SUNUCU: İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam Kaçkar Tv, Mavi Karadeniz Radyo, www.HarunYahya.Tv’den canlı olarak yayınlanan ‘Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri’ programımıza hoş geldiniz. Buyrun Hocam.
ADNAN OKTAR:Efendim hepimiz hoş bulduk.
ALTUĞ BERKER:Bugün Sayın Dışişleri Bakanımız Davutoğlu Fransa’nın Strasbourg kentinde gerçekleştirilen Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisinin genel kurulunda yaptığı konuşmada, kendisine PKK hakkında sorulan bir soru üzerine, Türkiye’nin demokrasi ve hukukun üstünlüğüyle yönetildiğini söyleyerek; “demokratik toplumlarda devlet teröristle diyalog kurmaz” demiş Hocam.
ADNAN OKTAR:Doğru, teröristle diyalog kurulmaz. Fakat teröristin kafasını bilimle ezmek şart. Bak NTV çıkmış Darwinizmi anlatıyor, Darwinizmi savunuyor. PKK ne yapıyor? Darwinizmi savunuyor. Komünistler ne yapıyor? Darwinizmi savunuyor. Çin Komünist Partisi ne yapıyor? Darwinizmi savunuyor. Faşistler ne yapıyor? Darwinizmi savunuyor. Şimdi buradaki tehlikeyi görmeleri lazım. Türklük alemini ve Türkleri ilkel haşa bir mahluk olarak görüyor Darwin ve “Avrupa ırkları Türk Milleti’ni yok edecek” diyor adam, açıkça söylüyor. Bütün Avrupa devletlerinin gizli felsefesidir bu. “Bir gün gelecek Türk Milleti’ni yok edeceğiz” kafası ve bir tek Türkler değil, aynı şekilde zenciler de öyle. “Onlar da yok olacaklar” diyor. “İlkel ırk bunlar” diyor. “Avrupa ırkları üstün ırktır” diyor. Bu, Avrupa’nın resmi ideolojisidir, devlet ideolojisidir. “Kadınlara da köpekten daha iyidir” diyor Darwin. Yani “köpek benzeri bir şeydir” diyor, kadınlar için. Kadına saygısızlığın, Avrupa’daki bu kadına değer vermemenin kökeninde de işte Darwin’in bu zırvaları yatıyor. Tabii biz zırva deyip geçiştirmiyoruz çünkü iki stil var; bir kısım kardeşlerimiz, “ya bunlar yanlış konuşuyorlar, zırvalıyorlar, abuk subuk konuşuyorlar, eskiden Darwinizm mi vardı,” bu çok aciz, zavallı bir metottur. Bunu biz kullanmıyoruz. Mantıkla da çürütmüyoruz. Mantıkla çürütme de çok aciz bir yöntemdir. Mantık olmaz. Doğrudan bilimle çürütüyoruz. Paleontolojiyle ve bilimin bütün dallarıyla. Çökerttik miydi de sağlam delil kullanıyoruz ve aksini kimse söyleyemiyor. Şu ana kadar “yok öyle değildir, böyle diyen” adam gördünüz mü siz? Kaç yıldan beri diyoruz ki; “hemşerim” diyoruz, “eğer ara fosil dediğiniz nesneden bir tane varsa getirin, ben 10 trilyon vereceğim” dedim. Söz bir Allah bir, 10 trilyon vereceğim. Yok, getiremiyorsunuz. Getirin, noterle isterseniz anlaşma yapalım. 10 trilyon vereceğim. Yok, bir tane ara fosil yoktur. Hep mükemmel, hep bütün fosiller vardır. Bir proteinin tesadüfen meydana gelmesi de bilimsel olarak imkansız. Çünkü bir proteinin olması için başka proteine ihtiyaç var. Bu ne demektir? Sıfır ihtimal. O 950’li, sıfırlı sayılar veriliyor, öyle bir şey yok. 950 bin tane sıfırda bir ihtimal olsa da yine olmaz. Çünkü bakın, kilitlenmiş bu. Bir proteinin olması için başka proteine ihtiyaç var. Bitti. Konu kökünden bitmiş. NTV can havliyle 3 tane evrimci, bir tane de evrime cevap verebilecek güçte olmayan bir insanı çıkarıyorlar anlaşmalı, orada anlaşmalı bir sandalcı kavgası oluyor. Peki delikanlıysanız erbabını çıkarın, değil mi? Hakkını verecek adamı çıkarın. Bizim çocuklardan herhangi birini göndereyim. Eli ayakları boşalır ve dümdüz olurlar. Ben geldiğimde saklandılar, içeri odaya gittiler. Hatırlıyorsun, değil mi?
ALTUĞ BERKER:Çıkamadılar, salondan çıkamadılar.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah. Ağa babalarını, Dawkins’i çağırdık buraya, dedik; “arkadaş, gel Türkiye’ye, seni beş yıldızlı otelde ağırlayacağız. Ne istiyorsan ona göre ortam da hazırlayacağız, bir yarım saatini alacağız” dedik. Hiçbir şekilde kabul etmiyor. Aynı şekilde Yiğit Bulut da bu elma yanağa, Dawkins dedeye söylemiş; “seni Türkiye’ye getirip, tartıştıracağız.” Bizle karşı karşıya getirecekti. Bakın, bir bilim adamı için utanç verici bir şey o. Onun paragöz olduğunu bildiği için ayrıca para teklif etmiş. “Para da vereyim” demiş Yiğit Bulut. Bak, üzerine de para verecek. “Gel, tartış” demiş. Hiçbir şekilde kabul etmiyor. Çünkü yerle bir olacağını çok iyi biliyor. Perişan olacağını çok iyi biliyor. Şimdi NTV de, biz oraya çıksak bütün Türkiye olaya kilitlenecektir. Çünkü ben gelirsem olay bambaşka bir havaya girer. Bir de bütün cümle alemin önünde onları ezersem olay yine bambaşka bir havaya girer. O yüzden, akıbeti bildikleri için böyle bir şeye yanaşmıyorlar. Balyoz leblebinin üzerine inerse ne olur? Un olur. Bunlar da un olacaklarını biliyorlar. Dümdüz ederim. Bilmeyen adamı çıkarıp böyle şov yapmak, çok aciz hareketler bunlar, çok gariban hareketler. Sadece komik oluyorlar. Adamın yeteneği yok, bilgisi yok, donanımı yok, sen çıkar üç tane evrimcinin karşısına; “bak, evrimciler neler diyor, adam da bir şey diyemiyor,” bilmem ne falan, buna Türkiye’de herkes sırtıyla güler, sırtıyla. Bıraksınlar bu hareketleri.
Fatma Emel Tezyapar, bizimle uğraşan hanımlardan bir tanesi. Fatma Emel Tezyapara mahkeme mahkumiyet vermiş. Bizimle uğraşan bir bayan. “Sanığın hakaret suçunu işlemesindeki özellikler ve sanığın adli sicil bilgileri göz önüne alınarak 105 tam gün mahkumiyetine hükmetmiştir.” 90 tam gün sayısı tespit edilerek temel cezaya TCK 125/4 maddesi gereğince 1/6 ilave yapılarak 105 gün tam sayısınca mahkum edilmiş. Geçen günlerde İnci Sözlükten, oranın yöneticileri aramışlar. Bak, diyorum ki ben; şakaya bir şey demem, espri yapmanız normal, bir şey yok, o normal. Yani şakalaşabilir insan. Ama hakaret, “bunu istemiyorum” dedim. Çok ayıp ve çok büyük terbiyesizliktir. Ve gereği yapıldı, evini bastılar, polis aldı götürdü. “Hocam niye böyle oldu?” diyorlar. Kardeşim, siz niye o şekilde yapıyorsunuz? Uyarmadım mı daha önceden? Uyardım.
