SUNUCU:Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri programımıza, Kaçkar Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Kütahya Destan Tv ve www.HarunYahya.Tv sitemizden devam ediyoruz. Buyrun Hocam.
ADNAN OKTAR:Evet, Berker’im.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam. Mehmet Talu Hocamız bugün, Milli Gazete’deki köşesinde, “Ahir zaman alametleri” adlı bir yazı yazmış. Yazısında; “Kıyamet’in yaklaştığı zamana, Ahir zaman dendiğini, Allah’ın Ahir zamanda yaşanacak olayları yani gaybı dilediği kullarına bildirebileceğini ve bu olayların bazılarının bilinmesinin onları gaybden çıkarmayacağını” söylemiş. “Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerinde bildirilen pek çok alametin günümüzde belirdiğini, Ahir zamanın başka zamanlara benzemediğini, dünyanın sonuna doğru bu alametlerin ortaya çıktığını ve bu konuda gafillerden olmamak gerektiğini” belirtmiş inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Mehmet Talu Hocamız, çok samimi, gerçek bir mürşiddir, gerçek bir alimdir, böyle yeniyetme tiplere bir bakıp, bir de Hocamızın derinliğine, asaletine, tavrına bakın, aralarında dağlar var değil mi? MaşaAllah. Ahir zamanın özellikleri; ahir zamanda Müslümanlar çok çok akıllı olması lazım, çok ince düşünmesi lazım. Yani oyunlar tahmin edilmediği şekilde gelişebiliyor. Mesela Samanyolu Tv’nin, Darwinizm propagandasını ara ara böyle ara vuruşlar halinde yapması, deccalin sinsi bir oyunudur. O, Müslümanları orada oyuna getiriyor deccal. Onlar farkına bile varmıyorlar. Ve hakikaten hayati vuruşlar yapıyor. Samanyolu Tv’yi de vurmuş olması, NTV’deki, şuradaki, buradaki vuruşu gibi olmuyor, yani tahrip gücü çok yüksek olur. Kalbe vurmak gibi olmuş oluyor, çok önemli vuruş yapıyor. Gerçi biz kurşunu havada yakalıyoruz o ayrı mesele ama Allah vermesin boş bıraksaydık bir de ne olurdu bir düşünün. Mesela Yaratılış Atlası’nı hazırlamasaydık, Atlas’ın diğer sayılarını hazırlamasaydık, dünya çapında bu kitapları dağıtmasaydık, Darwinizm’e karşı böyle net bir tavır almasaydık, Darwinizm zaten Müslümanları içerden ele geçirmiş. Birçok alim, birçok hocayı ele geçirmiş, cemaatlerin de bir kısmını ele geçirmiş, neticeyi çok çabuk alacaklardı, hemen bitireceklerdi. NTV’deki program zaten başka bir gruba, topluluğa göre yapılan bir program değil. NTV’nin yaptığı programın tek muhatabı var, o da biziz. Yani Samanyolu Tv şöyle diyor, bunlar yanlış yapıyor, biz bunlara cevap veriyoruz demiyor ki NTV. NTV ne diyor? “Bir Atlas çıkardılar, bir kitap çıkardılar” diyor, 1985’ten beri ortalığı kasıp kavuran birileri var” diyor. “İsmini vermeyeyim kendisinin” diyor. “Hallaç pamuğu gibi atıyor” diyor özetle, bunu anlatıyor adam. Eğer biz olmasaydık, adamlar yaylada at koşturacaklardı. Ve Allah’a çok şükür, gözümüzden kıl kaçmıyor. Hemen yakalıyoruz anında. Verdiğimiz cevaplar da uzun olmuyor. Demagojiye girmiyoruz. Darwinizm aslında bizi demagoji ve detayda boğmak istemiş, öyle bir görünüm var. Ama biz bu oyuna gelmedik. Onlar bizi binlerce detayın içine sokmak istediler. Biz öyle yapmadık. Direkt kafasına vurduk deccaliyetin. Onlar böyle parmaklarıyla, tırnağıyla bizi uğraştıracaklardı deccaliyet. İşte bademciğin yapısından tut, şu bu falan, acayip. Onlarda biliyorsunuz Darwinizm konusunda detay milyonları buluyor. Yani milyonlarca detaydan oluşuyor Darwinizm. Biz ne yaptık? Arkadaşım dedik sizin bayağı bir detaylarınız var. Üniversiteleriniz var, enstitüleriniz var, milyon hesabıyla profesörleri var, doçentleri var, yüzbinler hesabıyla üniversiteleri var. Biz ne yaptık? “İki noktada size açıklamamız olacak” dedik. Bir; “bize tek bir tane ara fosil getirin.” Ölüm sessizliği oldu adamlara bunu söyleyince. Hiç ummadıkları bir soru ve talep. Halbuki Darwinizm iddiası, binlerce, milyonlarca ara fosil olduğunu iddia ediyorlardı. Yani “bu iş zaten bitmiş” diyor adam, “zibil gibi” diyordu, halk da inanmıştı buna, herkesi inandırmışlardı. Yani ilkokul, ortaokul, lise, herkesi inandırmışlardı.” Dağ taş fosil kaynıyor” diyordu. Tamam doğru kaynıyor. Peki dedik “biz istirham ediyoruz, bir tane ara fosil getirin” dedim. “Bizim vaktimizi alır” dediler, ben de dedim ki “madem öyle sizi canlandıracak bir şey söyleyeyim” dedim, “on trilyon vereceğim” dedim, “söz bir Allah bir, bir tane ara fosil getirin” dedim, “yok.” Ne demektir Darwinizm yok. Anlamı budur. Bir tane bile ara fosil yoksa, bir tane bile delilleri yoksa, konu bitmiştir. İkinci detayı da ne dedik? Bakın başka hiçbir detaya da girmiyoruz. “Bir protein tesadüfen olur mu” dedik, “olmaz” dediler, “nasıl olur” dedik, “olması mucize” dediler. “Ama yine de siz bize açıklayın” dedik, “uzaylılar yapmış olabilir” dediler. Cevabını kendileri vermiş oldular. Konu bitti. Bakın iki noktada vurduk. Eğer onların oyununa gelseydik biz, milyonlarca detaya girsek, o detaylarda boğulurduk. Deccaliyetin oyunudur bu, detayda boğmak ister. Böyle bir oyuna girmeyiz biz. Tak tak, iki kere vurunca, diz üstü çökerttik. Şimdi yeni numaraları, dindarlara yönelik. “Sen programı izlediysen, programda ağırlıklı olarak, Müslümanlıkla Darwinizm iç içedir” diyor. Bir kurnazlığa başlamışlar. Kardeşim bana bu numaraları bırakın. Yani siz kiminle karşı karşıya olduğunuzun farkında değilsiniz. Ben oyuna gelmem. Bütün program boyunca ana konu bu. Diyorlar ki: “Müslümanlık ile Darwinizm barışıktır ve iç içedir. Kuran da bunu anlatıyor, Müslüman alimler de bunu anlatıyor, geçmiş Müslüman alimler de bunu anlatıyor, İbn-i Miskeveyhler de bunu anlatıyor, dolayısıyla Müslümanlığın getirdiği bir güzelliği, siz niye Hristiyanlara özenip, onlar gibi hareket ederek, Yaratılışçı Hristiyanların ideolojisine, oyununa geliyorsunuz. Onlara adeta zemin hazırlıyorsunuz. Ne gerek var? Sizler tertemiz hakimi, samimi Müslümanlarsınız. Müslümanlığın özüne dönsenize Darwinizm’e materyalizme. Dolayısıyla Hristiyanların savunduğu inançla sizin ne işiniz var?” diye bir anlatım içindeydiler. Dikkat ederseniz programın başından sonuna kadar bunu işlediler. “Allah inancıyla da Darwinizm çatışmaz, çok hoş bir şeydir Darwinizm” diyor. “Allah inancıyla çatışmaz. Niye tedirgin oluyorsunuz ki, niye istemiyorsunuz? İslam’ın ortaya çıkardığı bir gerçeğe, Kuran’ın savunduğu, İslam alimlerinin savunduğu bir gerçeğe sizin bütün gücünüzle sahip çıkacağınızı beklerdik, siz çıktınız Hıristiyanların inancı gibi, oturup karşımıza bambaşka bir şey getirdiniz. Bunu yanlış yapıyorsunuz” diyor. Başından sonuna hep bunu anlatıyorlar. Kardeşim Darwinizm konusunda Hristiyanlar, feci şekilde