SUNUCU:Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri Programımıza Aksu TV, Mavi Karadeniz Radyo, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Kütahya Destan TV ve www.HarunYahya.Tv internet sitemizden devam ediyoruz. Buyurun hocam.
ADNAN OKTAR:Evet, efendim sizler de hoş geldiniz. Berker Hocam, zat-ı aliniz mi bir şeyler anlatacaksınız, burada sorular var, onlardan mı konuşalım?
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah, siz nasıl takdir ederseniz Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Ama sizde de önemli ilimler oluyor genellikle, buyrun.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah Hocam. Sellerin artması, son Brezilya seline dikkat çektikten sonra Hocam, Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkış alameti olduğunu anlatmıştınız. Onunla ilgili resimleri göstermek istiyorum. İnşaAllah. Sellerin artması Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkış alametidir. “Ev ve kulübe bırakmayan şiddetli yağmur yağıncaya kadar kıyamet kopmaz” diyor Hocam hadis-i şerifte, Ramuz-El Ehadis. “Ev ve kulübe bırakmayan şiddetli yağmur yağıncaya kadar kıyamet kopmaz.” Son Brezilya selinden resimler var Hocam.
ADNAN OKTAR:Evet, dünyanın her tarafında bu tip olaylar devam ediyor, Pakistan’da da, Brezilya’da da. Alışılmışın dışında; normalde çok nadir olan olaylardır bunlar. Son zamanda, ahir zamanda müthiş bir hız kazandı.
ALTUĞ BERKER: “Kuraklık” demişlerdi, siz kuraklık olmayacağını söylemiştiniz, hadis-i şerife göre, ahir zaman alameti olduğunu söylemiştiniz. Sonra da yağmurların yağacağını söylemiştiniz, ekonomik krizden sonra inşaAllah.
ADNAN OKTAR:“Önce yağmurlar yağmayacak” diyor hadiste, “sonra da rahatsız edecek şekilde yağmur yağacak” diyor, “insanlar yağmurdan şikayetçi olacaklar” diyor. Yağmurun bereketli yağması, güzel yağması, Mehdi (a.s.) zamanındadır. Mehdi (a.s.) zamanında bereket, bolluk oluyor, ürünlerde artış oluyor, yağmurlar düzgün hale geliyor, zaman düzgün hale geliyor, olaylar düzgün hale geliyor, hastalıklar azalıyor, hastalıklara şifa artıyor. Bütün dünyada bir bereket meydana gelmiş oluyor, bir güzellik meydana gelmiş oluyor.
“Selamun Aleykum Muhammed Adnan Hocam.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. İngiltere, Londra’dan Ufuk. “Sizi her akşam büyük bir coşku ve sevgiyle izliyoruz. Anlattıklarınız benim bilgilerimi bir kez daha tazeledi ve zamanın sahibinin görevde olduğunu güneş gibi net ve açık görüyorum” diyor. “Maalesef gönül gözü kör ve nasibi daha gelmemiş olanlar görememekte. Karanlığın içindeki cevheri görmek için gece görüş gözlüğü takanlar hariç, inşaAllah. Ben size dünkü sohbetinizde sorulan ABD’deki kuşlar ve balık ölümleri hakkındaki gerçekleri paylaşmak istiyorum. Amerika’daki uzmanlar, gizemli kuş ve balık ölümlerinin yılbaşında atılan havai fişeklerden kaynaklanmadığını, hayvanların civardaki Amerikan askeriye tesislerinde yapılan denemeler sonucu radyoaktif ışınmaya veya manyetik etkiye maruz kaldığını belirtiyor. Çünkü 2 milyon balığın kıyıya vurduğu, binlerce ölü kuşun yağdığı, Teksas Arkansas ve ABD’de manyetik silah çalışmaları ve silah denemeleri yapılıyor. Uluslararası Elektronik Mühendisler Topluluğu Üyesi Mühendis Mehmet Çakmak ise; ‘sadece hayvanların hissettiği çok sayıda manyetik akım var. Hayvanların algı eşiği bizdekinden daha fazla hassastır. Manyetik etki ile hayvanları öldürmek mümkündür’ dedi” diyor. “Selamun Aleykum. Gazanız mübarek olsun inşaAllah Hocam” diyor. Mühim olan burada hadiste deccalın zamanı. Deccal zuhur ettiğinde, deccalın alametlerinden biri olarak kuş ölümleri olacağı ve balık ölümleri olacağı hadislerde var. Yani bunun hangi sebeple olduğunu hadis belirtmemiş, bir şekilde oluyor, Allah yaratıyor. Yani mühim olan Allah’ın deccalı vurgulayacak bir alamet meydana getirmiş olması. Deccal ilah değil, bir varlık, Allah’ın yarattığı bir varlık. Deccalın deccal olduğunu göstermek için Cenab-ı Allah bir alamet meydana getiriyor. Normalde kuşların ölümlerinin bir sebebi yok, işin doğrusu bu. Herhangi bir manyetik etki veyahut herhangi bir zehirli maddeden olmuş olsa laboratuvarda inceleniyor, bakılıyor hayvanlara. Sebepsiz ölüyorlar. Fakat mümkündür, bilinmeyen bir etkiye sahip bir şey. Bizim burada üzerinde sadece duracağımız şey; deccalın alameti. Bu tahakkuk etmiş oldu. Yani hadislerde belirtilen alametlerden biri daha tahakkuk etmiş oldu. Ama arkadaşımızın dediği de mümkündür. Yani bizim bilmediğimiz, hayvanların etkileneceği bir ses dalgasıyla da yok ediyor olabilirler. Hayvanların etkileneceği bir titreşim göndererek de onları öldürüyor olabilirler. Fakat deccalî bir hareket olduğu önemli bunun, deccalî bir tavır olduğu önemli. Mehdi (a.s.)’ın da bunu durduracağı belirtiliyor. Mehdi (a.s.)’ın da kuşların daha güzel hayat yaşamasına, balıkların daha güzel hayat yaşamasına; “kuşlar ve balıklar dahi ondan memnun olur” diyor hadiste. Deccal, kuşlara ve balıklara dahi bela oluyor, onları öldürüyor. Mehdi (a.s.) da onları yaşatıyor, canlandırıyor ve mutlu olmalarına sebep oluyor. Olay bu.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:“Mübarek Aslan Seyit Muhammed Adnan Hocam, Allah’ın rahmeti selamı ve bereketi üzerinize olsun.” Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Hocam dün cinler ruh olmalarına rağmen ahirete inanmamaları olduğundan bahsetmiştiniz inşaAllah. Hocam insanlardan ahirete inanmayanlar, materyalist bakış açısına sahip olanlar var ve bu materyalist bakış açısının da kaynağı evrim teorisi, inşaAllah. Hocam cinlerden ruh olmalarına rağmen materyalist olanlar var mı? Varsa bu inançlarının kaynağı evrim teorisi gibi herhangi bir felsefeden kaynaklanıyor mu? Derin ilminizle bizleri anlatmayı lütuf buyurursanız şeref duyarız inşaAllah. Kuvvetiniz, etkiniz, sağlığınız, sıhhatiniz ve İslam ahlakının dünyaya hakimiyetinin vesilelerinden olmanıza dua eden talebeniz Güler Karaca, İstanbul.” Kardeşimizin güzel hüsn-ü zanları var. Biz tabii onu yayarak bütün Müslümanlardan bu güzelliği bekliyoruz inşaAllah. Şimdi onlar şöyle; duvardan geçiyor, bir anda istediği yerde oluyor. Mesela Amerika’da bile olsa bir saniyenin içerisinde Türkiye’de olabiliyor cinler. Işık hızındalar. Hatta