“Hocam Zanzibar’da Müslümanların dini ön plana koyarak Hristiyanları öldürmesini nasıl yorumluyorsunuz? Semih Erden.” Kepazelik, rezalet. Hıristiyanın Müslüman öldürmesi, Müslümanın Hristiyan öldürmesi rezalettir. Peygamber Efendimiz (s.a.v) zamanında sahabeler onlara hicret ediyor, Peygamberimiz (s.a.v)’in talimatıyla. Sahabeler, can güvenliğini, ırzını, namusunu, dinini muhafaza etmek için yüzlerce kilometre öteye hicret ediyor, Hristiyanların yanına ve kendilerini güvende hissediyorlar. Peygamber emriyle gidiyorlar. Oraya gittiklerinde onları kimse kesmemiş, onlar da onları kesmemiş. Kardeşçe bir arada yaşamışlar. İbadetlerini yapmışlar, saygı görmüşler, hürmet görmüşler. Bu yeni yetme yobaz takımının teşvikleriyle oluyor. Asma, kesme, öldürme, bombalama. Bir de bu rezalet çıktı ahir zamanda. Ehl-i Kitap’a el kalkmaz, haramdır. Ehl-i Kitap’la güzel geçinilir, şefkat gösterilir ve “en güzel tarzın dışında tartışmayın” diyor Allah. Ve Allah’ın birliğine davet edilir. Eğer teslis inancındaysa Allah’ın birliğine davet edilir; ayet var, Kuran ayeti var. Adamlar bu Kuran ayetlerini haşa hiç hükmünde görüyor. Bu ayetlerden sorulacak bu insanlar.
“Sorum şöyle değerli Hocam” diyor, “önümüzdeki zamanlarda Almanya’da konferanslar verecek misiniz? Verecekseniz hangi şehirlerde? Teşekkürler, Serkan.” Almanya’da birçok şehirde konferansımız olacak ama herhalde Münih ve Berlin önemli şehirler olduğu için özellikle o şehirlerde ağırlıklı olarak konferanslarımız olacak, inşaAllah.
“Sevgili aslan, canım Muhammed Adnan Hocam. “Sizi sevdim seveli geceleri uyumuyorum. Gözlerimi açmak için zorlansam da sizden ayrılıp uyumak istemiyorum. Şu an sizi izliyorum” diyor Meryem kardeşimiz. Hz. Meryem (a.s) gibi olursun, inşaAllah. Allah sevgini, imanını, takvanı artırsın. Allah sana güzellik, hayırlar versin. Cennette de, dünyada da kardeş etsin, inşaAllah.
“Selamun Aleykum Hocam.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Ben Hollanda’da da gurbetçiyim Hocam. Belgesellerinizi izliyorum, bir daha izliyorum. Allah sizden razı olsun, hayırlı yayınlar.” Bir izliyor, bir daha izliyor. Hoşuna gidiyormuş, tekrar tekrar izliyormuş. Çok güzel, maşaAllah. O iman alameti. Bizim belgesellerde, benim hazırladığım kitaplarda, belgesellerde, işte; “bunlar lanettir, bunlar akılsızdır, aptaldır, böyle şeylere hiç itibar etmemek lazım, zırvalıyorlar, bırakın bunları,” böyle bir üslup olmaz. Yanlış deriz, tamam. Silindir gibi ezerim, bilimsel delillerle konuyu bitiririm. Bazı, din büyüklerinde biz bunu görüyoruz. İşte “aptaldır, gafildir, cahildir” diyor. Tamam, cevap? Bilimsel cevap yok. O zaman o biraz havada kalır. Öyle olmaz. Tam anlamıyla oturtmak lazım veyahut mantık cevabı; bilimselliğin karşısında mantık pek etkili olmaz. Bilimselliğe mutlaka bilimsellikle cevap verilmesi lazım. Bilimsel bir delil sunulduğunda bilimsel bir cevap verilmesi lazım. Farklılığım yine orada kendini gösteriyor. Mutlaka bilimsel, doyurucu, demagojiden uzak, tutarlı cevap veririm. Bir de bir konuyu edebi olarak uzun uzun anlatmam. Bir başkasının üç sayfada anlattığını bazen üç satırda kısaca anlatırım ve tam doyurucu olur, çok net olur. Makbul olan da budur. Yoksa uzun uzun anlatırsın adam bir türlü çözemez. Okur okur anlayamaz; anlayamaz, yine okumaya çalışır. Bu zorlamadır, böyle olmaz. Öyle bir delil veriyoruz ki kökünden konuyu hallediyor. Kısa, özlü ve net. Mesela Mehdiyet konusunda deccalin etkisinde olan bir kısım kesim Mehdiyet’i örtbas etmek için kendilerince bir cephe oluşturmuşlardı. Benim anlatımımla dümdüz oldular. Darwinistler bir cephe oluşturdular dünya çapında, otuz yerden birden patlattık belki. Cepheleri darmadağın oldu. Şu an panik haldeler. Kendilerince aciz, böyle çocuksu savunmalara geçiyorlar. Yani kaçarak; kaçma, savunmaları bu, kaçma. Nereye kaçarsanız yakalarım. Mesela NTV, kaçmayla kurtulamaz şu an. Ne yapacağız? O programımı biz indiririz, alırız, bütün açmazlarını tek tek tespit edeceğiz. Burada programda şakır şakır, teker teker cevaplarını vereceğiz. Kaçmayla kurtulamazlar. Bilmeyen adamı karşılarına çıkartmak çok mantıklı, çok da vicdanlı bir hareket değil. Kimsenin kabul edeceği bir şey değil bu. Bilmeyen adamı çıkart, karşısında adamları konuştur. “Bak, nasıl cevap veremedi.” Ama sen erbabını bir çıkart bakalım, bizi bir çıkart bakalım. Adamlar karşımıza çıkmaya cesaret edemiyor. Göz göze gelmeye cesaret edemiyor. Pestilini çıkarırım. Bunu bildiği için de böyle yöntemler kullanıyorlar. Bak, Türkiye’nin her yerinden mail gelir. Hepsi gülüyor, sırtıyla güler insanlar. Boşa uğraşıyorlar. Mesela ben farz edelim bir hayvanın güzelliğini, ben kafalarında tasavvur etmeleri için uğraşmıyorum. Ne yapıyorum? Hayvanın direkt resmini koyuyorum ve teknik detaylarını koyuyorum. Yani hayali bir anlatım yapmıyorum. Ondan sonra kısa bir yorum yapıyorum. Ondan sonra insanlar zaten onu çok rahat tefekkür edebilirler. Mesela bir karıncanın hayatını oradaki intizamı ben hayali edebi bir üslupla anlatabilirim. Çok kısaca anlatabilirim yahut uzun da anlatabilirim. Ama teknik delillerle, fotoğraflarla, belgelerle anlattın mı bu çok doyurucu olur. Yani fotoğraf insanların hafızasında kalır. Fotoğraf zaten bir öğretiyor. Teknik deliller bir ayrı öğretiyor. Teknik delillerin bir de ruhu doyurucu özelliği vardır. Yani bilimsellik insanın ruhunu doyurur. İspat insanı doyurur, ruhunu. Çünkü ispatta yakin tam oturmuş olur.
ALTUĞ BERKER:Fransa konferansından göstermediğimiz resimler vardı Hocam. Gösterebilir miyiz onları, inşaAllah?
ADNAN OKTAR:Tamam, bakalım.
ALTUĞ BERKER:Fransızların sizin kitaplarınıza ilgisi yoğundu Hocam. Onları gösteriyor resimlerde. Fransızca kitaplar.
ADNAN OKTAR:EvelAllah, Fransa’yı sallanmayı devam ediyoruz. Bak, Fransa, localar falan her yer dolu, maşallah; yer, gök, maşaAllah. Komünistler de geldi, ateistler de geldi, Fransız. Hristiyanlar, Musevilerden vardı, masonlardan gelen oldu ve çok etkili, çok güzel bir konferans oldu, maşaAllah. Konferansların bu sadece biri tabii. Çok fazla konferans verildi.
ALTUĞ BERKER:Oktar’lar da sizi temsilen Singapur’dalar şu an Hocam. Onlarla birkaç resim var uygun görürseniz.
ADNAN OKTAR:Singapur, evelAllah. Göster bakalım Singapur’u da.
ALTUĞ BERKER:Orada konferans veriyorlar.
