SUNUCU: Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri Programımıza TV Kayseri, Mavi Karadeniz Radyo, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Kütahya Destan TV ve www.HarunYahya.Tv sitemizden Hocamızla beraber devam ediyoruz. Buyrun Hocam.
ADNAN OKTAR:Mutat üzere Şeyhimize müracaat edeceğiz, evet.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam inşaAllah. Bugün evrimle ilgili bir haber vardı Hocam, Radikal gazetesinde. Üsküdar Anadolu lisesinin resmi sitesinde evrim teorisinin bilimsel olmadığına dair makale ve yazılar yer alıyormuş. Prof. Dr. Arif Sarsılmaz’ın evrimin çıkmaz sokağı mutasyon, evrim inancındaki boşluklar, ara fosil çıkmazları ve Duane Gish’in makaleleri sitede öğrenci ve velillierin okuması için yayınlanan yazıların arasındaymış. Bu yazılarda evrim teorisinin bilimsel bir yazı olmadığı anlatılıyormuş. Ayrıca yağmur gibi doğa olaylarının ya da karınca gibi iman hakikatleri de fiziki oluşumlarının yanı sıra Allah’ın rahmeti ve sınırsız ilim ve kudretinin yaratması olarak tanımlanıyormuş. Gelen şikayetler üzerine okul yönetimi; sitenin içeriğinden habersiz olduklarını ve evrim teorisi ile ilgili olan bu yazıların dergiden olduğu gibi aktarıldığını üzerinde düzenleme yapacaklarını, söylemişler.
ADNAN OKTAR:Yok canım evrim ile ilgili bir tehlike yok ki, evrim teorisi diye bir şey yok ki, çürütülmüş! Var ya süpürge sakallı bir sığır o da çıkıyor söylüyor, baka cins tipler ortaya çıkıyor “nerede evrim, var mı öyle bir olay?” diyor. Evrim var bak adam çıkarıyor, Allah yarattı diyemiyor bir okulda. Evrim teorisi geçersizdir, diyemiyor. Evrim vardır diyebilir. Evrim yoktur diyemiyor. Hangi okulda olursa olsun nerede olursa olsun dünyanın her yerinde, evrim resmi ideoloji olarak devlet tarafından konuyor. Adam; “pardon çok özür dilerim efendim, nasıl sızmış, haberimiz bile yok. Olacak iş mi?” Sanki vatan hainliği gibi, Allah esirgesin. “Hemen çıkaralım, bir yanlışlık olmuş çok özür dileriz. Oldu bir hata, bir kere yaptık” diyor. Demek ki büyük bir tehlikeymiş evrim teorisi, dünyaya hakimmiş. İşte biz gözümüzü kapatmıyoruz bizim farkımız bu. Gözümüzü açıyoruz tehlikeyi görüyoruz. Bazı arkadaşlar kendi evini, kendi camisini esas alarak dünyaya bakıyor. Biz bütün dünyayı esas alarak bakıyoruz. Ve bütün dünyaya akılcı bakıyoruz. Onların üniversitelerini, okullarını, insanlarını hepsini doğrudan muhatap kabul ederek bakıyoruz. Şimdi mesela örnek verelim, Cübbeli Hoca veyahut bir başka Hoca, Osman Ünlü Hoca veyahut o tarzda tipler. Şimdi bunları İstanbul Teknik Üniversitesinden gençlerle karşılaştırsak, Cübbeli’yi. Oturdular mesela 10 tane öğrenci, “haydi anlat” dedik, Cübbeli’ye. Cübbeli’yi onlar orada pestil gibi ezerler. Yani darmadağın ederler, darmadağın, isterseniz deneyin, televizyona çıkarın, acınacak hale getirirler. Ama karşısına bir tane şahıs çıkıyor ona anlatıyor. Önce şarkılı türkülü programlar zaten onu bekleyen kitle, Cübbeli’nin çıkışını bekleyen kitle, önce çalgılı çengili, şarkılı türkülü programları izlemek mecburiyetinde kalıyor, biraz sonra Cübbeli çıkacağı için. Cübbeli sonra görüntüsü beliriyor. Kutunun içinde Cübbeli habire dönüyor böyle tur attırıyorlar, Cübbeli’ye. Sonra da mübarek arzı endam ediyor, anlatıyor, adam da tebessümle dinliyor. Anlattıklarını adam hayata uygulayacak birisi mi? Uygulamaz. Flash Tv’dekiler uyguluyor mu? Uygulamaz. Diğer kişiler uyguluyor mu? Uygulamaz. Sadece Cübbeli’yi tanıyan bir çevresi var, belirli bir çevre, onlar dinliyorlar o kadar. Zaten defalarca dinledikleri, duydukları, bildikleri konular. Tekrar olmuş oluyor. Ama biz akılcı bakıyoruz, mesela İstanbul Teknik Ünivesitesi’nden yirmi tane öğreci gelse karşımıza, tam mutmain olur, tam anlamıyla kafalarındaki bütün şüpheleri izale ederiz. Fikren de yenmeyeceğimiz hiç kimse yok. Herkes bilir bunu. Asıl olan budur. Mesela Amerika’dan bize profesörler gelse, en fazla yarım saat, bir saatte etkisiz hale gelirler, fikren. Almanya’dan gelse yine etkisiz hale gelirler. Ama Cübbeli veyahut Osman Ünlü zihniyeti çıktığında içler acısı bir durum olur, feci şekilde ezerler. Öyle az boz değil, feci şekilde ezerler. Bizim bu gerçekçi bakmamıza karşı onlar kendilerini uyuşturarak bakıyorlar. Ben mesela açık hanımları esas alıyorum ve kapalı hanımları da esas alıyorum. Ama özellikle ağırlıklı kitlemiz açık hanımlar. Çünkü en çok ihmal edilmiş insanlar onlardır. Bağnaz kesim, bir kısım tutucu kişiler, onları; bir kısmı kafir ilan ediyor, bir kısmı fasık, bir kısmı günahkar, bir kısmı hiç yüzlerine bakılmayacak insan olarak görüyorlar. Ki yüzde yetmişi-sekseni başı açık hanımlar. Moderndir bizim Türkiye’deki kızlarımız, hanımlarımız, genellikle o tarzdadır. Hiçbir şekilde zaten muhatap olma diye bir konu yok. Ayrıca onların onuruna yönelik, onların kişiliğine yönelik de çirkin sözler ediyorlar. Bize geliyor mailler açık yani laboratuvar gibi görülüyor. Kendi anlatmıyor, anlatana da müsade etmiyor. Diyor ki; “sen kızlarla oturduğunda onlara şehvetle bakarsın” diyor. “Peki sen ne yapıyorsun?” “Ben plastik bebek bile olsa ona şehvetle bakarım. Plastik bidon kadına benziyorsa ona da şehvetle bakarım” diyor. O zaman senin şehvetle bakmayacağın bir şey kalmıyor ki. Yani ucu bucağı yok o zaman. Neye nasıl bakacağın belli değil ki senin. Ama aklı başında bir Müslümanın neye nasıl bakacağı bellidir. Aklı yerindedir Müslümanın. Kime nasıl hareket edeceği bellidir. Dolayısıyla böyle zavallı hallere düşmez aklı başında Müslüman. Hz. Musa (a.s.)’ın yanına Peygamber kızları geldi. Onlarla yüzyüze görüştü, konuştu. Dediler ki, babasına; “bu güçlü ve güvenilir bir insan” diyorlar. Demek ki analiz etmişler gücünü nereden bilecekler. Görmüşler demek ki bakmışlar, konuşmuşlar ve “güvenilir” diyorlar. Muhatap olmuş ve kişiliğini analiz etmiş bir bağlantı kurulmuş. “Ama orada çobanlar var biz onlarla görüşmeyiz” diyorlar. Demek ki hanzo ve sığır takımını kadınlar seçiyor, görüşmüyorlar. Aklı başında, kaliteli bir insan olduğunda da eğer zarar gelmeyeceğinden eminse onunla da görüşüyor, olay bu. Erkek için de böyledir, kadın için de böyledir. Yani o kafadaki zihniyetin neye nasıl bakacağı belli değil ki. Neyi nasıl değerlendireceğini bilemiyoruz ki. Dolayısıyla ruh hastası gibi tipler. O yüzden şeytan böyle büyük bir kitleyi de dinden uzak tutmak için bu tip propaganda yapıyor. “Aman görüşmeyin, konuşmayın, yanına yanaşmayın, muhatap olmayın, Kuran’ı ellemeyin, Kuran’ı asın orada dursun, Kuran’a dokunamazsın, Kuran’ı zaten biz anlayamayız. Çocuklar zaten onlara hiç anlatılmaz, camiye geldiğinde kovalaman gerekir.” Ne oluyor böyle? “Yüksek tahsildeki aydın kesimle zaten bağlantı olmaz. Zaten onlar bambaşka bir dünyanın adamıdır.” Mesela seçkin kaliteli kesim, bir kısmı diyor; “beyaz Türkler”, adamların hiç yanaşmadığı kitle. Adeta arada bir duvar oluşturmuşlar. Hiç muhatap olmuyorlar, zaten muhatap olsa da anında ezilirler. Yani gelenekçi, gerici düşünce derhal ezilir, on dakika duramazlar. Ama aydın aklı başında hakiki Müslümanlığı savunan bir insan bütün dünyayı esas alır. Biz bütün dünyayı esas alıyoruz. Bütün dünyanın üniversitelerini kadınlarını, çocuklarını, insanları, yaşlıları herkesi. Rusya’yı, Çin’i, Çin Komünist Partisi’ni, Rus Komünist Partisi’ni, masonları aklına gelen herkesi. Sabataycısından tut, satanistinden çık. Hepsinin Müslüman olması için gayret ediyoruz. Toparlayıcı bir bakış açımız var. Herkesi kurtarmanın peşindeyiz. Bu zihniyette herkesi kurtarma yoktur. Sadece eğitilmiş kendi taraftarına hava atma vardır, adeta. Onları işte “ey gafiller, ey cahiller” diye, çıkıp kürsüden onlara bas bas bağırmak vardır. Cami cemaaatini toplayıp onlara olmadık laflar edip, onların gururunu kırmak; onları kısmen, tabii bu dediğim belirli bir küçük kitleyi kast ediyorum, onları aşağılamak vardır. Benim yöntemimde Mehdiyet esastır. Yani Mehdiyetin bütün dünyayı kucaklayıcı ruhu esastır. Kim olursa olsun kurtarma vardır. Tapınak Şövalyeleri geldiler, iki günden beri misafirim. Hepsini