ışık hızını da geçecek bir şeye sahipler. Maddenin içine çok rahat girebiliyorlar, çıkabiliyorlar. Ama öldüklerinde yok olduklarına inanıyorlar. Yani tamamen yok olduklarına inanıyorlar. Halbuki kaderin içerisinde Allah onlara onu zaten ruh olarak gösteriyor. Bak bir kısmı ruhun varlığını inkar ediyor. Onlar ruh oldukları için, ruhun varlığı konusunda bir inkarları yok. Zaten ruh olarak yaşıyorlar. Onlar ölümden sonra dirileceklerine inanamıyorlar. Yani onlarda da öyle bir hastalık var. Bir de ömürleri de uzun, 1000 sene, 1200 sene, 1300 sene yaşıyorlar. Bayağı da uzun ömürleri var ama ışık hızında hareket ettikleri için, onlara göre o ömür de normal geliyor olabilir. Çünkü bizim zamanımızla, onların zaman ayarı aynı değil. Yani bize göre öyle onların ömrü uzun, onlara göre normal bir ömür yaşıyorlar. Fakat ölümden sonraki hayata inanamıyorlar. Halbuki bakın, burada çok önemli bir şey var. Kaderde Allah, onlara sürekli varlıklarını gösteriyor. Bir film sürekli devam ediyor. Başlangıcından sonuna kadar. O kadar görüntüyü devam ettiren Allah, ondan sonra görüntüyü niye devam ettiremesin? Yani kesintisiz devam eden bir görüntü var. Cinlerin ölümleri demek, o boyutun dışına çıkmaları demektir. O boyutun dışına çıkıp, görüntü yine devam ediyor. Yine hayatları kesintisiz devam eder. Ama onlar da materyalist bakış açısıyla baktıkları için illa elle tutulur şekilde; onlar ahirete gidip bir görmek istiyorlar. Ahirete giden de ahirette yine imansız oluyor. İman etmeyecek olduktan sonra değişen bir şey olmuyor ki, adamlar yine dinsiz. Mesela ahirete gidiyorlar, canlanıyor ahirette; yine Allah’a karşı, yine materyalist. Yani dinsiz olmanın sonu yok. “Pişmanlıklarını” diyor Allah, “gizlerler” diyor. Göz ucuyla bakıyorlar. Enaniyet yapıyorlar. Orada bile birbirleriyle uğraşıyorlar. Allah’a doğrudan dua etmiyorlar. “Rabbinize söyleyin” diyorlar, “bize yiyecek getirsin” diyorlar. Allah’la doğrudan doğruya bağlantı kurmak istemiyorlar. “Rabbinize” diyor, yani kendisi inanmıyor zaten. Onun için cinlerin bu tavrı da şaşırtıcı tabii. Onu Allah özellikle bir değişik düşünce olsun diye, insanlar daha derin düşünsün diye onlar için de böyle bir hastalık meydana getirmiş. Kaderlerinde böyle bir şey var.
“Ben Norveç’ten Hakan. Selamun Aleykum.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “ Sayın Adnan Hocam, daha önce size dinozorlar hakkında soru sormuştum. Verdiğiniz cevapla mutmain oldum” diyor. Teşekkür ederim. “Hocam her gece sizi internetten bilgisayarımın başında, kuzeyin soğuk ülkesinde izliyorum. Gecemizi nur yüzünüzle aydınlatıyorsunuz. İlminizle içimizi ısıtıyorsunuz. Muhammed Adnan Hocam, araştırmacı yazar” bir şahıstan bahsetmiş “hakkındaki görüşlerinizi merak ediyorum” diyor. “Son günlerde facebookta çokça videoları yayınlanıyor. Saygı ve selamlarımla Hakan Erkök.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. Sahte Mehdiler riskli bir şey değil. Bu adam da sahte Mehdilerden bir tanesi, Cafer isimli bir arkadaş. Bunlar işin doğrusu sapkın olmakla beraber, yani sapkın yönleri var tamam ama çok faydalı oluyorlar. Çünkü Mehdi (a.s.)’ı müjdeliyorlar, Kuran’dan İslam’dan bahsediyorlar. Fakat arada anormal izahlar var. Anormal kısımları çıkartırız biz, onları almayız. Doğru olan kısımlarından istifade ederiz. Bu kadar kolay. Mesela öbürü de öyle, kafasına bal kabağı geçiren bir tip var ya, mesela onun faydalı kısımları var, doğru olan anlattıkları var. O kısmı alırız; o anormal olan kısımları da almayız, o kadar. Hepsi için geçerlidir bu, her yerde her düşünce için geçerlidir. Marx’ın bile fikirlerinin hepsi anormal olmuyor. Mesela faydalı olan kısmı var, o kısmı alırız biz, anormal kısmını da almayız. Aklımız var, fikrimiz var. Allah’ın bize akıl vermesinin sebebi bu, iyi ile kötüyü ayırt edeceğiz. Deccal ile Mehdi (a.s.)’ı ayırt edeceğiz, inşaAllah. Sahte Mehdi bağırır, zaten üstünde damga vardır onun adeta; “ben sahteyim” der, anlaşılır. Karmaşık bir şey yok.
“Saygıdeğer arkadaşım” diyor, “öncelikle samimi tebriklerimi iletiyorum. Mason ve Tapınak Şövalyesi kardeşlerimizin ziyaretlerinde onlara özen gösterdiğiniz için teşekkür ederim. Farklı dinlere inananların beraber çalıştıklarını ve Allah’ın dileğinin ve yaratılışın ortaya çıkmasını görmek bir nimet. Masonları ve Tapınak Şövalyelerini programda görmek çok özel bir şey ve bizi bekleyen güzel zamanların habercisi. Saygıdeğer arkadaşım” diyor, “Masonların ve Tapınak Şövalyelerinin, inananların bir araya getirilişindeki görevleri ne olacaktır? Ve neden bunu düşünüyor? Tüm saygılarımla, Allah seni ve inananların arasında barış getirmeye ve Mehdi (a.s.) ve Moşiyah’ın gelişini hızlandırmaya çalışanların tümünü korusun. Şalom ve selam. Haham Mordehay Linhard”. Evet, bu tanıdığımız bir haham arkadaş, aynı zamanda mason. Dünyada biliyorsunuz, masonluk büyük bir yapılanmadır. Tapınak Şövalyeleri de öyle büyük bir yapılanmadır. Peygamberimiz (s.a.v.) Mekke’nin en azgın müşriklerine gidip tebliğ yapıyordu. O devirde masonlar da vardı, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) devrinde. Gidip Peygamber Efendimiz (s.a.v.) onlara da tebliğ yapıyordu. Museviler vardı, Musevilere de tebliğ yapıyordu. Hristiyanlar vardı, Hristiyanlara da tebliğ yapıyordu. Ayrım yapmıyordu. Yani; “ben şu mason, onunla konuşmam; şu müşrik, onunla konuşmam” demiyordu. Ukas Panayırı’na gidiyordu, herkes vardı orada. Dinsizler vardı, ateistler, şeytana tapanlar vardı, yezidiler vardı. Yezidi derken şimdiki kolu olmuş oluyor, Irak tarafında küçük bir topluluk olarak varlar. Mecusiler vardı, ateşe tapanlar, şeytana tapanlar; bir hayli insan vardı. Hepsine tebliğ yapıyordu Peygamber Efendimiz (s.a.v.); “Mecusi, ben ona tebliğ yapmam” demiyordu. Ateşe tapanlara, şeytana tapanlara; hepsine tebliğ yapıyordu. Dolayısıyla mason diye biz bir insanı dışlar da konuşmazsak, dinsiz diye birisiyle konuşmazsak, ateist diye birisiyle konuşmazsak o zaman İslam’ı tebliğ edememiş oluruz. İslam, herkese yönelik tebliğ edilmesi gereken bir hakikattir ve bir nimettir. Aksi haram olur. Allah bizden sorar; “neden anlatmadın?” diye sorar.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Berker’im, buyur seni dinliyoruz.