ADNAN OKTAR:Bunlar gündüz konferansları. Bir de gece konferansları var. Evet, bunlar gece konferansları, maşaAllah. Yeri, göğü sallıyoruz, evelAllah. Cübbeli’ye göre ne Singapur var, ne Filipinler var, ne Amerika var, ne Rusya var. Fatih, Çarşamba var ona göre.
ALTUĞ BERKER:Küçük bir film var Hocam.
Video- Harun Yahya Konferansları, Singapur konferansından
ADNAN OKTAR: EvelAllah, evelAllah. Osmanlı’nın evlatları her yeri inletiyor, maşaAllah.
“Selam Hocam. Sizi çok seviyorum. Yaşadıklarınızı dinledim, maşaAllah. Siz nelere sabretmişsiniz, maşaAllah. Biz küçücük olayları sorun yapıyoruz. Allah’tan derin iman istiyorum. Allah sizden ayırmasın bizleri, inşaAllah. Sevgiler ve selamlar. Ülker Aliyeva, Azerbaycan.”
“Selamun Aleykum Muhammed Adnan Hocam. NTV’deki evrim programında tahmin ettiğiniz evrimci arkadaş, isminizi zikretmeden, hazırladığınız,” ismimden bile korkuyorlar, “hazırladığınız Atlas’ın evrim teorisinin yayılmasını Türkiye’de geriye çevirdiğini itiraf etti” diyor. EvelAllah, EvelAllah, naçizane. MaşaAllah. “Fakat bundan pek de memnun görünmüyordu. Elhamdülillah, Ahmet Tevfik.” Memnun olacaklar sonunda. Sonunda var ya o hoplayan, zıplayanlar falan; bak, sen gör, namazda nasıl titiz olacaklar, böyle saf saf namaza duracaklar, inşaAllah.
“Merhaba Adnan Bey, ben Halim Baykuş. Sizin programlarınızı Danimarka’dan takip ediyorum. Müslüman olarak yabancı bir ülkede yaşamak bana manevi bir ızdırap gibi geliyor. Çevremdeki aşırı tutucu Hristiyanlardan dolayı toplumdan dışlanıyorum.” Cübbeli sağ olsun, Cübbeli kafasını Hristiyanlara sundukları için, bütün Avrupa’da, Amerika’da Müslümanlar şu an muazzam dışlanıyorlar ve gittikçe köşeye sıkıştırıyorlar. İş yerlerinden atılıyorlar, sokaklarda hakaret görüyorlar. Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in ahlakıyla Hristiyanlara davranılmış olsa bugünkü bu gerilim olmayacaktı. Şimdi Hristiyanlar, “Müslümanlar deccal ordusu, bizi mahvedecekler, bak bizi kesmeye çalışıyorlar işte” diyorlar. Neoconlar bu Cübbeli tarzında adamların konuşmalarını videoya alıp Amerika’da seyrettiriyorlar gizli toplantılarda. “Bakın, bunlar bizim için bunları düşünüyorlar” diyorlar. “Canınızı koruyacak mısınız, korumayacak mısınız?” “Koruyacağız” diyorlar. “Gereğini yapacağız o zaman biz de” diyorlar. Ve toplumda şu an Avrupa’da da olsun, Amerika’dan da, her yerden bize haber geliyor, Müslüman kardeşlerimiz gittikçe daha mağdur oluyorlar. Camiye gidemiyorlar, sokağa çıkamıyorlar, iş yerine gidemiyorlar, hayatın bütün sosyal yönlerinde baskı görüyorlar. Hristiyanlara karşı çok şiddetli düşman olarak Müslümanları gösteriyorlar. Habire Mısırdan, Türkiye’den, oradan, buradan cahil cühela hocalar, Peygamberimiz (s.a.v)’ın üslubunun zıttı olan, Kuran’daki Allah’ın emirlerinin zıttı olan bir mantıkla Hristiyanlara yaklaşıyorlar. Sonucunda da muazzam bir düşmanlık ve kutuplaşma meydana geliyor. Cübbelinin nesine lazım adamın, adamın tuzu kuru, her türlü işi yürüyor burada, kendi kafasına göre. Fatih Altaylı da onu bal şekeri ilan etti. “Dünya tatlısı” diyor, tatlı çeşidi gibi görüyor. Nereden geliyorsa o icap, inşaAllah. İşte bak, Allah onları birbirlerine tatlı gösteriyor. O da Fatih Altaylı’ya ‘baba’ diyor zaten, o da ona ‘tatlı’ diyor. “Gel özelde görüşelim” diyor, ondan sonra da.
İnci Sözlük’e karşı ben şefkatle bakıyorum. Benim onlara karşı öfkem bir şeyim yok ama hakaret, çirkin söz, bunlara gerek yok. Ama şaka espri falan hoş şeyler. Şu ana kadar ben herhangi bir sözüm oldu mu yaptığınız esprilere, yaptığınız şakalara bir şey dedim mi? Güzel karşılıyorum, bir şey demiyorum. Ama hakaret olduğunda hukukla tepenize binerim. Nitekim de mağdur oluyorsunuz o zaman. Ben istemiyorum böyle bir şey olmasını, ben şefkatle yaklaşıyorum. Ama tabii ki nefsimi savunacağım, ne gerek var hakarete, çirkin sözlere ne gerek var, değil mi? Dostça, arkadaşça bir yaklaşımınız olsun, o zaman hiçbir sorun olmaz.
“Ben İnci Sözlük yazarıyım ve sizi çok seviyorum” diyor. Ben de sizleri çok seviyorum, hürmet ediyorum, şakalarınız hoşuma gidiyor, gülüyorum. Hatta bazen evde yalnız başıma da gülüyorum aklıma gelince, yaptıklara şakalara, bir şey dediğim yok. Biraz kontrollü olmak güzel olur. Ben Allah’a, dine haşa hakaret edildiğinde, bu benim ağrıma gider. Benim buna tahammül etmem mümkün değil. Kendime de hakaret ettirmem, bunun dışında şaka güzel bir şeydir, şakaya kim ne der. Ama kötü gözle bakmam gibi bir konu yok, şefkatle yaklaşıyorum, üslubumdan zaten görüyorsunuz, size karşı ben sürekli şakacı ve şefkatli üslup kullanıyorum. İnce Sözlük’e karşı da, Ekşi Sözlük’e de üslubum öyle. Sevecen bir üslubum var; kırıcı, yıkıcı bir üslubum hiçbir zaman için olmadı.
Yabancı ülkede yaşamak sana ızdırap vermesin evlad-ı Fatihansın. Osmanlı ta İtalya’nın böğrüne kadar gittiler, dayandılar, Osmanlı akıncıları. Sizler de akıncısınız, akıncı sevabı alıyorsunuz.
