SUNUCU: Yayınımıza Hocamızın da katılımıyla devam ediyoruz.
ADNAN OKTAR: Şeyhim, buyrun.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah Hocam, estağfirullah. Milliyet Gazetesi’nde Semih İdiz isimli yazar kısaca, bölgedeki birleşme konusunun tamamen ortadan kalktığı yolunda bir yazı yazmış, kendi görüşüne göre. “Ortadoğu’daki sorunları çözme konusunda; örneğin Lübnan’daki hükümet krizinin çözülmesi konusunda Türkiye’nin yetersiz kaldığını, Türkiye bölgede gittikçe güçlenseydi, bu gibi konularda başarısız olmazdı. Dolayısıyla bu bölgedeki ülkelerle birleşme konusunun tamamen ortadan kalktığını ve Türkiye’nin bu konudaki güzel temennilerinin bittiği bir noktaya geldiğini artık anlayalım” demiş kendince.
ADNAN OKTAR: Şimdi Semih kardeşin bilmediği bir şey var. Allah var. Allah’ın varlığını bir kere bilecek, bir. İkincisi, Allah dünyayı yönetiyor, Türkiye yönetmiyor. Türkiye’yi de Allah yönetiyor. Üçüncüsü, Mehdi (a.s.) olmadan Ortadoğuda bir düzenin olmayacağını Allah gösteriyor. Hiçbir hükümet, hiçbir devlet yetkilisi, hiçbir kurum ve kuruluş, hiçbir topluluk, hiçbir cemaat, hiçbir mezhep, hiçbir şekilde İslam Birliği’ni, İttihad-ı İslam’ı oluşturamaz; Mehdi (a.s.)’ın dışında. Allah bunu gösteriyor, olay bu. Ama Mehdiyet’in de hemen kapıda olduğunu ve ne kadar kolay olduğunu da gösteriyor Allah. Normalde Mehdi (a.s.) olmuş olsa oradaki toplulukta, yanlarına gitmesine gerek yok. Sözünün gitmesi yeterli olur. Şöyle olsun der, biter, o kadar, bir kelime. Bir yardımcısına söylemesi, Hocamız bu şekilde buyuruyor, dedi mi konu biter. Allah Mehdiyet’in ehemmiyetini, vuruculuğunu, gücünü dünyaya gösteriyor. Ve ne kadar acil ihtiyaç olduğunu gösteriyor. Bölge Mehdiyet için son derece uygun halde şu an. Zemin tam anlamıyla pişmiş halde ve olgunlaşmış halde. Sadece Mehdi (a.s.)’ın çıkışı kalmıştır geriye. Ortadoğu’da bütün ülkeler birleşmeyi istiyor, beraber olmayı istiyor, birlikte olmayı istiyor ama bir güç tutuyor onları. Allah tutuyor işte. Allah müsade etmiyor. Yüzyıldan beri uğraşıyorlar İttihad-ı İslam için; Bediüzzaman zamanında da uğraşılmıştır, gayret edilmiştir, Abdülhamid devrinde de oldu, bir türlü olmuyor, olmaz. Sahibi var, sahibinin dışında kimse yapamaz. Semih kardeş tabii bambaşka bir gözle bakıyor olaylara.
ALTUĞ BERKER: Ahmedinejad’ın bir beyanatı var Hocam, inşaAllah. Kendi şehit ve gazilerinin, yurt içinde gittiği bir gezide, Ahmedinejad konuşmasının başka bir bölümünde İslam İnkılabı düşmanlarının otuz iki yıllık inkılap boyunca dayatmalı savaş ve çeşitli terör eylemleriyle İran halkını yolundan caydırmaya çalıştıkları, ancak bu halkın direnci ve özverileri yüzünden daima başarısız kaldıklarını hatırlatarak “Düşmanlar, ‘bakın İran her tarafı ele geçirecek’ diye korku yaratmaya çalışıyorlar. Ama onlar şunu da bilsinler ki, biz daha yolun başındayız. Çünkü İran halkı dünyadaki zulüm ve adaletsizliklere karşı direnmektedir. İnkılapçı bu halk, zulüm ve adaletsizliklerin kökü dünyada kazınıncaya ve Hz Mehdi (a.s.)’ın adalet bayrağı dikilinceye kadar direncini sürdürecek ve tavrından bir adım geri atma arzusunu düşmanın kursağında bırakacaktır” demiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Bu Mehdi (a.s.) ile ilgili bölümü bir daha oku.
ALTUĞ BERKER: “İran halkı dünyadaki zulüm ve adaletsizliklere karşı direnmektedir. İnkılapçı bu halk, zulüm ve adaletsizliklerin kökünü dünyada kazınıncaya ve Hz Mehdi (a.s.)’ın adalet bayrağı dikilinceye kadar direncini sürdürecektir.”
ADNAN OKTAR: Bakın, biz yapacağız demiyor Ahmedinejad. Kim yapacak, diyor? Mehdi (a.s.) yapacak diyor. Mehdi (a.s.)’sız olmaz. Ne İran’ın gücü buna yeter, ne Türkiye’nin buna gücü yeter, ne de başka bir ülkenin, hiçbir yerin gücü yetmez. O, açıkça, dürüstçe, net neticeyi açıklamış. Ancak Mehdi (a.s.) ile olur diyor, konu da budur, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Hocam malumunuz, Tunus’tan sonra Arnavutluk’ta da büyük bir ayaklanma başladı. Yirmi bin kişi başkent Tiran’da, Başbakanlık binasının bulunduğu meydanda toplanmış ve çatışmalar çıkmış. Halkın ayaklanma sebebi, hükümet ve kamu içerisindeki yolsuzlukların ortaya çıkmasıymış, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yine, burada olay dönüyor dolaşıyor yine Mehdiyet’e geliyor. Mehdi (a.s.) başta olmuş olsa; bir kere Arnavutlar çok dindarlar ve Türk-İslam Birliği’ni aşkla, şevkle isteyen insanlar. Sürekli bağlantıdayız, biliyorum. Mesela böyle bir kargaşa çıkmaz en başta. Çıkmış olsa bile, Mehdi (a.s.)’ın tek bir sözü ile yatışır. Tek bir sözü ile hemen konu biter. Bakın Mehdi (a.s.)’ın olmaması, binlerce insanın vefatına, binlerce insanın şehit olmasına, kan akmasına, karada, havada, her yerde fesat çıkmasına sebep oluyor. Bakın şimdi ayette diyor ki; Rum Suresi, 41 “İnsanların kendi ellerinin kazandığı dolayısıyla, karada ve denizde fesad ortaya çıktı.”Fitne ortaya çıktı. “Umulur ki, dönerler diye (Allah) onlara yaptıklarının bir kısmını kendilerine taddırmaktadır.” Rum Suresi, 41. “Karada ve denizde fesad ortaya çıktı.” Ebcedi 1851 tarihini veriyor. 1851 tarihi, Darwin’in Allah’sızlığını ilan ettiği tarih. Ve deniz canlılarının evrimle oluştuğuna dair açıklamasını yaptığı tarih. Bakın, “karada ve denizde fesad ortaya çıktı.” İlk ortaya koyduğu azgın fikirler ve ilk bozuk fikirleri ortaya attığı zaman 1851. O zamandan sapıttılar, ondan sonra olaylar başladı. Ayetin 1851 tarihine dikkat çekiyor olması, “karada ve denizde fesad ortaya çıktı.” ayetinin 1851 tarihini vermesi çok harika. Birçok konu bu şekilde Kuran’da kodlanmış. Bakın adam “deniz kabuklarının değişen şartlar karşısında, fonksiyonlarının değişebileceğini, deniz canlılarının evrim geçirdiği” iddiasını ilk defa o zaman ortaya koyuyor. Ve 1851’de aynı zamanda Allah’sızlığını ilan ediyor. Peygamberimiz (s.a.v.) bir şeyi üç kere söylemiş, önemli olduğu için ben de birkaç kere vurguluyorum.