ALTUĞ BERKER: Hocam şöyle söylediniz; “ahir zamanda bir kısım deccallar türeyecek. İrili ufaklı deccallar olacak. Tüm deccalların vasfı aynıdır; Peygamber (s.a.v.)’in sünnetine davet edecek, Ehl-i Sünnet itikadında olduğunu söyleyecek, hakiki dindar olduğunu çok takva olduğunu iddia edecek; fakat deccallık yapacak. İslam dışı, İslam’a zıt bir ruh halinde olacak. Saldırgan ve Müslümanlara düşman; barışı, kardeşliği, İttihad-ı İslam’ı istemeyen, Türk-İslam Birliği’ni istemeyen ve fitneyi arayan, kargaşayı arayan, zulmü arayan ve kökeninde de İslam’ı yaşamayan gizli deccallar olacağına Peygamber Efendimiz (s.a.v.) işaret etmiş oluyor. Peygamberimiz (s.a.v.); “benim yoluma, benim sünnetime davet edecek” diyor. Demek ki koyu Ehl-i Sünnet inancında kendini göstererek deccallar ortaya çıkacak. Buna karşı da Peygamberimiz (s.a.v.) uyarıyor ümmeti” dediniz Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet, bunlar çıkıp ucuz kahramanlık yapacaklar. Diyecekler ki; “masona tebliğ yapılmaz. Ateiste tebliğ yapılmaz. Şeytana tapana tebliğ yapılmaz. Mecusiye tebliğ yapılmaz. Yahudiye, Hristiyana tebliğ yapılmaz. Tapınak Şövalyesine tebliğ yapılmaz.” Kime yapılır? “Camiye gelen mazlum Müslümana yapılır. Onlara bağırıp çağırırsın ve hurafe anlatırsın.” Böyle bir yol yok. Peygamberimiz (s.a.v.)’in ve diğer peygamberlerin yaptığı buydu. Hz. Süleyman (a.s.) zamanında da vardı masonlar. Hz. Süleyman (a.s.) hepsine İslam’ı tebliğ etti, hak olan hükmü tebliğ etti o zaman tabii Kuran yoktu, hak kitap vardı yine, hakkı tebliğ etti. Müslümanın yapacağı budur. Her dönemde şeytana tapan, yıldızlara tapan, putlara tapan, tamamen ateist olan ve daha da sapkın görüşleri olan insanlar olur. Bunların hepsi Allah’ın kuludur. Hepsine dinin anlatılması farzdır. Ayrım yapılmaz. Ama bir kısım yobaz güruhatı; “aman aman, aman aman, aman aman! Sakın yanaşma, sakın konuşma! Onlara tebliğ yapılmaz.” Kime yapılır, peki? Sen neye göre bunu konuşuyorsun? Kuran’a göre konuşuyorsan, Kuran’da tebliğ farz ve hepsine yapılacaktır; Müslüman olmaları için gayret edilecektir, Kuran’ı sevdirmek için gayret edilecektir ve dünyaya İslam ahlakının hâkim olması için gayret edilecektir. İslam dünyaya öyle hâkim olacak. Yoksa Hristiyana tebliğ yapılmadıysa, Yahudiye yapılmadıysa, dinsize yapılmadıysa, komüniste yapılmadıysa, sataniste yapılmadıysa İslam dünyaya hiç hâkim olmaz ki o zaman. İslam dünyaya hâkim olması imkânsız onların dediğine göre. İslam’ı dünyaya hâkim etmeyi isteyen, tebliğ yapan insan, hiçbir insan grubunu, hiçbir düşünceyi ayırt etmeksizin hepsine tebliğ yapacaktır. Hepsini Allah’ın kulları olarak kurtarmaya çalışacaktır. Bizim de yaptığımız, Mehdiyet’in gölgesinde, budur. Dolayısıyla bütün insanların mutlu olmasını, iyi olmasını istiyoruz. Ben millete yaranacağım, herkes beni beğenecek diye ben “aman” diyeceğim, “masonlara gidip tebliğ yapmayayım, Yahudilere de tebliğ yapmayayım, ateistlere de tebliğ yapmayayım. Beni şirin görsünler, güzel görsünler. Başı açık hanımlar, onlara da tebliğ yapmayayım. Onları da insanlara şeytan gibi tanıtayım. Başı kapalı hanımları, başörtülü hanımları; onları da fasık olarak tanıtayım” diye ortaya çıkmamı istiyorlar. Onu yapanlar var zaten. Onun peşinden gidiyorlar zaten. Ben? Ben öyle değilim. Ben Kuran’a göre hareket ediyorum ve bütün insanlara şefkat duyuyorum, hepsinin kurtuluşu için gayret ediyorum. O kafada var, yani cins tipler var işte, görüyorsunuz. Kimi kafasına bir şey geçiriyor, kimi kafasına bir şeyler sarıyor; ortaya çıkan çıkana. Var, onları dinleyenler de var. Eğer mutluysalar, hoşuna gidiyorsa ahirette hesabını verecektir. Bizim yaptığımız faaliyetleri şeytan durdurmak için kendince bir şeyler yapıyor. Kendince, biz diyeceğiz ki; “fitne çıkar, aman kadınlarla görüşmeyelim, masonlarla görüşmeyelim, Yahudilerle, satanistlerle, hiç kimseyle görüşmeyelim. Ancak cami cemaatiyle görüşelim.” Çok takva olduğumuzu vurgulayalım, nedenin de belli olduğunu; “çünkü bakın sadece Müslümanlarla görüşen insanlarız. Diğerlerinden de nefret ediyoruz. Kinliyiz. Hatta onların öldürülmesini, ezilmesini, pırasa gibi doğranmasını istiyoruz” diye ortaya çıkacağız. Adamlar diyecek ki; “maşaAllah ne takva insanlar bunlar, evliya gibi” diyecekler. Ahirette ne diyeceğiz? Ahirette açıklama yok. Ahirette suçlu konumunda olacağız. Ben böyle bir oyuna gelmem. Milletin, insanların beni şirin görmesi; benim böyle bir derdim yok. Ben öyle olsam böyle bir stilim olmazdı. Kimin ne dediği beni hiç ilgilendirmez. Allah’ın ne dediği beni çok ilgilendirir. Kuran’a uyup uymamak, Kuran’a uymak beni ilgilendirir. O kadar. Kuran’a uymuyorsa, Kuran’a uymaya davet ederim, inşaAllah. Beni yıllardan beri eleştiriyor adamlar. Hakaret ediyorlar, iftira ediyorlar. Vız gelir tırıs gider. Hiç etkilendiğimi gördünüz mü siz benim?
SUNUCU: Görmedik, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Kesinlikle.
