geçer” diyor. Yaklaşık saatte 300 km, 400 km bir hızdan bahsediyor. Bu uçağın hızı, uçağın hızından bahsediyor. Kanat uzunluğu açısından yine uçak, içine dostlarını oturtması açısından, içinin süslü olması açısından yine uçak tarif ediliyor. Yerle bağlantı açısından, telsiz ve diğer vasıtalarla bağlantı açısından yine uçak tarif edilmiş oluyor. Dolayısıyla Peygamberimiz (s.a.v)’in bir mucizesi olmuş oluyor. Ama bunu bu yönde açıklamaz da zahir anlamında anlatırsan çok garip, ucube bir varlık meydana geliyor, işte o zaman da insanlar buna iman edemiyor. “İnsanların imanlarının kaybına sebep oluyorlar.” diyor Bediüzzaman, “cahil Hocalar” diyor. Halka bunu zahir olarak yani bu şekilde anlatarak insanları dinden, imandan çıkarıyorlar” diyor. Cübbeli’nin yaptığı da bu oluyor. Bunu bu şekilde anlattığında insanlar iman edemiyorlar. Mesela Flash TV’ye çıkıyor, Flash TV’deki şahıs, karşısındaki şahıs Cübbeli’nin dediklerine inanıyor mu? Flash TV’nin sahipleri, yöneticileri onun anlattıklarının herhangi birini uyguluyor mu? Hiçbir şekilde muhatap olmaz ama ilginç buluyorlar. Adam mesela merakla onu dinliyor, Cübbeli’nin hangi dediğini kabul ediyor o? Habire soru geliyor Cübbeli’ye, sürekli o da fetva veriyor, anlatıyor. Adam mesela desin ki; “ben Cübbeli’nin şu görüşüne katılıyorum.” Flash TV yöneticileri çıksınlar desinler ki; “Cübbelinin karakterini, şahsiyetini, kişiliğini, anlattıklarını kabul ediyoruz” desinler. Ne kişiliğini kabul ederler, ne karakterini kabul ederler, karakter demeyelim de artık kişiliğini kabul etmezler. Fikirlerini kabul ediyor musun desek, onu da kabul etmezler. Allah bir dediğine inanırlar ayrı, ama diğer dediklerinin çoğunu kabul etmezler. La ilahe İllAllah Muhammeden Resulullah sözünü kabul ederler ama birçok açıklamasını bağnazca bulurlar ve hiçbir şekilde kabul etmiyorlar. Ama buna rağmen sanki savunuyorlarmış gibi anlattırıyorlar orada ona. Savunan adamın onu uygulaması gerekir ve hakikaten kabul ediyor olması lazım. Senin kabul etmediğin bir şeyi niçin halka anlatıyorsun o zaman? Halka neden anlattırıyorsun? Karşısındaki şahsa bir sorsunlar bakalım Cübbeli’nin hangi dediğini kabul etmiş? Flash TV’nin sahibine yöneticilerine bir sorsunlar bakalım, hangi dediğini kabul ediyorlar? Hiçbirini kabul etmezler, çok az kısmını kabul ediyorlar dediklerinin. O da coşuyor, onu konuşturuyorlar diye. Niye konuşturduklarını biz biliyoruz. Ama zamanı gelince anlatırız. “Hem meselâ, meşhur olmuş ki, İslâm deccalı öldüğü vakit ona hizmet eden şeytan, İstanbul’da Dikilitaş’ta bütün dünyaya bağıracak ve herkes o sesi işitecek ki, "O öldü." Yani pek acip ve şeytanları dahi hayrette bırakan radyoyla bağırılacak, haber verilecek demektir” diyor. Dikilitaş, biliyorsunuz Sultan Ahmet’te var iki tane. O taşların uçları üçgendir, firavunun mezarının benzeri, koni şeklinde. Şeytan çağırmada kullanılır o dikilitaşlar. Firavun devrinde de onun için kullanılmıştır. Bakın aynı mutabık. İki yönden de mutabık. Yani doğrudan şeytanlara haber vermesi yönünden de mutabık, ayrıca radyodan yayınlanacak anlamında da mutabık. Her iki yönde de mutabık. Çünkü diyor ki; “ve herkes o sesi işitecek.” Mesela Hafız Esat öldüğünde herkes o sesi işitti. İstanbul’da da TRT’de yayınlandı. Çünkü anten yüksekte tutuluyor. Yani dikili taştan kasıt bu. Yani taş bir bina yahut taştan yapılmış yahut betondan yapılmış binanın üst katında büyük bir anten şeklinde oluyor. Çok dev bir kule oluyor. Yani dikili taş demek, yani yüksek kule anlamına geliyor, yüksek kuleden. “Bütün dünyaya bağıracak ve herkes o sesi işitecek ki” bütün dünyaya bağırması bir kere radyoyla olur. Çünkü TRT’yi bütün dünya dinliyor. Ve herkes o sesi işitecek demek ne demek? Dünyadaki herkes, Kore’deki insan da duyuyor, Japon da duyuyor, Türkler de duyuyor. “İşitecek ki "O öldü." Yani pek acip ve şeytanları dahi hayrette bırakan radyoyla bağırılacak, haber verilecek.” Şeytanların da hayret ettiği bir olaymış demek ki radyo, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Hocam saadeti ebediyyede deccalin çıkış alametlerinden bahsediyor malumunuz.