yenildiler. Ben onları deccalin ağzından aldım. Paramparça etti Darwinizm onları. Adamlar ne dedi Evanjelikler ve Hristiyanlar? “Dünyanın ömrü 6000 yıl” dediler. Bu durumda ne oldu? Bütün fosilleri hepsini reddettiler. Çünkü fosiller karbon metoduyla da, diğer metodlarla da bakılıyor, her yönden bilimsel olarak incelendiğinde, 450 milyon yıllık, 500 milyon yıllık bile fosiller var. Sen ne diyorsun? “6000 yıl” diyorsun. Adamlara espri malzemesi oluyor bu. “Kaç yıllık diyorsun fosil”, “en fazla 6000 yıl” diyor. Granite dönmüş artık nerenin 6000 yılı? Hepsi yenilmişti Hristiyanların tamamı yenilmişti, Museviler de yenilmişlerdi ve ezim ezim eziyordu deccaliyet onları, müthiş aşağılıyorlardı. Biz ortaya çıktık, tuzun suda eridiği gibi eridiler. Darmakeşan oldular. Bir tek Türkiye’de yok bu panik. Bütün dünyada panik var. Ama bunlar kabadayılığa toz kondurmak istemiyorlar. Yani bağırmak istemiyorlar. Çektikleri acıyı ifade etmek istemiyorlar. Bakın NTV dayanamayıp çığlık atıyor, bağırıyor. “Siz iyi çocuklarsınız” diyor, “Müslümanlıkla da iç içe, bu gözle bakamaz mıyız? Yani sizin Hristiyanlarla bağlantınız olmuş olmuyor mu” diyor. Hristiyanlar yenildi, ezildiler. Adamları deccalin ağzından aldık diyoruz biz, darmadağın oldu adamlar. Vatikan’da, Darwinizm ile ilgili toplantı yapıyor Papa Vatikan’da. Biz gittik, Darwinizm’in geçersizliğini anlatmak için, adamın beti, benzi kül gibi oldu benim ismimi duyunca. Adam kulaklarına kadar bembeyaz oldu. Niye? Rezil rüsva olacağını bildiği için. Oktar gitti, önce tebessümle dinliyorlar, dedi ki; “ben Harun Yahya, Adnan Oktar’ı temsilen buraya geldim” deyince, adamın burnundan başlamak üzere kulaklarına kadar beyazlaştı, sonra da morarmaya başladı adam. Baktı ayakta duramıyor, fırladı kaçtı kürsüden. Ve Oktar’ın elinden de mikrofonu almaya kalktılar. Ne oldu kardeşim, ne oldu canım, rahatsızlık mı oldu canım ciğerim, ne oldu? Orada ezileceğinden yüzde yüz emin olmasan, paramparça ezeceğimizden yüzde yüz emin olmasan, o anormal hareketleri yapar mısın? Niye dehşete düşüyorsun? Biz seni çağırıyoruz buraya, bizim betimiz benzimiz kül gibi oluyor mu? Bilakis neşemiz geliyor. Diyoruz “en ağa babalarınızı alın gelin” diyoruz değil mi? Sizi beş yıldızlı otelde ağırlayacağız, üstüne de para vereceğiz diyoruz artık. Bir yarım saatinizi alacağız, yarım saatçik. “Gelmeyiz” diyorlar. Niye? “Parçalarsın bizi” diyorlar. Doğru iflahını keserim yani. “NTV’ye çıktık” biz diyor, “burada trampet çalıyoruz.” Çal sabaha kadar çal. Borazan öttür istersen. Ezildiğini sen bilmiyor musun? Biliyorsun. Yenildiğini bilmiyor musun? Biliyorsun. Orada plokronik hareketler bir şeyi değiştirmez. Delikanlıysanız, gelin karşılaşalım, konuşalım. Çocuklardan bir kişiyi göndereyim. Eli ayakları boşalır. Oraya mütekait dedemi çıkartmışlar, orada sen de haklısın, ben de haklıyım, rakı muhabbetine dönmüş. Alkol aldığında biraz ileri aşamada, sen de haklısın, ben de haklıyım, birbirine anahtar hediye etmeler falan, ona dönüşmüş durumda. NTV bateri çalıyor durumda, oradakiler de dans ediyorlar. Yok öyle şey. Müslümanları kullanmak, yok İbn-i Miskeveyh’miş. İbn-i Miskeveyh sahtekarın teki. Bana bir hoca efendi çıktı dedi ki: “ben şimdi bir bomba patlatacağım” dedi, “müthiş bir bilgiye sahibim” dedi, saygı duyduğum bir insan, hakaret olarak söylemiyorum. “İbn-i Miskeveyh’in bakın elimde kitabı var” dedi, “şimdi öyle bir köşeye sıkıştılar ki, hiç bir şey diyemezler, çok büyük İslam alimi” dedi. “Onun karşısında saygıyla eğileceklerdir, o Darwinizm’i savunuyor, Darwin’den daha önce savunuyor” dedi. Ben de dedim; “o çakal İbn-i Meskiveyh dediğiniz adam, klasik çakal” dedim. Yani itin teki. Yani adam değil ki o, klasik dinsiz. Eskiden mecusiymiş, güya kendini Müslüman gibi göstermiş ve pagan dinine inanan bir vatandaş, bir şahıs, bir zat, bir kişi. Bir daha da ağızlarına alamadılar. “Hiç bir şey diyemezsiniz.” Niye diyemeyiz, anında söyleriz hatta tahmininin üstünde şeyler de söyleriz. Öyle bir konu olmaz. Müslüman alimleri kullanmak, Müslüman cemaatleri kullanmak, son kozları. Bakın havada parende atsanız, taklalar atsanız yine yakalarım. Banyo yaptığınız yere kadar kaçın, yemek yediğiniz yere kadar kaçın, yine yakalarım. Ve hiçbir şekilde de nefes aldırmam, mutlaka da ezerim. Bunları bırakın. Bir kısım Müslümanların gözü, Kuran ruhundan uzak. Yani artık materyalist olmuşlar. Yani İslam’ın bile materyalist yöntemlerle hakim olacağını düşünüyorlar. Dünyanın metafizik olduğunun farkında değiller. Yani görüntüyü Allah’ın beyinde yarattığının farkında değiller. Mesela oradaki ekibin de hiç haberleri yok. Onlara sorsan, “şu an görüntüyü nerede görüyorsunuz” desen, “nerede göreceğiz işte dışarıda” falan diyor. Haberi bile yoktur onların. Yani beynindeki görüntüyle görüştüğünü, o görüntüyü Allah’ın onlara yarattığını, NTV’yi yaratanın yine Allah olduğunu, kaderde olduğu için o konuşmaları yaptıklarını, deccaliyetin etkisinde olduklarını fakat bunun farkında olmadıklarını bilmiyorlar. Ve kainatın tamamen metafizik olduğunun da farkında değiller. “Ya” diyorlar, “Mehdi (a.s) nasıl çıkar, İslam ahlakı nasıl hakim olur, global dünya, küreselleşen dünya”, yeni ekzantrik laflarla. Küreyi de, küpü de yaratan Allah’tır. Ama adam, modern dünyayı haşa Allah’tan daha büyük görüyor. Yani birçok alim de kafayı çizmiş vaziyetteler. Halbuki halihazırdaki Müslüman sayısı, İttihad-ı İslam için yirmi kere yeterli, halihazırdaki Müslüman sayısı yirmi kere yeterlidir İttihad-ı İslam için. Tek nedir biliyor musun, sürekli “İttihad-ı İslam olmaz” diyorlar ya, onun yerine diyecekler ki “İttihad-ı İslam olur, biz de İttihad-ı İslam’ı istiyoruz” diyecekler, bu kadar. Başka bir emek vermeyecekler. Bunu deseler İslam hakim olur. Şimdi bunların bu şeytani telkinlerini durdurmaya çalışıyoruz, “İttihad-ı İslam olmaz” sözlerini. “İttihad-ı İslam olur, bekliyoruz, olacak” desinler, İttihad-ı İslam olacak. Çok kolaydır. Bunların bir Amerika bahanesi vardı. “Amerika bize müsaade etmez.” En kabadayısı bile, geldiler konuştum burada, kabadayı görünenler, işte “biz asarız, keseriz, Amerika büyük şeytan” diyen arkadaşlar, baktım korku dolu gözlerle “peki Amerika’yı ne yapacağız Hocam” diyor. Amerika’yı ne yapacağız, bacağından tutup düğümleyeceğiz. Amerika garibanlardan oluşmuş bir ülke. Gariban bir yapı. Orayı da yaratan Allah. Ayrıca Amerika bakın koyunun bile anlayacağı şekilde resmi açıklamasını, gazeteler kanalıyla yaptı. Amerika’daki büyük gazeteler, devletin resmi açıklamasını yaparlar. Eskiden de Türkiye’de