ADNAN OKTAR: “Yağsın başımdan taşlar yağmur gibi” diyor, değil mi? “Dostun attığı bir gül yaralar beni” diyor. Ben çok sevdiğim bir insan bana bir şey söylerse ben kaale alırım. İtin kopuğun sözüyle, dine, İslam’a, Kuran’a cephe almış insanlarla bizim işimiz yok, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Bu konuda yeni makaleniz vardı. Onu tanıtabilir miyim Hocam? www.HarunYahya.org’da “Kitap Ehli’ne nasıl tebliğ yapılır?” başlığında, bu konuyu detaylıca anlatan makaleniz çıktı inşaAllah. www.HarunYahya.org’a girdiklerinde kardeşlerimiz, “Kitap Ehli’ne nasıl tebliğ yapılır?” yazarlarsa aramadan bulabilirler inşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Selamun Aleykum Sevgili Hocam” diyor. Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Seyyid Muhammed Raşid Erol Hazretleri’nin zamanı bir başkaydı” diyor, “o zamanlar bütün Müslümanlara karşı derin bir sevgi ve muhabbet vardı ve coşku vardı” diyor. “İnşaAllah yine o şekilde olur” diyor. İnşaAllah o şekilde olur, inşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Merhaba Hocam. Fethullah Gülen Hocamızın yeni çıkan kitabında Mehdi (a.s.)’dan bahseden bir bölüm var. Ben okudum. Eğer yanlış anlamadıysam orada şahs-ı manevi diye anladım. Zaten başlık olarak; “Hz. Mehdi (a.s.) şahs-ı manevidir” diye kullanmışlar. Son çıkan yazıyı okuyabildiniz mi? Allah’a emanet olun inşaAllah. İstanbul, Kadir Özbek.” Şimdi Fethullah Gülen Hocamızın tepebaşında izbandut gibi CIA elemanları var, FBI var ve esir konumda orada. İzleniyor. Bahçeye çıktığında izliyorlar, sokağa çıktığında izliyorlar, nereye giderseler peşindeler. Şimdi “Hz. Mehdi (a.s.) çıktı” dese, Fethullah Hocamız’ın Allah esirgesin ölüm haberini bize gönderebilirler. Allah vermesin. Canını korumak için, kendini korumak için “şahs-ı manevidir” deyip konuyu kapatıyor. Olay bu. Yoksa Fethullah Hocamızın, Mehdi (a.s.) hakkında ne dediğini ben size göstereyim, gerçek anlamda ne anlattığını göstereyim.
VTR: Fethullah Gülen Hoca Efendi, Hz. Mehdi (a.s.)’ı anlatıyor.
ADNAN OKTAR:“Zat” demek, ne demektir?
SUNUCU: Kişi, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Zatla yüz yüze geliriz” diyor. “Şahs-ı manevi” demiyor. Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerinde Mehdi (a.s.)’ın şahıs olduğu sakalından, saçından, boyundan posundan bahsedilerek uzun uzun anlatılıyor. Peygamberimiz (s.a.v.) hiçbir yerde, hiçbir şekilde Hz. Mehdi (a.s.)’dan şahs-ı manevi olarak bahsetmemiştir. “Peygamber (s.a.v.) bilmez ben daha iyi biliyorum” diyorsa bir adam küfre girer zaten. Fethullah Hocamızın da böyle bir şey söylemesi mümkün değildir. Peygamberimiz (s.a.v.)’in tevatür haddine varmış hadislerini ret edecek bir insan; “Peygamber (s.a.v.) bilmiyor, ben biliyorum doğrusunu” diyorsa, o küfürdür zaten. Küfre zaten itibar edilmez. Küfür söze itibar edilmez. Mehdi (a.s.)’ın şahıs olduğunu ve şahıs olarak geleceğini Fethullah Hocamızın 1979, ‘80, ‘81 kasetlerini inceleyenler görürler. Yer gök birbirine karışıyordu Mehdi (a.s.)’dan bahsettiğinde. Mehdi (a.s.)’a hiçbir zaman “şahs-ı manevi” dememiştir Fethullah Hocamız. Peygamber Efendimiz (s.a.v.); “Mehdi (a.s.) gelecek.” Talebelerinden bahsediyor; “üç yüz on üç kişi talebesi var.” Şimdi Mehdi (a.s.) ve üç yüz on üç talebesi olunca burada şahs-ı manevi olmaz mı? Olur tabii ki. Peygamber (s.a.v.) ve sahabeler olunca şahs-ı manevi olmaz mı? Peygamber (s.a.v.) ve sahabeler susacak mı? Hiç konuşmayacak mı? Bir şey yapmayacaklar mı? Konuştuklarında, eylem yaptıklarında, bir şey yaptıklarında şahs-ı manevi zaten meydana gelir. Bunu ayrıca vurgulamaya gerek yok ki. Bütün Peygamberlerde bu böyle olmuştur. Peygamber gelmiştir, etrafında sahabeleri olmuştur ve bir şahs-ı manevi olmuştur. Ama arkadaşlar ne diyorlar? “Şahs-ı manevi var, Mehdi (a.s.) şahs-ı manevidir.” Mehdi (a.s.) nerede? “Mehdi (a.s.) yok” diyorlar. Talebeleri? “Talebeleri de yok.” Şahs-ı manevi? “O var.” Şimdi bu çok ağır bir rahatsızlık durumunda olabilir, böyle bir ifade kullanabilir bir insan. Çok çok ağır bir rahatsızlık varsa; başka türlü konuşamaz böyle bir insan. Mutlaka şahıs, talebeleri ve şahıs ve talebelerinden kaynaklanan şahs-ı manevi vardır. Dolayısıyla Fethullah Hocamızın zor durumda olduğunun bir alametidir. “Kurtarın beni” diyor, bunu demek istiyor. Başka bir anlamı yok. Zaman Gazetesi de, mesela adamlar çıkıyorlar, federatif sistemden bahseden adamlara böyle yeşil ışık yakacak garip bir üslup kullanıyorlar. O Etyen Mahçupyanmıdır?
ALTUĞ BERKER: Evet, bir de Şahin Alpay.
ADNAN OKTAR: Şahin Alpay. Şimdi bu ne demektir? Fethullah Hocamız burada olsa gıkları çıkamaz, öyle bir şey diyemezler. Demek ki bir şey olmuş. Bir acayiplik var.
ALTUĞ BERKER: Doğru inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Dolayısıyla Fethullah Hocamızın bu sözlerine, ‘79, ‘80, ‘81’deki sözlerine itibar edin. Şu an esir konumundayken olan sözlerine itibar edilmez.
ALTUĞ BERKER: 79’da Mehmet Kırkıncı Hocamızın ifadeleri var Mehdi (a.s.) ile ilgili hocam.
ADNAN OKTAR: Buyrun dinleyelim.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah. Şöyle diyor Mehmet Kırkıncı Hocam 25 Ekim 1979’da, Antakya’da, Muhterem Hacı Mustafa Efendi’ye yazdığı mektupta; “Aziz ve Muhterem Hacı Mustafa Efendi, artık zulümata bedel nur, hissiyata bedel akıl ve hikmet hükmedecektir. Hidayet galip, dalalet mağlup olacaktır. Mehdiyet hakim, deccaliyet mahkum olup; neticede hayır şerre, sıdk (doğru söz) kizbe (yalana), iman küfre galip gelecektir. Biiznillah, Antakya’nın halas ve salahı, Türkiye’nin ve bu milletin halas ve salahı da alem-i İslam’ın nejat (kurtuluşu) ve salahına (rahatlığına) vesile olduğu kanaatindeyim. Çünkü devr-i nur geldi. Devr-i zulümat kapanacak. Mehdiyet geldi, deccaliyet gidecektir. Evet, çağ Mehdiyet çağıdır. Yeis ve ümitsizliğe mahal yoktur. Vesselam başta zatıalinize, Ali Hoca Efendi’ye, diğer kardeşlere selam ve hürmet ederim. Mehmet Kırkıncı, 25 Ekim 1979”.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Kırkıncı Hocamızın videosu hazır mı?
VRT: Mehmet Kırkıncı Hocamız ile sohbet.
ADNAN OKTAR:Evet, Fethullah Hocamızın konuşması olarak bunu bir Müslüman kabul etmek durumundadır. Çünkü Fethullah Hocamızın hocasıdır, inşaAllah. Fethullah Hocamızı yetiştiren kişidir. Fethullah Hocamızın samimiyetine Müslümanlar güvenebilirler ve özellikle hadislerden yaptığı açıklama çok hayatidir. “Tevatür haddinde” dedi mi, Peygamber (s.a.v.)’i ben yalanlıyorum” diyemez Fethullah Hoca. Çıkıp demez. “Peygamber (s.a.v.) yalan söyledi, yanlış söyledi” diyemez. “Peygamber (s.a.v.) ‘şahıs’ dedi ama ben ‘şahs-ı manevi’ diyorum” diyemez. “Peygamber (s.a.v.); ‘talebeleriyle gelecek’ dedi ama ben öyle bir şeye inanmıyorum” diyemez ve demez. Dolayısıyla gönülleri rahat olsun kardeşlerimizin.