İngilizce Kuran hediye ettik. Hepsinin önündeydi Kuran’ları. İki günden beri kardeşler geceli gündüzlü Kuran’ı anlatıyorlar. Müthiş bir sevgileri oluştu Kuran’a karşı, İslam’a karşı. Bayağı, emek emek anlatıyoruz, Allah’a çok şükür. Dünyadaki Tapınak Şövalyeleri’nin büyük bir bölümünde müthiş bize karşı bir sevgi oluştu. Masonlarda sevgi oluştu. Komünistlerin aklı başında olanlarla, konuşabileceğimiz kesimiyle bağlantı halindeyiz. Komünistlere tabliğ yapıyoruz, ateistlerle bağlantı halindeyiz onlara tebliğ yapıyoruz. En uç kesimler, hepsine, başı açık kadın olabilir, sanatçı olabilir hiç fark etmez. Hepsini kurtarmanın peşindeyiz. Yani biz tecrit etmiyoruz, tecrit etme politikamız yok, aşağılama politikamız da yok. Bütün Müslümanlara da toptan sahip çıkıyoruz. Nurculara da, Süleymancılara da, Nakşibendiler, Kadiriler; hepsini seviyorum, hepsine saygılıyım. Yeter ki nezaketini korusun, hepsinin hürmetle ellerinden öpüyorum. Ama tabii bir kısım büyüklerimiz; çok seçkin, çok değerliler. Takvada insanlar aynı olmaz. Mesela ben Şeyh Nazım Hocamızı daha çok seviyorum. Çünkü olgunluğu, sevecenliği, neşesi, tevazusu, güzel ahlakı, manevi derinliği takdire şayan. Bütün dünya takdir ediyor, ben de çok seviyorum, inşaAllah. Yani bu meyanda olaylara kardeşlerimiz akılcı baksınlar. Haset gözüyle de bakmamaları lazım. Bir kısmı da haset gözüyle bakıyor. Mesela dünyanın ömrünü ben defalarca açıkladım. Altı günden kasıt dedik, altı devredir. Bu ikişer milyar yıllık devreler olabilir, birer milyar yıllık devreler olabilir, devrelerdir bunlar, benim kitaplarımda var. Ama Peygamberimiz (s.a.v.) ayrıca yedi bin yıllık bir takvim vermiş. Yani Hicri takvim gibi, Miladi takvim gibi bir takvim. “Bunun 5600 yılı geçmiştir” diyor. Bu sebeple de 1432 yılında olduğumuza göre Hicri 1400 ile 1500 arasında ümmetin icabet ömrünün bittiği anlaşılıyor. Çünkü hadisi boş yere söylemez Peygamberimiz (s.a.v.). Bu hadislere de 1000 küsür senedir hiçbir alim karşı çıkmamış. Yani bu hadisler yanlıştır diyen hiç kimse olmamış. Bin küsür seneden beri bütün alimler “bu hadisler doğru” demişler. Suyuti; “doğru söylüyor” demişler. Sonunda o vakte geldik, Hicri 1400’ü geçtik, Hicri 1500’e doğru gidiyoruz. O zaman işte ümmetin icabet ömrü bitmek üzere. Diğer alametlere bakıyoruz, mutabık mı? 150 alemetin 150’si de mutabık. Dünyanın sonuna gelmişiz. Gök olaylarına bakıyoruz, kıyametin yaklaştığını anlıyoruz. Bütün gökyüzü taşla dolmuş, Nemesis dünyanın yanına yaklaştırılmış, depremler artmış, olağanüstü olaylar peşpeşe geliyor. Bu durumda bütün kıyamet alametleri de oluştuğuna göre. Kıyamet yakın demek Peygamberimiz (s.a.v.)’in sünnetine uygun, sünnet olan bir tavır olmuş oluyor. Yani sünnete uygun bir tavır olmuş oluyor, biz de insanları uyarıyoruz. Ya bu gerçekleri gizleyeceğiz, ya da açıklayacağız. Sen misin açıklayan; adamlar olmadık şamata yapıyorlar. Biz yılar mıyız? Benim hayatım zaten mücadele, yılma diye bir şey yok. Bilakis şevkimi, heyecanımı arttırır. Mücadele azmimi arttırır. Biz onların giremediği yerlere giriyoruz. Tahayyül edemedikleri yerleri gidip vuruyoruz; bilimle, fikirle. Biz onlara sed-i Zülkarneyn olduk. Onları kurtardık biz haberleri yok. İddia edilen Ergenekon örgütü onları lime lime edecekti, perişan edecekti. İddia edilen Ergenekon örgütünün böyle paramparça olmasında bizim çok büyük emeğimiz geçti. Çok büyük vesile olduk. Biz hepsini oturup söylemek durumunda değiliz ki. Ateist masonların, Büyük Ortadoğu Projesi için hazırladığı, büyük felaketi önlemede bizim çok büyük etkimiz oldu. Bizim bunu da tek tek oturup anlatacak durumumuz yok. Yani kimlerle görüştük, yurtdışında hangi siyasilerle görüştük, hangi milletvekilleriyle görüştük, hangi din önderleriyle görüştük. Tek tek bunları biz liste olarak anlatmıyoruz. Ama çok büyük bir felaketten kurtardık insanları vesile olduk. Halen de devam ediyor, mesela Darwinizm, Müslümanları kasıp kavuracaktı, perişan edecekti. Hala durdurulamıyor, kanser gibi. Okulda adamlar Darwinizm ile ilgili bir yazı koyuyorlar. Gayet makul, mantıklı, bir profesörün ilmi açıklaması. Adam; “çok özür dilerim. Gaflet oldu, gözümüzden kaçtı, nasıl oldu böyle bir şey? Bizi affedin derhal çıkaralım efendim. Yerine hemen Darwin’in resmini koyalım, Darwinizm’in gerçek olduğunu anlatalım” diyor. Sistem bunun üstüne işliyor. Bu büyük beladan da onları kurtaran biziz, vesile olan biziz. Çoktan darmadağın ederlerdi. Talan edeceklerdi, engel oluyoruz. Biz ve tabii biz derken bizim sevdiklerimiz de. Birçok mesela Türk milleyetçisi olan kardeşlerimiz var, dindar kardeşlerimiz var, Ehl-i tarik’ten olan kardeşlerimiz var. Çünkü bütünüz biz, inşaAllah. Bu bütünlük içerisinde onlarla da bir şahsı manevi dayanışması içerisinde çok etkili olduk, Allah’a çok şükür. Ama kendini bilmeyen cahil adamlar daha hala konuşuyorlar. Biz de onlara cevap veriyoruz ve cevap vereceğiz. Yani içeriden, dışarıdan muazzam bir atak var. Mesela Cübbeli ne diyor? “Ahir zamanın tam ortasındayız” diyor. Ahir zamanın tam ortasındaysan sen nasıl deccal çıkmaz? Nasıl Mehdi gelmiş olmaz? Ortasındaysan zaten bitmek üzere demektir. Ortaya geldiğinde sona doğru gidiyorsun demektir.
Sultan Baba’nın talebelerinden bir kardeşimiz. “Selamün Aleyküm Hocam. Ben Hakan Ardıç. Sultan Babamızın talebelerinden hatırlarsınız. Birkaç ay evvel size dergahımızın durumu hakkında sizinle istişare için mail atmıştım. Dergahımızda çok az kişi kaldığını ve başımızdaki Hocamız, Sultan Babamızın müjdelediği, Hz. Mehdi (a.s.)’ın geleceğini oturduğu koltuğa vurarak, ‘sakın ha şüpheye düşmeyin. Gelecek ve bu koltuğa oturacak’ müjdesini, gelene gidene bu müjdeyi vermesine rağmen Mehdiyet meselesini kesinlikle bize açtırmamaktaydı” diyor. Evet onların yanında öyle bir bilmiş, ukala bir tip vardı bir aralar, biliyorum. “Sizden Allah razı olsun. Mailimize kayıtsız kalmadığınız çok değerli, çok sevdiğim iki talebeniz Altuğ Berker Ağabeyim, İbrahim Tuncer Ağabeyimi dergahımıza gönderdiniz. Allahutealanın izni ve bereketini sizlerin üzerinde tecelli etmesiyle yıllar önce dağılan cemaatimiz yeniden dergahımıza dönmeye başladılar. Gelenlerin ise bunun nasıl olduğunu anlayamadıklarını belirtmektedirler. Bu dönen kardeşlerim ve birleşmenin başlamasının bizi ne derece mutlu ettiğini tarif edemem. Ve dönen kardeşlerimizin hepsi Erbakan Hocamızın sevdalıları”, hay maşaAllah, o önemli benim için. “Ve hepsi Sultan Babamızın müjdesi Hz. Mehdi (a.s.)’ı yürekten, büyük bir umutla şüphe etmeden beklemektedirler. Bu bizi daha da mutlu etmiştir. Allahuteala Efendimiz Peygamberimiz (s.a.v.) sizin ve çok değerli talebelerinizi dünyada ve ahirette bir ve beraber eylesin, Allah’a emanet olunuz”. Çok şükür elhamdülillah. Böyle çok güzel değerli cemaatler vardı. Bir kısmı hakikaten eridi, bir kısmı zayıfladı. Onlara tabii biz gücümüz yettiği kadar destek olup, eski ihtişamına, eski gücüne döndürmeye çalışıyoruz, gayret ediyoruz. Dostana ve sevinçle bunu yapıyoruz, inşaAllah.
“Ey benim pek güzel üstadım Adnan Hocam. Allah’ın mert kulu, yigit ve doğru üstadlarımdan. Dağlar önüne gelse onları aşacak. Sizi çok seviyorum. Hocam, ben hangi fikirden mert birini görsem o mertliği çok sevmişimdir. Sizde ise bambaşka bir mertlik var. Müthiş bir azim ve kararlılık, ruh güzelliği var. Otuz sene boyunca hergün bir insan davası için işkenceler görmüş, zincirlenmiş, aleyhte büyük bir kara propagandaya maruz kalmış ama zerre kadar etkilenmemisse burada bambaşka bir durum vardır. Hocam Allah size pek şerefli bir hayat vermiş. Ona şükürler olsun çünkü sizi kendimden çok seviyorum. Sizden dileğim mertlik ve yiğitlikte Allah’ın beni sizin gibi eylemesi için, dua etmenizdir. Ellerinizden öperim Ahmed Ali”, maşaAllah. Hüsn-ü zanın için Allah razı olsun diyoruz kardeşimize. İnşaAllah, dediği gibi oluruz, inşaAllah hepimiz öyle İslam’ın Hz. Ali (ra)’ları, Hamzaları (ra), Ömerleri (ra) oluruz. Resulullah (s.a.v.)’in sünnetine tam tabi, Kuran’a tam tabi muttaki güzel Müslümanlar oluruz, inşaAllah.