“Selamun Aleykum Muhammed Adnan Hocam. Geçen gece talebeleriniz Mehdi (a.s) özelliklerinden bahsederken hadisleri okuyup şerh ettiler, inşaAllah.El Kavlul Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyyil Muntazar, sayfa 31; "İsmi Ahmed, babasının ismi Abdullah olan Hz. Mehdi (a.s)’ı size reis kılmıştır. Ona katılınız." "Ona katılın, O Mehdi (a.s)’dır. İsmi de Ahmed b. Abdullah’tır." (Kıyamet Alametleri, Medineli Allame Muhammed B. Resul El-Hüseyin El Berzenci, Pamuk Yayıncıları) Şimdi muhterem kardeşim, Bediüzzaman bunun nedenini açıklıyor. Çok büyük bir alimdir Bediüzzaman, son bin yılın en büyük müceddidi ve alimidir. Yanında hiç kitap taşımıyor, Kuran’ı su gibi ezberden biliyor; Kütüb-i Sitte’yi, hadis kitaplarını su gibi ezberden biliyor. Böyle bir alim gördünüz mü siz? Ve birçok kitabı ezberden biliyor. Müthiş bir alim ve bir deha. Bu insan Müslümanlara Allah’tan bir lütuf olarak gönderilmiştir, bu mübarek insan. Ne diyor? Peygamberimiz (s.a.v) diyor ki hadislerinde; “adı adıma denk düşer, uygun düşer.” Hiçbir yerde adı şudur dememiştir. Şerh eden, hadisi nakleden alimler; “adı adıma uygun dediğine göre, Peygamberimiz (s.a.v)’in adı ne? Ahmed. O zaman adı Ahmed” diyor. Hiç konuyu uzatmıyor, kendince. “Babasının adı da babasının adına uygun olduğuna göre o zaman Abdullah’tır.” Değil. Peygamberimiz (s.a.v)’in böyle bir hadisi yok. Şerh ederken bu şekilde şerh etmiş oluyorlar. Hatta diyorlar ki; “Mehdi (a.s) nerden çıkacak? Basra, Küfe, Şam, Mekke, Medine de çıkacak” diyorlar. Bediüzzaman diyor ki; “İslam aleminin başkentinin hep orada kalacağını düşünerek bu şekilde şerh etmişlerdir” diyor. Halbuki İslam aleminin başkenti neresi ise, son başkenti, hilafet merkezi neresiyse orayı söylemiştir Peygamberimiz (s.a.v). Hadisin orijinali, en sonuna gittiğimizde bununla karşılaşırsınız. Şerh edilmiş hadis ayrıdır, şerh edilmemiş hadis ayrıdır. Şerh edilmemişte, “adı adıma mutabık” diyor “denktir.” Denk, aynı, müsavidir. Özellikle de kaçınmıştır. Hatta Hz. Ali (r.a)’a diyor ki Peygamberimiz (s.a.v), Hz. Ali (r.a) söylüyor, Keremullahi Veche; “Peygamberimiz (s.a.v) bana söyledi Mehdi (a.s)’ın ismini ama "söyleme kimseye dedi"”diyor. O zaman anlaşılmıyor mu buradan? “Adı adıma denktir,” anlamı ne? Adı adıma denk olunca; Ahmed, Mahmut, Muhammed, Mustafa, bu dört isimden birisi de olabilir. Neden ‘Ahmed’ o zaman? Peygamberimiz (s.a.v); Ahmed-i Mahmud-u Muhammed Mustafa’dır. Bir kere burada olay hemen anlaşılıyor. Hadisin yanlış nakledildiği, şerhten kaynaklandığı anlaşılıyor. “Adı adıma uygun. Babasının adı da, babamın adına tam aynıdır” diyor. Peygamberimiz (s.a.v)’in soyadı o zaman aklımıza geliyor. Peygamberimiz (s.a.v)’in soyadı nedir? ‘Adnan’, ben-i Adnan’dır. Hatta Hz. Ali (r.a) Peygamberimiz (s.a.v)’e hitap ederken “Mustafa Adnan Peygamber” diyor. Adı ‘Mustafa’, soyadını ‘Adnan’ olarak alıyor. Hz. Ali (r.a)’ın kendi yazdığı eserde var, bakabilirsiniz. Mustafa Adnan Peygamber. Kastedilen Peygamberimiz (s.a.v)’in ismi de Adnan’dır, Peygamberimiz (s.a.v)’in ismi de Adnan’dır. Soy ismi ikisinin de Adnan’dır. Eğer zamanımızda olsaydı Peygamberimiz (s.a.v), ‘Muhterem Adnan’ diye hitap ederdi insanlar. Babası da olmuş olsaydı, babasına da aynı şekilde Muhterem Adnan diye hitap edeceklerdi. Oğlu da olursa ona da ‘Muhterem Adnan’ diye hitap edilir. Anlamı budur, inşaAllah. Ve Mehdi (a.s) ile ilgili bütün hadislerde kastedilen yer İstanbul’dur. Mekke, Medine, Basra, Küfe ve Şam gibi yerler, hep İslam aleminin eski merkezleridir. Şerh eden, hep orada kalacağını zannettiği için; “Basra’da çıkacak, Küfe’de çıkacak, Şam’da çıkacak; Mekke’de, Medine’de çıkacak” diyor. Her zaman olayın merkezi, İslam aleminin merkezidir. Son İstanbul’da kalmıştı. Dolayısıyla vukuat-ı süfyaniye, vukuat-ı Mehdiye, Hz. İsa (a.s)’ın, yani vukuat-ı İseviye’nin yeri İstanbul’dur, inşaAllah. Hz. İsa (a.s)’ı da burada göreceğiz. Süfyaniyet, yani Darwinizm ve materyalizmi de biz burada gördük. Dolayısıyla Mehdi (a.s)’ın çıkış yeri de burasıdır, inşaAllah. Ama mesela bu tamam; “Ebu Davud ile Tirmizi, Ebu Mesud’dan naklettilerine göre.” Zaten Ebu Davud sahih hadis kitabı, Tirmizi de sahih hadis kitabı. “Sallallahu aleyhi vessellem ferman ediyor. "Onun ismi ismime, babasının ismi de babamın ismine muvaffak olacaktır."” Doğru olan hadis budur işte, değişmemiş olan budur. O değişmiştir. Zaten bak, Medineli Allame Ahmed Bin Resul El Hüseyin Berzenci yorum yapıyor, alim olduğu için, normal yapabilir. El Kavlu'l Muntazar Fi Alametil Mehdiyyil Muntazar, İbn-i Haceri Mekki Hazretleri, o da yorum yapmış. Hadisin orijinali bu; “Onun ismi ismime, babasının ismi de babamın ismine muvaffık (denk) düşecektir.” İnşaAllah.
“Hocam bu sözünüzü birçok kişi yanlış anlıyor” diyor. “"Hz. İsa (a.s) zaten daha önce Musevi idi. Musevi iken Hristiyan oldu. Şimdi Hristiyan iken Müslüman olacak. Hıristiyanlar eskiden Hz. İsa (a.s)’ı bir seviyorlar ise, Hıristiyan iken, Müslüman olduğunda onu bin severler. Allah’a bir yakın iken, bin yakın olurlar. İslamiyet onlara imanı milyonlarca kere sunar." Bu sözünüzü şerh edebilir misiniz? İnşaAllah. Sanırım Hz. İsa (a.s)’ın Yahudi toplumuna gönderildiğini ama Hıristiyanlığı ve İncil’i getirdiğini ve Mehdi (a.s)’a tabi olup ardında namaz kıldığını ve Müslüman olacağını söylemek istediniz, inşaAllah. Ben böyle anladım. Hocam zaten bu dinlerin hepsi Allah’ın birliğini anlatan dinler. Yahudilerin zamanındaki İslam, Musevilik; Hıristiyanlığın yaşandığı dönem İslam, Hıristiyanlık; Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in döneminde yaşayan Müslümanların da ismi İslam değil miydi?” diyor. Tabii ki Hz. Musa (a.s) zamanında Müslümanlardı. Hz. Musa (a.s) Müslümandı. Hz. İsa (a.s) da Müslümandı, Hz. Musa (a.s)’a bağlıydı. Museviydi Hz. İsa (a.s). Ama sadece Musevilere gönderilmiş Peygamber değildir Hz. İsa (a.s), bütün aleme Peygamber olarak gönderilmiştir. Hz. Musa (a.s) Ben-i İsrail’e gönderildi, peygamber olarak. Sadece Ben-i İsrail’e gönderilmiştir. Ama Hz. İsa (a.s) bütün cihana gönderilmiştir. Dolayısıyla orada yanlış anlaşılacak bir şey yok, çok açık. İncil ona inzal olmuştur. İncil gelmiştir, vahyedilmiştir Cebrail (a.s) kanalıyla. Bütün Peygamberlere nasıl vahiy geliyorsa, ona da vahiy gelmiştir. O da İncil’e göre, Allah’ın indirdiği kitaba göre hükmetmiştir. İncil’e göre hükmederken de, şimdi ahir zamanda gelince, İncil tahrif olduğu için, ilavelerle bozulduğu için ve hak Kitap Kuran geldiği için Kuran’a tabi olacaktır. Kuran’a tabi olunca, ona bağlı olan Hıristiyanlar neye tabi olmuş oluyor? Kuran’a tabi olmuş olacaklar. Hz. İsa (a.s)’ı bizzat şahıs olarak görecek insanlar. “Olur mu? Hayret, aklın ihtiyarını alır” diyorlar. Aklın ihtiyarını niye alsın? Mehdi (a.s) aklın ihtiyarını almayacak, hiçbir şekilde almaz. Göreceksiniz, herkesin, birçok insanın muhalif olduğu, karşı olduğu ama sonradan