ALTUĞ BERKER: Resimleri de vardı Hocam. Malumunuz, her zamanki gibi.
ADNAN OKTAR:Evet, Mehmet Kırkıncı Hocamız ile Fethullah Gülen Hocamız. Evet, sürekli beraberler, beraber olmuşlardır. Her zaman Hocamız Mehmet Kırkıncı Hocamız'ın ilminden istifade etmiştir, maşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Hocam Selamun Aleykum. Nasılsınız, iyisiniz, inşaAllah?” diyor, “yalnız bir sorum var” diyor, “hocam” diyor. “Sohbetleriniz çok güzel” diyor. “Babamla sürekli izliyoruz” diyor, “çok güzel konuşuyorsunuz” diyor. Uzun uzun bir şeyler yazmış kardeşimiz. Özetle başörtüsü konusundaki kanaatimizi soruyor. Söylemiştik. Kaç defa söylemem lazım? Anlamıyorlar mı hala? Kaç defa söyleyeceğim yani? Anlattım, inşaAllah.
“Kadir Özbek.” Kadir anladın değil mi anlattıklarımı?
“Selamun Aleykum Muhterem Muhammed Adnan Hocam” diyor. “Allah bize aczimizi görmemiz için hastalıklar veriyor. Ama neden bu acizliği yaşadıktan sonra, iyice gördükten sonra, benliğimizi eğittikten sonra Yüce Rabbim bu hastalığı geri almıyor?” diyor. O zaman imtihan kalkar zaten. Olur mu? Yani o zaman mesela kolu kopan adamın kolu yeniden birden yerine gelecek. Gözü görmeyen adam birden görmeye başlayacak. Herkes iman eder o zaman. İmtihan kalkar. Aklın ihtiyarı kalkar. Bu dediğin imtihanı kaldıracak bir şey. Olmaz. O zaman elmas gibi istidatlarla kömür gibi istidatlar aynı olur. Hz. Ebubekirler ile Ebu Cehiller aynı konuma gelirler. O zaman imtihanın anlamı nerede kalmış oluyor? İyilerin hukuku o zaman kalkmış olur. Kötülerin lehine bir durum olur bu. İyilerin iyiliğinin ortaya çıkması için mutlaka bu imtihan ortamının bu stilde, bu yönde gitmesi gerekiyor. Başka türlü olmaz.
SUNUCU:İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:“İyi geceler Muhammed Adnan Hocam” diyor. “Allah'ı arıyorum ve tam kapsamlı kavramak istiyorum. Ben bu konuda çok acizim. Onu nasıl düşüneyim? Onu nasıl anlayayım?” diyor. İşte bizim internet sitelerimize gir. www.HarunYahya.Org , www.HarunYahya.Net Şimdi ben bu kısa zaman diliminde sana çok kısa bir şey anlatamam. Ama Allah'ın varlığının apaçık olduğunu, normal akılda bir insan açıkça görür. Karmaşık bir şey yok. Çünkü beyninin içinde rengarenk bir dünya görüyorsa bir insan, üç boyutlu bir dünya görüyorsa; sırf bu delil olarak yeterlidir. Benim, beynimin içinde şu kalemi görüyor olmam Allah’ın varlığı için bol bol yeterlidir. Sırf şu kalem, başka bir şey değil. Beynimin içinde bunu görmüş olmam yeterlidir. Ama kapsamlı anlaman için, daha detaylı bilgi istiyorsan www.HarunYahya.Org, Net ve Com; bu sitelere gir, oraya bak, inşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Sevgili Muhammed Adnan Hocam, mürşidim” diyor, “mübarek Hocam” diyor. “Sizin çıkış saatinizi hasretle bekliyorum. Mübarek yüzünüzü görmeden, dersinizi dinlemeden uyuyamıyorum” diyor. “Daha önce de yazmıştım. Babam ve tüm hastalar için, oğlum ve tüm Müslüman evlatları için sizden dua istiyorum, inşaAllah. Cenab-ı Allah sizinle” mürşit olarak görüyor, biz talebeyiz “Türk-İslam Birliği’nin hizmetkârı olmayı bize nasip etsin, inşaAllah. Mübarek ellerinizden öpüyorum. Hakan Ersoy.” Yalnız Hakan herhalde sen programlarımı o kadar dikkatli izlemiyorsun. Hüsn-ü zan güzel; ama mesela desen ki; “inşaAllah Hocam, Mehdi (a.s.) olursunuz.” Bu güzel. Ama hüküm oldu mu, küfre gidersin. Yani bunu yapma. Ne bana iyilik yaparsın, ne kendine iyilik yaparsın. Bundan vazgeçmen lazım. Bunu defalarca söyledim artık yani. Anlaşılmayacak bir şey yok. Bir insan sevdiğini tabii ki Mehdi (a.s.) olarak görmek ister. Ben de mesela sevdiğim bir insanı Mehdi (a.s) olarak görmek isterim, veli olarak görmek isterim, cennete gitsin isterim; ama “sen cennetliksin” diyemem, demem. Allah’tan korkarım. “Sen Mehdi (a.s.)’sın” diyemem, denmez. Bu, iltifat olmaz. Bu şekilde söz olmaz. Ondan kaçınacaksın.
“Muhterem Hocam, sohbetlerinizi haftalardır büyük bir zevkle takip ediyoruz. İnternet dünyasında oldukça popülersiniz. Ancak insanların büyük çoğunluğunun takıldığı bir sorumuz var” diyor. “Sohbetlerinizde bayanlar pek bir şey söylemiyor, sadece susuyorlar” diyor. “Bundaki hikmet nedir?” diyor. “Saygılarımla” diyor. Bir konuşturayım da bir görün bakayım Beril Hocam’la, artık ondan sonra durdurabilir misiniz. İsterseniz deneyelim. MaşaAllah Beril’in öyle ilmi gelişti ki; demin bazı konuları anlattım, oradaki kelimelerin Arapçalarının Türkçe okunuşlarını kâğıda yazmış, bana uzatıyor.
SUNUCU: İnşaAllah, vesilenizle Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. İlim deryası. Şimdi bir konuşursa Beril Hocam buraya hakim olur. Ondan sonra buyurun.
SUNUCU:Estağfirullah.
ADNAN OKTAR:Güzel olur, hoş olur ama yani sonra hani bana demeyin hani; “Hocam sizi dinlemek istiyoruz” falan demeyin sonra yani. Bir seçimizi yapın.
SUNUCU:Estağfirullah.
ADNAN OKTAR: Evet, selam almadığım her kardeşim için, “Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu” diyorum.