Zamanla ilgili olarak anlattığımız konuyu defalarca kitaplarda da anlatmama rağmen, dergilerde de anlatmama rağmen bir kemik kafanın birisi çıkmış; “Adnan Hocamız dünyanın ömrü yedi bin yıl dedi” diyor. Bütün kainatın ömrü, dünya Big Bangden itibaren, şu ana kadar. “Bu insan nasıl bir insandır, hayret. Ben görmedim böyle bir insan. Çok yanlış yolda, hatalı” diyor. Kemik kafa ne kitabımı okumuşsun, ne CD’lerimi dinlemişsin, ne anlattıklarımı dinlemişsin kafa tam kemik belli. Bu konular benim meşhur konularımdır. Çok defaatle anlattığım ve herkesin çok iyi bildiği bir konudur. Ama o senin kemik kafandan girmemiş içine. Şimdi kafası kemik deyince şaşırılacak bir şey yok. Kafatası kemikten oluşuyor, “adama niye böyle diyorsun?” demesinler. Ben teknik vasfını söylüyorum kafasının, inşaAllah.
-VTR - Şeyh Ahmet Yasin Hazretleri Adnan Oktar’a Hediye Edilen Asanın Silsilesini Anlatıyor
ADNAN OKTAR: Öyle mübarek bir ahlak okulu ki, öyle güzel insanlar ki maşaAllah. Herkesin gönül huzuruyla sohbetlerini dinleyeceği, gönül huzuruyla güveneceği çok mübarek bir topluluk. Allah yollarını açık etsin. Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri böyle bir gül ağacı gibi Allah ondan dallar geliştirdi, çiçekler açtırdı, güzel güller açtırdı. Şeyh Nazım Hocamızın gül bahçesinin güllerinden birisidir Şeyh Ahmet Yasin Hocamız. Ama çok çok değerli bir insan, son derece mütevazı. Bir seyyidin bütün güzellliklerini üzerinde toplamış. Yiğitlik, cesaret, sabır, sebat, vefa, tevazu, dürüstlük Allah’a çok şükür Hocamızın üzerinde çok güzel tecelli ediyor. Ama okul güzel okul, maşaAllah. Güzel bir ocakta, Şeyh Nazım Kıbrısi Hocamıza Allah uzun ömür versin. Allah onun güzelliğini, ömrünü kat kat arttırsın. Sağlık, sıhhat versin. Etrafına dostlardan, sevenlerinden çok fazla insan getirsin. Düşmanlarını da hakir ve zelil etsin Allah, inşaAllah. Hidayet versin Allah ama hidayet vermediklerini hakir ve zelil etsin, inşaAllah. Hocamızın hüsn-ü zanı için de Allah razı olsun diyoruz. Ben öğrenci olmaya çalışan Allah’ın herhangi bir kuluyum. Ama Hocamız Allah razı olsun, teveccüh etmiş, lütuf kerem göstermiş. Saygısını, sevgisini hep böyle gösterecek güzel tavırlar sergiliyor, maşaAllah. Allah onun ilmini, feyzini, bereketini arttırsın. Çok sevilecek, çok sayılacak çok değerli bir insan. Allah böyle güzel insanların sayısını arttırsın, yolunu açık etsin. Uğur, bereket, hayırlara Allah gark etsin, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Şeyh Nazım Hazretleri de kavuğunu göndermişti Hocam size.
ADNAN OKTAR:Evet, dünya tatlısı maşaAllah. Hocamızın kavuğuna güzel bir muhafaza yaptırdım, Hocamızın kavuğunu orada saklıyorum, muhafaza ediyorum, maşaAllah. Şeyh Ahmet Yasin Hocam adaleti temsil eden güzel antika olan, güzel bir terazi göndermiş ayrıca, maşaAllah. Osmanlı ambleminde de vardır biliyorsunuz, orada bir terazi vardır. Adaleti temsil eder çok güzel Allah razı olsun. Teşekkür ediyorum Hocamıza Allah ömrünü uzun etsin, sağlık sıhhat versin. Allah bütün şerirlerin şerrinden, kötülüklerinden Hocamızı ve o müberek ocağı ve özellikle Şeyh Nazım Hocamızı ve bütün müminleri, bütün Müslüman kardeşlerimizin hepsini koruyup kollasın, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Bugün Mehmet Altan Star Gazetesi’ndeki yazısında kuş ölümleriyle ilgili; hem aklımda hem ruhumda bu konunun kazılı kaldığına dair bir yazı yazmış. Kuş ölümlerini açıklamak için birço teori ortaya atıldığını. Örneğin; yıldırım çarpması sonucu ölmüş olabilecekleri, havai fişek gürültüsünün paniği ile kontrollerini kaybederek duvarlara ve araçlara çarpmış olabilecekleri yada CIA gizli bir deneyi sonucunda ölmüş olabileceklerinin söylendiğini. Ancak kendisinin başka bir açıklamaya kafasının takıldığını söylemiş. Ben ölümlerin kıyamet habercisi olabileceği söylentisini de ciddiye alıyorum. Kuşların toplu ölümü yaklaşan büyük bir tehlikenin ilk emareleri mi yoksa? Sadece sıradan bir doğa olayı mı diye görmek gerekir diye yazısını bitirmiş.
ADNAN OKTAR: Çok güzel, maşaAllah. Kalbinde bir iman ışığı var ki, iman gözüyle bakıyor. Kıyametin yakın olduğunu Allah ilham etmiş demek ki hissettirmiş. Hayvanlar da farkında, dünya da farkında. Madde bile farkında, göktaşları farkında kıyametin. Göktaşları Allah’ın emriyle dünyanın etrafını sardılar. Başıboş değil. Taş çeker gider bambaşka yerlere gider, niye gitsin dünyanın etrafına sarılsın. Yani uçsuz bucaksız boşluk evren, herhangi bir yere gider taş. Ama gelip dünyanın etrafını sarıyorlar ve bulut gibi sarıyorlar. Onlar da Allah’a boyun eğmişler, herşey Allah’a boyun eğmiştir. “Allah’ın emriyle o taşlar hepsi tek tek işaretlenmiştir” diyor, Allah ayette. Yani “nereye isabet edeceği tek tek işaretlenmiştir” diyor, inşaAllah. İşari anlamda söylüyorum tabii, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Bugün Sayın Başbakan Hizbullah Örgütü’nün güçlü olduğu Batman’da yaptığı konuşmada şöyle söylemiş; “Medeniyetimizde üç semavi dinde de can, insan hayatı kutsaldır. Kim kimin canına kıymıssa, bütün alemin canına kıymıştır. Müslüman ve İslam kelimesiyle cinayeti, katli yanyana kullananlar bizzat İslam’a haksızlık yapmış olur. Anlamı barış olan; İslam terörü emreder mi? Cana kast edene Müslüman diyemeyiz. Bu istismara karşı herkesin uyanık olmasını istiyoruz. Biz düyayı kırmaya, yıkmaya, ayırmaya, kutuplara bölmeye değil; birleştirmeye, buluşturmaya, kırılanı tamir etmeye geldik. Bu millete efendi olmaya değil; biz sizin hizmetkarınız olmaya geldik” demiş.
ADNAN OKTAR:Çok güzel bir üslup. Ahmedinejad da bu söz üzerine “ben kölenizim” dedi. Ondan sonra onu başa getirdiler. Halka konuşmasında “ben lider olarak değil, köle olarak görev istiyorum.” dedi. Çok şahane bir üslup. Başbakan’ın üslubu da çok güzel, tebrik ediyorum güzel olmuş, maşaAllah.
El KavlulMuhtasar Fi Alamatil Mehdiyyil Muntazar, sayfa 27. “Onun zamanında büyük hadiseler vuku bulacak”, yani şaşırtıcı, hayret verici olaylar olacak. “Onun zamanında nice hayret veren haller zuhur edecektir”. Mektubatı Rabbani 2. cilt. Mesela kitlevi havada giden kuşlar birden bakıyorsun, hayvanlar kitle halinde toptan binlerce kuş sapır sapır dökülüyor. Hiçbir şey yok normal, hava normal hayvanları kontrol ediliyor, hiçbir şey çıkmıyor. Deccalin havadaki kuşlara saldıracağı, onların ölümüne sebep olacağı hadislerde var. Yani deccalin böyle bir eylem yapacağı. Hatta denizdeki balıklara da saldıracağı, onlara da birşeyler yapacağı belirtiliyor. Deccalin harika cihazlar, harika yöntemler kullanacağı, şaşırtıcı alışılmışın üstünde alet, edavat ve cihaz ve silahlara sahip olacağı belirtiliyor. Bu da muhtemelen deccalin bizim bilmediğimiz silahlarından, kullandığı bir silah. Mehdi (a.s.) da bunu önleyecek şahıs olarak belirtiliyor. Mehdi (a.s.) da havadaki kuşların sağlıklı ve güzel olması için sağlıklı olması için gayret edecek. Denizdeki balıkların bile Mehdi (a.s.)’dan memnun olacağını söylüyor Peygamberimiz (s.a.v.). Biri öldürüp yok ederken, diğeri onun canlı, güzel ve sağlıklı olarak yaşaması için uğraşacak. Allah aradaki farkı göstermek için deccale o imkanı veriyor. Deccalin varlığını Allah göstermek için oluşturuyor olayı. Deccalin bir gücü yok, Allah meydana getiriyor. O kuşları öldürten Allah’tır. Yani bir alamet olarak meydana getiriyor. Anlatılmak istenen şu; deccal zuhur etti, deccal vesilesiyle bu olaylar oluyor, görün gibi. Mesela on binlerce, yüz binlerce balık sahile vuruyor. Denizin yüzeyine, hiçbir sebep yok, zehirlenme yok, bir şey yok. O da deccalin zuhur ettiğini göstermek için, Cenab-ı Allah’ın oluşturduğu bir alamettir. Nasıl gökyüzünde; Ay ve Güneş tutulmaları meydana getirdi, nasıl Kabe’de baskın oldu. Mesela onun olması çok acayip Ay ve Güneş tutulması. Kuyruklu yıldızların çıkması peşpeşe ve diğer bütün alametler nasıl harikaysa; Fırat’ın suyunun kesilmesi nasıl harikaysa bu da deccalin varlığını göstermek için Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerde belirttiği bir harika olaydır. Yani kıyamet alametlerinde bu var. Dikkalice okunduğumuzda, baktığımızda deccalin gökteki kuşlara yöneleceği, denizdeki balıklara yöneleceği açıklanıyor. O da tahakkuk etmiş oldu. Yani Allah’ın ısrarla belirttiği kıyametin yaklaştığı, deccalin zuhur ettiği ve Mehdi (a.s.)’ın zuhur ettiği alametleri insanların bir kısmı görmemezlikten geliyorlar. Görmeseler de olaylar ilerliyor. Yani onların görüp görmemesi ile alakası yoktur, ilerler.