insanların çok sevdiği bir insan olacaktır. Bunu kim söylüyor? Peygamberimiz (s.a.v) söylüyor. “Başlangıçta cenazelerine dahi gitmezler” diyor. “İnsanlar müthiş nefret edecek, öfke duyacaklar, hapsedecekler Mehdi (a.s)’ı. Muazzam baskı olacak, yobazlar üzerine saldıracak” diyor Peygamberimiz (s.a.v), mealen. “Ulema karşı çıkacak; Medine’deki, İstanbul’daki bir yobaz onu mürtetlikle itham edecek” diyor. Açın, bakın hadislerde. “Kimse onlarla evlenmez” diyor, “herkes onlara baskı kuracak” diyor, adeta bir manevi abluka. “Ama Allah zamanla bütün insanlara Mehdi (a.s)’ı sevdirecek, öyle bir hale gelecek ki herkes Mehdi (a.s)’ın sevgisinden konuşmaya başlayacak. İşte bu sırada Mehdi (a.s)’a biat olacak” diyor Peygamberimiz (s.a.v). Sevdiren de Allah, sevdirmeyen de Allah’tır. Başlangıçta sevdirmiyor, sonra sevdiriyor Allah. Kalpler Allah’ın elinde. Hz. İsa Mesih (a.s) de geldiği vakit, nur gibi güzel, çok tatlı bir insan olarak gelecek. Yani öyle aklın ihtiyarını alacak bir şey değil. Yalan söylüyor, niye aklın ihtiyarını alsın? Geçmişini hatırlamayan bir insan olarak nüzul edecek, gelecek. Annesi, babası yok dünyada, hiç kimsesi yok. Hiç kimse de sahip çıkmaz, tanımaz. Tanımıyorlar çünkü, o da kimseyi tanımayacak. Burada Tevrat, İncil ve Kuran’ı, hepsini öğrenecek. Birçok yabancı dil de öğrenecek Hz. İsa (a.s). Çünkü Peygamberler çok zeki oluyorlar. Normal insan zekasının çok üzerinde oluyor. Bir de Peygamberlerin ezber gücü çok yüksek oluyor. Normal insan gibi olmuyorlar. Mesela Hz. Musa (a.s), bütün Tevrat’ı ezberden biliyordu. Peygamberimiz (s.a.v.) de hafızdı. Bütün Kuran’ı ezbere biliyordu. Hemen ezberledi. Bir kere okusa ezberler, bir kere duysa ezberler. Öyle oluyorlar. Hz. İsa (a.s) mesela, bir kere okumak yeterli oluyor. Olduğu gibi sayfa aklında kalır, unutmaz. Hz. İsa (a.s)’a bir kısım insanlar kanaat getirmeyebilir. Ama imanını nuruyla anlaşılacaktır. İcraatından, uygulamasından anlarız, inşaAllah.
Melike Hanım güzel bir şarkının sözlerini göndermiş. Kayahan’ın, ‘365 gün’ adlı eseri varmış, onu göndermiş. “Sen sevdanın sultanısın. Hem Güneş’im, mehtabımsın” diyor. Bunu sevgi olarak, muhabbeti olarak, bir mümin kardeş olarak bana ithaf etmiş. Sevgisini ifade eden bir hediye olarak sunmuş. Ama mesela bak şarkıda yanlış sözler var, bunlar olmaz. Mesela, “senin için ölebilirim” diyor. Olmaz, Allah için ölünür. Bu şirk olur. İnsan için ölünmez. “Düşebilirim, düşebilirim, senin için hapislere düşebilirim” diyor. Yine Allah için olur o da. O da olmaz, inşaAllah. “Karanlıktan doğarsın, Güneş gibi alev alev” diyor. O olur, güzel. Şu kelime konuşma anlamında olur tabii. Mesela; “yok ortası bu işin, senin için ölebilirim.” O da olmaz. “Allah için ölebilirim” diyecek, inşaAllah. Mesela, “hayatımın tamamısın,” olmaz. Hayatında önemli bir yer tutabilir bir Müslüman ama hayatının tamamı olmaz. Bizim hayatımızın tamamı Kuran ve Allah’tır, inşaAllah. Allah’tır bizim hayatımızın tamamı. Yani bunun çoğunun düzeltilmesi lazım, olmaz. Birçok şarkıda böyle hatalar var. Dinlemek istiyorum, bakıyorum çok fazla hata var. Bilgisayarda tek tek çıkarttırıyorum hepsini, o yanlış kelimeleri. Mühim olan anlamının düzgün olması, inşaAllah. Orhan Baba’nın şarkılarında da var öyle, onları çıkarttırıyorum. Müslüm Baba’nın şarkılarını toplattım ama çok karamsar parçalar. Güze söylüyor ama çok karamsar parçalar. Neşeli, dışa dönük parçalar olması lazım. Bir parçası vardı çok güzel, öbürleri işin doğrusu, Müslüm Baba’ya bizim saygımız büyük ama olmaz. Çünkü böyle hep hüzün, acıyı, elemi anlatıyor. Müslüman neşeyi, candanlığı, ümidi anlatması gerekir. Onu dinleyen adam ne olur? Psikolojik olarak içine kapalı insanlar meydana getirir. Bir de üzülmeye açıkça iyice üzülebilir, o öyle olmaz. Neşe, sevinç, aşkı, muhabbeti anlatan; coşkuyu, Allah için olan sevgiyi anlatan şarkılar olması lazım. İnşaAllah Mehdi (a.s) zamanında bütün şarkılar da güzelleşecek. Bütün o yanlış sözler düzelecek, inşaAllah, çok anlamlı hale gelecek, rahat rahat dinleyeceğiz, inşaAllah. Şarkıların hep Allah’a, Peygamber (s.a.v)’e ithaf edilmesi lazım. Mehdi (a.s)’a da ithaf edilir, Allah için. Hz. İsa Mesih (a.s)’a da ithaf edilir, o da olur, Allah için ama Allah esas olarak önde olur. Allah için onlara sevgi o konuşmanın içerisinde olur, inşaAllah.
“Hocam, yeniden Norveç’ten Hakan. Hocam değerli vaktinizi almıyorumdur.” Almıyorsun. “Allah’ın selamı üzerinize olsun.” Ve Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Muhammed Adnan Hocam, internet sitenizden (Harunyahya.org), Hz. İsa (a.s) ile ilgili bölüm bölüm röportajlarınızdan hazırlanan belgesellerinizi izledim.” Birinci, ikinci ve üçüncü bölümler, Hz. İsa (as) ile ilgili. “Hocam siz bir gece sohbetinizde, "Hz. İsa (a.s)’ın henüz şu anda henüz kendisinin İsa (a.s) Peygamber olduğunu bilmiyor" dediniz. "Ama bir cemaate mensup olduğunu, faaliyet içerisinde bulunduğunu, bu cemaatin İsa (a.s)’a Peygamber gözüyle bakabileceğini" söylediniz, fazla detay vermediniz. "Şimdiki zamanda, Avrupa’da yaklaşık üç bin kişinin etkisi altında olabileceğini" söylediniz.” Dört bin kişidir Hz. İsa (a.s)’ın talebeleri. Hadiste öyle geçiyor. “Hocam, çok özel değilse bir soru sorabilir miyim? Siz hiç kendisini gördünüz mü ya da karşılaştınız mı? Tabii ki bu soruyu riskli görüp cevap vermek istemezseniz sizi çok iyi anlarım. Sevgi ve hürmetlerimle.” Tabii ki öyle bir şey olsa söylemem. Çünkü hainlik olur; Hz. İsa (a.s)’ a karşı, Allah’a karşı öyle bir şey suç olur. Çünkü gidin, etkisiz hale getirin anlamına gelir. Yeri burada ne duruyorsunuz gibi olur. Bir Müslüman’ın yapacağı şey değil, hele benim asla yapabileceğim bir şey değil. Bilakis ben onu koruyup kollarım. Çok sevdiğim çok mübarek bir Peygamber. “Şu an kendisinin Peygamber olduğunu henüz bilmiyordur.” Benim yazılarımı aslında dikkatli okumuyorsunuz çocuklar, işin doğrusu bu. Dikkatli dinlemiyorsunuz. “İlk geldiğinde kendisini bilmez” dedim, ilk geldiğinde. Bir süre sonra; Tevrat’ı, İncil’i ve Kuran’ı okuduktan sonra kendisini anlar ve vahiy gelecektir. Bunun süresi; belki bir hafta içinde, belki on günde anlayacaktır. Ama süratle anlar. O tarz bir ifadem olmadı, dikkatli okursan öyle bir ifade olmadığını göreceksin. Hristiyan bir cemaat içine girecek ama Müslümanlığı çok andıran bir cemaat. Allah’ın birliğine inanıyorlar, Kuran’a karşı sevgileri var. Muhammedi olmak isteyen bir cemaat. Böyle bir cemaat içine gelecek. Ama kaliteli bir cemaat, çevreye etkisi güçlü bir cemaat. Belki Tapınak Şövalyeleri gibi bir grup olabilir, belki masonlardan oluşan ama Müslüman olan gizli bir grup olabilir. Belki her ikisinin karışımından Gül Haç Teşkilatı’nın da dahil olduğu bir ekip olabilir. Hepsi çok dindardır; devletlerin, orduların kilit noktalarında adamları olan bir ekiptir. Bilmiyoruz ama biraz vakit geçerse bunun ne olduğunu anlayacaksınız, bu konunun.