ALTUĞ BERKER: Kara ve deniz canlılarından fosil örnekleri gösterebilir miyiz Hocam? İnşaAllah. 25 milyon yıllık yengeç. 25 milyon yıl önce nasılsa, günümüzde de aynı, en ufak bir değişiklik olmamış.
ADNAN OKTAR: Fosilleşmiş, taş haline gelmiş, değil mi? Fosilini bir daha göster. 25 milyon yıldan beri değişiklik yok.
ALTUĞ BERKER: En ufak bir değişiklik olmamış. Mersin Balığı, 150 milyon yıllık, hiçbir değişiklik yok. Günümüzde aynısı yaşıyor.
ADNAN OKTAR: 150 milyon yıl, evet. Berkerim ben yokken neler anlattın?
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah Hocam. Şeyh Ahmed Yasin Hazretleri, size hediye ettiği asanın silsilesini anlatıyordu, film olarak onu göstermiştik. Münafık alametleri, cennet ayetleri ve iman hakikatleri Hocam, inşaAllah vesilenizle.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bu arada kardeşlerimiz, bütün milletimiz 150 yıldan beri Müslümanlara, Türk milliyetçilerine kan kusturan bu azgın örgüte; iddia edilen Ergenekon örgütü yapılanmasına karşı teyakkuz ve dikkatini daha da arttırıp, mücadelenin gücünü daha da şiddetlendirmeleri lazım; hukukla, kanunla ve devlete yardımcı olmaları lazım. “Balyoz davasına bakan İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi, emanette bulunan dava sırasından yapılan yazışmaları içeren toplam 56 klasörü avukatlara verdi.” Avukatların eline geçti. Ve bu klasörlere baktığımızda; “Klasörler içerisinde 12 Eylül darbesinden sonra yapılan işlemler ve yazışmalar içerisinde ilginç bir liste dikkati çekti. 1. Ordu Komutanlığı Güvenlik Harekat Planı’nda EK-M Lahika-2 (İstanbul ve Çevresi Şehirlerde İltisaklı 1’inci Öncelikli Sivil Kişiler) başlıklı listede 426 kişinin ismi yer alıyor.” Yani kullanacakları adamlar, bunlar bizim adamımız, diyorlar. Onların iddiası tabii. “Bu isimler arasında en çok dikkat çeken isimlerin başında Dost tarikatı lideri İhsan Güven cinayeti davasının baş sanığı Abdulselam Tutal geliyor. Dost Tarikatı lideri İhsan Güven ve eşi Sibel Güven Mayıs 2004’te evlerinde öldürülmüştü bu şahıslar. Yargılamayı yapan İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi, Dost Tarikati cinayeti davasının aradaki irtibat gerekçsi ile Ergenekon davasıyla birleştirilmesini talep etmişti.” İddia edilen Ergenekon Örgütü davası ile birleştirilmesini talep ediyor 14. Ağır Ceza Mahkemesi. “Bu cinayet davasının baş sanığı Tutal ile birlikte aynı listede ‘Ahmed Mahmud Ünlü’ (Cübbeli Ahmed), Emekli Albay Hüseyin Mümtaz Beyazıdoğlu, Latif Erdoğan, Süleyman Sırrı’dan olma Naciye (Ulubey doğumlu) gibi isimler bulunuyor. 1’inci Ordu Komutanlığı Güvenlik Harekat Planı’na EK-M Lahika-3 (İstanbul ve Çevresi Şehirlerde İltisaklı 2’inci Öncelikli Sivil Kişiler) başlıklı 417 kişilik listede ise; iddia edilen Ergenekon davası tutuklu sanığı Emekli Tuğgeneral Levent Ersöz’ün avukatı Ali Rıza Dızdar’ın da ismi bulunuyor. Klasörlerde, 12 Eylül döneminde hayata geçirilen Bayrak Harekat Planı,” ve devam ediyor. Bu basına yansımış bir haber. Bu klasöre avukatı olanlar gidip bakabilirler. Resmi evraklar, ele geçmiş evrakların içerisinde geçen bilgiler. Tabii kimin ne olduğunu biz bilmeyiz, mahkeme sonucunda belli olur. Biz kimseyi suçlamıyoruz ama ilginç, değişik. İddia edilen Ergenekon örgütü, bize karşı birçok kişiyi kullandı şu ana kadar ve kullanmaya da devam ediyor; kendilerince, kendi kafalarınca. Eğer adamlar bize karşı atak davranmazlarsa, onlara da dokunduruyorlar hafiften, atağa geçin gibisinden. Biz de tabii kanun ve hukuk ölçüleri içerisinde kendimizi savunuyoruz, itinalı bir şekilde.
ALTUĞ BERKER: Ergenekon davası ile ilgili bir haber daha vardı iki gün önce Hocam.
ADNAN OKTAR: İddia edilen Ergenekon örgütü davası ile ilgili, evet.