ALTUĞ BERKER:Yiğit Bulut, Cübbesiz Ahmet diye bir yazı yazmış, Hocam Hürriyet’te. Bir süredir Ahmet Hakan ile ilgilli yazı yazıyor. “Hürriyet’in Cübbesiz Ahmeti” diyor. Bugünkü yazısında; Ahmet Hakan, Aydın Doğan’dan, Ertuğrul Özkök’ten yeni yayın yönetmeni Enis Berberoğlu’ndan aldığı rüzgarla Ahmet Hakan’ın yazılar yazdığını. Ancak çok fazla sinyal alması gereken patronu olduğu için, bir kimlik bunalımına girdiğini ayrıca yazılarının da bilgisizlikten kaynaklanan bir kalitesizliğe sahip olduğunu söylemiş, Hocam.
ADNAN OKTAR:“Volkan Elbistan. Ben Nur talebesiyim” diyor kardeşimiz, çok güzel. Üstad; Risale-i Nur Külliyatında Mehdi (a.s.)’ın ve ahir zaman şahıslarının nereden çıkacağını açıkça anlatmış. Risale-i Nur Külliyatı’na bakarsa görür, Şualarda da görür, diğer yerlerde de görür. “Basra, Küfe, Şam gibi yerlerde tasavvur ederek, hep öyle tefsir etmişler, müfessirler. Halbuki merkezi saltanat o zamanlar oradaymış. Ama en son olarak İstanbul’da kalmıştır. Dolayısıyla vukuat-ı Mehdiyet, vukuat-ı süfyaniyet ve ahir zaman olaylarının yeri İstanbul’dur.” Yani Darwinizm’in, materyalizmin ile çatışılan yer burasıdır ve Mehdi (a.s.)’ın çıkacağı yer de burasıdır. Dolasıyla Volkan okumuşsun Risale-i Nur’u ama yüzeysel okumuşsun, dikkatli okursan çok açık görürsün. Üstelik Risale-i Nur’da birkaç yerde geçiyor. Nerede geçtiğini merak ediyor, kardeşimiz, inşaAllah.
“Sayın Hocam; ben Almanya’da yaşıyorum burada bir Mustafa Hocamız var. Onunla İsrailoğullarını konuşurken bir konuya takıldık. Buradaki Hocamız; ‘İsrailoğulları cinleri istihbaratta kullandıklarını ve devletler arasındaki bilgileri cinler sayesinde topladıklarını’ iddia ediyor. Bu konuyu daha detaylı cevaplarsanız sevinirim. Sizi çok beğenerek izliyorum. Sabah 3’de, işe gitmeme rağmen sizleri mutlaka seyrediyorum. Allah sizleri başımızdan eksik etmesin, saygılar” diyor. Cinleri istihbaratta biz de kullanıyoruz, herkes kullanıyor. Aklı başında cin olursa, istihbarat derken, bilgi almak için önemli bir şey olduğunda, cin kullanılır. Şaşılacak bir şey yok. “İsrail yapıyor mu?” Bilmiyorum onunla ilgili bir bilgim yok. İstihbarat örgütleri hemen hemen hepsi kullanıyor benim bildiğim. Yani dünyadaki ünlü büyük istihbarat örgütleri o konuda uzmanları kullanıyorlar. Ama çok şükür bizim cinlerimiz bayağı güzel huylular. Çok nezaketliler hemen hemen ne istesek bilgi olarak, öğrenmek istediğimiz bir şey olduğunda çok detaylı bilgi getiriyorlar. Cini güzel eğitmek lazım. Direkt bilgi almak değil de, onu Kuran’dan Cin Suresi’ni özellikle, Kuran ayetlerini tek tek okumak, onları eğitmek, Allah korkusunu onlara öğretmek. İmanlarını güçlendirmek gerekiyor. İmanları zayıf oluyor, cinlerin. Çoğunun imanı çok zayıf özellikle ölümden sonra dirilişe inanmıyorlar. Kendileri ruh olduğu halde ölümden sonra dirilişe inanmıyorlar. Hayrettir Allah’ın hikmeti. Duvardan geçiyorsun artık, ruh halindesin “nasıl olur? Ben öldükten sonra nasıl dirilirim” diyor. Sen zaten ruh halinde yaşıyorsun, görmüyor musun? Ruhun varlığının bizzat ispatı işte. Kendin ruh gibisin buna rağmen imanları zayıf. Kuran’da da diyor; ölümden sonra dirilişe inanmadıkları. Yaygın olarak var aralarında, imanları zayıf oluyor. Bir de kendi aralarında parçalanmışlar. Bizim Müslüman kardeşlerimiz gibi birçok cemaatlere, gruplara ayrılmışlar. Hristiyanları var, Musevileri var, Müslümanları var. Müslümanlar da kendi aralarında bölünmüşler. Bağlantıda olan kardeşlerimiz var. Hala geleneksel kıyafetleri giyiyorlar. Tırnakta bakma yöntemini kız arkadaşlarımızda da geliştirdik. Diğer delikanlılarda da geliştirdiler. MaşaAllah mangal gibi yürekleri var. Ben olsam bayağı heyecanlanırım, gayet sakinler. Televizyon seyreder gibi seyredip ne varsa bilgiyi aktarıyorlar, maşaAllah. Anadolu’da uzmanları olan kardeşlerimiz var. Ankara’da muhterem bir ablamız var. O da milliyetçi, mukaddesatçı çok değerli bir ablamız, o uzman, maşaAllah. Evinde otururken masanın üzerine canlı deniz atı getirmiş cinler. Evin ortasına. Ankara neresi, nereden bulursunuz da alır getirirsiniz. Çılgınlıklarına bak, orada orjinallik olsun gibisinden. Eşya getirebiliyorlar o tip şeyler yapabiliyorlar. Ama boş işlerde cinler cevap vermez. Yani millet dalga geçiyor ya, onlar da onlarla dalga geçer, muhatap olmazlar. Çok önemli, ehemmiyetli hakikaten inanmaları lazım onun faydalı önemli bir şey olduğuna. Ve dua ederek Allah’tan istenmesi lazım. Yani cinin direkt kendinden istiyorlar o zaman olmaz. Allah diyor; “emrimizle iş gören bir kısım cinler vardı” diyor, ayette. Hz. Süleyman (a.s.)’ı anlatırken. “Emrimizle iş gören”. Adam direkt cini haşa ilahlaştırıyor. Direkt cinle bağlantıya geçmeye çalışıyor. Öyle olmaz, Allah’tan istenir. Allah eğer gerekiyorsa, hakikaten samimiyseler onların emrine cini gönderir. Ve Allah’ın dediği kadar konuşabilir, onlar da, inşaAllah. Buna inanmıyorsa o zaman cin de ona musallat oluyor işte.
“Selamün Aleyküm, hayırlı geceler diliyorum. Hz. Mehdi (a.s.)’ın kılıcı şu an nerededir. O kılıç alındığında Hz. Mehdi (as)‘ın tam olarak ortaya çıktığını anlamış oluruz. Bu doğru mudur? Ferhat”. Kılıç şu an Topkapı’da iki tane. Resulullah’ın iki tane kılıcı var. Gayet güzel dizayn edilmiş teberrüken Mehdi (a.s.) beline takacaktır, inşaAllah. Yani Mehdi (a.s.)’a biat anında teberrüken yani sürekli taşımak şeklinde değil. Peygamberimiz (s.a.v.)’in hırkası giydirilecek Mehdi (a.s.)’a. Teberrüken Peygamberimiz (s.a.v.)’in kılıçlarını kuşanacak, inşaAllah. Yani bir veya bir kaç kereye mahsus olmak üzere. Yoksa Mehdi (a.s.)’ın kılıçla bir işi yok. Yani kesme anlamında bir işi yok. Çünkü Mehdi (a.s.) kan akıtmaz. Kılıcı Resulullah (sav)’in elinin dokunduğu, Resulullah (sav)’in sevdiği hatta isim verdiği, Resulullah (sav)’in yanından ayırmadığı bir emanet olarak aşkla, muhabbetle öper. Alnına götürür öper ve beline takacaktır. Ama teberrüken, inşaAllah. Kılıç derken herhangi bir kılıç için diyorum. Yoksa Peygamberimiz (s.a.v.)’in kılıcını kast etmiyorum. Kılıçla işi olmazın anlamı o. Asıp kesme yok; Mehdi (a.s.) devrinde, kan akması yok. Hatta Peygamberimiz (s.a.v.) o kadar detay veriyor ki, “damla kan akmaz” diyor. “ Bu kadarcıktan ne olur?” derler, bazen. Bak damla kan akmaz, kimsenin burnu dahi kanamaz diyor. Yani elim çarptı falan da yok. Hiç kan akmaz ve uyuyan kişiyi de uyandırmaz, son derece nezaketli olur. Tedirgin etmez kimseyi, huzursuz etmez. Resulullah (sav)’İn kılıcı, içinde birçok sırları barındıran mübarek kılıç, Peygamberimiz (s.a.v.)’in ruhaniyeti ile temasta olmuş bir cisim o. Peygamberimiz (s.a.v.)’in sürekli elinde olan, Peygamberimiz (s.a.v.)’in elektriğini hissetmiş, elektriğini almış bir kılıç. Yani Peygamberimiz (s.a.v.)’in mübarek elektriği o kılıca geçmiş. Onu da Mehdi (a.s.) beline teberrüken takacak. Hırkası da öyle, başka kutsal emanetler de olacaktır, Mehdi (a.s.)’in yanında, bir tek o değil, inşaAllah. O demeyeyim de; sadece o mübarek emanetler değil, Hz. Musa (a.s.)‘ın sandığı da Mehdi (a.s.) devrinde bulunacak, inşaAllah. Allahualem benim gördüğüm sır olarak söyleyeyim mi söylemeyeyim mi bilemiyorum; Tapınak Şövalyeleri bir kısmının yerini biliyorlar. Bir kısım kutsal emanetlerin yerini biliyorlar, inşaAllah.
