SUNUCU:Hocamızın katılımıyla devam ediyoruz. Buyrun Hocam.
ADNAN OKTAR:Biz malum, şeyhimizden destur almadan haraket etmeyiz.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam. İsmet Berkan’ın Hürriyet’te bir yazısı vardı Hocam; Ankara’da bir ilköğretim okulunda, 5.sınıf öğrencisi öğretmenine “biz maymundan mı geliyoruz?” diye sormuş, öğretmen de insanların nasıl evrimleştiğini anlatarak evrim teorisi hakkında çocuğa bilgi vermiş. Bunun üzerine öğrencinin anne ve babası, öğretmeni Milli Eğitim Bakanlığı’na şikayet etmiş. Bakanlık da ileriki sınıflarda öğretilmesi gereken bir konunun küçük yaştaki bir çocuğa anlatıldığı gerekçesiyle öğretmene uyarı cezası vermiş. İsmet Berkan bu olayı anlatarak, “öğretmen bu soruya Allah insanı çamurdan yarattı diye cevap verseydi bakanlığın kendisine böyle bir uyarı cezası vermeyeceğini ya da okula müfettişlerin gelmeyeceğini” söylemiş. “Ancak eğer öğretmen insanı Allah’ın yarattığını söyleseydi, çocuk bilimsel düşünceden uzaklaştırılmış ve öğretmen de kendi mesleğinin özüne ihanet etmiş olurdu” demiş.
ADNAN OKTAR:“Bilimsel düşünceden uzaklaştırılmış” peki tesadüf nasıl bilimsel düşünce oluyor? Sümer dini, Sümerlerden kalan bir pagan dini nasıl bilimsel düşünce oluyor. Eski Mısır’dan kalma bir pagan dini, putperest din nasıl bilimsel düşünce oluyor? Bilimsel düşünce dediğin, laboratuvarda ispat edilir, delilleri vardır, gözlem vardır. Yani biyokimyadan, biyogenetikten, paleontolojiden, her yerden deliller vardır, ortaya sunarsın bilim diye buna denir. Ama bir pagan dinini, putperest dini, üçbin yıllık dörtbin yıllık bir putperest dini sen bilim diye ortaya sunarsan bu olmadı. Bu bağnazlık olur işte. Bilimin ne olduğunu bilmiyor demek ki İsmet Berkan. Bilim laboratuvar şartları gerektirir, bilim araştırma gerektirir, bilim delil gerektirir. İsmet Berkan eski bir dini bilim zannediyor. Bu da onun cahilliğinden.
ALTUĞ BERKER:Biz ona kafatası ve fosil gösterelim mi Hocam?
ADNAN OKTAR:Evet İsmet Berkan şimdi onu koyun kafası zannedip.
ALTUĞ BERKER:23 milyon yıllık kurt kafası.
ADNAN OKTAR: Hay maşaAllah. Bakın İsmet Berkan’a “ben buradayım” diyor. İnşaAllah. “Hiç değişmedim” diyor.
ALTUĞ BERKER:Bir de bitkimiz var 54 milyon yıllık sedir yaprağı. En ufak bir değişiklik olmamış hayvanlarda da, bitkilerde de. Demek ki evrim olmamış.
ADNAN OKTAR:Kardeşim bir kısım gürühat diyorlar ki; “evrim teorisi diye bir şey yok, adamları niye uyandırıyorsunuz zaten ölmüş.” Onlar gözünü kapatınca evrim teorisi yok oluyor zannediyorlar, bu kadar cahiller. Sen gözünü kapatmakla dünyanın %99’u kaybolur mu? “Gözümü kapatınca dünya yok oluyor, Darwinizm de yok oluyor” diyor. Öyle bir şey olmaz. Darwinizm dünyayı kasıp kavuruyor, yüzyılı aşkın süreden beri. Bütün savaşların kökeninde Darwinizm vardır; 1.Dünya Harbi de, 2.Dünya Harbi de, terörün anarşinin, komünizmin kökeninde Darwinizm vardır. PKK haraketi Darwinizm’e dayanmaktadır. İddia edilen Ergenekon örgütü yine aynı şekilde Darwinizm’e dayanmaktadır. Darwinizm’i yok saymak, ya onlardan yana gizli bir elemandır adam, yahut da zır cahildir, başka bir açıklaması yok.
ALTUĞ BERKER:Milli Gazete’de Şakir Tarım, İslam ülkelerinin içinde bulunduğu zor durumdan bahsederek, “Müslümanların bu durumdan kurtulması için, Erbakan Hocamızın 35 yıl öncesinden söylediği gibi artık aralarında bir birlik oluşturmaları gerekiyor” demiş. “İslam dünyasının kurtuluşunda tek çözümün birlik olduğunu ve sorumluluk mevkiinde bulunanların halklarını bu perişan vaziyetten kurtarmakla yükümlü olduklarını” söylemiş Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Yalnız işte bak bir noktaya kadar geliyor kardeşlerimiz, bir noktada kalıyorlar. Birlik; yüz yıldan beri, ta Abdülhamit devrinden beri İslam aleminin birleşmesi için, Müslüman alimler, bütün Müslümanlar gayret ederler bütün her yerde. Binlerce, onbinlerce Osmanlı altını para harcanmıştır, alimler toplanır, bir daha toplantılar yapılır birlikler oluşturulur. Yani birliktelik için yapılmış birlikler, küçük küçük gruplar ve hiçbir netice alınamaz. Çünkü Peygamberimiz (s.a.v.)’in sözünü tutmuyorlar. Peygamberimiz (s.a.v.)’in sözünü önemsemiyorlar. Peygamberimiz (s.a.v.) İttihad-ı İslam için Mehdi (a.s.)’nin şart olduğunu söylüyor. Mehdi (a.s.)’siz bir İslam Birliği yok. Türk İslam Birliği Mehdi (a.s.) olmadan mümkün değil. Bir 100 yıl daha geçse yine mümkün olmaz. Yüzlerce grup, yüzlerce kişi, gece gündüz uğraşsa yine olmaz. Mehdiyet’in vereceği hidayet, vesile olacağı hidayet, heyecan Allah tarafından verilecektir. Allah Mehdi (a.s.)’yi şart koşmuştur. “Mehdi (a.s.)’yi getirin” diyor Cenab-ı Allah, “Mehdi (a.s.)’yi bulun, Ben de hidayet vereyim” diyor ve “sizi birleştireyim”. “Yok biz Allah’ın dediğine gerek duymuyoruz” diyorsalar, “Peygamberin (s.a.v.) sözüne gerek duymuyoruz, biz kendimiz birleşiriz böyle şeylere ihtiyacımız yok” diyorlarsa, boş yere uğraşırlar. Boş yere de demeyeyim de yine sevap alır Allah rızası için, fakat hiçbir şekilde netice alamazlar. Ama tabii hiç yerine koymanın da hükmü vardır, Ahiret’te onun hesabını verecekler. Yani hiçbir şey değildir tabii ki. Ama Peygamberi (s.a.v.) devreden çıkartarak İslam Birliği olmaz, İttihad-ı İslam olmaz. Kuran’ın hükmü çok açıktır, hadisler hep Kuran’a gönderme yapıyor değil mi Zülkarneyn (a.s.) ve Süleyman (a.s.) gibi. “Bir evladım dünyaya hakim olacak” diyor. Peygamber (s.a.v.) geceli gündüzlü günde beş vakit bunu anlatıyor bütün sahabelere, sahabeler sürekli soruyorlar. Ve tevatür derecesinde, Fethullah Hocamızın açıklamasını koyun bir daha, orada konuyu çok güzel anlatıyor Fethullah Hocamız.