Eğer Fethullah Hocamızı öğrenmek istiyorlarsa bir kaynak veriyorum; ‘Mesih (a.s.) nerede, Mehdi (a.s.) kim?’ isimli makalesinden, Fethullah Hocamızın. “Mesih (a.s.) ve Mehdi (a.s.) ile alakalı hadis-i şerifler ümmetin kabulü esas alınınca nüzûl-ü İsa (a.s.)’a (Hz. İsa (a.s.)’ın tekrar yeryüzüne gelişine) ve zuhur-u Mehdi (a.s.)’a (Mehdi (a.s.)’ın ortaya çıkışına) inanmak, Efendimiz (s.a.v.)’e” bakın “Efendimiz (s.a.v.)’e itimadın ve güvenin bir ifadesidir” diyor. Bitti. Daha ne desin? Yani bunun üstüne daha söylenecek ne olur? Bakın; “İsa (a.s.)’ın inişine ve Mehdi (a.s.)’ın çıkışına inanmak, Peygamberimiz (s.a.v.)’e itimadın ve güvenin bir ifadesidir” diyor. Ve açıklama yapıyor yine Fethullah Hocamız, diyor ki Fethullah Hocamız; “Hz. Mehdi (a.s.) ile ilgili hadis-i şeriflere de iki örnek vermek yerinde olsa gerektir.” Birinci örneği veriyor. “‘Mehdi (a.s.) bizden, Ehl-i Beyt’tendir. Allah onu bir gecede zafere erdirecektir. Mehdi (a.s.), Fatıma (r.a.) evlatlarındandır. (İbn-i Mâce, Fiten ve Dârimî, Mehdi (a.s.) konusu). ‘Dünya hayatının sona ermesine bir gün bile kalsa,” kıyamet kopmasına bir gün bile kalsa “Allah zulümle olan dünyayı adaletle dolduracak Ehl-i Beyt’ten birini gönderecektir.’ (Ahmet Bin Hanbel, 2. Cilt, s.117-118). Fethullah Hoca’nın yazısı devam ediyor. “Cenâb-ı Hakk, rahmetinin eseri olarak her bir fesad-ı ümmet zamanında (islah edici) bir müceddid, bir halife-i zîşan, bir mürşid-i ekmel ya da bir nevi mehdî hükmünde mübarek zatları göndermiş, fesadı izale edip milleti ıslah etmiş, din-i Ahmedîyeyi muhafaza buyurmuştur. Bu hususu (konuyu) nazara veren (bilgiye sunan) ve siyaset sahasında Mehdî-i Abbâsî, diyanet âleminde Gavs-ı Âzam, (Abdulkadir Geylani) Şâh-ı Nakşibend, (Muhammed Bahauddin)Aktâb-ı Erbaa ve on iki imam (Hz. Ali (r.a.)’ın soyundan gelen on iki halife) gibi zatları misal gösteren Bediüzzamander ki; ‘Madem O’nun âdeti öyle cereyan ediyor, âhir zamanın en büyük fesadı zamanında, elbette en büyük bir müçtehid, hem en büyük bir müceddid, hem hâkim, hem mehdî, hem mürşid, hem kutb-u âzam olarak bir” bak “bir zât-ı nuranîyi gönderecek ve o zat da Ehl-i Beyt-i Nebevîden olacaktır.” Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in soyundan olacaktır. Şimdi, mesela başka bir yerde de ne diyor? “İnsanımızla beraber hepimizin ümidi çok kavidir (kuvvetlidir). Resulü Ekrem (s.a.v.)’e itimadımız (güvenimiz) vardır. Ümmetin başında Sahabe-i Kiram’a işarette bulunan, Kâinatın Efendisi (s.a.v.) ahir zamanda (son zamanlarda) boyunduruk yere konduktan sonra”. Boyunduruk nedir? Yani bir şeyi çeken gücün asıl noktası. Yani mesela bir cismi çekerken o cismin çekilmesindeki asıl nokta. “Boyunduruk yere konduktan sonra”. Demek ki bütün Müslümanların gücü yetmeyecek artık. Boyunduruğu yere koyuyorlar. “Biz” diyorlar, “götüremiyoruz.” “Bu kadar” diyorlar yani, “gücümüz yetmiyor. Müslümanların gücünün bittiği yerde” diyor bak; “çaresiz kaldıktan sonra, boyunduruğun yerden kaldırılacağının çoktan müjdesini vermiştir” diyor. “Dinin yeniden hayatlanacağının, canlanacağının ve bütün alemde” bak “bütün alemde La ilahe İllAllah Muhammeden Resulullah’ın yeniden mevceleneceğini (dalgalanacağını) ifade buyurmuşlardır, doğru söylemişlerdir” diyor. “Ruh Ufku Serisi, 1. Cilt, Işığa Doğru, 7. Kaset” Fethullah Hocanın. Anlamamak için burada artık pır pır kuş olmak gerekiyor yani artık.
Bak Fethullah Hoca diyor ki; “Fatih'ten bahsederken; ne güzeldir o emir, buna mazhar (sahip) olmak için 21-22 yaşındaki genç serdar (kumandan). Maddi manevi fizat hislerinden fedakarlıkta bulunuyordu.” “Fatih çok genç yaştaydı” diyor, “göreve başladığında.” “20. asırda Kuran'a sahip çıkmasını beklediğimiz genç delikanlımız” diyor. Yani Muhammed Mehdi (a.s.)“’ın yaşındaydı” diyor. Mehdi (a.s.) da çünkü genç yaşta başlıyor, küçük yaşta faaliyete başlıyor. Ruh Ufku Serisi, buradan da bakabilirler. Ama şu an Fethullah Hocamız alenen esir konumda. Gelemiyor Türkiye’ye. Suçu ne? Hiçbir suçu yok. Bir şekilde esir aldı adamlar. Yani bizim yapacağımız işte uygun bir ortamda, zeminde Hocamızı alıp getirmek. Diyeceğiz; “ne oluyor arkadaş burada?” diyeceğiz. “Ne var yani, konu nedir?” Diyecekler ki; “işte Türkiye’de olay çıkaracaklar.” Alayı olay çıkartsın bir görelim bakalım öyle güçleri yetiyorsa. Bak ben Türkiye’deyim, faaliyet yapıyorum; olay molay çıktığı yok. EvelAllah. Yeri yerinden oynatıyoruz, bak dünyayı sallıyoruz. Olay molay çıktığı yok. Sıkıysa çıkartsınlar bakalım. Bir görelim bakalım. Burası dağ başı mı? Kanun, hüküm var, değil mi? Kanunlar var. Nizamlar var. Dolayısıyla böyle tedirginliklere gerek yok. Fethullah Hocamızı aldığımız gibi getireceğiz, Allah’ın izniyle. Uçağa bindireceğiz hocamızı, inşaAllah. Yeşilköy’den alacağız. O kadar. Konvoyla alacağız hatta inşaAllah, evelAllah. “İt ürür, kervan yürür” diyorlar. Tabii ki kervan halinde gideceğiz. Ha it ürermiş, ürüsün kardeşim. Ne olur it ürümesinden? Ne rahatsız oluyorsunuz? Biz de çıktığımızda yolda küçük köpekler görüyoruz yolda, hayvanlar bazen milletin arabasına da saldırıyor, görüyoruz ama arabalar gidiyor, bir şey olmuyor yani. Sorun çıkmaz. Kafalarını karıştırmasınlar.
SUNUCU: İnşaAllah.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, ne yapalım? Kırk dakikamız varmış. Var mı filmlerimiz başka? Neler var? Irak? Bakayım haydi bakalım.
VTR:Ahir zamanda Irak’ta meydana gelen olaylar Hz. Mehdi (a.s.)’ın geliş alametlerindendir.
ADNAN OKTAR:Aslında Şam’a da, Suriye’ye de ambargo uygulandı. Silah ambargosu var. Amerika Şam’a karşı uzun süreden beri ambargo uyguluyor. Mısır’a da, Mısır-İsrail Savaşı zamanında ambargo uygulanmıştı. Yani her üç ülkede de ambargo oldu. Dolayısıyla oradaki ifadeler eksik olmuş. Onu birisi düzeltsin, inşaAllah.