ALTUĞ BERKER: Evet. Yeni araştırmalarda elde edilen bilgiler, 28 Şubat süresince Erbakan Hocamızın her adımının izlendiğini, ses ve görüntü kayıtlarının alındığını; özellikle camiilerde yaptığı konuşmaların gizlice kaydedildiğini ortaya çıkarmış. Ayrıca, Rahmetli Esad Coşan Hocamıza ait kayıtlar da bulunmuş.
ADNAN OKTAR: Onun konuşmalarını da tespit etmişler öyle mi? Biz adamların listesinde en baş sıradayız. Adam ne yapsın? Baş edemiyor ki. Darwinizm konusunda baş edemiyor, materyalizm konusunda baş edemiyor, ne yapsın? İşte asacak, kesecek, kendi kafasınca şehit edecek, durdurmaya çalışacak, hapsedecek ama devlet yakalarına yapıştı. Ama devlet gereğini yapıyor, biz seyredelim olmaz. Herkes elindeki her türlü bilgiyi devlete aktarmakla mükelleftir. Savcılara, hakimlere ve polise ve millet olarak biz devlete sahip çıkmakla mükellefiz. Devlete sahip çıkan, hakime sahip çıkacak, savcıya sahip çıkacak, polise sahip çıkacak. Gerekirse fiziki de sahip çıkacak, her yönden sahip çıkacak, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Aziz Üstel’in bir yazısı vardı Hocam. “Neden AK Parti’nin oyları artıyor?” diye, özet olarak. Sekiz yıldır iktidarda olduğu halde, yaptığı güzel işlerin yanında birçok hatasının da bulunduğunu AK Partinin, dolayısıyla her ne kadar başarılı olursa olsun, bu kadar uzun süre iktidarda kalan bir partinin artık yıpranması ve oylarının düşmesi gerektiğini, söylemiş. “Ancak yapılan araştırmalar bunun aksini gösteriyor ve AK Partinin oyları arttıkça artıyor. Bunun sebebi ne olabilir?” diye sormuş.
ADNAN OKTAR: Ben söyleyeyim mi? Millet dindar, sebebi bu. İkincisi ve en önemli nedenlerden bir tanesi; millet iddia edilen Ergenekon örgütünden nefret ediyor, nefret. Nasıl nefret etmesin? 3 milyon vatandaşımızı bir veya birkaç gece içerisinde, 48 saat içerisinde şehit etmeye azmetmiş bir örgüt. Türkiye’yi 22 parçaya ayırmaya azmetmiş. Terör örgütlerini ve PKK’yı bizzat kurup yöneten bir örgüt, iddia edilen Ergenekon örgütü. PKK’ya haber gönderiyor diyor ki; “yahu ne kadar az asker öldürüyorsunuz” diyor iddia edilen Ergenekon örgütü. Az asker öldürünce siz başarılı olamazsınız ki, diyor. Çok daha büyük eylemler yapın, çok daha fazla kan akıtın, o zaman devlet sizinle anlaşmak durumunda kalır, böyle olursa, olmaz ki, diyor. Bu da yazışmalarda var. Böyle lanet bir örgüt, böyle aşağılık, böyle kahpe bir örgüt iddia edilen Ergenekon örgütü. Hükümet de bu konunun üzerine gittiği için, milletin AK Parti’yi beğenmediği yönleri de var ama hayat mebat meselesi, hayat mebat meselesi olduğu için var gücüyle destekliyor. Öbür türlü vatandaş ne yapsın? Karşı olanlar var ama şu an çözüm o gibi görünüyor. Çözüm biziz diye ortaya çıkan olursa, millet hemen onu destekler. AK Parti’ye kilitlenmiş bir kitle yok Türkiye’de, öyle bir şey yok. Güçlü bir donanımla başka bir parti çıksın; böyle kararlı olarak, arkadaş biz muhafazakarız, dine, mukaddesata sahip çıkacağız, hürriyet ve özgürlük vereceğiz ve iddia edilen Ergenekon örgütünü de Allah’ın izniyle kazıyacağız desin, yüzde 70 ile iktidara gelir. AK Parti’nin öyle bir özelliği yok, hani öyle garip bir ruh hali içerisinde değil millet, öyle bir şey yok, ben konuşuyorum. Zaruri ve mecburi olduğu için bazı yönlerden, böyle bir tavır içerisinde oluyorlar. Yoksa AK Parti’ye oy veren birçok vatandaş, AK Parti’nin birçok uygulamasından rahatsız, beğenmiyorlar. Ama genel toplama göre hareket eder insanlar, mantıklı hareket ederler. En hayati konular varken, diğer konularla insanlar ilgilenecek durumda olamıyor, can kaygusu bu. Can, azizdir. Şimdi iddia edilen Ergenekon örgütü aç kurt gibi bekliyor. Adamlar ne diyor? Biz sahip çıkacağız arkadaş, diyor iddia edilen Ergenekon örgütüne. Adam ne yapsın? Ve adam sizi doğrayacak, diyor iddia edilen Ergenekon örgütü. 3 milyon kişiyi doğrayacak ve biz de destek oluyoruz ne dersiniz, diyor adam. Şaka gibi, korku filmi gibi. Deli olan söylemez böyle bir söz. Ne yapsın o zaman? İşte mecburen AK Parti’ye gidiyorlar, konu bu. Bir mantıklı düşünelim kardeşim. Bir parti var diyor ki, biz dindarız ve Türk milliyetçisiyiz, Türk-İslam Birliği’ni istiyoruz. Evet, güzel. Ve iddia edilen Ergenekon örgütünü de; and olsun, Allah adına yemin ediyoruz kazıyacağız, diyor. Kanunla, hukukla yok edeceğiz, diyor. Bitti, al sana iktidar, o kadar, konu budur.
ALTUĞ BERKER: Son bir yazı olarak, Soner Yalçın; “İslamiyet ile sosyalizm bağdaşır mı?” sorusuna yanıt arayan bir yazı yazmış. Özet olarak; sosyalist düşünceye sahip olan birçok İslami aydın olduğunu, özellikle Melami tarikatinin sosyalizme sıcak baktığını, hatta Melami Sosyalist Federasyonu kurmak için çaba harcadıklarını söylemiş. Osmanlıda da sosyalizmi İslamiyet ile bağdaştıran aydınların olduğunu, o dönemde çıkarılan yayınlarda özellikle; yoksula zekat vermek, tefeciliğe karşı çıkmak, din, dil, ırk ayırımı yapmadan herkesi kardeş saymak, ortak noktalarının vurgulandığını yazmış.