mesela hükümet bir şey anlatmak istediği vakit önce büyük basında yayınlanırdı, hükümetin devletin resmi görüşü olduğu anlaşılırdı. Amerikan gazetelerinde bir konuda açıkça beyanatta bulunuyorlarsa, o Amerikan hükümetinin, Amerikan derin devletinin resmi açıklamasıdır o. Ne diyorlar? “İttihad-ı İslam yani Türk İslam Birliği’ni biz anarşi ve teröre karşı olduğu için, dünyaya sulh ve selamet getireceği için, barış getireceği için, demokrasi getireceği için istiyoruz” diyorlar. Böyle bir bahane yok. İsrail de istiyor, Amerika da istiyor. İstemiyor diyenler, bana bir gelsinler. En üst derecede, en yüksek düzeyde istedikleri kişiyle görüştüreyim. Hepsi istiyor, öyle bir şey yok. Amerika da istiyor, İsrail de istiyor. Siz istemiyorsunuz. Çünkü şeyhiniz, imkanlarınız, ailen, okulun, holdingin tehlikeye girer diye korkuyorsun. Yani onların itibarı tehlikeye girer diye korkuyorsun. Halbuki senin şeyhine daha çok itibar olur. Holdingin daha da güçlenir, ailen daha da rahat eder. Ama şeytan sana ters gösteriyor. Olay bu. Şimdi biz bu şeytanın yaptığı ters telkine karşı, düz telkin yapıp, bu dengeyi sağlamak üzere hareket ediyoruz. Israrlı telkinlerle bu fitneyi ortadan kaldıracağız. Boş demagojiye girmiyoruz. Müslümanları cahil hocalarla bambaşka bir ruh haline sokuyorlar. Bir kere Hristiyan, Yahudi ve dinsiz, ateist, materyalist, kapitalist, faşist her kim varsa biz bunların hepsinin Müslüman olmasını istiyoruz. Bu cahil hocaları karşılarına çıkartıp, bunları lanetlenmiş, aşağılık varlıklar olarak görüp, sadece ezmek gerektiğine ve hakaret etmek gerektiğine insanları inandırıyorlar, inandırmak istiyorlar. İslam bize bunu demiyor. İslam bize, onlara şefkatle yaklaşmamız gerektiğini söylüyor. Mesela Cübbeli çıkıyor, “asalım, keselim, lanet okunsun” bu kafa. Halbuki Museviler, Allah’ın bize bir emanetidir. Biz onları Müslüman olmaları için gayret etmekle mükellefiz. “Sen nasıl gidip İsrail’de tebliğ yaparsın? Allah’ın bir olduğunu, Darwinizm’in geçersiz olduğunu nasıl anlatırsın?” Adam bunu konu haline getiriyor. Onu dinleyen bir kısım safdil adamlar da ona inanıyor. Yahudiye tebliğ yapılmaz inancında. Hristiyana tebliğ yapılmaz inancında. Sen tebliğ yapıyorsan, ey kafir gel sana tebliğ yapayım denir mi? Tabii ki şefkatli bir söz kullanılacaktır. Tabii ki saygılı konuşacaksın. “Nasıl konuşuyorsun öyle şefkatle saygılı” diyor. Kafir, seni imana getireceğim denir mi? Adam seninle konuşur mu o zaman? Güzellikle yaklaşılır. Allah ayette bize bu yolu açıkça göstermiş. Kuran’ın birçok hükmünü, Cübbeli dahil birçok cahil hoca kabul etmiyorlar. La ilahe İllAllah’a davet var Hristiyanları. Allah’ın hükmü, biz bir kere bunu yapacağız, bir, sözün güzeliyle onları İslam’a davet edeceğiz Kuran ayeti var ve Müslümanın emri bil maruf nehyi anil münker yapması farz. Her Müslümanın bu görevi yerine getirmesi gerekiyor. Ayrıca Cübbeli, daha önceki konuşmalarını da unutuyor. Musevilere tebliğ yapılacağını, Mehdi (a.s) döneminde Musevilerin Müslüman olacağını, Mehdi (a.s)’ın Museviler ile bağlantıya geçeceğini Peygamberimiz (s.a.v.) belirtiyor. Mehdi (a.s), birçok Musevinin imana gelmesine, İslam’a gelmesine, Kuran’a yaklaşmasına, Muhammedi olmasına vesile olacaktır, Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadisleri vardır. Mehdi (a.s) Musevilere geldiği vakit, ey kafirler gelin sizi imana getireyim der mi? Tabii ki şefkatle yaklaşacaktır. Tabii ki merhametle yaklaşacaktır. Ve onlara Tevrat’ın aslını gösterecektir. Ve Tevrat’ın aslıyla, onları Kuran’a, İslam’a davet edecektir. Kendi konuşmaları da var, unutmuş. Şimdi onun unuttuğu konuşmalarından bir tanesi var, onu yayınlayalım.
VTR-Cübbeli, Hz. Mehdi (a.s)’ın Yahudilere Tevrat’la Hükmedeceğini Ve Birçok Yahudinin Müslüman Olacağını Anlatıyor.
ADNAN OKTAR: Peki Yahudilerle görüşmeden nasıl iman edecek? Mehdi (a.s) görüşmeden mi iman ettirecek Yahudileri? Değil mi? Görüşecek. Biz Mehdi (a.s) öncüsü olarak görüştüğümüzde niye şamata yapıyorsun o zaman? Büyük bir olay yakalamış gibi müthiş yaygara yapıyorsun, “nasıl görüşürler, nasıl konuşurlar” niye diyorsun? Mehdi (a.s) görüşeceğine göre, Mehdi (a.s) öncüsü olarak biz de görüşürüz tabii ki. Mehdi (a.s) onları imana davet edeceğine göre, Kuran’a davet edeceğine göre, biz de davet edeceğiz tabii ki. Görüşürken hakaretamiz, saygısız bir üslubu Mehdi (a.s), Musevilere gösterecek mi? Değil. Biz niye gösterelim o zaman? Cübbeli eski konuşmalarının birçoğunu unutmuş. Bu konuşmasında açıkça söylüyor. Hristiyanları da, Musevileri de İslam’a davet edeceğini açıkça gösteriyor. Ama ne ile? Tevrat’ın orijinaliyle, İncil’in orijinaliyle. Biz ne yaptık? Tevrat’ın Kuran’a uygun olan bütün hükümlerini topladık, kitap haline getirdik ve onları İsrail’de dağıttık. Hristiyanların İncil’de olan Kuran’a uygun olan hükümlerini, açıklamalarını ne yaptık? Kitap haline getirdik ve Hristiyanlara onunla tebliğ yapıyoruz. Muhammedi olmaları için de gayret ediyoruz. Ama yaklaştığımızda tabii ki şefkatle, sevgiyle ve saygıyla yaklaşıyoruz. “Ey müminler, arkamda Yahudi var, gelin öldürün, işte taşlar, ağaçlar bağıracak, Yahudileri öldürün diye hadis var” diyor. “Biz de o zaman Yahudileri gördüğümüz yerde, çoluk çocuk, kadın kimi görürsek, taş bize emredecek, gidip öldüreceğiz, ağaç bize emredecek öldüreceğiz.” Cübbeli’nin anlattığı bu. Kardeşim öldürmek mi isteniyor hadislerde ve Kuran ayetlerinde, yoksa tebliğ yapıp onların İslam ile şereflenmesini mi istemek talep ediliyor. Demek ki doğru olan İslam’ın tebliğ edilmesi, Kuran’ın tebliğ edilmesidir. Nasıl tebliğ ediliyor? Sözün en güzeliyle ve şefkatle. Resulullah (s.a.v.) ne yapıyordu? Cübbesini çıkarıp, altlarına seriyordu, hürmet gösteriyordu. Hristiyan kadınlarla evleniyordu Müslümanlar. Musevi kadınlarla evleniyordu. Onlara hürmet dolu, sevgi dolu sözler söylüyorlardı ve Müslümanlar Hristiyanların yanına hicret ediyorlardı. Cübbeli bütün bunları unutmuş durumda ve ona böyle kendince yardımcı olmaya çalışan bir kısım cahil gençlerde, bu ayetleri, bu hadisleri unutmuş durumdalar. Onlar unuttuklarında, biz onlara hatırlatıyoruz. Bakın Cübbeli kendisi de konuşuyor. Tevrat’ın orijinaliyle ve İncil’in orijinaliyle, onlara tebliğ yapılacağını belirtiyor.
ALTUĞ BERKER:Hocam, Allah Al-i İmran Suresi, 64. ayette; “Kitap ehli’ne de ki” diyor, “De ki: “Ey kitap ehli, bizimle sizin aranızda müşterek olan bir kelimeye tevhide gelin, Allah’tan başkasına kulluk etmeyelim, O’na hiçbir şeyi ortak koşmayalım, Allah’ı bırakıp bir kısmımız bir kısmımızı Rabler edinmeyelim.”