ADNAN OKTAR:Hüseyin Hilmi Işık Hocamız, evet.
ALTUĞ BERKER:Evet, inşaAllah. Hadisi şeriflerde buyruldu ki; “bir zaman gelir ki, Kur'an-ı kerim mizmârlardan okunur. Allah için değil, keyf için okunur) ve (Kur'an-ı kerim okuyan çok kimseler vardır ki, Kur'ân-ı Kerim onlara lânet eder.” Deccalin çıkış alametleri olarak anlatıyor Hüseyin Hilmi Işık Hazretleri. Başka bir yerinde; Tergibussalat kitabında buyuruyor ki, Kitab-ul Kıraye Risalesi’nde hadis-i şeriflerde Resulullah (s.a.v) kıyamet alametlerini sayarken buyurdu ki;” hakimler rüşvet alarak haksız karar verir. Adam öldürmek çoğalır. Gençler ana, babalarını, hısım akrabasını aramaz, saymaz olur. Muhittin Arabi Hazretleri Kaddesul Sururiaziz, Müsamere adlı kitabında diyor ki; Eshab-ı kiramdan, Ebu Hureyre (r.a) Hazretlerinin haber verdiği hadisi şerifte, bir zaman gelir ki, Müslümanlar birbirlerinden ayrılır, parçalanırlar. İslamiyet’i bırakıp, kendi düşüncelerine, görüşlerine uyarlar. Kur’an-ı Kerim’i mizmârlardan, yani çalgılardan, şarkı gibi okurlar. Allah için değil, keyf için okurlar. Böyle okuyanlara ve dinleyenlere hiç sevap verilmez.”
ADNAN OKTAR:Şimdi Hüseyin Hilmi Işık Hocanın asıl anlatımı, asıl delili ve reddedilmez açıklaması, ne diyor? Suyuti, Suyuti’ye dikkat çekiyor. El Kavlul Muhtazar fi Alametil Mehdiyyil Muntazar. İbn-i Hacer-i Mekki Hazretleri. Ona dikkat çekiyor. Ve bunların, bu kişilerin muteber İslam alimi olduğu ve oradaki bilgilerin doğru olduğunu söylüyor. Şimdi tam ilmihal her türlü şeyi içine alacak bir kitap değil. Belirli bir bilgiyi alıyor. Ama gönderme yaptığı kitaplar çok önemlidir Hüseyin Hilmi Işık’ın. Suyuti’nin eserlerine gönderme yapıyor. İbn-i Hacer-i Mekki Hazretlerinin El Kavlu’l Muhtazar’ının gönderme yapıyor. Ve Mehdi (a.s)’ı anlatan diğer ehli sünnet kaynaklarına gönderme yapıyor. Ve diyor ki; “orada anlatılanın hepsi doğru” diyor. Şimdi o zaman bizim anlattığımız her şey doğru demek ki. Çünkü biz hadislerden alıyoruz. Kabe baskını olsun, Ramazan ayında Ay ve Güneş tutulması olsun, Fırat’ın suyunun kesilmesi olsun, bu hadislerin hepsinin doğruluğunu Hüseyin Hilmi Işık Hoca gönderme yaparak tasdik ediyor. Hoca efendi ne diyor? “Deccal, meccal yoktur” diyor. Yok tabii sana göre deccal, meccal. Senin suyun kuru, ocağın da kuru, rahatsın sen. Yani üzerinde bir ıslaklık yok adamın ama Müslümanlar zor durumda, dünya zor durumda, dünya kan ağlıyor. Bundan haberi yok adamın. O, evi, hanımı, işi, gücü, gideceği yer, çalıştığı yer, o kadar onun dünyası. Dünyaya genel olarak bakamıyorlar. Yani Irak’ta Müslümanlar