ADNAN OKTAR: Eğer sosyal adalet isteniyorsa, Mehdiyet’te vardır sosyal adalet. Marks, sosyal adaleti; Tevrat’ı incelemiştir, Tevrat’ta çok kapsamlı olarak Mehdi (a.s.) anlatılıyor zaten, çok kapsamlı. Yüzlerce hüküm vardır Tevrat’ta. Nasıl sosyal adalet getireceği, nasıl dünyayı birleştireceği, İslam’ın dünyaya nasıl hakim olacağı, tavrı, yöntemleri, hepsini incelemiştir ve bütün Museviler Şiloh’u, Moşiyah’ı, yani Mehdi (a.s.)’ı çok iyi bilirler, çünkü her gün dua ediyorlar. Her gün ibadetlerinde defalarca Moşiyah’ın, Mehdi (a.s.)’ın gelmesi için dua ediyorlar. Karl Marks, hem anne, hem baba tarafından haham aileden geliyor. Ve Marks da bir hahamdan daha fazla Tevrat bilgisine sahipti. Tevrat hakkında muazzam bilgisi vardı. Tevrat’taki Moşiyah’a, Mehdi (a.s.)’a hayran oldu. Nasıl yapayım dedi, adam da ateist, Darwinist. Ateist, Darwinist bir Mehdilik anlayışı geliştireyim, dedi. İşte biz buna deccaliyet diyoruz. Ateist, Darwinist Mehdilik anlayışına, deccaliyet denir. Allah inancına, Allah’ın birliğini savunan, Allah aşkını savunan Mehdiyet’e, gerçek Mehdilik diyoruz işte. Şimdi sahte Mehdiyet ile gerçek Mehdiyet’in mücadelesi var dünyada, olay bu. Arkadaş da oraya bir yönden yanaşmış kendince. Soner Yalçın, çok yaman. Duruyor, duruyor sitesinde; onun bir sitesi var, ‘bu habere Adnan Hoca çok kızacak.’ diye yazıyor böyle. Tabii bütün millet merak ediyor acaba neye kızacak diye. Yine 3-4 gün geçiyor, bir hafta geçiyor, ‘Adnan Hoca bu habere çok kızacak’ diye başlık koyuyor.
“Selamun Aleykum.” Ve aleyna Aleykum selam ve Rahmetullahi ve Berekatühü. “Yüzünüzü görünce kalbimize ferahlık veren değerli Hocam.” MaşaAllah, inşirah geliyor demek ki, mümin mümini sever. Biribirini gördüğünde kalbine ferahlık gelir, tabii ki bir elektrik geçer. “Benim sorum şu ki; Kuran-ı Kerim’de,” Bismillahirahmanirrahim, şeytandan Allah’a sığınırım, “Yasin: ‘Elif, Lam, Mim, Ta, Ha, Ya, Ayn’ harflerinin anlamını, Haberturk’teki tombul gözlüklü bildiğini söyleyince ama söylemeyeceğini duymuştum. Ömer Çelakıl ile yaptıkları programda, program çok sertti. Çocuğa yapmadıklarını bırakmamışlardı. Hocam sizin bu ayetlerle ilgili araştırmanız oldu mu inşaAllah? Allah’a emanet. Diğer kardeşlerime saygı ve sevgilerimle. Ömer Yılmaz, talebeniz inşaAllah.” O tombul gözlüklü kendini böyle gizemli göstermek, bir şeyler bilen adam gibi göstermek için orada öyle bir söz söyledi. Bir şey bildiği yok, hiç bir şey bildiği yok, öyle bir şey yok. Ben çok iyi biliyorum, diyor. Bilse, o acayip şamata ile anlatır böyle. Bir şey bildiği yok. Zaten bilse de, o durumda kalmaz o, o hallerde kalmaz. Öğrenecek, görecek, ileride Mehdi (a.s.)’ın elini öpecek, diyecek ki; ben ne kadar hatadaymışım, ne kadar yanlışmışım diyecek. Mehdi (a.s.)’dan da öğrenecek Huruf-u Mukatta’nın sırlarını, hikmetlerini, inşaAllah. Boş yere havalarda uçtuğunu anlayacak sonra, inşaAllah.
“Selamun Aleykum” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatühü. Ömer Yılmaz deminki yazan kardeşimiz. “Muhammed Adnan Hocam. Her akşam televizyondaki programınızı ailece seyrediyoruz.” MaşaAllah. “Söylediğiniz her şeyin harfi harfine doğru olduğuna inanıyoruz.” Öyle, ben abartmam, kaynaksız da konuşmam. Hurafeden de şiddetle kaçınan bir insanım. Gericiliğe de şiddetle karşı olduğum için çok akılcı yaklaşıyorum. Lafı uzatmam, çok önemli ise birkaç kere vurgularım. Demogoji yapmam, edebiyat yapmam, doğru ne ise tam karşılığını açıklarım. “Allah sizleri başımızdan eksik etmesin, inşaAllah.” Sizleri de Allah muhafaza etsin. “Sizin dünya üzerinde ne denli etkin rol oynadığınızı görüyoruz ve çok heyecan verici olaylar zuhur ediyor, inşaAllah. Türk-İslam Birliği’nin hızlı bir şekilde kurulduğu apaçık görülüyor, inşaAllah. Allah sizlerden razı olsun sayın Hocam. Sağlığımız için ve dinimizi dosdoğru yaşayabilmemiz için dualarınızı bekliyoruz, inşaAllah. İsmail Gündoğdu, Sapanca, Sakarya.” Allah, bütün milletimize sağlık, sıhhat, afiyet, bereket, bolluk versin. Sana da güzellikler, sağlıklar, hayırlar nasip etsin, inşaAllah. Türk-İslam Birliği gelişirken bazı ağızlar yamulmuş vaziyette, onlar da ısrarla olmayacak diyor. Biz de diyoruz ki, olacak. Kardeşim olmayacaksa niye heyecanlanıyorsunuz o zaman? Olmayacaksa sakin evinizde oturun. Olmayacak diye bas bas bağırıyorlar. Bakın öbür arkadaş da öyle, sakin olun bir şey yok. Hayır, bir de Müslümanım diyen adamlardan bu çok çıkıyor. Olmaz ki diyor, Amerika müsade etmez, İsrail müsade etmez, Müslümanlar paramparça... O kadar edebiyat yapacağına, o kadar konuşma yapacağına, fitne edebiyatı yapacağına, inşaAllah Türk-İslam Birliği oluşmak üzere desen, oluşuyor desen, sırf bu fitne çıkaran tipler, bu olmaz diyenler; İslam dünyaya hakim olmak üzere, İttihad-ı İslam mutlaka olacak deseler, çoktan İttihad-ı İslam olmuştu, çoktan. Yüzlerce köşe yazarı var, Müslümanların değer verdiği insanlar var. Gece-gündüz, olmayacak, diyor. Biz de, olacak, diyoruz sadece. Çok az olacak diyen var. Ama bakın çok az olmasına rağmen, gürül gürül Türk-İslam Birliği ilerliyor. Olmayacak diyenler koro halinde, binlerce adam koro halinde bağırdığı halde, ki şeytanın etkisi ile bunu yapıyorlar, altında kaldılar Türk-İslam Birliği’nin. Bağırırken birden sesleri kesildi, çığ gibi üstlerine çöktü Türk-İslam Birliği. Boş yere şamata yapıyorlar. Onların yapacağı şu; evet Türk-İslam Birliği oluşmak üzere, Allah’a çok şükür, diyecekler. Şeytanın üfürmelerinden kendilerini koruyacaklar. Şeytan üfürdü mü, bunlar düdük gibi ötüyorlar. Şeytan bunlara bir üfürüyor, yeri-göğü oynatıyorlar. Akıllarını başlarına alacaklar.