Hatay’dan Cumali Helvacı, Metin Şen, Rıza Kıvanç Gündoğan, Sözlükçülerden Erhan Budak, Bozkurt Kastamonu. Öyle cinler bunlar, bak, gidişat normal gidiyor şimdi böyle, en sona oraya sıkıştırmış. “Sevgili Seyyid Muhammed Adnan Hocam” diyor. Üslupta da hata yok. “Yine çok şıksınız” diyor. Teşekkür ederim. “Size” diyor, “gömlek çok yakışıyor” diyor. “Hocam bizlere bir gününüzü nasıl geçirdiğinizi anlatır mısınız? Çok merak ediyoruz. Aydınlatırsanız seviniriz” diyor. “Bir Rus arkadaşımla seyrediyoruz” diyor, “o bir şey anlamıyor” diyor, “Rusça tercüme altyazılı verebilir misiniz lütfen? Sözlükle olmuyor.” Şimdi olmadı Erhan. Bu da çok açık; yine olmamış. Ben olduğunda size söyleyeceğim. Ben size en iyisi birkaç tane örnek yazı göndereyim de, anlaşılması zor yazılar, oradan istifade edersiniz, inşaAllah.
“Değerli Hocam, hayırlı yayınlar. Size sorum şudur; bıyık uzatmak mekruh mudur? Eğer mekruhsa neden mekruhtur? Çok teşekkür ederim. Hayırlı geceler. Hayırlı yayınlar.” Hz. Ali (r.a.), Hz. Ömer (r.a.) Allah’ın izniyle palabıyık bırakıyorlardı mübarekler, inşaAllah. Ama mücadele ortamıydı. Küfre karşı heybetli görünmek için Sahabeler, bu Osmanlı Yeniçeri bıyıkları olur böyle çok heybetli, o tarzda bıyık bırakıyorlardı. Çok heybetli gösterir.
ALTUĞ BERKER:Kırmızı sarık takıyorlarmış.
ADNAN OKTAR:Evet, inşaAllah. Ama normal zamanda dudaklarını açacak kadar, yani dudakları gösterecek kadar bıyık kısaltılıyor. Bıyık üst taraftan kısaltılıyor. Ama cihadtortamı, İslam ahlakının yayıldığı bir ortamsa uzatılır, inşaAllah.
“Yasin Tümer, Ankara’dan”. Bu sanatçı bir kardeşimiz. “Allah’ın rahmeti ve bereketi üzerinize olsun Hocam. Size birkaç sorum olacaktı. Bir; Hz. Mehdi (a.s.)’a, kendisinin Mehdi (a.s.) olduğuna dair Allah-u Teâla Katı’ndan vahiy ya da bir işaret gelecek mi?” Olmaz. Vahiy alırsa, o zaman peygamber olmuş olur o. Son peygamber gelmiştir; Peygamberimiz (s.a.v.)’dir. Başka da vahiy alacak şekilde bir peygamber gelmeyecek. Yani Hz. İsa (a.s.) var ama nüzul ediyor. O vahiy alacak. Vahiy alır ama o zaten peygamber, daha önce de peygamber, sonradan da yine peygamber. “Hz. Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.) zuhur ettikleri dönemde fasık milletler tarafından onlara savaş açılacak mı?” Savaş olmayacak. Bak, ben size söyleyeyim; savaş olmayacak. İşte diyorlar; “Türkiye de savaşa girecek.” Kardeşim savaş bir kere bir ülkeyi felç eder. Allah vermesin, mesela Türkiye’nin savaşa girdiğini düşünelim. Ankara-İstanbul yolu bombalanmış olsa bitti. Yani felç olur Türkiye. Sırf onunla bile felç olur. Mesela elektrik tesisleri, trafolar bombalanmış olsa Allah esirgesin, felç olur Türkiye. Yani çoluk çocuk acayip sefalet, perişanlık olur. Allah vermesin. Allah böyle bir felaketi Türkiye’ye vermez, inşaAllah. Böyle bir şey yok. Savaş öyle çok kolay, filmlerde gördükleri gibi, oyun zannediyorlar ve Türkiye’nin de savaşa girmesini istiyorlar. “Girip kapışalım”, “savaşalım”, “indirelim aşağıya”, “onlar bize, biz de onlara”. Öyle bir şey olmaz. Savaş olduğunda perişan olurlar o kabadayılık yapanlar. Öyle zannettikleri gibi olmaz. Hayır, bizim milletimiz delikanlı millettir. Yani zorda da olsa, perişan da olsa Allah için gerekirse mücadele verir. Ama savaş kışkırtıcılığı yapmak, savaş kışkırtıcılığı yapanlar bu tavırdan vazgeçmeliler. Bu çirkin bir harekettir. “Yahudilerle savaşalım”, “Hristiyanlarla savaşalım”, “Rusya’yla savaşalım”, “İran’la savaşalım”. İran’la savaşmamızı isteyen çok adam var. Rusya’yla savaşmamızı isteyenler var. İsrail’le savaşmamızı isteyenler var. Yunanistan’la savaşmamızı istiyorlar. Bırakın bunları, artık barış çağı. Mehdiyet devrinde kan yok, damla kan yok. Uyuyan kişi uyandırılmayacak. Damla kan akıtılmayacak. Bir de böyle kabadayılık yapanlar zannedildiği gibi olmuyor. Mesela Irak’ta da öyle kabadayılık yapıyorlardı. Dediler ki; “gelsin Amerika pestillerini çıkarırız, darmakeşan ederiz” dediler. Sokaklarda ellerinde sopayla Amerikalı arıyorlardı. Amerika geldi; pırrr! adamlar kayboldular, araziye geçtiler. Bak görüyorsunuz kayboldu, ordu kayboldu. Bir tane asker kalmadı ortada. Şimdi de Amerikalı askerlere kadın satıyorlar, Marlboro satıyorlar, esrar satıyorlar o savaş kışkırtıcılığı yapanlar. Sakallarını tıraş etmişler. Anorak falan giyip böyle artist gibi tip oldular. Yani olay zannedildiği gibi olmuyor. Böyle savaş kışkırtıcılığı yapan Türkiye’de de var öyle tipler. Bakıyorsun, fuhşun tam ortasında. Bakıyorsun, kadın satıcılığının tam ortasında. Bakıyorsun, uyuşturucu ticaretinin tam ortasında. Bakıyorsun, şunun bunun fabrikasını ele geçirme, mafya yöntemleriyle el koyma konusunda çete oluşturmada en önde. Bu üçkâğıtçı reziller öyle bir şey olsa Allah esirgesin aynısını yaparlar. Onlara da kadın satmaya kalkarlar. Onlara da Marlboro, uyuşturucu satmaya kalkarlar. Akıl almaz sahtekârlık yaparlar. Sakalını, bıyığını da tıraş eder; tahmin etmediğin bir adam şekline gelirler. Onun için böyle üçkâğıtçılara hiç kimse prim vermesin, ucuz kahramanlıklarına kimse kanmasın. Allah savaşı beğenmez; Allah barışı beğenir. Allah sevgiyi, güzelliği beğenir, kardeşliği beğenir Allah, dostluğu beğenir. Savaş Allah vermesin, adam hiçbir şekilde laf söz dinlemez, saldırır; çar naçar kalırsın. Nefsi müdafaa. Zaten Allah seni orada başarılı kılar, yenersin o zaman. Mutlaka yenersin. İsterse atom bombası kullansın, isterse bilmem ne yapsın. Her ne yaparsa yapsın yenersin mazlumsan. Ama durduk yere millete saldırmak, insanlara saldırmak Müslümanın yapacağı bir şey değildir. Fitne çıkartıp, olay çıkartıp, kavga çıkartmak, savaş çıkartmak; bunlar densiz hareketlerdir. Bunları istemek de densizliktir. İran’la biz niye savaşalım kardeşim? Bilakis ittifak edeceğiz ve ediyoruz. Mehdi (a.s.) ordusudur onlar. Yunanistan; Osmanlı döneminde evlatlarımızdı onlar bizim. Yine bizim yed-i emanımız olacaklardır.