nasıl katlediliyor, Afganistan’da nasıl katlediliyor, Moro’da, Çad’da, Fas, Tunus, Cezayir’de, Mısır’da Müslümanların durumu nedir adamın haberi bile yok. Muhatap dahi olmuyor. O burada kendi holdinginin gelişmesinin peşinde, işinde, gücünde. Bakıyor ki İmam-ı Rabbani açıkça “vakit geldi” diyor. Şimdi yetmiş yıl kalmış oluyor o zaman, Suyuti’nin hadislerine de inanırsa, kabul ederse, anlamazlıktan gelmek için o da Cübbeli gibi İmam-ı Rabbani’yi kullanmaya kalkıyor. O da çarpıtarak kullanıyor. Ne yapıyor? İmam-ı Rabbani açıkça; “Peygamberimiz (s.a.v)’in vefatından 1000 yıl sonra Mehdi (a.s) gelecek” dediği halde o, 3000 yıla çıkarıyor. Sonra diyorlar ki Hüseyin Hilmi Işık’ın bazı talebeleri ve yani Hüseyin Hilmi Işık Hocam değil tabii o çok mübarek bir insan, o benim Hocamdır Hüseyin Hilmi Işık Hoca. Değil mi, ben size zamanında hep onun kitaplarıyla yetiştirdim?
ALTUĞ BERKER:İlk verdiğiniz fıkıh kitabıdır Hocam bize, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Dediler ki, işte bu Osman Ünlü’nün etkisinde olan bazı tipler ve Osman Ünlü. “Siz” dediler, “okuduğunuz Mektubat, ayrı bir Mektubat. Asıl bizim yayınevinin bir Mektubat’ı var” dediler. Hakikat Yayınevinin. “Orada gerçekleri göreceksiniz, oradan okuyun dediler” bize. “Tamam” dedik. Hakikaten baktık, Hakikat Kitapevi Hüseyin Hilmi Işık Hocamızın eserlerini basan bir kitapevi. Tercüme eden kim? Hüseyin Hilmi ışık (rahmetullahi aleyh). Artık kendi şeyhiniz, kendi Hocanız, benim de Hocam olan kişi tercüme etmiş, burada bir yalan yok o zaman. Artık burada kaçacağınız, göçeceğiniz bir yer yok. Ne diyor burada Hüseyin Hilmi Işık Hocamız? “Bu ümmetin sonu, Peygamberimiz sallahü aleyhi ve sellem vefâtından bin sene sonra, ya’nî ikinci bin ile [ya’nî bin onbir (1011) hicrî senesinde] başlamıştır.”Yani 1011’i 1 geçtiğinde başlamıştır” diyor. Şimdi kaçtayız? Hicri 1432’deyiz, değil mi? Demek ki ahir zamanın tam içinin içindeyiz. “böylece ikinci bin başında İslamiyet’ini kuvvetlendirmektedir. Bu sözümüzü ispat etmek için, kuvvetli şahit olarak İsa (ala nebine ve aleyhisselam) ile Hz. Mehdi Rahmetullahi teala aleyh’i gösteririz.” Şimdi hani Mehdi (a.s), üçüncü bin yılda geliyordu? “1011’i 1 gün bile geçse” diyor Hüseyin Hilmi ışık Hoca “Mehdi (a.s)’ın vakti gelmiştir” diyor. Şu an 1432’de olduğumuza göre tam göbeğindeyiz, tam ortasındayız, inşaAllah. Daha önce de göstermiştim. Sen de göster. Yani bu bahaneden vazgeçsin Osman Ünlü, gençlere, insanlara doğruyu söylesin. Bakın Hüseyin Hilmi Işık Hocamızın tercüme ettiği Mektubat. Oku oradan sen.