“Selamun Aleykum.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatühü. “Ben Fatih. Hocam bir sohbetinizde; cennette istediğiniz yere, istediğiniz anda gidebileceğimizi, söylemiştiniz. Rüyamızda oluşan mekan değişikliğinde örneğin; deniz kenarında önümüzdeki bir masada oturuyoruz ve bir anda soğuk karlı bir tepede aynı masa önümüzde, kendimizi o hal üzerinde buluyoruz. Ve mekanlar değişirken bu değişim bize o an çok normalmiş gibi geliyor. Ancak uykudan uyanınca rüya olduğunu anlıyoruz. Herkeste olduğu gibi bunu ben de rüyamda pek çok kereler yaşadım ve aklımda çok net kaldı. Cennetteki mekan değişikliği buna benzer mi olacak Hocam? Eğer cennet de rüyadakine benzerse çok keyif verici, eğlenceli bir şey. Eğer inşaAllah cennete gidersem tabii.” İnşaAllah gidersin. Tabii, oradaki görüş netliği keskin. Allah diyor bakın; “perde önünüzden kalkmıştır, artık görüş keskindir.” Şu an bizim önümüzde elips şeklinde bir perde var. Dikkalice bakarsanız, şöyle elips şeklindedir. Geniş bir perde, o perdenin üzerindeyiz, oradan seyrediyoruz adeta. Dışarıda madde var, fakat biz perdedeki görüntüyü seyrediyoruz. O perde kalktığı zaman gerçeği göreceğiz ve netlik oluşacak, çok müthiş bir netlik oluşacak. Ve istediğin an, aklından herhangi bir şey geçirdiğin zaman anında oluşur. Mesela şu an portakalı düşündüğünde nasıl kafanda hemen oluşuyor ama flu, net değil, değil mi? Cennette çok net oluşur, doğrudan oluşur portakal. Mesela bir sevdiğimizi düşünüyoruz, hemen kafamızda görüntüsü oluşuyor. Cennette de hemen oluşur, hemen onun yanına gitmiş olursun, inşaAllah. Bu sistemin Allah bizde flu halini, bir ön halini bize gösteriyor ki, nasıl olacağını kavrayalım diye. Mesela biz desek ki; nasıl olacak? İşte Allah gösteriyor. Sistem tam anlamıyla aynı mı? Değil. Tam anlamıyla cennette olur. Çünkü tam anlamıyla oldu mu, zaten cennette olmuş oluyoruz biz, o zaman olmaz. Cennetteki gibi olmaması için, hafifi flu benzeri olması lazım. Onun iyice zayıflatılmış bir modelini Allah bize gösteriyor. Mesela meyvelerin de, sebzelerin de zayıflatılmış modeli vardır. Güzelliklerin zayıflatılmış modeli vardır. Cennetteki sistemin de zayıflatılmış modelini görürüz biz. Mesela istediğimiz bir müzik parçasını kafamızda canlandırabiliriz biz. Mesela bir su hışırtısını veyahut bir etin, bir kebabın kokusunu, tadını tahayyül edebiliriz, hatta adam yutkunur aklına geldiğinde; tahayyül gücünden kaynaklanıyor. Cennette de işte tahayyül ettiğinde, o flu görüntü değil, net hali ile oluşur. Konu bu, bu şekildedir, inşaAllah.