Mesela şu dünyanın ömrünün yedi bin yıl olmasını defalarca anlattım, daha hala yanlış anlayan kardeşlerimiz var. Defalarca. Geçenlerde de bir aklı evvel ortaya çıkmış bir kanalda, “böyle nasıl söyler, dünyanın ömrü altı bin sene diye, altı periyottur” diyor. Benden öğrendin bunları zaten. Benim kitaplarımdan öğrendiğini bana anlatıyor. Altı periyod olduğunu, altı büyük zaman dilimi olduğunu ben söylemiştim. O, yedi bin yılla onu karıştırmış. Ucuz kahramanlık yapıyor, bir kanala çıkmış.
-VTR- Bir kuyruklu yıldızın doğması Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkış alametlerindendir
ADNAN OKTAR: Halley Kuyruklu Yıldızı’ndan sonra Lulin’i de sonra inşaAllah göstertelim. Ama birkaç kere tekrar etmekte fayda var çünkü bazen dikkat veremiyor kardeşlerimiz, bazı kardeşlerimiz.
Şeyh Ahmet Yasin Hocamızın o asayla ilgili konuşmasının düzenlenmiş hali var. Daha kapsamlı herhalde, değil mi? Onu evet izleyelim. İnşaAllah.
-VTR- Şeyh Ahmet Yasin Hazretleri Sayın Adnan Oktar’a hediye ettiği asanın silsilesini anlatıyor
ADNAN OKTAR: Ahir zamanda böyle mübarek, temiz, samimi, candan alimlerin zuhuru da Mehdi (a.s)’ın çıkış alametidir. Mehdiyet’in ne kadar yaklaştığını gösteriyor. Mesela böyle dürüst bir şeyh efendi, bu kadar candan bir insan nadir olur. Üslubu son derece candan, son derece mütevazı, içten ve çok akıcı ve güzel konuşuyor. Kalplere hitap ediyor, maşaAllah. Allah ömrünü uzun etsin ama yine bakıyoruz Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri’nin o güzel gül ağacının bir dalı. O nereye bağlı? O da Resulullah (s.a.v)’a bağlı. Resulullah (s.a.v) nereye bağlı? Cenab-ı Allah’a. Oradan oraya, oradan oraya, oradan oraya. MaşaAllah.
“Muhammed Adnan Hocam, siz şimdiye kadar tanıdığım herkesten farklısınız. Yeis, ümitsizlik, hicran, hüzün, duygusallık ifadesi hiçbir eserinizde yok” diyor. Evet, onu demin de anlatmıştık, kardeşimiz onu teyiden yazmış demek ki. “Eserlerinizde ezici kesinlikle hep galibiyet ruhu var, sorulara tam cevap var. Oysa okuduğum birçok eserde hüzün, ümitsizliğe az veya çok rastladım. Ve birçok eserde ispattan ziyade olayın mantıksız olduğu, yanlış ve çirkin olduğu, maskaralık olduğu anlatılıyor. Ama siz böyle demiyorsunuz. Doğrudan eziyorsunuz. Allah razı olsun. Net ispata dayalı bir üslubunuz var Hocam. Kafamızdaki sorulara mantığa uygun, tam cevap veriyorsunuz. Saygılar” diyor. Seval Hanım yazmış.
“Çok değerli Adnan Hocam NTV’de Yaratılış Gerçeği ile büyücülük ve falcılık kavramlarını aynı kategoriye koydular. Hocam delireceğim. Lütfen siz cevap verin. Yaratılış gerçeğiyle büyü ve falı nasıl aynı kategoriye koyarlar? Selamlar, Almanya’dan Gülistan Gültekin.” Gülistan, onların işte çaresizliğinin bir yansıması. Kendilerince çok kötü bir bilinçaltı kurgulamak yapıyorlar. Büyücülük eşittir yaratılış, yaratılış eşittir falcılık falan gibi böyle, çok kötü bir stil ve yöntem. Açıkça söylüyorum eğer delikanlıysalar çıkarsınlar bizi, pestillerini çıkartalım, konu bitsin. Tuz, buz olsunlar. Yaratılış Atlası zaten kafalarına tuğla gibi düştü. Konu bitti, fakat çocuk gibi direniyorlar, şu an bir çocuk reaksiyonu şu. Bir tane çocuğun dediğini yapmaz da babası, gider direnir ya sokakta; bağırır, çağırır, direnir, debelenir, bir şeyler yapar, onun gibi çocuk reaksiyonları gösteriyorlar. Yenildiklerinden eminler. Bir kere stilden anlaşılıyor; üç kişiyi sen çıkar, bir tane de anlamayan bir adamı karşısına çıkar, ondan sonra de ki; “yaratılışçılık eşittir büyücülük, falcılık gibidir.” Şimdi buna kim inanır? Bu garibanlığa ne gerek var, bu çocuksu yöntemlere ne gerek var? Ezildiğiniz belli. Bükemediğin kolu öpeceksin derler. Kırdık kemiğinizi oturtturduk aşağıya. Daha uzatacak konu yok. Ben zaten yarın ifadenizi alacağım, şimdi bana bandı gelir o NTV’nin. Nerede ne anormallikler yaptıysanız teker teker burada anlatacağım. Yine kaçamıyorsunuz, her halükarda yakalarım; yerin altına girseniz, uzaya çıksanız yine yakalarım, ta yemek yediğiniz yere kadar kaçın, yine yakalarım, inşaAllah. Yalnız delirmene gerek yok Gülistan, ben bunların hakkından bin kere gelirim, senin gönlün çok rahat olsun. Geldim de, yine geliriz, inşaAllah.
Mücahide isimli bir hanım kardeşimiz var, acayip sevimli. Üslubu çok sevimli, şeker bir üslubu var, inşaAllah. Acayip bir sevgisi var, bilmukabele ben de seni aynı şekilde çok seviyorum, maşaAllah. Allah sevgini kat kat arttırsın, dünyada, ahirette kardeş etsin, inşaAllah.
“Selamun Aleykum Seyyid Muhammed Adnan Hocam. Lise son sınıfa gidiyorum. Arkadaşlarımdan duyduğum kadarıyla 2012’de insan çağından, uzaylı çağına geçiyormuşuz Maya takvimine göre. Uzaylıların gerçekten var olup olmadığını ve varlarsa ne zaman geleceklerini öğrenmek istiyorum. Hayırlı akşamlar, teşekkürler. Nur Seymen.” Hayır, 2012’de hakikaten yeni bir insanlık boyutuna geçilecek, bunu yaşayanlar zaten görürler fiilen, yani bedenlerinde, ruhlarında hissedeceklerdir. Mehdiyet’in tırmanışı olacaktır 2012’de, bunu görecekler, inşaAllah.