-VTR- Fethullah Gülen Hocaefendi Hazreti Mehdi (a.s.)’ı Anlatıyor.
ADNAN OKTAR: Bakın yirmi küsür sahabe görülmemiş bir şey bu. Yirmi küsür sahabe ittifakla Mehdi (a.s.) konusunda çok detaylı Peygamberimizin (s.a.v.) hadislerini bildiriyorlar. Ahkâma ait konularda bile yirmi küsür sahabe ittifakla söylemiyor. Bakın ahkâma ait konularda bile, namaz, oruç, zekat gibi ahkâma ait konularda bile. O kadar mütevatir ve o kadar nettir Mehdiyet. “Mehdiyet önemli değil” diyorsa, Peygamber (s.a.v.) önemli değil anlamına gelir o söz. Peygamberin (s.a.v.) sözleri bizi ilgilendirmiyor anlamına gelir. Çünkü o zaman Ehl-i Sünnet’in bütün temel inançlarını oluşturan bütün hadisler ortadan kalkmış olur. Çünkü Mehdi (a.s.) ile ilgili yirmi küsür sahabenin bildirdiği mütevatir hadisleri adam yok kabul ediyorsa, öbür hadisleri zaten yok kabul etmiş oluyor. Hepsini yok kabul etmiş olur. O zaman ahkâma ait hususların tamamını ortadan kaldırmış oluyorlar, bambaşka bir şey olmuş olur. Dolayısıyla anlamazlıktan gelinecek gibi değil. Mehdiyet’i reddettiğinde Allah’ın Peygambere (s.a.v.) bildirdiği vahyi reddetmiş olursun. “Ben çözüm bulurum.” Zaten bir kısmı “Türk İslam Birliği, İttihad-ı İslam, böyle bir konu olmaz” diyorlar. Zaten niyetleri yok adamların. “Peygamber (s.a.v.) yapar” diyor, bak kurnazlık yapıyorlar kendince, Peygamberi (s.a.v.) öne sürerek. Bu biraz şeytanın etkisinde kaldığını gösteriyor o şahsın. Biz de diyeceğiz ki; “Peygamberimiz (s.a.v.) yapamadığına göre, Peygamberin (s.a.v.) torunu asla yapamaz. O zaman biz vazgeçelim” diyeceğiz. “O zaman küfür yensin bizi, küfür dünyaya hakim olsun, makul olan da budur” diyeceğiz. “Kıyamet’e kadar küfür hakim olsun” diyeceğiz. Bak mantığı görüyor musun? Ne kadar yanlış, ne kadar şeytanın etkisinde bir mantık. Doğrusu ne? Allah Peygamberimize (s.a.v.) Cibril (a.s.) kanalıyla vahyediyor, vahyi Peygamber (s.a.v.) bize bildiriyor; “İslam aleminin kurtuluşu, birlikteliği ancak Mehdi (a.s.) ile mümkün” diyor Peygamberimiz (s.a.v.), “Mehdi (a.s.) ve talebeleri”. Adam “ben önemli görmüyorum” diyorsa, zaten hiçbir şeyi önemli görmüyor demektir. Dolayısıyla da işte Müslümanların başına gelen bu olaylar oluyor. O sıkıntılar başlarına geliyor. Yani Mehdi (a.s.)’yi kabul etmek, belirli bir şahsı kabul etmek anlamında değildir. Mehdi (a.s.)’yi kabul etmek, İttihad-ı İslam’ı kabul etmek demektir. Adam İttihad-ı İslam’ı istiyorsa, kime Mehdi (a.s.) diyorsa desin sorun değil. Yeter ki Mehdi (a.s.)’yi arasın. biz illa şu şahıstır demiyoruz Mehdi (a.s.). O kendisi hadislere baksın, Peygamberimizin (s.a.v.) hadislerini okusun samimi kanaatini bildirsin, kimse ona bir şey demez. Ama kökten reddetme var. Kökten reddedince de Müslümanlar işte böyle sürünüyorlar. Bütün dünyanın gözü önünde, herkesin şahit olduğu bir durum. İslam alemini bir gözünüzün önüne getirin, İslam aleminde sürünmeyen ülke yok gibi bir şey.
ALTUĞ BERKER:Bugün Mehmet Şevket Eygi Hocamız, yine Müslümanlar arasındaki birlik beraberliğin üzerinde durmuş ve başlarına bir lider seçmelerinin önemini vurgulamış Hocam yine inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Mehmet Şevket Eygi Hocamız çoştu, sıklaştırdı bu ifadelerini. O da bir işaret almış demek ki. Başka?
ALTUĞ BERKER:Bugün Sayın Kılıçdaroğlu bir toplantıda, tarikatlara birisi laf atmış, kendi partisinden birisini susturmuş. Şöyle söylemiş; “Siyasallaşmayan tarikatlara ve herkesin inancına saygılı olduklarını” söyleyerek sözlerine şöyle devam etmiş; “Gerçekten de belli inanç grubuna dahil insanlar bir araya gelip ortak manevi duyguyu yaratabiliyorlar. Buna saygı duymalıyız. Tarikat zaten yol demek. Belli yolda, belli düşüncede biraraya gelen insanlar inançlarını paylaşıyorlar. Bizim hassas olduğumuz nokta manevi dünyanın siyasete taşınmasıdır” demiş.
ADNAN OKTAR:Kılıçdaroğlu?