“Sevgili Adnan Hocamıza saygılarımla. Bir soru iletmek istiyorum. Ben bir Yaratan olduğuna inanan ve onu yıllardır arayan, araştırma yapan bir insanım. Yaratan’ı arayışımda bir gün karşıma siz çıktınız sevgili Hocam. Size sorum şu; Mesih İsa (a.s.)’ı çarmıha geren Yahudiler’e,” öyle bir şey olmadı bir kere, Yahuda İskariyot’dur o. Hz. İsa (a.s.)’ı ihbar eden alçağı gerdiler çarmıha. “Sordunuz, araştırdınız mı?” İsa (a.s.)’ı çarmıha germe olayı olmadığı için, onu bir kere geçelim. “Sanhedrin bu konuda ne diyor? İsa (a.s.) Tanrı’nın oğlu olduğunu mu iddia etmiş?” Hiçbir şekilde öyle bir iddiası olmamıştır. Aç zaten bak İncil’e. Hep Allah’ın kulu olduğunu, Allah’ın Peygamberi olduğunu, Allah’a dua ettiğini söyler, İncil’de böyledir. İlk gelen İncillerde böyledir ama sonraki gelen İncillerde değiştirmişlerdir. “Yoksa ‘ben bir Peygamberim mi demiş?” Tevrat ve İncil’den çok fazla gösterebilirim Peygamber olduğunu. “Bunu Sanhedrin, yani İsa Mesih (a.s.)’a çarmıh cezasını veren,” İsa Mesih (a.s.)’a çarmıh cezasını verdiler ama yanlış kişiye verdiler. Yahuda İskariyot’a, muhbire verdiler, çok da iyi oldu. “Ya da Yahudi tarihçilerden sorup-araştırdınız mı? Yani kısacası İsa Mesih (a.s.)’ın çarmıh olayına” olmayan çarmıh olayına diyelim, çünkü İsa Mesih (a.s.) değil o, Yahuda İskariyot yine söylüyorum. “Yahudi tarihi ne diyor? Neden Peygamberlik iddiası mı, yoksa Tanrı’nın oğluyum demesi mi?” Peygamberlik iddiasından dolayı tabii ki o tavrı göstermişlerdir. Hiç bir şekilde Tanrı’nın oğluyum dememiştir. “Beklediğim cevap; Yahudilerin bu tarihi olay hakkındaki arşivlerini araştırdınız mı? Sevgilerimle.” Sanhedrin’in mahkeme başkanı da buraya geldi, ben zaten Sanhedrin üyeleri ile sürekli görüşüyorum, Musevilerle görüşüyorum. Onlarda İslam ahlakına, Kuran’a karşı bir eğilim olduğu çok açık görülüyor ve Müslümanları da onlar Müslüman olarak görüyorlar zaten. Ben-i Nuh olarak görüyorlar, kafir olarak görmüyorlar. İman ehli, mümin olarak, Müslüman olarak görüyorlar. Hiçbir şekilde gerçek bir Musevi, Müslümana kafir demez, mümin olduğuna inanıyorlar. Kaç defa gördük, konuştuk. Hz. İsa (a.s.) konusunda da; o zamanki kişiler yeni bir Peygamber geleceğine inanmadıkları için, Hz. İsa (a.s.)’a karşı bağnaz bir tutum takınarak saldırganlık göstermişlerdir. Fakat Allah; “seni onların içinden tahir ettim, temizledim, yanıma aldım” diyor. ‘Refea’ hatırladığım kadarı ile, ref ettim, yanıma aldım, diyor. Ve uyur halde, “uyku halindeyken göğe aldım, yanıma aldım ve onlardan seni tahir ettim ve onların tuzağını, oyununu bozdum” diyor Allah. Adamlar da, yok Hz. İsa (a.s.) öldü, diyorlar.
ALTUĞ BERKER: “Kesin olarak öldüremediler” diyor Allah, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Ma katelehu” diyor Allah, “katletmediler ve asmadılar” diyor. “Lakin onlara teşbih edildi o” o kişi, oymuş gibi gösterildi, diyor Cenab-ı Allah. Yahuda İskariyot, eli yüzü kan revan içerisinde kaldığı için; fizik olarak benziyordu zaten Hz. İsa (a.s.)’a, Allah daha da benzetti ve onu zannettiler. Hatta tartışıyorlardı o mu, değil mi diye. Hrıstıyanların kaynaklarında da bu görülür, karar veremediler. Bir kısmı, bedeninin bir kısmı benziyordu, bir kısmı yüzü benziyor, diyorlardı. O muydu, değil miydi diye tereddüt içerisinde kalmışlardır. Tereddüt ettiklerini Allah Kuran’da zaten belirtiyor. “Karar veremiyorlar, tereddüt içerisindeler” diyor. Doğrusunu Allah vahyi ile bildiriyor. “Ben onu göğe aldım, yanıma aldım ve onlardan tahir ettim, temizledim” diyor. Onlar pislik adamlardı, katletmeye kalkanlar, şehit etmeye kalkanlar, “onların içerisinden seni temizledim” diyor. Temizlik nasıl olur? Yanına aldığı için. Pis adamların içerisinde seni tutmadım, yanıma aldım, diyor Allah. “Ve onların tuzağını bozdum” diyor. “Ne katlettiler, ne de astılar” diyor Allah, iki kere tekrar ediyor. Ayetin sonunda da “katletmediler, asmadılar” diyor. Sonradan Allah diyor ki; “Hz. İsa Mesih (a.s.) Kıyamet için bir alamettir.” O Kıyamet için bir alamettir. Hz. İsa (a.s.)’ı gördüğümüz zaman bileceğiz ki Kıyamet çok çok yakın. “Ve sana uyanları, seni sevenleri Kıyamet’e kadar dünya hakimi yapacağım” diyor Allah. Siyasi, politik, askeri her yönden dünya hakimi yapacağım. Ve başka bir ayette de “Ehl-i Kitap’tan sana inanmadık hiçbir fert bırakmayacağım, hepsi iman edecekler” diyor Allah, çok açık Kuran ayeti. Adamlar öyle bir dil eğip büküyorlar ki bu ayetlerde, inanılır gibi değil. Hristiyanlar; tam ölürken, tam can çekişirlerken iman edecekler Hz. İsa (a.s.)’a, diyor. Can çekişirken iman etse ne olur o anda? Kuran’da açıkça söylemiyor mu geçerli değil diye? Geçerli olmayan imanı neden anlatsın Kuran? Can çekişirken adam iman ederse geçerli olur mu? Kuran’da bunu açıkça Allah belirtmiş, defalarca belirtiyor ve bunu herkes bilir. Dolayısıyla dil eğip bükerken dilleri kopuyor aslında. Dil eğip bükmeyi de onlara şeytan çok acayip bir şekilde gösteriyor.