“Yasin Dilmen, Esselamu Aleykum Hocam”, ve Aleykum selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Hocam sizleri her zaman severek izleyen ve takip eden bir sevdiğinizim. Hocam her namazdan sonra Türk-İslam Birliği için dua ediyorum, Rabbime”, maşaAllah. “Hz. İsa (a.s.) geldiğinde iman edenlerden olmak için dua ediyorum Hocam. Hocam 12 yıldır MS hastasıyım. Hamd ediyorum Rabbime ama bazen şeytan devreye giriyor, zorlanıyorum Hocam. Allah rızası için yapmaya çalışıyorum yaptıklarımı, inşaAllah. Duanızı istiyorum sizden Allah rızası için, Hocam. Hep yazmak istiyordum size ama bir türlü cesaret edemiyorum. Ta ki annem yazmamı söyleyinceye kadar. Rabbim güç kuvvet versin inşaAllah sizlere, Allah’a emanet olun, Hocam”. Yasin Allah sana şifa versin. Allah senin bu hastalığını gidersin. Bir kız kardeşimiz vardı, böyle eklem rahatsızlığı vardı. Ona söyledim; “senin hastalığın geçer. Geçecek göreceksin” dedim. Hakikaten bir sene içerisinde hastalığı geçti.
SUNUCU:Şifa duaları var. Bu bulunduğumuz ay hastalık ayı diye biliyorum. Onun için hani korumak için korunma duaları ve şifa duaları var. Gerçi bu hep vardı ama onları önerebilir misiniz?
ADNAN OKTAR:Dua Müslümanın içinden gelerek samimi duası güzeldir. Candan samimi dua güzeldir, inşaAllah. Ama tabii ki Kuran’daki şifa ayetleri okunabilir. Güzel olur, Peygamberimiz (sav)’in dualarından olabilir. Ama samimi dua Allah’ın istediği duadır. Samimi candan olan dua, halisane olan dua yeterlidir, inşaAllah. Mesela bir rahatsızlığı olduğunda Allah’tan şifa dilenmesi. Ama o insanın temiz ve iyi olması gerekir. Mesela namazında niyazında, 5 vakit namazını kılan. Allah’a teslim olmuş, Allah’a tevbe etmiş, kalbi temiz bir insan olması lazım. Dua edilince hakikaten ben şifanın olduğunu gördüm. Mesela biz Oktar’a çok dua etmiştik. Normalde yüzde yüz ölüm oluyor, Oktar’ın hastalığında. Dünyada yok başka yaşayan. Çünkü en azgın kanser türüne yakalandı. Çok ilerlemiş vaka olarak, en son aşamasındaydı hastalığın. Ama buna rağmen Allah şifa verdi. Gayet sağlıklı, hiçbir şeyi yok. Mesela o kardeşim de öyle, birçok arkadaşımda öyle oldu. Çok köklü rahatsızlıkları geçti hakikaten. Mesela o arkadaşımız da öyle, sürekli hastane tedavisi gören bir kardeşimizdi. Gayet sağlıklı oldu elhamdülillah hiçbir şeyi yok. Ne ilaç kullanıyor, ne şunu kullanıyor, ne bunu. Ağır hastane tedavisi görüyordu, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Vesile oldunuz Hocam, Oktar’a da.
ADNAN OKTAR:Elhamdülillah. Ama hayret Allah’ın hikmeti tahmin ettim yani Allah’a güvenerek Allahualem senin geçer hastalığın dedim senin, geçecek dedim. Hakikaten geçti 1 yıl sonra geçti. Hiçbir şeyi kalmadı. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:Allah Yasin’e şifa versin ismi de güzelmiş, Yasin’in maşaAllah. Allah sağlık sıhhat versin ama imtihan olacağız biz. Hastalıklarla imtihan olacağız. “Hastalığı veren de, şifayı veren de Allah’tır” diyor, Hz İbrahim (a.s.). Çünkü MS hastalığının olması çok harikadır. Yani çok kapsamlı bir sistemle oluşturuluyor. Allah tarafından oluşturuluyor. Yani sebep silsilesi kapsamlı oluyor. Onun için ilaçlar olması da zaten hastalığın olacağını gösterir. Bir eczaneye biz girdiğimizde, eczaneye baktığımızda bileceğiz ki o ilaçla ilgili çok fazla hastalığı Allah yaratacak demektir. Çünkü şifa varsa mutlaka hastalık vardır. Hastalığı gördüğümüzde de mutlaka şifası vardır. Yani vesile olacak bir şifası vardır. Allah’ın dilemesiyle, inşaAllah. Şifayı da Allah yaratır. Ama bu dünya imtihan dünyası tabii, eğer acizlikler, hastalıklar, zorluklar olmasaydı insanların Allah’a karşı tavırları çok kötü olabilirdi. Hatta diyor Allah; “Eğer insanlar (Allah'a karşı isyanda birleşip) tek bir ümmet olacak olmasaydı, Rahman'ı (Allah'ı) inkâr edenlerin evlerine gümüşten tavanlar ve üzerinde çıkıp-yükselecekleri merdivenler yapardık” diyor, Allah. Yani “müthiş bir zenginlik verirdik, size. Ama bozulursunuz” diyor, zenginlikte. Çünkü ayette de var. “Refahtan şımaran önde gelenleri” diyor. Refah insanları bozuyor. Mesela; ekonomik krizin gerekçesi olarak da diyor ki, Allah; “yalvarıp yakarsınlar diye ekonomik kriz meydana getirdim” diyor. Dert ve bela olmadan insanlar Allah’a dönmüyorlar. Yani büyük bir bölümü öyle oluyor. Hatta diyor, Allah; “denizde gemi, azgın dalgalarla boğuşurken canı gönülden Allah’a dua edersiniz. Ama ortalık yatışınca da bambaşka bir tavır gösterirsiniz” diyor, Allah. Ayette var. Biz de inşaAllah, şükredenlerden oluruz. Doğrulardan oluruz. Allah hepimize hidayet versin. Sağlık sıhhat versin. Aczimizi görmek durumundayız. Aczimizi görmezsek çok büyük hata yaparız. Yani insanlar genellikle aczini görmüyorlar. Halbuki insan tepeden tırnağa acz. Mesela saçını yıkamasa ne hale geldiği görülüyor. Gözünü yıkamasa ne hale geldiği görülüyor. Burnunu yıkaması gerekiyor, kulağını temizlemesi gerekiyor, ağzını temizlemesi gerekiyor, koltuk altını temizlemesi gerekiyor. Bütün vücudunu boydan boya temizlemesi gerekiyor, yoksa müthiş bir acz içine giriyor. Ve birçok hastalıklar yaratıyor Allah. Ömrünü kısa yaratıyor. Ama buna rağmen insanların nasıl, epey bir kısmının azgınca ve delicesine dünyaya bağlı olduğunu hepimiz gözlerimizle görüyoruz. Tek kelime Allah’tan bahsetmek istemiyorlar. Sadece Allah’ın nimetlerine böyle delicesine yaklaşmış, onlardan istifade eden, böyle gözü dönmüş şekilde o nimetleri kazanmaya çalışan fakat nimeti verene de hiçbir şekilde şükretmeyen, bağlantı kurmayan, hamd etmeyen bir tavır içinde görüyoruz insanları. Allah onun için ayette; “zaluma ve cehula” diyor. Yani “zalim ve cahildir” diyor, insanlar. Yani nankörlük vardır insanın ruhunda; Allah’ın nimetlerine karşı. Onu kırmak için Allah, o ruh azgınlığını kırmak için dertler ve belalar veriyor. Mesela ben bakıyorum sosyetenin bazı yerlerine toplantısı oluyor yaşlı insanlar geliyor böyle hanımlar görüyorsunuzdur. Böyle herkes pür neşe. Halbuki kimi böbrek taşı için ilaç alıyor, kimi tansiyon için ilaç alıyor, kimi karaciğer için ilaç alıyor, kimi romatizma ilaçları alıyor, kimi kanser tedavisi görüyor. Sorsanız her birinin binbir çeşit derdi vardır. Ama orada kimse kendine onu sezdirmiyor. Yani sadece onlar o günkü bakımlı işte ütülü elbiselerini, neşeli hallerini görüyor. Evdeki hallerini, acizliklerini görmüyorlar. O yüzden de onlara hayran hayran bakıyorlar. Bir dahaki seneki sosyal toplantısında bakıyorsun üçte biri yok. “Nerede?” diyorsun. “Allah rahmet eylesin toprak altında” diyorlar. Ama o üçte birin yerine yeni bir üçte bir daha geliyor yine onu gözleri görmüyor. Mesela 1920’lerde yapılan güzellik yarışmaları var, onların filimleri var. Bir kişi kalmamış o devirin kadınları. Mesela boylu poslu çok güzel kadınlar. Çok güzel insanlar. Ama hepsi toprağın altında şu an. O anda onları onu hatırlatsan, uçuyorlar adeta böyle, bambaşka bir alemdeler, böyle artistlik hareketler falan yandan cevaplar, tahayyül dahi edemiyor. Ama şu an tamamı topğrağın altında. Mesela şu anda da bakıyorum bazen Fashion Tv’ye bakıyorum. Mesela aslan gibi genç kızlar. Bir küçük bir şeyden geliyor böyle, küçük bir noktadan yani sanki topraktan yaratılıyor gibi geliyor geliyor, büyüyor geri toprağa dönüyor gibi. Sonra da orada gidip kayboluyorlar. Mesela 70 yıl sonra baksan bir tanesi yok, tek bir tanesi kalmayacak. Ama oradaki havalarına bir baksan. Dil çıkartmalar, hareketler, anormal tavırlar, uçuyorlar. Halbuki bir başkasının şirketi nihayet, o çocukların elini yüzünü böyle alıyor, bütün milletin suratına sürdüğü tozu alıyor, sürüyor, sürüyor, sürüyor yakından gösteriyor çocukların ciltleri acayip bozuk. Cilt ne yapsın ona. Her şeyi sürüyorsun. Kazıya kazıya çıkarıyorlar, bu sefer başka bir şey sürüyor. Mesela saçlarına böyle aerosol gibi bir şey sıkıyor böyle, sprey kimyasal bir şey. Çocuğun saçları birden böyle kazık gibi kesiliyor etkisiyle. Bir başkası geliyor. Saçını bambaşka bir şekle getiriyor. Başka bir boyayla boyuyor. Yeniden bir daha üstüne kimyasal madde, yüzüne yeniden yeni yeni boyalar. Adeta sanki mermerle oynuyor. Bu insan, etten kemikten oluştu. Ne olur bu genç kız? Körpecik çocuk. Sürekli boya sürüyorsun, sürekli çıkarıyorsun. Saçına bir şeyler sıkıyorsun saçından onu çıkarttırıyorsun. Çocuklarda ne saç kalıyor, ne cilt kalıyor ne sağlık kalıyor. Üç dört yılda pestilleri çıkıyor. “Haydi bakalım gelsin yenileri” diyorlar. Zaten çocukların mankenlik yapacak yaşları çok sınırlı. Onların en körpe en güzel dönemlerinde çocuklar acayip tahrip oluyor, bazı yerlerde hepsinde değil, bazı vakalarda. Pestillerini çıkarttıktan sonra, “haydi bakalım sizi emekli ettik” diyorlar. Ondan sonra gelsin yenisi. “Haydi sizin de pestilinizi çıkarttık, haydi bakalım gelsin yenisi”. Yazık günah. Bir avuç çocuklar para alıyorlar. Halbuki dünyayı verseler ne olur? Mesela mahcup da ediyorlar, ben çocukları görüyorum, bazı yerlerde mesela ciğeri beş para etmeyecek adamların karşısında o çocukları ne hallere sokuyorlar. Mesela delikanlı kız aslan gibi mesela insan çok saygı duyar, çok değer verir normalde. Kendi değerini yok etmiş. Kendisine saygı duymadığı anlaşılıyor. Yüzünde çok arsız, basit bir ifade var. Yani bir soyluluk yok. O kadar kolaylaştırmışlar ki. Bazı vakalar için diyorum. Çok sınırlı vakalar için. Sıradan böyle basit adamların karşısında olmadık şeyler yaptırıyorlar çocuklara. Onunla da ancak geçimlerini sağlıyorlar sonra da zaten hayatları da ekonomik yönden çok zor durumda kalıyor, bir kısmının. Tabii ben şefkat gözüyle baktığım için acıyorum. Yani bu konumda olmalarını istemiyorum. Haklı mıyım söylediklerimde?