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Kılıçdaroğlu aklı başında bir insan, olgun bir insan, güzel sözden etkileniyor. Yani güzel anlatımdan etkileniyor, samimi anlatımdan etkileniyor, inatçı ve katı bir kişiliği yok. Faydalı bir fikir söylendiğinde, faydalı bir düşünce söylendiğinde hemen tavrını koyuyor. Mesela, biz iddia edilen Ergenekon örgütüyle ilgili bir açıklama yaptık, sonraki Sayın Kılıçdaroğlu’nun açıklaması benim sözlerimi teyid eder mahiyetteydi bir gün sonra. Tabii ki ben, benden etkilendi demiyorum ama güzel sözden etkilendiği anlaşılıyor. Yani doğru olan bir şeyi gördüğünde katılık göstermiyor. Aklı başında, samimi tarikatlara, samimi Müslümanlara karşı sevgi ve saygı duyması da; onu yüceltir, güzelleştirir, partisini güçlendirir. Bizim gönlümüz onu ister, CHP %70’le gelsin. Ama ben açıkça söylüyorum, yine söylüyorum; yani Kılıçdaroğlu Allah’a sığınıp, cesaretini toplayıp Allah’a güvenerek, birçok aydın da var CHP’nin içerisinde, “ben evrim teorisine inanmıyorum, Allah’ın yarattığına inanıyorum” dese, iddia edilen Ergenekon örgütüne karşı da ne tavrını koysa, açıklasa, koyuyor tavrını ama daha netleştirebilir, “maneviyat ve mukaddesat benim için çok önemlidir, çok hayatidir” dese, bakın net bütün Türkiye’nin gözü önünde söylüyorum, en az %70’le iktidara gelir. Ben net yolunu söylüyorum. Olmazsa gelsin benim yanıma, en az %70 ezer geçer yani. Bunun dışında bir yol olmaz. Bizim milletimiz imanlı millet, aklı başında millet, olmazsa olmazları vardır. Bir, huzur, Allah sevgisi, Allah korkusu, mukaddesat, anti komünist olmak, materyalizme Darwinizm’e karşı olmak, bir de iddia edilen Ergenekon örgütü gibi böyle karanlık ve dehşet verici, insanların birçoğunu dehşete düşüren psikopat örgütlere karşı net tavır koymak. Millet o zaman kendini güvende hisseder. Yoksa CHP kadrosu kaliteli insanlardan oluşuyor. Ama bu eksiklik çok vahim olur, böyle bir eksiklik olursa, o zaman da tabii ki malum durumlar oluyor. Olur da yani inşaAllah. Biz bekliyoruz inşaAllah bu dediğimiz güzellik oluşur.
ALTUĞ BERKER:Bugün Hürriyet’e E.Ö.’nün yazısında şöyle bir konu vardı Hocam; Dünya Müsevileri 2. Dünya Savaşı’nda öldürülen Yahudilerin anısına, her yılın 27 Aralık günü bir tören düzenliyorlarmış. Türkiye Müsevi cemaati de her yıl bu amaçla küçük bir anma töreni düzenliyormuş. Ancak bu sene ilk defa Dışişleri Bakanlığımız yetkilileri bu törene resmi katılım talebinde bulunmuş. Bu teklife çok sevinen Musevi kardeşlerimiz, her zaman Nisan ayında yaptıkları töreni erkene almışlar ve “Dışişleri Bakanlığımızın katılımları ile” ibareli birçok davetiye bastırarak, çok sayıda davetiye dağıtmışlar.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Biz Musevilerin peygamber soyundan, peygamber evlatları olduğunu bildiğimiz için ve onların potansiyel Müslüman olduğunu bildiğimiz için, onlara şefkat duyuyoruz. Peygamber soyudur, beni İsrail adı üzerindedir, Hz. İbrahim (a.s.) soyundan geliyorlar. Daha önce de deccal orduları, deccal taraftarları peygamber soyunu yeryüzünden kazımak istemiştir. Seyyidler de Peygamberimizin (s.a.v.) soyudur. Peygamber soyudur, onlar da İbranidir. Ben de mesela peygamber soyundanım, İbrani kökenliyim. Yani Hz. İbrahim soyundan geliyorum. Peygamberimiz (s.a.v.) de Hz. İbrahim (a.s.) soyundan geliyor, o da İbrani kökenlidir. İsmail (a.s.), İshak (a.s.), Yakup (a.s.), Yusuf (a.s.), hepsi. Ama tabii peygamber soyu olması yeterli değildir, ” Lâ ilâhe İllAllah Muhammeden Resûlullah” denmesi gerekir. İnşaAllah. Ama potansiyel Müslümandır. Her zaman Müslümanlığı kabul etmelerini umduğumuz bir kitledir. Ki oluyor da yavaş yavaş, kitleler halinde, gruplar halinde İslam’a duhul oluyorlar inşaAllah. Biz kazanıcı olacağız; böyle itici, bre kafir, bre melun, bre zındık, bre fasık diye kovalayan değil, şefkatle yaklaşıp kazanan olacağız inşaAllah. Peygamber soyundan olması tabii, bir insan mesela peygamber soyundandır küfür içindedir, o Müslümana üstünlüğü getirmez. Üstünlük takva ile olur, üstünlük takvayladır. Ama peygamber soyu olması güzel bir şeydir, hürmet duyulacak bir şeydir, imanlı olmak şartıyla. Ama peygamber soyundan olmasa da, mesele Bilâl Habeşi peygamber soyundan değildi. Ama peygamber soyundan o devirde kafirler vardı, Bilal Habeşi onlardan üstündü. Niye? Takva yönünden üstündü. Habeş’liydi o, Habeş, köle, zenci inşaAllah, peygamber soyundan değil. Ama en kökenine inersek hepimiz Adem (a.s.) soyundanız, o anlamda hepimiz peygamber soyuyuz. Ama Ehl-i kitaba şefkat esastır. Bağnazların, bir kısım yobazların insanlara yaranmak için, çevre kazanmak için, ne kadar yaman hocaymış dedirtmek için, ağızlarından böyle kin-kan kusmalarını hiç kimse esas olarak almasın. Barış esastır, kardeşlik esastır, sevgi esastır, kazanmak esastır. Bre melun, bre kafir, bre zındık deyip aşağılayıp, onları insan yerine koymamak; kadınlara, sen başörtülüsün çarşaflı değilsin, sen zındıksın, kafirsin veyahut fasıksın, uzak dur; işte senin başın açık, sen de fasıksın, dalalete düşmüşsün gibi böyle sürekli iten, sürekli kaçıran uzaklaştıran bir politika sonucunda, küçüle küçüle, küçüle küçüle neredeyde Müslümanlığı yok edeceklerdi bir kısım şahıslar. Allah muhafaza etti, Allah müdahele etti, Cenab-ı Allah vesile etti ve bu fitne ortadan kalktı. Bu bir oyundu, deccalin oyunu. Deccal, Müslümanları önce bir parçalara ayırıyor, o yetmiyor daha da küçük parçalara ayırıyor, o yetmiyor fasıklar, zındıklar, mürtedler, kafirler diye Müslümanları bölümlere ayırıyor. Nereden biliyorsun? Kendi