ADNAN OKTAR:Bakın şirke girmemeleri için Hristiyanlarla konuşmamızı Allah emrediyor. Peygamber (s.a.v.)’e hitap var orada, “de ki” diyor. Demek ki Müslümanın yapacağı tavır, Hristiyanlara da, Musevilere de hakkı tebliğ etmek. Nasıl? Şefkatle, sevgiyle, akılla, fikirle, Kuran’la. Ve onlara Mehdi (a.s)’ın yaklaşımı nasıl? Tevrat’ın orijinaliyle, İncil’in orijinaliyle. Biz ne yapıyoruz Mehdi (a.s) öncüsü olarak, Tevrat’ın tahrif olmamış kısımlarıyla kitap hazırlıyoruz, onunla tebliğ yapıyoruz Musevilere. İncil’in tahrif olmamış kısımlarıyla kitap hazırlıyoruz, Hıristiyanlara tebliğ yapıyoruz. Mehdi (a.s) yöntemini kullanıyor muyuz? Kullanıyoruz. O zaman senin yaptığın yaygara nedir? Demek ki, samimiyetsiz konuşmuşsun. Bir daha Cübbeli’nin konuşmasını yayınlayın.
VTR-Cübbeli, Hz. Mehdi (a.s)’ın Yahudilere Tevrat’la Hükmedeceğini Ve Birçok Yahudinin Müslüman Olacağını Anlatıyor.
ADNAN OKTAR:Bakın Tevrat’ın orijinaline davet ediyor Mehdi (a.s) ve Museviler bunu kabul ediyor. Ve Cübbeli de bunu iftiharla, bir güzellik olarak anlatıyor. Hristiyanları da İncil’in orijinaline davet ediyor, Hristiyanlar İncil’in orijinaline yaklaşarak, o tebliği almış oluyorlar. Bakın Cübbeli kendisi anlatıyor. Nereden alıyor? Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerinden alıyor. Bunun sonucunda da hepsi Muhammedi olacaklardır, Hz. İsa Mesih’in gelişiyle özellikle inşaAllah. Dolayısıyla bizim yaptığımız doğru, Cübbeli’nin yaptıkları yanlış. Yani yöntem, stil, üslup olarak yanlış.
ALTUĞ BERKER:Müslümanlara Ankebut Suresi, 46. Ayette deyin ki diye Allah emrediyor, şeytandan Allah’a sığınırım: “İçlerinde zulmedenleri hariç olmak üzere, Kitap Ehliyle en güzel olan bir tarzın dışında mücadele etmeyin. Ve deyin ki: "Bize ve size indirilene iman ettik; bizim İlahımız da, sizin İlahınız da birdir ve biz O'na teslim olmuşuz."
ADNAN OKTAR: Bakın “aynı Allah’a inandığımızı söyleyin onlara” diyor, Cenab-ı Allah, fakat güzellikle. Demek ki, onlarla bir bağlantı gerekiyor, sohbet etmek gerekiyor, konuşmak gerekiyor. Cübbeli’nin üslubu nedir? Bunu kabul etmiyor, bunu suç gibi gösteriyor. Kuran ne diyor? Biz Kuran’a göre hareket ederiz, Cübbeli’ye göre hareket etmeyiz. Dolayısıyla Müslümanları, dünyada yalnız bırakmak, nefret edilen bir toplum haline getirmek için, yoğun bir çaba var. Onun için de cahil bazı hocaları kullanıyorlar ve bunda da büyük çapta başarılı oldular. Avrupa’da Müslümanlara karşı düşmanlık müthiş yayıldı. Amerika’da Müslümanlara karşı düşmanlık müthiş yayıldı. Müslüman dendiğinde, terörist, anarşist, Yahudileri tutar öldürür, Hristiyanları tutar öldürür, onlardan nefret eder, onlara sürekli hakaret eder böyle anlaşılıyor. Böyle olunca da Müslümanlarla, Hristiyanların bağlantı kurması çok zor hale geliyor. Ve bir süre sonra bunu savaşa kadar götürecek bir nefret politikası izliyorlar. Yani Haçlı seferleri düzenletecek, Müslümanlarla, Hristiyanları fiili ateşin içine sürecek, büyük katliamları meydana getirecek bir politikanın elemanı haline getirmek istiyorlar birçok Müslümanı. Biz işte bu büyük fitneyi durdurduk ve durdurmaya da devam ediyoruz. Yaptığımız çalışmalar bunlar. Yani gerek Masonlarla görüşmelerimiz, gerek Tapınak Şövalyeleri ile görüşmelerimiz, Gül-Haç teşkilatı var, onlarla görüşmelerimiz, Hristiyan Evanjeliklerle, Katoliklerle, Protestan diğer gruplarla görüşmelerimiz, yine birçok Hristiyan mezhebi var, cemaatler var, onlarla hepsiyle görüşerek ve Musevi mezhepleri var, onlarla da görüşerek, İslam’ı, Kuran’ı onlara anlatıyoruz. Ve Mehdiyet’i, İslam’ın dünyaya hakimiyetini anlatıyoruz. Mesela buraya gelen Mason arkadaşlar, isim vermiyorum, bir kısmı diyeyim, demişler ki bu son geldiklerinde, “biz Müslüman olsak, acaba ailelerimiz ne der, nasıl bir reaksiyon gösterirler.” Yani Müslüman olmak istiyorlar ama “baskı olursa ne olur, nasıl yaparız” onları aralarında konuşuyorlarmış. Bakın bu safhaya geldiler maşaAllah. Ve bütün Mason camiasında Müslümanlara karşı derin bir sevgi yayılmaya başladılar, muhabbet yayılmaya başladılar. Masonlar da söylediler: “Hocam bunun sebebi açıkça sen ve arkadaşların” dediler, “bu başka türlü olmaz” dediler. “Yani aksine bir gidişat vardı, senin vesilenle düzgün bir gidişat başladı” dediler. Localarda her yerde, mesela Mason locasında Türk İslam Birliği ile ilgili konferans veriyorlar. Bakın Mason locasında Türk İslam Birliği ile ilgili konferans, Türk İslam Birliği’nin faydaları, iyiliği, dünyaya getireceği barış, adaleti, bilimde ve sanatta nasıl faaliyet olacağı, onları konuşuyorlar. Büyük kalabalık kitlelere bu dersleri yapıyorlar. Nezaketiyle, sevgiyle söylüyorlar, “Hocam” dediler, “sen emret, ne istiyorsan biz yapalım” dediler, “bütün Mason Locaları olarak, Tapınak Şövalyeleri olarak, senin emrindeyiz biz” dediler son geldiklerinde. Ben hakikaten onları şefkatle koruyup kolluyorum. Hakikaten iyi olmalarını istiyorum. Kan istemiyorum, fitne istemiyorum, yaygara istemiyorum. Dünyanın kardeş olmasını, İslam’ın şemsiyesi altında bütün insanlığın mutlu olmasını istiyorum. Bunun yöntemi de bu şekildedir. Görüşerek ve konuşarak olur. Düşmanlıkla olmaz, kanla olmaz, nefretle olmaz. Hakaretle, şiddetle ortaya çıkanlar gittikçe köşeye sıkıştılar ve güçleri gittikçe yok olmaya başladı. Allah onları perişan ediyor. İslam’ın modelini Allah bize Kuran’da gösteriyor. Biz Kuran’a göre hareket etmek durumundayız.
ALTUĞ BERKER:Güzel bir haber vardı Hocam gösterebilir miyim?
ADNAN OKTAR:Evet.
ALTUĞ BERKER:“Macaristan Cumhurbaşkanı’ndan tarihi itiraf” diyor Hocam inşaAllah. “Türkler tarafından 150 yıl boyunca idare edilmemizi şans olarak tanımlıyorum” diyor. “Macaristan çok şanslı olduğunu vurgulayarak, Cumhurbaşkanı; “Türkler tarafından 150 yıl boyunca idare edilmemizi şans olarak tanımlıyorum. Ülkemiz Türkler değil de başka bir millet tarafından alınsaydı, dinimizi ve dilimizi değiştirmemizi isteyeceklerdi, biz de asimile olacaktık. 150 yıl boyunca Macaristan, Türkler için stratejik bir yer oldu.”
ADNAN OKTAR:Macarlar biliyorsunuz Türk asıllıdırlar. Macarlar, Avarlar, Bulgarlar yani halis kan Türktürler inşaAllah.