SUNUCU:Haklısınız.
ADNAN OKTAR:O çocuklar oradan oraya koşuşturuyorlar, gece yarılarına kadar. Uykusuz mu, bitap mı; çocuklar yemek içmek yok. Orada hazır yiyeceklerden alıyor, atıştırıyorlar ayakta. Paris Hilton mesela çok sevimli bir tip. Köfte gibi bir şey. Yakın çekim bir fotoğrafını yayınlamışlar. Çocuğun cilt gitmiş, perişan. Ben onu hakikaten güzel sevimli bir şey zannediyordum. Yine sevimli ama cildini mahvetmişler çocuğun. Yani bitmiş böyle bambaşka bir şey olmuş. Vardı internette, resmini gösterdiler. Mesela ünlüler de öyle, bakıyorum bebek gibi kız. Mesela bayağı güzel. Makyajsız halini gösteriyorlar. Aman Allah’ım enkaza dönmüş. Kardeşim yazık günah değil mi? Onu o hale getiriyorsunuz. Genç kız son derece sağlıklı olması lazım. Bebek gibi olması lazım onun cildinin. Uzun yıllar hatta 40-50 yaşına kadar bile gayet sağlıklı kalır. Yani bir kadın eğer iyi bakım görürse, bakımlıysa hiçbir şekilde çökmez. Hiçbir şey de olmaz. Çocuklar daha 30 yaşına geliyorlar, babaanne gibi oluyorlar. Tanınmayacak hale geliyorlar. Yazık günah, değil mi? Hep vicdanen rahatsız oluyorum. Yani insan onlara hep sahip çıkıyor, acıyorum. İyi olsunlar, rahat olsunlar, yüzleri gülsün, acı çekmesinler, huzurlu yaşasınlar istiyorum. Ama şu an tabii gücümüz maddi imkanımız açısından, yani bir siyasi gücümüz yok, maddi gücümüz de sınırlı, yapabilecek bir şey yok ancak tavsiyede bulunabiliriz.
Cengiz Yılmaz, “Muhammed Adnan Hocam. Size çok fazla mesaj gönderiyorum, kısa gönderdim olmadı, uzun gönderdim olmadı, inşaAllah bu olur” diyor. Ne sevimli şey bu, maşaAllah. “Hocam bizim Allah’a çok şükür, Allah inancında şüphemiz yok. Kitaplarınızı okuyoruz, anlatıyoruz. Fakat bir sorumuz var. İnsanların imanını kurtarma gayretindesiniz, çok güzel hizmet, biz de istiyoruz inanın Hocam. Cüzi de gayretimiz var. Sıkıntı ve nefis ile ilgili konuya hiç değinmiyorsunuz. Tamam imani konular çok önceliklidir ama biraz da bize ders verseniz, ne yapacağız? Sokaklar belli, ortam belli, siz benden daha iyi bilirsiniz. Biz şimdi günah işliyoruz, önüne geçemiyorum, nefsime hakim olamıyorum, bir ara uğraşmıştım, delirtecek beni, ne yapayım, Hocam? Biraz da bu konu hakkında konuşsak. Yalnızız Hocam. İnanın yazmasam, nefsimin işine gelmiyor aslında”. Sıkılıyorsan işte Allah’a tam teslim olursan, bizim dediklerimizi çok candan dinlersen, sıkıntı gider üstünden. Kenardan dinlersen, olmaz. Eğer sözlerimi başından beri dinliyorsan, benim anlattıklarım zaten senin kalbinden sıkıntıyı giderir. Ben anlatırken, hal almış oluyorsun sen zaten. Farkına varmadan hal alırsın inşaAllah. Farkında olmadan üstünden sıkıntı gider. Kalbinde bir ferahlık hissedersin. Yani benim sohbetim herhangi bir siyasi sohbet değil, alelade bir sohbet değil. Kalplere de ben yöneliyorum, inşaAllah. Vicdanlara da yöneliyorum, farkında olmadan üstündeki sıkıntı gider senin. Üzerine güzel bir elektrik gelir, bir ferahlık gelir, kalbine bir inşirah gelir. Eğer mana gözüyle, sevgi gözüyle ve teslimiyet gözüyle bakarsan. Ama kenardan dinlersen istifaden olmaz. O zaman sıkılırsın da, daralırsın da, bunalırsın da, her şey olur, inşaAllah. Mana gözüyle bakarsan Kuran anlatıldığında, Kuran kalplere şifadır zaten, Allah ayette söylüyor; “size şifa olan şeyleri indiriyoruz” diyor, Allah ayette. Dolayısıyla üzerinizdeki sıkıntıyı, Allah o zaman alır. Öbür türlü, “göğe yükseliyormuşsunuz gibi olur” diyor, Allah ayette. Yani bunu sıkıntı tarifi için, Cenab-ı Allah söylüyor. Muazzam sıkılırsın. Ama Allah’a tam teslim olur, canı gönülden müminleri, Müslümanları sever, en başta Allah’ı sever Peygamberleri sever, Allah yolunda mücadele edenleri seversen, kalbine bir inşirah ve ferahlık verir, Allah. Suhulet hissedersin üzerinde. Mesela nitekim bizi dinleyen kardeşlerimiz hep bana yazıyorlar. “Hocam sizin sohbetinizi dinleyince, kalbimize bir ferahlık, inşirah geliyor” diyorlar. Hatta “müdavim olduk, tiryakiniz olduk” diyorlar, hani var ya böyle Osmanlı kelimeleri kullanırlar, o tarz değişik cümlelerle bunu ifade ediyorlar. Yani bakın gece geç vakite kadar, gece üç bile olsa, mutlaka dinliyorlar. Ama mana gözüyle baktığında, sevgi gözüyle baktığında, manevi bir rabıta kurduysa, hakikaten çok zevk alır, inşaAllah. Benim sohbetlerimi dinleyen bir insan bir daha vazgeçmesi diye bir konu olmaz, onu söyleyeyim. Bu bilinir, inşaAllah. Yani sevgi gözüyle bakan vazgeçemez, inşaAllah. Ama gaflet gözüyle bakan, göremez, inşaAllah.
Necati kardeşim ülkücüymüş. Hay benim aslanım. “Muhterem Hocam, ülkücü biri olarak, sizleri yanlış tanıtmışlardı. Ama şimdi gerçekleri görüyor ve sizden helallik diliyoruz”. Helal olsun. “Hizmetlerinizi takdirle izliyoruz, dualarınızı bekliyoruz. Saygılarımı arz ediyorum, duayla” diyor, Necati. Aslan Necati, maşaAllah.
“Muhterem Adnan Hocam. Ben Kayseri’de bir hekimim. Şimdiye kadar Üstad Bediüzzaman Hazretleri’nin, komünizmi deccaliyet olarak gösterdiğini duymuşumdur. Bu konuda sizin eserlerinizi özür dilerim okumadım. Eğer Üstad’ın söylediği doğruysa Hocam, insan şöyle düşünüyor; Mehdi (a.s) Hazretleri, deccali öldürecek diye genel bilgimiz var. O halde komünizm artık bittiğine göre, Mehdi (a.s.) Hazretleri geldi mi? Biz yani ben nasıl anlamalıyız bu konuyu? Hürmetlerimle Gökhan Sarpkaya”. Doktorum şimdi deccaliyet öyle kolay kolay bitecek bir şey değildir. Bediüzzaman onun“ Üç devreyi istibdatından” bahseder. Bediüzzaman onun birinci devresindeydi, en şiddetli devresi. İkinci devresi, Bediüzzaman ile Mehdi (a.s.) arasındaki devrededir, son devir de Mehdi (a.s.)’ın, onu tam olarak yok edeceği devirdir, etkisiz hale getireceği devirdir. Şu an son safhasında, üçüncü safhasında, hadislerde belirtilen üçüncü safhasındayız. Şu an deccaliyet can çekişiyor ama ölmedi. Deccaliyet defalarca vuruş yapmadan ölmez. İlmi, bilimsel, akılcı vuruş gerekir. Ve daha ileride de olacak olaylarla, deccaliyet tamamen çökecektir. Birçok harika olay göreceksiniz, inşaAllah. Özellikle 2012’de, 2011’de zaten bakın daha başlar başlamaz harika olaylar başladı 2011’de. Sırf tebliğle değildir Mehdi (a.s)’ın başarısı, bunu göreceksiniz. Yani sırf anlatımla Mehdi (a.s.) başarılı olamaz. Yerde ve gökte olaylar olacak. Yani çok olağanüstü olaylar olacak. İnsanlar bir fevkaladelik olduğunu anlayacaklar. Yani Kıyamet’in gerçekten yakın olduğunu ve birinin geldiğini anlayacaklar. “Dünyada birisi var, bir şey var” diyecekler. Yani bunu demeye mecbur olacaklar. O kişiyi aramak mecburiyetinde kalacaklar. Beklerseniz göreceksiniz. Bu çok küçük mukaddemeleri daha, gittikçe gelişecek bu olaylar, inşaAllah.