kafasına göre hüküm veriyor. “Bunun sonucunda kaç tane Müslüman kalıyor?” adama soruyorsun, “otuz tane var” diyor. Tertemiz Müslümanları paramparça ediyorlar ve deccal ordusu içerisinde görev yapıyorlar. Onun için Peygamber Efendimiz (s.a.v.) diyor; “Taylasanlı yetmiş bin münafık” yani deccal taraftarı “Mehdi (a.s.)’ye karşı tavır alacak ve başları tıraşlı olacak bunların” diyor. Şimdi sarıklı vardır melek gibidir, nurdur, dünya güzelidir, ama sarıklı vardır iblistir, şeytandır. O yüzden böyle oyunlara Müslümanlar gelmeyecek ve böyle tekfir eden, küfürle itham eden, fasıklıkla itham eden, din dışı ilan eden ve Müslümanları çok küçük bir bölüm halinde göstermeye çalışan ve böylece dünya çapında Müslümanların dışlanıp, ezilmesi için zemin hazırlayan ve dünya çapında Müslümanların katledilmesi için, kitle halinde yok edilmeleri için de zemin çalışması yapan bu tip ajanlara karşı, Müslümanlar uyanık ve dikkatli olacaklar. Yani, “ama ne kahramanmış, yiğitmiş” Müslümanları yok eden adam kahraman olur mu? Irak’ta da öyle çıktılar, bak Irak’ı perişan ettiler. Kahramanlık mı şimdi bu? Afganistan’da da öyle çıktılar, bak mahvettiler Afganistan’ı. Kahramanlık mı bu? Şimdi Afganistan’da Amerikan askerlerine uyuşturucu satıyorlar, hem de kamyon hesabıyla. Cinsi sapık Amerikalı askerlere çocuk satıyorlar. Yani yaptıkları bu. Aynı adamlar, daha önce biz şöyleyiz böyleyiz diyen, Müslümanları tekfir edenler şu an bunu yapıyorlar. Onun için kucaklayıcı olmak, bütün Müslümanları çok sevmek, başı açık, başı kapalı, çarşaflı, çarşafsız, hepsine karşı derin saygı duymak, hepsinin Kuran’ı, İslam’ı sevmesi için gayret etmek, Müslümanın tavrı olması lazım. Ayrıca Peygamber Efendimiz (s.a.v) zamanında hayat ortada. Ukaz Panayırında, çarşıda Peygamber Efendimiz (s.a.v.) geziyor. Hatta “bu nasıl Peygamber?” diyorlar ayet var “çarşıda pazarda geziyor” diyorlar. Tebliğ yapmak için geziyor. Masonluk, 4000 yıllık-3000 yıllık bir örgüt, çok eski, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında örgütlü masonluk vardı, oradaki masonlara tebliğ yapıyordu Peygamberimiz (s.a.v.), birçok masona tebliğ yapıyordu. Yahudilere tebliğ yapıyordu, Hristiyanlara tebliğ yapıyordu. O devirde Tapınak Şovalyeleri de vardı, onlara da tebliğ yapıyordu. Yani ayırt etmiyordu, herkese tebliğ yapıyordu Peygamberimiz (s.a.v.).
ALTUĞ BERKER:“Allah de ki” diyor Hocam siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, emrediyor.
ADNAN OKTAR:Tabii “de ki”. Ama herkese “de ki” diyor. Yani insan seç demiyor. Her türlü; günahkârı, hatası olan, eksik olan, kim varsa. Ama şimdiki bir kısım bağnaz yobaz gürühat, bu insanları tamamen tecrit edip, Müslümanları da küçük bir bölüm olarak tecrit edip, Müslümanlığı kendi içinde boğmaya çalışıyor, tebliğ diye bir şey kabul etmiyor. Halbuki tebliğde insan seçilmez, firavun da olsa, nemrut da olsa hepsine tebliğ yapılır. Ve sabırla yapılır, tekrar tekrar anlatılır, güçlü delillerle anlatılır, inşaAllah.
Ahmet Yasin Hocamızın videolarını.
ALTUĞ BERKER:İzledik Hocam, sizin kitaplarınızı tavsiye eden ve bazı cahil hocaların karşı çıkacağını Hz. Mehdi (a.s.)’ye.
ADNAN OKTAR:Alimlerle ilgili videosunu seyrettirdiniz mi Hocamızın? Alimlerle ilgili olan vardı bir tane?
ALTUĞ BERKER:“Cahil alimler” seyrettik Hocam.
ADNAN OKTAR:Tamam peki. “Hayırlı akşamlar değerli Hocam. Şu anda NTV’de evrim ve yaratılışla iligili bir tartışma programı var. Üç evrimciye karşı bir yaratılışçı, bunda bile adaleti sağlamamışlar Hocam, bu tür proğramlarda sizlerden birilerini görmek istiyoruz artık Hocam. Silip süpürmeniz için inşaAllah. Allah’a emanet olun.” Aysun Tekirdağ. Biz gelsek oraya Osmanlı ordusu, o bina yıkılır orası. Dümdüz ederiz yani silindir gibi ezer geçeriz. Ama bizim o ünlü var ya böyle haraketler yapan tikçi, onu falan getirmişler herhalde anladığım kadarıyla. Karşısına da herhalde Yaratılış konusunu o kadar bilmeyen insanlar çıkartıyorlar, zaten ona göre adam çıkartıyorlar. Kardeşim bu ne kadar gereksiz bir haraket, ne kadar çocukça bir haraket, ne kadar cahilce bir haraket. Biliyorsunuz ki pestil gibi ezeceğiz, hatta bu tip programları paralele alalım bundan sonra, yani yayını canlı olarak takip edip, canlı cevap verelim. Yenileceğinizi bildiğiniz için zaten çağırmıyorsunuz. Adınız gibi biliyorsunuz. Çünkü denediler daha önce, ne yaptık? Paramparça yaptık. Böyle küllerine ayırdık adeta. Lime lime oldular. Şimdi yine aynı konuyu denemek istemiyorlar. Çünkü aslan pençeyi koyduğunda oturtturuyorsa, ikinci pençede yine koyduğunda oturtturur. İnşaAllah. O yüzden böyle üç tane evrimci, bir tane de karşısına güya yaratılışı savunan birisi. NTV kendi kendini kandırıyor çocukça. Darmaduman ederiz. Sıkıysa delikanlıysalar çağırsınlar bizi, o zaman boylarının ölçüsünü bir alsınlar. Yarım saat sürmez evvelAllah. Kulaklarına kadar morarırlar söyleyeyim, pul pul dökülür yani böyle. Daha önce seninki ne olmuştu? Var mı onun filmi? Ne hallere geldiğinin filmi? Eski film olması lazım. Onu getirtiriz. O plokronik hareketler falan, böyle viski içer gibi içiyor çayı. Bir dikişte falan, ne fondip mi diyorlar ona? Yani bütün sinir sistemi bozuldu sıkıntıdan. Ki hafiften dokundurduk daha. Benim geldiğimi haber alınca, gidip içeri kapıları kilitleyip içeri saklandılar. Delikanlıysanız çıkın bir görüşelim. Bilmeyen adamın karşısına çıkıp orada istediğin kadar ahkâm kesersin sen. Geçerli olmaz. İnşaAllah. NTV’nin kendi kendini kandırmaya devam etmesi biraz, hem komik oluyor, hem de biraz acayip duruyor, yakışmıyor.