Berker Hocam ilminden istifade edelim.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam. Sayın Başbakan Ukrayna’daydı inşaAllah. Orada 600 iş adamıyla birlikte gitmiş, dört Devlet Bakanı’yla birlikte, altı anlaşma imzası atmış ve inşaAllah vizelerin kaldırılması konusunda anlaşmışlar. Sizin 3-4 sene önce söylediğiniz, kimsenin aklından hayalinden geçmeyecek şeyler geçekleşiyor maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Şimdi bakın bir de 2012’den sonraki gelişmelere bakın, “Hocam diyecekler, hayret hayret” diyecekler. “Yani her söylediğin çıkıyor” diyecekler. Halbuki ben kendim söylemiyorum, hadislere dayanarak söylüyorum. Peygamberimiz (s.a.v.)’in müjdelerine inanamayanlar utanacaklar. Mehdi (a.s) ile ilgili müjdelere inanmayanlar utanacaklar. Sadece aklıyla materyalist gözle bakan bir kısım Müslümanlar, dünyanın metafizik olduğunu anlayacaklar. Allah tarafından yönetildiğini anlayacaklar. Yani küresel güçlerin değil de, Allah’ın hakim olduğunu anlayacaklar. Küresel güçlerin gariban güçler olduğunu, hiçbir gücü olmadığını Allah onlara gösterecek. Peygamberimiz (s.a.v.)’in bunca mucizesini daha hala birçok insan görmezlikten geliyor, anlamazlıktan geliyor. Bakın Şeyh Ahmet Yasin Hocamız çıktı maşaAllah, sarık da çok yakışıyor ona maşaAllah değişik renklerde. Şeyh Nazım Hocamız da öyle dünya güzeli maşaAllah. Şeyh Nazım Hocamızın resimleri vardı yeni, onlara bakalım. Benim güzeller güzeli Hocamı bir görsünler. Ne kadar yakışıklı olduğunu bir görsünler.
ALTUĞ BERKER: Hocam, Abdullah Dağıstani Hazretleri’nin de resimleri vardı.
ADNAN OKTAR:Evet o, şeyhimizin şeyhi. O da maşaAllah Dağıstanlı, Dağıstan seyyidi maşaAllah. Bizim soyumuz biliyorsunuz, Dağıstan tarafından geliyor. Dağıstan’da çok fazla seyyid vardır, Dağıstan seyyidlerindendir Abdullah Dağıstani Hazretleri. Resimde Şeyh Nazım Hocamız iki halifesiyle birlikte. Şeyh Hasan Hocamız, o da hocamızın halifelerinden, çok değerli bir insan. Bak Kafkas dervişleri görüyor musun? MaşaAllah o devirde, Rus hükümetinin takibatına uğramışlardı, birçoğu Türkiye’ye geldiler aileleriyle inşaAllah. Bizim ailelerimiz de o devirde, Rus hükümetinin takibatından kurtulmak için Türkiye’ye gelmişler. Bakın Şeyh Nazım Hocamın yakışıklılığını görüyorsunuz. Bu yaşta bir insan neler olur, bak dünya güzeli maşaAllah çok da yakışmış kıyafeti de maşaAllah. Bakışları çok anlamlı, bayağı güzel bir insan. Neşesi yerinde, sevinci yerinde maşaAllah. Gözlerinden feyz akıyor maşaAllah. Resimde benim kitap mı yanında?
ALTUĞ BERKER:Kolaylık Dini İslam kitabınız Hocamın önünde.
ADNAN OKTAR:Resimde uçakta Şeyh Nazım Hocamız kendi sarığını pilota giydirmiş, pilotun şapkasını da kendisi almış. Çok şakacı, çok neşeli, çok güzel huylu bir insan maşaAllah. Şeyh Nazım Hocamız, hiç ummadık espriler yapar, hiç ummadık güzel sözler söyler maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Zaman Gazetesi’nden Mustafa Ünal da, bugün Başbakan’ın Kiev gezisinde uçakta bulunan gazetecilerden biriymiş. “Uçaktan iner inmez, Kırım Tatarlarının efsanevi lideri Mustafa Abdülcemil Kırımlıoğlu ile görüşmüş. Başbakan, Kırımlıoğlu’na, “Mustafa Ağabey” diye hitap ediyormuş. Son derece sıcak bir ortamda geçen görüşmede Kırımlıoğlu; “Kırım Tatarlarının sıkıntılarını ve evlerine döndükleri halde toprak sorununda anlaşamadıklarını söyleyerek, Türkiye’nin ağırlığını koymasını bekliyoruz” ifadesiyle yardım talebinde bulunmuş Hocam.
ADNAN OKTAR:Türkiye’nin ağırlığı, Ukrayna’yı da Türk İslam Birliği’ne aldığında konu kökünden hallolur, en dibinden hallolur. Küçük tedbirlerle netice alınmaz, onlarda sıkıntı olur. Ukrayna güzel insanların ülkesidir. Türk İslam Birliği’nin güzel bir parçasıdır, güzel bir bölümüdür. Bütün Ukraynalılara selam ediyoruz, sevgimizi sunuyoruz, Türk İslam Birliği içerisinde onlar da bereket, bolluk, zenginlik, güzellik bulacaklardır, o neşeyi sevinci onlar da yaşayacaklardır inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Bu müjdeyi henüz anlayamamış bazı yazarlar da var tabii Hocam. Cüneyt Ülsever’de onlardan biri, Hürriyet’te; “Türkiye’nin kendi bölgesinde bir birlik kurma hayalinin ona çok şey kaybettirdiğini” yazmış. Örneğin “İsrail ile arasının bozulduğunu, İran ile yakınlığından dolayı Amerika tarafından müttefikliğinden şüphe edilen ülke konumuna geldiğini, Sünnilerin, Türkiye’nin Şii İran’a verdiği destekten rahatsızlık duyduklarını” yazmış. “Dolayısıyla Davutoğlu’nun uyguladığı dış politikanın bir fayda getirmediğini pek, hem de Türkiye’ye çok şey kaybettirdiğini” söylemiş.
ADNAN OKTAR:Hayır çok yanlış düşünüyor. Çünkü Sünni-Şii düşmanlığı, en büyük tehlikelerden, en büyük fitnelerden bir tanesidir. Oradaki üslup, Şii düşmanı olan bazı kişilerin ve münasebetsiz izahlarının, bu arkadaş tarafından önemli görülmesi yanlış bir şey. Şiiler, La ilahe İllAllah Muhammeden Resulullah diyen tertemiz, mümin insanlardır. Bir kere bunu bir kaldırsın. Amerika’nın, İran’dan çekinmesinin nedeni; İran, Mehdiliğe teslim olmadığı için çekiniyor. İran Mehdiyete teslim olduğunda, Amerika’nın İran’dan alıp veremediği hiçbir şey kalmaz. Amerika’nın çekindiği, görünmez Mehdi inancı. Sünnilerin belirttiği ve doğrusu olan, anneden babadan doğma olan Mehdi (a.s)’a Amerika’nın hiçbir şey dediği yok, demez de. Amerika’nın istediği o zaten. Türk İslam Birliği’nin oluşmasını istiyor. O zaman İran tehlike olmaktan tamamen çıkar. Hiçbir riski kalmaz. Yani Amerika İran’dan rahatsız. Neden rahatsız? Söyledim işte, görünmez Mehdi inancından dolayı. Bu kalktığında, Amerika’nın İran’dan alıp veremediği ne olabilir? Hiçbir şey olmaz. Dolayısıyla arkadaşın sözü orada da yanlış, çok yüzeysel bakıyor, sathi bakıyor. Türk İslam Birliği bölgeye, barış, huzur, kardeşlik, rahatlık, bereket getirir. Herkes bunu biliyor, Amerika da, israil de biliyor. İsrail, ben Sanhedrin üyeleriyle görüşüyorum. Türk İslam Birliği için dua ediyorlar. Moşiyah Mehdi (a.s)’ın çıkışı için dua ediyorlar. “Mehdi (a.s), İsrail dışından gelecek” diyorlar. İftiharla bekliyorlar Türk İslam Birliği’ni. İsrail’in öyle bir endişesi yok. Bilakis sevinçle bekliyor İsrail, iftiharla bekliyor. Aksini söyleyecek bana bir tane adam getirin. En önde gelenleri, en ileri gelenleri bu kanaatteler. Dolayısıyla Cüneyt Ülsever gibi arkadaşlar, hayali konuşuyorlar.
ALTUĞ BERKER:“İslam Birliği için” dediniz Hocam, “yüzyıldan beri bütün Müslümanlar gayret ederler, toplantılar yapılır, birlik oluşturulur ve hiçbir netice alınamaz. Çünkü Peygamberimiz (s.a.v.)’in sözünü tutmuyorlar. Peygamberimiz (s.a.v.), İttihad-ı İslam için, “Hz. Mehdi (a.s)’ın şart olduğunu” söylüyor. Hz. Mehdi (a.s) olmadan, Türk İslam Birliği yok. Bir yüzyıl daha geçse yine mümkün olmaz. Yüzlerce kişi, yüzlerce grup olsa yine olmaz. Mehdiyet’in vereceği, vesile olacağı hidayet, heyecan Allah tarafından verilecektir. Allah Hz. Mehdi (a.s)’ı şart koşmuştur. “Hz. Mehdi (a.s)’ı getirin, Mehdi (a.s)’ı bulun” diyor Cenab-ı Allah. “Ben de hidayet vereyim ve sizi birleştireyim” diyor. “Yok biz Allah’ın, Peygamber (s.a.v.)’in dediğine gerek duymuyoruz. Biz kendimiz birleşiriz, böyle şeylere gerek yok” diyorlarsa, hiçbir şekilde netice alamazlar.