Halim Baykuş, Danimarka’dan yazıyor. İnci Sözlük’ün sık kullandığı isimlerden bir tanesi Halim Baykuş. İnşaAllah, rastlantıdır. İnci Sözlük’e de, Ekşi Sözlük’e de selam. Onlara çok şefkat duyuyorum ben ama dediğimi unutmasınlar, hakaret çok çirkin oluyor. Çok itici olurlar, çok rahatsız edici olurlar ama esprileri hakikaten komik oluyor, güldürücü oluyor, o güzel.
ALTUĞ BERKER: Almanya’daki konferanslardan bahsetmiştiniz. Diğer şehirlerde de var, onları da sayıyorum Hocam. Berlin, Münih’ten başka ilk olarak Stuttgart da olacak, Ansbach, Tübingen ve Köln’de de, inşaAllah Nisan’da konferanslarımız olacak, Allah’ın izniyle, inşaAllah Hocam. İman hakikati gösterebilir miyim?
-Video-
ADNAN OKTAR: Darwinistler iyi baksınlar. Allah’ın bu sanatını ahirette bakalım nasıl açacaklar tesadüflerle. Baksana rengarek, maşaAllah. Her biri ayrı bir tatlı. MaşaAllah. Biraz Kuran’dan okuyalım.
Şeytandan Allah’a sığınırım.Şura Suresi, 16. ayet;“O'na icabet olunduktan sonra, Allah hakkında (sözde) 'deliller öne sürüp tartışanların' delilleri, Rableri katında geçersizdir.” Darwinistler, NTV’ciler iyi dinleyin. NTV’nin fırsatçıları diyelim. “O'na icabet olunduktan sonra,”yani Kuran’a, İslam’a tabi olunduktan sonra, “Allah hakkında sözde deliller öne sürüp,” güya, sahte deliller öne sürüp, “tartışanların delilleri, Rableri katında geçersizdir.” Hiçbir anlamı yok, bilimselliği yok, mantığı yok, sadece demagoji ve uydurma deliller. “Ki Allah, hak olmak üzere kitabı ve mizanı indirdi. Ne bilirsin; belki kıyamet-saati pek yakındır.” Ebcedi 2125 veriyor, inşaAllah. Yaklaşık kıyamet 2120-2125, eğer çevirim açısından bakarsak, yaklaşık o tarihler oluyor, inşaAllah.
NTV’ciler dinleyin, bakın Cenab-ı Allah ne diyor 29. ayette, Şura Suresi;“Göklerin ve yerin yaratılması ile onlarda her canlıdan türetip-yayması,” bak, Allah’ın türetip-yayması, “O'nun ayetlerindendir. O, dileyeceği zaman onların hepsini toplamaya güç yetirendir.” Yani “kıyamette hepsini bir araya getireceğim” diyor Allah. “Yoksa onlar: "Allah'a karşı yalan uydurdu"mu diyorlar? Oysa eğer Allah dilerse senin de kalbini mühürler. Allah, batılı yok edip-ortadan kaldırır.”Bak, “oysa eğer Allah dilerse senin de kalbini mühürler. Allah, batılı yok edip-ortadan kaldırır.” 2014 tarihini veriyor ebcedi. “Allah, batılı yok edip-ortadan kaldırır.” Deccaliyeti, Darwinizmi, materyalizmi ortadan kaldırır. “Ve Kendi kelimeleriyle hakkı hak olarak pekiştirir (gerçekleştirir).” Kuran’ı hakim eder. “Çünkü O, sinelerin özünde olanı bilendir.Kullarından tevbeyi kabul eden, kötülükleri affeden ve işlediklerinizi bilen O'dur. O, iman edip salih amellerde bulunanlara icabet eder ve onlara Kendi fazlından arttırır. Kafirlere gelince; onlara şiddetli bir azap vardır.”
Sevgili Ceren, eğer ben bu iblise cevap vermezsem, bu iblis Müslümanlarla, Alevileri çatıştıracaktı. Müslümanlarla İran’ı, Türkiye ile İran’ı çatıştırmak isteyen bir iblis ve Müslümanları birçok bölümlere ayıran, Müslümanların kendi içinde fitneler çıkaran iblis. Ve bunun gibi iblisler de Avrupa’da, Amerika’da Müslümanlara karşı müthiş bir cephe oluşturdular. Ve Müslümanların dünya çapında topluca katledilmesi, Armaggedon için görevlendirilmiş ajanlar bunlar. Eğer biz bunları uyarmazsak, Müslümanları bu tehlikeye karşı hazırlıklı hale getirmezsek, meydana gelecek felakette çok acı çekersin, çok ızdırap çekersin. Bu acıyı ben başlangıcında önlemiş oluyorum, bana güven. Bir de zaten ahir zamanda böyle mahluklar türeyeceğini Peygamberimiz (s.a.v) söylüyor. Bu mahluklara karşı mücadele Mehdiyet’in bir gereğidir zaten. Biz Mehdi (a.s) öncüsü olduğumuza göre bu tarz mahlukata karşı mutlaka mücadele etmemiz gerekir. O zaman Resullah (s.a.v)’e karşı saygımız yerine gelmemiş olur, Allah esirgesin. Allah’ın emrini yerine getirmemiş oluruz. Çünkü Allah Resulullah (s.a.v) kanalıyla bize talimat veriyor. Ahir zamanda yobaz güruhatından bahsediyor ve bu yobazların en önde gelenini bize bildiriyor ve detay veriyor. Adam gün gibi ortaya çıkmış. Vakti uygun, zamanı uygun, yer uygun. Ahlaksızlığı, alçaklığı uygun, şeytanlığı uygun. İlgili şahıs, imanın nuruyla biz görüyoruz, inşaAllah. Teşhis edip hatırlatıyoruz, inşaAllah.
“Hocam, günbegün sizi daha dinç ve genç görüyoruz. Bunun sırrı ne Hocam?” diyor. İman ve sevgi, imandan kaynaklanan sevgi. Aşk insanı güzelleştirir, dinçleştirir; sevgi, inşaAllah.
“Selamun Aleykum Canım Hocam. Rekabet kızışıyor. Sevenleriniz çoğaldıkça size yazılan şiirler, şarkılar da çoğalıyor. Daha orijinal şeyler bulmak lazım. Sizi sevenlerin ilk sıralarında olmak gerekir. Gözünün nuru, göz bebeğiniz olmak gerekir. Allah (c.c) böylesine inşaAllah razı olur. Saçınızın kopmayan bir teli olayım. Böylece size de çok yakın olayım, canım Hocam” diyor. Ama bak, bu olmamış. “Allah’a kurban olayım” diyeceksin. Mesela “sizi yaratan Allah’a kurban olayım” dersen, bu çok güzel olur. O şekilde olmaz. Bu da bizi çok seven bir hanım kardeşimiz, inşaAllah. Ben de onu çok seviyorum. Allah ilmini, feyzini, sevgisini artırsın. Dünyada, ahirette kardeş etsin. Allah acı vermesin, ömrünü uzun etsin, inşaAllah.
“Selamun Aleykum Hocam. Az önce Habertürk’te bir haber yayınlandı. Macaristan Cumhurbaşkanı demiş ki; "Türkler tarafından 150 yıl boyunca idare edilmemizi büyük bir güzellik olarak tanımlıyorum. Ülkemiz Türkler değil de bir başka millet tarafından alınsaydı dilimizi ve dinimizi değiştirmemizi isteyeceklerdi. Biz de asimile olacaktık. 150 yıl boyunca Macaristan Türkler için stratejik bir yer oldu."” Doğru, Türkler gittikleri ülkelerde, bir yeri fethettiklerinde ne dinine, ne diline hiçbir şeyine dokunmuyorlar. Çünkü dinde zorlama yok. Sadece güzel ahlak gösteriyorlar. Severek, isteyerek Müslüman olan varsa oluyor. İstemiyorsa zorlama olmaz.