ALTUĞ BERKER:Hocam Rusya’nın Başkenti Moskova’nın en işlek havaalanında malumunuz bir terör saldırısı oldu. 36 kişi yaşamını yitirmiş, 40’ı ağır olmak üzere yaklaşık 170 kişi yaralanmış. Ülke çapında tüm güvenlik önlemleri arttırılmış.
ADNAN OKTAR:“Hayırlı geceler Seyyid Muhammed Adnan Hocam” diyor Beytullah Aydın ve ailesi, Zonguldak’tan yazıyorlar. Daha önce olan olayları merak etmişler. Evet o zamanlar bizi ayağımızdan, ayağıma böyle baklalı kalın zincirle demire bağlamışlardı ayağımdan. Ayağıma böyle çelik kelepçe taktılar, sağ ayağıma. Kalındı zincir, kalın zincirle, bir metrelik falan kısa bir zincir. “Bu çok kısa, ben namaz kılıyorum” dedim. Bu hakikaten ayağımı çekiyor şimdi, namaz kılacağız ayağım şey olmuyor. Çünkü namazın şartlarından ayak yere değmesi lazım. Çok ısrar ettik bir gün sonra kabul ettiler, bir metrelik bir zincir yani bir ilave zincir daha. Ondan sonra normal namaz kılacak hale geldik. Tabii. Birbuçuk ay öyle ayağımda zincirle gezdim. 45 gün. O da nesiyse onu anlamadım yani. Zaten gelirken kollarımız arkadan zincirli kelepçeli geldik. Bakıyoruz millet elini kolunu sallayarak sohbet ederek gidiyor en ağır suçtan bile. Bir hayır vardır. Daha önce de mesela 86’da tutuklandığımda yine öyle kalın kelepçeyi oturtuyorlardı bileğime, ama öyle normal bir şeyle yapmıyorlardı ta kemiğe kadar oturuyordu kelepçe ve çok derin iz kalıyordu elimde. Çok acayip sıkıyordu, “bu kadar gerek var mı?” diyordum, “usül öyle” diyorlardı, “tamam” diyorduk. Gözaltına alındığımda beni yanımdaki arkadaşa kelepçelediler, baktım gazeteciler koşarak geliyorlar büyük bir heyecanla, ben de kelepçeyi iyice havaya kaldırdım böyle görsünler diye. Onu görünce ertesi gün kelepçeyi arkadan elimi kaldıramayacağım şekilde bağladılar. Kardeşim yani ilginç olaylar. Ne farkeder, kelepçe benim için bir şereftir inşaAllah, bir onurdur. Daha öncede sevk zinciriyle bağlamışlardı 86’da gelip giderken, komünistlerle beraber aynı sevk arabasına bindiriyorlardı, onlarla beraber kalın baklalı çok daha kalın büyük bir zincire, sevk zinciri bağlıyorlardı. O zaman oranın bir üniforması vardı böyle, torbanın içinden döküyorlardı herkesin giydiği, oradan üzerine uygun bir şey alıp giyiyordun. Biz de öyle alıp giymiştik o zamanlar. 19 ay sonra savcı, aynı savcı “suç unsuru yok” dedi. 19 ay sonra “sanığın beraatini istiyorum” dedi. Mahkeme de hemen beraati verdi. Yalnız 19 ay düşünmüş mahkeme. Tabii vardır bir bildikleri de. Önce “Türk kavmindenim, İslam milletindenim” diye bir söz söylemiştim, o sözden dolayı tutuklanmıştım. 19 ay sonra da savcı “bu sözde bir şey yok” dedi. 10 ay akıl hastanesinde kaldım, 9 ay da hücre hapsinde kaldım “şimdi gidebilirsin bir suç unsuru yok” dediler, ben de teşekkür ettim gittik. İnşaAllah. Hepsinde hayır vardır. Mesela bu son olayda da, 99’daki olayda da öyle. Daha önce yine bir operasyon hazırlamışlardı bize, gecenin 03:00’ünde içimizdeki bir şahıs, ajan provokatör olarak içimize girmiş, gözaltına alındı. Biz de canhıraş onu kurtarmaya çalışıyoruz, işte avukatlar gönderdik falan, zaten adam ajanmış. Hatırlıyorsun değil mi o dönemi? Ne zaman olmuştu o?
ALTUĞ BERKER:Tam 17 Ağustos 1999.
ADNAN OKTAR:17 Ağustos’ta. Öbürü?
ALTUĞ BERKER:12 Kasım.
ADNAN OKTAR:12 Kasım evet. 17 Ağustos’ta biz gece bekliyoruz işte arkadaş bırakılacak diye, ta sabaha kadar falan bekledik. Gece 03:00’de deprem oldu biliyorsunuz, deprem olunca hemen o ajan provokatörü bıraktılar. Yani bir saat sonra falan geldi, biz bilmiyoruz ajan provokatör olduğunu. Yıllar sonra bir şahıs, yani bu konuları çok iyi bilen bir şahıs, resmi görevli bir şahıs, yani uç görevde bir kişi, resmi görevli, “17 Ağustos akşamı size bir operasyon yapılacaktı” dedi, “o da ajan provokatörün ifadelerine dayandırılarak yapılacaktı, ama deprem olunca erteledik” dedi, “operasyonu erteledik” dedi. Ondan sonra ertelendi. Sonra 12 Kasım 99, yine bize bir operasyon yapıldı. Tam ben hücreye sokuluyordum, yani o tutukluların bulunduğu hücreye sokuluyordum. Elinde anahtarı aldı polis tam böyle kiliti üzerime kitleyecekken deprem başladı. Ama acayip sallanıyor bina böyle, bir de üst kat olduğu için bina bir gidiyor bir geliyor, bir gidiyor bir geliyor, acayip korktu polis, geri geri gittiler bütün polisler. Yani tereddüt etmeye başladılar, binadan kaçalım mı, kaçmayalım mı, onu konuşuyorlardı aralarında, binayı hemen boşaltalım mı gibisinden. Bir süre kitleyemedi öyle bekledi. Sonra deprem sakinleşti, sakinleştikten sonra kitledi, üzerimize kitledi. “Hocam seni getirdik buraya deprem oldu” dedi. Yolda da söylediler zaten gelirken, “Hocamızı götürüyoruz şimdi deprem olur” dediler. Polis arabasında söylediler, kaç tane polis şahit yani. En az altı tane polis vardı arabada, hepsi biliyorlar yolda söyledi. Biz normalde bütün gazetelerde manşettik. O günün gazetelerine bakın, bütün gazetelerin anasayfasında manşetiz, ama ilave bir sayfasında birinci haber değiliz, ilave bir sayfa koydu Hürriyet, mesela ilk sayfayı anlamak için birinci sayfayı açmak gerekiyor. Birinci sayfada orijinal sayfayla karşılaşıyorsun, ama olayın aciliyetinden dolayı sayfa eklemesi yaptı Hürriyet ve bizim haber ikinci haber oldu. Tam haberler başlıyordu, tam bizim haberleri anlatacaklardı, deprem başlayınca bizim haberi birinci haber olarak anlatamadılar. Herkes bilir o devri hatırlarlar, tam spiker konuşacaktı deprem başladı o anda ve bizim haberi veremediler. İkinci haber oldu. Tabii depremde ölen kardeşlerimizin hepsi şehit