ADNAN OKTAR:Netice alamazlar, çünkü yüz küsur seneden beri uğraşıyorlar. Her türlü girişimde bulundular, topluluklar oluşturdular, gruplar oluşturdular, insanlar geceli gündüzlü gayret etti, milim santim ilerleme olmadı, olmaz da. Sahibini bekliyor inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Ahir zaman alametlerinden bir tanesini gösterebilirim, uygun görürseniz Hocam. Ömürlerin uzamasıyla ilgili, Peygamber Efendimiz (s.a.v.), “ömürlerin uzayacağını Mehdi (a.s) devrinde dikkat çekiyor inşaAllah. “Onun Hz. Mehdi (a.s)’ın zamanında ömürler uzayacak.” (Kıyamet Alametleri, s.184.)Onun (Hz. Mehdi (a.s)’ın) zamanında ömürler uzayacak ve emanet zayi olmayacaktır. (El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s.43)” “Ömürler uzayacak, emanetler yerine teslim edilecek.” Diyor İnşaAllah. (İmam Suyuti, Kıyamet Alametleri, Ölüm ve Diriliş, s.1699,s.179). Gerçekten de insan ömrü 21 yıl uzadı. Ömrümüz uzadı. Türkiye’de ortalama ömür 72’ye çıktı. Türk halkının ömrü uzuyor” gazete haberleri, “ömrümüz beş yıl artabilir”, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in dediği gibi aynı şekilde ömürler uzuyor inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Bu hadisteki belirtilen olay, Mehdi (a.s) zamanındaki ömürlerin uzaması, Mehdi (a.s)’ın ümmeti, Müslüman milleti, kendi evladı, kendi kardeşi olarak görmesinden kaynaklanan Mehdi (a.s)’ın titizliği ile ilgilidir. Mehdi (a.s), bir kere ümmetin yiyeceğine, içeceğine, gıdasına çok özen gösterecek. Çünkü akıllı bir insandan bu beklenir. Bir kere damar hastalıkları olmayacağı anlaşılıyor Mehdi (a.s) döneminde. Çünkü beslenmeye çok özen göstereceği anlaşılıyor. Ümmetin spor yapmasına, mutluluğuna, sevincine, acı çekmemelerine, üzüntü yaşamamalarına özen göstereceğine göre, çünkü insanı çökerten nedir? Üzüntüler, korkular ve acılar insanı çökertir. Psikolojik olarak çökme meydana gelir. Psikolojik çöküntüyü Mehdi (a.s) ortadan kaldırıyor. İnsanlara neşe ve sevinç geldiği için, o neşe ve sevincin etkisiyle zaten ömürleri uzayacak, genç ve dinç kalacaklar. Ayrıca bilimde ve teknolojide çok ileri bir aşamaya geçileceği için, tıpta müthiş buluşmalar olacağı için, oradan ayrı vesile olacaktır. Helale harama dikkat edeceği için, yiyeceklerde Peygamberimiz (s.a.v.)’in sünnetine uygun güzel beslenme olacağı için, beslenmedeki kusursuzluktan kaynaklanan bir sağlık gelecektir ve haram olan yiyeceklerden insanlar kurtulduğu için ve haram olan içeceklerden kurtuldukları için, ayrı bir sağlık ve sıhhat gelecektir. Çünkü içki yok, sigara yok. Çünkü içkinin çökertici etkisini devletin istatistiklerinden görüyoruz. Yüz binlerce insan, sırf alkol nedeniyle vefat ediyor. Yüz binlerce insan, sırf sigara nedeniyle vefat ediyor. Uyuşturucu nedeniyle yüz binlerce insan vefat ediyor. Bunlar ortadan kalkacak ve insanlar, içkide, sigarada bulmayacak mutluluğu. İmanda, Allah sevgisinde, Allah aşkında bulacaklar mutluluğu. Ve dolayısıyla kalplere inşirah, ferahlık, sevinç gelecek. Bunun sonucunda da ömürleri uzayacak. Yani hangi sebeplerden kaynaklanacağı da belli inşaAllah.
“Selamun Aleykum, gecemizin güneşi Muhammed Adnan Hocam. “Üstad Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’nin kabrini, has daireden çok az kişinin bildiğini” söylemiştiniz. Hocam, Üstadımız’ın mezarı Kıyamet’e kadar bilinmeyecek mi? Yoksa ileriki yıllarda aşikar olup, bizim de ziyaret etme ve Fatiha okuma imkanımız olacak mı?” Mezarının bilinmesini istemiyor Bediüzzaman, o vasiyetine saygı göstermek lazım. Yani nereden dua etsek, Bediüzzaman’a ulaşır. Mezarının yeri belli Bediüzzaman’ın. Çok az kişi biliyor. “Gizli kalsın” dediyse bir bildiği vardır. Yani orada özel bir işaret de var. Yani ahir zamanda Mehdiyet’in son devirlerinde, yeni gizli faaliyet yapan bir Müslüman cemaat daha ortaya çıkacak inşaAllah. Farklı değil, yine Mehdiyet’in bir kolu ama gizli faaliyet yapacaklar. Onlara bir işaret var orada. Yani mutlaka derin anlamı olan, derin hikmetler taşıyan, özel nedenle söylenmiş bir sözdür “mezarım bilinmesin” demesi. Belki bu bir sır olarak o devre kadar gidecek. O sırrı, o devrin gençleri, o devrin insanları bilecekler inşaAllah. Ama şöyle söyleyeyim, kapalı olarak söyleyeyim, küfrü sevindirecek hiçbir şey mümkün olmayacaktır ahir zamanda onu söyleyeyim. Her türlü tedbir alınacaktır. Yani küfrün kepazeliğine karşı, oyun oynamasına karşı her türlü tedbir alınacaktır.