Avusturya’dan Rumeysa, ne güzel isimmiş. “Selamun Aleykum Adnan Hocam. Mehdi (a.s) çıktığı zaman Ashab-ı Kehf de çıkacak mı geri? Yoksa yanlış mı anladım. Bu konuyu anlatırsanız sevinirim.” Hadislerde Mehdi (a.s) ve İsa (a.s) devrinde Ashab-ı Kehf’in çıkacağı söyleniyor. Bu şu bakımdan olabilir, hadis zaten, Allah-u alem olur. O devirde başka insanların da olması Hz. İsa (a.s)’ın konumu açısından zemini daha makul hale getirir. Yani geçmişini hatırlamayan mesela beş-on kişi olması, on-on beş kişi olması Hz. İsa (a.s)’ın dünyada tek geçmişini hatırlamayan insan olması açısından, yani ikisi beraber bir arada ele aldığımızda o zaman makul olmuş oluyor. Yani geçmişini hatırlayamayan insanlar var. Demek ki böyle insanlar çıkacak, bunlar olacak. Geçmişini hatırlayamıyorsa, annesini, babasını da bulamıyorsa Ashab-ı Kehf’tendir, anlamı budur, inşaAllah. Bir tek, harika olma açısından Hz. İsa (a.s) değildir. Ashab-ı Kehf de harikadır, inşaAllah.
Ahmet Can, evliyayı sevmek, Şeyh Nazım Hocamızı sevmek, Abdülkadir Geylani’yi sevmek, onlara derin muhabbet duymak, İmam Rabbani Hazretleri’ni sevmek çok çok güzel bir şeydir. Allah için seviyoruz çünkü. Çok çok güzel.
En iyisi biz yine Kuran’dan okumaya devam edelim. Meryem Suresi, 39; şeytandan Allah’a sığınırım; “İş(in) hükme bağlanıp biteceği, hasret gününe karşı onları uyar;”“kıyamete karşı onları uyar, kıyameti hatırlat, kıyametin yakın olduğunu bildir.” “Onlar bir gaflet içindedirler ve onlar inanmıyorlar” diyor. Şu anda biz de anlatıyoruz, “kıyamet yakın diyoruz. “Kıyameti boş ver, önemli değil kıyamet” diyor. Allah önemli olmasa bu kadar ısrarla üzerinde durur mu? “Elbette, yeryüzünde ve onun üzerindekilere Biz varis olacağız” diyor. “Ben varis olacağım” diyor Allah. Biz dediği, “Müslümanları hakim edeceğim, Allah’a inananları yeryüzüne, dünyaya hakim edeceğim” diyor. Ebcedi 1992 tarihini veriyor, Mehdi (a.s) dönemini veriyor. “Ve onlar Bize döndürülecekler. Kitap'ta İbrahim'i de zikret. Gerçekten o, doğruyu-söyleyen bir peygamberdi. Hani babasına demişti: "Babacığım, işitmeyen, görmeyen ve seni herhangi bir şeyden bağımsızlaştırmayan şeylere niye tapıyorsun?"” Biz de Darwinistlere ne diyoruz? Madde görüyor mu? Görmüyor. Duyuyor mu? Duymuyor. Hafızası, aklı var mı? Yok. Plan yapma gücü var mı? Yok. Şuursuz atomlar bir araya gelip şehirler inşa edip nasıl yapsın? Bunlar diyor ki; çamurun içerisinde atomlar tesadüfen bir araya geldiler, tesadüfler sonucu, sonra elektron mikroskop yapıp atom kendi kendini incelemeye başlamış. “Ben nasıl oldum acaba çamurdan tesadüfler sonucu” diyor? Ve elektron mikroskop yapıyor, çamurdan tesadüfen oluşan atomlar. Kendi kendine bakıyor, diyor ki “ben çamurdan amma da olmuşum tesadüfler sonucu” diyor. “Elektron mikroskobu iyi ki yapmışım” diyor. Şimdi bunda mantık var mı? Tam NTV kafası, yanlış. “(Babası) Demişti ki: "İbrahim, sen benim ilahlarımdan yüz mü çeviriyorsun?” Darwinist, materyalist olmaktan vaz mı geçtin diyorlar ya şu anda. O kadar sıkı mı Darwinizme karşı olmak. Bak, kaç günden beri yeri yerinden oynatıyorlar. Yaratılışı söylemek de mümkün değil. “Sen nasıl söylersin Allah’ın yarattığını?” diyor. Cübbeli de, “Darwinizm mi varmış, nerden çıkıyor ki?” diyor. Bir de süpürge sakallı bir tip daha var. “Olabilir de olmayabilir de. Darwinizm diye bir tehlike mi var acaba?” diyor. Peki, bu ne? Günlerden beri, aylardan beri olan bu güç ne? Dünyanın %99’unu ateist yapan bu sistem ne? “(Babası) Demişti ki: "İbrahim, sen benim ilahlarımdan yüz mü çeviriyorsun? Eğer (bu tutumuna) bir son vermeyecek olursan, andolsun, seni taşa tutarım; uzun bir süre benden uzaklaş, (bir yerlere) git"” diyor, İbrahim (a.s)’ı kovuyor, haşa. “(İbrahim:) "Selam üzerine olsun,"” diyor, şefkatli davranıyor. “Senin için Rabbimden bağışlanma dileyeceğim.” Mesela küfür içinde babası, buna rağmen ne diyor? “"Selam üzerine olsun, senin için Rabbimden bağışlanma dileyeceğim, çünkü, O, bana pek lütufkardır" dedi." Sizden ve Allah'tan başka taptıklarınızdan kopup-ayrılıyorum.” “Artık Darwinist, materyalist, ateistliği kabul etmiyorum” diyor. “Ve Rabbime dua ediyorum. Umulur ki, Rabbime dua etmekle mutsuz olmayacağım.” Zaten hiçbir zaman ateist olmadı Hz. İbrahim (a.s).
“(İsa) Dedi ki: "Şüphesiz ben Allah'ın kuluyum. (Allah) Bana kitabı verdi ve beni peygamber kıldı."”1410, 1412 ve 1462 tarihlerini veriyor ebcedleri. “Nerede olursam (olayım,) beni kutlu kıldı ve hayat sürdüğüm müddetçe, bana namazı ve zekatı vasiyet (emr) etti.” Demek ki ne yapacak Hz. İsa (a.s)? Namaz kılacak ve zekat verecek. “Selam üzerimedir; doğduğum gün, öleceğim gün ve diri olarak yeniden-kaldırılacağım gün de.” 1987, 2007 ve 2057 tarihlerini veriyor ayet. Üç ayrı ebced veriyor; 1987, 2007, 2057. “Allah'ın çocuk edinmesi olacak şey değil. O Yücedir. Bir işin olmasına karar verirse, ancak ona: "Ol" der, o da hemen olur.” diyor Allah. Evrimle olmuyor, “hemen olur diyor.
“Esselamu Aleykum Güzel Hocam. Ayağınızın tozu olmaya layık değilim ama elinizi öptüm, yine öperim, inşaAllah. Hocam sohbetlerinizi çok seviyorum, sizi görmeden edemiyorum, sürekliizliyorum. Dua ve himmetinizi istiyorum. Ben kendimden vesvese ediyorum.” Etme vesvese, öyle olur mu? Sen kendine hüsnü zan edeceksin, inşaAllah. İyi olmaya çalışacaksın. Çok değerli, çok güzel insansın, niye öyle düşünüyorsun? Yanlış yapıyorsun. Hayır gözüyle bak kendine, güzellik gözüyle bak, inşaAllah.
SUNUCU:‘Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri’ programımızı Kaçkar Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Tokat Tv, Süper Tv ve Radyo, Kütahya Destan Tv, ve HarunYahya.Tv sitemizden yayın yaptık. Bizi yarın 22:00’den itibaren Samsun Aks, Tv Kayseri, Mavi Karadeniz Radyo ve www.HarunYahya.Tv’den takip edebilirsiniz.
Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Evrimcilerin İtirafları
Devamı ...Allah'ın Güzelliklerinden Bir Demet
Devamı ...Bunları Biliyor Musunuz?
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...