oldular, hepsi şehittir. Evleri sadaka hükmündedir. Allah’a sadaka hükmündedir inşaAllah. Allah her şeyi bir hayır ve güzellikle yaratır, hepsinde bir güzellik vardır. Sakatlananlar da gazi hükmündedirler. Cennet’te karşılıklarını alacaklar inşaAllah. Ama herşeyin kaderde olduğunu göstermesi açısından bu çok manidardır. Mesela daha önce de öyle, ben Osmanlı Pala diyordum bir polis komiseri vardı, Mahir. Bir lakâbı vardı da, kötü bir lakâp, ben onu söylemiyorum. Yani yakıştıramıyorum tabii ama öyle derlerdi bir garip lâkabı vardı. Bir gün beni alıp götürdüler yine öyle durduk yere, siyasi şubeye götürdüler. Yolda da böyle uygun bir şekilde tehdit ettiler, “buraya gelen öyle pek güle oynaya çıkmaz pek haberin olsun” dediler. Yani ona benzer bir şeyler söylediler. Yani “neşeli çıkamaz” dediler. Tam da hatırlayamıyorum aslında, “pek sağlam çıkmaz” gibi bir şey söylediler, ona benzer bir şey, “haberin olsun” falan dediler. Gittik böyle ber ayaktaydım, polisler içeriye doluştular, Mahir de var, Mahir Ağabey, çok iyi hatırlar kendisi de iyi hatırlar, tam ifademe başlanacağı vakit çelik kasalar birbirine vurmaya başladı zangır zangır böyle, yani çok güçlü bir deprem başladı. Sonra Mahir Ağabey konuyu şakaya getirdi, bilmem ne yaptı değiştirdi, bıraktı beni gönderdi. Ben normalde Güvenlik Şube’de ifade veriyorum, ilk defa Siyasi Şube’de ifade verecektim, orada gönderdi beni. İnşaAllah. Hatta deprem, önce umursamadılar deprem devam ediyordu, deprem şiddetlenince Bismillah Bismillah demeye başladı Mahir Ağabey. Çok iyi hatırlar, yaşıyor daha. İnşaAllah. Hepsi hayırla yaratılıyor, hepsi hikmetle yaratılıyor. Bunu anlatmamda gayem, herşeyin kaderde olduğunu belirlemek için Allah bana bunları gösteriyor. Çünkü depremin bir vakti var, benim de emniyete gitmemin bir vakti var. Mesela üzerimin kilitlenmesinin vakti ile depremin vakti aynı. Öbüründe yine aynı. Bunları hatırlamamız için Allah bazen böyle tevafuklar meydana getirir. Yani bir olayı hatırlamak için, bir olayı vesile eder Allah.
ALTUĞ BERKER:86 yılında bahsettiğiniz yılların resimleri var Hocam.
ADNAN OKTAR:Bakayım. “Azılı hastalar bölümüne atıldı” diyor. Şu bölüm K13 bakın. Artık içerisi bile görünmüyor, oraya koymuşlardı. Başka var mı?
ALTUĞ BERKER:Şu var Hocam.
ADNAN OKTAR:Evet bakayım. Evet bu da akıl hastanesinde arkadaşlarım bunlar. Hep beraberdik topluca. Burası 300 kişinin falan kaldığı büyük bir koğuş. Abdülhamit devrinden kalma. Bu çok eski bir bina, yaklaşık 150 yıllık falan bir bina. Harabeydi, içerideki koku rezalet yani tarif edemem inşaAllah. Biz burada 10 ay kaldık. 10 ay kaldık tabii. Bağıran çağıran, kendini yerlere atanlar, üstünü başını yırtanlar. Yine bunlar en edeplileriydi, eli yüzü düzgün, böyle sakin. Onlar merak ettiler ben resim çekilirken. Dışarıdan arkadaşların resmi çekenler, bahçeye gizlice girdiler, normalde girilemiyor. Yani birçok manileri atladıktan sonra. Akıl hastanesinin arka bahçesi bu. Orası metruk bir yer, çok metruk bir yer. Ben buradan yazı yazıyordum kardeşlere anlatacağım şeyleri, oradan kağıtla atıyordum, onlar da gelip alıyorlardı. Ama binbir engel aşarak, binbir mani aşarak geliyorlardı. Öyle kolay değil, zaten oranın koruması çok güçlü. Burada mesela bu akıl hastaları dışarı çıkabiliyordu, hepsi geziyorlardı ben çıkamıyordum, bana yasaktı. Telefon etmek yasak, arkadaşlarımla görüşmek yasak, bir tek avukatıma ve anneme müsade ediyorlardı. Ağabeyim, annem ve avukat, o kadar. Onun dışında görüşme yasaktı. Hatta o zamanlar doktorlarla görüşmem de yasaklanmıştı, hemşirelerle görüşmem de yasaklanmıştı. “Sadece akıl hastalarıyla görüşebilirsin” şeklinde bize bir emirname çıkmıştı. Akıl hastasıyla ne konuşacaksın, zaten sürekli hayali şeyler konuşan insanlar. Kimi kendini bir şey zannediyor, kimini başka bir şey zannediyor, kimi bir varlıkla konuşuyor. Yani sürekli birisiyle konuşuyor, benimle konuşmuyor ki adam, ben ne konuşayım onunla. Hayali biriyle konuşuyor sürekli, yani aklı tamamen gitmiş. Doğal ihtiyaçlarını büyük bölümü bilmiyordu. Bağıran çağıran, debelenenler, onlara haldol veriyorlardı. 5-1 denen ünlü şey haldol verdiğinde kafası arkaya gidiyordu ama, bir insanın onu yapması çok güç kasılıyor kafası, dili dışarıya çıkıyor ama, bir insanın dilinin o kadar dışarıya çıkması mümkün değil. Yani bayağı çıkıyor, çok abartılı şekilde çıkıyor. Yani bir insan yapamaz onu, ama ilacın şiddetiyle oluyordu. Kolları kasılıyordu, ayakları kasılıyordu, yani çok acayip bir şekil alıyordu. Adamlar o vaziyette duruyorlardı orada. Diyordum, “bunlara ilaç verin de azıcık çözülsünler” “yok yok onlar hakediyor” diyorlardı. Yani biraz da hani ceza gibi. Orada akıl hastaları, akineton vardı, mesela demir onu sökmeye çalışıyorlardı, ellerini sokmaya çalışıyorlar akineton almak için. Demir ecza dolabı vardı, elini demirin arasından sokuyor, elleri falan yırtılıyor ama daha hala deli olduğu için, deli gücüyle açmaya çalışıyor. Akineton ampullerini alıp parçalayıp içecek. Binbir türlü rezalet vardı, tarif edilecek gibi değil. Yani ucu bucağı yoktu. On ay sonra “hadi güle güle sana” dediler. Hadi geçmiş olsun gibisinden. İnşaAllah. Bu da bir imtihandır, akıl hastanesi de bir imtihandır, hapishane de bir imtihandır, münafıkların saldırısı bir imtihandır, yobaz saldırısı bir imtihandır, iddia edilen Ergenekon örgütünün saldırısı bir imtihandır, komünistlerin saldırısı bir imtihandır, baronun adamlarının saldırısı bir imtihandır. İmtihan ne kadar zorsa, o kadar sevabı çok olur. Ne kadar dozu düşükse, o kadar sevabı az olur. Dozu yüksek olduğu için Allah’a hamd ediyorum. Mesela cezaevinde de eğer koğuşta kalmış olsaydık belki daha rahat edecektik. Çok küçük hücrede tuttukları için, sevabı çok daha fazla oldu inşaAllah. Şu kadar falandı benim kaldığım hücre. Dokuz ay da hücrede kaldım. 