İstanbul’dan Bora kardeşimiz yazmış. “Adnan Hocama selam” diyor. Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatühü. “Üç haftaya yakındır hemen hemen her gece sohbetinizi izliyoruz. Adnan Hocamıza basında saldırı olduğu zamanlar bile, tüm çevrem Adnan Hocamız hakkında güzel düşünüyordu. Ben, basına güven olmayacağını, kişinin ancak eserleri ile en iyi şekilde değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyordum ve Adnan Hocamızın çıkardığı bir çok eseri inceledim ve müspet izlenimler elde ettim. Yıllardır Üstad Bediüzzaman’ın eserlerini okuyan ve hayran olan biri olarak, iman hakikatlerini resimli, delilli hale getiren ve görselliğin etkisi ile çok daha kısa sürede etkili bir yapı ortaya çıkaran ve bizlerin de sohbetlerinde delil olarak kullanabileceği veriler sağlayan Hocamız ve ekibinin küfre karşı yaptığı hizmet çok büyüktür. İman noktasında eşsiz bir hizmet var. Her zaman açık ve net konuştuğunu, açıklanmaya korkulan gerçekleri cesurca açıkladığını söyleyen Hocamızın bu faaliyetlerinin devamını Allah’tan dilerim” diyor. “Yalnız Hocam sizi bir konuda eleştirmek istiyorum. Niye domuz ve köpek gibi benzetmeler yapıyorsunuz?” diyor. Şimdi Cenab-ı Allah ne diyor ehli dalalete Kuran’da? Onları neye benzetiyor Allah? Domuz ve maymuna benzetiyor Allah, “domuzlar ve maymunlar olunuz” diyor. Bu Allah’ın hitap şeklidir, Kuran’daki hitap şeklidir. Köpek için de ne diyor Cenab-ı Allah? “Üstüne varsan da, üstüne varmasan da, dilini sarkıtıp soluyan köpeğin konumu gibidir onların konumu.” Allah küfrü köpeğe benzetiyor ve domuza benzetiyor. Ben de neye benzetiyorum? Domuza ve köpeğe benzetiyorum. Ne yapmış oluyorum? Kuran’a birebir uygun hareket etmiş oluyorum. Bu arkadaşımız bayağı uzun yazmış. Risale-i Nur’dan Mehdi (a.s.) ile ilgili konuları anlatmamı istiyor, anlatırız inşaAllah. “Örtünme konusunda ne diyorsunuz?” diyor. Örtünme Nur Suresi’nde ve Ahzab Suresi’nde açıkça belirtilmiştir, tartışılacak bir yönü yok, farzdır. Açık, sünnet de o şekildedir, hadisler de açıktır, o konuda bir tereddüt olmaz, bunlar netleşmiş konulardır.
Şeyh Ahmed Yasin Hocamızı dinleyelim.
VTR: Şeyh Ahmed Yasin Hazretleri Sayın Adnan Oktar’ın kitaplarını tavsiye ediyor.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Şeyh Ahmed Yasin Hocamız biliyorsunuz, Peygamberimiz (s.a.v.)’in neslinden seyyidtir. Son derece mübarek, efendi, nefsini ezmiş, enaniyetten etkilenmeyen, kendini ön plana çıkartmayan, mütevazı, muhterem bir insan. Gerçek şeyhtir, gerçek mürşidtir. Etrafındaki kardeşlerimiz, Hocamıza sevgi duyan kardeşlerimiz çok doğru yoldalar. Çok değerli bir mürşide intisab etmişler. Allah onların yollarını açsın. Böyle mübarek insanlar, böyle mübarek mürşidler dünyada çok çok azdır, çok nadir bulunur. Hocamızın değerini inşaAllah hakkıyla bilirler kardeşlerimiz. Allah Hocamıza uzun ömür versin, sağlık sıhhat versin. İyilikler, hayırlar, bereketler versin, tüm milletimize de inşaAllah.
Gönen’den ve Bursa radyolarından da şu an yayın yapılıyormuş. Oradaki kardeşlerimizin de hepsine sevgilerimizi, saygılarımızı, muhabbetlerimizi iletiyoruz. Hepsini çok seviyoruz. Her gün bir radyo, birkaç internet sitesi ekleniyor. Şimdi saymaya kalksak, aşağı-yukarı sabaha kadar saymamız gerekecek, onun için öyle arada sırada selam gönderiyorum, inşaAllah. Almanya’dan bir koç yiğit yazmış. “Hocam yine mesajım ulaşmadı, acaba yanlış yere mi gönderiyorum? Bir daha e-mail göndereyim,” diyor. “Hocam niye doğrudan cennette yaratılmadık?” diyor. Doğrudan cennette yaratılırsan, cennettin kıymetini bilmezsin. Koltuğun senin için bir anlamı olmaz. Arabanın senin için bir anlamı olmaz. Çatalın, kaşığın bir anlamı olmaz, hiçbir şeyden zevk almazsın. Büyük bir bölümünü anlamazsın, çok büyük bölümünü anlayamazsın. Cesur insanı cesaretinden sevemezsin. Vefalı insanı vefasıyla sevemezsin. Delikanlılık yapmış insanı delikanlılığı ile sevemezsin. Cömert insan bulamazsın o zaman. Peygambere aşık, Allah yolunda, Peygamber yolunda canını vermiş şehit bulamazsın. Sadece düz insanlar bulursun, normal insan bulursun. Cennetin gücü müthiş kırılır o zaman, müthiş. Nitekim Cenab-ı Allah onu göstermek içi, Hz. Adem (a.s.) kıssasını anlatıyor Cenab-ı Allah. Cenab-ı Allah Aden (a.s.)’ı cennete koyuyor, şeytan da orada. Cenab-ı Allah diyor ki; yiyin, için çok rahat edin, şuradaki şu ağacın meyvesine dokunmayacaksınız, ondan yemeyeceksiniz, onun dışında istediğiniz meyveyi yiyin, ne yapıyorsanız yapın, diyor. Öyle bir ortamda insan ne yapar? Büyük bir coşku içerisinde olur, değil mi? Hz. Adem (a.s.) mutlu değil orada, yeteri kadar mutluluk yok, çünkü dünyada eğitim almamış. O derinliği almamış, o gücü almamış. Şeytan yanına geliyor, diyor ki; sen bu meyveden yemezsen sonsuz olamazsın ki. Allah sana sonsuz olacağını söyledi ama ben sana söyleyeyim eğer o meyveden yemezsen sonsuz olamazsın, diyor. Allah’a güvenmesi lazım, şeytana güveniyor. Gidiyor, hemen orada meyveden yiyiyor. Allah anında üzerlerindeki elbiseleri yok ediyor, göremiyor üzerindeki elbiseleri, cennet elbiselerini. Hemen oradaki ağaç yapraklarından koparıp örtünüyorlar; Adem (a.s.) ile Havva (a.s.) aynı anda yemişlerdir, vücutlarının açık yerlerini örtüyorlar. Ve Cenab-ı Allah onları dünyaya indirdi, dünya boyutuna indirdi. Burada eğitim aldıktan sonra cennete