Ender kardeşimiz, “merhaba, dünyanın sonunun geldiğini alametlerden anlıyoruz. Allah’ın emrini yerine getiriyorsunuz Hocam inşaAllah, tebliğ yapıyorsunuz. Milletimize dini, İslam’ı, Kuran’ı anlatıyorsunuz. Özellikle açık olan hanımlara karşı şefkatle onları koruyup, kollamanız, onlara İslam’ı anlatmanız çok isabetli. Çünkü ihmal edilen büyük bir kitle bu. Türkiye’deki büyük bir kitle. Yani yüzde yetmişlik-seksenlik bir kitledir. Onlar bizim annelerimiz, kız kardeşlerimiz. Onlara sizin İslam’ı, Kuran’ı anlatmanız, onlara şefkatle yaklaşmanız ve ihmal eden kesimlerin aksine sizin onlara karşı sevecen tavrınız, son derece isabetli. Şu an sizi Tv Kayseri’den izliyorum, cevap bekliyorum” diyor. MaşaAllah Ender güzel teşhisin için tebrik ediyorum seni. Allah aklını, fikrini arttırsın, hidayetini arttırsın. Doğru biz, ulaşılmayan yerlere ulaşıyoruz. En hayati noktalara yaklaşmaya gayret ediyoruz inşaAllah. Mesela Cübbeli’ye göre, Darwinizm yok. Ama hayata baktığımızda bütün dünyaya hakim olduğunu görüyoruz. Cübbeli’ye göre, açık hanımlara anlatılmaz. Ama biz anlatıyoruz. Cübbeli’ye göre, Tapınak Şövalyeleri’ne, masonlara, komünistlere zaten anlatılmaz, anlatamaz, zaten öyle bir bilgi birikimi yok, gücü yok, istidadı yok, zaten yapamaz. Dolayısıyla o mühim görevi, yine biz deruhde ediyoruz. Allah’a çok şükür, elhamdülillah. Başarılı oluyor muyuz? EvelAllah, evelAllah. Yani Mason localarındaki etkimizi herkes biliyor. Yani bütün Masonlar biliyorlar. Ve gün geçtikçe daha da yayılıyor. Mesela Tapınak Şövalyeleri misafirlerim şu anda, yani camia olarak toptan çok çok etkilendiler. Ve Kuran’a, İslam’a karşı müthiş bir muhabbet Amerika’da yayılmaya başladı, Masonlar ve Tapınak Şövalyeleri kanalıyla. Ve Amerika’da, 11 Eylül saldırısının yapıldığı yerde, cami yapılması konusunda Masonlar, camiinin yapılması için, benim sözlerim üzerine, hükümete baskı yapıp, caminin yapılmasını sağladılar. Camiinin yapılması kararını aldırdılar Amerikan hükümetine. Ve beni öne sürerek yani beni delil olarak ortaya sürerek bunu gerçekleştirdiler. Mesela buraya bir Musevi haham gelmişti ve Başbakan’la da görüşmüştü, defalarca benimle görüştü, Başbakan’la da görüştü. Bu kişi gitti Amerika’da, çok önemli kilit noktadaki kişilerle görüştü ve Obama ile de görüştü. Benimle görüştüğünde de burada konuşmuştu zaten, yani Obama’yı Türkiye’ye getirteceğini, konuşacağını. Buna benzer konuşmalar olmuştu, daha detaylı başka şeyler de konuşmuştuk, aynı dediği gibi oldu. İlk buraya geldi. Dolayısıyla benim özelliğim, insanların giremediği yerlere girmem, insanların korkudan uzak durduğu, imanımızı kaybederiz diye çekindiği fikirlere, düşüncelere, akılla, fikirle, bilimle yaklaşıp, onları etkisiz hale getirmektir. Yöntemimiz budur inşaAllah. Kaçmak değil, kovalamak benim özelliğim. Benden kaçılır, ben de kovalarım. Ne diyor Cenab-ı Allah ayette; “aslandan ürkmüş yaban eşeği gibi, kaçarlar sizden” diyor. “Aslandan ürkmüş yaban eşeği”, yaban eşeği sürüsüne nasıl dalıyor aslan değil mi? Yelesiyle yavaş çekimde gösteriyor. Çok dev hamlelerle koşuyor koşuyor, vurduğunda pençesiyle, hayvanı deviriyor. Biz de dalalete aynı şekilde öyle paralelden alıyoruz, büyük bir kovalamaca oluyor, ilim pençesini, bilim pençesini vurduğumuzda yerle bir ediyoruz, özelliğimiz bu. Ben kaçıp böyle camilerin içerisine, Müslümanlara bilmişlik yapma taraftarı değilim. Cami Müslümanlarına da hitap etmiyorum ben. İslam’ın ulaşmadığı kesimlere, Müslümanlıktan haberi olmayan kesimlere, dünyanın yüzde 99’una hitap ediyorum. Cami cemaatine anlatmak çok kolaydır. Zaten benim mazlum milletim, ne dersen dinler zaten. Bağırıp çağırıyorlar, kürsüye yumruklar vuruyor. Adam zaten Allah rızası için oraya gelmiş. Olmadık sözler ediyorlar. Bazı kişiler, bazı yerlerde. Genel anlamında söylemiyorum. Ben kazanılmış kişilere değil, kazanılmamış kişilere hitap ediyorum. Ve onlara etkili oluyorum. Asıl konu da budur zaten. Tebliğ kazanılmamış insanlara yapılır. Kazanılmış insana tebliğ yapılmaz. Cübbeli, kendi taraftarlarına anlatıyor. Flash Tv’yi başka kim seyreder? Karşısında konuşan adam hiçbir şekilde kaale almaz Allahualem. Yani hiçbir dediğini yapmaz Cübbeli’nin. Yapsa zaten hayatına geçer, görünür. Diğer kişiler de yapmıyorlar. Zaten Flash Tv hayatıyla gösteriyor onu, sazlı sözlü, eğlencelere devam ediyorlar. Cübbeli’ye göre, o bambaşka bir durum. Ama orada Cübbeli’yi dinliyor, adamlar. Sadece onun taraftarlarının Flash Tv’yi seyretmesini sağlıyorlar. Yani taraftarlarının Flash Tv’yi seyretmesini hakikaten sağlıyorlar, o konuda başarılılar. Ama meydana gelen tahribat çok şiddetli oluyor. Onu akledemiyor Cübbeli. Halbuki Cübbeli’nin zihniyetine göre, Flash Tv’nin seyredilmesi mümkün değildir. Ne oradaki programları seyredebilir Cübbeli’nin düşüncesi yolundaki kardeşlerimiz, bir kısmı için söylüyorum hepsi için değil. Yani Cübbeli’nin yetiştirdiği küçük bir çevresi var. Onların Flash Tv’yi seyretmesi mümkün değil. Program başlamadan mecburen açıyorlar, sazlı sözlü, danslı, eğlenceli programı izlemek durumunda kalıyorlar. Cübbeli başladığında da Cübbeli’nin hurafelerini dinlemek durumunda kalıyorlar, dini konuları tenzih ederim, Kuran ve hadisleri tenzih ederim ve program bitiyor ondan sonra. Adam da, karşısındaki şahıs da tebessüm ederek onu konuşturuyor.
SUNUCU 2:Diğer kanallar ya da diğer hocalar içinde mi aynı şeyleri düşünüyorsunuz?