“Selamun Aleykum Hocam, nasılsınız.” Elhamdülillah ala külli hal. Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Ben İstanbul’dan yazıyorum. Sizi dikkatle takip ediyorum. Arz etmek istediğim şey, Fethullah Hocamızın bir kısım talebeleri hakkında, Mehdiyet’e verilen önemin çok az oluşu ve sürekli anlatmama rağmen, “fitne çıkarıyorsun bakışları ve bir evle görevli olmama rağmen, artık senin bizimle hiçbir bağlantın kalmamıştır. Ya kendine ev bul ya da başka bir yurdumuzda kalırsın” demeleri çok garibime gitti. Ben en büyük tehlikenin Mesih deccal olduğunu ve istedikleri yirmi sene gibi kısa bir süreye ihtiyaçları olduğunu beyan etmeme rağmen, yani deccaliyetin yirmi yıla ihtiyacı var. O yüzden Mehdiyet’i örtbas istiyorlar dememe rağmen” diyor, “sanki etraf günlük güneşlikmiş gibi “iman hakikatlerini anlat sadece, başka Mehdiyet’ten ve İsa (a.s)’dan bahsetme” demelerinde ısrarlı olduklarını görüyorum ve buna çok şaşırıyorum” diyor. “Lütfen cevabınızı bekliyorum” diyor. “Bir de sizi çok görmek istiyorum Hocam, nasıl yapabiliriz” diyor. Gel işte buraya gel. 02:00’da müsait oluyorum. Gece ikiden sonra. Belki şöyle olabilir, şimdi desen ki sen, Fethullah Hocamın talebeleri dese ki; “Mehdi (a.s) çıkmıştır, İstanbul’da.” Şimdi büyük bir camia, büyük bir topluluk o zaman nerede diyecekler. Yani o zaman belirli şahısların üzerine dikkat çekilmeye başlayacaktır. Onun için belki Ledün ilminin bir gereği olarak gizliyor olabilirler. Yoksa Bediüzzaman’ın açıklamaları, Peygamber (s.a.v.)’in açıklamaları o kadar net ki, yani deli bile söylemez aksini. Yani mümkün değildir. Fethullah Hocamızı gördünüz, “Yirminin üstünde sahabenin” diyor, “bir konuda ittifakla bilgi vermesi görülmüş bir şey değil. Fıkıh konusunda bile böyle bir şey yok” diyor Fethullah Hoca. “Namaz, oruçla ilgili hadislerde bile bu kadar ittifakla belirtme yoktur, tevatür haddindedir Mehdi (a.s).” diyor. Nasıl örtbas olsun? Mümkün değil, açık. Ama muhtemelen tedirgin oluyorlar. Hatta biz Bediüzzaman’ın has talebelerinden, büyük ağabeylerden birisiyle görüştük. “Ben” demiş, “Mehdi (a.s)’ı, şahıs olarak gelecek diyemem” demiş. “Çünkü bana soracaklar, nerede diyecekler” demiş. “O zaman ben nasıl açıklayayım” demiş, “nasıl söyleyeyim” demiş. Yani bu da bir görüştür. Böyle tamamen kaale alınmayacak bir görüş değil, diyebilir yani tedirgin olur der. Mesela Ömer Çelakıl çıktı, çocuk çok efendidir, bayağı dürüsttür. “Mehdi (a.s) ile ilgili zaman belirtemeyiz” dedi. Halbuki çok iyi bilir. Kuran’dan ebcedle de bilir, hadislerle de bilir ki, Mehdi (a.s)’ın çıkış alametlerini hepsini biliyor. Yani çok zeki bir insan. Mehdi (a.s)’ın çıktığını biliyordur o, net biliyordur. Ama şimdi Seda Sayan’ın programında, Mehdi (a.s) çıkmıştır dediğinde, “hadi sana müsaade” derler. “Allah yolunu açık etsin, sana selamet olsun” derler, o kadar. Mehdi (a.s)’ın vakti belli değildir derse programa devam edebilir. Akıllıca hareket etmiş aslında, çünkü iman hakikatlerini anlatıyor, başka imani konular da anlatıyor, doğru söylemiş. Yöntem olarak doğru. Ama bayağı iyi bilir Mehdi (a.s)’ın çıktığını. Yani en iyi bildiği konulardan bir tanesidir. Onun özel kendi araştırmaları da var. Açıklasa yer yerinden oynar. Ama söylemez, söylememesi gerekir. Onun için bir kısım kardeşlerimizin böyle bakış açısı içinde olmasını, o kadar da kınamamak lazım. Gerçeği biz sürekli anlatalım, onlar da bilsinler, biz de bilelim, onlar anlamazlıktan gelebilirler, bir mahsuru yok ama bu kasıtla yapıyorsa yani Mehdi (a.s)’ı gizlemek kastıyla, Mehdiyet’in önünü açmak ve zor durumda kalmamak kastıyla yapıyorsa, bu olur. Çünkü “ben nasıl açıklayacağım” diyorsa, ama bizim öyle bir problemimiz yok. Ben Mehdi (a.s)’ı anlatırım. “Öncüsüyüm” diyorum. İnsanlar arasınlar. Ben nasıl arıyorsam, onlar da arasınlar. Ama bu beni durdurmuyor. Bana bir zarar vermiyor. Ama o güzide toplulukta, belki tedirginliğe vesile oluyor olabilir. Fethullah Hocamızın bir daha o konuşmasını yayınlayın yani çok açık, sarih.
VTR-Fethullah Gülen Hoca Efendi, Hz. Mehdi (a.s)’ı Anlatıyor.
ADNAN OKTAR: Fethullah Hocamızın konuşması açık yani ben defalarca açıkladığım için bir daha şerh etmeye gerek duymuyorum. Ama zaman zaman evlerde kalan kardeşlerim, Fethullah Hocamızın bu konuşmasını dinletirlerse, yani çok sarih ve çok açık. Anlaşılmayacak gibi değil.
“Selamun Aleykum Muhammed Adnan Hocam. Ellerinizden öperim.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Kardeşimin bel fıtığı var, yerinde duramıyor. Dua ederseniz inşaAllah, Erhan” diyor. Bel fıtığında genellikle sinirden oluyor. Çok gergin, stresli olan insanlarda oluyor. İşin doğrusu bu kardeşimizi bu kadar kıvrandırmaya da gerek yok. Eğer ilerlemişse ameliyat ettirsinler. Kolay oluyor ahir zamanda, teknoloji iyi. Yani acı çekmesine gerek yok.
Başka hazır videolarımızdan neler var? Afganistan’ı dinleyeyim.
VTR-Afganistan’ın İşgali.
ADNAN OKTAR: Erhan anladın değil mi? Kardeşini yarın doktora götürün, baksınlar. Bazen fizik tedaviyle çok uğraştırıyorlar böyle vakalarda, kıvrandırıyorlar altı ay, yedi ay, sekiz ay, ondan sonra “gel ameliyat edelim” diyorlar. O kadar acı çektirmeye gerek yok. Yerinde duramayacak derecedeyse ilerlemiş demektir. Konuşun, kısa sürede yaparlar ameliyatını. Yalnız diskte bozulma varsa bazen o diski alıyorlar, fakat o haliyle de bırakıyorlar. Yani o zaman yine kemik sürter. Araya suni disk konması gerekir. Yani o biraz daha emekli oluyor, ondan kaçınıyorlar. Aslında ondan kaçınmamaları gerekir. Zannediyorum platinden yapılıyor. O çok rahat eder o zaman. Öbür türlü sorun çıkar. Yani bildiğimiz kadarıyla, naçizane bir bilgi olarak bildiriyorum. Bence eğer ilerlemişse ameliyat olsun. Diskte çok tahribat olduysa, suni disk konsun ve böylece konu hallolsun, çok rahat eder inşaAllah.
“Selamun Aleykum canım Hocam.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Hadiste bahsedilen sarıklı mürşid, Sayın Şeyh Nazım Kıbrısi Hocamız olabilir mi? Saygılar Haydar.” Yani benim de kastettiğim o zaten inşaAllah. Herkes de anlamıştır. Çünkü sarığı en güzel saran o, en muhteşem şekilde sarığı kullanan o. Şeyh Ahmet Yasin Hocamız da çok güzel ama gördünüz Şeyh Nazım Hocam, nasıl heybet veriyor. O güzelliğe nasıl yakışıyor ve renkleri de çok güzel. Sarığın hakkını veren odur, onu da söyleyeyim bu ahir zamanda, Şeyh Nazım Hocamdır. “Sarığın içinden bir adam” diyor. Bakın “sarığın içinden bir adam” sarık onu sarmış bir adam. Mehdi (a.s)’ı da en çok müjdeleyen Şeyh Nazım Hocamızdır, başka varsa söyleyin. Yani bizim dışımızda, ki benim sarığım yok. Eskiden sarık takıyordum ilk yıllarda, şu an kullanmıyorum, yani evde, namaz kılarken. Ama Şeyh Nazım Hocamızın durumu hakikaten çok harikadır. Mesela ben dedim ki, “kutubtur” dedim, hakikaten kutup. Ama şimdi hadisi de okuyunca çok hayret ettim, hakikaten hadis ona bakıyor, Şeyh Nazım Hocamıza bakıyor. Ben onu gizli tutmak istemiştim, şimdi sorunca herkes madem anlamış, demek ki pek de gizli değil, açıkça söyleyeyim, o, yani net ondan bahsediyor. Yani Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadiste belirttiği kişi o, Allahualem o. Çünkü bir kere sarığa en çok sahip çıkan odur, en güzel sarık saran odur, sarık en çok yakışan o ve “sarığın içindeki adam.” Çünkü sarığı sarıyor bir de ayrıca sarkıtıyor sarığı, hakkı öyledir onun yani aşağı doğru sarkıtıp, arkasından omzuna alıyor. Yani gerçek şekli odur. Tam sünnete uygun olanı yapıyor. Ve sarığın içindeki adam kişi, o mübarek insan, Mehdi (a.s)’ı müjdeliyor. Talebeleriyle de, Ahmet Yasin Hocamız’la da, diğer talebeleriyle de müjdeliyor, net ve açık o ben söyleyeyim, Allahualem. Zaten ahir zamanda Şeyh Nazım Hocamızdan, hadislerin bahsetmesi son derece makul. Çünkü çok önemli bir insan ve böylece de bu açığa çıkmış oldu inşaAllah.