gittiler, Hz. Adem (a.s.)’e sorun; şimdi mi mutlusun, daha önce mi mutluydun? Oradayken mutluluğu yüzde bir idiyse, orada bin; eğitim aldıktan sonra, dünyadaki eğitiminden sonra. O zaman her şeyden zevk alıyor. Koltuktan zevk alır, yataktan zevk alır, sohbetten zevk alır, çünkü acıyı, çileyi görmüş, zorlukları görmüş. Herşey hoşuna gider. Dünyada da öyledir. Mesela zoru görmeyen bir insan, sevgiyi bilmiyor. Acıyı bilmeyen insan, sevgiyi bilmiyor. Acıyı, çileyi, zorluğu bilen insanlar, daha kaliteli, daha akıllı oluyorlar. Hiç acı görmemiş insanları isterseniz gidip bakın ne hale gelmişler. Anlamaz sevgiden, derinlikten anlamıyorlar, bambaşka bir şey oluyorlar. Onun için dünyadaki eğitim son derece hayatidir. Adam koltuğa yaslanmayı niye zevkli bulsun ki cennette? Allah; “koltuklara yaslanmışlardır” diyor. Yorgunluğu bilen insan, koltuğa yaslanmanın kıymetini bilir. Bilmiyorsa cennette zaten öyle bir ihtiyacı yok ki, koltuğa niye yaslansın ki? Unutamıyor insan, sonsuza kadar unutamayacaktır o koltuğa yaslanmanın güzel olduğunu. Mesela farz edelim Beril, cennette beraberiz inşaAllah. Onun yaptığı fedakarlıklar, üstünlükler, Allah yolunda yaptığı mücadeleyi sonsuza kadar unutmayız. O da benim yaptığım mücadeleyi sonsuza kadar unutmaz. Cesareti, sabrı, iradeyi, kararlılığı, cömertliği, ne ise artık hepsi, onların hiç birini unutmaz. O yüzden çok fazla sever. Öbür türlü dümdüz bir insan olurum ben, dümdüz. O da dümdüz bir insan olur. Allah bunu beğenmiyor. Allah zengin güzelliği seviyor, Allah zengin güzellikten hoşlanır, zengin güzellik istiyor. Onun için de bu yöntemin dışında hiçbir yöntem yok. Ben de düşündüm, çok derin düşündüm, mükemmel bir yöntem, bunun üzerine hiçbir yöntem olamaz. İnsan aklına göre başka hiçbir yöntem yok, bu yöntem. Mutluluğun da yolu bu, cennetten zevk almanın yolu da bu, mükemmel insan olmanın yolu da bu ve zengin güzelliğin de yolu bu, başka bir yol yok, başka hiçbir yol yoktur. Ve Allah mükemmel imtihan ediyor, mesela acılara, korkulara dirençle. Mesela Mehdi (a.s.)’ın, yedi milyar insanın içerisinde öne çıkmasının sebebi bu imtihandır. Mesela bir Mehdi (a.s.)’ı Allah güzellik olarak yaratıyor. Mehdi (a.s.)’sız bir dünyanın güzelliği eksik olmuş oluyor. Allah İsa Mesih (a.s.)’ı indiriyor, müthiş bir güzellik, heyecan duyuyoruz biz. İnsanlara yemekten mi hoşlanırsın, Hz. İsa Mesih (a.s.)’ın inişinden mi, deseler, Hz. İsa Mesih (a.s.)’ın inişi daha çok heyecan verir. Allah böyle zevkler ve güzellikler meydana getiriyor, dünyayı zenginleştiriyor. Mesela hiç umulmayan bir ortamda; İttihad-ı İslam hiç tahmin edilemiyor dünyada, edilemedi, değil mi? Bakın gürül gürül hakim olacak. Bu insanları müthiş heyecanlandırır. En olmayacak yerde, mesela farz edelim katranın içerisinde gül bitiyor. Allah hayret edilecek şeyler yapıyor. Mesela çok küçük bir grupla bütün dünyaya hakim ediyor. Çok dev bir grubu yok ediyor Allah mesela. Böyle büyük bir şeyin yıkılmaması lazım. Rusya’da komünizmin yıkılmaması gerekiyordu, yıktı Allah. Komünizm yıkılacak gibi görünüyor muydu? Hiç görünmüyordu, dünyayı yutacak gibi görünüyordu, paldır küldür indi. Mehdiyet, yüz kişi ile, üç yüz kişi ile yedi milyara hakim olunur mu? Olunuyor işte. Bir mucize olarak yapıyor Allah. Süslüyor Allah, güzellik yapıyor. Mesela şehit; Allah yolunda alnının ortasından vuruluyor, bir güzellik. Cennette, sen niçin şehit oldun, diyoruz. Allah yolunda oldum, diyor. Nasıl seversin sen onu cennette? Öbür türlü gelmiş; nesin diyorsun, hiç, diyor. Ne yaptın diyorsun, hiç bir şey yapmadım, dümdüz bir insanım, diyor. Dümdüz bir insan kadar sevebilirsin. Bir şehidin sevgisi ile o aynı olmaz. Şehidi çok çok fazla seversin. Çünkü gitmiş; şehit olacağını biliyor, tahmin ediyor, olabileceğine ihtimal veriyor, buna rağmen Allah için canını ortaya koyuyor. Hatta vuruluyor, biraz can da çekişiyor bazen, mesela beş saat, altı saat. Sürekli, Allah, Allah, La ilahe İllAllah, La ilahe İllAllah Muhemmeden Rusulullah, diyor. Şimdi bu insanla diğer insan aynı olur mu? Sevgi aynı olur mu? Çok daha fazla seversin. Mesela ben İlayda’yı seviyorum, niye seviyorum? Asil kız, kaliteli insan. Basit, sıradan bir insan olsa sevemem, bu açık. Mesela değer veriyorum, saygı duyuyorum, niçin? Kaliteli insan olduğu için, şahsiyetli olduğu için. Ufacık bir şey olsa fark eder, basit bir insan olsa görüşmem. Mesela sen de öyle, benim kızım da öyle. Başka türlü niye konuşayım o zaman, ne yapacağım?
SUNUCU:“Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri” programımıza 00.30’dan itibaren Aksu TV, Mavi Karadeniz Radyo, Tokat Turhal Super TV ve Radyo, Kütahya Destan TV ve www.HarunYahya.TV internet sitemizden devam edeceğiz.
ALTUĞ BERKER: Yarım saat sonra Kahramanmaraş Aksu tv’deyiz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, Kuran’dan bir ayet okuyayım, Bismillah. Hicr Suresi, 56. “Dedi ki: ‘Sapıklar dışında Rabbimin rahmetinden kim ümit keser?’”İslam hakim olmaz, İttihad-ı İslam hakim olmaz diyenlere cevap. Bakın diyor ki Allah 56’ıncı ayette: “Sapıklar dışında Rabbimin rahmetinden kim ümit keser?”Demek ki ancak sapıklar ümit kesiyorlar Allah’ın rahmetinden, inşaAllah.
Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...
Sakın Unutmayın
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...Web siteleri
Devamı ...