ALTUĞ BERKER:“Bu ümmetin sonu, Peygamberimizin sallahü aleyhi ve sellem vefâtından bin sene sonra, ya’nî ikinci bin ile [ya’nî bin onbir (1011) hicrî senesinde] başlamıştır. Çünkü bin sene geçmesi ile, insanlarda büyük değişiklik ve eşyâda kuvvetli tebeddül olur. Allahü teâlâ, bu dîni kıyâmete kadar değiştirmeyeceği, [din düşmanlarının çalışmalarına rağmen, bozulmaktan koruyacağı] için, ilk zemânda gelenlerin tâzelikleri, kuvvetleri sondakilerde de görülmekde ve böylece ikinci bin başında islâmiyyetini kuvvetlendirmekdedir. Bu sözümüzü isbât etmek için, kuvvetli şâhid olarak, Îsâ “alâ nebiyyinâ ve aleyhissalâtü vesselâm” ile hazret-i Mehdîyi “rahmetullahi teâlâ aleyh” gösteririz.”
ADNAN OKTAR:Şimdi Osman Ünlü çıkıp özür dilemesi lazım, insanları yanlış bilgi verdiği için. Ama Hoca bence son derece rahattır, geniş bir adam. Yine aynı kafada devam edecektir. İstediğin kadar ispat et, ne yaparsan yap. O kendi kafasına gidiyor ama karşısındaki dinleyen insan hiç olmazsa, “Hocam” desin, alsın Hüseyin Hilmi Işık Hocamız’ın tercüme ettiği Mektubat’ı göstersin. “Burada böyle bir şey yazmıyor. Sen nerden çıkarttın bunu” desin. Yani bunu demesi gerekir. Bakın, Hüseyin Hilmi Işık Hoca’nın tercüme ettiği de açıkça orada yazıyor. Evet, bakın Hüseyin Hilmi Işık tercüme eden. Buna rağmen artık Osman Ünlü burnunun dikine gidiyorsa kendi bilir.
“Selamun Aleykum Adnan Hocam.” Aleykum selam. “Lütfen yazıyı sonuna kadar okuyun. Programınızı mümkün olduğu kadar devamlı takip etmeye çalışıyorum. Dün de programınızı seyrettim fakat Ermenilerle ilgili söylediğiniz övgü dolu sözler, bir Azeri olarak ve bir Türk olarak beni ve programınızı izleyen Azerileri derinden yaraladı. Zira Ermenileri “canımız ciğerimiz, dostumuz, efendimiz, kardeşimiz diye anlatmanız, onlara millet-i sadık demeniz Ermeniler tarafından”, soykırımı anlatıyor uzun uzun. “Hocalı soykırımı, Gence soykırımı, Bakü katliamı, Erzurum, Van, Iğdır katliamı, Kars ve Erzurum’da Türkleri vahşice katleden, kafalarını kesen, gözlerini çıkarıp boncuk düzen, derilerini yüzen Ermeniler değil mi? Evet Hocam, siz unuttunuz tüm yaşananları ama biz unutmuyoruz. Her gece rüyalarımıza giriyor. Onların yaptıkları vahşilikler, hiçbir zaman, hiç kimse bize yaşadıklarımızı unutturamaz. Evet Hocam, bu da sizin millet-i sadığınız canlarınız, kardeşleriniz, o çok sevdiğiniz Ermeniler. İlham Ahmedov, Azerbaycan, Bakü.” Yani aşağı yukarı anlattım, bu mahiyette kardeşimiz, anlaşılıyor özetle, uzun bir yazı da. Şimdi tamam, güzel kardeşim de biz bir Ermeni çocuğa gittik, genç şimdi mesela on yaşında, on iki yaşında Ermeni gençleri var. “Ulan katiller” dedik, “ulan zalimler, siz bize ne yaptığınızı biliyorsunuz değil mi?” dedik ve sille tokat girdik onlara. Şimdi bu anlatımdan bu çıkıyor. “Siz şöyle aşağı milletsiniz, böyle kötüsünüz.” dedik. Şimdi bu oldu mu bu? Çocuk demez mi “Ben ne yaptım, nereden çıktı bu, suçum ne?" demez mi çocuk. “Ben adam öldürmedim, ben bir şey yapmadım” diyecek. “Git adam öldürenlerin yakasına yapış.” diyecek. Biz o katliamı yapanların