“Kadir Andırın, Hocam” diyor, “eleştirileriniz güzel ama eleştiri yaptığınız kişilerin ilmi sizden daha fazlaysa, eleştiri yapmamanız gerekir” diyor. O zaman Kadir, bizim tamamen susmamız lazım. Olur mu öyle şey? Şimdi çıkıyor o Darwinist teyze çıktı ya, evrim konusunda muazzam bilgisi var ama saçma bilgiler, yanlış. Ben onu tek bir noktada vuruyorum, bütün bilgisi çökmüş oluyor. Mesela Cübbeli çıkıyor, hakikaten hurafe bilgisi de çok muazzamdır, onun kadar hurafe bilen dünyada yoktur. Hurafe uzmanıdır. Ayet, hadis bilgisi de vardır ama hadisleri de dar biliyor. Ve çok fazla ispat ettim, birçok hadisi yanlış biliyor. Yanlış yorumluyor, kelime lügat bilgisi de eksik, onu da ispat ettim, gösterdim. Yok diyorsanız, ispat edin diyorsanız bir daha anlatayım detay vererek. Alenen kendi konuşmalarını gösterebilirim. Lügat bilgisi eksik. Arapça’ya vakıf değil. Ve onun sonucunda da yanlış bilgiler sunuyor insanlara. Veyahut mesela çıkıyor gazeteci arkadaşlar var, kültürlü insanlar ama yanlış. Bir konuşma yapıyorum, bütün bilgisi çökmüş oluyor. O zaman bilginin çokluğu değil, ne önemli olmuş oluyor? Hikmet önemli olmuş oluyor. Hikmet verilene çok şey verilmiştir, Kuran ayeti var inşaAllah. Hikmet esastır. Hatta Kuran’da, ben ismi geçen kişileri tenzih ederim, Allah onları “kitap yüklü eşeğe” benzetiyor. Eşeğe bayağı bir kitap yükleyebilirsin. Mesela 200 kilo, 300 kilo, eşek taşıyabilir kitabı. Ama eşeklikten çıkmıyor. Yine eşek, yine eşek. Yani kafası çalışmıyor, eşek kafalı oluyor. Ama taşıdığı kitaba bakarsan, çok fazla kitap var, bilgisi var ama eşek. Ben burada ismi geçen kişilerin hepsini tenzih ediyorum, zannederim Kadir gerekli bilgiyi almışsındır inşaAllah. Ama eksik diyorsan, yine yaz, yine cevaplandırayım.
“Selamun Aleykum Seyyid muhterem Adnan Hocam.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Hz. Mehdi (a.s) zamanında, diğer mübarek şeyh, alim, tarikat ve cemaat önderlerine, mübarek zatın ve Hz. Mesih’in kim olduğu Cenabı Hak tarafından bildirilecek mi?” Tabii ki anlarlar. Yani ilhamla hissederler, vicdanen hissederler. Mesela biz temiz, dürüst insanı nasıl anlıyoruz, nasıl fark ediyoruz değil mi? Farz edelim Erbakan Hocamız; bütün Müslümanlar herkes sever. Nereden anlıyoruz? Anlıyoruz işte. Konuşmasından anlıyoruz, yüzünden anlıyoruz, üslubundan anlıyoruz, bir şekilde anlıyoruz. Şeyh Nazım Hocamızı nasıl anlıyoruz? Candanlığından, samimiyetinden, elindeki yüzündeki nurdan, efendiliğinden, hikmetli konuşmasından, birçok şeyden anlıyoruz. Anlaşılmayacak gibi olmuyor. Mehdi (a.s) da öyle anlaşılır. Niye anlaşılmasın? Ama zamanla daha iyi anlaşılacaktır. “Mehdi (a.s) yanılır mı?” Ahkamda masumdur Mehdi (a.s). Hata yaptığı zannettiğin yerde yine doğrudur. “Ahkamda masum” olduğunu Peygamberimiz (s.a.v.) belirtiyor. “MaşaAllah sizlere, Selamun Aleykum Hocam, Osman. Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu.
“Allah’ın Selamı üzerinize olsun” diyor. Yalnız üsluptan anlaşılıyor dinden, üsluptan o kadar nasiplenmediği kardeşimizin. “Kuran’ı Kerim’in hangi bölümünde Türk İslam Birliği geçiyor. Ne kadar vakitten beri arayıp, araştırıyorum, bana lütfen bir cevap. Selamlarla Kemal.” Bir kere Kemal, Türk İslam Birliği eşittir İttihad-ı İslam yani Müslümanların birliği. Nerede mi geçiyor, Kuran’ın bütününde geçiyor, her yerinde. Nereye bakarsan bak. Bismillah Kuran’ın herhangi bir yerini açıyorum, buyurun. Bismillah.
İsra Suresi, 4. Ayet, “Kitapta İsrailoğulları'na şu hükmü verdik: "Muhakkak siz yer(yüzün) de iki defa bozgunculuk çıkaracaksınız ve muhakkak büyük bir kibirleniş-yükselişle kibirlenecek-yükseleceksiniz. Nitekim o ikiden ilk-vaid geldiği zaman, oldukça zorlu olan kullarımızı üzerinize gönderdik de (sizi) evlerin aralarına kadar girip araştırdılar. Bu yerine getirilmesi gereken bir sözdü.”Bu nedir bu? Allah’a, İslam’a, Kuran’a zıt yani o devirdeki Allah’ın hükmünü yapmayan kavme, Allah’ın bir karşı hareketi harekete geçirmesi. “Sonra onlara karşı size tekrar 'güç ve kuvvet verdik', size mallar ve çocuklarla yardım ettik ve topluluk olarak sizi sayıca çok kıldık.Eğer iyilik ederseniz kendinize iyilik etmiş olursunuz ve eğer kötülük ederseniz o da (kendi) aleyhinizedir. Sonunda vaad geldiği zaman, (yine öyle kullar göndeririz ki) yüzlerinizi 'kötü duruma soksunlar', birincisinde ona girdikleri gibi mescid (Kudüs)e girsinler ve ele geçirdiklerini 'darmadağın edip mahvetsinler.” Bu da 2019 tarihini veriyor. Bu Allah’tan bir tehdittir. Eğer deccallik yaparsanız, Mehdiyet’i size musallat ederim diyor Allah. Buradaki anlatım bu. Anlaşılmayacak gibi değil. “Ama samimi olursanız, Hakk’a dönerseniz, Allah’ı severseniz, size bereket, bolluk ve güzellik veririm” diyor Allah.
Nahl Suresi 120. Ayet “Gerçek şu ki İbrahim bir ümmetti.” Tek başına bir ümmetti diyor. “Allah'a gönülden yönelip itaat eden bir muvahhiddi ve o müşriklerden değildi. “O’nun nimetlerine şükrediciydi ve Allah onu seçti, doğru yola iletti.” 2002 tarihini veriyor. “Sonra sana vahyettik: "Hanif (muvahhid) olan İbrahim'in dinine uy. O, müşriklerden değildi.” Hz. İbrahim (a.s)’ın dinine uy. Bu ne demek? Yine bütün Müslümanların birlik olmasını isteyen bir Kuran ayeti. Hz. İbrahim (a.s) gibi olun diyor. Bütün dünyaya sesleniyor Cenab-ı Allah. Hepsinin Hz. İbrahim (a.s) gibi olmasını söylüyor. “Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır.” Nedir bu? Mehdiyet’tir. “ve onlarla en güzel bir biçimde mücadele et.”Şefkate, sevgiyle, akılla, bilimle mücadele et. “Şüphesiz senin Rabbin yolundan sapanı bilendir (deccallik yapanı bilendir) ve hidayete ereni de bilendir.” Mehdi (a.s) olanı da bilendir. “Sabret; senin sabrın ancak Allah(ın yardımı) iledir. Onlar için hüzne kapılma ve kurmakta oldukları hileli-düzenlerden dolayı sıkıntıya düşme.”Burada da Mehdiyet ile deccaliyetin mücadelesi anlatılıyor işte. “Şüphesiz Allah korkup-sakınanlarla ve iyilik edenlerle beraberdir.” Hangi korkup sakınanlar? Bütün dünyadaki korkup sakınanlar. Belirli bir grubu mu kastediyor Allah? Hepsini kastediyor. “Şüphesiz Allah korkup-sakınanlarla ve iyilik edenlerle beraberdir.”Yani Mehdi (a.s) topluluğuyla beraberdir anlamına gelir bu inşaAllah.
“Gerçek şu ki, İbrahim (tek başına) bir ümmetti.”Demek ki, Müslümanların, Allah ümmet olarak, toplu olarak birlikte olmasını istiyor. Ve bütün dünya tek bir ümmet olacak. Türk İslam Birliği’nin anlamı budur. “Nerede diyorsun” İşte al, bak. Ama hikmet gözüyle, akıl gözüyle bakarsan görürsün.
ALTUĞ BERKER:Ali İmran Suresi, 103. ve 105 ayetler. Şeytan’dan Allah’a sığınırım. “Allah'ın ipine hepiniz sımsıkı sarılın. Dağılıp ayrılmayın.”
“Kendilerine apaçık belgeler geldikten sonra, parçalanıp ayrılan ve anlaşmazlığa düşenler gibi olmayın.”
ADNAN OKTAR:Ama Nur Suresi’nin 55. ayetine bakarsa kardeşimiz, benim dediğimi tam anlamış olacaktır. Nur Suresi’nin 55. ayetine baksın, İnşaAllah.
SUNUCU:Bizi yarın 22:00’dan itibaren, Aksu Tv, Kaçkar Tv, Mavi Karadeniz Radyo, www.HarunYahya.Tv’den takip edebilirsiniz.
Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...