ADNAN OKTAR:Şimdi Nur talebeleri çok aydınlıktır. Mesela Şeyh Nazım Kıbrısi Hocamız çok aydınlık, çok aklı başında bir insandır. Mesela Süleymanlı kardeşlerimiz çok modern ve çok kaliteli insanlardır. Yani devrin şartlarını çok iyi bilirler. Nerede nasıl mücadele edeceklerini de çok iyi bilirler. Mesela Menzil cemaati de öyle, çok aydınlık. Mesela içki içeni de gider, uyuşturucu kullanan da gider, herkes gider, herkesle muhatap oluyorlar. Açık kapalı ayrımı yok, herkese karşı İslam’ı, Kuran’ı anlatırlar. Ama bazı cemaatler çok kapalıdırlar, çok daha mutasıptırlar ve bir zırhla kendilerini kapatmışlardır. Yani kimseyle pek muhatap olmazlar. Ama genelde Türkiye’deki Ehl-i sünnet cemaatler, Şii cemaatler de, daha modern, daha aklı başında, sözü dinlenir insanlardır. Daha makul. Devlete karşı bakış açısı makuldür, teröre karşıdırlar. Ben onun için zaten Türkiye’nin önder olmasını, lider olmasını istememin sebebi de budur. Yani çok iyi eğitilmiş, olgun ve Müslüman bir kitle vardır, Türkiye’de. Ama az da olsa bir yobaz güruh var tabii. Gerici bir güruh var. Ama ben Cübbeli’nin oradaki samimiyetsizliğinin üstünde duruyorum. Çünkü Mahmut Hocamız hiçbir zaman için televizyon seyredilmesini istemezdi. Radyo da dinlenmesini istemezdi yani müzik dinlenmesini istemez. Ben dinlerim müzik, sazlı sözlü alemi ben severim. İyi kanun da çalarım. Yani hoşuma gider benim müzik. Ama saygı duyarım tabii onlara inançlarına, düşüncelerine saygı duyuyorum. Ama Flash Tv’yi açtığımda zaten adam ne dinliyor orada? Açık hanımlardan bahsediyorsun, Flash Tv zaten açık hanımlardan oluşuyor değil mi? Hem de ne açık yani Cübbeli’nin pek tasvip etmeyeceği bir durum var orada. Şarkıya, türküye karşısın sen, orada şarkı türkü dinletiyorsun sen programın başlamadan önce. Zaten mecburen dinliyorlar. Programı öğrenmek için açıyorlar yani Flash Tv ile zaten kapı komşusu oldu bütün o sevenleri, etrafındaki birçok kişi Flash Tv ile iç içeler, bir aile gibi oldular adeta. Flash Tv’ye de çıktığında, halk onu dinlediğinde, onun hurafelerini dinlediğinde, dine karşı kasılıyor adamlar, daha da olumsuz etkileniyor. Dine karşı mesela yüzde 70 bağlılığı varsa, yüzde 50’ye düşüyor, bir daha dinliyor yüzde 30’a düşüyor, bir daha dinliyor yüzde 20’ye, bir daha dinliyor adamın hiç dini imanı kalmıyor. Cübbeli de muazzam hizmet ettiği kanaatinde. Halbuki bunun çok açık sağlaması yapılabilir. Çık üniversite gençlerinin karşısına anlat bakayım anlatabiliyorsan, çıkarsınlar karşına üniversite gençlerini, kolej öğrencilerini çıkarsınlar, Robert Koleji öğrencilerini getirsinler karşına, kızlı erkekli, istemiyorsan bir perde çekersin; zaten görüşmek istemez o, perdenin arkasından sana sorsunlar. Dümdüz olursun anında yerle bir ederler seni ve içler acısı olur durumun. Beş dakikada indirirler o perdeni. Hiçbir şekilde cevap veremez. Çünkü ne genel kültürü var, ne felsefe hakkında bilgisi var, ne Marksizm’i, ne Leninizm’i, ne Darwinizm’i, ne materyalizmi, ne egzistansiyalizmi varoluşçuluk, hiçbir şeyi bilmiyor. Çok dar çevresi ve düşüncesi de çok dar. Mesela çok şaşırtıcı, adam diyor ki: “Evrim hakkında ne diyorsunuz” diyor. Haşırt haşırt sakallarını kaşıyor “evrim ne ki?” diyor. Dünyayı kaplamış, bütün dünyayı almış evrim düşüncesi, bütün devletlerin resmi ideolojisi olmuş, sen daha uyuyorsun haberin yok. Risale-i Nur Külliyatı’ndan haberi yok, Bediüzzaman’dan haberi yok. Hurafe dediğinde, alıp başını gidiyor. Ben bunu odak şahıs olarak seçmemin nedeni, gerici düşünceyi temsilde çok tipik bir vatandaş. Çok tipik. Onun şahsında ben gericiliğe vurmuş oluyorum. Yoksa onun zaten durumu ortada, malum yani onunla oturup uğraşacak veyahut onunla ilgili bir konuşma yapacak durumum olmaz. Ama o kadar mükemmel bir önek ki, yani gerici düşünce için, çok mükemmel bir örnek. Şimdi o yüzden, mecburen onu model olarak anlatıyoruz.
“Azerbaycan’da, bugün saat 14:00’te Kuran Bilime Yol Gösterir ve Kuran Mucizeleri konferansı gerçekleşti. Arkadaşlarımız yaptılar, maşaAllah. Konferans girişinde, geniş bir salonda 20 fosil sergilendi. Konferansa 400 kişi katıldı inşaAllah. Ayakta izlemek zorunda kalan insanlar oldu ayrıca. Konferans sonuna kadar onlar da izledi. Birçok profesör, doçent bilim adamı da katıldı. Basının ilgisi çok oldu. 300 adet Kuran Bilime Yol Gösterir kitabı ve CD’si Azerice olarak dağıtıldı” diyor. Bakın faaliyet diye ben buna derim. Şu an Filipinler’de, Endonezya’da, Malezya’da yoğun konferanslarımız devam ediyor.
ALTUĞ BERKER:Resimleri vardı Hocam, eğer uygun görürseniz.
ADNAN OKTAR:Evet göster. Bunlar koç yiğitler, Azeri gençler, maşaAllah. Hepsi bizleri çok seviyorlar. Bakın hanımların hepsinin başı açık. Haydi bakalım salondan çıkın mı diyeceğiz? Şimdi Cübbeli olsa, hanım kardeşlerimizin hepsinin dışarı çıkması gerekiyordu. Bu kardeşlerimizin hepsi de yanlış yolda olmuş oluyordu. Ama biz işte onları kazanıyoruz. Kimsenin yapamadıklarını yapıyoruz. Bu Azeri gençlerin burada toplanmasına Allah bizleri vesile ediyor. Onları Türk-İslam Birliği’ne, İttihad-ı İslam’a çekmek, onlara Allah sevgisini vermek, Kuran sevgisini vermek için, Allah bizleri vesile ediyor; böyle güzel olaylarda. Bunlar çok güzel hizmetler. Asıl olan budur. Yoksa Flash Tv’ye çıkıp veya camiye gidip istediğini söylemekle, hurafeler anlatmakla bir yerlere varılmaz. Aydın, zinde çok kaliteli bir Azeri gençliği, Azerbaycan’ın içinde sürekli gelişiyor. Azerbaycan’da birçok cemaatin faaliyeti yasaktır. Dini kitap da sokmuyorlar, ama bizim kitaplarımız serbest Azerbaycan’da. Faaliyetlerimiz de serbest. Niçin? Çünkü çok pozitifiz, çok olumluyuz. Herkesi kazanmanın peşindeyiz. Kimseye düşmanlığımız yok. Komünistine de şefkat duyarız, masonuna da şefkat gösteriyoruz ve ilimle bilimle yaklaşıyoruz ve yobazlığa ve gericiliğe şiddetle karşıyız. Asr-ı saadet Müslümanlığını istiyoruz, Peygamberimiz (s.a.v.)’in devrini istiyoruz, sahabe devrini istiyoruz, o devrin güzelliğini, sevecenliğini, şakacılığını, o mutluluk ortamını istiyoruz ve Allah yolumuzu açıyor. Mesela şu an bir kol da Endonezya’da, Malezya’da, Filipinler’de faaliyet halinde, maşaAllah. Oktar’lar, Cihat’lar onlar da gittiler şimdi. Bakın Azerbaycan orada, Avrupa’da ayrı faaliyetlerimiz var, her yerde yer yerinden oynuyor, Allah’a çok şükür, maşaAllah. Bakın Azeri gençler, filinta gibiler. Şimdi Cübbeli bunları görse, niye sakalı yok diye bunları yani. Zaten sakalı yoksa namaz da kılınmıyor arkasında, namazı yoksa fasık olmuş oluyor zaten. Yani sakalının olmaması çok büyük suç. Fasık yani zaten muhatap olunmaz. Üslubunu isterseniz getireyim anlattıklarını. Kravat takıyor, kravat zaten takamaz. Mesela genç kızlar oraya dinlemeye gelemezler. Ama biz bütün dünyayı kucaklayan bir faaliyet içinde olduğumuz için, imanı esas aldığımız için, ahiretlerini güzelleştirmeyi amaçladığımız için, Allah rızası için, uçsuz bucaksız bir faaliyet içerisindeyiz, Allah rızası için.
ALTUĞ BERKER:Hadis vardı Hocam Peygamberimiz (s.a.v.)’in: “Ahir zamanda bazı cahil yobazların, deccalin avanesi olacağını” bildiriyor, Peygamber Efendimiz (s.a.v.). İbn-i Mesud’dan rivayet edilmiştir. “İnsanların üzerine öyle bir zaman gelecek ki, onların hepsini Kuran okur, ibadete çalışırlar ve ehl-i bidatle meşgul olurlar. Lakin bilmedikleri cihetten müşrik olurlar. Okumalarına ve ilimlerine bedel rızık alırlar ve dünyayı din karşılığında yerler. İşte bunlar kör deccalin avanesi olacaklardır”.
ADNAN OKTAR:Yani benim hadisin üzerine ilave edecek bir durumum yok. Hepsi çok açık. Bakın şimdi orada kapalı hanımlar olmuş olsaydı, onları da fasıklıkla itham ederlerdi. Bir kere başörtüsünden dolayı fasık olmuş oluyorlar, gelip konferansı dinledikleri için ayrıca fasık olmuş olurlar, o düşüncede. Yani dalalet içinde olmuş oluyor. Yani sapkın olmuş oluyor, anormal olmuş oluyor. Ben başörtülü hanımlara da sahip çıkıyorum. Zannediyorsunuz ki, başörtü onu kurtardı zannediyorsunuz, o kurtarmıyor onları, onu da kabul etmiyor. “Aynı başı açıkla hiçbir farkı yoktur, aynı hükümdedir” diyorlar. Bizim Türkiye’deki vatandaşlarımızın, hanım kardeşlerimizin yüzde 99’u başörtülüdür, yani başörtüsü olanlar; çarşaflı olanlar yüzde birdir. Yüzde 99 başörtüsü kullanırlar. O yüzde 99’u da cehennemlik olarak görüyorlar, fasık olarak görüyorlar. Çarşaflı için, “onlar da yüzünü açıyor, onlar da fasık” diyor. Onlar da cehennem ehli olmuş oluyor o zaman. Ben bu yanlış zihniyete karşı mücadele veriyorum. Eğer bunların eline bırakmış olsak, dünyada ve Türkiye’de ne din kalırdı, ne iman kalırdı, Darwinist-materyalist düşünce ve deccaliyet, Allah esirgesin yerle bir ederdi. Bizler vesile olduk, yine mübarek topluluklar, cemaatler, dindar kardeşlerimiz, vatanını milletini seven, milleyet perver kardeşlerimiz gayret ettiler, bu düz yola çıktık. Allah vesile etti bizleri, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Hızlıca bir hadis okuyabilir miyim Hocam? Peygamber Efendimiz (s.a.v.): “İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelir ki, onların yüzleri insan yüzü, kalpleri şeytan kalbidir. Kan dökücüdürler, çirkin hareketlerden kaçmazlar. Eğer sen onlara tabi olursan, seni gözetirler. Eğer onlara güvenirsen sana ihanet ederler. Sünnet aralarında bidat, bidat ise aralarında sünnet gibidir.”
ADNAN OKTAR:Yani fazla ilaveye gerek yok, çok açık. Kimlere hitap ettiğini de görüyoruz, alenen görüyoruz. Allah hepimize, herkese hidayet nasip etsin inşaAllah.
Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Ses kasetleri
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...