15 gün tahammül edemiyor mahkumlar, 15 gün. Mahkeme kararıyla karar veriliyor hücre hapsine, 15 gün tahammül edemiyorlar. Ben dokuz ay kaldım. Sürekli üstüme kapalı, kilitli yani. MaşaAllah. Yine yanıma delileri koydular mesela kaldığım hücrede, bir tane akıl hastası yanıma koydular, gecenin 03:00’ünde vargücüyle bağırıyor, gecenin 02:00’sinde vargücüyle bağırıyor akıl hastası. Sürekli konuşuyor bir tanesi de, ismi var da söylemeyeyim şimdi. Çok sevimli bir şeydi. Sürekli gelene geçene akıl veriyordu orada. Akıl hastanesine gidince orada gördüm, böyle arkadaşlarıyla topluca gidiyordu. Bayağı mutluydu yani. “Ya beni bıraksınlar Hocam, dağlara gideyim ben dağlara, gezeyim dağlarda” diyor. Sıkılmış orada hücrede, acayip bunalmıştı. Kendisinin bırakılmasını ve dağlarda, böyle açık ferah yerlerde gezmek istiyordu. Bunu söylememi istiyordu ısrarla. Tabii suçu bir hayli ağırdı, cinayet suçundan gelmişti. Bırakmıyorlardı tabii haklı olarak. İnşaAllah. Ama o da özgürlük istiyordu. İnşaAllah.
“Hocam süpersiniz. NTV’ye baktım hakikaten paspas gibi ezdiğiniz insanlar hala konuşabiliyorlar, o yüzden kapadım, sizleri izliyorum. Sualp. Şeyh Nazım KıbrIsi Hocamızın videosunu izleyemedik, kaçırdık, tekrar yayınlar mısınız?” diyor. Şeyh Nazım Hocamızın videosunu, tamam yayınlayalım.
-VTR- Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. “Selamünaleyküm Hocam. NTV yine malum evrim propagandası yapıyor. Bu konuşmalara sadece gülüyoruz. Biz genç nesil olarak artık uyandık. Sizin vesilenizle inşaAllah. Günümüzde bu kadar bilim ilerlemişken halâ aynı oyunlara gidiyorlar, artık başka bir meslek edinsinler. Eğer delikanlıysalar Hocam sizi çıkartsınlar, onlara bir Kayseri pestili gibi ezin. Hocam Allah yolunuzu açık etsin, duanızı bizlere eksik etmeyin.” Süleyman İstanbul’dan yazmış. Doğru söylüyorlar. İnşaAllah.
Çok sevgili Seyyid Muhammed Adnan Hocam, sizi ailece çok seviyoruz ve sizi izlemediğimiz geceler huzursuzluk duyuyoruz. Adnan Hocam şu an NTV’de Darwinizm ile ilgili bir tartışma programı var. Halâ Darwinizm ile ilgili Türk televizyonlarında program yapılmasını kınıyoruz. Selam ve saygılar Hocam. Ahmet Yılmaz. Biz Samsun’dan yazıyoruz Hocam, karşılarına bilmeyen kişileri çıkartıyorlar, eğer güçleri yetiyorsa, yiğitseler sizi çıkartsınlar Hocam. Allah sizi başımızdan eksik etmesin Hocam” diyor. Doğru söylüyor. Kayseri pestili gibi deyince böyle silindir gibi ezerim evvelAllah. Bizim çocuklardan herhangi biri gitse bile böyle yufka gibi dümdüz olurlar. Ama adamcağızın daha sinirleri dayanır mı bilmiyorum. Onun filmini bir ara gösterelim, ne hallere geldiğini filmini inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Hocam bölücübaşının Öcalan’ın “İmralı Günlerini” adlı kitabında, 1996 yılında devletten bir kesimin kendilerine Tansu Çiller’i öldürme teklifinde bulunduğunu, teklifi getirenlerin “biz gerekli şartları sağlarız, siz halledersiniz” dediğini yazmış.
ADNAN OKTAR:İşte kardeşim “iddia edilen Ergenekon örgütü önemli değil” diyor. Kardeşim bak Başbakan, kadın bu ya, Allah’tan korkun alçak herifler. Kadına el kalkar mı, üstelik öldürmeye kalkıyorsun, şehit etmeye kalkıyorsun. Ne büyük kahpelik ve alçaklık; Başbakanlık yapmış, profesör, bilim kadını olan bir insan, ona karşı böyle zalimane ve alçakça bir pusuyu hazırlamak, ve bunu hiç ummadığımız adamlar, güvendiğimiz gibi görünen, halkın güvendiği gibi görünen adamlar PKK’yı destekliyorlar. İddia edilen Ergenekon örgütünün yalakaları adamlar. Böyle psikopat bir örgüte biz milletçe tam anlamıyla tavır almamız gerekirken, bir kısım medyanın ve bir kısım kişilerin, özellikle baronun iddia edilen Ergenekon örgütünü desteklemesi psikopatça, başka açıklaması yok. Yani tam psikopatlık başka açıklama ne söyleyelim yani. Kardeşim 3 milyon insanı bir gecede, 48 saatte şehit etmeyi göze alan ve isteyen, Türkiye’yi 22’ye bölmek isteyen, PKK’yı kuran, terör örgütlerini kuran ve 150 yıldır kan akıtan, vampir psikopat bir örgütü aklı başında bir insan nasıl savunabilir? Yani bu nasıl bir deliliktir ben anlayamıyorum. Bu manyaklarla aslında bir görüşmek lazım, zorunuz nedir? Yani neye göre bu manyaklığı istiyorsunuz, bu psikopatlılğı istiyorsunuz bir sormak lazım.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam. Sabah Gazetesi’nden Mahmut Övür, Öcalan yazdığı kitapta; devletin içinden bazı şahısların kendisine gelerek, PKK’nın savaşı tırmandırmasını istediklerini, “daha ciddi bir savaş verin o zaman dikkate alınırsınız” dediklerini iddia etmiş. Mahmut Övür de yazısında kitaptaki bu iddiayı doğrulayan bir anısına yer vermiş. Mahmut Övür’ün 2004 yılında görüştüğü derin devlet mensubu bir kişi kendisine, “birkaç ay sonra PKK ile çatışmaların başlayacağını, devletin Kürt meselesinde yanlış yaptığını, tek çarenin silahların devreye girmesi olduğunu ve kamuoyunun silahların susmasını isteyeceği bir noktaya gelmesi gerektiğini” söylemiş. Mahmut Övür o zaman bu bilgiyi yazısında yazmamış ama, ancak daha sonra tam adamın söylediği tarihte PKK ile çatışmalar başlamış. Ayrıca bu dönem Türkiye’ye, Balyoz, Sarıkız, Ayışığı gibi darbe planlarının yapıldığı bir döneme tekabül ediyormuş.