yakasına yapışırız, o ayrı konu. Ama masum Ermeniler, cinayetten nefret eden, insan sevgisiyle dolu olan Ermeniler, Ermeni genç kızlar, genç delikanlılar, çocuklar, bunların suçu ne? Niye bunlardan nefret edelim? Osmanlı döneminde, Osmanlıya sadıkane hizmet etmiş ve haklı olarak “millet-i sadıka” denmiş. Osmanlı kayıtlarına bakalım arşivlere, millet-i sadıka olarak geçer. Yani ben tarih bilgisi olarak söylüyorum. Ve Osmanlı’da generallik yapmış üst düzey Ermeni paşalar var ve millete çok büyük hizmetler yapmışlar. Sanatta, bilimde, doktorlukta her şeyde, sarayda da görev almışlar. Osmanlı Devleti’nin kilit noktalarında görev almışlar. Kuzu gibi insanlar. Ne zaman bu olaylar olmuş? Darwinizm, Osmanlı’ya girince. Darwinist düşünce, materyalist düşünce Osmanlı’ya girdikten sonra. Darwinist materyalist olunca ne olmuş adamlar? Faşist olmuşlar. Ne olmuşlar komünist olmuşlar. Faşist komünist olunca ne yapması gerekir zaten Darwinist olunca? Katliam yapması gerekir ve onun gereğini yapmışlar. Burada suçlu kim? Darwinizm, materyalizm, komünist düşünce, deccaliyet ve o cinayeti işleyen katiller. Suçlular bunlar, onları ayıracağız şöyle bir köşeye. Masum Ermeniler Osmanlı döneminde, Osmanlıya sadık kalmış, çok güzel ahlak göstermiş Ermenileri bir kenara alıyoruz. Bu devrin genç delikanlılarını, genç kızları Ermeni, yaşlı anneleri, o cinayete karışmamış kardeşlerimizi ayrı bir alıyoruz. Şimdi üçe bölündü. Katiller konusunda haklısın, bunu bana söylemene gerek yok, ben zaten gereğini yaparım onlara. Zaten adalet neyse o yerini bulur. Varsa eğer katiller duruyorsa. Katil öldüyse çocuğunu mu cezalandıracağız? Bu nerede görülmüş, böyle bir hukuk? Adam cinayet işleyecek, mesela adam cinayet işliyor, intihar ediyor bazen, biz şimdi hapsedecek, intikam alacak adam bulamadık “Gel bakayım oğlu, sen kimsin, onun oğlusun değil mi? Şimdi biz senden intikam alacağız.” desek bu akla mantığa uyar mı bu? Uymaz. O yüzden Osmanlı dönemindeki Ermenileri bir kere bir kenara alın, onlar tertemiz insanlar, onlara laf yok. Son dönem Ermenileri de bir kenara alın onlar da tertemiz insanlar, onlara da laf yok. Katilleri de, onları da bana ver sen. Ben onların iflahını keserim. Ben onları lanetliyorum, onları aşağılık, şerefsiz, kahpe ve alçak buluyorum, ama katilleri. O zaman İlham Ahmedov haklı mıyım, haksız mıyım bana bir söyle. Haksızsam şimdi bana yaz. Ben adaletle hareket ediyorum. Öyle minik Ermeni çocuklar var kuzu gibi ben o çocuklara niye düşman olayım? Ne yapmış bu çocuklar?
Bitmiş program, ne yaparız biz de yarım saat sonra neredeyiz?
SUNUCU: 00:30’da Aksu Tv, Gaziantep Olay Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Kütahya Destan Tv ve www.HarunYahya.Tv sitemizden devam edeceğiz.
ALTUĞ BERKER:Yarım saat sonra Aksu Tv ve Olay Tv’deyiz inşaAllah.
SUNUCU:Ayrıca bizi yarın 22:00’dan itibaren Çay Tv, Kanal Avrupa, Mavi Karadeniz Radyo, www.HarunYahya.Tv’den de takip edebilirsiniz.
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Web siteleri
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...