Dolayısıyla ucuz kahramanlık yapıp böyle Müslümanlar arasında itibar kazanmak isteyenlere kardeşlerimiz itibar etmesinler. Dostluk, sevgi, merhamet, affedicilik, şefkat; Allah bunları beğenir. Cennette savaş yok, cennette kan yok, cennette kavga yok. Biz dünyayı cennet gibi yapacağız inşaAllah. Kanla, irinle Müslümanın işi olmaz. Allah’tan savaş istenmez. Allah’tan barış istenir. Doğru mu?
SUNUCU 2:Doğru tabii.
ADNAN OKTAR:Doğru mu?
Sunucu 1: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Doğru mu?
Sunucu 3:Tabii ki.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah. Berker Hocam?
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Evet. Yasin kardeşin soruları devam ediyor ama şimdi bizim vaktimiz de dar. Yasin yaman, Yasin bir ara elektro sazını alıp gelecek inşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Biraz mürşit efendilerden, özellikle Şeyh Ahmet Yasin Hocamız ın o asayla ilgili konuşması çok hoşuma gitti, o hikâyesi, onun gelişimi çok önemli. Onu bir daha dinleyelim inşaAllah.
VTR: Şeyh Ahmet Yasin Hazretleri, Sayın Adnan Oktar’a hediye ettiği asanın silsilesini anlatıyor.
ADNAN OKTAR: Muhterem şeyhimizin çok güzel konuşmaları var. Onları da yarın öbür gün yine yayınlayacağız. Birbirinden güzel, böyle hikmetli, çok değerli, ilim ve irfan dolu güzel konuşmalar. Ne kadar candan olduğunu da görüyorsunuz üslubunun, maşaAllah. Samimi, halis bir Müslüman olduğunu Allah bizlere gösteriyor. Kalbimizdeki muhabbeti, her seyreden, her dinleyenin kalbinde derin bir muhabbet oluyor. Bunun delilidir inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Hocam onun, Hocamızın üstadı Şeyh Nazım Hazretleri’nin bir resmini gösterebilir miyim Hocam inşaAllah?
ADNAN OKTAR:Hay maşaAllah. Yani daha yakışıklı, daha güzel görünümlü bir şeyh varsa bana bir söylesinler dünyada. Dünya güzeli maşaAllah. Olağanüstü yakışıklı. Seyyiddir, hem seyyid hem şeriftir ve Hz. Yusuf (a.s.) güzelliği var. Görüyor musunuz? Silsile hiç değişmiyor, genetik olarak devam ediyor Peygamberimiz (s.a.v.)’in soyunda. Peygamberimiz (s.a.v.) de öyle, çok güzeldi. Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri Hocamız da o dedesinin bir parçası işte. Buradaki güzellik böyleyse Peygamberimiz (s.a.v.)’in güzelliğini bir düşünün maşaAllah. Allah ilmini, feyzini artırsın. Allah güzelliğine güzellik katsın, bereketine bereket katsın ve ömrünü uzun etsin Hocamızın; sağlık sıhhatle, neşeyle inşaAllah. Hem Hz. İsa (a.s.)’a, hem Mehdi (a.s.)’a kavuşmayı nasip etsin, onlara sarılmayı nasip etsin inşaAllah. Mehdi (a.s.) da, Hz. İsa (a.s.) da mübareğin elini öpecektir, göreceksiniz inşaAllah. O kadar çok seveceklerdir onu inşaAllah, inşaAllah. Yusuf Suresi’nde ona işaret var. Çünkü Hz. Yusuf (a.s.) annesini, babasını tahta çıkartıp, oturtuyor. Hürmetin gereğidir bu. Bir güzelliktir inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Şu sözünüzü hatırlatıyorum Hocam tekrar; “aydın, aklı başında, hakiki Müslümanlığı savunan bütün dünyayı esas alır. Biz bütün dünyayı esas alıyoruz, bütün dünyanın üniversitelerini, kadınlarını, çocuklarını, Rusya’yı, Çin’i, Çin Komünist Partisi’ni, Rus Komünist Partisi’ni, masonları, aklınıza gelen herkesi. Hepsinin Müslüman olması için gayret ediyoruz. Toparlayıcı bir bakış açımız var ve herkesi kurtarmanın peşindeyiz. Yobaz zihniyette herkesi kurtarma yoktur. Sadece kendi taraftarına hava atmak vardır. “Ey gafiller, ey cahiller” diye çıkıp kürsüden onlara bas bas bağırmak vardır. Cami cemaatini toplayıp, onlara olmadık laflar edip onların gururunu kırmak, onları aşağılamak vardır. Benim yöntemimde Mehdiyet esastır, Mehdiyet’in bütün dünyayı kucaklayıcı ruhu esastır. Kim olursa olsun kurtarma vardır” dediniz Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet. Kuran’dan ayet okuyalım. Ya Allah, Bismillah. İsra Suresi. Şeytandan Allah’a sığınırım, 44’üncü ayet. “Yedi gök, yer ve bunların içindekiler O'nu tesbih eder; O'nu övgü ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur, ancak siz onların tesbihlerini kavramıyorsunuz. Şüphesiz O, halim olandır, bağışlayandır.” “Atom küçük bir şey” diyorlar, “ufacık bir şey, o nedir” diyorlar. Halbuki atom bir alemdir, uzay gibi bir alemdir. O çekirdeğin etrafında dönüşler çok intizamlı ve hoş olduğu için onun da bir sesi oluyor ama biz duyamıyoruz. Yani her hareket mutlaka ses çıkartır ama biz duyamayız. Ayette ne diyor Cenab-ı Allah? “O'nu övgü ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur, ancak siz onların tesbihlerini kavramıyorsunuz.” “Duyamıyorsunuz” diyor Allah. Yani bizim çünkü duyma olayımız; belirli frekansları alabiliyoruz biz, belirli dalga boylarını alıyoruz. Onun dışındakileri duyamıyoruz. Mesela bazı şeyleri böcekler duyuyor. Böceğin duyduğunu biz duyamıyoruz. “Şüphesiz O, halim olandır, bağışlayandır. Kur'an okuduğun zaman” şeytandan Allah’a sığınırım “seninle ahirete inanmayanlar arasında görünmez bir perde kıldık.” “Görünmez bir perde”; adamlar ölü, başka bir boyuttalar. “Görünmez perde”; başka bir boyut. Ölü olduğu için de anlamıyor.
SUNUCU:Bizi yarın 22:00’den itibaren Gaziantep Olay TV, Mavi Karadeniz Radyo ve HarunYahya.Tv internet sitemizden takip edebilirsiniz.
ADNAN OKTAR:Bir ayet daha okuyayım. İsra Suresi. “Sana nasıl örnekler vererek saptıklarına bir bak.” Yani böyle hurafeler, uydurmalar, zırvalar anlatarak “nasıl saptıklarına bir bak” diyor Allah, “örnekler vererek.” “Artık onların bir yola güçleri yetmemektedir.” Yani; “doğru yola artık giremiyorlar” diyor Allah, “sapıtmış haldeler” diyor.
“Biz onların seni dinlediklerinde ne için dinlediklerini, gizli konuşmalarında da o zalimlerin: "Siz büyülenmiş bir adamdan başkasına uymuyorsunuz" dediklerini çok iyi biliriz”diyor Allah. Adam dinliyor ama gizli konuşmasında bambaşka konuşuyor. “O zalimlerin: "Siz büyülenmiş bir adamdan başkasına uymuyorsunuz" dediklerini çok iyi biliriz” diyor Allah.
Evet, ne yapıyoruz? www.HarunYahya.Tv’den devam mı ediyoruz?
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah.
Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...Kitaplar
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu - Video
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Makaleler
Devamı ...