ADNAN OKTAR:Mahmut Övür zamanında aleyhimize yazılar yazan bir delikanlıydı, hakkımızı helal ediyoruz. Çünkü buradaki tavrı güzel. Yani deşifre eden bir tavrı var, o yüzden tebrik ediyoruz güzel, inşaAllah. İddia edilen Ergenekon örgütüne tavıralan herkes vatanseverdir. İddia edilen Ergenekon örgütünü savunan herkes de tam zıttıdır. İnşaAllah.
“Sayın Adnan Oktar bu ropörtajınızı yeni okudum, yazdığım “Cübbeli Ahmet Hoca Gerçeği” kitabı için bir bölümde, bu genç onu öven bir eser hazırlamış diyor. Şunu açıklama gereği duydum, ben bu kitabı tarafsız bir gazeteci gözüyle hazırladım. Kitapta Cübbeli Hoca ile ilgili polis, jandarma ve birçok kurumun hazırladığı çalışmalara kitapta taraf olmadan objektif yazdım. Kitabın kapağından sanki öyle bir izlenim ediniliyor olabilir. Ama kitabın kapağı tamamen yayınevinin hazırladığı bir tasarımdır. Bu çalışmamla ilgili Cübbeli Ahmet Hoca ile herhangi bir görüşmem olmamıştır. Ayrıcı kendisiyle tanışmıyoruz ve hiç biraraya gelmedik. Bu konunun geç de olsa bilinmesini istedim.” Habertürk muhabiri Mustafa Şekeroğlu. Mustafa Şekeroğlu bize bu yazıyı göndermiş, yanlız Mustafa kardeş kitaba dikkatlice bakarsan, Cübbeli ile ilgili birçok gerçeğin gizlendiğini de görürsün. Eğer kitap tarafsızsa, Cübbeli ile ilgili aleni olan, çok açık olan gerçekleri de ortaya koyman lazım. Orada alenen taraf olduğu anlaşılıyor. Ve bunu neden Habertürk üstleniyor? Niye bir başka kanal değil de Habertürk üstleniyor? Durduk yere bu olmaz. Birdenbire Habertürk’e ilham mı geldi? Fatih Altaylı, o tombul gözlüklü, şu bu falan, Cübbeli’ye hami olmalarının arkasındaki gerçeği bütün Türkiye anladı. Bizim milletimiz sessizdir ama, sakindir ama, herşeyi çok iyi bilir. Cübbeli’nin ne olduğunu şu an Türkiye’de bilmeyen yok. Çoluk çocuk, isterseniz 10 yaşındaki çocuğa sorun, koleje giden bir öğrenciye sorun, çevirin sorun “ne diyorsun?” diye. Hemen size çok detaylı bir bilgi verecektir. Habertürk boşa uğraştı. Baksana ne diyor Fatih Altaylı; “dünya tatlısı” diyor Fatih Altaylı Cübbeli için ,“dünya tatlısı”. Onu niye dünya tatlısı olarak gördüğünü ben biliyorum. Yani onu dünya tatlısı olarak görmesinin nedenini ben biliyorum, kendisi de biliyor, çevresi de biliyor. Ne diyor Cübbeli? “Özelde görüşelim gelin” diyor. Zaten görüşüyorsun. Cübbeli’nin özel bazı yönlerinden dolayı o şekilde ifadeler kullanıyor. O yüzden böyle destekliyor. Cübbeli’nin ne olduğunu çok iyi biliyor. O da biliyor, bazı çevreler de çok iyi biliyor, bazı özel çevreler de çok iyi biliyor. Yani Cübbeli’nin mahiyetini halkın bilmediği, insanların bilmediği birçok kişi çok iyi biliyor, o yüzden destekliyorlar.
Selamün aleyküm Muhammed Adnan Hocam, evrimciler can çekişiyorlar inşaAllah. Dünyada verdiğiniz yaratılış konferansları ile bir sessizliğe büründüler. Hocam çıkardıklara evrimciler ise çok komik oluyorlar; komik haraketler zıplamalar. Hocam bunun sebebi balyoz gibi inen Yaratılış Atlası olabilir mi?” Numan Mareşal. Yani en azından, en azından.
“Hocam acil okuyun” diyor. Selamün aleyküm hocam. Şu anda NTV televizyonunda Darwin teorisinin okullarda, özellikle eğitim fakültelerinde okutulması ve oradan mezun olacak öğretmenler aracılığıyla çocuklara bunların öğretilmesi tartışılıyor. Canlı olarak yayını izleyip, seyircileri canlı yayında aydınlatır mısınız? Allah razı olsun.” Ama şu an bir dakikamız var. Şimdi bakın, pestil gibi ezeceğimi kendileri de bildiğine göre, bütün Türkiye bildiğine göre, adamların orada tiyatro yapmasının bir önemi yok ki. Niye oturup bu konuyu gündem edelim yani. Ben bilimsel olarak ezdim; fosiller yönünden ezdik, paleontoloji, arkeoloji, şu bu falan hepsi konusunda tamam. Ayrıca mikrobiyoloji, genetik, diğer yönlerden de ezdik. Ve proteinlerin tesadüfen meydana gelemeyeceğini açıkça ortaya koyduk. Bütün fosillerin de evrimi çürüttüğünü açıkladık konu bitti. Ama canları istiyorsa, yine pestil gibi bir daha ezerim. Ne zaman istiyorlarsa geliriz inşaAllah.
Evet ne yapıyoruz?
ALTUĞ BERKER:Yarım saat sonra Kaçkar TV’den devam edeceğiz inşaAllah.
SUNUCU:Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri proğramımıza 00:30’dan itibaren Kaçkar Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Kütahya Destan Tv ve www.HarunYahya.tv sitemizden devam edeceğiz.
Güncel Yorumlar
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...